正在加载视频...

视频加载失败

164,518 次观看 • 10 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

“Bazı insanlar hayatına geç kalır ama kalbine hep zamanında gelir.” Zamanın yanlış yerde buluşturduğu iki insan var.. Psikolojik olarak sahne çok güçlüydü çünkü ikisi de birbirine “gitme” diyemedi. Bu çok gerçek bir detaydı. Gerçek hayatta en derin bağlar zaten dramatik cümlelerle değil, söylenemeyenlerle anlaşılır. İkisi de birbirinin yükünü biliyor. Bu yüzden bencilce davranamıyorlardı. Seviyorlar ama sevgiyi sahip olmak sanmıyorlardı. Eleni aslında o an sadece Oruç’a veda etmiyordu. Kendi içinde kurduğu ihtimallere, “belki olurduk” dediği hayale de veda ediyordu. İnsanın en çok canını yakan şeyin yaşanmışlık değil, yarım kalmışlık olduğunu gösterdiği sahneydi.. Sahnenin en vurucu tarafı, Ortada büyük bir kavga yoktu, İhanet yoktu, Nefret yoktu sadece zamanın yanlış yerde buluşturduğu iki insan vardı. Bazen en acı hikayeler, birbirini hala seven insanların ayrılığıdır. “Her istediğimiz olmuyor Doktor Bey…” Bu cümle dışarıdan sakin geliyordu ama içinde koca bir kabulleniş vardı. Hayal ettiği şeyin olmayacağını anlamış bir kadının teslimiyetiydi. Çünkü Eleni aslında Oruç’la bir hayat istemişti. Ama o hayatın ortasına öyle büyük bir kırılma girmişti ki, artık sevgileri bile o yarayı kapatamıyordu. “Arada arar mısın?” Diye sordu Oruç, sahnenin en can acıtan tarafıydı aslında bir umut arıyordu hala.. Çünkü bu bir sevgili cümlesi değildi aslında. Tam anlamıyla kopamayan insanların cümlesiydi. Tam vedalaşamayan insanların… İnsan tamamen bittiğine inandığı birine “ara beni” demezdi. Bu cümle umutla vazgeçiş arasında sıkışmış insanların cümlesiydi.. İşte Oruç’un gerçekten çözüldüğü an buydu. Çünkü bütün sahne boyunca güçlü durmaya çalışan adam, ilk defa gitmenin gerçek olduğunu hissedince çocuk gibi kaldı Eleni’nin karşısında. “Aramam.” dedi Eleni. Kendini korumaya çalışıyordu. Çünkü biliyordu; sesini duyarsa kalbi yine dayanamayacaktı.. “Ararsam açar mısın?” Bu bir soru değildi aslında. Tam anlamıyla “Beni tamamen bırakma” demekti. İnsan gerçekten vazgeçtiği birine bunu soramazdı. Oruç’un sesi orada ilk kez korkuyordu. Çünkü Eleni’yi kaybetmekle, onsuz kalmak arasındaki farkı yeni anlamış gibiydi. Oruç “helallik” istediğinde Eleni’nin cevabı yerle bir etmişti Orucu.. Oruç’un Eleni’den helallik istediği sahne, klasik bir veda sahnesi değildi güveni kırılmış iki insanın son hesaplaşmasıydı. “Buram sana çok kırgın… çok kızgın.” Eleni, kalbini göstererek söylemişti bunu Oruca. Çünkü bazı acılar düşüncede değil, bedende yaşardı. İnsan sevdiği kişiye kırılınca göğsünde fiziksel bir ağırlık taşırdı.. Bu sahnede Eleni’nin kalbi hala Oruç’a bağlıydı ama güveni ondan çoktan kopmuştu. Bu yüzden vedaları bu kadar ağırdı. Çünkü bazen insan sevdiği kişiden değil, onun sende kırdığı güven duygusundan ayrılırdı. Oruç’un helallik istemesi de aslında suçluluğunun itirafı gibiydi. Belki geç de olsa Eleni’nin kalbinde açtığı yarayı gördü. Ama bazı pişmanlıklar, gerçeği zamanında söylemenin yerini tutmazdı. Bu sahnede aşk vardı, evet. Ama aşkın üstüne çökmüş büyük bir kırgınlık da vardı. Oruç orada sadece Eleni’den helallik istemedi. Kendi sakladığı gerçeğin, kendi kurduğu yalanın, Eleni’nin kalbinde bıraktığı en kazın helalliğini de istedi. Çünkü insan bazen sevdiği kişiyi kaybetmez sadece; onun gözündeki yerini kaybeder. Oruç’un korktuğu şey tam olarak buydu. Helallik bazen “beni affet” değildir. Biraz da “Ben kendimi affedemiyorum” demektir. #orel

PSİKOLOGROZA

13,612 次观看 • 10 天前

“Birbirlerinin yarasıydılar, yine de şifayı birbirlerinde aradılar..” Konuşmanın en dikkat çekici yeri başlangıç, Ben senin için dünyanın öbür ucuna gelirim. Bu cümle Harvard konuşmasının gölgesinde kalıyordu. Aslında sahnenin duygusal merkezlerinden biri bile olabilirdi. Çünkü dünyanın öbür ucu mesafe değil, fedakarlığın ölçüsü olarak kullanılıyordu. “Nereye gidersen git, gelirim” anlamı taşıyordu.. Konuşmanın görünen konusu olan Harvard’a gitme kararı ile alttaki asıl konu olan ayrılık korkusu arasındaki fark. Eleni’nin tarafında konuşma oldukça netti. “Ben kendi geleceğimi düşünmeliyim.” “Harvard’a gidiyorum ben.” “Sağlık ocağı beni kesmiyor.” Bunlar mantıklı gerekçeler gibi görünse de aslında Eleni kendini ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü konuşmanın başında, “Ben annemi arıyordum. Biliyorsun.” diyerek hayatında yaşadığı kırılmaları hatırlatıyordu. Annesini bulma süreci, kaçırılma travması ve yaşadığı belirsizlikler onu artık kendi yolunu çizmeye itmiş gibi duruyordu. Harvard burada sadece bir okul değil; kendi hayatını sahiplenme arzusu. Oruç’un tarafı ise farklı. O, Harvard’ın kendisini tartışmıyor. Sürekli geride kalacak insanları konuşuyor. Onlar sensiz yapamaz, dayanamaz. Bu önemli. Çünkü bazen bir insan gitmesini istemediği kişiye doğrudan “Gitme” diyemez. Bunun yerine başkalarını öne sürer. Oruç’un cümlelerinde biraz bu hissediliyor. Sanki “Ben sensiz ne yaparım?” demek yerine “Onlar sensiz ne yapar?” diyordu.. Gidecek mi gitmeyecek mi?” sorusundan çok, gitme kararını ilk kiminle paylaştığıydı dikkatimi çeken. Eleni gerçek ailesini bulmuş. Bunu Oruç’a söylememiş. Ama Harvard’a gitme fikrini de anne babasına değil, Oruç’a söylemiş. Eleni ne kadar kırgın olursa olsun, hayatındaki en önemli kararları hala Oruç’un bilmesini istiyor. Çünkü insan gerçekten kopardığı kişiye önce gidip geleceğini anlatmaz. Özellikle ailesine söylemeden gidip ona söylemesi, Oruç’un hala hayatındaki en özel kişilerden biri olduğunu gösteriyordu. Ben bu köyde bir doktora aşık oldum.. Çok büyük bir an aslında. Çünkü Eleni ilk kez duygusunu saklamıyordu. Üstelik bunu bir başkasına anlatmıyor; doğrudan o duygunun sahibinin karşısında söylüyor. Oruç’un adını anmıyor ama aslında herkesin bildiği gerçeği dile getiriyor. Bu cümlede beni etkileyen şey aşkın kendisi değil, sadeliği. Sanki Eleni uzun zamandır içinde taşıdığı bir şeyi sonunda masanın üzerine bırakıyor. Ve hemen ardından o aşkın karşılık bulmayacağına inandığını söylüyor. İşte orada insanın içi burkuluyor. Çünkü Eleni’nin derdi “Acaba beni seviyor mu?” değil artık. O aşamayı geçmiş.. Sanki kendini çoktan ikna etmiş, “Ben sevdim ama o beni seçmeyecek.” Bu yüzden sözlerinde umut değil, kabulleniş vardı. Eleni’nin istediği şey küçüldükçe aslında trajedi büyüyordu.. Bir insan sevdiği adamdan ömür istemeyi bırakıp bir gün istemeye başlamışsa, umudunun ne kadar azaldığını anlarsın. Eleni o gün Oruç’tan aşk istemedi. Çünkü aşkın zaten orada olduğunu biliyordu. Sorun buydu. Oruç’un onu sevmediğinden korkmuyordu. Oruç’un onu sevip de seçmeyeceğinden korkuyordu. Ve insanın kalbini kıran şey çoğu zaman sevgisizlik değildir. Sevilip seçilmemektir.. Eleni’nin istediği şey, Bir ömür değil, bir gelecek değil, bir gün. Sadece bir gün.. Bu sahneyi izlerken insanın boğazını düğümleyen yer burası. Çünkü bir kadın sevdiği adamdan sadece bir gün istiyorsa O adamdan umudunu yavaş yavaş kesmiş demektir. Eleni’nin “bir gün” istemesi sıradan bir romantik istek gibi durmuyordu. Çünkü burada mesele sadece sevdiği adama kavuşamamak değil. Aynı zamanda sevdiği adam tarafından derinden hayal kırıklığına uğramış olmak.. #orel

PSİKOLOGROZA

28,188 次观看 • 5 天前