Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

İmam Hatiplerde ateist hocalar var. Din elden gitmiş çocuklarımız ateist oluyorlar... Kuran'ı anlayarak okuyan herkes dini terk eder kardeşim bu böyledir.

41,781 Aufrufe • vor 9 Tagen •via X (Twitter)

33 Kommentare

Profilbild von rick78788
rick78788vor 9 Tagen

Önce başı açık müdüre vardı gibi bir şey söylüyor sonra bakıyor ki linç eidlecek R yapıp konuyu değiştiriyor , bunun tam tersini söylese birisi başı kapalı müdüre var laiklik yok dese ters kelepçeydi şu anda siyasal islam özeti bu kadındır

Profilbild von Kamala
Kamalavor 9 Tagen

Tam olarak devlete ne hayrı var Imam Hatip mezunlarının acaba

Profilbild von mustafa
mustafavor 9 Tagen

Hanımefendi çok haklı hak veriyorum

Profilbild von Batur Erbil
Batur Erbilvor 9 Tagen

Normal okullara türbanlı hoca olabiliyorsa imam hatiplerde de açık hoca olur. Neden ağlıyorsun ?

Profilbild von Engin Günaydın
Engin Günaydınvor 9 Tagen

Peki siz ne olmuşsunuz

Profilbild von rick78788
rick78788vor 9 Tagen

Başı açık müdüre olmasından neden rahatsız olmuyorsun tam tersi olsa ama gözaltıydı ; siyasal islam böyle iki yüzlüdür

Profilbild von mustafa
mustafavor 9 Tagen

Kadın haklı

Profilbild von syt
sytvor 9 Tagen

Milletin dini seni neden ilgilendiriyor. Sana kimse karışıyor mu ? Sana ne ?

Profilbild von Tarkan🏍️💨💨
Tarkan🏍️💨💨vor 9 Tagen

Artık herkes karıcalarla hüthüt kuşu ile konuşma, balık karnında 3 gün yaşama saçmalıklarını gördü….

Profilbild von Türk oğlu Türk...
Türk oğlu Türk...vor 9 Tagen

Ah yavuz ahh... Bunlar hep senin yüzünden... İdris'le çadırda başbaşa uzun saatler geçirdin, sonra devletin yönünü ortadoğuya çevirdin. Yetmedi taa mısır'dan adam getirerek insanlarımıza bedevi zihniyeti dayattın. Ruh ve beden sağlığınız için, ortadoğululardan uzak durunuz..

Profilbild von sabri Çalışkan
sabri Çalışkanvor 9 Tagen

Senin kıyafetini zaten İslami kıyafet değil ki Afganistan kadınlarının kıyafeti Orada senin arkanda bir bayan var başörtülü işte asıl İslami kıyafet o.

Profilbild von Emin Emmi
Emin Emmivor 9 Tagen

işte memleketin özeti.konuyu türbana özgürlükten,eğitim hakkından alıp taaa nerelere getirdiler. mülakat kaldırılsın!! demekle kast ettiği şey tam olarak ne olabilir tahmin edebiliyorsunuzdur. edemeyenler için ben söyleyim, tarikatçılar yerleştirilsin. varsa yanlışım söyleyin.

Profilbild von ARDA
ARDAvor 9 Tagen

Kpss kalksın mülakat konsun diyo beceremiyorlar çünkü hep soruları önceden almaya alışmışlar aq

Profilbild von ali
alivor 9 Tagen

Kardeşim insanları zorla mı dindar yapacaksınız

Profilbild von Bahadır Demirkan
Bahadır Demirkanvor 9 Tagen

Ya boklu sidikliye mana bulmuş 😅 çölde sayım 31. in 17 ve 18 ayetlerini bilmesek sizide şirin bişey sanıcaz

Profilbild von Hande Yüksel
Hande Yükselvor 9 Tagen

Milletin gırtlağına çökülmüş halâ din diyanette akılları. En müslümanlar ayakta silkmişler vatandaşı farkında değiller. Öyle bir körü körüne aptal bir inanç işte.Akıl beyni terk etmiş

Profilbild von Bulent Basci
Bulent Bascivor 9 Tagen

İmamhatiplerde Ateist hocalar var demek! Karga kılıklı öküz, 24 yıldır iktidarda kim var? Fon vurgununu yapan namussuz Ateist mi?

Profilbild von mehtapp.mehtapp
mehtapp.mehtappvor 9 Tagen

Bunlar iyice azıttı . Şuna bak şeriattan bahsediyor yanında erkek olmadan dışarda geziyor. Bir erkekle sokak röportajı yapıyor. Madem şeriat diyorsun o zaman soruyorum bu ne perhiz ne turşu?

Profilbild von Ahmet tinmaz
Ahmet tinmazvor 9 Tagen

Üstelik hocalık, imamlık yapmak yasak kuran yazıyor, ruhban sınıfı yasaklandı yapamazsın diyor kitapta. Bu hocalar hangi dinden , hadi yanıt verin. Okumazlar, okusada anlamazlar , anlaşılacak birşey yok , ben coook okudum , boş

Profilbild von Demirci
Demircivor 9 Tagen

Konuşan gözlük

Profilbild von Varlık ve Hiçlik
Varlık ve Hiçlikvor 9 Tagen

Lan ben sizin gibilere , dindarlara bakıp sorguladım da dinden çıktım, nonteist oldum, ateistler yeminle bana bir şey yapmadı. Önce tepkisel sonra özümsel.

Profilbild von Tomiris 𐱃𐰆𐰢𐰃𐰼𐰾
Tomiris 𐱃𐰆𐰢𐰃𐰼𐰾vor 9 Tagen

Bunlarda beyin yok! Kesinlikle zekayoksunları! Gönderin Afkanistana!

Profilbild von inanna
inannavor 9 Tagen

Allah bize bunların pis yüregini gösterdi diye yatın kalkın dua edin şu kadındaki zihniyete bak biz bunları temiz kalpli zannederdik çok şükür gördük gerçek yuzlerini

Profilbild von abdullah.Kızılay
abdullah.Kızılayvor 9 Tagen

Yani kısaca bunlar hocalık yapmak istiyor. Kısaca tek görüş tek düşünce istiyor . Sorgu olmuyacak bunlar ne derse o olaçak peki3 sizce bunun gibi öğretmen gerek.

Profilbild von Ceren
Cerenvor 9 Tagen

Kudur amk yobazı seni! Suratında peçeyle geziyor, millete akıl veriyor. O çarşafı üstüne geçirdiysen getirdiklerini de kabulleneceksin. Senin fikir sahibi olmaya hakkın yok, senin konuşmaya hakkın yok, senin bir kıymetin yok o üstündeki çarşafı giydiren zihniyette.

Profilbild von neşe hayatmi kaldı
neşe hayatmi kaldıvor 9 Tagen

Kaldır peceni yüzün görünsün korkma yemezler seni

Profilbild von Ege
Egevor 9 Tagen

Imam hatipler kapatilsin

Profilbild von Antifa lvl 99 anti-racist
Antifa lvl 99 anti-racistvor 9 Tagen

diğerlerini imrene imrene kıskandıgına yemin edebilirim

Profilbild von Murat4123
Murat4123vor 9 Tagen

Oldu a.q ülkenin tek derdi imam hatipler zaten.

Profilbild von Volki35
Volki35vor 9 Tagen

Gözlüğe koptum Allah evreni yaratacak Amin tabiki Ama Bukadar olmaz be kardeşim sesinden tahrik olan erkekler var üslubun ses şiddetin tahrik eder bak bazı kadınları erkekleri :) İsa mesih ferisi yahudilerine nedesiyse aynen onu yine yaşıyoruz komedi ya

Profilbild von Tanra
Tanravor 9 Tagen

Acik degil deve kapali olan sensin normal olan o

Profilbild von Merve
Mervevor 9 Tagen

Tabi canım kpss kalksın çünkü onda bisey beceremionuz kafa basmıo dimi

Profilbild von Utu Enki
Utu Enkivor 9 Tagen

Ateistlere iftira atmayın. Din iman ahiret hesap kitap deyip Allahtan korkmayan dünya malından vazgeçmeyenler düşkünlerden bahsedin

Ähnliche Videos

"Türkiyede ateistler travmalı geçmişin sonucu. Dindar paçozluğuna kızıp hınç almak için tanrıya kabadayılık yapıyor, açığını bulduklarını sanıyorlar. Bunlar ideolojik saplantı içinde. Bunlarınki mezarlıktan geçerken korkuyu bastırmak için ıslık çalmak. Tanrıya trip yapılamaz." Mustafa Öztürk Tekyolbilim notu: Sayın Öztürk tamamen yanılgıda. Asıl tanrıya trip atan kendisi. Tanrı ona "bu gün size dininizi tamamladım" demedi mi? Peki sayın Öztürk, sen "geleneksel din yorumunun çerini çöpünü toplamak" diyorsun. Yav iyi de tanrı "ben size dini tamam ettim" diyor. Sen ne hadle tanrının tamamladım dediği dinin çeri çöpünden bahsediyorsun? Tanrı bilemedi mi bu dini tamamlarken de sen kalkıp "ya gelin şu dinin çöpünü toplayalım, yeniden inşa edelim" diyorsun? Ayrıca diyelim ki sen dinin çöpünü temizledin. İyi de o da senin yorumun ya. Sen ne hadle tanrı adına ahkam kesiyorsun? Ateist trip mrip atmıyor. Ateist aklını kullanıp dine bakıp "bu din tanrıdan gelmiş olamaz" diyor. Ateist "bu kitap tanrıya yakışmıyor" diyor. Ateistler zaten toplumda kendilerine yer bulamıyorken bir de sen onları taliban ve ışid türü teizmin önüne atıyorsun. Ayıptır senin yaptığın. Yakışmaz sana. Sen önce ateist ne demek onun anlamını öğren sayın Öztürk. A-teist, yani teizme karşı olan demek. Yani teizmin tanrı önerisine "olmaz, bu tanrı insan ürünü" diyendir. Sen ateisti, a-teo sanıyorsun. Hayır. Mutlak anlamda tanrı var mı yok mu ateist bunu tartışmıyor. Teizmin teklif ettikleri, -eğer varsa- gerçek tanrıya asla yaraşmaz diyor. Bırak trip atmayı -eğer varsa- tanrıyı tenzih ediyor. Asıl trip atan sensin. Ayrıca ateist eğer korku bastırmak istese ateist olmaz . korku ile teist kalırdı. Ateist yanmaktan korksa ateist olmazdı zaten. Onu sen git teistlere söyle.

TekYolBilim

20,999 Aufrufe • vor 5 Monaten

İlahiyatçı yazar Sn R. İhsan Eliaçık, cesur bir meydan okuma ile dikkat çekiyor: “Kur’an’da içki içmenin cezası yoktur, varsa göstersinler. Namaz kılmamanın cezası yoktur, örtünmemenin cezası yoktur. 110 bin cami hocasına, müftüsüne, Kur’an kursu hocasına, Diyanet’e, ilahiyatçısına meydan okuyorum. Varsa çıksınlar göstersinler. Gösteremezler, çünkü yok! Yalan üzerine bir din inşa ettiniz, ben de ‘püf’ dedim, paniklediniz.” Eliaçık, Kur’an ve diğer inanç sistemlerinde gerçek suçlar üzerine vurgu yapıyor: Kur’an’da, diğer tüm dinlerde ve inançlarda suç sayılan dört şey: 1.Öldürmek – cezası var. 2.Çalmak – cezası var. 3.İftira atmak – cezası var. 4.Taciz, tecavüz ve zina – cezası var. “Bu sayılanlar ABD’de de suçtur, Çin’de de, Rusya’da da. Tevrat’ta suçtur, İncil’de suçtur, Kur’an’da suçtur. Zerdüşlükte, Mazdekilikte, Konfüçyanizmde, Kızılderililerde, eski Türk Töresi’nde bile suçtur.” Eliaçık şöyle devam ediyor: “Eğer dini, bu temel değerler üzerine değil de, Emevi-kapitalist bir din anlayışı üzerine kurarsanız, bu din insan yaşamından çıkar. İnsanlar deist, ateist ya da Şaman olur. Bu kapitalist Emevi dini yıkılmalıdır. Her şey yerli yerine oturmadıkça Allah’ın dini ortaya çıkmaz ve insanlar dinden uzaklaşmaya devam eder.” Ne dersiniz? İhsan Hoca haklı olabilir mi? R. İhsan Eliaçık 👏🏻

Irregular

83,941 Aufrufe • vor 9 Monaten

Evlenecek genç kardeslerim! Lütfen, kimseye bu konularda kulak asmayın: ▫️Erkek veya hanım kardeşim, kendinize denk birisini bulduğunuzda mutlaka nasibinizin peşinden koşun. Ailenizin de beğendiği birisi ise hiç kaçırmayın. Aileyi geçindirecek kadar takatı varsa, bu saadetin için kafidir. Zenginlik, saadet getirir diye yıllardır herkes ebeveynler, kızlarını zenginlere vermeyi denedi. Boşanmadana başka bir şeyle karşılaşmadık. Çünkü kûfuet ve salahiyete bakılmadı. Refah geldi, saadeti gitti. Bu sebeple kanaatkar olup sana denk birisini bul kardeşim. ▫️Resûlullah a.s, enflasyon olduğu dönemlerde bile evlilik konusunda sürekli teşvik edici olmuştur. "Mehir, ailenin takatı nisbetinde.." diye bir kayıt bırakarak güzel bir msj vermiştir. Herkes, kendi imkanı çerçevesinde adım atmalı demek ister. Zenginler bu kadar takı taktı diye özenerek sen de imkanı olmayanı darlama. Kûfuet ve salahiyete bak, demek ister. Bu sebeple birbirine denk olanları evlendirmek için kimi zaman demirden basit bir yüzük, kimi zaman bir kaç ayet öğretme karşılığında evlendirir. Ezcümle; ayaklarımın üzerinde durabildikten sonra evlenirim sözü palavradır. Çünkü sana denk olmayan biri, sen onu hiç doyuramazsın. Hep etrafı göstererek daha çok isteyecek. Sürekli kapitalizm libâsı giyeceksin. Ancak Kûfuet var ise, kocası ile bir çadırda bile idare eder. Fakirlikte de, zenginlikte de onunla olur. ▫️Hanım kardeşlerim, sırf erkek zengin diye onunla evlenme. Sırf namaz kılıyor diye ailen seni ona vermesin. Evlilik sonrası çok yıpranırsın. Anlayışlı bir koca değilse, her ilerlemeniz bile sana zahmet verecek. Hem dünya hem de ahiret Kûfuet yönüne dikkat edin. Evlilikte salt Zühd hayatını önermek de doğru değildir. Elbette para önemlidir ancak Kûfuet ve salahiyet paradan çok daha önemlidir. Boşanmalar da bunu göstermiyor mu? Bu sebeple nasibini para ve salt ihlas üzere aramayın. Evlilikte saadet 4 duvar arasında olan evini saray eder. Kûfuet yoksa zindan eder. Ev üzerine gelir. Bu sebeple ailelerinizin gereksiz isteklerine kulak asmayın. Onları kırmadan nikah ve birlikteliğe zorlayın. Bu hakkınız. Utanmayın. Utanırsan yıllar belini kırar. Evli olanlara da İmam ibn Hanbel'in bu nasihatini de öneririm:

İbrahim KAYA

109,674 Aufrufe • vor 1 Jahr

HEMASETİN İKİ YÜZLÜLÜĞÜ “Din elden gidiyor!” diye yıllardır ortalığı inletip de bugün dut yemiş bülbüle dönenler var ya… İşte onlar için birkaç satır yazacağım; belki bir harf kadar utanırlar, belki de yine anlamazlar, kim bilir. Papa İstanbul’un ortasında ayin yapıyor. Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret edip ekümeniklik iddiasına uluslararası meşruiyet kazandırıyor. İznik’te tören düzenliyor. Yani adeta “Ben buradayım” diye bütün dünyaya gösteri yapıyor. Peki bizim memleketin “din elden gidiyor” şövalyeleri nerede? Hani o her gün ekranlarda köpürenler, sosyal medyada parmaklarının ucuyla ülke kurtaranlar? Bir anda sessizliğin ustası kesildiler. Sanki hepsine aynı anda derin bir uyku ilacı verilmiş gibi. Üstüne bir de şu akıl tutulması dolanan paylaşımı gördüm: “Papa niye Anıtkabir’e gitmiş?” Gerçekten soruyorum: Atatürk mü çağırdı Papa’yı? Atatürk mü izin verdi bu ayine? Atatürk mü İstanbul’un göbeğinde ayin yapılmasına kapı açtı? Tam tersine! Atatürk, bu topraklarda dış güçlerin dini ağlarla nüfuz kurmasını kökünden bitiren adamdır. Şimdi tarihsel akışa gelelim; çünkü bugün konuşanların %90’ı bu satırların yarısını bile bilmiyor: 📌 3 Mart 1924 – Tevhid-i Tedrisat Kanunu Cumhuriyet’in en kritik hamlesi. Atatürk, tüm eğitim kurumlarını Millî Eğitim Bakanlığı’na bağladı. Yabancı ve azınlık okulları dahil hiçbir kurumun “dini propaganda” yapmasına izin verilmedi. Müfredatlar birleştirildi. Misyoner okullarının imtiyaz düzeni sıfırlandı. Amerikan Board raporlarında bile “Türkiye’de çalışma alanımızı bitiren düzenleme” diye geçer. 📌 1925–1927 – Ruhsatsız ve propaganda yapan misyoner okulları kapatıldı. Teftişler sonrası 50’den fazla kurum ya ruhsatsız oldukları ya Türkçe öğretmedikleri ya ayrılıkçı yayın dağıttıkları için kapatıldı. Merzifon’daki Pontus merkezli Amerikan Koleji’nin kapatılması semboldür. Adana, Kayseri, Bursa, Sivas, Diyarbakır, Tarsus… Hepsinde istasyonlar dağıtıldı. 📌 1926 – Yabancı okullara milli şartlar getirildi. Türk müdür yardımcısı şartı, Türk tarihi ve Türk dili derslerinin zorunluluğu, kitapların devlet onayı… Dini propaganda kesin yasaklandı. Bu şartları kabul etmeyen okul kapıdan içeri bile adım atamadı. 📌 Misyoner matbaaları kapatıldı ve denetlendi. Osmanlı sonunda propaganda merkezi gibi çalışan matbaaların ruhsatları yenilenmedi. Misyoner broşürleri toplatıldı. Azınlık okullarındaki gizli dağıtımlar cezalandırıldı. Propaganda hatları kökünden kesildi. 📌 Patrikhane’nin siyasi etkisi durduruldu. Atatürk, Patrikhane’nin siyasi rol kesmesini “nifak kaynağı” olarak gördü ve net bir çerçeve çizdi: “Sadece dini işlerle meşgul olacaksın.” Ekümeniklik iddiasına izin verilmedi. Yabancı devletlerle siyasi pazarlıklar tamamen engellendi. Ve bugün? Papa geliyor, ayin yapıyor, Patrikhane’nin ekümenik iddiasını uluslararası sahneye taşıyor. İstanbul’un göbeğinde ayin yapılmasına kim izin veriyor? İznik’te tören yapılmasına kim onay veriyor? Patrikhane’nin statüsünün yavaş yavaş genişlemesine kim göz yumuyor? Cevap ortada. Ama bunu söylemekten korkanlar var. Çünkü bu kez suçlayacakları kişi Atatürk değil. Ağızlarına sakız yaptıkları ezberler bu olayda işlemiyor. O yüzden susuyorlar. O yüzden saklanıyorlar. O yüzden “din elden gidiyor” naraları bir anda buhar oldu. Gerçek şu: Atatürk döneminde Papa’nın değil İznik’te, bu coğrafyada siyasi anlam taşıyan tek bir adım bile atmasına izin verilmezdi. Bugün ise bütün bunları mümkün kılanlar belli, yetki verenler belli, kapıları açanlar belli. Ve ortadaki koskoca ironi: Atatürk’ün egemenliğini eleştirenler, bugün gerçek egemenlik aşınırken tıs bile diyemiyor. Çünkü meseleleri din değil. Meseleleri güç, ezber ve biat. O ezber bozulunca da geriye sadece şu kalıyor: Sessizlik. Y.T Gazeteci

Yesimcarpediem19

11,265 Aufrufe • vor 10 Monaten

İhsan hocam sizin savunduğunuz sistemde Kuran’ın bağlayıcılığı yok ki ? Kuran olmasa da oluyor (Maide 69, Bakara 62 mucibince). Hayatınız boyunca neleri savunduğunuzu unuttunuz da şimdi İslam sizin anlattığınız din tasavvuruyla güçlü olarak çıkmaya mı başlamış oldu İhsan Hoca ? Edip Yüksel de aynı şeyleri söylüyor siz de. Edip Yüksel Kuran’da çelişki var, 19 sistemi olmasaydı deist olurdum diyor. Kuran’da hoşuma gitmeyen ayetler var diyor. Yani Kuran’a olan irtibat Kuran’ın içeriğinden ziyade 19 mucizesi hatırına gerçekleşiyor. Yine siz ki; Namazın şekli, vakti yoktur, istersen Aleviler gibi sema ederek kıl diyorsunuz, iman olmasa da olur diyorsunuz yine, domuz bizatihi haram değildir, Hz. İsa’nın babası vardır diyorsunuz daha neler neler.. Bunun gibi bir çok hususta Kuran’a tabi olmaktan ziyade Kuran’ı kendi anlayışınıza tabi kılmak, anlayışınızı Kuran üstüne hakim kılmak gibi bir tavır sezinleniyor. Ayrıca yine aşağıda bizzat sizin kendi youtube sitenizden (ŞURA SURESİ 2 - İhsan Eliaçık - Bana Dinden Bahset (13.02.2015 başlıklı videonun son 10-15 dakikasında 3. saat 35. dakikadan itibaren) Şura suresi tefsiri olarak var olan videonuzun içeriğinde dinsizlik övgüsü yapıyorsunuz. Bu ve diğer videolarınızda sürekli yaptığınız vurgu içini sizin doldurduğunuz şekliyle “iyi insan olun bu yeterlidir” vurgusudur. İmanın, İslamın, dinin, Kuran’ın, ibadetin, sünnetin anlattığınız sistem içinde önemli bir yere yerleştirildiğine ben pek şahit olamadım. 👉 Videonun 3.30. dakikasında “Erdemli ve dürüst yaşayan herkes inancına bakılmaksızın, hangi dine mensup olduğuna bakılmaksızın Cennete gidecektir” diyorsunuz. Bir çok yerde ateist olmayı olumluyor veya bunu kritik edilecek bir şey olarak görmüyorsunuz. Hatta bir yerde tanıdığınız ateistler var ki onları Allah Cehenneme atamaz diyorsunuz. Atacak olsa Allah ile çekişeceğiniz gibi bir manzarada bu fikrinizi izah ediyorsunuz. Bu kadar yoğun tempolu dinsizlik vurgusundan, önemsizleştirilen iman, ibadet, din olgusundan, bütünüyle yorum yoluyla tahrife konu olan Kuran’dan sonra sizi dinleyenler ne diye bir dine ve özellikle de İslam dinine bağlansınlar ? sayın R. İhsan Eliaçık

Ebu Hanife

18,722 Aufrufe • vor 4 Monaten

Fitne : Mustafa Kemal Kur'an için "Arapoğlunun Yaveleri", Peygamber için de "Arapoğlu" diyerek aşağılıyormuş..! Çakma tarihçi Ahmet Anapalı Kazım Karabekir’in hatıralarına dayandığını iddia ettiği hikâyeyi aynen şöyle anlatıyor: Birgün Mustafa Kemal ile oturuyorduk. Elmalılı Hamdi Hoca içeri girdi. Dedi ki ona: "Gel Hamdi Hoca gel. Hele şu kitabı Türkçe'ye çevir de Atatürk, bizimliler hangi Arap saçmalıklarına (Arapoğlunun yavelerine) iman etmişler görsünler”. Bunlar güya Karabekir’in hatıralarında aynen bu şekilde yazıyormuş. Hadi lan oradan! * Amaçları belli: “Türkiye’yi din düşmanı biri kurdu” yalanını aşılamak, Türkiye’yi bir “küfür devleti” gibi göstermek! Adamların gözünde Atatürk dinsiz, laiklik küfür, cumhuriyet sapkınlık… * Bu videoyu anlatırken fark ettiyseniz hep aynı taktiği uyguluyorlar. Atatürk’ü savunsun diye karşısına tarih bilgisi olmayan, dini savunamayacak bir ateist çıkartıyorlar. Bu bir tesadüf değil, tamamen bilinçli bir tercih. Çünkü Atatürk’ü savunacak bilgili bir Müslüman çıkarsalar ne olur? O kişi hem Atatürk’ü savunur hem de Atatürk’ün dine saygılı olduğunu açıklar. Ama tarih bilmeyen, dini savunamayan birini çıkardıklarında Atatürk’ü savunmak, laiklikle “dinsizlik” arasında bir bağlantı kurmaya çalışırlar. Yani hem Atatürk’ü hem de laikliği hedef alırlar. Bu, onların eski ama hâlâ işe yaradığını düşündükleri bir oyundur. * Bu hikâye ilk kez Uğur Mumcu tarafından 10-19 Haziran 1990’da Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlandı. "Kaynak ne?" diye sorarsanız, Kazım Karabekir’in hatıraları deniyor. Ama burada işler garipleşiyor: Bu hatıralar, Karabekir’in kızının damadı (faruk özerengin) tarafından servis edildi. Yani, aile muhabbetinden tarih yazılmış gibi bir durum var. Yetmedi, Ateist olduğu bilinen Uğur Mumcu bu hikâyeyi Karabekir Anlatıyor kitabına da almış. Bu da yetmedi mi? 1991’de dıdısının dıdısı aynı damat, Paşaların Kavgası adlı kitapta hikâyeyi bir kez daha ısıtıp sunmuş. İşin asıl komedisi şu: Bu olayın geçtiği söylenen dönemde Atatürk ve Kazım Karabekir’in yanında Ruşen Eşref Ünaydın, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve birkaç kişi daha varmış. Ama nedense bu isimlerden hiçbiri, anılarında ya da notlarında bu olaya dair tek kelime etmemiş. Ortada ne bir belge var ne de bir tanık. Daha da tuhafı, bu hikâye tüm tanıklar öldükten sonra gün yüzüne çıkıyor. Zaten bu tür masalların en büyük numarası bu: Kimse sağ değil, doğrulama şansı sıfır. “Yok artık” dedirtecek sözleri ekle, Atatürk’ü kötüle, sonra da "Kaynak güvenilir, Karabekir’in hatıraları" de. Bu kadar basit. * Gelelim şu anlatılan hikâyeye. Bu olayın doğruluğu baştan sona şüpheli. Kazım Karabekir’in hatıralarında böyle bir konuşmadan bahsedildiği iddia ediliyor ama dikkat edin: Olayın geçtiği söylenen tarih 14 Ağustos 1925. Karabekir, her şeyi günlüğüne yazan, Atatürk hakkında duyduğu en küçük dedikoduyu bile not eden biri. Ama ne hikmetse, bu olayı hiç yazmamış! İşin en garip tarafı ne biliyor musunuz? Bu hikâyede Elmalılı Hamdi’nin adı bile geçmiyor! Hatta hikâyeyi bir kenara bırakın, Kazım Karabekir’in kitabının hiçbir yerinde Elmalılı’nın adı geçmiyor! Ama çakma tarihçi Ahmet Anapalı ne yapmış? Hikâyeyi süslemek için Elmalılı’yı da ekleyivermiş. Yetmemiş, uydurduğu bu masalı bir de Karabekir’in ağzından anlatmış. Hani Müslüman yalan söylemezdi? Ama bunların dinine göre iftira serbest, fitne caiz! Zaten dertleri gerçekleri anlatmak değil, hikâyeyi daha inandırıcı hale getirip, Atatürk’e çamur atmak, insanları kandırmak, memlekete fitne sokmak! * Kazım Karabekir’in hatıralarını “tarihin en güvenilir kaynağı” diye önümüze koyanlara küçük bir hatırlatma yapalım. Karabekir, Abdülhamid için ne demiş biliyor musunuz? “Zorba, diktatör ve felaketlerin baş sorumlusu.” Yetmedi mi? Vahdettin için de “Açıkça hain” ifadelerini kullanmış. Ama ne hikmetse bu sözler hiç dillendirilmez. Neden? Çünkü işlerine gelmez! İşlerine gelen kısmı alır, gelmeyen kısmı yok sayarlar. Eğer bu hatıralar bu kadar kutsal ve tartışılmazsa, hadi bakalım, Abdülhamid ve Vahdettin için söylediklerini de kabul edin! Ama yok. Çünkü oyun belli: “Seç, al, işine geleni kullan. Gelmeyeni unutmuş gibi yap.” Vallahi bu kadar bariz ikiyüzlülük için özel ödül verilmeli. * Şimdi gelelim diğer bir meseleye: Atatürk düşmanları, Karabekir’i hep “dindar, muhafazakâr bir alternatif lider” diye parlatır. Tamam, diyelim ki Karabekir dindar. Ama laiklik ve Cumhuriyet konusundaki tutumunu neden es geçiyorsunuz? Mesela Karabekir, Atatürk’ün Balıkesir'de cuma hutbesinde vaaz vermesini eleştirmiştir. Din ve Devlet işlerinin birbirine sokulmasını asla istemezdi. Hatta aynı Karabekir, “Ezan Türkçe okutuldu, Kur’an toplatıldı” diye ağlaşılan İnönü döneminde Meclis Başkanlığı yapmıştır. Hadi buyurun, bu uygulamalara neden tek bir kez bile karşı çıkmadı? Demek ki neymiş? Bu uygulamalar, “Atatürk’ün dine düşmanlık politikası” falan değil, dönemin genel anlayışının bir sonucuymuş. Karabekir de bu anlayışın parçasıymış. Ama bunları söylemek işlerine gelmez tabii. * Aslında bu arkadaşlar ne yapıyor biliyor musunuz? Karabekir’in hatıralarını cımbızla seçiyorlar. “Bu bana uyar, bunu alayım. Bu işime gelmedi, yokmuş gibi davranayım.” Mantık tamamen bu. Ve sonra da utanmadan “Karabekir şöyle dedi, böyle yaptı” diye masallar anlatıyorlar. Ama iş biraz derinleşince foyaları ortaya çıkıyor. Çünkü tarih, seç-beğen-al yapacağınız bir oyuncak değil. * Dincilerin sıkça servis ettiği bu hikâyeyi doğru kabul edelim ve analiz edelim. Hatıratta geçen konuşma şu şekilde: Mustafa Kemal, Kur’an’ı Türkçeye çevirtmek istediğini söylüyor. Kazım Karabekir ise “Şimdi zamanı değil, zaten Kur’an’ın TEFSİRLERİ var” diyerek karşı çıkıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim” diyor. * Şimdi bu “Arapoğlu” ifadesine takılıp, peygambere hakaret edildiği iddia ediliyor. Ancak Mustafa Kemal’in burada kimi kastettiği açık değil. Olay basit: Karabekir Kuran'ı çevirmeye gerek yok, TEFSİRLER var diyor, Mustafa Kemal de tefsirlerdeki saçmalıkları kastediyor. O dönemin en popüler tefsirleri İbn Arabi’ye ait. İbn Arabi’nin adı Türkçeye çevrilince ne oluyor? Bingo: Arapoğlu! Yani, peygambere laf atmak falan yok, tefsirlere yapılan bir gönderme var. Ama yok, bunu böyle anlatmak işlerine gelmez. Atatürk’ü peygambere laf etmiş gibi göstermek daha kolaylarına geliyor. Üstelik, Mustafa Kemal gibi bir liderin, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, hele ki Karabekir'in önünde, peygambere laf edecek kadar vizyonsuz biri olmadığını akıllarına bile getirmiyorlar. Çünkü herkesi kendi sığ düşünce dünyalarına göre değerlendiriyorlar. * İbn Arabi yani Arapoğlu, İslam tarihinde tartışmalı bir isimdir. Tefsirlerinde Kur’an’ın özüne aykırı birçok yaveler bulunur. Örneğin: - Ali İmran Suresi’nin 103-105. ayetlerini yorumlarken, “Mezheplere bölünmeyin” diyen bu ayetleri tarikatlara bağlamış. Şeyhlere bağlı kalmanın Allah’a ulaşmanın yolu olduğunu söylemiştir. Halbuki Kur’an, aracıları değil, doğrudan Allah’a yönelmeyi öğütler. - Yusuf Suresi’nde, Hz. Yusuf’un zindandaki arkadaşlarının rüyalarını cinsellikle ilişkilendirmiştir. Kur’an ise bu rüyaların anlamını açıkça ifade eder: Biri görevine dönecek, diğeri ise idam edilecektir. Ama İbn Arabi, bu net ifadeleri kendi hayal gücüyle bambaşka anlamlara çekmiştir. - “Kul Rabb olur” gibi ifadeler kullanmıştır. Bu ifade İslam inancına tamamen aykırıdır. İslam’a göre Rab sadece Allah’tır ve bu sıfat insana atfedilemez. * Mustafa Kemal, halkın dinini anlaması gerektiğine inanıyordu. Osmanlı döneminde halk, Kur’an’ı Arapça okuyordu ama anlamıyordu. Bu boşluk, şeyhler, tarikat liderleri ve din tüccarları tarafından kullanılarak halkı yanlış yönlendirme aracı hâline gelmişti. Mustafa Kemal, bu düzeni bozmak için Kur’an’ı Türkçeye çevirtti. Böylece halk, Allah’ın kelamını doğrudan anlamaya başladı ve din üzerinden kurulan sahte otoriteler çökmeye başladı. Ama Atatürk burada durmadı. Hadislerin de Türkçeye çevrilmesini sağladı. Çünkü uydurma hadislerle halkın kafasını karıştıran düzenbazların maskesini düşürmek gerekiyordu. Halk, hadisleri okuyunca, uydurma olanlarla gerçek olanları ayırt etmeye başladı. Bu da tarikatların ve sahte din adamlarının güç kaybetmesine neden oldu. * Bugün hâlâ en doğru Kur’an meali, Atatürk’ün Elmalılı Hamdi’ye yaptırdığı mealdir. Günümüz çevirileriyle arasında bir fark yoktur. Bu durumda, Atatürk düşmanlarının iddiaları kendi içinde çelişiyor. Çünkü halk Kur’an’ı Türkçe okuyunca dinden çıktığını iddia ediyorsanız, ya Kur’an’da bir sorun olduğunu kabul ediyorsunuz (hâşâ!) ya da yıllarca halkı kandırdığınızı itiraf ediyorsunuz. Atatürk’ün Kur’an’ı ve hadisleri Türkçeye çevirtmesi, halkın dini doğru anlamasını istiyordu. Halkın İbn Arabi gibi tefsircilerin saçma yorumlarını, uydurma hadisleri ve din üzerinden çıkar sağlayan düzenbazları bu sayede fark etmesine olanak sağladı. Atatürk’ün bu adımı, tarikatların, şeyhlerin ve din tüccarlarının otoritesini sarstı. İşte bu yüzden Atatürk düşmanları hâlâ bu kadar öfkeli. Çünkü Atatürk, onların din üzerinden kurdukları sömürü düzenini yıktı.

AHMET ÖZCAN

22,709 Aufrufe • vor 1 Jahr

İşin Altında Başka Bir Gerçek Var! O gerçek de şu; ne yaparlarsa yapsınlar, bunlar kendilerini İslam dininin temsilcisi olarak gördüklerinden ve İslam'ı referans alan bir siyasi parti diye ortaya çıktıklarından, İslam diniyle özdeşleştiler. Sonunda ne oldu? Sonunda şu oldu: Bunlar gelmeden önce camiler dolar taşardı. Hatta camilerde cuma günleri yer bulunmazdı. Camilerin önüne hasır falan serilir, caddelere taşardı cemaat... Şimdi camiler boş ya da boşalıyor. Bunlar geldikten sonra birçok orta yaşlı kişi 'Ben artık camiye gitmiyorum. Bunlar geldikten sonra bıraktım.' diyorlar. Görüyoruz. Ama başka bir derin gerçek daha var. Yarınki Türkiye'nin insan dokusunu oluşturacak olan 'Z' ve arkadan gelecek olan 'Alfa' kuşağının şu anda, yüzde 70'i deist. 10 yıl önceki araştırma... Yani, Allah'a inanıyor, dine inanmıyorlar. Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, bütün bu yaptıkları ters tepecek. Dindar ve kindar bir kuşak yetiştirmek savıyla ortaya çıkarken problem burada başlıyor. Geçmişte mahyalarda, iki minare arasında 'Kin tutma!' yazardı. Şimdi ise Fazıl'ın şiirinden alıntılanarak 'dinine ve kinine' diye bir söylem oluşturuluyor. Ne demek 'Dinine ve kinine...'? Ben de bir şiir yazdım. 'Yunus'un dinidir dinim, ne öcüm vardır, ne kinim...' diye başlıyor. Bunu niye yapıyorlar? Çünkü geleceğin kendilerine ne getireceğini görüyorlar. Onun için ne diyorlar? 'Halk ne kadar cahil olursa o kadar iyidir. Eğitim seviyesi yükseldikçe oylarımız düşüyor.' diyorlar. Ne demektir? 'Ne kadar cahil, o kadar iyi...'. Zorunlu din dersinin olması, bir defa devletin 'Laiklik' niteliğini tek başına yok eder. Ve bunu da Kenan Evren başımıza açtı. 'Zorunlu din dersi' ne? Diyorsun ki yurttaşlara; 'Din budur.' Kardeşim ne hakkın var? Hangi dini anlatıyorsun? Bir de tek mezhebin tek anlayışı. Yani sünnilik diyeceğim de, sünnilik de değil. Sünniliğin bir yorumu bu... Onu dayatıyorsun! Emevi... Emevi den de, Ebusuud... Osmanlıyı çökerten din anlayışı... Ne oluyor? Niye yapıyorsun bunu? Gençlik 'dinine, kinine...'. Evet! 'Dinine' değil ama 'Kinine' sahip çıkan bir gençlik oluşuyor. Size kin duyuyorlar. Yaptığınız her yanlıştan ötürü Müslümanlık yara alıyor. Anlattığınız İslam'dan ötürü gençler İslam'dan kopuyorlar. Milli Eğitim Bakanı istediği kadar müfredat yapsın. Biliyorsunuz imam hatip okullarına da karşıyım. Yanlıştır! Devlet imam yetiştirmez. Yanlış! Bunları şimdi 5000'e çıkardınız. Ama ne oluyor? Yüzde 30'u deist. Bu da araştırma sonucu... Yani olmuyor. Zorlamayın. Siz kendi kafanızı düzeltin! Bir ara Recep Tayyip Erdoğan çok doğru bir şey söyledi. Çok doğruydu. 'Bir takım alim geçinen alimler, kadın haklarıyla ilgili şeriattaki hükümleri söylüyorlar ve savunuyorlar. Çok rahatsız edici şeyler söylediler. 1400 sene önceki hükümle bugün İslam anlatılabilir mi? Bunlar İslam'ın güncellenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar aciz insanlar. Hiç 1400-1500 yıl önceki hükümlerle şimdiki örtüşebilir mi?' Ve devam etti... 'Şimdi' dedi; 'Benim bu sözlerim karşısında hoca efendiler beni tefe koyup çalacaklar. Rabbim tefe koymasın!' Aman Allah'ım!.. Bunlar ne sözler? Alkışladım! Ey Milli Eğitim Bakanı, ey onun gibi düşünenler; Böyle yaparsanız sandığınız gibi kişileri dine kazanamazsınız. Sizin bu tutumunuza biz şiddetle ve hiddetle karşıyız. Programınıza da karşıyız. Biz onu yırttık attık ve uygulayamayacaksınız. Ama aynı zamanda savunduğunuzu, savladığınız dine de İslam'a da büyük zarar var. Sizin yüzünüzden orta yaş da dahil olmak üzere gençlik dinden kopuyor.

Namık Kemal Zeybek

32,072 Aufrufe • vor 7 Monaten

Cüneyt Zapsu’nun WEF-2018’deki konuşmasının tamamı: “İnsanlar bambaşka bir cins haline gelecek. Şu an son normal insan jenerasyonu. Çok değil belki 15 sene sonra. Bundan sonra insanların bağımsız olarak yaşayamayacakları kanaati çıktı. Küçük bir elit gurup, insanlığı ve memleketleri idare edecek. Bağımsız düşüncelerini kaybetmiş bir insanlıktan bahsediyoruz. Tarihe baktığımızda, imparatorluklar hep toprakla ölçülmüş. İşte Osmanlı İmparatorluğu şöyle bilmem ne. İlk sanayi devriminde makinelerin sahibi insanları yönetmiş. Önceden toprak sahipleri, aristokratlar ve avamlar vardı. Sonradan kapitalistler ve proleterler (işçiler) var. Yeni devrim ise şimdi, bu çok çabuk ilerliyor datanın, verilerin sahibi çok küçük bir elit grup var. Diğerleri de idare edilenler.” (Verilerin, tek ana yapay zeka ve ana kuantum bilgisayarın yani benim tabirimle tek gözün sahibinin dünyayı yönetebileceği şimdi aşikar. Hack savaşlarının, veri hırsızlığının önüne geçmenin tek yolu, tek ana yapay zeka olması diyecekler). “Bizler hala korkuyoruz işte telefonumuz hacklendi, bilgisayarımız hacklendi. Artık o geride kalmış bir olay. Verilerimiz hacklenmekle kalmıyor yavaş yavaş beynimiz hacklenmeye başlandı bile. Şöyle ki, beyin dalgaları birtakım biyometrik sensörlerle ölçülmeye başlandı ve bunlar bir elektrik akımlarına çevrilerek, analiz edilmeye başlandı. Sizin neyi düşündüğünüzü, neyi düşüneceğinizi, birini gördüğünüz anki görüntü, nasıl reaksiyon verebileceğinizi de anlamaya başladılar. Yani biyokimyasal işlemciler var artık bunu yapıyorlar ve bundan kurtuluş da yok kurtulamazsınız. Ben bu telefonu kullanmayacağım. Sen kullanmıyorsun yanındaki kullanıyor.”(Biyokimyasal işlemcilerin iki taraflı çalışacağını görmemek için kör olmak lazım. Yani beyninden/bedeninden veri alabiliyorsa beynine/bedenine veri iletme işlemi de olacaktır. Bunlar için DNA çipleri, Nanobotlar vs. kullanılabiliyor. Ayrıca kuantum bilgisayarın yani yapay zekanın önündeki en büyük engel olan veri depolama sınırı, insan DNA’sında veri depolanmasıyla çözülüyor. Ters transkripsiyon RNA ile depo DNA sentezlenebiliyor. Covid aşılarında test ettikleri yöntem. Geçen hafta Dr. Chris Shoemaker: ‘Şu anda, RNA'nın neredeyse DNA gibi işlev görebileceği ve kendini çoğaltabileceği bir mRNA teknolojisi formunu onaylama sürecindeler. Bunu kullanmak istiyorlar. Ve bir kez kullandıklarında, yıllarca içinizde üreteceğiniz anlamına geliyor’ dedi.) “4 milyar senedir belirli bir doğal kanunlarla Allah'ın Kanunları ile gelişmişiz. Şimdi Allah’ın şeyi ama tabii olmayacak.” (Açıkça Allah’ın yarattığını; insanın, hayvanın, gıdanın, tabiatın vs. doğasını, genini değiştirecekler diyor. Bunu da iklim değişikliğine uyumlama diye sunacaklar). “Bundan sonra artık bu bio teknolojinin sahipleri bizi yönlendirecekler. Yani ne yiyeceksin, ne içeceksin. Bu arada Profesör Harari kendisi Kudüs Üniversitesi'nden, dedi ki ‘Şu anda, İsrail Batı Şeria'da her canlıyı, yani sadece insan değil hepsini dünya tarihinde görülmedik bir şekilde, 24 saat 365 gün kontrol altına alıyor.” (israil, Google ile Nimbus projesi imzaladı. Google İsrail’e veri ve ileri düzey yapay zeka desteği sağlıyor artık. Julian Assange son saldırılar için ‘İsrail, yapay zeka kullanılarak insanların toptan y*ok edildiği bir distopyayı gerçeğe dönüştürdü.’ açıklaması yaptı). “Bu işin önemini anlayıp bunu bir kontrol sistemi haline getiren bir tek Çin var. Daha ileri teknolojisi olan devletler ise hala, işte İnsan Hakları falan deyip karışmıyor. Düzenlenmesi lazım. En güzel düzenleme de açık yani ne yapılacak kim nasıl düzenleyecek. Kızım bana, 'Şu anda yaşadığımız jenerasyon son bağımsız düşünen jenerasyon olacak. Bizim çocuklarımız bağımsız olmayacak. Onları yeni gelen bu insan çağına yetiştirmemiz lazım. Dini telkinler vermemiz lazım.’ dedi.'' (Hangi dinin telkininden bahsediyor? Bu düzenin yöneticileri siyonist, pagan, ateist veya s*tanist olduklarını açıkça beyan ediyorlar ayrıca kabul edilemez s*apkınlıkları yeni düzenlerine koymak istiyorlar.)

Uzm. Esra Güneş Kaya

864,510 Aufrufe • vor 2 Jahren

Amerikan sömürge valisi kılıklı büyükelçi Tom Barrack, ulusal üniter devlet modeline ve laik anlayışa açıkça savaş açmış. Türk milletini uyutmak amacıyla habertürk'te düşük kaliteli piyes sahnelemiş. Türkiye'nin yeni Graham Fuller'i belli ki, birkaç hafta önce ettiği lafların yarattığı rahatsızlığın farkında. Bu nedenle durumunu düzeltmek ve milleti uyutmak için bir şeyler söyleme gereği hissetmiş. Bunun için de son derece "uysal" bir haber kanalı tercih etmiş. Tabi, gözü açık vatansever bir platformda rahat rahat zehir saçamayacaktı. Barrack'ın söylediklerine bakılacak olursa "Önceki sözleri yanlış anlaşılan Türk dostu büyükelçi" pozunda. Ama sözlerin detayları incelenirse önceki söylemlerini tasdiklediğini hatta gerçek amacını ortaya koyduğunu görüyoruz. Tom Barrack söze başlarken "Dünya çapında yeni bir strateji şekilleniyor" diyor. Zaten memlekete yeni bir Graham Fuller edasıyla gelmesi, yeni bir stratejinin varlığına işaret ediyor. Fuller de Sovyetlerin çöktüğü dönemde gelmişti. Cumhuriyet gazetesinde Türkiye'ye yeni bir rol biçmiş, Kemalizm'in bittiğini söylemiş, demokrasi ve İslamı bir arada yaşatacak "formülü" öve öve anlatarak siyasal dinciliğin işaret fişeğini vermiş, memlekete istikamet tayin etmişti. Sonrası malum, BOP tüm hızıyla devreye girmiş ve Gülen belası tüm memleketin başına bela edilmişti. Fuller yıllar içinde öyle veya böyle misyonunu tamamladı. Artık sıra Barrack'ta... O da cebinde yeni bir "formülle" geldi. Türkiye'nin devlet yapısı hakkında haddi olmayan açıklamalar yaptı, dini-etnik ayrımlı "millet sistemi" önerdi hatta açık açık Atatürk'ün kurduğu ulus devlet modeline savaş ilan etti. Barrack sözlerinin devamında "Ulus inşası bölgede aslında hiç kimse için işe yaramadı" diyor. Söze ortadoğu ülkelerini kastederek başlıyor fakat "hiç kimse" diyerek Türkiye'yi de kastetmiş oluyor. Yani "Ulus inşası Türkiye'de işe yaramadı" demek istiyor. Tam bir palavra. Tabi, Barrack bu sözü söylemek zorunda. Yeni bir model getirebilmesi için var olanı yıkılmaya layık göstermek zorunda. İşin tuhafı, bir Amerikalı, Türkiye'nin devlet sistemini açık açık eleştiriyor. Üstelik bunu bir Türk kanalında yapıyor. Fakat ağzının payını alamıyor. Tanzimat döneminin esintilerini hissetmemek mümkün değil. Sonuçta Barrack'ın cümlenin gittiği yer çok açık: Türkiye'de ulus devlet modeline karşı çıkıyor. Türkiye'de ulus devlet olmasın demek, çok milletli ve inançlı bir yapının yerleştirilmesi demek. Tabi bunun için de mevcut Türk vatandaşlığı tanımının yıkılması gerek. Farkında mısınız bilmem, Öcalan ve Barrack'ın çok fazla ortak yanı var. Tabi söyleşi yapan kişi, bu noktada devreye girip "Türkiye ulus devlet modeline göre şekillenmiş bir ülke, siz bu sözlerinizle Türkiye'nin de ulus inşasında başarısız olduğunu mu ima ediyorsunuz" diye sormalı. Ama soramıyor. Çünkü tanzimat dönemi gazetecilerinin büyükelçilere böyle bir soru sormaya hakkı yoktur. Söyleşinin devamında söyleşi yapan kişi Barrack'ın daha önceki "Türkiye, Osmanlı millet sistemine geri dönmeli" ve "Ulus devletler İsrail için tehdittir" sözlerine atıf yapıyor. "İnsanlar şüpheci bakıyorlar" anektodunu ekliyor ve "Gizli bir gündem mi var" diye soruyor. Bu ısmarlama soru Barrack'ı zor durumda bırakmak amacıyla sorulmuyor. Aksine, Barrack'ın bu sözleri daha önce tepki çektiği için ona milleti uyutmak adına yatıştırıcı sözler söyleme fırsatı veriliyor. Şayet yayının niyeti Barrack'ı sıkıştırmak olsaydı, yukarıda örnek verdiğim türden sorular sorardı. Nitekim Barrack bu asisti duyunca gülümsüyor ve "Hayır" diyerek yatıştırıcı sözlere başlıyor. Barrack, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve o sözleri aslında o şekilde söylemediğini söylüyor. Ne acı ki Türk milletinin bu ucuz laf oyunlarına kanacağını düşünüyor. Barrack, sözlerinin devamında geçmişten çıkarılan derslerden bahsediyor. Türkiye'nin cumhuriyet olarak yeniden şekillendiğinden söz ediyor. Halbuki Türkiye bir asır önce ulus devlet modeliyle ve Atatürk'ün dizaynıyla zaten şekillenmişti. Haliyle Barrack'ın bu konuya atıf yapması gerekirdi. Ama tabi o vakit yıkmak istediği yapıyı parmağıyla işaret etmiş olurdu... Neticede Barrack Atatürk dönemini ağzını bile almadan daha da geçmişe gidiyor. "Osmanlı millet sistemine" atıfta bulunuyor. Bu sistemi övüp mezhepsel bir düzen getirdiğini söylüyor. İşte burada zehiri adeta şekerli bir paketle sunuyor... Osmanlı millet sisteminde Türk milletine dayalı bir üst kimlik mevcut değil. Yani Barrack'ın hiç sevmediği ulus devlet modeli yok. Aksine millet sistemine göre her inanç kendi kimliğiyle tanınıyor. İşte Barrack'a göre bu dini kimlikler ve hatta etnik kimlikler yan yana yaşayabilirmiş. ABD bunun en güzel örneğiymiş. Bu "yan yana yaşamak" ifadesini hayata geçirmek için her birini ayrı ayrı tanımlamak ve anayasaya geçirmek gerekir ki bunun için Türk milleti tanımını çöpe atmak şarttır. Dahası inançları da kimlik olarak tanımak için laikliği de yok etmek icap eder. Barrack'ın bu sözlerinin anlamı açık... Türkiye, Osmanlı'nın parçalanmasına neden olan toplumsal düzeni terk edip Lozan'da ulus devlet modeline geçmişti. Türk üst kimliği altında tüm etnik grupları ortak bir millet olarak şekillendirmişti. Dini kimlikleri ise laiklik ilkesiyle insanların vicdanlarına bırakmış. Yalnızca Türk milleti tanımlaması yapılmış, etnik ve dini kimlik ayrımına gidilmemiş ve herkes eşit vatandaş olarak tanımlamıştı. Barrack bunların tamamına karşı çıkıyor ve hepsinin temelden değişmesini istiyor. Tıpkı Öcalan gibi. Nitekim Öcalan ve PKK'nın fesih açıklamalarında da bu alt metnin tamamı bire bir mevcuttu. Barrack, Öcalan ve PKK aynı şeyi konuşuyor. Buradan da anlaşıldığına göre Barrack, yeni çözüm sürecinde Öcalan ve PKK tezlerinin savunucusudur. Türkiye'de görevlendiriliş amacı ulusal üniter yapıyı ve laik düzeni yok etmektir. Barrack'a göre Türkiye yeniden millet sistemine dönmeli. Etnik ve dini kimlikleri tanımalı ve bunları bir arada yaşatan bir formül bulmalı. Mesela ABD'deki formül gibi... Yani Barrack Türkiye'deki laik üniter modelin yıkılması gerektiğini en naif ve dolaylı şekilde izah ediyor. Karşısındaki şahıs da "Efendim sizin bahsettiğiniz dini kimlikleri bir arada yaşatan formülün uygulanması Türkiye'deki laik düzene zıt düşmüyor mu, Osmanlı millet sisteminin hayata geçmesi için Türkiye'nin üniter modeli terk etmesi gerekmez mi, siz Türkiye'nin anayasasında bulunan değişmez ilkeleri askıya alan bir çözüm yolu mu sunuyorsunuz, bu sözleriniz Türkiye'nin iç işlerine doğrudan müdahale manasına gelmez mi, bu açıklamalarınız Öcalan ve PKK'nın fesih beyannameleriyle örtüşmüyor mu" gibi sorular sormuyor. Nasıl sorsun? O vakit Barrack, sunmak istediği zehirin üzerindeki şekeri çıkarmak ve maskesini düşürmek zorunda kalacak. Dediğim gibi, tanzimat devrinin babıali gazetecilerinin haşmetlü sefirlere böyle soru sorma hakkı yoktur. Soramazlar. Zaten soracak olsa orada işi ne? Tom Barrack, sözlerinin devamında ABD'nin ortadoğudaki geleneksel politikalarından söz ediyor. Demokrasi getiren, ülkelerde hegemon kuran geçmiş politikalar vs... Yani Türkiye'nin yönetim modeline yönelik sözlerle, ortadoğunun millet olamamış memleketlerinin harap halinin yan yana getirilerek anlatılması bile ülkemize hakaret. Bir gazetecinin bu konuşmaya karşı "Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye'nin durumunu aynı ölçüde mi değerlendiriyorsunuz" diye sorması gerekirdi ama nerede... Son olarak sorulması gereken asıl soruyu soralım: Barrack'ın bu küstahlığına neden tahammül ediliyor?

Con Sinov

223,279 Aufrufe • vor 1 Jahr

MATEMATİK YALAN SÖYLEMEZ, SİZ SÖYLÜYORSUNUZ: "GÖRELİM, ÖLELİM" Hafta sonu CHP’nin 39. Olağan Kurultayı’nı takip ediyorum. Çoğu kimsenin "yine vaatler havada uçuşuyor" diye burun kıvırdığı, aslında Türkiye’nin tek çıkış bileti olabilecek bir metin geçti elime. Hemen "Yine CHP sözcülüğüne soyundu" demeyin. Bildiğim tek bir şey vardır, aptallığa tahammül edemem. İster sağdan gelsin ister soldan; mantıksızlığa, basiretsizliğe alerjim var. Ama ortada bir matematik varsa, orada durur şapkamı çıkarırım. Kurultaydan çıkan kararlara baktım. Listeyi önüme koydum, tek tek okudum. Diyorlar ki; Sağlık hizmeti eşit, nitelikli ve tamamen ücretsiz olacak. (İlaçta katkı payı kalkacak.) Eğitim laik ve ücretsiz olacak. (Öğrenciye bir öğün yemek, temiz su bizden.) Asgari ücret siyasi sadaka olmaktan çıkacak. (Refah endeksli olacak.) Kanal İstanbul denen ucube yapılmayacak. (Liman ve tersane yapılacak, üretim odaklı.) YÖK tarihe karışacak. (Üniversite özgürleşecek.) Köy okulları açılacak, taşımalı eğitim garabeti bitecek. Tarım yeniden ayağa kaldırılacak. (Gelecek toprakta aranacak.) Kamu ihaleleri şeffaf olacak. (Karanlık odalarda pazarlık yok.) Liste uzayıp gidiyor. Taşeron bitecek, elektrik iletimi kamuda kalacak, Cumhuriyet yurtları yapılacak... Şimdi, bu listeyi okuyan "yetmez ama evet"çi takımıyla, 23 yıldır ülkenin iliğini kemiğini sömüren iktidar el ele verip aynı soruyu soruyor: "Peki ama NASIL?" Dudak büküyorlar. "Kaynak nerede kardeşim?" diyorlar. "Bu popülizmdir" diyorlar. Efendiler, aslında çok basit... Bunu anlamak için Nobel ödüllü iktisatçı olmaya, MIT'de ders vermeye gerek yok. Bakkal hesabı bilen, biraz da vicdanı olan herkes anlar. Siz bu vaatleri nasıl yapacaksınız biliyor musunuz? 1. Tercih Değiştirerek: Kanal İstanbul gibi rant projelerine gömeceğiniz milyar dolarları, toprağa değil, o toprağı işleyen çiftçiye ve limanlara yatırarak. Beton yenmez efendiler! Ama buğday yenir. Yeni liman, ihracat demektir. Kanal İstanbul ise Katarlılara arsa satmak demektir. Denklem bu kadar basit. 2. Musluğu Keserek: "Nasıl?" diye soruyorsunuz ya... Yandaş müteahhitlere döviz bazında verdiğiniz "geçiş garantileri", "hasta garantileri" var ya... Hani geçmediğimiz köprüye, yatmadığımız hastaneye ödediğimiz milyarlar. İşte o hortumu kestiğiniz an, her öğrenciye bir öğün değil, üç öğün yemek, her mahalleye bir değil, iki kreş yaparsınız. Para yok değil, para çalınıyor! 3. Bilimle: YÖK’ü kaldırmak para gerektirmez, vizyon gerektirir. Üniversiteyi özgür bırakırsanız, oradan bilim çıkar, teknoloji çıkar, katma değer çıkar. Askeri liseleri açmak maliyet değildir, ulusal güvenlik sigortasıdır. Afetlerde TSK’yı sahaya sürmek, binlerce canı kurtarır. Bir canın bedeli nedir sizin gözünüzde? 4. Şeffaflıkla: İhaleleri şeffaf yaptığınızda, maliyetler otomatikman yüzde 30-40 düşer. "Çalmazsanız", o para asgari ücretliye de yeter, emekliye de yeter. Matematik yalan söylemez. Termodinamik yasası gibidir bu; enerji yok olmaz, sadece şekil değiştirir. Türkiye'nin parası da yok olmuyor, sadece birilerinin cebine "şekil değiştirerek" giriyor. CHP diyor ki; "Biz bu enerji akışını halka çevireceğiz." Şimdi dönüyorum 23 yıldır bu ülkeyi yöneten, yönettiğini sanan ama aslında sadece bir "şirket" gibi işleten iktidar partisine. Çıkmışlar, pişkin pişkin soruyorlar: "Bunları nasıl yapacaksınız?" Siz 23 yıldır iktidardasınız. 23 yıl! Çeyrek asır eder. Bir çocuk doğdu, üniversiteyi bitirdi, işsiz kaldı sizin döneminizde. Ve siz hala, bir devletin vatandaşına ücretsiz sağlık hizmeti, temiz su, sıcak yemek vermesinin "nasıl" olacağını öğrenemediniz mi? Eğer 23 yıldır "Bunu nasıl yaparız?" sorusunun cevabını bulamadıysanız, o koltuklarda niye oturuyorsunuz? Yok eğer biliyorsunuz da yapmıyorsanız, bu halka ihanet ediyorsunuz demektir. Halk bunu gördü efendiler. Ankara kulislerinde fısıltılar artık çığlığa dönüştü. Sizin o "yenilmezlik" zırhınız paslandı, dökülüyor. Bizde bir laf vardır. Hani böyle haybeye atıp tutanlara, icraat yapmadan devamlı gürleyenlere, her seçimde "uçacağız, kaçacağız" deyip milleti uçuruma sürükleyenlere denir; "Görelim, ölelim" diye. Yani, "Yap da görelim, şaşırıp ölelim." Ama siz o hakkınızı kaybettiniz. 23 yıldır gördüğümüz bir şey yok ama siz her seçimde inatla bizim ölmemizi, sürünmemizi istiyorsunuz. Hayır efendiler, bu sefer matematik masaya yumruğunu vurdu. Bu sefer halk, o listeyi önüne koyanlara, CHP'ye diyecek ki; "Sizi bir görelim... Gerekirse sonra ölelim." Ama korkarım ki o gün geldiğinde, siyaset sahnesinden silinip giden, yani siyaseten "ölen" sadece sizin o kibriniz olacak. Hazır mısınız? Çünkü bilim ve mantık, kapıyı çalmadan gelir.

SERKAN YILDIZ

101,988 Aufrufe • vor 10 Monaten