Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

"İsrail diye bir devlet yoktur" dediğimizde antisemitist olmakla suçlanıyoruz. 🔻Yahudi kadın "denizi görmek istiyoruz. Bunun için evler ve insanlar yok edilmeli" dediğinde ne suçu işlemiş oluyor? Hiç. Yahudi işgal hareketi lideri 🔻Daniella Weiss🔻 isimli bu yaratığı unutmayın

32,986 görüntüleme • 2 yıl önce •via X (Twitter)

10 Yorum

Emel İskender🇹🇷 profil fotoğrafı
Emel İskender🇹🇷2 yıl önce

Yapılacak en güzel şey, bu tür kâ-firlere ayetlerle cevap vermek olacak.. "De ki: Ey kâfirler, yenileceksiniz ve toplanıp Cehenneme sürüleceksiniz." Al-i İmran Sûresi 12. Ayet

ElifSima34 profil fotoğrafı
ElifSima342 yıl önce

Kısasa kısas yapmak lazım,hiç seçmeden aynı şekil dümdüz etmek,ne kadar Lanetli varsa hepsini,başka yolu yok

DADAŞ 1453 profil fotoğrafı
DADAŞ 14532 yıl önce

Demekki bunların hepsi aynı.İstanbul boğazınada zamanında çökmüşler.İstanbulun en güzel yerlerini hep sahiplenmişler

Mikdat Atmacaoglu profil fotoğrafı
Mikdat Atmacaoglu2 yıl önce

@karaaslan021 Rabb'im İçimizdeki ve dışımızdaki kuyruğu dışarda hainlerin alçakların işbirlikçilerin yapmış olduğu planlarını hilelerini oyunlarını tuzaklarını bertaraf eylesin Amin. Bu zülmü yapanların ve işbirlikçilerinin aynı acıyı tattırmadan canlarını alma Rabb'im.

AAtc🇹🇷 profil fotoğrafı
AAtc🇹🇷2 yıl önce

bunlar gerçekten lanetli günü geldiğinde acıyan kendinden şüphe etsin

Turan 🇹🇷 profil fotoğrafı
Turan 🇹🇷2 yıl önce

Böyle kadınlara yaşam formuna bürünmüş insan müsveddesi diyoruz. Kısaca söylenebilecek şeyler de var tabi, o.ç, ş.fsiz, gibi.🇯🇴🇹🇷

Adapazarlı54🇹🇷🇦🇿 profil fotoğrafı
Adapazarlı54🇹🇷🇦🇿2 yıl önce

O halde İsrailin başkenti Cehennemin dibidir Demeye devam. #FreePalestine 🇵🇸🇹🇷

Recep Sağlam profil fotoğrafı
Recep Sağlam2 yıl önce

Hesap günü gelince ağlamak yok aynı şeyler senin de başına gelicek yakında

Fatih profil fotoğrafı
Fatih2 yıl önce

İsrail diye bir devlet YOKTUR.

Çetin Şirin profil fotoğrafı
Çetin Şirin2 yıl önce

Bu nefes alan canlıya küfür için kullanılacak harflere haksızlık yapmak istemiyorum.

Benzer Videolar

Süleymancıların lideri Arif Ahmet Denizolgun'un ölümünde FETÖ'nün ve Alihan Kuriş'in parmağı mı var? 🔻Arif Ahmet Denizolgun henüz hayattayken Alihan Kuriş, Kanada ve Avrupa ülkelerinde 4 farklı toplantı yaptı. 🔻Toplantılara Arif Ahmet Denizolgun'un eski danışmanlarından biri de katıldı. 🔻Ardından, Denizolgun'un varisinin Alihan Kuriş olduğu yalanı yayılmaya başlandı. 🔻Bunu öğrenen Denizolgun, yeğeni Alihan Kuriş'i cemaatten tasfiye etti, bir daha hiç yan yana gelmediler. 🔻İçerideki ihaneti fark eden Denizolgun, cemaatin "2 numarası" olarak anılan Mustafa Çelik'i darbeden 1 ay önce görevden aldı. 🔻Mustafa Çelik, cemaatin kasasıydı. Ofisi Altunizade'deydi. FETÖ iltisakı vardı. 🔻Mustafa Çelik, Eylül ayında hacca gideceğini, döndükten sonra görevinden ayrılacağını söyledi. 🔻Ardından 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesi yaşandı... 🔻Denizolgun, 15 Temmuz'dan sonra FETÖ'nün beklediği tepkiyi göstermedi. Halbuki Nurcular içindeki büyük bir kesim, Alparslan Kuytul, Selefiler vb. 15 Temmuz'a darbe demedi, FETÖ'yü kolladı. 🔻Arif Ahmet Denizolgun ise son yıllarında FETÖ'ye açıktan meydan okumuştu. Medyada Fetullah Gülen'i eleştiren açıklamalar yapmıştı. 🔻Bu tavrından dolayı Denizolgun'un kalemi kırıldı! 🔻Ölümünden hemen önce Antalya'ya giderek cemaatin üst düzey 40 yöneticisini bir araya getirdi. 🔻O toplantıya katılanlar arasında cemaatin Antalya sorumlusu Mustafa Uysal da vardı. (İleride cemaatin CHP-İmamoğlu ile işbirliğini sağlayacak olan kişi) 🔻Denizolgun masadakilere “Siz baha ihanet ettiniz, ben sizinle beraber değilim” dedi ve toplantıyı terk etti. 🔻Uçakla İstanbul'a döndü ve vakit kaybetmeden Beykoz'daki çiftliğine gitti. 🔻Ne olduysa bundan sonra oldu. 🔻Denizolgun burada şüpheli şekilde öldü. Cenazesine 36 saat sonra ulaşıldı. 🔻İşte o karanlık 36 saat içinde Alihan Kuriş çiftliğe gelerek görüşmeler yaptı. 🔻Çiftlikte görevli Özbek kökenli çalışanlar ortadan kaldırıldı. Hâlâ kim oldukları hakkında bilgi yok. 🔻Beykoz Başsavcılığı hazırladığı bilgi notuna “ölüm şüpheli” yazdı ama Adli Tıp şüphelerin üstünü örttü. 🔻Otopsi raporuna imza atan Adli Tıp heyetindeki 3 doktordan biri FETÖ'cüydü. 🔻Cenaze henüz Adli Tıp'tan çıkmamışken cemaatin Ümraniye'deki merkez yurduna üst düzey yöneticiler geldi. 🔻Alihan Kuriş, cemaatin üst düzey hocaları Ali Günay ve Mustafa Özaltın tarafından hızla lider ilan edildi. Cemaatin yöneticilerinden biat alındı. Biat etmeyenler tasfiye edildi. 🔻Ertesi gün cenaze töreninde Alihan Kuriş tabutu en önde taşıyarak kendini cemaate gösterdi. 🔻1 yıl sonra kurulan İYİ Parti, Süleymancıların desteğiyle seçimlere girdi. 🔻FETÖ'nün üst düzey imamlarından Hamdullah Öztürk, Alihan Kuriş için "Yolun yokuş ama Allah muvaffak etsin" diye video yayınladı. 🔻Alihan Kuriş, 15 Temmuz sonrası FETÖ'nün boşluğunu doldurması için Süleymancıların başına getirildi. 🔻FETÖ de Kuriş liderliğindeki Süleymancılar içinde renklenmeye başladı!

Bilgisel Analiz

267,949 görüntüleme • 18 gün önce

Süleymancıların lideri Arif Ahmet Denizolgun'un ölümünde FETÖ'nün ve Alihan Kuriş'in parmağı mı var? 🔻Arif Ahmet Denizolgun henüz hayattayken Alihan Kuriş, Kanada ve Avrupa ülkelerinde 4 farklı toplantı yaptı. 🔻Toplantılara Arif Ahmet Denizolgun'un eski danışmanlarından biri de katıldı. 🔻Ardından, Denizolgun'un varisinin Alihan Kuriş olduğu yalanı yayılmaya başlandı. 🔻Bunu öğrenen Denizolgun, yeğeni Alihan Kuriş'i cemaatten tasfiye etti, bir daha hiç yan yana gelmediler. 🔻İçerideki ihaneti fark eden Denizolgun, cemaatin "2 numarası" olarak anılan Mustafa Çelik'i darbeden 1 ay önce görevden aldı. 🔻Mustafa Çelik, cemaatin kasasıydı. Ofisi Altunizade'deydi. FETÖ iltisakı vardı. 🔻Mustafa Çelik, Eylül ayında hacca gideceğini, döndükten sonra görevinden ayrılacağını söyledi. 🔻Ardından 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesi yaşandı... 🔻Denizolgun, 15 Temmuz'dan sonra FETÖ'nün beklediği tepkiyi göstermedi. Halbuki Nurcular içindeki büyük bir kesim, Alparslan Kuytul, Selefiler vb. 15 Temmuz'a darbe demedi, FETÖ'yü kolladı. 🔻Arif Ahmet Denizolgun ise son yıllarında FETÖ'ye açıktan meydan okumuştu. Medyada Fetullah Gülen'i eleştiren açıklamalar yapmıştı. 🔻Bu tavrından dolayı Denizolgun'un kalemi kırıldı! 🔻Ölümünden hemen önce Antalya'ya giderek cemaatin üst düzey 40 yöneticisini bir araya getirdi. 🔻O toplantıya katılanlar arasında cemaatin Antalya sorumlusu Mustafa Uysal da vardı. (İleride cemaatin CHP-İmamoğlu ile işbirliğini sağlayacak olan kişi) 🔻Denizolgun masadakilere “Siz baha ihanet ettiniz, ben sizinle beraber değilim” dedi ve toplantıyı terk etti. 🔻Uçakla İstanbul'a döndü ve vakit kaybetmeden Beykoz'daki çiftliğine gitti. 🔻Ne olduysa bundan sonra oldu. 🔻Denizolgun burada şüpheli şekilde öldü. Cenazesine 36 saat sonra ulaşıldı. 🔻İşte o karanlık 36 saat içinde Alihan Kuriş çiftliğe gelerek görüşmeler yaptı. 🔻Çiftlikte görevli Özbek kökenli çalışanlar ortadan kaldırıldı. Hâlâ kim oldukları hakkında bilgi yok. 🔻Beykoz Başsavcılığı hazırladığı bilgi notuna “ölüm şüpheli” yazdı ama Adli Tıp şüphelerin üstünü örttü. 🔻Otopsi raporuna imza atan Adli Tıp heyetindeki 3 doktordan biri FETÖ'cüydü. 🔻Cenaze henüz Adli Tıp'tan çıkmamışken cemaatin Ümraniye'deki merkez yurduna üst düzey yöneticiler geldi. 🔻Alihan Kuriş, cemaatin üst düzey hocaları Ali Günay ve Mustafa Özaltın tarafından hızla lider ilan edildi. Cemaatin yöneticilerinden biat alındı. Biat etmeyenler tasfiye edildi. 🔻Ertesi gün cenaze töreninde Alihan Kuriş tabutu en önde taşıyarak kendini cemaate gösterdi. 🔻1 yıl sonra kurulan İYİ Parti, Süleymancıların desteğiyle seçimlere girdi. 🔻FETÖ'nün üst düzey imamlarından Hamdullah Öztürk, Alihan Kuriş için "Yolun yokuş ama Allah muvaffak etsin" diye video yayınladı. 🔻Alihan Kuriş, 15 Temmuz sonrası FETÖ'nün boşluğunu doldurması için Süleymancıların başına getirildi. 🔻FETÖ de Kuriş liderliğindeki Süleymancılar içinde renklenmeye başladı!

Bilgisel Analiz

65,861 görüntüleme • 1 ay önce

Şaşırdık MI? Hiç kimsenin aklının alabileceği veya tahmin edebileceği şeyler değildi yaşadıklarımız.! 15 aydır Hayretle ve şaşkınlıkla izledi herkes yaşananları. 30 Yıllık Emekler nasıl yok sayıldı, Kardeş Kardeşe nasıl düşman edildi, Aileleri nasıl bölündü… Hepsini gördük yaşadık şahit olduk.! Çünkü siz bunun böyle olmasını istediğiniz.! Çünkü sizin insanları manipüle ederek ulaşmak istediğinizi bir hedef var.! Bu hedef de her şeyi yıkıp yok edip tek olmak.! Bunun da sizin egonuzun tatmin olması dışında kimse için hiçbir anlamı yok.! Kardeşleriniz her şeyiyle Allah’ın (c.c) Hükmü gerçekleşsin başka bir şey istemiyoruz, Şeriat bizim için en önde gelir, bu Alimlerin çalışmasıyla beraber bu fitneler kalkar kavga biter dediler.! 👇🏻 Ama siz oğlunuza yaptığınız medrese ve otopark tapusundan, Amcalardan zorla alarak satışını ifsad ettiğiniz tapulardan korkutunuz.! Ve siz her şey ortaya çıkacak diye, Kameralar önünde imza atıp, kamera arkasında vekaletleri alarak Şeriatın Hükmünü engellediniz ve nihayetinde de Molla Nezir’e yarın Hakkâri’ye dön diyerek masayı dağıttınız.! 👇🏻 Zaten siz hiç istememiştiniz çözümü.! Çözüm isteseydiniz bu zamana kadar çözülürdü zaten.! Çözüm isteseydiniz Kardeşlerinize bu kadar iftira hakaret ve küfrü etmez ettirmezdiniz.! Siz isteseydiniz Kral Çıplak diye bir hesap açtırmazdınız hiç olmazdı ve o kadar yan hesapla saldırmazdınız bu davaya.! 👇🏻 Sofiler bitsin diye dua ederken siz bitmeyecek bu kavga dercesine kardeşlerinizi Yahudi Kafirden aşağı gördünüz.! Biz ise bunun olamayacağını böyle bir şeyi nasıl yapabilir artık bunun üstü olmaz insanlar artık uyanır ve ne oluyoruz demeye başladı lakin siz bunu da AŞTINIZ.! Çıtayı ARŞA Çıkarttınız.! Kardeşlerinize YEZİDİ DEMEK onlarla KIYASLAMAK AKLA ZİYANDIR.! Bu artık İNANMASI GÜÇ BİR KIYAS.! Bu çok FAZLA.! 👇🏻 Bu nasıl bir iştir, bu nasıl bir meşrep bu nasıl bir yoldur? Bu iş nereye gitmektedir? Kurmak istediğiniz yol nasıl bir yoldur? Neden tek derdiniz YANGIN??? !!!İnsanlar daha ne kadar ÇEKECEK sizden? Çocuklarımız daha ne kadar ZULÜM GÖRECEK sizden.!!! Herkese de tekraren söylüyorum. Aklı selim olarak düşünün.! Tüm bunları Şeriat Terazisinde tartın ve ona göre karar verin.! (Bazen bir video her şeyi anlatır.!) Vesselam…

Hüsrev BEY

75,413 görüntüleme • 1 yıl önce

"2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanlar yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladı” Yıldıray Oğur: 💬Bu sizin uzun süredir ısrarlı bir şekilde yazdığınız, yeni ittihatçılık tezi. Benim de bazı eleştirilerim var, yazmıştım. Ama burada öncelikle herhâlde şunu bir netleştirmemiz gerekiyor: Bu bir manifesto değil. Yani siz bu yeni devletin manifestosunu yazmıyorsunuz. Onlara katılmıyorsunuz, onları meşrulaştırmak için ya da işte onları anlamak için onlara bir ideolojik zemin kurmuyorsunuz. Siz anlamaya çalışıyorsunuz sadece, ne olduğunu tespit etmeniz için. Çünkü hep şöyle de söyleniyor; 'Bunlar bunu meşrulaştırmaya çalışıyorlar' deniyor. Halbuki bu bir anlama çabası, meşrulaştırma değil. Etyen Mahçupyan: 💬Evet, Kuşoğlu'nun da meşrulaştırmaya çalıştığını hiç sanmıyorum. Ben onu okudum, hiç öyle bir şey yok orada. Bu bir olgu, vaka. Türkiye'de bir olay oluyor ve bu olaydan memnun değiliz, değiştirmek istiyoruz. Olayı anlamazsak nasıl değiştireceğiz? Olayı anladıktan sonra ancak ona alternatif bir şey üretme şansımız var. Öte yandan şunu da ben anlamakta zorlanıyorum; insanlar bu yeni ittihatçılık tezinden hoşlanmıyorlar ve duymak istemiyorlar belki falan ama şu çok açık değil mi? Bu iktidar Kemalist değil bir kere. Ve de bu iktidar öyle şeyler yapıyor ki belirli bir ideolojiye sahip olduğu da ortada. Yani getirdiği rejimle, bu dış politikadaki tavrıyla, tarihin yeniden analiziyle, Mustafa Kemal'e yeniden bir bakışla, işte Müslümanların devlete yanaştırılmasıyla, Kürt meselesinin çözümü gibi adımlar atılmasıyla yani ortada başka bir ideoloji var ve bu Kemalizm değil. Ya öyleyse 'Ne acaba?' diye sorulmaz mı? Yani böyle bir tartışmanın kendisi meşrulaştırmayla ilgisi olmayan bir şey." 2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanların yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladığını kendi temaslarımla da biliyorum. Buradan çıkarak ne cevap verdiler? Onu tam bilmiyorum ama şu anda Kuşoğlu'nun röportajıyla anladık ki yavaş yavaş Türkiye'deki yeni rejimin sadece Tayyip Erdoğan'dan ibaret olmadığını anlamış durumdalar. Tayyip Erdoğan da bir fani olduğuna göre ve önümüzde bir 'Türkiye Yüzyılı' olduğuna göre, demek ki herhangi bir faninin ötesinde düşünen ya da düşünmeye çalışan, bu yönde önermeler yapan birtakım insanlar var. Bu insanların bir aklı var. Aslında devlet aklı denen şey o; yoksa böyle gizemli, falan arka planda olan bir şey değil. Şu anda iktidara bürokrasi içinde kimler sahipse, kimler cumhurbaşkanlığı sistemini yazıp ortaya koyduysa, bunları düşünen insanların CHP'yi de etkilemek istememelerini düşünmek biraz abes olur. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

26,887 görüntüleme • 2 ay önce

"Trump'ı İran'ı vurmaya kim ikna etti?" Tabi ki: Tapınak Dağı'nı yeniden inşa etmeyi hayal eden ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 📌Afganistan ve Irak'ta savaşan eski bir asker olan Pete Hegseth, Haçlı ruhuna sahip ve Siyonizmin büyük destekçisi.. 📌FOX TV yorumcusu ve Trump'ın danışmanı olduğu 2018 yıllında Kudüs'te düzenlenen "2018 Arutz Sheva" Siyonist konferansında yaptığı konuşmayı izlerseniz büyük resmi görebilirsiniz.. 🔺"21. yüzyıl, Amerikalılar, İsrailliler tarafından yönetilen bir yüzyıl olmazsa, o zaman bu yüzyıl özgür bir yüzyıl olmayacaktır." 🔺"İsrail ve Yahudi halkı sonsuza dek yaşayabilirken, bu devletin statüsünün kaçınılmaz olmadığı, bu salondaki herkesin bildiği bir gerçektir. " 🔺"Dolayısıyla, özgür insanlar olarak, onu her fırsatta korumak ve 21. yüzyılın özgür bir yüzyıl olarak kalması için mücadele etmek bizim sorumluluğumuzdadır." 🔺"Biliyorsunuz, Bakan ahtapotun başından bahsetti, İran'dan ve İran rejiminin bugün dünyada hem İsrail hem de Amerika Birleşik Devletleri için haince uzanan sayısız kolundan bahsetti. " 🔺"Obama yönetimi, nükleer silahlara giden kaçınılmaz bir yol açan, Amerika'nın ve İsrail'in ölümünü hedefleyen nefret dolu terörist İran rejimine milyarlarca dolar fon sağlayan ve Amerika'nın varoluşsal varlığını tehdit eden nükleer kapasiteli füzelerin geliştirilmesinin devamına olanak tanıyan korkunç bir anlaşma yapmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı." 🔺"Bunun aksine, Trump yönetimi ilk günden itibaren İran rejiminin eylemlerini kınadı ve İsrailli ortaklarımızın yanında kararlılıkla durdu." 🔺"Bu da, birkaç ay önce Kudüs'ün İsrail'in ebedi ve bölünmez başkenti olarak ilan edilmesinin önünü açan bir an yarattı ve başkanımızın yaptıklarından çok gurur duyuyorum." 🔺"Sahte haberlerden en çok zarar gören ülke İsrail Devleti'dir. Bu yüzden İsrail'e üçüncü ziyaretim." 🔺"2013'te buradaydım, 2016'da buradaydım, yine buradayım ve her seferinde Yahudi halkı hakkında, bu toprakların tarihi hakkında, İsrail'in kuruluşu hakkında, İsrail hükümeti hakkında, Araplara ve Filistinlilere yapılan muamele hakkında, Batı Şeria hakkında, Yahudiye ve Samarya hakkında, Kudüs hakkında, Eski Şehir hakkında anlatılan yalanlar hakkında daha çok şey öğreniyorum." 🔺"Bu yalanlar dünyaya ifşa edilirse, dünyanın İsrail'e bakış açısını değiştirecektir. " 🔺"Bu yüzden buraya gelip Joe'dan ve diğerlerinden sahadaki gerçekleri öğrenmenin ve ardından Amerika'ya dönüp Arap-İsrail çatışması, Arap-İsrail Barış Süreci ve bugün hala Amerika'daki aydınların ağzından dökülen sözde iki devletli çözüm hakkındaki sahte haberlerle mücadele etmenin ciddi bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum." 🔺"Çünkü bugün sahada yürürseniz, iki devletli çözüm diye bir şeyin olmadığını anlarsınız. Tek bir devlet var.." 🔺"Bugün Jennifer, ben ve diğerleri Tapınak Dağı'nın Batı Duvarı'nı, Batı Duvarı tünellerini ve Eski Şehrin büyük bir bölümünü görme fırsatı bulduk ve orada dururken önünüzdeki mucizeye hayran kalmamak elde değil; bu da beni, umarım hepinizin çok uzakta görmeyeceği başka bir mucize hakkında düşünmeye sevk etti. " 🔺"Çünkü 1917 bir mucizeydi, 1948 bir mucizeydi, 1967 bir mucizeydi, 2017'de Kudüs'ün başkent ilan edilmesi bir mucizeydi ve Tapınak Dağı'nda tapınağın yeniden kurulması mucizesinin mümkün olmaması için hiçbir neden yok." 🔺"Bunun nasıl olacağını bilmiyorum, siz de bilmiyorsunuz, ama bunun olabileceğini biliyorum. Bildiğim tek şey bu. " 🔺"Ve bu sürecin bir adımı, her sürecin bir adımı da, sahadaki gerçeklerin ve faaliyetlerin gerçekten önemli olduğunun farkına varmaktır. " 🔺"İşte bu yüzden Yahudiye ve Samarya'yı ziyaret etmek, egemenliği, İsrail topraklarının, İsrail şehirlerinin ve bölgelerinin egemenliğini anlamak, dünyaya bunun Yahudilerin toprağı ve İsrail toprağı olduğunu göstermenin kritik bir sonraki adımıdır." 🔺"Washington D.C.'deki desteğiniz, vatansever Amerikalılar, Evanjelik Hristiyanlar, inançlılar, Cumhuriyetçiler ve hatta Washington'da artık bunu söylemekte zorlanan bazı Demokratlar arasında sahip olduğunuz destek ışığında, size şunu söylemek istiyorum: " 🔺"Biletinizi alın, harekete geçin, İsrail'de yapılması gerekeni yapın, çünkü gerçekten inanıyorum ki bu, Amerika'nın arkanızda duracağı bir an. " 🔺"Beyaz Saray'da Donald Trump, Başkan Yardımcısı olarak Mike Pence, BM'de Nikki Haley ve İsrail ile Amerika'da size gerçekten inanan, arkanızda duran insanlar var."

Malik Ejder

160,335 görüntüleme • 6 ay önce

Adı Mürşid, soyadı Haznevi... Bu kişi, Suriye'deki Haznevi ailesindendir, doğru. Ama Haznevi ailesiyle tasavvufi anlamda, İslami hizmetler anlamında zerre kadar alakası yoktur! Bunu Haznevilerden istikamet ehli olup da hizmet edenleri aklamak için söylüyorum. Hakikaten de onun, onlarla hiçbir ilgisi yoktur. Ailesi bununla çok uğraştı. Onu oradan çekip koparmak için çok mücadele ettiler. Ancak muvaffak olamadılar. Çünkü bu bahsettiğimiz kişi, ypg-pkk saflarındadır. Allah azze ve celle ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. Nuh aleyhisselam gibi bir diriden, oğlu kafir olan bir ölüyü çıkarır. Ebu Cehil gibi bir ölüden Hazreti İkrime gibi bir sahabe, bir diri çıkarır. Bu, onların (ypg'dir, sdg'dir, pkk'dır… Bir sürü isimleri var ama hepsi aynı!) propaganda sorumlularından birisidir. Bildiğiniz sarıklıdır, cübbelidir. Sarığı bizim sarığımızın iki katıdır(!) Ama bu iş ne sarıkla olur, ne kürkle olur, ne cübbeyle olur. Bu iş istikametle olur, bu iş takvayla olur. Allah ve Resulü ne demişse ölçü budur bizim için. Onun dediklerini naklederken dahi insan irkiliyor… Diyor ki: 'Eğer kabul edilecekse ben buradan israile bir yardım çağrısında bulunabilirim. Ne zamana kadar Müslümanlara kurban olacağız? 'Eğer benim vatanım elimden gitmişse, elin vatanına lanet olsun. Eğer benim annem yaşamayacaksa elin annesi de yaşamasın.’ Bakın iyi dikkat edin! Bu sözler... Ben bu kişinin ismini söylemeden önce söyleseydim, siz herhalde bunu ancak bir kafir söylemiş zannederdiniz. Ama bunun adı Müslüman! Ya da kendini öyle gösteriyor bilmiyoruz. Allah bilir. Zira söylediği şeyler bir Müslümanın söyleyebileceği şeyler değil. Kendini Müslüman saymıyor mu bu adam! 'Gazze ve Filistin'e ne zamana kadar kurban olacağız?' diyor. Gazze ve Filistinlilerin annesi ağlasın diyor. Halbuki Gazze'ye şimdiye kadar hiç kurban olmamış! Zerre kadar yardımı da dokunmamış. Hep köstek olmuş. Hep israille işbirliği içinde olmuşlar. Öyle bir konuşuyor ki sanki herkes onlara katliam yapıyor da bundan dolayı feryat figan ediyorlar. Halbuki kendileri isyan ediyor. Kendileri hadlerini aşıyorlar. Hadsizlik ediyorlar. İsyan çıkarıyorlar. Fitne ve fesat çıkarıyorlar... Orada devlet diye bir şey yok. amerikanın onlara oraya tahsis ettiği, ‘Burası senin devletin, al bir devlet kadar da sana silah veriyorum. Ne zaman istikrar olsa kargaşa çıkar.' dediği bir yer. Bunun için verdi o silahları. Nerde senin devletin oluyor? O zaman her şehir kendine bir devlet kursun. Müslümanların istikrarı böyle nasıl olacak? Nerde huzur olacak?

Seyda Feyzullah Konyevi

68,191 görüntüleme • 7 ay önce

🔴Cihat Yaycı : Ben bunu gerçekten, binlerce yıllık Türk devlet tarihinde ilk defa yaşanan bir olay olarak görüyorum. Devlete başkaldırmış, devlete isyan etmiş, 55.600 kişinin katledilmesi emrini vermiş birinden bahsediyoruz. Onun verdiği emirler ve kurduğu örgüt neticesinde 55.600 vatandaşımız şu veya bu şekilde hayatını kaybetti. Bunun yanı sıra, bu caninin kurduğu örgütle mücadele için trilyonlarca dolar harcandı. 📌Bu örgüt tamamen Siyonist bir örgüttür, bunu çok net bir şekilde ifade etmek gerekir. Bugün PKK, bu caninin ve terörist elebaşının kurduğu bir Siyonist örgüttür. Bunu yalnızca laf olsun diye söylemiyorum. Yurt dışında gerçekleştirdikleri tüm mitinglerde bu örgütün İsrail bayrağı bulunuyor. Daha dün İsrail Başbakanı Netanyahu, Güney Suriye’de bir Dürzi-Kürt otonom yönetimi kuracaklarını ve burayı kendi kontrollerine alacaklarını açıkladı. Suriye'nin güneyinin askerden arındırılarak kendilerine teslim edilmesi gerektiğini, bunun garantörünün de İsrail olacağını belirtti. 📌Bu açıklamalar gösteriyor ki, sözde "Büyük Kürdistan Projesi" aslında "Büyük İsrail Projesi"nin bir parçasıdır. Halkımızın bu gerçeği çok iyi bilmesi gerekiyor. Bu örgütün dinle, imanla hiçbir ilgisi yoktur. Marksist-Leninist ideolojiye sahip bir yapılanmadır. Ne Kur’an’la, ne Müslümanlıkla, ne de başka bir inançla alakası vardır. Tamamen Siyonizme hizmet eden, İslam düşmanı, Türk düşmanı, Türkiye Cumhuriyeti düşmanı ve Osmanlı Devleti’ne de geçmişte düşmanlık etmiş bir yapıdır. 📌Osmanlı’nın son 150 yılında, sözde "Kürt isyanları" adı altında bu tür kalkışmalar zaten vardı. Amaç, devleti bölmekti. 250 yıldır, adı Osmanlı olsun ya da Türkiye Cumhuriyeti olsun, bu toprakları parçalamak için aynı oyunlar oynanıyor. Önceki dönemlerde bu örgütlerin yerinde şeyhler, şıhlar, eşkiyalar ve çeşitli unsurlar vardı. Bunlar, İngiliz ve Siyonist oyunlarının bir parçasıydı. Osmanlı’nın parçalanmasını istediler ki İsrail devleti kurulabilsin, Türkiye Cumhuriyeti parçalanabilsin ki "Büyük İsrail" hayali gerçekleştirilebilsin. Olayın özü budur. 📌Türkiye Cumhuriyeti, bu süreçte binlerce can verdi, kan döktü, trilyonlarca para harcadı. Ancak tüm bunlara rağmen terörle mücadelede büyük bir başarı sağladı. ❗️Bugün “terörsüz bir Türkiye” zaten var. O zaman "Terörsüz Türkiye" sloganı ise yanlış bir ifadedir. İktidar, terörü bitirdiğini ifade ederken neden "Terörsüz Türkiye" diye bir slogan kullanılıyor? Eğer terör bitti deniliyorsa, bu söylem kendi kendini inkâr etmektir. 📌Daha dün Malatya’daydım. Ne terör var, ne başka bir şey. Elazığlıyım, Diyarbakır’a gitmek artık sorun değil. Türkiye’nin her yerinde devlet otoritesi tam anlamıyla sağlanmış durumda. Peki, bu durumda 26 yıldır hapiste tutulan, millet düşmanı, devlet düşmanı ve Siyonist örgüt lideri olan birine neden hala bir anlam atfediliyor? Onunla neden görüşmeler yapılıyor? 📌Bugün onun için Van ve Diyarbakır’da dev ekranlar kurulacağı, paylaşımlar yapılacağı söyleniyor. Bu çok üzücü bir durumdur. Gerçekten akıl tutulması yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terör örgütü liderine muhtaç olur mu? Ondan medet umulur mu? 📌Dem Parti gibi yapılar, Türkiye’de ayrıştırıcı bir dil kullanıyor. Mesela "Amed" gibi ifadelerle Diyarbakır’ın adını değiştirme çabasına giriyorlar. Osmanlı döneminde bile buranın adı Diyarbakır’dı, bugün de Diyarbakır’dır. "Amed" nereden çıktı? 📌Daha da vahimi, bu terörist elebaşına "Sayın" denilmesi, onun sözlerinin "Asrın Çağrısı" olarak lanse edilmesi. Türk milleti bunu nasıl kabul edebilir? Şehitlerimizin aileleri, gazilerimiz bunu nasıl kabul edebilir? Türk tarihi bunu nasıl kabul edebilir? 📌Bu, devletin tarihinde hiç olmadığı kadar küçük düşürüldüğü bir durumdur. Osmanlı Devleti bile bu kadar küçük düşürülmemiştir. Bir milletin bağımsızlığı, şehitlerinin kanıyla ve gazilerinin fedakarlıklarıyla korunur. Ancak bugün, bu kadar mücadele verilmiş bir konuda yapılanlar, milletimizin ve devletimizin onurunu zedelemektedir. 📌Yayının tamamının linki aşağıdadır; 👇👇👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

288,677 görüntüleme • 1 yıl önce

Şeyhin videodaki savunması, ilk bakışta "Ne var canım, sadece şahit oluyoruz" diyerek meseleyi masumlaştırmaya çalışan bir retorik. Ancak pratik, kendi getirdiği bu mantıksal savunmayı anında çürütüyor. Beyefendinin "Ben sadece şahit oluyorum, yarın bana sorsalar şahitlik edeceğim" savunması, kendi içinde büyük bir mantıksal çelişki barındırıyor. 1. Madem Sadece Şahitlik, Neden Herkes Şahit Olamıyor? Eğer bu meclislerde yapılan şey salt manada bir Müslümanın diğer bir Müslümanın tövbesine şahit olmasıysa, o salondaki herhangi bir sıradan vatandaşı, camideki bir cemaati veya bir arkadaşımızı da şahit tutarak tövbe edebiliriz. Soru şu: Neden o tarikat meclislerinde tövbe etmek için illa ki "şeyhin kendisi" veya onun yetkilendirdiği vekili (intisap yetkilisi) gerekiyor? Eğer sıradan bir Müslümanın şahitliği tövbenin "makbuliyeti" için yetmiyorsa, demek ki orada sadece "şahitlik" yapılmıyor; o şahıslara 'manevi bir konum, bir otorite ve aracı rolü' atfediliyor. Bu da şeyh efendinin "ben sadece şahit oluyorum" savunmasını tamamen boşa çıkarıyor. Yok eğer derseler bizim burada herkes herkese tevbe veriyor, iyi, deriz ki başım gözüm üstüne o zaman gelin boyle bir tevbe verme, şahit tutma mesleleri islamda var mı? 2. İslam'da Tövbenin Özü: Aracısızlık ve Gizlilik İslam inancına göre tövbe; kul ile Allah arasında hiçbir vasıtanın, ruhbanın veya şahidin giremeyeceği kadar özel, mahrem ve doğrudan bir ibadettir. Kur'an-ı Kerim'de Allah, kula şah damarından daha yakın olduğunu söyler *(Kaf Suresi, 16)*. Kul günah işlediğinde bunu insanlara ifşa etmekle değil, gizlemekle ve doğrudan Allah'a yönelmekle mükelleftir. Hristiyanlıktaki "günah çıkarma" mantığına benzeyen, bir insanın önünde veya onun yönlendirmesiyle günahları protokole bağlama usulü Hz. Peygamber’in (s.a.v.) getirdiği dinde yoktur. Sen koltuğunda oturacaksın ben gelip seni şahit tutacağım öyle mi!? İyi de abicim biz kimiz? Neden nefsimizi tezkiye etmiş gibi uygulamalar yapıyoruz? Bizim yapacağımız maksimum amel, insanların Allah'a tevbe etmeye davet etmek ve istiğfarin faziletini anlatmaktır. Tevbe seansları adı altinda bazı şahısların Allah katında makamı varmış gibi bir uygulama İslam'dan değildir. Bazen bazı tarikat yetkilileriyle konuştuğumuzda bunun beyat olduğunu soyleyenlerde var. Bu arada kullandıkları sözlerle beyatın alakası yok. Yani şer'i bir intisap olmadığı için Kavram Karmaşası ortaya çıkıyor, Tövbe mi, Bey'at mı? Tarikatların bu ritüele "tövbe almak/vermek" demesi aslen bir kavram çarpıtmasıdır. Asr-ı Saadet'te sahabiler Allah Resulü'ne "tövbe etmezlerdi", O'na (s.a.v.) İslam üzere kalacaklarına veya devlete bağlılıklarına dair 'bey'at (bağlılık sözü)'verirlerdi. Şeyhler, Hz. Peygamber'in devlet başkanı ve peygamber olarak aldığı "bey'atı" alıp, bunu günahlardan arınma seansı olan "tövbeye" devşirmişler. Hiç kimse Hz. Peygamber'in makamında olmadığına göre, onun adına veya onun gibi bir bağlılık/tövbe seansı düzenleme yetkisine de sahip değildir. İslam devletinde halife de degilseniz, insanlar neden size tevbe ile biat ediyor? Bu biat makamını size kim verdi? Babanız mı? İslâmî şûrâ mı? Belki ben doğru düşünmüyorum ama Allah için içimden geciriyorum, "Ben sadece şahidim" demek, uygulanan hiyerarşiyi gizleme çabası değil mi, niye birbirimizi kandırıyoruz? 🔻🔻🔻

Muhammed BEYAZ

10,929 görüntüleme • 1 ay önce

27 ARALIK 2025 SAAT 14:00’TE, ANITKABİR’DE ATATÜRK’ÜN HUZURUNDA, HAİNSİZ TÜRKİYE BULUŞMASINDA NASUH MAHRUKİ’NİN KONUŞMASI Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Türkiye’de her birimizin ayrı ayrı yaşadığı demokrasi sorunu vardır, adalet sorunu vardır, yandaşa başka, muhalefete başka işleyen hukukun önünde eşitlik sorunu vardır, üretim sorunu vardır, gelir adaletsizliği ve geçim sorunu vardır, açlık sınırının altıda asgari ücret ve emekli maaşı sorunu vardır, kalitesiz eğitim, denetimsiz devlet, hesap vermeyen hükümet, hesap vermeyen siyasiler ve bürokratlar sorunu vardır, kötü yönetilen devlet sorunu vardır. Bu sorunlar hepimizin ortak sorunlarıdır, Türk’ün de, Kürt’ün de, Laz’ın da, Çerkes’in de, Boşnak’ın da, Arnavut’un da ve Türk milletini var eden 26 etnisitenin tamamının da sorunlarıdır. Çözümü de hepimiz için ortaktır ve bir tanedir. Daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, adil ve tarafsız yargı, hukukun önünde eşitlik, doğru enflasyon hesaplamalarıyla asgari ücret ve emekli maaşının belirlenmesidir, açlık sınırının altında kimseye maaş verilmemesidir, her ailenin en azından yoksulluk sınırının üstünde bir maaşı evine getirebilmesidir, varlıklarımızı satarak değil üretim ekonomisiyle kalkınmanın sağlanmasıdır, eğitimin parasız olması, laik ve çağdaş olmasıdır, devletin açık ve şeffaf yönetilmesi, denetlenebilmesi, devlet kurumları ve siyasilerin, bürokratların hesap verebilmesidir. Ancak Güneydoğu’da Türkiye’nin geri kalanından farklı olarak ağalık sorunu, feodal düzen sorunu vardır, devletin denetleyemediği aşiretler, tarikatlar sorunu vardır, bu düzende köylünün Cumhuriyet’in korumasına erişememesi, eşitsizlik, adaletsizlik ve haksızlığa uğrayarak mağdur edilmesi sorunu vardır. Bunların da çözümü Cumhuriyet’tir, Atatürk Türkiyesi’dir. Biz bütün dertlerimizi kendi içimizde çözeriz, her zaman çözdük, her zaman çözeriz, ölümden gayrı her şeyi çözeriz ama emperyalizmin ajanları, düşmanlarımızın işbirlikçileri etnikçi, bölücü, ayrılıkçı eli kanlı teröristleri hem de Türkiye’den parça koparma hedeflerinden hiç sapmadıklarını Meclis’te de dağda da her konuşmalarında da açıkça, gözümüze soka soka, küstahça bir de üstüne tehdit ederek dile getirdikleri halde muhatap kabul edersek iş karışır. Büyük Türk milleti buna müsaade etmez, kendi Cumhuriyeti için, kendi geleceği için, çocuklarının özgür ve başı dik yaşayabilmesi için asla müsaade edemez ve etmeyecektir. Durumdan vazife çıkararak, Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda, Anıtkabir’de buluşan büyük Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, üniter yapısına, ulus devlete, milli egemenliğe, Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür ilkesine ve tek diline, tek milletine, tek egemenliğine sahip çıkmak için bugün burada. Burada siyasi partiler yok, her siyasi partiden yurttaşlar var, burada siyaset yok burada Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk milletini iç ve dış düşmanlardan koruma kararlılığını gösteren Türk milleti var. Türkçe konuşmaktan asla vazgeçemeyiz, ana dil eğitimi zaten var ama ana dilde eğitim asla olamaz, bu konuda da kimse kelime oyunu yapmasın. Güneydoğu bölgemizde belediyelerde Kürtçe konuşulmasına da asla müsaade edilemez çünkü bölücülüktür, iki dilliliğin ilk adımıdır, Anayasa’ya aykırıdır ve sadece Türkiye’ye dönük emelleri olan emperyalizme hizmet eder. Bu konuda bir kez taviz verilirse arkası gelir. ABD, Ortadoğu’da ulus devlet istemiyor ve bunu apaçık İsrail’in güvenliği nedeniyle diye açıklıyor. Türkiye İsrail için bir tehdit değil ki, Türkiye’nin İsrail’in topraklarında gözü yok ki ama görünen o ki İsrail artık Türkiye için bir tehdit ve topraklarımızda gözü var, bunu Cumhurbaşkanı bile söyledi çünkü İsrail bu çağda akıl almaz bir şekilde yahudi şeriatının peşinden gidiyor ve dinsel fanatiklere göre vaadedilmiş topraklarına kavuşmak için konjonktürün çok uygun olduğunu düşünüyor. İsrail bu yüzden ulus devlet istemiyor ve ABD ile birlikte Türkiye’nin üniter yapısına müdahale etmeye çalışıyor. Etnikçi, ayrılıkçı, bölücü PKK’yı güçlendirmeye çalışıyor. İsrail işbirlikçisi PKK ve DEM de ulus devlet istemiyor çünkü Türkiye’nin parçalanmasını istiyorlar Kürt halkını özgürleşeceksiniz diye kandırıyorlar oysa İsrail’in ve işbirlikçilerinin kölesi olmaktan asla öteye gidemezler. PKK’nın ve DEM’in elitleri servetlerine servet, güçlerine güç katacaklar diye koca Kürt halkını İsrail’in desteğiyle kendilerine maraba yapmaya çalışıyorlar, Cumhuriyet’in yıkmaya çalıştığı ağalık düzenini kurumsallaştırmaya çalışıyorlar. Bizim bizden başka dostumuz yok, Türklerin de, Kürtlerin de ve hepimizin de bu coğrafyada kaderi ortaktır. Tek yol Atatürk’ün bizi 100 yıldır özgür ve bağımsız tutan tam bağımsız ve anti emperyalist Türkiye hedefinde birleşmektir. Bugün burada olanlar, bu hedef için buradadır. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de PKK sorunu vardır, terör sorunu vardır, etnikçi, ayrılıkçı, bölücülük sorunu vardır. Ölüm cezasına çarptırılmış, cezası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çevrilmiş Teröristbaşı’nın hapisten çıkarılmaya çalışılması sorunu vardır, hapisten çıkartılarak siyasi aktör yapılmaya çalışılması sorunu vardır, sanki bütün Kürtler PKK’lıymış gibi, bütün Kürtler terör destekçisiymiş gibi Teröristbaşı’nın bütün Kürtlerin lideri konumuna getirilmeye çalışılması sorunu vardır. Öcalan’ın mahkeme kararında şunlar yazar; ''..... Kurduğu silahlı terör örgütü PKK'yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek , devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre ÖLÜM CEZASI ile Cezalandırılmasına. 2- Sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayırımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi'' ...... diye devam eder. Bu profesyonel katil, düşman ajanı, vatan haini teröristin ayağına Gazi Meclis'imizi götürdüler ve umut hakkından yararlanmasını istiyorlar, dahası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası çeken Teröristbaşını çıkarıp Kürt halkının siyasi lideri olmasını hayal ediyorlar. Sanki bütün Kürtler teröristmiş, terör destekçisiymiş gibi. Büyük Türk milleti, emperyalizmin ve ele geçirilmiş yerli işbirlikçilerinin yıkıcı ve bölücü ihanet projesini mutlaka bozacak ve bir kez daha heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Anadolu'da kimse Türk milletini yenemez. Türk milleti vatanını kimseye böldürmez, Cumhuriyeti'ni kimseye yıktırmaz ve düşmana asla teslim olmaz. Bugün, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinin 106. Yılında, O’nun huzurunda bu kararlılığımızı hep birlikte dosta düşmana göstermek için buraya geldik. Türkiye’mizi asla kimseye böldürmeyeceğiz.

Nasuh Mahruki

56,470 görüntüleme • 8 ay önce

“Benim inancıma göre bugünkü İsrail devleti Tevrat’a göre meşru değildir. Yahudilerin bugün egemen bir devlet kurup bu topraklar üzerinde hükmetme hakkı yoktur. Filistin toprağının yönetimi Filistinlilere ait olmalıdır; Yahudiler ise orada ancak barış içinde yaşayan insanlar olarak bulunabilir. Ben Yahudilik ile Siyonizmi aynı şey olarak görmüyorum. Tam tersine, Siyonizmin Yahudiliğe zarar verdiğini, insanları Allah’tan uzaklaştırdığını ve dini asli mecrasından çıkardığını düşünüyorum. Bugün birçok insanın Yahudilik diye savunduğu şey, bana göre hakiki Yahudilik değil; siyasallaşmış, sertleşmiş ve ahlaki ölçüsünü kaybetmiş bir ideolojidir. ‘Amalek’ meselesini de bugünün siyasal dilinde gelişi güzel kullanılan bir etiket olarak görmüyorum. Ben bunu, insanları Allah’tan uzaklaştıran, dini yozlaştıran ve hakikati tersyüz eden bir tavır olarak anlıyorum. Bu yüzden, bugün bu kavramı kimin temsil ettiğine bakarken etnik kimliğe değil, ortaya koyduğu fiile ve ahlaki yıkıma bakarım. İsrail’in sürekli dile getirdiği ‘kendini savunma hakkı’ söylemini de bu çerçevede kabul etmiyorum. Siz önce bir toprağı zorla alır, bir halkı yerinden eder, sonra da ‘Ben kendimi savunuyorum’ derseniz, bu bana göre meşru bir savunma değildir. Gerçek çözüm, toprağın sahiplerine iade edilmesi ve adalet temelinde bir birlikte yaşama düzeninin kurulmasıdır. Ben, mevcut yönetimin kendi hedefleri uğruna çok büyük yıkımları göze alabilecek bir zihniyete sahip olduğunu düşünüyorum. Bu konuda söylenenler bazılarına ağır gelebilir; ama ben onların güvenlik adına çok büyük felaketleri bile meşrulaştırabilecek bir çizgide durduklarına inanıyorum. Mesih, kırmızı inek ve Tapınak gibi meselelerde de bugün anlatılan birçok şeyin dini hakikatten ziyade siyasî yorum ve fanatik fantezi olduğunu düşünüyorum. Benim anladığım gerçek Mesih anlayışı; savaş çıkaran, insanları ezen, yıkan bir figür değil, insanları Allah’a yaklaştıran, barışı ve manevî birliği getiren bir hakikat merkezidir. Tarih boyunca Yahudilerle Müslümanların birlikte yaşayabildiğini düşünüyorum. Bana göre bugünkü temel problem dinlerin kendisi değil; işgal, zulüm ve buna dinî meşruiyet kazandırma çabasıdır. Sorun Yahudilik değildir; sorun, dini araçsallaştıran işgalci zihniyettir. Antisemitizm meselesinde de şunu söylüyorum: Siyonizm, Yahudileri korumuyor; aksine Yahudileri dünyanın birçok yerinde daha büyük öfke ve tehlikeyle karşı karşıya bırakıyor. İnsanlar Yahudilik ile Siyonizmi birbirine karıştırdıkça, bunun bedelini sıradan Yahudiler de ödüyor. Holokost gibi büyük bir trajedi de başka bir halkın toprağını almak için gerekçe yapılamaz. Avrupa’da işlenen suçun bedelini Filistinlilere ödetmek ne ahlaken doğrudur ne siyaseten meşrudur. Acı yaşamış olmak, başkasına acı çektirme hakkı vermez. Ben eninde sonunda bu yapının sürdürülemez olduğuna inanıyorum. Bir gün bu düzenin sona ereceğini düşünüyorum. Benim ideal gördüğüm şey, kan dökülmeden, Filistin yönetimi altında Yahudi ve Müslümanların birlikte yaşayabildiği barışçıl bir düzendir.”

Rauf Atilla Polat

21,093 görüntüleme • 5 ay önce

Konut kredisinde ziraat bankası sözde faiz düşürdük açıklaması gündeme gelince bazı fırsatçılar hemen patlak olan fiyatları birdaha patlatma derdine düşmüş. Farkındamısınız dünya yanarken bizim ülkemizde son yıllarda resmen GAYRİMENKULE TAPILIYOR Dikkat edelimde sonumuz aşağıdaki gibi olmasın. Unutmayın ''AZAN KAVİMLERE CEZA VERİRİM'' diye buyurmuştur YÜCE ALLAH Yani GELİYOR GELMEKTE OLAN. Bırakın onlar dairelere betonlara tapmaya devam etsin. 3 trilyon 5 trilyon yazsınlar biz son sözü söyledik. ALTIN ALIN BEKLEYİN. Yarın ayaklarınıza kapanıp ''BENİM DAİREMİ 300 BİN TL'ye al ne olur çoluğum çocuğum aç kaldı'' diye yalvaracaklar. Çünkü cumhuriyet tarihi boyunca, ayrıca dünya tarihi boyunca görülmemiş bir GAYRİMENKUL VE BETON azgınlığını son 2-3 yıldır yaşamaya başladık. Müslümanlık bitmiş, ALLAH korkusu bitmiş, Kuldan utanma bitmişse BETONA tapılmaya başlanmışsa hiç kusura bakmayın ama BELA da kaçınılmazdır. ALLAH AZAN KAVİMLERİ YOK EDER. Çin dahil olmak üzere dünyanın her ülkesinde konut fiyatları yerin dibine girmişken bizim ülkemizdeki bu AZGINLIĞIN açıklaması nedir ? Bunun bir izahı var mıdır ? Farkındaysanız devlet birşey yapmıyor, herşeyin fiyati sabit kalsa dahi birileri sürekli kaşıyıp fiyatları yükseltmek için mücadele ediyor çünkü sebebi belli GAYRİMENKULE tapıyor. Hemen ukrayna aklımıza geldi. Odessa sahiline karadenizdeki MİAMİ derlerdi, denize sıfır binadaki bir daireye 2 milyon dolar ilan asmışlardı, Savaş çıktıktan sonra rus gemileri karadenizden odessayı bombardımana tutunca aynı daireye yalvarırcasına 15 bin dolar ilan yazmışlardı ve bu tüm basına konu olmuştu. İNŞALLAH BU AZGINLIĞIN SONU YOK OLMAKLA BİTMEZ... Şu anda bu azgınlar yüzünden suçsuzlarda yok olacak demedi demeyin... Aşağadaki görüntü GAZZEDE yeni çekildi, İNŞALLAH HEPİMİZE İBRET OLUR...!

GERÇEKLER TV

27,402 görüntüleme • 1 yıl önce

"ŞİRK"E ENGEL OLMASI GÜLEN'İN VE SEVENLERİNİN BAŞINI YAKTI!.. Fethullah Gülen kendisinin insanüstü, olağanüstü görülmesinden ve yüceltilmesinden çok rahatsızdır! En çok rahatsız olduğu konu budur ve bunu da hiç bozmadığı üslubunu sadece bu konuda yani şirk konusunda bozar ve çok ağır şeyler söyler! Bunun için her fırsatta kendisinin sıradan bir insan olduğunu vurgular ama Muaviye ile birlikte İslam'ın yerini alan Muaviyeizm'de yani Şirkizmde tam tersi bir inanış hakimdir! Hocalar, imamlar, şeyhler, müftüler, DİB'ler, devlet ve siyaset adamları ise şirkizmden beslenirler! Bu kişiler tapılacak kadar yüceltilmiyorsa bulundukları makamların hiçbir hükmü yoktur! Sadece İslam(!) yani "müşrik âlemi" değil küresel çeteler de şirkin yok olmasını istemezler! Zira şirk yok olursa yerine İslam güneşi tekrar doğacaktır! İşte F.Gülen'e karşı bütün kesimlerde var olan iflah olmaz yerli ve küresel ortak düşmanlığın bu kadar amansız, imansız ve sınırsız olmasının asıl sebebi budur! Çünkü şirk herkesin hesabına geliyor! Liderler tapacak mürit ya da halk isterken, halk ve müritler de tapılacak dini ya da siyasi lider arıyorlar! Halk, dürüst ve mütevazı liderlerden hoşlanmıyor! Halk için burnundan kıl aldırmayan ilahlaşmış liderler gerekiyor! Zira mütevazı liderlere yalakalık yapılamıyor! Kendilerine tapılmayan bir anlayışı ve sistemi İslam(!) ülkelerinde hiçbir kesimin elitleri istemez, istemiyor! Milletin oyu ile seçilen vekillerin ve liderlerin "Küçük dağları ben yarattım" havasında olmalarının, seçmenlerin de onların bu haline bayılmalarının sebebi budur! Bu durum küresel güçler için de bulunmaz fırsatlar doğuruyor! Zira şirk demokrasiye en büyük engel oluyor! Demokrasi varsa şirk, şirk varsa demokrasi olmuyor! Küresel güçler Müslüman(!)coğrafyasında demokrasi istemiyorlar! İstemiyorlar çünkü demokratik toplumları sömürmek mümkün olmuyor çünkü koca bir halkı koca bir toplumu kandırmak, ikna etmek mümkün olmuyor, halk sömürüye karşı çıkıyor ama tek adamlı rejimleri kandırmak, ikna etmek, satın almak çok kolay oluyor! Fethullah Gülen şirk konusunda o kadar hassastır ki kendisine bir paye verilmemesi böyle bir algı oluşmaması için aracın arka koltuğuna asla oturmaz hep ön koltuğa şoförün yanına oturur! Böylece direksiyondaki kişi onun şoförü değil arkadaşı konumunda kalır!.. Bu konuşma insanlık tarihinin en önemli konuşması sayılır! Zira insanın en önemli zaafı olan şirk konusunda böylesine açık tavır koyan, adeta duvar ören başka bir lider yoktur! Çünkü liderlik ve şeyhlik makamı şirk olmadan yürümez! Hiç kimse şirksiz bir liderliği kabul etmez!.. İnsanlık Araplar #StayWithUsOsimhen Beyaz TV Nuh'un Gemisi Erk Acarer Şuayb Ordu Madeleine Murat Bardakçı Adnan #WeAreMadleen #WeAreMadleen GOAT İtalya İspanya Portekiz Greta Thunberg #FileninSultanları Vargas #AllEyesOnDeck #GazaGenocide #FreePalestine Osman Gökçek İsmail Aslı Şerefsiz Fuji #EmniyetTabanMaaşaZam Acil Yusuf İmamoğlu Arda Güler Ferdi Zeyrek #deprem #SONDAKİKA #KHKAdaletsizliği Alevi Fetö(!) #StopAlawiteGenocideInSyria #StopAlawiteGenocide Yahudi Özgürlük Filosu Koalisyonu'na Fatih Altaylı #HerkesİçinBayram 15 Temmuz Müslüman İslam

Bahri Şenkal

19,448 görüntüleme • 1 yıl önce

Amerikan sömürge valisi kılıklı büyükelçi Tom Barrack, ulusal üniter devlet modeline ve laik anlayışa açıkça savaş açmış. Türk milletini uyutmak amacıyla habertürk'te düşük kaliteli piyes sahnelemiş. Türkiye'nin yeni Graham Fuller'i belli ki, birkaç hafta önce ettiği lafların yarattığı rahatsızlığın farkında. Bu nedenle durumunu düzeltmek ve milleti uyutmak için bir şeyler söyleme gereği hissetmiş. Bunun için de son derece "uysal" bir haber kanalı tercih etmiş. Tabi, gözü açık vatansever bir platformda rahat rahat zehir saçamayacaktı. Barrack'ın söylediklerine bakılacak olursa "Önceki sözleri yanlış anlaşılan Türk dostu büyükelçi" pozunda. Ama sözlerin detayları incelenirse önceki söylemlerini tasdiklediğini hatta gerçek amacını ortaya koyduğunu görüyoruz. Tom Barrack söze başlarken "Dünya çapında yeni bir strateji şekilleniyor" diyor. Zaten memlekete yeni bir Graham Fuller edasıyla gelmesi, yeni bir stratejinin varlığına işaret ediyor. Fuller de Sovyetlerin çöktüğü dönemde gelmişti. Cumhuriyet gazetesinde Türkiye'ye yeni bir rol biçmiş, Kemalizm'in bittiğini söylemiş, demokrasi ve İslamı bir arada yaşatacak "formülü" öve öve anlatarak siyasal dinciliğin işaret fişeğini vermiş, memlekete istikamet tayin etmişti. Sonrası malum, BOP tüm hızıyla devreye girmiş ve Gülen belası tüm memleketin başına bela edilmişti. Fuller yıllar içinde öyle veya böyle misyonunu tamamladı. Artık sıra Barrack'ta... O da cebinde yeni bir "formülle" geldi. Türkiye'nin devlet yapısı hakkında haddi olmayan açıklamalar yaptı, dini-etnik ayrımlı "millet sistemi" önerdi hatta açık açık Atatürk'ün kurduğu ulus devlet modeline savaş ilan etti. Barrack sözlerinin devamında "Ulus inşası bölgede aslında hiç kimse için işe yaramadı" diyor. Söze ortadoğu ülkelerini kastederek başlıyor fakat "hiç kimse" diyerek Türkiye'yi de kastetmiş oluyor. Yani "Ulus inşası Türkiye'de işe yaramadı" demek istiyor. Tam bir palavra. Tabi, Barrack bu sözü söylemek zorunda. Yeni bir model getirebilmesi için var olanı yıkılmaya layık göstermek zorunda. İşin tuhafı, bir Amerikalı, Türkiye'nin devlet sistemini açık açık eleştiriyor. Üstelik bunu bir Türk kanalında yapıyor. Fakat ağzının payını alamıyor. Tanzimat döneminin esintilerini hissetmemek mümkün değil. Sonuçta Barrack'ın cümlenin gittiği yer çok açık: Türkiye'de ulus devlet modeline karşı çıkıyor. Türkiye'de ulus devlet olmasın demek, çok milletli ve inançlı bir yapının yerleştirilmesi demek. Tabi bunun için de mevcut Türk vatandaşlığı tanımının yıkılması gerek. Farkında mısınız bilmem, Öcalan ve Barrack'ın çok fazla ortak yanı var. Tabi söyleşi yapan kişi, bu noktada devreye girip "Türkiye ulus devlet modeline göre şekillenmiş bir ülke, siz bu sözlerinizle Türkiye'nin de ulus inşasında başarısız olduğunu mu ima ediyorsunuz" diye sormalı. Ama soramıyor. Çünkü tanzimat dönemi gazetecilerinin büyükelçilere böyle bir soru sormaya hakkı yoktur. Söyleşinin devamında söyleşi yapan kişi Barrack'ın daha önceki "Türkiye, Osmanlı millet sistemine geri dönmeli" ve "Ulus devletler İsrail için tehdittir" sözlerine atıf yapıyor. "İnsanlar şüpheci bakıyorlar" anektodunu ekliyor ve "Gizli bir gündem mi var" diye soruyor. Bu ısmarlama soru Barrack'ı zor durumda bırakmak amacıyla sorulmuyor. Aksine, Barrack'ın bu sözleri daha önce tepki çektiği için ona milleti uyutmak adına yatıştırıcı sözler söyleme fırsatı veriliyor. Şayet yayının niyeti Barrack'ı sıkıştırmak olsaydı, yukarıda örnek verdiğim türden sorular sorardı. Nitekim Barrack bu asisti duyunca gülümsüyor ve "Hayır" diyerek yatıştırıcı sözlere başlıyor. Barrack, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve o sözleri aslında o şekilde söylemediğini söylüyor. Ne acı ki Türk milletinin bu ucuz laf oyunlarına kanacağını düşünüyor. Barrack, sözlerinin devamında geçmişten çıkarılan derslerden bahsediyor. Türkiye'nin cumhuriyet olarak yeniden şekillendiğinden söz ediyor. Halbuki Türkiye bir asır önce ulus devlet modeliyle ve Atatürk'ün dizaynıyla zaten şekillenmişti. Haliyle Barrack'ın bu konuya atıf yapması gerekirdi. Ama tabi o vakit yıkmak istediği yapıyı parmağıyla işaret etmiş olurdu... Neticede Barrack Atatürk dönemini ağzını bile almadan daha da geçmişe gidiyor. "Osmanlı millet sistemine" atıfta bulunuyor. Bu sistemi övüp mezhepsel bir düzen getirdiğini söylüyor. İşte burada zehiri adeta şekerli bir paketle sunuyor... Osmanlı millet sisteminde Türk milletine dayalı bir üst kimlik mevcut değil. Yani Barrack'ın hiç sevmediği ulus devlet modeli yok. Aksine millet sistemine göre her inanç kendi kimliğiyle tanınıyor. İşte Barrack'a göre bu dini kimlikler ve hatta etnik kimlikler yan yana yaşayabilirmiş. ABD bunun en güzel örneğiymiş. Bu "yan yana yaşamak" ifadesini hayata geçirmek için her birini ayrı ayrı tanımlamak ve anayasaya geçirmek gerekir ki bunun için Türk milleti tanımını çöpe atmak şarttır. Dahası inançları da kimlik olarak tanımak için laikliği de yok etmek icap eder. Barrack'ın bu sözlerinin anlamı açık... Türkiye, Osmanlı'nın parçalanmasına neden olan toplumsal düzeni terk edip Lozan'da ulus devlet modeline geçmişti. Türk üst kimliği altında tüm etnik grupları ortak bir millet olarak şekillendirmişti. Dini kimlikleri ise laiklik ilkesiyle insanların vicdanlarına bırakmış. Yalnızca Türk milleti tanımlaması yapılmış, etnik ve dini kimlik ayrımına gidilmemiş ve herkes eşit vatandaş olarak tanımlamıştı. Barrack bunların tamamına karşı çıkıyor ve hepsinin temelden değişmesini istiyor. Tıpkı Öcalan gibi. Nitekim Öcalan ve PKK'nın fesih açıklamalarında da bu alt metnin tamamı bire bir mevcuttu. Barrack, Öcalan ve PKK aynı şeyi konuşuyor. Buradan da anlaşıldığına göre Barrack, yeni çözüm sürecinde Öcalan ve PKK tezlerinin savunucusudur. Türkiye'de görevlendiriliş amacı ulusal üniter yapıyı ve laik düzeni yok etmektir. Barrack'a göre Türkiye yeniden millet sistemine dönmeli. Etnik ve dini kimlikleri tanımalı ve bunları bir arada yaşatan bir formül bulmalı. Mesela ABD'deki formül gibi... Yani Barrack Türkiye'deki laik üniter modelin yıkılması gerektiğini en naif ve dolaylı şekilde izah ediyor. Karşısındaki şahıs da "Efendim sizin bahsettiğiniz dini kimlikleri bir arada yaşatan formülün uygulanması Türkiye'deki laik düzene zıt düşmüyor mu, Osmanlı millet sisteminin hayata geçmesi için Türkiye'nin üniter modeli terk etmesi gerekmez mi, siz Türkiye'nin anayasasında bulunan değişmez ilkeleri askıya alan bir çözüm yolu mu sunuyorsunuz, bu sözleriniz Türkiye'nin iç işlerine doğrudan müdahale manasına gelmez mi, bu açıklamalarınız Öcalan ve PKK'nın fesih beyannameleriyle örtüşmüyor mu" gibi sorular sormuyor. Nasıl sorsun? O vakit Barrack, sunmak istediği zehirin üzerindeki şekeri çıkarmak ve maskesini düşürmek zorunda kalacak. Dediğim gibi, tanzimat devrinin babıali gazetecilerinin haşmetlü sefirlere böyle soru sorma hakkı yoktur. Soramazlar. Zaten soracak olsa orada işi ne? Tom Barrack, sözlerinin devamında ABD'nin ortadoğudaki geleneksel politikalarından söz ediyor. Demokrasi getiren, ülkelerde hegemon kuran geçmiş politikalar vs... Yani Türkiye'nin yönetim modeline yönelik sözlerle, ortadoğunun millet olamamış memleketlerinin harap halinin yan yana getirilerek anlatılması bile ülkemize hakaret. Bir gazetecinin bu konuşmaya karşı "Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye'nin durumunu aynı ölçüde mi değerlendiriyorsunuz" diye sorması gerekirdi ama nerede... Son olarak sorulması gereken asıl soruyu soralım: Barrack'ın bu küstahlığına neden tahammül ediliyor?

Con Sinov

222,779 görüntüleme • 1 yıl önce

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 görüntüleme • 1 yıl önce

İşin Altında Başka Bir Gerçek Var! O gerçek de şu; ne yaparlarsa yapsınlar, bunlar kendilerini İslam dininin temsilcisi olarak gördüklerinden ve İslam'ı referans alan bir siyasi parti diye ortaya çıktıklarından, İslam diniyle özdeşleştiler. Sonunda ne oldu? Sonunda şu oldu: Bunlar gelmeden önce camiler dolar taşardı. Hatta camilerde cuma günleri yer bulunmazdı. Camilerin önüne hasır falan serilir, caddelere taşardı cemaat... Şimdi camiler boş ya da boşalıyor. Bunlar geldikten sonra birçok orta yaşlı kişi 'Ben artık camiye gitmiyorum. Bunlar geldikten sonra bıraktım.' diyorlar. Görüyoruz. Ama başka bir derin gerçek daha var. Yarınki Türkiye'nin insan dokusunu oluşturacak olan 'Z' ve arkadan gelecek olan 'Alfa' kuşağının şu anda, yüzde 70'i deist. 10 yıl önceki araştırma... Yani, Allah'a inanıyor, dine inanmıyorlar. Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, bütün bu yaptıkları ters tepecek. Dindar ve kindar bir kuşak yetiştirmek savıyla ortaya çıkarken problem burada başlıyor. Geçmişte mahyalarda, iki minare arasında 'Kin tutma!' yazardı. Şimdi ise Fazıl'ın şiirinden alıntılanarak 'dinine ve kinine' diye bir söylem oluşturuluyor. Ne demek 'Dinine ve kinine...'? Ben de bir şiir yazdım. 'Yunus'un dinidir dinim, ne öcüm vardır, ne kinim...' diye başlıyor. Bunu niye yapıyorlar? Çünkü geleceğin kendilerine ne getireceğini görüyorlar. Onun için ne diyorlar? 'Halk ne kadar cahil olursa o kadar iyidir. Eğitim seviyesi yükseldikçe oylarımız düşüyor.' diyorlar. Ne demektir? 'Ne kadar cahil, o kadar iyi...'. Zorunlu din dersinin olması, bir defa devletin 'Laiklik' niteliğini tek başına yok eder. Ve bunu da Kenan Evren başımıza açtı. 'Zorunlu din dersi' ne? Diyorsun ki yurttaşlara; 'Din budur.' Kardeşim ne hakkın var? Hangi dini anlatıyorsun? Bir de tek mezhebin tek anlayışı. Yani sünnilik diyeceğim de, sünnilik de değil. Sünniliğin bir yorumu bu... Onu dayatıyorsun! Emevi... Emevi den de, Ebusuud... Osmanlıyı çökerten din anlayışı... Ne oluyor? Niye yapıyorsun bunu? Gençlik 'dinine, kinine...'. Evet! 'Dinine' değil ama 'Kinine' sahip çıkan bir gençlik oluşuyor. Size kin duyuyorlar. Yaptığınız her yanlıştan ötürü Müslümanlık yara alıyor. Anlattığınız İslam'dan ötürü gençler İslam'dan kopuyorlar. Milli Eğitim Bakanı istediği kadar müfredat yapsın. Biliyorsunuz imam hatip okullarına da karşıyım. Yanlıştır! Devlet imam yetiştirmez. Yanlış! Bunları şimdi 5000'e çıkardınız. Ama ne oluyor? Yüzde 30'u deist. Bu da araştırma sonucu... Yani olmuyor. Zorlamayın. Siz kendi kafanızı düzeltin! Bir ara Recep Tayyip Erdoğan çok doğru bir şey söyledi. Çok doğruydu. 'Bir takım alim geçinen alimler, kadın haklarıyla ilgili şeriattaki hükümleri söylüyorlar ve savunuyorlar. Çok rahatsız edici şeyler söylediler. 1400 sene önceki hükümle bugün İslam anlatılabilir mi? Bunlar İslam'ın güncellenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar aciz insanlar. Hiç 1400-1500 yıl önceki hükümlerle şimdiki örtüşebilir mi?' Ve devam etti... 'Şimdi' dedi; 'Benim bu sözlerim karşısında hoca efendiler beni tefe koyup çalacaklar. Rabbim tefe koymasın!' Aman Allah'ım!.. Bunlar ne sözler? Alkışladım! Ey Milli Eğitim Bakanı, ey onun gibi düşünenler; Böyle yaparsanız sandığınız gibi kişileri dine kazanamazsınız. Sizin bu tutumunuza biz şiddetle ve hiddetle karşıyız. Programınıza da karşıyız. Biz onu yırttık attık ve uygulayamayacaksınız. Ama aynı zamanda savunduğunuzu, savladığınız dine de İslam'a da büyük zarar var. Sizin yüzünüzden orta yaş da dahil olmak üzere gençlik dinden kopuyor.

Namık Kemal Zeybek

32,056 görüntüleme • 6 ay önce

Pi Network OKX TR çekim rehberi, ayrıca bazı sorularınızın cevabı da rehberde olacak👨‍💻 Çekim hızına bakın ya muazzam birşey👏 Çekimi yaptım uygulamaya gitmeden,pi varmış oluyor. Çekim işlemi için ⤵️ 1️⃣Okx Tr borsasına gidip Yatır yazan yere tıklıyorsunuz. 2️⃣Kripto yatıra tıklayıp pi network diye aratıyorsunuz. Sadece pi uygulamasından aktarım yaptığınızdan emin olun diye onay vermenizi istiyor. Sonra adresi kopyalayıp pi browserda olan cüzdanınıza gidiyorsunuz. 3️⃣Cüzdanınızda pay /request yazan yere tıklıyorsunuz. 4️⃣Manuel add Wallet adrese tıklıyorsunuz Transfer edilebilir kaç adet transfer etmek isterseniz adeti yazıyorsunuz. 5️⃣Wallet adres yazan yere kopyaladığınız adresi yapıştırıyorsunuz memo yazan yeri boş bırakıp gönder diyorsunuz 1 saniye içinde okx hesabınıza geçiyor. Bu hızı beni çok şaşırttı. Bazı soruların bildiğim kadarıyla cevapları⤵️ 1️⃣Piler kilitli ise kilitli olanlara çözüm yok açılmasını bekleyeceksiniz. 2️⃣Kilitsiz olup da Pi adetlerini göremeyenler, Cüzdanda history yazan yerin yanında ki migrations yazan yere tıklasın orda adetleri görünenler move yapıp çekilebilir duruma getirsin. 3️⃣Doğrulanmamış bakiye ve taşınabilir bakiyeler 2. Aktarım döneminde aktarılacak otomatik olarak olacak. Yapabileceğiniz bişey yok. 4️⃣Kilitli coinlerin ne zamana kadar kilitli olduğunu görmek için history yazan yerin altında adetlerinizin yanında 🔒 bu görselin üstüne tıklayıp ne zamana kadar kilitli olduğunu görebilirsiniz. 6️⃣KYC için sınıra ulaşıldı hatası alanlar,Vpn ile Kanada yada ABD olarak bağlanıp birkac saat öyle takılması işe yarıyormuş. Deneyip, başarılı olanlar var. Ayrıca 40 Kazım periyodunun ard arda yapılması lazım ve başka cüzdanlara test pi aktarımı yapıp cüzdanlarını hareketli konuma getirsinler. Bunun dışında başka yapılabilecek birşey yok. Test pi aktarımı için yorumlarda destek olabilirsiniz birbirinize. 7️⃣9. Madde için takılan arkadaşlar için şöyle bir öneri var, yapıp da başarılı olanlar var⤵️ 🔹 Şifrenizi güncelleyin 🔹Maili güncelleyin 🔹Yeni bir 24 kelimelik pi wallet cüzdanı oluşturun 🔹9.maddeyi tekrar onaylatmaya çalışın Ayrıca gene konum değiştirmeyi de unutmayın. 8️⃣2. Aktarım dönemi için herhangi bir bilgi yok şuan, ekipten açıklama beklemek lazım 9️⃣Kyc onayını, geliştirici ekibinde olan insanlar yapıyor,o yüzden VPN ile ara sıra konum değiştirin. 🔟Available Balance yazan yerde çekilebilir adetleriniz yazıyor.

Kripto AKD

39,174 görüntüleme • 1 yıl önce

AKIL SAĞLIĞI YERİNDE OLMAYAN SALDIRGANLARA DEVLETİN NEDEN BİR ÖNLEMİ YOK! BU GÜN İKİ ARKADAŞIM DAHA BIÇAKLANDI! İlla birinin ölmesi mi gerekiyor! Daha önce de yazmıştım. Bana takıntılı olan bir kadın etrafımdakilere şiddet uyguluyor en son bir arkadaşımızı bıçakla yaraladı diye.. Bıçaklı saldırıdan sonra kısa bir süre tutuklu kaldı ve akli yetersizlik raporu alıp tahliye oldu. Çıkar çıkmaz tekrar kapıma dayandı. Dün kapıma gelip uzun bir süre bağırdı çağırdı tehditler yağdırdı. Oğlumu defalarca tehdit etti! (Videosu aşağıda) Polis çağırdık aldılar, yetişmeselerdi kapımı kırıyordu nerdeyse! Şikayetçi olduk, önceki yaptıklarını anlattım, tehlikeyi defalarca anlattım çocuklarım, eşim, arkadaşlarım tehlikede dedim. Savcı bütün bunlara rağmen ifadesini aldırıp gönderdi. Can kendi canları değil nasılsa!! VE BUGÜN DE OFİSİMİZE GELİP İKİ ARKADAŞIMI BIÇAKLADI! Ortama bıçakla dalıp dehşet saçmış! Alt kattan yetişmeselermiş orda bulunanları doğrayacak kadar gözü dönmüş bir şekilde saldırmış! 8 erkek elinden bıçağı almakta zorlanmış!! Şu anda hastanedeyiz!!! Şimdi bunun akli yetersizliği var diye yine serbest mi bırakılacak!! Birimizi öldürsün mü illa!?! Hukukta bu kadar açık nasıl olabilir! Deli raporu alan elini kolu sallaya sallaya adam doğruyor!! Doktor mahkeme raporu lazım diyor, mahkeme doktora sevkediyor bu arada insanlar dehşeti yaşamaya, hayatını kaybetmeye devam ediyor!! Nereye kadar saldırganlar sokaklarda gezmeye devam edecek?! Bize dört yıldır bu korkuyu yaşatan ve defalarca saldıran ama hiç bir şey yapılmayan bu kişi Adana’da yaşayan Altınyüzük ailesinin kızı Betül Altınyüzüktür. Net resmini de yorumda paylaşıyorum. Tanıyanlar kendini ondan korusun. Ailesi yakınları da ilgilenmiyor, sahip çıkmıyor, ortaya bırakmışlar, onlardan da şikayetçiyiz! Ben burdan duyurarak elimden geleni yapayım, devlet de inşallah bu defa gerekeni yapar ve kalıcı bir çözüm bulur! Bizim arkadaşlarımızı yalandan tehdit suçlaması ile hapse atanlar bu kişiyi sokaklarda gezdiriyor! Arkadaşlarımıza iftira sebebiyle işkence eden polis bu dehşet saçan deliye bir tokat bile vurmuyor! Ne tedavi için hastaneye yatırılıyor ne de kalıcı bir önlem alınıyor! Bu defa bu çağrımıza kulak verin lütfen.. Sonraki kurban kim olacak belli değil! T.C. Adalet Bakanlığı T.C. İçişleri Bakanlığı

Semra Kuytul

170,633 görüntüleme • 2 yıl önce

🇮🇷 İran Dışişleri Bakanı Arakçi, İnsan Hakları Konseyi Acil Oturumunda: "İran, iki zorba nükleer silahlı rejim tarafından dayatılan yasadışı bir savaşın sancıları içinde." "9 ayda 2. kez müzakere masasını baltalayarak diplomasiye ihanet ettiler." "175'ten fazla öğrenci soğukkanlılıkla katledildi." "Okula yapılan saldırının kasıtlı olmadığına kimse inanmaz." "Bu barbarca saldırı, çok daha büyük bir buzdağının görünen ucudur; yüzeyin altında çok daha ağır felaketleri gizlemektedir." "Vicdanımız bizi herhangi bir mahkemeden çok daha derin biçimde yargılayacaktır." "İran genelinde 600'den fazla okul yıkılmış, 1.000'den fazla öğrenci ve öğretmen şehit edilmiş ya da yaralanmıştır." "Savaş suçu ve insanlığa karşı suç kavramları, işledikleri vahşetin ağırlığını yeterince tanımlayamamaktadır." "Haksızlıklar karşısında sergilenen kayıtsızlık ve sessizlik güvenlik ve barış getirmeyecektir." "Vahşi saldırganlara karşı kendilerini savunma konusundaki kararlılık, gerektiği sürece sürecektir." ➖ Bismillahirrahmanirrahim. Sayın Delegeler, Sevgili Meslektaşlar, ➖ İran, iki zorba nükleer silahlı rejim tarafından dayatılan yasadışı bir savaşın sancıları içinde bulunmaktadır; Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail. ➖ Bu saldırı savaşı açıkça haksız ve vahşidir. ➖ Bu saldırıyı 28 Şubat'ta başlattılar; oysa İran ve ABD, İran'ın nükleer programına ilişkin Amerikan iddialarını çözmek amacıyla bir diplomatik süreç içindeydi. ➖ Dokuz ay içinde ikinci kez müzakere masasını baltalayarak diplomasiye ihanet ettiler. ➖ Bu saldırının en yıkıcı tezahürlerinden biri, güney İran'ın Minab şehrindeki Şecare-i Tayyib İlköğretim Okulu'na yönelik hesaplı ve aşamalı saldırıydı; bu saldırıda 175'ten fazla öğrenci ve öğretmen soğukkanlılıkla katledildi. ➖ Bu barbarca saldırı, çok daha büyük bir buzdağının görünen ucudur; yüzeyin altında çok daha ağır felaketleri gizlemektedir: insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerinin en iğrenç biçimleriyle normalleşmesi ve vahşet suçlarını cezasızlıkla işleme cesareti. ➖ Sayın Başkan, Amerikan-İsrail saldırganlarının kendi iddialarıyla en gelişmiş teknolojilere ve en yüksek hassasiyetli askeri ve veri sistemlerine sahip olduğu bir dönemde, okula yapılan saldırının kasıtlı olmadığına kimse inanamaz. ➖ Şecare-i Tayyib Okulu'nun hedef alınması bir savaş suçu ve insanlığa karşı suçtur; herkesçe kesinlikle kınanmasını ve faillerin açıkça hesap vermesini gerektirmektedir. ➖ Bu vahşet meşrulaştırılamaz, gizlenemez ve sessizlik ile kayıtsızlıkla geçiştirilemez. ➖ Minab'daki Şecare-i Tayyib Okulu'na yönelik saldırı ne rastlantısal bir olaydı ne de yanlış hesaplamadan kaynaklanıyordu. ➖ ABD'nin suçunu meşrulaştırmaya yönelik çelişkili açıklamaları sorumluluklarından kaçmalarını sağlayamaz. ➖ Özünde sivil bir yere, en masumların barındığı ve bilgiye ulaştığı bir mekâna yönelik bu acımasız saldırıyı kınamak yalnızca insan hakları çerçevesi kapsamında hukuki bir yükümlülük değildir. ➖ Bu ahlaki ve insani bir zorunluluktur. ➖ Vicdanımız bizi herhangi bir mahkemeden çok daha derin biçimde yargılayacaktır. ➖ Sayın delegeler, Şecare-i Tayyib İlköğretim Okulu, Amerikan-İsrail vahşetinin yasadışı savaşının 27 günlük sürecindeki tek kayıp değildir. ➖ İnsan hakları ve uluslararası insancıl hukuk, işgalciler tarafından emsalsiz bir vahşetle toplu ve sistematik biçimde çiğnenmektedir. ➖ Savaş hukukuna ve insanlığın temel ilkelerine hiçbir saygı göstermeksizin sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almaktadırlar. ➖ İran genelinde 600'den fazla okul yıkılmış ya da hasar görmüş, bunun sonucunda 1.000'den fazla öğrenci ve öğretmen şehit edilmiş ya da yaralanmıştır. ➖ "Merhamet yok, af yok" diye küstahça bağıran ve İran'ın hayati altyapısını vurmakla tehdit eden saldırganlar; hastaneleri, ambulansları, sağlık çalışanlarını, Kızılay kurtarıcılarını, rafinerileri, su kaynaklarını ve yerleşim alanlarını hedef almaktadır. ➖ Savaş suçu ve insanlığa karşı suç kavramları, işledikleri vahşetin ağırlığını yeterince tanımlayamamaktadır. ➖ Saldırganların söylemleriyle birlikte değerlendirilen hedefleme biçimi, soykırım işleme niyetleri konusunda neredeyse hiç kuşku bırakmamaktadır. ➖ Sayın meslektaşlar, ABD ve İsrail'in İran'ın şerefli milletine yönelik bu haksız keyfi savaşı, işgal altındaki Filistin, Lübnan ve diğer yerlerdeki kanunsuzluk ve vahşet karşısında duyulan sessizliğin doğrudan sonucudur. ➖ Haksızlıklar karşısında sergilenen kayıtsızlık ve sessizlik güvenlik ve barış getirmeyecektir. ➖ Bu durum daha fazla güvensizliği ve hak ihlallerini davet edecektir. ➖ Birleşmiş Milletler ve onun somutlaştırdığı temel değerler ile genel insan hakları çerçevesi ciddi bir tehdit altındadır. ➖ Hepinizin saldırganları açıkça kınaması ve devletler topluluğunun, insanlığın ortak vicdanının onları İranlılara karşı işledikleri bu iğrenç suçlar nedeniyle hesap verecekleri konusunda uyarması gerekmektedir. ➖ İran hiçbir zaman savaş aramadı. ➖ İranlılar, dünyanın en zengin medeniyetlerinden birinin mirasçısı, barışsever ve asil bir millettir. ➖ Bununla birlikte, her türlü suçu işlemekten çekinmeyen vahşi saldırganlara karşı kendilerini savunma konusunda tam bir kararlılık ve azim ortaya koymuşlardır; bu savunma gerektiği sürece sürecektir. ➖ İlginiz için teşekkür ederim.

Kuşçu

34,607 görüntüleme • 5 ay önce

🌽Mısır ithalatı son 9 ayda 3 milyon ton gerçekleşti. Üstelik gümrüksüz! Şimdi 500 bin ton mısır ithalatı daha gerçekleşecek. Bu resmen vatana ihanettir! Eğer vatansever bir Türk iseniz şu kısa açıklamamı okuyun ve paylaşın lütfen: 🔹Tarım, milli güvenlik meselesidir. Çünkü milleti sağlıklı, kaliteli ve ucuz fiyatla besleyemezseniz hem hastalıklar hem de ekonomik sorunlar yaşanır. Sonunda da devletin bağımsızlığı tehlikeye düşer. 🔹TBMM'nin Sürdürülebilir Tarım Komisyonu için 2020 yılında bir sunum gerçekleştirdim. Bu sunumda Sürdürülebilir Tarım Modeli hakkında bilgi verdim. İsviçre Tarım Üniversitesi'nin geliştirdiği bu bilimsel model Almanya tarafından devlet politikası olarak uygulanmaktadır. Bu sayede çevre, toplum ve ekonomi boyutlarında sürdürülebilir kalkınma sağlanmaktadır. 🔹Ancak bu sunumum iktidar veya muhalefet olsun tüm siyasi partiler tarafından reddedildi! Çünkü bu çalışmalarım için hiçbir ücret istemedim ve kimse için haksız kazanç da yok! Bu proje yalnızca Türk Milletinin refahını sağladığı için reddedildi! Bugün hiçbir siyasi partinin politikaları arasında tarım veya diğer alanlarda bunun gibi bilimsel model, proje, sistem, süreç veya strateji yok. Yönetim bilimlerinin bu kavramları sadece boş laflar olarak halkı kandırmak için kullanılmaktadır. 🔹Türkiye'de tarım ve hayvancılık sektörü kasten yok ediliyor. Çiftçiye maliyetin altında fiyat veriyorlar. Bunu kabul etmeyen çiftçi zarar ediyor ve üretimi terk ediyor. Sonrada "iç talebi karşılamamız lazım" diyerek bu soruna yol açan siyasetçiler gümrüksüz ithalatla haksız kazanç sağlıyorlar. Bunları denetleyen ve yargılayan yok! 🔹Bazı utanmazlar çıkıyor "Kayıt dışı çalışıyorlar ama Afganlar ve Suriyeliler olmasa tarım ve hayvancılık biter ve millet aç kalır." diyorlar. Bu siyasetçiler alenen hukuk kurallarını çiğniyor. Ayrıca, önce halkı cahilleştirip sonra da dini inançlarını istismar ediyorlar. Bu şekilde büyük bir servet kazanıyorlar. 🔹Oysaki bu videoda paylaştığım ileri teknoloji tarım makinası sayesinde çok yüksek verimlilik sağlanabilir. Üniversitelerin bu alanlarda araştırma yapması, devletin bu projelere finansman desteği vermesi, halka arz olan şirketlerin bu şekilde gerçekçi faaliyetler ortaya koyması ve sonunda milletin refahının yükseltilmesi gerekir. Bu gördüğünüz makine milyon dolar değerinde! Sanayi şirketlerimiz bu makineleri üretmelidir. Çiftçilerimiz bu makineleri kullanmalıdır. 🔹Bütün bunlar yerine Türk Milleti nelerle kandırılıyor? SİHA, KAAN, TOGG vb. ürettik diye reklam yapılıyor ama millet Kurtuluş Savaşı döneminden farksız açlık ve sefalete mahkum edilmiş haldedir. Atatürk'ün TBMM'de konuşma yaptırdığı çiftçinin şikayeti üzerine "çiftçinin üretim için kullandığı malları haciz edilemez" şeklindeki yasal düzenleme çoktan çiğnenip geçilmiştir. 🔹Bugün üniversitelerden mezun olanlar yalnızca maaşlı bir işe girmek ya da yurt dışına kaçmak arasına sıkıştırılmıştır. Bu kasten yapıldı! 25 yılda böyle bir toplum yaratıldı. Bu sayede bütün bu gerçekler anlaşılmayacak ve bazı siyasetçiler ve iş dünyasındaki işbirlikçileri zengin olabilecekti. Oysaki Fransa, İsviçre, Hollanda, İsrail, Almanya, Amerika gibi ülkelerin tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret vb. alanlardaki başarılarını yalnız milletin menfaatleri için yakalamak istiyorsak onların yaptığı gibi yapmalıyız. Onlar ne yapıyor? Yalnız mühendislik ile yüksek teknolojiye kavuşma çabasında değiller; finans, sürdürülebilirlik ve yönetim bilimleri alanlarında liyakatli yönetim danışmanlarının desteğine başvuruyorlar. Borsalarında bu alanlarda faaliyet gösteren şirketlere finansman desteği sunuyorlar. Bu şirketler gerçekten üretim verimliliği sağladığı için piyasa değerleri yani hisseleri yükseliyor. Türkiye'deki gibi manipülasyonla ve tamamen sanal şekilde değil!!! 🔹Ayrıca, Türkiye'de öne çıkarılan, özendirilen ve gençler için en iyi kariyer fırsatı olarak gösterilen şey nedir? Dijital seks içerikleri üretilen uygulama Onlyfans aracılığıyla ayda 200 bin Dolar kazandığından övgüyle bahsedilen kadınlar sosyal medya yayınlarında öve öve bitirilemiyor. Buna benzer şekilde yanlış bir mantıkla "üniversite okumayın, musluk tamircisi olun ve çok para kazanın" diyenler de var. Bütün bunlar kasten yapılıyor! 🔹Şimdi sizin için hazırladığım bu videodaki genç ve güzel kıza bakın! Onlyfans ile değil, milyon dolarlık makinede mısır hasadını anlatıyor. Ben Türk gençlerini böyle görmek istiyorum. Türkiye'de bunların haber yapılmasını istiyorum. İşletme, ziraat mühendisliği, makine mühendisliği vb. alanlardan mezun olan Atatürkçü gençlerin birleşip yapay zeka destekli böyle makineler üretmesini ve bunun için girişimci olup şirket kurmasını istiyorum. Bu şirketlere finans ve yönetim danışmanlığı sunmak, yatırımcı olmak ve yabancı yatırımcı finansman desteği sağlamak istiyorum. Herkese ve her şeye rağmen bunların başarılmasını istiyorum. 🔹Türk Milletine yüzlerce kez çağrıda bulundum. Gezi Parkı veya Saraçhane protestolarında sokağa dökülmek belki gerekli ama asla ve kesinlikle yeterli değildir! Pikachu paylaşımı her seferinde 50 bin beğeni getirdi. Şimdi benim bu paylaşımım yine 50 beğeni bile almayacak! Erdoğan'ın gitmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek. İmamoğlu'nun hapisten çıkması da öyle!!! Anlamanız gereken tek bir şey var: Bu konu partiler, siyasetçiler ve diğer her şeyin üzerinde Türk Milleti ile ilgilidir! Burada anlattıklarımı bütünsel olarak anlamadığınız ve yalnızca günü kurtarmaya çalıştığınız kişisel menfaatlerinizin peşine düştüğünüz sürece ne Türkiye ne de sizin için "daha iyi" bir gelecek olmayacak. Daha uzun yazmak istemiyorum çünkü 10 yıldır hiçbir faydası olmadı. Türkiye işgal altındadır. Vatan satılıyor. Millet köledir. Daha ötesi var mı? Çözümleri de sundum. Kitabımda, web sitemde, yayınlarımda, konferanslarımda... Lütfen bunları anlayın ve seçimleri beklemeden eyleme geçin.

Dr. İbrahim Can, CPA

21,665 görüntüleme • 1 yıl önce

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanist(Rojava)

117,907 görüntüleme • 7 ay önce