正在加载视频...

视频加载失败

İstanbul Üniversitesi'nde öğrencilerin Ekrem İmamoğlu eylemi devam ederken diğer yanda Vatan Emniyet yakınındaki barikatlara yurttaşların gidişi sürüyor

10,115 次观看 • 1 年前 •via X (Twitter)

2 条评论

Alper tunga Yorguntürk 的头像
Alper tunga Yorguntürk1 年前

Hahaha

MyBaseGuide 的头像
MyBaseGuide1 年前

Empower your child's future today with iLEAD Schools. They are a proud supporter of military families and their children at Edwards Air Force based.

相关视频

İMAMOĞLU'NUN AVUKATI, KENDİ DİLİYLE İ.Ü'DE YAPILAN USULSÜZLÜĞÜ İKRAR ETTİ. İşte belgeleri... Az önce gerçekleşen basın açıklamasında Ekrem İmamoğlu 'nun Avukatı Mehmet Pehlivan, İstanbul Üniversitesi'nde yapılan usulsüzlüğü kendi diliyle ikrar etti. Pehlivan, açıklamasında Ekrem İmamoğlu 'nun İstanbul Üniversitesine yatay geçişi hakkında, "1982 yılında Resmi Gazete'de yayınlanan, "Yükseköğretim Kurumları Arasında Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına Dair Yönetmelik belirlemiş. Yani bu kriterler tüm üniversitelere geçişte aynı. Bu şu demek; üniversite bu kriterleri tutturamayanlara torpil yapamaz" dedi. Pehlivan'ın dayanak yaptığı, 21 Ekim 1982 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan yönetmeliğin 2. maddesi şu şekilde: "Yatay geçişler ancak eş değer eğitim programları uygulayan yükseköğretim kurumları arasında ders yılı başında ve dersler başlamadan önce geçiş için başvurulan fakülte ve yüksekokulların yönetim kurullarının kararı ile yapılır. Akademik yıl içinde geçiş yapılamaz." Yönetmeliğin 2. maddesinde çok açık bir şekilde yatay geçişlerin ancak, YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI arasında gerçekleşebileceği ifade edilmekte. Şimdi gelelim 22 Ocak 1992 tarihli bir belgeye. Söz konusu bu belge, Serdar S. isimli bir vatandaş, dönemin SSK'dan aylık aldığını, Kıbrıs'taki Lefke Üniversitesi'nde eğitim gördüğünü ve almış olduğu aylığının devam ettirilmesini talep ediyor. Serdar S.'nin bu talebi üzerine SKK, YÖK'e başvurarak Serdar S.'nin okuduğu Lefke Üniversitesi'nin hangi okula denk olduğunun bilgisini istiyor. SSK'nın başvurusu üzerine dönemin YÖK Yürütme Kurulu toplanıyor ve "Oturum No: 4, Oturum Tarihi: 22/01/1992" şeklinde bir cevap yazısı yolluyor. YÖK tarafından SSK'ya yollanan bu karar yazısında, KKTC'de sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin YÜKSEKÖĞRETİM olarak kabul edildiği, bu üniversite dışında kalan ve aralarında Ekrem İmamoğlu 'nun yatay geçiş yaptığı Girne Amerikan Üniversitesi'ninde yer aldığı 4 üniversitenin YÜKSEKÖĞRETİM KURUMU OLARAK TANINMASININ MÜMKÜN OLMADIĞINA karar veriyor. İşte bu belge, bugün yapılan Ekrem İmamoğlu 'nu kurtarma operasyonunun çökmesi demek. Delil getirdikleri yönetmeliğin 2. maddesi ve YÖK tarafından SSK'ya yollanan yazıya göre Ekrem İmamoğlu , 22 Ocak 1992 tarihinde ifade edildiği gibi YÜKSEKÖĞRETİM KURUMU olarak KABUL EDİLEMEYEN Girne Amerikan Üniversitesi'nden 1982 yılında Resmi Gazetede yayınlanan yönetmeliğin 2. maddesine göre yasal olarak geçiş yapamaz. ÇÜNKÜ, GAÜ, O TARİHTE VE YÖK'ÜN SSK'YA YOLLADIĞI 1992 TARİHLİ BELGEYE GÖRE YÜKSEKÖĞRETİM KURUMU OLARAK KABUL EDİLMİYOR...

Emre Ercis

155,322 次观看 • 1 年前

Üzerinden 1 dolar çıktı Tankın içinden çıkan Fetullahçı Emniyet Müdürü FETÖ üyeliği nedeniyle meslekten ihraç edilen eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü Mithat Aynacı, darbe girişimi gecesi askerî kamuflaj giyerek, İstanbul Emniyet Müdürlüğünü ele geçirmeye giden askerlerle Zırhlı Personel Taşıyıcıya (ZPT) bindi. Ancak tank Vatan Caddesi'nde vatandaşlar tarafından durduruldu, Aynacı da polislerce teslim alındı. FETÖ'nün Emniyet yapılanmasının öne çıkan isimlerinden Aynacı, Gezi olayları ile 17-25 Aralık kumpas sürecinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü'ydü. Örgüt mensubu olduğu tespit edilince 1 Kasım 2014'te meslekten ihraç edildi. FETÖ'cü hâkimlerin kararıyla mesleğe geri dönen Aynacı'ya aktif görev verilmedi. FETÖ'nün şifreli haberleşme programı ByLock kullanıcısı Aynacı'nın üzerinden yakalandığında 1 dolar çıktı. Aynacı, İstanbul Emniyet Müdürlüğünü işgal görevi verilen zırhlı araçları komuta eden eski Yarbay Osman Akkaya ile temas kurdu. Darbe girişiminin başarılı olması için uçak ve helikopterlerden destek alınması gerektiğini Akkaya'ya ileten Aynacı, yakalandığı ana kadar telefon görüşmeleri yaparak muhataplarına bilgi verdi. HTS kayıtlarına göre Aynacı, FETÖ'den yargılanan eski Albay Gürcan Sercan, Yarbay Osman Akkaya, Emniyet Müdürü Zafer Kuloğlu ve Komiser Hüseyin Uzunlu ile defalarca görüştü. Darbe girişimine ilişkin yazışmaların tespit edilmemesi için gözaltına alındığı sırada telefonunu fabrika ayarlarına döndürdü. Eski Yarbay Osman Akkaya, iddianamedeki beyanında eski Tuğgeneral Mehmet Nail Yiğit'in kendisinden İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gitmesini istediğini, burada Mithat Aynacı'nın kendisine yardımcı olacağını söylediğini aktardı. Bu beyanları kabul etmeyen Aynacı, defalarca telefonda görüştüğü Akkaya'yı daha önce tanımadığını iddia ederek "Kendisine telefonumu kim verdi bilmiyorum. Osman Akkaya beni aradı. Bir süre müzakere ettik. Osman Akkaya, bana askerin ayrılacağını söyledi. Herhangi bir darbe toplantısına katılmadım. Darbeyi içine girdiğim ZPT'de öğrendim. Darbe yapılacağından haberim yoktu." savunmasını yaptı. İlk ifadesinde darbeye karşı askerleri ikna etmek için zırhlı araca bindiğini öne süren Aynacı, mahkemede ise darbe girişimini zırhlı aracın içindeyken öğrendiğini söyledi. Aynacı'nın yakalandığı ZPT'deki diğer sanıkların ifadeleri ise şöyleydi: Eski askeri öğrenci S.S. "Üzerinde üniforma vardı. Elindeki telefonla sürekli mesajlaşıyordu. Mithat Aynacı, Osman Akkaya'ya Ön tarafa tanklar gelecekti, neden zırhlı araçlar geldi?" dedi. Bunun üzerine Osman Akkaya yukarı çıktı ve ateş etti. Daha sonra Mithat Aynacı, Osman Akkaya'ya 'Hava desteğine, helikoptere ihtiyaç var. Ankara'yı, İzmir'i aldık, bir tek İstanbul kaldı." dedi." Sanık eski Uzman Çavuş Özgür Akkaya: "Ben vatandaşlara darbe amacıyla buraya gelmediğimizi ve teslim olacağımızı söyledim. Mithat Aynacı, Teslim olmayın, ateş edin, bizi linç edecekler, kimseye güvenmeyin." diyordu." Sanık Er E.A: "Yarbay ile Emniyet Müdürü birlikte hareket ediyorlardı. ZPT'nin üstündeyken Mithat Aynacı, telefonla konuşuyordu ve o sırada yanındaki Yarbay Osman Akkaya'ya, bağırarak 'Buradan RPG-7, roketatar atsak Emniyet Müdürlüğünü delip geçer mi?" diye sordu." İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 22 Mayıs 2018'de karara bağlanan davada Aynacı, "anayasal düzeni ihlal" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı. Aynacı'ya ayrıca "kasten öldürmeye teşebbüs" ve "hakaret" suçlarından 14 yıl hapis verildi. Yargılama sırasında intihar ettiği iddiaları ortaya atılsa da intihar etmedi ve şuan cezaevinde çürümeye devam ediyor.

Herodot Diyor Ki

30,767 次观看 • 1 个月前

📢İmamoğlu'na Ateş Püskürdü! Nedim Şener Çileden Çıktı: "Böyle Bir Yolsuzluğu Ancak Bir Şeytan Düşünür!" 🔴Gazeteci Nedim Şener (Nedim Şener 🇹🇷) İBB Soruşturmaları kapsamında tutuklanan Ekrem İmamoğlu ve Murat Ongun'a Zehir Zemberek Sözler Söyledi: ⚪️"Boğazın Avrupa Yakasını İmamoğlu, Anadolu Yakasını Murat Ongun Almış! CHP'nin hangi vekili, yeni-eski Genel Başkanı Acarkent'in önünden geçebilir, soruyorum! Ama İmamoğlu'nun Basın Sözcüsü Murat Ongun, yıllık 5 milyon liraya orada oturabiliyor! Bunları Ancak Bir Şeytan Düşünebilir, normal bir insan bunları yapamaz!" 🔴"İstanbul Boğazı'nın Avrupa Yakası'na İmamoğlu yerleşiyor. 1.5 Milyar Liralık villaları 15 milyona devir alıyor, etrafındaki arsayı da inşaat yapılmasın diye 156 milyon liraya İBB'ye zorla istimlak ettiriliyor. Tamam mı, nasıl! Bunları sadece bir şeytan düşünür! Normal bir insan bunları yapamaz! Boğazın diğer yakasına bakıyorsun, Murat Ongun'u görüyorsun. Boğazın Avrupa tarafı İmamoğlu, Anadolu tarafı da Ongun." 🔴"Ben soruyorum, CHP'nin bir milletvekili, CHP'ye yakın bir işadamı, CHP'nin eski-yeni genel başkanı hiç fark etmez, bir tanesi bile Acarkent'in önünden geçebilir mi acaba! Nasıl olur da Basın Sözcüsü orada oturur! Adam bir de yalan söylüyor, 'Ben kira yardımı alıyorum' diyor. Şimdi kira yardımı alan insan kirasını bir yıl öncesinden eşinin banka hesabından 3.7 milyon TL olarak ev sahibine havale edebilir mi? Buna kim inanır! Yıllık 50-60 Bin lira da diğer masraflar var, yani yıllık 5 milyon lira ya! Şimdi sadece buna bak, hep diyoruz 5 milyon liraya insan oturacağı evi alır ya! Yıllık kirası 5 milyon lira olan bir evi almayı hayal bile edemeyecek gençleri CHP, İmamoğlu için sokağa sürüyor. Hiçbir siyasetçinin çocuğu eylemlerde görünmüyor, hep garibanlar var. Bu çocuklar yolsuzluk, usulsüz, rüşvetçi takımın kavgası için öne sürülmüştür! Onlar da bundan bir demokrasi kahramanı çıkarmaya çalışıyor. Fakat bundan ancak sahtekarın yolculuğu çıkar, başka bir şey çıkmaz!" #CHP #İmamoğluTutuklandı #Ekremİmamoğlu #Yolsuzluk #İBB #İBBSoruşturmaları #MuratOngun #Dolar #KaraPara #EkremİmamoğluTutuklandı #SonDakikaİBB #ÖzgürÖzel

Haber Global

97,739 次观看 • 1 年前

Üsküdar Belediye Başkanı #SinemDedetaş gözaltına alındı. Üsküdarlı yurttaşlar belediye önünde nöbete başladı. Seçilmiş İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik (Özgür Çelik), Üsküdar Belediyesi önünden seslendi: "Sinem Dedetaş dimdik ayakta" "Günün ilk saatlerinden itibaren Üsküdar halkının iradesine sahip çıkmak için, Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş'a sahip çıkmak için, demokrasiye sahip çıkmak için, güneşin altında bekleyen; demokrasi diyen, adalet diyen herkese yürekten teşekkür ediyoruz. 2024 seçimlerinde Üsküdar'ı kaybetmeyi içine sindiremeyenler, 30 yıl sonra Üsküdar'ı kaybetmeyi hazmedemeyenler, bugün güzel Türkiye'mize yine bir şafak operasyonu yaşattılar. O şafak operasyonunu yaşatanlar Belediye Başkanımızın evinden çıkış görüntülerini yandaş medyaya servis ettiler. Ve bir hak ihlali gerçekleştirerek Belediye Başkanımızın evinden çıkış görüntülerini yandaş kanallara servis edip Belediye Başkanımızı gözaltına aldılar. Üsküdar Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş ve Belediye Başkan Yardımcısı, Özel Kalem Müdürü şu anda Vatan Emniyet Müdürlüğü'nün bodrum katında. Seçilmiş belediye başkanlarını Vatan Emniyet Müdürlüğü'nün bodrum katında, uyuşturucu kokuları içerisinde kötü koşullarda tutarak bir psikolojik işkenceyi gerçekleştiriyorlar. Modern çağın bir psikolojik işkence aracı olarak Vatan Emniyet Müdürlüğü'nün bodrum katı bu ülkenin tarihine yazılmıştır ve Türkiye demokrasi tarihinde o Vatan Emniyet Müdürlüğü'nün bodrum katı kara bir lekedir. Tarihin her döneminde de kara bir leke olarak anılacaktır. Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş kimdir ve bugün neden bir zalimlikle ve zulümle karşı karşıya? Sinem Dedetaş bu toprakların yetiştirdiği en kıymetli yöneticilerden bir tanesidir. Evet, 2024'te, 30 yıl sonra bir kadın belediye başkanı Üsküdar'ı kazandı. Ama onun öncesi de var. 2019'da Ekrem İmamoğlu Başkanımız İstanbul'u kazandığında Haliç Tersanesi mezbelelik bir alan gibi kaderine terk edilmişti. Haliç Tersanesi'ni bir rant projesine dönüştürmek istiyorlardı. Ekrem Başkan göreve geldikten sonra Sinem Dedetaş Başkanımız Şehir Hatları'ndaki göreviyle Haliç Tersanesi'ni yeniden canlandırdı. İstanbul'da, her yanı denizlerle çevrili olan bir şehirde deniz ulaşımını canlandırdı. Şehir Hatlarını düzene soktu. Deniz taksilerle deniz ulaşımı açısından çok önemli hizmetleri Sinem Dedetaş Başkanımız gerçekleştirdi. Ve 2019'la 2024 arasındaki o Büyükşehir Belediyesi'ndeki icraatçı çalışmaları kendisini Üsküdar Belediye Başkan adayı olarak Üsküdar halkına emanet etti ve Üsküdar halkı %50'lik bir oyla, en yakın rakibine 8 puan fark atarak Sinem Dedetaş'ı Üsküdar Belediye Başkanı seçti. 30 yıl sonra... 30 yıl sonra Üsküdar'da ilk defa bir siyasi parti değişimi gerçekleşti ve bir kadın belediye başkanı Üsküdar Belediye Başkanı olarak seçildi. Hem 2024'te Üsküdar'ı kaybetmeyi içlerine sindiremediler hem de bir kadın belediye başkanının Üsküdar'da çok halkçı, çok icraatçı belediyecilik uygulamaları gerçekleştirmesini içlerine sindiremediler. Üsküdar'a bir kadın eli değdi ve Üsküdar'da her şey çok güzel olmaya başladı. İşte o halkçı belediyecilik uygulamalarını içine sindiremeyenler, icraatçı belediyecilik uygulamalarını içine sindiremeyenler Üsküdar Belediyesi'ni hedef almaya başladılar. Aylardır, sadece bugün değil, aylardır Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş trollerin hedefinde. Belediye başkanlarımıza "Ya AK Parti'ye katıl ya hapse atıl" diyenler, İstanbul'un dört bir yanında belediye başkanlarımızı siyasi baskı altına alarak transfer etmek isteyenler... Ve o transfer tekliflerinin karşısında dik duran, eğilmeyen insanları da hapse göndermeye çalışanlar aynı uygulamaları Üsküdar'da da gerçekleştirdiler. Sinem Başkanımız bütün baskılara rağmen, bütün yargı tacizlerine rağmen dimdik ayakta durdu. Üsküdar halkına hizmet etmeye devam etti. Şu anda da Vatan Emniyet Müdürlüğü'nün bodrum katında dimdik ayaktadır."

Fatoş Erdoğan

25,737 次观看 • 2 个月前

Çağlayan Adliyesi'ndeyiz; bekleyişimiz devam ediyor, savcılık beyanları bitmedi. 20.00 itibariyle Necati Özkan’ın beyanı savcılıkta devam ediyor. Diğer beyanlar tamamlandı. Milletvekili arkadaşlarımızla birlikte buradayız, süreci takip ediyoruz. Sabah saat 10’dan beri buradayız. Bu arada emniyette verilen ifadeleri okuma imkanımız da oldu. Ben neredeyse tamamını okudum. Esas dayanak olarak gösterilen 362 sayfalık beyanı da inceledim. O beyanlara baktığımızda, dayanaktan yoksun olduklarını; özellikle Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan bakımından herhangi bir irtibatın bulunmadığının açıkça ifade edildiğini görüyoruz. Ekrem İmamoğlu’nun ifadesi az önce tamamlandı. Kendisine yöneltilen tüm sorulara yanıt verdi. Kesinlikle bu şahısla bir irtibatının olmadığını, kendisini tanımadığını, 2019 seçimlerinden sonra yanında giyimi nedeniyle hatırladığı bir kadınla birlikte geldiği için o kişiyi yalnızca giyiminden hatırladığını söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanını bu kadar ağır bir suçlamayla karşı karşıya getireceksiniz, büyük önlemler alacaksınız, kamuoyunda büyük bir algı yaratmaya çalışacaksınız ama elinizde hiçbir kanıt, hiçbir delil başlangıcı olmayacak. Ayıptır; insanların onurlarıyla bu kadar ucuz bir biçimde oynayamazsınız. Asıl itibarıyla Ekrem İmamoğlu’na şunu soruyorlar; “Sen 2019 seçimlerini neden kazandın? Nasıl kazandın? Hangi çalışmaları yaptın?” Bir avukat olarak söylüyorum; 362 sayfalık beyanları ve bugün savcılıkta verilen beyanları okudum. İtirafçı olduğu iddia edilen şahsın, Sayın İmamoğlu’nu suçlayabilecek veya onunla bir irtibatını gösterebilecek hiçbir kanıt dosyada yok. Bir belediye başkanını bu kadar ucuz biçimde en ağır suçlamalarla itham etmek kabul edilemez. Sulh Ceza Hakimliklerinin bulunduğu yerdeyiz; burada büyük güvenlik önlemleri alındı. Daha önceki örneklerden de biliyoruz; güvenlik güçleri sevk edildi, bariyerler kondu. Biraz sonra işlemler tamamlandığında hangi durumla karşı karşıya kalacağımızı biliyoruz. Ancak şundan emin olun ki bu soruşturma dosyası tamamen siyasal iletişime dönük. Şimdiye kadar yürütülen soruşturmalarda kamuoyunda bir algı oluşturamayınca, böyle yalan, yanlış ve vicdansız iddialara başvuruyorlar. #Ekremİmamoğlu #ÇağlayanAdliyesi

Sezgin Tanrıkulu

32,916 次观看 • 11 个月前

🇹🇷 ŞEHİT EŞİNE 🇹🇷 BASKI / MOBİNG YAPACAK ADAM DAHA DOĞMADI ‼️ 😡 #Skandal Az önce Şehit Eşi Feray Demirkıran Yengemizi, geçen haftalarda ki ÇANAKKALE yangınında evleri maalesef yandığı için hal hatır sormak adına aradım. ( Yanan Evin videosu aşağıda ) Ağlamaklı ve sinirli bir ses tonuyla açınca zorlayarak ne olduğunu anlatmasını istedim. İ.B.B.’ye Bağlı #İSPER kuruluşu olan Anadolu yakasında ki bir Okulda ‘MÜDÜR’ olarak görevli olduğunu biliyorum. Genel Müdür Yardımcısı olan Adil Güçlü KIRMIZI’nın kendisini çağırtarak, Müdürlükten almak istedikleri ve akabinde #İstifa edip gitmesi yönünde telkinde ( mobing !) bulunduklarını söyleyince sinirlerim zıpladı. Evlerinin yandığı gece, ertesi gün işe öğleden sonra gelmesi gerekçe gösterilmiş. Senin evin hiç yandı mı ADİL ? Ayrıca Asker - Polis bir Şehit eşiyle konuşurken, baskı / mobing yapma cesaretini kimden alıyorsunuz siz ? 😡😡 Diğer tanıdıklara sorunca da perde arkasının ne olduğunu anladık zaten. O konuya sonra geleceğiz ‼️ Kişisel menfaatlerinize kulp takarak sindiremezsiniz bizi. Bu dakika itibariyle Hem Polis Çocukları Yard. Dayn. Derneği Derneğimizin yönetici Feray Yengemizi hem de ablamızı savunmak için Av. Oğuzhan Türk -Tarık Buğra Doğan - Gizem Altıntaş Avukatlarımız başta olmak üzere el birliğiyle bu işin takipçisi olacağız ‼️ Sn. Özgür Özel Sn. EN GÜVENİLİR BAHİS SİTELERİ 2026 Sn. Yalçın Doğan 🇹🇷 Taner BAŞ Bombacimlym3 Mete Altıntaş🇹🇷🇦🇿 Asli36 Abuzer Baklavacı Mehmet Koyuncu Serkan Tanyildizi İBB HABER İBB Kültür @ibbtekzip İBB Kültür AŞ İstanbul Büyükşehir Zabıta İstanbul Emniyet Müdürlüğü TC İstanbul Valiliği T.C. İçişleri Bakanlığı Banu Saraçlar Yiğit Oğuz Duman Ekrem İmamoğlu CHP 🇹🇷 Grandpashabet 2026 Betasus Giriş Şehit Yakınları ve Gaziler Genel Müdürlüğü Marmara Şehit Aileleri Derneği Türk Polis Teşkilatı

TURAN EŞELİOĞLU 🇹🇷͜͜͡͡✯

70,118 次观看 • 1 年前

HASAN İMAMOĞLU VE AVUKATI, YAKAYI NASIL ELE VERDİ? Umarım bu bilgileri, Ekrem İmamoğlu'nu aklamak için ortaya namusunu ve şerefini koyan Sn Özgür Özel de okur... Ekrem İmamoğlu, 19 Mart 2025 sabahı gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından Avukatı Mehmet Pehlivan, Halk TV'ye çıkarak Sarıyer'deki villalar hakkında aşağıda paylaştığım videoda yer alan açıklamaları yapmıştı. Pehlivan, açıklamasında, "İmamoğlu İnşaat'ın Güllece Tarımcılık isimli şirketin hisselerini satın aldığını, hisseleri 15 Milyon TL'ye değil 48 Milyon TL'ye aldığını, Ali Nuhoğlu ile bir sözleşme yapıyor, sözleşmeye göre 48 Milyon TL'ye satın alınan şirketin 15 Milyon TL'si nakit vadeli çeklerle, 48 Milyon TL'den geri kalan 33 Milyon TL'de adresi belirtilen İmamoğlu İnşaat'a ait bir taşınmazı devrederek ödediğini, sözleşmenin devamında şirketin değerini belirleyen varlığının 2 villa olduğunu, şirketin borcunun 87 Milyon TL olduğunu ve İmamoğlu İnşaatın şirketin borcunuda devraldığını, 48 Milyon + 87 Milyon TL olarak aldığını, şirket kayıtlarının vergi denetleme kurulundan alındığını ve herhangi bir sorun görünmediğini, İmamoğlu İnşaat şirketi, toplamda 135 Milyon TL'ye Güllüce Tarımcılık isimli şirketi Ali Nuhoğlu'ndan aldığını, üstlenilen 87 Milyon TL'lik borcun ödenmesi noktasında Ali Nuhoğlu tarafından bir ara buluculuk başvurusu yapıldığı, 87 Milyon TL'lik borcun Ali Nuhoğlu'na ödenmediği için bir anlaşma yapıyor, anlaşmaya göre sahibi olduğu 2 villayı devredeceğini devretmediği takdirde o günkü dolar kuruyla bunun karşılığını ödeyeceği yönünde anlaşma yapıldığını" söyledi. Mehmet Pehlivan'ın bu açıklamalarının tarihi 7 Nisan 2025. Açıklamanın üzerinden 7 ay geçti. Aradan geçen bu 7 ay içinde Ali Nuhoğlu, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak itirafçı olurken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kurumlar arası yapılan yazışmalar ve talep edilen raporlar doğrultusunda, söz konusu hisse devri eylemiyle alakalı somut belgeler, soruşturma dosyasında yerini aldı. Ali Nuhoğlu, etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadesinde özetle: "Sarıyer de bulunan iki adet villayı kurmuş olduğum, GÜLLÜCE TARIM AŞ.'ye aldım. Bu villaları satın almamdan devre kadarki süreç içerisinde bu villaların bulunduğu şirkete ilişkin tüm mali ve muhasebe, vergi tüm işlemlerinin takibini İMAMOĞLU İNŞAAT'ın yetkilileri yürütmüştür. Bu şirketi ben 2024 yılının Mart ayında İMAMOĞLU İNŞAAT'a devrettim. Devirle alakalı bu süreçte 15 Milyon TL ve Beylikdüzü'nde 6+1 villa vereceklerine (toplamda 48 Milyon TL) ilişkin bir sözleşme yapıldı. Bu olayların basında çok tartışılması üzerine Şubat ayı içeresinde formaliteden bir ek sözleşme 87 Milyon TL cari borç tanımı altında ne olduğu belirsiz ibare eklediler. Eğer bu para ödenmediği takdirde iki adet daha villanın verileceğine dair sözleşmenin kapsamını genişlettiler. Şirketin devrinden sonrasında toplam bedeli 15 Milyon TL olan 3 adet çek verildi. Söz konusu olayın meydana geliş şekli anlattığım gibidir. GÜLLÜCE TARIM benim üzerimdeyken söz konusu villalara yapılan yaklaşık 15 Milyonluk tadilat işleri de tarafımca karşılanmıştı." dedi. Bugün ifade için İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gelen Hasan İmamoğlu'na, GÜLLÜCE TARIMCILIK isimli şirketin hisse devri konusuna yönelik önce savcılık makamının elde ettiği şu deliller ve tespitler sunuldu: "Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu(TMSF) tarafından, Başkanlığımıza gönderilen ve söz konusu şirketler arasında imzalanan Hisse Devir Sözleşmesinde, Güllüce Tarımcılık şirketinin hisselerinin tamamına 48 Milyon TL değer biçildiği, İmamoğlu İnşaat A.Ş tarafından söz konusu hisse devrine ilişkin ödemelerin 5 Milyon şeklinde 3 taksitle toplam 15 Milyon TL lik kısmının nakit olarak ödeneceği, kalan 33 Milyon TL lik kısmının ise İmamoğlu İnşaat A.Ş tarafından 1185 Ada 5 parsel, Gürpınar Mah. Omer Seyfettin Cad. No:88/1 Beylikdüzü/İSTANBUL adresindeki 1 adet villanın devri karşılığında ödeneceği hususlarına yer verilmiştir. TMSF tarafından Başkanlığımıza gönderilen evraklarda villanın devrine yönelik olarak yapılan araştırmalarda; İmamoğlu İnşaat A.Ş ve Ali NUHOĞLU arasında Satış Vaadi Sözleşmesi imzalandığı, ancak söz konusu sözleşmenin noter onaylı olarak yapılmadığı ve adi sözleşme şeklinde düzenlendiği hususu tespit edilmiştir. Bahse konu Satış Vaadi Sözleşmesi Rapor ekinde yer almaktadır. Ayrıca söz konusu sözleşmede, İmamoğlu İnşaat tarafından Güllüce Tarımcılık şirketinin devir tarihinde muaccel hale gelmemiş 87 Milyon TL borcunun ise İmamoğlu İnşaat A.Ş tarafından üstlenileceği hususu da yer almaktadır. Bahse konu Hisse Devir Sözleşmesi Raporumuz ekinde yer almaktadır. İmamoğlu İnşaat A.Ş'nin 2024 yılı yasal defterleri ve bankacılık işlemleri üzerinde yapılan araştırmalarda; Güllüce Tarımcılık şirket hisselerinin İmamoğlu İnşaat A.Ş yasal defterlerinde 245-Bağlı Ortaklıklar hesabına 48 Milyon TL bakiye ile kaydının yapıldığı sözleşmede belirtilen 15 Milyon TL tutarın İmamoğlu inşaat A.Ş tarafından Ali Nuhoğlu'nun banka hesaplarına gönderildiği yasal defter kayıtları ve bankacılık işlemleri üzerinden anlaşılmıştır. Ancak, yukarda bahse konu villanın devrinin henüz yapılmadığı (projenin devam ediyor olabileceği) anlaşılmıştır. Ayrıca sözleşmede Güllüce Tarımcılık A.Ş'nin muaccel hale gelmemiş olduğu belirtilen 87 Milyon TL ye ilişkin İmamoğlu İnşaat A.Ş'nin yasal defterlerine herhangi bir kayıt yapılmadığı anlaşılmıştır. Hisse devir sözleşmesinde belirtilen, Güllüce Tarımcılık şirketinin muaccel hale gelmemiş 87 Milyon TL tutarındaki borcuna yönelik yapılan araştırmalarda; söz konusu şirketin devir tarihindeki yasal defter kayıtlarında şirketin herhangi bir kurum, kuruluş, işletme ve şahsa borçlu olduğunu gösteren bir hesap kaydına rastlanılmamıştır. Güllüce Tarımcılık A.Ş'nin devir tarihi itibariyle yevmiye kayıtlarında 252-Binalar hesabının bakiyesinin bile 158.323.438,79-TL olduğu bilgisine rastlanılmıştır. Söz konusu 252- Binalar hesabının, şirket tarafından 31 Milyon TL ye alınan 2 adet villayı içerdiği ve bakiyenin villalara yapılan tadilat harcamaları ve enflasyon muhasebesi düzeltmeleri nedeniyle söz konusu tutara yükseldiği anlaşılmıştır." Savcılık tarafından elde edilen raporların Hasan İmamoğlu ve avukatlarına sunulmasının ardından, baba İmamoğlu'na şu soru soruldu: "Yukarıda MASAK Raporunda ve Ali Nuhoğlu isimli şahsın etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdiği ifadesiyle birlikte değerlendirildiğinde; bahse konu villa satış olayının muvazaalı şekilde yapıldığı, söz konuşu Güllüce Tarım unvanlı firmanın 87 milyon TL borcu olmamasına rağmen Hisse Devir Sözleşmesinde 87 milyon TL'lik borç gösterildiği ve bu borcunda şirketi devralan İmamoğlu İnşaat firması tarafından karşılanacağına dair tespitlere yer verilmesine rağmen söz konusu borcun Imamoğlu Inşaat firmasının defter kayıtlarına borcun işlenmediği anlaşılmıştır. Ali Nuhoğlu isimli şahsın beyanlarında da yapılan tespitleri doğrular nitelikte beyanlarının bulunduğu anlaşılmıştır. Yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen tespitler hakkında ifadenizi veriniz. Hisse devir sözleşmesinde Güllüce Tarım'ın belirtildiği gibi bir borcunun olmamasına rağmen borç gösterilmesi ve borcun İmamoğlu İnşaat firması tarafından üstlenilmesindeki amaç nedir? Detaylıca açıklama yapınız." Hasan İmamoğlu ve avukatlarına sorulan bu soru karşısında Sn Özgür Özel gibi Ekrem İmamoğlu için ortaya namusunu, şerefini koyanlar normalde ne bekler? Gerek Hasan İmamoğlu olsun gerek Avukatları olsun aradan geçen 1 yıl içinde bu iddiaları çürütecek tüm belgeleri teslim edip masumiyetlerini ortaya koymaları beklenir değil mi? Ama cevap bu şekilde olmuyor. Bu sorular ve tespitler karşısında savunma ve açıklama beklenen Hasan İmamoğlu, şu cevabı verdi: "Ben yukarıda da beyan ettiğim gibi söz konusu olaya vakıf değilim. Şirketin bu tür işlemleriyle Tuncay Yılmaz isimli şahıs ilgilenmektedir. Detaylarına kendisi vakıftır. Ayrıca benim ismim söz konusu soruda geçmemektedir." İşte Hasan İmamoğlu ve avukatları, İmamoğlu İnşaat'ın Güllüce Tarımcılık'a ait hisselerin satışına yönelik hiç bir belge sunmamaları, sunamamaları, aslında tek bir şeyi ifade ediyor. BABA-OĞULUN YAKAYI ELE VERDİKLERİNİ...

Emre Ercis

79,860 次观看 • 11 个月前

27 yıldır süren #PınarSelek davası yine ertelendi. ​Dört kez beraat eden sosyolog Pınar Selek, Yargıtay’ın 2022’de bozduğu kararın ardından beşinci kez yargılanıyor. ​Dava 1998’den beri, yani 27 yıldır sürüyor. Pınar Selek dört kez beraat etti (2006, 2008, 2011, 2014). 2022’de Yargıtay Ceza Genel Kurulu son beraat kararını esastan bozarak yeniden yargılama ve müebbet hapis cezası istedi. Beşinci yargılama 2023’ten beri devam ediyor; gıyabi tutuklama ve yakalama kararları geçerliliğini koruyor. Selek, Fransa’da yaşıyor; Fransız vatandaşı ve sosyoloji profesörüdür. ​İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen 5. yargılamanın 8. duruşmasına; İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, İstanbul Barosu yönetim kurulu üyeleri ile çok sayıda baro avukatı, DEM Parti Milletvekili Özgül Saki, Fransa’dan avukatlar, aktivistler, feministler, La France Insoumise (LFI) ve Fransız Komünist Partisi temsilcileri, Avrupa parlamenterleri, Nice Côte d'Azur Üniversitesi akademisyenleri, öğretim üyeleri ve dekanlar katıldı. ​Hâkim, "Bu aşamada gelen dosya olmadığı görüldü." diyerek yargılamayı başlattı. ​Savcı, "Yakalama ve diğer hususların devamına karar verilmesini talep ederiz." dedi. ​Av. Bahri Belen, davanın başından beri en az 15 başkan, 100’e yakın heyet yargıcı ve sayısız savcının değiştiğini belirterek davanın temel aşamalarını ve evrelerini değişen mahkeme heyetine anlattı. ​Belen, "Davanın başından beri adalet temsilcileri ve insan hakları aktivistleri burada." diyerek sözlerine başladı. ​Emniyet bomba uzmanlarının olay sonrası inceleme yaptığını hatırlatan Belen, "Bombaya ilişkin bulgu olmadığını söylediler. Kamuoyunu bilgilendirmek için yapılan açıklamada da 'Bomba yok, tüp patlaması var.' dendi." dedi. ​Sözlerine devam eden Belen şunları kaydetti: ​"Pınar Selek bir sosyolog olarak araştırmalar yapıyordu. Bu olaydan bağımsız olarak gözaltına alındı ve patlamayla ilgili kendisine hiç soru sorulmadı. Selek, 1998’de yaptığı araştırmalar gerekçe gösterilerek tutuklandı; üstelik iddianamede bu konuyla ilgili bir suçlama da yoktu. Kürtlerle ilgili yaptığı araştırmalar gerekçesiyle örgüt üyeliğiyle suçlandı. Mısır Çarşısı patlamasından bir ay sonra ise başka bir müdahale geldi. ​Bir ay sonra Abdülmecit isimli bir kişi ifade vererek 'Bombayı Pınar Selek’le birlikte koyduk.' dedi. 27 yıllık süreç içinde bunun bir bomba olmadığını, patlamanın gaz sıkışmasından kaynaklandığını anlatmaya çalıştık. Bu davanın siyasi bir dava olduğuna dikkat çektik. ​Mahkemede dinlenen bomba uzmanı patlamaya dair iz bulunmadığını söyledi ve beraat kararı verildi. Bu karar Yargıtay tarafından usul yönünden bozuldu. Yeniden görülen mahkemede yine beraat verildi. Daha sonraki yargılamalarda da beraat kararları çıkmaya devam etti ve 2014’te bir kez daha beraat verildi." ​Avukatı, Abdülmecit Öztürk hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasını talep etti. ​Mahkeme heyeti ise yakalama kararlarının devamına karar vererek duruşmayı 5 Şubat 2027 saat 09.45’e erteledi.

Fatoş Erdoğan

22,364 次观看 • 21 天前

ÖZALP TOZAN'IN SAVCILIK İFADESİ, EKREM İMAMOĞLU'NUN AVUKATLARININ OLUŞTURMAK İSTEDİĞİ ALGI OPERASYONU VE MANİPÜLASYONA NOKTA KOYDU: Ekrem İmamoğlu'nun usulsüz yatay geçişi iddialarının gündeme gelmesinin ardından İmamoğlu'nun avukatları 2 basın açıklaması yapmıştı. İkinci yapılan basın açıklamasında videodan da izleyeceğiniz üzere şöyle bir algı oluşturulup, iddialara konu olan maddi gerçekler şu ifadelerle manipüle edilmeye çalışılmıştı: "YÖK raporunda 18 Kasım 1991 tarihli bir yazı ile Girne Amerikan Üniversitesi'nin tanınan üniversitelerden olmadığı ortaya konmuştu. Ardından da şu ifadeler kullanılmıştı. 'İlgili üniversitenin tanınırlığının ancak 1993 yılında Yüksek Öğretim Kurulu tarafından karara bağlandığı, ilgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında University College ofNorthern Cyprus’ın yatay geçiş yapılabilecek üniversiteler arasında olmadığı'. Şimdi bizi izleyen dinleyen herkesin dikkatini toplamasını rica ediyorum. YÖK raporunda Girne Amerikan Üniversitesi 1993'ten sonra tanındı deniliyor." dedikten sonra İmamoğlu'nun avukatı, "İşte bu iddiayı çürütecek belgeyi ekranlara getiriyoruz." diyerek bir diploma paylaştı. "Ekranda görülen diploma, Girne Amerikan Üniversitesi'nden alınmış bir diploma. Diplomanın verildiği tarih 29 Eylül 1991. Mezun olan öğrencinin adı Kaan Ferah. YÖK raporunda ne denmişti? Girne Amerikan Üniversitesi'nin tanınması 1993 yılında olmuştu. Yani, tanınmadan 2 yıl önce alınmış bir diploma. Yani Kaan bey Girne Amerikan'ın henüz tanınmadığı bir yılda okumuş ve mezun olmuş." diyerek hem manipülasyon yaptı hem de maddi gerçeği eğip-büktü. YÖK RAPORUNDA MANİPÜLE EDİLEN GERÇEK. İmamoğlu'nun avukatının kamuoyundan saklamaya çalıştığı maddi gerçek, yine kamuoyuna yaptığı açıklamada yer alan, Yükseköğretim Yürütme Kurulunun 18.11.1991 ve 39 sayılı oturumunda alınan 91.36.1211 numaralı kararında yer alan bilgi. Söz konusu karar metninde şu ifade yer alıyor: "Southeastern University (Washington D.C.) Girne Campus UNC- Girne Amerika University Yönetim Kurulu Başkanlığınca, yazısında A.B.D. Washington D.C. 'deki Southeastem University’nin Kurulumuz tarafından tanınmakta olan bir yükseköğretim kurumu olduğunun üniversitelerine bildirilmesine ilişkin talebi incelendi ve A.B.D. Washington D. C. ’deki Southeastern University’nin Kurulumuzca tanınan bir yükseköğretim kurumu olduğunun ancak bu üniversitenin Girne Kampüsündeki UNC-Girne Amerika University’nin veya dünyanın herhangi bir yerinde bulunan diğer kampüslerindeki yükseköğretim kuramlarının Kurulumuzca tanınmasının mümkün olmadığına karar verildiği" bilgisi yer almakta. İşte tam burada gerek Savcılıktaki ifadesinde gerekse 1990 yılında İstanbul Üniversitesi'ne yazdığı dilekçesinde İmamoğlu'nun referans olarak gösterdiği Girne Amerikan Üniversitesi'nin kurucularından ve 1986-1992 yılları arasında yöneticisi olan Özalp Tozan'ın ifadesini okuyalım. "Benim yöneticilik yaptığım 1986-1992 yılları arasında üniversiteye kayıt olan herkes bilir ki; bu üniversitenin Türkiye'de denkliği yoktur. Girne Amerikan Üniversitesi'nin o dönemlerde kesinlikle denkliği yoktur. Bunun altını çizerek söylüyorum. Bizim denkliğimiz Amerika'daki üniversitenin denkliğinden geliyor. O zamanlarda üniversite tanıtımlarında da söylerdim. Ben kayıt kabul işleri direktörü olarak öğrencilerimin hiç birine yalan yanlış bilgi vermedim. Girne Amerikan Üniversitesi'nin diploma vermeyeceğini ama anlaşmalı olduğu üniversite üzerinden diploma verdireceğini söyledim. O dönemlerde Girne Amerikan Üniversitesi'ne kayıt olan öğrencilerin hepsi Türkiye'de denkliğin olmadığını bilir ancak Amerika'daki bağlı olduğu üniversite'nin denkliği üzerinden fayda sağladığını bilirler. Girne Amerikan Üniversitesi'nin Türkiye'de denkliği yoktur. Denkliği dolaylıdır. Amerika üzerindendir." İmamoğlu'nun referans gösterdiği GAU kurucusu ve 1986-1992 yılları arasında yöneticisi olan Tozan, YÖK raporunda yer alan ve yalnızca denkliğin ABD Washington'daki Southeastern University olarak tanındığı bilgisini teyit ederken, İmamoğlu'nun avukatının yapmış olduğu manipülasyon ve dezenformasyonuda ortaya çıkartıyor. İmamoğlu'nun avukatının delil gösterdiği ve 29 Eylül 1991 tarihli Kaan Ferah'a ait diploma, Girne Amerikan Üniversitesi'ne değil Tozan'ın da beyan ettiği gibi YÖK'ün denkliğini kabul ettiği ABD Washington'daki Southeastern University'e ait bir diploma. Şayet İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi'ne usulsüz yatay geçiş yapmayıp okulunu Girne Amerikan Üniversitesi'nde tamamlayıp tıpkı Kaan Ferah isimli şahıs gibi ABD Washington'daki Southeastern University'den almış olsaydı, hiç bir sorun olmayacaktı. Şuandan itibaren Ekrem İmamoğlu'nun yapması gereken tek bir şey var o da başta İstanbullular olmak üzere CHP'lilere daha fazla yalan konuşmamak ve istifa etmektir. ÇÜNKÜ İMAMOĞLU'NUN USULSÜZ GEÇİŞİ BİZZAT KENDİSİNİN REFERANS VERDİĞİ İSİMLE TESCİLLENMİŞ OLDU...

Emre Ercis

62,314 次观看 • 1 年前

İbrahim Kaboğlu’ndan Geç Saatlere Kadar Süren İBB Duruşmasına Tepki: "Hızlandırılmış Yargılama Adalete Hizmet Etmez" #İBBDavası'nda 2.Celse 16.gün Saat 22.00'da bitti. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, İBB davasının 80. gününde gece geç saatlere kadar süren duruşmanın ardından açıklamalarda bulundu. Açıklamaya İstanbul Barosu yönetim kurulu üyeleri ve dosya avukatları da katıldı. Duruşma sürelerini ve yargılama koşullarını eleştiren Kaboğlu (İbrahim Kaboğlu), adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini vurguladı. "Geç Saatlere Kadar Süren Duruşmalar Adil Yargılanma Hakkına Aykırı" İstanbul Barosu Yönetimi ve seçilmiş kurul üyeleriyle birlikte duruşmayı takip ettiklerini belirten Kaboğlu, şu ifadeleri kullandı: "İstanbul Barosu yönetimi, seçilmiş kurul üyeleri ve avukatlar olarak burada bulunuyoruz. Bugün 14 Eylül Pazartesi günü, duruşma saat 22.00’ye kadar sürdü. Biz geçen hafta, 9 Eylül günü duruşmaların makul saatte bitirilmesi gerektiği yönünde Ağır Ceza Mahkemesine uzun ve ayrıntılı bir başvuru yaptık. Gece yarılarını aşan duruşmaların hem savunma açısından hem sanıklar ve tutuklular açısından, özellikle de adil yargılanma hakkı açısından yarattığı sakıncaları teker teker sıraladık." "Duruşma Saatlerinin Makul Seviyeye Çekilmesini Talep Ettik" Duruşmada sözlü olarak da müdahalede bulunduklarını belirten Kaboğlu, taleplerinin kısmen karşılandığını ancak mevcut durumun kabul edilemez olduğunu dile getirdi: "Bugün de tüm yönetim kurulu seçilmiş üyeleri olarak söz aldık ve yeniden sözlü olarak da müdahalede bulunduk. 'Bu sürdürülebilir değil' dedik. Özellikle adil yargılanma hakkının asgari koşullarının; savunma hakkı, çelişmeli yargılama, duruşmaların öngörülebilirliği, hangi sanığa ne zaman söz verileceği ve savunma hakkı verileceği gibi belirsizliklerin giderilmesi gerektiği konusunda sözlü müdahalede bulunduk ve talep ettik. Bu sürecin adil bir biçimde yürütülmesi gerektiğini dile getirdik. Taleplerimiz ancak kısmen karşılandı ama saat 22.00’ye kadar sürmesi makul değil, ölçülü değil. Bu şekilde yürütülmesi, böyle bir davanın niteliğiyle bağdaşmamaktadır. Bunun takipçisi olduğumuzu, sürekli burada bulunacağımızı, gözlemlediğimizi ve raporlaştırdığımızı, bundan böyle de bunu sürdürmeye devam edeceğimizi beyan ettik. Burada da bu kararlılığımızı dillendiriyoruz." "İstanbul, Siyasal Davaların Merkezileştiği Bir İldir" Baroların hukukun üstünlüğünü savunma yükümlülüğüne dikkat çeken Kaboğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Barolar, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumakla yükümlü kamu kurumlarıdır. İstanbul Barosu, Türkiye’de üç avukattan birinin üyesi olduğu bir barodur. İstanbul, Türkiye’deki hemen hemen bütün siyasal davaların merkezileştiği, toplandığı bir ildir. Bu nedenle Türkiye’de hukuk devletinin geleceği açısından, demokratik hukuk devletinin sürdürülebilmesi açısından biz İstanbul Barosu olarak her zaman hukukun hakim kılınması için çaba göstereceğimiz konusunda kamuoyuna açık beyanda bulunuyoruz." "Sanıklar İçin İnsani Olmayan Koşullar Oluşuyor" Duruşma periyodunun sanıklar ve tutuklular üzerindeki etkilerine değinen İbrahim Kaboğlu, yaşanan zorlukları şu sözlerle aktardı: "Ekrem İmamoğlu ve diğer tutuklu sanıklar sabahın 07.00’sinde cezaevinden çıkarılıp buraya getiriliyorlar. Duruşma ise saat 11.00’den sonra başlıyor. Aradan geçen zaman, bekleme yeri, salon kapasitesi ve biyolojik ihtiyaçların karşılanması gibi son derece ciddi insani sorunlar söz konusu olmaktadır. Aynı zamanda savunmanın sağlıklı yapılabilmesine dair sorunlar da sürekli dile getirilmektedir. Nitekim geçen hafta çarşamba günü Mahkeme Başkanı oturumu sonlandırırken, saat 22.00’ye gelmeden 'insani olması açısından sonlandırıyorum' dedi. Fakat bize göre saat 22.00’ye kadar süren bir duruşma hiçbir biçimde insani değildir. ..

Fatoş Erdoğan

12,259 次观看 • 25 天前

Vicdani borcum olarak dün öğleden sonra Marmaray’da seyahat ederken önümde yaşanan ve yumruklu kavgaya dönüşen olaya dair birebir tanıklığımı aktarmak isterim. Konunun bu denli lince varacağını düşünmemiştim. Mesele görüntülerde izlenenden ibaret değildir, kavgaya dönüşme aşamasında bir gazeteci refleksiyle video kaydına başladım. Öncesinde olanları anlatmak gerekiyor. İki çocuğuyla Marmaray vagonuna sanırım Erenköy ya da Bostancı’dan binen beyefendi, kapının kenarında duran ve telefonla konuşan genç hanımefendiye, “niye burada duruyorsun, çocuklarımla girmeye çalışıyorum, zorlandılar. Ya ayakları takılıp sıkışıp düşselerdi” diyerek çıkıştı. Genç kız “affedersiniz” karşılığını verdi, özür diledi. Oysa vagona biniş kapısının ortasından rahatlıkla girilebiliyordu. Vagon içi güvenlik kameraları kaydetmiştir diye düşünüyorum. Sürekli toplu taşımayla seyahat ettiğim için çok sık görüyorum, kapının sağında solunda her zaman birileri duruyor maalesef. Kimisi bir iki durak sonra ineceği için vagonun iç kesimlerine ilerlemiyor. Kimiz de kalabalığa karışmak istemiyor. Ya da yol boyunca dışarıyı görüntülüyor, fotoğraf çekiyor. Ancak bu acı olayın yaşandığı sırada çocuklu beyefendinin geçişini zora sokan bir kalabalık yoktu. Burnu kırılan beyefendi vagona bindikten ve kapılar kapandıktan sonra söylenmeye devam etti. Dakikalarca sürdü bu durum. Sanırım 5-6 dakika… Kapıda duran hanımefendi de ağlamaya başladı. Bunu gören yolcular adama “yeter yahu susun, kapatın konuyu” diye uyarıda bulundu. Ne yazık ki çocuklarının elini tutan adam susmadı, söylenmeye devam etti. Olayın müştekisi durumuna düşen iki kişi de ağlayan genç kızın durumundan hareketle “yeter artık ulan, ne bu kadar büyüttün be” gibi sözlerle adama doğru yürüdü. Ben de cep telefonumun kamerasını açıp kayda başladım. Tutuklanan kişi, çocuklu babaya Marmaray durağa yaklaştığı sırada “çık dışarı” dedi ve yumruk atıp vagondan indi. Marmaray hareket etti. Diğer genç de söylenerek burnu kırılan adama yanaştı ve onu ittirdi. Taraflar Süreyya Plajı durağında indi. Adamın burnundan oluk oluk kan geliyordu. Herkes şoke olmuştu. Marmaray özel güvenlik elemanları koştu geldi. Burnu kırılan adam kendisine sözlü ve fiziki müdahalede bulunan mavi gömlekli gençten şikâyetçi olduğunu bağırdı. Sonra da kız arkadaşıyla konuşarak uzaklaşan gencin arkasından koşup yumruk attı. Sonrasında Marmaray hareket etti. Tanıklığım bundan ibaret. Temennim, iki tarafın da öfkelerine yenik düşüp hatalar yaptığı bu tatsız hadisenin farklı boyutlara tırmanmadan kapanmasıdır. Her gün toplu taşıma araçlarında seyahat ettiğim için söylemeliyim ki öfke kontrolünde sıkıntılarımız var. TC İstanbul Valiliği İstanbul Emniyet Müdürlüğü

Fuat Kozluklu

3,089,357 次观看 • 1 年前

İstanbul Sözleşmesinden Ayrılmak Yetmiyor ‼️ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ’ın imzasını taşıyan Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul Sözleşmesi feshedilmiştir. Ancak sadece İstanbul Sözleşmesinden ayrılmak yetmez. Bu sözleşme kapsamında çıkarılan 6284 sayılı kanun da iptal edilmeli, bu kanun yerine Anadolu ve İslam kültürüne uygun bir kanun çıkarılmalıdır. Kadına şiddete karşı çözüm, Batı ’nın çürük medeniyetinde değil, kendi köklü medeniyetimizde, dinimizde aranmalıdır. İstanbul Sözleşmesinin feshiyle ilgili kararı görmek isteyenler, 20.03.2021 tarihli Resmi Gazete PDF dosyasında 268. Sayfaya bakabilirler Sadece 6284 sayılı kanunun iptali değil, Anadolu ve İslam Medeniyetine taban tabana zıt olan eşcinsellik yasaklanmalı, eşcinsel örgütlenmelerin faaliyetlerine son verilmelidir. Zinanın serbest olmasına dair kanun maddesi de iptal edilmelidir. Kadına karşı pozitif ayrımcılık saçmalığı sonlandırılmalıdır. Kadının beyanının esas kabul edilmesi saçmalığı sonlandırılmalıdır. Süresiz nafaka zulmü sonlandırılmalıdır. 18 yaş altı evlilik yaptıklarından dolayı hapislerde yatan ve karısı çocukları mağdur olan erkeklere af çıkarılmalı ve bu zulüm sonlandırılmalıdır. İstanbul Sözleşmesi iptal oldu. Buna gerçek Anadolu evlatları ve Müslümanlar olarak seviniyoruz. Peki ama İstanbul Sözleşmesi gereği çıkarılan kanunlar ne olacak ⁉️ Bu kanunlarında iptal olması gerekmiyor mu ⁉️ Ne yazık ki İstanbul Sözleşmesi kapsamında çıkarılan 6284 sayılı kanun ve kanuni düzenlemeler, Anayasamıza aykırı olmadığı gerekçesiyle halen yürürlükte olmaya devam edecektir. O zaman sormak lazım. Madem ki İstanbul Sözleşmesi kapsamında çıkarılan kanunlar, Anayasamıza aykırı değil, mademki kanunlar yürürlükte kalacak, o halde İstanbul Sözleşmesi neden iptal edildi ⁉️ İstanbul Sözleşmesinin gerektirdiği neredeyse bütün yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra, kanunlar çıkarıldıktan sonra İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesi, ama öte yandan bu sözleşme kapsamında çıkarılan kanunlarda bir sakınca bulunmayıp yürürlükte kalmasının uygun görülmesi, milletin aklıyla alay etmek değil de nedir ⁉️ Zaten tüm mesele bu kanunlar değil miydi ⁉️ Bir an evvel kaldırılması gereken kanunlar ve projeler; 6284 sayılı kanun, eşcinselliğin örgütlenmesi serbest bırakan kanun, zinanın serbest olmasına dair kanun, cinsiyet eşitliği projesidir. Ayrıca eşi 18 yaşının altında iken evlenen erkeklerin tecavüzcü muamelesi görüp hapse atılmasına son verilmelidir. Bu şekilde hapse girenlere de af çıkarılmalıdır. 6284 sayılı kanun kaldırılmalı ve onun yerine Anadolu ve İslam kültürüne uygun kanun düzenlenip getirilmelidir. Aile müessesesinin maddi ve manevi olarak en sağlam temellerde devam etmesi, kadına şiddet ve kadın cinayetleri sorununun çözülmesi, kız ve erkek çocuklarına yapılan çeşitli zulümlerin ortadan kaldırılması için çözümü köklü medeniyetimizde aramalıyız, İslam dininde aramalıyız. Bütün sorunlara Batı ’da çare arama hastalığından kendimizi bir an evvel kurtarmalıyız. İstanbul Sözleşmesi kapsamında çıkarılan 6284 sayılı kanunun, aile içi şiddete veya kadına şiddete karşı hiçbir önleyiciliği olmadığı, aksine şiddetlerin daha da artmasına sebep olduğu, nice yuvaları yıktığı iyice tecrübe edilerek görülmüştür. Kadına karşı yapılan pozitif ayrımcılık, kadına karşı şiddete veya aile içi şiddete çözüm değildir. Bu saçmalık ancak kadın ve erkek arasında cinsiyet çatışmasına, cinsiyet ırkçılığına sebep olur. Bunun yerine çözüm yine köklü ve mücessem medeniyetimizde, dinimiz İslam’da aranmalıdır. Kadını korumak kisvesi altında kadına yapılan pozitif ayrımcılık sebebiyle nice erkekler hiçbir suçları olmadığı halde ciddi mağduriyetler yaşamışlardır. Kadını korumak için kadına pozitif ayrımcılık yapmak ve bu suretle ortalığı daha da karıştırmak yerine, adaleti tesis etmek amacıyla kadına şiddeti, aile içi şiddeti önleyecek caydırıcılıkta kanunlar çıkarılmalıdır. Ama maalesef ki İstanbul Sözleşmesinin akabinde çıkan 6218 sayılı kanun; kadına şiddeti önleyici caydırıcılıkta olmayıp, erkeği kadına şiddete tahrik etmektedir. Çünkü kanun, kadına yapılan en önemli pozitif ayrımcılık olan kadının beyanının esas kabul edilmesiyle, direk olarak sorgusuz ve sualsiz erkeği suçlu ilan etmekte ve cezalandırmaktadır. Süresiz nafaka zulmü ve kadının beyanının hiçbir delil aranmaksızın esas kabul edilmesi kanun maddeleri iptal edilmelidir. Erkeğin kaderi, bir kadının iki dudağının arasına bırakılmamalıdır. Delil olmaksızın yargılamanın ne İslam’da yeri vardır, ne de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesinde yeri vardır, ne de vicdanda yeri vardır. Erkeğin boşandıktan sonra kadına süresiz nafaka vermesi, akılla ve mantıkla bağdaşacak bir şey değildir ve erkeğe yapılan bir zulümdür. Belli şartlara göre boşandıktan sonra kadının bir süre eski eşinden nafaka alma hakkı elbette vardır. Ama erkeğin eski eşine ömür boyu nafaka vermesinin ne İslam da yeri vardır, ne de vicdanda yeri vardır. Kadın, kocası hakkında iftira attığı zaman adamcağızın savunma yapmasına bile fırsat verilmiyor. Direk olarak adama evden uzaklaştırma cezası uygulanıyor. Devlet, karı-koca arasındaki iletişim ile uzlaşma ortamını bu suretle iptal etmiş oluyor ve boşanmaları için, kadının bu boşanma sonrası süresiz olarak nafaka alması için gerekli yasal işlemleri devreye sokuyor. Halbuki karı-koca arasında her zaman anlaşmazlıklar olabilir, hatta şiddetli tartışmalar olabilir. Böyle bir durumda karı ve kocanın arasını bulmak, onları barıştırmak gerekir. Eğer boşanmalarını gerçekten gerektiren bir durum varsa da bunun için adil bir süreç yönetimi olmalıdır. Son çare boşanmak olmalıdır. Kadının iftira atıp atmadığı dahi belli olmadan, eşler arasındaki meselenin içeriği dahi belirsizken, kadının sözlerine hiç delil aramaksızın güvenip erkeğe zulüm etmek ne inanç bakımından ve ne de vicdan bakımından doğru bir iş değildir. Defaatle belirtiyorum ki Kadının beyanının esas kabul edilmesi, Birleşmiş Miller İnsan Hakları Sözleşmesine de aykırıdır. Kadının beyanının hiç delil aranmaksızın esas kabul edilmesi ile ilgili yazmış olduğum makaleyi gözden geçirebilirsiniz. Eşcinselliğin ve eşcinsel örgütlenmenin serbest olması, çok büyük bir faciadır. LGBT örgütünün ne derece sapkın, ne derece vatan haini, ne derece din düşmanı, ne derece karaktersiz bir topluluk olduğuna Müslüman Anadolu evlatları olarak şiddetle ve ibretle şahit oluyoruz. Yüreğimiz ise adeta kan ağlıyor. Bu toprakları din ve vatan uğruna kanlarıyla sulayan şehitlerimizin, atalarımızın kemikleri sızlıyor. Asırlarca Allah yolunda cihad eden ecdadımızın torunları Lut Kavmine özenmiş ve onlarla aynı sapkınlık içine düşmüş ‼️ O yüzden bu sapkınlığın ortadan kaldırılması için gerekli kanuni ve eylemsel adımların bir an evvel atılması elzemdir. İstanbul Sözleşmesi olarak anılan uluslararası hukuk anlaşmasının en önemli amaçlarından biriside Cinsiyet Eşitliği Projesidir. Nesillerimizin ahlakını, kültürünü, fıtratını bozmayı hedefleyen bu Cinsiyet Eşitliği Projesi de iptal edilmelidir. Cinsiyet Eşitliği Projesi, Kadın ve Erkek arasına uçurumlar koyuyor ve cinsiyet ırkçılığını amaçlıyor. Bunun yanında her türden cinsiyet yönelimini meşrulaştırmayı amaçlıyor. Yani bir kimse erkek olarak doğmuş olabilir ama o kendini kadın hissediyorsa kadındır. Ya da Bir kadın kendini erkek hissediyorsa o erkektir. Anlayışını hakim kılmayı amaçlamakta, bu yönde çocukların başta olmak üzere bütün bireylerin, Cinsiyet Eşitliği Eğitimi almaları sağlanmaya çalışılmaktadır. Bugüne kadar on binlerce öğrenci ve öğretmen, Cinsiyet Eşitliği Eğitimi almıştır. Sonra muhafazakar kesimin tepkisiyle eğitimler durdurulmuştur. Tabi sonrasını bilmiyorum. En son olarak ta CHP ’li Ekrem İmamoğlu ’nun başkanı olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini yaygınlaştırmak maksadıyla, İBB personeline Toplumsal Cinsiyet Eşitliği eğitimi vermeye başlamıştır. Zinanın serbest olması, zinanın hiç olmadığı kadar yaygınlaşmasına ve normalleşmesine sebep olmuştur. Tabiri caizse kimin kiminle yattığı belli değildir ‼️ Bu tabirimden bütün namuslu insanları muaf tutuyorum ve bu tabirimden ancak yarası olanlar gocunmalıdır. Çeşitli rezalet haberlerini çok sık medya vasıtasıyla duymaktayız ve açıktır ki iş çığrın dan çıkmıştır. Zinanın bu şekilde yaygınlaşmasının maddi ve manevi olarak facialara sebep olduğu ve daha büyük facialara sebep olacağı açıktır. 16 yaşında bir kızın kendi rızasıyla zina etmesi bile suç değildir. Ama 18-19-20 yaşındaki bir delikanlı 18 yaşına girmemiş birisiyle evlenirse tecavüzcü hükmünde ceza almakta ve hapis yatmaktadır. On binlerce adam, zamanında eşi 18 yaşını doldurmadan evlendiği için hapistedir. Bu adamların eşleri ise çocuklarıyla birlikte mağdur ve muhtaç olarak beklemektedir. Bu durumda hem kadın, hem çocukları hem de adam mağduriyet yaşamaktadır. Bu da kadını, çocukları ve aileyi korumaktan bahsedenlerin yaptıkları büyük bir zulümdür ‼️ Zina tekrar suç sayılmalı, karısı 18 yaşına girmediği için evlenen ve bu sebepten hapiste yatanlara af çıkarılmalıdır. Nice katiller, hırsızlar ve hatta tecavüzcüler bile çeşitli gerekçelerle af kararıyla elini kolunu sallayarak dışarılarda gezerken, Allah’ın helal kıldığı şekilde evlenen erkeklerin hapislerde çürümesi, geride kalan eşlerinin ve çocuklarının ise cefa dolu hayat yaşamaya terkedilmesi zulmü ortadan kaldırılmalıdır. Sonuçta onlar evlenmişler yuvalarını kurmuşlar, çocukları olmuş… bunun üzerine kalkıp ta adamı hapse atmanın akılla ve mantık la da açıklaması yoktur. 3718 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesi ilk bakışta hepimiz için çok büyük bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak muhafazakar kesimin atladığı bir nokta var. İstanbul Sözleşmesi feshedildi ama, bu sözleşme kapsamında çıkarılan kanunların Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olmadığı gerekçesi ile kanunlarda herhangi bir değişiklik yapılmayacağı kararı da alındı. Yani 6218 Sayılı Kanun yürürlükte kalmaya devam edecek, kadının beyanının hiç delil aranmaksızın delil kabul edilmesi devam edecek, süresiz nafaka zulmü devam edecek, eşcinsel ve eşcinsel örgütlenme hakkı devam edecek, zina suç olmamaya devam edecek, 18 yaş altı evlenip yuva kurduğu için erkekler hapse girmeye devam edecek, Toplumsal Cinsiyet eşitliği Projesi devam edecek… Bu kanunlarda kaldırılmadığı, projelerde iptal edilmediği sürece; ben hiçbir şey düzeltildi diyemem. AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hatalarından döndüler diyemem. Ben şu an İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasını, muhafazakar kesimin gazının alınması olarak değerlendiriyorum. Bu değerlendirmemde ise haklı olduğumu düşünüyorum. Ne zamanki yukarıda kısaca değindiğimiz kanunlar ve projeler iptal edilir o zaman AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hatalarından döndüler derim. Yine de olaya iyi yanından bakabiliriz. Bugün en azından İstanbul Sözleşmesi fesh edilerek, mevcut kanunların devam etmesi için bir gerekçe kalmamıştır. Eğer bu yönde Müslüman Anadolu evlatları olarak haklı eleştirilerimize ve taleplerimize devam edersek, yavaş yavaşta olsa bu kanunlarında, projelerinde birer birer iptal edileceğine inanıyorum. Bu ülkede Müslüman kesimler kitlelere ulaşma konusunda aslında çok güçlü bir potansiyele sahipler ama bu potansiyellerin hakkıyla idrakinde değiller. Müslümanların bu konularda organik bir ittifakla sıkı lobi faaliyetleri yapmaları elzemdir ‼️

Çelebi Güzelce 313 🇹🇷 💙💛🏹

136,957 次观看 • 2 年前