Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

İç ısıtan görüntüler... ☀️ Almanya Köln Newroz'unda binlerce Kürt yurttaş hep birlikte "Ax Kurdistan" söylüyor.

89,819 görüntüleme • 1 yıl önce •via X (Twitter)

8 Yorum

firmêsk profil fotoğrafı
firmêsk1 yıl önce

Aşırı barzanici olmasa severdim alen hazımı .

Cyaxares profil fotoğrafı
Cyaxares1 yıl önce

Bu şarkı 'Ax Kurdistan' değil, Sîpanê Xelatê'dır. Hozan Serhad çok güzel seslendirmiştir, kesinlikle dinlenmesi gerekir.🙏🏻☀️

Federal Gundî profil fotoğrafı
Federal Gundî1 yıl önce

@diyarkebehnoo @HewagAsayisGM

one profil fotoğrafı
one1 yıl önce

Aşırı Apocu olsa mı seveceksin? Bu kafa ile umutlar bir hayale dönüşüyor..

R☀️JAVA 𒀭 profil fotoğrafı
R☀️JAVA 𒀭1 yıl önce

❤️‍🩹

Zarathustra profil fotoğrafı
Zarathustra1 yıl önce

Güzel bide su oynak roman havalari olmasa tam süper olacak

similia profil fotoğrafı
similia1 yıl önce

Yüzyıllardır ne bir ülkeniz ne bir sınırınız var aşağılık kompleksinden gittiğiniz her yerde ya ürüyor ya da yıkıyorsunuz

Xıdırcan profil fotoğrafı
Xıdırcan1 yıl önce

Gelo ma te guh nînin

Benzer Videolar

Bazı Kürt siyasiler son yıllarda Kürd ve Kürdistan ifadesini kullanmaktan imtina ederek "Halklar, halkımız" ve benzeri terimlerle otosansür uygularken Son zamanlarda dünyada yükselen Kürt sporcular üstün başarılarıyla Kürt ve Kürdistan ifadelerini daha gür ve yüksek sesle ifade etmeye devam ediyor. Bu sporcuların çoğu çocukluğunda kimliğinden dolayı yaşadığı dışlanma ve ötekileştirme travmasını pozitif motivasyona dönüştürerek bu hırs ve azimle başarıya koşuyor ve bu başarıyla motive olduğu Kürt kimliğine daha fazla aidiyet hissetmeye başlıyor. Durum böyle olunca başarılı Kürt sporcular sırf kimliği nedeniyle ayrımcılığa ve haksızlığa maruz kalan Kürt gençlerinin Kürtlük duygularını kabartıyor ve müthiş bir Kürt milli bilinç akımına dönüşüyor. Akım yayılıyor, sporcuların sloganları ve söylemleri sosyal medyada binlerce paylaşılıyor, milyonlarca izlenerek viral oluyor. Dikkatle izliyorum, henüz bir kaç ay önce kimlik buhranında bocalanan Kürt gençleri bile, maruz kaldığı baskılar nedeniyle kendini kapattığı kabuğun içinden, bu başarı ve cesaretten güç alarak içindeki saklı Kürdi duyguları gizlemek bir yana daha görünür kılmaya bakışıyor. Başarı ve cesaret, kimlik birliğinin önündeki asimilasyon duvarlarını paramparça ediyor. Bu yüzden başarılı insanlarımızı, korkmuş, sinmiş, umudunu yitirmiş yılgın Kürt gençlerine motive olmaları için daha çok paylaşıyor ve onları daha görünür kılmaya çalışıyorum. Em Kurd in Welatê me Kurdistan e ☀️

Azad Penaber

25,308 görüntüleme • 9 ay önce

2⃣-) Burada gördüğünüz Gıjol. isimli Kürt milliyetçiliğinden de öte PKK'nın bütün unsurlarına destek veren ve PKK'nın silah bırakmasına da şiddetle karşı çıkan bir hesap. Profil fotoğrafı da gördüğünüz gibi silahlı bir terörist görseli. Mantık olarak bu profilin Kemalistlerden nefret etmesi gerekiyor değil mi? İşte bu hesap ve onun gibi yüzlercesi Kemalistlerden nefret etmediği gibi hepimizin tanıdığı ve açık şekilde Kürt düşmanlığı yapan bu aşırı Kemalist hesapları gece gündüz haber kaynağı olarak paylaşıyor. Dahası bu aşırı Kemalist hesaplar da normalde can düşmanı olmaları gereken firari FETÖ'cülerin videolarını sürekli paylaşıyor. Ve tabiiki tahmin edeceğiniz gibi bu aşırı Kürt milliyetçisi hesaplar da sürekli olarak firari FETÖ'cülerin videolarını paylaşıyor. Aranızda hala bu basit denklemi kuramayan var mı? Samimi Atatürkçü X kullanıcılarına soruyorum, bir Atatürkçünün aylar boyunca düzenli olarak FETÖ'cü ve PKK yanlısı paylaşımlar yapması ya da binlerce FETÖ'cü hesabın 7/24 Atatürkçü hesapları RT'lemesi ya da PKK yanlısı hesapların sürekli olarak Atatürkçü hesapları RT'lemesi durumu sizin için normal mi? Bu işte bir tuhaflık olabileceğini gerçekten hiç düşünmüyor musunuz? Birileri sizi kandırmaya çalışıyor olamaz mı acaba? Bu işin arkasında, kılıktan kılığa girerek her ortama, her kitleye sızması ile ünlü bir örgütün olma ihtimalini yavaş yavaş düşünmeye başlamalısınız bence. Bu bana, Kemalist sevdalısı binlerce PKK'lının var olmasından daha mantıklı bir seçenekmiş gibi geliyor işin aslı. Lütfen artık bu gerçekle yüzleşin. FETÖ, Atatürkçü taklidi yapan binlerce hesap ile belirli bazı hesapları 7/24 RT'leyerek X algoritmasını manipüle ediyor ve bununla birlikte rastgele yaptıkları çok sayıda başka RT marifetiyle de X'in bot hesap denetimlerinden kurtulmayı başarıyor. Bu sebeple şu an X, rastgele spor paylaşımlarının arasına gizlenmiş, hep aynı sahte Kemalist hesapların ve onların da arasına gizlenmiş tescilli firari FETÖ'cülerin paylaşımları ile dolu. Hayır bu doğru değil diyen varsa kendisine bunu birlikte incelemeyi teklif ediyorum ama önce gelin şu birbirine aşık Kemalist ve PKK'lı hesaplara bir göz atalım. -Devamı ve daha fazlası 3. paylaşımda-

Abese İrca

19,177 görüntüleme • 8 ay önce

Türkiyeleşme, Öcalan’ın Kemalist Kompleksinin Siyasal Adıdır Bu metni 2023’te, artık X’te (eski Twitter) erişilemeyen bir videoyu izledikten sonra kaleme almıştım. Dün o videoyu yeniden buldum; bu nedenle bu kısa yazıyı bir kez daha gözden geçirip yeniden paylaşmak istedim. Görüntülerde, Murat Karayılan ile Duran Kalkan’ın huzurunda yapılan, adeta bir “Judenrat” sahnesini andıran bu buluşmada bir komutan Kürtlükle alay ediyordu. Mardinli olduğunu söylüyor, anne ve babasının adlarını—biri Kurdê, diğeri Kurdo idi—tek tek sayıyor ve kahkahalar arasında şunu ekliyordu: “Bir de katırımız vardı; o da ‘Kürt’tü… ‘Kürtçe çifte bile atardı.’” Bu sahne, basit bir kabalık ya da münferit bir “şaka” değildir. Burada işleyen şey, Kürtlüğün insanî, tarihsel ve siyasal bir aidiyet olmaktan çıkarılıp zoolojik bir alaya, aşağı bir varoluş biçimine indirgenmesidir. Kürt kimliği, bir ulusal özneleşmenin zemini olarak değil, aşılması gereken bir “hamlık” ve utanılacak bir tortu olarak kurulmaktadır. Tam da bu noktada “kro” figürü belirir. Bir insanın kendi Kürtlüğünü—seçmediği bir dili, bir etnisiteyi, ulusal aidiyetini ve kültürel varoluşunu—başkalarına saldırmadan, kimseyi asimile etmeden, hiçbir şiddet pratiğine başvurmadan yalnızca sahiplenmesinin bu denli aşağılanması ve hor görülmesi bir rastlantı değildir. Türkiye, on binlerce Kürdü rızaları dışında söylemsel ve retorik düzeyde Türklüğün bir tahakküm ve fetih nesnesine dönüştürmüş; devlet aygıtı Kürt bedenlerini ve kimliklerini Türkçülüğün zorunlu imgesel alanı içinde yeniden biçimlendirmiştir. Bu zorunlu dönüşümün en görünür tezahürlerinden biri, Kürtlere dayatılan ve Türk ırksal üstünlüğünü simgesel biçimde ilan eden soyadlarıdır: Öztürk, Boztürk, Göktürk, Baytürk, Koçtürk, Alptürk, Karatürk, Aktürk, Ertürk, Söntürk, Kantürk, Gençtürk, Yiğittürk… Türkçülüğün bu adlandırma ve Kürt silme rejimi, yalnızca bürokratik bir kayıt meselesi değildir; daha en başından coğrafyasıyla, mekânsal düzeniyle ve siyasal alanın kurucu mantığıyla birlikte Kürt varlığını bedensel ve simgesel olarak aşağı bir konuma yerleştiren kolonyal bir şiddet biçimidir. Devletin bütün kurumları, yasaları, egemenlik dili ve anayasal düzeni, bu ülkede mutlak ve münhasır aidiyetin yalnızca Türk kimliğine ait olduğunu tekrar tekrar ilan eder. Türkçeden başka bir ana dile sahip olanın, bu siyasal düzen içinde tam anlamıyla eşit bir yurttaş ve meşru bir insan öznesi olamayacağı fikri, Kürt varlığının inkârını dahi anayasal güvenceye bağlayan bir dışlama rejimi olarak işler. Bunu aklı başında olan herkes bilir. Sanki bunlar yetmezmiş gibi, bugün Türk devleti Öcalan aracılığıyla her Kürde “Türkiyeleşme”yi telkin eden, Kürt sosyal ve kültürel varoluşunun daha önce bütünüyle tasfiye edilememiş alanlarını dahi disipline etmeye ve hizaya sokmaya çalışan yeni bir kolonizasyon dilini devreye sokmaktadır. Herkesin tanıklık ettiği şey budur: Kürtlerin yalnızca bastırılması değil, aynı zamanda kendi kendilerini inkâra zorlanmalarıdır. Fakat en sarsıcı olan şudur: Elli yıl boyunca Kürt adını siyasal alana taşıyan, yok edilmek istenen, adı anıldığında bile nefes alınamaz hale getirilmeye çalışılan bir hareketin içinden, bugün bizzat Kürtlükle alay eden ve Kürtlüğü tasfiyeyi neredeyse tarihsel bir görev gibi gören bir dil yükselmektedir. Kürt kimliğini aşağılayan, Kürdün katırını bile “Kürtçe çifte atan” bir karikatüre dönüştüren bu söylem, faşist Türkçü tahayyülün yalnızca dışarıdan dayatılması değil, içeriden yeniden üretilmesidir. Bu, Kürt’e karşı kurulan kolonyal prototipin Kürt siyasetinin içinde dahi içselleştirilmiş hale gelmesinin en çıplak göstergesidir. Öcalanperestlerin “Türkiyeleşme” siyaseti, fiilen tam bir Kırolaştırma ve kültürel kırımı derinleştiren disipliner bir kampanyadır. Buradaki Kıro, basitçe “Kürt” değil; Kürtlüğün inkârıyla “medenileştirilmesi gereken eksik-Türk” prototipinin aynı anda üretildiği kolonyal bir ara figürdür—yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan ise bu sürecin başlıca aracısı, hatta başlıca figürüdür: Kemalist devlet aklının Kürt siyasal varoluşunu yeniden biçimlendirmek üzere devreye soktuğu “baş Kıro”laştırma mekanizmasının tam merkezinde yer alır. Öcalan, Kürt’e ilişkin Kemalist tahayyülü derinlemesine içselleştirmiş bir figür olarak, hayatı boyunca Kürtleri “Kürtlükten kurtarmayı” adeta bir misyon gibi görmüş; Kürtlüğü ulusal ve siyasal bir ufuk olmaktan çıkarıp aşılması gereken bir “hamlık” olarak yeniden kodlamaya yönelmiştir. Bu iddiayı belgelendiren en çıplak ifadelerden biri, Öcalan’ın Kürt varlığını neredeyse insanlık-dışı bir ara kategoriye indirgediği şu sözleridir: “Kişilik üzerine birçok çözümlemeler yaptım. Hâlâ Kürt’ü tam yakaladığımı, çözdüğümü söyleyemem. Çünkü kendisi olmaktan epeyce uzaklaştırılmıştı. Şeklen Kürtvari gözükse de, özde başkalaşmıştı. İhanetinin boyutlarının farkında bile değildi. Ona ne insan yasaları ne de hayvan yasaları işliyordu. Adeta üçüncü bir varlık türünü oynuyordu.” (Öcalan, 2004, Bir Halkı Savunmak, s. 222). Burada Kürt, bir ulusal özne değil; ne insan ne hayvan yasalarına tâbi olmayan, “üçüncü tür” olarak kodlanan bir ham maddeye, yani Kırolaştırmanın nesnesine indirgenmektedir. Bu dil, yalnızca bir betimleme değil, Kürtlüğün siyasal statüsünü düşüren kolonyal bir epistemolojidir: Kürt varlığı, hak ve egemenlik talep eden bir ulus olmaktan çıkarılıp terbiye edilecek, dönüştürülecek bir aşağı kategoriye yerleştirilir. İşte “Kıro” figürü tam da bu ontolojik düşürmenin adıdır. Çünkü Kıro, “Türkleştirilmesi gereken Kürt”tür: hem Öcalancı söylemin hem de Kemalist tahayyülün Kürt üzerine bindirdiği prototip. Kürdü zamandışı ve parokyal bir dağ varlığına indirgeyen; dili çözülemez, kimliği belirsiz, siyasal varoluşu “ilkel” sayılan aşağı bir özne-konumu. Kıro, yalnızca bir hakaret değil, modern Türk ulus-devlet aklının Kürt’ü tanımlama biçimidir: Kürdü ulus olma kapasitesinden yoksun, kültür ve tarih taşıyamayan, medeniyetle bağdaşmayan bir “artık” olarak kodlayan kolonyal bir kategoridir. İşte Öcalan’ın Kürtlüğe yaklaşımı da tam olarak bu kolonyal prototipin içselleştirilmesi üzerinden şekillenir. Öcalan’ın Kürtleri “Kürtlükten kurtarma” girişimi, basit bir siyasal taktik değil, derin bir Kemalist kompleksin ve kolonyal/ırkçı bir mimicry rejiminin ifadesidir. Bu kompleks, Öcalan’ın kendisini Türk ulus-devlet aklının ölçütleri içinde “insan” sayılabilir bir varoluşa yaklaştırma çabasında; Kürtlüğü ise aşılması gereken bir hamlık olarak kodlamasında görünür. Burada “Kıro” figürü belirleyicidir: Kıro, eşzamanlı olarak hem Kürt varlığının inkârını hem de “tamamlanmamış,” “medenileşmemiş” bir Türk prototipini temsil eder—bir tür yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan, Türklüğü insan olmanın normu olarak kabul eder; fakat aynı zamanda bu norm karşısında kendisini ontolojik bir eksiklik içinde konumlandırır. Bu eksiklik, Lukács’ın yabancılaşma ve bütünlük kaybı bağlamında düşündüğü türden bir “eksik-totalite” hissiyle, sürekli telafi edilmesi gereken bir varlık açığına dönüşür. Mimicry, tam da bu açığın yönetimidir: taklit, asla “asıl” olamaz; fakat kolonyal düzen içinde zorunlu bir sınav gibi dayatılır. Öcalan’ın Türkiyeleşme projesi, bu nedenle, Kürt özgürleşmesinin değil, Kürt öznesinin Kırolaştırılarak devletin ontolojik ölçüsüne yaklaştırılmasının—hiçbir zaman tamamlanamayacak bir Kemalist taklidin—siyasal adıdır. Bu Kırolaştırma mantığının en açık göstergelerinden biri, Öcalan’ın Kürtleri bir ulus olarak değil, tekrar tekrar bir “olgu” olarak adlandırmasıdır. Nitekim Öcalan, Demokratik Konfederalizm’de Kürtlerden defalarca “olgu” diye söz eder (2015: 39). Bu kelime seçimi tesadüf değildir: Kürt varlığını tarihselliği, egemenlik iddiası ve siyasal özne statüsü olan bir ulus olmaktan çıkarır; üzerinde işlem yapılacak ham bir nesneye indirger. “Olgu,” burada hak talep eden bir kolektif özne değil, disipline edilecek, dönüştürülecek, Türkiyeleşme içinde eritilecek bir Kıro maddesidir. Bu nedenle “demokrasi,” “Türkleştirme” ve “Türkiyeleşme” aynı mantığın farklı adlarıdır: Kürt bir olgudur; Türk milletiyle bütünleştirilmesi, terbiye edilmesi ve “medenileştirilmesi” gerekir. Mehmet Uçum’un Öcalan’la aynı çizgide söylediği gibi, “Türk milleti birdir; Türk ve Kürtten oluşan tek bir millet vardır ve onun da tek dili Türkçedir.” Burada kast edilen tam da budur: Kürt, ancak Türklük içinde eritildiği ölçüde meşru bir varoluşa kavuşabilir. Öcalan’ın “kültürel talepleri” dahi gayrimeşru sayması, Bülent Arınç’ın 2014’te dile getirdiği “Kürtçe medeniyet dili değildir” sözleriyle aynı epistemik şiddetin farklı versiyonlarıdır. Bu söylemlerin ortak zemini açıktır: Kürt varlığını inkâr etmek, Kürtlüğü bir siyasal özne değil, terbiye edilecek bir hamlık olarak görmek ve “Kıro”yu medenileştirme kisvesi altında Kürtlüğün tasfiyesiyle uğraşmak. Aradaki tek fark şudur: Devlet aklı bunu açık ırkçı Türkçülükle yapar; Öcalan ve ona tapanlar ise kendi içselleştirilmiş Kıroluklarını genelleştirerek bütün Kürt milletini de kendileri gibi kokusu ve zamandışı bir varlık olarak tahayyül ederler. Kolonize edilmiş bir mimicry (taklitçilik)—adeta bir “ev zencisi” pozisyonu—üzerinden, Türk efendisinin haklılığını ispatlamak için Kürtler aleyhine simgesel, dilsel ve epistemik şiddete başvururlar. Kürt ulusal ısrarını “ilkel milliyetçilik,” Kürt varoluşunu “geri hamlık,” Kürt siyasal ajansını ise “kardeşlik düşmanlığı” diye damgalarlar. Türk devleti bir asırdır yapamadığını, bugün Öcalanperestler yapmaya çalışmaktadır: Kürdü “Türkiyeleştirmek,” yani fiilen Kırolaştırmak—Kürt ulusunu, kendi kendisiyle alay eden, kendi varlığını inkâra yönelen, kolonyal prototipi içeriden yeniden üreten bir aşağı özne-konumuna mahkûm etmek. Hayatını kaybeden Rêzan Javid’in annesinin feryadını asla unutmayacağım. O, PKK’nin Kürtleri kurtarmak için silaha sarıldığına hâlâ inanıyordu. Cenazede “Kürdistan bayrağına kurban olayım” diye haykırdı. İşte yeni-Kırolaşma, Türkiyeleşme adına, devletçi aklın içselleştirilmesiyle Kürtlüğü böyle imha eder: bir halkın onurunu değil, kendi kendisiyle alay etmesini siyasal ufuk hâline getirerek.

Kamal Soleimani

23,596 görüntüleme • 7 ay önce

Türkiye; ABD ve İsrail'in, Türkiye'yi bölme planlarını Vatan Partisi'nden öğrendi, BOP'u tüm Türkiye'ye anlattık. Hem bölücülükle hem de faili meçhullerle mücadele ettik. Partimiz ve yayın organlarımız kapatıldı, yöneticilerimiz şehit edildi. Başta Genel Başkanımız Doğu Perinçek olmak üzere yüzlerce yöneticimiz yıllarca cezaevine atıldı. Vatan Partisi'nin mücadelesi, sizin edebiyatınızı yaptığınız 2 aylık hapislik sürecine benzemez. Ermeni Soykırım yalanını bitirdik, ABD-İsrail operasyonu olan Ergenekon tertiplerinde hedef alındık. Ergenekon'un baş hedefi TSK ve Vatan Partisi’ydi, bunu bizzat Zekeriye Öz itiraf etti. Onbinlerce vatansever ile Silivri Duvarlarını yıktık. 2003 Irak İşgali'ne karşı mücadele ettik. 1 Mart Tezkeresi’ne karşı mücadele eden yöneticilerimiz, Ergenekon ile cezaevine atıldı. 2011 Suriye İç Savaşı sırasında da en etkili mücadeleyi yürüttük. Filistin savaşında, Kıbrıs'ta, Suriye'de, Irak'ta, İran'da ABD-İsrail tertiplerine karşı mücadele ettik. Bunların hiçbirinde yoktunuz. 15 Temmuz gecesi çıkıp ilk açıklamayı yaptığımızda yoktunuz, Ergenekon'da yoktunuz. Talat Paşa ismiyle Ermeni Soykırım yalanlarıyla mücadele ederken, Talat Paşa ismini Avrupa'da rüzgar gibi estirirken yoktunuz. FETÖ ile mücadelede yoktunuz, NATO-ABD-İsrail tehditlerine karşı binlerce eylem-miting yaptık; Edirne ve Ankara mitingleri olalı henüz 1 ay oldu, hiçbirinde yoktunuz. Amerikancı 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle hedef alındık yine oralarda da yoktunuz. Siz o sıralarda MOSSAD ile gizli görüşmeler yapıyor, Emre Uslu ile birlikte dergiler çıkartıyor, ABD'nin saldırısına uğramamak için kafanız kumda bekliyordunuz. Şu anda da NATO ve ABD'yi savunuyorsunuz. Türk milletini gerçek düşmanı ABD-İsrail'e karşı örgütlemek yerine, mazlumların üstüne sürmeye çalıştınız. 2023 seçimlerinde CHP ve HDP ile birlikte nasıl pazarlıklar yaptığınızı hep birlikte gördük. PKK kayıtsız-şartsız silahsızlandırılıyor siz buna sahte solcular, İsrail ve PKK'nın silah bırakmasına karşı çıkan bölücülerle birlikte itiraz ediyorsunuz. ABD-İsrail'in silahlı gücünün silah bırakmasına kendine milliyetçi diyenler karşı çıkar mı? Tivitinizdeki iftira ve yalanlarınıza Ümit Özdağ'ı bile inandıramazsınız. Biz söylediklerimizin ve partimizin arkasındayız. En ufak bir krizde partisini, davasını bırakıp gidenlerden olmadık. Sosyal medyadan tartışmayı bırakalım, çıkalım bir televizyona canlı yayında tartışalım. İstediğiniz bir kanalda ve sunucu ile sizinle tartışmaya hazırız.

Samet Kunt

19,068 görüntüleme • 1 yıl önce

📌 Bugün yaşadıklarımız, gördüğümüz fotoğraf ve görüntüler aslında bir süredir devam eden bir sürecin bugüne yansımasıdır. Yarın ne olacağını ya da bir hafta, bir ay sonra ne yaşanacağını az çok öngörüyoruz. Yani bu tablo bugüne özgü değil. 📌 Türkiye’de uzun zamandır CHP’ye yönelik bir kuşatma söz konusu. Siyasal iktidarı mevcut koşullarda seçim yoluyla değiştirebilecek tek alternatif parti de CHP’dir. Bu nedenle CHP hem kurumsal hem de yönettiği belediyeler üzerinden siyasi baskı altında. 📌 Bütün bunlar demokratik bir hukuk devleti çerçevesinde değerlendirilemez. Olağanüstü bir durumla karşı karşıyayız. Ben hem yaşım hem mesleğim gereği 12 Eylül darbesini, olağanüstü hâl dönemlerini, özel yetkili mahkemeleri gördüm. Bugün yaşadıklarımız onlarla kıyaslanabilecek boyutta. 📌 Dün geceden itibaren İstanbul İl Başkanlığı’nda yaşananlar, polis kuşatması, baskı olağanüstüdür. 5 bin polisle bir siyasi partinin il binasının çevrilmesi, gazla müdahale edilmesi kabul edilemez. Bu, darbe dönemlerinde bile görülmeyen bir uygulamadır. 📌 Bir siyasi partinin yönetimi yargı yoluyla belirlenemez. Bu durum çok partili siyasi hayatı ortadan kaldırır, rejimi kontrollü muhalefete sürükler. Bunun ağır sonuçlarını hep birlikte yaşarız. 📌 Bugün Türkiye’nin gündemi açlık, yoksulluk, işsizlik, dış politika, Kürt meselesi ya da Meclis komisyonlarındaki çalışmalar değil; “Gürsel Tekin yarın nerede oturacak?” sorusuna indirgenmiş durumda. 📌 Bu tablo, CHP’nin değil, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tercihidir. Bizim gündemimiz değil ama iktidarın siyaseti buraya sıkıştırma çabası var. #CHPİstanbul

Sezgin Tanrıkulu

35,922 görüntüleme • 1 yıl önce

📍ROJ Peşmergesi Rojavaya girer mi sorusu sürekli özelden geliyor.Kesin bir şey konuşmak zor ama girmesi gerektiği kesindir.Şuan ki mevcut konjonktür Kürdistan yönetimini yanlizlaştırdı. 👉Bizler çoğumuz Ypgnin Amerika'ya yakın olması ve Güney gibi resmilesmesini beklerken Ypg Amerika'dan çok uzak ve İran'a çok yakın çıktı.Yani medyada çok yalan bilgi gezmiş ve rakamlar ilişkiler hep abartılmış.İdeolojiden kaynaklı Rusya iran bloğuna yakınlık Suriye sahasını Amerikanin bizzat kendi adamı Colaniye vermesine sebep oldu ve Kürtlere en ufak bir toprağı bile güvenceye almayacak kadar sırtını döndü.Yani alınan yanlış kararlar İmralınin sosyalist komün paradigmalari ve Kandilin bir lider ve yeni doktrin üretemeyişi Pkk Ypg'yi Ortadoğuda bitik olan Rusya İran bloguna çekti ve Amerika geçici olan terörle mücadele için olan desteğini İsrail ve Colani anlasinca Colani daes kamplarını devralmayi ustlenince Ypgden çekti.Kürtlerde Amerika'ya yakın olan tek bir blok Kürdistan yönetimi kaldı ve bayağı o da şuan sıkıntıda.Ayni sekilde Rojavada bitik durumda. 👉Bu sıkıntılı durumdan çıkışın yolunun Roj Peşmergelerinin acilen Rojavaya girmesi ve Kürdistana bağlaması olduğunu belirtmek lazım.Bu Kürdistan devletinin bağımsızlıgina giden kapıları da ardına kadar açacak ve Musul Kerkük ufukda belirecek.Aksi halde Talabani blogu Barzani'ye son donemde ağır cephe almış durumda ve yönetim kurulamıyor.Rojava takviyesi Kybyi isbirligine zorlayacak işbirliği yapmaz ise daha da zayıflayacak belki yok olacak.Ama muhtemel birlik ruhu olacak.En önemli kazanım ise Kürtler Suriye'de çok şey kaybetse bile bir Kürdistan varlığı da korunmuş, Kürt topraklarının bir kısmı kurtarılmış ve moral geçici olarak sağlanmış olacak.O yüzden ROJ Peşmergesinin Rojavaya girmesi elzemdir. ✋Bir devlet aklı bunu yapar.Kürt yönetimi de Serok Mesud Barzani de bunu yapmalıdır.Ufukta Musul Kerkük Rojhilat gözüküyorken Rojavayi kaderine terk edip orayı Colaniye bıraktılar ben doğuya odaklanayim denilmemelidir.Bu onurlu olmaz bu Kürt aklına yakismaz,bu ilerisi icin sana moral gücü ve siyasi askeri güç sağlamaz.Seni aksine güçsüz Amerika'nın ticaret kuklası ve sıradan orta güçte bir yönetim yapar. Ve yıllarca 2 partili çekişme sonuca ermez.Kimse de seni devlet olarak iplemez.O yüzden tekrarlıyoruz ROJ Peşmergesi gerekirse tank ve zırhlı araçları ile Rojavaya girmeli Kürdistanı ilan etmelidir.Karşı çıkan da tankın namlusuna ve Rojava halkına hesap versin uğraşmaya değmez. ☀️Biji Kurdistan Biji Rojava☀️ ⏳Rojava Kürdistan Bölgesi⏳ Bekliyoruz...

🎖️Zagros S. Kennedy🎖️

69,582 görüntüleme • 8 ay önce

Bir Türk vatandaşı DNA testi yaptırıyor ve "içinde tek damla Türk geni yok" raporuyla karşılaşıyor. Bugün bu testi Türkiye'de 100 kişiden 90'ı yaptırsa benzer sonuçlarla yüzleşebilir. Anadolu, binlerce yıldır dünya kavimlerinin gelip geçtiği, karıştığı, kaynaştığı bir coğrafya... Bu topraklarda "Türk" diye saf bir genetik havuzdan söz etmek mümkün değil. Mustafa Kemal Atatürk bunu 90 yıl önce gördü. Onun için "Ne Mutlu Türk'e" demedi; "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" dedi..! Çünkü bildiği şuydu: Bu topraklarda "Türklük" asla bir kan meselesi, bir soy meselesi olmadı. Bir ülkü meselesiydi, bir ortak gelecek iradesiydi... Ne yazık ki 100 yıldır bir kısım devlet aklı bunu anlamamakta direndi. Türklüğü etnik bir üstünlük, bir çatı zorbalığı, bir "öteki" üretme aracı hâline getirdi. Safkanlık masalları anlattı; "kanımız" dedi, "soyumuz" dedi. Özellikle milliyetçi siyasiler Orta Asya'da bir Türk ile kurduğu bağı, sınırları içindeki bir Kürt'le kuramadı. Genç Türkiye'nin bölünme korkusu ve dönemin çeşitli Kürt isyanları da bu ayrışmayı derinleştirdi. Oysa Türkiye'de Türklük, etnik bir kimlikten ziyade bir ideolojidir. Tam da bu sebeple devlet 100 yıl boyunca türklüğü "çatı kimlik" olarak sunmaya çalıştı fakat bugün geldiğimiz noktada bunun tam anlamıyla karşılık bulmadığını görüyoruz. Sonuç? Bugün DNA testiyle yüzleşen milyonlar ve hâlâ süren "ben daha Türk'üm, sen değilsin" kavgaları... Gerçek vatanseverlik, "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" demekten gocunmamaktır. Çünkü o cümle bir ırk beyanı değil, bir vatandaşlık sözleşmesidir. O cümle "bu topraklarda birlikte yaşama iradesini" kabul eden herkesi kucaklar: Kürt'ü, Çerkes'i, Arap'ı, Boşnak'ı, Arnavut'u, Laz'ı, Pomak'ı, Roman'ı… Ve elbette, DNA testinde "%0 Türk" çıkanı... Milliyetçilik, milliyetçilere bırakılmayacak kadar hassas bir konudur. Bu topraklarda milliyetçilik ne olacaksa, kimin "biz"den sayılacağına kim karar verecekse, bunu ırkçı laboratuvarlar değil, bu ülkenin eşit yurttaşları hep beraber belirleyecek. Çünkü tam da bu ortak irade, bizi asırlardır bir arada tutan en güçlü bağdır. İşte bu yüzden; Ne Mutlu Türk'üm Diyene... Ve ne mutlu, bunu hâlâ gururla söyleyebilene... 🇹🇷🇹🇷🇹🇷 #NeMutluTürkümDiyene

Didem Yavuzyılmaz

262,133 görüntüleme • 9 ay önce

Maçı baştan sona izledim. Kürt profesyonel sporcu Namo Fazil tam da kendisinden beklediğimiz gibi dövüştü: güçlü, cesur, özgüvenli ve sürekli ileri giden bir tarz. Fakat teknik açıdan rakibinin gerisinde kaldığını hep birlikte gördük. Namo kendisine klasik dövüş stratejisiyle maça başladı. lk iki raundda Kaik Brito’yu yoracak, darbeleri absorbe edecek, sürekli üzerine yürüyerek onu fiziksel ve mental olarak çözecek, ardından üçüncü raundda baskıyı artıracaktı. İkinci raundun sonunda bunun işaretleri de görülüyordu. Namo’nun asıl hatası güçsüz olması değildi. Tam tersine, kendisine fazla güvenmesiydi. Rakibini yenebileceğinden o kadar emindi ki zaman zaman onu küçümsedi, alay etti, şov yaptı. UFC’de şov önemlidir ama şov yaparken gardınızı unutursanız bedeli ağır olur. Zaten UFC yalnızca dövüş değildir; karakter, hikâye ve star etkisi de bu işin parçasıdır. Dana White’ın da yalnızca iyi dövüşenleri değil, seyirciyi peşinden sürükleyebilen isimleri önemsediği biliniyor. Namo’da bu star ışığı fazlasıyla var ve bir yenilgiyle sönmüş değil. Bence maçın bütün hikâyesi Namo’nun mental dayanıklılığı ile fiziksel dayanıklılığı arasındaki hesabı yanlış yapmasında yatıyor. O kafasında asla yenilmiyordu. Son yumruktan birkaç saniye önceki beden diline bakın hâlâ rakibinden daha güçlü olduğuna inanıyor. Ama zihnin “devam edebilirim” demesi, bedenin gerçekten devam edebileceği anlamına gelmez. Başınıza aldığınız her darbe beyninizde ve sinir sisteminizde birikir. Cesaret bunu ortadan kaldırmaz. Son yumruk geldiğinde başrol artık yürek değil, biyolojidir. Namo güçlüydü, cesurdu, hazırdı ve kazanacağına inanıyordu. Fakat güç ve cesaret tek başına yetmez. Teknik, savunma, strateji, tecrübe ve fight IQ en az bunlar kadar önemlidir. Üç saniyelik teknik hata bazen üç raundluk emeğin tamamını silebilir. Ve öyle oldu Bu sadece Namo için değil, yükselen bütün Kürt sporcular için de önemli bir ders olmalı. Bir halkın bayrağıyla, kimliğiyle uluslararası arenaya çıktığınızda artık yalnızca kendiniz adına yarışmıyorsunuz. Daha ciddi, daha hesaplı ve daha stratejik olmak zorundasınız. Ama ortada sonuçta bir spor müsabakası var. Kazanmak da var, kaybetmek de. Namo’nun bu yenilgisi onun cesaretini, mücadelesini veya yarattığı etkiyi ortadan kaldırmaz. Kürdistan kimliğini taşıdı, büyük bir taraftar desteğini arkasına aldı ve kendisini gösterdi. Ben UFC’nin de Namo Fazil gibi seyirci oluşturan, karakteri olan ve izlettiren bir ismi kolay kolay unutacağını düşünmüyorum. Bu elbette garanti değil. Ama Namo’nun hâlâ ciddi bir potansiyeli ve yeniden o kapıya dayanabilecek gücü var. Şimdi yapılması gereken bu yenilgiyi ne romantikleştirmek ne de Namo’yu yerden yere vurmak. Ders çıkarmak gerekiyor: özgüvenini koru ama rakibini küçümseme; şovunu yap ama gardını düşürme; yüreğini kaybetme ama tekniğini ve stratejini daha da büyüt. Biz her hâlükârda Namo’nun yanındayız. Halkını ve bayrağını büyük bir cesaretle temsil etti. Bu defa olmadı. Sporda bunun adı yenilgidir, utanç değil. Daha güçlü, daha teknik ve daha hesaplı döneceğine inanıyoruz. Serkeftin bra Namo. 🥊 ❤️☀️💚

Azad Penaber

1,227,023 görüntüleme • 1 ay önce