正在加载视频...

视频加载失败

Jose Mourinho, Saint-Maximin'i gömdü! "İllegal bir şekilde dataları paylaştı. Manipülasyon yaptı. İstiyorsa fotoşop veya karın kası yapsın. Fit durumda değil, idman yapmıyor!"

114,059 次观看 • 1 年前 •via X (Twitter)

10 条评论

AtavratAllan-Maximin 的头像
AtavratAllan-Maximin1 年前

İbne Maçlarda Tadice ,Djekoya verdiğin şansı Maximene vermedin. Goztepe ve başka maçlarda gotunu kurtardı.Tadic ,Djeko hicbisey yapmıyor oynatiyorsyun oyundan almiyorsun,Nesysiri küstürdün oynamaz oldu..Sıra Talisca da ..

Rdm 的头像
Rdm1 年前

Fit olmasa bile su anda önde oynayanlardan cok daha tehlike yaratir rakibi yipratir.. Osayi nin maxim den fit oldugunda kim inanir??

Hakan Çarkçı 的头像
Hakan Çarkçı1 年前

Niye aldın hoca o zaman 8m € niye verdirdin . Bu maçı çözebilecek 2 adam vardı Cenk maxi ikiside kadroda yoktu. Her şeye bir bahane bulma artık formda değilsin. Elinle veriyorsun şampiyonluğu . Tadic dzeko sevdandan vazgeçeceksin

AliFB 的头像
AliFB1 年前

Ha sktir ddnyo dzeko ve tadic oynayacsk durumda msxi degil. Anasini sktin tskimin simdi Ali kocuda al git

volkan acarkan 的头像
volkan acarkan1 年前

Peki adama sormazlarmı neden aldın???

ölümüne fenerbahce 的头像
ölümüne fenerbahce1 年前

Ozaman niye rangers macinda bu adami oyuna soktun ? Koysaydin cenkimen azindan caba gösterirdi

Dr. Socrates 的头像
Dr. Socrates1 年前

Yanlış yapıyor hoca. Dzeko ve Tadic yüzünden Maxi’yi yedi

Umut da bir Umut 的头像
Umut da bir Umut1 年前

Fit durumda olan ve antrenman yapan oyuncular bu gün ne yaptı? Futbolcuların yorgun olduklarını biliyorsun ama aynı oyuncularla maça çıkıyorsun, futbolcuları da gözden düşürüyorsun. Bu maç maalesef şampiyonluğu kaybettiğimiz bir maç oldu.

Kripto Kedisi - Crypto Cat 的头像
Kripto Kedisi - Crypto Cat1 年前

Saint-Maximin 'i alsak mı ne? Sağda Barış Alper Yılmaz , solda Saint-Maximin @GalatasaraySK

okachalex 的头像
okachalex1 年前

Lan oynayacak durumda olan tadic ve dzeko yu goruyiruz, adamlar yuruyemiyor

相关视频

📌Asıl rezalet; Ekrem İmamoğlu’yla ilgili soruşturmaların tutuklu yürütülmesi, altı aydır iddianamenin yazılmamış olması ve soruşturma nedeniyle bütün şüphelilere baskı yapılarak itirafçı ya da iftiracı yaratılmaya çalışılmasıdır. ❓Orada olup bitenin izlenmesi ya da duyulmasının neresi rezalet? 📌 Dolayısıyla kamuoyunun bundan haberdar olması, İmamoğlu’nun iki saatlik savunmasını dinlemesi, bilgilenmesi neden sakıncalı olsun? 📌 CMK’de kısıtlayıcı bir hüküm var; bu da duruşma anında görüntü veya ses kaydı alınmasını yasaklıyor ama duruşma öncesinde ya da sonrasında görüntü alınması yasak değil. 📌 Hakimin tutanağa geçen bir ikazı varsa o zaman kayda izin verilmez. Bana göre bu yasak zaten doğru bir yasak değil. Eski CMK’de yoktu, yeni CMK ile kanuna girdi. 🔴 Toplumun ilgisi ve tepkisi, savunmaların gerçekten muhteşem oluşu da önemli. Sayın İmamoğlu durumunu çok açık bir şekilde anlattı, çok güçlü ceza avukatları da savunma yaptı. 🔴 Ayrıca duruşmada daha önce görülmemiş bir uygulama yaşandı. Avukat Mehmet Pehlivan'ın SEGBİS aracılığıyla cezaevinden müvekkili Ekrem İmamoğlu’nu savunması istendi. 🔴 Mehmet Pehlivan yalnızca İmamoğlu’nu savunduğu için tutuklanmış durumda ve şu an cezaevinde. Bu davanın tüm gelişmelerini baştan sona takip eden, kamuoyuna aktaran da kendisiydi. 📌 Avukatlar normalde cübbeleriyle duruşmada bulunur, fakat cezaevinde cübbe olmadığı için bağlandığında cübbesizdi ve sonraki oturum için süre istedi. 🔴 Tüm bu tablo, bu dava özelinde yaşanan hukuksuzlukların Türkiye’nin gözü önünde, canlı biçimde izlenmesini sağladı. 📌 Sonuç itibariyle Cumhurbaşkanı adayımız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu da kendi yaşadığı hukuksuzlukları çok güçlü bir şekilde ortaya koydu. Ben de tutanaklara baktım, yazılanları okudum: Gerçekten muhteşem bir savunma yapmış. #Ekremİmamoğlu

Sezgin Tanrıkulu

35,580 次观看 • 11 个月前

Değerli sosyal medya kullanıcıları, derdimi tamamıyla anlatmam zaten bu kısa videoda mümkün değil. Ancak ben artık kendimi anlatmaya çalışmaktan çok sıkıldım yoruldum da . Bu kadın istediğini yaptı . Biz davaları kazandık ama onun attığı tüm çamurlar üzerimde kaldı. Hayat enerjim tamamen bitmiş durumda . Artık bu kadının ismini gördüğüm evrakları gördüğüm an panik ataklarım ileri bir seviyeye taşınıyor. Madden manen ve ruhen böyle bir pislikten ve kara delikten kurtulamadı için kendimi başarısız görmeye başladım. Ve benim gibi bir aslan burcu için kendini başarısız görmek kadar tehlikeli bir şey yoktur . Ama başaramıyorum ,ben yakayı bunlardan kurtaramıyorum . Ve artık ne yapacağımı da bilemiyorum . Bir süre bu son karakolda bu Ucubenin son şikayetden sonra aranızdan ayrılacağım çünkü ben bu konuya tek başıma artık başa çıkamıyorum bunu kabul etmek zorundayım . Bu kadar acı bir insana verilmez . Ben 16 sene kendi kızıma tek başıma baktım bu gerçeği hiç kimse degistiremez. Sen mahkeme salonlarına bunu değiştiremedin zaten. Türkiye’de artık adalet sistemi bu tip kötü niyetli insanlar tarafından mafyavari bir şekilde kullanılıyor. Herhangi biri bana bu kadar taciz yapabilir mi yapamaz ama bunun adı kamu çalışanı. Eğer bu kadar üzüntüden kalbim durursa veya kanser olursam bunun sorumlusu Şeyda Yıldırım denen avukat müsvettesidir.
5:00

Sensitive content

Değerli sosyal medya kullanıcıları, derdimi tamamıyla anlatmam zaten bu kısa videoda mümkün değil. Ancak ben artık kendimi anlatmaya çalışmaktan çok sıkıldım yoruldum da . Bu kadın istediğini yaptı . Biz davaları kazandık ama onun attığı tüm çamurlar üzerimde kaldı. Hayat enerjim tamamen bitmiş durumda . Artık bu kadının ismini gördüğüm evrakları gördüğüm an panik ataklarım ileri bir seviyeye taşınıyor. Madden manen ve ruhen böyle bir pislikten ve kara delikten kurtulamadı için kendimi başarısız görmeye başladım. Ve benim gibi bir aslan burcu için kendini başarısız görmek kadar tehlikeli bir şey yoktur . Ama başaramıyorum ,ben yakayı bunlardan kurtaramıyorum . Ve artık ne yapacağımı da bilemiyorum . Bir süre bu son karakolda bu Ucubenin son şikayetden sonra aranızdan ayrılacağım çünkü ben bu konuya tek başıma artık başa çıkamıyorum bunu kabul etmek zorundayım . Bu kadar acı bir insana verilmez . Ben 16 sene kendi kızıma tek başıma baktım bu gerçeği hiç kimse degistiremez. Sen mahkeme salonlarına bunu değiştiremedin zaten. Türkiye’de artık adalet sistemi bu tip kötü niyetli insanlar tarafından mafyavari bir şekilde kullanılıyor. Herhangi biri bana bu kadar taciz yapabilir mi yapamaz ama bunun adı kamu çalışanı. Eğer bu kadar üzüntüden kalbim durursa veya kanser olursam bunun sorumlusu Şeyda Yıldırım denen avukat müsvettesidir.

Deniz Akkaya

31,981 次观看 • 1 年前

SDG/YPG terör örgütünün Şam hükümetiyle görüşmelerinden sorumlu sözde elebaşlarından terörist Foza Yusuf: Hala söylüyoruz; Baas rejiminin yıkılması Suriye'de büyük bir değişim getirmeyecek. Bu bir gerçektir. Hatta Önder Apo'nun çözümlemelerinde de belirttiği gibi; Baas'ın içindeki darbe Baas'ı düzeltmedi. Bu yüzden Baas rejiminin değişmesi tek başına bir değişim getirmez. Çünkü HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) iktidara geldiği günün ertesi günü bir anayasal bildiri yayımladı. Bu bildiri, deyim yerindeyse Baas'tan daha beterdir. Tüm Suriye toplumunu inkar etti; toplumsal bileşenlerin varlığını inkâr etti, demokratik değişimlerin varlığını inkâr etti. Bu yüzden de merkezi devlet yapısına vurgu yaptı ve bu kez selefi bir biçimde merkezileşme konusunda ısrar etti. Anayasal bildirisini de buna göre hizmet edecek şekilde yayımladı. Yine iki üç gün önce 'Suriye Halkları Kongresi' adı altında bir meclis kurdular. Bu kongrede de yine Baas gibi bir yapı oluşturmaya çalışıyorlar. Seçimlerde kara bir liste çıkardılar. Halklar Meclisi/Parlamentosu için de yine o anayasaya veya o meclise uygun bir şeyler dayatıyorlar. Yani şu an ön plana çıkan şey sadece şekilsel bir iskeletten ibaret. Diğer yandan kadın haklarına bakacak olursak; kadının bu toplumdaki yeri nedir? Herkes biliyor ki Baas rejimi diktatör bir rejimdi ama yine de kadının sosyal hayattaki varlığı daha öndeydi. Oysa şimdi camilerde kapalı, çarşaflı ve sadece aileye, çocuğa, eşine hizmet eden kadın modelini görüyoruz. Camilerde selefi fikirler aşılanıyor. Suriye toplumundaki o çok renklilik engellenmiş durumda. 'Fasıl' (gruplar) adı altında katliamların önü açıldı. Bu katliamlar devam ediyor. Her gün Hristiyanlara, Kürtlere yönelik tehditler ve saldırılar görüyoruz. Bu tehditler bitmiş değil. Demek ki sadece merkezi bir hükümet değil, selefi bir yönelimi olan merkezi bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor.

Ayhan Erkara

20,332 次观看 • 7 个月前

SALDIRIDA İRAN'IN PARMAĞI VAR MI? Saldırının arkasında İran veya başka bir güç olup olmadığı sorusuna Trump "Sanmıyorum ama çok şey öğreneceğiz" cevabını veren Trump, saldırganın profilini şöyle anlattı: Kendisi deli, hasta bir insan. Anladığım kadarıyla bu bir 'yalnız kurt' saldırısı. Bu insanların müebbet cezası alması gerekiyor. Eğer 10-15 sene verirseniz, hapisten çıktıktan sonra yine insanları hedef alacaklardır. Yarın bu saate kalmadan birçok detay öğreneceksiniz. Güvenlik zafiyeti soruları üzerine ise Trump şu açıklamayı yaptı: Hayır, ne olursa olsun kapalı alanlarda etkinlik yapmaya devam edeceğiz. Oda oldukça güvenliydi. Saldırgan oldukça uzak bir noktadan koşmaya başladı, odaya çok uzaktı. Gerçekten çok hızlı koşuyordu. Ama kolluk kuvvetlerinin cevap süresi de çok hızlıydı. Oraya geldikleri an silahlarını çıkardılar ve ateş ettiler. Çok etkileyiciydi. Herhangi bir ön tehdit bildirimi olmamıştı. Odanın dört bir tarafında kaynaklar ve insanlar vardı. Kat etmesi gereken uzun bir yol vardı ve ilk hatta durduruldu. FBI bölgede. Tüm balistik unsurlar inceleniyor. Bu olayın arka planını araştıracağız; yalnız kurt mu yoksa arkasında başka bir durum mu var öğreneceğiz. Umarız önümüzdeki 30 gün içerisinde bu etkinliği yeniden gerçekleştireceğiz. Konuşmaya hazırdım. Ekibime 'bu hayatımda yapacağım en uygunsuz konuşma olacak' demiştim. Bir sonraki konuşmamda daha sıkıcı konuşabilirim Trump: Bir polis, bir görevli vuruldu ve oldukça iyi bir çelik yelek giydiği için durumu iyi. Çok yakından oldukça güçlü bir silahla vurulmuştu. Ve çelik yelek görevini yaptı. Kendisiyle konuştum, iyi bir durumda. Ve oldukça motivasyonu da yerinde kendisine onu sevdiğimizi saygı duyduğumuzu söyledim ve oldukça gururlu bir insan yaptığından gurur duyan bir gizli servis ajanı ve tüm durumlara göz attık bu gece gerçekleşen ve şunu söyleyebilirim: Çok da güvenli bir bina değilmiş. Bunu söylemek istemiyordum ama işte bu yüzden Beyaz Saray'da planladığımız değişikliklerin gerçekleşmesi gerekiyor Bu geçtiğimiz yıllarda Cumhuriyetimizin bir suikast tarafından ilk defa uğradığı saldırı değil. İki sene önce de Florida'da Palm Beach'te neler olduğunu hepiniz gördünüz. Çok yakındı. Ve yine kolluk kuvvetleri tarafından oldukça başarılı bir araştırma gerçekleştirilmişti. Farklılıklarımızı barışçıl bir şekilde çözmeliyiz, bunu söylemek istiyorum. Cumhuriyetçiler, bağımsızlar, demokratlar, muhafazakarlar, liberaller, ilericiler.. Bu kelimeler birbirinin yerine kullanılabilecek belki de kelimeler olmaya başladı. First Lady ve ben hızlı bir şekilde bizimle çok iyi bir şekilde ilgilenildi. Sahneden hızlıca alındık. Başkan Yardımcısı J.D. Vance de buradaydı. Marco da aynı şekilde bu arada. Pete de oradaydı. Pete'in yardıma ihtiyacı yoktu tabii. Kimsenin yardım etmesini istemedi ama onunla da ilgilenildi. Şimdi saldırgan yakalandı. Kaliforniya'da yaşadığını öğrendik. Oldukça hasta bir insan ve buna benzer şeylerin bir daha gerçekleşmesini istemiyoruz. Çok şaşırtıcı bir şey böyle bir şeyin gerçekleşmesi. Başıma daha önce de geldi, hissettikleriniz hiçbir zaman değişmiyor. Yan yana oturuyorduk, Melania yanımdaydı ve bir ses duydum. Bunun bir tepsi olduğunu düşündüm. Bir tepsinin yere düştüğünü sandım. Birçok kez duydum bu sesi ve oldukça da yüksek sesti. Çok da uzaktan geldi ses. Ve çok uzakta gerçekleşse de silah sesiymiş aslında. Melania da oldukça farkındaydı neler olduğunun. 'Kötü bir ses' dedi bana ve hızlı bir şekilde bölgeden uzaklaştırıldık. Saniyeler sürdü odadan çıkarılmamız. Devam etmek istedik çünkü bu hastaların hayatımızın akışını değiştirmesine izin vermek istemiyorum.

Nevzat Çiçek

34,120 次观看 • 3 个月前

Hakan Fener ile anlaşmış. Doğru mu? Burhan Can Terzi: Bunu çok sık tekrar ediyorum. Hakan konusuna çok girmek istemiyorum ama artık bir tabii gereklilik oldu çünkü bugün de Beril Böke yapmış sanırım. Daha önce de yapıldı. Hakan Fenerbahçe ile Hakan'ın Fenerbahçe ile anlaştı. Hakan Fener denilmemiş de Hakan Safi. Evet. Şimdi Enteresan bir durum var. Galatasaray yönetimi, seçilmiş Galatasaray yönetimi görevlendirme yapmadan herhangi bir oyuncu ile anlaştık diye açıklama yapmıyor. Ama Sayın Hakan Safi daha seçilmiş bile değilken o oyuncu ile anlaştım, bu oyuncu ile anlaştım diye sürekli bir haber çıkıyor Hakan Safi tarafından. Bu biraz enteresan bir strateji ama... Fenerbahçe seçimlerinde biraz işler bu şekilde yürüyor. Yani bütün adaylar şununla anlaştık, bununla anlaştık. Ali Bey daha önce Mourinho ile anlaşmıştı biliyorsun. Aziz Yıldırım, Mourinho ismini ortaya atınca. Bunlar seçime yönelik propagandalar. Normal. Ben şunu biliyorum. Merih ve Hakan'a pres olduğunu biliyorum. Şunu da anlatayım. Geçen sene biliyorsun. Fenerbahçe tarafından yine Hakan Çalhanoğlu'na bir pres gelmişti. Hakan Çalhanoğlu tatilini Türkiye'de geçirirken. Hakan Safi yine Hakan Çalhanoğlu'nu aramıştı. Fenerbahçe'ye gelmesi için terkinde bulunmuştu ve önüne gerçekten çok büyük meblalar getirilmişti. Yine benzer bir pres yapılıyor Hakan Çalhanoğlu'na. Hakan Serie A'da şampiyonluk yaşadı. Galatasaray'a 2 senedir gelmek için elinden geleni yaptı. Ben bunları tekrar tekrar anlatmak istemiyorum. İnsanlar yanlış anlıyor. Devre arasında bile Hakan Galatasaray'a gelmek için elinden geleni yaptı. Kendinin paylaşmış olduğu, kendi inisiyatif alarak paylaşmış olduğu, başka takımın formasını giyerken yapmış olduğu Galatasaray formalı paylaşımları var. Yani Hakan Çalhanoğlu'nun Galatasaray'la olduğunu herkes biliyor. Bunu tekrar tekrar anlatmaya gerek yok. Ama Hakan Safi tarafından biraz da bu çalım hikayesi, Kerem Aktürkoğlu olayı gibi böyle bir heves var. Fenerbahçe başkanlığına talip olan kişilerde veya Fenerbahçe taraftarının gönlünü kazanmak isteyen. Aziz Yıldırım'ın böyle bir şeye ihtiyacı yok. 20 yıl başkanlık yapmış ama Hakan Safi... Bu şekilde ilerliyor işte Galatasaray'la ama ben işte Kerem'de de olduğu gibi Fener'e getirdim hevesi var. Hakan'a böyle bir pres olduğu doğru. Ama hani arada da bir inter kulübü var ya hani interin sözleşmeli futbolcusu hani böyle haber giriliyor da yani arada da bir inter var. Ben Hakan'ın yani Fenerbahçe mesela diyelim 10 barem teklif etti. Hakan'ın ben 5 milyon 5 milyon demeyeyim 5 bareme Fenerbahçe'nin teklif ettiğinin yarısına Galatasaray'ı tercih edeceğini düşünüyorum ama Galatasaray tarafında somut bir adım atılmadı Hakan'la ilgili yeni dönemde. Ama ben daha bu köprünün altına çok sular akacağını düşünüyorum. Yani daha Hakan Safi seçilmedi.

Galatasarayultrataraftar

644,270 次观看 • 2 个月前

Gelelim şimdi «وَاضْرِبُوهُنَّ» ayetine ve ACM’nin bu ayet üzerinden yaptığı algılara. Şimdi birincisi: Abdullah Ahmed Hoca’nın “kadınlar size itaat etmiyor; ‘gel’ diyorsun gelmiyor” sözlerini öyle çarpıtıyor ki; “ben kadınıma ‘gel’ diyeceğim, kadın gelmeyecek; ‘çay ver’ diyeceğim, çay vermeyecek; ben de ona ensesinden bir tane tokat atacağım — buna fetva veriyor” diye anlatıyorlar. Devamında Abdullah hocanın şu sözlerini nasıl algılıyor, alay ediyor peki: “yani herkes sizin Nişantaşı’ndaki kadınlar gibi feminist mi? Afrika’da, Kars’ta, Hakkâri’de kadınlar var” sözünü alay ederek kendince meselenin farklı yerlerde farklı uygulaması varmış gibi gösteriyor. “Kadın oraya göre dövülür, Nişantaşı’nda dövülmez” gibi saçma alaylar yapıyor; “Hakkâri’de dövülür yüzde kaç falan” diyerek meseleyi karikatürize ediyor. Şimdi inceleyelim. Meseleyi algı yaparak böyle anlattı; peki olgu nedir? Abdullah Ahmed Hoca, kadınların dövülmesini vücubiyet olarak söylemiyor; böyle bir emir sizin anladığınız gibi değil diyor. Dövülmekten kasıt ağzını, yüzünü kırmak falan değil; misvak ile vurmak diye açıklıyor. Peki, Abdullah hocayı dinleyenler gerçekten Altay’ın algıladığı gibi mi anlıyorlar? Altay, hocayı “çay vermedi diye kadını dövün” diye gösteriyor — oysa Hoca’nın kastı bu değil. Hoca diyor ki: “Serkeş kadın” derken; kocasına itaat etmeyen, “gel” denince gelmeyen, söz dinlemeyen, namaz kılmayan, haramlar işleyen ve devam eden; yani evliliği bilinçli şekilde yıkan kadından bahsediyor. Eğer mesele sadece “kadın çay vermiyor, yemek yapmıyor, kocasının sözünü dinlemiyor” gibi dünyalık işleri ise bu farklıdır. Diyelim ki Hoca’nın kastettiği bu olsa bile — yani serkeş, hiçbir şekilde itaat etmeyip kocasına karşı gelen kadın — Hoca dövmeyi tasvip ediyor mu? Hayır. Hoca: “Dövme mecburiyeti yok; boşanmak gerekiyorsa boşan; ama evliliğini kurtarmak istiyorsan Efendimiz’in tarif ettiği şekilde, misvak ile (incitmeden) yap” diyor. Yani Hoca, dövmeyi farz veya serbestçe teşvik eden biri değil. Altay’ın verdiği örneklere göre “çay istedim vermedi” gibi hallerde kadınları dövün diye öğüt veriliyormuş gibi gösteriliyor — bu adam din diye bunları anlatıyor diye de ilzam ediyor; yazık sana, yazık. Hocanın kastını biliyorsun ama kendi hevana göre algılıyor, insanların anlamasına sebep oluyorsun. Kadınlara güzel davranılmasını emreden, onlara çiçek almayı, gül almayı, hediye götürmeyi, onları üzmemeyi öğütleyen insanları “kadınları dövmeyi emreden insanlar” gibi gösteriyorsun. Peki Kars–Hakkâri–Nişantaşı örneği neden veriliyor? Çünkü herkes Nişantaşı’ndaki kadınlar gibi naif değil; onlar bu ayetin manasını böyle anlamak istemeyebilirler, yani kabul etmez: “Kocam bana nasihat etsin” ya da “yatağını ayırsın” ya da “misvak ile vursun” — gerçi onlar vurmayı misvak olarak tefsir etsen bile kabul etmiyorlar. O zaman onlarla boşanma yolunu tercih edersin. Ayet sadece Nişantaşı’ndaki kadınlara inmedi. Hakkâri’de, Kars’ta Anadolu kadını var; bunlar kocasına bir itaatsizlik olduğunda kocaları onlara sözünü geçiriyor, anlayıp susan insanlar. Yuvayı yıkmak yerine bu yönden kurtarmayı tercih edebilirsin demek isteniyor. Feministler “Nişantaşı’ndaki naif kadınlar mutlu olacak” diye ayeti eğip bükmesin; onlara uygulamaya çalışmayın. Anlamıyorsan boşan. Görüyorsunuz, dimi: algı ve olgu. Allah seni bildiği gibi yapsın.

Molla berxani

16,521 次观看 • 9 个月前

Bülent Timurlenk hakkında sustuğum yeter Barhan Can Terzi: Kaya 4-5 yıldır Galatasaray muhabirliği yapan bir arkadaşımız. 2021'den o civarlardan beri. Şimdi Kaya 1-2 sene önce işsiz kaldı. Bakıyorum işte Bülent Timurlenk Kaya'ya duruma üzüldüğünü söylemiş ama işte yine o kendi aksanınca işte iliştirilmiş gazetecilik öyle olmaz falan bir şeyler söylemiş. Bülent abi. Her fırsatta muhabirliği, muhabirleri eleştiriyorsun da. Yani seni sahada hiç görmedik. Bak iki sene önce seninle bir konuşma yaptık. O günden beridir yine muhabirlere sallıyorsun ama iki sene oldu artık hani susuyorum. Sırası geldi artık şimdi bu meselede. Sabah gazetesinde çalışıp, ulusal çok büyük bir gazete. Sabah gazetesinde çalışıp oradan A Spor açıldı. Çok büyük bir kurum. Orada görev yapıp ondan sonra BeinSpor. bir yerlere gelmek kolay ama ve 2000'lerde bunu yapıp ilerlemek kolay. Sen de diyorsun gazetecilik değişti. Şimdi 2020 yılındayız. Şu an bir gazetecinin veya medyada yer edinmek isteyen birinin ön plana çıkması için yapacağı 3 şey var. Biri, şimdi genç kardeşlerimiz yapıyor işte böyle idmanda veya maç sonunda bir çekim yapıyor. Kendini çekiyor işte arabada gaz pedal falan edipler yapıyor işte tak tak tak tak. Ya öyle şaklabanlık yapacaksın. Ya bir taraf olacaksın ya böyle Ali Koç öyledir, Ali Koç böyledir ya da Dursun Özbek öyledir, Okan Buruk böyledir diye bir tarafın kalem şörlüğünü yapacaksın. Ya da haber yapacaksın. Kaya'da haber yapıyor. 11 ise 11 bu çünkü orada kendine kaynak bulmuş. O 11'i vererek de işte işsizken şimdi a spora çıkıyor. Yani bir şekilde kendini göstermesi lazım. Nasıl gösterecek? Ona buna mı vursun? Ali Koç öyledir. O böyledir mi desin? E senin gibi frankafon bir tarzı da yok. E ne yapsın? Bir yerden tutunacak bu mesleği. Dolayısıyla kolay. Sağdaki muhabirleri eleştirmek çok kolay. Ya muhabirleri bu kadar eleştiriyorsanız çıkın bir gün siz yapın muhabirlikte. Biz de sizle övünelim. Ya da siz muhabir olun işte dediğim gibi. Siz gelin soru sorun. Siz transfer haberi yapın. O yüzden kolay yani böyle oturduğu yerden muhabirleri eleştirmesi insanların. Kimseye de ben şunu da söyleyeceğim. Galatasaray muhabirlerinin kimseye bir saygısızlık yaptığı da yok. Ama Kaya herhalde şundan dolayı bir de akreditasyon yasağı gelmiş. En güldüğüm nokta da o. Akreditasyon yasağı hiçbir geçerliği yok biliyor musun? Kulüp tarafından verilen akreditasyon. Çünkü sebebi şu. Basın türbününe, maçları izlemek için basın türbününe akreditasyonu TSE'de ve TFF iş ortaklığıyla yapılıyor. Kulüplerin bir söz hakkı yok orada. Galatasaray'ın akreditasyon yasağının geçerli olacağı iki yer var. Bir Kemerburgaz bir de lansman toplantıları. Kemerburgaz'a zaten muhabirler senede 4-5 kere giriyor. O da Şampiyonlar Ligi olmasa onu da giremez. Şampiyonlar Ligi zorunlu kılıyor da idmana 15 dakika açmayı. Yoksa Galatasaray'ın bu sezonun idman açlığı falan da yok. Sanıyorlar ki Galatasaray muhabirleri her hafta Kemerburgaz. Öyle bir şey yok arkadaşlar. En son Şampiyonlar Ligi maçına zaman oynandıysa 15 dakika o da. 15 dakika basına açık antrenman yapılıyor. O kadar. Her hafta her gün Galatasaray muhabirleri Kemerburgaz'da diye bir şey yok. Bunu da bilmeyenler için söyleyeyim ben. Buradan tekrar üstüne Galatasaray muhabirleri her gün Kemerburgaz'da falan değil. Dolayısıyla Kayaya gelen akreditasyon yasağının hiçbir geçerliği yok. Zaten Kemerburgaz'da değil. Yani akreditasyonu olan da Kemerburgaz'da zaten değil. Zaten açsanız idmanları her hafta 1-2 açsanız Belki Kaya ilk 11 haberi vermeye ihtiyaç duymayacak. Oradan kendi gözleminden bir haber çıkaracak, yorum yapacak. Artık kulüpler o kadar kapalı oldu ki. Yani bu akreditasyon yasağı. Ben de işte zaman 4-5 yıl önce bir sene aldım. Ne oldu? Ne kaybettirdi bana? Hiçbir şey. Hadi Yakup niye? Kaya ile aynı programda olduğu için mi? Yakup mu yani mesela akreditasyon yasağı aldı? Komedi bunlar komedi. Gerçekten. Hani Galatasaray hocasına hakaret eden, Galatasaray hocasına... kaptanına neredeyse

Galatasarayultrataraftar

64,826 次观看 • 4 个月前

Fenerbahçe Cezası Daha fazla olacak Olayların perde arkası 🗣Sercan Hamzaoğlu: UEFA geldi, İngiliz iki tane müfettiş. Fenerbahçe'nin tüm sözleşmenini kontrol ettiler şikayetlerden sonra. Burada Kerem, biliyoruz Diago Carlos, Mourinho. Artı limit aşımı. Şimdi bu dosyaları burada derlediler, topladılar. Gittiler. 🗣İbrahim Seten : Çok özür dilerim. Diego Carlos ne var ki? 🗣Sercan Hamzaoğlu: Diago Carlos'un da bir şeyinde yanlış bir şey görmüş. Öyle çok böyle bariz bir şey değil ama bu böyle olması lazım. 🗣İbrahim Seten: Ben Ali Gürbüz'e Ali Gürbüz Beyefendi'ye sordum. Bu Fenerbahçe'nin hukuktan sorumlu yöneticisi değil mi? O 6 tane sözleşmeye bakıldı dedi. Yani bence belki de rastgele 6 tane seçip de bakmış olabilirler. 🗣Sercan Hamzaoğlu: O da olabilir ama 3 tane. 3 tane. Kerem, Diego Carlos, Mourinho. 3'ü müfettişler tarafından not alınıyor. Artı limit aşımı. Sonra aradan zaman geçiyor ve benim aldığım bilgi fena başı kesinlikle dedi limit aşımından bir cezası var. Bu onaylandı kesinleşti. Öbür tarafla alakalı da evet o da bir inceleniyor. Onunla alakalı da bir ceza çıkabileceğini ama net bir bilgiye o gün ulaşmadığım için ben özellikle elimde şunu söyledim. O konuyla alakalı kesin bir bilgiye sahip değilim. Evet şu an dosya UEFA'nın elinde. Eğer onu da içine katarak bir ceza da gönderebilirler. Göndermeye de bilirler. Çünkü ne dedi Sayın Hakan Safi? Dedi biz dedi UEFA'yla görüştük federasyon olarak canlı yayında. Biz bu konuyu aramızda kapattık dedi. Artık dedi bundan sonra dedi Kerem Akturkoğlu konusu olmayacaktır. Hatta Beyaz TV'ye bu açıklamaları yaptı. Bu konuyu konuşanlar da olursa art niyetlidir. Fenerbahçe'ni sorgulayın dediler. Şimdi Sayın Başkan Adayı'nın bu açıklamasından sonra ben üzerine daha yorum yapma gereği duymadım. Benim için kapanmıştır o zaman. 🗣İbrahim Seten: Biraz böyle seçime dönük zaten şey yapılıyormuş gibi de geliyor. Bir Hakan safi'yi bir itibarsızlaştırma çabası da görüyorum bunun içinde. İkincisi de şey Saadettin Saran yönetiminin hiç suçu yok. Bütün suç Ali Koç'un Ali Koç yönetiminin deme çabası da görüyorum açıkçası. Tam bir konuyu bütün boyutuyla ele alırsak bence orada bir şüphede bırakmayız. Doğrusu nedir tam bir konuşalım istiyorum sende. Bende de bazı bilgiler var çünkü. Onları karşılıklı istiyorsan konuşalım. 🗣Sercan Hamzaoğlu: Valla abi sendeki o bilgiler daha nettir ama iki tarafta bizle alakası yok diyor. Yani Ali Koç tarafından şimdi birine sordum, mesaj attım. Bunun bizimle alakası yok diyor ama aslında şurada şöyle bir alaka olabilir. %100 olabilecek alaka. Eğer oyuncu kontratları üzerinden de Fenerbahçe bir ceza alırsa bu %100 Ali Koç'u bağlıyor. Çünkü bu 3 isim de Ali Koç yönetiminde Fenerbahçe'ye geldi. Ama bu isimler dışında sadece limit aşımı olursa Bence gelecek mevcut yönetimi de şu anki yönetimi bağlıyor. O yüzden bu UEFA cezayı göndermeden %100 bunda bir şey dememiz mümkün değil. Ama şu da bir gerçek. Hani dediler ya kontrat biz düzelttik ettik. Şimdi benim elimden aldığım bir liste var içeriden. Ve şu an kere maktuk oldu. Mesela maaşı yıllık 222 bin TL. Yani vurduğun zaman aylık 22. Şimdi bu kontrat fesiye edilip yeni baştan yapıldı mı? Ali Gürbüz Bey'e sordum. Yok yapılmadı dedi. Peki federasyonla nasıl ilişkileri düzelttiniz dedim. Onlar bizim Türkiye Futbol Federasyonu biz UEFA konunun nasıl çözülmesi gerektiği anlattık diyor. Bu konuyu yazışmalarımız yaptık bitirdik diyorlar. Şimdi bu onların nezdinde ondan açıklamasına göre bitti bu konu. 🗣İbrahim Seten: Biraz daha açalım. Şimdi niye yapılmadığını söyleyeyim. Yeni mukavele yapabilmen için transfer döneminin başlaması lazım. Şu anda transfer dönemi değil. Transfer dönemi Ocak'taydı. Ocak'taydı ama. Ocaktaydı bu konu. Hayır sonradan geldi UEFA baktı ve değiştir dediği bölüm zaten hiç kimsenin bir hamle yapamayacağı bölümden bahsediyoruz. Şimdi transfer Ağustos'ta mı başlıyor? Diyelim ki liglerin transfer dönemi Temmuz'da başlıyor diyelim. Temmuz'da beraber 5 yıllık 4 artı 1 yıllık bir mukavelesi var bildiğim kadarıyla. O 4 artı 1 yıllık mukaveleyin ilk senesini pas geçecekler. İlk senesi böyle olmuş olacak. Bununla ilgili bana sorarsan Fenerbahçe'ye bir İnce bir yaptırım olabilir. Bununla ilgili bir para cezası da olabilir. Veya uyarı da olabilir. Ama sonrasında yeni 4 yıllık mukaveleyi şey yapacaklar. 222 bin liradan değil hayatın olağan akışına uygun daha evvel bu adamın Benfica'da aldığı maaşa toplam maaşına uygun şekilde artık çünkü bütün rakamlar da biliniyor. Onun bir bölümünü Fenerbahçe verecek. İmaj hakkı bölümü de ayrıca olacak. Ama bunların neredeyse birbirine eşit veya orantılı olması lazım. Parayı da benim bildiğim kadarıyla bunu soruyorlar. Karadaşım Fenerbahçe'nin bu işten zararlı çıkmaması için sen bunu kulübe sponsorluk olarak verecek misin diye soruyorlar. Evet diyor. Bağış veya sponsorluk olarak Hakan Safi bunu vermeyi kabul ediyor. Vergisi dahil hepsini bütün şeyleri kulübe bağışlayacak. Kulüp ödeyecek.

Galatasarayultrataraftar

58,878 次观看 • 3 个月前

S. Önkibar dün çok önemli nir değerlendirme yaptı. Aşağıda sizlere ile paylaşmak istiyorum. “Kerim Rota’yı tanıyanlarınız, bilenleriniz vardır. Son dönemin en iyi ekonomistlerinden. Dedi ki “AKP iktidarı ihaleleri Avrupa Birliği standardına göre yapsa, kısa süre içinde 20 milyar dolarlık ek kaynak yaratılır.” Avrupa Birliği standardı nedir derseniz, ihalelerin şeffaf biçimde yarışmalı olarak yapılmasıdır. Malum, yarışma demek fiyatın düşmesidir. Zira rekabet oluyor, rekabet olacak. Bu durum da devlete millete yarayacak. AKP tam 24 yıldır bu metodu bazı istisnalar dışında genelde uygulamıyor. Bunun yerine 21B yani pazarlık usulünü tercih ediyor. Başka bir anlatımla, istediği kişiye veya firmaya istediği işi istediği fiyata veriyor. Halbuki 21B maddesi sadece deprem ve afet gibi acil durumlar için geçerli. Öyleyken AKP çeyrek asır oldu ihaleleri acil durum diyerek yapıyor, veriyor. Bu sebeple de sayıları belli olan bir müteahhit grup çok büyük varlıklarıyla öne çıkmış durumda ki pek çoğu Londra'da mahalleler satın aldı. Bunlar öylesine büyük paralar kazanıyorlar, öylesine büyük zengin oldular ve oluyorlar ki düşünün, Sabah-ATV’nin satın alınması olayında iktidardan yapılan taleple adam başı 100’er milyon dolar bağışladılar. Bakın, 100 milyon dolar bütün dünyada büyük bir servet demek. Buna rağmen bizdeki son dönem müteahhitleri ne kadar çok kazanıyorlar ve neler umuyorlarsa karşılıksız olarak böyle bir parayı bağışlayabildiler ki buna normal demek mümkün olabilir mi? İşte bu 100 milyon dolarlık satın alma olayından hareketle Kerim Rota haklı. İhaleler Avrupa'daki gibi düzgün yapılsa, devlet millet hakikaten onlarca milyar dolar tasarruf eder. Osman Gazi köprüsü örneği ortada. Maliyeti bir buçuk milyar dolar olan bu köprü millete 15 milyar dolara fatura edilmedi mi? Yine Yavuz Sultan Selim köprüsünün süresi de dolmasına rağmen hala devlette değil zira özel bir imtiyaz söz konusu. Aynı şekilde yıllar yılı hiç uçak inmeyen havaalanları inşaatına savrulanlar ve de sözde İstanbul finans merkezi binaları için toprağa gömülen yüzlerce milyar lira ortada ki kazanan hep bu işleri ihalesiz olarak alan müteahhitler.” Neden mi fakiriz? Çünkü bazıları haksız şekilde zengin oluyor. Zafer Partisi

Ümit Özdağ

180,707 次观看 • 3 个月前

Fenerbahçe ye puan silmede verilebilir Gökhan Dinç: Hakan Safi miydi? Hakan Safi. Hakan Safi. Hakan Safi beyefendi ne zaman ki çıktı ki bu da planlı bence. Bak net söylüyorum. Hakan Safi'nin Kerem Aktürkoğlu ile ilgili parasını ben verdim, parasını ben ödüyorum, ben ödeyeceğim demesi planlıydı. Planlıydı. Onu Eylül ayında demiş. Ben baktım arşivede aldım akşam için 29 Eylül'de söylemiş. Bak Hakan Safi'nin Kerem Aktürkoğlu açıklaması planlıydı. Şimdi Hakan Safi. İddialara göre Fenerbahçe UEFA geldi. Demiş ki kardeşim bu parayı Fenerbahçe kulübüne yatırın. Fenerbahçe kulübü oyuncunun hesabına yatırsın. Fenerbahçe'nin UEFA'dan ceza almama şansı neredeyse sıfır. Bak neredeyse sıfır. Çünkü sadece Kerem Aktürkoğlu sözleşmesinde değil. Ya Ali Koç bir gün çıktı dedi ki tek tip sözleşme dedi. Arşivde duruyor. İzleyip bulabilirsiniz. Tek tip sözleşme önemli. Tek tip sözleşme yapmıyor rakibimiz dedi. Abi Galatasaray'la ilgili Ali Koç'un ne dediyse kendileri yapmış. Jose Mourinho'da yapılmış. Şikrinyar'da yapılmış. Önceki transferde yapılmış. En son Kerem Attürkoğlu. Skandaldır ya. Bak skandaldır ya. Bunun adı başka hiçbir açıklaması yok. Bunun adı skandaldır. Ve buradan da UEFA'dan ceza almama yok efendim öyle gönderecekmiş de öyle yapacakmış da savunmayı göndermiş. Hiç öyle bir şey yok kardeşim. Sen evrakta nispeten nispeten evrakta Hadi onu demeyeyim de. Ne diyeyim? Dolanmışsın yani. Arkadan dolanmışsın. Arkadan dolanmışsın, arkadan 3 puan almışsın. Şimdi diyorlar ki mesela UEFA Hakan Safiye bu tarafa yatıracakmış ve Fenerbahçe ödesin. Hakan Safiye bu tarafa yatıracakmış. Abi bir şey soracağım. Sevgili arkadaşlar bir şey soracağım. Diyelim ki Hakan Safiye'nin ödemeleri Fenerbahçe kulübü üzerinden Kerem Aktürkoğlu'na yapılıyor. E o zaman limit ne olacak? Ya da bu zamana kadar Kerem Aktürkoğlu'nun aldığı maaşlar ne olacak? Hangi limite sığacak? Ondan sonra diyorsunuz ki UEFA'dan ceza alması mümkün değil. Şimdi Hakan Safi'ye yıkmaya çalışıyorlar. Plan da o. Bunların paralı trolleri Hakan Safi'nin üzerine ihaleyi yıkmaya çalışıyorlar. E biz Hakan Safi'nin yaptığı şeyin usulsüz olduğunu söylerken isyan bayrağı çıkartıyordunuz. Bize düşman diyordunuz. Fenerbahçe düşmanı diyordunuz. Esas Fenerbahçe düşmanı sizsiniz. Çünkü Fenerbahçe taraftarından gerçekleri saklıyorsunuz. Şimdi hedef o. Tahir abi. Mükemmel bir haber yapmış. O da rejim ediliyordur şu anda. Linç yiyor. Evet o da linç yiyordur ama yine de yaptı abi. Haber haberdir kardeşim. Haberi de haberci yapar. Habercinin Fenerbahçe ise Galatasaraylı ise Beşiktaşlı ise olmaz. Haberci habercidir. Bak Tahir Kum haber yapıyor. Korsan Fenerbahçe'ye yakın adamdır. Acaba Kerem Aktürkoğlu buradan ne gibi cezalar alabilir? Kerem Aktürkoğlu almaz ki abi. Kerem Aktürkoğlu da alacakmış. Yok abi Kerem Aktürkoğlu niye alsın abi? Bana ne? Para nereden geliyor bana ne? Öyle bir durum yok abi. Ondan sonra sorumluluğum var kulübüne karşı. Kulübüne karşı sorumluluklarını yere getiriyorum. 28 bin lira maaş alıyorum. 28 bin liralık da top oynuyorum işte. Abi hem Kerem Aktürkoğlu hem Fenerbahçe'ye karşı UEFA nezdinde cezalar gelebilir. Bunu akşam bir dışarıda da sorayım ben de. Abi bak bunun da müteselsilen sorumluluğu olabilir. Müteselsilen sorumluluğu olabilir ama birinci sorumluluğu kulüpte. UEFA'da kulübe ceza verir. Ya sen Jose Mourinho transfer cezasına puan silmeye kadar gider diyorlar Gökhan abi. Sevgili kardeşim yıllarca bize Jesus'un Mourinho'nun 3 kuruş paraya oynadığını Anlattılar. Neredeyse şunu söyleyeceklerdi. Jesus'un babası Fenerli. Jose Mourinho zaten Kadıköy'de doğdu. Onun amcasının oğlu, büyük dedesi Kadıköylü'ymüş falan diye bize sanki adamlar doğduklarından beri Fenerbahçeli'ymiş gibi anlatmaya çalışıyorlar bize. Ve bizim bunu yememizi bekliyorlar. E Alex Sözleşmesi. Ya Aziz Yıldırım'ın, Aziz Yıldırım'ın Habertürk televizyonunda Ali Koç'la birlikte katıldığı bir program var. Orada kendini ifşa ediyor ya. Diyor ki ben de öyle yapacaktım. Reklamda bilmem neydi falan verip oradan para verecektim. Ali Koç da diyor ki evet ama bunlar legal. E şimdi diyorsunuz ki legal. Tek tip sözleşme diye bas bas bağırıyor Ali Koç. Son başkanlığı döneminde. Kendisi yapmadı. Hem de sadece Kerem'e de yapmamış. Saadet Gün Saran Türk futbolu için önemli bir fırsattı. Ta ki şu anda bir Fenerbahçe Başkanı'nın Allah'ını severseniz yani.

Galatasarayultrataraftar

46,929 次观看 • 5 个月前

Sevgili Beşiktaş yönetimi, Öncelikle çoğunuzun iyi niyetinden ve iyi niyetli gayretlerinizden hiç şüphemin olmadığını belirtmek isterim. İçinde bulunduğunuz durumda çektiğiniz sıkıntıları ve süreçteki huzursuzluğunuzu hissedebiliyorum. Etrafınızda olan bazı kişilerin yarattığı nefret/fitne/ ayrıştırma atmosferinin size katkı değil, büyük sorunlar yaşattığını da üzülerek takip ediyorum. Bundan ne yazık ki hem sizler, hem de Beşiktaş büyük zarar görüyor. Daha önce sizlerin bu konuda dikkatli olmanız gerekliliğini belirtmek istemiştim. Sizlere katkım olması dileğiyle belki de son kez yapıcı bir kaç tavsiyede bulunmak isterim. Bunları nasıl değerlendirmek isterseniz, sizin taktiriniz ve sizin bileceğiniz iştir. Ancak sizlere şunu hatırlatmak isterim, daha önce Şimşek McQuinn'ye; "Sevgili Ahmet, Ceyhun'u gönder, Sergen'i tut" demiştim, dinlemedi.. Sonunda tersini yaptı. Hem bize, hem kendine dünya kadar sorunu yaratarak ortadan kayboldu gitti. Şimdi sizlerin yapmanız gereken 2-3 şeyi son kez hatırlatıyorum; 1- Sevgili Aker Çıtak ve Tamer Mert'in konuyu iyi bilip dilekçelerini hazırladığı 95 milyon dolarlık hak kaybımız olan DANIŞIKLI TAHKİM (Hakem Heyeti) ile ilgili hukuki işlemleri acilen başlatınız. Unutmayın ekteki Yalçın Karadeniz'in yazılı verdiği şahitlik dilekçesini görmezden gelemezsiniz. 2- Yine ekte Hasan Arat'ında dediği gibi cımbızlı KPMG Raporu ile ilgili de hukuki işlemlere başlamanız seçim öncesi verilen bu sözler için farzdır. Bu rapor hakkında; Bazı hukuki işler ile ilgili sevgili Aker ve yakın dostlarımıza vermiş olduğunuz yetkilerin önünü açınız. 3- Yine ekte gördüğümüz bütçe aşımı için açılan davada, Hasan Arat'ın yanında bulunan arkadaşların bile davacı olduğu bu mahkemeye neden itiraz ettiniz? Bu davanın kabulü içine gerekeni yapmaz iseniz vebali sadece sizlerin değil SİNAN VARDAR dahil burada ismi geçen herkesin olacaktır. Bakın, yaklaşık 2 yıldır uygulanan bir takım yanlış politikalar yüzünden artık düzene muhalif görünen bazı kişiler bambaşka formata girmişlerdir. Beşiktaş'ta yanlış yapılan işlere YANLIŞ diyecek bir MUHALİF kesim artık kalmamıştır. Sadece azınlıkta olan GERÇEK Beşiktaşlılar ile sokaktaki taraftar kalmıştır. Bunun sonucu da MATRUŞKA dediğiniz "O" eski sistem ne yazık ki yakında kurtarıcı olarak isimlendirilmeye başlanacaktır. 4- Son olarak da şunu söyleyeyim; size Jorge Mendes'e bulaşmayın demiştim. Jose Mourinho vakası ile Hüseyin Yücel ve Beşiktaş'ın düştüğü durum ne yazık ki uyarımın bir başka haklılığını gösteren vaka olmuştur. Keşke yanılsaydım... Şimdi yapacağınız teknik iş; Ya Jürgen Klopp,'la, Ya da Sergen Yalçın'la anlaşarak tüm takım kurma yetkisini de onlara vermeniz olmalıdır. İki isim vermemim sebebi ise; Hoca konusunda '% 50 yerli - % 50 yabancı' dediğiniz opsiyonlar olduğu içindir... Bir sorun olursa, hiç merak etmeyin; Sevgili Sergen'i 1 telefon ile, Jurgen Klopp'u da 1 akşam yemeği ile Beşiktaş'ın başına getiririm... Sevgi ve saygılarımla, Beşiktaş JK Hürser Tekinoktay

Hürser Tekinoktay

433,662 次观看 • 2 年前

ÖZALP TOZAN'IN SAVCILIK İFADESİ, EKREM İMAMOĞLU'NUN AVUKATLARININ OLUŞTURMAK İSTEDİĞİ ALGI OPERASYONU VE MANİPÜLASYONA NOKTA KOYDU: Ekrem İmamoğlu'nun usulsüz yatay geçişi iddialarının gündeme gelmesinin ardından İmamoğlu'nun avukatları 2 basın açıklaması yapmıştı. İkinci yapılan basın açıklamasında videodan da izleyeceğiniz üzere şöyle bir algı oluşturulup, iddialara konu olan maddi gerçekler şu ifadelerle manipüle edilmeye çalışılmıştı: "YÖK raporunda 18 Kasım 1991 tarihli bir yazı ile Girne Amerikan Üniversitesi'nin tanınan üniversitelerden olmadığı ortaya konmuştu. Ardından da şu ifadeler kullanılmıştı. 'İlgili üniversitenin tanınırlığının ancak 1993 yılında Yüksek Öğretim Kurulu tarafından karara bağlandığı, ilgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında University College ofNorthern Cyprus’ın yatay geçiş yapılabilecek üniversiteler arasında olmadığı'. Şimdi bizi izleyen dinleyen herkesin dikkatini toplamasını rica ediyorum. YÖK raporunda Girne Amerikan Üniversitesi 1993'ten sonra tanındı deniliyor." dedikten sonra İmamoğlu'nun avukatı, "İşte bu iddiayı çürütecek belgeyi ekranlara getiriyoruz." diyerek bir diploma paylaştı. "Ekranda görülen diploma, Girne Amerikan Üniversitesi'nden alınmış bir diploma. Diplomanın verildiği tarih 29 Eylül 1991. Mezun olan öğrencinin adı Kaan Ferah. YÖK raporunda ne denmişti? Girne Amerikan Üniversitesi'nin tanınması 1993 yılında olmuştu. Yani, tanınmadan 2 yıl önce alınmış bir diploma. Yani Kaan bey Girne Amerikan'ın henüz tanınmadığı bir yılda okumuş ve mezun olmuş." diyerek hem manipülasyon yaptı hem de maddi gerçeği eğip-büktü. YÖK RAPORUNDA MANİPÜLE EDİLEN GERÇEK. İmamoğlu'nun avukatının kamuoyundan saklamaya çalıştığı maddi gerçek, yine kamuoyuna yaptığı açıklamada yer alan, Yükseköğretim Yürütme Kurulunun 18.11.1991 ve 39 sayılı oturumunda alınan 91.36.1211 numaralı kararında yer alan bilgi. Söz konusu karar metninde şu ifade yer alıyor: "Southeastern University (Washington D.C.) Girne Campus UNC- Girne Amerika University Yönetim Kurulu Başkanlığınca, yazısında A.B.D. Washington D.C. 'deki Southeastem University’nin Kurulumuz tarafından tanınmakta olan bir yükseköğretim kurumu olduğunun üniversitelerine bildirilmesine ilişkin talebi incelendi ve A.B.D. Washington D. C. ’deki Southeastern University’nin Kurulumuzca tanınan bir yükseköğretim kurumu olduğunun ancak bu üniversitenin Girne Kampüsündeki UNC-Girne Amerika University’nin veya dünyanın herhangi bir yerinde bulunan diğer kampüslerindeki yükseköğretim kuramlarının Kurulumuzca tanınmasının mümkün olmadığına karar verildiği" bilgisi yer almakta. İşte tam burada gerek Savcılıktaki ifadesinde gerekse 1990 yılında İstanbul Üniversitesi'ne yazdığı dilekçesinde İmamoğlu'nun referans olarak gösterdiği Girne Amerikan Üniversitesi'nin kurucularından ve 1986-1992 yılları arasında yöneticisi olan Özalp Tozan'ın ifadesini okuyalım. "Benim yöneticilik yaptığım 1986-1992 yılları arasında üniversiteye kayıt olan herkes bilir ki; bu üniversitenin Türkiye'de denkliği yoktur. Girne Amerikan Üniversitesi'nin o dönemlerde kesinlikle denkliği yoktur. Bunun altını çizerek söylüyorum. Bizim denkliğimiz Amerika'daki üniversitenin denkliğinden geliyor. O zamanlarda üniversite tanıtımlarında da söylerdim. Ben kayıt kabul işleri direktörü olarak öğrencilerimin hiç birine yalan yanlış bilgi vermedim. Girne Amerikan Üniversitesi'nin diploma vermeyeceğini ama anlaşmalı olduğu üniversite üzerinden diploma verdireceğini söyledim. O dönemlerde Girne Amerikan Üniversitesi'ne kayıt olan öğrencilerin hepsi Türkiye'de denkliğin olmadığını bilir ancak Amerika'daki bağlı olduğu üniversite'nin denkliği üzerinden fayda sağladığını bilirler. Girne Amerikan Üniversitesi'nin Türkiye'de denkliği yoktur. Denkliği dolaylıdır. Amerika üzerindendir." İmamoğlu'nun referans gösterdiği GAU kurucusu ve 1986-1992 yılları arasında yöneticisi olan Tozan, YÖK raporunda yer alan ve yalnızca denkliğin ABD Washington'daki Southeastern University olarak tanındığı bilgisini teyit ederken, İmamoğlu'nun avukatının yapmış olduğu manipülasyon ve dezenformasyonuda ortaya çıkartıyor. İmamoğlu'nun avukatının delil gösterdiği ve 29 Eylül 1991 tarihli Kaan Ferah'a ait diploma, Girne Amerikan Üniversitesi'ne değil Tozan'ın da beyan ettiği gibi YÖK'ün denkliğini kabul ettiği ABD Washington'daki Southeastern University'e ait bir diploma. Şayet İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi'ne usulsüz yatay geçiş yapmayıp okulunu Girne Amerikan Üniversitesi'nde tamamlayıp tıpkı Kaan Ferah isimli şahıs gibi ABD Washington'daki Southeastern University'den almış olsaydı, hiç bir sorun olmayacaktı. Şuandan itibaren Ekrem İmamoğlu'nun yapması gereken tek bir şey var o da başta İstanbullular olmak üzere CHP'lilere daha fazla yalan konuşmamak ve istifa etmektir. ÇÜNKÜ İMAMOĞLU'NUN USULSÜZ GEÇİŞİ BİZZAT KENDİSİNİN REFERANS VERDİĞİ İSİMLE TESCİLLENMİŞ OLDU...

Emre Ercis

62,100 次观看 • 1 年前

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 次观看 • 1 年前

ERSAN DIAMOND BU SORULARA CEVAP VERMELİ VE MASAK, SORGULAMA YAPILDIĞI BEYANI İÇİN AÇIKLAMA YAPMALI. Bir kaç gündür Sn Izzet Capa ile Sn Ersan Gülmez'in (Ersandiamond) yapmış oldukları röportaja yönelik video kesitleri X sayfama düştüğü için yayının tamamını izledim ve Ersandiamond'ın beyanları ve ortaya çıkan mali veriler birlikte değerlendirildiğinde yansıtılmak istenen sıradan bir ticari başarı hikayesinden ziyade açıklanması gereken ciddi çelişkiler olduğunu fark ettim. "Konsinye satış" modeliyle, yani başkalarına ait lüks saat, çanta ve mücevherleri komisyon karşılığı sattığını söyleyen Ersan beyin, kısa süre içinde yüksek değerli araçlara ulaşması tek başına sorun değildir; ancak bu tablo, beyan edilen vergi ile birlikte okunduğunda artık izaha muhtaç hale gelir. Röportajda açıkça "2 yıl önce parayla tanıştım" diyen, "döner sermayem yok, halkın parasıyla satış yapıyorum" ifadesini kullanan ve satıştan kalan karın %20'sini vergi olarak ödediğini belirten Ersan beyin anlattığı model teorik olarak mümkündür. Ancak aynı kişi, "MASAK'tan T.C. kimlik numarası ile araştırma yapıyorum, hakkında tedbir varsa ürünü almıyorum" gibi bir iddiada bulunuyor. Burada ciddi bir sorun vardır. Türkiye'nin finansal istihbarat birimi olan MASAK, bireylere, ticari işletmelere veya aracılara herhangi bir vatandaşın T.C. kimlik numarası üzerinden malvarlığı tedbiri sorgulama yetkisi vermez. Böyle bir erişim hukuken mümkün değildir. Bu beyan ya yanlış ifade edilmiştir ya da gerçeği yansıtmamaktadır. Her iki ihtimal de başlı başına incelenmesi gereken bir durumdur. Üstelik bu anlatımla çelişen bir başka veri daha var. Ersan beyin kendi paylaştığı videolarda binlerce dolar ve yüz binlerce liranın elden, nakit şekilde teslim alındığı açıkça görülüyor (Paylaştığım videonun içinde görseller mevcut). Oysa aynı kişi, satış süreçlerinde ödemelerin banka sistemi üzerinden yürütüldüğünü ifade ediyor. Bu durumda, "İşlemler gerçekten banka üzerinden mi ilerliyor, yoksa nakit tahsilat ile resmi kayıtlar arasında bir fark mı oluşuyor?" sorusu kaçınılmaz hale geliyor. Yüksek tutarlı işlemlerde nakit kullanımının yaygın olması, hem vergi hem de finansal şeffaflık açısından doğrudan inceleme konusu olur. Diğer taraftan yapılan matematik son derece basittir. Beyan edilen 7.988.797 TL matrahın %20 vergiye karşılık geldiği kabul edilirse toplam kazanç yaklaşık 40 milyon TL seviyesindedir. Bu kazanç üzerinden anlatılan ticari modelde ortalama 300.000 TL komisyon elde edildiği varsayılırsa, bu rakama ulaşmak için onlarca satış yapılmış olması gerekir. Kaldı ki bu hesap en düşük segment ürünler üzerinden yapılmıştır. Oysa aynı kişi çok daha yüksek değerli saatler ve mücevherler sattığını ifade etmektedir. Bu durumda, "Gerçek satış hacmi nedir? Tüm satışlar kayıt altına alınmakta mıdır? Nakit tahsil edilen işlemler beyana yansımakta mıdır?" gibi sorulara belgeleriyle cevap verilmesi gerekir. Beyan edilen matrah ve tahakkuk kalemleri de ayrıca açıklama gerektiriyor. 7.988.797 TL'lik matrahın yaklaşık 1.997.199 TL vergi tahakkukuna karşılık geldiği bir tabloda, bu tutarın hangi dönemde, hangi satışlardan ve hangi komisyon oranlarıyla oluştuğu ayrıntılı biçimde ortaya konulmalıdır. Bu rakam, iddia edilen işlem hacmiyle uyumlu mudur? Komisyon oranları sabit midir, yoksa işlem bazlı değişmekte midir? Nakit tahsil edilen işlemler bu matraha eksiksiz yansıtılmış mıdır? Bir başka kritik başlık ise sermaye artışıdır. Şirket sermayesinin 10 Milyon TL'ye çıkarıldığı ve bunun 9.750.000 TL'lik kısmının nakden artırıldığı, ancak bu tutarın 24 aya yayılarak ödeneceğinin beyan edildiği görülmektedir. Şahsi yaşam standardı itibarıyla yüksek nakit gücüne işaret eden bir profil varken, şirket sermayesinin önemli kısmının neden taksitlendirilerek taahhüt edildiği sorusu cevap beklemektedir. Şahısta var olduğu izlenimi veren likidite, neden şirket sermayesine derhal konulmamaktadır? Bu tercih bir nakit akışı zorunluluğu mu, yoksa finansal görünümü yönetme tercihi midir? Giderler cephesinde de tablo dikkat çekicidir. Nişantaşı gibi yüksek kira seviyesine sahip bir lokasyonda yeni bir ofis, dekorasyon maliyetleri, personel giderleri, stopaj, SGK yükleri, müşteri ağırlama giderleri ve lüks araç kullanımı gibi kalemler dikkate alındığında, beyan edilen matrahın bu işletmeyi sürdürebilmek için yeterli olup olmadığı sorgulanmalıdır. Bu tür bir operasyonun aylık sabit giderleri dahi ciddi rakamlara ulaşır. Bu giderlerin gerçekten nasıl karşılandığı, beyan edilen kazançla uyumlu olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. En dikkat çekici hususlardan biri de yaşam standardıdır. İki yıl gibi kısa bir süre içinde Ferrari, G serisi Mercedes ve Rolls-Royce gibi araçlara ulaşan bir profil ile beyan edilen gelir arasında bir denge kurulması gerekir. Bu araçlar şirket üzerine alınmışsa hangi ölçüde ticari gider yazılmıştır? Şahsi olarak alınmışsa bu alımlar hangi gelirle finanse edilmiştir? Gelir beyanı ile varlık edinimi arasındaki fark, vergi incelemelerinde en temel göstergelerden biridir. Ayrıca konsinye modelin kendisi de detaylı incelenmelidir. Ürünler kimlerden alınmaktadır? Bu kişiler düzenli tedarikçiler midir yoksa rastgele bireyler midir? Her işlem için sözleşme var mıdır? Ürünlerin giriş-çıkışı, seri numarası takibi, sigorta kayıtları tutulmakta mıdır? "Satılmadı, iade edildi" denilen ürünlerin fiziki ve kayıtlı karşılığı var mıdır? Ve en önemlisi, yüksek tutarlı işlemlerin ne kadarı banka sistemi içinde, ne kadarı nakit olarak gerçekleşmektedir? Tüm bu veriler ışığında mali idarenin yapması gereken inceleme de açıktır. Öncelikle banka hesap hareketleri ile beyan edilen gelir karşılaştırılmalı, nakit işlemler olup olmadığı araştırılmalıdır. Konsinye sözleşmeleri tek tek incelenmeli, karşı taraflarla çapraz doğrulama yapılmalıdır. Stok ve envanter kayıtları fiili durumla karşılaştırılmalı, özellikle yüksek değerli ürünlerin izlenebilirliği kontrol edilmelidir. Lüks araç ve diğer varlık edinimleri gelir kaynaklarıyla ilişkilendirilmelidir. Ayrıca MASAK atfı içeren beyanların doğruluğu ve bu kapsamda herhangi bir yetkisiz sorgulama yapılıp yapılmadığı da değerlendirilmelidir. Ortada ya çok başarılı ve disiplinli bir ticari model vardır ya da ciddi bir beyan uyumsuzluğu söz konusudur. Bu ikisinin ortası yoktur. Bu nedenle Ersandiamond'ın kamuoyuna açık, net ve belgeli şekilde bu sorulara cevap vermesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Emre Ercis

225,913 次观看 • 3 个月前

İşte 23 yılın ağır sonuçları Dolar: 1.45 TL - 39.12 TL Euro: 1.5 TL - 45.72 TL Benzin litre: 1.48 TL - 53 TL Çeyrek Altın: 30 TL - 7.113 TL Dış borç 130 Milyar$- 515 Milyar$ (Aralık 2024 ) İç borç 200 Milyar TL- 7.5 Trilyon TL Bunun dışında olan ödemeler KKM ödemeleri ( zararı 2 yılda 1.1 Trilyon TL ) Döviz garantili ödemeleri (157 Milyar dolar 2021 ) Ve bunun yanında harcanan rakamlar Bedelli gelirleri, Özelleştirme gelirleri, Merkez Bankası Rezervi, Merkez Bankası yedek akçesi, Deprem vergisi, işsizlik sigorta fonu, 2b arazi gelirleri, gayrimenkul satışları, maden ruhsat gelirleri 30 Mayıs 2025 Sadece sizin aldığınız kararlarla onlarca trilyon TL zarardan bahsediyoruz -Dört yılda faize ödenen 4 trilyon TL İki yılda Merkez Bankası’nın 1,5 trilyon TL zarar etmesi, -Yap İşlet devlet projelerindeki zararlar -Kamu özel arasındaki mahsuplaşma da kur hesaplamalarının kamu aleyhine hesaplanması -devletin elektriği özel şirketten pahalıya alıp, özel şirkete ucuza satmasından doğan kamu zararı bu listeye dahil değil Bir ülke ekonomik krizdeyken, yurtdışından yüksek faiz ile dış politikada taviz vererek dış borç bulurken, halkı ucuz gıda kuyruğunda beklerken, döviz, enerji, gıda fiyatları çok yüksekken, halk vergi yükü altında ezilirken bir ülke yönetimi halkın parasını böyle dağıtır mı? Ve bunları yapan Erdoğan, ekonomi muhalefet yüzünden bozuldu diyor... -12 Ocak 2024 Azerbaycan'a 250 Milyon TL hibe -62.3 Milyon Dolar Kırgızistan borcunun silinmesi -kırgızistan vatandaşların Türkiye’de ücretsiz tedavi hizmeti -10 Mayıs 2024 yılda 7000 yabancının Türkiye’de tedavi edilmesi -Suriyeliler için 40 milyar $ harcadık. (Mart 2020 rakamı) -Somali’ye son 10 yılda 1 milyar doların üzerinde hibe yaptık. -9 Aralık 2020, Nijer, Nijerya, Kongo sağlık hibe yardımı -9 Aralık 2020, Tunus’a 5 Milyon dolar hibe -TİKA, Nepal ve Afganistan'da gıda kolisi dağıtması. -34 ülkeye ekipman hibe,156 ülke ve 9 kuruluşa destek." Erdoğan -Sırbıstan ve Bosna Hersek'e destek için sıfır gümrük bedelli ithalat kararları " -4 bin Suriyeli sağlık çalışanı istihdam ettik. -754 bin Suriyeli bebeğimiz doğdu. -Suriyelilere 97 milyon poliklinik hizmeti. -Suriyelilere 3 milyondan fazla yataklı tedavi. -Suriyelilere 2 milyon 600 bin ameliyat." Fahrettin Koca Mart 2022 - Hariri'ye, Türk Telekom’un özelleştirmesi için 4.75 Milyar $ bankalarımızdan kredi verdiler. ( bugünün kuruyla 185 milyar TL ) Telekom’u borçlandırdı. Telekom’un içini boşalttı aldığı krediyi de ödemeden kaçtı gitti. -Pandemi dönemi hiç kimse sokağa çıkamıyor, seyahat edemiyor, yollar bomboş ama AKP’nin döviz üzerinden gelir garantisi verdiği şirketler bomboş yollara rağmen tıkır tıkır gelirlerini alıyorlar. Dönüp diyorlar ki Pandemi var ekonomik sıkıntımız var kira borçlarımızı ödeyemeyeceğiz. AKP, merak etmeyin diyor 2036’ya kadar borçlarını erteliyor.Devletin resmi kurumu belediyelere yapmadığını yandaş ve yabancı şirketlere yapıyor hem de tıkır tıkır döviz üzerinden gelirini ödediği şirketlerin borçlarını erteliyor. Her şey yasal sonuçta. Her şey dava için sonuçta -Yine cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan Çaykur, dünyada yıllık kuru çay tüketimi kişi başına sadece 500 gram Türkiye’de ise bu rakam 3,5 kg. Tabii ki şaşırmıyoruz cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminde Çaykur zarar etmeye başlıyor. Olsun her şey yasal. Zarar ediyorsa halk ödüyor sonuçta -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan varlık fonu bünyesine giren Botaş, devletten destek alıyor, yurtdışından borç alıyor, ödediği gazın parasını tahsil ediyor buna rağmen Rusya’dan aldığı gazın parasını ödeyemiyor. Devletten alınan, tahsil edilen ve borç alınan para nerede diye sormak yasa dışı faaliyet sonuçta her şey yasal Tabii ki bunlar olurken ülkemiz sürekli doğal gaz keşfediyor. Ama ne hikmetse Botaş aldığı gazın parasını ödeyemez hale geliyor. -Varlık fonu kuruluyor başkanı cumhurbaşkanı Erdoğan oluyor. Özelleştirilmeyen tüm varlıklar, varlık fonu bünyesinde toplanıyor. Varlık fonu yönetimi ayrı borçlanıyor fonun bünyesindeki tüm şirketler ayrı ayrı borçlanıyor sonuçta her şey yasal. Örneğin geçen hafta vakıfbank 555 milyon $ Çin’den borç aldı. Sonuçta her şey yasal. -Devletin tabii ki belli özel şirketlere ödediği parayı döviz ile öde, yine belli şirketlerin devlete olan ödemelerini TL’ye çevirerek tahsil et. Böylelikle kamu büyük zarara uğrasın Sorun değil her şey yasalara uygun sonuçta Biz buna dava diyoruz dava uğruna her şey mübah diyoruz. -Özel şirketten elektriği pahalıya al, yandaş ve yabancı dağıtım şirketine ucuza sat. Aradaki farkı halkın cebinden öde! sonuçta her şey yasal değil mi ? Ya halkın cebinden trilyonlar gitmiş ha bunlar ufak detaylar. Sonuçta halkın cebinden trilyonlar uçuyorsa her şey yasalara uygun olarak uçuyor. Biz buna dava diyoruz. -Tabii ki yine yandaş ve yabancı şirketler döviz ödeme garantileri var. Pandemi de dahil tıkır tıkır döviz üzerinden gelirlerini öde, bu arada tabii ki onlar için döviz kurunu 6-7 kat arttır. Ama onların vergi borçlarını ötele, borçlarını ötele, vergi borçlarını sil, verilen işletme sürelerini arttır, verilen garanti miktarlarını arttır. Böylelikle halkın trilyonları yandaş ve yabancıya uçsun gitsin ama sorun değil sonuçta her şey yasal. Biz buna dava diyoruz. -Tayyip Erdoğan olarak faizsiz ekonomi özlemimi Gürsesle haykıracağım derken, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı 2018 yılında 70 milyar TL faiz ödeyen Türkiye 2023 yılında 600 milyar TL faiz ödedi 2024 yılında 1.2 Trilyon TL faiz ödedi 2025 yılının ilk 4 ayında 684 milyar TL faiz ödedi ( 2025 yılında 2 trilyon TL ödeyecek) Her şeyi planlı şekilde yaptılar. İç borcu döviz ile aldılar. Önce döviz kuru arttı sonra faiz arttı. 2018 yılında 1 trilyon TL olan merkezi bütçe borçu 2025 Nisan ayı itibari ile 10.7 trilyon TL’ye çıktı. Artan döviz kuru ile borç arttı. Sonra faizi arttırıp artan borç miktarına yüksek orandan faiz ödenmeye başlandı. Bu planlı bir şekilde halkın cebinden belli bir sermaye çevresine kaynak transferidir. Ortada bir ekonomik kriz yoktur. Yap İşlet devlet projeleri de düşünüldüğünde döviz üzerinden gelir garantisi verildiği düşünülürse onların Aldığı para TL bazında artmış durumda bu şekilde trilyonlarca rakam belli bir gruba aktarılıyor. Bir yıla mahsus değil yıllara mahsus şekilde bu para aktarılma devam ediyor. -Ne güzel değil mi ben faize karşıyım deyip dört yılda 4 trilyon TL faize para ödüyorlar. 86 milyonla dalga geçmek değil mi bu? Ya bu faizi alanlar kim ? İki yılda Merkez Bankası 1,5 trilyon TL zarar ediyor bu para kime gitti? Tabi burada her şey yasalara uygun değil mi? -Sokaktan geçen birisini çeviriyorsunuz bak şurada büyük bir arazim var. buraya devasa bir bina yap bana, ben de senden metrekaresini döviz üzerinden kiralıyım diyorsunuz. işte şehir hastaneleri böyle başlıyor. Şahıs diyor ki yaparım ama benim param yok. Devlet olarak alıyorsunuz bu Vatandaşı finans şirketine götürüyorsunuz, kredi buluyorsunuz. Bulduğunuz krediye kefil oluyorsunuz bir de bu şahsa gelir garantisi veriyorsunuz. Devlet olarak şahsa araziyi verdiniz. Krediyi temin ettiniz, özellikle çok çok büyük bina yaptırıp, metre karesini döviz üzerinden bu şahıstan kiralıyorsunuz. Yetmiyor, Yatakhane, görüntüleme, laboratuvar hizmetlerini ve temizlik hizmetlerini bu şahıstan satın alıyorsunuz. Yetmiyor kafeterya, lokanta, otopark ve otel işletmesini de bu şahsa veriyorsunuz İşte size şehir hastaneleri. Olsun her şey yasal. Halka diyorsunuz ki cebimizden bir kuruş çıkmadan yaptırdık. 2024 yılında 90 milyar TL’nin üzerinde rakam ödendi. Olsun her şey yasal sonuçta. Sonuçta dava meselesi. -Ne güzel değil mi biz bu ülkeyi döviz belasına sokanlara hesap sorup bu ülkeyi döviz belasından kurtaracağız deyip döviz üzerinden ödeme garantisi verip döviz üzerinden iç borç aldılar. Olsun her şey yasal sonuçta. yetmedi dövizi 6-7 katına çıkardılar halkın cebinden büyük parayı yandaş ve yabancıya akıttılar. dediler ki bu kazanç size yetmez bir de faizi arttıralım size ödediğimiz parayı faize yatırın bir de oradan kazanın dediler. Olsun biz faize karşıyız diyeceğiz nas var diyeceğiz sorun çözülecek. çözüldü de -Türk telekom, Hariri’ye Türk telekom’u sana satalım dediler.Hariri‘i param yok dedi. O zaman gel sana devletin bankalarından 4,75 milyar $ kredi verelim dediler. Parayı biz verdik Hariri Türk telekom’u satın aldı. Harari Türk Telekom’un kasasını boşalttı. Faturaları tahsil etti. Borcu ödemeden kaçtı gitti. AKP ne yaptı dersin Hariri’yi kırmızı halııyla karşıladılar. Zarar için sorun değil her şey yasal sonuçta. Halk ödüyor. -Türkiye F - 35 projesinden tek taraflı çıkarıldı. Verdiği 1.4 milyar $ parayı alamadı. Akp’li bakan Varank, ABD verdiği sözlere uymak zorunda değil diye ekranda açıklama yaptı. Çıkarıldığımız projeye geri dönebilmek için lobi faaliyetler için AKP yine para harcadı. Kendi paramızı geri alamadık. alamadıgımız paranın karşılığı F-16 alalım veya F- 16 modernizasyonu yaptıralım dendi. Bunun için dahi taviz vermeyi kabul ettiler. tavizin kabulü için bile ABD’ye üç defa heyet gönderdiler. Ne oldu ?

Nasuh Bektaş

99,046 次观看 • 1 年前