Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

İlber Ortaylı: “Nereye gitsem bir İranlı ev almış. Bağdatlı, Arap, Rus… Doğu Akdeniz’de mücadele verirken Kıbrıs’ın en stratejik noktalarını satışa nasıl açarsın. Hem şehircilik hem de stratejik açıdan fevkalade mahsurlu.”

1,206,585 views • 2 years ago •via X (Twitter)

10 Comments

SpecialOne's profile picture
SpecialOne2 years ago

Antalyada tatil köylerini bile aldılar. Sapancada bungalovların %70 i arapların. Ama sorsan büyük türkiye güçlü türkiye

Ebrar Akbulut's profile picture
Ebrar Akbulut2 years ago

Kesinlikle çok haklı. Stratejik noktaların yabancılara satılması ve Türkiye’de kurulan kimi firmaların da yine yabancılara satılması büyük sorunları beraberinde getiriyor. Keşke şu tip sorunlara ciddi bir şekilde eğilen politikalar üretilse.

Mustafa Altay's profile picture
Mustafa Altay2 years ago

Hocam bunun için bir vatan bilinci olmalı ümmet denen şey milletten fersah fersah geride olmalı ümmetciliği herşeyin önüne koyarsan vatan bilinci ortadan kalkar

Ofsayti Bozan Adam's profile picture
Ofsayti Bozan Adam2 years ago

Demografi değişti, tehlike büyüyor

Cüneyt Alipaşa's profile picture
Cüneyt Alipaşa2 years ago

Türkiye zaten yakında bu gidişle yabancı hegamonyasına girecek. Türk halkı büyük kentlerde yaşamakta zorlanıyor. Geçim sıkıntısı sebebiyle küçük kentlere doğru kayma yapmaya başladılar. Küçük kentlerde yaşamak istemeyen de, bir şekilde yurt dışına atmaya çalışıyor kendini. Ülkenin demografik yapısını yerle bir ettiler…

RecepMaraşlı's profile picture
RecepMaraşlı2 years ago

Biri "Gasp edip ele geçirdik, niye başkasına satalım?" diyor... Diğeri, "gasp edip ele geçirdik, istediğimize satarız, paramıza bakarız!" diyor. Soyguncu tartışması...

Halil İbrahim's profile picture
Halil İbrahim2 years ago

Hoca hakli

Ofsayti Bozan Adam's profile picture
Ofsayti Bozan Adam2 years ago

Hocam hep haklı

NeverGiveUp's profile picture
NeverGiveUp2 years ago

Konuş hocam konuş! Allah rızası için için konuş! Herkes 3 maymunu oynuyor sen konuş ki!! Herkes duysun! Çok doğru Akdeniz’i şu an Rusya ve Ukrayna tek kurşun sıkmadın aldı! Konuş hocam konuş! @ILBERORTAYLIGSU

sibelsarı's profile picture
sibelsarı2 years ago

Hocam çok uzağa gitmene gerek yok gel de Yalova'nın halini gör her yer Arap Türk bulmak nerdeyse imkansız ve bütün devlet kurumlarında öncelik onların

Related Videos

📌Cihat Yaycı; Pakistan’ın yüzölçümünün yaklaşık %40’ını oluşturan Belucistan’ı bilmeyenler için bu bölgenin nerede olduğu, nasıl bir öneme sahip bulunduğu ve nasıl yorumlanması gerektiği üzerinde durmak gerekir. Belucistan, Pakistan sınırları içinde yer alan geniş bir coğrafyadır ve stratejik açıdan dikkatle değerlendirilmelidir. 📌Pakistan’ın toplam yüzölçümü yaklaşık 881 bin kilometre karedir. Türkiye’nin 783 bin kilometrekarelik kara alanı ile kıyaslandığında Pakistan’ın yaklaşık %10–12 oranında daha büyük bir ülke olduğu görülür. Bu büyüklük, ülkenin jeopolitik ağırlığını anlamak açısından önemlidir. 📌Bu noktada şunu da ifade edelim: Pakistan, Türkiye’nin en kadim ve karşılıksız sadık dostlarından biridir. Bana sorulsa, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hem iyi günde hem de zor günde tartışmasız yanında duracak en köklü dostu kimdir diye, tereddütsüz Pakistan derim. Bu nedenle Pakistan’a ve Pakistan halkına karşı çok özel bir muhabbetimiz vardır ve bu dostluğun kıymeti her Türk vatandaşı tarafından iyi bilinmelidir. 📌Belucistan ise yaklaşık 380 bin kilometrekarelik bir alana sahiptir. Bu da eyaletin tek başına Pakistan topraklarının yaklaşık %40’ını oluşturduğu anlamına gelir. Pakistan’ın nüfusunun 2026 tahminlerine göre 250–260 milyon aralığında olduğu değerlendirildiğinde, Belucistan bu geniş alana rağmen nüfusun yalnızca %3–4’üne, yani yaklaşık 7–8 milyon kişiye ev sahipliği yapmaktadır. 📌Dolayısıyla Belucistan, Pakistan’ın en geniş fakat nüfus yoğunluğu en düşük eyaletidir. Alanın büyük, nüfusun ise sınırlı olması; güvenlik, kaynak yönetimi ve stratejik kontrol açısından bu bölgeyi jeopolitik rekabetin merkezlerinden biri haline getirmektedir. YAYININ TAMAMININ LİNKİ;

TÜRK DEGS / TURK MAGS

24,213 views • 7 months ago

Batı'da insanlar komşunun akrabanın düğününe çeyrek altın alamıyor, gidemiyor iken Doğu'da kilolarca altın takılıyor ama elektrik faturasını ödemiyorlar! İşte iki köyün elektrif faturası 400 milyon ve ödemiyorlar! Bu bir başkaldırıdır? Dogunun faturasını niye batı ödesin? Bunlar niye fatura ödemiyorlar ve bu iş nereye gidiyor, Kemal Uysal'dan stratejik bir yazı daha.. . SORU; Devletlerin stratejik kapasitesi genellikle askeri güç, teknolojik üstünlük ya da diplomatik ittifaklarla açıklanıyor. Ancak gıda, su ve ilacın güvence altına alınmasını siz, stratejik açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yaklaşım, klasik güvenlik anlayışını hangi yönleriyle dönüştürür, Uluslararası İlişkileri nasıl dönüştürür? Kemal Uysal; “Stratejinin Yeni Ölçüsü: Sofra, Su, İlaç ve Zihinsel Direnç, Kaynak Kontrolünden Kolektif Bilincin Güvenliğine, Ulusal Dayanıklılığın Biyopolitik Temeli” İnsan denilen varlık, görünürde etten ve kemikten oluşur. Fakat yalnızca bedeninden ibaret değildir. Onu farklı kılan, zihni, ruhu, duyguları ve sezgileridir. İşte bu özellikler sayesinde insan, tarih boyunca tekerleği icat etmiş, yazıyı bulmuş, kalemi ve teknolojiyi üretmiştir. İnsan öyle bir varlıktır ki; yüz nakli yapabilmiş, denizlerin derinliklerinde gemiler yüzdürmüş, uzayın boşluğunda uydular dolaştırabilmiştir. Doğayı gözlemlemiş, sezgilerini kullanmış, zihninde kodladığını yeniden inşa etmiştir. Sonuç olarak insan, yegane bireysel ihtiyaçlarını değil, devletleri, orduları, eğitim kurumlarını, yasaları ve kolektif bilinci de var eden bir varlıktır. Onu eşsiz kılan şey, doğadan öğrendiklerini akıl ve sezgiyle yeniden kurma yeteneğidir. Hatta bu satırları yazmamızı ve okumamızı sağlayan varlık, aynı varlıktır. İnsan, tüm bilimsel ilerlemelerine rağmen hâlâ kendi varoluşunun sınırlarıyla yüzleşmektedir. Kâinatın sırlarını çözmeye çalışsa da, kendi ‘dünya-içinde-bulunuşu’ndan doğan biyolojik zorunlulukları aşamamıştır. Hâlâ yemek yemek, su içmek, hastalığı önlemek için ilaca muhtaçtır. Çünkü insan, doğadan kopuk bir özne değildir. Doğayla birlikte var olan, onunla hem ihtiyaç hem anlam ilişkisi kuran bir varlıktır. Belki gelecekte yarı insan, yarı makine tasavvurları bu zorunlulukları aşmayı deneyecektir. Ancak varlığın hakikati, içinde bulunduğumuz zamanın ruhunda (Zeitgeist) hâlâ gıda, su ve ilaçla örülüdür. İnsan, aklı ve ruhu ile ufka açılmaktadır. Ama bedeninin ihtiyaçları onu dünyaya çiviler. İşte bu çelişki, insanın hem yüceliğini hem de kırılganlığını ortaya koyar. İnsan, beden, zihin ve ruhun kesişiminde duran bir varlık olarak, her şeyden önce “dünya-içinde bulunuş” (Ölüme doğru varlık) ile belirlenmiştir. Beden, açlık ve susuzlukla sınırlarını hatırlatır. Gıda, su ve ilaç olmadan ne yaşam ne de düşünce mümkündür. Zihin, bu biyolojik zeminde işlemektedir. Ama yönelimi, çağın söylemleriyle psikolojik harp, propaganda ve kültürel mühendislik aracılığıyla şekillenir. Ruh ise, insanın varoluşuna anlam veren kaynaktır. Tarih, mit, din ve ideolojiyle ona yön tayin eder. Fakat tüm bu katmanlar, en sonunda, insanın temel bağımlılığına, yani gıda, su ve ilaca dayanır. Heidegger’in deyişiyle, insan “olanaklara açık” bir varlıktır. Fakat bu açıklık, bedensel zorunluluklarla çerçevelenmiştir. İnsan ufka, sonsuz imkânlara açılır. Yine de her defasında ekmeğe, suya ve sağlığı koruyan ilaca geri çağrılır. İşte bu gerilim, insanın hem yüceliğini hem de faniliğini görünür kılar. Varlık, bedenin sınırında kendini ifşa eder. Özü, insan su ve ekmeğe muhtaçtır, bu muhtaçlık onu aciz kılmaktadır. İnsan, yapay zekâdan koyunun kopyalanmasına kadar sayısız başarıya imza attı. Fakat hâlâ en basit gerçeği aşamadı: Normal insanın temel ihtiyaçları. Ne yemek yemeyi, ne su içmeyi, ne de hastalandığında doğadan alınan etken maddelerle şifa bulma zorunluluğunu ortadan kaldırabildi. Çünkü bu, yaratılışın özüne yazılmıştır. İnsanın tüm yüceliğine rağmen, onu tanımlayan şey hâlâ acizliğidir. +++

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

121,069 views • 11 months ago

Yunanistan’ın İsrail’le 3,5 milyar dolarlık büyük bir savunma anlaşması imzalamasından birkaç gün sonra Yunanistan Başbakanı Miçotakis Mısır’a gitti. Sisi ile bölgesel güvenliği ele aldı. Bu işleri Türkiye'siz yürütmeleri Ankara'nın dahil olma isteksizliğinden. Ama bu vahim bir hata. Gecikme, maliyeti artırır sadece. İsrail, Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır'ın Akdeniz ittifakına mı gidiyor süreç? Dalia Ziada yorumlamış. Dinleyelim mi: "Bu görüşme, Mekke Savunma İttifakı'nın imzalanmasından neredeyse birkaç hafta sonra ve Türkiye’nin Mısır’ı kendi jeopolitik yörüngesine çekme girişimlerinin zayıfladığı bir dönemde gerçekleşti. Bugün çok önemli çünkü Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğini yeniden masaya getirdi. Bizi Orta Doğu’daki gelişmelerden biraz uzaklaştırdı. Bugün yaptıkları ikili bildirinin başlığındaki Gazze konusu, Doğu Akdeniz veya Orta Doğu ile ilgili tartıştıkları onlarca konunun yalnızca küçük bir parçası. Görünüşe göre Mısır bir kez daha stratejik denge oyunu oynuyor. Bir yandan bazı konularda Türkiye’nin yanında duruyor, diğer yandan Türkiye’ye jeopolitik yörüngesine istediği gibi girmediğini hatırlatıyor. Her iki lider de bugün Gazze’den bahsetti, ateşkesin yerinde kalması gerektiğini vurguladılar." - Her ülkenin Gazze’deki duruma bakışını ve Hamas’ın silahsızlandırılıp bir ilerleme sağlanabileceğine dair umutları var mı, biraz anlatır mısınız? Dalia Ziada: Çok ilginç bir soru. Çünkü bardağın hangi tarafından baktığınıza göre değişiyor. Genelde herkesin kaçırdığı şey şu: Hamas hâlâ silah bırakmayı reddediyor. Ara sıra “silah bırakacağız, ağır silahları vereceğiz, sadece küçük silahları tutacağız” gibi açıklamalar yapsalar da bunlar Hamas’ın zaman kazanmak, belki Trump yönetimini atlatmak için oynadığı oyunlar. Amaç Gazze içinde siyasi veya milis olarak gücünü sürdürmek. Mısır bunu çok iyi biliyor. Mısır Hamas’ın gitmesini istemiyor; bütün resmi açıklamalara rağmen. Çünkü Hamas, Mısır’a İsrail-Filistin çatışmasında bir koz veriyor. Hamas olmazsa Mısır’ın orada rolü kalmaz. Mısır bu rolü kaybetmek istemiyor; çünkü uluslararası toplumla ilişkilerinde işine yarıyor. Doğu Akdeniz açısından bakınca bu çatışma bir yük. Gazze gerçek bir yük. İsrail, Mısır, Yunanistan, Kıbrıs ve hatta Türkiye (eğer katılmak isterse) arasındaki verimli iş birliğini engelliyor. Yunanistan ve Kıbrıs, Gazze ve İsrail-Filistin meselesinde ne Türkiye’nin ne de genel olarak Arap gündeminin peşine takılıyor. Bir adım daha ileri gideyim: Bugünkü toplantıda İsrail fiziken olmasa da oradaydı. Yunanistan ve Kıbrıs’ın Mısır’da Doğu Akdeniz’i konuşması, İsrail’in hem merkezi bir konu hem de merkezi bir ortak olduğu anlamına geliyor.

Kenan Çamurcu

26,095 views • 16 days ago

🇹🇷🇬🇷🇮🇱 Yunanistan’ın Türkiye’ye önleyici darbe yapması fikri başarılı olamaz. Bize bu tür şeyleri yaptıran İsrail. Yunan Silahlı Kuvvetleri’nde bir şeyler yolunda gitmiyor. Eskiden Yunan Başbakanı ve Yunan Savunma Bakanı'nın danışmanlıklarını yapmış olan Dimitrios Konstantakopoulos katıldığı bir programda konuyla ilgili şunları söyledi: “Önleyici darbe başarıya ulaşmaz. İlk saldıran ülkeler en azından siyasi açıdan çok ciddi dezavantajlarla karşılaşır. Örneğin hükümet Fransa ile savunma işbirliği anlaşması imzaladı ve bu anlaşmada güvence maddeleri de var. Ama anlaşmanın sınırları Yunanistan’a yönelik bir saldırıyı kapsar, Yunanistan’ın başka bir ülkeye saldırmasını değil.” “Maalesef Yunanistan’daki iki temel sorun tutarsızlık ve derin yabancı bağımlılığıdır.” “Tarihte bir önleyici darbenin başarıya ulaştığı çok fazla örnek yoktur. Yunanistan Genelkurmay Başkanı’nın böyle bir açıklama yapmaması gerekirdi.” “Yunanistan, ne kadar silahı olursa olsun, Türkiye’nin karşılık verme kabiliyetini tamamen yok edecek ezici bir darbe vurma kapasitesine sahip değil. Bunu dünyada yalnızca tek bir devlet yapabilir: İsrail. O da İran’a, Lübnan’a karşı. Çünkü çok güçlü bir ordusu var ve arkasında ABD duruyor.” “Bu tür şeyleri yapan İsrail’dir ve korkarım ki muhtemelen bize de onlardan geliyor. Bunlar İsrail’den ithal edilmiş fikirler. “İsrail’in bir müzakere sürecinde, baskı kurarken, Türkiye ile Orta Doğu üzerine pazarlık yaparken Yunanistan-Türkiye rekabetini kullanmak ve gerekirse (gerilimi) tırmandırmak şeklinde bir çıkarı var. Bizim ise böyle bir çıkarımız yok.” “Türkiye Afrin’e girdiği dönemde Yunanistan’da bütün medya organlarına ‘Türkiye Meis’e çıkarmak yapacak.’ şeklinde bir haber sızdırıldı, bir panik havası yaratıldı. Üç gün sonra To Vima Kyriakis gazetesi bunların bir Orta Doğu ülkesinden geldiğini yazdı. (İsrail’den bahsediyor.)” “Mesela Netanyahu’ya yakın bir gazete bir süre önce ‘Kuzey Kıbrıs’ın kurtarılması için hazırlanması gereken bir plan var.’ yazıyordu.” “Eğer İsrail’in Türkiye ile sorunları varsa bunu kendisi çözmeli. Biz onun adına Türkiye ile çatışmaya giremeyiz.” “Yunanistan Savunma Bakanı çıkıyor ve diyor ki ‘Ege adalarına füzeler yerleştireceğiz.’ Adaların askerden arındırılması meselesi Yunanistan’ın hukuki açıdan en zayıf argümanlarından biridir.” “Bir süre önce aldığımız fırkateynlerin Ege için uygun olmadığını söyledi. Dolayısıyla Doğu Akdeniz’de olacaklar. Tabii pek çok kişi ‘O zaman neden aldık?” diye soruyor. Anladım ki fırkateynlerin alımı kendi savunma ihtiyaçlarımızdan ziyade İsrail, Avrupa ve Batı ile iletişim ihtiyaçlarına hizmet ediyor. Ege için korvet alınmasının daha iyi olacağı söylenmişti, fırkateyn değil. Biz fırkateyn alımını İsrail’in yönlendirmesi ile yaptık.” “Türkiye ile İsrail arasında sert bir rekabet var ama açık ve dramatik bir çatışma yok ve olmayacak da. Gerçekte Batı, Rusya ve Çin’e karşı başlattığı savaşta Türkiye’ye mutlak ihtiyaç duyuyor ve ona gereken tavizleri verecek.” “Tarihte ilk kez Yunan askerinin sokaklara çıktığını gördük. 1 ay içinde 3 kez. Bu da bizim silahlı kuvvetlerimizde bir şeylerin yolunda gitmediğini gösteriyor.” “Gerçekten hem Yunanistan’ın hem Türkiye’nin elindeki korkunç silahlar kullanılırsa, iki ülkede de taş üstünde taş kalmaz. İki ülke de taş devrine döner. Ama Türkiye’nin iç derinlikleri değil. Atina, Selanik, İstanbul ve İzmir.” “Yunan karar vericiler rüzgar İsrail’den mi ABD’den mi esiyor diye bakıyor. Bazen 2 rüzgar karışıyor ve saçmalıyorlar.” Militaire.gr

Turan Oguz

138,187 views • 9 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ile gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulundu. Tümen’de görev yapan Mehmetçiklere de hitap eden Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TERÖRLE MÜCADELEDE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE ETTİK TEKNOFEST vesilesiyle, Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızı ziyaret etmekten büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu gelişmelerin yaşandığı; her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin bu kritik süreçte çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk arz etmektedir. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin bekası asil milletimizin güvenlik ve huzuru için İstiklal Harbimizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Kahraman personelimizin üstün gayretleri ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Terör örgütü, bu operasyonlar neticesinde fesih ve silah bırakma seviyesine getirilmiş durumdadır. Operasyonlarımızla eş zamanlı olarak hudutlarımızın emniyetini de en yoğun ve en üstün tedbirlerle sağlarken Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tereddütsüz ve tavizsiz koruyoruz. Bunun yanı sıra pek çok coğrafyada küresel ve bölgesel güvenlik, barış ve istikrar için etkin roller üstleniyoruz. İcra ettiğimiz tüm bu görevlerle uluslararası güvenlik mimarisinin etkin ve vazgeçilmez üyelerinden biri hâline gelmiş durumdayız. Sizler de bu misyonun güzide ve fedakâr mensupları olarak hem kahraman ordumuzun hem de devletimizin etkinliğini Kıbrıs’ta gösteriyorsunuz. KIBRISLI SOYDAŞLARIMIZIN GÜVENLİĞİ HER ZAMAN ÖNCELİKLİDİR Kıbrıslı soydaşlarımızın güvenliği ve huzuru bizler için her zaman önceliklidir. Bu bağlamda, yarım asır önce Kıbrıs Türkü’nün maruz kaldığı zulüm ve baskılar karşısında kahraman ordumuzun büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı; - En başta soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlarken, - Ada’daki herkes için güvenlik, barış ve istikrarın anahtarı olmuştur. - Ayrıca bu harekât; ne pahasına olursa olsun Doğu Akdeniz’de tarihî hak ve çıkarlarımızın korunma konusundaki kararlılığımızı da açıkça göstermiştir. Garantör ülke sıfatıyla uluslararası hukuktan doğan haklarımız çerçevesinde iki aşamada gerçekleştirdiğimiz bu harekâtta Türk askerinin üstün yetenekleri emsalsiz kahramanlığı ve fedakârlığı bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 39’uncu Piyade Tümenimiz de Ada’ya ilk çıkan birlik olma şerefine nail olmuştur. Bu kapsamda Barış Harekâtı’nın her iki aşamasında da kahramanca bir mücadele sergilemiş bu uğurda şehitler vermiştir. O tarihten bu yana Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız; Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve güvenliğinin güvencesi durumundadır. TÜRKİYE OLDUBİTTİYE KESİNLİKLE İZİN VERMEYECEK Büyük bir kahramanlık örneği sergileyen 39’uncu Piyade Tümenimizin bugünkü mensupları olan sizler de burada tarihî bir vazife icra ediyorsunuz. Unutmayınız ki Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum da dikkate alındığında Türk askerinin buradaki varlığı sadece Ada’nın değil bölgedeki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir. Özellikle enerji kaynaklarının keşfiyle birlikte; çeşitli aktörlerin Kıbrıs’ın güneyinde siyasi, askerî ve ekonomik faaliyetlerini artırmaya çalıştığı Rum tarafına yönelik tek taraflı desteklerin yoğunlaştığı açıkça görülmektedir. Bu bağlamda; bazı üçüncü tarafların, Rum kesimiyle gerçekleştirdiği tek taraflı anlaşmaları gerçekleştirilen askerî tatbikatları yürütülmeye çalışılan enerji projelerini ve Rum tarafının bazı konjonktürel gelişmelerden hareketle çeşitli şekillerde rol kapma çabalarını dikkatle takip ediyoruz. Tüm bunlara karşı ülkemizin hak ve menfaatlerini zedelemeye dönük her türlü girişime karşı gerekli önlemleri büyük bir kararlılıkla alıyoruz. Şu husus asla unutulmamalıdır ki Türkiye, herhangi bir oldubittiye kesinlikle izin vermeyecektir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki uluslararası meşruiyeti haiz ve garantör ülke sıfatıyla olan Ada’daki askerî varlığımız hem Kıbrıs Türk halkının huzur ve güvenliğinin hem de Doğu Akdeniz’deki stratejik dengelerin teminatıdır. TÜRKİYE SAHİP OLDUĞU TÜM HAKLARI KARARLILIKLA KULLANACAK Tarih boyunca Akdeniz’e yön veren hâkim güçlerden biri olan Türkiye, bugün de bu coğrafyada tarihî sorumluluğunu sürdürecek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve kendi çıkarlarının korunması için uluslararası hukuka bağlı olarak sahip olduğu tüm hakları kararlılıkla kullanacaktır. Yeri gelmişken bir kez daha vurgulamak isterim ki Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü teyit etmeyen hiçbir çözüm formülü asla kabul edilemez. Bu kapsamda muhataplarımızı artık; miladı dolmuş statükocu ve provokatif söylemleri bir kenara bırakmaya, bunun yerine tarihî ve mevcut gerçeklere uygun makul ve mantıklı bir şekilde çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türklerin hem de Rumların müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için en ideal yolun bu olacağı muhakkaktır. Sonuç olarak Türkiye; Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edecektir. Bunun bilincine olan siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın bu tarihî görevinizi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Ayrıca Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, aziz şehitlerimizi, Kıbrıslı mücahitleri, mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor; görevlerinizde üstün başarılar diliyor; hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

73,047 views • 1 year ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımlarıyla düzenlenen “Trabzon’a İstiklal Madalyası Takdim Töreni”nde konuştu. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TRABZON MİLLÎ MÜCADELE YILLARINDA HEM CANINI HEM MALINI ORTAYA KOYDU Millî Mücadelemizin en zorlu günlerinde Karadeniz’in hırçın dalgalarında vatan uğrunda yol alan Trabzon Mavnacılar Loncası’nın 101 yıl önce hak ettiği İstiklal Madalyası’na kavuşması vesilesiyle düzenlenen bu anlamlı törende sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Millî Mücadele yıllarında Trabzon’umuz sahip olduğu limanıyla stratejik bir üs, ikmal merkezi ve bölgesinde bir umut kapısı olmuştur. Trabzon halkı da tarih boyunca olduğu gibi bu zorlu dönemde de vatanına bağlılığını ve cesaretini bir kez daha göstermiş söz konusu bayrak ve toprak olduğunda gözünü kırpmadan mücadeleye koşmuştur. Trabzon, mütareke ortamının belirsizliği ile ilhak ve işgal projelerine karşı en erken sesini yükselten şehirlerden biri olmuş “Vatan elden giderse, hayatın anlamı kalmaz” diyerek hem malını hem canını ortaya koymuştur. Öyle ki kurulan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Millîye Cemiyeti paylaşım projelerine karşı çıkarak Erzurum’daki Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile vatanın birliğini muhafaza etmeye yönelik dayanışma içerisinde Erzurum Kongresi’nin düzenlenmesine zemin hazırlamıştır. Tüm bunların yanı sıra Trabzon halkı bu süreçte Kuvayımilliye birliklerine katılma, Millî Mücadele’ye lojistik ve maddi yardımlar yapma gibi çok yönlü gayretlerle vatanına olan sevdasını gözler önüne sermiştir. Trabzon Mavnacılar Loncası da üstün bir cesaretle denizde mücadelesini sürdürmüş, kayıklarına yüklediği her sandıkta bir milletin geleceğini çektiği her kürekte bağımsızlık umudunu taşımıştır. 101 YIL BOYUNCA MADALYA TESLİM EDİLEMEDİ Trabzon’un bu yiğit evlatlarının Samsun ve İnebolu Mavnacılar Loncalarıyla birlikte yaptığı bu fedakârlıklar 11 Şubat 1924’te Gazi Meclisimiz tarafından İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır. Ancak her üç şehrimizin madalyası da 101 yıl boyunca teslim edilememiştir. Malumlarınız iki hafta önce Millî Mücadele’mizin ilk adımının atıldığı Samsun’a madalyasını takdim törenini gerçekleştirdik. Bugün de gecikmiş ama anlamı eksilmeyen tarihî bir hakkı Trabzon’umuza teslim etmenin gururunu yaşıyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de “fedakârlığın adıdır” dediği bu güzide şehre madalyasını teslim etmek hem o cesareti ve vatanperverliği saygıyla yâd etmek hem de bu fedakâr mirasa “Unutmadık!” diyerek sahip çıktığımızı ilan etmektir. Bu bilinçle bugün bizler de ecdadımızdan aldığımız ilhamla vatanımızın birliği, bütünlüğü ve bekası için aynı kararlılıkla gayret gösteriyoruz. ŞANLI TARİHİMİZ BİZE YOL GÖSTERMEYE DEVAM EDİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye Yüzyılı hedeflerimize doğru emin adımlarla yürürken savunma ve güvenlikten ekonomiye, ulaştırmadan teknolojiye kadar her alanda büyük yatırımlar yapıyor, güçlü ve bağımsız bir ülke olma irademizi pekiştiriyoruz. Şanlı tarihimiz de yerli ve millî savunma sanayinden güçlü ve etkin bir Silahlı Kuvvetlere kadar attığımız her adımda bize yol göstermeye devam ediyor. Tıpkı Trabzon’un Millî Mücadele’mizde gösterdiği dirayet gibi bizler de tarihi sorumluluğu omuzlarımızda taşıyor, yarınlara daha güçlü bir Türkiye bırakmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle bu anlamlı törenin düzenlenmesinde ve Trabzon’un hak ettiği madalyaya kavuşmasında emeği geçen ve katkıda bulunan herkese teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. Bu vesileyle Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyor; hayatta olan gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu törenin bir parçası olmaktan duyduğum mutluluğu ifade ediyor ve sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

34,095 views • 1 year ago

Genç Futbolcular İçin İlan (2007-2006-2005'ten 4 kişi) (tümünü okuyunuz) Eskişehir'de Anadolu Üniversitesi olarak TFF Gelişim Ligi'ne U19 kategorisinde katılabiliriz. Geçen sene, önemli bir projenin temelini atarak çıktığımız yolda, yeni kurduğumuz bir takımla U17 ligini namağlup şampiyon tamamladık. Bu sene ise TFF Bölgesel Gelişim Ligine katılım sağlayabiliriz. Bundan dolayı, U19 liginde keyifli bir mücadele verebilmek adına, potansiyeli kullanabilmek adına kadromuzu yenilemek istiyoruz. Eskişehir için üniversite tercihi yapmış/yapacak olan futbolcular için kapımız açık. 2008-07-06 doğumlu oyuncular için bir sınır olmazken, 2005 doğumlu 4 oyuncu alabiliyoruz. Peki biz kimiz? Neyi amaçlıyoruz? Amaç uğruna nasıl bir yol izliyoruz? Vaadimiz nedir? Bu soruları öncelikle cevaplamak gerekecek. 1-Biz Kimiz? (Proje kurucuları) 🟢 Ben Kemal Fazıl Evcimik: Kemal Fazıl Evcimik Profesyonel futbol antrenörü olup, hali hazırda Kenya Milli Takımı yardımcı antrenörüyüm. Uzmanlığım; stratejiler ve buna uygun antrenman modelleri üretip, takıma bunu entegre etmek. U19 takımının da teknik direktörüyüm. ⚫️ Doç. Dr. Ali Onur Cerrah: Ali Onur Cerrah Kendisi Anadolu Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi'nde Doçentlik yapmakta. Ali Hocamız hali hazırda, Bandırmaspor'un teknik ekibinde bulunmakta. Bundan önceki süreçte de benim gibi profesyonel takımlarda çalışmaktaydı. 🔴Umut Şentürk: Kendisi Beden Eğitimi Öğretmeni. Projemizde organizasyon işlerini üstlenen hocamız, eski profesyonel futbolcu olup, aynı zamanda diğer iki projemizde de ekibin içinde yer alıp işleyişi yönlendirmekte. Ayrıca, teknik ekibin içinde en az 4 yardımcı antrenör bulunmakta. Biz ekip olarak; ''Stratejilerin Periyotlanması üzerine uluslararası bir kitabı bitirmek üzereyiz.'' Bu kitapta var olan bilgi birikimimizi proje takımımıza aktarmayı istiyoruz. Neyi amaçlıyoruz? TFF Bölgesel Gelişim Ligi'ne katılarak, bünyemizde bulunan oyuncuları gerek yurt içi, gerek yurt dışı bağlantılarımızı kullanarak profesyonel liglere aktarmak. Bunun için, bu yaş grubuna özel olarak planlanan stratejik eğitim metodumuzu kullanacağız. Bu eğitim metodunu oluşturmak için yaklaşık 1 yıldır çalışıyoruz. Ortaya çıkarttığımız eğitim metodunu, oyuncuya aktararak eğlenerek öğrenmesini amaçlıyoruz. En az 1 yıl bu eğitim metoduna tabi olan oyuncunun gelişimini sürekli olarak test edeceğiz ve sonuçlarını veri tabanına işleyeceğiz. (Tıpkı geçen sezon yaptığımız gibi) 🏁Devamında da, oyunculara profesyonelliğin kapısını açmaya çalışacağız. ✅Amaç uğruna nasıl bir yol izliyoruz?✅ İşte en önemli konu bu. Öncelikle, Oyunculara profesyonelliğin kapısını açmayı amaçladığımızı söylemiştik. Bunun için ilk olarak; oyuncuların seviyesini belirleyeceğiz. Bu seviye koşular-dayanıklılık vb. sıkıcı metotlarla olmayacak. 🧠1- Sanal Gerçeklik çalışmaları ile oyuncunun karar verme hızlarını tespit edeceğiz. Sensiball VR projemiz ile birlikte oyuncularımızın, saha içinde tüm değişkenlere karşı verdiği tepkileri ve tepkilerin hızlarını ve tepkilerin ortaya çıkarttığı kararları test edeceğiz. Yani, çevre kontrolü sayıları, reaksiyon süreleri, karar verme hızları vb. birçok bilişsel konuları işleyeceğiz. Test edeceğiz ve oyuncuların karar alma sürelerini hızlandırıp, oyunun hızına da katkı sağlayacağız. Bunu geçen sezon her oyuncuda uygulamış olup, ortaya 6 kat yarar sağladık. ⚽️2- Stratejimize uygun antrenman metodunu belirlemiş olduğumuzdan direkt olarak stratejik eğitime geçeceğiz. Antrenmanlarımızın tamamına yakını stratejik olup, hem savunma hem hücum prensiplerini tüm mevkilere özel olarak (kaleciler dahil) çalışacağız. Bu stratejik eğitimi haftada en az 4 gün verecek olup, haftada 2 gün ise; 🎞️Yunus Emre Kampüsü içindeki ofisimizde ''GÖRSEL ANTRENMANLAR'' eşliğinde bireysel ve grup olarak, mevkiye özgü zihinsel çalışmalar yapılacak. Sahaya çıktığımızda en az 6 kişilik bir teknik ekiple, oyunculara eğitim vermeyi amaçlıyoruz. Bu eğitimin de test edilebilmesi ve ekip olarak kendimizi güncellememiz gereken yerleri tespit edebilmemiz için, tüm antrenmanlarımız kameralar ile kayda alınıp, tıpkı geçen sezon olduğu gibi, tüm antrenmanlar her antrenman sonunda incelenecek ve bir sonraki antrenman buna uygun şekilde şekillenecektir. 📁3-Antrenmanlar ve maçlar kayda alınıp, oyuncuya özgü klasörler oluşturulacak. Geçen sezon olduğu gibi, her oyuncuya yönelik antrenman çizelgesi olacak. Oyuncuların eksiklikleri belirlenecek ve buna uygun iyileştirmeler hem sahada hem de ofiste yapılacak. Buradaki amacımız ise; oyuncuları profesyonel takımlara önerdiğimiz sırada, elimizde veri bulundurmak. Yani, oyuncuyu bir kulübe önerirken; ''bu çocuk çok iyi'' demeyeceğiz. Bunu kanıtlayacağız. Amaç uğruna nasıl bir yol izleyeceğimizi kabaca anlattık. 🔦Vaadimiz nedir? 1) Futbolcularımızın stratejik zaafları malumunuz... Bundan dolayıdır ki, kısır döngüde ilerleyen transfer politikalarından dolayı, bir oyuncu 35 yaşında BAL liginde ya da 3. liglerde oynamakta. Bunun tek sebebi; o oyuncunun çok iyi olması değil. Bundan daha önemlisi, o oyuncuyu oyunsal anlamda zorlayacak yapıya sahip olmayan, buna uygun eğitim almayan gençlerin olması. Bizim vaadimiz, 19 yaşına gelmiş bir oyuncu grubunun da en az 3. ligde şampiyonluk için mücadele eden bir takımı oluşturması olacak ve buna uygun eğitim vereceğiz. Oyuncularımızın oyun seviyesini yukarı çıkartacak tüm parametrelerle özel olarak ilgilenmek, onları stratejik ve ahlaki yönden de olgunlaştırmak olacak. 2) Spor Bilimlerinde okuyan oyuncularımız da olacak. Onlar için ise; sonraki süreci de düşünerek yola devam edeceğiz ve kendilerine antrenörlük eğitimi vereceğiz. Şu an, geçen sezon U17 grubumuzda oynayan bir oyuncumuzu da teknik ekibimizin içine katmış bulunuyoruz. Çünkü kendisi ilerleyen süreçte Spor Bilimlerinde okuyacak ve onun da yatırımını şimdiden yapıyoruz. Kısacası, bu proje sadece saha içinde değil saha dışında da devam edecek. 3-Oyuncunun sosyal medyada da reklamının yapılması. Bu da, projemize ait sosyal medya hesaplarımızla oyuncunun binlerce insana sunulması anlamına geliyor. Vaatlerimizde bu şekildeydi. 1- Eğitim 2- Gelecek 3- Tanıtım bu 3 başlık adına planlama yapacağız. ------------------------------------------------- Biz antrenmanlarımızı Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü içinde bulunan, Anadolu Üniversitesi'ne ait futbol sahasında yapıyoruz. Kulübün altyapı oyuncularına yönelik kalacak tesisi şu an bulunmamakta. Bundan dolayı, takımımızda yer almak isteyen oyuncular kalacak yer konusu ile ilgili kendileri bir çözüm bulmalılar. Ayrıca, oyunculara herhangi bir ücret de verilmeyecektir. ------------------------------------------------- Gelişim Ligi'ne katılma sürecimiz kısa süre içinde netleşecek olup, şu an Eskişehir'de bizim aramıza katılmak isteyenler; 🖋️[email protected] adresine, 1-Ad Soyad 2-Doğum Tarihi 3-Son Kulüp ve kaç maç oynadığı 4-Mevki 5-Son oynadığı kulüpteki antrenörün ismi ve iletişim bilgileri 6-Nasıl ikamet edeceği 7-Kişisel hedefleri 8-Oyuncunun kendi oyun anlayışı 9-Oyuncunun örnek aldığı en az 3 oyuncu (elit) 10-Oyuncunun kişisel olarak kendini tanıtması 11-Neden bizimle birlikte olmak istediği bu konulara yönelik ''sırası'' ile bilgilendirme yazarak bana ulaşabilir ve süreçle ilgili bizden dönüş bekleyebilirler. AŞAĞIDAKİ VİDEO İSE BU SEZON GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ ATAKLARDAN ve GOLLERDEN BİRER TANESİNİ GÖSTERMEKTE.

Kaliteli Futbol Eğitimi

131,691 views • 2 years ago

Kaynaklarımıza göre ABD, Ukrayna konusundaki müzakere sürecinden çekilmeye hazırlanıyor. Rusya Federasyonu Anayasası'nda yer alan toprakların geleceğine dair daha önce varılan anlaşmaların Avrupalılar tarafından sabote edilmesi, Trump yönetiminin müzakere sürecinde yetersizliğinin en net kanıtı oldu. Müzakerelerden beklediği kazanımları elde edemeyen Trump, Ukrayna dosyasını tamamen Avrupalıların omuzlarına bırakmaya hazırlanıyor. Avrupalılarsa kendi ordularını savaş alanına göndermek için hazırlıklara çoktan başladılar (yazmıştık). Hem Rusya hem de Kiev cuntası ABD ile müzakerelere tek bir amaçla katılıyordu: Trump'ı gücendirmemek. Çünkü onay oranı hızla düşen Trump için bu, adeta bir doping işlevi görüyordu. Rusya içinse Trump'ın girişimlerine katılmak, Batı ile iletişim kurmak adına elde kalan son pencere konumunda. Trump'sız bir senaryodaysa geriye sadece sağır ve dilsiz Avrupa kalıyor. Ayrıca, Batılı askeri-sanayi kompleksinin temsilcileri ve Avrupalı bürokratların, savaşın bitmesinden ciddi şekilde endişe duyduklarını ABD'ye bildirdiğinden de haberdarız. Batılı silah baronları, savaş biterse milyarlarca dolarlık zarar yaşayacaklar. Çünkü hem Ukrayna cephesine silah satıyorlar, hem de Rusya savaşta olduğu için, Rusya'dan boşalan pek çok pazara girmeyi başardılar. Avrupa elitiyse, savaş bittiği zaman Rusya'nın devasa silah akışını Dünya'nın diğer bölgelerine yönlendireceğini, bunun da kendilerinin aktif olduğu bölgelerde güç dengesini değiştireceğinin farkında. Avrupalılar, Rusya'nın savaştan sonra Orta Asya, Güney Kafkasya ve Afrika'ya yöneleceğinin farkındalar. Kiev cuntasının enerji altyapısına yönelik saldırıların ivme kazanması da, yakın zamanda bir barış beklenmemesi gerektiğini gösteriyor. Kremlin, bu şekilde düşmanı askeri yöntemlerle yenme konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor. Kremlin'de, Avrupa'nın Rusya ile iletişimi yeniden başlatmaya yönelik kararsız girişimleri şu an için ikna edici görünmüyor. Rusya'nın şartları, hala görmezden geliniyor. Alekseyev'e yönelik suikast girişimi ise Batı'da çatışmanın uzamasından yana olan güçlerin hala oyunda olduğunun bir işareti olarak değerlendirildi. Ukrayna konusunda müzakere süreci her yeniden başladığında, Rus yetkililere yönelik suikast girişimleri ve terör saldırıları yaşanıyor. 2022'den bu yana bu açıdan hiçbir şey değişmedi. Bu sebeple Kremlin'de, günümüz Ukrayna meselesi, eski Çeçen sorununa eşdeğer tutuluyor: Terör eylemleri, paralı askerler, dış finansman ve Batı'lı himaye gibi unsurlar. Tek fark ise militan sayısı çokluğu ve coğrafya. Sözün özü: Artık Kremlin'de, Ukrayna meselesi konusunda Batı ile uzlaşma girişimlerinin başarısızlığa mahkum olacağı, çünkü Batı'nın tarafsız bir arabulucu değil, Rusya ile yaşanan savaşın doğrudan tarafı, hatta mimarı, destekçisi ve başlıca faydalanıcısı olduğu, Batı ile müzakerelerin ancak Rusya'nın stratejik bir zafer kazanması halinde başarıya ulaşabileceği, böyle bir sonucunsa Avrupa ile doğrudan bir savaş olmadan elde edilmesinin zor olduğu, Batı'nın, söylem ve eylemleriyle Rusya'nın Kıta Avrupa'sının gelecek güvenlik mimarisinde çıkarlarının görmezden geldiği, hatta Rusya'yı kendilerine eşit bir aktör olarak değil yalnızca bir benzin istasyonu olarak gördüğü, Bu güç dengesini değiştirecek olanın ise yalnızca radikal adımlar olacağı düşünülüyor.

Terlan Aliyarbeyov 🎖🎖🎖🎖🎖

16,461 views • 7 months ago

■ Suudi Arabistan : Altyapı İran tarafından hedef alındığı takdirde ABD'yle birlikte savaşa katılacağını ABD'ye bildirdi. ■ BAE, İran ile ateşkesi reddetti ve İran'a yönelik kara saldırısına katılacağını açıkladı. Birleşik Arap Emirlikleri savaşa giriyor. BAE, öncelikle Tahran'ın tüm tehdit ağının ortadan kaldırılmasını talep ediyor. -Reuters - ■ Türk Petrol Tankerine : İstanbul boğazına 14 mil kala DRONE ile saldırı düzenlendi : Rus petrolünü taşıyan ,İstanbul Denizcilik'e ait ham petrol tankeri, İstanbul Boğazı'na 14 mil kala hem dron hem de insansız deniz aracı saldırısına uğradı. Son günlerde UKRAYNA odaklı , Rus petrolünü taşıyan tankerlere ve Türk akımı , mavi akım gaz hatlarına UKRAYNA Ordusu direk saldırılar düzenleyerek , Türkiye'nin enerji güvenliğini hedef alıyor . Ukrayna Devlet Başkanı İsrail ile bağlantılı ve dini formu Yahudi olan bir isim. ANALİZ : Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenskyy, Rus işgalinin sona ermesinin ardından ülkesinin " Kendi kimliğine sahip büyük bir İsrail" haline gelmesini istediğini belirtmişti." 5 Nisan 2022'de ... Ukrayna ordusu patlayıcı yüklü hava ve deniz dronları ile Türkiye'yi direk hedef alıyor. İstanbul boğazını ayrıca hedef alabilecek kadar ahmaklar. ■ ABD Başkanı Donald Trump, "Müzakere halindeler ve bir anlaşmaya varmayı çok istiyorlar. İran’ın yüksek lideri olmamı istiyorlar, ama ben istemiyorum." ■ İsrail Savunma Bakanı Katz : İran DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri'nin hava saldırısında öldüğünü söyleyerek,suikastların süreceği tehdidinde bulundu. ■ İran Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı Ali Cihanşahi : Ülkesinin "Düşmanla yüzleşmeye" hazır olduğunu, "Kara savaşı düşman için daha tehlikeli ve daha maliyetli olacak." dedi. ■ İran Deniz Kuvvetleri Komutanı Tengsiri , İsrail hava saldırısında öldü. ■ CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, "İran DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Ali Rıza Tengsiri'nin bir İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybetmesi, bölgeyi daha güvenli hale getirmektedir." ifadesini kullanırken, Tengsiri'nin görevi süresince "ticaret gemilerine saldırı düzenlediğini" ve "sayısız masumu katlettiğini" ileri sürdü. ■ İran'dan SEFERBERLİK çağrısı : İran'da başlatılan "İran İçin Vatan Savunucuları" kampanyası ile 12 yaşından büyük "gönüllülere" savaş süresince vatanı savunanlara destek olma çağrısı yapıldı. ■ ABD SAVAŞ Bakanı Pete Hegseth : "Bombalarla müzakereye devam edeceğiz. Savaş, başka yöntemlerle yapılan bir müzakeredir" dedi. ■ Trump : İranlılarla yürüttükleri müzakerelerle ilgili dün yaptığı "İran bize bir hediye gönderdi" yönündeki ifadesinin içeriğini açıkladı. ABD Başkanı, müzakere yürüttükleri ve adlarını açıklamadığı İranlı yetkililerin kendilerine, "Bizim gerçek ve sağlam müzakereciler olduğumuzu göstermek için size 8 gemi dolusu petrol vereceğiz." dediklerini aktardı. ■ Bloomberg : Türkiye, Körfez ülkelerinin İran'a karşı savaşa katılmaması için baskı yapıyor. •Suudi Arabistan, BAE,Katar ve diğer ülkelere yoğun diplomatik temaslarla sakinlik çağrısı yapıyor. ■ Washington ve Tel Aviv : Tahran'a Görüşmeler sırasında üst düzey İranlı yetkililere geçici dokunulmazlık tanıyacağını açıkladı. ■ SunExpress HAVA YOLLARI : Artan maliyetler nedeniyle yurt dışı uçuşlarda yolculardan 10 Euro (yaklaşık 515 TL) yakıt ek ücreti alınacağını açıkladı . Gidis-dönül biletlerde bu tutar 20 Euro'ya kadar çıkacak. Uygulama 1 Mayıs 2026 itibarıyla uçuşlara yansıyacak. ■ Filipinler'de enerji krizi ve ulaşım imkanlarının kısıtlanması nedeniyle birçok kişi işe yürüyerek gitmek zorunda kaldı. ■ Market fiyatları cep yakmaya devam ediyor: Taze fasulyenin kilosu 695 TL'den satışa çıktı. ■ Shell CEO'su Sawan :"Nisan ayında Avrupa'da yakıt kıtlığı başlayabilir." ■ Avustralya : Stratejik rezervinden 6 günlük petrolü iç piyasaya sürecek.Avustralya, şu anda 36 günlük petrol, 29 günlük uçak yakıtı ve 32 günlük mazotu kaldığını açıkladı. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

247,856 views • 6 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler; Kıbrıs’ın fethinin 454’üncü, Türk Mukavemet Teşkilatının (TMT) kuruluşunun 67’nci, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının ise 49’uncu kuruluş yıl dönümleri ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Toplumsal Direniş Bayramı ve Silahlı Kuvvetler Günü dolayısıyla düzenlenen resepsiyonda konuştu. Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI’NIN 51’İNCİ YIL DÖNÜMÜNÜ ŞANINA YAKIŞIR ŞEKİLDE KUTLADIK "Bu özel ve anlamlı gün vesilesiyle sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Malumlarınız 20 Temmuz’da kardeş vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeydik. Sayın Cumhurbaşkanımızın da iştirakleriyle Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 51’inci yıl dönümünü şanına yakışır şekilde bir kez daha gururla kutladık. Bugün de; ▪️Kıbrıs’ın fethinin 454’üncü, ▪️Türk Mukavemet Teşkilatının (TMT) kuruluşunun 67’nci, ▪️Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının ise 49’uncu kuruluş yıl dönümleri ile ▪️Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Toplumsal Direniş Bayramı’nı ve Silahlı Kuvvetler Günü’nü bir arada kutlamanın haklı gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Kıbrıslı soydaşlarımızın bu tarihî ve özel günlerini yürekten kutluyorum. TÜRKİYE, DAİMA KIBRIS TÜRKÜ’NÜN YANINDA OLDU Kıbrıs’ta 1950’li yılların ortalarından itibaren yaşanan kaotik gelişmeler özellikle 1960’ta kurulan Ortaklık Devleti’nin Rumlarca tek taraflı olarak bozulması ve Kıbrıs Türklerinin dışlanmasıyla doruğa ulaşmıştır. Soydaşlarımız maruz kaldıkları baskı politikalarının yanı sıra katliam girişimleri karşısında öz yurdunda azınlık olmayı kabul etmemiş, kimliklerini ve haklarını korumak için kararlı bir mücadeleye yönelmiştir. Türkiye ise bu haklı direnişte can yoldaşı olan Kıbrıs Türkü’nün daima yanında olmuş, Kıbrıs Barış Harekâtı ile hem askerî hem insani bir adım atarak bu mücadelede sonuç alınmasına öncülük etmiştir. Cumhuriyet tarihimizde gerçekleştirdiğimiz en kapsamlı harekâtlardan biri olan ve Mehmetçiğin kahramanlığı ile yüksek disiplinini bir kez daha tarihe altın harflerle yazan bu harekât sayesinde Ada’da 51 yıldır barış, istikrar ve güvenlik ortamı korunabilmektedir. Ne var ki hâlâ bazı çevrelerin bölgedeki varlığımızı farklı biçimlerde yorumlama gayretleri ve bu konudaki manipülatif söylemeleri, Ada’daki hakikati çarpıtma girişiminden başka bir anlam taşımamaktadır. Hâlihazırda Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile omuz omuza sürdürdüğümüz bu görevin bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de Ada’da barış ve huzurun en önemli güvencesi olacağını bir kez daha vurgulamak isterim. MİADI DOLMUŞ SÖYLEMLERİN BİR KENARA BIRAKILMA ZAMANI GELDİ Türkiye olarak Kıbrıs’taki çok boyutlu süreçleri analiz ederek Ada’da makul, sürdürülebilir, her iki halkın da haklarını muhafaza edecek kalıcı barışa ve çözüme ulaşılması için yıllardır yapıcı bir politika yürütüyoruz. Ancak 60 yıldır çözüm masasına getirilen tüm önerileri reddeden Rumların tek taraflı ve soydaşlarımızın eşit-egemen varlığını inkârcı yaklaşımı çözümün önündeki yegâne engel oldu, olmaya da devam ediyor. Artık, geçmişten süregelen ve miadı dolmuş söylemlerin bir kenara bırakılmasının zamanı gelmiştir. Her zaman ve her ortamda ifade ettiğimiz gibi Kıbrıs Türklerinin kazanılmış hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidi dışındaki herhangi bir yaklaşım bizim için kabul edilemez. Esasen Rum tarafının kendini Ada’nın tek hâkimi gibi gösterme çabalarına karşın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti artık Türk Devletleri Teşkilatından İslam İş Birliği Teşkilatına kadar uluslararası platformlarda temsil edilmektedir. Tüm bu olumlu gelişmelerin sağlanabilmesi için Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında güçlü bir şekilde durmakta, her alanda soydaşlarımızın haklı davasını kararlılıkla desteklemektedir. Birlikte omuzladığımız tarihî sorumluluğu, aynı kararlılık ve kardeşlik bilinciyle sürdürüyor, kardeş devletimizin daha güçlü, üretken ve müreffeh bir geleceğe kavuşması için somut adımlar atıyoruz. KKTC’NİN MEŞRU HAK VE ÇIKARLARINI KORUMAYA DEVAM EDECEĞİZ Bu bağlamda, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde enerjiden tarıma, ulaşımdan sağlığa, turizmden eğitime kadar pek çok stratejik alanda hayata geçirilen projelerle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Doğu Akdeniz’in yükselen değeri hâline getirmek için tüm imkânlarımızla çalışıyoruz. Bundan sonra da hem ülkemizin hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru hak ve çıkarlarını korumaya ve geliştirmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Sözlerime son verirken bu anlamlı gün vesileyle; ▪️Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımız ile şehit Mücahit, Mücahide ve Mehmetçiği, ▪️Ebediyete irtihal etmiş kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyor, hayatta olan kahramanlarımıza ve onların değerli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca Kıbrıs Türkü’nün bu önemli gününe bizlerle birlikte katılım sağlayan ve desteklerini açıkça gösteren kardeş, dost ve müttefik ülkelerin çok kıymetli Ataşelerine de özellikle teşekkür ediyorum. Kıbrıs’ın fethinin, Türk Mukavemet Teşkilatının ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının kuruluş yıl dönümlerini, Toplumsal Direniş Bayramı’nı ve Silahlı Kuvvetler Günü’nü bir kez daha kutluyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum. İyi akşamlar." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

45,221 views • 1 year ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızdaki Mehmetçiklerimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TERÖRLE MÜCADELEDE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE ETTİK Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızı ziyaret etmekten büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Böylesine kritik bir ortamda jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin bu çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı koyabilmek için daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk hâline gelmiştir. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de bu anlayışla stratejiler üretiyor, ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için kapsamlı ve etkin bir şekilde faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Yaptığımız planlamalar sürekli artırdığımız kabiliyetlerimiz ve personelimizin kahramanlığı ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Bu çabalarımız sonucunda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde başlatılan “Terörsüz Türkiye” süreci hedefine kararlı adımlarla ilerliyor, bin yıllık kardeşliğimizi pekiştirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Terörle mücadelemizde olduğu gibi tüm faaliyetlerimizde ülkemizin ve asil milletimizin hak ve menfaatlerini gözetiyor çalışmalarımızı etkin bir şekilde sürdürüyoruz. Bu kapsamda hudutlarımızın emniyetini de en modern ve en etkili tedbirlerle sağlarken Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tavizsiz bir şekilde koruyoruz. Bunun yanı sıra pek çok coğrafyada uluslararası güvenlik barış ve istikrar için de etkin roller üstleniyoruz. Artık birçok ülkenin de kabul ettiği gibi Türkiye’nin uluslararası alandaki yapıcı rolü tartışılmaz derecede önemlidir ve gereklidir. Son olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve ülkemizin ev sahipliğinde başarıyla gerçekleştirilen NATO Zirvesi de Türkiye’nin uluslararası alandaki saygınlığını bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir. Şu bir gerçek ki Türkiye pek çok alanda sahip olduğu imkân ve kabiliyetleri güçlü ve etkin ordusu sürekli gelişen modern yerli-millî savunma sanayisi ile güvenin, istikrarın ve refahın en önemli adreslerinden biri konumundadır. TÜRK ASKERİNİN EMSALSİZ KAHRAMANLIĞI TARİHE ALTIN HARFLERLE YAZILDI Millî meselemiz olan Kıbrıs’ta da Garanti ve İttifak Antlaşmaları kapsamında güvenlik ve barışın korunmasına yönelik faaliyetlerimizi siz kahraman silah arkadaşlarımın büyük fedakârlıkları sayesinde başarıyla yerine getiriyoruz. Ada’da senelerce devam eden çatışmalar ancak 52 yıl önce kahraman ordumuzun bu topraklara ayak basmasıyla sonlanmış, hem Türkler hem de Rumlar için güvenli ve huzurlu bir ortam tesis edilebilmiştir. Büyük bir başarıyla icra edilen bu harekâtta Türk askerinin üstün yetenekleri emsalsiz kahramanlığı da bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 39’uncu Piyade Tümenimiz de Ada’ya ilk çıkan birliklerden biri olma şerefine nail olmuş ,Barış Harekâtı’nın her iki aşamasında da kahramanca mücadele sergilemiş soydaşlarımızın maruz kaldığı zulmü durdurmak için 142 şehit vermiştir. O tarihten bu yana Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız; Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve güvenliğinin güvencesi durumundadır. 39’uncu Piyade Tümenimizin bugünkü mensupları olan sizler de burada hayati ve tarihî bir vazife icra ediyor hem kahraman ordumuzun hem de devletimizin etkinliğini Kıbrıs’ta gösteriyorsunuz. AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN KARARI BİZLER İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum da dikkate alındığında güvenlik ve istikrarın devamı bakımından Türk askerinin buradaki varlığının ne kadar kritik önemde olduğu bir kez daha görülmektedir. O dönemleri bizzat yaşayan bir komutanınız olarak bilmenizi isterim ki yıllarca uluslararası çözüm önerilerine olumlu yaklaşmamıza rağmen atılan adımların karşılığını maalesef göremedik. Yine de hiçbir zaman iyi niyetli tutumumuzdan ve uluslararası hukuka uygun makul çözüm arayışlarımızdan asla vazgeçmedik vazgeçmeyeceğiz. Bunun için Kıbrıslı kardeşlerimizin kazanılmış hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidinin vazgeçilmezimiz olduğunu belirtiyoruz. Kısa süre önce Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen ülkemizi hedef alan asılsız iddialar içeren kararın hiçbir hukuki, tarihî ve vicdani temeli bulunmamaktadır. Rum lobilerinin etkisiyle hazırlanan bu yanlı yaklaşım bizler için yok hükmündedir ve alınan kararı en güçlü şekilde reddediyoruz. Bu tür siyasi metinlerin ne Kıbrıs’taki tarihî gerçekleri değiştirmesi ne de ülkemizin meşru haklarını tartışmaya açması mümkündür. Ne yazık ki Avrupa Birliği kurumları Rum kesimini üyeliğe kabul ettikleri tarihten itibaren Kıbrıs meselesine tarafsız yaklaşabilme vasfını büyük ölçüde yitirmiştir. Avrupa Parlamentosu da kurumsal tarafsızlığına gölge düşüren bir tutum sergileyerek; - 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı sistematik saldırıları katliamları zorla göç ettirmeleri ve temel insan hakları ihlallerini görmezden gelmeye devam etmekte; - Kıbrıs Türk halkını yok olmaktan kurtaran ve Ada’ya kalıcı barış ile istikrar getiren 1974 Barış Harekâtı'nı çarpıtmayı tercih etmektedir. Hâlbuki EOKA terörüyle gerçekleştirilen katliamlar ve Kıbrıs Türklerine yönelik mezalimler tarihî gerçeklerle sabittir. Geçmişte Mora’da, Balkanlarda, Anadolu’da, Kıbrıs’ta masum sivillere yönelik işledikleri vahşetler tarihî kayıtlarla ortadayken bu gerçekleri görmezden gelenlerin siyasi saiklerle Türkiye’yi ve kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizi hedef alan değerlendirmeleri asla kabul edilemez. TARİH SİYASİ ARGÜMANLARLA DEĞİL, BELGELERLE VE HAKİKATLERLE YAZILIR Bugün Gazze’de bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan ağır insanlık dramı karşısında sessiz kalmayı tercih edenlerin Kıbrıs konusunda tarihî gerçeklerle bağdaşmayan değerlendirmelerde bulunmaları uluslararası vicdan bakımından da ciddi bir çelişkidir. Unutulmamalıdır ki tarih, siyasi argümanlarla değil belgelerle ve hakikatlerle yazılır. Hakikatler de er ya da geç bütün açıklığıyla ortaya çıkma vasfına sahiptir. Gerçek şu ki Türkiye uluslararası hukuktan doğan haklarından ve garantör devlet olarak üstlendiği sorumluluklardan dün olduğu gibi bugün de yarın da asla taviz vermeyecek adil bir çözüm için çalışmaya devam edecektir. Nitekim artık pek çok tarafsız kurum ve kişi de Ada’da kalıcı çözümün ancak eşit egemen iki devletin varlığı temelinde mümkün olabileceğini ifade etmeye başlamıştır. Bu kapsamda muhataplarımızı ve üçüncü tarafları gerçeklerden uzak iddialara tutunmaktan vazgeçmeye miadı dolmuş statükocu söylemleri bir kenara bırakmaya ve tarihî gerçeklerle uyumlu, makul ve yapıcı bir anlayışla çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türkler hem de Rum komşularımızın müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için en doğru yolun bu şekilde olacağı muhakkaktır. Öte yandan Doğu Akdeniz’e etkileri bağlamında; - Özellikle İsrail’in Gazze ve Lübnan’da uluslararası hukuku yok sayarak yürüttüğü saldırılar, bölgenin güvenliğini ciddi anlamda tehdit etmektedir. - Rum kesimi de bu durumdan istifade ederek istikrara zarar verebilecek faaliyetlerini sürdürmektedir. - Ayrıca bu süreçte Doğu Akdeniz’de ve Ada’nın güneyinde yabancı ülkelerin hareketliliği de artmıştır. Tüm bunlara karşı uluslararası hukuk çerçevesinde ülkemizin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve menfaatlerini korumak için büyük bir güç azim ve kararlılığa sahip olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak isterim. Siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın da bu bilinçle ifa ettiğiniz tarihî görevi bundan sonra da büyük bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Ayrıca kıta stajı kapsamında burada bulunan son sınıf Harbiyelilerimizin de; başta Kıbrıs meselesi olmak üzere millî tezlerimize çok iyi hâkim olmalarını ve burada edinecekleri bilgi ve tecrübeleri mezun olduktan sonra meslek hayatlarına en güçlü şekilde yansıtmalarını beklediğimi ifade etmek isterim. Bu vesileyle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Ayrıca Kıbrıs Türk halkı için mücadele eden aziz şehitlerimizi Kıbrıslı mücahitleri ile mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor görevlerinizde üstün başarılar diliyor hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

85,697 views • 2 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO Savunma Bakanları Toplantısı için gittiği Brüksel’de, Türk basın mensupları ile de bir araya geldi. NATO Savunma Bakanları Toplantısı ve gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: NATO SAVUNMA BAKANLARI TOPLANTISI Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde Brüksel’deki NATO Karargâhında düzenlenen Ukrayna Savunma Temas Grubu ve NATO Savunma Bakanları toplantılarına bugün katıldık. Genel olarak NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşu, Ukrayna'ya sağlanabilecek destek ve diğer güvenlik konularının ele alındığı toplantılar yaptık. ▪️ NATO’ya kuvvet katkısı sağlayan ülkeler arasında daima ilk 5’te yer alan bir ülke olarak İttifak’ın savunma ve caydırıcılığına sağladığımız katkıları, ▪️ %5 savunma taahhüdü hedefine ulaşılması konusunda kaydettiğimiz kararlı ilerlemeleri -ki %5 hedefine süratle ilerliyoruz, ▪️ Ukrayna’ya ikili düzeyde ve NATO kapsamında destek ve katkılarımız ile barışa yönelik diplomatik çabalara desteğimizi, ▪️ Ankara Zirvesi kapsamındaki hazırlıklarımız ve beklentilerimizi ifade ettik, ▪️ Bölgesel barış ve istikrarın sağlanması kapsamında İran-ABD Savaşı’nı sona erdirmek amacıyla varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladığımızı da ilettik, teşekkür ettik ve gerektiğinde Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliğine destek vermeye hazır olduğumuzu vurguladık. Toplantılar vesilesiyle muhataplarımızla savunma ve güvenlik ajandasındaki gündemi, ikili ve çok taraflı ilişkiler ile iş birliğini geliştirme imkânlarını ele aldık. 70 yılı aşkın süredir NATO Müttefiki bir ülke olarak katılım sağladığımız bu toplantılarda; hem İttifak gündemindeki konularda hem de bölgesel konulardan Avrupa Güvenliğine uzanan geniş bir yelpazede millî tutum ve değerlendirmelerimizi muhataplarımıza ilettik. Ayrıca Müttefik Savunma Bakanlarını Ankara Zirvesi’nde ağırlamaktan memnuniyet duyacağımızı da kendilerine ilettik. NATO LİDERLER ZİRVESİNİN ÖNEMİ Bugün NATO, tarihinin en karmaşık güvenlik ortamlarından biriyle karşı karşıyadır. Konvansiyonel tehditlerin yanı sıra hibrit tehditler, siber saldırılar, terörizm, enerji güvenliği riskleri ve bölgesel istikrarsızlıklar güvenlik anlayışını yeniden şekillendirmektedir. Nisan ayında düzenlenen “NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” konferansında da ifade ettiğim gibi, Türkiye NATO'nun yalnızca coğrafi merkezlerinden biri değil, aynı zamanda stratejik aklının ve operasyonel kapasitesinin de ayrılmaz bir parçasıdır. Ankara'da gerçekleştireceğimiz NATO Zirvesi'ni yalnızca bir liderler toplantısı olarak görmüyoruz. Bu zirve, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yöneliminin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olacağını değerlendiriyoruz. Türkiye'nin zirveye ev sahipliği yapması, İttifaka sunduğumuz askerî katkıların, operasyonel tecrübemizin ve güvenlik üretme kapasitemizin doğal bir yansıması olarak görüyoruz. Bununla birlikte, Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu etkili, güvenilir ve sonuç odaklı lider diplomasisi de Ankara Zirvesi'nin en önemli unsurlarından birisi olacağını değerlendiriyoruz. Türkiye, krizlerin çözümüne katkı sunan, diyalog kanallarını açık tutan ve bölgesel istikrarı destekleyen yaklaşımıyla İttifak içerisinde müstesna bir konuma sahiptir. Hedefimiz; NATO'nun birlik ve dayanışmasını güçlendirmek, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine yönelik ortak kararlılığı vurgulamak ve İttifakı geleceğin tehditlerine karşı daha hazırlıklı hâle getirecek stratejik vizyonun geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Ankara Zirvesi'nin, NATO'nun birlik ve beraberliğini pekiştiren, ortak aklı güçlendiren ve İttifakın geleceğine yön veren tarihî bir buluşma olacağına inanıyoruz. ABD-NATO-AVRUPA GÜVENLİĞİ ABD Avrupa’dan tam manasıyla çekilmiyor, Avrupa’daki asker sayısını azaltıyor. Avrupa ülkeleri de oluşabilecek boşluğu doldurma gayretindeler. Savunma sanayi yatırımlarını artırmaktalar ve zorunlu askerlik uygulamasına dönmekteler. Avrupa’nın güvenliğinin Avrupalılar tarafından sağlanması gerektiğinin farkındalar. YERLİ VE MİLLÎ SAVUNMA SANAYİ VE NATO Türkiye'nin savunma sanayinde elde ettiği başarılar yalnızca ulusal güvenliğimize değil NATO'nun kolektif savunmasına da katkı sunmaktadır. Yerli ve millî sistemlerimiz, müttefiklerin birlikte çalışabilirlik kapasitesini desteklemekte ve İttifakın genel caydırıcılığına katkı sağlamaktadır. Güçlü savunma sanayi, güçlü caydırıcılık ve güçlü NATO demektir. Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilecek “Savunma Sanayi Forumu”nun, müttefikler arasında savunma sanayi alanındaki iş birliğinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Toplantılar esnasında NATO üyesi üç ülkenin savunma bakanı, Türk savunma sanayinin gelişmişliği ve Türkiye ile iş birliğinin artırılmasının önemli ve gerekli olduğunu özellikle vurguladılar. TÜRKİYE’NİN NATO VİZYONU Türkiye'nin vizyonu; güçlü, dayanıklı, birlikte hareket etme iradesini koruyan, müttefiklerinin güvenlik kaygılarına eşit hassasiyet gösteren ve değişen tehdit ortamına hızla uyum sağlayabilen bir NATO'dur. Ankara Zirvesi'nden beklentimiz; öncelikle NATO'nun temelini oluşturan kolektif savunma anlayışının ve 5'inci maddeye olan bağlılığın güçlü şekilde teyit edilmesidir. Bunun yanında müttefiklerin savunma harcamaları ve yetenek hedeflerine ilişkin kararlılıklarını somut adımlarla ortaya koymaları, savunma üretim kapasitesini güçlendirecek ve caydırıcılığı artıracak ortak iradeyi göstermeleri büyük önem taşımaktadır. ÜLKEMİZİN NATO’YA KATKILARI Türkiye’nin NATO’ya katkıları konusunda ise Türkiye; NATO'nun güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda İttifakın en büyük ikinci ordusuna sahip müttefikidir. Askerî eğitimden tatbikatlara, harekâtlardan komuta-kontrol faaliyetlerine kadar NATO'nun tüm temel görev ve sorumluluklarına etkin katkı sunmaya da devam ediyoruz. Bildiğiniz gibi Steadfast Dart-26 Tatbikatı’na katıldık. Binlerce personelimiz ve Anadolu Deniz Görev Grubumuzla NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşuna güçlü destek verdik. Uzak coğrafyalara süratle kuvvet intikal ettirebilme kabiliyetimiz, yüksek hazırlık seviyemiz ve operasyonel etkinliğimiz burada bir kez daha teyit edilmiş oldu. Kahraman ordumuz, terörle mücadeleden sınır ötesi harekâtlara kadar geniş bir alanda edindiği tecrübeyle NATO'nun en etkin ve en hazırlıklı kuvvetleri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda komando birliklerimizin kapasitesini artırmaya ve değişen tehdit ortamına uygun yeni kabiliyetler geliştirmeye de devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde NATO'nun en kritik kuvvet yapılarından biri olan Müttefik Reaksiyon Kuvveti'nin komutasını üstlenecek olmamız da Türkiye'nin İttifak içerisindeki güvenilirliğinin ve stratejik öneminin somut bir göstergesidir. Aynı şekilde KFOR Komutanlığı, NATO Hava Polisliği görevleri ve deniz harekâtlarına sunduğumuz katkılar, Türkiye'nin Balkanlar'dan Karadeniz'e, Akdeniz'den Avrupa'nın güvenliğine kadar geniş bir coğrafyada üstlendiği sorumluluğu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye bugün yalnızca NATO'nun güvenliğine katkı sağlayan bir müttefik değil; askerî kapasitesi, operasyonel tecrübesi ve liderlik sorumluluğuyla İttifakın caydırıcılığına, dayanıklılığına ve geleceğine yön veren başlıca ülkelerden biridir. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ Rusya-Ukrayna Savaşı, iki ülke arasındaki savaş olmanın ötesinde Avrupa güvenlik mimarisini, enerji güvenliğini, küresel ticaret yollarını ve NATO’nun güvenlik gündemini doğrudan etkilemektedir. Türkiye, savaşın başlangıcından itibaren dengeli, ilkeli ve yapıcı bir politika izlemiş; hem Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü desteklemiş hem de diplomasi kanallarının açık tutulmasına katkı sağlayarak çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve adil, kalıcı bir barışın tesis edilmesine de gayret göstermiştir. Karadeniz'in istikrarı Avrupa-Atlantik güvenliğinin ayrılmaz parçasıdır. Türkiye, Montrö Sözleşmesi'ni kararlılıkla uygulayarak bölgesel istikrara katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu nedenle bölgesel sahiplenme anlayışını destekliyor, Karadeniz'e kıyıdaş ülkeler arasındaki iş birliğini de önemsiyoruz. Türkiye hem Rusya hem Ukrayna ile konuşabilen az sayıdaki ülkeden birisidir. Bu durum ülkemize önemli sorumluluklar da yüklemektedir. Tahıl Koridoru Girişimi, esir değişimleri ve taraflar arasındaki temaslarda üstlendiğimiz rol bunun en somut göstergesidir. Türkiye bundan sonra da diplomasi ve diyalog çabalarına katkı sunmaya devam edecek; krizlerin tarafı değil, çözümün parçası olmayı da sürdürecektir. NATO’NUN GÜNEY KANADININ ÖNEMİ Terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği riskleri, bölgesel çatışmalar ve hibrit tehditler NATO’nun güney kanadını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, NATO’nun güney kanadında yer alması nedeniyle bölgesel tehditlerle doğrudan mücadele eden bununla birlikte son yıllarda gelişen gücüne bağlı olarak İttifakın merkezinde önemli katkılar sunan müttefiklerin başında gelmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehditler aynı zamanda NATO’nun güvenliğine yönelik tehditler olarak da değerlendirilmektedir. Günümüz güvenlik ortamı, güney kanadının yalnızca çevresel değil, merkezî bir güvenlik meselesi olduğunu da göstermektedir. ORTA DOĞU’DAKİ GELİŞMELER Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler yalnızca bölgesel değil küresel güvenliği de doğrudan etkilemektedir. Orta Doğu'daki istikrar NATO'nun güvenliğiyle de doğrudan bağlantılıdır. NATO müttefiklerimiz de Orta Doğu’daki gelişmelere oldukça ilgililer ve çalışıyorlar. Türkiye bölgesel barış, istikrar ve güvenliği destekleyen yapıcı bir yaklaşım izlemekte, çatışmaların büyümesini değil, diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesini savunmaktadır. Öte yandan, millî güvenliğimize yönelik risklerin oluşmaması için gerekli tedbirler alınmakta, ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde çalışmalar devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin güvenliğini sağlamak için her türlü hazırlığa da sahiptir. HÜRMÜZ BOĞAZI Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Daha önce de vurgulamıştık. Enerji arz güvenliği, deniz ticaretinin kesintisiz sürdürülmesi ve seyrüsefer emniyetinin korunması yalnızca bölgesel değil, küresel istikrar açısından da önem taşımaktadır. Türkiye, gerilimin tırmanmaması ve sorunların diplomasi temelinde çözülmesi yönündeki yaklaşımını da sürdürmektedir. Bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunan bir ülke olarak, uluslararası hukuk çerçevesinde deniz güvenliği ve seyrüsefer emniyetini destekleyecek girişimlere gerekli katkıyı sağlamaya da hazırız. DOĞU AKDENİZ’İN GÜVENLİĞİ İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş ve buna bağlı olarak ortaya çıkan füze ve insansız hava aracı tehditleri, Doğu Akdeniz'in güvenliğinin bir kez daha ne kadar hassas bir konu olduğunu da göstermiştir. Bu süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliği için aldığımız ilave tedbirler yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliğine değil, Ada'nın tamamında istikrar ve güvenliğin korunmasına hizmet etmektedir. Türkiye'nin yaklaşımı her zaman olduğu gibi gerilimi artırmak değil, riskleri önlemek ve bölgesel istikrarı desteklemektir. NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda da vurguladığımız üzere, Avrupa-Atlantik güvenliği parçalı değil bütüncül bir anlayışla ele alınmalıdır. Güvenlik üretmesi gereken aktörlerin, bölgesel gerilimleri derinleştirecek adımlardan kaçınması; diyalog, iş birliği ve ortak güvenlik anlayışını öncelemesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede Doğu Akdeniz'de son dönemde şekillenen bazı askerî iş birliği girişimlerini ve bölgesel güvenlik denklemini etkileyebilecek gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Son olarak garantörlük sıfatı olmayan Fransa ile GKRY arasında imzalanan anlaşma; aslında meşruiyeti olmayan, hassas dengeleri bozan ve uluslararası hukuka aykırı olan bir girişimdir. Türkiye'nin askerî kapasitesi, caydırıcılığı ve bölgesel konumu dikkate alındığında, ülkemizi ve KKTC’nin hak ve menfaatlerini hedef alan herhangi bir girişimin veya ittifakın başarı şansı bulunmamaktadır. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus, bölgesel güvenliği artırmak yerine belirli aktörleri çatışma ve krizlerin parçası hâline getirebilecek yaklaşımların uzun vadede bölge halklarının güvenliğine zarar verme riskidir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Kıbrıs Türklerinin güvenliğini hedef alan oldubittilere ve hasmane girişimlere karşı gerekli karşılığı verecek güce ve kabiliyete ve sarsılmaz bir iradeye sahiptir. Kıbrıs Adası'nın güvenliği ve statüsüne ilişkin düzenlemeler uluslararası anlaşmalarla belirlenmiştir. Türkiye, garantörlük hak ve sorumluluklarını uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru zeminde sürdürmektedir. Kıbrıs Türklerinin güvenliği, huzuru ve refahı bizim için hayati öneme sahiptir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki; Türkiye, Doğu Akdeniz'de barışın, istikrarın ve yapıcı diyaloğun tarafıdır. Ancak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğini tehdit edecek gelişmeler karşısında da garantörlük sorumluluklarımızın gereğini yerine getirme irademiz tamdır. Sonuç olarak, bugün karşı karşıya bulunduğumuz güvenlik ortamı, ülkelerin millî kabiliyetlerini güçlü tutmalarını zorunlu kılarken; müttefikler arasındaki iş birliği ve dayanışmanın da kritik rolünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu çerçevede dayanışma, caydırıcılık, birlikte çalışabilirlik ve stratejik öngörü, ortak güvenliğin temel unsurları olarak öne çıkmaktadır. Türkiye; güçlü ordusu, gelişmiş savunma sanayi, etkin diplomasisi ve sahip olduğu stratejik vizyonla NATO'nun, Avrupa-Atlantik güvenliğinin ve bölgesel istikrarın temel aktörlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Karadeniz'den Akdeniz'e, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş coğrafyada ortaya koyduğumuz yaklaşımın özü nettir: Gerilim değil istikrar, çatışma değil iş birliği, belirsizlik değil güvenlik üretmektir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da millî güvenliğimizi kararlılıkla korurken, bölgemizin ve müttefiklerimizin güvenliğine katkı sunmaya devam edeceğiz. Çünkü bugün artık çok açık bir gerçek vardır: Türkiye, güvenlik mimarisinin kenarında değil, merkezinde yer alan bir ülkedir. NATO'nun geleceği şekillenirken Türkiye; gelişmeleri uzaktan izleyen değil, kararların alınmasına katkı sunan, sorumluluk üstlenen ve güvenlik üreten başlıca müttefiklerden birisidir. Güçlü ordusu, stratejik vizyonu ve üstlendiği görevlerle İttifak'ın geleceğine yön veren Türkiye'nin imzası, NATO'nun yarınlarında güçlü ve belirleyici şekilde yer almaya devam edecektir. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

17,461 views • 3 months ago

Bu bir; “Ya kaza değilse” analizidir. Jeopolitik Fırtınanın Tam Ortasında: “Cephe Suriye, Araç Libya, Mesaj Ankara.” Genkur. Baş. Org. Selçuk Bayraktaroğlu’nun davetlisi olarak Ankara’ya gelen Libya Genkur. Baş. Org. Muhammed Ali Al-Haddad, MSB Bakanı Yaşar Güler ve diğer üst düzey Türk askeri yetkililerle görüştükten sonra ülkesine dönerken, uçağı Ankara yakınlarında düştü. / Libya Genelkurmay Başkanı uçağının Ankara semalarında düşmesi ve yakın geçmişte yaşanan (havada olanlar dahil) ardışık olaylar birer kaza ve tesadüften mi ibaret? En baştan söylemek zorundayız. Evet, mümkün? Ama biz bunların sadece birer kaza ve tesadüften ibaret olmadığını da düşünmek zorundayız. Çünkü dizilim son derece sıra dışı ve tam bir jeopolitik mücadelenin ortasında yaşanıyor. Bütün bunların raslantısal olduğunu düşünüyorsanız, bu yazıyı okumanıza gerek yok. Ama raslantısal olmadığını düşünüyor ve ne olduğuna dair muhakemenizi-bakış açılarınızı geliştirmek istiyorsanız; biraz zihniniz yorulacak, ama eminim okumanıza da değecek. / Hadi başlayalım: - Türk C-130’unun Azerbaycan’dan dönerken Gürcistan üzerinde düşmesi. - Türkiye 4 savaşın ortasında kalmış, merkezde ve kenar kuşakta doludizgin yaşanan doğrusal etkiler, asimetri ve manipülasyonlar. - Karadeniz başta denizlerde yaşanan istikrarsızlığın/ardışık olayların havada da gözükmesi. - En son Türk Hava Sahasında görülen menşei belirsiz S(İHA)lar. - Ve son olay: Libya Genel Kurmay Başkanının uçağının Ankara semalarında düşmesi… Benzeşen bağlam; yakın geçmişte İran Cumhurbaşkanının helikopterinin Güney Kafkaslarda düşmesi. /// Bütün bu olaylar raslantısal mı, komplo mu, bir etki/mücadele biçimi mi? Tekil olarak mı okunmalı, bağıl mı? Gerçekte nedir; bir baskı/manipülasyon mimarisinin katmanları mı? /// Libya’da 3 günlük yas ilan eden Libyalı yetkililer olayın ilk saatlerinde ‘uçağın bir kaza kırıma uğradığı’ açıklaması yaptı. Oysa bu dakikada olayın bir kaza kırım olduğunu tespit etmek mümkün değildi. Bu açıklama/ön alma çabası, durumun Libya için de kadar hassas olduğunu gösteriyor. TC. İletişim Başkanlığı ise; “Bu süreçte kamuoyunun sadece resmi makamlar tarafından yapılan açıklamalara itibar etmesi; bunun haricinde sosyal medyadaki teyitsiz bilgi, spekülasyon ve komplo teorilerini dikkate almaması, dezenformasyon girişimlerine prim verilmemesi adına oldukça önemlidir” açıklaması yaptı. Bu açıklama da Türkiye’nin; ‘daha kontrollü, daha az konuşur, daha az görünür’ bir yaklaşımla, daha kapalı, daha sert, daha sıkı bir faza geçtiğini gösterir. /// Olayın değdiği noktalar: - Akdeniz, MEB-deniz yetki alanları, kaynak ve alan mücadelesi, - Gazze savaşının başlangıcından beri Türkiye-İsrail arasında başgösteren gerginliğin bölgesel ve teopolitik rekabete, sürtüşmeye dönüşmesi, - İsrail-GKRK-Yunanistan yakınlaşması, - İsrail-YPG/PYD yakınlaşması, - Suriye’nin üniterleşme arayışı ve Türkiye’nin olası Suriye Harekatı, - Libya iç dengeleri, Afrika geçidi, enerji ve üsler, - Kafkaslarda Orta Koridor mücadelesi, - Türkiye yaşanan operasyon ve güç kavgalarının temas ettiği uluslararası ayaklar. /// Bu olay bir kaza değilse, Yüksek Düzey Askeri-Diplomatik Güvenlik Olayı (High-Level Military-Diplomatic Security Incident) sınıfa girmiştir: Bu sınıfın özellikleri: - VIP askeri hedef, - Devlet merkezinde gerçekleşme, - Kritik görüşme sonrası zamanlama, - Alınan kararları manipüle etme potansiyeli, - Ve çoklu aktörü; devleti/alanı/güç odağını etkileme potansiyeli. Bu tür olaylar kazayla başlar, ama kazayla bitmez. /// Kim kazandı sorusu en önemli ipucu: Stratejik analizde ilk soru “kim yaptı?” değil, “kimin işine yaradı”dır. Peki bu olay kimin işine yarar? /// Türkiye-Libya hattından rahatsız olanlar: - Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya deniz yetki alanları, - Trablus merkezli meşru askeri yapı, - Türkiye’nin Akdeniz’de kalıcı askerî varlığı, Bu hatta istikrar değil, belirsizlik isteyen herkes için bu olay kazançtır. /// Libya’da “komuta boşluğu” isteyen aktörler: Libya’da hala ciddi bir komuta boşluğu var. Ülke, siyasi olarak parçalanmış ve askeri yapılar arasındaki bütünlük hem iki başlı ve hem de eksenler içi bağlar oldukça zayıf. Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Al-Haddad, yalnızca bir asker değil, aynı zamanda Libya'da dengeyi sağlayan önemli bir figürdü. Bu tür kritik bir liderin kaybı, iç politikada gerginlikleri artırabilir ve dış müdahalelere zemin hazırlayabilir. /// Türkiye’de iç güç mücadelelerini uluslararası zeminlerde nasıl kullanıldığı, örnekleriyle tarihsel olarak bilinir. Bu konuda hiç polemik yapmayacağım, hiç de girmeyeceğim. Sadece şunu vurgulayacağım: Yakın dönemde kamuoyunun da yakından ilgilendiği sansasyonel medya-fuhuş-uyuşturucu operasyonlarında, iç siyasi rekabet ve eksen içi güç mücadelelerinde ayak izi görülen uluslararası bağ nedir? Olan ve olası iç operasyonlar ile olası Suriye harekatının etkilenme potansiyeli nedir? Bu tür olayların caydırıcılığa psikolojik saldırı modu vardır. Algı artık harp unsurudur, sessiz ama derin etkilidir. /// Şimdi en hayati, en dikkat çekmek istediğim nokta: Ya da en tehlikeli senaryo: Yanlış okuma: Bu tür olayların en tehlikeli sonucu, yanlış aktöre yanlış anlam yüklenmesidir. Yanlış bir okuma: - Yanlış diplomatik tepkiyi, - Yanlış askeri pozisyonu, - Yanlış cepheleşmeyi, - Yanlış geri dönüşsüz tırmanmayı getirir. Yani “Yanlış savaş/yanlış mücadele ihtimali” tam da bu eşikte doğar. Bu tür durumlarda devlet, aceleci kararlar almaktan kaçınarak, “Ya Sabır” çekip stratejik sabra yönelir. “Aceleyle alınan kararlar, yanlış sonuçlar doğurabilir” diye düşünür. Ancak bu stratejik sabır da kendi içinde büyük bir risk taşır. Çünkü bu süreçte de; - 2014 Kobani olayları merkezli 2013-2015 yanlış odaklanma, - “2019’dan beri olduğu gibi” durağanlık ve zaman tuzağına düşme olasılığı vardır. Yavaş ilerlemek, bazen gereksiz yere duraklamaya ve fırsatları kaçırmaya yol açabilir. /// Bu olayın Libya üzerinden görünmesi ama Ankara’da olması, bana şunu söylüyor: Hedef coğrafya başka, mesaj verilen merkez Türkiye. Suriye dosyası şu an Türkiye’nin askeri olarak en sıcak, diplomatik olarak en kırılgan ve uluslararası alanda en ağır baskıyla karşılaştığı dosya. Ve bütün şu başlıklar aynı anda masada: - Türkiye’nin “bekle-gör”den çıkma hazırlığı, - Suriye’nin kuzeyinde yeni bir askeri harekat, - YPG/PKK terör örgütünün varlığı, statüsü, - Suriye (YPG/PKK-HTŞ-Dürziler-Nusayriler) + Gazze üzerinden yeniden şekillenen Türk-ABD-İsrail-Rusya-İran-Arap denklemi, Bu ortamda Türkiye’nin karar eşiklerini etkilemek isteyen biri, doğrudan Suriye hattına dokunur. Ama doğrudan vurmak pahalıdır, o yüzden dolaylı vurur. Libya bu denklemde kullanılıyor olabilir mi? Evet, hem de sadece bir tek mermiyle birkaç kuşu vurabileceği için tekrar tekrar evet. Son sözü Türkiye’nin aklı, caydırıcılığı ve caydırıcılığını kullanma iradesinin belirleyeceğini çok iyi biliyorlar. O yüzden bütün oyun da; Türkiye’nin stratejik aklı ile caydırıcılığını kullanma iradesini etkileme üzerine dönüyor.” /// Libya Özeli: Libya, Türkiye için meşru ve savunulabilir bir angajman alanı. Türkiye'nin Libya'ya müdahalesi, meşru hükümeti destekleyerek dengeleri lehine değiştirti. Ayrıca, Türkiye'nin Libya'daki rolü, Hafter ekseniyle kurulan ve gelişen ilişkiler de, Libya'nın üniter yapısının korunması açısından da çok önemli. Türkiye, burada açık bir siyasi ve askeri inisiyatif kullanıyor, ancak bu durum bazı dış aktörler tarafından hazmedilemiyor. Özellikle AB-Yunan-İsrail-BAE hattında. Yani Libya’ya dokunmak, Türkiye’ye önce “başka dosyalar da yanar” mesajı veriyor. Bu aslında çapraz bir baskı tekniği: Suriye’de hamle yaparsan, bedelini Libya’da, Akdeniz’de, hatta merkezinde üretsin demek istiyor. /// Ankara’da olması: Karar merkezine, karar merkezinde mesaj: Bu çok kritik. Eğer konu sadece Libya olsaydı: olay ya Libya’da olurdu ya Akdeniz üzerinde ve gelirken. Ama olay Ankara kalkışlı, Ankara yakınında, stratejik kararların alındığı bir görüşme sonrasında yaşandı. Bu; “Tek mermiyle çoklu atış yapıyorum: Sahada değil, masada verilen kararlara mesaj veriyorum” demektir. Bu, Türkiye’nin geliştirdiği/geliştireceği inisiyatifleri, özellikle de harekâtı önlemek isteyen irade(lere) ait bir sinyaldir. /// Bütün bu yaşadıklarımızda 2013-2015 terör kuşağında olduğu gibi ve/veya 2019’dan beri yaşanan jeopolitik engelleme-zaman kazanma süreçlerinde olduğu gibi, benzer şeyler görüyorum. Ama koca bir fark eşliğinde. O zaman Karabağ Savaşı, Ukrayna savaşı, küresel-teopolitik Gazze manipülasyonu ve İsrail karşı katliamları ile İran-ABD/İsrail savaşları yaşanmamıştı. Bütün bu olaylar dizisi, bu mücadelelerin bağlamında yaşanıyor. O zaman yeni durumu kavramsallaştırmaya çalışalım: 2013-2015 terör saldırı kuşağının çok daha gelişmişi; - Çok eksenli, - Çok aktörlü, - Çok devletli, - Çok alanlı, - Çok zamanlı, - Çok daha tehlikeli, karar mekanizmalarını ve sosyolojik fay hatlarını hedef alma potansiyeli son derece yüksek bir asimetrik saldırı ve maniplasyon kuşağının içindeyiz. /// Bu tür olaylar birkaç sonucu tekil ya da çoklu üretmek ister: - Türkiye’nin kararlarını etkilemek, - Türkiye’yi durdurmak, - Durduramıyorsa oyalamak, zaman tuzağına düşürmek, - Türkiye’yi yanlış yere savurmak. /// Peki ben neden hala ısrarla olası Suriye harekatının peşinde koşuyorum? - Türkiye’de Suriye ön koşullu “Terörsüz Türkiye süreci” çöker. YPG/PKK terör örgütünün Türkiye’ye bir tuzak kurduğu, oyun oynadığı, zaman kazanmaya çalıştığı ortaya çıkar. - Türkiye Suriye harekatına hazırlandığını gösterir. - Türk karar verici heyet (Fidan-Güler-Kalın) Şam’a gider. - Bunlar bazı aktörlerin kırmızı çizgisine girer. - Bu karar verici ziyaretle eş zamanlı Suriye’de çatışmalar çıkar, YPG/PKK ekseninden iddialı, yüksek perdeden tehditler ve mesajlar gelir. - Türkiye’de YPG/PKK paydaşı açık ve kapalı bazı aktörler aktifleşir. - Siyasetteki (iktidar kanadı içindekiler dahil); İran ve ABD eksenlerindeki Kürtçülerin ayrışması ve rekabeti ayak izleri kendini göstermeye başlar. - Ve diğer İrancı ve Atlantikçiler devrededir. - FETÖ devrededir. - Dışarıdaki angajeler maliyetli olduğu için doğrudan karşı çıkamazlar. - O nedenle dış kaynaklı dolaylı, flu, inkâr edilebilir olay-olaylar üremeye başlar. - Bunlar peşi sıra olaylar dizisi şeklinde gelişir. - Diğer radikaller (IŞİD vb) fonda rol alma peşindedir. - Kimi yüksek profilli, merkezde, belirsizken, kimi kenar kuşaktadır. Sonuçta; Türkiye bir karar verirken “arka planda başka dosyalar da açılır” duygusu üretilir. Konsantrasyonu bozulmak istenir, “özellikle zafiyeti olanlar başta” kişisel mesajlar ve etkiler üretilir. Bu tam olarak: çok alanlı caydırma, çok dosyalı baskıdır. Bugün güney merkezli yaşanan olayların kaynak kodunda bir terör devletinin inşaşı ve Türkiye’nin bunu engelleme iradesini kırma çabası vardır. Kuzey merkezli olayların kaynak kodunda da Türkiye’yi savaşta taraf etme çabası. /// Kaza değilse (-ki kaza olsa bile durum okuması çok değişmiyor) bu olay, Libya’dan çok “Suriye karar dosyasını” etkilemeyi amaçlamış bir ön-alıcı baskı ve uyarı hamlesidir. Bunu başarırlarsa amaca ulaşmış olurlar. Libya gibi görünen bu olay Ankara’da yaşanıyor, ama sadece Libya’yı değil Akdeniz’i, Gazze’yi, Suriye’yi, Suriye Harekatını ilgilendiriyor. O yüzden bu mesajın bir özeli bir de geneli var: Özeli: Cephe Suriye, mesaj Ankara, araç Libya. Geneli: Cephe Türkiye’nin stratejik özerkliği, mesaj Ankara, araç Libya. /// Türkiye için aşırı sert tepki de risktir, ama geri çekilme de risktir. Bence doğru olan kararı bozmayıp, yöntemi sertleştirmektir. Bu yoğun asimetri, manipülasyon ve baskı ortamında Türkiye’nin hareket ekseni aslında çok belirgin ve masumdur. İster İran; “Türkiye’yi İsrail’le savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin”, ister İsrail/ABD; “Türkiye’yi İranla savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin.” İster AB-İngiltere Akdeniz denklemini bozmak, Karadeniz’i ısıtmak, ister Rusya Türkiye’yi karşısında değil yanında-yakınında görmek istesin. Türkiye’nin geleceği yakın tehdidini yok etmekten geçer. Çünkü en büyük tehdit, en yakın tehdittir. Bütün bu olaylar, en büyük yani en yakın tehdidi, uzak ve küçük bir tehdit olarak gösterme çabasının bir parçasıdır. Hançer El bu Kemal-El Kaim hattına değdiği an… Türkiye sadece çoklu cepheleri değil, çoklu ihtiras ve dogmaları da çökertmiş olur. Aynı IŞİD ve dogmasını Dabık’ta çökerttiği gibi. Bir ömür öğrenilenle-bir gece sabahlayarak yazılan yazılardan biri oldu. Saygılarımla… Abdullah Ağar 24 Aralık 2025

Abdullah Ağar

143,546 views • 9 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Konya’daki Hava Savunma Komutanlığında gerçekleştirilen Eğitim ve Faaliyet Yılı Açılış Töreni’ne katıldı. Beraberindeki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ile Konya’ya giden Bakan Yaşar Güler, daha sonra "Şehit Hava Savunma Üsteğmen Emre Kargın Müşterek Hava Savunma Eğitim ve Simülasyon Merkezi”nin açılışını gerçekleştirdi. Bakan Yaşar Güler, törenlerde şunu söyledi: KAHRAMAN ORDUMUZ, HER GEÇEN GÜN CAYDIRICILIĞINI PEKİŞTİRMEKTE “Kara Kuvvetlerimizin seçkin birliklerinden biri olan Hava Savunma Komutanlığımızda ‘Eğitim ve Faaliyet Yılı Açılışı’ vesilesiyle Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kara Kuvvetleri Komutanımızla birlikte siz kahraman hava savunma personelimiz ile bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle 30 Ağustos’ta bir üst rütbeye terfi eden arkadaşlarımın yeni rütbelerinin hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yakın coğrafyamızdan başlayarak uluslararası düzlemde risk ve tehditlerin arttığı, güvenlik kaygılarının ön plana çıktığı kritik bir süreçten geçiyoruz. Bu kritik ortam, ülkelerin hak ve çıkarlarının korunmasını, her zamankinden daha karmaşık bir hâle getirirken başta hava savunması olmak üzere pek çok konuda güçlü ve caydırıcı bir güvenlik kapasitesine sahip bulunmayı da zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini sürekli artırmak, en ileri teknolojileri envanterimize kazandırmak ve personelimizin yeteneklerini geliştirmek en öncelikli hedefimizdir. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bu kapsamda her geçen gün teknik ve donanım kabiliyetlerini artırmakta, operasyonel yeteneklerini geliştirmekte ve icra ettiği kapsamlı faaliyetlerle caydırıcılığını pekiştirmektedir. Asil milletimizin göz bebeği olan ordumuzun bu güçlü konumunu muhafaza etmek için en önemli ve vazgeçilmez faktörlerden biri de eğitimdir. Bunun bilinciyle eğitimlerimizin; ▪️Çok boyutlu tehdit ortamına uyum sağlayacak esneklikte planlanması, ▪️Analitik bir yaklaşımla sürekli güncellenmesi, ▪️Teknolojik yeniliklerle entegre edilmesi, tüm unsurlarımızın etkinliğinin artırılması bakımından hayati önemdedir. Siz fedakâr silah ve mesai arkadaşlarımdan da beklentimiz; ▪️Sürekli eğitim anlayışıyla bireysel ve mesleki olarak kendinizi geliştirmeniz, ▪️Uzmanlaştığınız konularda ve üstlendiğiniz görevlerde şanlı ordumuza en yüksek katkıları sunmanızdır. EĞİTİM VE TATBİKATLARDA ELDE EDECEĞİNİZ HER KAZANIM, TSK’NIN NİTELİKLERİNİ DAHA DA ARTIRACAK Şu bir gerçek ki hem askerî caydırıcılığımızın hem de hava savunmadaki etkinliğimizin artması, ancak ve ancak fedakârlığa dayalı vazife icrası, disiplinli eğitim faaliyetleri ve üstün bir hazırlıkla mümkündür. Bunun önemine binaen sizler eğitim faaliyetlerinizi ‘Barışta ter dökmeyen, savaşta kan döker.’ anlayışıyla yürütmelisiniz. Unutmayınız ki eğitim ve tatbikatlarda elde edeceğiniz her kazanım; Türk Silahlı Kuvvetlerimizin etkin, caydırıcı ve saygın niteliklerini daha da pekiştirecektir. Son yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin tasarlayıp ürettiği yerli ve millî teknolojiye dayalı sistemler, millî güvenliğimizin sağlanmasında ve Türkiye’nin bu alanda yükselen bir marka olmasında belirleyici bir etki oluşturmuştur. Bu konuda hayata geçirilen birbirinden değerli projelerin bir kısmını da hava savunma sitemleri teşkil etmektedir. Nitekim Korkut sisteminden Hisar füze sistemlerine, elektronik harp kabiliyetlerinden erken ihbar radarlarına kadar birbirinden kıymetli yerli ve millî üretim harp araç ve gereçlerimiz, şanlı ordumuzun envanterine dâhil edilmiştir. Artık hava savunma birliklerimiz gelişmiş radar ağlarıyla gökyüzünü 7/24 taramakta, yüksek irtifa ve alçak irtifa tehditlerine karşı farklı sistemleri etkin bir biçimde kullanmaktadır. ÇELİK KUBBE İLE YENİ BİR SEVİYEYE ULAŞTIK En son pek çok sistemin entegrasyonuyla oluşturduğumuz 'Çelik Kubbe' konsepti ile ülkemizin hava savunmasında artık yeni bir seviyeye ulaştığımızı memnuniyetle ifade etmek isterim. Hava Kuvvetlerimizin orta ve yüksek irtifada sizlerin de alçak irtifada üstlenmiş olduğunuz vazifeler, stratejik güvenlik zincirinin en kritik halkasını oluşturmaktadır. Esasen çevremizde yaşanan son çatışmalar da göstermektedir ki hava sahasında hâkimiyet sağlayamayan hiçbir ülke, askerî açıdan üstünlüğünü sürdüremez. Dolayısıyla bu kabiliyetlerimiz; ▪️Ordumuzun caydırıcılığını artırarak ülkemizin savunma ve güvenliğini en üst seviyede korumamızı sağlarken, ▪️Türkiye’nin kendi hava savunma doktrinini geliştiren ve uygulayan bir ülke olarak ulaştığı mümtaz seviyeyi de açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim birazdan açılışını yapacağımız 'Müşterek Hava Savunma ve Eğitim Simülasyon Merkezimiz' de bu konudaki vizyoner yaklaşımımızın bir göstergesidir. FAALİYETLERİMİZİ BAŞARIYLA İFA ETMEMİZDEKİ TEMEL ETKEN, DİSİPLİNLİ PERSONELİMİZİN VARLIĞIDIR İstiklal Harbi'mizden bu yana en kapsamlı ve en yoğun faaliyetlerini icra eden Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ▪️Sınır güvenliğimizi sağlama görevi ve terörle mücadele operasyonlarını layıkıyla yerine getirirken, ▪️Aynı zamanda Libya’dan Somali’ye, Azerbaycan’dan Kosova’ya kadar farklı coğrafyalarda barış ve güvenliğin tesisi için de önemli sorumluluklar üstlenmektedir. Bu çok yönlü faaliyetlerimizi başarıyla ifa etmemizdeki temel etken ise bu silah ve sistemlerle teçhiz edilmiş, özverili, eğitimli ve disiplinli personelimizin varlığıdır. Şüphesiz bu başarılarda Kara Kuvvetlerimizin en seçkin unsurlarından olan siz hava savunmacılarımızın da müstesna katkıları bulunmaktadır. Bu vesileyle, görevlerini başarıyla icra eden başta Hava Savunma Komutanımız olmak üzere Komutanlığımızın siz kıymetli personelini yürekten tebrik ediyor, hepinize teşekkür ediyorum. PKK VE TÜM İLTİSAKLI GRUPLAR, DERHÂL TÜM TERÖR FAALİYETLERİNE SON VERMELİ 'Türkiye Yüzyılı' vizyonumuz doğrultusunda ülkemizi her alanda güçlendirmek için çalışmalarımızı büyük bir motivasyon ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu konuda önemli bir gündem maddemiz de terörle mücadelede elde ettiğimiz başarıları kalıcı hâle getirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen 'Terörsüz Türkiye' vizyonudur. Tarihî bir dönemeçte olduğumuz bu süreç ile bin yıllık kardeşliğimizi pekiştirmeyi ve ülkemizin kaynaklarını tamamen kalkınmaya ve refaha yöneltmeyi amaçlıyoruz. Bunun için de PKK ve iltisaklı tüm gruplar yapılan çağrı ve alınan fesih kararı kapsamında derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli, farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları -nerede bulunduklarından bağımsız olarak- bir an önce ve koşulsuz şekilde silahlarını teslim etmelidir. Bir kez daha hatırlatmak isterim ki başta PKK/YPG/SDG olmak üzere hiçbir terör örgütünün bölgede kök salmasına ve farklı adlar altında faaliyet göstermesine kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Türkiye olarak yegâne hedefimiz; sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, aynı zamanda bölgesel güvenlik ve istikrarı korumaktır. Bu çerçevede, sahadaki gelişmeleri titizlikle takip ediyor; Suriye’nin toprak bütünlüğü ile tüm etnik ve dinî grupların birlikte güvenlik, huzur ve refah içinde yaşamalarına yönelik gayretlerimizi sürdürüyoruz. Geleceğe emin adımlarla ilerlediğimiz ve askerî alanda gücümüzü sürekli artırdığımız bu tarihî süreçte, sizlerin de kendi sorumluluk alanınızda yüksek bir aidiyet duygusuyla görevlerinizi ifa edeceğinize, böylelikle daha güçlü bir Türkiye hedefimize güzide katkılar sağlayacağınıza yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, rahmet ve minnetle yâd ediyor; kahraman gazilerimiz ile şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sözlerime son verirken her birinize yeni eğitim ve faaliyet yılında kazasız belasız ve başarılı görevler diliyorum. Kalın sağlıcakla." BAKAN YAŞAR GÜLER, ŞEHİT HAVA SAVUNMA ÜSTEĞMEN EMRE KARGIN MÜŞTEREK HAVA SAVUNMA VE EĞİTİM SİMÜLASYON MERKEZİ’NİN AÇILIŞ TÖRENİNDE ŞUNLARI SÖYLEDİ: "Bugün burada Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi (HİSAR-A) Projesi kapsamında inşa edilen Müşterek Hava Savunma ve Eğitim Simülasyon Merkezimizin açılışını yapmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Bu vesileyle açılışını gerçekleştirdiğimiz Merkezimizin Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Günümüz dünyasında dengeler baş döndürücü bir hızla değişiyor. Jeopolitik gelişmeler ve teknolojik yenilikler artık bizlere sadece olup biteni izleyen değil; değişime hızlıca uyum sağlayan, hatta öncü bir şekilde yön veren bir duruş benimsememiz gerektiğini gösteriyor. Yakın coğrafyamız başta olmak üzere dünya genelinde meydana gelen çatışma ve gerginlikler, Silahlı Kuvvetlerimizin de stratejik bir vizyonla kendini sürekli yenilemesini, değişen harp ortamına en hızlı şekilde ayak uydurmasını zorunlu kılıyor. Bu kritik ortamda hava savunma gücünün, bu alanda sahip olunan imkân ve kabiliyetlerin ne kadar önemli bir stratejik çarpan hâline geldiğini hepimiz yakinen görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde, konuya verdiğimiz önemin bir göstergesi olarak yerli ve millî savunma sanayimizin ürettiği göz bebeği sistemleri ordumuzun envanterine dâhil ettik, ediyoruz. Aynı şekilde geçtiğimiz yıl S-400 ile KORKUT hava savunma sistemlerinin eğitim simülatörlerini, bu yılda ilk millî uzun menzilli hava savunma sistemimiz olan SİPER’in simülatörleri ile Hava ve Füze Savunma Simülatör Merkezimizi başarıyla hizmete aldık. Bu çerçevede, yürüttüğümüz pek çok proje gibi bugün açılışını yaptığımız ve ASELSAN’ımız tarafından simülatörleri yapılan Hava Savunma ve Eğitim Simülasyon Merkezimiz de bu çabalarımızın kıymetli bir yansımasıdır. İNŞA EDİLEN MERKEZİMİZDEKİ İLERİ TEKNOLOJİ SİSTEMLER, PERSONELİMİZİN SENARYO TABANLI EĞİTİMLERLE DONATILMASINI SAĞLAYACAK Hem günümüzün hem de geleceğin harekât ihtiyaçlarını gözeten bir anlayışla inşa edilen Merkezimizde bulunan ileri teknoloji sistemler, personelimizin senaryo tabanlı eğitimlerle donatılmasını sağlayacaktır. Aynı zamanda bu merkezle birlikte temel hedefimiz; ▪️Başta hava savunma birliklerimiz olmak üzere müşterek unsurlarımızın değişen ve karmaşıklaşan harekât ortamına en etkin ve koordineli şekilde karşılık verebilecek şekilde hazırlanması, ▪️Hava savunma sistemlerimizin etkin bir şekilde işlerliğine katkı sağlanması, ▪️Böylece ülkemizin hak, menfaat ve güvenliğinin en güçlü biçimde korunmasıdır. Dolayısıyla bu merkezde icra edilecek çalışmalar ve eğitim faaliyetlerinin de katkısıyla şanlı ordumuzun hava savunmadaki etkinliği daha da artacaktır. ORDUMUZU HEM NİTELİK HEM DE NİCELİK BAKIMINDAN EN İYİ İMKÂNLARLA DONATTIĞIMIZ BİR SÜRECİ YAŞIYORUZ Şu bir gerçek ki ordumuzu hem nitelik ve hem de nicelik bakımından en iyi imkânlarla donattığımız bir süreci yaşıyoruz. Bundan sonra da artan bir gayretle kahraman ordumuzu en gelişmiş silah, araç ve gereçlerle güçlendirmek yegâne gayemizdir. Bu kapsamda başta Savunma Sanayii Başkanlığımız ve ASELSAN gibi paydaşlarımızın da katkılarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerimizi dünyanın en etkin ve caydırıcı gücü hâline getirme vizyonuyla çalışmalarımızı sürdüreceğimize yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle merkezimizin kurulmasında emeği geçen kıymetli personelimize, Savunma Sanayii Başkanlığımıza ve esasen simülatörleri üreten ülkemizin gurur kaynağı ASELSAN’ın Sayın Başkanı ile yöneticilerine, kıymetli mühendislerimize teşekkürlerimi sunuyorum. Bu vesileyle uzun yıllardır dünyada ilk yüz savunma sanayi şirketi arasında yer alan ASELSAN’ın bu başarısını bu yıl da sürdürmesi nedeniyle tüm seçkin personelini yürekten kutluyorum. Bu güzide Merkezimizin bir kez daha Silahlı Kuvvetlerimize ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Sizlerin şahsında tüm kahraman silah arkadaşlarıma görevlerinde üstün başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

45,620 views • 1 year ago

İran ve ABD: Bir Savaşın Felsefesi ABD birkaç haftadır Ortadoğu’yu devasa bir cephaneliğe dönüştürdü. Kargo uçaklarının biri iniyor biri kalkıyor. Bölgeye uçak gemileri, ateşlenmeye hazır güdümlü füzelerin bulunduğu destroyerler, uzun menzilli bombardıman uçakları, denizaltılar, elektronik saldırı uçakları, erken uyarı uçakları, casus uçaklar, tanker uçakları, Tomahawk kara saldırı füzeleriyle donatılmış muhripler, hayalet savaş uçakları, stratejik bombardıman uçakları, füze savunma sistemleri, THAAD ve Patriot bataryaları konuşlandırıldı. Bunların yanı sıra yaklaşık 6 bin askerinin daha gelmesiyle ABD’nin Ortadoğu’da 50 bin civarında askeri var. ABD, bölgedeki “Müslüman” müttefiklerinin topraklarında kurduğu üslerle İran’ı kuşatmış bulunuyor. Rusi Askeri Bilimler Direktörü Matthew Savill’e göre ABD bölgeye yığdığı güçlerle İran’ın her yerini vurabilecek durumda. Psikolojik harp makinesinin çılgınca döndürülen çarklarını hiç hesaba katmıyorum bile. Pek çok uzman ABD’nin böylesine vahşi bir güç gösterisinin arkasında İran’a siyasi baskı yapmak ve kendi şartlarını dayattığı bir müzakere masasına İran’ı oturtmak olduğunu bildiriyor. Fakat İran aracılar vasıtasıyla kendisine ulaşan teklifleri reddetti. Hem siyasi hem de askeri yetkililer savaş istemediklerini ama dayatmaya da boyun eğmeyeceklerini söyleyerek her türlü savaş senaryosuna hazır olduklarını açıkladı. Kaldı ki İran, Haziran 2025’teki savaşta “diplomasi masasındayken” vurulmuştu. Burada dikkatlerden kaçırılmaması gereken kritik bir soru var: İran’ı vahşi ve yıkıcı bir savaşı göze almaya yönelten felsefe nedir? İran nasıl bir savaşma rasyonalitesine sahip, neyine güveniyor? Silahlarına mı? Hayır. Askeri bütçesini yıllık 1,5 trilyon dolara çıkarmış bir süper güçle karşı karşıya. Bölgesel müttefiklerine mi? İki kere hayır. İran, nükleer silahlarla vurulsa bile bundan gizli ya da açık haz duyacak ülkelerle çevrilmiş durumda. En iyi ihtimalle “Allah bir zalimi bir zalime vurdurdu” söylemiyle İsrail güvenliğinin bir parçası olmuş bir kitle var Ortadoğu’da. Onlar ki, “Sünni ve Arap” Filistin için bile kılını kıpırdatmış olanlardır, İran mı umurlarında olacak? Onlar ki, tahtları, koltukları ve servetlerinden başka kutsalı olmayanlardır. Yalnızlığın ne demek olduğunu şu dünyada İran’dan daha fazla tatmış bir ülke yoktur. Öylesine bir lanettir ki bu, “Türk, Kürt, Arap” hepimiz kardeşiz diyenlerin dilinde bile yeri yoktur onların. İran lanetlenmiş bir ülkedir. Yeryüzünün lanetlileri onlardır. Peki ya ekonomik gücüne mi güveniyor? Enformasyon ağlarına, uluslararası hukuka, propaganda kabiliyetine mi? Bu savaşta İran’ın lehine olan tek bir gösterge var mı? Yok. Bütün bu şartlara rağmen ABD’ye boyun eğmediği, İsrail’i tanımadığı ve direnişi silahlandırmaktan vazgeçmediği için şu dünyada takdir gördüğü tek bir ülke var mı? Destek demiyorum, “takdir” gördüğü… “Teşekkür ederiz” diyen tek bir dil var mı? Açık konuşmak istiyorum: İran’ın Filistin için yaptığı yardımları burnunu kıvırarak kabul eden; sanki bunu kabul ederek onlara “lütufta” bulunduğunu zannedenlerin olduğu bir dünyaya şahit oldum ben. Kurtarın bizi bu İran’ın yardımından diyen dillere şahit oldum. Bırakın dışarıdaki adamı, kendi ülkesindeki insanı razı edememiş bir ülkedir İran. Aksa Tufanı’nın bütün liderlerini ve erlerini tenzih ederim, varlığını direnişe adamış temiz vicdanları tenzih ederim, ama durum bu. Soruyorum: Şu şartlarda İran ABD’ye boyun eğse, İsrail’i tanısa ve “normalleşme”yi kabul etse kim onu kınayabilir? Stratejik pozisyonundan vazgeçmeyi çıkarları için pazarlık kozu olarak kullansa bunu açıklayacak gerekçe mi yok? Milyon tane var. İsrail’e füze atmaktan ve direniş cephesini silahlandırmaktan vazgeçse bundan rahatsızlık duyacak bir tek ülke var mı? Kim rahatsızlık duyacak? Katar mı, BAE mi, Türkiye mi, Suud mu, Mısır mı? Filistin özerk yönetimi mi? Peki o zaman bu motivasyon nereden geliyor? ABD’yle savaşmanın nasıl bir rasyonalitesi var? Hangi ilke, hangi kural, hangi hesap, hangi “öğreti” bu savaşı onlara öğütlüyor? Bu sorunun cevabını modern siyaset biliminde bulamazsınız. Uluslararası ilişkilerin kitaplarında yazmaz böyle şeyler. Soykırım günlerinde İsrail’le ticaret yapmanın kitaptaki yerini arayan vaaz kürsülerinde bulamazsınız bunun cevabını. Bunun cevabını ancak Kerbela’da bulabilirsiniz. Bunun cevabını Sıffin’de savaşın en kızgın zamanında rükuyu ve secdeyi terk etmeyen Ali’nin kalbinde bulabilirsiniz. Bunun cevabını Yeşil Saray’ın sütunlarını sarsan Ebu Zer’in haykırışında bulabilirsiniz. Taht sahiplerinin köşklerinde değil, Rebeze’nin çöllerinde bulabilirsiniz. Bunun cevabını Müslim bin Akil’in Kufe sokaklarındaki yalnızlığında, İmam-ı Azam’ın Vâsıt mescidinin kapılarını saymaya yanaşmayan dirayetinde bulabilirsiniz. Bunun cevabını bela, mihnet ve ihanet çöllerinde güzellikten başka bir şey görmeyen Zeyneb’in gözyaşında bulabilirsiniz. * Onlar kazanılmış bir savaşın tarafıdır. Onlar savaşın felsefesini “hayatın” felsefesi haline getirdiler. Onlar senin ve benim “felaket” dediğimiz yeri yurt bellemiş insanlardır. Onlar can köprücük kemiğine dayandığında aklını, izanını ve ahlakını kaybetmeyenlerdir. Dünyanın güzellikleri karşısında gözleri ağmayan ve şaşmayanlardır. Onlar hiçbir savaşı kaybetmediler. Aynen Muhammed Nazzal’ın yazdığı gibiydiler: Yaptıkları karşılığında âlemlerden bir karşılık ve minnet istemezler. Yağmur onlarla yağar, toprak onlarla yeşerir, rahmet onlarla iner. Dünya onlardan asla mahrum kalmayacaktır.

Mücahit Gültekin

31,008 views • 7 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ile gittiği Kütahya’da Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığında görev yapan Mehmetçiklere hitap etti. Onların bayramını tebrik eden Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MİLLÎ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZDEN ALDIĞIMIZ GÜÇLE ÇALIŞIYORUZ Kurban Bayramı’nın bu ilk gününde Kütahya Hava Er Tugay Komutanlığımızda Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle Kurban Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyor, sevdiklerinizle birlikte sağlık, huzur ve mutluluk dolu nice bayramlar geçirmenizi temenni ediyorum. Bayramlar dayanışma, hoşgörü, sevgi ve saygı duygularımızın daha da pekiştiği manevi değerlerimizin en üst seviyede yaşandığı özel anlardır. Tarih boyunca asil milletimiz millî ve manevi değerlerimizden aldığı güçle kederde ve kıvançta iyi günde ve kötü günde birbirine kenetlenmiş, ayrılmaz bir bütün olmuştur Bu değerlerimiz bugün de ülkemizin her köşesinde yaşayan her bir ferdimizin ortak paydasıdır. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de millî ve manevi değerlerimizden ve milletimizden aldığımız güçle, kutsal vatanımızın huzurunu ve güvenliğini sağlamak için büyük bir sorumlulukla çalışmaktayız. FESİH KARARI VAKİT KAYBETMEDEN HAYATA GEÇİRİLMELİ Yakın zamandaki en önemli gündem konularımızdan biri olan Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefimiz de bu çerçevede kritik bir eşiktir. Şanlı tarihimiz boyunca nasıl ki her koşulda yüksek bir dayanışma içerisinde olup olumsuz durumları bertaraf ettiysek bugün de bölgemizde planları olanların hesaplarını bir ve beraber olarak bozmaktayız. Özellikle ifade etmek isterim ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde engin devlet tecrübemizle atılan tarihî adımlar ve yürüttüğümüz sürecin başarıyla tamamlanması, ülkemizin güvenliğini ve milletimizin ebedî kardeşliğini de perçinleyecek, ortak geleceğimize güçlü adımlarla ilerleyişimiz hızlanacaktır. Bu yüzden alınan fesih kararının vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerektiğini her fırsatta dile getiriyoruz. Bu noktada ilgili kurumlarımızla birlikte koordineli, temkinli ve akılcı bir yaklaşımla süreci yönetmek için çalışmalarımızı hassas bir şekilde sürdürmekteyiz. Şüphesiz terörle mücadelede elde edilen başarıda ve ülkemizin terörsüz bir geleceğe yürümesinde en büyük pay aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz ile onların baş tacı ailelerinindir. Şehit ve gazilerimizin canları pahasına verdikleri mücadele ile ülkemizin bölünmez bütünlüğü muhafaza edilmiş, silah ve şiddetle bir yere varılamayacağı herkese gösterilmiştir. Bu vesileyle kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha şükran ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyoruz. HEDEFİMİZ, HAVA KUVVETLERİMİZİ DÜNYANIN EN KUVVETLİ HAVA VE UZAY GÜÇLERİNDEN BİRİ HÂLİNE GETİRMEK Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Hudutlarımızı en etkin tedbirlerle korumakta, - Terörle mücadelede büyük başarılar elde etmekte, - Mavi ve Gök Vatanımızda hak ve menfaatlerimizin muhafazasına yönelik faaliyetlerini de başarıyla sürdürmektedir. Bu faaliyetlerinin yanı sıra başta Kıbrıs olmak üzere pek çok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin güvenlik, barış ve istikrarına müstesna katkılar sunmakta, uluslararası güvenlik mimarisini güçlendirmektedir. Kahraman ordumuz bu faaliyetlerle eş zamanlı olarak bugüne kadarki en büyük ve en geniş katılımlı tatbikatları da gerçekleştirmektedir. Köklü mazisi, yetenekli personeli ve üstün donanımı ile Hava Kuvvetlerimiz de üstlendiği tüm görevleri başarıyla yerine getirerek milletimizin gururu olmaktadır. Hedefimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir!” sözünden ilham alan Hava Kuvvetlerimizi her alandaki imkân ve kabiliyetlerini artırarak dünyanın en kuvvetli hava ve uzay güçlerinden biri hâline getirmektir. Bu yöndeki çalışmalarımız, bundan sonra da artan bir ivmeyle sürdürülecektir. HER ALANDA GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ Yakın coğrafyamızdan başta olmak üzere dünya genelinde küresel aktörler arasında yaşanan gerginlikler, nüfuz mücadeleleri ve hatta çatışmalar artarak devam etmektedir. Bu kritik dönemde ülkemizin bulunduğu stratejik coğrafya dikkate alındığında başta savunma ve güvenlik olmak üzere her alanda güçlü olmak zorundayız. Bunun bilinciyle Bakanlık olarak kahraman ordumuzu hem personel niteliği hem de teknolojik donanım açısından en üst düzeyde güçlendirmeye gayret ediyoruz. Şu bir gerçektir ki askerlik, tarih boyunca asil milletimizin ruhunda ve gönlünde müstesna bir yere sahip olmuş, Türk milleti - ordu millet olarak adlandırılmıştır. Geçmişten bugüne, nesilden nesile intikal eden ve vatanımızın güvenliğinin sağlanmasında hayati bir role sahip olan bu kutsal vatan görevinde sıra şimdi siz evlatlarımıza gelmiştir. Siz kıymetli Mehmetçiklerimiz bu şanlı ocakta alacağınız eğitimleri müteakip vatani görevinizi yapmak için birliklerinize gönderileceksiniz. Aynı şekilde burada eğitim alan Sözleşmeli Erlerimiz ve Uzman Çavuşlarımız da kıtalarında görevlerine başladıklarında ordumuzun gücüne güç katacaklardır. Her birinizin şanlı atalarımıza yaraşır şekilde ve yüksek bir görev şuuruyla sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getireceğinize eminim. Bu çerçevede; - Sizleri büyük bir özveri ile yetiştiren ve bugünlere gelmenizde en büyük pay sahibi olan kıymetli ailelerinize şükranlarımı sunuyorum. - Aynı şekilde buradaki eğitimleriniz sırasında üzerinizde emeği olan başta Hava Er Eğitim Tugay Komutanımız olmak üzere birliğimizin siz kıymetli personelini yürekten teşekkür ediyorum. Sizlerin şahsında bayram günlerinde bile sevdiklerinden uzakta karada, denizde ve havada, yurt içinde ve sınır ötesinde gece gündüz demeden kahramanca ve fedakârca görev yapan tüm silah ve mesai arkadaşlarımı canı gönülden tebrik ediyor, her birini gözlerinden öpüyorum. Gücünü, bağrından çıktığı asil Türk milletinin sevgisi ve güveninden alan kahraman ordumuz; - Cumhuriyetimizin ikinci asrına ulaştığımız bu kutlu süreçte daha büyük ve daha güçlü bir Türkiye için azim ve kararlılıkla çalışmaya devam edecek; - Türkiye Yüzyılı hedeflerimizin gerçekleştirilmesinde üzerine düşen vazifeleri yerine getirmek için çalışmalarını artan bir şevk ve gayretle sürdürecektir. Bu kapsamda sizlere de hem askerlik görevleriniz hem de sonraki hayatınızda önemli sorumluluklar düştüğünü özellikle vurgulamak istiyor, her birinize üstün başarılar diliyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor, aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Sizlerin ve ailelerinizin Kurban Bayramı’nızı bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, kıymetli ailelerinize selamlarımı gönderiyor, saygılarımı sunuyorum. Kahraman Havacılar, yolunuz ve bahtınızın semalar kadar açık olsun. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

41,321 views • 1 year ago