Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

İÇDAŞ'ın çelik dolu gemileri İsrail'e gitmeye devam ediyor! Başka bir ülkeye gidiyormuş gibi gösterdikleri çelik dolu gemileri İsrail'e gönderiyorlar. İsrail'in en büyük çelik ihracatçısı TÜRKİYE!

11,722 Aufrufe • vor 1 Jahr •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Danimarka CV9035DK ZMA’sı yeni nesil Rheinmetall-MAN SX45 8x8 ağır kurtarıcıyla toprak zeminde sabit çeki demiriyle çekiliyor! Yüksek tonajlı paletli zırhlı araçların,özellikle fren sistemleri devrede olmadığı durumlarda yokuş aşağı veya engebeli arazide öndeki kurtarıcı araca çarpmaması için kullanılan standart askeri çekme prosedürü bu yöntemdir! ⚠️“A-Frame/A tipi formlu çelik yüksek dayanımlı çelik barlarla sabitlenen çekilen araç öndeki kurtarıcı araç her fren yaptığında tıpkı bir duvar gibi arkadaki aracın itme kuvvetini karşılar ve onun da güvenle yavaşlamasını/durmasını sağlar. ⚠️ Sabit bağlantı sayesinde,arkadaki “ölü araç” tamamen öndeki kurtarıcının insiyatifine girer. Hidrolik fren ve direksiyon sistemlerinin çalışmadığı bu durumlarda çekilen aracın sağa sola savrulmasını önler ve rahat yönlendirilmesini sağlar! ⚠️Her iki aracın sağ ve sol alt köşelerinde bulunan güçlendirilmiş çeki halkalarına bağlanan bu kalın çelik barlar ivmelenme ve frenleme sırasındaki devasa yükü,tek bir noktaya bindirmek yerine aracın şasisindeki iki güçlü noktaya eşit olarak dağıtır. ⚠️Diğer durumda ise halat veya zincirle çekilen bir araç arazide çukura girdiğinde veya tümsekten geçtiğinde halat önce gevşer,araçlar hareket edince aniden gerilir. Bu ani gerilmeye “şok yüklemesi” oluştururken çok yüksek araçlarda bu şok halatın kopmasına,çeki kancalarının şasiden sökülmesine veya aktarma/yürüyen aksam organlarının hasar görmesine yol açabilir. ⚠️Ayrıca çelik barların bir önemli avantajı muharebe sahalarında esnek bir halatla aracı sadece kendinize doğru çekebilmeniz aksine dar bir alanda sıkıştığınızda sabit çeki demiri bağlıyken,öndeki kurtarıcı araçla geri vitese takarak arkasındaki neredeyse 40 tonluk "ölü" aracı geriye doğru itebilmek ve ona yön verebilmektir. Bu manevra kabiliyetini esnek bağlantı elemanlarıyla sağlamak fiziksel olarak imkansızdır! ⚠️Yine araç kurtarmada kırbaç etkisi oldukça büyük bir risktir. Gergin bir çelik halat veya kalın bir zincir yüksek yük altında koptuğunda,inanılmaz bir kinetik enerjiyle serbest kalır ve havada bir kırbaç gibi savrulur. Bu durum çevredeki askeri personel için ölümcül bir tehlikedir ve araçların elektro/optik istemleri gibi hassas aksamlarına hasar verebilir. Kalın çelik sabit çeki demirleri kopma veya esneme yapmaz, böylece ölümcül kaza riskini minimuma indirir. ⚠️Halatlarla veya zincirlerle yapılan çekme görevlerinde,arkadaki aracın öndeki kurtarıcıya çarpmasını engellemek için seyir hızının çok düşük (genellikle 10-15 kilometre/saat civarı) tutulması gerekir. ⚠️Arazi şartları veya yol durumu elverdiği sürece konvoy hızlarında sabit çeki demirleri (40-50 kilometre/saat ve hatta üzeri hızlar) çok daha hızlı ve güvenli bir şekilde intikal edilebilir. Düşman hattından çıkarken hız, hayatta kalmanın en önemli gereksinimlerinde en başta gelir. ⚠️Ölü olmayan bir araçta dahi çekilirken halat veya zincir gibi yöntemlerde arkadaki araçta fren veya yönlendirme yapacak bir personel/sürücü bulunmalıdır. Sabit çeki demirlerinde ise her şekilde bu personel gereksinimine ihtiyaç duymaz ve o personel başka görevlerde kullanılabilir veya güvenli şekilde tahliye edilebilir! ⚠️Askerlikte sahada ufak detayların büyük kazanımlarına dair güzel bir örnek!🇩🇰🇩🇪🇸🇪🇬🇧

Megatron

571,843 Aufrufe • vor 2 Monaten

Dün gece İstanbul ambarlı limanında Ticaret Bakanlığı suç üstü yakalandı. İsrail ile ticareti protesto etmek ve sevkiyatı engellemek isteyen vatandaşlara karşı özel güvenlik havaya ateş açtı ve polis İsrail firmasının konteynerlerini korudu. *** Buraya uzunca bir not düşmek istiyorum. İsrail ile Ticaretin devam ettiğini herkese açık resmi kaynaklardan tespit edip kanıtlarıyla sundum. Şimdi insanlar limanlara gidip kendi gözleriyle görüyor. Videolarla biz de görüyoruz. Bize yalan söylediler. Gazze'de katliamların sürdüğü ilk 6 ay boyunca İsrail ile ticaretin olmadığını söylediler. Bizzat Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ve Ak Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe bu yalanları canlı yayınlarda anlattı. Birçok güdümlü gazeteci bu yalanları paylaştı. Sonra pes ettiler. Önce itiraf edip ardından ticaretin kesildiğini açıkladılar. İkinci 6 ay bu yalanla uyutulduk. Ticareti kesmeyip başta Filistin olmak üzere diğer ülkeler üzerinden sürdürdüklerini, bu kadar alçaldıklarını yeni yeni öğreniyoruz. İsrail ordusuna çelik, çimento, dikenli tel ve diğer ihtiyaçlarını gönderip gümrük beyannamesine Filistin diye kaydettiler. İsrail'e makyaj malzemesi ihracatı bile durmadı. Onu da Filistin diye kaydedip gönderdiler. Katliama desteğimiz yetmezmiş gibi bir de Filistin halkıyla böyle alay ettiler. Bu işbirlikçiliğin sorumlusu kim? Elbette iktidar ve patronlar. Videolardan birinde İsrail şirketinin konteynerini taşıyan tır durduruluyor ve "şoföre dokunmayın ha" sesini duyuyoruz. Tam da bunu anlatmaya çalışıyorum. Evet, bu işbirliğine şoförlük yapmayı bile reddetmek en doğru tavır ama siyasilere ve patronlara dokunmadan işçilere ya da sıradan vatandaşa dokunmak hedefi saptırmak olur. Asıl suçluları rahatlatır. Bunu paylaşmak istedim.

metin cihan

1,143,281 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bu demir ağlar meselesine daha öncesinde kısmen değinmiştim. İşin doğrusuna elimizdeki veriler ışığında detaylıca bir sefer değineyim ve konuyu artık buradan okumaya başlayalım. Zira çok fazla bilgi kirliliği var ve hiçbir tartışma bizi bir sonuca götürmemektedir. Öncelikle altyapı yatırımları yalnızca dönemsel politik vizyonların veya dış politika angajmanlarının bir sonucu değil, topoğrafik zorunlulukların, tribolojik kısıtların ve sermaye getirisi yani ROI parametrelerinin deterministik bir tezahürüdür. Politik kısıma değinmeyeceğim, zira hem bu benim işim değil, hem de çok fazla safsata ve hurafe dolu bir alan. Gerek yok. Benim işim matematik ve veriler ile. Gelelim konuya; Çelik tekerlek ile çelik ray arasındaki etkileşim. Bu etkileşim yani demiryolu ulaşım sistemi olağanüstü düşük yuvarlanma direnci sayesinde devasa tonajların minimum enerji sarfiyatıyla taşınmasına olanak sağlarken, eğimli arazilerde yerçekimi kuvvetini yenmek için elzem olan "çekiş çabası"nın yani Tractive effort üretilmesinde kritik bir tribolojik zafiyet yaratır. Ağır yük trenlerinin dağlık topografyalarda ilerleyebilmesi doğrudan bu tekerlek-ray arayüzündeki adhezyon limitlerine bağlıdır. Adhezyon kuvveti tekerlek ile zemin arasındaki temas noktasında moleküler düzeyde gerçekleşen "slip-stick" Döngüleriyle oluşur. Yani bir lokomotifin ray üzerinde tekerleklerini boşa döndürmeden /patinaj yapmadan üretebileceği maksimum çekiş kuvveti, normal kuvvet ile tekerlek-ray arasındaki tutunma/sürtünme katsayısının çarpımına eşittir. Burada ulaşımcı arkadaşlar bilecektir ki karayolunda kauçuk lastik ile asfalt yüzey arasındaki sürtünme katsayısı oldukça yüksektir ve genellikle sürtünme katsayısı 0.70–0.90 aralığındadır. Buna karşılık demiryolunda çelik tekerlek ile çelik ray arasındaki katsayı ideal ve tamamen kuru laboratuvar koşullarında bile en fazla 0.25-0.30 seviyelerindedir. Ancak operasyonel düzeyde bu teorik maksimum değere güvenilemez. Çiğ, yağmur, don, ray yüzeyine sızan gres yağı veya kırsal/ormanlık bölgelerde demiryolu çevresindeki bitki örtüsünden dökülüp tekerlekler altında ezilerek sert, kaygan bir lignin tabakası oluşturan yapraklar nedeniyle pratikte sürtünme katsayısı ortalama 0.15 seviyelerine kadar düşmektedir. Bu sebeple demiryolu lokomotifleri bu devasa sürtünme dezavantajını kompanse edebilmek için yüzlerce tonluk "ölü ağırlıklara" Sahip olmak zorundadır. Çelik yüzeyler arasındaki o temas noktasındaki mikroskobik sürtünmenin on binlerce tonluk bir tren katarının ataletini durdurabilmesi veya devasa yükü harekete geçirebilmesi için lokomotif akslarına binen ağırlığın maksimize edilmesi gerekir. Burada ise bir başka sorun devreye girmektedir. bir lokomotifin dingil basıncı da altyapının, rayların ve köprülerin taşıma kapasitesiyle sınırlıdır. Ortalama bir ağır yük lokomotifinde aks başına düşen yük 20-30 ton arasındadır ve bu kütle, eğim direncini kırmak için her zaman yeterli olmaz. Lokomotiflerdeki "Adhezyon Faktörü" Lokomotifin üretebileceği maksimum çekiş kuvvetinin lokomotifin çeker dingillerindeki ağırlığına oranıdır ve modern sistemlerde bu oran %25 ila %28 seviyesinde tasarlanır. Eğer lokomotifin gücü, ray ile tekerlek arasındaki efektif adhezyon katsayısı 0.15 limitinin izin verdiğinden daha fazla kuvvet uygular ise tekerlek slip'e düşer ve çekiş gücü "Saturated Creepage" Noktasına ulaşarak sıfırlanır ve tren rampada kalır. Yani anlaşılacağı üzere karayolu taşıtları yüksek motor güçleri ve yüksek sürtünme katsayıları sayesinde %10lara varan eğimleri standart operasyonlar dahlinde tırmanabilirken, demiryolu araçları yerçekimine karşı son derece kırılgandır. Ulaştırma mühendisliğinde bir trenin yerçekimi direncini yenmesi, doğrudan çekiş kuvveti ile eğim vektörünün çarpışmasıdır. Eğim direnci tren ağırlığının yerçekimi vektörüne paralel olan bileşenidir. Amerikan demiryolu mühendisliği standartlarına göre her %1'lik eğim trenin toplam ağırlığının her bir tonu için 20lbs ekstra direnç yaratır. Standart ağır tonajlı bir konvansiyonel yük treninin ek bir yardımcı lokomotif desteği almadan ekonomik ve güvenli bir şekilde tırmanabileceği maksimum rampa/eğim oranı %1.5 olarak kabul edilmektedir. Eğer rampa %2.0 aşar ise çekme direncine eklenen yerçekimi yükü o kadar şiddetli hale gelir ki, tek bir lokomotifin çekiş gücü fiziksel kopma mukavemetini zorlar ve tekerlekler adhezyon sınırını aşarak slip'e düşer. Yüksek hızlı yolcu trenleri dingil başına motorize edilmiş EMU ve çok yüksek güç/ağırlık rasyoları sayesinde %2.5 ile %4 arası eğimleri aşabilse de dökme yük veya konteyner taşıyan on binlerce tonluk dizilişler için bu fiziksel olarak olanaksızdır. Evet, yukarıda ki fiziksel engeli aşmak mühendislik olarak imkansız değildir ve daha ziyade ekonomik bir problemdir. %1.5-%2.0 sınırının aşıldığı sarp coğrafyalarda trenleri güzergahın o noktasında durdurarak katarları bölmek veya arkadan itici/önden çekici "Helper" Lokomotifler eklemek yegane çözümdür. Ancak bir tedarik zinciri perspektifinden bakıldığında; trenin dağ eteklerinde durdurulması, fazladan lokomotif bağlanması, manevra gecikmeleri, bu lokomotifler için ayrılmış ekstra makinist personeli, artan yakıt/enerji sarfiyatı ve bakım maliyetleri, ton-kilometre başına düşen operasyonel giderleri eksponansiyel olarak artırır. Örneğin ABD'deki ünlü Raton Pass gibi %3.5 eğimlerde bu nedenle ticari ağır yük taşımacılığı açısından ekonomik avantajını kaybetmiştir. Adhezyon ve eğim mekaniği bağlamında Türkiye coğrafyasına bakıldığında demiryolu ağının neden karayolu kadar hızlı nüfuz edemediğini daha iyi idrak ediyoruz. Arpad'ın da Tweet'e eklemiş olduğu görsele bakıldığında ve biraz coğrafi bilgiler eklendiğindeTürkiye'nin topografik anatomisi, Alp-Himalaya kıvrım kuşağı sisteminin aktif bir parçası olarak şekillenmiştir ve ülkenin ortalama deniz seviyesinden yüksekliği 1132 metredir. Arazi olağanüstü engebeli, fay kırıklarıyla dolu ve asimetrik bir yapıya sahiptir. Kuzeyde Pontidler Karadeniz sahiline, güneyde ise Toros Dağları Akdeniz sahiline devasa, kesintisiz bir duvar gibi paralel uzanır. Bu kıyıya paralel yükselen 2000-3000 metrelik sıradağlar ile deniz seviyesindeki limanlar veya İç Anadolu'daki 900-1000 rakımlı üretim platoları arasındaki yükselti farkları demiryolunun o kırılgan "%1.5" Eğim sınırı ile doğrudan ve şiddetli bir biçimde çatışmaktadır. Bir demiryolu hattının deniz seviyesinden Türkiye'nin sadece ortalama yükseltisi olan 1132 metre rakıma %1.5 maksimum eğim kuralını ihlal etmeden çıkabilmesi için hiçbir topoğrafik engel, kanyon, vadi veya uçurum olmadığı varsayımında dahi kilometrelerce kesintisiz, doğrusal ve pürüzsüz bir rampa platformuna ihtiyacı vardır. Dağların denizden sadece birkaç kilometre içeride aniden 2000 metrelere fırladığı Karadeniz ve Akdeniz topografyalarında veya doğuya doğru sarp kayalıklarla yükselen Doğu Anadolu coğrafyasında böylesine uzun, doğrusal ve sabit eğimli bir platform bulmak topoğrafik olarak imkansızdır. Tabii yukarıda da bahsettiğim üzere bu durum bir mühendislik problemi değildir zira topografyaya uyum sağlamak yerine topografyayı silmek yani dağları doğrudan tünellerle delip geçmeye veya derin kanyonları devasa viyadükler ile aşmak mümkündür. Fakat bu durum devasa bir ekonomik problemdir. Bu yüzden Türkiye'deki demiryolu projelerinin kilometre başına düşen inşaat maliyetlerini gelişmiş düzlük ülkeler ile veya karayollarıyla kıyaslanamayacak seviyelere taşımaktadır.

makinacı

12,726 Aufrufe • vor 2 Monaten

Son yıllarda sosyal medyada parlatılan "cins köpek" modası, aslında derin bir karanlık taşır. Pürüzsüz tüyler, belirgin yüz hatları, katalog gibi dizilmiş yavrular… Bunlar çoğu zaman sahnenin sadece görünen tarafıdır. Oysa arka planda, kimsenin paylaşmak istemediği bir gerçek vardır; köpek çiftliklerinde ve merdiven altı üretim yerlerinde yaşayan hayvanların sessiz çığlıkları. Damızlık olarak kullanılan dişi ve erkek köpekler yıllarca dar, havasız, güneş görmeyen kafeslerde tutulur. Onlar için hayat; oyun, sevgi, güven, patilerinin toprağa değmesi gibi kavramlardan tamamen uzaktır. Sadece doğurmak, yeniden doğurmak ve tekrar doğurmak… Bu köpekler hiçbir zaman gerçek bir yuva görmez, insan eli onlara yalnızca para kazanma amacıyla dokunur. Çoğu köpek, fiziki olarak tükenene kadar kullanılır, sonra da kaderine terk edilir. Satılan yavruların arkasında ise iki temel sorun yatar: Genetik hastalıklar ve anneden erken ayrılıp, yeterince anne sütü almamaktan kaynaklanan zayıf bağışıklık sistemi. Cins yavru arayan birçok kişi, aslında görünürde sağlıklı ama içten içe hasta, korkmuş ve travmalı bir canı eve götürür. Çünkü hızlı kazanç için üretenler, sağlık testi, veteriner kontrolü, doğru sosyalizasyon gibi sorumluluklardan kaçınır. Kötü koşulların sürmesinin en büyük nedeni, ne yazık ki talebin devam etmesidir. Birileri "cins köpek istiyorum" demeye devam ettiği sürece, merdiven altı üretim yerleri çok daha fazla köpek üzerinden para kazanmanın yolunu arar. Olan yine masumlara olur. Bu sistemin çarkını durdurmanın en etkili yolu, satın almak yerine sahiplenmektir. Sokaklardaki ve barınaklardaki köpekler; sevgiyle kucaklanmayı, kendine ait bir yuva bulmayı bekler. Üstelik bir köpeğe yuva olmak, yalnızca ona değil, tüm sisteme bir mesajdır: "Hayvanlar ticaret malı değildir." Cins köpek üretimi, çoğu zaman estetik beklentilere göre şekillenen acı dolu bir düzendir. Oysa bir köpeğin değeri, ırkıyla, rengiyle, popülerliğiyle ölçülemez. Onlar, hisleri olan, acı çeken, sevgi isteyen canlılardır; eşya değil. Bir köpeğe bakarken onun gözlerinde ışık görmek istiyorsak, önce bu karanlık düzeni görmeli ve karşı çıkmalıyız. #SatınAlmaSahiplen

Siyah Kedili Adam

10,632 Aufrufe • vor 8 Monaten

DÜNYA YENİ BİR "BARBARLIĞA" UYANDI! YENİ BİR HIRSIZLIK, YENİ BİR TALAN BAŞLADI. ABD VENEZUELA'YI BOMBALANIYOR! SADECE PETROLÜNE ÇÖKMEK İÇİN 1- Dünya bir barbarlığa daha tanık oluyor. ABD ordusu bu sabah Venezuela’yı bombalamaya başladı. Sürü halinde ABD helikopterleri başkent Karakaş’ı vuruyor. Birini Körfez Savaşı'nda Bağdat'tan yansıtılan görüntülerin bir benzerini izliyoruz. 2- ABD’ye hiçbir zararı olmayan bu ülke, sadece zengin petrol kaynaklarını talan etmek için bombalanıyor. Hiçbir siyasi gerekçe yok, sadece petrol var. Ve ABD bunu almak için bir ülkeye savaş ilan etti. Ve hiç utanmadan Başkent Karakaş'ı bombalamaya başladı. 3- Venezuela, ABD’nin ikinci bir Vietnam ve Afganistan yaşayacağını açıkladı. Komşu Kolombiya da ABD saldırısına sert tepki verdi. Diğerlerinden de tepki gelecektir. 4- Ne kadar güçleri yeter bilinmez ama Venezuela-Kolombiya hattında uzun soluklu gerilla savaşları ortaya çıkabilir. Ve bu ABD’yi usun yıllar bunaltacaktır. 5- Kendisine Nobel Ödülü verilen muhalefetteki Maria Corina Machado, "Gelin ülkemi işgal edin" diye ABD'ye çağrı yapıyordu. Bir siyasetçinin alçalmasının örneğini, Nobel ödülünün yağma ve hırsızlık için nasıl kapıları açtığını burada da görüyoruz. 6- ABD’nin “yakın çevresi” Orta Afrika’da başka ülkelere de Venezuela örneğinde olduğu gibi saldıracağı, Latin Amerika’ya bir dizi “ayar verme” yoluna gideceği söyleniyor. Yani sırada saldırı yapılacak başka ülkeler de var. 7- Böyle devam ederse, Latin Amerika’da ABD karşı blok, cephe oluşması ihtimal dahilinde. Bir çok ülke, ABD saldırısı öncesi hazırlık yapıyor. Belki ortak bir dayanışma geliştirilir. Belki Çin ve Rusya desteği ile ABD’nin yanıbaşında büyük ve kalıcı bir kriz demirler. 8- “Tehdidin genelleşmesi”, ABD’yi Latin Amerika’da içinden çıkamayacağı bir batağa sürükleyebilir. Özellikle Çin ve Rusya gibi ülkeler, “ABD’nin burnunun sürtülmesi” için uzun “soluklu bir meşguliyet”e mahkum edilmesini, zayıflatılmasına öncelik bir yöntem olarak görüyor. Bu yüzden de bölgeye yoğun destek verecektir. 9- Bu sabah ABD barbarlığı olarak başlayan saldırı, yıllar sonra ABD’nin burnunun dibinde bir savaşa dönüşebilir. “Savaşları ABD’nin uzağına taşıma tezi” çöktü. Savaş Amerika kıtasına taşındı. Bunun onlara maliyeti çok yüksek olacaktır. 10- Ukrayna savaşı ile savaşlar Avrupa sınırlarına taşındı. Venezuela saldırısı ile savaşlar, ABD kıtasına da taşınıyor. Bunun en büyük zararını ABD ödeyecektir. Şuan yaptıkları aptallığın yol açacağı zararın petrolden önemli olduğunu geç anlayacaklar. 11- Ve ABD’nin yakın çevresine saldırmaya başlaması, Çin’in de yakın çevresine saldırıları ile devam edecektir. Pekin’in Tayan’a müdahale için süre kısalmıştır.

İbrahim Karagül

24,786 Aufrufe • vor 6 Monaten

Değerli dostlarım yeniden merhaba. Aklınızdaki bazı soru işaretlerini gidermek istiyorum. 1- İlk videoda Genel Başkanımız Özgür Özel var. Dünden beri genel başkanımıza 5000'in üzerinde tweet okutuldu. Kendisi "Eleştiri varsa arkadaşlarımızla görüşmemiz gerekir." diyerek bugün öğrenci temsilcileriyle görüşme gerçekleştirdi ve onların taleplerini dinledi. Onlara provokatör asla demeyeceğini fakat Saraçhane konusuna özellikle dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. 2- İkinci videoda Milli Eğitim Bakanlığı'ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve İstanbul vekilimiz Suat Özçağdaş var. Kendisi neden sahadan görüntü verilmediğine dair açıklamasında şunu belirtiyor. "Öğrenciler yüzlerini kapatıyor. Niye kapatıyorsun dediğimizde 'İTÜ öğrencisiyim. 31 sene önceki diplomayı iptal eden beni mahveder.' diyorlar. Bir cevap veremiyorum. Demokrasi talebi için alana gelen insanlara dair sahadan görüntü verirsek gözaltı riskinden çekiniyoruz. Sahada 80 vekilimizle bulunuyoruz. Büyük bir kısmı İstanbul'da. Bazı arkadaşlar bizi tanıyor bazıları tanımıyor. Vekiliz demeden yoldaşları olarak yanlarında mücadele veriyoruz. Eksik varsa da kapatacağız." 3- Üçüncü video Gençlik Kolları Genel Başkanı Cem Aydın. Arkada polis müdahalesini görüyorsunuz. Bu esnada alanda eşyalarını unutan arkadaşımızın eşyasını almak için birlikte alana yürüyorlar. Bu video 3-4 gündür var örneğin ama paylaşılmıyor çünkü tercih edilmiyor. Son olarak bugün İBDA-C riskinden haberdarsınız. İstanbul İl başkanımız Özgür Çelik tampon bölge önlemi almıştı fakat iftar iptal edildi. Telaşa gerek yok. Mücadeleye devam. Pes eden de memleketi satar, sizi yalnız bırakan da. Herkes bu konuda hemfikir. Akşam için herkese kolaylıklar, ayağınıza taş değmesin. Gülmeyi unutmayın zira Ekrem Başkanın dediği gibi GÜLERYÜZÜNÜZE YENİLECEKLER.

Av. Şöhret Can Kolsuz

64,882 Aufrufe • vor 1 Jahr

İnsanlarımızı kim yaktı? Her güne stres, korku ve endişe hakim oldu. Yardım çığlıkları bana kast-i olarak yapılan depremi hatırlattı. 'Bu yangın!' sıradan olmayan bir ateş. Bu yangın sadece oteli değil, hepimizi yaktı? Kafamdaki soruların fazlası var. Türkiye'de 24 saatte birçok gündem değişiyor. 2025'in ilk başında en büyük can kaybı ile bir otelle tarihe geçti. Birileri hem toplumu, hem gündemi acımadan dizayn ediyor. Bolu Kartalkaya'da geceliği 30 bin TL civarında olan bu yılların otelinde dağda tek başında merkezden uzak ve ahşap yapılı olmasına rağmen neden su deposu, takviyesi, müdahale teçhizatı bulundurmamıştır? Olayın ilk saatlerinde havadan müdahale neden yapılmamıştır? Bu yangınlar, uçak kazaları, faili meçhuller, siyasetin küresel dizaynı topluma bedel ödetiyor! 66 insanımızın vefat ettiği ifade ediliyor. 10 ölü denmişti rakam 66'ya yükseldi. Çok sayıda yaralı. Yine döndü dolaştı 66'ya bağlandı. 66 can neyin kurbanı oldu? Niye bu kadar insan can verene kadar havadan, karadan müdahale zaafiyeti oluştu? Kim neyin mesajını verdi bu katliamla? 06 Şubat 2023 tarihli depremde de sayılasal olarak benzer mesajlar verildi. Uzun yıllardır yanmayan otel nasıl oldu da birkaç saatte karda, kışta onlarca insana mezar oldu, kül oldu! Bunca yıl çıkmayan bugün devasa büyüklükte neden çıktı? Birileri burayı pilot olarak mı seçti? Şehire uzak, gözden ırak müdahale riski uzak ve havadan müdahalesi olmayan gecikmeli bir acı tablo. Neden gece vakti? Tıpkı kasıtlı yapılan deprem gibi kasıtlı yakılan bir otel? Kasıtlı çıkarılan bir otel mi? Masum insanlar can verirken birileri acımadı. Çocuklar, aileler yandı. Bu insanlar aileleriyle hiç bir yere gitmesin, dinlenmesin istiyorlar. Toplumu yalnızlaştırma ve korkutma politikasının bir başka açısı olsa gerek. Kim yine neyi ritüel olarak kullandı ya da örtbas etmek istedi bilinmez ama daha önce dediğimiz gibi; "2025 yılı hem çöküş, hem çıkış yılıdır.." Bunu önceki senelerde de ifade etmiştik. Bu sene kötülüte tavan jübilesi! Yapay zekâ soslu Los Angeles yangınına rağmen Trump, daha ilk günde kalesini korudu ama biz kalemizden goller yemeye devam ediyoruz. Yazın buğdayları, ormanları yakanlar kışın da yüreklerimizi yaktılar!.. Tesadüf diye birşey asla olamaz. İki gün sonra başka bir gündemle unutulur gider! #bolukartalkaya #bolu #yangın #Otel Grand Otel

Ali Osman Önder

446,381 Aufrufe • vor 1 Jahr

Dilan Polat ve Engin Polat'ın kuzeni ve yakın koruması Can Polat'ın öldürülmesi olayında tetikçi Serhat Altun'un ifadesi ortaya çıktı: Sosyal Medyadan Tetikçiliğe Ulaşan Yol Aslen Diyarbakırlı olan ve İstanbul Gaziosmanpaşa'da yaşayan 20 yaşındaki Serhat Altun, ailesiyle yaşadığı şiddetli geçimsizlik ve derin maddi kriz sonrası yasa dışı gruplara yöneldi. Instagram'da suç örgütlerine ait bir gönderinin altına "Bu çetelere nasıl katılıyoruz?" yazdıktan kısa süre sonra, kendisini "Golfo" ve "Bahoz" kod adlarıyla tanıtan, İtalya veya Almanya’da firari olan "Daltonlar" çetesi yöneticileriyle Telegram üzerinden irtibata geçti. Kimlik fotoğrafı ve GBT kontrolünün ardından örgüte resmen kabul edildi. Konya’daki İlk Kanlı Görev ve 100 Bin TL Ödeme: Çeteye alındığı gün ilk deneme görevi olarak Konya'da bir adamın vurulması talimatını aldı. Konya'da lüks bir otelde konaklatılan Altun'a, örgüt kuryeleri tarafından odasına silah bırakıldı. Kendisine video kaydıyla gösterilen hedef şahsı, evinin salonunda otururken kurşun yağmuruna tuttu. Eylemin ardından çete, tetikçiye "başarı ödülü" olarak kripto cüzdan ve elden teslimat yollarıyla toplam 100 bin TL nakit ödeme yaptı. İstanbul'daki Engin Polat Keşfi ve Polis Engeli: Konya eyleminin ardından acilen İstanbul'a çağrılan tetikçiye, Daltonlar çetesi yöneticileri tarafından asıl büyük hedefin Engin Polat olduğu ve onu vurması gerektiği söylendi. Altun, Ataşehir ve Çekmeköy’de günlerce keşif yaptı. Çete ona suikast için otomatik bir "Akrep" tipi silah ulaştırdı; ancak mermi ve çelik yeleği getiren lojistik kuryesi polis operasyonuyla yakalanınca eylem bir süre ertelendi. Altun, bir hafta sonra başka bir kuryeden çelik yeleği teslim alarak takibe devam etti. Suikast Talimatının Nedeni: "Engin Polat Ödemeyi Kesti" Tetikçi Altun'un ifadesindeki en çarpıcı iddialardan biri, yanına motosiklet sürücüsü olarak verilen "Cin Ali" lakaplı Ömer Faruk Çoban'ın kendisine anlattıkları oldu. İddiaya göre, Engin Polat geçmişte kendi namına birilerini vurdurmak veya gözdağı vermek amacıyla Daltonlar çetesine yüklü miktarda ödemeler yapıyordu. Ancak Polat ailesi cezaevinden çıktıktan sonra bu para akışını tamamen kesince, çete liderleri tarafından doğrudan infaz hedefi haline getirildi. Çeşme'deki Takip ve "Yakınında Kim Varsa Vur" Emri: Polat ailesinin İzmir Çeşme'ye tatile gittiğini Dilan Polat'ın sosyal medya hikayelerinden anlık olarak takip eden çete, tetikçi Serhat Altun ve sürücü Cin Ali'yi acilen İzmir'e gönderdi. Çeşme Yalıkavak mevkiinde lüks bir otelin önünde pusuya yatan Altun, yurt dışındaki yöneticisi Golfo'ya "Engin Polat'ı göremiyorum, sadece kuzeni Can Polat araca valiz yüklüyor" mesajını attı. Yöneticiden anında "Fark etmez, Engin'e gözdağı olsun, yakınında kim varsa kafasına sık, indir" talimatı geldi. "Öldürmek İçin Değil, Korkutmak İçin Tarayacaktım": Tetikçi ifadesinde, "Asıl niyetim Engin Polat’ı öldürmeyecek şekilde bacaklarından taramaktı. Can Polat'ı görünce de öldürmek amacıyla sıkmadım, bacaklarını hedef alarak 2 el ateş ettim. Ancak mermilerden biri kasığına denk gelmiş" diyerek kendisini savunmaya çalıştı. Can Polat kaldırıldığı hastanede aşırı kan kaybından yaşamını yitirdi. Dilan Polat'ın 'Enerci' Şarkısıyla Kutlama:Cinayetin hemen ardından kaçış yolundayken tetikçi Altun, durumu çete yöneticisine bildirdi. Azmettirici "Golfo" kod adlı şahsın, suikastın hemen ardından WhatsApp durumunda tetikçinin fotoğrafını paylaşarak arkasına fon müziği olarak Dilan Polat’ın 'Enerci' şarkısını eklediği ortaya çıktı. Eşkalini gizlemek için hemen saç-sakal tıraşı olan ve üzerine şantiye işçisi yeleği giyen tetikçi, İstanbul'a kaçmaya çalışırken İzmir asayiş ekiplerinin koordineli operasyonuyla kıskıvrak yakalandı.

23 DERECE

393,926 Aufrufe • vor 1 Monat