正在加载视频...

视频加载失败

🔴İngiltere’de Açlık Grevi Devam Ediyor 🔻Gazze protestoları sebebiyle mahkeme ve yargılama olmadan hapsedilen gençlerin açlık grevi kritik noktaya ulaştı. 🔻1981’de İrlandalı siyasi tutsakların açlık grevinden beri İngiltere’de bu bir ilk. FLOOD👇

22,071 次观看 • 8 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

Corc Abdullah'ın hücresine ilk kez kamera girdi! Fransız-Filistinli avukat ve Avrupa Parlamentosu üyesi Rima El Hassan, Abdullah'ı tutulduğu hücrede ziyaret etti. Şöyle diyor Abdullah: "Kadınlar, erkekler ve yoldaşlar başka bir gelecek için mücadele ettiği sürece, katliamların, soykırımların ve bunların meşrulaştırılmasının hüküm sürdüğü bu gerçekliği değiştirme ihtimali var demektir." Fransız kaynaklardan okuduğum bir başka bilgiye göre; Abdullah'a yaptığı direniş eylemlerinden ötürü pişmanlık duyduğu ve özür dilediği bir dilekçe imzalatmaya çalışmışlar yine, Abdullah ise reddetmiş. Bu belge onun hemen serbest bırakılmasını sağlar. Fakat o, duruşundan ve direnişinden bir adım bile geri atmayan sağlam bir devrimci olduğu için buna asla yanaşmadı. 40 yıldır esir tutulan, hayatını Filistin mücadelesine adayan Lübnanlı devrimci Corc Abdullah'ın duruşması 20 Şubat'ta görülecek. 6 Aralık'ta Lübnan'a sınır dışı edilmesi şartıyla tahliye edilmesine karar verilmiş, fakat Fransa Terörle Mücadele Savcılığı'nın itirazı üzerine tahliyesi durdurulmuştu. Bu duruşmada yine aynı şekilde şartlı tahliye kararı çıkabilir. Corc Abdullah, Avrupa'nın en uzun süre hapsedilen tutsağı. 1984'te tutuklandı, 1999'da ülkeyi terk etme koşuluyla serbest bırakılması gerekiyordu. Fakat 25 yıldır keyfi bir şekilde adeta rehin tutuluyor. Tutsaklığı boyunca sürekli direnişini sürdürdü, hatta işgal hapishanelerinde açlık grevi başlatan Filistinliler için de defalarca açlık grevi eylemleri yaptı. 6 Aralık'ta tahliye kararı sonrası şu mesajı göndermişti: "Serbest bırakılmam, dünyadaki koşullar ve halkların hak ve özgürlüklerine yönelik tekrarlanan saldırılar dikkate alındığında küçük bir detaydır. Bugün Fransa'daki en yüksek yargı makamı, İsrail'in soykırım yaptığı gerçeğini küçümsüyor. İsraillilerin ve Amerikalıların Gazze ve Lübnan'da işledikleri suç da tam olarak budur. Sözlerimden ve inandıklarımdan asla vazgeçmeyeceğim ve ömür boyu bu pozisyonda kalacağım." #FreeGeorgesAbdallah

eemreorman

50,686 次观看 • 1 年前

Ovacık Belediyesinin önündeyiz. 🔴 Kayyum uygulaması halk iradesinin gaspıdır, demokrasiye karşı darbedir. 🔴 Adalet ve Kalkınma Partisi bir siyasal tercih olarak; parlamentodan geçiremediği, şeytanın bile aklına gelmeyecek, 1980'de darbecilerin bile aklına gelmemiş bir düzenlemeyi 15 Temmuz Darbe Girişimini fırsat bilerek mevzuata soktu. 🔴 Bu belediye Ovacık halkınındır. Bu bariyerleri kaldıracağız, Ovacık Belediyesi'nin bu şekilde tutuklanmasını, halktan soyutlanmasını kabul etmiyoruz. 🔴 Bizim belediye başkanımızın işlediği herhangi bir suç yok. O mahkeme kararını da buradan ben Sezgin Tanrıkulu olarak söylüyorum; TANIMIYORUZ. 🔴 Bu kararların nerede verildiğini, nasıl, adil bir yargılama olmadığını, soruşturmanın talimatla başlatıldığını biliyoruz. 🔴 Anayasada masumiyet karinesi var. Hiç kimse kesinleşmiş bir hüküm olmadan suçlanamaz, hükümlü olarak kabul edilemez. Üç gün önce talimatla karar vereceksiniz, gerekçeli kararı yazılmadan, istinafı beklemeden, Yargıtay'ı beklemeden halkın iradesine el koyacaksınız. 🔴 Bu açıkça siyasi darbedir. Darbe sadece tankla topla, uçakla yapılmaz; ele geçirdikleri sivil iradeyle Anayasaya aykırı davranmak da siyasi darbedir. 🔴 Bu darbeye karşı halkımızla mücadele etmeye devam edeceğiz. Ovacık halkıyla dayanışma içerisinde olacağız. Bugün Ovacık Belediyesinin önündeki bu irade; aynı zamanda İzmir'in, Diyarbakır'ın, Van'ın, Trabzon'un da iradesidir. #Tunceli #Dersim #Ovacık #Kayyum #kayyumahayır #kayyumDarbesineHayir #KayyumDarbedir #KayyumGasptır

Sezgin Tanrıkulu

36,622 次观看 • 1 年前

🔴 Şüpheli sanıklar çok kritik sorulara cevap vermediler. Buradaki yargılama makamları hüküm kurarken sadece verilen cevaplar üzerinden değil, vermedikleri cevaplar üzerinden de bir vicdani kanaat oluşturup hüküm kuracaklar. 🔴 Son derece üzgünüm, duruşma salonunda kahredici bir ortam var. İnsanlar nasıl bu kadar canice, hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği biçimde bir çocuğun cesedini alırlar, saklarlar ve bulunmasını engellerler… 🔴 Bir çocuğun cesedini almış, torbaya koymuş, saklamış ve sonra gitmiş peynir almış, namaz kılmış, 18 gün boyunca arama faaliyetlerine katılmış. Böyle bir canilik yok gerçekten. Olayın failiyle ilgili bir açıklık da yok. 🔴 Diyarbakır Barosu'un avukatları bu dosyaya iyi hazırlanmıştı. Çok yetkin avukat arkadaşlarımız her bir şüpheli, her bir sanığın ifadelerine ayrı ayrı çalışmışlar. Nerede, ne söylemiş, o çelişkileri şimdi çapraz sorguyla soruyorlar ve birçok da çelişki ortaya çıkıyor. 🔴 Hepimizin merak ettiği; bu canice olayın nedeni ne? Bunlar da henüz aydınlanmadı. İddianamenin hızla hazırlanmış olmasının nedeni de bu şüphelilerin, ağırlaştırılmış müebbet alacakları kanaatiyle gerçekleri itiraf etmelerini sağlamak olabilir. 🔴Bu olayda ben ilk gün oradaydım. Olay yerini gördükten sonra Narin'in köy içerisinde kaybedildiği konusunda kanaate vardım. Bende bu görüş oluşuyorsa kolluk makamlarının da öncelikle oluşması lazımdı. Dolayısıyla da dijital kayıtlara hemen el konulması lazımdı. 🔴 Maddi deliler bakımından; kan izleri var, evde kan izi var. Ondan sonra ısırık izi var. Bunlardan zamanında bulgu alınsaydı, böyle bir şüpheyle hareket edilmiş olsaydı birçok maddi kanıta ilk baştan ulaşılmış olacaktı. 19 gün boyunca bir çocuğun cesedi bir köyde bulunamadı. Yani bu kadar çok kamera kaydı var. Kamera kayıtlarına 18 gün sonra ulaşıldı. 🔴Nevzat da, Narin’in abisi de, annesi de çok kritik sorulara cevap vermediler. Abisi Enes ile annesinin arasında birçok çelişki ortaya çıktı; saat bakımından, tanıklıklar bakımından, belgeler bakımından, beyanlar bakımından birçok aykırılıklar ortaya çıktı. 🔴Bana göre hüküm kurmaya da götürebilecek kuvvetli deliller var. Bundan sonra da tanıklar dinlenecek. Daha diğer soruşturma, ayrılan dosyanın soruşturması henüz devam ediyor, orada da toplanacak deliller var. 🔴 Benim son yıllarda gördüğüm adil yargılama kriterlerine en yakın adil bir yargılama yapılıyor diyebilirim. Mahkeme Başkanının müdahil tarafa, sanık tarafına, izleyicilere tutumu; adil, savunma hakkına özen gösteren tarzda ilerliyor. 🔴 Bence bu teknik deliller üzerinde zaman geçtikçe-o zaman da çok uzun değil-başka beyanlarla karşı karşıya kalabiliriz. #Narin #narininķatillerinibulun #NarinGüran #nariniçinadalet #NarinHepimizinDavası #NarinDavasıHepimizin #NevzatBahtiyar #SalimGüran

Sezgin Tanrıkulu

110,559 次观看 • 1 年前

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Mardin Mitingindeki konuşmalarından... ▪ Gazze başta olmak üzere etrafımızdaki çatışmalar sebebiyle bu Ramazan-ı Şerif'e de buruk girdik. Gönül coğrafyamızın dört bir yanında maalesef acı, dram ve istikrarsızlık hâkim… ▪ Komşumuz Suriye, tam 13 yıldır huzura, barışa hasret kaldı. Diğer komşumuz Irak’ta, etnik ve mezhebi gerilimler devam ediyor. Rusya-Ukrayna arasındaki kanlı savaş üçüncü yılına girdi. Tüm bu krizlere, Ekim ayında terör devleti İsrail’in, Gazze’ye yönelik vahşi saldırıları eklendi. ▪ Türkiye olarak, ilk günden beri Filistin’e en çok destek veren, İsrail’e en sert tepkiyi gösteren ülkelerden biriyiz. Türkiye’nin, Filistin davasına verdiği güçlü desteğin şahidi, bizzat Filistinli kardeşlerimizdir. ▪ İçimizdeki bazı cahiller bilmese de; Tayyip Erdoğan’ın dik ve dirayetli duruşunu, mazlum Gazze halkı çok iyi biliyor. Çünkü biz, Filistinli kardeşlerimizin hak ve hukuk mücadelesini 7 Ekim’de keşfetmedik. Gençlik yıllarımızdan beri biz bu mücadelenin içindeyiz. ▪ Yarım asırlık siyasi hayatımızın her aşamasında Filistin’i savunduk, Filistin davasına sahip çıktık. Ömrümüzü adadığımız ve ağır bedeller ödediğimiz böyle bir konuda, son dönemde kimi çevrelerin mesnetsiz ifadelerine rastlıyoruz. ▪ Her kim, bu milletin Gazze ve Filistin davasındaki gayretini sorguluyorsa, açıkça kendi insanına hakaret ediyor demektir. Her kim, doğruluğuna yanlışlığına bakmadan 'hiçbir şey yapmadılar' diyorsa, alenen iftira atıyor demektir. Bu tür asılsız ithamların, AK Parti ve Cumhur İttifakı’ndan oy koparmak amacıyla dillendirilmesi ise tam manasıyla utanç vericidir. ▪ 'Hamas terör örgütüdür' diyen CHP’nin listelerinden Meclis’e girenler, bilerek veya bilmeyerek CHP’nin seçim stratejisine hizmet edenler, kusura bakmasınlar ama Filistin konusunda bize ders veremezler. ▪ Hem 'Filistin’e ve Gazze’ye hiç yardım etmediler' diyeceksiniz, hem de AK Parti’nin ve Cumhur İttifakı’nın oylarını bölerek, Filistinli direnişçilere 'terörist' iftirası atanlara seçim kazandıracaksınız. Bunun adı tutarsızlıktır, basiretsizliktir, hırsını aklının önüne geçirmektir. ▪ Böyle bir vebalin altına hiçbir kardeşimin, AK Partiye ve Cumhur İttifakına gönül vermiş hiçbir vatandaşımın gireceğini düşünmüyorum. Bir dönem AK Parti’nin ve şahsımızın gölgesinde yürüyüp de verdiğimiz mücadeleleri değersizleştirme peşinde koşanlara 'veyl olsun' diyoruz. ▪ Ben tüm vatandaşlarımın sadece siyaseten değil, vicdanen de en doğru kararı vereceğine yürekten inanıyorum.

Fahrettin Altun

86,270 次观看 • 2 年前

Hiç tanımadıkları insanları yapay zeka ile trolleme akımı İngiltere’de tüm hızıyla devam ediyor? Plan ve Hazırlık Aşaması: Bir sosyal medya içerik üreticisi ve arkadaşı, süpermarkette daha önce hiç tanımadıkları orta yaşlı bir adamı gözlerine kestirirler. İlk olarak, yapay zekalı bir yüz tanıma uygulaması (Sherlock) kullanarak adamın gizlice fotoğrafını çekerler. Uygulama sayesinde adamın adının **Pete** olduğunu, sosyal medya hesaplarını ve **Amy** adındaki eşiyle olan fotoğraflarını saniyeler içinde bulurlar. Arkadaşlardan biri kamerayı sabit tutarken, diğeri de hedef şaşırtmak için adamın yakınında dolanır. Karşılaşma ve Kandırmaca Gerekli bilgileri topladıktan sonra, adam kasada sıradayken yanına giderek büyük bir coşkuyla sanki eski bir dostmuş gibi yaklaşırlar. Kamerayı tutan genç, adama doğrudan ismiyle **"Pete!"** diye seslenir. Pete ilk başta şaşırsa da, gençler rolleri çok inandırıcı oynadığı için neye uğradığını şaşırır. Gençler, inandırıcılığı artırmak için şu detayları devreye sokar: * Adamın soyadını (Burnish) doğru tahmin ederler. * Geçmişte bir gece kumarhanede birlikte çok eğlendiklerini ve Pete'in o gece **körkütük sarhoş (blacked out)** olduğunu söylerler. * Pete, sarhoş olduğu iddiasını duyunca olayı hatırlar gibi olur ve durumu tamamen kabullenip *"Evet!"* diyerek gülmeye başlar. * Hemen ardından kasada arkada duran eşini de ismiyle (**Amy**) çağırıp ona da sarılırlar. Hiç tanımadığı bu gençlerin kendisi ve eşi hakkındaki her şeyi (isimler, kumarhane geçmişi vb.) bildiğini gören Pete, duruma tamamen inanır. Gençlerin samimi tavırlarına aynı sıcaklıkla karşılık verir ve buraya yeni taşındığını söyler. Kısa bir sohbetin ardından taraflar birbirlerine iyi dileklerde bulunarak ayrılır. Gençler, sosyal medyadan buldukları anlık bilgilerle hiç tanımadıkları bir yabancıyı, eski dost olduklarına kusursuz bir şekilde ikna etmeyi başarmış olur.

Netlog Medya

14,172 次观看 • 2 个月前

Gazze’de gerçek ölü sayısı 193.000 ila 514.000 arası olabilir. Lütfen okuyun ve paylaşın. Filistinli yazar ve bu süreçte defalarca bizzat Gazze’de bulunmuş olan Susan Abulhawa’nın dilinden aktarıyorum. Gazze’de açıklanan 37.000 civarı ölü sayısı gerçek sayının yanından geçemiyor. Soykırımın ilk haftalarında düzenli olarak artan rakam, son aylarda, vahşet azalmamış olmasına rağmen adeta sabit kaldı. Peki neden? Öncelikle açıklanan sayılar, sadece direkt bombardımanlarda ölmüş ve sonra hastaneye girişi yapılmış kişilerden oluşuyor. Ailesi tarafından gömülen veya cesedi parçalandığı için kimliği tespit edilemeyen binlerce kişi bu sayılara dahil edilmiyor. İnsanlar, ölmüş yakınlarını hastaneye taşıyacak imkana sahip değiller. Tankların gölgesi altında ve maddi imkansızlıklar içindeler. O nedenle sevdiklerinin cenazelerini buldukları ilk yere gömmek zorunda kalıyorlar. Bu cenazeler, ölü sayısına dahil edilmiyor. İsrail Gazze’deki bütün hastaneleri hedef aldı. Bu da, hastanelerdeki sunucuların hiçbirisinin sağlıklı çalışmadığı anlamına geliyor. Dolayısıyla Gazze vatandaşlarına dair çok büyük miktarda veri zayi oldu ve yeni veriler girilemiyor. Bu da ölü sayısını hakkıyla tespit etmenin önüne geçiyor. Sadece doğrudan ateş altında ölenler sayıya dahil ediliyor dedik. Ama Gazze’de İsrail’in aylardır uyguladığı çok ağır bir abluka var. Dolayısıyla en basit ilaçlara bile ulaşım yok. Bu nedenle diyabet, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları ve kanser gibi kronik rahatsızlıkları olanlar, ilaca ulaşamadıkları için ölüyorlar. Bunlar da sayıya dahil edilmiyor. Abluka nedeniyle temiz suya ve hijyen ürünlerine ulaşım olmadığından Gazze’de türlü salgın hastalıklar baş gösterdi. Bu sebeple ölen binlerce insan da sayıya dahil edilmiyor. Bombardımanlarda yaralandıktan sonra, aslında kolayca iyileşecek iken tıbbi malzeme eksikliği yüzünden enfeksiyona yakalanan çok fazla sayıda insan oluyor. Bu enfeksiyonlar da sepsise ve ölüme yol açıyor. Bu ölümler de sayıya dahil değil. Açlık ve susuzluk nedeniyle ölen insanlar da bu sayıya dahil değil. Özellikle yenidoğan bebekler ve özel beslenmesi gereken hastalarda bu sebeple ölüm oranı çok yüksek ancak bu ölümler de ölü sayısına dahil edilemiyor. Enkaz altında kalan, İsrail tarafından kaçırılan, bir şekilde ölüsüne de dirisine de ulaşılamayan on binlerce insan bu sayıya dahil değil. VE İSRAİL BU KARGAŞANIN ORTASINDA ÇOCUK KAÇAKÇILIĞI YAPMAYA VE FİLİSTİNLİLERİN ORGANLARINI ÇALMAYA DEVAM EDİYOR. Mağdurların ise tabii ki sayısı belirsiz. Susan Abulhawa, İsrail’in uyguladığı bu etnik temizlik politikasının 7 Ekim’le alakası olmadığını ve Gazze’de 2006’dan beri uygulanan abluka ve yok etme politikasının devamı olduğunu söylüyor. Amaç ise Gazze’yi yerlilerinden tamamen arındırıp trilyonlarca dolar değerindeki gaz ve petrol yataklarına sahip olmak.

T.

155,455 次观看 • 2 年前

🔴 Ensar Heyeti Alimleri kurumu: Buradan tüm kabilelere ve aşiretlere, özellikle de komşu ülkelerdeki şeref ve hamiyet sahibi insanlara sesleniyoruz: Gazze için seferber olun! Bizler, kardeşlerimizin çağrısına icabet etmeye ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünneti doğrultusunda ön saflarda yer almaya hazır olduğumuzu bildiriyoruz. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” Gazze’nin içinde bulunduğu durum artık her sınırı aşmıştır. Açlıktan ve susuzluktan şehit olanları ekranlarda izliyoruz, ama elimizden bir yudum su ya da bir şişe ilaç ulaştırmak dahi gelmiyor. Bu, çağımızın utancı, tarihin yüz karası, ebedi bir leke hâline gelmiştir. Bu zulüm karşısında hiçbirimiz, ne dinen ne de insanlık adına, kıyamet gününde sorumluluktan muaf olamayız. Gazze halkı, 11 aydır açlıkla, kuşatmayla ve ölümle mücadele ediyor. Milyarı aşan ümmet ise, onları savaş silahları kadar etkili bir şekilde öldüren bu kuşatmayı kıramıyor. Hayat damarı olan sınır kapısı hâlâ kapalı; yiyecek ve ilaç geçişine izin verilmiyor. Sanki bir çocuğun susuzluktan can verişi ya da açlıktan kıvranan bir bebeğini kucaklayan annenin görüntüsü artık normalleşmiş gibi. Ebu Ubeyde’nin konuşması, sadece bir uyarı değil; bir ifşa idi. Suskunları, işbirlikçileri ortaya çıkardı ve hepimizi kıyamet günü için muhatap kıldı. Biz, şehitlerimizi ve mücahitlerimizi Rabbimizin huzurunda bize şefaatçi olmaları için umutla beklerken, üzerimize düşeni yapmazsak, belki de onların davacısı olacağı kişilerden oluruz. Buradan, İslam ülkelerindeki hükümetlere çağrımızdır: Gazze halkına yardım etmek isteyen ümmetin önünü açın! Daha önce Afgan cihadı ve başka cephelerde açtığınız bu kapıyı şimdi neden kapatıyorsunuz? Eğer karar gücünüz yoksa, bari sınır kapılarını açın ki açlıktan ve susuzluktan ölen kardeşlerimizi görebilelim. UNRWA (BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı) zaten açıklama yaptı: Ariş şehrinde bekletilen gıda yardımları, Gazze halkının üç aylık ihtiyacını karşılayacak düzeyde. Kapıları açın ki, bize bahane kalmasın! Hiç olmazsa, Gazze halkıyla birlikte biz de aç kalalım. Gazze halkının bu kadar korkunç bir kuşatma karşısında dimdik durduğunu ve çocuklarının şehadetine sevinirken, onların açlıktan ölmesine asla razı olmadığını gördük. İslam ülkelerinin hükümetlerini ve onların bünyesinde çalışan herkesi uyarıyoruz: Bu savaşta sergilediğiniz siyaset, İslam’daki dostluk ve düşmanlık bağlarını koparmakta ve sizi Allah’ın gazabına yaklaştırmaktadır. Çünkü Gazze’de her an yaşanan acı, açlık ve kuşatma, hem dünyada hem ahirette azabı üzerinize çekebilir. Bu hükümetlere hitabımız, yalnızca Allah katındaki mazeretimizi sunmak içindir. Zira son 700 gün boyunca hiçbir harekette bulunmadınız. Bu nedenle, başta komşu ülkelerdeki kabile ve aşiretlere sesleniyoruz: Suriye halkını destekleyen yiğit Arap aşiretlerinin yaptığı gibi, Gazze’ye de sahip çıkın! Ebu Ubeyde, konuşmasında sorumluluğu herkesin, özellikle de âlimlerin omuzlarına koydu. Biz de kardeşlerimizin çağrısına icabet etmek için ön saflarda olmaya hazırız. El-Ezher’in ilmi ve tarihî ağırlığı, onu bu konuda herkesten daha sorumlu kılıyor. Eminiz ki El-Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’in atacağı kararlı bir adım, bu kuşatmayı ya kıracak ya da en azından ümmetin liderleri ve âlimleri üzerindeki bireysel farz olan bu görevi yerine getirmiş olacaktır. Tarih, sizi İzzeddin bin Abdüsselam gibi kahramanların yanına yazmak için sayfalarını açmıştır, ey değerli imam. Aksi takdirde, cevabınızı hazırlayın; çünkü Ebu Ubeyde, hepimizi ilahî adaletin mahkemesine şikâyet etti. Allah’tan niyaz ederiz ki kardeşlerimizin üzerindeki bu sıkıntıyı gidersin ve bizleri bu konuda sebep olanlardan kılsın. Allah doğruya yöneltendir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salat ve selam, Efendimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına olsun.

Mahfil

50,739 次观看 • 1 年前

#12Eylül1980’de yapılan darbenin üzerinden 45 yıl geçti. Darbeler ve darbe girişimleri ülkemize çok şey kaybettirdi. Yakın dönem Türk tarihini tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, bugün yaşadığımız problemlerin ve pek çok alanda geri kalmışlığımızın nedenlerinin ilk sıralarında, darbelerin, darbe girişimlerinin ve ara rejimlerin geldiği sonucuna ulaşıyoruz. 12 Eylül 1980 tarihini, ülkemizin ve milletimizin yaşadığı karanlık günlerinden biri olarak hatırlıyoruz. 12 Eylül Darbesi, “öncesi”, “darbe dönemi” ve “sonrası”yla, şartları oluşturulmuş bir darbedir. O döneme dair pek çok provokasyon, suç ve komplo, bugün hala aydınlatılamadı. Türkiye’nin yabancı istihbarat örgütlerinin oyun alanına döndüğü ve binlerce evladını kaybettiği dönemin mağduriyetlerinin yanında, o dönemde bünyemize sokulan ve bedellerini hala ödediğimiz hastalıkların, “din, mezhep, bölge, ideolojik ve etnik kökenlere dair farklılıkların çatışma zemini haline getirilmesi”, bugün hala tamamı ile çözemediğiniz problemler olarak önümüzde duruyor. 12 Eylül günü, Türkiye’de, anayasa ve hukukun yanında, millet iradesi, demokrasi, insan hakları askıya alındı. Yaşadığımız ara dönemden sonra Türkiye, ABD ve Avrupa için hiçbir kuralı, kısıtlaması, barajı olmayan bir “açık pazar” haline dönüştü. “Yunanistan’ın NATO’ya dönüşü” örneği gibi, bugün hepimizin “aleyhimize” olduğuna dair görüş birliği içinde olduğumuz, dış politikaya dair, çok sayıda, ekonomik, askeri ve siyasi karara imza atıldı, büyük tavizler verildi. Türkiye çok uzun bir dönem, siyasi, ekonomik, askeri ve sosyal istikameti ABD tarafından belirlenen bir ülkeye dönüştürüldü. Siyasi tutuklulara uygulanan işkence uzun yıllar devam etti. Bugün için belki inanması zor gibi geliyor ama Mamak Askeri Cezaevi’ndeki sistematik ve ağır işkencelerin bitirilmesi için, tutuklu aileleri ile birlikte, Türkiye’nin başkentinde, Ankara’da açlık grevi yaptığımızda, tarihler 1987’yi gösteriyordu 12 Eylül’den sonra bizi en çok yıpratan hususlardan biri, o dönemden bize miras kalan, suni, yıkıcı, zaman zaman şiddetle kaşınarak kanatılan ve hala yaraları kapanmayan; Alevi – Sünni, dindar – laik, Türk - Kürt çatışmaları oldu. Hain ve kanlı terör örgütü PKK, o dönemin sonuçlarından biri olarak, hala, vatandaşlarımızın hayatlarını, milletimizin kaynaklarını, ekonomimizi, huzurumuzu, güvenliğimizi, sosyal barışı, dış ilişkilerimizi tahrip etmeye devam ediyor. Millet olarak ciddi bir muhasebeye, camia olarak ise hatıralarımızı yaşatmaya, hatıralarımıza sarılmaya, ortak hikayemiz, ortak acılarımız, ortak sevdalarımız, ortak ideallerimizin etrafında bir araya gelmeye ihtiyacımız var. 12 Eylül’ün 45. yılında, 12 Eylül öncesinde, alçakça, haince, vahşice şehit edilen tüm dava arkadaşlarımızı; darbecilerin, hukuksuz ihtilal mahkemeleri aracılığıyla şehit ettikleri, Mustafa Pehlivanoğlu’nu, Cevdet Karakaş’ı, İsmet Şahin’i, Fikri Arıkan’ı, Cengiz Baktemur’u, Ali Bülent Okan’ı, Ahmet Kerse’yi, Halil Esendağ’ı, Selçuk Duracık’ı; işkencelerde ve ağır cezaevi şartlarında şehit edilen tüm dava arkadaşlarımız ile 12 Eylül öncesinde,darbe mahkemelerinde, cezaevlerinde, 12 Eylül sonrasında, hep Ülkücü Hareket’in yüz akı ve gururu olmuş, rahmetli şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve merhum Alparslan Türkeş’i de sevgiyle, saygıyla, hasretle, rahmetle ve minnetle yad ediyorum. Ruhları şâd, mekanları cennet, makamları âli olsun.

Mustafa Destici

43,328 次观看 • 11 个月前

Elektrikli Araçlarda Bayram Yoğunluğu. Bayram tatilinin başlamasıyla birlikte elektrikli otomobil kullanıcılarının en çok dile getirdiği sorunlardan biri yeniden gündeme geldi:Bayramlarda şarj istasyonlarında yaşanan yoğunluk. Sorunun bir diğer boyutu ise kullanıcı alışkanlıkları. Birçok sürücü, hızlı şarjın en verimli olduğu %10–%80 aralığı yerine aracı %100’e kadar şarj etmekte ısrar ediyor. Bu durum şarj sürelerini ciddi şekilde uzatarak istasyonlardaki bekleme sürelerini artırıyor ve yoğunluğu daha da büyütüyor. Tatil dönemlerinde artan trafikle birlikte birçok kullanıcı, hızlı şarj istasyonlarında sıra beklemek zorunda kalırken, bu durum elektrikli araçlara yönelik algıyı da doğrudan etkiliyor. Bugün 380 ila 450 kilometre arası gerçek kullanım menzili sunan elektrikli araçlar, uzun yol için teknik olarak yeterli kabul ediliyor. Yaklaşık 3-3,5 saatlik sürüş sonrası verilecek 20 dakikalık bir şarj molası, doğru planlama ve yaygın istasyon ağı ile pratik bir çözüm sunabiliyor. Buradaki temel fark ise kullanıcı alışkanlıklarında ortaya çıkıyor. Benzinli araç sahipleri hiçbir zaman araçlarını tek depo ile 1.000 kilometre gitme şartıyla seçmezken, ihtiyaç duyduklarında kolayca erişebildikleri akaryakıt istasyonları sayesinde konforlu bir deneyim yaşıyor. Elektrikli araçlarda da benzer bir konforun sağlanabilmesi için hızlı, yaygın ve güvenilir şarj altyapısının oluşturulması kritik önem taşıyor. Öte yandan küresel enerji piyasalarında yaşanan gelişmeler de dikkat çekiyor. Özellikle İngiltere’de benzin tüketimini azaltmaya yönelik hız sınırı uygulamaları ve olası kısıtlamalar gündeme gelirken,petrol ve doğalgaz tarafında arz sıkıntısı riski devam ediyor. Bu gelişmeler, elektrikli araçların uzun vadeli önemini daha da artıran unsurlar arasında gösteriliyor. Elektrikli otomobillerin bugün yaşadığı süreç, aslında otomotiv tarihinin erken dönemlerine benzetiliyor. İçten yanmalı motorlu araçların ilk yıllarında da yakıt altyapısının yetersizliği büyük bir sorunken, zamanla yapılan yatırımlar bu problemi ortadan kaldırmıştı. Benzer bir dönüşümün elektrikli araçlar için de yaşanması bekleniyor. Burada en kritik rol, kamu politikaları ve teşvik mekanizmalarında. ÖTV gibi vergi düzenlemelerinde geri adım atılmasa bile, şarj altyapısına yatırım yapan şirketlere sağlanacak yeni teşvikler ve ayrıcalıklar, ekosistemin hızla gelişmesini sağlayabilir. Doğru planlama ve güçlü yatırımlarla birlikte, bu geçiş sürecinin önümüzdeki yıllarda çok daha sorunsuz hale gelmesi bekliyoruz. #TOGG #SARJ #BAYRAM #TRAFİK

Togg Team Türkiye

17,028 次观看 • 5 个月前

İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı'nda Fahrettin Altun'un konuşması üzerine... ▪ Öncelikle şunun altını çizmek gerekir: Gazze'deki katliam ve soykırım ile ilgili İİT'nin yapacağı olağanüstü toplantı, enformasyon bakanları ile değil ordu komutanları ile yapılmalıydı. Zira Gazze halkı; Türkiye, Arap rejimleri ve diğer İslam beldelerinin yönetimlerinden katliam ve soykırım ile ilgili enformasyon yapmalarını değil Gazze'yi kurtarmak için harekat başlatmalarını bekliyor. ▪ Filistin Müslümanların imtihanıdır evet. Ancak şunun da açıkça söylenmesi gerekir: Bu imtihanda sınıfta kalanlar Müslümanlar değil bu tür boş toplantılar ile Müslümanları oyalayan 57 ülkenin yöneticileridir. ▪ "Kudüs işgal altındadır." sözü basitçe ortaya söylenen bir söz olmamalıdır. Bu sözün bir muhatabı olmalı. Kudüs işgal altıda ise bu işgali gerçekleştiren varlığa "devlet" nazarı ile bakılmamalıdır. Ne var ki Fahrettin Altun'un temsil ettiği Türkiye ve İİT'nin neredeyse tüm üye ülkeleri işgalci "İsrail" ile devletlerarası ilişkiyi sürdürmektedir. ▪ "İsrail" zulmü 7 Ekim ile başlamadı 1948 ile başladı evet. Bu işgalci varlığı ilk tanıyan devlet de Türkiye'dir hala da tanımaya devam etmektedir. Hatta Türkiye 7 Ekim ile akamete uğrayan normalleşmelerin yeniden hayat bulmasını dört gözle beklemektedir. ▪ Fahrettin Altun şöyle diyor: "İsrail" ve onu destekleyen küresel güçler sadece bölgesel değil, küresel barış, huzur ve adalete kastetmiştir." Bu söz doğrudur ama hem eksiktir hem de yeri yanlıştır. Zira bu küresel güçlerin sadık ortakları ve sömürge aparatları o salonda bulunan 57 ülkenin yönetimleridir. ▪ Uluslararası hukuk ve teamüllere aykırı davranan işgalci "İsrail"e ne Lahey'deki Uluslararası Ceza Divanı ne de Uluslararası Ceza Mahkemesi hesap soramaz. Zira bu mahkemeler küresel sömürü düzeninin bir parçasıdır. "İsrail"in anlayacağı dil savaş dilidir o da cihattır. Hülasa; Gazze ve tüm Filistin'deki işgal, katliam ve soykırım ile ilgili artık sözün bittiği yerdeyiz. 31 Mart'ta yapılacak belediye seçimlerinin gündemi kadar Türkiye medyasında gündem edilmeyen Gazze sizden samimiyet bekliyor. Sayın Fahrettin Altun eğer ki enformasyon yapacaksanız bu tür lansmanı güçlü ama içi boş toplantılarda konuşmayın, Gazze'deki açlık ve ölüm halini 24 saat gündem yapmaları için başta TRT olmak üzere bütün TV kanallarının yöneticilerine konuşun. Sizin imtihanınız bu ve bunu siz yapabilirsiniz. Liderlerin imtihanı daha büyük tabi, onlar için konuşma zamanı değil harekete geçme zamanı... Keşke bilseler de amel etseler...

Mahmut KAR

22,496 次观看 • 2 年前

Tarihçi Prof Dr.Justin McCarthy’nin "Ölüm ve Sürgün Osmanlı Müslümanlarının Etnik Kıyımı 1821-1922 kitabından : 1821 Yunan İsyanı’yla başlayan 101 yıllık süreçte 5,5 MİLYON Osmanlı Müslümanı (çoğunlukla Türk) katledildi. 5 milyondan fazlası da sürgün yollarında açlık, hastalık ve saldırılarla yok oldu. Toplam 10 milyondan fazla Müslüman Türk bu soykırımla yok edildi. Her şey 1821 Yunan İsyanı ile başladı. Mora Yarımadası’nda (Peloponez) Türk/Müslüman sivil halk hedef alındı.Sadece Tripoliçe Katliamında 3 günde 35000 Türk kadın, çocuk, yaşlı demeden katledildi, köyler yakıldı. Esir almak yasaktı. Atlar Türk cesetlerini çiğnedi. Bu isyan, sadece bağımsızlık değil, Türkleri yok etme hareketinin ilk adımı oldu. Diğer isyanlara da örnek oldu.Teslim almak yoktu! Yunan milli marşında Türk katliamları gururla anlatılmaktadır. Ama utanmadan Türkler'e barbar derler. 93 Harbi (1877-78), Balkan Savaşları (1912-13) ve sonrası… Yanmış köyler, muhacir kervanları, toplu ölümler… Balkan Savaşları’nda yalnız Osmanlı Avrupa’sındaki Müslüman nüfusun %27’si öldü. Bu, modern Avrupa tarihinin en yüksek sivil ölüm oranıydı. Milyonlarca insan “batı Avrupa büyüklüğünde” bir coğrafyadan silindi. Biz ise bu Türk soykırımını Dünya'ya anlatmıyoruz. Bu büyük ölüm ve sürgün dalgası 1922’de Atatürk’ün önderliğindeki Büyük Zafer ile Anadolu’da sona erdi. ATATÜRK sadece ülkeyi kurtarmadı, Türk neslini de kurtardı!' "Bu sözler. Prof. Justin McCarthy'ye ait: 'ATATÜRK olmasaydı, Türk belki Özbekistan'da olurdu ama Trakya ve Anadolu'da kalmazdı. 100 yılda tüm civar büyük coğrafyadan sürülmüş ve katledilmiş Türklerin Konya Ovası'ndan sürülmeleri ve atılmaları ne kadar sürerdi sanıyorsunuz?' Ve Amerikalı tarihçi devam ediyor: '...Ne Türk ne de Türkiye kalırdı. Mustafa Kemal sadece ülkeyi kurtarmadı, Türk neslini de kurtardı!

KABAC 𐱅𐰇𐰼𐰰 🇹🇷

44,369 次观看 • 3 个月前