Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

🔴İngiltere’de Açlık Grevi Devam Ediyor 🔻Gazze protestoları sebebiyle mahkeme ve yargılama olmadan hapsedilen gençlerin açlık grevi kritik noktaya ulaştı. 🔻1981’de İrlandalı siyasi tutsakların açlık grevinden beri İngiltere’de bu bir ilk. FLOOD👇

22,071 Aufrufe • vor 9 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Corc Abdullah'ın hücresine ilk kez kamera girdi! Fransız-Filistinli avukat ve Avrupa Parlamentosu üyesi Rima El Hassan, Abdullah'ı tutulduğu hücrede ziyaret etti. Şöyle diyor Abdullah: "Kadınlar, erkekler ve yoldaşlar başka bir gelecek için mücadele ettiği sürece, katliamların, soykırımların ve bunların meşrulaştırılmasının hüküm sürdüğü bu gerçekliği değiştirme ihtimali var demektir." Fransız kaynaklardan okuduğum bir başka bilgiye göre; Abdullah'a yaptığı direniş eylemlerinden ötürü pişmanlık duyduğu ve özür dilediği bir dilekçe imzalatmaya çalışmışlar yine, Abdullah ise reddetmiş. Bu belge onun hemen serbest bırakılmasını sağlar. Fakat o, duruşundan ve direnişinden bir adım bile geri atmayan sağlam bir devrimci olduğu için buna asla yanaşmadı. 40 yıldır esir tutulan, hayatını Filistin mücadelesine adayan Lübnanlı devrimci Corc Abdullah'ın duruşması 20 Şubat'ta görülecek. 6 Aralık'ta Lübnan'a sınır dışı edilmesi şartıyla tahliye edilmesine karar verilmiş, fakat Fransa Terörle Mücadele Savcılığı'nın itirazı üzerine tahliyesi durdurulmuştu. Bu duruşmada yine aynı şekilde şartlı tahliye kararı çıkabilir. Corc Abdullah, Avrupa'nın en uzun süre hapsedilen tutsağı. 1984'te tutuklandı, 1999'da ülkeyi terk etme koşuluyla serbest bırakılması gerekiyordu. Fakat 25 yıldır keyfi bir şekilde adeta rehin tutuluyor. Tutsaklığı boyunca sürekli direnişini sürdürdü, hatta işgal hapishanelerinde açlık grevi başlatan Filistinliler için de defalarca açlık grevi eylemleri yaptı. 6 Aralık'ta tahliye kararı sonrası şu mesajı göndermişti: "Serbest bırakılmam, dünyadaki koşullar ve halkların hak ve özgürlüklerine yönelik tekrarlanan saldırılar dikkate alındığında küçük bir detaydır. Bugün Fransa'daki en yüksek yargı makamı, İsrail'in soykırım yaptığı gerçeğini küçümsüyor. İsraillilerin ve Amerikalıların Gazze ve Lübnan'da işledikleri suç da tam olarak budur. Sözlerimden ve inandıklarımdan asla vazgeçmeyeceğim ve ömür boyu bu pozisyonda kalacağım." #FreeGeorgesAbdallah

eemreorman

50,686 Aufrufe • vor 1 Jahr

Ovacık Belediyesinin önündeyiz. 🔴 Kayyum uygulaması halk iradesinin gaspıdır, demokrasiye karşı darbedir. 🔴 Adalet ve Kalkınma Partisi bir siyasal tercih olarak; parlamentodan geçiremediği, şeytanın bile aklına gelmeyecek, 1980'de darbecilerin bile aklına gelmemiş bir düzenlemeyi 15 Temmuz Darbe Girişimini fırsat bilerek mevzuata soktu. 🔴 Bu belediye Ovacık halkınındır. Bu bariyerleri kaldıracağız, Ovacık Belediyesi'nin bu şekilde tutuklanmasını, halktan soyutlanmasını kabul etmiyoruz. 🔴 Bizim belediye başkanımızın işlediği herhangi bir suç yok. O mahkeme kararını da buradan ben Sezgin Tanrıkulu olarak söylüyorum; TANIMIYORUZ. 🔴 Bu kararların nerede verildiğini, nasıl, adil bir yargılama olmadığını, soruşturmanın talimatla başlatıldığını biliyoruz. 🔴 Anayasada masumiyet karinesi var. Hiç kimse kesinleşmiş bir hüküm olmadan suçlanamaz, hükümlü olarak kabul edilemez. Üç gün önce talimatla karar vereceksiniz, gerekçeli kararı yazılmadan, istinafı beklemeden, Yargıtay'ı beklemeden halkın iradesine el koyacaksınız. 🔴 Bu açıkça siyasi darbedir. Darbe sadece tankla topla, uçakla yapılmaz; ele geçirdikleri sivil iradeyle Anayasaya aykırı davranmak da siyasi darbedir. 🔴 Bu darbeye karşı halkımızla mücadele etmeye devam edeceğiz. Ovacık halkıyla dayanışma içerisinde olacağız. Bugün Ovacık Belediyesinin önündeki bu irade; aynı zamanda İzmir'in, Diyarbakır'ın, Van'ın, Trabzon'un da iradesidir. #Tunceli #Dersim #Ovacık #Kayyum #kayyumahayır #kayyumDarbesineHayir #KayyumDarbedir #KayyumGasptır

Sezgin Tanrıkulu

36,622 Aufrufe • vor 1 Jahr

🔴 Şüpheli sanıklar çok kritik sorulara cevap vermediler. Buradaki yargılama makamları hüküm kurarken sadece verilen cevaplar üzerinden değil, vermedikleri cevaplar üzerinden de bir vicdani kanaat oluşturup hüküm kuracaklar. 🔴 Son derece üzgünüm, duruşma salonunda kahredici bir ortam var. İnsanlar nasıl bu kadar canice, hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği biçimde bir çocuğun cesedini alırlar, saklarlar ve bulunmasını engellerler… 🔴 Bir çocuğun cesedini almış, torbaya koymuş, saklamış ve sonra gitmiş peynir almış, namaz kılmış, 18 gün boyunca arama faaliyetlerine katılmış. Böyle bir canilik yok gerçekten. Olayın failiyle ilgili bir açıklık da yok. 🔴 Diyarbakır Barosu'un avukatları bu dosyaya iyi hazırlanmıştı. Çok yetkin avukat arkadaşlarımız her bir şüpheli, her bir sanığın ifadelerine ayrı ayrı çalışmışlar. Nerede, ne söylemiş, o çelişkileri şimdi çapraz sorguyla soruyorlar ve birçok da çelişki ortaya çıkıyor. 🔴 Hepimizin merak ettiği; bu canice olayın nedeni ne? Bunlar da henüz aydınlanmadı. İddianamenin hızla hazırlanmış olmasının nedeni de bu şüphelilerin, ağırlaştırılmış müebbet alacakları kanaatiyle gerçekleri itiraf etmelerini sağlamak olabilir. 🔴Bu olayda ben ilk gün oradaydım. Olay yerini gördükten sonra Narin'in köy içerisinde kaybedildiği konusunda kanaate vardım. Bende bu görüş oluşuyorsa kolluk makamlarının da öncelikle oluşması lazımdı. Dolayısıyla da dijital kayıtlara hemen el konulması lazımdı. 🔴 Maddi deliler bakımından; kan izleri var, evde kan izi var. Ondan sonra ısırık izi var. Bunlardan zamanında bulgu alınsaydı, böyle bir şüpheyle hareket edilmiş olsaydı birçok maddi kanıta ilk baştan ulaşılmış olacaktı. 19 gün boyunca bir çocuğun cesedi bir köyde bulunamadı. Yani bu kadar çok kamera kaydı var. Kamera kayıtlarına 18 gün sonra ulaşıldı. 🔴Nevzat da, Narin’in abisi de, annesi de çok kritik sorulara cevap vermediler. Abisi Enes ile annesinin arasında birçok çelişki ortaya çıktı; saat bakımından, tanıklıklar bakımından, belgeler bakımından, beyanlar bakımından birçok aykırılıklar ortaya çıktı. 🔴Bana göre hüküm kurmaya da götürebilecek kuvvetli deliller var. Bundan sonra da tanıklar dinlenecek. Daha diğer soruşturma, ayrılan dosyanın soruşturması henüz devam ediyor, orada da toplanacak deliller var. 🔴 Benim son yıllarda gördüğüm adil yargılama kriterlerine en yakın adil bir yargılama yapılıyor diyebilirim. Mahkeme Başkanının müdahil tarafa, sanık tarafına, izleyicilere tutumu; adil, savunma hakkına özen gösteren tarzda ilerliyor. 🔴 Bence bu teknik deliller üzerinde zaman geçtikçe-o zaman da çok uzun değil-başka beyanlarla karşı karşıya kalabiliriz. #Narin #narininķatillerinibulun #NarinGüran #nariniçinadalet #NarinHepimizinDavası #NarinDavasıHepimizin #NevzatBahtiyar #SalimGüran

Sezgin Tanrıkulu

110,565 Aufrufe • vor 1 Jahr

HALİD MEŞ’AL’DEN ÜÇ EMANET -1- Geçen günlerde, Hamas'tan, Halid Meş'al'den bir çağrı geldi. Bizden, başta Türkiye'deki Müslümanlardan olmak üzere; tüm dünyadaki Müslümanlardan üç maddelik talepleri ve çağrısı vardı. Halid Meş'al'in gönlümüzün tellerine dokunan o üç hayati mesajını, kalplerimize birer emanet olarak birer birer yerleştirelim. Bu emanetler, bizim için ruhumuzun Kudüs'e olan yolculuğunda birer işaret taşı, birer rehberdirler. Birinci mesaj ve emanet: Gazze'ye yardım etmektir. Gazze'ye tüm ümmetin yardım etmeye devam etmelerini istiyorlardı. Evet, Gazze'deki soykırım daha bitmedi. Abluka devam ediyor. Açlık sürüyor... Gazze'deki kardeşlerimiz, hâla bu kış ve yağmur şartlarında barınak çadır veya konteyner olmadan açıkta yaşamaya zorlanıyorlar. O barbar, vahşi terör devleti içeriye konteynerların girmesine izin vermiyor. Cumhurbaşkanımız, "Burada, deprem bölgesinde artık kullanılmayan birçok konteynerlarımız var. Hepsi boşta bekliyor. Onların hepsini Gazze'ye gönderelim" diye çağrıda bulundu, çok çaba sarf etti. Ama işte o barbarlar kapıyı açmıyorlar. Maalesef tüm İslam ümmeti de eli kolu bağlı bir şekilde, öyle bekliyoruz. Bağırıp çağırıyoruz sadece. Bir birlik yok! Tek bir devletin de gücü olmayacağı için hep böyle atıl kalıyor. Her şey eksik kalıyor. Allah azze ve celle hepimize birlik ve beraberlik versin. Bizi birlikle izzete erdirsin. Sınır kapıları kapalı. Acılar devam ediyor. Soğuk geceler, yetim çocukların kemiklerine kadar işliyor. Çadırların altında bir ümmet titriyor ümmet!.. Gazze'ye yardım elini uzatmak, bu yardımın sürekli ve güvenli bir yol bulabilmesi için hikmet ve kararlılıkla işgalci ablukayı yıkmaya yönelik sürekli bir gayret ve baskı gerekiyor. Biz bazen bir tepki gösteriyoruz sonra unutuyoruz. Haftalarca, aylarca geçiyor bir daha sonra ses çıkarıyoruz. Her şeyde devamlılık esastır. Burada da devamlılık esastır. Her amel gibi... Nihai hedef ise Gazze'nin yaralarını sarmak ve orada hür bir şekilde ayağa kalkacak hayatın ilk tohumunu ekmektir. Biz Müslümanlar gayret edersek, oraya can suyu olmaya çalışırsak bu, oradaki hayatın tohumu olmuş olur. Bizim her bir gayretimiz bir tohumdur ve ora da yeşerecek Allah'ın izniyle, keremiyle, fazlıyla.

Seyda Feyzullah Konyevi

10,062 Aufrufe • vor 8 Monaten

Adaletsizliği, ötekileştirmeyi, kutuplaştırmayı şiar edinmiş bir iktidar tarafından hakkını aramaktan, sormaktan dolayı aşağılanan, horlanan bir ülkenin vatandaşlarıyız. Açlık sınırının; 19.044 TL, yoksulluk sınırının 65.874 TL. olduğu bir ülkede, 10-12 bin lira neyinize yetmiyor, yaşayın gidin işte diyen iktidar sözcülerinin, bürokrat ve sekreter bakanlarının halkımızı aşağılayan ve dilenci muamelesi yapan tavırlarından bıktık usandık. Bu sözcülerin zaman zaman vatandaşlarımıza: “ağaç kökü yesinler”, “kuru ekmek yiyorlarmış işte demek ki aç değiller”, “10 bin lira nelerine yetmiyor, bu parayı bile bulamayanlar var”, Afgan ve Suriyeliler olmasa aç kalırız, fabrikalarımız çalışamaz hale gelir, Türkler zaten çalışmıyor ve iş beğenmiyorlar” gibi sözleri esasen toplumda büyük bir nefretle karşılanıyor. Depremde her şeyini kaybetmiş insanlara görevleri olan bir şeyi yaptığı için Bakanın biri çıktı: “"Şimdiye kadar gidip evlerini teslim ettiğim vatandaşlar şunu söylüyor; Bak evimiz yıkıldı valla yıkıldığı iyi olmuş bize mis gibi villa verdiniz diyorlar" dedi. Bir diğeri çıktı: “verdiğimiz asgari ücret neyinize yetmiyor, gözünüze dizinize dursun” dedi, Konuyla ilgili ulusal uluslararası uzmanların gözetiminde bu ve benzeri vakaların masaya yatırılması gerekiyor. Uzmanlar bu işi yaparken milletimiz de ilk seçimde gereğini yapacak zaten. Mukadder olan siyasi sonlarına su taşıyan böyle açıklamalara devam edin bakalım.

Selçuk ÖZDAĞ

10,996 Aufrufe • vor 2 Jahren

27 yıldır süren #PınarSelek davası yine ertelendi. ​Dört kez beraat eden sosyolog Pınar Selek, Yargıtay’ın 2022’de bozduğu kararın ardından beşinci kez yargılanıyor. ​Dava 1998’den beri, yani 27 yıldır sürüyor. Pınar Selek dört kez beraat etti (2006, 2008, 2011, 2014). 2022’de Yargıtay Ceza Genel Kurulu son beraat kararını esastan bozarak yeniden yargılama ve müebbet hapis cezası istedi. Beşinci yargılama 2023’ten beri devam ediyor; gıyabi tutuklama ve yakalama kararları geçerliliğini koruyor. Selek, Fransa’da yaşıyor; Fransız vatandaşı ve sosyoloji profesörüdür. ​İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen 5. yargılamanın 8. duruşmasına; İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, İstanbul Barosu yönetim kurulu üyeleri ile çok sayıda baro avukatı, DEM Parti Milletvekili Özgül Saki, Fransa’dan avukatlar, aktivistler, feministler, La France Insoumise (LFI) ve Fransız Komünist Partisi temsilcileri, Avrupa parlamenterleri, Nice Côte d'Azur Üniversitesi akademisyenleri, öğretim üyeleri ve dekanlar katıldı. ​Hâkim, "Bu aşamada gelen dosya olmadığı görüldü." diyerek yargılamayı başlattı. ​Savcı, "Yakalama ve diğer hususların devamına karar verilmesini talep ederiz." dedi. ​Av. Bahri Belen, davanın başından beri en az 15 başkan, 100’e yakın heyet yargıcı ve sayısız savcının değiştiğini belirterek davanın temel aşamalarını ve evrelerini değişen mahkeme heyetine anlattı. ​Belen, "Davanın başından beri adalet temsilcileri ve insan hakları aktivistleri burada." diyerek sözlerine başladı. ​Emniyet bomba uzmanlarının olay sonrası inceleme yaptığını hatırlatan Belen, "Bombaya ilişkin bulgu olmadığını söylediler. Kamuoyunu bilgilendirmek için yapılan açıklamada da 'Bomba yok, tüp patlaması var.' dendi." dedi. ​Sözlerine devam eden Belen şunları kaydetti: ​"Pınar Selek bir sosyolog olarak araştırmalar yapıyordu. Bu olaydan bağımsız olarak gözaltına alındı ve patlamayla ilgili kendisine hiç soru sorulmadı. Selek, 1998’de yaptığı araştırmalar gerekçe gösterilerek tutuklandı; üstelik iddianamede bu konuyla ilgili bir suçlama da yoktu. Kürtlerle ilgili yaptığı araştırmalar gerekçesiyle örgüt üyeliğiyle suçlandı. Mısır Çarşısı patlamasından bir ay sonra ise başka bir müdahale geldi. ​Bir ay sonra Abdülmecit isimli bir kişi ifade vererek 'Bombayı Pınar Selek’le birlikte koyduk.' dedi. 27 yıllık süreç içinde bunun bir bomba olmadığını, patlamanın gaz sıkışmasından kaynaklandığını anlatmaya çalıştık. Bu davanın siyasi bir dava olduğuna dikkat çektik. ​Mahkemede dinlenen bomba uzmanı patlamaya dair iz bulunmadığını söyledi ve beraat kararı verildi. Bu karar Yargıtay tarafından usul yönünden bozuldu. Yeniden görülen mahkemede yine beraat verildi. Daha sonraki yargılamalarda da beraat kararları çıkmaya devam etti ve 2014’te bir kez daha beraat verildi." ​Avukatı, Abdülmecit Öztürk hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasını talep etti. ​Mahkeme heyeti ise yakalama kararlarının devamına karar vererek duruşmayı 5 Şubat 2027 saat 09.45’e erteledi.

Fatoş Erdoğan

22,364 Aufrufe • vor 20 Tagen

Hiç tanımadıkları insanları yapay zeka ile trolleme akımı İngiltere’de tüm hızıyla devam ediyor? Plan ve Hazırlık Aşaması: Bir sosyal medya içerik üreticisi ve arkadaşı, süpermarkette daha önce hiç tanımadıkları orta yaşlı bir adamı gözlerine kestirirler. İlk olarak, yapay zekalı bir yüz tanıma uygulaması (Sherlock) kullanarak adamın gizlice fotoğrafını çekerler. Uygulama sayesinde adamın adının **Pete** olduğunu, sosyal medya hesaplarını ve **Amy** adındaki eşiyle olan fotoğraflarını saniyeler içinde bulurlar. Arkadaşlardan biri kamerayı sabit tutarken, diğeri de hedef şaşırtmak için adamın yakınında dolanır. Karşılaşma ve Kandırmaca Gerekli bilgileri topladıktan sonra, adam kasada sıradayken yanına giderek büyük bir coşkuyla sanki eski bir dostmuş gibi yaklaşırlar. Kamerayı tutan genç, adama doğrudan ismiyle **"Pete!"** diye seslenir. Pete ilk başta şaşırsa da, gençler rolleri çok inandırıcı oynadığı için neye uğradığını şaşırır. Gençler, inandırıcılığı artırmak için şu detayları devreye sokar: * Adamın soyadını (Burnish) doğru tahmin ederler. * Geçmişte bir gece kumarhanede birlikte çok eğlendiklerini ve Pete'in o gece **körkütük sarhoş (blacked out)** olduğunu söylerler. * Pete, sarhoş olduğu iddiasını duyunca olayı hatırlar gibi olur ve durumu tamamen kabullenip *"Evet!"* diyerek gülmeye başlar. * Hemen ardından kasada arkada duran eşini de ismiyle (**Amy**) çağırıp ona da sarılırlar. Hiç tanımadığı bu gençlerin kendisi ve eşi hakkındaki her şeyi (isimler, kumarhane geçmişi vb.) bildiğini gören Pete, duruma tamamen inanır. Gençlerin samimi tavırlarına aynı sıcaklıkla karşılık verir ve buraya yeni taşındığını söyler. Kısa bir sohbetin ardından taraflar birbirlerine iyi dileklerde bulunarak ayrılır. Gençler, sosyal medyadan buldukları anlık bilgilerle hiç tanımadıkları bir yabancıyı, eski dost olduklarına kusursuz bir şekilde ikna etmeyi başarmış olur.

Netlog Medya

14,172 Aufrufe • vor 3 Monaten

Gazze’de gerçek ölü sayısı 193.000 ila 514.000 arası olabilir. Lütfen okuyun ve paylaşın. Filistinli yazar ve bu süreçte defalarca bizzat Gazze’de bulunmuş olan Susan Abulhawa’nın dilinden aktarıyorum. Gazze’de açıklanan 37.000 civarı ölü sayısı gerçek sayının yanından geçemiyor. Soykırımın ilk haftalarında düzenli olarak artan rakam, son aylarda, vahşet azalmamış olmasına rağmen adeta sabit kaldı. Peki neden? Öncelikle açıklanan sayılar, sadece direkt bombardımanlarda ölmüş ve sonra hastaneye girişi yapılmış kişilerden oluşuyor. Ailesi tarafından gömülen veya cesedi parçalandığı için kimliği tespit edilemeyen binlerce kişi bu sayılara dahil edilmiyor. İnsanlar, ölmüş yakınlarını hastaneye taşıyacak imkana sahip değiller. Tankların gölgesi altında ve maddi imkansızlıklar içindeler. O nedenle sevdiklerinin cenazelerini buldukları ilk yere gömmek zorunda kalıyorlar. Bu cenazeler, ölü sayısına dahil edilmiyor. İsrail Gazze’deki bütün hastaneleri hedef aldı. Bu da, hastanelerdeki sunucuların hiçbirisinin sağlıklı çalışmadığı anlamına geliyor. Dolayısıyla Gazze vatandaşlarına dair çok büyük miktarda veri zayi oldu ve yeni veriler girilemiyor. Bu da ölü sayısını hakkıyla tespit etmenin önüne geçiyor. Sadece doğrudan ateş altında ölenler sayıya dahil ediliyor dedik. Ama Gazze’de İsrail’in aylardır uyguladığı çok ağır bir abluka var. Dolayısıyla en basit ilaçlara bile ulaşım yok. Bu nedenle diyabet, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları ve kanser gibi kronik rahatsızlıkları olanlar, ilaca ulaşamadıkları için ölüyorlar. Bunlar da sayıya dahil edilmiyor. Abluka nedeniyle temiz suya ve hijyen ürünlerine ulaşım olmadığından Gazze’de türlü salgın hastalıklar baş gösterdi. Bu sebeple ölen binlerce insan da sayıya dahil edilmiyor. Bombardımanlarda yaralandıktan sonra, aslında kolayca iyileşecek iken tıbbi malzeme eksikliği yüzünden enfeksiyona yakalanan çok fazla sayıda insan oluyor. Bu enfeksiyonlar da sepsise ve ölüme yol açıyor. Bu ölümler de sayıya dahil değil. Açlık ve susuzluk nedeniyle ölen insanlar da bu sayıya dahil değil. Özellikle yenidoğan bebekler ve özel beslenmesi gereken hastalarda bu sebeple ölüm oranı çok yüksek ancak bu ölümler de ölü sayısına dahil edilemiyor. Enkaz altında kalan, İsrail tarafından kaçırılan, bir şekilde ölüsüne de dirisine de ulaşılamayan on binlerce insan bu sayıya dahil değil. VE İSRAİL BU KARGAŞANIN ORTASINDA ÇOCUK KAÇAKÇILIĞI YAPMAYA VE FİLİSTİNLİLERİN ORGANLARINI ÇALMAYA DEVAM EDİYOR. Mağdurların ise tabii ki sayısı belirsiz. Susan Abulhawa, İsrail’in uyguladığı bu etnik temizlik politikasının 7 Ekim’le alakası olmadığını ve Gazze’de 2006’dan beri uygulanan abluka ve yok etme politikasının devamı olduğunu söylüyor. Amaç ise Gazze’yi yerlilerinden tamamen arındırıp trilyonlarca dolar değerindeki gaz ve petrol yataklarına sahip olmak.

T.

155,651 Aufrufe • vor 2 Jahren

🔴 Ensar Heyeti Alimleri kurumu: Buradan tüm kabilelere ve aşiretlere, özellikle de komşu ülkelerdeki şeref ve hamiyet sahibi insanlara sesleniyoruz: Gazze için seferber olun! Bizler, kardeşlerimizin çağrısına icabet etmeye ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünneti doğrultusunda ön saflarda yer almaya hazır olduğumuzu bildiriyoruz. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” Gazze’nin içinde bulunduğu durum artık her sınırı aşmıştır. Açlıktan ve susuzluktan şehit olanları ekranlarda izliyoruz, ama elimizden bir yudum su ya da bir şişe ilaç ulaştırmak dahi gelmiyor. Bu, çağımızın utancı, tarihin yüz karası, ebedi bir leke hâline gelmiştir. Bu zulüm karşısında hiçbirimiz, ne dinen ne de insanlık adına, kıyamet gününde sorumluluktan muaf olamayız. Gazze halkı, 11 aydır açlıkla, kuşatmayla ve ölümle mücadele ediyor. Milyarı aşan ümmet ise, onları savaş silahları kadar etkili bir şekilde öldüren bu kuşatmayı kıramıyor. Hayat damarı olan sınır kapısı hâlâ kapalı; yiyecek ve ilaç geçişine izin verilmiyor. Sanki bir çocuğun susuzluktan can verişi ya da açlıktan kıvranan bir bebeğini kucaklayan annenin görüntüsü artık normalleşmiş gibi. Ebu Ubeyde’nin konuşması, sadece bir uyarı değil; bir ifşa idi. Suskunları, işbirlikçileri ortaya çıkardı ve hepimizi kıyamet günü için muhatap kıldı. Biz, şehitlerimizi ve mücahitlerimizi Rabbimizin huzurunda bize şefaatçi olmaları için umutla beklerken, üzerimize düşeni yapmazsak, belki de onların davacısı olacağı kişilerden oluruz. Buradan, İslam ülkelerindeki hükümetlere çağrımızdır: Gazze halkına yardım etmek isteyen ümmetin önünü açın! Daha önce Afgan cihadı ve başka cephelerde açtığınız bu kapıyı şimdi neden kapatıyorsunuz? Eğer karar gücünüz yoksa, bari sınır kapılarını açın ki açlıktan ve susuzluktan ölen kardeşlerimizi görebilelim. UNRWA (BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı) zaten açıklama yaptı: Ariş şehrinde bekletilen gıda yardımları, Gazze halkının üç aylık ihtiyacını karşılayacak düzeyde. Kapıları açın ki, bize bahane kalmasın! Hiç olmazsa, Gazze halkıyla birlikte biz de aç kalalım. Gazze halkının bu kadar korkunç bir kuşatma karşısında dimdik durduğunu ve çocuklarının şehadetine sevinirken, onların açlıktan ölmesine asla razı olmadığını gördük. İslam ülkelerinin hükümetlerini ve onların bünyesinde çalışan herkesi uyarıyoruz: Bu savaşta sergilediğiniz siyaset, İslam’daki dostluk ve düşmanlık bağlarını koparmakta ve sizi Allah’ın gazabına yaklaştırmaktadır. Çünkü Gazze’de her an yaşanan acı, açlık ve kuşatma, hem dünyada hem ahirette azabı üzerinize çekebilir. Bu hükümetlere hitabımız, yalnızca Allah katındaki mazeretimizi sunmak içindir. Zira son 700 gün boyunca hiçbir harekette bulunmadınız. Bu nedenle, başta komşu ülkelerdeki kabile ve aşiretlere sesleniyoruz: Suriye halkını destekleyen yiğit Arap aşiretlerinin yaptığı gibi, Gazze’ye de sahip çıkın! Ebu Ubeyde, konuşmasında sorumluluğu herkesin, özellikle de âlimlerin omuzlarına koydu. Biz de kardeşlerimizin çağrısına icabet etmek için ön saflarda olmaya hazırız. El-Ezher’in ilmi ve tarihî ağırlığı, onu bu konuda herkesten daha sorumlu kılıyor. Eminiz ki El-Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’in atacağı kararlı bir adım, bu kuşatmayı ya kıracak ya da en azından ümmetin liderleri ve âlimleri üzerindeki bireysel farz olan bu görevi yerine getirmiş olacaktır. Tarih, sizi İzzeddin bin Abdüsselam gibi kahramanların yanına yazmak için sayfalarını açmıştır, ey değerli imam. Aksi takdirde, cevabınızı hazırlayın; çünkü Ebu Ubeyde, hepimizi ilahî adaletin mahkemesine şikâyet etti. Allah’tan niyaz ederiz ki kardeşlerimizin üzerindeki bu sıkıntıyı gidersin ve bizleri bu konuda sebep olanlardan kılsın. Allah doğruya yöneltendir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salat ve selam, Efendimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına olsun.

Mahfil

50,804 Aufrufe • vor 1 Jahr

#12Eylül1980’de yapılan darbenin üzerinden 45 yıl geçti. Darbeler ve darbe girişimleri ülkemize çok şey kaybettirdi. Yakın dönem Türk tarihini tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, bugün yaşadığımız problemlerin ve pek çok alanda geri kalmışlığımızın nedenlerinin ilk sıralarında, darbelerin, darbe girişimlerinin ve ara rejimlerin geldiği sonucuna ulaşıyoruz. 12 Eylül 1980 tarihini, ülkemizin ve milletimizin yaşadığı karanlık günlerinden biri olarak hatırlıyoruz. 12 Eylül Darbesi, “öncesi”, “darbe dönemi” ve “sonrası”yla, şartları oluşturulmuş bir darbedir. O döneme dair pek çok provokasyon, suç ve komplo, bugün hala aydınlatılamadı. Türkiye’nin yabancı istihbarat örgütlerinin oyun alanına döndüğü ve binlerce evladını kaybettiği dönemin mağduriyetlerinin yanında, o dönemde bünyemize sokulan ve bedellerini hala ödediğimiz hastalıkların, “din, mezhep, bölge, ideolojik ve etnik kökenlere dair farklılıkların çatışma zemini haline getirilmesi”, bugün hala tamamı ile çözemediğiniz problemler olarak önümüzde duruyor. 12 Eylül günü, Türkiye’de, anayasa ve hukukun yanında, millet iradesi, demokrasi, insan hakları askıya alındı. Yaşadığımız ara dönemden sonra Türkiye, ABD ve Avrupa için hiçbir kuralı, kısıtlaması, barajı olmayan bir “açık pazar” haline dönüştü. “Yunanistan’ın NATO’ya dönüşü” örneği gibi, bugün hepimizin “aleyhimize” olduğuna dair görüş birliği içinde olduğumuz, dış politikaya dair, çok sayıda, ekonomik, askeri ve siyasi karara imza atıldı, büyük tavizler verildi. Türkiye çok uzun bir dönem, siyasi, ekonomik, askeri ve sosyal istikameti ABD tarafından belirlenen bir ülkeye dönüştürüldü. Siyasi tutuklulara uygulanan işkence uzun yıllar devam etti. Bugün için belki inanması zor gibi geliyor ama Mamak Askeri Cezaevi’ndeki sistematik ve ağır işkencelerin bitirilmesi için, tutuklu aileleri ile birlikte, Türkiye’nin başkentinde, Ankara’da açlık grevi yaptığımızda, tarihler 1987’yi gösteriyordu 12 Eylül’den sonra bizi en çok yıpratan hususlardan biri, o dönemden bize miras kalan, suni, yıkıcı, zaman zaman şiddetle kaşınarak kanatılan ve hala yaraları kapanmayan; Alevi – Sünni, dindar – laik, Türk - Kürt çatışmaları oldu. Hain ve kanlı terör örgütü PKK, o dönemin sonuçlarından biri olarak, hala, vatandaşlarımızın hayatlarını, milletimizin kaynaklarını, ekonomimizi, huzurumuzu, güvenliğimizi, sosyal barışı, dış ilişkilerimizi tahrip etmeye devam ediyor. Millet olarak ciddi bir muhasebeye, camia olarak ise hatıralarımızı yaşatmaya, hatıralarımıza sarılmaya, ortak hikayemiz, ortak acılarımız, ortak sevdalarımız, ortak ideallerimizin etrafında bir araya gelmeye ihtiyacımız var. 12 Eylül’ün 45. yılında, 12 Eylül öncesinde, alçakça, haince, vahşice şehit edilen tüm dava arkadaşlarımızı; darbecilerin, hukuksuz ihtilal mahkemeleri aracılığıyla şehit ettikleri, Mustafa Pehlivanoğlu’nu, Cevdet Karakaş’ı, İsmet Şahin’i, Fikri Arıkan’ı, Cengiz Baktemur’u, Ali Bülent Okan’ı, Ahmet Kerse’yi, Halil Esendağ’ı, Selçuk Duracık’ı; işkencelerde ve ağır cezaevi şartlarında şehit edilen tüm dava arkadaşlarımız ile 12 Eylül öncesinde,darbe mahkemelerinde, cezaevlerinde, 12 Eylül sonrasında, hep Ülkücü Hareket’in yüz akı ve gururu olmuş, rahmetli şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve merhum Alparslan Türkeş’i de sevgiyle, saygıyla, hasretle, rahmetle ve minnetle yad ediyorum. Ruhları şâd, mekanları cennet, makamları âli olsun.

Mustafa Destici

43,328 Aufrufe • vor 1 Jahr

Elektrikli Araçlarda Bayram Yoğunluğu. Bayram tatilinin başlamasıyla birlikte elektrikli otomobil kullanıcılarının en çok dile getirdiği sorunlardan biri yeniden gündeme geldi:Bayramlarda şarj istasyonlarında yaşanan yoğunluk. Sorunun bir diğer boyutu ise kullanıcı alışkanlıkları. Birçok sürücü, hızlı şarjın en verimli olduğu %10–%80 aralığı yerine aracı %100’e kadar şarj etmekte ısrar ediyor. Bu durum şarj sürelerini ciddi şekilde uzatarak istasyonlardaki bekleme sürelerini artırıyor ve yoğunluğu daha da büyütüyor. Tatil dönemlerinde artan trafikle birlikte birçok kullanıcı, hızlı şarj istasyonlarında sıra beklemek zorunda kalırken, bu durum elektrikli araçlara yönelik algıyı da doğrudan etkiliyor. Bugün 380 ila 450 kilometre arası gerçek kullanım menzili sunan elektrikli araçlar, uzun yol için teknik olarak yeterli kabul ediliyor. Yaklaşık 3-3,5 saatlik sürüş sonrası verilecek 20 dakikalık bir şarj molası, doğru planlama ve yaygın istasyon ağı ile pratik bir çözüm sunabiliyor. Buradaki temel fark ise kullanıcı alışkanlıklarında ortaya çıkıyor. Benzinli araç sahipleri hiçbir zaman araçlarını tek depo ile 1.000 kilometre gitme şartıyla seçmezken, ihtiyaç duyduklarında kolayca erişebildikleri akaryakıt istasyonları sayesinde konforlu bir deneyim yaşıyor. Elektrikli araçlarda da benzer bir konforun sağlanabilmesi için hızlı, yaygın ve güvenilir şarj altyapısının oluşturulması kritik önem taşıyor. Öte yandan küresel enerji piyasalarında yaşanan gelişmeler de dikkat çekiyor. Özellikle İngiltere’de benzin tüketimini azaltmaya yönelik hız sınırı uygulamaları ve olası kısıtlamalar gündeme gelirken,petrol ve doğalgaz tarafında arz sıkıntısı riski devam ediyor. Bu gelişmeler, elektrikli araçların uzun vadeli önemini daha da artıran unsurlar arasında gösteriliyor. Elektrikli otomobillerin bugün yaşadığı süreç, aslında otomotiv tarihinin erken dönemlerine benzetiliyor. İçten yanmalı motorlu araçların ilk yıllarında da yakıt altyapısının yetersizliği büyük bir sorunken, zamanla yapılan yatırımlar bu problemi ortadan kaldırmıştı. Benzer bir dönüşümün elektrikli araçlar için de yaşanması bekleniyor. Burada en kritik rol, kamu politikaları ve teşvik mekanizmalarında. ÖTV gibi vergi düzenlemelerinde geri adım atılmasa bile, şarj altyapısına yatırım yapan şirketlere sağlanacak yeni teşvikler ve ayrıcalıklar, ekosistemin hızla gelişmesini sağlayabilir. Doğru planlama ve güçlü yatırımlarla birlikte, bu geçiş sürecinin önümüzdeki yıllarda çok daha sorunsuz hale gelmesi bekliyoruz. #TOGG #SARJ #BAYRAM #TRAFİK

Togg Team Türkiye

17,062 Aufrufe • vor 6 Monaten