Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

İsmailağa İstişare Heyeti, Şâm-ı Şerîf'te. Abdullah Kılıç Hoca Efendi: "Suriyeli kardeşlerimizin sevincini paylaşıyoruz."

10,716 views • 1 year ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Efendi Hazretleri’mizin Kerâmetleri Hakkındaki Bu Konuşmamı Dinleyen Herkes Beni Ondan Kimsenin Koparamayacağını Anlar! Ey İsmailağa Heyeti! Ey Esbât-ı Cehele! Ey Eshâr-ı Havene! Benim Mahmûd Efendi Hazretleri'nin Kerâmetleri Hakkındaki Îtikâdım Bu Konuşmamda Net Bir Şekilde Ortaya Çıkmışken Siz Beni Ondan Koparabileceğinizi mi Sandınız!? Ey Mahmûd Efendi Hazretleri'ne "Alzheimer" deyip daha 10 sene evvel: "Şeyhlik yapamaz, babamın şeyh olması lazım" diyen Abdullah Kılıç gibi hastalıklı beyinler! Ey Ankaralı Münir gibi: "O daha zuhûrât muhurat göremez" diyen vekîl-i nâdânlar! Ey "Dedem, râbıta kendine devâm edecek dese de onun sözü mûteber değil" ve: "O kimseyi kabirden terbiye edemez" diyen ehfâd-ı bî-vefâlar! Ey "Efendi Hazretleri böyle işler nasıl yaptı?" diyerek ona îtirâz eden Receb-i bî-hadler! Ey kendileri hakkında: "Onlara ölüler demeyin" buyrulan, Efendimiz Sallellâhu ‘Aleyhi ve Sellem, Şâh-ı Nakşibend Hazretleri ve Mahmûd Efendi Hazretleri'miz gibi zâtlar hakkında "İki ölü bir diri" diyerek onların tasarruflarının bittiğini söyleyebilen Tâlihler! Sizler benim şu konuşmamdaki akîdeme göre Efendi Hazretleri'ne inanmış olsaydınız bugün asla tuttuğunuz bâtıl yola sülûk etmezdiniz. Onun için bu konuşmadaki mürşid tasavvurunu ve bir şeyh efendiye îtikâd ile bağlanma mefhûmunu güzel anlarsanız tasavvufun rûhunu anlamış olursunuz. Heyhât! Sizde bu anlayış ne gezer!

Cübbeli Ahmet Hoca

40,138 views • 1 year ago

*Hastane Videosu Hakkında Cübbeli Ahmet Hoca’ya Sorular* [Yer: İsmailağa Camii Toplantı: Ulema Heyeti Meclisi Tarih: Hasan Efendi Hazretlerimizin vefatından önce] 1- Bir akşam Ulema Heyeti toplantısından çıkarken Mahmud Efendi Hazretlerinden sonra Hasan Efendi Hazretlerinin şeyh olacağını ikrar etmedin mi? 2- Hastane videosunun zorlama çekildiği için geçersiz olduğunu sen söylemedin mi? 3- Efendi Hazretlerinin kerhen muğlâk ifadeler kullandığını söylemedin mi? Ey Cübbeli Ahmet Hoca - tüm bunların şahidi olarak - Ulema Heyeti Meclisinin son demlerinde ikrar da ettiğin halde - Ulema meclisinde ki bu ikrarın şahidlerini de bildiğin halde [bu toplantılar normalde kayda alınır, bilemiyoruz belki kayıtta vardır] 4- Böyle bir hastane videosuyla hilafeti nesh etmeye nasıl cür'et ediyorsun? 5- Bizzat şahidi olduğun bu hakikatlerden seni kim çark ettirdi? 6- Hilâfet vasiyetini muhafaza etmeye çalışanları, “Mahmud Efendi Hazretlerini vefat etmeden mezara koydular” söylemiyle eleştirirken, hastane yatağında cep telefonu kameraları eşliğinde bir şeylere söylemeye zorlayanlar hakkında ne demek icap eder? 7- Şeyh Efendi’yi hakikaten seven bir kimse, o görüntüyü nasıl tasvip edip de yayılmasına razı gelebilir, 8- İşin hakikatını bile bile nasıl delil olarak yayınlayabilir? 9- Videoda soruyu sorduğu ve cevabı tekrar tekrar tekid etmeye uğraştığı görülen merhûm Resul Bölükbaş Hoca’nın o videonun zorlama olduğuna dair beyanlarını neden gizliyorsun? 10- Hilafetin bizzat şahidi olan Resul hoca, gizlenmesi tembih edilen hilafeti umuma açık bir mecliste kameralar önünde neden sorar ki? 11- H Avni hoca ile görüşmemizde bu hastane videosunun perde arkasını bildiğini, hem Resul hocadan hem de medya vaizinden dinlediğini bize ikrar etmişti. Asla anlatmayacağını, gerektiğinde maslahat icabı yalan söylemenin caiz olduğunu söylemişti. Buradaki maslahat nedir? Neden yalan söylüyorsunuz? Neler döndü o günlerde sen çok iyi biliyorsun! Cevap ver Cübbeli Ahmet Hoca

Muhittin ÖDEMİŞ

33,733 views • 1 year ago

MAHMUD EFENDİ HAZRETLERİMİZİN İLK DEFA İZLEYECEĞİNİZ, YENI ŞAFAK GAZETESİ VE İSMAİLAĞA HEYETİNE REDDİYE YAPTIĞI VE CÜBBELİ HOCA’DAN RAZI OLDUĞUNU BEYAN ETTİĞİ KONUŞMASI. İsmail Ağa heyeti, Ahmet Ustaosmanoğlu ve Abdullah Kılıç, Efendi Hazretlerimizin haflesini iptal ettirmek için, o zaman emniyette hâkim olan FETÖ’cülerin teşvikleri ile babalarına ve şeyhlerine hainlik yaparak Yeni Şafak’a gidip manşet attırmış ve “Cübbeli’den provokasyon hazırlığı” yazdırmışlardı. Ondan sonra Efendi Hazretleri öyle bir cevap verdi ki, hem Yeni Şafak’ın iftiracı olduğunu hem de Cübbeli Hoca’ya atılan bu iftiralara cevap mahiyetinde kendisinden razı olduğunu ve bu merasimin, biiznillah kendi emriyle gerçekleştiğini, Yeni Şafak’ın fitne çıkardığını beyan eden bir konuşma yaptı. Özellikle “Beni kimse kandıramaz” sözüyle öyle bir keramet gösterdi ki, kıyamete kadar onun hakkında atılacak Hâşâ "Alzheimer oldu, bir şeye cevap veremiyor” gibi iftiraları yerle bir etti. Bu iftira sahiplerinin başında ise Abdullah Kılıç gelmektedir. Efendi Hazretlerinin 15 sene evvelden beri Alzheimer olduğunu bürokraside yayarak, babasının şeyh olması için çırpınan bu müfsit, böylece Efendi Hazretleri tarafından kezzaplıkla teşhir edilmiş oldu. Burada ayrıca, Efendi Hazretlerimizin 2007 yılında hastanede “Ben yerime kimseyi bırakmadım” şeklindeki buyruğunu zoraki söylediği veyahut bir şeyi hatırlamadığı için yanlış konuştuğu şeklinde yorumlayan İsmail Ağa çevrelerinin ne büyük sahtekâr oldukları ortaya çıkmış oldu. Zira 2007’de buyurduğu bu sözlerden 3 sene sonra, 2010’un sonunda açıkça konuşmuş, görüntülü bir şekilde net bir ifadeyle “Beni kimse kandıramaz. Bu işler benim bilgim dâhilinde oluyor. Kimse yapmıyor bu işi, ben yapıyorum. Cübbeli’den de razıyım” diye sesli beyanatta bulunmuştur. Bu sesli beyan, bütün yalancı, sahtekâr ve tarikatı ileride bozacakları şimdi ortaya çıkan bu kişilerin Efendi Hazretlerine ne kadar düşman olduklarını ve onun şanının, şerefinin yayılmasını engellemek için ne gayretler gösterdiklerini açıkça ortaya koymaktadır. Fakat Efendi Hazretlerimizin bütün bunları iptal ettiği ve tasarrufunun devam ettiği hususunda bu, yeterli bir delil teşkil etmektedir.

İsmet yamaç

71,573 views • 1 year ago

MAHMUD EFENDİ HAZRETLERİMİZİN İLK DEFA İZLEYECEĞİNİZ, YENI ŞAFAK GAZETESİ VE İSMAİLAĞA HEYETİNE REDDİYE YAPTIĞI VE CÜBBELİ HOCA’DAN RAZI OLDUĞUNU BEYAN ETTİĞİ KONUŞMASI. İsmail Ağa heyeti, Ahmet Ustaosmanoğlu ve Abdullah Kılıç, Efendi Hazretlerimizin haflesini iptal ettirmek için, o zaman emniyette hâkim olan FETÖ’cülerin teşvikleri ile babalarına ve şeyhlerine hainlik yaparak Yeni Şafak’a gidip manşet attırmış ve “Cübbeli’den provokasyon hazırlığı” yazdırmışlardı. Ondan sonra Efendi Hazretleri öyle bir cevap verdi ki, hem Yeni Şafak’ın iftiracı olduğunu hem de Cübbeli Hoca’ya atılan bu iftiralara cevap mahiyetinde kendisinden razı olduğunu ve bu merasimin, biiznillah kendi emriyle gerçekleştiğini, Yeni Şafak’ın fitne çıkardığını beyan eden bir konuşma yaptı. Özellikle “Beni kimse kandıramaz” sözüyle öyle bir keramet gösterdi ki, kıyamete kadar onun hakkında atılacak Hâşâ "Alzheimer oldu, bir şeye cevap veremiyor” gibi iftiraları yerle bir etti. Bu iftira sahiplerinin başında ise Abdullah Kılıç gelmektedir. Efendi Hazretlerinin 15 sene evvelden beri Alzheimer olduğunu bürokraside yayarak, babasının şeyh olması için çırpınan bu müfsit, böylece Efendi Hazretleri tarafından kezzaplıkla teşhir edilmiş oldu. Burada ayrıca, Efendi Hazretlerimizin 2007 yılında hastanede “Ben yerime kimseyi bırakmadım” şeklindeki buyruğunu zoraki söylediği veyahut bir şeyi hatırlamadığı için yanlış konuştuğu şeklinde yorumlayan İsmail Ağa çevrelerinin ne büyük sahtekâr oldukları ortaya çıkmış oldu. Zira 2007’de buyurduğu bu sözlerden 3 sene sonra, 2010’un sonunda açıkça konuşmuş, görüntülü bir şekilde net bir ifadeyle “Beni kimse kandıramaz. Bu işler benim bilgim dâhilinde oluyor. Kimse yapmıyor bu işi, ben yapıyorum. Cübbeli’den de razıyım” diye sesli beyanatta bulunmuştur. Bu sesli beyan, bütün yalancı, sahtekâr ve tarikatı ileride bozacakları şimdi ortaya çıkan bu kişilerin Efendi Hazretlerine ne kadar düşman olduklarını ve onun şanının, şerefinin yayılmasını engellemek için ne gayretler gösterdiklerini açıkça ortaya koymaktadır. Fakat Efendi Hazretlerimizin bütün bunları iptal ettiği ve tasarrufunun devam ettiği hususunda bu, yeterli bir delil teşkil etmektedir.

islam Meclisi

27,291 views • 1 month ago

“İsmailağa Vehhâbîleşiyor-Selefîleşiyor” Sözümün En Büyük İsbâtı Meydana Çıktı! Bayancuk’un arkadaşı Selefî R.I. fotoğrafta gördüğünüz gibi İsmailağa’nın Yavuz Selim Câmii’ndeki hadîs dersine katılmış. Bunun üzerine Selefîler ona tepki gösterince cevâben yayınladığı: “Dünyanın her tarafından Selefîler oradaydı, o âlimleri tanıyan kimse bizim katılmamızı garipsemez. Orada tarikat ehli yoktu, Türkiye’nin ulemâsı yoktu. Türkiye’nin talebeleri de yoktu. Orada biz tanışma ortamı buluyoruz.” şeklindeki video, benim “İsmailağa Vehhâbîleşiyor-Selefîleşiyor” sözümün doğruluğunun katılımcının kendi dilinden en büyük itirâfıdır. Nitekim kendisi oraya katılan hocaların Selefîler indinde çok muteber olduğunu açıkça beyan ediyor. Ayrıca Türkiye Selefîlerinin başı Halis Bayancuk da bu konuşmayı retweet ediyor. Demek ki bu kadar Selefînin toplanlandığı yerde türklerden sadece Fikri Doğan, Hasan Efendi’nin oğlu Abdullah Kılıç, damadı Ahmet Ustaosmanoğlu, Nedim Payalan, Recep Eryiğit, Salih Topçu gibi Selefîlere hayran bir azınlık bulunmuş. Benim söylediklerim çıkar ama bu kadar erken çıkacağını tahmîn etmezdim. Zaten genel sekreterliğine Abdullah Kılıç’ı seçen bir cemâatin felâh bulmayacağı belliydi, bu da üstüne tüy dikmek oldu. Ey Mahmûd Efendi Hazretleri’mizin tecdîdi ile hidâyet bulmuş kardeşlerim! Sizin verdiğiniz paralarla ve yardımlarla İsmailağa’nın 10 gün boyunca dünyanın bütün Vehhâbîlerini ağırladığı böylece kesinleşmiş ve artık ilâve delîle ihtiyaç kalmamıştır. Siz “Allah gökte” diyen ve Efendi Hazretleri dâhil bütün silsile büyüklerimize kâfir diyen bu adamları ağırlamak için mi İsmailağa’ya destek veriyorsunuz?! ARTIK BUNU SORGULAMANIZIN VAKTİ GELMEDİ Mİ!

Cübbeli Ahmet Hoca

154,541 views • 1 month ago

Mahmud Efendi Hazretleri hayatta iken de söylenen benzer ifadeleri, onun yolunu korumak adına delil getirmek nasıl bir şaşkınlıktır? Hayretle izliyoruz! Sene 2017, tam 7 yıl önce; Ekrem Buğra Ekinci, Halidî Tarikatının adabından bahsediyor. Hayattaki mürşidin rabıtayı kendisine değil, vefat vefat etmiş şeyhine yaptırabileceğini anlatıyor ve buna Abdulhakim Arvasi Hazretlerinden delil getiriyor. Halbuki bu tarihte [2017] Mahmud Efendi Hazretleri hayatta ve Halidî silsilesinin meşayıhından olduğu halde rabıtayı kendisine yaptırıyor. Şimdi bu zatın, kendi silsilesiyle alakalı ifadelerini, Cübbeli Ahmed kendi batıl davasına delil getirerek hayattaki mürşide rabıta yapılamaz diye paylaşıyor. Tarikatın bozulduğunu ima ediyor. Lafın nereye gittiğini görebiliyor musunuz kardeşlerim ? Aslında, kendisine rabıta yaptırarak yolu bozan Mahmud Efendi Hazretlerimiz oluyor (haşa) Malesef ilmin, ahlakın ve âdâbın ayaklar altına alındığı bir dönemden geçmekteyiz. Allahtan korkan ve gerçekten Mahmud Efendi Hazretlerimizi sevdiğini iddia eden kardeşlerimizin bu safsata ve çarpıtmalara insafla nazar edip değerlendirmelerini tavsiye ediyoruz. Biz, bildiklerimizi ve gördüklerimizi Allah için paylaşıyoruz. Çünkü; Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Fitneler –veya bidatler- ortaya çıktığında bilen bildiğini söylesin. Bunu yapmayana Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti olsun. Allah ondan ne farz ne de nafile (hiçbir ibadeti) kabul etmez.” [Mektubat-ı Rabbani 251. Mktb] Konuşmanın linkini aşağıya bırakıyorum, tarihine bakabilirsiniz.

Muhittin Ödemiş

19,455 views • 1 year ago

Bize bugünü gösteren Allâh-u Teâlâ’ya sonsuz hamd-ü senâlar ederiz! Yıllardır Esed’in düşmesi ve Ehl-i Sünnet’in muzafferiyeti için duâlarda, tebliğlerde ve kendi çapımızda Suriyeli muhalif ulemâ ve büyüklerle birlikte hareket ettik Şeyh Sâbûnî Hazretleri: “Ya Rabbi! Esed’in düştüğünü görmeden beni öldürme” diye duâ ediyordu. Fakat fiziken göremese de şu anda kesinlikle inanıyorum ki Merkez Efendi Hazretleri’nin yanında bulunan kabr-i şerîfinden olayları müşahede etmektedir ve kabrinde ferahnâk olmuştur. Bu vesîleyle bu dâvânın ileri gelenlerinden ve bu yolda eziyet çekmiş olan Sâriye Rifâî Hazretleri’ne de âcil şifalar niyâz ediyorum. O da yoğun bakımda olmasına rağmen inşâallâh bugünün ferahını hissetmektedir. Cemaatlerimizin yakinen takip ettiği üzere hayatımız “Ya Rabbi! Ehl-i Sünnet’ten esir kamplarında bulunanları halâs eyle, mazlum Müslümanları Yahûdî’nin ve zâlimlerin hapishanelerinden kurtar” diye duâ etmekle geçti, cemaatlerimizin de “Âmîn”leri berekâtıyla Rabbim duâlarımızı kabul eyledi ve bugün bütün Ehl-i Sünnet mazlum esirlerin salındığını gördükçe, onların annelerine seslendikleri duygusal ifadeleri duydukça duâlarımızı kabûl ettiği için Yüce Rabbimize hamd-ü senâlar ediyoruz. Allâh-u Teâlâ, Şam-ı Şerîf beldelerini Ehl-i Bidatten halas eyledi, böylece zâlim İran’ın dâvâsı çöktü. İnşâallâh böylece Şîa hilalini tamamlama projesi de kökünden söküldü. Allâh-u Teâlâ, İran’ın etkilemeye çalışıp tahrip ettiği Yemen, Lübnan ve Irak gibi, halkının çoğu Ehl-i Sünnet olan ülkelerde de İran’ın tüm kötü tesirlerini tarumâr eylesin ve Ehl-i Sünneti gâlip muzaffer eylesin. Âmîn! Bu vesîleyle tüm Suriyeli Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin kutsal fetihlerini tebrîk ediyorum!

Cübbeli Ahmet Hoca

61,249 views • 1 year ago

Ahmet Anapalı 'nın ana-avrat küfürler savurduğu videosundan bazı kesitler paylaşarak çelişkilerini sıralayacağım. Abdullah Gürbüz Hoca ve diğer Hoca kardeşlerimiz kendisine edep dairesinde konuşup hiçbir hakaret etmediği halde, böyle küfürler savurması zaten batılda olduğuna en bariz işarettir. Şimdi videoda söylediklerine tek tek cevap verelim... Ilk videosunda Emevilere sallarken bazı sahabe ve tabiin bilinen kişiler demişti, oysa ki Emevilerin ilk dönemi ve sahabe lafıyla burada ki itham direkt Hazreti Muaviye Efendimize gitmektedir. Çok akıllıysan, sözünün nereye varacağını görecektin. Sonra, ağzımdan Muaviye çıkmadı diyorsun ama videonun sonlarında yine 'dilim sürçtü' diyorsun. Karar ver, ne diyorsun.! Emeviler; Zalimdir, ırkçıdır, faşisttir diyeceksin, İslam'a saltanat kattılar diyeceksin, ama bu ithamlara tarih boyunca haksız yere muhattab olan devletin kurucusu Hz Muaviye'yi ben itham etmedim diyeceksin öyle mi? Evet, 4 büyük halifenin tayini aynı değildir. Ama Hazreti Ebubekir Efendimiz kendisinden sonra Hz. Ömer'i halife tayin etmiştir. Bu halife tayin etmek, veliaht ilan etmek değil mi? Hazreti Ebubekir Efendimiz, "saltanatçı" mı oldu, a be cahil! Birde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz halife tayini hususunda bir usûl tespit edip emretmemiştir. Açık bir usul konulmamış bir meselede ashab-ı kiramdan birini tenkit etmek senin ne haddine? " Bende kaynağım, gelin lan karşıma hangimiz daha iyiyiz" deyip kibrinden koltuk kabartmak nasıl bir seviyedir? Videoyu dinleyen kardeşlerimizin takdirine bırakıyorum. Ömer Tuğrul İnançer için"neymiş sarığa laf etmiş, o da onun fikri" diyor, sünneti seniyyeyi hafife alıyorsun. Rasûlullâh ﷺ Efendimizin,"Bizimle müşrikler arasındaki fark, takkelerin üzerindeki sarıklardır." buyurduğu sarığa laf etmek, fikir mi oluyor efendi? Ayrıca "cennette cinsiyet yok ki üreme olsun, cehennemde ateş yok ki azap olsun" diyerek, açıkça yüzlerce Kur'an ayetini inkar eden, reddeden Ömer Tuğrul İnançer'e rahmet okumak zorunda mıyız? Bu küfür ve şirk sözlerini duymadın mı? Anapalı konuşmasının devamında medreselere merdiven altı deyip aşşağılıyor. Kadınların araba kullanmasını tavsiye etmeyen Mahmud Efendi Hazretlerine aklınca dil uzatıyor. Anapalı biraz İslami ilimler ile de iştiğal buyursun da "ruhsat ile amel, takva ile amelin" arasında ki farkı öğrensin. Şunu da soralım, Anapalı Madem çok cesursun, neden İsim vermiyorsun acaba? Ey Anapalı? Bir taraftan İskilipli Atıf Efendi'yi savunduğunu söyleyip, diğer taraftan sarık yüzünden idam edilen alimlere, "KAFASIZ" diyen Ömer Tuğrul'u müdafaa etmek nasıl bir çelişkidir? "Atatürk'ün Koruma Kanunu olduğu gibi Muaviye'nin de sahabe özelliği var, o yüzden ona bir şey diyemiyorum, oradan beni vuruyorsunuz" diyor yani demek istiyor ki, Ehli sünnet Müslümanların tepkisinden çekiniyorum yoksa bakın ben ne yapıyorum. Zaten konuşma boyunca Efendimizin vahiy katibi, müminlerin dayısı olan Hz. Muaviye radıyallahu anh' a okul arkadaşına hitap eder gibi Muaviye demesi, zehirlenmiş itikadına bariz bir delil. Son olarak "bakın koçerolar sarık takıp şalvar giyip sakal uzatıp olmuyor oğlum bu işler "diyerek mide bulandırıcı uslübuna; Peki ne ile oluyor? Sana kendimizi beğendirmek için, Sünnet-i Seniyyeyi terkedip küfür kıyafetleri olan papyon takıp, daracık elbise mi giymemiz gerekiyor? diyoruz Sarık, cübbe, şalvarı bu kadar diline dolayıp, hemen peşine din bezirganlığına bürünmek, sünnet-i seniyye nasıl bir düşmanlık beslediğinin delilidir. Kamera karşısında bu kadar küfürlü ve seviyesizce konuşan birinin, kamerasız ve normal hayatındaki ahlak seviyesini tahmin etmek bu kadar zor değildir. Allahu Teala neslimizi bu tür insanların şerrinden muhafaza eylesin. Âmin

İsmet yamaç

36,309 views • 2 years ago

MENZİL'DE İHTİLAF NASIL BAŞLADI? Menzil, yarım asırdır gerçekleştirdiği ilim ve irşad hizmetleriyle gönüllerde yer edindi. Bu hizmetler Gavs-ı Cihan Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni (kuddise sırruhû) hazretlerinin sürekli üzerinde durduğu üzere; şer’i şerif, sünneti seniyye ve tasavvuf adaplarına uygun olarak yürütüldü. Gavs-ı Cihan (kuddise sirruhu) hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra ise Menzil, çeşitli itham ve tezviratlarla anılmaya başlandı. Özellikle ilim ve irşad mekanı olan dergahlarla ilgili çeşitli iddialar ve iftiralar ortaya atıldı. Bu mekanların şahsi miras yapılmak istendiği yalanı tekrar tekrar söylendi. Bugün tezviratlara karşı hakikatleri dile getirmek, dergahların durumunu izah etmek ve “Menzil’de İhtilaf Nasıl Başladı?” sorusuna cevap bulmak için bu açıklama zaruri hale gelmiştir. Bugün yaşadığımız üzücü hadiseler, ilmi rehber edinmeyen bir iradenin tezahürüdür. Yönetme hırsı nedeniyle yıllarca biriktirilmiş öfke, ilmin rehberliğini bir kenara itmiş ve ortaya hiç kimsenin anlayamadığı ve açıklayamadığı bir tablo çıkmıştır. Sadat-ı Kiram efendilerimiz 1971 yılında Menzil’e geliyorlar. Aradan geçen yarım asırlık süreçte irşad hizmetleri nasıl bir seyir izledi? İlk yıllarda Menzil’e küçük bir cami inşaa edilmişti. Elhüseyni ailesi, uzaktan-yakından gelen misafirlerine, kendi hanelerinin mutfağından ikramlar hazırlayarak sunuyorlardı. Ziyaretçilerin sayısı arttıkça çorbahane, fırın gibi mekanlar kuruldu. Bu yıllarda başka şehirlerde dergahlar yoktu. Sofilerin sayısı arttıkça sohbet ve Hatme-i Hacegan gibi tasavvuf amellerinin yapılacağı mekanlar ihtiyaç haline gelmişti. O yıllarda iletişim ve ulaşım imkanları kısıtlıydı. Dergahlarda ilim ehli kimselerin sayısı da oldukça azdı. Bu nedenle çeşitli sorunlar yaşanıyordu. - Bazı dergahlarda ilmî, amelî ve ahlâkî konulardan çok keşif ve keramet gibi konular konuşuluyordu. - Sahih kaynak niteliği taşımayan kitaplar kaynak olarak kullanılıyordu. - Mürşid-i kâmilin, belirli sınırlarda sofilere hizmet etmesi için vekalet verdiği bazı kimseler, bu vazifeyi bir makam olarak lanse ediyor ve sofileri istismar ediyordu. - Bazı dergahlardaki görevli vekiller, birbirleriyle çekişme içine girmişti. - Birtakım kimseler dergahları ve sofileri şahsi menfaat sağlamak amacıyla kullanıyordu. - Tüm bunlar “İlimsiz tasavvuf felakete götürür.” kelamının adeta birer tezahürüydü. Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri 25 Aralık 2000 tarihinde Avrupa’dan gelen vakıf görevlilerine bir sohbet yapmıştı. Sohbet bir mektup gibi yazılı hale getirildi. Akabinde Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri, mühür mahiyetinde isminin yazılı olduğu bu mektubu Avrupa’daki ilgililere göndermişti. Bu sohbetinde Gavs-ı Cihan hazretleri vakıfların kurulmasıyla ilgili şöyle buyurmuştu: “Biz baktık, gördük ki Avrupa’da da Türkiye’de olduğu gibi adaba riayetsizlik baş göstermiştir. Yarbay yaşlandığı için bunun önüne geçemedi, geçemezdi de. Bunun önüne geçmek için biz Seyyid Mübarek’i orada vakıf kurmakla görevlendirdik. Bundan gayemiz sadece Allah’ın ve Resulullah Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) rızasını kazanmaktır” Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri aynı sohbetinde vakıf sistemin işleyişini ve önemini şöyle tarif etmişti: "Bunun için biz bu vakfı kurduk, tüzük ve emirler nasıl ise öyle hareket edeceksiniz. Kur'an Allah'a, Resulüne ve ulul emre itaat edin diyor. Seyyid Mübarek bizim emrimizdedir. O da memurlar tayin ediyor, böylece teşkilatlar oluşturuyor. Emirler böyle dağıtılıyor. Mesela iki yüz-üç yüz vekil var. Ben bir anda onların hepsine birden ulaşamam. Onlara bu şekilde yetişiliyor, talimatlar dağıtılıyor. Biz bu vakfı ancak Allah rızası için emr-i bi’l-ma‘rûf nehy-i ani’l-münker için kurduk. Adab olmazsa nispet, fuyuzat olmaz. Bu dediklerimiz olmazsa biz de siz de perişan oluruz." Sonraki 10 yılda dergahlar, zahirde ve batında bu temeller üzerine bina edildi. Rahmetli Gavsımız “Vakfı kurdum.” demeden önce “İstişare ettim” buyurmuşlardı. Dolayısıyla ülkemizin dört bir yanındaki dergahlarda istişareyle hareket edecek; ilim ve irşad hizmetlerinin daha güzel yürütülmesi adına gayret sarf edecek heyetler kuruldu. Şeriat ve adab temelleri üstünde istişare ve gayret ile yükselen dergahlar, sahih bir tasavvuf anlayışının yerleşmesini sağladı. Hizmetlerdeki gayenin irşad olduğu bilincini kalplere yerleştirdi. 20 yıl boyunca titizlikle ve büyük gayretlerle tesis edilen sistem meyvelerini veriyordu. En güzel hizmetler Gavs-ı Cihan hazretlerinin irşadının son 10 yıllık bölümünde yapıldı. Rahmetli Gavsımız vakfın işleyişini nasıl tesis ediyordu? Vakfın başında kuruluşundan itibaren Gavs hazretlerinin evlatları bulunuyordu. Gavs hazretleri 30 yıllık irşadının son 20 yılında bu hizmetlerin yönetimini Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye emanet etmişti. Merhum Gavsımız mahdumu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’yi evvela Avrupa’daki vakıfların idaresinde vazifelendirmişti. Avrupa’daki bazı dergahlarda Türkiye’dekilere benzer bazı problemler görülüyordu. Sonraki yıllarda Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni bu durumu şöyle ifade edecekti: “Bir tren düşünün uçuruma gidiyor. İçinde binlerce insan var. Uçuruma gittiklerini de bilmiyorlar. Onları nasıl kurtarırsınız? Tek tek ikna etmeye vaktiniz yok. Bu durumda makas değiştirirseniz ve trendeki herkesi kurtarmış olursunuz. Ama onlar bunun farkında bile olmaz.” İşte yapılan tam olarak buydu. Rahmetli Gavs hazretlerinin ilim merkezli irşad hizmetleri Avrupa’da sağlam bir itikat temeline böylece oturmuştu. Bir süre sonra Rahmetli Gavsımız Türkiye’deki vakıf yönetimini de Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye bizzat görev olarak tevdi etti. Vakıf görevini babasından alan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni tüm Türkiye’yi defalarca il il gezdi. Her işini şeffaflık ve istişare üzerine bina etti. Amaçlar güzelce anlatıldı. Böylece insanların vakfa güveni tesis edildi. Büyük hizmetler de bu şekilde mümkün oldu. Rahmetli Gavs hazretlerinin bu hizmetler konusundaki kanaati nasıldı? Merhum Gavsımız vakıfların geldiği durumdan duydukları memnuniyeti şu sözlerle ifade etmişlerdi: “İlla niyetinizi Allah rızası için yapıp bizi de ortak edin. Bizim vakfımızdan çok razıyız, çok da iyi gidiyor. Ama tekrar çok dikkatli olmanız gerekir. Biz çok çalıştık vakfı bu hale getirdik. Sizin de dikkatli olmanız gerekir, üzerinde duracaksınız. Niyet edin, bizim vakfımız bozulmasın. Vakıf çok güzeldir, dünya-ahiret için de çok iyidir. Hem dünya için hem ahiret için.“ “Çalışmalarınızla bize ortak olacaksınız, siz de ortak edin. İkimizin de niyeti Allah rızası için olsun.” Bu sohbetinde Gavs hazretlerinin “bizim vakfımız bozulmasın.” buyurmasının hikmeti nedir? Vakfa zarar vermek isteyenler mi vardı? O gün Gavs-ı Cihan hazretlerinin sohbetini dinleyenler vakfın neyden ya da kimden korunması gerektiğini anlayamamıştı. Ancak zaman geçtikçe o cümleler çok daha iyi anlaşıldı. Aslında bu meselenin kökü eskilere dayanıyordu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, yönetimin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye verilmiş olmasından rahatsızlık duyuyor ve yönetimi ele almak istiyordu. Bunun için bir gün babasına giderek vakfın yönetiminin Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile beraber kendisine verilmesini istedi. Gavs-ı Cihan hazretleri sukut etti. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni’yi yanına çağırdı. “Seyyid Saki ile birlikte vakfın yönetimini istiyormuşsunuz.” deyince Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni kendisinin bu durumdan haberi olmadığını ifade etmiş ve “Seyyid Mübarek’ten başkası yapamaz” diyerek yönetimin aynı şekilde devam etmesi gerektiğini söylemiştir. Bunun üzerine Gavs-ı Cihan hazretleri “O zaman git bunu Seyyid Saki’ye de söyle.” diyerek cevabını iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin vakfın yönetimini almakla ilgili tüm çabaları ve ısrarları sonuçsuz kaldı. Vefattan sonra yaşanan gelişmelerden anlaşılan odur ki babasının bu kararlı duruşu karşında tek çaresinin vefat sonrası için hazırlıklar yapmak olduğuna kanaat getirmişti. Gavs Hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra neler yaşandı? Defin günü Menzil’de şahit olunan hadiselerin bugünle nasıl bir irtibatı var? Gavs hazretlerinin defninden sonra Menzil Külliye’sinde misafirlerin taziyeleri kabul edilmeye başlandı. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, öğle namazından önce bir emrivaki ile “Ben tövbe vermeye gidiyorum” diyerek taziye alanından ayrıldı. Gavs hazretlerinin halifesi olan kardeşlerinin de kendilerine verilen irşad vazifelerini ifa etmek istediklerini duyunca öfkelendi, camideki odaya geçti. Ardından kardeşlerini de çağırdı ve bir araya geldiler. Gerçekleşen konuşmada Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Burada tövbe vermeyin, bir müddet tövbe vermeyin.” diyerek kardeşlerinin irşad hakları üzerinde tasarrufta bulunmaya, onları engellemeye çalıştı. Bunda muvaffak olamayınca da“Ben her yerde sizden ayrılacağım.” dedi. Aynı görüşmede “Her şey babamındır.” diyerek kardeşlerinin tavırlarını öğrenmeye çalışıyordu. Kardeşleri “Şahsi bir şeyimiz yok, her şey babamızındır.” deyince detaya girmeye başladı. Bu detaylar üzerine Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni;“Bu konularda İslam hukuku ne diyorsa o olur.” diyerek daha ilk gün İslâm hukukunu işaret etmişti. Camide yapılan görüşme Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin istediği gibi gitmeyince öğle namazından sonra herkesçe malum olan o açıklamayı yapmak durumunda kaldı. Bunu bizzat yapıyor olması odadaki tavrına ters düşse de dışarıdan bakıldığında mutedil bir imaj oluşturmaktaydı. Bu mutedil görüntüden dolayı sofilerin kendisine teveccüh göstermesi pek de gerçekçi olmayan bir algının oluşmasına sebep oldu. Bir anlamda güç zehirlenmesi olarak tarif edilebilecek bu algı; tüm sofilerin her yapılan, her söylenen şeyde arkasında duracağını düşündürmüş olmalıydı. Ki, hemen ertesi gün sert söylem ve eylemler başladı. Daha önce yapılan hazırlıklar bir bir uygulanmaya başladı. Alınan koşulsuz biatlar da buna yardımcı oldu. Gavs hazretleri hayattayken ne türden hazırlıklar yapılmıştı? Bunlar nasıl hayata geçirildi? Kuşkusuz yapılan en büyük hazırlık Semerkand’ın yerine ikame edilecek yeni bir vakfın kurulmasıydı. Bu yeni vakfın ismi, Gavs-ı Cihan hazretlerinin ahirete irtihalinden 13 ay önce tescil edilmişti. İlan tarihi ve yöntemi ise defin günü oluşan algının bir tezahürüydü. Definden 1 gün sonra, Menzil ile zahiren herhangi bir ilgisi bulunmayan Ahmet Mahmut Ünlü, bu yeni vakfı sosyal medya hesabından ilan etti. İlanda bu kadar hızlı davranılması hazırlıkların daha hızlı şekilde uygulanmasını da sağlayacaktı. Gavs hazretlerinin toprağı kurumadan, yeni vakfın whatsapp grupları kuruldu. Daha ilk günlerde tüm il başkanları ilan edildi. Birkaç ay içerisinde yapılamayacak işler günler içinde yapıldı. Öyle ki “Biz zaten aylar öncesinde rabıtamızı Seyyid Saki’ye oturtmuştuk.” söylemleri dahi dile getirilir olmuştu. Ayrılıkçı sert söylemler insanlara nasıl anlatıldı? Mürşidi ahirete irtihal etmiş, gönlü yaralı sofiler adeta bir cendereye alındı. “Tasarruf ancak yaşayan mürşittedir, mürşide tam teslimiyet şarttır.” gibi tasavvufi söylemler insanların kalbi huzursuzluklarını bastırmak amacıyla kullanıldı. Öte yandan yeni mürşide koşulsuz bağlılığı güçlendirmek ve yapılan şeriatsızlıkları örtbas etmek için İslam akidesiyle bağdaşmayacak söylemler ortaya atıldı. “Bu Seyyid Saki’nin elinden tutan Allah’ın elini tutmuştur!” “Bu zat Allah’ın izniyle Efendimiz Aleyhisselam’ın himayesinde çalışıyor!” Önce anayasamız dedikleri 10 madde ilan edildi. Bu maddelerle Gavs-ı Cihan hazretlerinin irşad dönemi kıyasıya eleştiriliyor, yeni vakıfla bu hatalardan dönüleceği iddia ediliyordu. Aynı metinde “Şu on yıldır yolumuzun adaplarından çok uzaklaşıldığını gördük. Gavs hazretleri üzülmesin diye sustuk.” diyorlardı. Oysa bu, gerçekle tamamen tezattı. Gerçeği bilmeyenlerin, mürşidlerine güvenmekten başka seçeneği bulunmuyordu. Nitekim bu ayrılık tasavvuf adaplarına kadar uzandı. Daha ilk günlerde kendi müntesiplerine Nakşibendi tarikatının diğer kollarının hatmelerine girmelerini de yasakladılar. Hemen ardından ise sofilerin yıllarca hizmet ettiği kurumlarla bağlarının kalmadığını ilan ettiler. Vakıftan yüz çevirdikleri halde neden ve nasıl vakıf çatısı altındaki varlıklar üzerinde hak iddia ettiler? Dile getirilen söylemlerden en serti hatta en acısı şu ifadeler olmuştur: “Gavs hazretleri öldü, vakfı onunla birlikte gömüldü.” Bu sözler kendini bilmez biri tarafından haddini aşarak söylenmiş olsa üzerinde durmaya gerek olmazdı. Fakat maalesef bu sözler Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin yaklaşımının bir tezahürü idi. Benzer bir cümle bizzat kendisi tarafından Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye söylenmiştir. Geçmişi eleştiren, yanlış bulan, alakamız yoktur diye ilanlarda bulunan bu anlayış; ne hikmetse reddettikleri kurumların mülklerinin kendilerine ait olduğunu iddia ediyordu. “Kurumlarla alakamız yoktur, ama mülkleriyle alakamız vardır.” gibi trajik bir durum ortaya çıkıyordu. İlk günkü söylemleriyle bugünkü durumları arasındaki zıtlık insanlarda nasıl karşılık buluyor? “Bu dergah artık Serhendi Vakfı’na bağlandı. Dergahımızda artık kitap, dergi, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmetleri gibi hiçbir çalışma olmayacaktır. O yüzden sizi bu dergaha alamayız çünkü siz bunları yapıyorsunuz.” denilerek Semerkand gönüllüsü insanlar, yıllardır müdavimi oldukları dergahlardan atıldı. Kitaplar dergahlardan çıkarıldı; kimi yerde çöpe atıldı, kimi yerde kitap toptancılarına ve geri dönüşüm firmalarına yok pahasına satılmaya çalışıldı. Dergahlardaki tefrişata, ürünlere, değerlere el konuldu. Akabinde yaşananlar ise bu tutarsız duruşu gözler önüne sermiştir. Daha düne kadar reddedilen ne kadar hizmet varsa birer birer kopyalanarak aynısı yapılmaya başlandı; farklı isimlerle oluşturulan markalarla dergi, kitap, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmeti ve daha sayılabilecek ne varsa aynıyla taklit edildi. Neticede ibretlik bir söylem-eylem tutarsızlığı ortaya çıkmış oldu. Yapılanlar sadece tefrişat, ürün ve değerlere el koymakla kalmadı. Tüm mekanlara, mümkün olan herhangi bir yolla el konulmaya çalışıldı. Bunun için kalp kırmaktan, kaba kuvvet kullanmaktan dahi geri durulmadı. Sonucunda ise -kendi ifadeleriyle- kiralık dergahların %90’ını, mülk olan dergahların %60’ını zapt ettiler. Örneğin Gavs-ı Cihan hazretlerinin sağlığında Adana’da 70’ten fazla dergah bulunuyordu. Gavs hazretlerinin vefatından sonra bu dergahların biri hariç hepsine el koydular. Kendilerinden olmayan sofilere sadece bir dergahın kalmasına dahi tahammül edemediler. Bu propagandayla merhum Gavs hazretlerini ve vakfını töhmet altına sokmaya çalışanların el koydukları bazı mülkleri satıyor olmaları ise oldukça manidardır. Örneğin Avrupa’da ilim ve irşad mekanlarına ihtiyaç çok daha fazla iken, yıllarca dergah olarak kullanılan Avrupa’daki “Ulm dergahı”, kendileri tarafından yakın zamanda satılmıştır. Aynı şekilde Gaziantep’teki derneğe ait gayrimenkul de satışa çıkarılmıştır. Bütün bunlar göstermektedir ki, mesele bir hassasiyet meselesi değildir. Hasılı öne sürdükleri tüm argümanlar, insanların akıllarını ve duygularını manipüle etmek ve böylece mülkleri ele geçirmek için ifade edilen sloganlardan ibarettir. Bazı yerler ve konularla ilgili dava açılarak mahkeme sürecinin başlatıldığını görüyoruz. Açılan bu davalar bize ne anlatıyor? Dergahların durumlarıyla ilgili ortaya çıkan bir ihtilafın aslında İslam hukukuna göre çözüme kavuşturulması gerekir. Ancak süreç maalesef; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Şeriata göre olursa şeriatla; olmazsa devletin kanunlarına göre; onunla da olmazsa orman kanunlarıyla… Mutlaka hakkım olanı alacağım.” söylemine paralel şekilde ilerlemiştir. Üstelik hakkı olduğunu söylediği şeyin sınırlarını kendisinden başkası da bilmemektedir. Bugüne kadar Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ve Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, sürecin daha kötü noktalara gitmemesi adına sükût etmişler, sofilerine de sabrı ve sükûtu tavsiye etmişlerdir. Onların birlik-beraberliği ve Gavs hazretlerinin meşrebini muhafaza etmek için ortaya koydukları bu çaba, her seferinde tam zıddı bir tutumla karşılık bulmuştur. Hukuki bir zemine yaslanmayan meselelerle ilgili hukuk önünde hak aramaya kalkışmaları net bir zarar verme çabasından ibarettir. “Bana yar olmayan kimseye olmasın”yaklaşımı onları sonunda bu hale getirmiştir. Öyle ki Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin oğlu Seyyid Yakup Elhüseyni babasından naklen Avrupa’daki dergahların Semerkand’da kalacağına gayrimüslimlerin resmi kurumlarına kalmasının daha iyi olacağını söylemekten imtina etmemiştir. Bu dergahlar kime aittir? Şahsi miras yapılıp satılmak isteniyor denmesinin nedeni nedir? İlk olarak bilinmesi gerekir ki bugüne kadar Elhüseyni ailesinin hiçbir ferdinin dergahların mülkiyetiyle ilgili bir gündemi olmamıştır. Doğal olarak hiçbir sofinin de bu konuyla ilgili bir gündemi yoktu. Herkes kardeşçe bu yapıları kullanıyor, ilim ve irşad hizmetleri tek gündem olma vasfını koruyordu. Bu konuyla ilgili ihtilaf Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin dergahların yönetimini kendi uhdesine alma girişimleri ile ortaya çıkmıştır. Sürecin başında kendisine gösterilen teveccüh bunun kolay bir şekilde yapılacağı gibi bir vehme kapılmasına neden olmuştur. Dolayısıyla bu mülkler ile ilgili ilk günlerde ifade ettiği ile bugün dile getirilen “ümmetin malı” söylemi arasında ciddi tezatlar bulunmaktadır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin defin günü kardeşleriyle yaptığı görüşmede“Her şey babamın!”demiştir. İlerleyen süreçte görevlendirilen hoca heyeti kendisine bu mülklerin durumu hakkında görüşünü sorduklarında verdiği cevap şu şekildedir:“Vakıf, şirket, dernek ne varsa miras malıdır. Ne yapılmışsa Gavs-ı Sani adına yapılmıştır.” Kendileri tarafından paylaşılan uzun görüşme kaydındaki bu ifadeler “ümmetin malı” söylemiyle taban tabana zıttır. Bu da “ümmetin malı”söylemini bir aparat olarak kullandıklarını gözler önüne sermektedir. Neticede “Bunlar ümmetin malı, biz de ümmet malının koruyucularıyız. Dolayısıyla buralar bizimdir.”gibi garip yaklaşımla hareket etmektedirler. Bu usulsüz söylem ve yöntemlerle insanların dini duyguları istismar edilmiştir. Bu dergâha gönül veren masum insanları kendi görüşlerinin fedaisi olması için açıkça yanlı ve yanlış yönlendirmişlerdir. Sofilerin akılları karıştırılmış, omuzlarına ağır bir yük yüklenmiş, gönülleri bulandırılmıştır. Yine aynı beyanlarda Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin konumuyla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır. “Gavs hazretleri zamanında tek yetkili Seyyid Mübarek’ti. Şimdi kayyum olarak orada bulunuyor. Bizim tek muhatabımız Seyyid Mübarek’tir. Çünkü her şeyi o biliyor ve her şey ondaydı. Bizi ikna edip hakkaniyetli bir şekilde paylaştırması lazım. Biz sorumlu olmuyoruz, tek sorumlu Seyyid Mübarek’tir.” Lakin başlarda kabul ettiği bu yetkiyi, çok kısa süre sonra inkar etti. Bahsettiği hakkaniyetli yaklaşımı göstermesine fırsat tanımadı. Kendi söylediklerini reddederek meseleyi daha karmaşık hale getirdi. Anlaşılan o ki, mesele hakikatin tecelli etmesi değil. Zaman içerisinde değişen söylemler, başvurulan yöntemler ve gelinen nokta bunu açıkça göstermektedir. Öyleyse mesele tam olarak nedir? Sürecin başından beri asıl niyet “her yolu mübah gören bir anlayışla” irşad mekanı olan dergahları ve bunlara bağlı olan kurumları ele geçirmektir. Çoğunda sağlanan bu hakimiyete rağmen kalanlarla ilgili de çirkin yöntemler izlenmiştir. Gavs hazretlerinin hizmetlerini Semerkand çatısı altında devam ettiren evlatları ile ilgili yalanlar, iftiralar ve karalama kampanyaları başlatılmıştır. “Ümmetin malını miras yaptınız.” gibi sloganlar ve basına manşet sipariş edercesine ağır ithamlar kullanılmıştır. Elhüseyni ailesinin fertleri bu ithamları net bir şekilde reddetmesine rağmen bu yalanlar tekrar tekrar gündeme getirilmiştir. Meselenin en dikkate şayan kısmı ise iki vakfın senedinin karşılaştırılmasında ortaya çıkmaktadır. Serhendi Vakfı’nın vakıf senedinde, vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde üzerindeki varlıkların Halidimünevver şirketine devrolacağı yer alıyordu. Bahse konu şirketin ortakları ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin 3 erkek evladıydı. Bu maddenin ortaya çıkmasına müteakip gelen tepkiler üzerine senette değişiklik yapıldığı ifade edildiyse de Serhendi Vakfı tarafından kurumsal bir beyanat yapılmış değildir. Semerkand Vakfı’nın vakıf senedinde ise vakfın sona ermesi durumunda varlıkların aynı amaçla hizmet eden başka bir STK’ya devredileceği belirtilmiştir. Vakıf senetleri üzerinden yapılacak bir inceleme bile şahsi miras derdinde olan tarafın hangisi olduğunu göstermeye yetecektir. Atılan iftiraların tam tersinin vuku bulmuş olması ise ibretliktir. Gavs hazretlerinden günümüze intikal eden dergahlara baktığımızda nasıl bir tablo görüyoruz? Kendilerinin ifade ettiği üzere kiralık yerlerin tamamına yakını, mülk olan dergahların ise yarısından fazlası Serhendi’nin elindedir. Geriye kalan az sayıdaki dergahta Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ve Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini sürdürmeye çalışmıştır. Ellerinde kalan az sayıdaki mekanlar sofilere yetmediğinden iki yıllık süreçte, çoğu kiralık olan, yeni dergahlar açılmıştır. Bunların toplam sayısı 1500’den fazladır. Serhendi’nin yeni dergah açmaya ihtiyaç duymadığı gibi kiralık olan dergahların bazılarını kapattığı da bilinmektedir. Hal böyle olunca bir tarafın ihtiyacından fazlasını aldığı, bir tarafın ise ihtiyaca rağmen mağdur edildiği aşikardır. Buna rağmen ele geçiremedikleri dergahlarla ilgili agresif tutumlarının hiçbir izahı olamaz. İlim ve irşad mekanı olan dergahların şer’i durumunun iki yıldır neticelenmemesinin sebebi nedir? İki yıllık süre zarfında meselenin olması gerektiği gibi İslam hukukuna göre çözülmesi için birçok yol denenmiştir. İlk olarak üç mürşidi temsilen birer molla görevlendirilmiş, konu görevli mollalar tarafından detaylıca tetkik edilmiş ve yaklaşık bir aylık çalışmanın ardından netice taraflara ilan edilmişti. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, kendi görevlendirdiği molla dahil hepsinin imzaladığı bu çalışmayı kabul etmedi. Esah görüşe göre ve ittifakla varılan netice yerine tarafları olan bir meselede kendi içtihadıyla hareket edeceğini ilan etti. Bu durum ihtilafların fitneye dönüşmeden çözüleceğine dair umutları boşa çıkarmıştır. Sürecin başında Elhüseyni ailesi arasında farklı zamanlarda çeşitli görüşmeler yapılmıştır. Maalesef Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bu görüşmelerde yapıcı bir tutumdan uzak bir yaklaşım sergileyerek ihtilaflı meselelerin daha karmaşık hale gelmesine sebebiyet vermiştir. Sürecin devamında ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni görüşme taleplerini dahi karşılıksız bırakmıştır. Akamete uğratılan bir diğer çözüm çabası da Gavs-ı Cihan hazretlerinin en yaşlı halifesi olan Seyda Molla Abdurrahman’ın hakemliğine başvurulmasıdır. Seyda’nın medresesinde gerçekleştirilen görüşmelerin başlarında Serhendi heyeti çeşitli bahaneler öne sürerek görüşmelerden çekilmiştir. Son olarak Gavs-ı Cihan hazretlerinin üç halifesinin hakemliğine başvurulmuş, kendilerine imzalı yetki verilmiştir. Büyüklerimiz, heyete her fırsatta “Siz bu konuda tam yetkili bir heyetsiniz. Kur’an-ı Kerim ve sünneti seniyye ölçüsünde ne gerekiyorsa onu yapınız.” demişlerdi. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, heyetin çalışmalarının gidişatından kaygılandığı için hakem heyetine yönelik sert söylemler ve ithamlarla birlikte herkesin önünde verdiği yetkiyi özel bir görüşmede geri almıştır. Bu nedenle hakem heyeti meseleyi çözüme kavuşturamadan köyden ayrılmak durumunda kalmıştır. Böylece tüm sofileri fitnenin son bulacağına dair umutlandıran, Menzil’e yakışır şekilde sorunların İslam hukukuna göre çözüleceği bir süreç daha akamete uğratılmıştır. Bugün hala saf bir niyetle, karlı-zararlı çıkma kaygısından uzaklaşarak İslam hukukuna başvurulsa ve hükme rıza gösterilse mesele kolayca çözülecektir. İki yıldır süren bir ihtilaf tüm çabalara rağmen çözülemiyorsa, taraflardan birinin çözüm istemediğini anlamak zor olmasa gerektir. Büyüklerimiz bu fitnenin ortadan kaldırılması için aynı çağrıyı tekrar tekrar yapmaktadır. Menzil’e yakışan ilim ve irşad hizmetleriyle anılmaktır. Büyüklerimiz müslümanların bunca sıkıntısı varken bu sıkıntılara derman olmak için çalışmak yerine yeni sıkıntıların odağı haline gelmekten hicab duymaktadırlar. Bu konuda sorumluluğu olan herkesin safi niyetle elinden gelen gayreti göstermesini talep etmektedirler. Allah Teâlâ’dan niyazımız bu fitnenin tez zamanda ortadan kalkmasıdır. Bu da meselenin İslâm hukuku temelinde ele alınmasıyla mümkündür. Zira ömrü ilim ve irşad hizmetleriyle geçmiş büyük bir zat olan Rahmetli Gavs hazretlerine ve onun evlatlarına yakışan da budur. #menzil #tarikat #tasavvuf

Menzil Yolu Teyit

92,352 views • 11 months ago

MENZİL NEDEN GÜNDEMDE? Menzil, yarım asırdır yaptığı ilim ve irşad hizmetleriyle bilinmekteydi. Bu hizmetler Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni (kuddise sırruhû) hazretlerinin meşrebince; Nakşi, vakur ve gündeme gelmeden yapılmaktaydı. Onun ahirete irtihalinden sonra ise Menzil, dile getirilmesinden dahi hicap ettiğimiz meselelerle gündeme geliyor, gündemde tutuluyor. İki yıllık süreçte hem ihtilafların ortadan kalkacağı ümidiyle hem de Menzil’in itibarını korumak adına sukut edilmiştir. Ancak geldiğimiz noktada ithamlar, yalanlar, iftiralar bir kesim tarafından hakikat sanılmaya başlanmıştır. Menzil’in müminlerin zihninde çağrıştırdığı güzellikler hedef alınmaktadır. İşte bu nedenle gerçeklerin bilinmesi ve “Menzil neden gündemde?” sorusunun cevap bulması için bu video hazırlanmıştır. Sorumluluk Hayatını ilim ve irşad hizmetlerine memur eden, yüzbinlerce insanın gönlünde yer etmiş olan, Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri her fani gibi dar-ı bekaya göç edecekti. Gavs hazretleri gibi büyük bir zatın vefatı her anlamda büyük bir hadiseydi. Kendisine “Hadimü’l-Müslimin” yani müslümanların hizmetçisi sıfatını uygun gören Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretleri, 30 yıllık irşad hayatı boyunca çokça hizmet etmiş ve yüz binlerce insanın gönlüne girmişti ve herkes, kendisine karşı son vazifesini yerine getirmek üzere Menzil’e akın edecekti. Şüphesiz ki bu; titizlikle planlanması gereken bir süreçti. Bu nedenle vakfın başında olması hasebiyle; Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, hazırlıkları başlatacaktı. 10 yıldır Menzil’in sorumluluğu da kendisinde olduğu için İstanbul’dan Menzil’e kadarki gerekli düzenleme ve görevlendirmeleri yapması gerekiyordu. Nitekim bu oldukça mühim ve zor vazifeyle ilgili aile fertlerini haberdar edecek ve kendileri de bundan memnuniyet duyduklarını dile getireceklerdi. Bu taziye hazırlıkları, vefattan bir hafta önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin bilgisiyle köy muhtarı dahil Menzil’deki tüm ilgililere sunum yapılarak anlatılmıştı. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, süreci başlatmış; vakıf heyetine vazifeler tevdi etmiş ve her adımın titizlikle planlanmasını temin etmiştir. Bu süreçte en ince ayrıntısına kadar görev tarifleri yapılmış, hastaneden Menzil-i Şerif’teki alanlara varana kadar kimin nerede ve ne zaman ne yapacağı belirlenmişti. Devletin ilgili birimlerinden güvenlik ve sağlık gibi alanlarda destek talep edilmişti. Hasılı tüm hazırlıklar Gavs hazretleri gibi büyük bir velîye yaraşır şekilde, büyük bir hüzünle fakat daha büyük bir dikkatle tamamlanmıştı. Gavs hazretlerinin son günlerinde, durumu artık iyice ağırlaşınca, evlatları babalarının yanında toplanmışlardı. Ve 12 Temmuz günü, doktorlar, artık odaya Gavs hazretlerinin evlatlarını davet etmiş; son birkaç saatlik öngörülerini kendileriyle paylaşarak odadan ayrılmışlardı. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, babasının saatler içinde son nefesini verme ihtimalini bildiği halde hastanenden ayrılarak kendisince önemli bir durumla ilgili Kasr-ı Arifan’a gitmiştir. Bu duruma bir anlam veremeyerek odaya geçen Gavs hazretlerinin diğer evlatları ve torunu Seyyid Muhammed Galip Elhüseynî ise Kur’an-ı Kerim okumaya ve dua etmeye burada devam etmişlerdir. Gavs hazretlerinin vefatıyla birlikte, artık önceden yapılan hazırlıklar, sırası geldikçe yerine getirilmeye başlanmıştır. Ancak vefattan 2 saat sonra Ahmet Mahmut Ünlü’nün kendi sosyal medya hesabından yaptığı taziye paylaşımı, oldukça tuhaf karşılanmıştır. “Bu fakîrin de şâhitliği vechile; kendisinden sonra mutlak halîfe olarak Seyyid Sâkî Erol Hazretleri’ni Menzil’deki merkez tekkeye nasbetmiş idi.” diyerek kendi kendine vermiş olduğu şahitlik payesi hem gerçek dışı hem de tuhaftı. Aileden ve yakın kimselerden hiç kimsenin şahit olmadığı bu nasbetme meselesine alakasız kişilerin şahit olduğunu ilan etmelerinin bir karşılığı yoktu. Bütün bunların ötesinde böyle bir açıklamaya, neresinden bakılırsa bakılsın gerek yoktu. Aslına bakılırsa bu, kimsenin hakkı ve haddi de değildi. Ancak o gün, Menzil’de başkaca tuhaflıklar da yaşanmıştı. Menzil’e intikal ve Menzil’de misafirlerin ağırlanması hususundaki bütün hazırlıklar harfiyen yerine getirilirken; tuhaf bir şekilde cami içi ile hanımlar tarafındaki düzen ve görevlerde değişiklik yapılmıştı. Bu değişiklikler gerekçesi, şekli ve neticeleri bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken değişikliklerdir. O gün özelinde yapılan düzenlemelerde camide hocalar ve talebeler yer alacaktı böylelikle hem adaben ilim ehli ön saflarda yer almış hem de düzen ve intizamla namaz ve defin işlemleri gerçekleşmiş olacaktı. Bu düzenlemeyle Gavs hazretleri, çok sevdiği âlim ve talebelerinin omuzlarında taşınmış olacaktı. Diğer taraftan Gavs hazretlerinin evlatlarının bu acılı günlerinde onlara yardımcı olmaları açısından camideki hizmet ve koruma görevlileri önceden taksim edilmişlerdi. Böylelikle hem kendileri rahat hareket edecek hem de taziyeleri rahatça kabul edebileceklerdi. Ayrıca görevliler, gelen bütün misafirlerin izdihamdan etkilenmeden hareket edebilmelerine odaklanacak; gerekli hizmetleri herkes kendi organizasyonu içerisinde hızlıca görecekti. Ancak bütün bu planlama herhangi bir istişare yapılmadan değiştirildi. Camiden hoca ve talebeler çıkarıldı, ön saflara köy dışından olduğu anlaşılan bazı adamlar yerleştirildi. Gavs hazretlerinin evlatlarına yardımcı olması için görevlendirilen korumalar ise kendi amirlerini de bertaraf ederek kendi başlarına hareket etti; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanarak diğer aile üyelerini yalnız bıraktılar. Gavs hazretlerinin evlatlarını yok saydılar; oluşan karmaşadan dolayı aile ferdlerinin namaza iştirakleri bile zorlaştı. Diğer bir değişiklik ise hanımlar tarafında yapıldı. Özellikle hanımlar tarafındaki görevliler, hep birlikte misafirleri yalnızca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisap için koordine etmeye odaklanmıştı. Diğer 5 halifeyi yok sayarak “Posta Seyyid Saki geçti” diyerek ilanlara başlamışlardı. Vehim Bu hazırlıklar sayesinde yüzbinlerce insanın iştirak ettiği taziye süreci yapılan müdahalelerin oluşturduğu karmaşalar dışında sorunsuz geçti. Söz konusu müdahalelerin bir vehimden kaynaklandığı ise daha sonra anlaşıldı. Yapılan bu çalışmalar birkaç aklı evvel tarafından “mihrabı ele geçirmeye çalışacaklar” şeklinde lanse edilmiş ve kendilerince karşı hazırlık yapılmıştı. Bu vehim ve zannın, uzunca bir süredir, Gavs hazretleri hayattayken, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanan bir güruh tarafından oluşturulduğu ve derinleştirildiği bilinmekteydi. Semerkand Vakfı ve aile fertleriyle ilgili asılsız iddialar, bir şekilde vakıf hizmetlerinden uzaklaşmış kimseler tarafından yıllarca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye iletilmişti. 10 yıl önce Rahmetli Gavs hazretlerinin Menzil Köyü’nün yönetimini Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’den alarak Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye vermesi vehim ve zanların derinleşmesine etki etmişti. Özellikle Menzil’in yönetiminin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye verilmesinden hoşnut olmadığı, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından ifade de edilmişti. Ayrıca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin vakfı yönetmekle ilgili ısrarlı bir talebi olduğu, defalarca bu taleple babasına gittiği aile tarafından bilinmektedir. Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni Hazretleri bu talepleri net bir şekilde reddedip yönetimin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’de devam etmesini temin etmiştir. Bu pencereden bakınca Gavs hazretlerinin vefatından önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından yeni bir vakıf hazırlıklarının yapılması, taziye hazırlıklarının farklı yorumlanarak endişe kaynağı haline getirilmesi ve birtakım vehimlerle taziye alanına müdahale edilmesi daha iyi anlaşılmaktadır. Bunun yerine bir oldu bittiyle ilerlemek tercih edilmişti. Nitekim taziye yerinden “ben hanımlar tarafına tövbe vermeye gidiyorum” diye kalkan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye adaba uygun ve istişareyle hareket etmek gerektiği kardeşleri tarafından hatırlatılmıştı. Tarikat adabı, Gavs hazretlerinin tüm halifelerine irşada başlama yetkisi veriyordu. Bunun nasıl olacağını belirlemeden hareket etmek doğru olmayacaktı. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bu talebi reddederek külliyeden ayrılmıştı. Bir süre sonra camiye geçerek kardeşlerini istişare için davet etmişti. Burada yapılan görüşmede Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, kardeşlerinin irşad vazifeleri üzerinde tasarrufta bulunmaya çalışıyor, onlara “Siz bir ay tövbe vermeyin” diyordu. Bu konudaki ısrarın sürmesi üzerine Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni “Abi, bir tahtta iki padişah olmaz, ama bir postta 7 şeyh olur. Babamızın postu büyüktür. Yeter ki derdimiz padişahlık olmasın” demişti. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “O zaman her yerde ben sizden ayrılıyorum. Hiçbir şeyde birlikte kalmayacağım.” demişti. İşte o gün ailenin maruz kaldığı durumlar, adabın hiçe sayılması ve manevi gerekçeler bu talebin yanlışlığını ortaya koyuyordu. Dolayısıyla üç halife de o gün, aynı anda irşada başlamalıydı. Öyle de oldu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin ısrarı kabul görmeyince defin günü öğle namazından sonra Menzil Camii’nde irşad açıklamasını yapmak durumunda kaldı. Koşulsuz Biat Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin kendisi tarafından bizzat ifade edilen bu biatla beraber alınan başka biatlar olduğu bilinmektedir. Zira Gavs hazretlerinin koruma ve yakın hizmetine bakan Uşaklılar, onun ahirete irtihalinden 6-7 ay önce toplantı yaparak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye biat kararı almışlardı. Bu durumundan haberdar olan Gavs hazretlerinin mahdumlarından Seyyid Muhammed Emin Elhüseyni babası henüz hayatta iken bu tür konuşmalar yapılmasından dolayı çok üzülmüş, kendisi hastahanede babasıyla ilgilenmekte olduğu için Uşaklılara okunmak üzere bir mesaj hazırlamıştır. Hazırlanan bu mesaj Uşaklılara yüz yüze okunmuştur. Aylar öncesinden koşulsuz biatlar alınarak planlanan şeyler aceleyle bir bir hayata geçirilmeye başlanmıştı. Gavs hazretlerinin defninden sadece bir gün sonra, henüz Gavs hazretlerinin toprağı soğumamışken, Serhendi isimli yeni bir vakıf ve Dehlevi markalı yeni bir yayınevinin kurulduğu ilan edilmişti. Gavs hazretlerinin vefatından kısa bir süre evvel Kasr-ı Arifan’da Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ile toplantı yaparak akıllarda soru işaretleri uyandıran Ahmet Mahmut Ünlü, sosyal medya üzerinden yönlendirici ve çalışılmış paylaşımlarını yapmaya devam ediyordu. Yalnız bu kez önemli bir iletişim kazası yaşanmış, Ahmet Mahmut Ünlü, hızını alamayarak, herkesten önce Serhendi Vakfı’nın kurulduğunu şu sözlerle ilan etmişti: “Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Hazretleri’nin yakın hizmetkârı, benim de kıymetli dostum Dr. Yunus Aydın Hocaefendi’den aldığım bilgiye göre; Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Kur'ân, Sünnet ve Ehl-i Sünnet'i ihyâ, Nakşî Müceddidî Hâlidî Tarîkatı'nın adâbını icrâ etmek üzere “Serhendî” adı altında yeni bir vakıf ve “Dehlevî” ismi altında yeni bir yayınevi kurmuştur. Vakfın başına kıymetli mahdûmu Seyyid Yakup Efendi’yi geçirmiştir, Kendisinin bundan evvel mevcut olan vakıf ve yayınevleri ile hiçbir alâkası olmadığını beyân etmiştir.” Ahmet Mahmut Ünlü’nün yapmış olduğu bu paylaşımın ardından, kendileri de durumu ilan etmek zorunda kaldılar. Yapmış olduğu paylaşımlarda Semerkand’a yönelik ağır ithamlar dile getiren Ahmet Mahmut Ünlü, “Şimdi anlamayanlar yakın bir zamanda bana duâ edeceklerdir.” ifadesiyle gelecekte yaşanacaklara dair ipuçları veriyordu. Yine planlı süreçlerini açığa çıkaran büyük bir iletişim kazası yaparak, mevcut vakıf ve yayınevleriyle hiçbir alaka kalmadığını ilan da etmişti. Bu husustaki tavır ise garipti; zira kurumlar ve faaliyetleri reddediliyor lakin mülklerin ve değerlerin yeni kurdukları vakfa ait olduğu savunuluyordu. Bu yaklaşım ise “ümmetin malını savunma” gibi bir maskeyle temellendiriliyordu. Bu kullanışlı kavram kalkan yapılarak, kimi zaman hukuki yollarla, kimi zaman kaba kuvvetle Semerkand’a ait bazı değerler ve birçok mülk, fiili olarak ele geçirildi. Yıllardır bu mekanların müdavimi olan kişiler, bu mekanlardan uzaklaştırıldı, mekanların tabelaları değiştirildi. Böylece yeni kurulan vakfın ümmet için çalışması beklenirken bütün gayretini tabela değiştirmeye kanalize ettiği görüldü. İlan edilen vakıf ve yayınevi markaları için 24 Haziran 2022’de tescil başvurusu yapıldığı görülmektedir. Bu tarih göz önüne alındığında vefattan en az 1 yıl önce başlatılmış bir sürecin varlığını anlamak zor değildir. Taziyenin ilk günlerinden itibaren Serhendi iletişim kanallarından “Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye gönül bağıyla, uzaktan, yani kendisinden yahut vekilinden tövbe almadan da intisap edilebileceği” çağrısı yapılıyordu. Oysa Gavs hazretleri, intisap konusunda Nakşibendi adabının dışına asla çıkmazdı. Aynı mekanda olmadıkça kimseden intisap kabul etmezdi. Pandemi döneminde tedbir gereği belirli bir mesafeden seslenerek tövbe telkin etmişti. Mikrofon dahi kullanmamış, “ben bugün hoparlörle tövbe verirsem, yarın siz telefonla tövbe verirsiniz. Telefonla tövbe mi olur?” diyerek bugünleri görürcesine açıkça ikazda bulunmuştu. Ancak adaba aykırı bir şekilde yapılan bu “gönül bağıyla intisap edilebilir” ilanı, yurtdışındaki bazı kimselere telefonla tövbe ve vekalet verilmesi, koşulsuz biatın farklı bir tercümesi gibiydi: Şimdiye dek bağlı bulunduğunuz adaba uymasa da biat edin! Aynı tarihlerde Nakşibendi adabında dahi olmayan bir talimat ilan edildi: “Başka Nakşi kollarının hatmesine girilmeyecek!” “Merhum Gavs hazretlerinin halifesi olan mürşid-i kamillere bağlı sofilerin yaptırdığı hatmeye” değil, başka hiçbir Nakşi kolunun hatmesine girilmeyeceğini ilan eden bu talimat; Nakşibendi yolunda kendisine asla yer bulmayacak bir talimattır. Ve hakikatte bu talimat, koşulsuz alınan biatların şöyle bir tercümesi anlamına geliyordu: Yoldan çıkacak olsanız dahi biat edin! Nitekim Hatme-i Hacegan ile ilgili bu ilan, aileler içinde dahi sorunlara neden oldu. Zira aynı ailede farklı şeyhlere müntesip kişiler birlikte Hatme-i Hacegan yapamaz hale geldi. Bu durum aile, akrabalık ve arkadaşlık bağlarını güçlendiren tasavvuf ahlakının tersine bir tutumu öne çıkarıyordu. Arkadaşlıkların bozulması, akrabalar arasında sıkıntılar oluşması, aile huzurunun hedef alınması gibi ağır sonuçlar kendini gösterdi. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, ilk günlerde kardeşlerine haber göndererek “Benim bulunduğum yerde tövbe verdiler, onları kardeşlikten attım.” demişti. Tasavvufun insanları kardeş etme misyonuna taban tabana zıt olan bu yaklaşım aile içinde kalmamış, hatme-i haceganla ve diğer meselelerle ilgili verilen talimatlar yoluyla dışarıya taşırılmış oldu. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini bugüne kadar sürdürmüştür. Ortak aldıkları kararlarla bazı hizmetlerini tabii olarak müstakilleştirmişlerdir. İki mürşid-i kamil arasında vuku bulan bu makul sürecin, üçü arasında neden gerçekleşmediği ise yaşananlardan dolayı malumdur. Adap mı Duruş mu? Gavs hazretleri Nakşibendi tarikatının Halidi kolunda irşad eden bir mürşiddi. Çağın ihtiyaçlarına karşılık gelecek hizmetleri üretmişti ama bunları farklı bir anlayışla yahut duruşla ifade etmemişti. Çok sevdiği Semerkand Vakfı’na yahut Nakşibendiliğin şehri olan Semerkand’a işaretle “Semerkandi Duruş” gibi bir tabir hiç kullanmamıştı mesela. Ancak belli ki, henüz kurulur kurulmaz adabın dışında hareket eden bu yeni fraksiyon, kendisini tarif ederken de usulün dışına çıkmış ve “Serhendi Duruş” adıyla kendi anayasasını ilan etmiş oluyordu. Serhendi Duruş başlığıyla dile getirilen bütün süslü sözlerin altında merhum Gavs hazretlerinin meşrebine ve hizmetlerine karşı çıkan ve bunlarla mücadele edileceğini ilan eden bir anlayış yatıyordu. “Müceddid gelir, zamanında birikmiş ister itikadi olsun, ister ameli olsun, ister ahlaki olsun zararlı şeyleri önce bir temizler. Ondan sonra hem kendi önünü hem de emsal irşad edenlerin önünü açar, istikamete sokar, ümmet böylece nefes alır” derken kastedilen “zararlı şeyler” Gavs hazretleri zamanında yapılmış ilim ve irşad hizmetlerinden başka bir şey değildi. Rahmetli Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhû hazretlerinin “Vakfımızdan çok razıyız, çok da iyi gidiyor” gibi açık beyanlarına rağmen 19 Temmuz 2023 tarihinde Serhendi iletişim kanalları üzerinden Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin dilinden 10 maddelik talimatlar manzumesi paylaşılmıştı. Bu 10 madde daha sonraları Ahmet Mahmut Ünlü tarafından çeşitli ulusal kanallarda “Menzil Şeyhi Seyyid Saki’nin ilan ettiği önemli maddeler” şeklinde okunmuş ve methedilmişti. Bu maddelerdeki popülist söylemlerin bazıları kulağa hoş geliyor olsa da yürütülen algı çalışmalarının bir parçası olarak değerlendirildiğinde Semerkand’ın bu maddeleri ihlal etmiş olduğuna dair bir suçlama içermekteydi. Bu suçlamanın aile içinden yapılıyor olması ise bu metni Menzil’e cephe almış kişiler için çok kullanışlı bir malzeme haline getirmiştir. Akabinde yaşananlar ise bu tutarsız duruşu gözler önüne sermiştir. Daha düne kadar reddedilen ne kadar hizmet varsa birer birer kopyalanarak aynısı yapılmaya başlandı; farklı isimlerle oluşturulan markalarla dergi, kitap, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmeti ve daha sayılabilecek ne varsa aynıyla taklit edildi. Neticede ise ibretlik bir söylem-eylem tutarsızlığı ortaya konuldu. Bu maddelerle ilgili diğer önemli husus ise tarikat-siyaset ilişkisine dairdir. Metinde “dergahlarda siyaset konuşmak” diye geçilen bu başlığa sair sohbetlerde de değinilmiştir, Semerkand’a ciddi eleştiriler yöneltilmiştir. “İktidarın kuyruğu oldular” gibi seviyesiz söylemlerle Menzil’in ve Semerkand’ın yerli ve milli duruşu hedef alınmıştır. Bu popülist eleştiriyi yapanların son seçim sürecinde farklı zamanlarda 3 farklı siyasi partiyle poz vermiş olması da oldukça manidardır. Söylem-eylem tutarsızlığının ibretlik bir vesikasıdır. Zihniyet Adabın yerine icat edilen duruşun geldiği nokta içler acısıydı. Sadat-ı kiram efendilerimizden tevarüs eden ne kadar kıymetli hazine varsa hepsi reddediliyor ve yeni bir mürşid tarifi müjde olarak sunuluyordu. Anlaşılan o ki yeni duruşta Nakşibendi silsilesindeki sadat-ı kiram efendilerimize dahi yer yoktu. Pusulası şaşmış bu söylem “yukarıdan” bir tehditle herkesin manevi nasibini de tayin etmeye çalışıyordu. Eski sofiler ve icazeti kendinden menkul hocalardan oluşan başka bir zümre ise makam-mevki mütehassısı olarak zuhur ediyor, sözde tasavvufi dayanaklarla bu anlayışı şerh etmeye çalışıyordu. Bu ilk halkanın etrafına bir sosyal medya fenomeni, Gavs hazretlerinin halifeleri olan büyüklerimize “büyüğe hürmeti” anlattığı videolarıyla eklemleniyordu. Edepten yoksun bu şahsın hadsizlikleri bununla sınırlı kalmıyor, yıllarca istifade ettiği Elhüseyni ailesinin ihtilafına gururla dahil oluyor, fırsatını bulduğunda galiz hakaretler etmekten geri durmuyordu. Yine Menzil’le ilgisi bulunmayan kimi diğer meşhur ve gazeteci şahsiyetlerin, Gavs hazretleri hayattayken Menzil’e davet edilmeleri, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi “Menzil Şeyhi” olarak, daha o zamanlardan lanse etmeleri, planlı bir sürecin yavaş yavaş nasıl işlendiğini gözler önüne seriyordu. Ve en son ve tehlikeli halka, karanlık odaklar eliyle dizayn edilmiş gibi hareket eden yeni sosyal medya hesaplarıyla tamamlanıyordu. Yüzlerce bot hesap tarafından desteklenen amiral gemisi niteliğindeki hesaplar üzerinden Semerkand Vakfı yöneticilerine, Elhüseyni ailesinin fertlerine hatta irşadla görevli mürşid-i kamillere ağır hakaretler ve iftiralar edildi, hedef gösterme çalışmaları yapıldı. İletişim ve algı yönetiminde, sosyal medya kanallarını bir üs olarak kullanan bu yeni duruş; gizemli, ulaşılamaz hatta devlet tarafından dahi tespit edilemez imajlarıyla insanları zehirlemeye devam ediyordu. Ancak süreç içerisinde bu hesaplar üzerinden aile içindeki meselelerin, köyde anlık olarak temin edilen görüntülerin, yalnızca muhataplarıyla yapılan yazışmaların seçilerek servis edilmesi ise kimler tarafından yönetildiğine dair önemli öngörüler sunuyordu. Kamuoyunun açıkça gördüğü haliyle hiçbir kutsalı bulunmayan bu hesaplar, iffete dil uzatmaktan, kişisel verilerin paylaşılmasına kadar geniş bir sahada hukuku ve ahlaki değerleri çiğnemekten geri durmuyordu. Çelişkiler En yüksek perdeden iddiaları dile getirenlerin, ilim ve irşad beldesi olan Menzil’de dahi bütün çabalarının ticarethaneler üzerine olduğu zamanla ortaya çıktı. Sofileri müşteri olarak gören bir anlayışla ve vakıflarının ticaretle olan kuvvetli bağını ilan edercesine dükkanlara vakıf logoları koyuldu. Yetmedi bir de yeni bedesten inşa edildi. Vakıf çatısı altında ise yeni ticari markalar üretilerek, yapılmayacak denilen ticari faaliyetlerin tamamı bir bir hayata geçirildi. Bu tavır yaşanan iki yıllık sürecin bir özeti niteliğindedir. Zira son iki yıl eylem söylem çelişkileriyle doludur. Bugün ısrarla savunulan şeyler, ertesi gün inkar edilmiş; böylece ortaya büyük bir tutarsızlık örneği çıkmıştır. Bu tutarsızlıklardan biri de hakem heyeti sürecinde ortaya konuldu. “Kim ilmi yüksekse, kimin takvası yüksekse, kimin zikri yüksekse bizde hürmete layık olan odur. Baş köşe onundur” demişlerdi... Fakat ilimde ve takvada zirve şahsiyetler olan ve Allah rızası için, kardeşlerin arasını düzeltmek ve müminleri selim bir yola sevk etmek için Menzil’e gelen merhum Gavs hazretlerinin halifelerine hürmetsizlik ettiler. Baş köşeye oturtmak şöyle dursun, bu kıymetli zatları ağır sözlerle Menzil’den kovdular. Çünkü onlara göre, ister zikir ehli, ister ilim ehli olsun kendi görüşlerini desteklemeyen herkes haksızdı ve hakarete müstahaktı. Mevla’nın rızasını arayan insanları, sorumsuzca ve koşa koşa, Gavs hazretlerinin evlatlarına hakaret ve iftira edecekleri meydanlara sevk ettiler. Gavs hazretleri zamanında emin bir belde olan Menzil’de, Gavs hazretlerinin evlatlarına ve torunlarına saldırmaya yeltendiler. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Ben bu köyün ağasıyım, herkese söyleyin bunu bilsinler” şeklindeki açıklamalarıyla örtüşen bir çalışma yürüttüğü ortadadır. En büyük çelişki ise sonradan üretilen “ümmetin malı” söylemiyle oluşturulmaya çalışılan algının tam tersi bir tutumun vakfın kuruluşunda bir madde olarak eklenmiş olmasıdır. Serhendi Vakfı’nın vakıf senedinde, vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde üzerindeki varlıkların Halidimünevver şirketine devrolacağı yer alıyordu. Bahse konu şirketin ortakları ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin 3 erkek evladıydı. Bu maddenin ortaya çıkmasına takiben gelen tepkiler üzerine değiştirildiği ifade edildiyse somut bir bilgilendirme yapılmış değildir. Neticede Semerkand Vakfı’nın gayrimenkulleri “ümmetin malına sahip çıkma” kılıfı ile buraya aktarılmıştır. Diğer tarafta durum böyle iken Rahmetli Gavs hazretlerinin mahdumları yönelik “Ümmetin malını miras yapmak istiyorlar” söylemi kabul edilemez. Üstelik defalarca net bir şekilde reddedilmesine rağmen bu yalanın tekrar tekrar söylenmesinin, basına manşet sipariş edilmesinin, kırmızı pankartlı göstermelik protestolar gerçekleştirilmesinin hiçbir makul izahı olamaz. Bu ithamların muhatabı olan büyüklerimiz, meselenin İslam hukuku çevresinde değerlendirilip çözülmesi gerektiğini defalarca ifade etmişlerdir. Sorunun reçetesi İslam hukukudur. Görülmüştür ki ümmet söylemini diline dolayanlar İslam hukukuna başvurmak yerine popülist söylemlerini tekrar etmeyi tercih etmektedir. Buradan da amacın yapmak değil, yıkmak olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Netice Görüldüğü üzere mesele kişisel birtakım çekişmeler veyahut bazı odaklara hizmet eden haber mecralarının perçinlemek istediği gibi mal mülk kavgası değildir. Gittikçe ayrışan bir üslubun özelde Menzil’e, genelde tasavvufa ve dini hayata verdiği zararın önüne geçme çabasıdır. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin çabası, tümüyle Menzil’in yarım asırda mümin gönüllerde oluşturduğu müstesna konumun ve kendilerine miras kalan meşrebin muhafaza edilmesine yöneliktir. Meşrebi muhafaza etmek için ortaya konan bu çaba; sistemli algı çalışmaları, lobicilik faaliyetleri, sosyal medya operasyonları ve sipariş haberlerle itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Yıkmak kolay, korumak ise zordur. Yıkmanın kolaylığından istifade edenler korumaya çalışanların sukutlarından güç devşirerek 2 yıllık süreçte kendi yaklaşımlarını kamuoyuna “ümmetin menfaatineymiş gibi” lanse etmişler, maalesef bunda da kısmen muvaffak olmuşlardır. Oysa hakikat tektir. Ve ortaya çıkacağını da inancımız tamdır. “Sizden biriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” hadis-i şerifi fehvasınca; biz merhum Gavs hazretlerinin kapısında yetişmiş kardeşlerimizin bu duruma düşmelerini asla istemeyiz. Allah Teâlâ cümlemizi bu fitne ortamından ve fitneci zihniyetin oyunlarından kurtarsın. Tasavvuf ehlinin sarıldığı takva ve nezaketi merkeze alarak “Allah yolunda yarışan” kardeşler olmayı cümlemize nasip etsin. Amin. #menzil #tarikat #tasavvuf
1:05:56

Sensitive content

MENZİL NEDEN GÜNDEMDE? Menzil, yarım asırdır yaptığı ilim ve irşad hizmetleriyle bilinmekteydi. Bu hizmetler Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni (kuddise sırruhû) hazretlerinin meşrebince; Nakşi, vakur ve gündeme gelmeden yapılmaktaydı. Onun ahirete irtihalinden sonra ise Menzil, dile getirilmesinden dahi hicap ettiğimiz meselelerle gündeme geliyor, gündemde tutuluyor. İki yıllık süreçte hem ihtilafların ortadan kalkacağı ümidiyle hem de Menzil’in itibarını korumak adına sukut edilmiştir. Ancak geldiğimiz noktada ithamlar, yalanlar, iftiralar bir kesim tarafından hakikat sanılmaya başlanmıştır. Menzil’in müminlerin zihninde çağrıştırdığı güzellikler hedef alınmaktadır. İşte bu nedenle gerçeklerin bilinmesi ve “Menzil neden gündemde?” sorusunun cevap bulması için bu video hazırlanmıştır. Sorumluluk Hayatını ilim ve irşad hizmetlerine memur eden, yüzbinlerce insanın gönlünde yer etmiş olan, Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri her fani gibi dar-ı bekaya göç edecekti. Gavs hazretleri gibi büyük bir zatın vefatı her anlamda büyük bir hadiseydi. Kendisine “Hadimü’l-Müslimin” yani müslümanların hizmetçisi sıfatını uygun gören Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretleri, 30 yıllık irşad hayatı boyunca çokça hizmet etmiş ve yüz binlerce insanın gönlüne girmişti ve herkes, kendisine karşı son vazifesini yerine getirmek üzere Menzil’e akın edecekti. Şüphesiz ki bu; titizlikle planlanması gereken bir süreçti. Bu nedenle vakfın başında olması hasebiyle; Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, hazırlıkları başlatacaktı. 10 yıldır Menzil’in sorumluluğu da kendisinde olduğu için İstanbul’dan Menzil’e kadarki gerekli düzenleme ve görevlendirmeleri yapması gerekiyordu. Nitekim bu oldukça mühim ve zor vazifeyle ilgili aile fertlerini haberdar edecek ve kendileri de bundan memnuniyet duyduklarını dile getireceklerdi. Bu taziye hazırlıkları, vefattan bir hafta önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin bilgisiyle köy muhtarı dahil Menzil’deki tüm ilgililere sunum yapılarak anlatılmıştı. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, süreci başlatmış; vakıf heyetine vazifeler tevdi etmiş ve her adımın titizlikle planlanmasını temin etmiştir. Bu süreçte en ince ayrıntısına kadar görev tarifleri yapılmış, hastaneden Menzil-i Şerif’teki alanlara varana kadar kimin nerede ve ne zaman ne yapacağı belirlenmişti. Devletin ilgili birimlerinden güvenlik ve sağlık gibi alanlarda destek talep edilmişti. Hasılı tüm hazırlıklar Gavs hazretleri gibi büyük bir velîye yaraşır şekilde, büyük bir hüzünle fakat daha büyük bir dikkatle tamamlanmıştı. Gavs hazretlerinin son günlerinde, durumu artık iyice ağırlaşınca, evlatları babalarının yanında toplanmışlardı. Ve 12 Temmuz günü, doktorlar, artık odaya Gavs hazretlerinin evlatlarını davet etmiş; son birkaç saatlik öngörülerini kendileriyle paylaşarak odadan ayrılmışlardı. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, babasının saatler içinde son nefesini verme ihtimalini bildiği halde hastanenden ayrılarak kendisince önemli bir durumla ilgili Kasr-ı Arifan’a gitmiştir. Bu duruma bir anlam veremeyerek odaya geçen Gavs hazretlerinin diğer evlatları ve torunu Seyyid Muhammed Galip Elhüseynî ise Kur’an-ı Kerim okumaya ve dua etmeye burada devam etmişlerdir. Gavs hazretlerinin vefatıyla birlikte, artık önceden yapılan hazırlıklar, sırası geldikçe yerine getirilmeye başlanmıştır. Ancak vefattan 2 saat sonra Ahmet Mahmut Ünlü’nün kendi sosyal medya hesabından yaptığı taziye paylaşımı, oldukça tuhaf karşılanmıştır. “Bu fakîrin de şâhitliği vechile; kendisinden sonra mutlak halîfe olarak Seyyid Sâkî Erol Hazretleri’ni Menzil’deki merkez tekkeye nasbetmiş idi.” diyerek kendi kendine vermiş olduğu şahitlik payesi hem gerçek dışı hem de tuhaftı. Aileden ve yakın kimselerden hiç kimsenin şahit olmadığı bu nasbetme meselesine alakasız kişilerin şahit olduğunu ilan etmelerinin bir karşılığı yoktu. Bütün bunların ötesinde böyle bir açıklamaya, neresinden bakılırsa bakılsın gerek yoktu. Aslına bakılırsa bu, kimsenin hakkı ve haddi de değildi. Ancak o gün, Menzil’de başkaca tuhaflıklar da yaşanmıştı. Menzil’e intikal ve Menzil’de misafirlerin ağırlanması hususundaki bütün hazırlıklar harfiyen yerine getirilirken; tuhaf bir şekilde cami içi ile hanımlar tarafındaki düzen ve görevlerde değişiklik yapılmıştı. Bu değişiklikler gerekçesi, şekli ve neticeleri bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken değişikliklerdir. O gün özelinde yapılan düzenlemelerde camide hocalar ve talebeler yer alacaktı böylelikle hem adaben ilim ehli ön saflarda yer almış hem de düzen ve intizamla namaz ve defin işlemleri gerçekleşmiş olacaktı. Bu düzenlemeyle Gavs hazretleri, çok sevdiği âlim ve talebelerinin omuzlarında taşınmış olacaktı. Diğer taraftan Gavs hazretlerinin evlatlarının bu acılı günlerinde onlara yardımcı olmaları açısından camideki hizmet ve koruma görevlileri önceden taksim edilmişlerdi. Böylelikle hem kendileri rahat hareket edecek hem de taziyeleri rahatça kabul edebileceklerdi. Ayrıca görevliler, gelen bütün misafirlerin izdihamdan etkilenmeden hareket edebilmelerine odaklanacak; gerekli hizmetleri herkes kendi organizasyonu içerisinde hızlıca görecekti. Ancak bütün bu planlama herhangi bir istişare yapılmadan değiştirildi. Camiden hoca ve talebeler çıkarıldı, ön saflara köy dışından olduğu anlaşılan bazı adamlar yerleştirildi. Gavs hazretlerinin evlatlarına yardımcı olması için görevlendirilen korumalar ise kendi amirlerini de bertaraf ederek kendi başlarına hareket etti; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanarak diğer aile üyelerini yalnız bıraktılar. Gavs hazretlerinin evlatlarını yok saydılar; oluşan karmaşadan dolayı aile ferdlerinin namaza iştirakleri bile zorlaştı. Diğer bir değişiklik ise hanımlar tarafında yapıldı. Özellikle hanımlar tarafındaki görevliler, hep birlikte misafirleri yalnızca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisap için koordine etmeye odaklanmıştı. Diğer 5 halifeyi yok sayarak “Posta Seyyid Saki geçti” diyerek ilanlara başlamışlardı. Vehim Bu hazırlıklar sayesinde yüzbinlerce insanın iştirak ettiği taziye süreci yapılan müdahalelerin oluşturduğu karmaşalar dışında sorunsuz geçti. Söz konusu müdahalelerin bir vehimden kaynaklandığı ise daha sonra anlaşıldı. Yapılan bu çalışmalar birkaç aklı evvel tarafından “mihrabı ele geçirmeye çalışacaklar” şeklinde lanse edilmiş ve kendilerince karşı hazırlık yapılmıştı. Bu vehim ve zannın, uzunca bir süredir, Gavs hazretleri hayattayken, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanan bir güruh tarafından oluşturulduğu ve derinleştirildiği bilinmekteydi. Semerkand Vakfı ve aile fertleriyle ilgili asılsız iddialar, bir şekilde vakıf hizmetlerinden uzaklaşmış kimseler tarafından yıllarca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye iletilmişti. 10 yıl önce Rahmetli Gavs hazretlerinin Menzil Köyü’nün yönetimini Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’den alarak Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye vermesi vehim ve zanların derinleşmesine etki etmişti. Özellikle Menzil’in yönetiminin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye verilmesinden hoşnut olmadığı, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından ifade de edilmişti. Ayrıca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin vakfı yönetmekle ilgili ısrarlı bir talebi olduğu, defalarca bu taleple babasına gittiği aile tarafından bilinmektedir. Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni Hazretleri bu talepleri net bir şekilde reddedip yönetimin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’de devam etmesini temin etmiştir. Bu pencereden bakınca Gavs hazretlerinin vefatından önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından yeni bir vakıf hazırlıklarının yapılması, taziye hazırlıklarının farklı yorumlanarak endişe kaynağı haline getirilmesi ve birtakım vehimlerle taziye alanına müdahale edilmesi daha iyi anlaşılmaktadır. Bunun yerine bir oldu bittiyle ilerlemek tercih edilmişti. Nitekim taziye yerinden “ben hanımlar tarafına tövbe vermeye gidiyorum” diye kalkan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye adaba uygun ve istişareyle hareket etmek gerektiği kardeşleri tarafından hatırlatılmıştı. Tarikat adabı, Gavs hazretlerinin tüm halifelerine irşada başlama yetkisi veriyordu. Bunun nasıl olacağını belirlemeden hareket etmek doğru olmayacaktı. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bu talebi reddederek külliyeden ayrılmıştı. Bir süre sonra camiye geçerek kardeşlerini istişare için davet etmişti. Burada yapılan görüşmede Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, kardeşlerinin irşad vazifeleri üzerinde tasarrufta bulunmaya çalışıyor, onlara “Siz bir ay tövbe vermeyin” diyordu. Bu konudaki ısrarın sürmesi üzerine Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni “Abi, bir tahtta iki padişah olmaz, ama bir postta 7 şeyh olur. Babamızın postu büyüktür. Yeter ki derdimiz padişahlık olmasın” demişti. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “O zaman her yerde ben sizden ayrılıyorum. Hiçbir şeyde birlikte kalmayacağım.” demişti. İşte o gün ailenin maruz kaldığı durumlar, adabın hiçe sayılması ve manevi gerekçeler bu talebin yanlışlığını ortaya koyuyordu. Dolayısıyla üç halife de o gün, aynı anda irşada başlamalıydı. Öyle de oldu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin ısrarı kabul görmeyince defin günü öğle namazından sonra Menzil Camii’nde irşad açıklamasını yapmak durumunda kaldı. Koşulsuz Biat Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin kendisi tarafından bizzat ifade edilen bu biatla beraber alınan başka biatlar olduğu bilinmektedir. Zira Gavs hazretlerinin koruma ve yakın hizmetine bakan Uşaklılar, onun ahirete irtihalinden 6-7 ay önce toplantı yaparak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye biat kararı almışlardı. Bu durumundan haberdar olan Gavs hazretlerinin mahdumlarından Seyyid Muhammed Emin Elhüseyni babası henüz hayatta iken bu tür konuşmalar yapılmasından dolayı çok üzülmüş, kendisi hastahanede babasıyla ilgilenmekte olduğu için Uşaklılara okunmak üzere bir mesaj hazırlamıştır. Hazırlanan bu mesaj Uşaklılara yüz yüze okunmuştur. Aylar öncesinden koşulsuz biatlar alınarak planlanan şeyler aceleyle bir bir hayata geçirilmeye başlanmıştı. Gavs hazretlerinin defninden sadece bir gün sonra, henüz Gavs hazretlerinin toprağı soğumamışken, Serhendi isimli yeni bir vakıf ve Dehlevi markalı yeni bir yayınevinin kurulduğu ilan edilmişti. Gavs hazretlerinin vefatından kısa bir süre evvel Kasr-ı Arifan’da Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ile toplantı yaparak akıllarda soru işaretleri uyandıran Ahmet Mahmut Ünlü, sosyal medya üzerinden yönlendirici ve çalışılmış paylaşımlarını yapmaya devam ediyordu. Yalnız bu kez önemli bir iletişim kazası yaşanmış, Ahmet Mahmut Ünlü, hızını alamayarak, herkesten önce Serhendi Vakfı’nın kurulduğunu şu sözlerle ilan etmişti: “Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Hazretleri’nin yakın hizmetkârı, benim de kıymetli dostum Dr. Yunus Aydın Hocaefendi’den aldığım bilgiye göre; Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Kur'ân, Sünnet ve Ehl-i Sünnet'i ihyâ, Nakşî Müceddidî Hâlidî Tarîkatı'nın adâbını icrâ etmek üzere “Serhendî” adı altında yeni bir vakıf ve “Dehlevî” ismi altında yeni bir yayınevi kurmuştur. Vakfın başına kıymetli mahdûmu Seyyid Yakup Efendi’yi geçirmiştir, Kendisinin bundan evvel mevcut olan vakıf ve yayınevleri ile hiçbir alâkası olmadığını beyân etmiştir.” Ahmet Mahmut Ünlü’nün yapmış olduğu bu paylaşımın ardından, kendileri de durumu ilan etmek zorunda kaldılar. Yapmış olduğu paylaşımlarda Semerkand’a yönelik ağır ithamlar dile getiren Ahmet Mahmut Ünlü, “Şimdi anlamayanlar yakın bir zamanda bana duâ edeceklerdir.” ifadesiyle gelecekte yaşanacaklara dair ipuçları veriyordu. Yine planlı süreçlerini açığa çıkaran büyük bir iletişim kazası yaparak, mevcut vakıf ve yayınevleriyle hiçbir alaka kalmadığını ilan da etmişti. Bu husustaki tavır ise garipti; zira kurumlar ve faaliyetleri reddediliyor lakin mülklerin ve değerlerin yeni kurdukları vakfa ait olduğu savunuluyordu. Bu yaklaşım ise “ümmetin malını savunma” gibi bir maskeyle temellendiriliyordu. Bu kullanışlı kavram kalkan yapılarak, kimi zaman hukuki yollarla, kimi zaman kaba kuvvetle Semerkand’a ait bazı değerler ve birçok mülk, fiili olarak ele geçirildi. Yıllardır bu mekanların müdavimi olan kişiler, bu mekanlardan uzaklaştırıldı, mekanların tabelaları değiştirildi. Böylece yeni kurulan vakfın ümmet için çalışması beklenirken bütün gayretini tabela değiştirmeye kanalize ettiği görüldü. İlan edilen vakıf ve yayınevi markaları için 24 Haziran 2022’de tescil başvurusu yapıldığı görülmektedir. Bu tarih göz önüne alındığında vefattan en az 1 yıl önce başlatılmış bir sürecin varlığını anlamak zor değildir. Taziyenin ilk günlerinden itibaren Serhendi iletişim kanallarından “Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye gönül bağıyla, uzaktan, yani kendisinden yahut vekilinden tövbe almadan da intisap edilebileceği” çağrısı yapılıyordu. Oysa Gavs hazretleri, intisap konusunda Nakşibendi adabının dışına asla çıkmazdı. Aynı mekanda olmadıkça kimseden intisap kabul etmezdi. Pandemi döneminde tedbir gereği belirli bir mesafeden seslenerek tövbe telkin etmişti. Mikrofon dahi kullanmamış, “ben bugün hoparlörle tövbe verirsem, yarın siz telefonla tövbe verirsiniz. Telefonla tövbe mi olur?” diyerek bugünleri görürcesine açıkça ikazda bulunmuştu. Ancak adaba aykırı bir şekilde yapılan bu “gönül bağıyla intisap edilebilir” ilanı, yurtdışındaki bazı kimselere telefonla tövbe ve vekalet verilmesi, koşulsuz biatın farklı bir tercümesi gibiydi: Şimdiye dek bağlı bulunduğunuz adaba uymasa da biat edin! Aynı tarihlerde Nakşibendi adabında dahi olmayan bir talimat ilan edildi: “Başka Nakşi kollarının hatmesine girilmeyecek!” “Merhum Gavs hazretlerinin halifesi olan mürşid-i kamillere bağlı sofilerin yaptırdığı hatmeye” değil, başka hiçbir Nakşi kolunun hatmesine girilmeyeceğini ilan eden bu talimat; Nakşibendi yolunda kendisine asla yer bulmayacak bir talimattır. Ve hakikatte bu talimat, koşulsuz alınan biatların şöyle bir tercümesi anlamına geliyordu: Yoldan çıkacak olsanız dahi biat edin! Nitekim Hatme-i Hacegan ile ilgili bu ilan, aileler içinde dahi sorunlara neden oldu. Zira aynı ailede farklı şeyhlere müntesip kişiler birlikte Hatme-i Hacegan yapamaz hale geldi. Bu durum aile, akrabalık ve arkadaşlık bağlarını güçlendiren tasavvuf ahlakının tersine bir tutumu öne çıkarıyordu. Arkadaşlıkların bozulması, akrabalar arasında sıkıntılar oluşması, aile huzurunun hedef alınması gibi ağır sonuçlar kendini gösterdi. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, ilk günlerde kardeşlerine haber göndererek “Benim bulunduğum yerde tövbe verdiler, onları kardeşlikten attım.” demişti. Tasavvufun insanları kardeş etme misyonuna taban tabana zıt olan bu yaklaşım aile içinde kalmamış, hatme-i haceganla ve diğer meselelerle ilgili verilen talimatlar yoluyla dışarıya taşırılmış oldu. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini bugüne kadar sürdürmüştür. Ortak aldıkları kararlarla bazı hizmetlerini tabii olarak müstakilleştirmişlerdir. İki mürşid-i kamil arasında vuku bulan bu makul sürecin, üçü arasında neden gerçekleşmediği ise yaşananlardan dolayı malumdur. Adap mı Duruş mu? Gavs hazretleri Nakşibendi tarikatının Halidi kolunda irşad eden bir mürşiddi. Çağın ihtiyaçlarına karşılık gelecek hizmetleri üretmişti ama bunları farklı bir anlayışla yahut duruşla ifade etmemişti. Çok sevdiği Semerkand Vakfı’na yahut Nakşibendiliğin şehri olan Semerkand’a işaretle “Semerkandi Duruş” gibi bir tabir hiç kullanmamıştı mesela. Ancak belli ki, henüz kurulur kurulmaz adabın dışında hareket eden bu yeni fraksiyon, kendisini tarif ederken de usulün dışına çıkmış ve “Serhendi Duruş” adıyla kendi anayasasını ilan etmiş oluyordu. Serhendi Duruş başlığıyla dile getirilen bütün süslü sözlerin altında merhum Gavs hazretlerinin meşrebine ve hizmetlerine karşı çıkan ve bunlarla mücadele edileceğini ilan eden bir anlayış yatıyordu. “Müceddid gelir, zamanında birikmiş ister itikadi olsun, ister ameli olsun, ister ahlaki olsun zararlı şeyleri önce bir temizler. Ondan sonra hem kendi önünü hem de emsal irşad edenlerin önünü açar, istikamete sokar, ümmet böylece nefes alır” derken kastedilen “zararlı şeyler” Gavs hazretleri zamanında yapılmış ilim ve irşad hizmetlerinden başka bir şey değildi. Rahmetli Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhû hazretlerinin “Vakfımızdan çok razıyız, çok da iyi gidiyor” gibi açık beyanlarına rağmen 19 Temmuz 2023 tarihinde Serhendi iletişim kanalları üzerinden Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin dilinden 10 maddelik talimatlar manzumesi paylaşılmıştı. Bu 10 madde daha sonraları Ahmet Mahmut Ünlü tarafından çeşitli ulusal kanallarda “Menzil Şeyhi Seyyid Saki’nin ilan ettiği önemli maddeler” şeklinde okunmuş ve methedilmişti. Bu maddelerdeki popülist söylemlerin bazıları kulağa hoş geliyor olsa da yürütülen algı çalışmalarının bir parçası olarak değerlendirildiğinde Semerkand’ın bu maddeleri ihlal etmiş olduğuna dair bir suçlama içermekteydi. Bu suçlamanın aile içinden yapılıyor olması ise bu metni Menzil’e cephe almış kişiler için çok kullanışlı bir malzeme haline getirmiştir. Akabinde yaşananlar ise bu tutarsız duruşu gözler önüne sermiştir. Daha düne kadar reddedilen ne kadar hizmet varsa birer birer kopyalanarak aynısı yapılmaya başlandı; farklı isimlerle oluşturulan markalarla dergi, kitap, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmeti ve daha sayılabilecek ne varsa aynıyla taklit edildi. Neticede ise ibretlik bir söylem-eylem tutarsızlığı ortaya konuldu. Bu maddelerle ilgili diğer önemli husus ise tarikat-siyaset ilişkisine dairdir. Metinde “dergahlarda siyaset konuşmak” diye geçilen bu başlığa sair sohbetlerde de değinilmiştir, Semerkand’a ciddi eleştiriler yöneltilmiştir. “İktidarın kuyruğu oldular” gibi seviyesiz söylemlerle Menzil’in ve Semerkand’ın yerli ve milli duruşu hedef alınmıştır. Bu popülist eleştiriyi yapanların son seçim sürecinde farklı zamanlarda 3 farklı siyasi partiyle poz vermiş olması da oldukça manidardır. Söylem-eylem tutarsızlığının ibretlik bir vesikasıdır. Zihniyet Adabın yerine icat edilen duruşun geldiği nokta içler acısıydı. Sadat-ı kiram efendilerimizden tevarüs eden ne kadar kıymetli hazine varsa hepsi reddediliyor ve yeni bir mürşid tarifi müjde olarak sunuluyordu. Anlaşılan o ki yeni duruşta Nakşibendi silsilesindeki sadat-ı kiram efendilerimize dahi yer yoktu. Pusulası şaşmış bu söylem “yukarıdan” bir tehditle herkesin manevi nasibini de tayin etmeye çalışıyordu. Eski sofiler ve icazeti kendinden menkul hocalardan oluşan başka bir zümre ise makam-mevki mütehassısı olarak zuhur ediyor, sözde tasavvufi dayanaklarla bu anlayışı şerh etmeye çalışıyordu. Bu ilk halkanın etrafına bir sosyal medya fenomeni, Gavs hazretlerinin halifeleri olan büyüklerimize “büyüğe hürmeti” anlattığı videolarıyla eklemleniyordu. Edepten yoksun bu şahsın hadsizlikleri bununla sınırlı kalmıyor, yıllarca istifade ettiği Elhüseyni ailesinin ihtilafına gururla dahil oluyor, fırsatını bulduğunda galiz hakaretler etmekten geri durmuyordu. Yine Menzil’le ilgisi bulunmayan kimi diğer meşhur ve gazeteci şahsiyetlerin, Gavs hazretleri hayattayken Menzil’e davet edilmeleri, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi “Menzil Şeyhi” olarak, daha o zamanlardan lanse etmeleri, planlı bir sürecin yavaş yavaş nasıl işlendiğini gözler önüne seriyordu. Ve en son ve tehlikeli halka, karanlık odaklar eliyle dizayn edilmiş gibi hareket eden yeni sosyal medya hesaplarıyla tamamlanıyordu. Yüzlerce bot hesap tarafından desteklenen amiral gemisi niteliğindeki hesaplar üzerinden Semerkand Vakfı yöneticilerine, Elhüseyni ailesinin fertlerine hatta irşadla görevli mürşid-i kamillere ağır hakaretler ve iftiralar edildi, hedef gösterme çalışmaları yapıldı. İletişim ve algı yönetiminde, sosyal medya kanallarını bir üs olarak kullanan bu yeni duruş; gizemli, ulaşılamaz hatta devlet tarafından dahi tespit edilemez imajlarıyla insanları zehirlemeye devam ediyordu. Ancak süreç içerisinde bu hesaplar üzerinden aile içindeki meselelerin, köyde anlık olarak temin edilen görüntülerin, yalnızca muhataplarıyla yapılan yazışmaların seçilerek servis edilmesi ise kimler tarafından yönetildiğine dair önemli öngörüler sunuyordu. Kamuoyunun açıkça gördüğü haliyle hiçbir kutsalı bulunmayan bu hesaplar, iffete dil uzatmaktan, kişisel verilerin paylaşılmasına kadar geniş bir sahada hukuku ve ahlaki değerleri çiğnemekten geri durmuyordu. Çelişkiler En yüksek perdeden iddiaları dile getirenlerin, ilim ve irşad beldesi olan Menzil’de dahi bütün çabalarının ticarethaneler üzerine olduğu zamanla ortaya çıktı. Sofileri müşteri olarak gören bir anlayışla ve vakıflarının ticaretle olan kuvvetli bağını ilan edercesine dükkanlara vakıf logoları koyuldu. Yetmedi bir de yeni bedesten inşa edildi. Vakıf çatısı altında ise yeni ticari markalar üretilerek, yapılmayacak denilen ticari faaliyetlerin tamamı bir bir hayata geçirildi. Bu tavır yaşanan iki yıllık sürecin bir özeti niteliğindedir. Zira son iki yıl eylem söylem çelişkileriyle doludur. Bugün ısrarla savunulan şeyler, ertesi gün inkar edilmiş; böylece ortaya büyük bir tutarsızlık örneği çıkmıştır. Bu tutarsızlıklardan biri de hakem heyeti sürecinde ortaya konuldu. “Kim ilmi yüksekse, kimin takvası yüksekse, kimin zikri yüksekse bizde hürmete layık olan odur. Baş köşe onundur” demişlerdi... Fakat ilimde ve takvada zirve şahsiyetler olan ve Allah rızası için, kardeşlerin arasını düzeltmek ve müminleri selim bir yola sevk etmek için Menzil’e gelen merhum Gavs hazretlerinin halifelerine hürmetsizlik ettiler. Baş köşeye oturtmak şöyle dursun, bu kıymetli zatları ağır sözlerle Menzil’den kovdular. Çünkü onlara göre, ister zikir ehli, ister ilim ehli olsun kendi görüşlerini desteklemeyen herkes haksızdı ve hakarete müstahaktı. Mevla’nın rızasını arayan insanları, sorumsuzca ve koşa koşa, Gavs hazretlerinin evlatlarına hakaret ve iftira edecekleri meydanlara sevk ettiler. Gavs hazretleri zamanında emin bir belde olan Menzil’de, Gavs hazretlerinin evlatlarına ve torunlarına saldırmaya yeltendiler. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Ben bu köyün ağasıyım, herkese söyleyin bunu bilsinler” şeklindeki açıklamalarıyla örtüşen bir çalışma yürüttüğü ortadadır. En büyük çelişki ise sonradan üretilen “ümmetin malı” söylemiyle oluşturulmaya çalışılan algının tam tersi bir tutumun vakfın kuruluşunda bir madde olarak eklenmiş olmasıdır. Serhendi Vakfı’nın vakıf senedinde, vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde üzerindeki varlıkların Halidimünevver şirketine devrolacağı yer alıyordu. Bahse konu şirketin ortakları ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin 3 erkek evladıydı. Bu maddenin ortaya çıkmasına takiben gelen tepkiler üzerine değiştirildiği ifade edildiyse somut bir bilgilendirme yapılmış değildir. Neticede Semerkand Vakfı’nın gayrimenkulleri “ümmetin malına sahip çıkma” kılıfı ile buraya aktarılmıştır. Diğer tarafta durum böyle iken Rahmetli Gavs hazretlerinin mahdumları yönelik “Ümmetin malını miras yapmak istiyorlar” söylemi kabul edilemez. Üstelik defalarca net bir şekilde reddedilmesine rağmen bu yalanın tekrar tekrar söylenmesinin, basına manşet sipariş edilmesinin, kırmızı pankartlı göstermelik protestolar gerçekleştirilmesinin hiçbir makul izahı olamaz. Bu ithamların muhatabı olan büyüklerimiz, meselenin İslam hukuku çevresinde değerlendirilip çözülmesi gerektiğini defalarca ifade etmişlerdir. Sorunun reçetesi İslam hukukudur. Görülmüştür ki ümmet söylemini diline dolayanlar İslam hukukuna başvurmak yerine popülist söylemlerini tekrar etmeyi tercih etmektedir. Buradan da amacın yapmak değil, yıkmak olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Netice Görüldüğü üzere mesele kişisel birtakım çekişmeler veyahut bazı odaklara hizmet eden haber mecralarının perçinlemek istediği gibi mal mülk kavgası değildir. Gittikçe ayrışan bir üslubun özelde Menzil’e, genelde tasavvufa ve dini hayata verdiği zararın önüne geçme çabasıdır. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin çabası, tümüyle Menzil’in yarım asırda mümin gönüllerde oluşturduğu müstesna konumun ve kendilerine miras kalan meşrebin muhafaza edilmesine yöneliktir. Meşrebi muhafaza etmek için ortaya konan bu çaba; sistemli algı çalışmaları, lobicilik faaliyetleri, sosyal medya operasyonları ve sipariş haberlerle itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Yıkmak kolay, korumak ise zordur. Yıkmanın kolaylığından istifade edenler korumaya çalışanların sukutlarından güç devşirerek 2 yıllık süreçte kendi yaklaşımlarını kamuoyuna “ümmetin menfaatineymiş gibi” lanse etmişler, maalesef bunda da kısmen muvaffak olmuşlardır. Oysa hakikat tektir. Ve ortaya çıkacağını da inancımız tamdır. “Sizden biriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” hadis-i şerifi fehvasınca; biz merhum Gavs hazretlerinin kapısında yetişmiş kardeşlerimizin bu duruma düşmelerini asla istemeyiz. Allah Teâlâ cümlemizi bu fitne ortamından ve fitneci zihniyetin oyunlarından kurtarsın. Tasavvuf ehlinin sarıldığı takva ve nezaketi merkeze alarak “Allah yolunda yarışan” kardeşler olmayı cümlemize nasip etsin. Amin. #menzil #tarikat #tasavvuf

Menzil Yolu Teyit

67,590 views • 1 year ago