Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

İBB Başkan adayı olarak katıldığı programda, yürüme ve bisiklet yollarıyla milletimize sunduğumuz Salacak Sahili için “metruk durumda” demişti Ekrem Bey. Şaşkınlık içinde alttaki ilk videoyu paylaşmıştık. 2. video ise bugünden, güzelim yer şimdi gerçekten metruk durumda! 2019 ve 2023’ten olan bu 2 video, şehrimizin içinde olduğu durumu tariflemek açısından...

541,095 Aufrufe • vor 3 Jahren •via X (Twitter)

10 Kommentare

Profilbild von omer faruk basar
omer faruk basarvor 3 Jahren

Akparti in yaptığı her hizmeti Bozmaya, yıkmaya gelmis Özellikle şu an faaliyet de akpartili belediyelerin bölgelerinde halkın yararına olan hizmetleri bilinçli Bir şekilde ya engellemeye yada bozmaya çalışıyor Yunan boşuna demedi "bizden" diye

Profilbild von Ayşe Hatun
Ayşe Hatunvor 3 Jahren

İzleyin İstanbul'u salacaktan, seçime 3 gün kala sunacaktır Ekrem başkan salacak projesini :))

Profilbild von Hakan İlter
Hakan İltervor 3 Jahren

Başkan bey.. Kuşkonmaz camii yanında bulunan kafe kim yada kimler tarafından korunup kollanmakta

Profilbild von İstanbul Eminellerde
İstanbul Eminellerdevor 3 Jahren

Ekrem başkan doğru söylüyor berbat haldeydi o sahil yolu Ekrem başkanımız orayı düzenliyor dürüst olun dürüst. Bak eskiden yüzen minibüsler vardı Üsküdar’da artık yok tarih oldu İmamoğlu sayesinde 20 yıldır yapmadığınız altyapıyı 3 yılda yaptı.

Profilbild von 🇹🇷MuRaT=SaĞLıK🇺🇦
🇹🇷MuRaT=SaĞLıK🇺🇦vor 3 Jahren

Çökme tehlikesi olan bölümleri onarıyor. Döneminizde ruhsatsız, çöküşmüş yapıları yıkıyor. Çürümüşlüğün izlerini düzeltmeye çalışıyor. Rahatsız olduğunuz belli, biz anlıyoruz olanları…

Profilbild von ertuğrulgazi
ertuğrulgazivor 3 Jahren

Adamın İstanbul'la ilgisi yok. Derdi bir şekilde Ankara'ya kapağı atmak.

Profilbild von Sinyore Sathoşhi🐝
Sinyore Sathoşhi🐝vor 3 Jahren

Hilmi bey hayırdır İBB başkanlığına mı oynuyorsunuz. Tevfik başkan mola verdi size mi devretti Ekrem başkanı. Üsküdar sahilinin güzelliğine meraklıysanız kaçak kafelerin yıkımına engel olmasanız da millet sahilden rahat rahat yürüsün. Yapmayın Allah var ölüm var.

Profilbild von Ozlem.Bakkal
Ozlem.Bakkalvor 3 Jahren

İstanbul’un güzelim yerine @uskudarbld KAFEKONDULARIN konumlanmasına izin verdi ama Hİlmi Bey.Siz halka ait olan o güzelim yerleri KAFEKONDU sahiplerine nasıl sahiplendirdiniz bunu açıklar mısınız?

Profilbild von Erdem Kozan
Erdem Kozanvor 3 Jahren

Salacak ile Kuzguncuk görüntülerini harmanlayıp arasında 5km mesafe olan iki inşaatı "Salacak" diye montajlamak yakıştı mı başkan?

Profilbild von Hayati Kar
Hayati Karvor 3 Jahren

Hilmi bey, Ümraniye'den taşıma oylarla kazandığınızı biliyoruz ve İstanbul'da kaybedilecek belediyelerin ilk başında olmanıza rağmen bırakın karşıda ki ist şeysini kendi işine odaklan hizmet et ve çalıştırdığın işçiye hakkaniyetli şekilde hakkını ver. KAYBEDECEKSİN

Ähnliche Videos

UĞRADIĞIM SALDIRI İLE İLGİLİ TÜM DETAYLARI AÇIKLIYORUM: Akıllarınca beni küçük düşürmek için beş kişinin saldırısından kaçtığım videoyu paylaşarak, kaçmış olmamla alay ediyorlar. Oysa aklı olan ve strateji bilen biri beş kişiyle kavgaya girmek yerine kaçması gerektiğini bilir. Akiller buna mantık, aptallar korkaklık der. Dün o meydanı çeken kameraları aramak için aynı mekana gitmiştim fakat alanı çeken kamera bulamamıştım. Allah'ın sevgili kuluyum ki bizatihi kendi elleriyle çektiği videoyu paylaşarak aradığım delili tam da onlar bana sağladılar. Benim çekmiş olduğum videoyla bunu birleştirdiğimde bütün taşlar yerine oturuyor. Bu saldırının planlı, örgütlü ve organize bir şekilde yapıldığı çok net bir şekilde görülüyor. Savcının tespitini kolaylaştırmak adına altın değerinde bir video kaydı. Şimdi akıl ve mantıkla düşünülebilen herkese önce videoyu izlemelerini sonra şu soruyu sormalarını istiyorum: - Tam da bana saldırdıkları o 30 saniyede, herhangi biri neden tuvaletin giriş kapısını tam da bizim olduğumuz kısmı tam da o an gizlice video kaydına alır? Emir aldığı yere saldırının başarıyla tamamlandığını bildirmek için mi? Kendi çektikleri ve paylaştıkları videoyu bile net idrak edemeyenler ve avaneleri videoda sadece 1 kişinin bana saldırdığını iddia ediyor ama yavaşlatılmış kısımda net bir şekilde görüyorsunuz ki biri beni ısrarla tutup tuvaletin içine çekmeye çalışıyor. Benim bizatihi çektiğim videoda hepsinin yüzü net. Amaçları sessiz ve ıssız olan o kısımda grup halinde beni orada linç etmek idi. Tam kaçtığım sırada önümü kesip dizime tekme atan ikinci kişide çektiğim videolarda çok net görünüyor. Kameraya çeken kişi ve olası kaçma ihtimalini hesap ederek sağ taraftaki merdiven çıkışında iki kişi hazır bekliyordu. Zaman, mekan, plan, senaryo ve kamera herşey önceden hazırlanmıştı. Şimdi yapılan saldırıyı meşrulaştırmak ve duyarlı insanların bu saldırı karşısında bana olan desteğini kırmak için bugün aşağılıkça bir dezenformasyon uydurdular: "Azad evli bir kadının fotoğrafını çektiği için, kocası tarafından saldırıya uğradı" şeklinde. Tam da bu zihniyetin IQ seviyesinde ve ahlaksızlıkta bir argüman. Şayet anlattıkları gibi ise bahsi geçen o kadın kim? Neden hâlâ ismi ve resmiyle ortaya çıkmıyor? Bana saldıran kocası kim, ismi, resmi ikameti neresi ? Newroz alanında birinin karısını rahatsız ediyorsunuz, sosyal medyada herkes onun karısı üzerinden bir olay konuşurken adam olan ortaya çıkıp konuşmaz mı? Hikayenin senaristi bunamış bir Yeşilçam Klasikleri emeklisi olsa gerek. İşte bunlardaki senaryo mantık ilişkisi ancak bu kadar. Hayatlarında hiç kitap okumadıkları için hikaye akışı ve mantık ilişkisinden bihaberler. "Biz bir yalan uydurur ortaya atarız herkes de sorgulamadan buna inanır düşüncesi ile uydurulmuş bir zırva. Seviye bu. Önemli nokta: Kapıda bana saldıran esas kişinin kimliğini gizlemek istiyorlar, çünkü bir piyon gibi şiddet eylemi için kullandıkları o şahsın İsviçre'ye yaptığı iltica başvurusu red edildi ve sınır dışı kararı verilip kelepçelenerek Hırvatistan'a gönderilmişti. Nedenini yazmayacağım. Dava süreci bittiğinde açıklarım. Yani bana ilk saldıran ve olayı başlatan şahıs büyük ihtimalle İsviçre yargı sistemini hiçe sayarak, gruptakilerden birinin evinde illegal bir şekilde saklanıyor ve kaçak kalıyor. İsviçre'de bir resmiyeti olmadığından saldırı için kapı önüne özellikle onu koymuşlar. Bu şahıslar hakkındaki tüm detaylı bilgileri de, yapılan bu saldırının ahlaksızlık ve vandallık olduğunu idrak eden en yakınındaki arkadaşları ve dostları bana ulaştırdı. Kötünün dostu yoktur.

Azad Penaber

188,724 Aufrufe • vor 1 Jahr

Dün İttifak Olan, Bugün Tuzaktır İbrahim Halil Baran 13 Temmuz 2025 Deniyor ki, 2014 yılında Selahattin Demirtaş, “Ver başkanlığı, al özerkliği diyenler kusura bakmasın; biz demokrasi için mücadele ediyoruz” dediğinde ona kızıyor ve neden Tayyip Erdoğan ile AKP arasında bir Kürt ittifakı kurulmadığına öfkeleniyordunuz. Şimdi ise Öcalan, tam da o günlerde savunduğunuz biçimde Erdoğan’la bir ittifak kurmaya çalışıyor ve bu kez yine karşı çıkıyorsunuz. Elbette haklı bir serzeniş gibi görünebilir ama durum aslında böyle değil. Peki ama neden? Çünkü o günün koşulları farklıydı. Erdoğan, o dönem Ergenekon, Ötükenciler ve Fethullahçılara karşı ciddi şekilde zayıflamıştı. Onu ayakta tutabilecek yegâne güç, Kürtlerle kurulacak bir ittifaktı. Karşılığında ise Kürt özerkliğini tanımaya ve Kürtlerle ortak hükümet kurmaya hazırdı. Devlet içindeki klikler arası güç dengesi, Erdoğan ile Kürtler arasında bir ittifakı zaruri hale getirmişti. Ancak o dönemde Kürt siyasetini yönlendiren aktörler bu tarihi fırsatı yeterince kavrayamadı. Bu fırsatı değerlendirmek yerine heba ettiler. Halbuki çözüm sürecinde zaten güçlü bir konumda olan Kürtlerin eli, bu ittifakla daha da güçlenecek, hükümet ortağı haline geleceklerdi. Ama bunu yapmadılar ve ardından çözüm süreci de akamete uğradı. Durumu doğru okuyan Ötüken çizgisi ise Devlet Bahçeli’yi Erdoğan’la buluşturdu. Ergenekoncular da, Fethullahçıların ve Kürtlerin tasfiyesi karşılığında bu yeni güç dengesiyle anlaştı. Selahattin Demirtaş bu yanlışın günah keçisi ilan edildi ve hâlâ Edirne Cezaevinde bu tarihsel hatasının bedelini ödüyor. Öte yandan siyasi manevra kabiliyeti yüksek ve Türkiye içindeki dengeleri okumakta son derece başarılı olan Öcalan, bu gelişmeleri erkenden fark ederek Erdoğan’a destek verdi. Sonuçta Erdoğan, Fethullahçıları tamamen tasfiye etti. Eski Ergenekoncuların bir kısmını, örneğin Doğu Perinçek, Hulki Cevizoğlu, Levent Ergün, Hasan Atilla Uğur, Nedim Şener ve Mehmet Ali Çelebi gibi küçüklü büyüklü isimleri yanına aldı. Daha önce meydanlarda kendisine “ip atan” ve 17-25 olayları çerçevesinde Erdoğan'ı hırsız olarak suçlayan Bahçeli ile de bir araya gelerek, halen de iktidarda bulunan Cumhur İttifakı’nı ilan etti. Sonrası sizin de mâlumunuz; Kürtlerin şehirleri yerle bir edildi, ben de dahil olmak üzere Kürt siyasiler tutuklandı, işkence edildi ve Kürtlerin seçtiği tüm belediyeler ellerinden alındı. Bugün ise tablo çok farklı. Ne Kürtler eski güçlerinde, ne de Erdoğan, Kürtlere özerklik teklif edecek kadar zayıf. Her ne kadar Türkiye, ekonomik olarak zor bir zamandan geçse de bu süreçte Erdoğan, siyasi olarak çok güçlü; Ergenekon ve Ötüken çevresiyle ittifak halinde, muhaliflerini sindirmiş durumda ve ülkenin kurucu partisi CHP’yi bile zayıflatmayı başardığı görülüyor. Yargıyı bir silaha dönüştürmüş olan Erdoğan, CHP'nin kendisinin karşısına dikebileceği en güçlü cumhurbaşkanı adayını bile hapse tıktı ve bununla yetinmeyerek CHP'nin belediyelerine bile el koyuyor. Öcalan ise bu yeni süreçte, İsrail’in bölgesel yükselişini bir fırsat olarak görüyor ve oyunu kendisinin de dahil olabileceği bir noktaya çekmeye çalışıyor. Oysa 2014’te Diyarbakır’da Mahsun Korkmaz’ın heykelini dikebilen PKK, bugün Türk milliyetçiliği açısından sembolik bir öneme sahip olan Cesene Mağaraları önünde silahlarını yakıyor ve fiilen yenilgiyi kabul ediyor. Kürtlere ise bugün, anadilde eğitim dahil olmak üzere hiçbir hak vaat edilmiyor. Ortada kalan tek tasarım, Kürtlerin Türklük içinde eritilmesi projesidir ve buna itiraz eden kimse yok. Sonuç olarak şartlar değişmiştir. O günle bugün aynı değildir. Dün Kürtler adına bir kazanım sağlayabilecek bir ittifak, bugün onları daha derin bir kuşatma altına sokma riski taşımaktadır. Bugün Kürtlerin yapması gereken, yalnızca Türkiye ile diğer bölgesel ve küresel güçler arasındaki çelişkilerden yararlanmak değil; aynı zamanda Türkiye iç politikasında da Erdoğan’a teslim olmak yerine, onun çevresinde toplanan güç merkezini dağıtmaya yönelik bir siyasi strateji geliştirmektir. Türkiye’de ne zaman bir klik, diğer tüm klikleri tasfiye ederek tek hâkim güç haline gelirse, bu durumun ilk hedefi her zaman Kürtler olur. Bu da genellikle ağır bir yenilgiyle sonuçlanır. Bu nedenle Kürtler açısından Türkiye iç siyasetinde belirleyici olan şey, klikler arasındaki güç çelişkilerini ustalıkla kullanmak ve her birini kendilerine muhtaç hale getirecek dengeli bir pozisyon oluşturmaktır.

ibrahim halil baran

32,599 Aufrufe • vor 1 Jahr

Fenerbahçe Yöneticisi Yusuf Buğra Tanık'ın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı’nı yaptığı Nata Holding, Milas'ta hayata geçecek olan projeden elde edilecek gelirle Fenerbahçe'ye katkı sağlayacak. İşte projenin detayları;👇🏻 “Göreve geldiğimiz günden bu yana Başkanımız Sn. Aziz Yıldırım’ın liderliğinde Yönetim Kurulumuz ile birlikte Fenerbahçemizin sportif başarısının yanında ekonomik olarak daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması için yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Bu süreçte bizlere güvenen ve önümüzü açan Başkanımız Sn. Aziz Yıldırım’a ve Yönetim Kurulu’ndaki değerli çalışma arkadaşlarına ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Bugün de sizlere bu anlayış doğrultusunda üzerinde çalıştığımız ve Fenerbahçemizin marka gücünü yeni ve sürdürülebilir gelir modeline dönüştürmeyi hedeflediğimiz önemli bir proje hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Projemizin şu an için kullandığımız çalışma adı COVE 1907. İsim ve marka çalışmalarımız devam ediyor. Nihai proje ismini önümüzdeki süreçte tekrardan netleştireceğiz. Projemiz Muğla Milas Kıyıkışlacık’ta denize sıfır yaklaşık 586 bin metrekarelik çok özel bir arazi üzerinde geliştirilecek. Aynı zamanda konumu itibarıyla da önemli bir avantaja sahip. Milas-Bodrum Havalimanı’na yaklaşık 10 dakika mesafededir. Planlamamızda yaklaşık 1907 adet anahtar bulunuyor. Bu sayının 1907 olarak belirlenmesi de elbette Fenerbahçemiz için ayrı bir anlam taşıyor. Projede farklı ihtiyaçlara sahip 2+1, 3+1, 4+1, 5+1, 6+1 özel havuzlu villalarda yer alacak. Bunun yanında yaklaşık 500 yat kapasiteli bir marina üzerinde de ayrıyeten çalışıyoruz. Ayrıca otel, okul, sağlık hizmetleri, golf alanı ve çeşitli sosyal, sportif ve ticari fonksiyonlarla burayı yalnızca bir konut projesi değil 4 mevsim yaşayan kapsamlı bir yaşam destinasyonu haline getirmeyi hedefliyoruz. Bugün bahsettiğim teknik detayların bir bölümü halen planlama aşamasındadır. Proje geliştirme sürecinde nihai halini alacaktır. Ancak burada özellikle altını çizmek istediğim asıl konu Fenerbahçe açısından oluşturduğumuz modeldir. Fenerbahçe bu projenin yatırımcısı değildir. Projeye herhangi bir sermaye koymayacaktır. Herhangi bir kredi, finansman ve inşaat veya satış riski üstlenmeyecektir. Projenin geliştirilmesi, finansmanı, inşaatı ve satışına ilişkin tüm sorumluluk yatırımcı şirkete ait olacaktır. Fenerbahçemizin ortaya koyduğu değer ise adı, marka gücü, iletişim imkanları ve milyonlarca taraftarımızın oluşturduğu büyük camiadır. Bunun karşılığında kulübümüze yapılacak katkı da gerçekleşen satış ve tahsilatlarla bağlantılı olarak sözleşmemizde açıkça belirlenen esaslar çerçevesinde Fenerbahçemize aktarılacaktır. Sözleşmenin mali detaylarını ve rakamlarını burada uzatmak istemiyorum. Gerektiği takdirde Başkanımız bu konudaki detayları da sizinle paylaşacaktır. Ama modelimizin özünü tek cümleyle ifade etmek isterim. Fenerbahçe'nin kasasından bir lira çıkmadan, herhangi bir yatırım veya inşaat riski üstlenmeden Fenerbahçe'nin marka gücünü kulübümüze önemli ve sürdürülebilir bir gelir kaynağına dönüştürmek istiyoruz. Üstelik bunu sadece ticari bir proje olarak da görmüyoruz. Yüksek Divan Kurulu üyelerimizden kongre üyelerimize, temsilci üyelerimizden Fenerbahçe camiasının farklı kesimlerine kadar Fenerbahçelilere özel öncelikler, kampanyalar ve avantajlar oluşturmayı planlıyoruz. İstiyoruz ki bir Fenerbahçeli bu projeden bir konut aldığında yalnızca kendisi ve ailesi için değerli bir yatırım yapmış olmasın, aynı zamanda kulübüne de ekonomik katkı sağladığını bilsin. Fenerbahçe'nin gücü yalnızca sahadaki başarılarından değil, milyonlarca insanı aynı aidiyet duygusu etrafında bir araya getirebilen eşsiz camiasından ve marka değerinden geliyor. Bizim görevimiz de bu büyük değeri korumak ve doğru modellerle Fenerbahçe için kalıcı ekonomik değere dönüştürmek. Bu projeyi de bu anlayışın önemli adımlarından biri olarak görüyoruz. projenin Fenerbahçemize, büyük Fenerbahçe ailemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum."

Siyah Çoraplılar

54,538 Aufrufe • vor 1 Monat

Burak Turna Roma'yı yenerkene. 🚨 Yanlış anlaşılmasın bu bir ifşa değil, asla desteklemediğim, posteri, duyurusu ve tişörtü yapılmış gerçek bir uyanış etkinliği. "Hunk Againts of Clup Rome" Fikirlerimin açıklaması: Burak Bey Roma'yı buralardan yenmeye seküler alanda savaşmak diyecek. Savaşın tümüne Allah'ın ayetlerini dahil etmemiz gerektiğine ise benim duruşumu Gölge değiştirmiş gibi yapacak. 🙂 Ben utandım. Allah'ın ayetleri olmasaydı size İslam'ın üzerine atılan uydurma bir din ile saldıran THE IMAM'ın yalanlarını çürütebilir miydik? O haksız saldırın yalanlarını kepaze edebilir miydik? Ayetler ile kendine din adamı diyen herkesi çürütebiliyoruz. Bu gücün farkında mısınız? Tekrar ediyorum: ALLAH'IN AYETLERİ SAHAYA İNDİRMEYEN VE ONLAR İLE HÜKMETMEYEN HERKES FASIKTIR, ZALİMDİR ve KAFİRDİR. Savaşın din alanı dediğiniz yer uyduruk, planlı gerçek bir Roma tasarımı olan paralel dinin ta kendisidir. Alıntıladığınız twite konu olan yalanları da ayetler ile yendik. Çürüttük ve tarihe gömdük. Umudun ne olduğunu da yakında görürsünüz zaten. Lozan ve Sevr aynılığı yüzünden her yerden kovulduk, onbinlerce küfür yedik. Niye? Çünkü çürütemediler. Ayetlerin hatrı yok öyle mi? Bu konuya girmemizin engellenmek istemesi bir plan olmasın yeter. Alıntıladığınız paylaşımda bir tek İtalya söyleminde kalmama kızdım. Sizin yüzünüzden o. Onu da Roma olarak düzeltiyorum. Geri kalanını aynen onaylıyorum. Burak Bey 21 yıldır kitap yazacak. Yirmibir yılın sonunda otuz ayrı düşman ile savaşıp bu çılgın etkinliklerden sonra "dur pardon, düşman Helen imiş" diyecek. "Hunk Againts of Clup ABD" "Hunk Againts of Clup VATİKAN" "Hunk Againts of Clup VENEDİK" "Hunk Againts of Clup İNGİLİZ" "Hunk Againts of Clup ROME" "Hunk Againts of Clup HELEN" Ben böyle bir zekanın ve birikimin düşmanı daha yeni buluyor olması ve din alanına geçtikten sonra Helen'e geçip bizimle bağları kendikendine kesmesini bir raslantı olarak görmüyorum. Benim kimseyle bir sorunum yok. Bana olan bu tavır nedir umrumda da değil. Kaldı ki Burak Bey'in 40'tan fazla kitabı var ve çoğunu okumadım. Bu konuda haklı. Şimdi sıra geldi o konuya. Umarım Hakikat isimli arkadaşta yaşadığım şeyleri bu konuda yaşamam. Benimle ilgili olmayar bir şeyi üstüme alındığımı söylüyor, ama paylaşımı bana özelden "Allah'ın ayetlerini savaşa dahil etme fikri söylemi çok zayıf ve kolayca çürütülebilir. Biz seküler alanda kalacağız" dedikten sonra yapıyor. Üstelik üzelden günlerce bu konudaki motivasyonumu kırıyor "eleştiri geldiğinde bunlara hazır ol" diye de ekliyor. İyi hazırlanmış mıyım? 🙂 Bu zehri bazı danışanlarım ve dostlarımdan da duyunca bende parçalar birleşiyor. Burak Bey fikir ayrılığımız yok diyor ancak belge istediğimizde bağlantıyı kesen bir duruşun yanında olmam. Bunlar yüzünden Lozan ve Sevr aynılığı ve 1909 ile ilgili duruşumu da bozmam. Aksi ispatlanana kadar da bu konunun destekçisiyim. Çünkü bu benim savaşımın da bir parçası. Kaldı ki Kur'an'ı Punk kültüründen gelip algılamak zor. Yanlış anlamayın konuya hakim olduğum için söylüyorum. Ben de fena horon oynarım. Arzular da şelaledir ancak toplumu ayağa kaldıracak yegane güç Kur'an ayetleridir. Lozan ve Sevr aynılığı gibi konular size yakışıyordu. Bu alanda da bize güvenmek ve sonuçlarını görmek yerine, moral bozmak, danışanları ve çevreyi etkilemek. desteklerini kesmek, taş koymak, işe yaramaz demek ve dalga geçerek düşülen bu durum hazin ve düşündürücü buluyorum. Ayrıca Helen meselesini dolaşıma soktuğu anda tüm düşman örgütler, Netflix senaryoları ve TRT bile tam bu noktada planlı bir şekilde devreye girdi. Ortalık Yunan söylemine döndü. Trabzon'dan bile Yunanistan'a gidip oradaki dernekler eliyle örgütlü içerik hazırlayanlar ile arka planda şu an ben uğraşıyorum. Kendisine açıktan karşı duruyor gibi görünmemek için özelden yazdım, belge ve bilgi istedim cevabı kesti ve hiç bir yanıt alamadım. Üstelik paylaşımlar ile laf soktu. Ona hala inanan dostlarımı aradım bana belge ve bilgi getirin, kendisinden cevap alamıyorum diye. Amacım kitaplarımı güncellerken işe yarar bir şey ise bunu da eklemek idi. 2 ay bekledim, kimse bu bilgilere kefil olmadı ve bir bilgi de getiremedi. İnanmadığım bir şeyin fikriyle de aynı fikirde olmam ve olmuyorum. Bu vesileyle Burak Bey'i savunacağım diye kalbini kırdığım herkesten özür diliyorum. 🙂 Kalbinizi belgelerin kendisi yüzünden kırmam gerekiyordu. Bir hatadır oldu. Reptilyan ve boyut kapıları anlatmaya geliyorum çekilin! 😂

Eray Hacıosmanoğlu

18,353 Aufrufe • vor 8 Monaten

- SON YAPILAN HİSSE SATIŞI VE FENERBAHÇEMİZİN FİNANSAL DURUMU HAKKINDA DETAYLI FİKİRLERİM: - 7-8 dakika ayırıp okumanızı rica ederim. - Öncelikle Fenerbahçemizin finansal durumunu ve geleceğini bence 3 MAJÖR BAŞLIKTA incelemek gerekiyor. 1) Futbol A.Ş şirketi ve futbol şubemizin durumu 2) Eski adıyla dernek yapımız ve amatör şubelerimizin durumu 3) Bankalar Birliğine olan borç ve yıllık faiz yükü - Başlayalım.. 1) Futbol A.Ş şirketimiz ve futbol şubemizin durumu - Şubemizin ve şirketimizin mevcut yıllık gelirleri bildiğim kadarıyla; - 70 milyon Euro üzerinde kombine ve maç gelirilerimiz olduğu söyleniyor (ki Futbol A.Ş şirketimizin bu sezon için tahmini gelirleri açıklandığında da bu rakam bu civardaydı ve tüm kombineler de satıldı), resmi ağızlardan son açıklandığı şekliyle senelik 27 milyon Euro Fenerium kârı ve gelirimiz var (EK FOTO 3), bunun haricinde sponsorluklar, UEFA, Türkiye yayıncı kuruluş, TFF ve iddia gelirleri ile toplamda yıllık 130-150 milyon Euro’ya yakın bir gelirimiz olduğunu tahmin ediyorum. - Yıllık 130-150 milyon Euro’luk bu gelir ile, şubemiz, operasyon giderlerini, oyuncu ve idari kadro maaşlarını, primlerini, vergilerini doğru bir yapılanma ile ödeyerek şampiyonluğa oynayacak kadroları her zaman kurabilir. - Bonservisle alınacak oyuncuları da sattığımız bonservisli oyuncu tutarı kadar alırsak futbol şubemiz bu gelirleri ile her zaman şampiyonluğa oynayacak durumda. 2) Eski adıyla dernek yapımız ve amatör şubelerimizin durumu - Amatör şubelerimizin, rakiplerimiz Galatasaray ve Beşiktaş’a göre gelirleri oldukça fazla. Özellikle Başkan ve yönetim tarafından yaratılan çok ciddi sponsorluklar var rakiplere nazaran. - Ancak Kulübümüz tarafından bir kaç sene önce açıklanan rakamlara göre, amatör şubelerde tüm gelir ve sponsorlara rağmen yıllık 20-25 milyon Euro civarında total bir zarar vardı. (EK FOTO 1) - Yine Kulübümüz tarafından Kasım 2024 YDK’da açıklanan rakamlar da halen 20-25 milyon Euro zararı söylüyor. (EK FOTO 2) - Senelik 20-25 milyon zarar ufak gözükse de, bu tip projeksiyonlar uzun vadeli yapılır. Biz 10 sene bu şekilde devam edersek 250, 20 sene devam edersek 500 milyon Euro ek zarar buradan Kulübümüz hanesine yazılır. - Sayın Başkan Aziz Yıldırım da 2012 yılında NTV’de katıldığı programda, 1998-2011 arası futbol harici branşların toplamda 100 milyon Euro üzerinde zarar yazdığını açıklamıştı. (EK VIDEO 4) 2011-2025 arası dönemde bu zarar çok daha artmıştır muhtemelen, çünkü hedefler, bütçeler hep büyüdü. - Özetle; bence amatör şubelere yeni bir finansal bakış açısı getirmek zorundayız, aksi durum sürdürülebilir gözükmüyor. - Zira, ileride her gelecek Başkan ve Yönetim hem kendi şirketlerinden bu sponsorlukları yaratamaz (ki bahsettiğimiz zararlar zaten sponsorlara rağmen) veya yıllık toplam zararı hibe ve geri alınmayacak borç olarak Kulübe veremez, o zaman da Fenerbahçe Başkan adayları bir kaç ismin dışına da çıkamaz. 3) Bankalar Birliğine olan borç ve yıllık faiz yükü - Kulümüzün en büyük finansal kamburu bu faiz yüküdür ! - Faaliyet alanlarımızdan; A) Futbol şube yıllık 0 zarar yazsa, ki bu gelirleri ile mümkün, B) Amatörler de camianın kabul etmesi zor ama 0 zarar olsa, BB’ne her sene 40-50 milyon Euro faiz ödemek zorundayız. - Bu yüzden Yönetimin BB’den çıkmak için hisse satmasını destekliyorum. Hisseler borsada işlem gören fiyata da yakın satılmış. 3 büyükler arasında en çok Kulüp hissesi de halen bizde. - Tek sorun %4.8 olayı ve ismin açıklanmaması. - Şeffaflık adına bunun açıklanması bence de gerekir. Bu eksiklik giderilmeli. - Buradan gelen para da BB faizi ve BB’ne ana para borcunu ödeyip çıkmak için kullanılacaksa (ki sadece bu para oradan çıkmaya asla yetmez, başka bir sermaye artışı ile veya stad ismi 10 senelik satılıp kırdırılıp veya başka gelirlerimizle kapatılacaksa) bence problem yok. - AMA EN BÜYÜK KAMBUR OLAN BB’DEN TEZ ZAMANDA KURTULMALIYIZ ! - Uzun bir yazı oldu, ama 3 MAJÖR FİNANSAL BAŞLIĞIMIZI ve geleceğimizi değerlendirmek istedim.

Metin Sipahioğlu

119,467 Aufrufe • vor 1 Jahr

2 GENÇ KADININ KATİLİ SEMİH ÇELİK'İN TELEFONUNDA TESPİT EDİLEN "INCEL" YAZIŞMALARI VE ELLIOT RODGER İLE OLAN BENZERLİK... 1997 yılında, Kanada'nın Batı Yakası'nda reel hayatta kendisini tam anlamıyla rahat hissedemeyecek kadar utangaç, içine kapanık genç bir kadın, yeni insanlarla tanışmak amacıyla forum sitesi oluşturdu. Bu platformda, reel hayatta cinsellik ve flört konularında kendisi gibi beceriksiz olan diğer insanlarla tanışarak arkadaş oldu. Başlangıçta bir kaç kişiden oluşan bu grup kısa sürede bir topluluk haline dönüştü ve kendilerine, "İstemsiz Bekarlık" adını verdiler. İlk zamanlar kadınlarla nasıl konuşulacağı, kadınlara nasıl yaklaşılacağı, nasıl flört edileceğini bilmeyen erkeklerin platformun kadın üyelerinden tavsiyeler aldığı bir yerdi. 1997'de platformu kuran ve "ReformedIncel" kullanıcı adını kullanan genç kadın, 2000 yılına kadar platformu yönetti ve 2000 yılında platformu üyelerden birisine devrederek bu mecradan uzaklaştı. 2005 yılında yeniden platforma geri döndüğünde yapılan paylaşımların kadınlara yönelik şiddet içerikli olması nedeniyle platformu kapattı. 2005-2014 yılları arasında bu tip platformlarda yazılan nefret içerikli paylaşımlar dışında reelde her hangi bir eylem gerçekleşmedi. Ta ki; 22 yaşındaki Elliot Rodger'ın 6 üniversite öğrencisini öldürüp 12 kişiyide yaraladığı, "Isla Vista Katliamı"na kadar. 1991'de İngiltere, Londra'da doğan Elliot'ın annesi hemşire babasıysa ünlü bir yönetmendi. Utangaç ve içine kapanık, sosyal iletişim kurmakta zorlanan bir çocukluk geçirdi. Elliot'ın hayatı, 6 yaşında ailesiyle birlikte Londra'dan Los Angeles'a taşınmalarından 1 yıl sonra annesi ve babasının ayrılmasıyla değişti. Annesiyle yaşamaya başlayan Elliot, yönetmen olan babasının Hollywood'dan bir aktrisle evlenmesinin ardından derin bir travma yaşayarak babasına karşı öfke ve kıskançlık yaşamaya başladı. Babasının yönetmen olmasından kaynaklı kariyeri ve zenginliğini kullanarak güzel kadınları elde ettiği düşüncesine kendisini ikna eden Elliot, zamanla bu düşüncesini ileride kadınlardan intikam alacak sapkın bir ideolojiye dönüştürdü. Öğrencilik döneminde sosyal çevresine karşı kendisini izole etmeye başlayan Elliot'ın bu davranışlarını fark eden ebeveynleri uyum sağlaması için bir çok okul değiştirsede bir sonuç alamadı. Hatta bir dönem ailesi tarafından evde eğitim alması sağlandı ama bu da bir netice vermedi. 2009 yılında Independence High'dan mezun oldu. Sosyalleşememe ve izole olma durumu üniversite hayatında da devam etti. Bir kaç okul değiştirdikten sonra Santa Barbara City Üniversitesine girdi ve 23 Mayıs 2014 akşamı yaşanacak olan katliamların kilometre taşları bu okulda döşenmeye başladı. Elliot, sosyal paylaşım platformu olan YouTube da kendi bloğunu açarak videolar paylaşmaya başladı. Aşağıda birleştirdiğim bazı videolarından da anlaşılacağı üzere reel hayatta cinsellik ve flört konularında kadınlar tarafından reddedilme duygusu, Elliot'ta intikam duygusuna dönüştü. Önce bir plan yaptı. Kurbanlarını tek tek dairesine getirecek, bıçaklayacak, kaynar suda işkence edecek sonra da kurbanlarının başlarını keserek arabasının camından atarak sokaklarda dolaşacaktı. Planı uygulayabilmesi için önce oda arkadaşlarını öldürmesi gerekiyordu. Cinayetlerine ilk olarak oda arkadaşı Weihan David Wang ile başladı. 37 yerinden bıçakladı. Ardından diğer oda arkadaşı Cheng James Hong'u bu kez 39 bıçak darbesiyle öldürdü. Sonrada oda arkadaşlarının arkadaşı olan George Chen'in odaya gelmesiyle onuda banyoya götürerek 94 kez bıçakladı. Planın birinci aşaması tamamlandı. Son olarak yurtun otoparkında saat 20:30 sularında arabasının içinde bilgisayarıyla uğraşırken göründü. Aslında bloğuna bir video yüklüyordu ve bu videonun içeriği yükleme işleminin bittiği saat 21:17 de anlaşıldı. Videoyu yükledikten 1 dakika sonrada yakınlarına, "Çarpık Dünyam" isimli manifestosunu toplu halde göndererek intikam alacağını ilan etti. Daha önceden gözetlediği kız yurtuna gitti ama kapı şifresini bilmediği için kapıyı açamadı. Bir kaç kez çalsada kapıyı açan olmadı ve buradan ayrılarak yolda gördüğü 3 kadına silahla ateş etti. 19 yaşındaki Veronika Weiss ve 22 yaşındaki Katherine Cooper, olay yerinde can verdi. Ardından yakındaki bir marketin önünden geçerken rastgele ateş açtı ve erkek bir şahsı öldürdü. Isla Vista cadde ve sokaklarında polisle girdiği kovalamacanın ardından arabasının içinde intihar ederek yaşamına son verdi. Olay sonrasında yapılan soruşturma kapsamında Elliot'ın "İstemsiz Bekarlık/Incel" platformlarına üye olduğu ve buradaki gruplardan da etkilendiği tespit edilirken "Incel Hareketi" ilk kez tehlikeli ve tehdit edici bir ideoloji olarak kabul edildi. Elliot, bu katliamdan sonra bir çok, "Incel Hareketi" platformunda kahraman ilan edildi. Tıpkı, 2 gün önce 19 yaşında 2 genç kadını katleden ve yapılan telefon incelemesinde üyesi olduğu bir grupta, "Incel" içerikli yazışmaların tespit edildiği katil Semih Çelik'in bazı platformlarda, "Kahraman" ilan edildiği gibi. Elliot tarafından gerçekleştirilen bu katliamdan sonra 2018'de kendisini, "Incel" olarak tanımlayan Alek Minassian, Toronto'da 11 kişiyi öldürdü ve 16 kişiyi yaraladı. Her iki olayı gerçekleştiren faillerin ruh hali, Fatih'te yaşanan olayın faili Semih Çelik ile neredeyse birebir aynıydı. Katil Çelik'in telefonunda tespit edilen, "Incel" şahıslarla ilişkisi oldukça önemli. Bu şahıslar genellikle sosyal paylaşım ve chat platformu olan, "Discord" üzerinde örgütleniyor ve iletişim kuruyorlar. İyi eğitim alamamış, doğru düzgün bir iş sahibi olmayan, ebeveynleri ve sosyal çevresiyle sorunlar yaşayan, sosyal medya platformlarında paylaşılan lüks hayatlara özenen, kadınlar tarafından beğenilmeyen ve reddedilen, bu reddedilişleri takıntı haline getiren kriminal tiplerin buluşma yeri, "Discord" gibi platformlar. Umarım en kısa sürede, "Incel Hareketi" içerikli platformlar tespit edilerek önce erişime engellenir ardından da incelenerek olası başka olaylara ve tehditlere karşı önlemler alınır.

Emre Ercis

49,401 Aufrufe • vor 1 Jahr

Narin'nin cansız bedeninin günlerce neden bulunmadığını ve delillerin nasıl karartılarak yok edildiğini bu görüntülere bakarak çok rahat anlayabilirsiniz... Salim Güran'ın avukatı Onur Akdağ'ın sosyal medya hesabında yaptığı bu açıklamalar tam bir skandal niteliğinde. Merak ediyorum T.C. Diyarbakır Valiliği'i ve Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı avukatın bu açıklamalarından sonra bir soruşturma açacak mı? Bu toplantıya katılanları gözaltına alacak mı? Kolluğun yapması gereken sorguyu Güran ailesi üyeleri yapmış ve bir de sorguladıkları adamı konuşmasın diye dövüyorlar... Bu gücü nerden alıyor bu adamlar? Salim Güran'ın Avukatı Onur Akdağ bir avukat olarak bu skandal açıklamayı yaparken bile gerçekleri ters düz etmek ve olayı çıkmaz bir hale sokmak için inanılmaz bir algı yapmaya çalışmış ancak bu kez duvara çarpmış... -Onur bey şöyle diyor: görüntüler Erhan Güran'ın evindeki güvenlik kamerasından alınmış. Bu görüntüler zaten dosyada var yeni ortaya çıkmış gibi lanse ediliyor demiş.. -Onur bey gerçekleri yazmak size zor geliyor değil mi? Madem sen yazmadın gerçeği ben sana yazayım herkes öğrensin: Evet bu görüntüler Erhan Güran'ın eve taktırdığı kameradan alınmış. Ama Jandarma 8 Eylül'de evde arama yaparken bu görüntüler Hard Disk'te yoktu silinmişti. Hard Disk içinde görüntüler silindiği için Jandarma bu hard Disk'i TÜBİTAK'a yolladı ve görüntüler orada geri getirildi. Bunu neden söyleme gereği duymadınız. Bu görüntülerde madem bir şey yoktu Erhan Güran bu görüntüleri neden sildi? -Onur Bey birde şunu yazmış; Gizli toplantı diye bazı manipülatif haberler yapılmışsa da bu görüşme jandarma komutanının bilgisi ve bizzat talimatı dahilinde gerçekleşmiştir. -Jandarma size kendi aranızda gizli toplantı yapın delilleri nasıl karartacağınızı mı tartışın dedi_ Jandarma olayı bilen duyan biri varsa çağırıp sorgulayın tehdit edin mi dedi? -Sonra şunu da yazmış Avukat Onur Akdağ; Bir istihbaratçının Nevzat Bahtiyar'ın dayısının oğlu olan çoban Ahmet Akgün'ün çelişkili beyanlarından ve hareketlerinden şüphelenmesi üzerine. Jandarma, Güran ailesini bu şahısla konuşmalarını istemiş. Zaten ayrıca söz konusu şahsın jandarmada ifadesi alınmıştır.. -Onur bey üstteki cümleniz inanılmaz bir skandal. Jandarma istihbarat elamanı size yardım mı ediyor delilleri karartmak için size bilgi mi veriyor. Ahmet Akgün nasıl bir çelişkili ifade vermiş ne demiş bir açıklayın bakalım. Jandarma istihbarattan size bilgi geliyor kişi size bildiriliyor sorgusunu siz yapıyorsunuz yani öyle mi? - Bu görüntüler gerçekten skandal ötesi.. Jandarma komutanı talimat verdi, Jandarma istihbarattan bir askerin verdiği bilgi ile sorgulama yapıldı diyor Onur Akdağ... - Kolluğun, var olduğu yerde, soruşturmayı yürüten 4 Cumhuriyet savcısının var olduğu yerde, türkiye7nin konuştuğu bir gerçek ortada iken Jandarma Ahmet Akgün'ün sorgu işini Güran ailesine mi veriyor... -Şimdi merakla süreci izleyeceğiz. Salim Güran7ın Avukatı Onur Akdağ'ın bu açıklamasından sonra Diyarbakır valiliği nasıl bir tutum alacak, Jandarma komutanlığı bu konuya bir açıklık getirip gerçekleri açıklayacak mı? Cumhuriyet Başsavcılığı bu konunun soruşturulması ve oradaki kişilerin gözaltına alınıp sorgulanması için talimat verecek mi bekleyip göreceğiz...

Ferit Demir

449,040 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in beraberinde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Bakan Yardımcısı Musa Heybet, Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve MSB Personel Genel Müdürü Tümgeneral Orhan Gürdal ile gittiği Balıkesir’de Millî Savunma Üniversitesi (MSÜ) Kara Astsubay Meslek Yüksekokulunda “Astsubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma (ASTTASAK) Eğitimi” mezuniyet törenine katıldı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Bakan Yaşar Güler’in telefonundan mezun olan Astsubaylarımıza seslendi. "Şüphesiz ki annelerin babaların en mutlu günü, evlatlarının böyle bir mutlu ocaktan mezuniyetini görmeleridir." diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle konuştu: "Şu anda da 1200'ü aşkın astsubayımızın mezuniyet töreninde bu mutluluğu yaşamak gerçekten anne ve babalar için hele hele Türk ordusuna gönderecekleri evlatları için farklı bir mutluluk tablosudur. Bu mutluluğunuzu ben de şimdi komutanlarımla birlikte yaşıyorum. Sizleri tebrik ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun. Ordumuzun yeni bir güç kaynağını elde ettiği bugünde sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum." Bakan Yaşar Güler de törende Astsubaylarımıza özetle şunları söyledi: RİSK VE TEHDİTLERİN ARTTIĞI KARMAŞIK BİR DÖNEMİN İÇİNDEYİZ Türk Silahlı Kuvvetlerimize Astsubaylar yetiştiren, bu güzide ilim ve irfan yuvasında, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında, burada aldıkları eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olan kahraman Astsubaylarımızı yürekten kutluyor; mezuniyetlerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yakın bölgemiz başta olmak üzere birçok coğrafyada hassas gelişmelerin yaşandığı risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemin içindeyiz. Bu kaotik ortamda süregelen çatışmalar, terörizm, siber saldırılar ve çok boyutlu tehlikeler; orduların yalnızca güçlü bir teknolojik altyapıya değil aynı zamanda iyi eğitimli personele olan ihtiyacını da artırmaktadır. Askerî sistemde bilgi ve teknoloji ne kadar önemliyse bunu bilinçli ve etkili şekilde kullanacak nitelikli personel de bir o kadar hayatidir. Bir başka ifadeyle; sürekli olarak kendini yenileyen, öğrenen, adaptasyon yeteneği yüksek, teknolojiyi etkin ve doğru şekilde kullanabilecek personelin varlığı askerî gücü belirleyen en kritik faktördür. İşte bu yüzden, eğitim faaliyetlerimizi çok yönlü ve titiz bir şekilde sürdürüyor; sizler gibi seçilmiş yeni personelimizin katılımıyla ordumuzu güçlendiriyoruz. Bu kapsamda Kara Kuvvetlerimize değerli astsubaylar yetiştiren bu köklü eğitim kurumumuz da; sizleri akademik, teknik, taktik ve fiziksel yönlerden donatıp mesleki değerler kazandırarak göreve en iyi şekilde hazırlamaktadır. Burada aldığınız eğitimlerle bireysel ve mesleki gelişimini artıran siz genç astsubaylarımızın üstleneceği görevler Türk Silahlı Kuvvetlerimizin faaliyetlerinin etkinliğine büyük katkılar sağlayacaktır. EN GÜVENİLİR ORTAK OLARAK HEP TÜRKİYE’NİN ADI ZİKREDİLİYOR Millî güvenliğimizi ve varlığımızı tehdit eden gelişmelerin ortaya çıktığı bu kaotik süreçte Türkiye, alışılmış metotlarla tedbir almak yerine, etkili ve önleyici politikalar ortaya koymaktadır. Ülkemiz, bu güçlü duruşuyla pek çok coğrafyada etkin ve yapıcı bir rol üstlenerek müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi hâline gelmiştir. Dünyanın başat aktörleri dahi, Türkiye’nin güçlü temaslarını ve hayata geçirdiği etkin inisiyatifi, açıkça dile getirmektedirler. - Bugün Afrika’daki güvenlik ve refahın paydaşlığında, - Kafkasya’daki istikrar ve barışın sürekliliğinde, - Karadeniz’de savaşın sona erdirilmesi çabalarında, - Orta Doğu’da barış ve huzurun tesis edilmesinde, - Hatta Avrupa güvenlik mimarisinin korunmasında en güvenilir ortak olarak hep Türkiye’nin adı zikredilmektedir. Ülkemizin etki ve ilgi alanının böylesine genişlediği bir dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Uluslararası güvenlik, barış ve istikrarın desteklenmesi için Azerbaycan’da, Libya’da, Somali’de, Katar’da, Kosova’da, Bosna-Hersek’te ve daha pek çok coğrafyada engin tecrübesiyle önemli vazifeler ifa etmektedir. Tüm bunların yanı sıra Silahlı Kuvvetlerimiz; - Sınır ötesinden başlayarak hudutlarımızın güvenliğinin sağlanması, - Tüm terör örgütleriyle etkin bir şekilde mücadele edilmesi, - Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunması, Geniş ölçekli tatbikatların icrasından yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesine kadar üstlendiği tüm vazifeleri büyük bir başarıyla yerine getirerek İstiklal Harbi’mizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu dönemde, Kara Kuvvetlerimiz de aynı etkinlik ve yoğunlukta sorumluluklarını yerine getirmektedir. KARA KUVVETLERİMİZ ÜLKEMİZİN İFTİHAR KAYNAĞIDIR Gururla ifade etmeliyim ki Kara Kuvvetlerimiz; köklü tarihi yetenekli personeli, üstün teknolojisi ve büyük başarılarıyla ülkemizin iftihar kaynağıdır. Kara Kuvvetlerimizin bulunduğu mümtaz konumunu devam ettirebilmesi için; - Bir yandan sizler gibi vatan, millet ve bayrak aşığı yiğit evlatlarımızı ordumuzun saflarına katıyor; - Diğer yandan da çağımızın en büyük kuvvet çarpanlarından biri olan teknolojik yenilikleri vakit kaybetmeksizin personelimizin kullanımına sunarak, imkân ve kabiliyetlerimizi sürekli geliştiriyoruz. Nitekim, Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik vizyonu ve liderliğinde yerli, millî ve modern savunma sanayimizin ürettiği harp araç gereçleri Silahlı Kuvvetlerimizin gücünü artırırken ülkemiz bu ürünlerin ihracatında da büyük bir sıçrama yaşıyor. Bundan sonra da en büyük gayemiz, ordumuzu; personeliyle teknolojisiyle ve harekât yetenekleriyle, dünyanın en kuvvetli kara güçlerinden biri hâline getirmektir. TERÖR ÖRGÜTÜ DERHÂL VE KOŞULSUZ OLARAK SİLAHLARI TESLİM ETMELİDİR Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; tarih boyunca olduğu gibi, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelen her türlü tehdide karşı büyük bir kararlılıkla mücadele etmiş, kendisine verilen görevleri başarıyla yerine getirmiştir. Bugün, ülkemizin huzurunu, güvenliğini ve geleceğini 40 yılı aşkın süredir tehdit eden, terörle mücadelede önemli bir dönüm noktasına ulaşılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, aynı şekilde jandarma ve emniyet teşkilatımızın ve güvenlik korucularımızın büyük fedakârlık ve üstün gayretle yürüttüğü mücadele ve operasyonlar sayesinde terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılarak kritik bir aşamaya gelinmiştir. Elbette ki terörle mücadele, yalnızca silahlı bir mücadele değildir. Bu, aynı zamanda milletimizin iradesini, devletimizin kararlılığını ve güvenlik güçlerimizin fedakârlığını ortaya koyan bir millî duruşun göstergesidir. Bu süreçte, gazi ve muzaffer ordumuz; gece gündüz demeden, en zorlu coğrafyalarda, en çetin şartlarda, her türlü fedakârlığı göze alarak, vatanı için canını ortaya koymuş, gerektiğinde şehit olmuş, gerektiğinde gazilik mertebesine ulaşmıştır. Başta Şehit ve Gazilerimiz olmak üzere kahraman Mehmetçiğin azmi, cesareti ve kararlılığı sayesinde ülkemizi terör belasından arındırma noktasında büyük bir mesafe katedilmiştir. Bugün geldiğimiz noktada; Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olduğunu itiraf eden örgütün; terörle bir yere varılamayacağını, ömrünü tamamladığını ve kendisini feshetmekten başka çaresinin olmadığını geç de olsa anlaması kayda değerdir. Ancak, terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları (nerede olduklarından bağımsız olarak) bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahları teslim etmelidir. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur ve olmayacaktır. Bu kapsamda ateşkes gibi metinde yer almayan hususlar gündeme getirilmemelidir. Zira böyle bir şey asla söz konusu değildir. Nihai hedefimiz; 85 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yüzden sürecin sabote ve suistimal edilmesine veya uzatılmasına müsaade edilmeyecek; temkinli ve rasyonel bir yaklaşım esas alınacaktır. Devletimizin engin tecrübesi ve basiretine herkes güvensin ve vatandaşlarımız bu konuda müsterih olsun. TÜRK ASKERİNİN EN BÜYÜK ÖZELLİĞİ YÜKSEK DİSİPLİN ANLAYIŞIDIR Türk Silahlı Kuvvetleri, stratejik özellikleri nedeniyle tarih boyunca hâkim güçlerin ilgi ve etki odağındaki bu coğrafyanın en güçlü ordusudur. İşte sizler de böylesine köklü, güçlü ve etkin bir ordunun parçası olarak meslek hayatınız boyunca hayati sorumluluklar taşıyacaksınız. Mazisi şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu Silahlı Kuvvetlerimizin, sizlerden beklentileri büyüktür. Sizler, ordumuzun bel kemiğini oluşturan Astsubaylar olarak, komuta kademesi ile Mehmetçik arasında kritik roller üstleneceksiniz. Bu kapsamda, siz değerli Astsubaylarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: - Öncelikle tüm vazifelerinizi; kural ve kaideler çerçevesinde akıl ve sağduyu ile yerine getiriniz. - Bu anlamda ferdi eğitiminiz, mesleki teknik ve taktik bilginiz ile kondisyonunuz, her daim üst düzeyde olmalıdır. - Diğer yandan yapacağınız işlerde, takım çalışmasına önem verin, iş birliği ve dayanışmayı geliştirin, farklı bakış açılarından faydalanın. - Yeri ve zamanı geldiğinde, aziz vatanımız için büyük fedakârlıklar yapmanız isteneceğinin bilincinde olun. - Hiçbir engel veya imkânsızlık, vazifenizi yapmaktan sizi alıkoymamalıdır. - Tüm bunlar için de çalışmak, hayatınızın ana felsefesi sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayınız ki kahraman Türk askerinin en büyük özelliği; fedakârlık, azim ve inancının yanı sıra sahip olduğu yüksek disiplin anlayışıdır. Nitekim muzaffer ordumuz; binlerce yıllık şanlı tarihimizden süzülüp gelen ve askerliğin temeli olan kurallardan yani disiplinden ve mutlak itaat anlayışından asla taviz vermeden millî, manevi ve mesleki değerlerimiz doğrultusunda, asil milletimizin güvenine layık bir şekilde görevlerini sürdürmektedir. Bu esaslar doğrultusunda sizlerin de görevlerinizi büyük bir şevk ve heyecanla ve üstün bir disiplinle yerine getirerek Kara Kuvvetlerimize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize önemli katkılar sağlayacağınıza yürekten inanıyorum. Kara Astsubay Meslek Yüksekokulumuzun Değerli Komutanları, Seçkin Öğretim Üyeleri ve Kıymetli Personeli; sizlerin tecrübesi, engin bilgi ve birikimiyle icra edilen eğitim-öğretim faaliyetleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek donanımlı personelin yetişmesi açısından kritik öneme sahiptir. Yoğun gayretleriniz, heyecan ve motivasyonunuz; burada eğitim alan her bir Astsubayımıza, ordumuza en iyi katkıları vermesi ve kendi başarı hikâyesini yazabilmesi bakımından örnek teşkil etmektedir. Bu sorumluluğun bilincinde olarak sizlerin, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Astsubaylarımızı, en iyi şekilde yetiştirmenizi beklediğimi, özellikle ifade etmek istiyorum. Çabalarınız için her birinize teşekkür ediyorum. Kahraman Astsubaylarımızın Çok Kıymetli Aileleri; en değerli hazineleriniz olan evlatlarınız, büyük bir emekle sürdürdükleri eğitimlerini başarıyla tamamlayarak mezun olmanın gururunu yaşıyorlar. Bu özel ve anlamlı günde, onların mutluluğunu paylaşırken, onlara daima rehber olan siz kıymetli ailelerimizin de bu başarıda büyük bir payı olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Bu vesileyle, tüm annelerimizin ve kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü de bir kez daha içtenlikle kutluyorum. Sevgileri, şefkatleri ve fedakârlıklarıyla hayatı güzelleştiren kadınlarımız, nice yiğit vatan evladını yetiştirerek, nice zorluklara göğüs gerip büyük başarılar elde ederek ülkemize güzide katkılar sunmaktadırlar. Varlıkları ve emekleri için hepsine minnettarız. Sonuç olarak “Türkiye Yüzyılı”nda daha büyük, daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için çalışmalarımızı artan bir şevk ve gayretle sürdürmeye devam edeceğiz. Sözlerime son verirken; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, mezun olan kıymetli Astsubaylarımızı başarılarından dolayı bir kez daha kutluyor, gözlerinden öpüyor; değerli misafirlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kahraman Astsubaylarım, yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, gücünüz daim olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

68,346 Aufrufe • vor 1 Jahr

YAHUDİLER ARJANTİN'E Mİ GÖÇ ETMEYİ PLANLIYOR? Bugün YouTube kanalımda Arjantin'in Patagonya bölgesi hakkında bir yayın hazırladım. Şimdi kendinize bu gündemde neden bundan bahsettiğimi sorabilirsiniz ama biraz sonra okuyacaklarınız sizin şu anda olan biten birçok konu hakkında aydınlanmanızı sağlayacak. Doğal zenginlikler ve yeraltı kaynakları açısından zengin Patagonya, dünyanın en büyük tatlı su rezervlerinden bazılarını barındırıyor ve dünyanın en güney ucunda Antarktika'ya yakınlığı, stratejik ve jeopolitik önemini artırıyor. Öte yandan birkaç gündür Patagonya bölgesinde devasa yangınlar mevcut. Fakat büyük çoğunluğa göre bu yangınlar doğal felaket kaynaklı değil ve arkasında "yabancı bir devlet" var. Sosyal medya şu anda bu konuyla adeta yıkılıyor. Yangın bölgesinde İsrail'e ait bir el bombası görüldüğü iddia ediliyor ve özellikle yangını 2 İsraillinin çıkardığına dair türlü yazılar mevcut. Arjantinli emekli general César Milani, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımında, Arjantin Devlet Başkanı Milei’nin İsrail bayrağı salladığı bir görselini paylaşarak doğrudan İsrail'i işaret etti. Peki neden İsrail konunun merkezinde? Aslında bu yeni bir mevzu değil. Biraz internet araştırması sonucu, Arjantin ve Şili'de 2012, 2014 ve farklı tarihlerde çıkmış yangınlarda defalarca İsraillilerin suçlandığını göreceksiniz. İsrailli iş adamlarının bölgede bolca toprak aldığı da söyleniyor. Bütün bu olayların arkasında ise siyonizmin kurucusu Theodor Herzl'in 1904 yılında kaleme aldığı bir yazıda ifade ettiği gibi Filistin veya Arjantin'de bir Yahudi devleti kurma hayali var (videoda yazıyı okuyorum). Hatta bu fikirler, "Andinia Planı"nın temelini oluşturuyor: Arjantin ve Şili'de toprakları bulunan Patagonya'da bir Yahudi devleti kurma planı. Tabii İsrail bütün bu iddiaları reddederek bunları konuşanları "antisemitizm" ile suçluyor. Ancak dünyada son aylarda yaşanan birçok gelişme bütün bunların bir "komplo teorisinden" ibaret olmadığının en önemli kanıtı: 1-Fanatikçe İsrail destekçisi olan, hatta "Yahudi olacağım" diyen Arjantin Devlet Başkanı Milei, Aralık ayında Patagonya topraklarının yabancılara satışının önünü açıyor. Bir ay sonra da Patagonya'da bu devasa yangınlar başlıyor. 2-Bütün bunlarla eş zamanlı olarak Trump Grönland'ı takıntı hâline getirmiş durumda. Yani ABD dünyanın en kuzey, İsrail de dünyanın en güney ucunu ele geçirme peşinde. 3-Gelecekte kuraklık ve su kıtlığı da yaşanacağı düşünülürse dünyanın su kaynaklarını ele geçirip kuzey ve güneyden dünyayı sıkıştırıp kontrol edecekler. 4-Bir ihtimal de İsrail Filistin'deki karmaşık durumu nedeniyle Orta Doğu'da daha fazla barınamacağını anladı ve Arjantin'i B Planı veya kaçış planı olarak görüyor. 5-Bütün bu olaylar ışığında Latin Amerika'nın karışması da tesadüf değil. Gördüğünüz gibi Patagonya meselesi son dönemde yaşadığımız her şeye bambaşka bir gözle bakmamızı sağlayacak kadar önemli. 👉Konunun hassasiyeti nedeniyle, çok emek vererek hazırladığım yayınım Youtube'ta gösterilmiyor. Youtube'ta yayınıma yorumlarınızla destek verirseniz çok mutlu olurum:

Öznur Küçüker Sirene

102,271 Aufrufe • vor 7 Monaten

Serdal Adalı'ya hala yanlış bilgi veriyorlar veya yönlendiriyorlar. 1-Bir spor alanındaki kiracı/kullanıcı, alanı terk ederek daha kapsamlı vb nedenler ile başka yere çıkarsa, bir başka deyişle SPOR ALANI TERK edilirse, bu alan başka bir şekliyle kullanıma açılır. Üst kullanım haklarına sahip olan Beşiktaş Kulübü kendisi çıkmadığı sürece aynı şartlarla seneler boyunca burası hali hazırda Şan Ökten ve Fulya Hakkı Yeten tesislerinin kullanımında olduğu gibi yenilenir, durur. Ayrıca bu tip yerlerin tahsisi spor kulübünün birçok faaliyet alanlarının bulunması şartıyla yapıldığı için orası Beşiktaş Kulübünden başka bir kuruma spor amaçlı verilemez. Netice olarak BJK ile İBB birlikte anlaşarak başka bir yerde aynı m2'de bir spor alanı bulmak ve yapmak koşuluyla burayı farklı şekilde değerlendirebilir. Buna bir örnek de; Aynı mahallede Zeytinoğlu caddesindeki Mayodrom’un üstündeki 4-5 dönümlük spor alanının; Akatlar Spor kulübünün kullandığı futbol sahasına yapılan çapraz operasyonla imara açılmasındaki sihirbazlıkta olduğu gibi. 2- Serdal Adalı'nın bahsettiği Kemerburgaz'daki yer ise acaba yargının imar talebi ile ilgili olarak iki kez yürütmeyi durdurduğu Kemerburgaz Havzası su koruma alanı içinde mi? Hüseyin Yücel'in “İmar durumu yok, burası Karpuz tarlası” dediği yer bu imara donatı alanı şerhi koyulan aynı yer mi? Şayet burası aynı yer ise; Serdal Adalı buranın 600 dönüm olduğunu 200 dönümün kulübe verileceğini, geri kalan 400 dönüm için bir sözleşme yapıldığını söylemesi de ilginç. Geri kalan alan kimlerle ne şartlarla hangi kazanım hacmi ile değerlendirilecektir? Mesela kalan 400'de ne olacak? Kalan 400 imara açılacak diye Beşiktaş'ı Ümraniye'den oraya taşıyıp, Fulya'daki spor alanını da mı TERK edeceksiniz? Yayında burası için ‘ÇIKMAK MECBURİYETİ VAR’ diyorsunuz... Bu ne demek ? Biz 20 yıldır buraya göz koyanlara karşı ‘Beşiktaşı, Beşiktaş'ın içinden çıkartamazsınız.’ diye kavgalar verdik. Fulya'nın geride kalanlarına sahip çıktık ve çıkacağız. Bunu da bilmenizi isteriz. Bakın size iyi bir teklif yapayım, İkinizin de ortak noktası inşaat ve beton. Futbol kısmından kazanç elde edilemeyeceğine özellikle Serdal Adalı çok inanmış. ‘ Biz 3 yıl şampiyon olsak da borç azalmaz.’ diyor. Hüseyin Yücel’in Hasan Arat ile yaptığı icraatlere bakılırsa o tam bir felaket. Zaten kendisi futboldan anlamam diyor. Şimdi gelin sizi BJK İnşaat AŞ’nin başına getirelim, Ahmet Nur Çebi demirleri % 50 iskonto ile size tedarik etsin. Bu 2 projeden toplam bahsettiğiniz 500 milyon doları bize 3 yıl içinde kazandırın. [Fulya’daki spor alanından çıkmamak koşuluyla] Futbolu da Divan Kurulu Başkanı kontrolüyle bize bırakın. Biz de 3 yıl içinde cari açık vermeden üstelik her yıl banka faizini de ödeyerek şampiyonluk için yarışalım. Size eksi hiçbir bakiye çıkartmayalım. 3 yıl içinde de şampiyonlar liginden elde edeceğimiz gelirler ile sadece futbol işletme modelimizle de nasıl kazanç elde edileceğini herkese gösterelim. Bunu sizden yaşça ve kıdemce büyük bir divan üyesi olarak; hem sizlerin hem de Beşiktaş’ın menfaatlerini düşünerek söylüyorum. Sevgi ve saygılarımla, Hürser Tekinoktay Sicil: 5946 Tevfik Yamantürk Serdal Adalı Hüseyin Yücel Ekrem İmamoğlu Rıza Akpolat Murat Kurun

Hürser Tekinoktay

91,596 Aufrufe • vor 1 Jahr

Mansur Yavaş'ın CHP'yi terk edeceğini hiç düşünmüyorum Ancak, Mansur bey dün ketenpereye getirildi. Özel ve ekibi, Mansur beyi; hile ve desiseye maruz bırakarak tuzağa düşürdü. Sonunda bir ÇAĞRIM var ama öncesinde ifade etmem gereken noktalar var. Ketenpere, hile, desise sözcüklerini neden kullanıyorum: Mansur bey, 1- Dün, belirgin bir baskıyla ve yoğun propagandayla, düşünemez hale getirilmiş bir kitlenin linciyle korkutuldu. 2- Adnan Beker ve Cemal Enginyurt ile otobüs içinde çekilen, büyük tepkilere neden olan, içinde bulunmaktan rahatsız olduğu bir fotoğrafa maruz bırakıldı. (Fotoğrafta diğer üç figür gülerken Mansur beyin o fotoğrafta gergin yüz ifadesiyle yer alması bunun kanıtı niteliğinde.) 3- Anıtkabir'de absürt ÇELENK olayına ortak edildi. Üzerinde "Özgür Özel CHP Genel Başkanı" yazan çelengin ucundan tutturuldu. 4- Kirli olaylarla anılan Ali Mahir Başarır ve Murat Emir ile kol kola aynı kareye sokuldu. O sözcükleri kullanmam bundan. Oysa Mansur Yavaş, Mutlak Butlan kararının ardından kritik iki mesaj vermişti; 1- Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. 2- Yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağının açıklanması ve sürecin demokratik teamüller içerisinde işletilmesidir. PEKİ NE OLDU Birincisi, 'Yok sayılamaz' dediği mahkeme kararına rağmen, 'genel başkancılık' oynayan Özgür Özel'in, partinin kurumsal genel merkezinde yasal genel başkanın düzenlediği resmî bayramlaşma töreniyle aynı saate düzenlenen 'PARALEL' etkinliğe katılması zorlanarak, 'yok sayılamaz' denilen mahkeme kararını yok saydığı algısı yaratıldı. İkincisi, Anıtkabir'de taşınan çelenk üzerindeki yazıyla da 'yok sayılamaz' dediği kararı yok saydığı tescillendi, resimlendi ve kamuoyuna gösterildi. Özgür Özel'in çelenk üzerinden yaşattığı rezillik de cabası. GÜVENPARK'TA NE DEDİ Mansur Yavaş, Güvenpark'ta; 1- Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey birbirimizi zayıflatmak değil, ortak demokratik zemini güçlendirmektir. 2- Çağrımı bir kez daha tekrar ediyorum; Cumhuriyet Halk Partisi en kısa zamanda yeniden kurultaya gitmelidir! 3- Bırakın parti içinde bölünmeyi, tam tersine tüm muhalefeti bir araya getirecek çalışmaları başlatarak bu oyunu bozalım. Kısaca; ortak akıl yürüterek, birlik ve beraberliğin sağlanması önerisinde bulundu. YAVAŞ'IN GENEL TAVRI NEYDİ Mansur Yavaş'ın daha önceki tavrı da şöyleydi: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak önceliğimi belediye hizmetlerine veren biriyim ve işime odaklanıyorum. SONUÇ Mansur başkan, kendisini parti içinde oluşan iki ayrı grubunun uzlaşması yönünde çabalara vakfedecekken, bir anda kaotik bir durumun içine düştü. Ya da düşürüldü. ÇAĞRIM Mansur başkana naçizane çağrım şu yönde olacak: Değerli başkan, önceliği belediye hizmetlerine veren ve işine odaklanmış bir siyasetçi olma pozisyonuna dönerek, son iki açıklamadaki birlik ve beraberlik çağrısı ile uzlaştırmacı bir siyasi figür kimliğine bürünmeniz, yaşanan sürece en büyük katkınız olacaktır. Bu durumda, size kurulan oyun bozulur, yürütmüş olduğunuz siyasi süreciniz normal rayına oturur. Sayın Bülent Kuşoğlu'nun sizinle ilgili yapıcı açıklaması da Kemal bey kanadından iletilen önemli bir mesajdır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğini korumakta ve CHP'de kalmaya devam edeceğiniz konusunda net bir duruşunuz olduğu hakkındaki kanaatim de tamdır. Bu çağrımı; bir dosttan, bir kardeşten samimi hatırlatma olarak kabul edin. Saygılarımla. CHP 🇹🇷 Kemal Kılıçdaroğlu Mansur Yavaş Bülent Kuşoğlu

Bülent Gürsoy

53,645 Aufrufe • vor 3 Monaten

Mezhepler, Müttefiklikler ve Müdahaleler Arasında Yeni Suriye İbrahim Halil Baran 2 Mayıs 2025 Dürzi toplumu, Suriye’deki siyasi ve mezhepsel dinamiklerin kesişim noktasında, uluslararası gerginliklerin, İran’ın zayıflamasıyla birlikte başlayan Türkiye-İsrail çekişmesinin ve Ortadoğu’daki diğer gelişmelerin önemli bir aktörü haline geldi. 1 milyon civarındaki nüfuslarıyla Dürziler, özellikle Şam’ın güney banliyöleri olan Cermana, Sahnaya, Suveyde, Deraa ve Kuneytra bölgelerinde yoğunlaşmış durumda. Dürziler’in Suriye’nin HTŞ liderliğindeki yeni geçiş hükümeti ile ilişkileri, İsrail’in koruması ve Türkiye’nin bölgesel nüfuz mücadelesi arasında sıkışmış bir pozisyonda. Dürziler, Suriye nüfusunun yaklaşık %3’ünü oluşturuyor ve Şii İslam’ın bir kolu olarak kabul edilen monoteistik bir inanca sahip. Suveyde, Dürziler’in dini ve siyasi merkeziyken, Şam banliyöleri, Dürziler ile Sünnilerin ortak yaşadığı ve mezhepsel gerilimlerin yoğunlaştığı alanlar oldu. Cermana’da bir Dürzi din adamının, Hz. Muhammed’e hakaret ettiği iddia edilen bir ses kaydının yayılmasıyla, Sünni silahlı gruplar ile Dürzi milisler arasında çatışmalar patlak verdi. Çatışmalar Sahnaya’ya sıçradı ve yirmiden fazla kişi öldürüldü. Suriye İçişleri Bakanlığı, ses kaydının sahte olduğunu belirtse de gerilim azalmadı. İsrail, Sahnaya’da Dürzilere saldıran HTŞ’li aşırılıkçı grupları hedef aldığını açıklayarak hava saldırıları düzenledi ve yaralı Dürzileri tedavi için tahliye etti. Bu, İsrail’in Dürzileri koruma politikası çerçevesinde ilk açık askeri müdahalesi olarak kayıtlara geçti. Bununla da kalmadı ve HTŞ'nin Dürzilere saldırıya devam etmesi üzerine hükümet sarayına yakın bölgeleri vurdu. Suveyde’deki Dürzi lider Şeyh Hammud Hannavi, yeni Suriye hükümetini desteklediğini ve Suriye’nin bütünlüğünü savunduğunu açıklamıştı. Ancak, Dürzi toplumu içinde birlik yok; Şeyh Carbuva gibi bazı liderler Şam’a bağlı kalırken, Şeyh Hikmet Hicri ve beraberindeki şeyhler adem-i merkeziyetçi bir Suriye’yi savunuyor. Ayrıca Lübnan Dürzilerinin sosyalist Kürt lideri Velid Canpolat, İsrail’e karşı katı bir tutum içerisinde. Bu durum, aslında Dürzi toplumunun akıl şeyhleri olan ukkalar, ecevitler ve aristokratlar arasındaki bir çatlağa da işaret ediyor. Suriye’de Türkiye ve İsrail arasındaki rekabet, Dürzi meselesini de doğrudan etkiliyor. Beşar Esad’ın devrilmesinden sonra Türkiye, HTŞ lideri Colani’yi destekleyerek kuzey ve orta Suriye’de askeri üsler kurmaya başladı. İsrail ise güneyde bir steril savunma bölgesi oluşturdu ve Dürzileri koruma stratejisiyle bölgesel müdahalesini artırdı. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve HTŞ liderliğindeki yeni hükümetin otoritesini savunuyor. Böylece hem Yeni Suriye’yi hem de Kürtleri kontrol altında tutmak istiyor. Eğer fırsat bulursa da Osmanlı hayallerini, o da olmazsa Misâk-ı Milli'yi gerçekleştirmek istiyor. Fakat İsrail’in, Hama ve T4 hava üslerini vurması, Türkiye’nin bu üslerde jet ve hava savunma sistemleri konuşlandırma planlarını hedef aldı. Türkiye Dışişleri, İsrail’i bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçlarken aynı zamanda Rojava’yı da işgale hazırlanıyordu. Şam yönetimi ise merkezi hükümet kurmakta ısrarcı ve diğer taraftan ülkenin diğer bileşenlerini saf dışı bırakmaya çabalıyor. Kürtler, Aleviler, Mesihiler ve Dürziler, Esad’ın devrilmesinden bu yana oluşturulan yapının dışında bırakılmış durumda. Kürtlerin federasyon talepleri, Alevilerin katliama uğraması ve Dürzilerin silahlı direnişi, Colani’nin tüm silahlı grupları merkezi otoriteye bağlama çabasını imkânsız hale getiriyor. İsrail, HTŞ’yi Sünni İslamcı bir tehdit olarak görüyor ve güney Suriye’nin tamamen silahsızlandırılmasını talep ediyor. Netanyahu, sık sık Dürzileri koruma taahhüdünü yineliyor ve nitekim Sahnaya operasyonları bu politikayı somutlaştırdı. Ancak, İsrail’in Dürzilerle ilişkisi eklektik bir politikaya dayanıyor. Dürzi bölgeleri yekpare değil ve örneğin Suveyde’deki Sünni Arap nüfusu görmezden geliniyor. Bu da önümüzdeki günlerde DAEŞ gibi yapıların da müdahil olabileceği bir iç çatışma riskini artırıyor. Buna karşılık Türkiye de Şam’ın, İsrail tarafından sıkıştırıldığı bu ortamda kendi kartını oynuyor ve Tişrin ve Münbiç gibi alanlarda bir süredir kestiği İHA faaliyetlerini yeniden başlatıyor. Bu da İsrail’e açık bir mesaj: “Sen Dürziler üzerinden HTŞ’ye vurursan, ben de Kürtleri hedef alırım…” İran’ın bölgede zayıflamasıyla karşı karşıya gelen Türkiye ve İsrail, bir çatışmasızlık hattı kurmak için İlham Aliyev’in arabuluculuğunda Azerbaycan’da görüşmelere başlamıştı. Her iki taraf da Suriye’de doğrudan çatışmadan kaçındığını belirtiyor. Ancak, İsrail’in T4 ve Hama üslerini vurması, Dürzilere doğrudan sahip çıkması ve sık sık Kürtlere yönelik destekleyici ifadeler kullanması bu kırılgan diyaloğu test ediyor. Dürzi meselesi diğer taraftan uluslararası gerginliklerin bir yansıması olarak çeşitli dinamiklerle öne çıkıyor. ABD, Türkiye ve İsrail’in Suriye’deki çekişmesini dengelemeye çalışıyor. ABD, Suriye’de kesinlikle nihai hakemdir ve Washington elbette gerilimi düşürmek istiyor. Ancak, ABD’nin Suriye’den çekilme ihtimali, İran operasyonu, Çin meselesiyle ilgili ABD’nin bölgeden uzaklaşan dikkati gibi konular, Türkiye ve İsrail’e hareket alanı bırakıyor. Keşmir saldırısı sonrası tırmanan Hindistan-Pakistan krizi, Ortadoğu’daki gerginlikleri dolaylı etkiliyor. Pakistan’ın Çin’le yakınlığı ve Hindistan’ın ABD-İsrail eksenine kayması, Suriye’deki güç dengelerini karmaşıklaştırıyor. Tıpkı Belucistan ve Keşmir meselesi gibi, Dürzi meselesi de bu küresel rekabetin bir alt cephesi olarak görülüyor. İran, Esad sonrası Suriye’de etkisini kaybetti, ancak Alevistan, Suveyde ve Dera’daki eski rejim yanlısı milisleri desteklemeye devam ediyor. Lazkiye ve Tartus’taki saldırılar, İran’ın hâlâ elinin ulaşabildiği alanlarda istikrarsızlığı körüklediği iddialarını güçlendiriyor. Öte yandan Suudi Arabistan ve Katar, Suriye’nin Dünya Bankası’na 15 milyon dolarlık borcunu ödedi. Bu, yeniden inşa için umut olsa da, neredeyse ülkenin tamamına yayılan yoksulluk ve altyapı eksikliği gerilimleri körüklüyor. Birkaç gün önce Kamışlo’da düzenlenen ve tüm Kürt kesimlerini bir araya getiren Birlik ve Ortak Tutum Konferansı, Kürtlerin ülke içindeki konumuna yeni bir ivme kattı ve Kürtlerin federalizm taleplerini yükseltti. Şam, bu talepleri bölücülük olarak gördüğünü sert bir açıklamayla duyurdu. Türkiye’nin hoşuna giden bu açıklama, bir süredir ilişkilerini güçlendirme eğiliminde olan Kürtler ile Şam arasındaki bağları biraz daha zayıflatmışa benziyor. Buna rağmen diğer taraftan Kürtlerin elini güçlendirmiş durumda. Zira ABD ve İsrail başta olmak üzere büyük aktörler, Kürtlere Rojava’dan daha çok Şam’da ihtiyaç duyacak ve ABD’nin küresel politikalarıyla çelişmeyecek bir Suriye’de en önemli kart, Kürtlerin Şam’daki varlıkları olacaktır. Bunun bir benzeri daha önce Erbil ve Bağdat’ta görülmüştü. Saddam sonrası oluşan Irak’ta Kürtler, ABD’nin desteğiyle yeni yapılandırmanın başat aktörüydüler. Tam da bu noktada Aleviler, Mesihiler ve Dürziler, Kürtlerin özerklik taleplerinden ilham alabilir, bu da Şam’ın merkezi otoritesini yerle bir edecektir. Bu durumda ortada iki seçenek var: İlki, Colani yönetiminin gitmesi ve yerine diğer bileşenlerle ortak bir Şam kurmayı hedefleyecek bir yönetimin gelmesi. İkincisi, Suriye’nin artık gerçekten bölünmesi ve Balkanize olması. Özetle İsrail, kendisine tehdit yaratmayacak güçsüz bir Suriye istiyor ama onu Türkiye’nin de etki alanından çıkarmak zorunda. Kürtleri, federe bölgeye sahip olmak istiyor ama Türkiye bunun tam karşısında. Aleviler katliama uğramak istemiyor ama İsrail ve ABD ile ilişki geliştirmenin çok uzağında. Dürziler hükümetle çatışmak istemiyor ama namlunun tam ucunda. Türkiye, Suriye’yi işgal etmek istiyor ama ekonomik olarak batmış durumda. Daha önemlisi, her ne kadar Suriye bölünmeye doğru gidiyor görünse de aslında uluslararası aktörlerin tercihi bu yönde değil ve tarafları birbirini idare edecek bir pozisyona taşıyacaklar. Eski Suriye bitmişti, şimdi Yeni Suriye de bitecek, sonra belki yeni bir Yeni Suriye inşa edilir.

ibrahim halil baran

39,864 Aufrufe • vor 1 Jahr

Sevgili Arkadaşlar, Size önemli bir şey anlatmak istiyorum (her zamanki gibi basitleştirerek). Dünya'da HUKUK ve EKONOMİ. İlişikte size bir video getirdim. Bu videonun nasıl okunması gerektiğini, nereden bulunabileceğini, detaylara nasıl inilebileceğini en son olarak da sizlerin PARA'nız ve EKONOMİ'niz ile ilişkisini anlatacağım. Aşağıda oynatabileceğiniz video, 1789'dan (yanlış duymadınız 1789 !) bugüne, Dünyadaki her ülke için hukuk endeksini veriyor. Açık renkler Hukuk Endeksinin en kötü olduğu ülkeleri, koyu renkler ise Hukuk endeksinin en iyi olduğu ülkeleri gösteriyor. Renkler ne kadar koyu ise o kadar iyi, ne kadar açık ise o kadar kötü demek. Videoya tıkladığınızda her ülke için bu renkler değişmeye başlayacak ve sol üstte gördüğünüz yıldaki durumu size verecek. 1789 yılının en iyileri ile 2025 yılının en iyileri farklı olabilir elbet. Şimdi videonun sonuna geldiğiniz zaman şu anki durumu görebileceksiniz. Ne fark ettiniz? Bu videoyu her hangi bir yılda durdurursanız "genellikle" koyu rengi başarabilenlerin aynı dönemdeki ekonomiler çok iyi. İnsanların refah durumu çok yüksek. Burada iki yönlü birbirini besleyen bir ilişki var: 1) Bir ülke Hukuk endeksinde ne kadar iyi ise, Ekonomisi de o kadar iyi oluyor. 2) Ekonomisi iyi olanların da (Hukuk'un iyileşmesinden dolayı iyileşen Ekonomiden bahsediyorum), Hukuk sistemleri o kadar iyileşiyor. Yani POZİTİF bir döngü söz konusu (Geri Beslemeli). Benzer şekilde: 1) Bir ülke Hukuk endeksinde ne kadar kötü ise Ekonomisi o kadar kötü oluyor. 2) Ekonomisi ne kadar kötü olursa da Hukuk endeksinde o kadar aşağılarda kalıyor. Bu da NEGATİF döngü... Genelde (Ama sadece GENELDE !!!) Hukuk endeksinde iyileşen ülkeler hafif kötüleşse bile bu kötüleşme belli bir miktarın üzerine çıkmıyor. Yani En koyu renk'den en açık renge gidişler ÇOK ÇOK ÇOK az. Ama yok değil (Çok da saçma bir durum). Burada amaç POZİTİF döngüye girebilmek. O da bağımsız kurumlar, vatandaşların demokrasiyi savunması, iyi yöneticiler ile mümkün olabiliyor. Kısacası Koyu Mavi renkte olan ülkelerin vatandaşları refah içinde yaşıyor. Açık renk ülkeler ise sürünüyor. Bu bilgilerin detayına Rule of Law Index araması ile ulaşabilirsiniz. Herkese Sevgiler.

Özgür Demirtaş

1,130,646 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bayram namazını beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ile gittiği Hakkâri Çukurca’daki 2’nci Hudut Tugay Komutanlığında kıldı. Kurban kesiminin ardından Mehmetçiklerin bayramını tebrik ederek onlara seslenen Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: SİZ GÖREVDEYKEN VATANIMIZIN EMNİYETİ VE GÜVENLİĞİ EMİN ELLERDE Kahraman Silah ve Mesai Arkadaşlarım, Sizleri sevgiyle selamlıyorum. Bu güzide bayram gününde, Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte, aziz vatanımızın güvenliği için görev yapan siz değerli arkadaşlarımla bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Bugün, birlik ve beraberliğimizin güçlendiği, kardeşlik ve dostluk duygularının pekiştiği, örf ve adetlerimizin yaşatıldığı müstesna günlerden biri olan Kurban Bayramı’nı idrak etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bu vesileyle, Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor; sağlık, huzur ve neşe dolu nice bayramlar geçirmenizi temenni ediyorum. Bayramların getirmiş olduğu dayanışma, hoşgörü, sevgi, saygı ve kardeşlik ikliminden ilham alan asil milletimiz, iyi günde ve kötü günde ortak hareket ederek bin yıldır millî ve manevi değerlerimiz etrafında birleşmiş ve ayrılmaz bir bütün olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de bu birlik ve beraberliğimizden aldığı güçle asil milletimizin nice bayramları huzur içerisinde yaşayabilmesi için her türlü çabayı göstermektedir. Bu gayretlerle sağlanan güvenlik ve huzur ikliminin mimarları, bayram günlerinde dahi sevdiklerinden uzakta, büyük bir vazife şuuruyla görev yapan siz fedakâr silah arkadaşlarımdır. İcra ettiğiniz bu kutsal görevde; sahip olduğunuz üstün sorumluluk bilinci ve ortaya koyduğunuz büyük emek, her türlü takdirin üzerindedir. Şüphemiz yoktur ki sizler bu kutsal görevinizin başındayken, vatanımızın güvenliği ve huzuru emin ellerdedir. Ve unutmayınız ki yaptığınız görev ne kadar zor olursa olsun, sizler Türk milletinin kahraman evlatlarısınız. Omuzlarına yüklenen bu sorumluluğu yüksek bir motivasyonla yerine getiren sizleri ve sizlerin şahsında tüm silah ve mesai arkadaşlarımı tebrik ediyor; gözlerinizden öpüyorum. ORDUMUZ, İSTİKLAL HARBİNDEN BU YANA EN YOĞUN VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİNİ İCRA EDİYOR Yakın coğrafyamızda ve dünya genelinde ardı ardına yaşanan gerginlikler, krizler, çatışmalar ve savaşlar; Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her an harekâta hazır, etkin ve caydırıcı bir güç olmasını ve bu gücünü pekiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Belirsizlik ve tehditlerin asimetrik ve öngörülemez hale geldiği bu hassas dönemde, Millî Savunma Bakanlığı olarak aziz milletimizin güvenliği ve huzuru için gece gündüz demeden, büyük bir azim ve kararlılıkla görevlerimizi ifa etmekteyiz. Belirlediğimiz çok yönlü savunma-güvenlik politikası çerçevesinde şanlı ordumuz, sizlerin özverisi ve fedakârlıklarıyla İstiklal Harbimizden bu yana en yoğun ve en etkili faaliyetlerini icra etmektedir. Bu kapsamda özellikle yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede elde ettiğimiz tarihi başarılar, ordumuzun harekât kabiliyetini ve gücünü açıkça ortaya koymaktadır. Son yıllarda, terör tehdidinin kaynağında yok edilmesi stratejisi ile Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki terör unsurlarını hedef alan başarılı operasyonlarımızı icra ettik ve terör koridorunu parçaladık. Şu an, eğer oralarda olmasaydık; örgütün sınırlarımıza yönelik saldırıları, daha önce olduğu gibi devam edecekti ve yurt içinde daha büyük bedeller ödeyecektik. Bugün, güvenlik ve huzur ortamının tesis edildiği Hakkâri’de; - Şehrin güzel yaylaları yerli ve yabancı turistleri ağırlıyor, - Bölge, spor organizasyonlarına ve festivallere ev sahipliği yapıyorsa; - Bunlar hep kahraman Mehmetçiğimizin, sınırlarımızın ötesindeki mücadelesi sayesindedir. Terörle mücadelemiz; etkin ve kararlı adımlarla, örgütün hareket kabiliyetini bitirinceye kadar devam edecek; kim destek verirse versin, oldubittilere asla müsamaha gösterilmeyecektir. MİLLETİMİZİN GURUR KAYNAĞISINIZ Kahraman ordumuz, terör örgütlerine karşı büyük bir cesaretle mücadele ederken, aynı zamanda sınırlarımızın emniyetini de en üst düzeyde sağlamaktadır. Birçok ülkeye de örnek teşkil eden, en gelişmiş teknolojik imkân ve kabiliyetleri haiz hudut emniyet sistemlerimiz, ortaya çıkan ihtiyaçlar ile risk ve tehditlere göre sürekli geliştirilmektedir. 2’nci Hudut Tugayımız ve onun siz değerli mensuplarının, yüksek vazife şuuru ve sorumluluk bilinci ile ortaya koyduğu üstün gayretler, her türlü takdirin üzerindedir. Sizler, buradaki varlığınızla hudutlarımızın ve kutsal vatan topraklarının en önemli güvencesi ve milletimizin gurur kaynağısınız. Tüm bu görevlerimizle birlikte, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tavizsiz bir şekilde koruyoruz. Eş zamanlı olarak; - Millî ve uluslararası ölçekte büyük ve etkili tatbikatları icra ediyor; - Her geçen gün, en yenilerini envantere kazandırdığımız yerli ve millî savunma sanayii ürünü silah sistemleriyle, şanlı ordumuzun gücüne güç katıyoruz. Tüm bunların yanı sıra, millî politikamız gereği; - Başta Kıbrıs ve Azerbaycan olmak üzere Libya, Katar, Bosna Hersek, Kosova ve Somali gibi köklü tarihî bağlarımız ile dostluk ve kardeşlik ilişkilerimizin olduğu ülkelere destek veriyoruz. Bu ülkelerin barış, huzur ve istikrarına yönelik sağladığımız katkılar kapsamında eğitim, yardım ve danışmanlık faaliyetlerimizi başarıyla sürdürüyoruz. ASKERÎ AÇIDAN GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ Ülkemizin jeopolitik konumu, bölgesinde ve dünyadaki önemini daha da artırırken, risk ve tehditleri de beraberinde getirmektedir. Böyle kritik bir coğrafyada var olabilmek, her alanda hak ve menfaatlerimizi koruyabilmek, aynı zamanda dünya barış ve istikrarına katkı sunabilmek için en başta askerî açıdan güçlü olmak zorundayız. Çok şükür Türkiye, bu hassas güvenlik ortamında, uluslararası arenadaki etkinliğini her geçen gün artırarak güvenlik mimarisinin ve müzakere masalarının vazgeçilmez bir aktörü haline gelmiştir. Bugün, ülkemizin ulaştığı bu üstün seviye ile Türk Silahlı Kuvvetleri olarak aynı anda birçok görevi başarıyla icra edebilme kabiliyetimizi, çok iyi idrak etmemiz gerekiyor. Tüm bu geniş yelpazedeki görevleri aynı anda büyük bir uyum, düzen ve başarıyla icra etmemizde ordumuzun her bir ferdi önemli bir rol oynamaktadır. Bu durum şüphesiz, müteakip daha nice kritik görevleri yerine getirme azim ve kararlılığımızı pekiştirmektedir. Bu inanç ve motivasyonla Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına başladığımız bu tarihi süreçte “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize emin adımlarla yürüyoruz. Belirlediğimiz millî savunma ve güvenlik stratejilerimiz çerçevesinde; - Bekamıza yönelen her türlü tehdit ve tehlikeyi bertaraf etmeye devam edecek, - Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada güvenlik ve istikrar sağlayan bir güç olma konumunu pekiştirecek, - Dost ve müttefiklerimizle ikili askerî ilişkiler ile savunma sanayi iş birliklerimizi geliştirecek yeni adımları kararlılıkla atacağız. BİRLİK VE BERABERLİĞİN EN GÜZEL ÖRNEĞİNİ SERGİLİYORSUNUZ Kurban Bayramı’nın bizlere hatırlattığı en önemli değerlerden biri de paylaşmaktır. Sizler, sadece bu bayramda değil, her zaman birliğin ve beraberliğin en güzel örneğini sergiliyorsunuz. Silah arkadaşlığı, birbirinize duyduğunuz güven ve sevgi, en zor anlarda bile sizleri güçlü kılmaktadır. Bugün bizler ve komutanlarınız da sizlerle birlikte olmak, her zaman yanınızda olduğumuzu bir kez daha ifade etmek üzere buradayız. Unutmayın ki, gösterdiğiniz cesaret ve özveri, milletimizin her bir ferdinin gönlünde derin bir saygı ve minnet duygusuna mazhar olmaktadır. Tüm bunların bilinciyle sizlerin, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da görevlerinizi en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyor; vazifelerinizde üstün başarılar diliyorum. Sözlerime son vermeden önce bugünün aynı zamanda babalar günü olduğunu hatırlatmak isterim. Bu vesileyle fedakârlıkları, sevgi dolu kalpleri, engin ve sağlam duruşlarıyla hayatımıza ışık tutan, gönüllerimizin kahramanı, saygıdeğer babalarımızın “Babalar Günü”nü en içten dileklerimle kutluyorum. Ayrıca Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; - Cennet vatanımızda bu mutlu bayram günlerini, huzur ve güvenlik içerisinde geçirmemizde en büyük pay sahibi aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. - Hayatta olan fedakâr gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygılarımı sunuyorum. Bayramınızı bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, değerli ailelerinize de selamlarımı gönderiyor, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

73,187 Aufrufe • vor 2 Jahren

Reddiye: Uzay Yalanı ve Atlas 3I Gerçeği Atlas 3I ismini siz nereden buldunuz? Başta “kuyruklu yıldız” dediniz, şimdi “uzay gemisi” diyorsunuz. Bir bakıyorsun Harvard’lı profesörler, Elon Musk, bir de Mossad işin içinde. Mossad diyor ki: 19 Aralık’ta uzay gemisi yaklaşıyor. Bakın referanslara,verdiğin referans Gazze'de 500.000 kişiyi katletti. Britannica’ya göre 21 Temmuz 2025’te bu cisim Dünya’dan 446 milyon km uzaktaymış. Şimdi ise 270 milyon km deniliyor. Bu mesafedeki bir cismi fiziksel olarak gözlemlemek zaten imkansız,uçmayın. Ama James Webb Space Telescope gözlemledi diye yazıyorlar. Ne teleskopları var, ne de gerçekten Uzay diye bir yer var. Çünkü uzay denilen şey, kurgulanmış bir Cizvit Big Bang Teorisi bunuda Evrim teorisi ile bağladılar. Yani İnsanoğlu maymun dan evrimleşme geçirdiği dünya ise kendine kendine bir patlama ile yaratıcız meydana geldiğini Cizvit ve mason teorileri ile halen eğitim sisteminde devam ediyor. Dünyadaki bütün gözlemevleri Vatikan’a bağlıdır Uzay yalanını kurgulayanlar Cizvit rahipleridir. Eski İslam eserlerinin çevirilerini bile değiştirip küre modeline uydurdular. Çünkü: Sen ecdadının yazısı olan sağdan sola Arapça ve farsçayı okumuyorsun. Bu kabalist yapı, Tartarya İmparatorluğunu ortadan kaldırdı; Bugünkü teknoloji, o haritalarda yer almayan kadim medeniyetlerden alınmıştır. Benim arşivimde, bu konuda binlerce Türkçeye çevrilmiş video ve makale var. İnsanlara öyle bir büyü yapılmış ki, her yerden sarmış durumdalar. Dünyanın döndüğüne veya hareket ettiğine dair hiçbir fiziksel kanıt yoktur. Hepsi teori ve yalanlar üzerine kurulu. NASA, Ay’a çıkış yalanıyla insanlığı kandırdı. Bugün hala bu kuruma ve onun bağlı olduğu örgütlere %100 doğruymuş gibi inanılıyor. Uzaylı istilası ve Blue Beam Hologram projesi çoktan hazır. Tüm bu senaryolar Gregoryen takvimine göre ilerliyor. ABD’de hava sahasında çalışan personellerin maaşları bile ödenmiyor; Bunların hepsi aynı zincirin parçası olabilir. Çünkü bu sistemi yönetenler, iblise bağlı olanlardır. Bir kere kafanızı kaldırın ve düşünün: Dünyada gerçekten doğru giden ne var? Her şey yalan üzerine kurulmuş bir sistem. 1958’de Kabal NASA’yı kurdu, hemen ardından; 1959’da Antarktika Anlaşması ile 60. güney enlemi kapatıldı. Dünya sabit, hareket etmeyen bir düzlemdir. Yaşadığımız evrenin merkezi burasıdır. İnsanoğlu bu kabalist sistemi yıkarsa ve Antarktika’nın 360 derece saran, 90 metre yüksekliğindeki buz duvarını gördüğü zaman ,O zaman Gökkubbe’nin eteklerine ulaşacaktır. Bu buz duvarı geçildiğinde, eski kaşiflerin anlattığı gibi Gate kapıları ve Kaf Dağı ortaya çıkar. Gökyüzüne rengini veren kaf dağının rengidir. Bizim anlattıklarımız da araştırılmış, derlenmiş alternatif teorilerdir. Kimse,Yaratan haricinde yarın havanın nasıl olacağını bilemez. Hava ve iklimin döngüsü sabittir değişmez. Bu yapı iklimle herşeyle oynuyor. Yediğiniz içtiğinizden,bütün yaşayan canlılara sıvılarını zerk ediyorlar. Neden yabani hayvanlar ölmüyorlar? Nasıl bu sıvıları yemeden yaşayabiliyor lar? Not: BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 19: Herkesin herhangi bir müdahale olmaksızın fikir sahibi olma hakkı vardır. Herkesin ifade özgürlüğü hakkı vardır; Bu hak bilgi ve fikirleri arama, alma ve iletme özgürlüğünü kapsar.

SİRKECİ

17,239 Aufrufe • vor 9 Monaten

18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 110’uncu yıl dönümü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığı Atatürk Kültür Sitesinde tören düzenlendi. Şehitlerimizin kıymetli ailelerinin yer aldığı törene Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Bakan Yardımcıları Şuay Alpay, Alpaslan Kavaklıoğlu, Bilal Durdalı ve Musa Heybet ile birlikte katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başlayan törende şehit eşi Tuğba Bal, şehit aileleri adına bir konuşma yaptı. Daha sonra ise Görsel Yapım ve Foto Film Merkezi tarafından hazırlanan 18 Mart Şehitler Günü klibi davetlilere seyrettirildi. Törende Millî Savunma Bakanlığı Armoni Mızıkası ve Mehteran Birliği de TRT Ses Sanatçısı İlker Gökkaya ve Solist Gökçe Nur Semerci ile birlikte birbirinden güzel kahramanlık marşlarını seslendirdi. Daha sonra Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir konuşma yaparak şehitlerimiz kıymetli ailelerine hitaben şunları söyledi: CANINI ORTAYA KOYAN YİĞİTLER SADECE BİR SAVAŞ KAZANMADI, BİR ULUSUN ONURUNU DÜNYAYA GÖSTERDİ Bu anlamlı gün vesileyle vatanımız ve milletimiz, istiklal ve istikbalimiz için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi şükran ve minnetle yâd ediyorum. Siz değerli misafirlerimizin şahsında, şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakâr ailelerine, buradan saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Bugün, aziz şehitlerimizi anarken aynı zamanda 110 yıl önce Çanakkale’de bir milletin kaderinin yazıldığı o muhteşem zaferin gururunu bir kez daha yaşıyoruz. Zira 18 Mart 1915’te, vatan toprağını savunmak için canını ortaya koyan yiğitler, sadece bir savaş kazanmadı; bir ulusun onurunu, direncini ve ruhunu tüm dünyaya gösterdi. O gün, Çanakkale’nin sularında dalga dalga yükselen cesaret toprağa düşen her damla mukaddes şehit ve gazi kanıyla birleşti ve bir milletin esarete direnişinin de sembolünü oluşturdu. Büyük bir adanmışlık duygusuyla cepheye koşan, iman dolu göğsünü kurşunlara siper ederek “Çanakkale geçilmez!” diyen Mehmetçiğin bu sözü, yalnızca bir slogan değil, vatan-millet-bayrak için bir yemin, bir ant oldu. Ezineli Yahya Çavuş, bir avuç yiğidiyle destan yazarken Seyit Onbaşı, omzunda taşıdığı en ağır top mermisiyle düşmana meydan okudu. Anafartalar’da Mustafa Kemal’in “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum.” emri, “Bağımsızlık benim karakterimdir.” diyen asil milletimizin haykırışı oldu. ASİL MİLLETİMİZ, İŞGALE BOYUN EĞMEYECEĞİNİ TÜM DÜNYAYA GÖSTERDİ Gönül coğrafyamızın her köşesinden gelerek millî ve manevi değerlerimiz uğruna şehadet şerbeti içen nice kahramanlar, kutsal vatan toprağına kök saldı. Anaların ve babaların dualarıyla büyüttüğü fidanların vatan savunması için gösterdikleri cesaret, asil milletimizin işgal ve esarete asla boyun eğmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. Onların kahramanlık ve fedakârlıkları, milletimizin gönlünde ve hafızasında sonsuza kadar yaşayacaktır. Bu vesileyle Çanakkale’yi Türk tarihine altın harflerle yazdıran başta Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere yaşadığımız toprakları bizlere vatan kılan ecdadımızı rahmet ve şükranla yâd ediyorum. BU RUH, ASİL MİLLETİMİZİN KARAKTERİNDE EBEDİYEN VARLIĞINI SÜRDÜRECEK Ezanımız dinmesin, al bayrağımız inmesin diye vatan ve millet sevdasıyla Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Millî Mücadele’de, Sakarya’da ortaya konan mücadele ruhu; aynı şekilde Kıbrıs’ta, terörle mücadele operasyonlarında ve 15 Temmuz’da da tezahür etmiş, şehit ve gazilerimizin kahramanlıkları tarihe nakşolunmuştur. Kimsenin şüphesi olmasın ki bu ruh, asil milletimizin karakterinde ebediyen varlığını sürdürecektir. ÜLKEMİZ, GÜVENLİK MİMARİSİNİN VAZGEÇİLMEZ BİR ÜYESİ HÂLİNE GELDİ Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihî dönemde, kahraman ecdadımızdan aldığımız ilhamla, ülkemizi daha güçlü ve aydınlık yarınlara ulaştırmak için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Tüm dünyada jeopolitik gerginliklerin tırmandığı ve çatışmaların arttığı bir süreçte, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde yürütülen etkin diplomasiyle de ülkemiz, müzakere masalarının ve dünya güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi hâline gelmiştir. Türkiye olarak bölgemiz başta olmak üzere geniş bir coğrafyada barış ve istikrarın hâkim olması için yoğun gayret sarf ediyoruz. Ülkemiz, bölgesel krizleri çözmede büyük bir deneyime sahiptir. Öyle ki Ukrayna’daki savaştan Kafkasya’daki istikrasızlığa, Afrika’daki anlaşmazlıklardan Libya iç savaşının çözümüne kadar üstlendiğimiz yapıcı inisiyatif ve çatışmaları önlenme çabası, Türkiye’nin dünya barış ve istikrarına katkıda bulunma kabiliyetini açıkça ortaya koymuştur. Ülkemizin etki ve ilgi alanının böylesine genişlemesinde ve çok önemli misyonlar üstlenmesinde elbette Türk Silahlı Kuvvetlerimizin de büyük payı vardır. Kahraman ordumuz; ▪️Hudutlarımızda ve terör örgütleriyle mücadelede, ▪️Denizlerimizde ve semalarımızda, ▪️ Uluslararası güvenlik, barış ve istikrarın sağlanmasında, ▪️Ayrıca, geniş çaplı tatbikatların icrasında tüm vazifeleri layıkıyla yerine getirmekte, büyük başarılar elde etmektedir. Gazi ve muzaffer Türk ordusunun bu şekilde güçlü, etkin ve caydırıcı varlığı milletçe vatan topraklarımızda huzur ve güvenlik içerisinde yaşamamızı sağlamaktadır. Şu hususu özellikle vurgulamak isterim: Ordumuzun sahip olduğu yüksek operasyonel tecrübe, muharebe kabiliyeti ve modern teçhizat kapasitesi pek çok ülke tarafından gıpta ile takip edilmektedir. Bu da şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerimizi pek çok coğrafyada güvenlik ve istikrar için vazgeçilmez bir aktör hâline getirmektedir. TERÖR ÖRGÜTÜ VE UZANTILARI, SİLAHLARINI TESLİM ETMELİ Sizlerin de bildiği üzere uzun yıllar gündemimizin ilk sırasında hep terörle mücadele olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, tarih boyunca olduğu gibi ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelen her türlü tehdide karşı büyük bir kararlılıkla mücadele etmiş; kendisine verilen her türlü vazifeyi başarıyla yerine getirmiştir. Güvenlik güçlerimizin topyekûn ortaya koyduğu bu mücadele ve operasyonlar sayesinde terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılarak kritik bir aşamaya getirilmiştir. Bugün geldiğimiz noktada; Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olduğunu itiraf eden örgütün; terörle bir yere varılamayacağını, ömrünü tamamladığını ve kendisini feshetmekten başka çaresinin olmadığını geç de olsa anlaması kayda değerdir. Ancak, terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları -nerede olduklarından bağımsız olarak- bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmelidirler. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur ve olmayacaktır. ATEŞKES ASLA SÖZ KONUSU DEĞİL Bu kapsamda ateşkes gibi metinde yer almayan hususlar gündeme getirilmemelidir. Zira böyle bir şey asla ve asla söz konusu değildir. Nihai hedefimiz; 85 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yüzden sürecin sabote ve suistimal edilmesine veya uzatılmasına müsaade edilmeyecek, temkinli ve rasyonel bir yaklaşım esas alınacaktır. Devletimizin engin tecrübesi ve basiretine hepiniz güvenin ve müsterih olun. ŞEHİT AİLELERİMİZ VE GAZİLERİMİZ MİLLETİMİZİN BAŞ TACI OLDU Malumunuz olduğu üzere ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen terör, hepimize büyük acılar yaşattı. Bu süreçte hiçbir zaman yılmadık, asla pes etmedik. Çanakkale’de yedi düvele karşı nasıl kahramanca mücadele verdiysek arkasında birçok karanlık odağın olduğu terör örgütlerine karşı da aynı kararlılıkla mücadele verdik. Bu mücadelenin kahramanı olan her bir şehidimiz, milletimizin kalbinde sonsuza dek yaşayacak birer destan, her bir gazimiz ise cesaret ve fedakârlığın timsalidir. Nitekim bugün önemli bir süreç yaşanıyorsa ve tarihî bir adım atılacaksa, anlaşmazlıkların çözümü, aldatılmış olanların kazanılması, terörü türlü bahanelerle kendi amaçları doğrultusunda kullananların emellerine bir son verilmesi durumuna gelinmişse bu ağır bir bedel karşılığında olmuştur. Bu ağır bedelin yükünü üstlenen şehit ve gazilerimiz ile yaşananların en yakın tanığı olan siz şehit ve gazi ailelerimiz de fedakârlığınız, sabrınız ve vakur duruşunuzla milletimizin baş tacı oldunuz. Acılarınızı yüreğinizde taşırken bile dimdik ayakta duran sizler, hepimize metanetin ne demek olduğunu bir kez daha gösterdiniz. Devlet ve millet olarak her zaman yanınızda olmak boynumuzun borcudur. Sizlerin ve kahraman gazilerimizin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarınızı yükseltmek için Sayın Cumhurbaşkanı’mızın ortaya koyduğu vizyon çerçevesinde devletimiz, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın koordinatörlüğünde yoğun bir gayret sarf etmektedir. Bundan sonra da devletimizin tüm kurumlarıyla yakın bir iş birliği içerisinde, sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz. DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE’Yİ HEP BİRLİKTE İNŞA EDECEĞİZ Bölgemizde haritaları değiştirmek isteyenlerin emellerini boşa çıkarmak için her zamankinden çok daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçtiğimizi unutmamalıyız. Kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmek için elimizden gelen gayreti gösterecek, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında daha güçlü bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Türkiye; özellikle son yıllarda, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın engin vizyonu sayesinde çok daha gelişmiş; çok daha güçlü ve gıpta edilen bir ülke konumuna ulaşmıştır. Ülkemizin her alanda elde ettiği bu başarıların korunması ve daha yüksek seviyelere çıkartılması temel önceliğimizdir. Bir kez daha ifade etmek isterim ki başarıya ulaşma yolunda en büyük ilham kaynağımız; vatanı ve milleti için canını seve seve feda eden aziz şehitlerimiz ve bu uğurda gazilik mertebesine ulaşan kahraman gazilerimizdir. Asil milletimizin, söz konusu vatanı olduğunda her şeyden geçmeyi göze alabilen cesur ve yiğit evlatları var oldukça mukaddes vatanımız, ebediyen Türk yurdu olarak kalmaya devam edecektir. Bu vesileyle; ▪️Türk milletinin kutlu yürüyüşünde ordumuzun temellerini atan Mete Han’dan Malazgirt’te Anadolu’nun fetih kapısını açan Sultan Alparslan’a, ▪️Çağ kapatıp yeni bir çağı başlatan Fatih Sultan Mehmet’ten Millî Mücadele’mizin önderi ve Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ülkemizin, ordumuzun gücüne güç katan tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Onların emaneti olan şanlı ordumuz; mazisinden aldığı ilhamla, ebediyete kadar bu toprakların teminatı olmaya devam edecektir. Sözlerime son verirken aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle gerek törenin düzenlenmesinde gerekse sahne gösterisinin icrasında başta Millî Savunma Bakanlığı Armoni Mızıkamız ve Mehteran Birliğimiz ile katkılarından dolayı değerli solistlerimize ve emeği geçenlere teşekkür ediyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

79,465 Aufrufe • vor 1 Jahr

Twitter henüz yeni açılmış, Instagram ve TikTok yok, Facebook ise sınırlı kullanıma sahip… 15 Eylül 2006 Cuma akşamı, bir dizi başlıyor: #Sıla Daha önce başrol oynadığı Metropalas ve Güz Yangını dizileri kısa sürede yayından kaldırılan, güzelliğiyle dikkat çeken Cansu Dere ile birkaç projede yer aldıktan sonra Hacı dizisiyle adından söz ettiren, karizmatik ve yakışıklı Mehmet Akif Alakurt bu yapımda başrollerde yer alıyor. İkisi de mankenlikten oyunculuğa geçiş yapan isimler. Sıla ve Boran karakterleri ise döneminin en çok konuşulan ekran figürlerinden biri haline geliyor. Senaryo Sema Ergenekon ve Eylem Canpolat’a ait. Dizinin hikayesi ise yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlenen Gül Oğuz’un imzasını taşıyor. Gerçi daha sonra hikâyeyle ilgili bir telif davası gündeme geldi ve Yargıtay, dizinin hikâyesinin çalıntı olduğuna hükmederek yapım şirketini tazminat ödemeye mahkûm etti. Bu arada, Sema Ergenekon ve Eylem Canpolat, o dönem Gümüş dizisini de kaleme alıyor. Henüz yalnızca 4 bölüm izledim. Devam eder miyim emin değilim. Dikkatimi çeken bir diğer konu ise dizi süresi. Bölümler yaklaşık 80-85 dakika. 2000’lerin başında prime time dizilerinin reklam gelirlerinin cazibesiyle uzamaya başlayan dizi süreleri, zamanla içi boş sahnelerle, müzik eşliğinde klip gibi montajlarla, uzun bakışmalarla ve yan hikâyelerin detaylandırılmasıyla dolmaya başladı. Bu dizinin de eleştirilerine baktığımda, 85 dakikalık süresi için benzer serzenişler göze çarpıyor. Yerli dizi, yersiz uzun… Özellikle 2005’ten itibaren Türk dizilerinin yurt dışına pazarlanmaya başlamasıyla, bir bölümün dış pazarda iki bölüme bölünebilmesi adına süreler 90 dakikaya çıkarıldı. Bugün ise bu süre ortalama 140 dakikaya ulaşmış durumda ve ne kadar gereksiz sahneyle dolduğunu net bir şekilde görüyoruz. Ama Sıla dizisine dair en çarpıcı söylentiler, yıllar sonra magazin gündemine düştü. Başrollerdeki Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt’un, 79 bölümün büyük kısmında birbirleriyle konuşmadıkları iddia edildi. Ekranda çok beğenilen ve anketlerde “en yakışan çift” seçilen bu ikilinin, sette defalarca kavga ettikleri söylendi. Dizi bittikten sonra her iki taraf da bir daha asla birlikte çalışmayacaklarını ifade etti. Sosyal medyada bu diziye dair birçok iddia dolaşıyor, hangileri doğru bilemiyorum; fakat birbirleriyle konuşmayan iki oyuncunun böylesine etkileyici bir ekran çifti yaratmış olması gerçekten ilginç. Bugün olsa, sosyal medya bu kadar etkinken benzer bir başarının yakalanması pek mümkün görünmüyor. Dizinin ikinci sezon sonunda final yapmasının nedeninin de başrol oyuncularının artık birlikte çalışmak istememesi olduğu iddia ediliyor. Ancak dizinin senaryosundaki bazı ahlaki ve etik sorunları bugün geriye dönüp baktığımızda göz ardı etmek mümkün değil. Henüz 17 yaşındaki bir kız çocuğu olan Sıla, öz babası tarafından erkek kardeşinin ameliyat masrafları karşılığında bir aileye evlatlık olarak veriliyor; ailesine ise “öldü” deniyor. Yıllar sonra, abisinin aşkı yüzünden berdel kararı verilince ve evdeki diğer kız 12 yaşında olunca akıllara Sıla geliyor ve “annesi hasta” bahanesiyle sözde köye geri çağrılıyor. Gerçek ailesini tanımaya çalışan Sıla, abisinin düğününe giderken nikâhın kendisine de kıyılacağı son anda ortaya çıkıyor ve abisi tarafından silah zoruyla imza attırılıyor. Ne ailesi ne de çevresi bu zorlamaya ses çıkarıyor. Kız çocuğunun rızası dışında, tehditle bir evliliğe sürüklenmesi, ardından bu evlilik içinde âşık olması, Boran ile olan ilişkisinin “büyük aşk” gibi sunulması, bugün bakıldığında ciddi şekilde tartışılması gereken konular. Bu aşk hikâyesi aslında bir travmanın, şiddetin ve ataerkil düzenin üstüne kuruluyor. O dönem çok sevildi belki ama bugün böyle bir hikâye aynı şekilde çekilse büyük bir toplumsal tartışmaya neden olurdu. Kadınların iradesi dışında hayatlara mahkûm edilmesi üzerine inşa edilen bir hikâyenin bu kadar romantize edilmesi, izleyicide neyi normalleştirdi, neyi gözden kaçırttı, düşünmek gerek.

Televizyoncu Adam

49,138 Aufrufe • vor 1 Jahr

Halit Ergenç'in Ayşe Barım'ı desteklemek adına aşağıda yaptığı konuşma, gerçekten utanç verici ve aslında korkunç bir itiraf da barındırıyor. İlerleyen bölümde onu anlatacağım ama önce Halit Ergenç'in de baş köşelerden birinde oturduğu o tekel yapısının detayları hakkında biraz daha konuşmak istiyorum. Aslında vakti zamanında Yeşilçam da benzer bir yapının elindeydi ve Yeşilçam'ın sonunu da yine o yapı getirmişti. Mesela çoğumuz, Kemal Sunal'ın onu ünlü yapan yapımcı/yönetmen Ertem Eğilmez tarafından boş senetlerle köle yapıldığını ve o durumdan mafya Dündar Kılıç tarafından kurtarıldığını ama bu sefer de onun ağabeyi olan yapımcı Yahya Kılıç'ın kölesi haline geldiğini bilmez. Usüller biraz farklı olsa da o gün de üç aşağı beş yukarı aynı çarklar dönüyordu sinema sektöründe. Ayşe Barım'ın ajansının web sitesine baktığınızda 50 civarı oyuncu görüyorsunuz. Barım, kasıtlı olarak bu sayıyı artırmıyor. Bir "ultra-mega" yıldızlar ekibi oluşturmuş. "Ultra mega yıldız" demek, tabiiki ultra mega para demek aynı zamanda. Bölüm başı 500 bin ile 3.5 milyon lira arası kaşesi olan oyunculardan oluşan bacasız bir fabrika bu. Menajer de her oyuncunun kaşesinden %20 pay alıyor. Mesele de tam burada başlıyor. Ayşe Barım, civarda başka fabrika istemiyor. Bunu da bir zamanlar Kanal D'de birlikte çalıştığı şimdilerde ise Netflix, Disney Plus, Star, NOW ve yine Kanal D'de kilit görevlerdeki eski ekip arkadaşları marifetiyle sağlıyor. Bu ekip, aynı zamanda sektördeki bir çok yapım şirketinin de ya ortağı ya da onlarla üst seviyede ticari ilişkiler kurmuş durumda. Bu piyasada bir proje yapılacaksa mutlaka bu ekibin onayını alması gerekiyor. Tabi bu "ultra mega" yıldızların, "ultra mega" yıldız olduğuna kanal sahiplerinin, özellikle de yabancı ülke merkezli dijital platform yöneticilerinin ikna edilmesi de gerekiyor. Kurdukları sistemde bunu da düşünmüşler tabiiki. Bu oyuncular sürekli bir yerlerden ödül alıp duruyorlar. Hatta bazı organizasyonlar sırf bunlara ödül vermek için yapılıyor. Ödül alacak oyuncuya karar veren jüriler de sektörde iş veya rol kovalayan kişilerden oluştuğu için hiçbirisi rutinin dışına çıkamıyor. Mesela Serenay Sarıkaya izlenmediği için yayından kaldırılan dizisindeki rolü ile en iyi kadın oyuncu ödülünü almıştı geçen sene. Bazlama lakaplı mimiksiz bir hanımefendi de ülkenin en iyi komedi oyuncusu seçilmişti. İşte bu ödüllerle, uluslararası medya patronlarına "ultra mega yıldız" cv'si hazırlıyorlar. Onlar da "ulan bu kadar ödülü olduğuna göre vardır herhalde bir numarası" deyip ikna oluyor. Zaten adamlar da yetenek değil rating arıyor. Tabi burada kafa karıştıran bir durum var. Bunlar başarısızsa neden izleniyor sorusu ortaya çıkıyor. İşte burada PR ve reklam çalışması devreye giriyor. Reklamın mantığı da aslında tam olarak bu. Sıradan bir ürünün mesela bir çikolatanın reklamını sınırsız bir kaynak ile her gün televizyonda, reklam panolarında, sosyal medyada yaparsanız bir süre sonra o çikolatayı tüketen ciddi bir kitlenin oluşmasını sağlarsınız. O markanın adı duyuldukça tüketici davranışları da muhakkak pozitif anlamda değişecektir. İşte Ayşe Barım ve ekibinin yaptığı da tam olarak bu. Sıradan bir çikolatayı ısrarlı bir biçimde gözümüze sokup bizi onun diğerlerinden farklı olduğuna inandırıyorlar. Bir oyuncunun dizisi izlenmese de, kanaldaki dostları sayesinde devam etmesini sağlayabiliyor, İzlenmediği için biten dizinin arkasından yine aynı oyuncular ile yeni bir proje yaptırabiliyor, ödül törenlerinde alakasız ödüller almalarını, sosyal medyada sürekli karşınıza çıkmalarını sağlayabiliyor. Bu hepimizin maruz kaldığı bir algı çalışması. (O yüzden ben uzun süredir televizyon izlemiyi bıraktım.) Tabi bu tekel bir taraftan da kanını emdiği sektörün sonunu getiriyor. Oyunculara milyon milyon kaşe dağıtınca yapım bütçeleri şişiyor ve teknik ekip bütçeleri düşürülmek zorunda kalıyor. Mesela bu tekelin yapım şirketleri, aynı zamanda piyasadaki en düşük ücretli teknik ekipleri çalıştırıyor. Projelerinin devam edeceği garanti olduğu için teknik ekip çalışanları da o şartları kabul ediyor. Aynı yapım şirketleri, aynı kanallarda aynı ekiplerle çalıştığı için şu an sektörde büyük bir işsizlik krizi baş göstermiş durumda. Dizi ve sinema sektörünün işleyişi teknik ekiplerin sürekli değişmesi üzerine kuruludur. Bir proje başlar, bazıları çalışırken diğerleri iş bekler, sonra o proje biter yenisi başlar, boşta olanlar çalışır, diğerleri bir kaç ay yatar. Bu şekilde binlerce kişi sektörde istihdam edilmiş olur. Ama işte şimdi birkaç yapım şirketi, aynı oyuncularla, aynı teknik ekiplerle, birbirine benzeyen ve bitmek bilmeyen projelerle bütün kanalları doldurmuş ve bu yazılı olmayan vardiya sistemini bitirmiş durumda. Bu tekdüzelik teknik kalitenin ve sanatsal değerin de yerlerde sürünmesine sebep oluyor. İşte Halit Ergenç, esasında bu durumu en iyi bilenlerden birisi hatta kendisi benden çok daha iyi anlatabilir istese ama o da kendi tabiri ile bu "vahşi para kazanma sistemi"ne teslim olmuş durumda çünkü sistemdeki garantili yerini biliyor. E siz solcu değil miydiniz, siz insanları Gezi Parkı'nda devletin karşısında saf tutmaya çağıracak kadar sistem karşıtı değil miydiniz? Hayır tabiiki değildiniz. Siz insanları Gezi Parkı'na o dönem kendi "vahşi para kazanma sisteminizi" tehlikede gördüğünüz için çağırmıştınız. Tekelleşme bir kapitalizm problemidir. Dünyada kapitalizmin en vahşi örneği olan ABD bile sektörlerinde tekelleşmeye izin vermiyor. Bizim Gezi Parkı'nda sosyalist marşları söyleyip komünist devrim sloganları atan solcularımız ise hem tekel kurmuş hem de bir de suçüstü yakalanmalarına rağmen utanmadan hala yedikleri haltı savunuyorlar. İnsan gerçekten ne diyeceğini bilemiyor bunlara.

Abese İrca

774,644 Aufrufe • vor 1 Jahr