Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

İpek Çiçek, katıldığı programda “Hayran olduğun oyuncular kimler?” sorusuna Serenay Sarıkaya yanıtını verdi♥️ “Serenay benim iş disiplinine şahitlik ettiğim için çok mutlu olduğum bir kadın. Onu çok seviyorum ve çok beğeniyorum. Ondan çok şey öğrendim, gözlemleyerek.”✨

14,878 görüntüleme • 1 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Sırbistan Milli Takımı Başantrenörü Dušan Alimpijević, A Milli Takımımızla oynayacakları maçlar öncesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. “Sizi bu kadar kalabalık görmek beni çok mutlu etti. Bizim için son derece önemli bir maç öncesinde bu kadar ilgiye minnettarız. Bu takımın ne kadar iddialı olduğunu ve son Avrupa Şampiyonası'nda ne kadar ivme kazandığını göz önünde bulundurursak, bu tür bir desteğe sahip olmak benim için son derece önemli. Beni özellikle mutlu eden şey ise bilet satışlarının iyi olması; son maça kıyasla çok daha fazla seyirci olacağını görüyoruz, çünkü çağrımıza karşılık veren ve milli takıma gelen bu adamlar bunu gerçekten hak ediyor.” “Takımda harika bir atmosfer var. Biliyorsunuz, önceki maç penceresini iki galibiyetle tamamladık ve oradaki kazanma şeklimiz bu gençler için çok önemliydi, harika bir atmosferde bitirdik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. İlk maç dönemindeki oyuncular yine geldiler ve bu kez bazı yeni oyuncularımız da var.” "Türkiye, basketbol açısından altın çağlarını yaşıyor. 2001/02'den beri. Sanırım 2011/12'de bile bu kadar değildi. Basketbol açısından en güzel dönemlerini yaşıyorlar. Yatırımlar inanılmaz, basketbolun getirdiği her şeye odaklanıyorlar. Basketbol, ​​ben orada olduğumdan beri en yüksek popülaritesine ulaştı. Bu yüzden Avrupa Şampiyonası'ndan önce bana sorduğunuzda; nasıl hazırlandıklarını, nasıl yatırım yaptıklarını, en üst seviyeye çıkmak için nasıl çabaladıklarını gördüğümü söylemiştim. Oyuncuları, milli takıma seçilme konusunda ciddiyetle yaklaşıyorlar. Sadece bir örnek vermek gerekirse, benim oradaki takımımdaki üç oyuncu için milli takımda yer almaları konusunda görüşmek üzere kimse bizimle iletişime bile geçmedi. Oysa biz burada antrenörlerden, kulüplerden, genel menajerlerden çok sayıda telefon alıyoruz... Burada işler çok daha zor, onlara herkesin cevap vermesi gerekiyor." "Dobrić, Kalinić, Davidovac ve Lakić; Kızılyıldız ve Partizan'da oynayacakları EuroLeague maçlarından bir gün sonra, Perşembe günü aramıza katılacaklar. Ertesi gün Dangubić ve Aleksa Avramović'i bekliyoruz; Perşembe günü Dubai'de oynayacakları için ilk maça izin alamadılar, bu yüzden Cuma gününden önce gelemiyorlar. Aleksa Avramović'in son sakatlığı her şeyi karmaşıklaştırdı, durumunu takip ediyoruz. Eğer Asvel'e karşı Dubai kadrosunda yer alırsa; Türkiye'de bizim için oynayacak, aksi takdirde kulüp veya Sırbistan için oynamayacak." “İlk maç penceresine göre çok daha iyiyiz, çünkü ilk maç döneminde bir temel oluşturduk, büyük karakterle kazandık ama elde ettiğimiz iki zaferden daha iyisini hayal bile edemezdik. İkisi de karakterli zaferlerdi. Bu yüzden, kadrolarına baktığımızda hala grubun favorisi olan Türkiye ile oynayacağımız maçları dört gözle bekliyoruz.” “Nikola Kalinic ve Luka Mitrovic gibi iki deneyimli oyuncunun yeniden aramızda olması harika bir şey. Olağanüstü kalitede iki oyuncu, iyi sezon da geçiriyorlar. Luka ile ilk maç penceresinden önce bile temas halindeydik. Yaptığı her şeyde çok dürüst ve en az yedi gün önceden bir kulüp bulursa katılmakta ısrar etti, böylece bir şekilde formda olacaktı. Bekledik, CSKA ile anlaştı, iyi bir sezon geçiriyor, onu kadroda görmekten çok mutluyum. Bu benim için çok şey ifade ediyor. Kalinic için de durum aynı. Kendini birçok maçta ve ligde kanıtlamış, çok kaliteli oyuncu. Ayrıca bu milli takımın ihtiyacı olan bir savaşçı.” “Türkiye'ye favori dememin sebebi aslında çok basit. Şu anda ellerinde çok sayıda EuroLeague oyuncusu var. Bizim oyuncularımızın bazıları izin alamadı veya milli takımda oynamalarını engelleyen sağlık sorunları var. Ama bizi karakterize eden şey pes etmemek, iyi karakter ve iyi bir oyun sergilemek. Elbette ki ‘Pionir’de yaratacağımız atmosferde, açık bir favori yok.”

Ferhat Yeşiltaş

46,462 görüntüleme • 7 ay önce

Yürüyüş yapmak için akşam üstü çıktığımda, anayolda biriken kalabalık dikkatimi çekti. Araba çarpmış kalçasında 3 kırık vardı. Üstü böcek, sinek, pire kaynıyordu. İç kanama geçiriyordu ve ölmek üzereydi. Arkamı dönüp gidemezdim, ölene kadar gözümün önünden gitmezdi. Para her zaman bulunabilirdi. Pek çok merhametli(!) insanımız kepçe izler gibi izliyordu. Kalabalığa sordum; "veterinere götürecem kim gelir?" Genç bir polis kardeşim dışında kimse gelmedi. Bahane uydurup gittiler. Biz tedavi masraflarını kendimiz karşılama konusunda anlaştık. Zaten bizim veteriner Ümit bey çok anlayışlı ve yardımsever birisidir. Taksit taksit ödesem olur mu dedim. Tamam dedi. Tanıdığım bir iş insanı abimle sürekli hayvanlar hakkında sohbet ederiz. İkimizinde kedisi (onun kedileri) var. Kimseden bir şey talep etmeyi sevmem o amaçla da söylemedim. Sohbet ederken konu açıldı anlattım. Çok sevindi çok mutlu oldu. Sen para ödeme ben hallederim dedi. Ama yinede pek sevinmedik, asıl sorun onu iyi halde görmekti çünkü. Ameliyat oldu toplam 30 gün veterinerde yoğun bakımda kaldı. Bu güzel kızımıza yuva arıyorum. Kendisi henüz 1,5 aylık ve ameliyat geçirdi. Çok korkuyordu yeni yeni sakinleşti. İşyerinde çok iyi bakabilirim sorun değil ama burası yetişkin kedi dolu, ona zarar verirler. Dikişleri yeni yeni iyileşmiş kendini de savunamaz. Evde hem kedim var, hemde ben yokken bu yavruya bakabilecek kimse yok. Bu tatlı kız çok şirin ve sevgiye ihtiyacı var. İlgilenen bir dostum olursa bana mesaj atabilir. Şimdiden teşekkür ederim.

Arşiv Saka

23,452 görüntüleme • 2 yıl önce

Fatih Altaylı, ‘Lağım nasıl patladı?’ diyerek anlattı: “Rasim Ozan Kütahyalı ile başlayıp, Cem Küçük ile devam eden, Tahir Sarıkaya’nın tutuklanmasıyla genişleyen ve daha başka yerlere de gideceği artık aşikar hale gelen soruşturma ile ilgili meseleye hakim birkaç kişi ile görüştüm; • Bunlar birkaç yıl öncesine kadar bir ekip olarak hareket ediyorlarmış ve iktidara yakın medyadaki bazı isimlerin ve yöneticilerin kontrolü altındaymışlar. • Ancak önce Rasim Ozan Kütahyalı bu ekipten dışlanmış. Nedeni kimine göre açgözlülük, kimine göre paylaşmada adaletsiz davranması, kimine göre fazla geveze olması, kimine göre para için başka işlere de bulaşması, kimine göre de medyadaki muhalif isimlerle ve CHP’lilerle de fazla görüşmeye başlaması olmuş. • Bu dışlanmadan sonra Kütahyalı’nın serseri mayına dönüştüğü, çok farklı kesimler tarafından kullanılmaya başlandığı ve onu kullananların da uyarılması üzerine tam olarak sahipsiz kaldığı söyleniyor. • Bu arada bugün ortaya çıkan pek çok meseleyi, Kütahyalı bir süredir yakın çevresi ve hatta iktidara pek de yakın olmayan isimlerle de paylaşıyor, Tahir Sarıkaya, Cem Küçük ve bir yayın yönetmeni hakkında çok açık suçlamalar yöneltiyormuş. • Cem Küçük ise iktidar çevrelerinde zaten sevilmeyen ve güvenilmeyen bir isimmiş. Kendisine derin devlet süsü vermesi rahatsızlık yarattığı gibi, tehdit ve şantaj iddiaları AK Parti’nin siyaset ve bürokrasideki önemli isimlerinin de kulağına gitmekle kalmamış, bunlarla ilgili şikayetler de olmuş. • Çalıştığı kanala da bu yönde çokça uyarı yapılmış. Kanal yöneticileri de uzun süredir gelen bu uyarıların artık bir soruşturmaya döneceğini kesin olarak anlayınca işine son verilmiş. • Adını daha önce pek duymadığım Tahir Sarıkaya ise aslında bir tür PR ajansı gibi çalışırmış. Sadece iktidar yanlısı gazetecilerle değil, ortada duran hatta muhalif isimlerle de yakın diyaloğu varmış. • Gazeteciler ile belediyeler arasında ilişkileri düzenler, ısmarlama röportajlar ve haberler yaptırır, bunların bazıları için ödemeleri organize edermiş. Gazetecilik kisvesi, onun bu işleri yürütebilmek için kullandığı bir kılıftan ibaretmiş. • Bana bunları söyleyen biri, “Sarıkaya’nın telefon kayıtlarına bakılırsa hiç ummadığınız insanlarla bile diyalog içinde olduğu ortaya çıkar. Bu elbette o insanların Sarıkaya ile akçeli işler yaptığı anlamına gelmez ama kendini korumak için muhaliflerle bile çok sıkı fıkıydı” dedi. Peki bu lağım nasıl patladı? • Yine anlatılanlara göre ortada bir “itirafçı” var. Savcıların elindeki itirafçı metnini görenlere göre bu itirafçı kuvvetle muhtemel Rasim Ozan Kütahyalı. Pek çok bilgi vermiş ve “Bu yüzden yakında tahliye edilebilir” diyorlar. • Maddi menfaatler başlangıçta ayakkabı, takım elbise gibi ufak tefek şeyler gibi görünüyordu. Ben de şaşkınlıkla izliyordum. • Ancak konu tam da böyle değil gibi görünüyor. “Çok daha büyük paralar söz konusu. Aslında bir buzdağı var. Miktarlar çok çok büyük. Milyonlar aktarılmış. Bazı isimlere düzenli ödeme yapılmış. • Deştikçe çıkıyor. Savcılık çok detaylı bir çalışma yapıyor. Birisi çomak sokmaz ise iş çok büyüyebilir” diyorlar. • Cem Küçük son halka olsun diyenler yanıldı. Zincir uzayacak gibi görünüyor. Meseleyi bilen biri “Sadece para, tehdit, şantaj, güç simsarlığı, ilişki simsarlığı değil. Çok boyutlu bir inceleme var. Bunların İsrail bağlantıları, Adnan Oktar ilişkileri de inceleniyor. Parasal taraf daha kolay çözülüyor ama diğer tarafa da bakılıyor” dedi. • Peki, bu işin içinde kimler var ve zincir daha ne kadar uzar? Aldığım yanıt şöyle; “Tahir Sarıkaya üzerinden çok geniş bir gazeteci kesimine bakılıyor. Ancak burada çeteleşen, birlikte hareket eden kadro şimdilik daha kısıtlı. Bir genel yayın yönetmeni, birçok ünlü spor yorumcusu ve iki gazeteci var. Bu ekibe alan açanlara da ayrıca bakılıyor.”

Kupür Haber

72,420 görüntüleme • 1 ay önce

SÖZÜN BİTTİĞİ SAHNE... Bir baba ve Bir evlat İki video Bir hikaye YER: GAZZE Muhtemelen tarih böyle bir sahneyi kayda almamıştır. 1. Video: Bugün, çocuklarım için yiyecek aramaya gidiyorum. Yardım dağıtım noktasına gitmeye karar verdim. Aileme veda ettim, yüreğim titriyordu... Ama onları doyuracak bir şey getirmediğim sürece geri dönmeyeceğime yemin ettim. Oraya giden yolun ölümle dolu olduğunu çok iyi biliyorum. Ama her şeyi riske atmaktan başka seçeneğimiz var mı? İki seçenekle karşı karşıyayız: Ya dağıtım noktasında hızlı bir ölüm, Ya da ailemin yanında, aç ve çaresiz, yavaş bir ölüm. Bugün, yüzlerini bir daha görüp göremeyeceğimi bilmeden uzaklaştım. Göğsümde kimsenin duymadığı binlerce çığlık taşıyarak ayrıldım. Hepinize veda etmek istedim... Ve teşekkür ederim. Evet, sessizliğiniz için teşekkür ederim, Kayıtsızlığınız için teşekkür ederim, Bizi bu kaderle baş başa bıraktığınız için teşekkür ederim. 2. Video: Zafer kazandım... ve unla döndüm. Yıkılmış evlerin arasında, tankların önünde, acımasız bir gökyüzünün altında 24 saat bekledikten sonra... kumların üzerinde uyudum, ölümün kulağıma fısıldadığını duydum, o kadar yaklaştım ki... neredeyse dokunabilirdim. Ama sana söylediğim gibi, yemin etmiştim: Eli boş dönmeyecektim. Çocuklarımı doyuracak bir şey olmadan geri dönmeyecektim... gözleri hala beni beklerken. Ve şimdi, Tanrı'nın lütfuyla hayatta kaldım. Ölümün pençesinden döndüm... ve yanımda basit bir şey getirdim: yarım torba un. Evet... sadece un. Ama benim için hayatın ta kendisiydi. Benim ve ailem için bir can simidi. Birçoğunun önümde düştüğünü gördüm. Son çığlıklarını duydum. Hiçbir şey yapamadım. Korkuyla, molozların ve tozun arasında, kırık hayallerin ve dağılmış uzuvların arasında yürüdüm. Keskin nişancılardan saklandım... tanklardan kaçtım. Ama şimdi buradayım. Hayattayım. Ve çocuğum Adem'i gördüm. Sanki tüm dünyayı tutuyormuşum gibi onu tuttum. Geri dönebileceğimi sanmıyordum... ama döndüm. Çünkü onları ölümden korktuğumdan daha çok seviyorum. Onlar için... Her şeyi riske attım. Dayandım. Ve hayatta kaldım.

Cahit Tuz / جاهد توز

21,866 görüntüleme • 1 yıl önce

Bu iki sahne birbirine aşırı paralel yazılmış ve benim aklıma nedense en kötüsü gelmeye başladı İlk sahnedeki kırmızı kuşak baba evinden bakire çıkan kızlara takılıyor, malesef manası çok kötü kültürümüzde keşke olmasa ama şimdi konumuz bununla ilgili Adil fadimeye kuşağı bağlıyor oradan sonra onu isoya yani kocasına teslim ediyor İkinci sahnede Fadimenin üzerinden ilk çıkardığı şey kırmızı kuşak ve bunu isonun gizune sokarak yapıyor sonra o kuşak isonun tam ayaklarının dibine düşüyor İso ve Fadime mahremiyet sınırlarını yavaş yavaş birbirine alışarak aştılar en son fadimenin bundan sonra birlikte uyuyalımmı sözüde çok aşikar üstüne saç örmeden sonra iso kimse yok sadece sen ben varız burada kalalımda dedi Sonra kırmızı kuşak gözümüze sokularak isonun ayağının dibini boyladı beni ayak altı yaptınmı demek istedi Fadime acaba Kırmızı aidiyet teslimiyet ve sadakat rengide baya bir sürü mana çıkıyor bunun altından Burada acaba şöyle bir manamı verilmek istediler bunlar zaten resmi nikahla evliler Fadimenin demek istediği kırmızı kuşakla sana geldim bir kırmızı kuşakla senden gidiyorum benden aldıklarına say demek olabilirmi acaba Bazı sahneler çok hızlı ve üst üste oldu bunlar birlikte oldularda bu sahnede bizi onun sinyalinimi vermek istediler Fadimenin öfkesi çok fenaydı çünkü isonun ondan her türlü menfaat için birşeyler aldığını düşünüyor buna bekâretde dahil olabilirmi sizce İkinci sezonda hamile Fadime görürsek şaşırmam Fadime boşanma evraklarını imzaladı isoda bu öfke ile imzalarsa o çocuğu Fadime hayatta isoya söylemez hatta yüzünü göstermez başka birinden der ki biliyoruz fadimenin tersi çok fena #isfad #tasacakbudeni̇z

Seyyah 🕊️

75,948 görüntüleme • 3 ay önce

Ağrı yada acı, vücutta bir şeylerin yolunda gitmediğinin mesajıdır. Bunu hepimiz biliyoruz artık. Eğer narkoz ve ağrı kesici ile sinyali kesersek problemi iyileştirmiş olmuyor tam tersine kronik hale getiriyoruz. Deprem de bir olay değil bir olguydu… Arz’ın biz insanlığa “işler yolunda gitmiyor” mesajıydı. Bu mesajdan önce de bir çok hadise ile mesaj verdi dünyamız bize. Tüm dünyada ve bu toplumun farklı kesimlerinde yıkıcı ve farklı türde depremler yaşandı. Çok acılar çekildi. Biz her seferinde unutup, kendimizi uyuşturup hiç bir şey olmamış gibi gündemimize döndük. Normalleştik(!) Şu anda olduğu gibi. Eğer sinyali kesmeye, kendimizi uyuşturmaya devam edersek daha büyük acılar yaşamamız kaçınılmaz. Çünkü insan ve dünya birbirinden ayrı varlıklar değil. Zihin ve beden aynı sibernetik sistemin etkileşimli iki parçası. Gök ve yer birbirinden uzak değil. Madde ve manâ birlikte titreşiyor. Kalbimiz dünyanın kalbi ile birlikte atıyor. Yukarda ne varsa aşağıda o oluyor. İçerde ne varsa dışarıya o tezahür ediyor… Hadiseler umursanmadıkça, problemler çözülmedikçe, yaralar sarılmadıkça, insana ve tüm canlılara değer verilmedikçe, başımızı ellerimiz arasına alıp “benim tüm bu olaylarda acaba bir tesirim var mı? İhmal ettiğim yada kaçırdığım bir şey var mı?” demedikçe kaçışımız devam ediyor. Acılar yine içerde kalıyor ve… Gün geliyor patlıyor… Hayat, bize hadiselerin dili ile “akıllanın kendinize gelin” mesajı veriyor. İnsanlık olarak mesajı alabildik mi? En azından Türk toplumu olarak? Yoksa Kura’nı Kerim’de bahsi sıkça geçen kavimlerin durumunu bizzat deneyimliyor muyuz? Hava bize ders verdi… Covid Ateş bize ders verdi… Yangınlar Toprak bize ders verdi… Deprem Sıradakini söylemeye gerek var mı? “Ben artık huzur istiyorum, gülmek eğlenmek, neşelenmek istiyorum.” cümlesindeki gibi bireysel isteklerin kabul edilmediği ve artık eskisi gibi haz vermediği bir döneme girdiğimizi fark edebiliyor muyuz? Kolektif bir döneme girdik. Lütfen artık bunun farkında olalım… Huzuru da felaketi de birlikte yaşayacağız. Hangisini seçersek! Kendisinden başkasının huzurunu, huzursuzluğunu, acısını, mutluluğunu, açlığını tokluğunu düşünmeyen kişi kolektifi idrak edemiyor. Ve bireysellik en büyük felaketimiz oluyor… Arınmamız gerekiyor. Daha çok arınmamız… 700 yıl önce Şeyh Edebali Osman beye şöyle diyordu. “Arın Osmancık Arın. Arın tekliğinden. Kop avuntularından. Öyle insanlar vardır, şafak vakti doğar, akşam ezanında ölürler. Öyle insanlar için dünya çok büyüktür. …………. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir Osmacık… Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler. Ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.” Kolektifi hissedemeyen herkesin yalnızlaşacağı…Aradığı aşkı, mutluluğu, güveni, “buldum” dese de…. İstediği evi, arabayı, tarlayı, arsayı, yazlığı, parayı “aldım” dese de eskisi gibi haz alamayacağı dönemlere girdik. Lütfen fark edin. Vücudun bir tarafında acı varken diğer taraflar da mutsuzdur. Ayağınızda diken varsa aklınız oradadır… Devir sonu ve Celalî terbiye… Eğitimin hızlandırıldığı dönemler… Bireysel iyileşmenin yolunun kolektife katkıdan geçtiğinin sopayla da olsa öğretildiği bir dönemdeyiz. Erken idrak edenler bu dönemde daha huzurlu olacaklar… Ölseler bile… Kolektife katkı için bu sayfada olup yazdıklarımı alıntılayıp paylaşan, RT yapan, beğeni ve yorum ile destek veren tüm güzel ruh varlıklarına tekrar teşekkür ediyorum. Sevgilerimle ~akaşa~

Akasha Oku/yorum

468,329 görüntüleme • 3 yıl önce

Kürt olduğum için mağduriyet yaratmak istiyorum ama sürekli sorun yaşıyorum. Eğitim hakkı isteyeceğim ama Devlet desteği ile okudum. Eşit şartlarda çalışma imkanı isteyeceğim ama yanımdaki Türkle aynı maaşı verdiler, sigorta primim bile aynı gün yattı. Kamu kuruluşunda çalışmak istiyorum ve kesin faşist devlet buza izin vermez dedim ama kardeşlerim polis ve asker oldu. Neyse biliyorsunuz çok sık karakola gidiyorum, dedim orada bir ayrımcılık görürürüm, sırf Kürtüm diye işkence ederler. Bırakın işkenceyi ulan bir tokat bile atmadılar. Tokat yediğim tek polis abimdi, o da 30 sene öne cebinden sigarasını çaldım diye. Sonra cezaevine attılar. Aha dedim şimdi bir sürü mağduriyet bulurum, saz çaldım diye suçlar ve Yozgat'a sürgün ederler. Lan orada da bir ayrıcılık yok. Prosedür de prosedür. Koğuşta baktım bir sürü Kürt var. Soruyorum Kürt olduğun için mi içeri attılar seni. Bana tutunacak dal ver. Diyorlar ki, "Yok abi İban, yok abi trafik kazası, yok abi borç meselesi." Sırf Kürt olduğu için içeri atılan bir kişiye denk gelmedim. Lan mağdur olacağım bir şey bulamıyorum. Dedim o zaman ben siyasete gireyim en iyi mağduriyet orada oluyor. Hatta en iyi mağduriyet yaşasam yaşasam Zafer Partisinde yaşarım. Girdim Zafer Partisinde görev aldım sonra tuttu Ümit Özdağ bana genel merkezde görev verdi ve danışmanlık yaptırdı. Aday olma seçme ve seçilme hakkım var üstelik siyasette. Ne yaptım ne ettim bir türlü mağdur olamadım. Foşik Devlet yüzünden mağdur olamamaktan mağdurum.

KATFAR®

253,490 görüntüleme • 2 ay önce

Sadece Bitcoin’e bakalım madem ok. Maliyetimdeyim şu an, hatta bir tık üzerindeyim. Üzerinden 15 saat geçti yazdığının. Kullanın diye tavsiye ettiğim DCA botu da 8 parça, %2 aralıklarla, 1.1x katsayı artırarak — yani ters piramit şeklinde al / %4’te realize et, 1/2R koruyup döngü içerisinde maliyet düşür şeklinde — 7. döngü içerisinde kâr ediyor. Tüm düşüş boyunca açıktı. Dolayısıyla aslında kârdayım. FOMO görürsem kârla satabilirim bile. Ama ben aldım/sattım’dan çok, burada genel bir yönetim ve “herkes korkarken ne yapılması gerektiği” ile ilgili elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Bence hak yemeden ve ön yargılı olmadan, önce biraz daha alçakgönüllü olmalısınız. Sizin özelinizde olmasa da böyle tepeden yorum yapanlar genel olarak… Ben böyle olduğum için öncesinde de, kimsenin cesaret edip yazamadığı zamanda da tüm portföy yönetiminin detayına kadar paylaşıyorum. İnsanlar okumuyorsa yapacak bir şey yok. Süreçlerde dayanamayanlar ya da bir plan sahibi olmayanlar, sonuçları anlatırken “ego” ya da “şans” diyor. Süreç içindeyken “mal” diyor. Öğrenmek isteyene açık bir profil. Ama istemeyene zorla kimse bir şey yaptıramaz. Bence genel olarak herkes kumarı bırakıp portföy yönetimine bir bütün olarak bakmalı. Piyasalarda geçirdiğim 25 yıllık tecrübeyi aşağılamaya çalışmak yerine, fayda sağlayabiliyorsa sağlamalı. Olmuyorsa da geçmeli. Eğer sadece kripto odaklıysanız, benden çok daha iyi yapan X’te binlerce çok değerli muhterem kripto fenomeni dostumuz var. Mükemmel sepet yapıyorlar. Ben 4 senedir beceremedim. Hep en dipten alıyorlar, en tepeden satıyorlar. Müthiş insanlar hepsi. Ben mesela — işimin bir parçası olan vadeli işlemler dışında — 2021’de yine canlı yayında bir plan yaptım. Planım 2022’de geldi ve 30K altında toplamaya başladım. 15K’ya kadar düştü. Sonra 108K’da satmaya başladım. 126K’ya kadar çıktı. (Koydum videosunu, “hayal görüyorsun” demeyin diye.) Ortalamama göre 5-6x arası kâr elde ettim. Ama diğer arkadaşlar hep 50x yaptığı için benim düşük kaldı. Şu anda da planı yaptım, izlediğiniz son yayında. Uygulama zamanım geldi, uyguladım. Bitcoin’in portföyümdeki oranından yönetebildiğim şekline kadar gayet memnunum. Son yaptığım yayında size 87k’nın fiyatı 97-98 civarına kadar götürme olasılığı olduğunu (götürdü ✅) AMA bunun bir düşüş retesti olabileceğini, bölgenin kaybında da sırasıyla önce 70’li seviyelerin, sonra da 60’lı seviyelerin. Yani 200 haftalığa kadar inebileceğini anlattım. Buralardan da ben toplayacağımı söyledim ve topladım. (Koydum videosunu da) Sattığımda nasıl kimse mutlu olmadıysa. Aldığımda da tabii ki olmayacak… çünkü ben size bir umut vermiyorum. Analitik, data odaklı bir inceleme yapıp olasılıkları ve planlarımı anlatıyorum. Beğenmiyorsanız basitçe dediğim gibi daha başarılı arkadaşları takip edebilirsiniz.

Heisenberg

26,472 görüntüleme • 8 ay önce

hani diyoruz ya Esme'nin Adil'den başka kimsesi yok diye.. Adil'in de Esme'den başka kimsesi yok.. onu Adil olduğu için seven tek kişi Esme. şu kadından başka onu düşünüp onun için bişeyler yapmaya çalışan başka biri var mı? en basitinden Gezep ya.. eğer Adil'i yeteri kadar tanıyıp önemseseydi Esme'nin kaçıp geldiğini söylerdi.. ama o? söylemedi bile bile gözünün önünde eriyip gitmesine izin verdi güya hiç bişey saklamıyor Adil'den. İlve? tabii ki ilk kendi çocuğunu düşünecek ama bir şekilde hicran'a çaktırmayacak şekilde bunu adil'e söyleyebilirdi.. Amirum Dayı? hani böyle komik dalgası falan geçildi ama adamın Esme'yi sevdiğini biliyosun düşmüş bi soy sevdasına adamın çektiği acıyı görmesine rağmen kız bakıyor.. eyüphan zaten fos ona hiç bişey demiyorum ha esme'den sonra fadime var işte. ama bu denli onu seven var mı? ben bu kısmı unutmuşum kadın yemin etmiş diyor ki; "Koçari dünyayı yakarken kendini de yakmasına izin vermeyecem" ne kadar güzel bir cümle değil mi Adil için🥹 hangisi böyle bişey söyledi onun için? hiç biri.. adil vursun kırsın istiyor herkes ama Esme onu o kadar iyi tanıyor ki bi öfkeyle katil oldu diyelim Adil kızı ondan uzakta büyürken kendisi hapiste içi içini yiyecekti kendi kendini yakacaktı olan yine onlara olacaktı. 20 yıl önce onun canı için kendi özgürlüğünü bıraktı. 20 yıl sonra yine aynısını yaptı "benim özgürlüğüm senin esaretine sebep olmasın" demişti Adil'e🥹 Esme bunu düşünüyor.. yine olsa yine yapar ki hiç düşünmeden onun önüne attı kendini🫠 yapacaklarında hakkı olduğununda farkında ama kendisini yaksın istemiyor.. Adil Esme için ne kadar değerli olduğunun farkında değil hâlâ. sanıyor ki Esme sadece şerifin tehditine boyun eğdi çırpındığını kaçmaya çalıştığını bilmiyor ki🥹 hele bi Gezep olayını öğrensin.. o zaman çok üzülecek.. o zaman anlayacak Esme'yi. işte o zaman Esme'yi ondan kimse alamicak. #EsDil herkese inat 20 yılın acısını çıkaracak. #TaşacakBuDeniz

Sudiş | EsDil🤍

22,226 görüntüleme • 4 ay önce

Çicek mi güzel yoksa o mu siz karar verin; “Üniversiteyi yeni kazanmıştım. Babamın pek durumu yoktu, ben de biraz para biriktirmek için yazın Bodrum’a gittim. Bir arkadaşım bir mekanda çalışıyordu, ben de orada işe başladım. Onu ilk kez orada gördüm. Sahneye çıkıyordu, daha yeni yeni tanınıyordu ama.. Sabah oldu, sahnesi bitti, yanımıza geldi ; Dostum gel otur gel dedi. Ben utana sıkıla abi iş var dedim. Ya gel sen, sonra yaparız beraber dedi. Oturdum kimsin bakalım sen, adın ne ? dedi.. Yusuf dedim. Ekmek kuyunun dibindedir Yusuf dedi. Gülümsedim. Okuyorum abi, para lazım dedim.. Aferin dedi. İyi geceler bile demeden gitti.. Sonra hemen hiç selam bile vermeden 2 ay geçti.. Ben babamı kaybettim abi orada çalışırken. Memlekete gittim. Mersin’e. Baktım kalabalıkta biri var, siyah deri mont, gözlüklü. Yaklaştı yanıma, olur Yusuf olur.. Hayat bu, kuyudan çıkmaya gayret et sen hep dedi. Gitti. Kardeşime bir zarf bırakmış, içinde biraz para ve bir mektup var, bir de banka hesap cüzdanı. Bütün eğitim masrafların bana ait, kimseye söz etmek yok. Etmedim abi, kimseye bir şey demedim. O günden sonra abim, babam, her şeyim oldu o benim. Evlendim, oğlum var bir tane, adı Barış.” - Yusuf Sami Atılgan Yusuf Sami Atılgan hiçbirimizin bilmediği bir Barış Akarsu anlatıyordu bize, bambaşka bir insan modeli çiçekten öte, seni çok özledik Barış Akarsu.🌸

nerde o eski şarkılar

966,561 görüntüleme • 2 yıl önce

Antonio Cosme 1998 yılında, komşusunun 13 yaşındaki kızına te*avüz etti. 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aradan 7 yıl geçmeden, 13 Haziran 2005 te anne María del Carmen García evinin yakınlarında yürürken biriyle karşı karşıya geldi. O kişi Antonio Cosme Velasco idi, 7 yıl önce 13 yaşındaki kızı Verónica'ya bıçak zoruyla tecavüz eden aşağılık... Hapiste olması gerekiyordu. Ancak İspanya sistemi, cezasının bir parçası olarak ona geçici günlük izinler, yani kısa süreli özgürlükler tanıyordu. Ve işte oradaydı. Özgürce yürüyordu hemde Onun mahallesinde. Anneye doğru sırıtarak yaklaştı, kızının onu özleyip özlemediğini sordu hatta kahkaha attı. Bazı raporlar alaycı sözler söylediğini de iddia ediyor. Antonio'yu hapishanede tanıyanlarla konuşan anneye herkes, Antonio'nın aslâ pişmanlık duymadığını söylemişti. Tam olarak O an İçinde bir şey kırıldı annenin. Çığlık atmadı. Hemen ona saldırmadı. Sakince yakındaki bir benzin istasyonuna gitti ve bir bidon benzin aldı. Sonra Antonio Cosme'yi bir bara kadar takip etti, sarhoş olmasını sessizce bekledi hareketsiz kaldığını farkedince, benzini üzerine döktü ve bir kibrit yaktı. Bar alevler ve kaos içinde kaldı. Cosme çığlıklar içinde hayvanlar gibi bağırıyor sesi tüm mahalleden duyuluyordu. Sonunda vücudunun büyük bir bölümünde üçüncü derece yanıklar meydana geldi, On gün sonra, 23 Haziran 2005'te hastanede acı içinde öldü. María kaçmadı. Kaçmaya çalışmadı. Polisi bekledi ve hemen itiraf etti. "Hiçbir zaman katil olmak istemedim," dedi müfettişlere. "Ama kızımın yanına bir daha yaklaşırsa neler olacağını hayal ettim." Ve sadece anneliğimi yaptım. Bu olay basına yansıyınca İspanya genelinde büyük yankı uyandırdı. Bir yanda: María'nın kendi başına adalet dağıtan bir katil olduğunu, medeni bir toplumda kanunsuz adaletin hoş görülemeyeceğini söyleyenler. Diğer yanda: Bunu neden yaptığını tam olarak anlayan binlerce kadın Çünkü hukuki argümanların yakalayamadığı şey şuydu: María, kızının hayatının paramparça olduğunu izlemişti. Verónica, saldırıdan önce normal bir genç kızdı. Sonrasında travma, korku ve depresyonla mücadele etti. Annesi, kızının masumiyetinin öldüğünü, şiddetin paramparça ettiği bir hayatı yeniden kurmak için verdiği mücadeleyi tüm medyaya anlattı. Antonio Cosme mahkum edilmiş ve hapse atılmıştı. Güya adalet yerini bulmuştu. Ama kağıt üzerindeki adalet travmayı iyileştirmez. Kabusları silmez. Çalınanı geri vermezdi. Ve şimdi, o müthiş adalet sayesinde yedi yıl sonra, kızına bunu yapan adam özgürce dolaşıyordu—sırıtarak, pişmanlık duymadan, Verónica'nın yaşadığı aynı sokaklara salıverilmişti. Kim bilir belkide hâlâ aynı şeyin peşindeydi.. Kızını koruması gereken sistem, bunun yerine tecavüzcüyü mahallelerine geri göndermişti. María'nın davası İspanyol toplumunda bir dönüm noktası oldu Savcılar onu cinayetle suçladı ve uzun bir hapis cezası istedi. Çünkü Yasa açıktı: saldırıyı planlamış, benzini almış ve kasten birini öldürmüştü. Ancak binlerce İspanyol kadın başka bir şey gördü: kızını koruyamayan bir sistem tarafından SUÇA SÜREKLENEN bir anne. İspanya genelinde büyük protestolar patlak verdi. Kadınlar María'yı savunmak için yürüyüş düzenledi, "Hepimiz María'yız" yazılı pankartlar taşıyarak adalet reformu talep ettiler. Hukuk sisteminin Verónica'ya iki kez ihanet ettiğini savundular: önce tecavüzün gerçekleşmesine izin vererek, sonra da tecavüzcüsünü topluma geri salarak. Mahkeme başlangıçta María'yı dokuz buçuk yıl hapis cezasına çarptırdı. Ancak kamuoyu baskısı çok büyüktü. Dilekçeler toplandı. Politikacılar yanıt vermek zorunda kaldı. Dava, İspanya'nın adalet sisteminin cinsel şiddet mağdurlarına ve ailelerine nasıl davrandığıyla ilgili her şeyin yanlışlığının sembolü haline geldi. Temyizde, María'nın cezası, yattığı süre ve psikolojik durumu dikkate alınarak beş buçuk yıla indirildi. María cezasını sessizce çekti. Yaptıklarından asla pişmanlık duymadı; sadece bunun gerekli olmasından dolayı üzüntü duydu... #Adalet

🇹🇷 𐱅𐰇𐰼𐰰 ÖZNUR

460,574 görüntüleme • 7 ay önce

Bir dizide yer alan bir oyuncunun eşi ya da eşinin bu kadar müdahil olduğunu daha önce hiç yaşamadım. Ama bu durum artık kontrolden çıkmış durumda ve kim ne derse desin diziye zarar veriyor. Evet Ozan Bey, Cihal hayranları kurguyla gerçeği ayırt etmeyi biliyor ama biz 10 yaşında olup da olup biteni göremeyen çocuklar değiliz. Şu an neler yaşandığını sizin de gördüğünüzü düşünüyorum. Öncelikle insanlar ortada bir şey görmeseydi kimse kimseyi “ship”lemezdi. Kimyanın 1. sezondan bu yana ciddi şekilde değiştiğini herkes görüyor. Ayrıca ekipten birçok kişinin Türkçe, Arapça, İspanyolca ve İngilizce konuşan hayranların açtığı oda’ları dinlediğini düşünüyorum. O’nun yaptığı ilk şey, Kasım ayında bütün yazı kapsayan bir günlük paylaşmak oldu. Neden? Çünkü oda’larda insanlar artı ve eksileri bağdaştırmaya başlamıştı. Sonra Go Türkiye geldi ve bir sürü kamera arkası fotoğraf ve videosu gördük. Hatta Hilal bile ne kadar mutlu olduğunu paylaştı. Ozan ve Sinem, yeni bir projeyi birlikte kabul ettiğinizde fandomun ne kadar büyüdüğünü siz de gördünüz ve herkes (fazlasıyla) mutluydu. Ardından TV8’den klipler gelmeye başladı; Ozan’ın Sinem’e nasıl baktığından, herkesin böyle bir erkek isteyeceğinden bahsettiler. Tamam, bunu da geçelim. İnsanlar arkadaşlarını desteklemek için Ozan’ın film galasına katılabilmek adına izin alıyordu. Galadan 10 dakika önce S’nin galaya gelmeyeceği haberi geldi ve bunu da story’sinde paylaştı… Öncesindeki her detay onun geleceğini gösterirken (1sen bile geleceğini yazmışken) insanların tepki vermesi çok normaldi. Bunu da geçelim. Hem O hem B onun story’sini repostladı ve başka hiçbir şey yapmadı. Sonra tüm bunların arasında S, sezon boyunca hiç yapmadığı halde asansörde B ile fotoğraf paylaşmaya karar verdi. Neden? Go Türkiye aynı hafta yayınlanacağı için mi? İnsanlar bu hafta ikinci projeyi alıyoruz diye mutlu olmaya başladığı için mi? Bunu da geçelim. Sonra Sinem, GQ ödüllerine katıldı ve “Yılın Kadını” ödülünü aldı. Ama ne Uzak Şehir sayfası onu tebrik etti ne de Ozan “Yılın Erkeği” ödülünü kazandığında tebrik edildi. Oysa bu ödülleri önceki dizilerinden değil, Uzak Şehir sayesinde kazandılar. Bundan sonra iki taraftan da garip röportajlar gelmeye başladı. Özel hayatlarını hayranların gözüne sokmaya çalışmaları hiç hoş değil. Bugün geldikleri noktadaysalar bunda hayranların payı büyük. Ozan’a oğlu ve ailesi sorulduğunda eşinden “oğlumun annesi” diye bahsetmesi de ayrıca tuhaftı. Özel hayatını koruyan biri olduğunu biliyoruz ama eğer biri senin eşinse, çocuk olsun ya da olmasın, o senin eşindir; sadece “çocuğumun annesi” değildir. Ayrıca film röportajlarında kendi filmi yerine sürekli dizisi ve partneri hakkında konuşulması, o filmdeki partnerine karşı da büyük bir saygısızlıktır. GQ’daki röportajlar ise tam anlamıyla cringe’di; izleyip sevinelim mi yoksa bu sirki izlemeye devam mı edelim, anlayamadık. Tüm bunlardan sonra Uzak’ta ilk yakın sahneleri içeren bir bölüm yayınlandı. Türkiye’deki sıkı kurallar nedeniyle tam versiyonu göremeyeceğimizi herkes biliyor, buna tamamız. Ama geniş sahnelerin çekildiğini ve özel bir bölüm (ÖZEL) yapılacağını bildiğimiz halde bunun bir anda yayınlanmaması yine garip bir durum. Ardından S, Instagram’da partneriyle bir paylaşım yaptı. Sorun yok ama ne zaman daha romantik bir bölüm yayınlansa, özellikle onunla birlikte olduğunu göze sokar gibi paylaşımlar yapıyor. Neredeyse bir hafta boyunca sevgilisi postun altına yorum bile yapmadı, ama bir anda O yaptı. S de repostu retweetlemek zorunda kaldı ki B yorum yapsın? Komik mi? Evet. O zamana kadar da ona cevap vermemişti, ama neyse. Tüm bunlar olurken, Uzak’ın yayınlanacağı gün 1sen, O’nun eşinin ameliyat olduğu yönünde bir haber paylaştı. Ne zamandan beri yapmadığı bir ameliyat hakkında bilgi paylaşıyorlar? Türkiye’de nazara inanıldığını hepimiz biliyoruz. (+)

Lejla

278,874 görüntüleme • 9 ay önce

GAYRETTEPEDEKİ YANGIN SABOTAJ MI, CLUB MASQUERADE KİMİN ve İSTANBULUN LAĞIMI Otuz kişinin yanarak can vermesi hem çok korkunç, hem de çok üzücü bir olay. Ama üzüntümü bir an için kenara bırakıp, kızgınlığımı yanıma alarak birşeyler söylemek istiyorum. Mehmet Koçarslan, Arda Arman Perihan, Mertcan Boylu, Tarkan Ahmet ATABEYLİ, Şazi Şekergümüş tartışılan isimler ama mekan sahibi kim net olarak bilen henüz çıkmadı. Perde arkasındaki patron belki de ‘Bucak Aşireti’ Aslında hepsi de doğru, yurt dışına kaçmadan yakalanmaları gerekir. Listedeki Tarkan Ahmet ATABEYLİ onbeş sene öncesinin meşhur Suffer klübünün işletmecisi. Tarkan Ahmet, o zamanlar ‘Hanım Ağa’ lakabıyla bilinen Güniz AKKUŞ’un hışmına uğramıştı. Hanım Ağa, Ömer SUNDURA’dan da destek alarak, işletmeyi kendisine devretmesini istemişti. Güniz AKKUŞ, mekana çökemeyince Tarkan Ahmet’in Ortaköy’deki evini kundakladı. 2011 Dönemin Organize Şubesi, Güniz’i de, Sundura’yı da teknik bir soruşturma sonrası yakaladı, deliller sağlam olunca iki isim de tarihin çöplüğündeki yerini aldı. Olaydan sonra huzuru kaçan Ahmet, ekibini de yanına alıp, Club Masquerade’ye geçti. Ancak çok kazanıyor ama arkanız sağlam değilse, sorunlardan kaçarak kurtulamıyorsunuz. Lüks mekanlara damsız girilemeyeceği aşikar olduğu halde, beş tane hanzo şansını denemek istedi. İçeri alınmayınca da Masquerade girişini kurşun yağmuruna tuttu. Kargaşada İsveçli kadın turist Maggie Bagdo, isabet eden kurşun nedeniyle öldü. Ateş edenlerin gasp ve yaralamadan sabıkalı oldukları anlaşıldı. 2015 Bu işlerin yanlız yürümeyeceğini iyice anlayan Tarkan Ahmet, Mustafa Remzi BUCAK ile samimiyeti ilerletip, bir nevi ortak oldu. Mustafa Bucak, Sedat BUCAK’ın yeğeni olur. Maggie Bagdo’nun ölümünden iki sene sonra Beşiktaş Ortaköy’deki ‘Club Bosphorus Arabic’ kurşunlandı. Bir kişi öldü iki kişi yaralandı. Klüp Arabic’in sahibi de yabancı birisi değil. Beyoğlu’nda gezi parkı direnişçilerine pala ile saldıran, bu yüzden ‘Palalı Sabri’ olarak nam salan Sabri ÇELEBİ’nin ta kendisi Palalı Sabri, mekanına yapılan saldırının diyetini mi aldı bilinmez. Ama bir sürpriz yaşandı ve Ortaköy semtinde bulunan Berent AKDEMİR’e ait Boğaz’a nazır bir mülkü kiraladı. Böylece İstanbul S Lounge isminde meşhur bir mekana kavuştu. Bu kiralama için sürpriz deyişimin sebebi; kiralama işleminin alt kiracılar olan Mustafa Bucak ve Tarkan Ahmet’ten yapılmış olmasıydı. Yeraltında ara sıra sulh olsa da, ‘pes’ diyen olmadıkça çatışma bitmez. Sulh bazen, karşı tarafa çökme planının ilk hamlesi olarak da kullanılır. Nitekim 2021 yılında S Lounge’nin önünde silahlı çatışma çıktı. Palalı Sabri’nin kardeşi Mehmet Emin ÇELEBİ ve Hakim YALÇINKAYA isimli şahıslar ağır yaralandı. İki de hafif yaralı var. Glock kullanılan saldırı sonrası Mustafa Bucak ve Tarkan Ahmet firar ederken üç adamları tutuklandı. Tutuklananlar mahkemede, ‘biz orada inşaat molozu temizlemek için bulunuyorduk, tartışma çıkınca ateş ettik’ dediler. İnşaatlarda çalıştıklarını söyleyenlerin hırsızlık, kaçakçılık, tecavüz ve uyuşturucudan çeşitli sabıkaları vardı. Neyse ki, Palalı Sabri’nin kardeşi ölümden dönünce, tutuklular da serbest bırakıldı. Bunlar yaşanırken, firari Mustafa Bucak ve Tarkan Ahmet’e ne oldu bilmiyorum. Bu dosyadan nasıl sıyrıldıkları benim için de tam bir muamma. Geçtiğimiz Şubat ayının başında, yine İstanbul’un göbeğinde, Beyoğlu ilçesinde Palalı Sabri namlı Sabri ÇELEBİOĞLU, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Masquerade yangını ise bu olaylar silsilesinin sonuna denk geliyor. Sabotaj mıdır, ihmal midir ben bilmem. Böyle gözde mekanların, böyle sabıkalı tipler tarafından kontrol edilmesi, üstelik rutin olarak can kaybına yol açan silahlı çatışmalar yaşanıyor olmasına rağmen; kimin ihmali onu da bilmem. Net olarak söyleye bileceğim iki şey var. 1- Bu olay ‘kazadır olur’ deyip, basitçe geçiştirilemeyecek. 2- Ankara’nın patlayan lağımı olan Ayhan Bora KAPLAN İçişleri Bakanını götürmüştü. Bakalım İstanbul’un lağımı kimleri götürecek.

Mustafa Okumus

4,248,853 görüntüleme • 2 yıl önce