正在加载视频...

视频加载失败

İsrail'le mücadele etmeye çalışıyoruz ama meşhur tabirle düşman evin içinde. Başkalarına laf yetiştirmeye çalışırken acaba dönüp bir kendimize mi baksak?

32,224 次观看 • 2 年前 •via X (Twitter)

5 条评论

Furkan Bölükbaşı 的头像
Furkan Bölükbaşı2 年前

Programın tamamı YouTube'da:

Estadio Deportes 的头像
Estadio Deportes1 年前

¡UY! ESO DEBIÓ DOLER 😬 Nassourdine Imavov le propina su tercera derrota a Israel Adesanya. 😲¿Acaso no lo tomó en serio? 🤔 ESTADIO Deportes te cuenta qué pasó. #NassourdineImavov #IsraelAdesanya #UFC

kerem 的头像
kerem2 年前

masanda duran baykuş neyi simgeliyor molochu mu? yoksa şeriatçı rolü yapan bir satanist misin? türbanlı simgeyi aratmandan belliydi zaten. bide küpe takmışın

Mehmet Kandemir 的头像
Mehmet Kandemir2 年前

Sizmi İsraille mücadele ediyorsunuz :)

rcnbyr 的头像
rcnbyr2 年前

Biz bir gece ansızın israile girecektik hava birden döndü israil bize girecek noktasına ben ömrümde böyle bir göt ayağı görmedim.. Bunun adında siyaset deniliyor... Yerseniz... Ne oldu da rüzgar gülü gibi dönüldü..

相关视频

Türünün son örneklerinden olduğu düşünülen kadınlardan biri söyledikleriyle şaşırttı: "Haftada bir buluşsan, ayda bir güzel yemeğe gitsen ayrı... Mobilyalar, gelinlik, kuaför çok pahalı. Kadınların beklentisi yüksek, herkes bir şeyler istiyor. Ama düşünün; biz de çalışıyoruz. Arabanın yakıtı, ev kirası, kendi ihtiyaçlarımız derken maaş bitiyor. Bu adam iki kişilik harcama yapacak. Kadınlar olarak bir şeyin en güzeli olsun istiyoruz. Adam hesabı öderken 'Bir o ödüyorsa bir de ben ödeyeyim' kavramı yoksa, evlendikten sonra bir de 'Maaşıma karışılmasın' deniyorsa iş zor. Aslında evlenecek adam yok değil, biz mi erkekleri anlayamıyoruz? Ekonomi ve hayat şartları onlar için de geçerli. Alışveriş yaparken mekanların pahalılığından dert yanıyoruz. Erkekler evlenmek istemiyor değil, adamların da işi zor. Erkek olmak da çok zor galiba. İki kişilik hayat performansını karşılamak için daha fazla çalışıyorlar. O zaman da 'Bize zaman ayırmıyorsun' diyoruz. Adam bir şeyler yaratmaya çalışırken stresinden gergin oluyor. Acaba adamlara haksızlık mı ediyoruz? 'Ben kadın halimle şöyleyim' diyoruz ama Türkiye'de kadın erkek şartları aynı. Erkeksin diye sana fazla maaş vermiyorlar. Kafeye gittiğinde 'Erkeksin, hesabı yarı fiyata alalım' demiyorlar. Acaba kızlar olarak erkeklere yardımcı mı olmuyoruz? 'Evlenilecek erkek yok' demeyelim de 'Bu hayat şartlarında boğulmayan erkek yok' diyelim bence."

Kasabadaki Yabancı

243,664 次观看 • 28 天前

Ortalık biraz sakinceyse tweet atacağım müsadenizle🙂 Görüntülerde geçen yılki Ankara Onur Yürüyüşümüz var. Sık sık nefret suçlarıyla anılan bir yerde valiliğin tüm engelleme girişimlerine rağmen yürümüştük. Canlı yayınlamıştık hatta. Yani geçen yıl da açık kimlikliydim aslında ama bu kadar ilgilenmemiştiniz. İlgi görmek gibi bir derdim yok ama sabitlediğim şu meşhur son tweet, 2 milyon kez görüntülendi. Toplumum makul bir kesiminin aklında "acaba ben bu konuda çok mu önyargılıyım?" gibi bir soru işareti uyandırdıysam ne mutlu. Önyargılar çok yaygın dostlar. Hiç ummadığınız birileri, lgbti sözünü duyunca hemen saldırıya geçebiliyor. Oysa yetişkinlerin rızası dahilinde kurdukları beraberliklerden, aşktan, yaşam biçimlerinden ve uğradıkları ayrımcılıktan söz ediyorum. Size seks ve pozisyonlar anlatıyorum gibi mi geliyor? Ya da bizi aileye saldıran bir örgüt gibi mi kodladınız? Örgüt değiliz, üyelik aidatımız da yok☺️Bir de hiç ummadığım insanlar "tercih" tabirini kullanıyor hâlâ. "Sizin tercihiniz tabii ama..." diye cümleler kurabiliyor. Söylesenize tercih etmek mümkün olsaydı bu kadar aşağılama ve ötekileştirmeye rağmen böyle olmayı mı tercih ederdik? Bu bir yönelim ve hepimizin çok farklı yönelim öyküleri var... Uzattım bak yine. Uzun lafın kısası neşeli, rahat, refah içinde, özgür, bağımsız bir Akdeniz ülkesi mi olacağız yoksa insanların birbirini inanç uğruna boğazladığı, eşcinselleri çatılardan attığı, kadınlara zulmettigi, emperyalistlerin cirit attığı Ortadoğu batağına mı sürükleneceğiz? Mesele biraz da bu sanırım. Ve zannediyorum ki: "Eşcinsellerin özgürlüğü, heteroseksüelleri de özgürleştirecek" evet. Bu vesileyle 70'lerden beri bu alanda mücadele eden, bedel ödeyen tüm aktivisitleri saygıyla analım. Geceye bir Küçük İskender ya da Arkadaş Zekai Özger şiiiri bırakmak ister misiniz bu gönderinin altına ya da bir Ferdi Özbeğen şarkısı? Çünkü çoğu zaman gönderilerimin altı küfürden hakaretten geçilmiyor. Onları daha az görünür kılmış oluruz belki🥹 Geçen yılkı yürüyüşün linkini de bıraktım: Ben, hepinizi anlamaya çalışıyorum. Bir kısmınızı da çok seviyorum😘 (Bu yıl 🏳️‍🌈Ankara Onur Yürüyüşü 22 Haziran'da, 🏳️‍🌈İstanbul Onur Yürüyüşü 29 Haziran'da)
0:52

Sensitive content

Ortalık biraz sakinceyse tweet atacağım müsadenizle🙂 Görüntülerde geçen yılki Ankara Onur Yürüyüşümüz var. Sık sık nefret suçlarıyla anılan bir yerde valiliğin tüm engelleme girişimlerine rağmen yürümüştük. Canlı yayınlamıştık hatta. Yani geçen yıl da açık kimlikliydim aslında ama bu kadar ilgilenmemiştiniz. İlgi görmek gibi bir derdim yok ama sabitlediğim şu meşhur son tweet, 2 milyon kez görüntülendi. Toplumum makul bir kesiminin aklında "acaba ben bu konuda çok mu önyargılıyım?" gibi bir soru işareti uyandırdıysam ne mutlu. Önyargılar çok yaygın dostlar. Hiç ummadığınız birileri, lgbti sözünü duyunca hemen saldırıya geçebiliyor. Oysa yetişkinlerin rızası dahilinde kurdukları beraberliklerden, aşktan, yaşam biçimlerinden ve uğradıkları ayrımcılıktan söz ediyorum. Size seks ve pozisyonlar anlatıyorum gibi mi geliyor? Ya da bizi aileye saldıran bir örgüt gibi mi kodladınız? Örgüt değiliz, üyelik aidatımız da yok☺️Bir de hiç ummadığım insanlar "tercih" tabirini kullanıyor hâlâ. "Sizin tercihiniz tabii ama..." diye cümleler kurabiliyor. Söylesenize tercih etmek mümkün olsaydı bu kadar aşağılama ve ötekileştirmeye rağmen böyle olmayı mı tercih ederdik? Bu bir yönelim ve hepimizin çok farklı yönelim öyküleri var... Uzattım bak yine. Uzun lafın kısası neşeli, rahat, refah içinde, özgür, bağımsız bir Akdeniz ülkesi mi olacağız yoksa insanların birbirini inanç uğruna boğazladığı, eşcinselleri çatılardan attığı, kadınlara zulmettigi, emperyalistlerin cirit attığı Ortadoğu batağına mı sürükleneceğiz? Mesele biraz da bu sanırım. Ve zannediyorum ki: "Eşcinsellerin özgürlüğü, heteroseksüelleri de özgürleştirecek" evet. Bu vesileyle 70'lerden beri bu alanda mücadele eden, bedel ödeyen tüm aktivisitleri saygıyla analım. Geceye bir Küçük İskender ya da Arkadaş Zekai Özger şiiiri bırakmak ister misiniz bu gönderinin altına ya da bir Ferdi Özbeğen şarkısı? Çünkü çoğu zaman gönderilerimin altı küfürden hakaretten geçilmiyor. Onları daha az görünür kılmış oluruz belki🥹 Geçen yılkı yürüyüşün linkini de bıraktım: Ben, hepinizi anlamaya çalışıyorum. Bir kısmınızı da çok seviyorum😘 (Bu yıl 🏳️‍🌈Ankara Onur Yürüyüşü 22 Haziran'da, 🏳️‍🌈İstanbul Onur Yürüyüşü 29 Haziran'da)

irfan değirmenci

117,979 次观看 • 1 年前

50 YILLIK TİYATRONUN SONU Kürdistanın her karışında, dağlarda, şehirlerde, köylerde kan aktı. On binlerce Kürd genci toprağa düştü, on yedi bin “iç düşman” kendi elleriyle infaz edildi, aileler parçalandı, köyler yakıldı, bir halkın gençliği bir ideolojinin değirmeninde un ufak edildi. Ve şimdi, bütün bu enkazın üzerine, “ulus devlet kurmak özgürlük getirmez, zaten yeterince devlet var” cümlesi düşüyor. Bu cümle, bir itiraftır. Başlangıçta “bağımsız Kürdistan” diye yola çıkanlar, yıllar içinde paradigmayı değiştirdiklerini, artık “demokratik ulus”, “demokratik konfederalizm”, “devletsiz özgürlük” peşinde olduklarını söylüyorlar. Güzel. Ulus-devlet gerçekten özgürlüğün nihai formu mudur, yoksa modernitenin bir tuzağı mı? Bu soru meşrudur. Ama o meşru soruyu, 50 yıllık kanın üzerine kurmak, ahlaki ve siyasi bir rezalettir. Çünkü eğer asıl hedef “Kürdlerin kendi devletini kurmasına karşı olmak” ise, o zaman bütün o yıllar boyunca “düşman” diye gösterilen T C’nin sınırlarının değişmemesi, üniter yapısının bozulmaması, fiilen korunmuş demektir. Yani “sözde düşman”ın bekası, fiilen savunulmuş oluyor. Bir halkın özgürlük iddiası, o halkın kendi kaderini tayin etme iradesini yok sayarak, hatta o iradeyi “kapitalist modernitenin sapması” diye mahkûm ederek nasıl savunulabilir? Özgürlük, bir halkın “devlet kurmayacağına” dair önceden verilmiş bir yemine mi bağlıdır? Yoksa özgürlük, o halkın kendi tercihine mi aittir? Eğer tercih “devletsizlik” ise, bu tercih silah zoruyla, iç infazlarla, muhalif Kürtlerin tasfiyesiyle dayatılamaz. Dayatılan şey, özgürlük değil, yeni bir faşizan tahakkümdür. Tarih, ideolojik dönüşümleri affeder. Ama bedeli bir halkın kanıyla ödenen dönüşümleri, “felsefi derinlik” adı altında aklamaz. Apo: “Dünyayı yenebilecek Güçte Olsakta Kürdistan’ı Kurdurtmam” demesi “Düşmanlığın en üst versiyonu” değilmi? Şimdi sorulması gereken soru şudur: Bütün o ölümler, (yaklaşık 150 bin kürdün ölümü) bütün o iç hesaplaşmalar, bütün o “devrimci şiddet”, sonunda “sınırlar değişmesin, başka bir devlet kurulmasın” sonucuna hizmet ettiyse… O zaman 50 yıllık mücadele, gerçekte kimin mücadelesiydi?

ÎHSAN DENÎZ

21,810 次观看 • 2 个月前

Alparslan Hocamın Ankara’da yolunun kesilmesi ve Havaalanı trafiği felç olacak kadar arkadaşlarımızın engellenmeye çalışılması üzerine Adana’da bir grup arkadaşımız evimizin önüne karşılama için gelmişti. Evin önünde Alparslan Hocam kısa bir açıklama yapacakken bir kadın aracını AKAN TRAFİĞİN ORTASINA park edip araya daldı ve provake etmeye girişti.. Bu arada onun aracı yüzünden trafik de akmaz oldu. Tesadüfen geldim diyor ama susmuyor, gitmiyor, bağırıyor.. Olay aşağıdaki videodakinden daha öteye gitti kadın bağırmaya başladı. Uzun uzun bağırarak sabote etmeye devam etti, derken seni kim gönderdi dedik “ben tesadüfen geldim asla polis göndermedi” dedi. Hatta “beni biri gönderdiyse çocuklarımın cesedini öpeyim” dedi ama bizzat kendisi POLİS ÇIKTI! Asayiş polisi gelip karakol için kimliğiniz yanınızda mı deyince kadın önce gayri ihtiyarı “onlar zaten beni bilir” dedi sonra da çantasını açıp kimliğine bakmaya çalıştı. O esnada arkadaşlarımız aracın diğer penceresinden polis amblemli kimliğini gördü. Zaten plakası vs her şey ortada.. Gerekirse adli kurumlar da araştırıp rahatlıkla bulabilir. Polis olduğu henüz ortaya çıkmamışken ben gelen polise “evimin önünde olay çıkardı şikayetçi olacağım” dedim, kadın “ben de şikayetçi olacağım, kimseden korkum yok” diye bağıra bağıra konuştu ama polis kimliğini gördüğümüz anda panik yapıp basıp kaçtı hatta kaçmaya çalışırken nerdeyse bir polisi ezecekti.. Olay orda da bitmedi. Birden etrafımızda o kadını desteklemeye çalışan insanlar peydahlanmaya başladı. Bazı kadınlar ve bir kaç erkek neden kadına tepki veriyorsunuz falan diyor halbuki aslında kadın bize bağırıyordu! Birde baktık ki sokağımızdaki bir ciğerci sivil polis dolu! Sabahın dokuzunda onlarca hanım(!) ciğer yemeye gelmiş meğerse! Teker teker dışarı çıkıp bize laf söylemeye çalışmalarından farkettik durumu.. Zaten hallerinden de hemen anlaşılıyor. Bu nasıl çirkin bir tezgah böyle yazıklar olsun..

Semra Kuytul

161,403 次观看 • 1 年前

Ahlak dediğiniz şey; gücü nasıl kullandığınızla da ilgili bir durumdur. Ahlak, meşruiyete saygı duyup duymadığınızla da ilgilidir. Ahlak, milyonlarca insanın iradesine nasıl davrandığınızla da ilgilidir. Ortada kesinleşmiş bir hüküm yok; adil olduğuna toplumun inanmadığı, siyasallaştığı yönünde çok güçlü kanaat bulunan bir yargı süreci var. -Ekrem İmamoğlu arkadaşımızdan bahsediyorum.- Yalancı tanık iddiaları var, çöken tezler, tartışmalı deliller var. Buna rağmen insanları peşinen suçlu ilan ediyor Kemal Bey. Yetmiyor, Cumhuriyet Halk Partisi'nin arınmaya ihtiyacı olduğunu söylüyor. Peki ben soruyorum Kemal Bey'e, ahlak nedir? Milyonlarca yurttaşın oy verdiği bir partinin meşru yönetimine, siyasallaşmış yargı eliyle müdahale etmeye çalışmak mı ahlak? Ya da parti genel merkezine polisi sokup milletvekillerine, gençlere, partililere gaz sıktırmak mı ahlak? Seçilmiş genel başkanı ve onunla birlikte hareket eden milletvekili grubunu yok saymak mı? Grup toplantımız iptal ediliyor ya, o mu ahlak? Parlamenter demokrasinin ilkelerini çiğneyip sonra dönüp başkalarına ahlak dersi vermek mi ahlak? Ahlak kişisel bir mesele değil. Ahlak aynı zamanda siyasal bir ilke bir siyasetçi için. Demokrasiye sadakat de ahlaktır. Devlet gücünü rakibi tasfiye etmek için kullanmamak da ahlaktır. Siz tüm bunları kullanacaksınız, rakibini sandıkta yenemeyince yargı ve güvenlik güçleri, devletin tüm kamu gücüyle muhaliflerinizi etkisizleştirmeye çalışacaksınız ve bunun ortağı olmak ahlaksızlık olmayacak ama diyeceksiniz ki: 'Ahlaki kodlarına dönsün Cumhuriyet Halk Partisi.' Bu toprakların irfanında ahlakın yalnız zahiri değil, batıni bir anlamı da var. Kemal Bey'in onu da bilmesi lazım. Milyonların iradesini gasp etmeye çalışıyorlar şu an. Milyonlarca seçmenin, Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy veren seçmenin iradesini gasp etmeye çalışıyorlar. Seçmenin iradesinin, seçmenin verdiği oyun kıymetinin de sorgulanması lazım. Hepimizin onurunu, itibarını, emeğini siyasi operasyonlarla hedef alıyorlar.

Murat BAKAN

19,042 次观看 • 4 个月前

Babalar ve Evlatları Her çocuk biraz babasının hayatını yaşar. İkinci Babalar Günü’nde evladımdan uzaktayım. Bu tip günlere anlamlar yükleyen biri değilim aslında. Ama uzak olunca, bir de kız babası olunca “güne” takılıyorsunuz tabii. Onca kaos, ülkenin hali, yaşadığımız ve devam eden hukuksuzluklar, mücadelemiz, konular, konular… Hiçbiri son açık görüşte kızımla oynadığım “zamanda yolculuk” oyununun yanına yanaşacak kadar önemli değiller. Dört sandalye dizdirdi bana. Her biriyle seçtiğimiz belli zamanlara götürdü beni. O zamanların içinde kâh peri olduk, kâh kaplumbağa üstünde gezdik, kâh kumsalda kum aldık bugüne getirmek için… Gözlerimiz bir taraftan da saatte, bitmesin zaman diye… “Evlat babasının hayatını yaşıyor işte” dedim içimden. Sonra kendi babam geldi aklıma. Çocukluğunda babasını az görebilmenin hayıflanmasını yer yer aile ortamlarınd dalga ile karışık çok yapardım. Sanatçı, ozan bir babanız varsa sürekli ya konserdedir ya da turnede. Ama hayatım boyunca girdiğim pek çok sosyal ortam ve çevrede “Sen Talip’in oğluymuşsun canım”ı duymak ezber olmuştu. Sevilen, bilinen, kendi döneminde de dinlenen biriydi. Belediye başkanı oldum, tutuklandım, siyasi bir mücadele içinde Silivri’de ayakta durmaya, üretmeye çalışıyoruz. Bir gün avukat görüşünde yine son dönem tutuklanan ama siyasi görüşü, hayata bakışı benden farklı olan biri uzaktan “Talip abinin oğluymuşsun, saygılar Başkanım” diye bağırdı. İçimden burada da çıkamadık Talip’in oğlu olmaktan dedim. Şikâyetçi değilim. Bu durumun hayatın her alanında benimle olmasının çok farkındayım. Babam bana miras olarak kendi geçmişini, sosyal çevresini, sevilmesini, siyasi mücadelesini ve “Talip’in oğlu olmayı” vermişti tozlu sandıkta. Ben de kızıma üstüne ekleye ekleye götürmek için mücadele ediyordum bu zamanda… Ne mal ne mülk, ne yat ne kat; hiçbir şey bu sandıktakine değer biçemez. Sebep o imiş; ne babamın ne de benim böyle bir derdimiz olmamasında. Şimdi içinde olduğum zamanın, mücadelemizin de temeli “evlat” geleceği idi. Tüm evlatlar hem de… Kızımın zamanında yolculuk oyunundaki dört sandalyeden biri gelecek sandalyesi olsa ve binsek. Bugünlerde sandıkta mücadele biriktiren babalar olarak evlatların güzel yarınlarına uzaktan bir baksak… Söz verdik evlatlarımıza; başaracağız, hiç şüpheniz olmasın. Babalar Günün kutlu olsun babacığım. Babalar Günün kutlu olsun güzel kızım. Babalar Gününüz kutlu olsun “sandıkta taşmış babalar” ve niceleri… Babamdan kalan bir eserle: Çocuktan aldım haberi yakın diyor, güzel diyor İştecik şuracıkta İştecik yolu diyor Çocuktan aldım haberi iyi diyor, açık diyor Kurtuluş diyor, koş diyor, biraz daha koş diyor Çocuktan aldım haberi tatlı diyor, oh diyor İştecik şuracıkta, biraz daha dayan diyor Dayan ha dayan, dayan ha dayan Koştuk, direndik, yorulduk. Düştük anılar ırmağına ey çocuk Bak işte kan içinde yumruklarımız Belki senin hakkındır mutluluk, Hakkındır, hakkındır senin Hakkındır senin ey çocuk... Dayan ha, dayan ha

Resul Emrah Şahan

25,223 次观看 • 3 个月前

Ben Siyah Kedi... Sizlere hayat hikayemi anlatacağım. Kuşadası'nda, denize yukarıdan bakan çam ormanının kenarındaki bir sitede, sahipsiz sokak kedileri olarak doğduk. Hani meşhur bir şarkı vardır ya, "Biz Üç Kişiydik"... Biz de üç kişiydik; annem, tekir kardeşim ve ben, Siyah Kedi. Burada belediye ücretsiz kısırlaştırma yapıyormuş, hayvansever insanlar birçok kediyi götürüp kısırlaştırmışlar fakat annem insanlardan kaçtığı için kısırlaştırılması mümkün olmamış, biz doğmuşuz. Sokaktaki yavru kedilerin neredeyse tamamının gözleri iltihaplanır, ben ve kardeşim de küçücük hâlimizle bu illet hastalığa yakalandık. Anneme yiyecek ve su veren insanlar bizim hastalandığımızı gördüklerinde yardım etmeye çalıştılar ama annem hiç kimseyi bize yaklaştırmadı. Durumumuz giderek kötüleşti, benim iki gözüm kapandı, kardeşimin bir gözü açıktı ama diğeri neredeyse kör olmuştu. Bunun sonu ölüm. Anneme hiçbir zaman kızmadım çünkü o içgüdüsel olarak yavrularını korumaya çalışıyordu. Fakat bizi yalaması işe yaramıyordu, ilaca ihtiyacımız vardı. Annemin saldırmasından korkan insanlar bir süre sonra bizimle ilgilenmekten vazgeçtiler. Kaderimizle başbaşa kaldık, artık dünyayı göremiyorduk. Umudumun giderek tükenmeye başladığı bir anda, bize yaklaşan bir insanın ayak seslerini duydum. Annem ve kardeşim de duydular, kardeşim hemen kaçtı. Ah be tekir kardeşim... Kaçmasaydın, bambaşka bir hayatın olacaktı. Annem tısladı ve bir insanın derisine pençelerini geçirdiğini hissettim, akan kanın kokusu burnuma doldu. O anda bir el uzanıp beni tuttu ve sonraki hayatımı beraber geçireceğim insanın sesini ilk kez o anda duydum: "Ölmeyeceksin Siyah Kedi, seni yaşatacağım". Gözlerim veteriner kliniğinde açıldı. Tedavi edildim, iyileştim. En güzeli de şu pirelerden kurtulmaktı, oh be dünya varmış. Tekir kardeşimi bir daha hiç görmedim, başına ne geldiğini bilmiyorum. Biraz büyüyene kadar evin içinde yaşadım, sonra bahçeye çıkmaya başladım. Birgün bahçe duvarının kenarında annemi gördüm. Ona yaklaştım ama bana pençe attı. Tekrar doğurmuştu, artık başka yavruların annesiydi, doğası gereği beni kendisinden uzaklaştırdı. Bu arada söylemeyi unuttum, ben bir kızım. Ameliyatla kısırlaştırıldım, çipim de var. Hayatımdan memnunum, bir evin gözbebeğiyim. Tüm bunları anlatmamın asıl sebebi, dün gece meydana gelen üzücü bir olaydır. Bizim burada çok akrep var. Ormandan gelip evlerin bahçelerine giriyorlar. İlaçlama yapılmasına rağmen yok olmuyorlar, her yerde geziyorlar. Akrebi öldürebilen iki hayvan vardır, kedi ve tavuk... Burada tavuk bulunmaz ama akrep avlayan kediler var. Annem de usta bir akrep avcısıydı. Akrebe direk saldırmaz, dans eder gibi etrafında dönerek yorulmasını ve dikkatinin dağılmasını sağlar, uygun anı bulduğunda da pençeyi takardı. Bugüne kadar kimbilir kaç tane akrep avlamıştır. Ama hayat geçip gidiyor, annem de yaşlanıyor, peşpeşe doğum yaptığı için vücudu giderek güçsüzleşiyor, refleksleri zayıflıyor. Acı haber bir sabah vakti geldi. Annemin cansız bedeni sitenin otoparkında bulunmuş. Sitede yaşayan bir doktor onu incelemiş ve ölüm sebebini teşhis etmiş. Annem, akreple girdiği son savaşını kaybetmiş. Güle güle anne... Ben emin ellerdeyim, gözün arkada kalmasın.

Siyah Kedili Adam

15,207 次观看 • 1 年前

Son hayal kırıklığım 😔 Ismail Sezgin Ismail Sezgin yıllarca hizmette kal! Hizmet üzerine doktora yap ama hala şu soruları sor?Bu soruları soracak çağı çoktan geçmiş olmak gerekmiyor mu? Üstelik Cevap çok basit! Üstad der ki! “Öyle bir zengin ol ki kapında köpek gibi yalvarsınlar!” Daha bu düsturu anlamadan problemlere çözüm bulmaya çalışıyor!! Şaka şaka 🫠🫠 maalesef cemaatin dünyaya daldığı şu günlerde çok kıymetli sorular!! İzlemenizi tavsiye ederim; Videoyu izlerken aklımdan geçenleri samimi olarak yazarsam; Video sanki “matematikte daha dört işlemi bilmeyen öğrencilere türev-integral anlatmak gibi bir çaba” hissi uyandırdı!! Cemaatin gündemine bakınca bu soruların acaba ne kadar alıcısı olacak diye insan düşünüyor!! Çünkü herkes herşeyi biliyor! Herkes ne yapıyorsa zaten bu soruların kendindeki cevabına göre yapıyor! Mesela insanlara yalan iftira atıyor ve bunu bu soruların cevabına göre yapıyor! Düşünsenize Meral’i gıdıkla ile ilahi kelimetullaha hizmet edeceğine inanan insanlardan bahsediyoruz!! İlgililerine samimi bir sorular; Cematin içinde ilahiyat alanında çok derin ve samimi insanlar olduğu aşikar! Bilgi düzeyi iyi olmasa da kalbi pırıl pırıl olan insanlar da var! Bunlar yaşananları normal mi görüyorlar? Görmüyorlarsa çözüm için ne yapıyor? Mesela “bana ne olan bitenden ben iki kişiye daha kuran öğreteyim bu bana yeter” diyerek sorumluluklardan kurtulmuş olunabilir mi? Veya ben zaten bir şeyi düzeltemem diyerek uzak mı duruyorlar? Yanlış yolda olan cemaat yönetimini eleştirenler mi? 🤔 şayet öyle ise neden onlara doğruyu anlatmayı kimse düşünmüyor! Elin yabancısına gösterdikleri ilgiyi alakayı toleransı neden öz kardeşlerinden esirgiyorlar?? Yoksa artık kardeşlik hukuku yok mu🤔 onlar düşman mı?? Velevki eleştirenler içinde art niyetli ve kötü insanlar olsun! Cemaatin içinde yok mu? Mesela sapla samanı ayırmak için ne yapılıyor? Cemaati kullanıp pis işleri yapanlara nasıl bir yaptırım uygulanıyor vs vs Sorular sorular sorular……

evetoyledir

11,667 次观看 • 6 个月前

Efendiler! Yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz. Tam bir plan adamıydı. Daha başkaları fark etmeden on yıllar sonra olacakları öngörür, ona göre adımlarını atardı. Osmanlı İmparatorluğu işgal edildiğinde, Türk Milleti’ni yeniden vatan sahibi yapmanın, yeniden özgür ve müreffeh bir ülke olmanın mücadelesi içindeyken aklındaydı cumhuriyet… Çanakkale’de askerlerine ölmeyi emrederken, İnönü önlerinde bir avuç Mehmetçikle Yunan ordusuna direnirken, Sakarya’da orduya “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh tüm vatandır” emrini verirken de aklındaydı cumhuriyet… Hiçbir zaman sahip olmak istemedi; kral, padişah, diktatör olmak istemedi. Kendisine tebaa, köle, mürit ya da boyun eğmiş bir halk istemedi. Özgür, kendi seçimlerini yapan, huzur içinde ve kendi kendinin patronu bir Türk Milleti'ydihayali… O hayalin en önemli adımını işte o meşhur cümlesiyle attı: “Efendiler! Yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz.” Yıllar sonra, olacakları görmüş gibi “Gençliğe Hitabe”yi yazdığında ya da “Beni Hatırlayınız” cümlesiyle cümlelerini bitirdiğinde, eminim herkes çok şaşırmıştır. Kimse inanmamıştır, hitabede yazılanların bir gün bu ülkenin, bu milletin başına geleceğine. Kimse inanmamıştır O’nun unutulacağına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılacağına… Şimdi büyük bir yıkımın içinde yeniden çıkış arayan bu güzelim Cumhuriyet’i kurtarmak için yeni bir kahraman gelmeyecek elbette. Tıpkı O’nun söylediği gibi: “Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.” İşte, bu azim ve kararlılıkla Zafer Partisi olarak Türk Milleti ve Türk Gençliği’ne güveniyoruz. Geçmişten, atalarımızdan gelen mücadele gücüyle geleceğimizi yeniden inşa etmeye hazırız. İşte, bu inançla, bu arzuyla Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet yaşatmak için her şeyi göze almış insanlar olarak gerekirse kendimizden vazgeçmeye hazırız. O mu? Adını hiç anmadık ama hepiniz ve tüm Dünya kim olduğunu biliyorsunuz. Gerek olmasa da adını anmaya, sonsuza kadar adı yüreklerimizde yaşamaya devam edecek olsa da bir saygı duruşu olarak analım O’nun hiç unutmayacağımız adını: Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK… Ne Mutlu Türk'üm Diyene! İlelebet Cumhuriyet! #AşkınlaÇarparKalbimiz

Zafer Partisi

25,119 次观看 • 11 个月前

Savaş Cebeci’den çarpıcı tespitler: - Türkiye'de paran kadar saygı duyulursun. Bakın hoşunuza gitmeyebilir ama hayatın içinde gördüğüm şey bu. Ben Amerika'da yaşıyorum. Amerika'ya geldiğim zaman çoğunuz biliyorsunuz bisikletle giderim her yere, pratiktir benim için. Ama Türkiye'ye geldiğim zaman neden 5000 motor lüks bir Mercedes'le dolaşıyorum? Çünkü Türkiye'de insanlar maalesef sizi karakterinizle tanımadan önce statünüzle değerlendiriyor. - Adam sizi tanımıyor, hayat hikayenizi bilmiyor, ne başardığınızı bilmiyor ama arabayı görüyor ve arabaya göre size bir değer biçiyor. Mekana gidiyorsun tavırlar değişiyor, vale arabayı alıyor en öne park ediyor, garson farklı davranıyor, insanlar farklı davranıyor. Üstelik beni tanımalarına bile gerek yok, sadece arabayı görmeleri yetiyor. Amerika'daysa durum çok farklı. Öyle adamlar tanıyorum ki Wall Street'te milyarlarca dolar yönetiyorlar. Bak milyon değil, milyar yönetiyor adam. Ama sabah takım elbisesini giyip metroya binip işe gidiyor, kimse de dönüp bakmıyor. Türkiye'deyse adamın karakterinden önce arabasına bakılıyor, saatine bakılıyor, oturduğu semte bakılıyor. - Bu iş çocukluktan başlıyor zaten. Öğretmen soruyor; 'Baban ne iş yapıyor?' Sana ne lan! Sana ne? Benim derslerime bak, karakterime bak. Niye babamın ne iş yaptığını söylüyorsun? Çünkü insanlar statüyü merak ediyor; doktor mu, iş adamı mı, müteahhit mi, memur mu, işçi mi? Ona göre sana muamele yapacak. - O yüzden daha tanışır tanışmaz da soruyorlar; 'Ne iş yapıyorsun?' Aslında merak ettikleri şey mesleğin değil, ne kadar kazandığın, hayatta hangi seviyede olduğun. - Bakın, o yüzden benim bir mottom var; 'Para hemen hemen bütün problemleri çözer'. Özellikle 'hemen hemen' diyorum çünkü para ölümü engelleyemez, belki gerçek sevgiyi satın alamaz ama onun dışındaki problemlerin büyük kısmını çözer. Hasta olursun istediğin doktora gidersin, istediğin hastaneyi seçersin, istediğin semtte yaşarsın, istediğin ülkeye gidersin. Fakirin problemi mecburiyettendir; kirayı nasıl ödeyeceğim, faturayı nasıl yatıracağım? Zenginin problemi ise tercihtendir; hangi arabayı alacağım, nereye tatile gideceğim? İkisi de problem yaşar ama aynı problemi yaşamaz. - O yüzden 'para mutluluk getirmez' lafını ben çok romantik buluyorum. Bence parasızların uydurduğu bir laf bu. Para mutluluğun garantisi değildir ama mutsuzluğun sebeplerinin büyük kısmını ortadan kaldırır. Ve yaş ilerledikçe şunu anlıyorsun; para insanın değerini belirlemez ama insanların sana nasıl davranacağını belirliyor. O yüzden size sürekli 'para yapın, para yapın' diyorum. Çünkü 'Money talks, bullshit walks'."

Aykırı

462,802 次观看 • 4 个月前

Etyen Mahçupyan “Kurtuluş Savaşı mı, Milli Mücadele mi” tartışmasını yorumladı: “Bir yol ayrımındayız evet, kaliteli bir tartışmaya ihtiyacımız var ama bu televizyon tartışmaları o yükü taşıyamaz” Etyen Mahçupyan: 💬Muhalefetin bundan rahatsız olması çok normal ve gerçekçi; çünkü hakikaten başka bir tarih tasavvuru, başka bir gelecek tasavvuru, buradan giderek başka bir millet, toplum, devlet ve nihayet kaçınılmaz olarak başka bir vatandaş tasavvuru öngörülüyor. Bu tümü bir bütünlüğe sahip. Bütünlüğe sahip olduğu zaman da tabii ne kadar tartışılırsa o kadar iyi. Şu anda ciddi bir tartışmanın ihtiyacı içinde Türkiye. Ama televizyonlardaki programlarda olacak olan şeyler değil bunlar. Ben geçen hafta içinde bu Deniz Göktaş'la ilgili olan bir iki tane programa rast geldim. Çok uzun süre izlemek mümkün değil; çünkü televizyon programında bayağı faşist insanlar konuşuyor. Böyle Türkiye'de ne gerçek bir tartışma olabilir ne de bununla Türkiye yeniden kendinden memnun bir ülke haline gelebilir. Mümkün değil. Türkiye kendi entelektüel zeminini kaybetmiş durumda. Oysa şu anda gerçekten bir yol ayrımı var. Dünyanın da önünde bir yol ayrımı var. Bu tespitler de yanlış değil. Bugün iktidarın yaptığı bazı tespitler, çıkış noktaları doğru. Yani dünya yeniden şekilleniyor ve burada kendimize bir yer bulmak durumundayız. Ama nasıl bir yer? Yıldıray Oğur: 💬"Biraz da tartışma olmasın diye o tartışmanın kalitesizliğinin sebebi. En radikal pozisyonlar tvlerde temsil ediliyor O zaman da bir tartışma çıkmıyor tabii. Etyen Mahçupyan: 💬"Ve bunu maalesef rejimden bekleme ihtimalimiz de yok açıkçası. Çünkü onlar yönetiyor ve en maliyetsiz şekilde de yönetmek istiyorlar. Dolayısıyla iktidarın değil, muhalefetin yapması gerekiyor bunu. Muhalefetin kaliteli hale gelmesi gerekiyor ki toplum kalitenin ne olduğunu anlasın. Çünkü rejim kendisi, şu anda iktidar kendi kendisini niye kaliteli hale getirsin ki? Zaten var olan yetiyor ona. Yıldıray Oğur: 💬"Muhafazakar muhalefet 90'larda bunu yapmıştı. Kendi alanını açmıştı. Kanal 7'yi, Yeni Şafak'ı düşünelim. Etyen Mahçupyan: 💬Çok doğru. Yani AK Parti 2002'de geldi kazandı, ondan sonra da işte Avrupa Birliği üyeliğini zorladı da Kürt meselesini çözdü. İyi de onun arkasında 90'lardaki mesela muhafazakar medyanın kalite sıçraması diye bir şey var. O zamanki Kanal 7'yi hatırlıyorum mesela. O Kanal 7'de yapılan tartışmalar başka hiçbir yerde yoktu ve insanlar o kaliteyi gördükleri için işin gerçek boyutlarını ve düşünmenin ne demek olduğunu idrak edebildiler ve kendilerini iyi hissetti. Yani toplum, izleyici; düşünebilen insanlardan oluşuyor. Ama sen ona malzeme olarak sürekli bu kalitesizliği verirsen ve muhalefet de o kalitesizliğe uyarsa, o zaman ya bir antipati doğuyor ya insanlar çekiliyor veyahut da giderek daha kalitesiz bir izleyici öne çıkıyor ve sen de onu tüm Türkiye sanmaya başlıyorsun. Bu da işte sonuçta anketlerde kararsız oylar, protesto oyları vesaire olarak hala %30'lara yakın öyle bir oy var. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

15,695 次观看 • 2 个月前

Gürsel Erol yıllardır diğer mevkidaşlarına oranla daha sıkı ve dikkatli takip ettiğim bir siyasetçi ve geçmişte eleştiri getirdiğim de oldu kendisine beğeni ifade ettiğim hatta övdüğüm de Diyap Ağanın torunu yine yaptı yapması gerekeni ve asaletini meydana koydu diye. Bu açıklaması da Sayın Görsel Erol'un bence son derece dengeli ve tespitleri de doğru aslında. Kim olursa olsun hangi partide olursa olsun Genel Başkan olan çevresinin her şartta alkışa da keyfine göre gütmeye de Genel Başkanı hazır menfaatinin peşinde yardakçılarca sarılmadığından emin olmalı. Emin olunmalı zaten parti de gerçekten parti içi demokrasinin tam anlamıyla tesis ve temin edilip partinin halkın iradesini ve halkı yansıtan bir vitrin ve duruş görüntü oluşturduğuna. Üyeyi adam yerine koydukça üye işe yarar olur ve kendini aydınlanmaya mecbur olup siyasi yön ve kabiliyetlerini keşfeder. Yani üyesi adam yerine çok ve sık koyan üyesinin fikrini iki de bir sorup duran partinin üyesi olgunlaşır tekamül eder. CHP üyesini yeterince eğitmiş olsaydı Uşak bu Özkan belasına hiç bulaşmadı veya en azından daha çabuk daha kolay dolayısıyla daha ucuz kurtulurdu. Ama maalesef bunca kepazelik yaşandı bizler yazdık söyledik CHP'liler başlarına tabi olup görmezden gelmeye bile kalktı çoğunu çoğu yüzleşmek istemediği gibi kendi de iyi geçinmek istedi her şeye rağmen vitrin anlamında söylüyorum ciddi bir itiraz nerede ise hiç yoktu. Hala partiyi yönettiğini iddia eden Yalım il ilçesi arkadaşlar her yaptığına alkış tutuyor dahice buluyordu fırıldaklığını. Bir şekilde işin içinden çıkması ve her şartta güçlü gözükmesi hoşuna gitmişti kiminin. Aslında Akparti'ye zengin partisi olmayı kaptırdığı endişesi ile zenginler parti de olsun isteyerek şahsı adına değil de parti adına Zengin'in paraya yeşillenenler olmasa salt menfaati için partiye gelip gidenler yetmezdi bunca zulmü yok saymaya. Neyse ki dürüstler çoktu tabanda ve vitrine kendine gel demişti resmen CHP tabanı ama vitrin yüzsüz çıktı hala parti de de belediyede de vitrinde aynı o hiç sevilmeyen makyavelist tipler var. Partilinin daha önce kimini hiç görmediği partiye pek belki de hiç gelmemiş hiç bir eylem etkinliğe katkısı olmamış tipler partiyi ve belediyeyi yönetiyor bunun adı da CHP'li belediyecilik olarak kayda geçiyor öyle mi? Yazık o CHP'ye keşke bildiğimiz inandığımız CHP'liler yönetse belediye ve partilerini keşke ama çoğu zaten ithâl gibi geldikleri yer de de pek sevilmemiş menfaatine bakmış tipler maalesef. Demokrasiye kalsan yani CHP'liye sorsan bu böyle mi olur? Elbette ki böyle olması asla mümkün değil. Tabanın da ne aydın ne dürüst ne kültürlü insanlar var CHP'ye sadecee oy verip hiç partiye uğramayıp siyaseti kendi yakın çevresi ile sınırlı yapan ne insanlar var halkın içinde Yunus Emre'nin meydanlar içinde merdaneler var dediği gibi çok şükür halk içinde çok vitrinlik güzel ve güvenilir adam. Vitrinde de tabi az da olsa vardır ama azdan da azlar benden söylemesi. Gürsel Erol ön seçim ve daha çok demokrasi daha çok saygı ve nezaket ve de doğru diyalog tavsiye etmiş. Düşman ordusu ilan etmeye ne gerek var karşı tarafı veya bu kadar kutuplaşmaya ağır söz etmeye ne gerek var parti içi mücadele de sonuçta bir makam için. Değer mi Allah aşkına yıllarca selam verdiğin çok iyiliğini gördüğün insana meydanlar da hain demeye siyasi makamlar? Fazla değil mi bu harislik bu kibir nedir ki nihayetinde ölümlü dünya geçici makam ve koltuk? Nedir ki bu kadar önemseten vefayı unutturan bu koltuktaki büyü. Gürsel bey aklı selime davet etmiş arifçe ve latifçe olgunca.

Nurullah Çavuşoğlu

31,524 次观看 • 3 个月前

Ve bugün yayına bir soru sorarak girmek istiyorum. Neden? Çünkü iki takımla beraber kaldı. Galatasaray lider dönüyor. Evet. Şimdi Galatasaray 1-0 öndeyken Fenerbahçe etkili oynamadı. 3 puanla dönüyorumu düşünürken, Fenerbahçeliler üzgünken Duran'ın golü geldi 1-1. Bugünün kazananı kim? Galatasaray mı? Fenerbahçe mi? Trabzonspor mu? Güzel. Kesin Trabzonspor. Trabzonsporlu taraftarlara maç önünde sorsan. Berabere kalsın ister. Çünkü şu an Fenerbahçe 32, Galatasaray 33, Trabzonspor da 31. Şimdi maç. Sağının içindeki fiyatlara baktığımda. Harcanılan, ödenilen maaş bonservis. Değil mi? Oyuncuların City görmüş oyuncular, Paris Saint Germain görmüşler, Manchester United görmüşler, Benfica görmüşler. Değil mi? Inter görmüşler. Evet. Görmüşler de görmüşler. Milli takımlarda oynayanlar falan filan bize sundukları bende birazcık sınıfta kaldı. Galatasaray'ın Fenerbahçe'ye göre çok daha mazereti vardı. Lemina Osman oynayacak mı, oynamayacak mı beklenirken oynadılar. Oynadıkları esnada acaba bir sakat Altyazı M.K. Kötünün iyisi deyip mutlu olmalılar. Lider olarak döndüler. Bu kadar saydığım kriterler varken. İşin diğer tarafında Fenerbahçe. Konuşulacak olumsuz anlamda çok şey var. Birkaç tane de olumlu şey var. Ne yalan söyleyeyim. Fenerbahçe taraftarlar memnun musunuz bugün oynanan oyundan? Ben şahsen bir futbol sever olarak iki takımı böyle tartıya koyuyorum. Galatasaray çok mazeretleriyle geldi. Daha böyle maça sakin başlayan, daha usturuplu başlayan, daha derli toplu oynayan, Sané'nin de attığı golle öne geçen, sonrasında yine Sané'yle gol atabilme ihtimalini bulan altı pasta Davinson'un Osterwalde'den kaptığı topta da 60. Vurduğu topun şıkkın yerden dönüp korner olduğu pozisyona kadar bence sahanın içinde doğruları yapan sonrasında yorgun oyuncu değişikliğine ihtiyacı olan Galatasaray'ın mecburiyetlerden durmayı biraz yaptığı değişiklikler olduğu için de diğer tarafta Talişka, Duran, Fred, Levent, Oğuz gibi 5 tane oyuncu atabilen Tedesco Levent'in ortası Duran'ın muhteşem kafa golüyle bir puanı aldı. Ama Fenerbahçe bence bugün çok daha iyi oynamalıydı. Koskoca Fenerbahçe takımı bu kadar derinlik bir kadro. Bu maçı da gelebileceğin en güçlü bir şekilde ve Galatasaray'ı da ağırlayabileceğin onlar anlamında en olumsuz şekilde bir maça çıktığında ilk şutu stadtaki

Galatasarayultrataraftar

374,383 次观看 • 10 个月前

Ceren Önder Kandemir, babası Sırrı Süreyya Önder'in son yolculuğuna uğurlandığı törende konuştu: 'Beni duyduğunu biliyorum baba, hayatın bütün renkleri gitti, benim bildiğim hayat bitti.' 💬"Kendimi bildim bileli seni kaybetmekten korktum. Bu benim tek kabusum, zaafım, burnumdaki sızı, yutağımdaki yumru, karın ağrımdı. Öyle iyi, öyle benzersizdin ki bu adam bana sadece ölerek acı çektirebilir derdim. Gece gece çaldığın kemanın, cümbüşün, udun sesi, bir çırpıda ezberden okuduğun şiirler, günde beş kere ve her birinde sanki yeni buluşmuşuz gibi bir heyecanla çıktığımız kahveler, evlere sığamayışın, kimseye kıyamaman, iyiliğe üşenmemen, kimseye gücenmemen. Kalp kırmaktan bile daha çok korkman birinin onurunu kırmaktan. Baba kalbim kırık diye arardım. Baba grip oldum. Baba öksürüğüm geçmiyor. Baba kedim öldü. Baba aşık oldum. Baba uyku tutmadı. Ben babalığına çok doydum. Şimdine kadar verdiğin tek bana değil oğluma ve onun çocuğuna bile yeter. Bir babaya ihtiyacım kalmayıncaya kadar doyurdun beni. Ama dostluğuna doyamadım. O dostluğa doyulur mu? Şimdi öfkelenmek istiyorum. İki hafta sonra Barış Protokolü imzalanacak. Sonra rahatız. Ameliyat da olacağım. İki haftada ne olacak demene kızmak istiyorum. Açlık grevlerine, cezaevlerine, işkencelere. Bir tek kendinle ilgilenmeyişine kızmak istiyorum. Yapamıyorum. Bana Kandıra Cezaevinden gönderdiğin bir mektup yüzünden kızamıyorum. Gidecek yolu olmayan, bir amacı olmayan ama hep yanında olan bir babayı sen istemezdin demişsin. Şimdi gitmek zorunda olmamanı istemez miydim? Sana öfke duyanlar için yoksulluğun ve yoksunluğun öfkesi bu sakın içinde nefret biriktirmiyordun? Doğduğundan beri yoksulluk, yoksunluk ve yetimlikle geçen ömründe sen öfkeni nereye sakladın? Ben hiç görmedim. Herhalde kalbine. Bir tek bir tek mülk edinmeden ikinci bir kaza almadan, kimseden bir şey istemeden borçsuz ve hürçsüz boğazını değil, onurunu besleyerek yaşadığın bu dünyadan gidiyorsun baba. Giderken neşemin birazını Can ve Yasin'e bırakarak ama rengin tamamını alarak sana doyuncana sevgi verebildim. Her gün söyledim sevdiğimi, doyuncana öptüm, kokladım. Şimdi tüm renklerim de senin olsun. Gerçi sen orada da dostlarını bulursun. Gülten abla nerede? Pervin abla nerede? Artık dinlen turna kuşum. Biz iyi olacağız. Çocuklara hep seni anlatacağım. Şakaların, ağzımızda eğreti dursa bile taklit etmeye çalışacağız. İçimde tam tarif edemediğim bir huzur var şimdi. Artık mücadele etmek zorunda olmadığını bilmenin huzuru. Seni ayakta son gördüğümüz gün bize bir poşet portakal ve bir kutu yumurta vermiştin. Can için daima bir cebinde mandarin, bir cebinde fıstık ezmesi taşımanı, teneke kutulardaki ballara ve dinlenme tesislerine olan özel sevgini hiç unutmayacağım. Seni ayakta gördüğümüz son gün arabana binmeden önce bize söylediğin son cümle kulağımı tırmalıyor şimdi. Can onun düğününü görmeden gitmeyeceğim. Tutmadığın sözün yoktu. Gittin mi? Barışı görmek istiyordun. Çocukların yetim kalması kalbini parçalıyordu. Sütten de ağzın hiç yanmıyordu. Bir tür barış mıydı bilmiyorum, ama hastane koridorlarındaki sınıfsız, bayraksız, hüzünlü, umutlu kalabalıkta barışa benzer bir şey gördüm ben. Gözün arkada, aklın bizde kalmasın. Bana güzel sesinle okuduğun dizelerle Biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden. Acımaz olur. Silinir, gider izi bıçağın. Ama hiçbir rüzgar dolduramaz boş kalan yerini. Bir yaşamdan ötekine birlikte uçan turnaların yerini gökyüzünde. Seninle gurur duyuyorum."

Kısa Dalga

16,937 次观看 • 1 年前