Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

15,852 Aufrufe • vor 5 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Beyin, beklentiyi bedene çevirebilir: Nocebo etkisi. Kötü bir beklenti; “söz”, “ortam”, “korku” ve “geçmiş deneyim”le beslenince, beyin bedenin alarm düğmesine basıyor ve bazı belirtiler gerçekten başlıyor ya da büyüyor. Bunu mistik bir güç gibi düşünmemeli; bu, düz biyoloji: Tehlike algısı artınca sinir sistemi hızlanır, stres hormonları yükselir, nefes ve kalp ritmi değişir. Bir insan “kaçış yok” diye kilitlendiğinde çarpıntı, nefes darlığı hissi, baş dönmesi, titreme, mide bozulması gibi şeyler yaşayabilir, üstelik uydurma değil; bedenin alarm protokolüdür. Hatta daha çarpıcı bir örnek var: Bazı insanlarda iğne korkusu, kan görmek, aşırı duygusal stres gibi tetikleyiciler, kalp atımı ve tansiyonu birden düşürüp bayılmaya kadar götürebilir. Bu, klinikte adı olan bir durum: vazovagal senkop (bedenin aşırı tepki verip fişi çekmesi gibi). “Beyin kalbi bile etkiler mi?” Evet, nadir ama gerçek bir uç örnek de şu: Şiddetli duygusal/bedensel stres, “kırık kalp sendromu” diye bilinen takotsubo sendromunu tetikleyebilir; kalbin pompalama gücü geçici olarak bozulabilir. Yani “zihin-beden” bağlantısı romantik bir slogan değil; tıbbın konuştuğu bir eksen. Bu gerçek, 'düşünce her şeye kadirdir' demek değildir. Zihin felaket senaryosunu kesin hükme çevirince, beden onu gerçek tehlike gibi yaşar. Bu yüzden “his = hüküm” hatasına düşmemeli...Ki, günümüzde de çokça yaşanan bir durum. Özellikle toplumda içerikler etkisinin ciddi tesirleri olabiliyor. Kısacası; 'Bedenim alarmda demek, 'bittim' demekten daha bilimsel bir cümledir.

Rauf Atilla Polat

12,243 Aufrufe • vor 7 Monaten

Kursiyer Teğmen Caner Çamoğlu'nun annesi Fatma Çamoğlu: "Keşke çocuğumu ve arkadaşlarını canlı televizyona çıkarsalar da insanların gözü dolu dolu bir savunma görse. Tek taraflı suçlama var. Böyle bir şey olabilir mi?" Kursiyer teğmen Murat Çakır'ın annesi Sevinç Çakır: "Benim oğlum sınavı dereceyle kazandı. Milli sporcuydu. Makine mühendisliğini de kazandı. Bir insan ‘hain’ olmamak için daha ne yapmalı?" Sevinç Çakır engelli kızı ile mücadelesine ara vermeden cesaret ve şefkât ile devam ediyor. Anneler: "Sadece olması gerekeni istiyoruz. Suçu olmayan evlatlarımızı hapsettiniz bu yanlıştan bir an önce dönülsün" Haklılar! Anne yüreği böyledir! "Mazlumun âhı, indirir Şâh’ı!" Sadece emre uyan, suç kastı ve suç oluşturan eylemi olmayan masum gençler, kursiyer teğmenler, askerî öğrenciler, erat, daha kaç yıl işlemedikleri suçun cezasını çekecek?! Adalet düzelmeden hiçbir şeyi düzeltemezsiniz! Önce adalet! Gezi davası! "2 satır gerekçe, 2 somut delil olmadan yaşadığımız 2 yıllık zulmün bir an önce son bulacağına inanıyoruz" Vera'nın annesi Meriç Kahraman'ın, eşi Tayfun Kahraman için nasıl çırpındığını görmek, feryâdını duyurmak sadece benim değil hepimizin aslî görevi, insan olmanın gereğidir. Adalet, evrenin ruhudur! "Birer kalp bıraktılar bize kırık Ömrümüzce gözyaşı döktürecek" Cahit Sıtkı Tarancı Anneler ağlamasın artık!!! Dr. Meriç Demir Kahraman Sevinc Cakir @senyasarailesi #AnneYüreği

Sırrı Er

14,341 Aufrufe • vor 2 Jahren

Muhammet Binici’nin Hazırlayıp Sunduğu Binici ile Söz Meydanı’nda Bu Hafta! Bir milletin kalbi... Ailesidir. Bir milletin yarını... Neslidir. Ama bugün, o kalp kırık... O yarın, belirsiz... 2025, Aile Yılı ilan edildi. Ama sadece bir yıl yetmedi... 2035’e kadar teyakkuz! Peki, şimdiye kadar ne yapıldı? Yeterli mi? Geç mi kaldık? Meclisten geçen 10. Yargı Paketi… Eşcinsellik, süresiz nafaka, çek yasası... Aileyi güçlendirmesi gereken maddeler gerçekten yasalaştı mı, yoksa yine ertelendi mi? Gençler artık evlenmiyor… Evlilik yaşı yükseliyor… Boşanan bir daha evlenemiyor… Korkuyorlar… Neden? Kadınlar, tır şoförü oluyor, madenlerde çalışıyor… Peki, ailenin içi ne oluyor? Devletin teşvik ettiği kadın istihdamı, aileyi mi büyütüyor, yoksa içten içe eritiyor mu? Evliliğin önündeki engeller… Çocuk sahibi olmanın giderek ağırlaşan bedeli… Ve çözüm yolları… Gerçekten konuşuluyor mu? Muhammed Binici soruyor, Gazeteci, Yazar Abdurrahman Dilipak Türkiye Söz Konusu Aile Birliği Başkanı Serkan Gürsoy Eğitimci, Yazar, BNC Medya Haber Yazarı Dr. Ercan Özçelik Babalar ve Çocuklar Derneği BABADER Başkanı Ramazan Tan Sosyolog, Avukat İlhami Sayan ile Türkiye’nin vicdanı bu programda cevap arıyor. Çünkü mesele sadece yasa, ekonomi ya da istatistik değil… Mesele: Ailen… Neslin… Yarının… Muhammet Binicinin Hazırlayıp Sunduğu “Binici ile Söz Meydanı” Her Pazartesi 20.30’da Tivi6’da… Geleceği konuşuyoruz, göz göre göre kaybetmeden… Kaçırmayın? Ve abone olarak destek olmayı ihmal etmeyiniz? 👇👇👇👇👇 Abdurrahman Dilipak Dr.Ercan ÖZÇELİK Serkan GÜRSOY ramazan

Muhammet Binici

14,661 Aufrufe • vor 1 Jahr

İnsana insandan “âlâ imtihan” yoktur..!!! Çekirge tek başına korkutucu olmasa da sayıları arttığında doğal afete dönüşebilir. Aynı şey densizler için de geçerlidir. Sen güzellikle sözünü söylersin; arif olan ders alır, cahil olan tavır. Herkes kendi ayıbının hamalıdır. Kusur arayan, kendi heybelerine baksın..!!! Her ne olursa olsun, asla fıtratı değişmeyen; algı ile fonlanmış, fitneci, elitist, kibir abidesi troller için “askıda ekmek” yetmez..!!! Askıda akıl, askıda edep, askıda ahlâk, askıda utanma, askıda beyin, askıda saygı, askıda vicdan, askıda namus da olmalı ki eksiği olan hadsizler alıp kullansın; fitnesini sokağa ekenler haddini bilsin..!!! Her ne olursa olsun, asırlardır asla fıtratı değişmeyen; algı ile fonlanıp kendisini ve memleketini küçük düşürürken ne yaptığını bilemeyen, Allah’a, Peygamber’e, şehitlere, İslâm’a, Kur’an’a dil uzatan; kibir abidesi, elitist, irin zihniyetli, fitneci, çapsız “esfel-i sâfilîn”lerle Aziz Türk Milleti ve Âlem-i İslâm’ın imtihanıdır..!!! Kalp bir tarladır. Kimi muhabbet eker, kimi nefret... Ama mahsulü ameldir! Herkes ektiğini biçer! O zaman herkes ektiğinin bereketini görsün..!!! Herkes kalbiyle nafakalansın. İçinde ne besliyorsa onun bereketini görsün, bilcümle..!!! Yalova-Armutlu yolunu, özellikle Armutlu ile Çınarcık arasındaki eski yolu bilen bilir. Karşıdan bir otomobil geldiğinde tam sağa çekip yol veriyorlardı. Şimdiki hâlini de görüyorsunuz. Yapılan tünelleri, köprüleri de gördüm. İstanbul’da kıçı kırık bir kreşin temel atma törenine genel başkanları başta olmak üzere neredeyse bütün belediye başkanlarıyla, milletvekilleriyle katılım sağlayarak temel atanları gördükten sonra, bu yolun açılışını Erdoğan yaptı da acaba ben mi kaçırdım diye yapay zekâya sordum. Verdiği cevap: “Yalova-Armutlu Yolu’nun açılışını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan değil, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu yaptı. Açılış, 24 Temmuz 2026 tarihinde düzenlenen resmî törenle gerçekleştirildi.”

Kumandan

12,084 Aufrufe • vor 24 Tagen

Tuğlayı yatay koyup duvara kalp çizen ustalar… Romantizm güzel ama o delikler yan yatınca yalıtımı öldürüyorsunuz. Yapmayın, yaptırmayın. Yalıtım performansında doğru malzeme seçimi kadar örüm tekniği de hayati önem taşır: *Tuğla ve Bims gibi odacıklı malzemelerde, hava boşlukları mutlaka dik durmalıdır. Yatay dizilim veya kırık parçalarla dolgu yapılması, yalıtım özelliğini tamamen yok eder. *Isı köprülerini engellemek için duvar ile betonarme (kolon/kiriş) birleşimleri harçla geçiştirilmemeli; olabildiğince duvar malzemesiyle tam kapatılmalıdır. TUĞLA NASIL YAPILIR? Binlerce yıldır kullanılan TUĞLA, modern formlarıyla hala en popüler malzemelerden biridir. Doğal kil ve toprak karışımının su ile harmanlanıp kalıplandıktan sonra, çok yüksek sıcaklıktaki fırınlarda pişirilmesiyle elde edilir. Modern tuğlalar, içlerinde tasarlanmış özel hava odacıkları (delikler) barındırır. Isı, tuğla yüzeyine çarptığında bu odacıkların içindeki hava bariyerine takılır ve ilerlemesi yavaşlar. Odacık sayısı ve dizilimi ne kadar optimize edilirse, yalıtım değeri o kadar artar. BİMS NASIL YAPILIR? BİMS blokları, kaynağını doğrudan volkanik hareketlerden alır. Bu malzemenin ana maddesi "Ponza" taşıdır. Volkanik faaliyetler sonucu oluşan bu doğal agregalar, çimento ile bağlandıktan sonra preslenerek blok haline getirilir. Ponza taşının kendisi, doğası gereği süngerimsi ve boşluklu bir yapıya sahiptir. Bu doğal boşluklar, malzemenin hem çok hafif olmasını sağlar hem de ısı geçişini zorlaştırarak mükemmel bir doğal yalıtım kalkanı oluşturur. (Bu arada bims, briket değildir.) GAZBETON NASIL YAPILIR? GAZBETON aslında teknolojik bir üretim sürecinin ürünüdür. Silis kumu, çimento, kireç ve suyun karışımına, hamurun kabarmasını sağlayan alüminyum tozu eklenir. Bu karışım kalıplara dökülür ve ardından yüksek basınçlı buhar fırınlarında pişirilir. Üretim sırasında oluşan reaksiyon sayesinde malzemenin içinde milyonlarca minik, durgun hava boşluğu (gözenek) oluşur. Bilindiği üzere durgun hava, en iyi yalıtkanlardan biridir. Gazbeton, bu homojen gözenekli yapısı sayesinde ısıyı bünyesinde hapsederek yüksek yalıtım sağlar. #gazbeton #tuğla #bims #duvar #inşaat

Hasan Sertel

37,187 Aufrufe • vor 9 Monaten

Vamorolone, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) tedavisinde son yılların en önemli farmakolojik gelişmelerinden biridir. Geleneksel steroid tedavilerinin sunduğu faydaları korurken, hastaların yaşam kalitesini düşüren yan etkileri minimize etmeyi hedefler. ​İşte bu molekülün DMD dünyasındaki önemi üzerine kısa bir özet: ​1. Vamorolone Nedir? ​Vamorolone, "dissosiyatif steroid" olarak adlandırılan yeni nesil bir ilaçtır. Standart kortikosteroidler (prednizolon veya deflazakort) gibi çalışır ancak vücuttaki işleyiş biçimi yapısal olarak farklıdır. ​DMD'li çocuklarda kas iltihabını baskılamak ve kas fonksiyonlarını korumak için steroid kullanımı standarttır; ancak uzun süreli kullanımda büyüme geriliği, kemik erimesi ve aşırı kilo alımı gibi ağır yan etkiler görülür. Vamorolone tam bu noktada devreye girer. ​2. DMD İçin Neden Önemli? ​Vamorolone’un temel avantajı, etki ile yan etki arasındaki dengeyi yeniden kurmasıdır: ​Kas Fonksiyonlarını Korur: Yapılan klinik çalışmalar (VISION-DMD gibi), ilacın kas gücünü ve yürüme hızını artırmada geleneksel steroidlerle benzer etkinlikte olduğunu göstermiştir. ​Büyüme Üzerindeki Olumsuz Etkisi Azdır: Standart steroidlerin aksine, Vamorolone kullanan çocuklarda boy uzamasının normal seyrine daha yakın devam ettiği gözlemlenmiştir. ​Kemik Sağlığı: Kortikosteroidlerin en korkulan yan etkilerinden biri olan kemik mineral yoğunluğu kaybı ve buna bağlı kırık riski, Vamorolone kullanımında daha düşüktür. ​Mineralokortikoid Karşıtı Etki: Vamorolone, diğer steroidlerin aksine mineralokortikoid reseptörlerini bloke edebilir, bu da kalp sağlığı (kardiyomiyopati) üzerinde ek bir koruma sağlama potansiyeli taşır. ​3. Tedavi Protokolündeki Yeri ​2023 yılında hem ABD (FDA) hem de Avrupa (EMA) otoritelerinden onay alan Vamorolone (Agamree markasıyla), 2 yaş ve üzeri tüm genetik mutasyona sahip DMD hastaları için bir seçenek haline gelmiştir. Özellikle steroid yan etkilerine karşı hassas olan veya büyüme hızı yavaşlayan çocuklar için "birinci basamak tedavi" adayıdır. ​Özetle ​Vamorolone, DMD tedavisinde "daha az bedelle daha fazla kazanç" felsefesini temsil eder. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatırken, çocuğun çocukluğunu (boy uzaması, kemik sağlamlığı ve metabolik denge) korumasına yardımcı olur. DMD Türkiye Derneği Olarak Çağrımızı; DMD Kas Hastası Çocuklarımızın Ailelerine, Distribütörlük Anlaşması Yapan Gen İlaç ve Sağlık Ürünleri A.Ş'ye ve Yıllar 9227 DMD Kas Hastası Çocuklarımızı Görmezden Gelen Türkiye Cuhuriyeti Sağlık Bakanlığına Yeniliyoruz.. #DMDiçinAdımAtın T.C. Sağlık Bakanlığı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu Doç. Dr. Şuayıp Birinci Dr. Halit Yerebakan GEN

DMD Türkiye

24,593 Aufrufe • vor 6 Monaten

Ceren Önder Kandemir, babası Sırrı Süreyya Önder'in son yolculuğuna uğurlandığı törende konuştu: 'Beni duyduğunu biliyorum baba, hayatın bütün renkleri gitti, benim bildiğim hayat bitti.' 💬"Kendimi bildim bileli seni kaybetmekten korktum. Bu benim tek kabusum, zaafım, burnumdaki sızı, yutağımdaki yumru, karın ağrımdı. Öyle iyi, öyle benzersizdin ki bu adam bana sadece ölerek acı çektirebilir derdim. Gece gece çaldığın kemanın, cümbüşün, udun sesi, bir çırpıda ezberden okuduğun şiirler, günde beş kere ve her birinde sanki yeni buluşmuşuz gibi bir heyecanla çıktığımız kahveler, evlere sığamayışın, kimseye kıyamaman, iyiliğe üşenmemen, kimseye gücenmemen. Kalp kırmaktan bile daha çok korkman birinin onurunu kırmaktan. Baba kalbim kırık diye arardım. Baba grip oldum. Baba öksürüğüm geçmiyor. Baba kedim öldü. Baba aşık oldum. Baba uyku tutmadı. Ben babalığına çok doydum. Şimdine kadar verdiğin tek bana değil oğluma ve onun çocuğuna bile yeter. Bir babaya ihtiyacım kalmayıncaya kadar doyurdun beni. Ama dostluğuna doyamadım. O dostluğa doyulur mu? Şimdi öfkelenmek istiyorum. İki hafta sonra Barış Protokolü imzalanacak. Sonra rahatız. Ameliyat da olacağım. İki haftada ne olacak demene kızmak istiyorum. Açlık grevlerine, cezaevlerine, işkencelere. Bir tek kendinle ilgilenmeyişine kızmak istiyorum. Yapamıyorum. Bana Kandıra Cezaevinden gönderdiğin bir mektup yüzünden kızamıyorum. Gidecek yolu olmayan, bir amacı olmayan ama hep yanında olan bir babayı sen istemezdin demişsin. Şimdi gitmek zorunda olmamanı istemez miydim? Sana öfke duyanlar için yoksulluğun ve yoksunluğun öfkesi bu sakın içinde nefret biriktirmiyordun? Doğduğundan beri yoksulluk, yoksunluk ve yetimlikle geçen ömründe sen öfkeni nereye sakladın? Ben hiç görmedim. Herhalde kalbine. Bir tek bir tek mülk edinmeden ikinci bir kaza almadan, kimseden bir şey istemeden borçsuz ve hürçsüz boğazını değil, onurunu besleyerek yaşadığın bu dünyadan gidiyorsun baba. Giderken neşemin birazını Can ve Yasin'e bırakarak ama rengin tamamını alarak sana doyuncana sevgi verebildim. Her gün söyledim sevdiğimi, doyuncana öptüm, kokladım. Şimdi tüm renklerim de senin olsun. Gerçi sen orada da dostlarını bulursun. Gülten abla nerede? Pervin abla nerede? Artık dinlen turna kuşum. Biz iyi olacağız. Çocuklara hep seni anlatacağım. Şakaların, ağzımızda eğreti dursa bile taklit etmeye çalışacağız. İçimde tam tarif edemediğim bir huzur var şimdi. Artık mücadele etmek zorunda olmadığını bilmenin huzuru. Seni ayakta son gördüğümüz gün bize bir poşet portakal ve bir kutu yumurta vermiştin. Can için daima bir cebinde mandarin, bir cebinde fıstık ezmesi taşımanı, teneke kutulardaki ballara ve dinlenme tesislerine olan özel sevgini hiç unutmayacağım. Seni ayakta gördüğümüz son gün arabana binmeden önce bize söylediğin son cümle kulağımı tırmalıyor şimdi. Can onun düğününü görmeden gitmeyeceğim. Tutmadığın sözün yoktu. Gittin mi? Barışı görmek istiyordun. Çocukların yetim kalması kalbini parçalıyordu. Sütten de ağzın hiç yanmıyordu. Bir tür barış mıydı bilmiyorum, ama hastane koridorlarındaki sınıfsız, bayraksız, hüzünlü, umutlu kalabalıkta barışa benzer bir şey gördüm ben. Gözün arkada, aklın bizde kalmasın. Bana güzel sesinle okuduğun dizelerle Biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden. Acımaz olur. Silinir, gider izi bıçağın. Ama hiçbir rüzgar dolduramaz boş kalan yerini. Bir yaşamdan ötekine birlikte uçan turnaların yerini gökyüzünde. Seninle gurur duyuyorum."

Kısa Dalga

16,937 Aufrufe • vor 1 Jahr