Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

İspanya şiddetli yağışlara karşı mücadele ediyor 📌 İspanya'nın özellikle Endülüs bölgesini günlerdir etkisi altına alan şiddetli yağışlar, birçok yerleşim yerinde tahliyelere, ulaşım sorunlarına ve hasara neden oldu

21,616 просмотров • 5 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Avrupa hem kavurucu sıcaklarla hem de yağışlarla mücadele ediyor ▪️ Fransa’da sıcak hava dalgasının yeniden yoğunlaşması beklenirken, kuzey bölgelerde şiddetli rüzgar ve yağışlar su baskınlarına neden oldu ▪️ Hollanda’da rekor sıcaklıkların ardından şiddetli fırtınalarda 300 binden fazla yıldırım kaydedildi, Amsterdam başta olmak üzere birçok bölgede su baskınları yaşandı ▪️ Polonya’da 40,5 dereceyle ülke tarihinin en yüksek sıcaklığı ölçüldü, demir yolu altyapısında 300’den fazla arıza meydana geldi ▪️ Yunanistan’da sıcaklıkların bazı bölgelerde 40 dereceye kadar yükselmesi, hafta sonu ise rüzgar, fırtına ve dolu yağışının etkili olması bekleniyor ▪️ Avusturya’da batı bölgelerde yağış beklenirken, doğu kesimlerde aşırı sıcaklar etkisini sürdürüyor ▪️ Çekya’da hafta sonu rekor sıcaklıklar kaydedilirken, bazı bölgelerde sağanak, gök gürültülü fırtına ve dolu bekleniyor ▪️ Hırvatistan’da Vis Adası’nda çıkan orman yangınına müdahale sürerken, hava sıcaklıklarının 39 dereceye kadar çıkacağı bildirildi ▪️ Bosna Hersek’te sıcaklıkların 40 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, vatandaşlara dikkatli olmaları çağrısı yapıldı ▪️ Sırbistan’da yüksek sıcaklıklar nedeniyle ülke genelinde kırmızı alarm ilan edildi ▪️ Slovenya ve Karadağ’da yüksek sıcaklıkların yaşlılar, çocuklar ve hastalar için ciddi sağlık riski oluşturabileceği uyarısı yapıldı

Anadolu Ajansı

25,740 просмотров • 20 дней назад

İspanya ve Portekiz, günlerdir devam eden orman yangınlarını kontrol altına almakta zorlanıyor 📌 İspanya ve Portekiz hükümetleri, yangınlar nedeniyle Avrupa Sivil Koruma Mekanizması'nı harekete geçirdiklerini duyurdu 📌 Portekiz, Avrupa Sivil Koruma Mekanizması'ndan Canadair tipi 4 yangın söndürme uçağı talep ettiğini açıkladı İspanya ◾ Kuzeyde Galiçya'da Ourense ile Kastilya ve Leon bölgesinde Leon ve Zamora kentleri yangınlardan en fazla etkilenen bölgeler arasında yer alıyor ◾ Güneyde Extremadura'da Caceres çevresi ile kuzeyde Asturias bölgelerinde de alevler yükselmeye devam ediyor ◾ Sadece Galiçya bölgesinde ay başından bu yana 60 bin hektardan fazla alan yanarken, İspanya genelinde bu yıl içinde şimdiye kadar 120 bin hektara yakın ormanlık alan kül oldu ◾ Leon'da ise halen 14 noktada orman yangınlarının sürdüğü ifade ediliyor Portekiz ◾ Portekiz resmi haber ajansı Lusa, Doğa ve Orman Koruma Enstitüsünün verilerine dayanarak verdiği haberde, 1 Ocak- 14 Ağustos'ta 75 bin hektarlık alanın yandığını, ancak son 2 günde buna 64 bin hektarın daha eklendiğini, bu yıl toplam 139 bin hektarlık alanın zarar gördüğünü belirtti ◾ Ülkede mevcut durumda kuzeydeki Arganil bölgesi başta olmak üzere 8 yerde büyük orman yangınları devam ediyor ◾ Arganil yerel yönetim yetkilileri, bölgenin 3'te 1'ine denk gelen 10 bin hektarlık alanın yandığını bildirdi

Anadolu Ajansı

23,480 просмотров • 11 месяцев назад

ABD’yi yüzyılın kışı vurdu: “Fern” fırtınası hayatı felç etti, can kayıpları var ABD, son 100 yılın en şiddetli kış fırtınalarından biri olarak tanımlanan “Fern” adlı sistemin etkisi altına girdi. Ülkenin büyük bölümünü etkileyen şiddetli kar, tipi ve buzlanma nedeniyle ulaşım durma noktasına gelirken, ilk can kayıpları da yaşandı. Uluslararası haber ajansları Reuters ve Associated Press’in aktardığına göre, fırtına nedeniyle 13 binden fazla uçuş iptal edildi. Yetkililer, olumsuz hava koşullarının en az birkaç gün daha etkisini sürdüreceğini bildirdi. 139 binden fazla kişi elektriksiz kaldı 24 Ocak akşamı itibarıyla 139 binden fazla abone elektrik kesintilerinden etkilendi. Kesinti sayısının artmasından endişe edilirken, Teksas ve Louisiana eyaletlerinin fırtınadan en ağır etkilenen bölgeler olduğu belirtildi. New York’ta soğuk can aldı Fırtınanın etkileri büyük şehirlerde de hissedildi. New York’ta, aşırı soğuklar nedeniyle üç kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Sokakta bulunan cenazelerin, 67 yaşında bir erkek, yaklaşık 30 yaşlarında bir erkek ve yaşlı bir kadına ait olduğu bildirildi. 12 eyalette federal acil durum ABD Başkanı Donald Trump, Güney Karolina’dan Batı Virginia’ya kadar uzanan 12 eyalette federal acil durum ilanını onayladı. Trump, yaptığı açıklamada vatandaşlara “güvende kalmaları ve sıcak ortamlarda bulunmaları” çağrısında bulundu. Yetkililer, özellikle buzlanma ve don tehlikesine karşı sürücüleri uyarırken, zorunlu olmadıkça yola çıkılmaması istendi. ABD genelinde kriz yönetim ekipleri teyakkuz halinde çalışmalarını sürdürüyor.

Çetiner Çetin

11,444 просмотров • 5 месяцев назад

Vatanını, milletini seven bir insan neden Türk büyüklerine hakaret eder? Neden Türk milletini uydurma hadislerle süslenmiş-muaviye dini-emperyalistlerin işine gelen şeriat sistemi ile köle olmasını-kafeslenmesini ister? Bu şahsın küfür ve hakaret ettiği kişiler: Mustafa Kemal Atatürk - Sevr imzalatılmış bir milleti, halkı örgütleyip milli mücadele etrafında birleştiren, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu. Mehmet Akif Ersoy - O döneme göre büyük para ödülünü (yoksulluk içinde olmasına rağmen) reddeden Türk Milli Marşının yazarı. Selahaddin Eyyubi - Oluk oluk müslüman kanı akıtan ve zulüm eden haçlı ordusunu yenilgiye uğrattı ve Kudüs'ü hakimiyeti altına aldı. Mithat Paşa - Osmanlı Devleti'nde maliye, idare ve eğitim alanlarında birçok reform gerçekleştirmiştir. 1876 Kanun-ı Esasi'nin hazırlanmasında ve I. Meşrutiyet'in ilan edilmesinde öncü olmuştur. Ziraat Bankası'nın çekirdeğini oluşturan Memleket Sandığı'nı kurdu. Tarımın gelişmesi ve daha çok ürün sağlanabilmesi için boş arazileri tarıma açtı. Gazi Osman Paşa - Plevne önemli bir bölgeydi. Balkanlar ve batı için bir açılış kapısıydı. Ruslar için iyice tehdit haline gelen Plevne Osmanlı Devleti'nin eline geçmişti. Plevne'yi geri almak için Ruslar yeniden taarruza geçti ama Osman Paşa'nın askeri başarısı onları durdurdu. Özellikle Rus ordusunun önemli anlamda güçlendiği son muharebede Osman Paşa'ya destek gelseydi önemli bir zafere imza atılacaktı. Ancak gerekli destek sağlanmadığı için Rus ordusu etkisi kırılamadı. Plevne 10 Aralık 1877 yılında Rus birliklerinin direnişiyle düşmüştür. Not: Bu şahıs nerde Türk milletine hizmet etmiş biri varsa ona hakaret eder ama asla ingiliz ve amerika için kötü söz söylemez. Onlara karşı çok naziktir. BOP projesini destekler. Cebinde ingiliz pasaportu vardır. Hatta Prens Charles'in gizli gizli namaz kıldığını iddia eder. Ayrıca Video'da, Osman Paşa'yı kötüler ama ingiliz malı martini tüfekleri övmeyi de ihmal etmedi.

Arşiv Saka

39,959 просмотров • 2 лет назад

Sayın başkanın bahsini ettiği kişi İbrahim Halil Baran! Doğrusu konuşma eleştirel bir perspektifte değerlendirebilir ama “devletin fiskesini yiyince soluğu bilmem nerde alan” ifadesi üzerinden üç beş cümle söylemek hem hakkaniyetli olmak adına hemde İbrahim’i yakınen tanıyan bilen biri olarak insani ve vicdani bir görev oldu!! İbrahim Halil Baran kadim bir dostumdur, bir çok konuda bizden çok daha donanımlı olması hasebiyle mamostamdır. Bazı konularda tamamen fikerlerimiz tamamende zıttır!! Üstelik bu dostluk bizim şahsi dostluğumuz değil babalarımızın ve dedelerimiz bize bıraktığı bir miras. İbrahim’in devletten yediği “FİSKEYİ”yakınen bilen tanık olan biri olarak biraz bahsetmek isterim!! İbrahim Halil Baran hafızam yanıltmıyorsa 28 gün gözaltında kaldı!! Baran ile beraber onlarca kişi göz altına alındığından bir spor salonunda tutuldular.. 28 gün boyunca Baranı sabah 8 de alıp akşam saat 17 ye kadar en ağır fiziksel ve psikolojik işkenceden geçirirlerdi!! Öyleki Baran o 28 gün boyunca her gün ölmek için dua etti! O kadar şiddetli işkence gördüki o işkenceye şahit olan bir akrabam vede amcam sayılır o adam o işkencelerden nasıl ölmedi hayret ettim dedi bana!! O süreçte avukat olan ağabeyi İlyas dahi kendisi göremedi!! Mahkemeye çıkarıldığında yürüyecek mecali kalmamıştı!! Neredeyse kırılmadık göğüs kemiği kalmamıştı!! Zannederim 4 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye oldu!! 4 ay sonra bile hala iyileşememiş ve 3 ay süren bir tedavi süreci geçirdi!! Her iki hatada bir Adana’ya tedaviye giderdi. Ve gittiğinde muhakkak benim yanıma uğrardı.. kılcal damarlar hasar görmüştü düşünün. Bu sadece işkencenin fiziksel kısmı. Bunun psikolojik kısmına girmiyorum dahi.. bu denli ağır bir işkenceyi fiske diye hafife almak işkenceyi ve ikenceciyi aklamak anlamına gelmezmi!! Kaldıki gerçekten fiske dahi yemeden yurt dışına gitmiş onlarca değer verdiğimiz sevdiğimiz yurtsever kürt var! Ve biz iyiki o fiskeyi yemeden kurtuldular diye seviniyoruz. Olmadı sayın Başkan. Bu denli ağır fiziki ve psikolojik işkenceyi fiske diye tanımlamanız yakışmadı size. Biz sizi kim maruz kalırsa kalsın işkenceye karşı çıkan ret eden ve bunun için mücadele etmiş biri olarak bilir ve saygı duyarız!! Umarım bir sürçi lisandır!!

vahdet demir

29,489 просмотров • 1 год назад

■ Mossad Commentary X hesabı : Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bayram mesajında söylediği " İsrail Bedelini Ödeyecek ." Sözlerine cevap olarak " Bunu söyleyen her lider kaybetti." Paylaşımı yaptı. ■ Serdar Akinan ( Gazeteci) : İRAN Türkiye'ye Gaz akışını kesti. "Gaz akışı tamamen durdu. Depolarda toplam 2 milyar metreküpün altında gaz var. Günlük tüketim 180 milyon metreküp civarı. İran'dan gelen günde 28-30 milyon metreküp civarı. Kısa bir süre rezervlerle açık karşılanabilir. Fakat ,sonrası meçhul." ■ İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ı "haritadan sildik" sözlerini karşılık vererek," İran'ı haritadan silme hayali,tarih yazan bir milletin iradesi karşısında duyulan çaresizlik ve acizliğin göstergesidir" dedi. ■ İran 'ın başkenti Tahran 'da yaşayan sivillere ve sivil binalara , yerleşmişlere yönelik , savaşın başladığı günden bugüne ABD / İSRAİL en yoğun ve şiddetli saldırılarını gerçekleştiriyor. ■ İsrail , Lübnan'ı İlhak ediyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, orduya Lübnan'ın güneyi ile kuzeyini birbirine bağlayan Litani Nehri üzerindeki köprüleri vurma talimatı verdi. ▪︎ Lübnan işgal ve iltihak sürecini İsrail başlatmış oluyor. ■ İran, bir F-15 savaş uçağının düşürüldüğünü açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'ın "ABD'ye ait bir F-15 savaş uçağını düşürdük" yönündeki iddiasını reddettiklerini belirtti. ■ İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın Yardımcısı İsmail Sekab İsfahani, Trump'ın ülkenin enerji altyapısına saldırma tehdidine karşılık Körfez ülkeleri ve İsrail'e yönelik uyarıda bulunarak, "48 saat içinde su depolayıp, telefonlarınızı şarj edin" mesajını verdi. ■ İran Devrim Muhafızları Ordusu : ABD Başkanı Trump ' a cevaben " Enerji tesislerine saldırı olursa Hürmüz tamamen kapatılacak. " ■ ABD, kendisi için büyük tehdit oluşturan beş ülkeyi açıkladı: Raporda Türkiye detayı : ▪︎ Ulusal İstihbarat Direktörlüğü tarafından hazırlanan raporda şu ülkeler yer aldı: Çin, Rusya, Kuzey Kore, İran, Pakistan dışında Türkiye detayı çok dikkat çekici . 2026 Yıllık Tehdit Değerlendirme Raporu'nda Türkiye ise : “Büyük güçler çatışmalardan kaçınsalar bile birçok bölgesel ve daha küçük güç, çıkarlarını takip etmek için güç kullanmaya çok daha istekli hale geliyor. Mısır, İsrail, Pakistan, Türkiye ve BAE gibi ülkeler rakiplerini kışkırtmak veya zayıflatmak ya da çevrelerindeki çatışmaları kendi lehlerine çevirmek amacıyla öldürücü yardım, vekil güçler veya kendi askeri varlıklarını kullanıyorlar.” ABD istihbarat raporuna göre Türkiye , bir tehdit olarak değerlendiriliyor. ■ "Alman Gazeteci Matt Frei: "İsrailliler, Trump'ın bıkıp çekip gideceğinden korkuyorlar." ■ Avrupa Birliği Enerji Komiseri Dan Jørgensen, üye ülkelere doğal gaz depolama tesislerindeki doluluk hedeflerini %80 seviyesine düşürmeleri talimatını verdi. - Financial Times ■ ABD ve İsrail , İran'ın Nükleer zenginleştirme tesislerini hedef aldı. Uzmanlar Nükleer sızıntıdan endişe ediyor. İsrail ve İran karşılıklı olarak NÜKLEER tesisleri açıktan hedef alarak bombalıyor. ■ ABD ve İsrail’in, Natanz Nükleer Tesisi’ne yönelik saldırı gerçekleştirmesinin ardından İran, İsrail'in Dimona Nükleer Santrali'nin de bulunduğu güney bölgesini hedef alan art arda iki misilleme yaptı. ■ İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, "Dünya bu savaşın sonuçlarına katlanmamalı." diyerek, Hürmüz Boğazı'nın açılmasını ve Orta Doğu'daki tüm enerji rezervlerinin korunmasını talep etti. ■ Suudi Arabistan, ülkenin doğusunda hava sahasına giren 3 insansız hava aracının (İHA) engellenerek imha edildiğini açıkladı. ■ Hizbullah, İsrail'in kuzeyinde ve Lübnan'ın güneyinde İsrail'in askeri hedeflerine yönelik 29 saldırı gerçekleştirdiklerini duyurdu. ■ Kuveyt ordusu, son 24 saatte hava sahasına giren 7 insansız hava aracından (İHA) 4'ünün engellenerek imha edildiğini, 3'ünün de "tehdit alanının dışına" düştüğünü açıkladı. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabParti

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

124,990 просмотров • 3 месяцев назад

13 dk ayır 13 bin TL mı 13 milyon mu kazanırsın bilemem ama videoyu takası yabancı alışının pozitif ve negatif etkilerini anlamış olursan olaya takas hisselere farklı bakar ve konunun aslında sadece ne temel ne de teknik ile alakalı olmadığını net anlar ve para kazanmaya başlarsın Herşeyden öte Sermayeyi nasıl nerde korursun onu çözersin Nerde beklemek bir gün fark yaratır onu görürsün ASTOR ENERJİ Adı üstünde ENERJİ şirketi Şirketin başarısını hisse fiyatına yansımasını takdir etmemek elde değil Mükemmel şirket Mükemmel hisse performansı Arkadaşım 1.5 yıl evvel şirketi yerinde ziyaret etti sahibi ile görüştü hatta tesisi gezdirdi sahibi 1.5 yıl evvel o zaman hisse fiyatı 80 TL Anlata anlata bitiremedi hem şirketi hem sahip olan 2 kardeşten tanışıklığı olanı #astor 326 TL oldu 4 kat arttı 80 lerden 100 e gitmesi 1.5 yıl kadar sürdü Ancak 2 ay evvel ❗️A TAKIMI❗️üyesi bir dostumuz aradı ve şöyle dedi Astoru 200 TL yapacaklar ❗️ Dedim ki biliyorsun zaten başka bir yerde yüklü miktarda bir hisse var elimizde Bana göre o da gidecek o bizdeki hisse aldığımız yerin 20% üstüne gitti ve fakat savaş sonrası o gittiği yerden 40% geri geldi şükür ki savaş öncesi büyük kısmını satmış çıkmıştık En azından ben öyle yapılması gerektiğini söyledim Dinleyen oldu dinlemeyen oldu Başladığımız noktaya geldi hisse Uzun lafın kısası söylemek istediğim şu Astor 326 TL oldu 100 TL dan 1 ayda 200 TL Ve ordan sonra 15 günde 280 şimdi 326 son 10 günde 3 kat prim 3 ayda Hırsızlığın hırsızların olmadığı yerde giden gidiyor Savaşmış Bizim değil ki bu savaş Petrol artmışmış #altın düşmüşmüş takmadı koptu gitti Alan kim sen mi ? Ben mi ? Hayır ! Kurumsal yatırımcı Yerli yabancı farketmez Aldı almaya devam etti Ama diğerlerinde verdi yani sattı yabancı Bu sattığı malı kimden almıştı Senden ! Senden almasa nerden mal olucak elinde Satmayın dedim Yalvardım Ama nafile Şimdi Ne ekersen onu biçersin modeli Bekle dur umut et de yabancı gelsin tekrar alsın da sana para kazandırsın Yok öyle bir dünya Yabancı ve yerli fonların takasta malının az olduğu yere geçmek lazım Bunlardan bir tanesi TR Doğal Enerji #trenj dir Diğeri #odas 1.5 yıl aynı yerde duran Astor 3 ayda 3 kat yaptı Demek ki zamanı geldiğinde Sadece ve sadece ederi olan hisseler ederine gidiyormuş Ana hisseler bunlar Size de sabırlı olmanızı tavsiye ederim Çünkü diğer yan hisselerde fiyat hareketi olsa bile Alan kar için aldığını sattığında hisse geri geliyor ve bir daha da yükselmesi zor oluyor Halbu ki ana hisseler öyle değil Düşüşlerde yan hisselere göre daha az düşer ama bir başladı mı hareket işte o zaman da seni ihya eder Enerji ve Maden sektörü şirketlerini inceleyin Bofa almış satmış Emekilik fonu Yatırım fonu almış satmış çok önemli değil Yabancı aldığı zaman önemli oluyor etki ediyor fiyata Ama sattığı zaman da negatif etkisi oluyor, o yüzden de Hisselere aşık olmamak lazım Sabreden derviş muradına ermiş Bir atasözü Her sabreden muradına ermiyor Doğru yerde doğru durakta otobüs beklersen gelir otobüs Karşı kaldırımda durak olmayan sokakta beklersen gelmez o otobüs Doğru yerde sabreden muradına ermiş olarak revize etmek lazım atasözünü Özellikle söz konusu Borsa ‘ysa İyi bir Haftasonu dilerim #oyakc #trmet #tralt #akenr #gesan #aksa #sasa #asels

🇹🇷 Gökhan Bilik 🇹🇷

33,864 просмотров • 2 месяцев назад

Valimiz Sayın Atilla Toros, ilimizde yürütülmekte olan güvenlik ve asayiş hizmetlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Vali Atilla Toros; Vali Yardımcısı Ahmet Çırakoğlu, İl Emniyet Müdürü Kamil Karabörk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ercan Atasoy ve Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutan Vekili Albay Fecri Yılmaz ile basın mensuplarına yapmış olduğu açıklamalarda; “Mersin’imizin huzur ve güvenliğine yönelik yürütülen çalışmaları paylaşmak üzere huzurlarınızdayız. 2025 yılının ilk 4 ayına ait verileri geçtiğimiz yılın aynı dönemi ile karşılaştırmalı olarak sizlerle paylaşacağız. Bu veriler, Mersin’in huzuruna göz dikenlere karşı verilen mücadelenin, azmin ve kararlılığın somut bir göstergesidir. Mersin’imiz, Torosların yemyeşil yamaçlarının Akdeniz’in masmavi ufkuyla kucaklaştığı, eşsiz bir coğrafyada yükselen çok özel bir şehirdir. Bu güzide şehrin huzur ve güvenliğini sağlamak, vatandaşlarımızın emniyet içinde yaşamını sürdürmesini temin etmek en temel sorumluluğumuzdur. Bu anlayışla 7.604 polis, 2.914 jandarma ve 654 sahil güvenlik mensubu olmak üzere toplam 11.172 güvenlik personelimizle mesai mefhumu gözetmeksizin canla başla çalışıyoruz. Devletimizin bekasına kasteden, milletimizin birliğine göz diken her türlü terör odağına karşı kararlı mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu yılın ilk 4 ayında terör örgütlerine karşı 118 operasyon düzenledik. Bu operasyonlarda göz altına alınan 178 şahıstan 71’i tutuklandı, 66’sına adli kontrol tedbiri uygulandı. Mersin’de teröre, asla, yer yoktur! Teröre karşı verdiğimiz tavizsiz mücadele, kararlılıkla devam etmektedir. 2025’in ilk dört ayında, geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla kişilere karşı işlenen 10 önemli suçun 9’unda azalma sağlanmıştır. Bu kategoride geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %7,9 oranında düşüş kaydedilmiştir. Özellikle konut dokunulmazlığının ihlali suçunda %39 oranında ciddi bir azalma sağlanmıştır. Kişilere karşı işlenen suçlarda %97,6’lık aydınlatma oranı ile geçen yılın da üzerine çıkılmış, failler tek tek yakalanmıştır. Vatandaşımızın alın teriyle kazandığı birikimine göz dikenlere, helal kazancına el uzatanlara göz açtırmıyoruz. Nitekim bu yılın ilk 4 aylık döneminde geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre mal varlığına karşı işlenen 9 önemli suçun, 8’inde azalma kaydedilmiştir. Bu suçlarda toplamda %8,4’lük bir azalma sağlanmıştır. Bu kategoride yer alan evden hırsızlıkta %25, motosiklet hırsızlığında %25 ve oto hırsızlığında %20 oranında düşüş sağlanmıştır. Mal varlığına karşı işlenen bu 9 önemli suçtaysa %89,1’lik bir aydınlatma oranına, ulaşılmıştır. Bu veriler, Mersin’de suçun cezasız kalmadığını; güvenlik güçlerimizin titiz, etkin ve caydırıcı çalışmalar yürüttüğünü, açıkça ortaya koymaktadır. Kişilere ve mal varlığına karşı işlenen suçlarda azalma sağlanmıştır. Ayrıca aydınlatma oranlarında da artış kaydedilmiştir. Bu başarıda emeği geçen tüm güvenlik güçlerimize teşekkür ediyorum. İlimiz, gece gündüz demeden yürütülen özverili çalışmalarla daha güvenli bir şehir haline gelmiştir. Temennimiz, yarının bugünden de daha huzurlu olmasıdır. Çeşitli suçlardan aldıkları hapis cezası nedeniyle aranan şahısları yakalayarak adalete teslim ediyoruz. Mersin’de suçluların barınmasına, asla izin vermeyeceğiz. Bunun yanında ruhsatsız silah taşıma, bulundurma ve silah kaçakçılığıyla mücadelemiz, kesintisiz devam ediyor. Bu yılın ilk 4 aylık döneminde yürütülen operasyonlarda, 753 silah ele geçirilmiş, 840 kişi hakkında işlem yapılmıştır. Ele geçirilen 753 silahın; 435’i tabanca, 47’si kurusıkı tabanca, 1’i uzun namlulu tüfek ve 270’i av tüfeğidir. Silah kaçakçılarına, nefes aldırmayacağız. Suçun gölgesini bile vatandaşımızın üzerine düşürmeye niyet edenlere asla fırsat vermeyeceğiz. Vatandaşlarımızın huzuruna kasteden şehir eşkıyalarına, organize suç örgütlerine yönelik kararlı ve etkili operasyonlarımız, aralıksız sürdürülmektedir. Bu yılın ilk 4 ayında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre organize suç örgütlerine karşı düzenlenen operasyon sayısını %50 artışla, 27’ye çıkardık. Bu operasyonlarla 5 yerel organize suç örgütü çökertildi, gözaltına alınan 139 şahıstan 51’i tutuklanırken 50’sine adli kontrol tedbiri uygulandı. Çökerttiğimiz her bir suç örgütü ile Mersin’imizin huzur ve güvenliğini daha da güçlendiriyoruz. Bir kez daha altını çizmek isterim ki organize suç yapılarına karşı, topyekûn mücadelemiz kararlılıkla sürecektir. Bunun yanında güvenlik güçlerimizin kaçakçılıkla mücadeledeki başarılı çalışmalarıyla, geçtiğimiz yılın ilk 4 ayında 288 olan operasyon sayımız bu yılın aynı döneminde 328’e yükselmiştir. Söz konusu operasyonlarda gözaltına alınan 396 şahıstan 18’i tutuklandı, 23’üne ise adli kontrol tedbiri uygulandı. Yapılan operasyonlarla, 326 bin 358 litre akaryakıt, 40 bin 321 litre içki, 30 bin 989 paket sigara, 1.084 adet elektronik sigara, 24 milyon 907 bin adet makaron ve 5.687 kilogram tütün ele geçirilmiştir.19 milyon 433 bin TL vergi kaybının önlendiği bu operasyonlarla suç örgütlerine, yasa dışı ticarete ve kara paraya geçit verilmemiştir. Kaçakçılığa olduğu gibi tefeciliğe de geçit vermiyoruz. Tefeciliğe karşı düzenlenen 31 operasyonda göz altına alınan 110 şahıstan 40’ı tutuklandı, 18’ine ise adli kontrol tedbiri uygulandı. Mersin, çetelerin, şehir eşkıyalarının değil, milletin şehridir! Hiçbir şahıs ve yapının ilimizin huzur ve güvenliğine kastetmesine, asla müsaade etmeyeceğiz. İnsanlığın en büyük düşmanı olarak gördüğümüz uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz. Başta gençlerimiz olmak üzere milletimizi zehirlemeye kalkanlara, asla geçit vermeyeceğiz. Güvenlik güçlerimizin başarılı çalışmaları sonucunda bu yılın ilk 4 ayında uyuşturucu imal ve ticaretine yönelik 432 operasyon düzenledik. Bu operasyonlarda yakaladığımız 604 şahıstan 380’i tutuklanıp cezaevine gönderilirken 102’si hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı. Bunun yanında kullanıcılık ve diğer alanlardaki 2.176 olayda gözaltına alınan 2.385 şahıstan 15’i tutuklanırken, 288’ine adli kontrol tedbiri uygulandı. Düzenlenen bu operasyonlarda çeşitli türdeki 156 kg uyuşturucu madde, 64 bin uyuşturucu hap, 812 kök kenevir ele geçirildi. Yılın ilk 4 aylık verilerini kapsaması nedeniyle bu rakamlara dahil edilmeyen ve Sayın İçişleri Bakanımızın da sosyal medya hesabından duyurduğu üzere 3 gün önce, emniyetimiz tarafından 28 kg kokain ve jandarmamız tarafından 680 litre sıvı metamfetamin ele geçirilmiştir. Bu da zehir tacirlerine geçit vermeyeceğimizin açık bir göstergesidir. Yine, 1 Mayıs tarihinde Sayın İçişleri Bakanımızın açıkladığı üzere, jandarmamızın 3 aylık titiz çalışmaları neticesinde faaliyetleri tek tek delillendirilen, torbacı diye tabir edilen 112 sokak satıcısı Narkokapan-Mersin operasyonuyla kıskıvrak yakalandı. Bu operasyonlarla gençlerimizin hayatını çalmaya cüret eden zehir tacirlerine, girdikleri sokağın çıkmaz sokak olduğunu ve gençlerimize dokunmaya kalkışanlara hesabını hukuk önünde ödeteceğimizi net bir şekilde gösterdik. Biz, uyuşturucu satıcılarının ensesindeyiz. Bu illeti Mersin sokaklarından söküp atacağız. Dijital dünyanın bizlere sağladığı avantajları sabote etmeye kalkışan kişi ve organize suç şebekelerine karşı güçlü bir mücadele veriyoruz. Suç artık yalnızca sokakta değil, sanal dünyada da karşımıza çıkıyor. Ama biz bu yeni cephede de aynı kararlılıkla görev başındayız. Bu kapsamda siber suçlar ve siber terör gibi yapı ve oluşumlara sanal devriyelerimizle geçit vermiyoruz. Dijital dünyada işlenen bilişim suçlarından çocuk istismarına, yasa dışı bahisten ödeme sistemlerine kadar her alanda, suç ve suçlu ile mücadele ederek vatandaşlarımızın dijital güvenliğini de teminat altına alıyoruz. 2025 yılının ilk 4 ayında siber devriyelerle, suç unsuru tespit edilen 2.515 şahıs veya hesapla ilgili işlem yapılmıştır. Bunların 876’sının terörle iltisaklı olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında bilişim- ödeme- yasa dışı bahis suçlarına karşı düzenlenen 13 operasyonda gözaltına alınan 256 şahıstan 165’i tutuklanmıştır. Sayın İçişleri Bakanımızın da kamuoyuyla paylaştığı üzere Mersin merkezli 20 ilde “Yasa Dışı Bahis ve Nitelikli Dolandırıcılık” suçlarına yönelik düzenlenen operasyonda 182 şüpheli yakalanarak adalete teslim edildi. Bu şahıslardan 128’i tutuklanarak cezaevine gönderilirken, 40’ı hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı. Bu operasyonla yasa dışı bahis oynatanların ve bilişim sistemlerini kullanarak nitelikli dolandırıcılık yapanların enselerinde olduğumuzu net bir şekilde gösterdik. Sektörel çeşitliliği, tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri ile sosyo-ekonomik yönden gelişimini artan bir ivme ile sürdüren Mersin’imiz, insan ve araç hareketliliğini çok yoğun yaşayan bir şehir. İlimiz genelinde sürücü ve yayalarımızın güvenliğini temin etmek, trafik akışını düzenli ve güvenli bir şekilde sağlamak için 7/24 çalışıyoruz. Yapılan uygulamalarda denetlenen araç sayısını bu yılın ilk 4 ayında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %54 artırarak 1 milyon 674 bin 928’e, işlem yapılan araç sayısını da %33 artırarak 291 bin 616’ya çıkardık. Denetleme yapılan motosiklet sayısını geçtiğimiz yıla göre %119 artırarak 188 bin 67’ye, işlem yapılan motosiklet sayısını da %98 artırarak 51 bin 32’ye çıkardık. Bunun yanında denetim yapılan ticari taksi sayısını %52 artırarak 9 bin 733’e, işlem yapılan ticari taksi sayısını da %72 artırarak 2.751’e çıkardık. Evlatlarımızın güvenliği için okul servis araçlarına yönelik denetimlerimizi de yoğunlaştırdık. Bu kapsamda, bu yılın ilk 4 ayında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre denetim yapılan okul servis araç sayısını %73 artırarak 8.549’a, işlem yapılan okul servis sayısını da %29 artırarak 572’ye çıkardık. Tüm denetim ve tedbirlerimize rağmen, 23'ü ölümlü, 2.666’sı yaralanmayla sonuçlanan 2.689 trafik kazası meydana gelmiştir. Bu kazalarda maalesef 26 vatandaşımız olay yerinde hayatını kaybetmiş, 3.631 vatandaşımız ise yaralanmıştır. Bu veriler trafik kurallarına toplum olarak daha fazla önem vermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır. İçerisinde bulunduğumuz Trafik Haftası münasebetiyle bu yılın temasını bir kez daha hatırlatmak isterim, “Bir Kural, Bir Ömür” İçişleri Bakanlığımızın rehberliğinde; hız, emniyet kemeri, alkollü araç kullanımı, yaya önceliği gibi konularda farkındalık oluşturacak denetim ve bilgilendirme çalışmalarımız da devam etmektedir. Mersin’imizde, yasal kalış hakkı olan toplam 218 bin 279 yabancı bulunmaktadır. Bunların, 174 bin 333’ü geçici koruma altındaki Suriyeliler, 42 bin 383’ü ikamet izinliler ve 1.563’ü uluslararası koruma kapsamındaki yabancılardır. Bu yılın ilk 4 aylık döneminde ilimizde hizmet veren 10 farklı mobil göç noktasında 32 bin 393 yabancının kimlik denetimi yapılmıştır. Bu denetimlerde düzensiz göçmen olarak tespit edilen 386 kişi düzensiz göçmen ön kabul sevk merkezine gönderilmiştir. Göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında düzenlenen 18 operasyonla yakalanan şahıslardan 6’sı tutuklanırken 4’ü hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmış ve 3 araca el konulmuştur. Düzensiz göçmen ve göçmen kaçakçılığı organizatörlerine yönelik mücadelemiz aralıksız sürdürülmektedir. Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığımız, denizlerimizde huzur ve emniyetin teminatı olmuştur. Komutanlığımızca bu yılın ilk 4 ayında 5.880 saat görev icra edilmiştir. Bu kapsamda 2.014 gemi veya tekne kontrol edilmiş, 115 yasal işlem tesis edilmiştir. Yine yasa dışı su ürünleri avcılığı yaptığı tespit edilen 26 araca 357 bin TL idari para cezası uygulanmıştır. Bunun yanında mavi vatanımızın temiz tutulmasına yönelik denetimlerde aykırılık tespit edilen 4 araç hakkında yasal işlem yapılmıştır. Denizde de karada da devletin eli ve gözü her yerdedir. İlimizin huzur ve güvenliği ile vatandaşlarımızın esenliği için çalışmalarımızı kararlı bir şekilde ve titizlikle sürdürüyoruz. Suç ve suçluyla olan kararlı mücadelemizi her geçen gün daha da üst seviyeye çıkarma başarısı gösteriyoruz. Bugün burada açıkladığımız rakamlar; sadece sayılardan ibaret değil, gece gündüz görev başında olan güvenlik birimlerimizin emeğinin ve fedakârlığının somut karşılığıdır. Her bir kahraman güvenlik personelimize ayrı ayrı teşekkür ediyor, görevlerinde üstün başarılar diliyorum. Mersinli hemşehrilerimize duyarlılıkları ve iş birlikleri için şükranlarımı sunuyorum. Huzurun ve güvenin kenti Mersin için el birliğiyle, gönül birliğiyle çalışmaya devam edeceğiz. Güvenli bir şehir, huzurlu bir gelecek, bu konudaki temel ilkemizdir. Şehrimizin huzuru, güvenliği ve esenliği için verdikleri destekle her daim yanımızda olan İçişleri Bakanımıza şükranlarımı sunuyor, sizleri en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.” dedi. #Mersin

Mersin Valiliği

13,750 просмотров • 1 год назад

🇹🇷 BAYKAR Bayraktar TB2 1.000.000 uçuş saatini aştı! Türkiye’nin ilk milli SİHA’sı Bayraktar TB2, 1 milyon uçuş saatini başarıyla tamamlayan ilk milli hava aracı oldu. Rekorlarına bir yenisini ekleyen milli SİHA, ulaşılması güç bir rekor kırarak Türk havacılık tarihine bir kez daha imzasını attı. Türk havacılık tarihinde ilklere imza atan Bayraktar TB2 SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı), 1 milyon uçuş saatini başarıyla tamamlayarak önemli bir kilometre taşını daha geride bıraktı. Bayraktar TB2 SİHA, böylece envantere girdiği 2014’ten bu yana geçen 10 yıllık süreçte gökyüzünde tam 1 milyon saati aşarak en uzun süre görev yapan ilk ve tek milli hava aracı oldu. DÜNYANIN ÇEVRESİNİ 3742 KEZ KATETTİ Dünyanın en büyük SİHA şirketi olarak ABD’li, İsrailli ve Çinli rakiplerini geride bırakan Baykar, elde ettiği ihracat başarısı sayesinde Türkiye’yi dünya SİHA pazarının %65’ine sahip bir konuma taşıdı. Bu başarıda önemli bir rol oynayan Bayraktar TB2 SİHA’lar, 1 milyon saatlik uçuş süresi boyunca gökyüzünde yaklaşık 150.000.000km mesafe katetti. Milli SİHA’lar gökyüzündeki bu uzun yolculuk sırasında, 40.075km olan dünyanın çevresini tam 3.742 kez dolaşmaya eşdeğer bir mesafeye ulaştı. TÜRKİYE’Yİ DÜNYA LİDERLİĞİNE TAŞIDI Milli SİHA Bayraktar TB2’nin Libya, Dağlık Karabağ ve Ukrayna gibi çatışma bölgelerindeki başarısıyla birlikte Türkiye, küresel SİHA pazarında lider konuma geldi. Türkiye 2021 itibarıyla SİHA ihracatında Amerika, İsrail ve Çin’i geride bırakarak dünyanın en büyük tedarikçisi oldu. Bayraktar TB2, yüksek teknolojisi, uygun maliyeti, hızlı teslimat süreci ve sahada kanıtlanmış etkinliğiyle dünyanın dört bir yanında birçok ülkenin tercihi haline geldi. ABD merkezli düşünce kuruluşu CNAS’ın (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) raporuna göre, Türkiye küresel SİHA ihracatının %65'ini gerçekleştirerek büyük bir başarıya imza attı. Türkiye'nin yenilikçi üretim yaklaşımı, askeri alanın yanı sıra stratejik diplomasi ve uluslararası güvenlik dengelerindeki lider aktör konumunu güçlendirdi. İHRACAT ŞAMPİYONU Başlangıçtan bugüne tüm projelerini öz kaynakları ile yürüten Baykar, 2003 yılındaki İHA Ar-Ge sürecinin başlangıcından itibaren tüm gelirlerinin %83’ünü ihracattan elde etti. 2023’te 1.8 milyar dolarlık ihracat yapan Baykar, ülkemizdeki tüm sektörlerde en çok ihracat gerçekleştiren ilk 10 firma arasında yer aldı. İhracatın Şampiyonları Ödülü alan Baykar, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında Savunma Sanayi Başkanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre savunma ve havacılık sektörünün ihracat lideri oldu. Son yıllarda gelirlerinin %90’ından fazlasını ihracattan elde eden Baykar, 2023’te savunma ve havacılık sektöründeki ihracatın 3’te 1’ini tek başına yaptı. Dünyanın en büyük insansız hava aracı şirketi olan Baykar’ın hâlihazırda imzalanan sözleşmelerinin %97,5’i ihracat kaynaklı gerçekleşti. Bayraktar TB2 SİHA için 34 ülkeyle, Bayraktar AKINCI TİHA için ise şimdiye kadar 10 ülke ile olmak üzere toplam 35 ülkeyle ihracat anlaşması imzalandı. NATO VE AB ÜLKELERİNİN SEMALARINDA Bayraktar TB2 SİHA’lar, dünya üzerinde birçok noktada rekabete dayalı bir sürecin sonunda ülkelerin envanterlerine giriyor. 2023’te de Kuveyt Savunma Bakanlığı’nın yürüttüğü rekabete dayalı sürecin kazananı Bayraktar TB2 SİHA oldu. Bayraktar TB2 SİHA’lar yapılan demo faaliyetlerinde Amerika, Avrupa ve Çinli rakiplerini geride bırakarak kazandı. Böylece Baykar, Kuveyt Savunma Bakanlığı ile önemli bir ihracat sözleşmesi imzaladı. Öte yandan milli SİHA’ların görev yaptığı coğrafyalar da artmaya devam ediyor. 19 Kasım 2024’te Zagreb’te imzalanan anlaşma neticesinde Hırvatistan’a gerçekleştirilen ihracatla birlikte Bayraktar TB2 SİHA’lar, Kasım 2024 itibariyle NATO üyesi 6 ülke ile AB üyesi 4 ülkenin envanterine girmiş oldu. 2014’TE ENVANTERE GİRDİ Türkiye’nin milli SİHA sistemlerini üreten Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen, teknik özellikleri ve katıldığı operasyonlar değerlendirildiğinde kendi sınıfında dünyanın en iyisi olarak gösterilen milli SİHA Bayraktar TB2, 2014 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) envanterine girdi. 2015’te silahlandırılan insansız hava aracı şu anda TSK, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT tarafından operasyonel olarak kullanılıyor. Bayraktar TB2 SİHA, güvenlik güçleri tarafından 2014’ten beri yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede etkin olarak görev alıyor. DÜNYADA BİR İLK: OTONOM FIÇI TONOSU 31 Mayıs 2024 tarihinde Bayraktar TB2, sarmal bir yörünge izleyip ve kendi ekseni etrafında tam tur dönerek icra ettiği otonom fıçı tonosu manevrası ile dünya havacılık tarihine bir kez daha adını yazdırdı. Bayraktar TB2 SİHA, savaş uçaklarının en önemli kaçış manevralarından biri olan otonom fıçı tonosunu tam 3 kez başarıyla tamamladı. Dünya üzerinde bu manevrayı başarıyla yapabilen ilk ve tek SİHA olan Bayraktar TB2, otonomi ve aerodinamik kabiliyetlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösterdi. YERLİLİK ORANI REKOR DÜZEYDE Baykar 2000’li yılların başından itibaren insansız hava araçları alanında en büyük katma değer olan yazılım ve donanım sistemlerini Türk mühendislerinden oluşan ekibiyle milli ve özgün olarak geliştiriyor. Baykar 15 farklı disiplindeki mühendislik gücüyle alanında dünyanın lider teknoloji firmalarından biri olarak gösteriliyor. Tüm kritik aksamı, tasarım ve yazılımları Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Bayraktar TB2 SİHA’lar, rekor düzeyde %93'lük yerli sanayi katılımıyla Özdemir Bayraktar Milli Teknoloji Merkezi’nde üretiliyor. REKORLARIN SAHİBİ Bayraktar TB2 SİHA, 16 Temmuz 2019 tarihinde Kuveyt’te katıldığı demo uçuşunda yüksek sıcaklık ve kum fırtınası gibi zorlu coğrafi ve iklim şartlarında tam 27 saat 3 dakika kesintisiz uçarak rekor kırdı. Milli SİHA’lar Avrupa’dan Afrika’ya kadar dünyanın birçok farklı bölgesinde karşılaştığı çöl sıcağı, dondurucu soğuk, kar ve fırtına gibi tüm olumsuz hava şartlarında görev yapmaya devam ediyor. Türk havacılık tarihinde taktik sınıfta 27 saat 3 dakika havada kalarak en uzun havada kalış süresi ve 27.030ft yükseklikle Türkiye irtifa rekorunu kıran milli SİHA, 1 milyon saati aşan uçuşla birlikte ulaşılması zor bir rekorla Türk havacılık tarihine geçti. Milli SİHA en uzun süre başarıyla Türkiye’ye hizmet eden hava aracı unvanını da elinde bulunduruyor. ZEYTİN DALI HAREKATI’NA DAMGASINI VURDU Milli SİHA Bayraktar TB2, TSK tarafından sınır içi ve ötesinde gerçekleştirilen Hendek, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarında aktif rol aldı. Savunma uzmanları harekatların beklenenden çok daha kısa sürede sona ermesini ve daha az kayıp yaşanmasında en önemli etkenlerden birinin milli SİHA’lar olduğunu belirtti. Bayraktar TB2 SİHA sistemleri özellikle Afrin’de düzenlenen Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında gerçekleştirilen tüm uçuşlarının %90’ından fazlasını yaparak, 5.300 saat uçuşla adeta harekâta damgasını vurdu. MAVİ VATAN’I GÖZLÜYOR Terör örgütüne yönelik Pençe ve Kıran gibi birçok operasyonda görev alan Bayraktar TB2 SİHA’lar, bölücü terör örgütünün sözde yöneticilerine yapılan operasyonlarda da önemli bir rol üstlenmeye devam ediyor. Milli SİHA’lar bu görevlerinin yanı sıra Mavi Vatan’ın korunmasında da görev alıyor. Bu kapsamda Doğu Akdeniz’de arama faaliyeti yürüten sondaj gemilerimize de güvenlik için havadan refakat etti. Yine aynı kapsamdaki görevler için KKTC’de konuşlandırılmak üzere 16 Aralık 2019’da Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığından kalkarak Geçitkale Havaalanına inen Bayraktar TB2 SİHA tarihi bir uçuşa imza atmıştı. DEPREMLERDE GÖREV YAPIYOR Bayraktar TB2 İHA’lar depremlerde görev alarak büyük katkı sağlıyor. 24 Ocak 2020’de meydana gelen Elazığ Sivrice merkezli 6,8 büyüklüğündeki depremin ardından çok kısa sürede bölgeye intikal ederek 25. dakikadan itibaren Ankara ve deprem olan illerin kriz komuta merkezlerine anlık görüntü ve bilgi aktardı. Asrın Felaketi olarak nitelenen 6 Şubat 2023 depremlerinde 2.417 saat 6 dakika uçarak görev icra etti. Bu kapsamda toplamda 8'i Baykar Hızlı Haritalama Podu entegreli 42 Bayraktar TB2 görev aldı. Bayraktar TB2 SİHA’lar arama ve kurtarma çalışmalarına gökyüzünden destek vermenin yanı sıra deprem sonrası oluşan yoğun araç trafiğinin kontrol edilmesi ve yardımların aksamadan ulaştırılabilmesi için de görev yaptı. GÖÇMENLERİN KURTARILMASINDA ROL ALIYOR Bayraktar TB2’ler, Ege ve Akdeniz’de devam eden düzensiz göç hareketlerini gökyüzünden takip ederek birçok düzensiz göçmenin hayatının kurtarılması ve dünyanın gündeminden düşmeyen geri itmeler gibi insan hakları ihlallerinin belgelenmesine de önemli katkı sağlıyor. ULUDAĞ’DA KAYBOLAN TURİSTİ BULDU Bayraktar TB2 SİHA’lar aynı zamanda doğada gerçekleştirilen arama kurtarma faaliyetlerinde de etkin olarak görev yapıyor. 31 Aralık 2021 günü Bursa Uludağ’da yürüyüşe çıkan ve hava şartlarının kötüleşmesi üzerine kaybolan Danimarka uyruklu Yusuf Sepehizade’nin bulunmasında da rol aldı. Hava koşullarının ağırlaşması nedeniyle bölgedeki ekipler tarafından bulunamayan Danimarkalı turistin yeri, Aydın’dan havalanan Jandarma Genel Komutanlığı’na ait Bayraktar TB2 SİHA tarafından tespit edildi. Kayıp turist bulunduğu yerin gökyüzünden tespit edilmesinin ardından bölgedeki ekipler tarafından kurtarıldı. ORMAN YANGINLARINI TESPİT EDİYOR Bayraktar TB2 İHA’lar güvenlik ve insani yardım görevlerinin yanı sıra orman yangınlarıyla mücadelede de önemli bir rol üstleniyor. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) ile yapılan iş birliğiyle Bayraktar TB2 İHA’lar, 2020 yılından itibaren orman yangınlarının erken tespiti ve söndürme çalışmalarının verimli yönetilmesinde etkin görev alıyor. 2020 yılından bugüne dek toplam 4.091 orman yangını Bayraktar TB2 tarafından tespit edildi. Bu sayede Avrupa’da ilk kez yüksek teknolojiye sahip İHA’lar orman yangınlarıyla mücadelede kullanılmaya başlandı. Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelede izlediği öncü ve yenilikçi çözüm 2020’den günümüze büyüyerek devam ediyor. OGM’nin belirlediği merkezlerde konuşlanan Bayraktar TB2 İHA’lar, Baykar’ın uzman ekibinin koordinasyonunda görev yapıyor. Baykar’ın OGM’nin Ankara’daki yangın yönetim merkezine kurduğu gelişmiş yazılım ve teknolojik altyapı ile görev yapan Bayraktar TB2’ler, tek seferde 400km² alanı termal kamera vasıtasıyla tarayabiliyor ve 185km'ye kadar uzaklıktaki yangınları başlangıç aşamasında tespit edebiliyor. Bayraktar TB2 İHA’lar, 2020’de 345, 2021’de 267, 2022’de 1.109, 2023'te 1.445 ve 2024’de ise 924 yangını ilk anda tespit ederek orman yangınlarının söndürülmesinde etkin rol aldı. Bunun neticesinde ülkemizde orman yangınlarına ilk müdahale süresi 45 dakikadan 11 dakikaya kadar düştü. DÜNYADA HAYRANLIK UYANDIRDI Barış Pınarı Harekatı’nda Türk Silahlı Kuvvetlerinin keşif gözetleme kabiliyetlerini büyük oranda artırarak başarıya ulaşılmasına katkı sağlayan Bayraktar TB2 SİHA’lar aynı zamanda harekat boyunca birçok hedefi başarıyla imha etti. Bahar Kalkanı Harekatı’nda ise ilk defa filolar halinde uçarak birçok zırhlı araç, obüs, Çok Namlulu Roketatar (ÇNRA) ve hava savunma sistemini imha etti. Bayraktar TB2 SİHA dünyada ilk defa muharebe sahasında birincil unsur olarak SİHA’ların kullanıldığı Bahar Kalkanı Harekâtı’na katılan hava araçlarının yaptığı tüm sortilerin %80’ini gerçekleştirdi. Suriye’nin İdlib bölgesinde düzenlenen harekât kapsamında her türlü elektronik harbe rağmen başarıyla görev yapan Bayraktar TB2 SİHA’lar, 2.000 saatin üzerinde uçtu. Bayraktar TB2 SİHA’ların dünya muharebe tarihinde ilk kez filolar halinde uçarak harekâtta etkin görev yapması dünya basınında da büyük yankı uyandırdı. KARABAĞ’IN KURTARILMASINDA ÖNEMLİ ROL ÜSTLENDİ Bayraktar TB2 SİHA’lar kardeş ülke Azerbaycan’ın yaklaşık 30 yıldır devam eden Karabağ işgalini sonlandırmasında da önemli bir rol üstlendi. Azerbaycan, Ermenistan’ın işgali altındaki Dağlık Karabağ’a yönelik 27 Eylül 2020 tarihinde bir askeri harekat başlattı. Harekatın başlangıcından 44 gün sonra, 10 Kasım 2020 tarihinde Azerbaycan Ordusu, Ermenistan’ın işgalini sonlandırarak Dağlık Karabağ’ı kontrol altına aldı. Ermenistan’a yönelik harekât esnasında Azerbaycan Ordusu, Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Bayraktar TB2 SİHA’ları tüm cephe hattında kullandı. Savunma analistleri tarafından teyit edilen çalışmalara göre Bayraktar TB2 SİHA’lar ile Ermenistan Ordusu’na ait birçok hava savunma sistemi, radar sistemi, tank, zırhlı araç, kamyon, cephanelik, mevzi ve birlik imha edildi. Azerbaycan Ordusu’nun dünyayı imrendiren bu başarısı dünya medyası ve savunma uzmanları tarafından Türk SİHA’larının harp tarihini değiştirerek oyun kurucu bir güce ulaştığı yorumlarına neden oldu. UKRAYNA’DA ÇOCUKLARA “BAYRAKTAR” ADI VERİLDİ 2022 Şubat ayında başlayan Ukrayna-Rusya savaşında gösterdiği üstün başarı ile Bayraktar TB2 SİHA, Ukrayna halkı nezdinde bir kahraman haline geldi. Savaşta bir güç çarpanı olarak dengeleri değiştirdi. Hakkında marşlar bestelenen ve oyuncakları yapılan silahlı insansız hava aracı adına Kiev’de “Bayraktar Radyosu” yayına başladı. Yeni doğan erkek çocuklarına “Bayraktar” adı dahi verildi. Bayraktar TB2 Ukrayna’da muharebedeki etkisinin yanında artık umudun sembolü oldu. Ukrayna’daki bu başarı Bayraktar TB2’nin etkisini ve sınıfının en iyisi olduğunu tüm dünyaya gösterdi. 7 ÜLKEDE YARDIM KAMPANYASI DÜZENLEDİ Bayraktar TB2’leri satın alarak Ukrayna Ordusu’na bağışlamak için Litvanya, Ukrayna, Polonya, Letonya, Norveç, İspanya ve Kanada’da halk tarafından yardım kampanyaları düzenlendi. Bayraktar TB2 SİHA’ları hediye eden Baykar, toplanan yardımları da Ukrayna halkının insani ihtiyaçlarının karşılanması için bağışladı.

Turan Oguz

11,918 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanlığının faaliyetleri başta olmak üzere gündemdeki konulara ilişkin olarak Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı gerçekleştirildi. Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından icra edilen toplantıda şu bilgiler paylaşıldı: SON 1 HAFTADA 62 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ Millî Savunma Bakanlığı Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı’na Hoş Geldiniz. Bakanlığımızın tüm birlik ve kurumları ülkemizin savunma ve güvenliği için nitelik ve nicelik olarak her geçen gün daha da güçlenmeye, üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye devam etmektedir. Millî mücadeleden bu yana en kapsamlı en yoğun ve etkin görevleri üstün bir başarıyla icra eden Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bekamıza yönelen tüm tehdit ve tehlikelere karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir. Irak ve Suriye’nin kuzeyinde icra edilen terörle mücadele operasyonlarıyla; 62’si son bir haftada olmak üzere 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar 3 bin 226 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Diğer yandan geçtiğimiz hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyonu bölgesi ve Hakurk’ta devam eden arama tarama faaliyetleri kapsamında tespit edilen mağaralarda çok sayıda silah, mühimmat ve yaşam malzemesi ele geçirilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz terörle mücadelesine eli kanlı teröristler ülkemiz ve bölgemiz için tehdit olmaktan çıkana kadar devam edecektir. HUDUTLARDA 107 ŞAHIS YAKALANDI Teknolojik vasıtalarla desteklenmiş fiziki güvenlik tedbirleri ile korunan hudutlarımızda alınan dinamik ve çok yönlü etkin tedbirler sayesinde; - Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 1’i terör örgütü mensubu olmak üzere 107 şahıs yakalanmış, 2 bin 695 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. - Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 215, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 3 bin 634 olmuştur. - Ayrıca hafta içerisinde yapılan operasyonlarda 21 bin 310 gram uyuşturucu ele geçirilmiştir. DR. FAZIL KÜÇÜK’Ü VE RAUF RAİF DENKTAŞ’I RAHMETLE ANIYORUZ Kafkaslardan Karadeniz’e, Orta Doğu’dan Afrika’ya, Balkanlardan Akdeniz’e kadar geniş bir coğrafyada önemli inisiyatifler üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, uluslararası güvenlik, barış ve istikrara önemli katkılar sağlamaya devam etmektedir. Bu vesileyle Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin varoluş mücadelesinin lideri Doktor Fazıl Küçük'ü ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ı vefatlarının yıl dönümünde bir kez daha rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. SURİYE’DE TERÖR ÖRGÜTLERİ MEŞRU HEDEFİMİZDİR İstikrarın tesisi ve sığınmacıların onurlu bir şekilde geri dönüşlerinin sağlanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği Suriye’de; - Kalıcı güvenliğin tesisi için desteğimizi dünden daha güçlü bir şekilde sürdüreceğimizi, - Yeni yönetimle Suriye'nin savunma ve güvenlik kapasitesinin güçlendirilmesi ve terörle mücadele konusunda iş birliği içinde olacağımızı ifade ediyor, - Sınırlarımıza ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturan PKK/PYD/YPG/SDG ve DEAŞ’ın Suriye ve Irak’taki tüm unsurlarının bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da meşru hedefimiz olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Bu vesileyle - 20 Ocak 2018’de, Fırat Kalkanı Harekâtı'nda şehit verdiğimiz 72 kahraman silah arkadaşımızın anısına 72 savaş uçağımızın hava taarruzuyla başlayan, - Güney sınırlarımızda oluşturulmak istenen terör koridorunu parçalayan, - Hudutlarımızın ve bölge halkının güvenliğini sağlayan Zeytin Dalı Harekâtı’nın 7’nci yıl dönümünde canları pahasına mücadele eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize saygı ve şükranlarımızı sunuyoruz. GAZZE’DE ATEŞKESİ MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ Öte yandan, bir yılı aşkın süredir Orta Doğu’da uluslararası hukuku hiçe sayan ve Gazze’de insanlık utancının yaşanmasına neden olan İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının sona ereceğine dair varılan ateşkes mutabakatını memnuniyetle karşılıyoruz. Ayrıca, - Ateşkesin sağlanmış olmasının tüm sorunların çözümü anlamına gelmediğini, - İki devletli bir çözümle sonuçlanacak 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip Filistin Devleti’nin kurulması için esaslı çalışmalara başlanması gerektiğini vurguluyoruz. SN. BAKANIMIZ MOĞOLİSTAN SAVUNMA BAKANI İLE BİR ARAYA GELİYOR - 9 Ocak’ta beraberinde Türk Silahlı Kuvvetleri Komuta Kademesi ile Mavi Vatan-2025 Tatbikatı’nın Seçkin Gözlemci Günü’ne katılan Sayın Bakanımız, - 10 Ocak’ta ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşar Vekili John Bass'ı kabul etmiş, - 15 Ocak’ta Dışişleri Bakanımız ve Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanımız ile Suriye’deki yeni yönetimin Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı ve İstihbarat Teşkilatı Başkanının yer aldığı 3+3 formatında Dışişleri Bakanlığımızda yapılan toplantıya katılmış, ardından Suriye’nin yeni Savunma Bakanı ile ikili görüşme gerçekleştirmiştir. - Sayın Bakanımız bugün de (16 Ocak) Moğolistan Savunma Bakanı ile Bakanlığımızda bir araya gelecektir. - 14 Ocak’ta NATO Askerî Komite Toplantısı’na katılmak üzere Belçika’ya giden, NATO Daimî Temsilciliğimiz ile Türk Askerî Temsil Heyeti Başkanlığımızı ziyaret eden ve Belçika Genelkurmay Başkanı ile ikili ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştiren Sayın Genelkurmay Başkanımız, 15-17 Ocak tarihleri arasında NATO Askerî Komite Toplantısı’na katılmaktadır. - Sayın Kara Kuvvetleri Komutanımız 13 Ocak’ta İspanya Kara Kuvvetleri Komutanı ve beraberindeki heyet ile görüşme gerçekleştirmiş, - Deniz Kuvvetleri Komutanımız, 14-16 Ocak tarihleri arasında Varna/Bulgaristan’da icra edilen Mayın Karşı Tedbirleri Karadeniz Görev Grubunun Komite Toplantısı ve Devir Teslim Töreni’ne iştirak etmiştir. Ayrıca Millî Savunma Bakanlığı Savunma ve Güvenlik Genel Müdürü ve beraberindeki heyet tarafından 14-15 Ocak tarihlerinde NATO Destek ve Tedarik Ajansına ziyarette bulunulmuştur. MAVİ VATAN-2025 VE TURGUTREİS-11 TATBİKATLARI BAŞARIYLA TAMAMLANDI Türk Silahlı Kuvvetlerimizin muharebe etkinliğinin muhafazası ve geliştirilmesine yönelik millî ve uluslararası tatbikat ve eğitim faaliyetleri de aralıksız sürdürülmektedir. Bu kapsamda; - 7-16 Ocak tarihleri arasında Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’de gerçekleştirilen Mavi Vatan-2025 Tatbikatı ile - 11 Ocak’ta Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Pakistan deniz kuvvetleri arasında düzenlenen Turgutreis-11 Tatbikatı başarıyla tamamlanmıştır. Birliklerin derin kar ve şiddetli soğuklarda muharebe imkân ve kabiliyetlerini denemek ve eğitim seviyelerini geliştirmek amacıyla 20 Ocak-7 Şubat tarihleri arasında Kars’ta Kış-2025 Tatbikatı’nın yapılması planlanmaktadır. Seçkin Gözlemci Günü 5 Şubat’ta gerçekleştirilecek tatbikata, 10’u fiilî ve 6’sı gözlemci olmak üzere toplam 16 ülke katılım sağlayacaktır. Ayrıca 20-31 Ocak tarihleri arasında Almanya’da düzenlenecek Dynamic Mirage-2025 NATO Deniz Eğitimi Simülasyon Tatbikatı’na iştirak edilecektir. Ülkemizin öncülüğünde, Karadeniz’deki mayın tehlikesine karşı oluşturulan ve 6 aydır Deniz Kuvvetlerimiz tarafından komuta edilen Mayın Karşı Tedbirleri Karadeniz Görev Grubunun (MCM BLACK SEA) Komite Toplantısı ve Devir Teslim Töreni 14-16 Ocak tarihleri arasında Varna/Bulgaristan’da icra edilmiş, Görev Grubu komutası 6 ay süreyle Bulgaristan’a devredilmiştir. Aden Körfezi’nde ticaret gemilerine yönelik deniz haydutluğu faaliyetlerine karşı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına istinaden teşkil edilen ve Deniz Kuvvetlerimiz tarafından 7’nci kez komuta edilen Birleşik Görev Kuvveti-151 (Combined Task Force-CTF-151)’in komutası 22 Ocak’ta Bahreyn’de düzenlenecek tören ile Pakistan Deniz Kuvvetlerine devredilecektir. Arnavutluk Deniz Kuvvetlerine ait ORIKU ile Almanya Deniz Kuvvetleri unsuru PLANET gemileri tarafından 13-16 Ocak tarihleri arasında İzmir’e liman ziyaretleri yapılmaktadır. TCG YZB.GÜNGÖR DURMUŞ ve TCG AYVALIK gemilerimiz tarafından 17-19 Ocak tarihleri arasında Selanik/Yunanistan’a, 23-25 Ocak tarihleri arasında ise Dures/Arnavutluk’a liman ziyaretleri yapılması planlanmaktadır. NATO Müttefik Hava Komutanlığınca Artırılmış Teyakkuz Faaliyetleri bünyesinde yürütülmekte olan Esnek Caydırıcılık Seçenekleri kapsamında, Romanya hava sahasında icra edilen Mukabil Hava Harekâtı eğitimlerine bugün (16 Ocak) 2 adet F-16 ve tanker uçağımız ile katılım sağlanmaktadır. NEFER KULELİ ZIRHLI MUHAREBE ARACI VE MPT-76MH ENVANTERE ALINDI Teknolojinin gücüyle yükselen yerli ve millî savunma sanayimiz sayesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin modern ve güçlü savunma ve güvenlik kapasitesi her geçen gün daha da artmaktadır. Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca muhtelif miktarda; - NEFER Kuleli Zırhlı Muharebe Aracı ile - Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimiz tarafından üretilen Millî Piyade Tüfeği (MPT-76MH) envantere alınmıştır. - Ayrıca “Hassas Güdüm Kiti (HGK-84) Tedariki Projesi” kapsamında Bakanlığımıza bağlı ASFAT tarafından TÜBİTAK SAGE iş birliğiyle geliştirilen muhtelif miktarda güdüm kiti (HGK-84A) Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza teslim edilmiştir. PERSONEL TEMİN FAALİYETLERİ SÜRÜYOR Personel ve askerî öğrenci alım/temin işlemleri, planlanan takvime uygun şekilde devam etmektedir. - Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Millî Savunma Üniversitesine “Memur Temini” başvuruları 20 Ocak’ta sona erecek, - Millî Savunma Üniversitesi Askerî Öğrenci Aday Belirleme Sınavı başvuruları 27 Ocak’a, - “Kara Kuvvetleri Komutanlığı Uzman Erbaş ve Sözleşmeli Er Temini” başvuruları ise 29 Ocak’a kadar yapılabilecektir. BEDELLİ ASKERLİK SINIFLANDIRMA SONUÇLARI AÇIKLANACAK 2025 yılında bedelli askerlik statüsünde silahaltına alınacak yükümlülerin sınıflandırma sonuçları 23 Ocak 2025 tarihinde e-Devlet üzerinden ve askerlik şubelerinden duyurulacaktır. Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Sahip olduğu güçlü imkân kabiliyetleri ve nitelikli personeliyle her türlü tehdit ve tehlikeyi bertaraf etmeye, - Karada, denizde ve havada gösterdiği üstün başarılarla ülkemizin savunma ve güvenliğinin teminatı olmaya, - Ulusal güvenliğimizin yanı sıra bölgesel ve küresel barış ve istikrarın korunmasına önemli katkılar sunmaya devam edecektir. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

31,042 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ile katıldığı Azerbaycan Silahlı Kuvvetler Günü resepsiyonunda bir konuşma yaptı. Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kardeşliğe vurgu yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: ŞEHİTLERİMİZE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUZ “Bu anlamlı ve özel günde, sizlerle bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, kardeş Azerbaycan ordusunun Silahlı Kuvvetler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum. Bu vesileyle sizlere Sayın Cumhurbaşkanımızın da selamlarını iletiyor, sizlerin şahsında gardaş Azerbaycan halkına da buradan saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Sözlerimin başında Azerbaycan’ın egemenliği ve bağımsızlığı için cesaret ve fedakârlıkla mücadele ederken şehadete ulaşan aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, bu uğurda gazi olan kahramanlarımıza acil şifalar diliyor, şehitlerimizin ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. ÜLKELERİMİZİN CAYDIRICILIĞI ARTIRMASI TERCİH DEĞİL ZORUNLULUKTUR Hörmetli Gardaşlarım, hepinizin yakından takip ettiği üzere küresel ve bölgesel düzeydeki risk ve tehditlerin çapı ve etkisi her geçen gün artmaktadır. Tüm bu gelişmelerin barışı, istikrarı ve refahı tehdit ettiği bu süreçte; stratejik konumdaki ülkelerimizin her alanda güçlü olması ve caydırıcılığını artırması bir tercih değil zorunluluktur. Böylesine kritik bir ortamda, Türkiye ve Azerbaycan’ın bölgesel ve küresel düzlemdeki yakın iş birliği de her zamankinden daha fazla önem arz etmektedir. Stratejik ortaklığa sahip ülkelerimiz arasında iki devlet ilişkisinden ziyade ezeli ve ebedî kardeşlik bağları ile sarsılmaz bir dayanışma ruhu vardır. Şu bir gerçektir ki Azerbaycan-Türkiye ilişkileri çok köklü, çok güçlü, çok boyutlu ve derindir. Ülkelerimiz tarih boyunca sevinç ve kederleri birlikte yaşamış, zorlu zamanlarda birbirine destek olmuş, her koşulda yan yana durmuştur. AZERBAYCAN’IN GÜCÜ BİZİM GÜCÜMÜZ, TÜRKİYE’NİN GÜCÜ AZERBAYCAN’IN GÜCÜDÜR Tarihten gelen bu birliktelikle Türkiye ve Azerbaycan arasında başta savunma ve güvenlik olmak üzere hemen her alanda yakın iş birliği bulunmaktadır. Bu kapsamda Silahlı Kuvvetlerimiz omuz omuza çalışarak birçok faaliyeti başarıyla icra etmektedir. Öyle ki karşılıklı personel eğitimlerinden, kardeş Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri ile icra edilen ikili ve çok uluslu tatbikatlara kadar geniş bir alanda ortak faaliyetlerimiz artan bir etkinlikle sürdürülmektedir. Şu bir gerçek ki Azerbaycan’ın gücü bizim gücümüz, Türkiye’nin gücü Azerbaycan’ın gücüdür. Bu gücümüzü ‘Vatan Muharebesinde’ tüm dünyaya bir kez daha gösterdik. Bugün Karabağ’ın tamamında şanlı Azerbaycan bayrağının dalgalanmasından büyük bir gurur ve mutluluk duyuyoruz. AZERBAYCAN’IN ZAFERİ TÜM TÜRK DÜNYASI İÇİN GURUR KAYNAĞI OLDU Özellikle belirtmeliyim ki, şanlı Azerbaycan ordusunun, ‘vatanı gülistan olsun, ay yıldızlı ve üç renkli bayrağı özgürce dalgalansın’ diye bu muharebede elde ettiği zafer, sadece Azerbaycan için değil tüm Türk dünyası için de büyük bir gurur kaynağı olmuştur. Millî marşta da yer aldığı gibi ‘Senin için can vermeye hepimiz hazırız!’ sözünden ilham alan muzaffer Azerbaycan ordusunun her bir neferi, bu mısraları Karabağ’da fiilen yaşatmış, namus bildiği vatan toprağı için kanıyla tarih yazmıştır. Onlar, emsalsiz cesaretleri ile vatan sevgisinin ne demek olduğunu ortaya koymuş ve kalplerimizde çok özel bir yer kazanmışlardır. Yüreği daima yurt aşkıyla yanıp tutuşan, vatan sevdasıyla yoğrulmuş bir inanmışlık timsali olan kahramanlarımız, anasının sütünü ancak vatana hizmetle helal kılacağını bilmiş, gözünü kırpmadan ‘Bu toprağa can kurban’ demişlerdir. Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin ruhunu oluşturan askerî gelenek / işte bu millî ve manevi değerlere olan bağlılıktır. Toprağını 30 yıl boyunca sabırla bekleyen, tek bir gün bile hakkından vazgeçmeyen can gardaşlarımız, kendi topraklarına öz evlatlarıyla, değerlerine sımsıkı bağlı öz ordusuyla kavuşmuşlardır. TÜRKİYE OLARAK DAİMA CAN GARDAŞLARIMIZIN YANINDA OLACAĞIZ Bu şanlı zafer, aynı zamanda Kafkasya bölgesinde barış ve istikrarın hâkim olması için de büyük bir kapı aralamıştır. Elde edilen bu tarihî fırsatın değerlendirilmesi ve kalıcı barış antlaşmasının imzalanması da yegâne temennimizdir. Tüm bunlarla beraber, kalıcı huzurun sağlanabilmesi için ülkelerimizin Silahlı Kuvvetlerinin daha etkin, daha güçlü ve caydırıcı olması gerekmektedir. Bu kapsamda Türk ve Azerbaycan orduları arasındaki yakın iş birliği, güçlü entegrasyon ve sarsılmaz dayanışma da bölgedeki barış ve istikrarın devamı için vazgeçilmez önemdedir. Dolayısıyla başta savunma sanayi ve askerî iş birliği olmak üzere her alanda ortaya koyduğumuz birlikteliği daha üst seviyelere taşımayı hedefliyoruz. ‘İki Devlet, Tek Millet ve Tek Ordu’ anlayışı ile tatbikatlardan eğitim faaliyetlerine, mayın temizleme çalışmalarından karşılıklı personel görevlendirilmesine kadar yakın iş birliğimizi, etkin bir şekilde sürdüreceğiz. Türkiye olarak daima can gardaşlarımızın yanında olacağız. Sözlerime son verirken; - Kurucu liderlerimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Haydar Aliyev’i, - İstiklal ve istikbalimiz için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi, - Ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; - Hayatta olan kahraman gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Azerbaycan ordusunun Silahlı Kuvvetler Günü’nü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Yaşasın Azerbaycan-Türkiye kardeşliği! Hamınız salamat ve yahşı galın...” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

53,495 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanlığının faaliyetleri başta olmak üzere gündemdeki konulara ilişkin olarak Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı gerçekleştirildi. Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından icra edilen toplantıda şu bilgiler paylaşıldı: 57 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ Bakanlığımızın tüm birlik ve kurumları; devletimizin bekası, halkımızın huzur ve güvenliği için gerçekleştirdiği görev ve faaliyetlerine başarıyla devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, ülkemiz ve bölgemizin güvenlik ve istikrarına yönelik terör tehdidini tamamen ortadan kaldırmak için “kaynağında, sürekli ve kapsamlı” olarak Irak ve Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği terörle mücadele operasyonlarıyla; ▪️Son bir haftada 57 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. ▪️Böylece bu yıl içerisinde etkisiz hâle getirilen terörist sayısı 278 olmuştur. Yine geçtiğimiz hafta içerisinde 3 PKK’lı terörist daha teslim olmuştur. Teröristler için tek çıkış yolunun Türk adaletine teslim olmak olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Ayrıca, Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde devam eden arama tarama faaliyetleri kapsamında teröristlerin kullandığı çok sayıda bölümü bulunan bir mağara tespit edilmiş, ele geçirilen muhtelif malzeme kullanılamaz hâle getirilmiştir. Bu vesileyle 23 Ocak’ta Pençe-Kaplan Operasyonu bölgesinde şehit olan kahraman silah arkadaşımız İstihkâm Astsubay Üstçavuş Ufuk Akıncı’ya bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz. HUDUTLARDA MÜCADELE SÜRÜYOR Kaçakçılığın, yasa dışı geçişlerin engellenmesi ve terörle mücadele etkinliğinin artırılması kapsamında alınan etkin ve yüksek emniyet tedbirleri ile en üst seviyede güvenliğin tesis edildiği hudutlarımızda; ▪️Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 1’i terör örgütü mensubu olmak üzere 95 şahıs yakalanmış, 817 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. ▪️Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 415, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 5 bin 947 olmuştur. BATI TRAKYA TÜRKLERİNİN MİLLÎ DİRENİŞ VE TOPLUMSAL DAYANIŞMA GÜNÜ KUTLU OLSUN Birçok coğrafyada başarıyla görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; dünya güvenliği, barışı ve istikrarına önemli katkılar sağlamayı da sürdürmektedir. Bu vesileyle; ▪️Türk askerinin Kore Savaşı’nda elde ettiği zaferin 74’üncü yıl dönümünde aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyor, hayattaki gazilerimize sağlıklı, uzun ömürler diliyoruz. ▪️Yine “29 Ocak Millî Direniş ve Toplumsal Dayanışma Günü” dolayısıyla Batı Trakya Türkü soydaşlarımızın haklı mücadelelerinde daima yanlarında olduğumuzu vurguluyor, mücadelenin öncü ismi Dr. Sadık Ahmet’i bir kez daha rahmet ve saygıyla anıyoruz. BAKANLIĞIMIZDAN BİR HEYET, SURİYE’Yİ ZİYARET ETTİ Uzun yıllar baskı ve zulüm yönetimi altında kalan ve hâlen topraklarının bir kısmı terör örgütleri tarafından işgal edilmiş durumda olan Suriye’de; ▪️Suriye’nin idari ve coğrafi bütünlüğü ile ülkemiz ve bölgemizin barış ve huzuruna kasteden başta PKK/PYD/YPG/SDG ve DEAŞ olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı önleyici ve yok edici tedbirler almaya devam edeceğimizi, ▪️Bölgede hiçbir terör oluşumuna ve oldubittiye izin vermeyeceğimizi, ▪️Suriye'nin savunma ve güvenlik kapasitesinin artırılması ile Suriyelilerin gönüllü, güvenli ve saygın bir şekilde dönüşlerinin sağlanmasına yönelik çalışmalarımızı yeni yönetimle yakın iş birliği içerisinde sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Bu kapsamda Bakanlığımızdan bir heyet, dün (29 Ocak) teknik görüşmelerde bulunmak üzere Suriye’ye ziyaret gerçekleştirmiştir. Türkiye olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz. İSRAİL, ATEŞKES KAPSAMINDA SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMELİ Lübnan’da ateşkesin uzatılmasından memnuniyet duyuyor, ateşkesin uygulanmasını ve İsrail’in ateşkes kapsamında sorumluluklarını yerine getirmesini bekliyoruz. Ayrıca Hamas ile İsrail arasında varılan ateşkesin tüm aşamalarının hayata geçirilmesi, Gazze halkının evlerine rahat ve güvenli bir şekilde dönüşlerinin sağlanması ve insani yardımların Gazze’ye kesintisiz olarak ulaştırılması gerekmektedir. Her fırsatta vurguladığımız gibi bölge istikrarı için ateşkesin kalıcı hâle gelmesi ve 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. SN. BAKANIMIZ, AZERBAYCAN KARA KUVVETLERİ KOMUTANI’NI KABUL ETTİ Sayın Bakanımız; ▪️23 Ocak’ta, Sayın Genelkurmay Başkanımızın resmî davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Libya Genelkurmay Başkanı’nı ve IKBY Peşmerge Özel Kuvvetler Komutanı’nı, ▪️24 Ocak’ta Pakistan’ın Ankara Savunma ve Hava Ataşesi ile Umman’ın Ankara Büyükelçisi’ni, ▪️25 Ocak’ta ise Kara Kuvvetleri Komutanımızın resmî davetlisi olarak Ankara’ya gelen Azerbaycan Kara Kuvvetleri Komutanı’nı kabul etmiştir. ▪️27 Ocak’ta Jandarma Genel Komutanımızı ve Jandarma Genel Komutan Yardımcımızı ziyaret eden Sayın Bakanımız, dün de (29 Ocak) Mozambik Büyükelçimizi kabul etmiştir. Sayın Genelkurmay Başkanımız; ▪️23 Ocak’ta Libya Genelkurmay Başkanı ve beraberindeki heyet ile görüşme gerçekleştirmiş, ▪️24 Ocak’ta Azerbaycan Kara Kuvvetleri Komutanı’nı kabul etmiştir. 23 Ocak’ta resmî davetlisi olarak ülkemizde bulunan Azerbaycan Kara Kuvvetleri Komutanı’nı ağırlayan Sayın Kara Kuvvetleri Komutanımız; ▪️Mevkidaşı ile birlikte askerî iş birliği ve koordinasyonun artırılması kapsamında 24 Ocak’ta Kilis Çıldıroba’daki 6’ncı Kolordu ve Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanlığı ile Şehit Mehmet Hudut Karakolunda incelemelerde bulunmuş, ▪️28 Ocak’ta Japonya Kara Öz Savunma Kuvvetleri Komutanı ve beraberindeki heyeti ağırlamıştır. Millî Savunma Bakan Yardımcımız Musa Heybet ise 23 Ocak’ta, Bakanlığımıza bağlı ASFAT’ın Kazakistan’daki faaliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla İstanbul’da Kazakistan Başbakan Yardımcısı, Ulaştırma Bakanı ve Ulaştırma Bakan Yardımcısı ile bir araya gelmiştir. ODAK HAREKÂTI 6 ŞUBAT’A KADAR DEVAM EDECEK Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevleri ile eş zamanlı olarak eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir. Bu kapsamda; Birleşik ve müşterek fiilî atışlı tatbikat olarak birliklerin derin kar ve şiddetli soğuklarda muharebe imkân ve kabiliyetlerini denemek ve eğitim seviyelerini geliştirmek amacıyla 20 Ocak’ta Kars’ta başlayan, dost ve müttefik ülke unsurlarının da katıldığı Kış-2025 Tatbikatı başarıyla icra edilmektedir. Söz konusu tatbikatın Seçkin Gözlemci Günü 5 Şubat’ta gerçekleştirilecektir. Almanya’da düzenlenen Dynamic Mirage-2025 NATO Deniz Eğitimi Simülasyon Tatbikatı devam etmektedir. 31 Ocak - 4 Şubat tarihleri arasında; ▪️Arnavutluk Deniz Kuvvetlerine ait BUTRUNTİ ile Fransa Deniz Kuvvetlerine ait CAPRICORNE gemileri tarafından İzmir’e, ▪️Fransa Deniz Kuvvetleri unsuru COMMANDANT BIROT tarafından Antalya’ya liman ziyaretleri yapılması planlanmaktadır. TCG KEMALREİS tarafından ise NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2 görevi kapsamında 6-9 Şubat tarihleri arasında Selanik/Yunanistan’a liman ziyareti gerçekleştirilecektir. Somali Deniz Görev Grubunda yer alan TCG GÖKOVA fırkateynimiz ve TCG ÜTĞM. ARİF EKMEKÇİ akaryakıt gemimiz ile İspanya fırkateyni SANTA MARIA’nın katılımıyla 26 Ocak’ta Hint Okyanusu’nda fiilî eğitimler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, Somali Deniz Görev Grubunda yer alan TCG GEDİZ yerine TCG GİRESUN gemimiz görev alacak, görev değişimi 3-5 Şubat tarihleri arasında yapılacaktır. Doğu Akdeniz’de 22 Ocak’ta başlayan ve komutasını devraldığımız NATO Deniz Muhafızı 2025 yılı 1’inci Odak Harekâtı (FOCOPS 2025/1) 6 Şubat’a kadar devam edecektir. Denizde Durumsal Farkındalık, Denizde Terörizmle Mücadelenin Desteklenmesi ve Denizde Bölgesel Güvenlik Kapasite İnşasına Katkı Sağlanması görevlerinin icra edildiği NATO Deniz Muhafızı Odak Harekâtı’na TCG SALİHREİS fırkateyni, TCG PİRİREİS denizaltımız ve bir deniz karakol uçağımız ile katılım sağlanmaktadır. PİRİREİS denizaltımız, ilk defa NATO faaliyetine iştirak etmektedir. NATO Müttefik Hava Komutanlığınca, Artırılmış Teyakkuz Faaliyetleri bünyesinde yürütülmekte olan Esnek Caydırıcılık Seçenekleri kapsamında, 28 Ocak’ta Romanya hava sahasında icra edilen Entegre Hava ve Füze Savunma Harekâtı faaliyetine 2 adet F-16 uçağımız ile katılım sağlanmıştır. SARP KULELİ GELİŞTİRİLMİŞ ZIRHLI PERSONEL TAŞIYICININ KABUL FAALİYETİ TAMAMLANDI Yerli ve millî savunma sanayi ürünlerimizle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetlerinin artırılmasına yönelik faaliyetlere de devam edilmektedir. Bu kapsamda Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca, muhtelif miktarda Sarp Kuleli Geliştirilmiş Zırhlı Personel Taşıyıcının muayene ve kabul faaliyeti tamamlanmıştır. ÖĞRENCİ TEMİN FAALİYETLERİ SÜRÜYOR Personel ve askerî öğrenci alım/temin faaliyetlerimiz de planlandığı şekilde devam etmektedir. Millî Savunma Üniversitesi Askerî Öğrenci Aday Belirleme Sınavı (2025-MSÜ) geç başvuruları bugün (30 Ocak 2025) sona erecektir. Dün (29 Ocak) itibarıyla açıklanan; Şubat, Mart ve Nisan 2025 dönemlerinde silahaltına alınacak yedek subay/astsubay adayları ile erlerin sınıflandırma sonuçları e-Devlet kapısından, askerlik şubelerinden ve MSB Mobil uygulamasından öğrenilebilecektir. Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ▪️Sınır ötesinden başlayarak hudutlarımızın güvenliğinin sağlanmasına, ▪️Tüm terör örgütleriyle etkin ve kararlı bir şekilde mücadeleye, ▪️Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasına, ▪️Uluslararası güvenlik, barış ve istikrarın desteklenmesine, ▪️Geniş ölçekli tatbikatların icrasından yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesine kadar üstlendiği tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye devam edecektir. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

35,305 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,501 просмотров • 4 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ile "NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma" konulu konferansa katıldı. İletişim Başkanlığı ve SETA Vakfı iş birliği ile düzenlenen panelde konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TÜRKİYE NATO’DA BELİRLEYİCİ AKTÖRLERDEN BİRİ HÂLİNE GELDİ Bugün Türkiye’nin NATO’ya katılışının 74’üncü yılı vesilesiyle düzenlenen bu anlamlı panelde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Öncelikle nazik davetiniz için teşekkür ediyor, böylesine mühim bir organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımıza ve SETA Vakfımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Bu vesileyle İttifak’ın bugüne kadar geçirdiği dönüşümü, Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği stratejik rolü ve değişen güvenlik ortamı karşısında NATO’nun gelecek dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşmak için kıymetli bir zeminde buluştuğumuza inanıyorum. NATO kurulduğu 1949 yılından bu yana üye ülkelerin güvenliğini korumayı hedefleyen kolektif savunma ilkesini kurumsallaştıran ve uluslararası güvenlik mimarisinin en köklü ve en uzun ömürlü ittifakı olarak varlığını sürdürmektedir. Tarih boyunca birçok ittifak kurulmuşsa da bir kısmı kısa sürede dağılmış bir kısmı ise değişen tehdit ortamı karşısında işlevsiz hâle gelmiştir. NATO ise farklı dönemlerin meydan okumalarına uyum sağlayabilen siyasi dayanışmasını koruyabilen ve askerî caydırıcılığını sürekli yeniden üretebilen yüksek kapasiteye sahip bir yapı olarak varlığını devam ettirmiştir. Bu yönüyle NATO askerî bir ittifak olmanın ötesinde değişen güvenlik ortamına hızlıca entegre olabilen dinamik ve sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi olarak öne çıkmıştır. Türkiye ise 1952 yılında İttifak’a katıldığından bu yana bu büyük kurumsal mimarinin yalnızca bir parçası olmamış kararları etkileyen, risk üstlenen, sahada sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağlayan belirleyici aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Bu çerçevede ülkemiz sahip olduğu jeostratejik konumu, yüksek askerî kapasitesi ve kriz bölgelerine coğrafi yakınlığı ile NATO’nun kolektif savunma yapısının güneydoğu kanadında cephe ülkesi olarak başladığı üyelik sürecinde artık kendisini merkez ülkelerinden biri olarak konumlandırmaktadır. TÜRKİYE SAHADA BELİRLEYİCİ KATKILAR SUNDU Elbette, İttifak’ın bugüne kadar artarak gelişen güçlü yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlayabilmek için NATO’nun tarihsel gelişim sürecine kısaca bakmak da yerinde olacaktır. Bu bağlamda NATO 1949 yılında imzalanan Vaşington Antlaşması’nın 5’inci maddesi çerçevesinde bölgesel ve küresel gelişmelere göre dönüşümünü sağlayarak tarihin bugüne kadar görmüş olduğu en önemli ittifak özelliğini kazanmıştır. İttifak, İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip Soğuk Savaş’ın gerektirdiği büyük askerî kabiliyetler bu kabiliyetleri destekleyecek altyapı ve idame tesisleri ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde NATO’nun temel önceliği kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askerî yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde köklü bir değişim yaşanmıştır. Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” olarak tanımladığı Berlin Duvarı’nın yıkılması ile biten Soğuk Savaş beraberinde küreselleşme ve liberalizmin yaygınlaşmasının da etkisiyle müttefiklerin askerî kabiliyetlerini önemli ölçüde azaltmasına ve NATO’nun gerekliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte söz konusu dönemde Balkanlardaki çatışmalar ile Avrupa-Atlantik Bölgesi’ne yönelik terör saldırıları bu tartışmaları kısa sürede sonlandırmıştır. Bu dönemde NATO; ortaklıklar mekanizması ve kapasite inşası ile barışı sağlama ve koruma harekâtlarına ağırlık verirken, müttefiklerin güvenliğini sağlayacak etkili askerî kabiliyetler ve sistemler geliştirmiştir. Konvansiyonel silahlı çatışmaların NATO coğrafyasının kapısına dayanmasıyla birlikte İttifak yeniden bir dönüşüm geçirirken 2020 yılında Savunma ve Caydırıcılık Konseptini onaylamasıyla tekrar ortak savunmayı ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış, bahse konu planları uygulayacak komuta yapıları tesis edilmiş ve alarm sistemleri modernize edilmiştir. Müttefikler bahse konu planların askerî kuvvet ihtiyaçlarını geliştirmek maksadıyla yeni askerî yetenek hedeflerini onaylamış ve bu hedeflerin yakalanması için gerekli savunma bütçesini sağlamayı geçen yıl Lahey’de icra edilen Liderler Zirvesi’nde taahhüt etmişlerdir. Aynı zirve ve müteakip toplantılarda ABD’nin adil külfet paylaşımı talepleri ile Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın NATO’da daha fazla sorumluluk alması da kabul edilmiştir. Öte yandan, ABD’nin Avrupa’ya verdiği desteği azaltmaya ilişkin sınamasıyla karşı karşıya kalan NATO’nun bu yeni şartlar altında göstereceği değişim, Avrupa’nın geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Bu gelişmeler doğrultusunda Avrupa ülkeleri kendi savunmalarını güçlendirmek amacıyla savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayi üretiminin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlerin kabiliyetlerinin pekiştirilmesine yönelik adımlar atmaktadırlar. Ayrıca hibrit tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler için sürdürülebilir insan kaynağının oluşturulması gibi alanlarda çeşitli inisiyatifler, finansman modelleri ve yatırım tedbirleri hayata geçirilmektedir. Bu çabaların temelinde ise NATO’nun Avrupa güvenliğindeki merkezi rolü yatmaktadır. Nitekim bu rol sadece organizasyon yapısından değil oluşturduğu askerî kabiliyetlerden kaynaklanmakta ve Avrupa’da bu işlevi ikame edebilecek bir uluslararası yapı bulunmamaktadır. İfade etmiş olduğum bu gelişmeler, NATO’nun yalnızca kurumsal dönüşümünü değil aynı zamanda müttefik ülkelerin bu süreçte üstlendiği rollerin önemini de açıkça ortaya koymaktadır. Bu çerçevede özellikle vurgulamak gerekir ki Türkiye uzun tarihsel süreç içerisinde İttifak’ın yüzleştiği her sınamada aktif rol üstlenmiş ve sahada belirleyici katkılar sunmuştur. Şu bir gerçek ki 74 yıllık süreçte hem İttifak hem de ülkemiz çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır. Soğuk Savaş’ın sert kutuplaşmasından Balkan krizlerine, Afganistan’dan Afrika’daki güvenlik sorunlarına, terör tehdidinden hibrit saldırılara, enerji güvensizliğinden siber risklere kadar genişleyen tehdit yelpazesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Bu dönemde NATO proaktif bir anlayışla ve dayanışma içinde hareket ederken, tüm bu kriz ortamlarındaki tutum ve reaksiyonlarıyla dünyanın en başarılı savunma örgütü olarak da kendini açıkça kanıtlamıştır. Dolayısıyla tarihsel tecrübenin üzerine inşa edilen günümüz güvenlik ortamına bakmak, NATO’nun neden hâlen vazgeçilmez bir aktör olduğunu ve Türkiye’nin İttifak içindeki artan önemini daha net ortaya koyacaktır. GEÇİCİ ATEŞKESİ MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ Sizlerin de yakından takip ettiği üzere artan risk ve tehditleri nedeniyle güvenlik paradigmalarının hızlı ve sürekli olarak değiştiği hassas bir süreçten geçilmektedir. Küresel ve bölgesel düzeyde belirsizliğin ve öngörülemezliğin hâkim olduğu bu ortamda konvansiyonel tehditler siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlenmektedir. Bölgesel çatışmalar terörizm hibrit harekât ve vekâlet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır. Çin’in muhtemel bir rakip olarak ortaya çıkmasıyla başta ABD olmak üzere dünyanın dikkati büyük ölçüde Hint-Pasifik’e yönelmekte, Hindistan-Pakistan ve Pakistan-Afganistan hattında çatışma eğilimleri belirmektedir. Esasen, son 4 yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu çok yönlü risklerle birlikte İsrail’in son yıllarda Gazze başta olmak üzere Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılarıyla bölgesel güvenliği tehdit altında bıraktığı görülmektedir. Bu kaotik ortam geçtiğimiz ay İsrail ve ABD’nin İran’a saldırıları, buna karşı İran’ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri ile bölgemizi ve tüm dünyayı daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakmakta ve tüm dengeleri etkileyecek bir potansiyeli de taşımaktadır. Bu yüzden dün itibarıyla ABD ve İran arasında ilan edilen geçici ateşkesi bölgenin daha büyük felaketlerle karşılaşmaması adına memnuniyetle karşılıyor, bu önemli adımın, sahada tam anlamıyla uygulanmasını ve kalıcı barışa giden yolda değerli bir başlangıç olmasını diliyoruz. MİLLÎ DAYANIKLILIĞIMIZI ARTIRACAK ÖNLEMLERİ ALMAYI ZORUNLULUK OLARAK GÖRÜYORUZ Özetle içinden geçtiğimiz dönem uluslararası güvenlik mimarisinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini açıkça göstermektedir. Bu gelişmelerle ortaya çıkan değişken ve öngörülemez savunma ve güvenlik ortamında NATO’nun kritik önemi de devam etmektedir. Öte yandan içinde bulunduğumuz savunma ve güvenlik denklemi, ulusal güvenliğin ve sınırların korunmasının yanı sıra toplumların direnç kapasitesini kritik altyapıların emniyetini siber ve dijital alanın savunulmasını ve kamuoyunun manipülasyona karşı korunmasını da zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede NATO dâhil olmak üzere uluslararası güvenlik yapılarının makul, dengeleyici ve koruyucu bir bakış açısı benimsemesi yalnızca bölgesel istikrar için değil, küresel düzenin sürdürülebilirliği açısından da hayati önemdedir. Şu bir gerçek ki NATO’nun geleceği artık yalnızca askerî kapasitesine değil stratejik dayanıklılığına, uyum ve koordinasyon kabiliyetine ve siyasi bütünlüğüne doğrudan bağlıdır. Bu nedenle dayanıklılık kavramı İttifak’ın yalnızca askerî gücünü destekleyen bir unsur değil aynı zamanda hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı hâline gelmiştir. Dolayısıyla müttefik ülkelerin bu alanda geliştirecekleri kapasite NATO’nun bütüncül savunma yaklaşımının ayrılmaz bir parçasını teşkil etmektedir. Bu bakımdan bizler de kahraman ordumuzun ve göz bebeğimiz savunma sanayimizin güçlendirilmesi çabalarımızla millî dayanıklılığımızı daha da artıracak önlemleri almayı bir zorunluluk olarak görüyoruz. Burada temel soru şudur: “Tehdit artık yakındır ancak bu tehdide karşı koyabilecek gerçek bir ordu yapımız var mı?” Bu sorunun cevabı dünyanın pek çok ülkesinde savunma mimarisinde başta personel yetersizliği ve donanımsal eksiklikler olmak üzere ciddi bir stratejik kırılma yaşandığını da göstermektedir. Söz konusu durum aynı zamanda disiplin, tecrübe, muharebe devamlılığı ve komuta-kontrol kültürünün aşınması anlamına da gelmektedir. KAHRAMAN ORDUMUZ PROFESYONEL OMURGASIYLA GÖZ DOLDURUYOR Birçok ülkede askerî hazırlık düzeyi tartışılır hâle gelmişken Türkiye çevresindeki çatışma alanlarının sürekliliği, tehdit çeşitliliği ve çok boyutlu güvenlik baskıları sebebiyle stratejik kültürünü saha tecrübesiyle besleyen nadir devletlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bugün kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarımızın yüksek muhariplik seviyesi, müşterek harekât kabiliyeti ve gerçek saha deneyimi sayesinde caydırıcılığını her koşulda ortaya koyabilen bütünleşik bir güç yapısına sahiptir. Nitekim kahraman ordumuz her türlü arazi ve iklim şartında meskûn mahal, özel harekât ve sınır ötesi gibi çok yönlü operasyonlarda NATO standartlarındaki ortak harekât, hızlı intikal ve lojistik destek kabiliyetleriyle personelinin eğitim sürekliliği disiplin seviyesi ve profesyonel omurgasıyla göz doldurmaktadır. Bu nitelikler dünya ordularının önemli bir bölümünün aksine hazır olma seviyemizi sürekli yüksek tutan bir kuvvet yapısının en somut göstergesidir. Bu mümtaz seviyeye stratejik öngörü, doğru personel politikaları, etkin kuvvet planlaması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yerli ve millî savunma teknolojileriyle desteklenen modernizasyon sayesinde ulaşılmıştır. Bugün yerli ve millî savunma sanayimiz; insansız sistemler, hava savunma çözümleri elektronik harp kapasitesi, mühimmat teknolojileri, deniz platformları ve komuta-kontrol altyapılarıyla sadece ulusal savunmamıza değil, NATO’nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine de doğrudan katkı sunan stratejik bir kuvvet çarpanı hâline gelmiştir. TÜRKİYE ARTIK MERKEZÎ BİR MÜTTEFİK OLARAK KONUMLANDI NATO’nun Caydırıcılık ve Savunma Konsepti ile beraber Türkiye terör tehdidini öne çıkarmaya devam etmiş, kendi coğrafyasında sağladığı askerî etkilere ilave olarak 360 derece yaklaşımıyla geliştirdiği kabiliyetleri ile hızlı reaksiyon kuvvetlerini harekât alanı seviyesinde sevk ve idare edebilen ender müttefiklerden birisi olmuştur. Böylece ülkemiz Soğuk Savaş dönemindeki kanat ülkesi rolünden artık Avrupa coğrafyasının tamamında güvenlik sağlayabilen merkezi bir müttefik olarak konumlanmıştır. Bu stratejik rol kapsamında ülkemiz Afganistan’dan Bosna-Hersek’e ve Kosova’ya, Akdeniz’den Baltık bölgesine kadar uzanan NATO görev ve operasyonlarında etkin bir rol üstlenmiş; askerî, lojistik ve eğitim katkılarıyla her zaman güvenilir bir müttefik olmuştur. Dolayısıyla Türkiye yalnızca bulunduğu coğrafyada değil İttifak’ın tamamında güvenlik üreten, riskleri dengeleyen ve gerektiğinde sahada sonuç alan bir müttefik olarak öne çıkmaktadır. İttifakın güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda ikinci büyük ordusuna sahip ülke olarak askerî eğitim, tatbikat, harekât ve diğer sorumluluklarımızı örnek teşkil edecek şekilde büyük bir başarıyla yerine getirmekteyiz. Türkiye NATO misyonlarına yalnızca kuvvet katkısı sunan bir ülke değildir. Eğitimden müşterek planlamaya, tatbikatlardan komuta-kontrol süreçlerine kadar uzanan geniş bir alanda İttifak’ın operasyonel etkinliğini artıran başlıca müttefiklerden biridir. Bunun en yakın ve somut örneği Steadfast Dart-26 tatbikatıdır. NATO’nun bu kapsamlı tatbikatına 2 bin 67 personelden oluşan müşterek bir kuvvet ve Anadolu Deniz Görev Grubu ile katıldık. Bu unsurların ülkemizden 6 bin 450 kilometre mesafeye, Merkez Bölgesine konuşlanması bölgedeki NATO ve davet tatbikatlarında aktif rol üstlenmesi ve Esnek Caydırıcılık Seçenekleri faaliyetine iştiraki, NATO’nun birlik ve dayanışmasına desteğimizin en açık göstergesi olmuştur. Ayrıca konvansiyonel kapasitemizi artırmaya da devam ediyoruz. Komando Tugayı kapasitemizi 25’e çıkararak ve teröre karşı 6 farklı harekât bölgesinde eş zamanlı olarak doğrudan silahlı mücadeleden kapasite inşasına kadar değişik görevler icra ederek başarılı olduk. Üç yıl içerisinde ilave Komando Tugayları teşkil ederek kapasitemizi 40’lı rakamlara ulaştırmayı planlıyoruz. Bu tugaylar muharebe sahasında kendini ispatlamış olup, günümüzde önem kazanan hibrit savaş tekniklerini en iyi uygulayan birliklerdir. Ayrıca 2028’den itibaren 2 yıl süre ile NATO’nun en kritik ve stratejik kuvveti olan ve müttefiklerin en yüksek oranda kuvvet katkısı sağladığı Müttefik Reaksiyon Kuvvetinin (Allied Reaction Force) emir ve komutası görevini üstleneceğiz. Müttefik Reaksiyon Kuvveti görevi NATO’ya verdiğimiz önemi 360 derece güvenlik perspektifimizi ve Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğindeki merkezî rolünü bir kez daha vurgulamaktadır. Öte yandan Kosova’da da NATO Kosova Gücü yani KFOR Komutanlığı görevini ikinci kez devraldık. Operatif İhtiyat Taburumuzu dört kez Kosova’ya konuşlandırarak Türkiye’nin Balkanlar’daki barış ve istikrar bakımından ne derece güven verici bir aktör olduğunu açık şekilde ortaya koyduk. Bunun yanı sıra Akdeniz ve Ege’de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekât ve Misyonlarının komutası ülkemiz tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edilmektedir. Ayrıca, bu yıl Estonya’da akabinde Romanya’da NATO Hava Polisliği görevlerini icra edeceğiz. Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO’nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargâh subaylarımız ile NATO’nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. CUMHURBAŞKANIMIZIN ETKİLİ VE GÜVENİLİR LİDER DİPLOMASİSİ, ANKARA’DAKİ NATO ZİRVESİ’NDE ÖN PLANA ÇIKACAK NATO’da askerî ve operasyonel katkılarımızın ulaştığı bu seviye doğal olarak diplomatik ve stratejik ağırlığımızı da daha görünür kılmaktadır. Ülkemizin İttifak’a sağladığı katkılar ile güvenlik üretmedeki askerî ve diplomatik güç ve en önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın etkili ve güvenilir lider diplomasisi 2026 yılı NATO Ankara Zirvesi’nde ön plana çıkacaktır. İttifakların yalnızca ortak tehditlere karşı değil aynı zamanda ortak değerler ve ortak akıl etrafında güçlü kaldığını tarih bize göstermektedir. Dolayısıyla ortak değerleri paylaştığımız müttefiklerimizin liderlerinin dönüşüme ilişkin ortaya koyacağı çabalar NATO’nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığının somut bir göstergesi olacaktır. Bu zirvede hedefimiz ittifakın birlik ve beraberliği ile günümüz tehdit ve sınamalarına karşı Avrupa-Atlantik bölgesinin korunmasına yönelik NATO’nun kararlılığının vurgulanmasıdır. Geleceğin NATO’sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi’nden beklentimiz öncelikle müttefiklerin 5’inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleridir. Buna ilave olarak; - Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askeri yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları, - Savunma üretim kapasitesini artırmak, yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri, - Liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır. Ayrıca Zirvede Avrupa Birliği’nin başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO’yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği’ni bu yaklaşımının Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığına, ABD’nin Avrupa’da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa’nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor, diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz. TÜRKİYE NATO’YA AKTİF KATKI SUNAN BİR MÜTTEFİK OLMAYA DEVAM EDECEK Sonuç olarak küresel güç mücadelelerinin ve buna bağlı çatışmaların daha da artmasının muhtemel olduğu önümüzdeki süreçte NATO’nun devamlılığının ülkemiz ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından büyük önem arz ettiği kanaatindeyim. Türkiye bu hassas süreçte karşılaştığı krizlerde gerilimi artıran değil azaltan, çatışmayı derinleştiren değil yöneten bir yaklaşımı savunmaktadır. Çevremizdeki ateş çemberine rağmen ülkemiz istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, aynı zamanda diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir. Nitekim en son İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşta ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetindeki makul, rasyonel, yapıcı tutum ve yaklaşımı her kesimden vatandaşlarımız tarafından doğru bulunmakta ve desteklenmektedir. Aynı şekilde ülkemizin yerli ve millî savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir. Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir. Özellikle belirtmeliyim ki Türkiye’nin NATO içindeki kritik rolü bağımsız karar alma kapasitesi ile müttefiklik sorumluluklarını aynı anda yürütebilen dengeli ve ilkeli bir stratejik anlayışa dayanmaktadır. Bu yaklaşım hem millî menfaatlerimizin korunmasını hem de kolektif savunma yükümlülüklerinin güçlü şekilde yerine getirilmesini mümkün kılmaktadır. Türkiye kendi güvenliğini de içeren NATO’nun uzun vadeli güvenliği kapsamındaki ortak vizyona önemli katkılar sağlama hedefini kararlılıkla sürdürmektedir. Bundan sonra da her türlü tehdide karşı müttefikleriyle entegre bir şekilde çalışan yaklaşımını devam ettirecektir. Türkiye NATO’nun güvenilir bir ortağı, etkin bir katkı sağlayıcısı ve stratejik bir denge unsuru olma rolünü başarıyla yerine getirmeye ve ittifakın dönüşüm sürecine aktif katkı sunan bir müttefik olmaya devam edecektir. Bu çerçevede bugün gerçekleştirilen bu panelin NATO’nun dönüşen güvenlik ortamı içerisindeki rolüne dair farkındalığı artırmasını ve Türkiye’nin bu yapı içerisindeki stratejik konumuna katkı sunacak yeni değerlendirmelere vesile olmasını temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bu anlamlı organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımız ve SETA Vakfımız olmak üzere katkı sağlayan herkese bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca programımıza teşrif eden siz kıymetli katılımcılara değerli katkılarınız ve ilginiz için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

34,388 просмотров • 3 месяцев назад

KANITLAR – II Yakın zamanda Dr. Thomas Cowan, yazar ve doğal tıp öğretim görevlisi olan Daniel Roytas’ı parazitler hakkındaki bulgularını tartışmaya davet ettiği bir web semineri düzenledi. Bu web seminerinde Roytas parazitlere atfedilen hastalıkların altında bir toksisite maruziyetinin yattığını; parazitlerin esas amaçlarının ağır metaller gibi toksik maddeleri biriktirip tüketmek böylece dokuların hasar almasının önüne geçmek, ortam temizliği yapmak olduğunu ve parazitlerin sağlığa sayısız harika katkıda bulunduğunu kanıtlarıyla anlatmıştır. Konuşmanın tamamı: Şimdi Roytas’ın parazitler üzerine inançları sorgulatan, ezberleri bozan her biri çok değerli slaytlarından buradaki anlatıma uygun olduklarını düşündüğümü seçip, destekleyici kaynaklarla birlikte paylaşacağım. Tıpkı bakteriler, mikroplar gibi parazitlerin de 3 ana görevinden bahsedebiliriz: - Biyotransformasyon (Toksik maddeleri toksik olmayan maddelere dönüştürme) - Biyoremediasyon (Biyolojik iyileştirme/kirliliği temizleme) - Biyosekestrasyon (Biyolojik karbon döngüsü) Ağır Metal İyileştirmesi/Koruma Mekanizması - Parazitler ağır metalleri biyolojik olarak biriktirir/topaklar ve onları biyolojik olarak parçalayıp çözerek/tüketerek dokuların ağır metalleri absorbe etmesini engeller. - Nöbetçi olarak anılırlar. (Nöbet tutan bir asker veya gözetleyici/Parazitler özellikle bağırsak sınırında bir nöbetçi gibi davranmak için gelir ve toksik maddelerin içeri girmesini engeller, onu yer ve onu toksik olmayan bir maddeye dönüştürür.) - Çevre kirliliği ve toksisitenin dikkate alınan biyo-göstergeleridir. (Toksisite bölgesinde, toksik maddeleri yemek için toplanırlar) - Balıklarda ağır metallere karşı biyo-iyileştiricidirler. - Sıçanlardaki tenyalar, “konakçı” dokuya kıyasla ağır metalleri 3:1 - 10:1 oranında biriktirir. - Kuşlardaki yuvarlak kurtlar ağır metalleri biriktirir. - Tilkilerdeki tenyalar ağır metallerin organ konsantrasyonlarını azaltır. Parazitlerin ancak toksik bir ortamda bulunduğu, hatta toksik bir ortamın biyo-göstergesi sayılmalarına neden olacak denli bu durumun şaşmadığı artık kabul edilmektedir. O toksik ortama hiçbir olumsuz etkilerinin olmadığı da, toksik ortamı meydana getiren ağır metaller gibi kirleticileri biriktirip, parçalama görevinde bulunmaları üzerine bellidir. O ortamda belli bir görevle bulunurlar ve bu görevin dışına çıkmazlar. “Balıkların bağırsak helmintleri, sucul ortamlarda ağır metal kontaminasyonu için potansiyel biyoindikatörler olarak giderek daha fazla ilgi görmektedir. Bu parazitler arasında özellikle sestodlar ve akantosefaller, yerleşik serbest yaşayan nöbetçilerin kapasitesini aşan muazzam bir ağır metal biriktirme kapasitesine sahiptir. Saha ve laboratuvar çalışmalarında, akantosefallerde konak dokularına göre birkaç bin kat daha yüksek metal konsantrasyonları tanımlanmıştır.” Parazitler ağır metalleri biriktirip, parçalayıp tüketmektedir böylece dokuları ağır metal zehirlenmesinden korumaktadır. Her ne kadar bu tarz çalışmalarda parazitler vücuda “dışarıdan gelen” gibi lanse edilse de parazitler üzerine burada verilen bilgiler son derece önemlidir. Bu bilgiler eşliğinde anlaşılmalı ki, parazitler üzerine kendi literatürlerinde yer alan “parazitler konakçıyı sömürür ve ona zarar verir/hastalığa sebep olur” gibi kanıtsız iddialar kendiliğinden çürütülmektedir zira parazitlerin vücut içinde son derece faydalı faaliyetlerde bulunduğu görülmektedir. “Bulaşan/enfekte eden unsur” bu faaliyetlerde bulunmaz. Parazitler dışarıdan gelmiyor, zaten oradaydılar ve vücudu toksisite maruziyetinden korumak için çalışıyorlar. “Balıkların kaslarındaki ilgili metal konsantrasyonları, balıkların taşıdığı iki tür tenyanın dokusunun metal konsantrasyonları ile karşılaştırıldığında, tenyalar konak dokularına kıyasla 12,5-18,9 kat daha fazla kurşun, 2,3-3 kat daha fazla kadmiyum ve 4,4-14,1 kat daha fazla krom biriktirmiştir.” “Helmintlerde konak dokularına kıyasla daha yüksek bir ağır metal konsantrasyonu ortaya çıkarıldı. Hem kadmiyum hem de krom emilimi için biyokonsantrasyon faktörü ‘moniliformis moniliformis’ isimli parazitte, karşılaştırılan üç konak dokusuna kıyasla 10 kattan daha fazlaydı.” Yani bu parazitler, ağır metalleri biriktirip ortamdan temizlemeye çalışarak, dokuların ağır metal emiliminin önüne geçmektedir. Parazitler dokuları ağır metal zehirlenmesinden koruyorlar. “Sonuçlar, Hymenolepis spp.'nin (bir çeşit tenya) son konakçılarına kıyasla ağır metalleri biyolojik olarak biriktirme konusunda çok daha büyük bir yeteneğe sahip olduğunu ortaya koydu.” “4 parazit - konakçı sisteminin hepsinde, yetişkin tenyaların kurşun ve kadmiyum biriktirme yeteneği, konakçı dokularındakinden daha fazlaydı. Parazitlerdeki kurşun konsantrasyonunun konak kaslarındaki kurşun konsantrasyonuna oranı 2,38 ile 5,95'e 1 arasında; karaciğer dokusunda ise bu oran 1,19 ile 10,07'ye 1 arasında değişmiştir.” “Bu çalışmanın amacı tilkilerde birikmiş ağır metal seviyelerini parazitli ve parazitlerden arındırılmış bağırsaklar kıyası üzerinden karşılaştırmaktı. Ayrıca araştırmamız tilki bağırsaklarındaki ağır metal içeriği ile bağırsak parazitleri arasındaki ilişkiyi anlamaktı. 34 tilkinin bağırsakları, parazit varlığını tespit etmek için parçalara ayrıldı. 15 bağırsak örneğinde parazitik bağırsak helmintleri bulundu. Ağır metal içeriği ince bağırsak dokusunda ve parazitlerde atomik absorpsiyon spektrometresi (AAS) kullanılarak belirlendi. Parazitli bağırsaktaki ağır metal konsantrasyonu, parazitsiz bağırsaktaki ağır metal konsantrasyonundan anlamlı ölçüde çok daha düşüktü.” Ağır metalleri, toksik materyalleri, çeşitli kirleticileri vs. parçalayan, çözen, onları toksik olmayan formlara dönüştüren bakteriler ve diğer mikroplar: “Atıklarla başa çıkmanın umut vadeden stratejisi onu parçalayabilen mikroplar bulmaktır. Araştırmacılar, deve cırcır böceklerinde bir dizi mikrobiyal organizmayı tanımladı ve test etti ve özellikle ilgi çekici olan Cedecea lapagei adlı bir bakteri türüne odaklandı… Bu mikroorganizmanın, odunu sert yapan bitki hücrelerindeki polimerler olan lignini parçalayabildiğini buldular… Bu çalışmalar, bu bakterilerin lignin üzerinde büyüme ve onu parçalama konusundaki benzersiz yeteneklerinden sorumlu olabilecek bazı genlerini ve enzimlerini tanımlamayı içeriyordu… Potansiyel olarak kağıt hamuru atıklarını enerjiye dönüştürebilen ve dolayısıyla bir kirleticiden kurtarabilen bakterileri tanımlamanın yanı sıra, diğer atık türlerini parçalayabilecek organizmalar üzerine tekrarlanabilir bir yaklaşım belirledik… Bu, büyük kirlilik sorunlarına yol açan plastik veya diğer ürünler için de geçerlidir.” “Mikroorganizmalar, kirleticileri parçalamak için biyokimyasal reaksiyonun ilerlemesini kolaylaştırmaya yardımcı olacak biyokatalizörler olarak hareket ederek orijinal doğal çevreyi geri yüklemek ve daha fazla kirliliği önlemek için kullanılır. Sadece kirleticiyi toplayıp depolamakla kalmaz, aynı zamanda kirleticileri parçalar ve onları daha az veya toksik olmayan formlara dönüştürerek harika organize edilmiş bir mikrobiyolojik prosedürü takip ederler. Mikroorganizmalar, çevre dostu ve değerli genetik materyalleriyle bilinir. Mikroorganizmalar beslenme açısından çok yönlülüğe, uyarlanabilirliğe sahiptir ve ayrıca çok seyreltik çözeltilerde bulunan kirleticiler üzerinde de etki edebilirler; bu nedenle herhangi bir çevre koşulunda yaşayabilirler ve kirleticilerin biyoremediasyonu olarak kullanılır… Biyoremediasyon süreci yalnızca hidrokarbonlar, yağlar, ağır metaller, pestisitler, boyalar vb. gibi organik bileşikleri metabolize ederek enzimatik bir şekilde parçalayabilir. Yaygın olarak kullanılan bakteriler Staphylococcus, Bacillus, Pseudomonas, Citrobacter, Klebsiella ve Rhodococcus'tur. Birçok mantar ve alg ailesi de kullanılır… İmmobilizasyon işlemi toprak bakterileri tarafından kontrol edilir… Biyosorpsiyon, algler, bakteriler ve mantarlar gibi mikroorganizmaların metal iyonlarını emdiği bir fiziko-kimyasal işlemdir. Bu işlem enerjiye bağlı değildir ve emilen metal iyonu konsantrasyonu bu organizmalar tarafından azaltılır.” “Mikroorganizmalar toksik elementleri suya, karbondioksite ve daha az toksik bileşiklere dönüştürebilir ve bunlar mineralizasyon olarak adlandırılan bir süreçte diğer mikroplar tarafından daha da parçalanır. Biyoremediasyon bakteri, mantar, alg vb. kullanılarak gerçekleştirilebilir. (Arsenikten tutun da cıvaya kadar çeşitli ağır metalleri ve toksik elementleri çözen bakterilerin listesine buradan ulaşabilirsiniz: Mikroorganizmalar, biyolojik çoğaltma olarak adlandırılan bir işlemde toksik kirleticilerle beslenmeleri için kirli alanlara özel olarak eklenir. Bu, çok etkili, hızlı ve uygun maliyetli bir biyoremediasyon yöntemidir. Kirli alanlara, yerleşik mikropları çoğaltmak için harici mikroplar eklenir… Kirlenmiş bir bölgeye eklenen Burkholderia sp. FDS-1'in, pestisitlerle kirlenmiş toprakta bulunan nitrofenolik bileşiği, hafif asidik pH'ta ve yaklaşık 30° C sıcaklıkta daha az toksik bir forma dönüştürdüğü bildirilmiştir. (Bu tabloya göz atın: İşte bakteriler, mikroplar ve parazitler insan vücudunda da, ölü hücre atıklarını, ağır metaller gibi toksik malzemeleri parçalayıp tüketerek onları hem ortamdan süpürmek hem de vücut için faydalı ya da zararsız maddelere dönüştürmek için böyle mücadele verir. Onların görevi budur. Aşı enjeksiyonları sonucu kan – beyin bariyerini aşan aşı içeriklerindeki ağır metaller yüzünden “otizm” hasarı almış çocukların beyinlerinde ve daha başka ağır metal birikiminin olduğu organlarda görülen parazitler, o sorunun kaynağı değiller; o sorunu iyileştirmek için oradalar. Artık bu gerçeğin anlaşılması gerekiyor. Bu arada birçok insan geçmişte ya da şu aralar, “doğal antiparaziter” diye adlandırılan bazı otları, bitkileri yediğinde ya da çay olarak içtiğinde kendisini iyi hissettiğini hatırlıyor olabilir. Pelin otu, sarımsak, kişniş, çörek otu ve daha birçok bitki sayılabilir. Örneğin pelin otu gibi bitkiler ilginçtir ki özellikle ağır metallerle kirlenmiş toprakları büyümek için seçiyor, bir parazit gibi… Ardından hızla toprağı biyolojik olarak temizlemeye, topraktan ağır metalleri emip toksik olmayan metillenmiş bir maddeye dönüştürüyor. Bu açıdan mükemmel bir ortam temizleyici ve çevre temizleyicisidir diyebiliriz. Pelin otu, sarımsak, kişniş gibi “antiparaziter” olarak adlandırılmış bitkileri tükettiğinizde, bunlar, ağır metal şelatlama ve detoksifikasyon özellikleri sayesinde sizleri ağır metallerin, plastiklerin, kimyasalların ve diğer türlü toksik maddelerin maruziyetinden koruyorlar. Böylece parazitlerin iş yükü hafifliyor ve hatta üzerinden alınıyor ve böylece orada bulunmalarına gerek kalmadan geri çekiliyorlar. Bu açıdan bu bitkilerin “doğal antiparaziter” ya da “doğal antibiyotik” diye adlandırılması yanlıştır. Bu bitkiler bakterilerinize, mikroplarınıza ve parazitlerinize zarar vermeden ortam temizliği yapıyor ve toksisite bölgesine bakterilerin, diğer mikropların ve parazitlerin yoğunlaşlaşmasına gerek kalmıyor. Bu bitkileri kullandıktan sonra bu sebeple iyi hissediyorsunuz. Artık toparlarsam; Bulaş diye bir şey yoktur. Enfeksiyon diye bir şey yoktur. Bakteriyel ya da paraziter hastalıklar diye bir şey yoktur. Mikrop teorisi ortaya atıldığından bu yana tek bir bakterinin, mikrobun ya da parazitin dahi canlı dokuya saldırdığına, hastalık yaptığına dair tek bir bilimsel kanıt yoktur. Hastalıkların tek sebebi sadece çeşitli şekillerde gerçekleşen toksisite maruziyeti yani zehirlenmedir. Vücudu neler zehirler? - Kötü beslenme - Güneşten yeterince faydalanmama - Rafine tuz - Yetersiz kaya tuzu tüketimi - Yetersiz su tüketimi - Mineral eksikliği - Rafine şeker - Trans yağlar - İşlenmiş gıdalar - Pastörize sütler ve pastörize süt ürünleri - Rafine tahıllar, “hamur işi” ağırlıklı beslenme - Zirai ilaçlar - Stres, korku, kaygı gibi psikolojik olumsuzluklar - EMF’ye maruziyet - EMR’ye (elektromanyetik radyasyon) maruziyet - Klorlu, florürlü vs. şebeke suyu - Ağır metaller - Toksik tüm cilt bakım ürünleri - Kimyasallar - Toksik temizlik ürünleri - Egzersiz eksikliği - Kötü uyku - Sigara - Alkol vs. ve elbette ki - Aşılar - İlaçlar - Antibiyotikler Alüminyum, cıva, polisorbat 80, formaldehit, kürtajdan gelen filtrelenmemiş insan fetüs hücreleri, hayvan hücreleri gibi toksik ya da kan dolaşımında toksik etki gösterecek malzemelerin doğrudan sistemik dolaşıma verildiği aşı uygulamaları, tek başına şiddetli toksisite maruziyetini oluşturmaya yeterlidir. Aşı zehirlenmeleri, hasarların ya kısa vadede ya uzun vadede ama mutlaka kendini göstereceği en kötü zehirle(n)me biçimidir. İlaçlar sadece semptom baskılar (semptom, vücudun toksisite maruziyetinden kurtulma çabasının, toksinlerden arınarak ve asit – baz dengesini sağlayarak kendini tekrar sağlıklı çizgiye çekmek istediğinin göstergesidir) ve alttaki gerçek nedeni iyileştirmediği için, sorunu büyütüp ileri vadede daha çok şiddetlendirir. Ağrıları dindirebilir, vücudun toksisite itiliminde çektiği sancının üzerini kapatıp o anı kurtarabilirler ama bu, iyileştirme değil sadece sorunu ötelemektir. İlaçlar sorunu biriktirerek öteler, bu sebeple sorun ileri vadede daha çok şiddetlenip ortaya çıkacaktır. Özellikle antibiyotiklerin “hepatotoksisite”ye, yani karaciğer için toksik etkilere yol açtığı bilinir, hepatotoksisitenin de karaciğer hastalığı ve akut karaciğer yetmezliğinin nedeni olduğu… ( Çünkü antibiyotikler, antiparaziter ilaçlar; bakterilere, diğer mikroplara ve parazitlere zarar verir, onların görevlerine sekte vurur. Bağırsak florası ve diğer flora bu durumdan ciddi şekilde zarar görür. Bir örnekle; oral yolla, gıda ile gelen ağır metal partikülleri bağırsaklara indiğinde, antibiyotiklerin etkisiyle bakteriler ve parazitler de hasar almış ve flora bozulmuşsa, bu partiküller yeterince iyi parçalanıp ortamdan temizlenemez. Bu durumda yine antibiyotik kullanımı sonrası sıklıkla görülen “kronik ishal” baş gösterebilir ve vücut ağır metallerin içinde olduğu bu toksin yükünden ishal yoluyla kurtulmak isteyebilir. Fakat en kötü olasılıkta ağır metaller kana karışır ve bu, hâlâ “ağır metal maruziyeti”nden kaçınmadan, antibiyotik kullanımının istikrarıyla da kayda değer oranda artarsa karaciğer, bu kanı filtrelemekte bir hayli zorlanacaktır. Antibiyotik kullanımı sonrası kısa ya da uzun vade sonunda neden mi karaciğer sorunları meydana gelir? İşte böyle. Yukarıda saydığım vücudu zehirleyen etkenler hiçbir şekilde hesaba katılmadan, spesifik antikorları belirlemeyen, “özgül ve yüksek duyarlılıklı” olduğu asla söylenemeyen antikor testlerinin hilesi ile, basit bir kene ısırığına, bir kedi tırmığına, bakteri ya da parazit bulaş riski olduğu söylenen başka tür vakalara karşılık vs. enfeksiyonu önleme palavrasıyla reçete edilen antibiyotikler ve antiparaziter ilaçlar, “hastalığın etiyolojik ajanı” sandıkları trilyonlarca bakteriden bir tipi hedef alma iddiasıyla topyekun bir mikrobiyotayı bozmanın aracıdır. Antibiyotikler ve antiparaziter ilaçlar, topyekun mikrobiyotayı bozmanın ve beraberinde nice sağlık sorunlarını peyda etmenin en basit yoludur. Burada bir parantez açıp antibiyotiklerin de tıpkı ilaçlar gibi altta yatan gerçek sorunu iyileştirmeyip, bazı durumlarda sadece anı kurtardığına vurgu yapmak gerekir. Toksik birikimin ve haliyle asitlenmenin arttığı, dolayısıyla bakterilerin toksik maddeleri çözmek için yoğunlaşacağı bölgelerde antibiyotikler, bakterileri engelleyerek çözülmenin önüne geçebilir ve çözülme sürecinin ürünü olan iltihaplanma da engelleneceğinden bu durum o an için bir “iyileşme görünümü” verebilir. Oysa gerçek bir iyileşme söz konusu değildir, zira o bölgedeki toksik birikim ve asitlenme giderilmemiştir. İleri vadede sorun büyüdüğünde o bölgeye daha dirençli yani aslında daha güçlü çözücü bakteriler gelmek isteyecektir. Antibiyotiğe dirençli bakteriler? İşte onlar, sorun büyüdükçe ona göre ortam temizliğe yapmaya, iyileştirmeye gelen daha güçlü bakterilerdir. Antibiyotikler, bakterileri hep engellemek isteyerek altta yatan sorunun gerçekten iyileşmesinin önüne geçer. … Aşıların, ilaçların, antibiyotiklerin geçmişten günümüze, gerçekte tek bir hayat kurtardığına dair tek bir kanıt yoktur. Bilakis aşılar, ilaçlar ve antibiyotikler; “mikrop teorisi” beraberinde genel halk üzerinde kullanılmaya başlandıktan sonra ve günümüze dek, sebebini mikroplara bağladıkları hastalıklardan açık ara daha fazla sağlık problemlerine ve ölümlere yol açmıştır. Mikrop teorisinin getirisi olan bu uygulamaların, belki de en doğru kıyaslama ile ifade edecek olursak, öldürdüğü insan sayısı hiç kuşkusuz dünya savaşlarında ölen insan sayısından daha fazladır. Özellikle aşılama programları, nüfus kontrolünün topla, tüfekle, tankla vs. değil, “tıp” eliyle aksiyona geçirilmesidir. En klasik yalanlarından biridir: “Salgınlar, aşılar sayesinde eradike edilmiştir.” Bunu söyleyenler, en başında mikropların hastalığa ve salgınlara sebep olduğu yalanını da söylemiş, salgınların esas nedenini (toksik ortama, zehirli gazlara, kimyasallara, ağır metallere vs toplu maruz kalınması, sanitasyon yetersizliği ya da eksikliği, kötü beslenme/besinsizlik, radyo frekanslarının yayına geçişi, 1800’lerden itibaren toplu aşılamalar, ilaçlar gibi faktörler) gösteren doğru verileri, incelemeleri, istatistikleri vs neredeyse ortadan kaldırarak literatürü baştan aşağı manipüle etmiştir. “Bu aşıların ve ilaçların her birinin görünürdeki amacını başaramaması gizlendi; sık görülen tehlikeli etkileri gizlendi ve hastalık istatistikleri istenen sonuca doğru manipüle edildi veya sıklıkla çok geniş bir ölçekte kasıtlı olarak tahrif edildi.” Dr. Herbert Snow Sadece aşı yaralanmaları ve ölümleri apayrı bir yazı konusu olacağından, bu konuyu ayrıca başka bir yazı dizisinde anlatmak gerekir. Fakat şu bilinmeli ki, aşıların tek bir hayat kurtardığına dair tek bir kanıt yokken, sayısız hayatı mahvettiğine ve sonlandırdığına dair pek çok kanıt vardır. Aşılar İlaçlar Antiparaziter ilaçlar Antibiyotikler Dezenfektanlar vs. hepsi sadece birer zehirdir!

Gül Temel

27,651 просмотров • 1 год назад