Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Kamusal eğitim çöktü, eğitimde nitelik düştü. Okullaşma oranı geriledi, devlet eliyle çocuk işçiliği teşvik edildi. Üniversite sayısı arttı da ne oldu, akademik başarı dibe vurdu. Diplomalı işsiz ordusu var. MEB’e göre 2022’de 5-17 yaş, 1 milyon 200 bin kişinin okulda kaydı yok.

201,094 views • 2 years ago •via X (Twitter)

9 Comments

Gülseren Değer's profile picture
Gülseren Değer2 years ago

@Sezaikizilkaya Köyde okudum …ist.hukukmezunuyum laık eğitim sayesınde

kahvedeyuzenkiz's profile picture
kahvedeyuzenkiz2 years ago

Cem bey,eğitim,öğretime verdiğiniz önemi biliyoruz.13372 turist rehberi için de sesimiz olursanız,çok memnun oluruz. #RehberlikMesleğiRiskAltında #rehbersizturizmolmaz #rehbersizturolmaz

Özkan&Hanife's profile picture
Özkan&Hanife2 years ago

İyide eğitim sistemi çürüdü maalesef hele suriyelilere verilen destek içi boş müfredat ile birlikte biat eden nesil hedeflendi. Ne çare söyleyin...

Cem Seymen's profile picture
Cem Seymen2 years ago

2002’de toplam öğrenci sayısı içinde % 1 ken özel okul öğrenci sayısı % 9’u geçmiş. % 2 olan özel okul sayısı % 20’yi aşmış. Vakıf üniversitesi öğrencisi sayısı % 3.5’ten % 8’e çıkmış. Eğitim özel sektörün insafına terk edilemez. Devlet herkes için en iyi eğitimi parasız verecek.

Gülsen🐞's profile picture
Gülsen🐞2 years ago

@mydream_waterr Tam zamanli 6.sinif kaynastirma öğrencisi olan otizmli oglum bu yıl hic okula gitmedi. 5 idareceden, 14 brans ögretmeninden, 40 veliden, ilce ve il MEM'den, MEB'den bir kisi dahi arayip bu cocuk nerde, neden okula gelmiyor ya da yasal sürec baslatacagiz demedi.

Jiyan Sönmez's profile picture
Jiyan Sönmez2 years ago

Tespitler muazzam.

Yılmaz's profile picture
Yılmaz2 years ago

Ozel okula neden yıllık 100 150k vermek durumundayız? Devletin bize bunu saglanasi lazim bence

annoying's profile picture
annoying2 years ago

Kesinlikle katılıyorum ortaöğretimde öğrenci sayısı çocuk işçiliği ile azalmaya başladı

Cem Seymen's profile picture
Cem Seymen2 years ago

MESEM uygulamasıyla 1 yılda 1 milyon 300 bini aşkın çocuk okuldan ayrıldı. Övündükleri sistemde gencecik çocuklar asgari ücretin üçte biri ya da yarısına onu da devletin ödediği koşullarda patronların insafına terkedildi. Bizim vergilerimizle çocuk işçi sistemi yarattılar iyi mi.

Related Videos

📌 Dün İstanbul’da MESEM’i, Milli Eğitim Bakanı’nın bulunduğu bir ortamda protesto eden 16 üniversite öğrencisi tutuklandı. ❓Öncelikle MESEM nedir? MESEM, Mesleki Eğitim Merkezlerinin kısaltmasıdır. Bu merkezlerde 14-17 yaş aralığındaki çocuklar ve genç öğrenciler çalıştırılıyor. 📌 Eski adı Çıraklık Eğitim Merkezi idi. Bu merkezlere kayıtlı yaklaşık 504 bin çocuk ya da genç öğrenci bulunmaktadır. 📌 Yine TÜİK verilerine göre Türkiye’de 17 yaşın altında yaklaşık 900 bin çocuk ve genç çeşitli işyerlerinde çalıştırılıyor. Toplamda yaklaşık 1 milyon 500 bin çocuk işçi var. 📌 Bu çocuklar 12 saat çalıştırılıyor, sadece tek öğün yemek veriliyor, asgari ücretin üçte birini alıyorlar; istismara uğruyorlar ve birçok hak ihlaline maruz kalıyorlar. Nitekim 86 çocuk işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. 🔴 Bu üniversite öğrencileri de tam da bununla ilgili, Milli Eğitim Bakanı’nın bulunduğu bir toplantıda barışçıl protesto haklarını kullandılar. Ancak hem itilip kakıldılar, darp edildiler hem de apar topar Bakırköy Adliyesi’ne götürüldüler. Savcı ifade dahi almadan tutuklamaya sevk etti ve 16 öğrenci tutuklandı. ❓Bunun neresinde hukuk var? ❓ Neresinde adalet var? İnsanlar en barışçıl biçimde bir bakanı veya siyasetçiyi protesto edemeyecek mi? ❓İfade özgürlüklerini kullanamayacaklar mı? ❓Toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarını kullanamayacaklar mı? ❓Hepsi üniversite öğrencisi; kaçma şüpheleri yok. ‘Direnmişler’ deniyor; kime, nasıl direnmişler? 🔴 Sadece protesto haklarını kullandılar. Dünyanın her yerinde bu böyledir ama maalesef Türkiye’de böyle uygulanmıyor. 🔴 Adalet ve Kalkınma Partisi’ne buradan sesleniyorum: Bu siyasi tutumunuzdan vazgeçin. 🔴 Yargıya sesleniyorum: ➡️ Bu uygulamalardan vazgeçin. Yaptığınız ne hukuktur ne adalettir. Kendi siyasal tutumunuzu kararlara yansıtmayın. Kamu gücünü böyle kötüye kullanmayın. 🔴 16 öğrenciyi derhal serbest bırakın.

Sezgin Tanrıkulu

44,617 views • 8 months ago

🏫 Eğitim bütçesi eriyor. MEB'e ayrılan ödeneğin bütçe içindeki payı da, milli gelire oranı da düşüyor. 🌐 Öğrenci başına harcamada OECD’nin en dibindeyiz: 35 OECD ülkesi arasında ilköğretimde 33’üncü, ortaöğretimde 34’üncü, yükseköğretimde ise 35’inci, yani sonuncuyuz. 🗺️ PISA sonuçlarında 23 yılda kayda değer ilerleme yok: 2003’ten 2022’ye, çekirdek OECD ülkeleriyle bakıldığında Türkiye tüm alanlarda OECD ortalamasının altında kalmaya devam ediyor. 📚 PISA verilerinde okullar arası başarı farkının en yüksek olduğu ülkeler arasında Türkiye 80 ülke içinde 7’nci sırada. Yani aynı ülke sınırları içinde, çocukların aldığı eğitimin kalitesinde okuluna göre uçurum var. 🍞 Çocuklar okula aç gidiyor, devlet seyrediyor. 🍶 Bugün devlet okullarında çocuklara ücretsiz, temiz içme suyu sağlanmıyor. 🚸 Kaynak yanlış yerde kullanılıyor: İçi boş üniversiteler artıyor, ülkenin geleceğine çok daha fazla katkı getirecek kreşler açılmıyor. 🌲 Köy okulları kapatılarak Anadolu boşaltılıyor. 🇹🇷 2019’dan bugüne ara tatil tarihleri tek tek incelendiğinde, bu yıl yarıyıl öncesi eğitim gününün 49,5 günden 44,5 güne çekilerek 10 Kasım’ın tatil dönemine denk getirildiği görülüyor. Bu hesap değişmezse, bu yıl ilkokula başlayan bir çocuk hiçbir 10 Kasım’ı okulda yaşamadan mezun olacak; çocukları Atatürk’ten uzaklaştırmaya çalışan bu tercihin “tesadüf” diye savunulacak bir tarafı yoktur. 🇹🇷 Atatürk’ü öğretmeden “eğitimde başarı”dan söz edilemez: 10 Kasım’ı okullarda fiilen ortadan kaldıran bu takvim tercihi, Atatürk’ü ve Cumhuriyet değerlerini çocukların hafızasından silmeye dönük bilinçli bir adım izlenimi veriyor. Atatürk’ü öğrenmemiş, 10 Kasım’ı sınıfında yaşamamış bir nesille ne milli bilinç inşa edilebilir ne de bu ülkenin geleceği güvence altına alınabilir. Milli Eğitim Bakanlığı 2026 Bütçesi değerlendirmemiz: 👇

Dr. Erhan Usta

12,987 views • 9 months ago

#motorin Zamlarını anlamayanlar için özetleyelim: Neden bir indirim, birde bindirim oldu ? Bir haftadır Brent neredeyse aynı rakkamlarda. Motorin 81 TL idi. Şu anda da Brent aynı yerde aslında zam yapılmaması gerekir. Ama bir anda ''ötv sıfırlıyoruz piyasa rahatlasın'' diyerek Mazot 71 TL seviyesine indi, Yani 10 TL'lik bir indirim oldu. 24 saat geçtikten sonra Mazota durduk yere tekrar yaklaşık 10 TL'lik bir zam geldi. Şimdi Mazota direkt 10 TL zam yapılsaydı millet ''hayırdır ne oldu'' diyecekti. Yani ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi birşey. Millet şunu dedi: Mazot 81 TL idi, 10 TL düştü tamam yine zam geldiyse 81'e tekrar çıktı sorun yok demiş oldu. Fakaaat... Aşağıdaki tablo eğer gerçekleşirse Aralık ayına kadar yaklaşık 30 TL'lik bir mazot zammı garantilendi. ''Vergi'' adı altında koyulacak. Brent hiç artmasa bile ve bugünkü koşulda kalsa dahi Aralık ayında mazotun litresi 100 TL'yi aşacak demektir. Peki biz ne dedik ? Mazot 100 TL'yi bir şekilde aşacak... Eğer 1 yıl içinde 1.5 milyon adet sıfır araç satışı ile Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılırsa, alınan araçların %80'i ilk kez kadınların üzerine tescil edilirse, Trafiğin her saatı kilit vaziyette ve şöförlerin Yüzde 90'ı kadın olursa, 24 saat gezip sadece tüketim yaparsalar devlet mazotu 100 TL de yapar, 200 TL'de yapar. Ve bu artışı yaparken senin ruhun bile duymayacak. Mantık basittir: İthal ettiğin bir ürün yani akaryakıt son 3-4 yılda rekor sayıda kadın sürücü sayesinde su gibi içilirse, o ürüne zam gelir. Devlet onu bir şekilde durdurur. Sana ''araba kullanma'' demez. ZAM YAPAR. Anlaşıldı mı bilmiyoruz. Bunu söyleyince bazılarının zoruna gidiyor. ''Kadınların araba kullanması seni niye rahatsız etti'' diyorlar. Bizi niye rahatsız etsin ki. Domatesi pahalı alacaksın, biberi pahalı alacaksın hatta bindiğin metrobüse bile fazla para ödeyeceksin. Bir gün kafanı sağa sola çevirdiğinde trafikte bir tane erkek görmediğinde en sonunda şunu diyeceksin: ''bu kadınların 24 saat bu trafikte ne işi var erkekler nerede'' diye sorgulamaya başlayacaksın. Bu arada 2026'nın yeni verisine göre ilk 6 ayda satılan sıfır araç sayısı 640 bin adeti geçmiş. Yani sene sonuna kadar yeni bir rekor daha kırılacak gibi görünüyor. 2 yılda yaklaşık 3 milyon sıfır araç trafiğe atlamış olacak ve bunların çoğunluğu yine kadınlar olacak. Şimdi devlet bunu nasıl durduracak ? Dünya'nın neresinde böyle bir çılgın sıfır araç satışı ve sürücülerinin çoğunluğunun kadın olduğu bir ülke var ? Bu son 3-4 sene böyle oldu. Araba imparatorluğu denilen Almanyada bile böyle bir tabloyu göremezsiniz. Mesai saatlerinde herkes işinde gücünde olur trafikte boşa gezen kimseyi göremezsiniz.

GERÇEKLER TV

22,245 views • 12 days ago

SGK Bütçesine Prim Girdisi Sağlayacak Tam Sigorta Hakkı Hem Geçmişteki Stajyer Çıraklara Yaşama Şansı,Hem de Günümüz Stajyer Çıraklara Gelecek Şansı Verecektir; Recep Tayyip Erdoğan Cevdet Yılmaz Prof. Dr. Vedat Işıkhan T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı SGK Mehmet Simsek T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Kaynağı ile Gelen Çözüm... 2025 verilerine göre ortalama SGK Bütçesinin gelirlerin giderleri karşılama oranı geçen yıla göre artış göstererek %100.6 düzeylerine gelmiştir. Ülkemizde 17 milyon kişinin 12 milyon kişisi emekli,diğer kişiler ise dul ve yetim aylığı ve malullük alanlardır. Almanya'da emekli rakamı 25 milyon kişidir. Bütün bu veriler ışığında sıkıntı şudur: Çalışan birçok kesimin kayıtdışı çalıştırılması,orta ve küçük ölçekli işletme ve esnafların hem kendi hem işçi sigortalarını ödemekte yaşadığı sıkıntı ve umudunu yitirmiş ne eğitimde ne de işyerinde olmayan ev gençleri ile yaşlanan nüfus problemidir. Adaletin Sosyal Güvenlik Sisteminde de uygulanması bütün bu sıkıntıları yok edecek bir konudur. Çalışan İşçi sayısının emekli işçi sayısı oranına baktığımızda bunun 1.7-1.9 civarında olduğunu görmekteyiz.Yani iş alanları oluşturma,işin niteliklilik konumunda eleman yetiştirme,meslek okullarının tercih edilirlik oranının arttırılması kısaca işe çekme unsuru ile kayıtdışılığın önlenmesi en önemli konu haline gelmiştir. Yıllarca ve aylarca her iş yaptırılan genç ve çocuklara yapılan sigortanın bişeye yaramıyorken bir gün bile çalışana hak veren Sosyal Güvenlik Sistemi ve Hukukunun oluşturduğu bir mağduriyettir.Buna Yurtdışı Stajda dış ülkelerin verdiği Tam Sigorta Hakkının yurtiçinde de geçerliliğini eklediğimizde ayrıştırıcılık kavramının da bu konunun dahilinde olduğunu görmekteyiz. Cumhur İttifakı Ortağı MHP'nin yıllarca çözelim dediği bu konunun yine Devletimize yük olmadan nasıl çözülebilir safhasında da Sayın Sosyal Güvenlik Müşaviri Onur Önal'ın hazırladığı Çözüm önerimizi sunduk. Şuan Milli Eğitim Bakanlığı'nın ödediği Kısa Vade Sigorta primlerinin Uzun vadeli prime çevrilmesi adına Sigortanın bir işe yaraması için işverenin vermekle yükümlü olduğu ama harçlıktan öte gitmeyen asgari ücretin 1/3 tutarındaki maaşı sigorta olarak yatırması. Bu şekilde de hem Milli eğitim Bakanlığından çıkan maliyet sıfırlanacak,hem de zaten ödemekle yükümlü maaş uzun vade sigorta olarak yatıran işverene ilave yük olmayacak,SGK Bütçesine Prim girdisi olacak,hem de çalışan Stajyer Çıraklar ilerde Emeklilik haklarından yararlanabilecekler. Bu sayede geçmişteki Stajyer Çırakların emekli olmasındaki kaynak böylece kendi içinden çıkacak.Hem Genç istihdam iş sektörüne aktarılacak,hem ailelere önemli bir tercih edilirlik etkisi oluşacak,hem de Sosyal Adalet sağlanmış olacak.2025 verileriyle yıllık bazda 200 milyar TL civarında olan bu rakam 2026 da öğrenci sayısının artışı (2025 te bu sayı ortalama 2 milyondur) ve yeni asgari ücret tutarıyla artacak her yıl devamlılık ve sürdürülebilirlik sağlanacaktır. Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Platformu 🇹🇷 Emeğin Karşılığı #StajyerÇırağınSigortasıKısa

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI PLATFORMU

10,148 views • 11 months ago

■ Avrupa Türkiye'ye kapıyı kapattı ! Türkiye’nin ihracatta en büyük müşterisi AB, baktı ki; Çin her yeri sardı, Amerika kendi fabrikalarını kurmak için düğmeye bastı. Alımı artık Türkiye yerine Hindistan'dan yapacaklarını imzaladılar bile ... SANAYİ çökebilir. Asıl büyük darbe sessiz sedasız, derinden geliyor. Adı: “Made in Europe” Yani “Avrupa Malı” olma şartı… Büyük yıkım kapıda!!! ■ ABD Kongre Üyesi Fine'dan tepki çeken paylaşım! “Eğer bizi seçmeye zorlarlarsa, köpekler ve Müslümanlar arasında seçim yapmak zor değil.” demiş. ■ Gazeteci Ozan Gündoğdu: “Artık ‘devlet ayrı, hükümet ayrı’ demek pek anlamlı değil. İl Sağlık Müdürü Sağlık Bakanı oldu. Valiler İçişleri Bakanı oldu. Genelkurmay Başkanı Savunma Bakanı oldu. Müsteşarlar Milli Eğitim Bakanı ve Dışişleri Bakanı oldu. Başsavcı Adalet Bakanı oldu.” demiş. ■ Feyz Süt Çiftliği sahibi Sencer Solakoğlu: - Türkiye’nin protein üretiminin hepten yok olma tehlikesi ile karşı karşıyayız. - Çiftçiye karşı komplo kuran bir sanayici var. İş kölelik sistemini de geçti. - Ben de hayvanlarımı kestirmeye başladım. ■ "MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir: Aynı çayı bir yerde 500 TL'ye başka bir yerde 5 TL'ye içmek normal değil. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir fiyat makası yok. Bu saatten sonra sıkı para politikasıyla, kemer sıkmakla sonuç alınacak yerler değil. Çünkü problemler kronik." ■ Adalet Bakanı Akın Gürlek: "Sosyal medya hesaplarına girmek için hem kimlik doğrulama hem de cep telefonu doğrulama gerekecek. 15 yaş altı çocuklarımızın sosyal medyaya girmesini önleyeceğiz. Bu hususta ailelerin büyük talebi ve tam desteği var." (TV100) ■ TÜİK 'E göre Türkiye'nin %53,3'ü mutlu !!! Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, mutlu olduğunu beyan eden 18 ve üzeri yaştaki bireylerin oranı, 2024 yılında %49,6 iken 2025 yılında 3,7 puan artarak %53,3 oldu. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2024 yılında %14,5 iken 2025 yılında 1,5 puan azalarak %13,0 olarak gerçekleşti. TÜİK'E göre Türkiye'nin % 67 'si gelecekten UMUTLU imiş... Tüik 'in verilerine işte ... ■ Türkiye'nin Köprüleri Satarak Elde Edeceği Gelirle 1 Aylık Borç Faizinin 3'te 1ni Bile Karşılayamadığı ortaya çıktı ... ■ Yasa dışı bahis operasyonu: Çok sayıda gözaltı! 3 şirket ve bir futbol kulübüne el konuldu . ■ Uludağ Üniversitesi’ndeki kongrede kendisini ‘onkoloji-hematoloji profesörü’ olarak tanıtan Dilek İnan’ın belgelerinin sahte olduğu ortaya çıktı. Berlin ve Baden-Württemberg tabip odaları sunulan belgelerin sahte olduğunu resmen teyit etti. Bursa Tabip Odası suç duyurusunda bulundu. ■ "Ukrayna hava sahası, deneyimli Amerikalı ve Hollandalı F-16 pilotları tarafından korunuyor. Pilotlar, F-16 savaş uçaklarıyla Rus İHA ve füzelerini düşürüyor. -Intelligence Online" ■ "Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin: Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kendimizi hızla Avrupa’nın sözde “uygar ailesinin” parçası olacağız sanmıştık. Bugün görüyoruz ki orada bir uygarlık yok, tam bir çürüme var." ■ "ABD Kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’den Elon Musk’a: “Tanıdığım ya da gördüğüm en zeki olmayan, en aptal milyarderlerden biri." " ■ "Hollanda Savunma Bakanı Tuinman: ABD’nin F-35’lerin yazılım güncellemelerini onaylamaması ihtimaline karşı başka bir seçeneğimiz var. F-35’in yazılımını, iPhone’larda olduğu gibi kırabiliriz." ■ "Japonya Savunma Bakanı Şinjirō Koizumi: ▪️10 binden fazla Kuzey Koreli askerin Rusya’ya gönderildiğini görüyoruz. ▪️Bu birlikler Ukrayna’da savaşa sokuluyor. ▪️İHA, yapay zekâ, siber alan ve konvansiyonel silahlar üzerinden yeni savaş yöntemleri öğreniyorlar. ▪️Ülkelerine döndüklerinde bu kabiliyetleri kime ve ne amaçla kullanacaklarını hesaba katmak zorundayız. ▪️Bu yüzden Ukrayna, bizim için uzak bir mesele değil." ■ GÜNÜN SÖZÜ !!! ▪︎ Korkut Ata’dan nasihat: “Türk’ün gücü malda değildir; birlikte durduğundadır…” #BüyükSerefliCephe de TEK BİR DE toplanınız. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

46,797 views • 6 months ago

Değerli vatandaşım, Türk halkı, yani sen, büyük bir ekonomik krizin pençesindesin. 5 yıldır alım gücün düşüyor. Enflasyon canavarı, mutfağındaki ekmeği her geçen gün biraz daha küçültüyor. Ufukta düzelme umudu olmadan her gün her saat yeni bir sıkıntı yaşıyoruz. Gelin size tek tek bu sıkıntıyı neden çektiğimizi anlatayım; 1) İnşaat şirketleri, holdingler, işadamları vergisini ödemiyor. Kurumlar ve gelir vergisine uygulanan istisna ve muafiyetler yüzünden 2023 yılında 1 trilyon 100 milyar TL vergi kaybımız oldu. Zenginden vergi almıyorlar, sonra dönüp emeklilere, memurlara, işçilere "zam yapamayız, kaynak yok" diyorlar. 2) 2002 yılından bugüne kadar 13 kere vergi affı çıkarttılar. Yani vergi kaçıranları affettiler. Kaçakçıyı, rüşvetçiyi affediyorlar sonra dönüp üç kuruşuyla geçinmeye çalışan, pazarcının, tuhafiyecinin, küçük esnafın, zanaatkârın, KOBİ’nin peşine düşüyorlar. 3) Servet sahibinin finansal kazançlarını vergilendirmiyorlar. Bakın 2022-2023 arası Kur Korumalı Mevduat sahiplerine 1 trilyon 235 milyar TL faiz ödedik. Ama bu faiz kazancından hiç vergi almadılar; "siz vergiden muafsınız" dediler. Buna karşılık vatandaş mutfak tüpüne yüzde 15 ÖTV, yüzde 10 KDV ödüyor. Benzine, mazota yüzde 44 ÖTV, yüzde 20 KDV ödüyor. Zenginler faiz kazancından muaf tutuluyor, vatandaş bebek bezine bile KDV ödüyor. Böyle adalet olur mu? Mutfak tüpü, çiftçinin, sanayicinin, vatandaşın kullandığı mazot lüks tüketim midir ki bu kadar ÖTV alınıyor? Oysa zenginler, servet sahipleri, faiz ve borsa kazançları hiç vergilendirilmiyor. Mevduat faizi yüzde 50 ama bu kazancın vergisi yüzde 7,5... Parası olan servetine servet katıyor, vatandaş ise sürekli borçlanarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Zafer Partisi iktidarında benzin, mazot, mutfak tüpü ve benzeri vatandaşın kullandığı bütün ürünlerde ÖTV sıfırlanacak. Gıda fiyatlarından günlük ihtiyaçlarımıza kadar iğneden ipliğe bütün fiyatlar düşecek. 4) Bakınız pandemi bitti ama Türkiye’de gıda fiyatları enflasyonu hala yüzde 60! Bu alanda dünya birincisiyiz. Mehmet Şimşek "enflasyon düşecek" diyor. Düşecek dediği fiyat artış hızı. Yani et, süt, yumurta, sebze, şeker, ekmek fiyatları yine artmaya devam edecek ama yılık yüzde 60 değil, yıllık yüzde 30 artacak. Başarı bu mu? Ben onu şu anda alamıyorum ki yarın yüzde 30 daha arttığında nasıl alacağım? AKP hükümeti "vatandaşın refahı, alım gücü nasıl artacak?" onu söylemiyor. Holdinglere, zenginlere uygulanan vergi istisnaları, muafiyetleri kalkacak. Oradan elde edilen gelirle 2023 yılında çiftçiye ödenmeyen 200 milyar TL ödenecek. Çiftçi kâr edecek, daha çok üretecek. Zafer Partisi iktidarında holdinglere değil çiftçiye alım garantisi verilecek. Türkiye tarım cenneti olacak. 5) Herkes kazandığı kadar vergisini verecek. Türkiye, Porsche'e, Mercedes'e binen ama beş kuruş vergi vermeyenlerin cenneti olmayacak. Herkes vergisini adil olarak ödeyince emekli maaşı asgari ücretle eşitlenecek. Asgari ücret 24 bin TL’ye arttırılacak. 6) AKP döneminde eğitim perişanlığa döndü. Özel okullar yıllık 500 bin TL ücret isterken imkânı olmayan vatandaşlarımız çocuklarını İmam Hatip Liselerine göndermek zorunda kalıyor. İmam Hatip olsun ama bütün ortaokul ve liseleri imam hatip yaparsan olmaz. Türkiye 82 ili 922 ilçesi ile üst düzey bilimsel eğitim veren Fen Liselerine ihtiyaç duyuyor. Bunların bir kademe altında, yabancı dil eğitimi de veren onlarca Anadolu Lisesi gerekiyor. Türkiye’de 208 üniversite var ama genç işsizlik oranı yüzde 29’a yükseldi. Buna karşılık ara eleman açığı imalat sanayiinde 300 bine ulaştı. Üniversite mezunu gençler işsiz beklerken, üretici de ara elemanı bulamıyor. Böyle plansızlık olur mu? Zafer Partisi iktidarında Türkiye’de açılan bu apartman üniversiteler meslek yüksek okulları ve teknik liselere döndürülecek. Eğitim ile özel sektör bir araya getirilecek. Gençlerimiz, Türkiye’nin bütün ilçelerinde, eşit olarak aldıkları eğitim seviyesi sayesinde Avrupalı akranlarıyla rekabet edebilecekleri bir seviyeye gelecekler. 7) AKP iktidarında teknolojiye dayalı üretim geriledi. 2000’li yılların başında 15 milyar dolar olan dış ticaret zararı 100 milyar dolara yükseldi. Türkiye’nin hem döviz bağımlılığı hem de dış borcu arttı. 2002’de 120 milyar dolar olan dış borç 450 milyar dolara çıktı. Dışa bağımlılığı bitirebilmenin tek yolu var o da ekonomik olarak güçlü olmak. Üretmek. Teknoloji geliştirmek. Sanayi bacalarının tütmesi. Teknoloji geliştirecek genç beyinlerin yetişmesi. Zafer Partisi iktidarında Türkiye geleceğini, eğitimini, sanayisini, tarımını, teknolojisini bir bütün olarak planlayacak. Devlet ve özel sektör beraber tek bir hedefe yürüyecek; tam bağımsız, kalkınmış, milleti refaha ermiş bir Türkiye. Milletin her zümresi, her ferdi, üstüne düşen görevi eksiksiz yapacak ve kendine düşen kazancı eksiksiz alacak. 8) Ve 13 milyon Suriyeli, Afgan sığınmacı ve kaçak için her yıl 11 milyar dolar harcıyoruz. Çocuğunun nafakasını tanımadığın sığınmacılara harcıyorsun. Onların varlığından dolayı hayat pahalılığı, kiralar artıyor. Ve işlerimizi sigortasız çalışan yabancılara kaybediyoruz. Bize insanca yaşayacağımız maaşı vermeyenler bir de "Türkler tembel, çalışmak istemiyor" diyorlar. Bu ülkeyi biz inşa ettik, kendi ülkesini savunamayıp kaçanlar değil. Sonuç olarak ekonomik kalkınma, refah, saray rejiminin gitmesi ve sığınmacıların/kaçakların vatanlarına dönmesi için Zafer Partisi’nde buluşalım.

Ümit Özdağ

450,897 views • 1 year ago

■ Pakistan Afganistan'a savaş ilan etti! ▪︎ Pakistan Savunma Bakanlığı, 'Sabrımız taştı, Afganistan ile açık savaşa girdik.' açıklamasında bulundu. ■ ABD Başkanı Donald Trump : 'İRAN'A KARŞI Askeri güç kullanılacak mı?' sorusuna ''Bunu yapmak istemiyorum ancak bazen yapmanız gerekir' dedi. Trump ayırca İran'da rejimin değişebileceğini belirtti. ■ ABD Başkanı Trump : Küba'yı ele geçirebiliriz . Küba'daki krize değinen Trump, "Küba hükümeti bizimle temas halinde, biliyorsunuz çok zor durumdalar ve paraları yok. Belki de Küba'yı dostane bir şekilde ele geçirebiliriz" dedi. ■ Devlet Bahçeli : Teröristbaşı ÖCALAN ' A STATÜ yani ÜNVAN yani MAKAM peşinde ... Daha önce Öcalan' "kurucu önder" ilan eden Bahçeli şimdi de Öcalan'a itibar ve meşruiyet kazandıracak yeni bir statü bulma arayışına girmiş gibi görünüyor. ■ NETANYAHU: Hindistan Başbakanının İsrail'i ziyareti sırasında sarf ettiği sözler. " 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı işgalindeyken, özgürleşmemize yardım edenler arasında İngiliz Ordusu vardı. Aslanlar gibi savaşan cesur Hintliler vardı. Kuvvetler püskürtüldüğünde kim ileri atıldı? Hintli komutanlar. Bizim için canını verdiler. " ■ Netenyahu : "Tüm İslam Alemine Sıra Gelecek" dedi. ■ TRT'nin personel sayısı son 2 senede %2,7 artarken, personel giderleri %328 arttı . Kurumun personel giderleri 2,5 milyar TL'den 10,7 milyar TL'ye çıktı. (Nefes / Murat Muratoğlu) ■ Ankara'da barajların doluluk oranı ... 26 Şubat itibarıyla ASKİ tarafından paylaşılan resmi verilere göre: Genel doluluk oranı : % 26,94 Aktif Kullanılabilir doluluk oranı: % 18,44 ölçüldü. ■ Statüsü TERÖRİSTBAŞI olan Öcalan'dan AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP lideri Bahçeli ve CHP lideri Özel'e teşekkür: Negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. "Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan'ın iradesi, Sayın Bahçeli'nin çağrısı, Sayın Özel'in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil bireylere teşekkür ederim." Demiş ... ■ Türkiye'nin üç büyük GSM operatörü, Avrupa Komisyonu'nun ortak dolaşım (roaming) teklifini kabul etmedi. Söz konusu teklifin hayata geçmesi halinde, Türkiye ile Avrupa Birliği ülkeleri arasında mobil hat kullanıcıları paketlerini ek ücret farkı olmadan kullanabilecekti. Operatörlerin kararı sonrası düzenlemenin şimdilik uygulanmayacağı belirtilirken, konuya ilişkin resmi açıklamaların ve olası yeni müzakerelerin takip edildiği öğrenildi. ■ İsrailli firmalar "CARINT" adlı teknolojiyle araçların multimedya, kamera ve sensör sistemlerinden veri toplayarak istihbarat üretiyor. Böylelikle toplanan veriler yapay zekayla birleştirilince araç ve sürücüler gerçek zamanlı izlenebiliyor. ■ 'Tasarruf Eğilimleri Raporu'na göre, Halkımızın %65'i harcamalarını erteleyerek hayatta kalmaya çalışıyor. ■ İstanbul'da eylem hazırlığındaki 4 DHKP-C mensubu terörist, MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğünün ortak operasyonuyla yakalandı. ■ Adalet Bakanı Akın Gürlek: "Suça sürüklenen çocuk' kavramının değişmesi gerekiyor Norveç'te ceza verme işini 10 yaşına kadar çektiler, Çeteler bu çocukları kullanıyor. Gerekirse düzenleme yapacağız, cezanın tamamını yatacaklar." ■ Şubat 2023'de mazotun litresi 17 TL. ー Şubat 2026' da ise 60 TL. 3 yılda artış yüzde 350. Ukrayna, Suriye gibi savaş olan ülkelerde mazot 3 yılda yüzde 350 artmadı, ■ Türkiye'de acı tablo: 100 bin kadın ve çocuk fuhuş yapıyor! "Türkiye'nin en büyük, dünyanın ikinci ticaret örgütü olan İstanbul Ticaret Odası, kan donduran bir rapor yayınladı. Epstein belgelerinin ardından açıklama yapan İTO Meclis Başkanı Erhan Eken, Türkiye'de toplam 100 bin kadın ve kızın, seks sektöründe olduğunu duyurdu. Sokakta yaşayan 45 bin çocuğun büyük çoğunluğu, fuhuş batağında! " dedi. ■ GÜNÜN SÖZÜ ! "İNSAN, KADER DEDiĞİ YÜRÜYÜŞÜ YALNIZ KENDİ ADIMLARIYLA DEĞİL, RUHUNA MÜHÜRLENMİŞ SOY HAFIZASIYLA BİRLİKTE SÜRDÜRÜR." #Atabey19HHK #HüseyinhakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

19,702 views • 5 months ago

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.
2:41

Sensitive content

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.

Abese İrca

130,498 views • 4 months ago

EKREM İMAMOĞLU’NUN SOYAĞACI YALANI VE İNSANLARI KANDIRMASI… Kimsenin soyuyla sopuyla bir işim yok. Bu konuya gelme nedenim, İmamoğlu İnşaat’ın resmi web sitesinde yer alan ‘TARİHÇE’ başlığı altındaki bilgiler. Ekran görüntüsünü paylaştığım bölümde şunlar yazılı: -1950: Merhum Mevlüt İmamoğlu ve çocukları MEHMET, Alican, Osman İmamoğlu Trabzon merkezine yerleşerek kereste ve ahşap dekorasyon işine başladı. -1970: Hasan ve Alican İmamoğlu ortaklığında, inşaat malzemeleri toptan ve perakende satışı ve müteahhitlik firmasının alt yapısı oluşturuldu. -1980: Ali İmamoğlu, Ahmet İmamoğlu ve Murat İmamoğlu gibi ikinci kuşak yöneticilerin firmaya katılmasıyla bir çok farklı noktada yeni şantiyeler kuruldu. -1989: Yalova ve İstanbul’da kurulan şantiyelere paralel olarak İmamoğlu İnşaat faaliyetlerini İstanbul merkezinde sürdürme kararı aldı. -1995: İmamoğlu İnşaat, başta İstanbul olmak üzere Trabzon dışındaki faaliyetlerini Hasan İmamoğlu ve Ekrem İmamoğlu yöneticiliğinde sürdürmeye devam etti. İmamoğlu İnşaatın resmi web sayfasında yazan tarihçesi, kelimesi kelimesine bu şekilde. MEHMET adını büyük yazmamın nedenini aşağıda anlayacaksınız! Ekrem İmamoğlu , 2019 Seçimlerinden önce konuk olduğu Veyis Ateş’in Habertürk TV’deki yayınındaysa şu beyanlarda bulunmuştu: ’Soyadımız İmamoğlu. Aile kökümüz İmamoğlu. Bizim Osmanlı tapularımız var mesela, yazar orada İmamzade diye. Fakat soyadı kanunu çıkınca herkes bir ailesine baksın önce hiçbir aile oğlu soyadını alamamış. Dedem gidiyor Mevlüt dedem soyadını istiyor, diyor ki İmamoğlu, yok diyor oğlu soyadı yok seç oradan Taş, Kaya, Deniz…Bağırıyor çağırıyor dedem kavga ediyor aslında, nüfus müdürüyle ve terk ediyor. Bizim soyadımızı nüfus müdürü koydu biliyor musunuz. Kendisini savundu diye Müdafa yani kendisini savundu diye Müdafa yani çok afedersiniz Gıcık koyabilirdi hani. Müdafa’nın hikayesi bu. Sonra bu yönetmelik değişince ailede ilk babam soyadını değiştiriyor, gerekçe olarakta tapuları gösteriyor.’ Şimdi gelelim Ekrem İmamoğlu ‘nun nasıl yalan konuştuğuna. İlk olarak İmamoğlu İnşaatın ‘TARİHÇE’ kısmında yer alan hikayeden başlayalım ve Mevlüt Müdafa’ya gelelim. İmamoğlu İnşaat’ın kronoloji olarak verdiği ilk tarih 1950 yılı. Bu yılda Mevlüt İmamoğlu ve çocukları Mehmet, Alican ve Osman İmamoğlu isimleri geçiyor. ÖNCELİKLE MEVLÜT İMAMOĞLU yani MEVLÜT MÜDAFA’NIN MEHMET ADINDA BİR OĞLU YOK! Mevlüt İmamoğlu olarak yazılan Mevlüt Müdafa, Mineş ve Mehmet çiftinden 1 Temmuz 1900 yılında dünyaya geliyor. Mevlüt Müdafa, 1925 yılında 25 yaşındayken 1913 doğumlu ve nikah tarihinde 13 yaşında olan Ali ve Ayşe çiftinin kızları Zeliha hanımla evleniyor. 25 yaşındaki Mevlüt (Müdafa) ile 13 Yaşındaki Zeliha (Müdafa) hanımın 1 yıl sonra 1926’da ilk çocukları Emine (İnan) dünyaya geliyor. Emine’nin doğumundan 2 yıl sonra 1928 de Mevlüt (Müdafa) beyin ikinci eşi olan Fatime hanımdan Asiye (Serdar) dünyaya geliyor, Asiye’nin doğumundan yaklaşık 2 ay sonra Mevlüt (Müdafa) beyin birinci eşi olan Zeliha hanımdan da üçüncü çocuğu olan Hava (Cimşit) dünyaya geliyor. Yani, Mevlüt Müdafa’nın 1928 yılında 2 tanesi Zeliha hanım 1 tanesi Fatime hanımdan olmak üzere 3 çocuğu dünyaya gelmiş durumda. 1934’te Ali dördüncü çocuk olarak, 1935’de beşinci çocuk olarak Osman, 1940 yılında da altıncı çocuk olarak Alican, birinci eşi Zeliha hanımdan dünyaya gelirken 1945’te de yedinci çocuk olarak Zekiye hanım, Mevlüt (Müdafa) beyin ikinci eşi Fatime hanımdan dünyaya geliyor. Mevlüt Müdafa’nın Zeliha hanımdan Emine, Hava, Ali, Osman ve Alican olmak üzere 5 çocuğu, ikinci eşi Fatime hanımdan da Asiye ve Zekiye olmak üzere 2 çocuğu, toplamdaysa 7 tane çocuğu oluyor. İşte Ekrem İmamoğlu ‘nun ilk yalanı, İmamoğlu İnşaatın ‘TARİHÇE’ kısmında Mevlüt Müdafa/İmamoğlu’nun çocukları diye sıraladığı MEHMET isminde karşımıza çıkıyor. Mehmet kim? Birazdan ona değineceğim… Şimdi dönelim yeniden Mevlüt Müdafa’nın çocuklarına. 7 çocuğunun ilki olan 1926 doğumlu Emine (Müdafa) hanım, 1946 yılında kendisinden 4 yaş küçük olan 1930 doğumlu Hasan (İnan) ile evleniyor. Evlendiklerinde Hasan 16, Emine hanım ise 20 yaşında. İlk çocukları Kemal 1 yıl sonra 1947 de, ikinci çocukları Hava (İnan) 1948 de, üçüncü çocukları Cemal (İnan) 1949 da, dördüncü çocukları Ahmet (İnan) 1952 de, beşinci çocukları Murat (İnan) 1959 da, altıncı çocukları Cemal (İnan) 1964’te ve yedinci çocukları Meryem (Günaydın) ise 1966’da dünyaya geliyor. Emine-Hasan çiftinin ikinci çocukları olan ve 1948’de dünyaya gelen Hava İnan, Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi. Yani Ekrem İmamoğlu ‘nun ‘DEDEM’ diye her yerde anlattığı Mevlüt Müdafa, Ekrem İmamoğlu ‘nun değil annesi Hava İnan’ın anne tarafından dedesi. Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi Hava hanımın babası Hasan İnan ise, Talip bey ve Sakine hanımın oğulları. 1904 doğumlu Talip (İnan) beyin Sakine hanımdan 1930’da Hasan adında, 1938’de Mevlüt adında, 1945’te Aslan adında ve 1947 yılında da Seyfettin adında 4 çocuğu dünyaya geliyor. Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi Hava hanımın baba tarafından dedesinin adıysa Talip (İnan). Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi Hava İnan’ın anne ve baba tarafından soyağacı bu şekilde. Peki babası Hasan İmamoğlu’nun soyağacı nasıl? 1948 doğumlu olan Hasan İmamoğlu, Mehmet bey ve Zehra hanımın ilk oğlu. Mehmet beyin babası ve annesinin adı kayıtlarda mevcut değil. Mehmet beyin eşi Zehra hanım ise Ayşe ve Osman çiftinden 1916’da dünyaya gelirken Ayşe ve Osman çiftinin Zehra hanım dışında başka çocuğunun kaydı yok. Kayıtlara göre Hasan İmamoğlu’nun babası Mehmet bey, meşhur dede Mevlüt Müdafa’nın ne oğlu ne kardeşi. Mehmet-Zehra çiftinin ilk çocukları Hasan İmamoğlu dışında ikinci çocukları Asiye hanım 1953, üçüncü çocukları Sakine hanım 1954, dördüncü çocukları Ali bey 1956, beşinci çocukları Ahmet bey 1958 ve altıncı çocukları Murat bey ise 1963 yılında dünyaya geliyor. Yani Ekrem İmamoğlu ‘nun 2 halası ve 7 Şubat 2012’de borcundan dolayı gururuna yediremeyip aile kabristanı başında intihar eden amcası Ali İmamoğlu dışında 2 amcası daha var. Ekrem İmamoğlu ‘nun babası Hasan İmamoğlu ‘nun da soy ağacında Mevlüt diye bir dedesi mevcut değil. Ekrem İmamoğlu ‘nun ikinci yalanı burada ortaya çıkıyor. Habertürk TV’de Veyis Ateş’in programında soyadımızı ilk değiştiren babam oldu beyanıda doğruyu yansıtmıyor. Baba Hasan İmamoğlu’nun babası Mehmet beyin ne baba ne anne tarafının arşivlerde bir kaydı yok. Dolayısıyla @ekrem_İmamoglu ‘nun baba tarafından dedesinin adının Mehmet, babaannesinin adının Zehra olduğunu, Zehra hanımın babasının adının Osman, annesinin adının da Ayşe olduğunu biliyoruz. BU SOYAĞACI NEDEN ÖNEMLİ? İnsanların soyu-sopu kimseyi ilgilendirmez ama birisi çıkıp milyonların gözünün içine baka baka yanlış bilgiler veriyor, bunu seçim malzemesi yapıyor ve bu yalan-yanlış bilgiler üzerine bir şirket profili ve başarı hikayesi kurguluyorsa, işte bu soyağacı o zaman önem kazanıyor. Çünkü 2004 yılında batmış, 2012 yılında amcaları Ali İmamoğlu’nu iflastan kurtaramayıp intihar etmesine tanıklık etmiş bir aile, nasıl oluyorda oğullarının 2008'de CHP üyesi, 2009'da kurucusu olarak CHP Beylikdüzü İlçe Teşkilatı Başkanı ve 2014'te de CHP Beylikdüzü Belediye Başkanı olduktan sonra ultra zenginleşiyor, sorusu cevap bulmalı. Sonuç olarak, Ekrem İmamoğlu ‘nun Mevlüt Müdafa diye bir dedesi yok! Ne Hasan İmamoğlu’nun ne babası Mehmet ne de annesi Zehra'nın Mevlüt Müdafa diye bir babası veya dedesi yok! Kayıtlarda bir Mevlüt Müdafa var o da Ekrem İmamoğlu ‘nun anneannesi Emine hanımın babası. Çok yakında Ekrem İmamoğlu ve babası Hasan İmamoğlu'nun Yalova ve Güngören maceralarıyla yeniden bu soy ağacını güncelleyeceğim...

Emre Ercis

301,872 views • 2 years ago

■ Yunanistan, Antalya'ya Yakın Askeri Yerleşim Kurdu. Yunanistan, Antalya'nın 2 kilometre yakınındaki Karaada kayalıklarını imara açarak askeri birlik yerleştirdi. Yunanistan , Türkiye sınırlarında tehditlerine devam ediyor. ■ Türkiye'nin ASKERİ destek verdiği LİBYA'YA ardı ardına ölümcül saldırılar. ▪︎ Libya'nin En Büyük Rafinerisi iHA Saldırısı Altında! " Trablus'un 40 km batısındaki Zawiya Rafinerisi, 48 saat içinde üçüncü kez İHA saldırısına uğradı " Pazartesi akşamki saldırı, 4,5 milyon litre benzin içeren 402-T numaralı tankı doğrudan vurdu; tank çöktü ve büyük bir yangın başladı." ▪︎ Pazartesi Zawiva Rafinerisi'ne yönelik saldırıların sorumluluğunu henüz kimse üstlenmedi. Rafineri, günde 120 bin varil kapasiteyle Libya'nın en büyük işletim halindeki tesisi. ■ Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 1996'da ara bölgede Türk bayrağını indirmek isteyen Solomos Solomu'nun vurulması olayının ardından, dönemin Korgeneral Hasan Kundakçı'nın da aralarında bulunduğu 18 Türk vatandaşı hakkında kırmızı bülten çıkarıldığını açıkladı. ■ Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında gündeme gelen Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na katılmayı reddetti. ■ ClA'in Türk kökenli mensubu Ruzi Nazar bir toplantıda konuşuyor: "Kürdistan'ı kurmak istiyorsak, kürtleri kışkırtmak en kolay iş! Zor olan, Türkleri uyutacak birilerini bulmaktır! Bize iki adam lazım; biri dindar müslümanları uyutacak, diğeri milliyetçilere ninni söyleyecek." Bir gazeteci: "Peki. Atatürkçü solcuları ne yapacaksınız?" Ruzi Nazar , kendinden emin cevap verir. " Türk Solu vatansever mi , devrim ci mi olacağına karar verene kadar , biz Kürdistan' ı çoktan kurarız . - Ruzi Nazar 'ın kızı Slyvia Nazar ' ın " AKIL OYUNLARI " kitabından alıntıdır . ■ AKP' Ii Mehmet Metiner, çerçeve yasanın Meclis'te onaylanmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı hedef aldı: ▪︎ "Süreç yasası tamam. Yeni bir devrin kapısı açıldı. Şimdi sıra yeni devrin anayasasında".. Metiner, daha önce de "Sevsinler Anayasanızı, paramparça edeceğiz" demişti. ■ "Öcalan idam edilmeyecek, hapisten çıkıp bir partinin başına geçecek, Vatikan öyle istiyor çünkü!" ▪︎ Aytunç Altındal | 2002 ■ "Türkiye'nin Ortadoğu'da bir görevi var. Nedir o görev? Biz geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika, BOP Projesinin Eşbaşkanlarından bir tanesiyiz. Ve bu görevi yapıyoruz biz." ▪︎ Recep Tayyip Erdoğan 4 Mart 2006 ▪︎ ■ "İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş birliğiyle 81 ildeki okullara 30 bin güvenlik görevlisi atanacak. Atanacak güvenlik görevlileri: •Okul giriş ve çıkışlarını kontrol edecek. •Dedektörle üst araması yapacak. • Şüpheli durumları anında emniyet ve jandarma birimlerine bildirecek." -Türkiye Gazetesi - ■ 1 Kilo Çaykur çay 499,95 TL oldu. ▪︎ Asgari ücret ile alınabilen çay miktarı 56 kiloya düştü. ■ Rus basınında 'Türkiye' analizi: 'Kusursuz fırtına yaklaşıyor. Erdoğan için en iyi seçenek beklemeden seçime gitmek' Russia Today ’de yayımlanan analize göre “Türkiye’deki iktidar koalisyonu ekonomik ve siyasi krizlerden oluşan bir kusursuz fırtınaya doğru ilerliyor” Ankara olayların gelişimini iktidarın hayatta kalma mücadelesinin belirleyeceği bir evreye giriyor. Yazıda Erdoğan ve iktidar ortaklarının “fırtına öncesinde” seçim kararı almaktan başka şansı olmadığı görüşü savunuldu. ■ Ukrayna'nın Tataristan'a düzenlediği ÍHA saldırısında isçilerin kaldığı hostel vuruldu: Özbek ve Tacik vatandaşlar ile bir çocuk dahil 13 kişi hayatını kaybetti . ■ Suriye'deki PKK destekçileri, Haseke ve Ayn Al Arab vilayetlerinde Devlet dairelerinde asılı olan Suriye Bayraklarını indirip yaktığı bildiriliyor. ■ YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve parti yönetimi Meclis'teki "Çerçeve Yasa" teklifine "evet" oyu verdi. ■ GÜNÜN SÖZÜ : Tehlike gelmeden önce görenlere ABDAL denir. Geldiğinde görenlere APTAL, gelsede görmeyenlere AHMAK denir. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

54,181 views • 15 days ago

İşte 23 yılın ağır sonuçları Dolar: 1.45 TL - 39.12 TL Euro: 1.5 TL - 45.72 TL Benzin litre: 1.48 TL - 53 TL Çeyrek Altın: 30 TL - 7.113 TL Dış borç 130 Milyar$- 515 Milyar$ (Aralık 2024 ) İç borç 200 Milyar TL- 7.5 Trilyon TL Bunun dışında olan ödemeler KKM ödemeleri ( zararı 2 yılda 1.1 Trilyon TL ) Döviz garantili ödemeleri (157 Milyar dolar 2021 ) Ve bunun yanında harcanan rakamlar Bedelli gelirleri, Özelleştirme gelirleri, Merkez Bankası Rezervi, Merkez Bankası yedek akçesi, Deprem vergisi, işsizlik sigorta fonu, 2b arazi gelirleri, gayrimenkul satışları, maden ruhsat gelirleri 30 Mayıs 2025 Sadece sizin aldığınız kararlarla onlarca trilyon TL zarardan bahsediyoruz -Dört yılda faize ödenen 4 trilyon TL İki yılda Merkez Bankası’nın 1,5 trilyon TL zarar etmesi, -Yap İşlet devlet projelerindeki zararlar -Kamu özel arasındaki mahsuplaşma da kur hesaplamalarının kamu aleyhine hesaplanması -devletin elektriği özel şirketten pahalıya alıp, özel şirkete ucuza satmasından doğan kamu zararı bu listeye dahil değil Bir ülke ekonomik krizdeyken, yurtdışından yüksek faiz ile dış politikada taviz vererek dış borç bulurken, halkı ucuz gıda kuyruğunda beklerken, döviz, enerji, gıda fiyatları çok yüksekken, halk vergi yükü altında ezilirken bir ülke yönetimi halkın parasını böyle dağıtır mı? Ve bunları yapan Erdoğan, ekonomi muhalefet yüzünden bozuldu diyor... -12 Ocak 2024 Azerbaycan'a 250 Milyon TL hibe -62.3 Milyon Dolar Kırgızistan borcunun silinmesi -kırgızistan vatandaşların Türkiye’de ücretsiz tedavi hizmeti -10 Mayıs 2024 yılda 7000 yabancının Türkiye’de tedavi edilmesi -Suriyeliler için 40 milyar $ harcadık. (Mart 2020 rakamı) -Somali’ye son 10 yılda 1 milyar doların üzerinde hibe yaptık. -9 Aralık 2020, Nijer, Nijerya, Kongo sağlık hibe yardımı -9 Aralık 2020, Tunus’a 5 Milyon dolar hibe -TİKA, Nepal ve Afganistan'da gıda kolisi dağıtması. -34 ülkeye ekipman hibe,156 ülke ve 9 kuruluşa destek." Erdoğan -Sırbıstan ve Bosna Hersek'e destek için sıfır gümrük bedelli ithalat kararları " -4 bin Suriyeli sağlık çalışanı istihdam ettik. -754 bin Suriyeli bebeğimiz doğdu. -Suriyelilere 97 milyon poliklinik hizmeti. -Suriyelilere 3 milyondan fazla yataklı tedavi. -Suriyelilere 2 milyon 600 bin ameliyat." Fahrettin Koca Mart 2022 - Hariri'ye, Türk Telekom’un özelleştirmesi için 4.75 Milyar $ bankalarımızdan kredi verdiler. ( bugünün kuruyla 185 milyar TL ) Telekom’u borçlandırdı. Telekom’un içini boşalttı aldığı krediyi de ödemeden kaçtı gitti. -Pandemi dönemi hiç kimse sokağa çıkamıyor, seyahat edemiyor, yollar bomboş ama AKP’nin döviz üzerinden gelir garantisi verdiği şirketler bomboş yollara rağmen tıkır tıkır gelirlerini alıyorlar. Dönüp diyorlar ki Pandemi var ekonomik sıkıntımız var kira borçlarımızı ödeyemeyeceğiz. AKP, merak etmeyin diyor 2036’ya kadar borçlarını erteliyor.Devletin resmi kurumu belediyelere yapmadığını yandaş ve yabancı şirketlere yapıyor hem de tıkır tıkır döviz üzerinden gelirini ödediği şirketlerin borçlarını erteliyor. Her şey yasal sonuçta. Her şey dava için sonuçta -Yine cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan Çaykur, dünyada yıllık kuru çay tüketimi kişi başına sadece 500 gram Türkiye’de ise bu rakam 3,5 kg. Tabii ki şaşırmıyoruz cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminde Çaykur zarar etmeye başlıyor. Olsun her şey yasal. Zarar ediyorsa halk ödüyor sonuçta -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan varlık fonu bünyesine giren Botaş, devletten destek alıyor, yurtdışından borç alıyor, ödediği gazın parasını tahsil ediyor buna rağmen Rusya’dan aldığı gazın parasını ödeyemiyor. Devletten alınan, tahsil edilen ve borç alınan para nerede diye sormak yasa dışı faaliyet sonuçta her şey yasal Tabii ki bunlar olurken ülkemiz sürekli doğal gaz keşfediyor. Ama ne hikmetse Botaş aldığı gazın parasını ödeyemez hale geliyor. -Varlık fonu kuruluyor başkanı cumhurbaşkanı Erdoğan oluyor. Özelleştirilmeyen tüm varlıklar, varlık fonu bünyesinde toplanıyor. Varlık fonu yönetimi ayrı borçlanıyor fonun bünyesindeki tüm şirketler ayrı ayrı borçlanıyor sonuçta her şey yasal. Örneğin geçen hafta vakıfbank 555 milyon $ Çin’den borç aldı. Sonuçta her şey yasal. -Devletin tabii ki belli özel şirketlere ödediği parayı döviz ile öde, yine belli şirketlerin devlete olan ödemelerini TL’ye çevirerek tahsil et. Böylelikle kamu büyük zarara uğrasın Sorun değil her şey yasalara uygun sonuçta Biz buna dava diyoruz dava uğruna her şey mübah diyoruz. -Özel şirketten elektriği pahalıya al, yandaş ve yabancı dağıtım şirketine ucuza sat. Aradaki farkı halkın cebinden öde! sonuçta her şey yasal değil mi ? Ya halkın cebinden trilyonlar gitmiş ha bunlar ufak detaylar. Sonuçta halkın cebinden trilyonlar uçuyorsa her şey yasalara uygun olarak uçuyor. Biz buna dava diyoruz. -Tabii ki yine yandaş ve yabancı şirketler döviz ödeme garantileri var. Pandemi de dahil tıkır tıkır döviz üzerinden gelirlerini öde, bu arada tabii ki onlar için döviz kurunu 6-7 kat arttır. Ama onların vergi borçlarını ötele, borçlarını ötele, vergi borçlarını sil, verilen işletme sürelerini arttır, verilen garanti miktarlarını arttır. Böylelikle halkın trilyonları yandaş ve yabancıya uçsun gitsin ama sorun değil sonuçta her şey yasal. Biz buna dava diyoruz. -Tayyip Erdoğan olarak faizsiz ekonomi özlemimi Gürsesle haykıracağım derken, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı 2018 yılında 70 milyar TL faiz ödeyen Türkiye 2023 yılında 600 milyar TL faiz ödedi 2024 yılında 1.2 Trilyon TL faiz ödedi 2025 yılının ilk 4 ayında 684 milyar TL faiz ödedi ( 2025 yılında 2 trilyon TL ödeyecek) Her şeyi planlı şekilde yaptılar. İç borcu döviz ile aldılar. Önce döviz kuru arttı sonra faiz arttı. 2018 yılında 1 trilyon TL olan merkezi bütçe borçu 2025 Nisan ayı itibari ile 10.7 trilyon TL’ye çıktı. Artan döviz kuru ile borç arttı. Sonra faizi arttırıp artan borç miktarına yüksek orandan faiz ödenmeye başlandı. Bu planlı bir şekilde halkın cebinden belli bir sermaye çevresine kaynak transferidir. Ortada bir ekonomik kriz yoktur. Yap İşlet devlet projeleri de düşünüldüğünde döviz üzerinden gelir garantisi verildiği düşünülürse onların Aldığı para TL bazında artmış durumda bu şekilde trilyonlarca rakam belli bir gruba aktarılıyor. Bir yıla mahsus değil yıllara mahsus şekilde bu para aktarılma devam ediyor. -Ne güzel değil mi ben faize karşıyım deyip dört yılda 4 trilyon TL faize para ödüyorlar. 86 milyonla dalga geçmek değil mi bu? Ya bu faizi alanlar kim ? İki yılda Merkez Bankası 1,5 trilyon TL zarar ediyor bu para kime gitti? Tabi burada her şey yasalara uygun değil mi? -Sokaktan geçen birisini çeviriyorsunuz bak şurada büyük bir arazim var. buraya devasa bir bina yap bana, ben de senden metrekaresini döviz üzerinden kiralıyım diyorsunuz. işte şehir hastaneleri böyle başlıyor. Şahıs diyor ki yaparım ama benim param yok. Devlet olarak alıyorsunuz bu Vatandaşı finans şirketine götürüyorsunuz, kredi buluyorsunuz. Bulduğunuz krediye kefil oluyorsunuz bir de bu şahsa gelir garantisi veriyorsunuz. Devlet olarak şahsa araziyi verdiniz. Krediyi temin ettiniz, özellikle çok çok büyük bina yaptırıp, metre karesini döviz üzerinden bu şahıstan kiralıyorsunuz. Yetmiyor, Yatakhane, görüntüleme, laboratuvar hizmetlerini ve temizlik hizmetlerini bu şahıstan satın alıyorsunuz. Yetmiyor kafeterya, lokanta, otopark ve otel işletmesini de bu şahsa veriyorsunuz İşte size şehir hastaneleri. Olsun her şey yasal. Halka diyorsunuz ki cebimizden bir kuruş çıkmadan yaptırdık. 2024 yılında 90 milyar TL’nin üzerinde rakam ödendi. Olsun her şey yasal sonuçta. Sonuçta dava meselesi. -Ne güzel değil mi biz bu ülkeyi döviz belasına sokanlara hesap sorup bu ülkeyi döviz belasından kurtaracağız deyip döviz üzerinden ödeme garantisi verip döviz üzerinden iç borç aldılar. Olsun her şey yasal sonuçta. yetmedi dövizi 6-7 katına çıkardılar halkın cebinden büyük parayı yandaş ve yabancıya akıttılar. dediler ki bu kazanç size yetmez bir de faizi arttıralım size ödediğimiz parayı faize yatırın bir de oradan kazanın dediler. Olsun biz faize karşıyız diyeceğiz nas var diyeceğiz sorun çözülecek. çözüldü de -Türk telekom, Hariri’ye Türk telekom’u sana satalım dediler.Hariri‘i param yok dedi. O zaman gel sana devletin bankalarından 4,75 milyar $ kredi verelim dediler. Parayı biz verdik Hariri Türk telekom’u satın aldı. Harari Türk Telekom’un kasasını boşalttı. Faturaları tahsil etti. Borcu ödemeden kaçtı gitti. AKP ne yaptı dersin Hariri’yi kırmızı halııyla karşıladılar. Zarar için sorun değil her şey yasal sonuçta. Halk ödüyor. -Türkiye F - 35 projesinden tek taraflı çıkarıldı. Verdiği 1.4 milyar $ parayı alamadı. Akp’li bakan Varank, ABD verdiği sözlere uymak zorunda değil diye ekranda açıklama yaptı. Çıkarıldığımız projeye geri dönebilmek için lobi faaliyetler için AKP yine para harcadı. Kendi paramızı geri alamadık. alamadıgımız paranın karşılığı F-16 alalım veya F- 16 modernizasyonu yaptıralım dendi. Bunun için dahi taviz vermeyi kabul ettiler. tavizin kabulü için bile ABD’ye üç defa heyet gönderdiler. Ne oldu ?

Nasuh Bektaş

99,046 views • 1 year ago

🇹🇷 BAYKAR Bayraktar TB2 1.000.000 uçuş saatini aştı! Türkiye’nin ilk milli SİHA’sı Bayraktar TB2, 1 milyon uçuş saatini başarıyla tamamlayan ilk milli hava aracı oldu. Rekorlarına bir yenisini ekleyen milli SİHA, ulaşılması güç bir rekor kırarak Türk havacılık tarihine bir kez daha imzasını attı. Türk havacılık tarihinde ilklere imza atan Bayraktar TB2 SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı), 1 milyon uçuş saatini başarıyla tamamlayarak önemli bir kilometre taşını daha geride bıraktı. Bayraktar TB2 SİHA, böylece envantere girdiği 2014’ten bu yana geçen 10 yıllık süreçte gökyüzünde tam 1 milyon saati aşarak en uzun süre görev yapan ilk ve tek milli hava aracı oldu. DÜNYANIN ÇEVRESİNİ 3742 KEZ KATETTİ Dünyanın en büyük SİHA şirketi olarak ABD’li, İsrailli ve Çinli rakiplerini geride bırakan Baykar, elde ettiği ihracat başarısı sayesinde Türkiye’yi dünya SİHA pazarının %65’ine sahip bir konuma taşıdı. Bu başarıda önemli bir rol oynayan Bayraktar TB2 SİHA’lar, 1 milyon saatlik uçuş süresi boyunca gökyüzünde yaklaşık 150.000.000km mesafe katetti. Milli SİHA’lar gökyüzündeki bu uzun yolculuk sırasında, 40.075km olan dünyanın çevresini tam 3.742 kez dolaşmaya eşdeğer bir mesafeye ulaştı. TÜRKİYE’Yİ DÜNYA LİDERLİĞİNE TAŞIDI Milli SİHA Bayraktar TB2’nin Libya, Dağlık Karabağ ve Ukrayna gibi çatışma bölgelerindeki başarısıyla birlikte Türkiye, küresel SİHA pazarında lider konuma geldi. Türkiye 2021 itibarıyla SİHA ihracatında Amerika, İsrail ve Çin’i geride bırakarak dünyanın en büyük tedarikçisi oldu. Bayraktar TB2, yüksek teknolojisi, uygun maliyeti, hızlı teslimat süreci ve sahada kanıtlanmış etkinliğiyle dünyanın dört bir yanında birçok ülkenin tercihi haline geldi. ABD merkezli düşünce kuruluşu CNAS’ın (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) raporuna göre, Türkiye küresel SİHA ihracatının %65'ini gerçekleştirerek büyük bir başarıya imza attı. Türkiye'nin yenilikçi üretim yaklaşımı, askeri alanın yanı sıra stratejik diplomasi ve uluslararası güvenlik dengelerindeki lider aktör konumunu güçlendirdi. İHRACAT ŞAMPİYONU Başlangıçtan bugüne tüm projelerini öz kaynakları ile yürüten Baykar, 2003 yılındaki İHA Ar-Ge sürecinin başlangıcından itibaren tüm gelirlerinin %83’ünü ihracattan elde etti. 2023’te 1.8 milyar dolarlık ihracat yapan Baykar, ülkemizdeki tüm sektörlerde en çok ihracat gerçekleştiren ilk 10 firma arasında yer aldı. İhracatın Şampiyonları Ödülü alan Baykar, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında Savunma Sanayi Başkanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre savunma ve havacılık sektörünün ihracat lideri oldu. Son yıllarda gelirlerinin %90’ından fazlasını ihracattan elde eden Baykar, 2023’te savunma ve havacılık sektöründeki ihracatın 3’te 1’ini tek başına yaptı. Dünyanın en büyük insansız hava aracı şirketi olan Baykar’ın hâlihazırda imzalanan sözleşmelerinin %97,5’i ihracat kaynaklı gerçekleşti. Bayraktar TB2 SİHA için 34 ülkeyle, Bayraktar AKINCI TİHA için ise şimdiye kadar 10 ülke ile olmak üzere toplam 35 ülkeyle ihracat anlaşması imzalandı. NATO VE AB ÜLKELERİNİN SEMALARINDA Bayraktar TB2 SİHA’lar, dünya üzerinde birçok noktada rekabete dayalı bir sürecin sonunda ülkelerin envanterlerine giriyor. 2023’te de Kuveyt Savunma Bakanlığı’nın yürüttüğü rekabete dayalı sürecin kazananı Bayraktar TB2 SİHA oldu. Bayraktar TB2 SİHA’lar yapılan demo faaliyetlerinde Amerika, Avrupa ve Çinli rakiplerini geride bırakarak kazandı. Böylece Baykar, Kuveyt Savunma Bakanlığı ile önemli bir ihracat sözleşmesi imzaladı. Öte yandan milli SİHA’ların görev yaptığı coğrafyalar da artmaya devam ediyor. 19 Kasım 2024’te Zagreb’te imzalanan anlaşma neticesinde Hırvatistan’a gerçekleştirilen ihracatla birlikte Bayraktar TB2 SİHA’lar, Kasım 2024 itibariyle NATO üyesi 6 ülke ile AB üyesi 4 ülkenin envanterine girmiş oldu. 2014’TE ENVANTERE GİRDİ Türkiye’nin milli SİHA sistemlerini üreten Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen, teknik özellikleri ve katıldığı operasyonlar değerlendirildiğinde kendi sınıfında dünyanın en iyisi olarak gösterilen milli SİHA Bayraktar TB2, 2014 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) envanterine girdi. 2015’te silahlandırılan insansız hava aracı şu anda TSK, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT tarafından operasyonel olarak kullanılıyor. Bayraktar TB2 SİHA, güvenlik güçleri tarafından 2014’ten beri yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede etkin olarak görev alıyor. DÜNYADA BİR İLK: OTONOM FIÇI TONOSU 31 Mayıs 2024 tarihinde Bayraktar TB2, sarmal bir yörünge izleyip ve kendi ekseni etrafında tam tur dönerek icra ettiği otonom fıçı tonosu manevrası ile dünya havacılık tarihine bir kez daha adını yazdırdı. Bayraktar TB2 SİHA, savaş uçaklarının en önemli kaçış manevralarından biri olan otonom fıçı tonosunu tam 3 kez başarıyla tamamladı. Dünya üzerinde bu manevrayı başarıyla yapabilen ilk ve tek SİHA olan Bayraktar TB2, otonomi ve aerodinamik kabiliyetlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösterdi. YERLİLİK ORANI REKOR DÜZEYDE Baykar 2000’li yılların başından itibaren insansız hava araçları alanında en büyük katma değer olan yazılım ve donanım sistemlerini Türk mühendislerinden oluşan ekibiyle milli ve özgün olarak geliştiriyor. Baykar 15 farklı disiplindeki mühendislik gücüyle alanında dünyanın lider teknoloji firmalarından biri olarak gösteriliyor. Tüm kritik aksamı, tasarım ve yazılımları Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Bayraktar TB2 SİHA’lar, rekor düzeyde %93'lük yerli sanayi katılımıyla Özdemir Bayraktar Milli Teknoloji Merkezi’nde üretiliyor. REKORLARIN SAHİBİ Bayraktar TB2 SİHA, 16 Temmuz 2019 tarihinde Kuveyt’te katıldığı demo uçuşunda yüksek sıcaklık ve kum fırtınası gibi zorlu coğrafi ve iklim şartlarında tam 27 saat 3 dakika kesintisiz uçarak rekor kırdı. Milli SİHA’lar Avrupa’dan Afrika’ya kadar dünyanın birçok farklı bölgesinde karşılaştığı çöl sıcağı, dondurucu soğuk, kar ve fırtına gibi tüm olumsuz hava şartlarında görev yapmaya devam ediyor. Türk havacılık tarihinde taktik sınıfta 27 saat 3 dakika havada kalarak en uzun havada kalış süresi ve 27.030ft yükseklikle Türkiye irtifa rekorunu kıran milli SİHA, 1 milyon saati aşan uçuşla birlikte ulaşılması zor bir rekorla Türk havacılık tarihine geçti. Milli SİHA en uzun süre başarıyla Türkiye’ye hizmet eden hava aracı unvanını da elinde bulunduruyor. ZEYTİN DALI HAREKATI’NA DAMGASINI VURDU Milli SİHA Bayraktar TB2, TSK tarafından sınır içi ve ötesinde gerçekleştirilen Hendek, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarında aktif rol aldı. Savunma uzmanları harekatların beklenenden çok daha kısa sürede sona ermesini ve daha az kayıp yaşanmasında en önemli etkenlerden birinin milli SİHA’lar olduğunu belirtti. Bayraktar TB2 SİHA sistemleri özellikle Afrin’de düzenlenen Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında gerçekleştirilen tüm uçuşlarının %90’ından fazlasını yaparak, 5.300 saat uçuşla adeta harekâta damgasını vurdu. MAVİ VATAN’I GÖZLÜYOR Terör örgütüne yönelik Pençe ve Kıran gibi birçok operasyonda görev alan Bayraktar TB2 SİHA’lar, bölücü terör örgütünün sözde yöneticilerine yapılan operasyonlarda da önemli bir rol üstlenmeye devam ediyor. Milli SİHA’lar bu görevlerinin yanı sıra Mavi Vatan’ın korunmasında da görev alıyor. Bu kapsamda Doğu Akdeniz’de arama faaliyeti yürüten sondaj gemilerimize de güvenlik için havadan refakat etti. Yine aynı kapsamdaki görevler için KKTC’de konuşlandırılmak üzere 16 Aralık 2019’da Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığından kalkarak Geçitkale Havaalanına inen Bayraktar TB2 SİHA tarihi bir uçuşa imza atmıştı. DEPREMLERDE GÖREV YAPIYOR Bayraktar TB2 İHA’lar depremlerde görev alarak büyük katkı sağlıyor. 24 Ocak 2020’de meydana gelen Elazığ Sivrice merkezli 6,8 büyüklüğündeki depremin ardından çok kısa sürede bölgeye intikal ederek 25. dakikadan itibaren Ankara ve deprem olan illerin kriz komuta merkezlerine anlık görüntü ve bilgi aktardı. Asrın Felaketi olarak nitelenen 6 Şubat 2023 depremlerinde 2.417 saat 6 dakika uçarak görev icra etti. Bu kapsamda toplamda 8'i Baykar Hızlı Haritalama Podu entegreli 42 Bayraktar TB2 görev aldı. Bayraktar TB2 SİHA’lar arama ve kurtarma çalışmalarına gökyüzünden destek vermenin yanı sıra deprem sonrası oluşan yoğun araç trafiğinin kontrol edilmesi ve yardımların aksamadan ulaştırılabilmesi için de görev yaptı. GÖÇMENLERİN KURTARILMASINDA ROL ALIYOR Bayraktar TB2’ler, Ege ve Akdeniz’de devam eden düzensiz göç hareketlerini gökyüzünden takip ederek birçok düzensiz göçmenin hayatının kurtarılması ve dünyanın gündeminden düşmeyen geri itmeler gibi insan hakları ihlallerinin belgelenmesine de önemli katkı sağlıyor. ULUDAĞ’DA KAYBOLAN TURİSTİ BULDU Bayraktar TB2 SİHA’lar aynı zamanda doğada gerçekleştirilen arama kurtarma faaliyetlerinde de etkin olarak görev yapıyor. 31 Aralık 2021 günü Bursa Uludağ’da yürüyüşe çıkan ve hava şartlarının kötüleşmesi üzerine kaybolan Danimarka uyruklu Yusuf Sepehizade’nin bulunmasında da rol aldı. Hava koşullarının ağırlaşması nedeniyle bölgedeki ekipler tarafından bulunamayan Danimarkalı turistin yeri, Aydın’dan havalanan Jandarma Genel Komutanlığı’na ait Bayraktar TB2 SİHA tarafından tespit edildi. Kayıp turist bulunduğu yerin gökyüzünden tespit edilmesinin ardından bölgedeki ekipler tarafından kurtarıldı. ORMAN YANGINLARINI TESPİT EDİYOR Bayraktar TB2 İHA’lar güvenlik ve insani yardım görevlerinin yanı sıra orman yangınlarıyla mücadelede de önemli bir rol üstleniyor. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) ile yapılan iş birliğiyle Bayraktar TB2 İHA’lar, 2020 yılından itibaren orman yangınlarının erken tespiti ve söndürme çalışmalarının verimli yönetilmesinde etkin görev alıyor. 2020 yılından bugüne dek toplam 4.091 orman yangını Bayraktar TB2 tarafından tespit edildi. Bu sayede Avrupa’da ilk kez yüksek teknolojiye sahip İHA’lar orman yangınlarıyla mücadelede kullanılmaya başlandı. Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelede izlediği öncü ve yenilikçi çözüm 2020’den günümüze büyüyerek devam ediyor. OGM’nin belirlediği merkezlerde konuşlanan Bayraktar TB2 İHA’lar, Baykar’ın uzman ekibinin koordinasyonunda görev yapıyor. Baykar’ın OGM’nin Ankara’daki yangın yönetim merkezine kurduğu gelişmiş yazılım ve teknolojik altyapı ile görev yapan Bayraktar TB2’ler, tek seferde 400km² alanı termal kamera vasıtasıyla tarayabiliyor ve 185km'ye kadar uzaklıktaki yangınları başlangıç aşamasında tespit edebiliyor. Bayraktar TB2 İHA’lar, 2020’de 345, 2021’de 267, 2022’de 1.109, 2023'te 1.445 ve 2024’de ise 924 yangını ilk anda tespit ederek orman yangınlarının söndürülmesinde etkin rol aldı. Bunun neticesinde ülkemizde orman yangınlarına ilk müdahale süresi 45 dakikadan 11 dakikaya kadar düştü. DÜNYADA HAYRANLIK UYANDIRDI Barış Pınarı Harekatı’nda Türk Silahlı Kuvvetlerinin keşif gözetleme kabiliyetlerini büyük oranda artırarak başarıya ulaşılmasına katkı sağlayan Bayraktar TB2 SİHA’lar aynı zamanda harekat boyunca birçok hedefi başarıyla imha etti. Bahar Kalkanı Harekatı’nda ise ilk defa filolar halinde uçarak birçok zırhlı araç, obüs, Çok Namlulu Roketatar (ÇNRA) ve hava savunma sistemini imha etti. Bayraktar TB2 SİHA dünyada ilk defa muharebe sahasında birincil unsur olarak SİHA’ların kullanıldığı Bahar Kalkanı Harekâtı’na katılan hava araçlarının yaptığı tüm sortilerin %80’ini gerçekleştirdi. Suriye’nin İdlib bölgesinde düzenlenen harekât kapsamında her türlü elektronik harbe rağmen başarıyla görev yapan Bayraktar TB2 SİHA’lar, 2.000 saatin üzerinde uçtu. Bayraktar TB2 SİHA’ların dünya muharebe tarihinde ilk kez filolar halinde uçarak harekâtta etkin görev yapması dünya basınında da büyük yankı uyandırdı. KARABAĞ’IN KURTARILMASINDA ÖNEMLİ ROL ÜSTLENDİ Bayraktar TB2 SİHA’lar kardeş ülke Azerbaycan’ın yaklaşık 30 yıldır devam eden Karabağ işgalini sonlandırmasında da önemli bir rol üstlendi. Azerbaycan, Ermenistan’ın işgali altındaki Dağlık Karabağ’a yönelik 27 Eylül 2020 tarihinde bir askeri harekat başlattı. Harekatın başlangıcından 44 gün sonra, 10 Kasım 2020 tarihinde Azerbaycan Ordusu, Ermenistan’ın işgalini sonlandırarak Dağlık Karabağ’ı kontrol altına aldı. Ermenistan’a yönelik harekât esnasında Azerbaycan Ordusu, Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Bayraktar TB2 SİHA’ları tüm cephe hattında kullandı. Savunma analistleri tarafından teyit edilen çalışmalara göre Bayraktar TB2 SİHA’lar ile Ermenistan Ordusu’na ait birçok hava savunma sistemi, radar sistemi, tank, zırhlı araç, kamyon, cephanelik, mevzi ve birlik imha edildi. Azerbaycan Ordusu’nun dünyayı imrendiren bu başarısı dünya medyası ve savunma uzmanları tarafından Türk SİHA’larının harp tarihini değiştirerek oyun kurucu bir güce ulaştığı yorumlarına neden oldu. UKRAYNA’DA ÇOCUKLARA “BAYRAKTAR” ADI VERİLDİ 2022 Şubat ayında başlayan Ukrayna-Rusya savaşında gösterdiği üstün başarı ile Bayraktar TB2 SİHA, Ukrayna halkı nezdinde bir kahraman haline geldi. Savaşta bir güç çarpanı olarak dengeleri değiştirdi. Hakkında marşlar bestelenen ve oyuncakları yapılan silahlı insansız hava aracı adına Kiev’de “Bayraktar Radyosu” yayına başladı. Yeni doğan erkek çocuklarına “Bayraktar” adı dahi verildi. Bayraktar TB2 Ukrayna’da muharebedeki etkisinin yanında artık umudun sembolü oldu. Ukrayna’daki bu başarı Bayraktar TB2’nin etkisini ve sınıfının en iyisi olduğunu tüm dünyaya gösterdi. 7 ÜLKEDE YARDIM KAMPANYASI DÜZENLEDİ Bayraktar TB2’leri satın alarak Ukrayna Ordusu’na bağışlamak için Litvanya, Ukrayna, Polonya, Letonya, Norveç, İspanya ve Kanada’da halk tarafından yardım kampanyaları düzenlendi. Bayraktar TB2 SİHA’ları hediye eden Baykar, toplanan yardımları da Ukrayna halkının insani ihtiyaçlarının karşılanması için bağışladı.

Turan Oguz

11,918 views • 1 year ago

Fransa'nın Pasifik'teki sömürgesi Yeni Kaledonya'da işler karıştı. Yeni Kaledonya, aslında resmi olarak sömürge değil zira hiçbir sömürge resmen sömürge değildir. Ya kolonidir, ya "deniz aşırı topraktır" ya özerk bölgedir ya da "Tam bağımsız, faizleri tavan ama parası çöp" bir ülkedir. İşte Yeni Kaledonya bu en sondaki fenafillah mertebesine henüz ulaşamamış olan "Deniz aşırı özel bölge" sıfatında bir ülkedir. Biraz tanıyalım ve meseleler ne durumda ve ne şekilde seyredecek öngörülerimizi ve yarısı ciddi yarısı hikaye bir floodu paylaşalım. Yeni Kaledonya, 18.000 km2 bir alana sahip ve Pasifik'te bu boyutta adalar azdır. Genellikle Avustralya ve ABD arasındaki bu sahada ufak adalar vardır ve çoğunda da insan yaşamaz zira yaşamaya elverişli değildir. Bu sebepten Fransa, buralardaki adaların bir kısmını nükleer deneylerde kullanmıştır. Kaledonya'yı ise deyimi yerinde ise özel tutmuş, hiçbir nükleer deneme yapmamış, hiçbir nüklleer çöpü göndermemişlerdir. Bu ise Kaledonya'daki yerlilerin değil, orada sayıları hayli önemli derecedeki (%27) fransız kolonistlerin yüzü suyu hürmetinedir. Buradaki Fransız kolonistler, Bankaların ana çalışanları, müdürleri, burada bulunan ordunun subayları, kolluk kuvvetleri, üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğunluğunu oluşturan gruptur. Esasen bu saydığım ve toplumun kaymağını oluşturan kısım da bu %27'nin tamamıdır. Halkın etnik çoğunluğunu oluşturan ana grup ise %40 ile Kanak yerlileridir. %40 neden çoğunluk? Derseniz, etnik çoğunluktan bahsederken eğer çok etnisiteli bir ülkede sizden daha kalabalık yüzdeye sahip olan yoksa siz %20 ile bile çoğunluk olabilirsiniz. Etnik çoğunluk demek nüfusun çoğunluğu demek değildir. Hele Kıbrıs'ın iki katı kadar büyük bir adada 270 bin nüfus, gayet az bir nüfustur ve bu kadar geniş bir adada egemen olup buradan Fransız ordusunu kovmak için km2'ye en az 100 kişilik bir nüfus yoğunluğu ve genel toplamda %60'lık bir etnik çoğunlukları olmalıdır. Şu andaki durumla sadece dünya çapında haber olurlar. Daha fazlası değil. %40'lık Kanakları takip eden %8 ve diğer %1-2-3'lük pasifik yerlileri ise bu nüfus yoğunluğu düşük adalarda egemen olacak profili sunmuyor. Zira bu iklimlerde böyle ciddi bağımsızlık savaşları nadiren olur ve istisnalar (Timor ayrılık savaşçıları gibi) Avrupa'nın desteklediği gruplar olmuştur. Yeni Kaledonya aslında kötü bir ekonomiye sahip değil. Ülkede çıkarılan nikel olduğu gibi Fransa'ya veya Çin'e gider. Fransa bunu ücretsiz alırken Çin'e gönderilenlerin parası da Kaledonya'nın %27'lik kesiminin cebine girer. Demir (1,39 Milyar Dolar), Nikel Cevheri (825 Milyon Dolar), Nikel Matlar (586 Milyon Dolar), Ham Nikel (13 Milyon Dolar) ve Uçaklar, Helikopterler ve/veya Uzay Araçları (7,23 Milyon Dolar), çoğunlukla Çin'e ihraç edilirken ki bu 1,79 Milyar Dolar eder, Güney Kore'ye (403 Milyon Dolar), Japonya'ya (334 Milyon Dolar), Tayvan'a (57,1 Milyon Dolar) ve İspanya'ya (51,4 Milyon Dolar) ihracatla Kaledonya aslında Türkiye'nin KKTC'de başaramadığı bir hikayenin başarılmış versiyonudur. Bu da Türkiye'ye ders olmalıdır zira KKTC'de daha fazlası olan doğal kaynaklara rağmen şu anda orada İsrail'e emlak satarak para kazanmaktan, kumarhane ve üniversite işletmekten başka bir ekonomi yoktur. Peki insan niçin ayaklanır? Kaledonya neden ayakta? Siz eğer etnik çoğunluğunu oluşturduğunuz ülkede hapishanelerdeki tüm mahkumların %92'sini oluştursanız, Kaledonya'da yaşayan Fransız ailelerde işsizlik %5 iken sizde %40 olsa ne derdiniz? Tabii ki hoşnutsuzluk duyardınız. İşte onlar da duyuyor. Aslında bu hoşnutsuzluk Kanaklarda hep vardı. Ülke, dünyanın en zengin 25 ülkesi arasında (ülke olmasa da) yer alsa da bu aslında bir istatistiki yanılgıdır zira coğrafyadaki yırtmaç ekolünü bilenler bizi anlayacaktır. İstatistik, yırtmaç gibidir. Göstermek istediğinizi gösterir, gizlemek istediğinizi gizler. Yeni Kaledonya'da varoşlarda yaşayanlar hep Kanak yerlileridir. Evsizler Kanak'tır. Refahtan pay alamayanlar da Kanaklardır. Nüfusları artanlar da Kanaklardır ama kapital yoksa artan nüfus zafer getirmez. Yeni Kaledonya'nın bağımsız olmak için sokaklara çıktığı bu günlerde bağımsızlıklarına kavuşmalarını pek ihtimal dahilinde görmüyorum. Toprak üzerindeki demografik hakimiyetleri, nüfus yoğunluğu azlığı gibi kriterlerle bakıldığında Fransız ordusunun ezip geçeceği bir gariban halktır bunlar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Rusya'ya karşı şahince çıkışlarına Rusya'nın bu bölgedeki bir cevabı olarak da yorumlayabiliriz ülkede olan olayları. Ancak bağımsızlık ve bağımsızlık hareketleri açısından ergenlik evresindedir bu bölge. Çünkü ateşli sokak protestoları ile başlayan hareketler, devlet kurumlarını ateşe vermek dışında bir yere varamaz. Ülkeye kaçakçılar tarafından sokulan silahlar da olmadığı için silahlı hareket çok kısıtlı kalacak ve bu da bölgedeki Fransız tugayı tarafından ezilerek etkisiz hale getirilecektir. Var sayalım bağımsız oldular yine de sömürü şekil değiştirip aynen devam edecektir. Zira bu tür ülkelerde fakir, bağımsız bile olsa zengin onu sonrasında yeniden köle etmeyi bilir. Yeryüzünde hiçbir fakir halk yoktur ki bağımsızlığını ve cehaletini aynı anda koruyabilsin. Bağımsız olan her fakir ülkenin cehaleti ile onu yeniden ve sürekli olarak ebediyen köle halinde tutabilirsin. Bu da nasıl olur? Bir bakalım. Yeni Kaledonya, sokak hareketleri, ateşli protestolar, kitlesel ayaklanma ve silahlı hareketle bağımsız oldu diyelim. Bir "milli liderleri" çıkara ve ülkeyi tıpkı şimdilerdeki Rwanda'nın idealist lideri Kagame gibi harika şekilde yönetir. Ne çıkarılan Nikel Fransa'ya gider ne de Çin ve Kore'ye satılan hammaddelerin parası Fransız bankalarına akar. Artık her şey Kaledonya içindir. Ülke kalkınır, milli bir ruh inşa edilir ama ondan sonra gelenler eski liderin mirasını eleştirip daha iyisini yapma iddiası ile ülkeye bir anda farklı bir kimlik verme yoluna giderler. Fakir ne kadar bağımsız olsa da cehaleti ile kendisini yeniden sömürge haline getirir kuralı daima işler. Fransa bir anda ülkenin liderine gaz verir ve ona "Gel seni Büyük Pasifik projesinin eş başkanı yapalım" der. Lider gazlanır ve hayalindeki Büyük Pasifik projesinin lideri olmak için boyundan büyük işlere kalkışır. Ordusunu sağa sola olmadık yerlere yollar ve bölgedeki istikrarın dibine dinamit koyar. Bu masraflı işler ekonomiyi sallarken milli gazla büyük katedraller inşa edilip birbirinden büyük Yeni kaledonya bayrakları dikilir. Maaşları ödemek için para basılırken karşılıksız paraya karşılık bulmak için ülkeye döviz gelmelidir ve bu döviz de Fransa'dan bulunur. Fransa ülkeye dövizi babasının hayrına vermeyecektir. Onu %25 faizi ile almak için verecektir. Dolayısıyla eskiden ülke zenginliklerinin %20'sini alan Fransa, bu kez de yine %20 almaya devam eder. Kalan %5 ise ülkenin başındaki "milli lider" veyahut Yeni Kaledonya'nın "dünya lideri" olan tasfiye memurunun hakkıdır. %5 tüm dünyada simsar hakkıdır. Halk ne alırsa bu %25 faizle cebindeki paranın her ay %25'ini sömürüye vermeye devam eder. Bu sömürüyle ne kadar çalışılsa da başkent Numea'daki insanın durumu asla düzelmez. Çalışanlardan daha da ucuza çalışması için ülkeye doldurulan Jawalı işçiler ucuz endüstri kollarında çalışırken liderin emriyle Kanak halkına ateş edecek bir emir kulu kitleyi de oluşturacaktır. Diğer yandan Yeni Kaledonya'nın bağımsız ve milli lideri, pasifiğin en büyük havalimanını yapmış ve bunu da paraları yurtdışında Fransız bankalarına yatıran işadamı arkadaşlarına paslamıştır bile. Havalimanının gelmeyen yolcuları için bile devlet kesesinden paralar ödenmeye devam edecektir. Görünürde havalimanı iş adamlarına ait olsa da Kaledonya liderinin oğlu oradaki en yağlı noktaları işletmektedir. Liderin oğlu, kızı, damadı ve yanında poz verdiği herkes bir yerlerin başındadır. Kızı veya oğlu da masum görünüşlü biri veya süzme saf biri de olabilir. Misal, bir yerlerinden hasta raporu alıp Yeni Kaledonya ordusunda askerliğe gitmeyip aynı hasta yerlerini kullanarak 5-6 çocuk yapmış olabilir. Sorun yoktur. Kanak yerlileri ölmek için hep hazırdır ve Büyük pasifik projesi için top yemi olmak sorun değildir. Tüm Kanak halkı bunu sorgulamaz zira halkın arasında arada bir mikrofon tutulan Fransa'da yaşayan gurbetçi Kanaklar sıklıkla milletin fukaralık acısını sulandırırlar. Bizim Fransa'da kurulu düzenimiz olmasa vallahi gelirdik yeğenim. Bak cennette yaşıyorsunuz, kıymetini bilin. Hem millet kafeteryalarda baksanıza Numea'da kafeler dopdolu madem para yok bu ülkede hiç kafeler dolu olur mu? Var ki harcıyorlar... kıymetini bilin milli liderinizin...! diyebilir. O esnada binlerce kişinin paylaştığı katolik inancın kardinali olan Kanak piskoposu lüks aracıyla sağda solda devlete itaat ve tasarruf konulu vaazlar vermektedir ve ülkenin çoğunda halkın Katolik inancına zerre kadar itimadı, güveni ve sempatisi kalmamıştır. Papaz-hatip okulu mezunları iyi görevler alırken Kanak gençlerine intihar ya da Fransa'ya gurbet seçeneği kalmıştır. Sorun değildir. Ne kadar kişi ülkeden giderse ülkedeki zenginlik o kadar az kimseye bölüneceği için kişi başına GSMH artacaktır. İnsanların büyük kısmı fakirliği de geçtik açlık sınırının altında yaşarken o esnada Kaledonya bilge lideri, dünya lideri veya Kaledonya başkanı ekstra tasarruf mesajları vermekte ve gerek kendisinin bin araçlık konvoyları gerekse eşinin lüks yaşamı gözden kaçmamaktadır. Ama sorun yoktur. Kaledonya'nın itibarı gereği Fransa'ya inat, Kaledonya lideri, Fransız cumhurbaşkanından daha iyi yaşamalıdır. Faizleri uçmuş, parası çöpten hallice olan, insanları sokakta gülümsemeden zombi gibi yürüyen ülkedeki Kanaklar da bu israf ekonomisi içerisinde katolik kardinalin de vaazlarında altını çizdiği gibi tasarruf etmeye yönlendirilir. Zenginliğin üzerinde oturan masum bir halkın bu yeni tasarruf paketleriyle, Muz yaprağı yalayıp manyok kemirmek veya Hindistan cevizi kabuğu dişlemek dışında yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki, birileri çıkıp, Fransa gelse keşke. Fransa bile bundan iyi yönetirdi diyecek kadar bağımsızlıktan, bayraktan ve Katoliklikten soğutulmuş ve cennet Yeni Kaledonya onlar için pasifik ortasında bir cehenneme dönüşmüştür. Ülkeyi kuran ilk idealist liderin inşa ettiği milli ruh böylece tüketilip hiç edilmiştir. Bu esnada, başlarda Fransa'nın gazıyla olmadık işler yapan, israf ekonomisiyle küçük ülkenin büyük ve sarsılmaz lideri yapılan yeni ulu lider ise senelerce bayraktarlığını yaptığı dini ve milli ruhun gazıyla artık kendisini daha fazla desteklemeyen Fransa'ya posta koyan açıklamalar yapar. Artık halkın hoşnutsuzluğu barizdir ve bir başka liderin geleceği de kesindir. Fransa'nın destekleri ile Kaledonya halkına alternatif gibi sunularak Numea belediye başkanlığını alan bir ittirme şahıs ile halkın hoşnutsuzluğu, Fransa'nın seçtiği bu yeni isme yönlendirilir. Bu esnada Yeni Kaledonya'nın ulu lideri, büyük başkanı senelerden beridir çoktan yurtdışına çıkarttığı yol ve havalimanlarınca akıtılan paralar ile muhalefeti de medyayı da kontrol etmeye çalışmaktadır. Trol orduları ve besleme kıtalar ile bir yanda ülkeyi senelerce yöneten ulu lider ve diğer yanda Fransa'nın seçtiği seçilmiş Numea belediye başkanının arkasında toplanmaya başlayan kitleler... halk burada tamamen etkisiz elemandır. Halkın dilinden anlayan, ona geleceği gösteren ufak milli partilere ise sandıkta köpek muamelesi çekildiği için halk da aslında sömürüye hazır ve başta belirttiğimiz cehaleti ile bağımsızlığını taşıma kabiliyetinden uzak ve tekrar tekrar sömürü olmaya namzet bir halktır. Fransa artık ülkeyi yöneten milli liderin döneminde de kar eden, ülkedeki karışıklıklarda da kar eden (paralar zaten Fransız bankalarındadır) ve bunu da kullanarak ulu lideri hizaya çeken ülkedir. Muhalefeti de kullanmakta, geleceğe yatırımı çoktan yapmaktadır. Bu esnada ulu lider de muhalefete bir jest yapıp gel Fransa'ya karşı birlik olalım ben iktidarı devrettiğimde beni ve avanemi yargılama benim başlattığım yatırımlara karşı devletin iptalini falan devreye sokma... iktidarı sana yavaş yavaş vereyim diyecektir. Zira bir saf oğul ve alsbergerli zehir gibi zeki ama asosyal damadın kendisini koruyacağından emin değildir. Çünkü liderin sadece bir oğlu ve bir damadı vardır. Bir rivayete göre bir diğer oğlu daha vardır ama aşırı asabi ve şiddet manyağı biri olduğu için kameralara çıkmaz işinde gücünde parasını kazanmaktadır.. (sonuçta hikaye ve faraziye yazıyoruz. Bob Ross gibi bu resme her saçmalığı ekleyebilirsiniz. Fırça sizin... dolayısıyla liderin metresleri, şusu busu her şeyi olabilir hatta kasetleri de) Nitekim bu görüşme sonrasında Yeni Kaledonya muhalefetinin de farklı olmadığı ve aslında hepsinin kuyruğundan Fransa'ya bağlı olduğu ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak dedikse, de çoğu eğitimsiz ve sağ politikalarla devlet putuna tapmaya alıştırılmış Tropikal Kaledonya köylüsü ortaya çıkmış bir şeyi de anlama kabiliyetinde olmayacaktır. İşler böyle devam ederken Kanak yerlilerinin kaçının öldüğü, kaçının süründüğü önemli değildir. Numea'dan yola çıkan ve dünya ülkelerine gidip gelen gemilerde ne olduğu, ülkeye değil de kime ne zenginlikleri taşıdığını halk bilmeyecektir. Halk zaten ucuz palmiye yağı kuyruklarında liderlerine dua etmeye alıştırıldıkları için her sefalet içerisinde "vardır bir hikmet" diyerek hristiyan teolojisi gereği İncil'de yazdığı gibi "sana tokat atılırsa diğer yanağını uzat" demeye devam edecektir. Halkın kullanımına kapatılmış olan eski havalimanına da neyin girip çıktığı, o koca koca ambarlarda nelerin tutulduğunu halk yine bilmeyecektir ama artık avret mahalinde bir tek yaprak kalmış olan Kaledonya köylüsü, devasa Noumea havalimanına bakıp wargasm olacaklardır. Arada bakışlarını çevirdikleri devasa bayrak direklerine bakıp demlenecekleri, Okyanusunun dalgalarına, palmiye ağacının hışırtısına ölürüm Kaledonyam! şarkılarıyla kendilerini iyi hissedip yine WARgasm olacaklardır ve bu onların en temel hakkıdır. Komşu ülke FİJİ parayla oynarken Kanak ameleleri için ellerinde oynayacakları tek şey kalmıştır ama onda da fakirlik ve sefaletten dolayı mecal kalmamıştır. Zaten ülkeye doldurulan jawalı işçiler onların yerine de bunu hakkıyla yapmaktadır. Fransa'nın Büyük Pasifik projesi gazıyla girdikleri komşu adalardaki işgal ettikleri bölgeler ve oralardan gelen yerlilerin ise ülkedeki istilası bila istisna devam edecektir. Kanaklar için artık makul bir gelecek yoktur. Bağımsızlık akılsızlıkla birlikte gidecek bir kavram olmadığı için akıllanmadıkları ölçüde iyi de yaşayamayacaklarını öğrenene dek Kanaklara ne bağımsızlık ne de koloni hayatı yaramayacaktır. Artık Yeni Kaledonya'nın eski kralları veya kabile şeflerinin haşmetli savaş hikayelerini okumak, Diriliş Kaledonya, kuruluş Kaledonya, Büyük Pasifik Kaledonyası gibi filmleri izleyip en sonunda s...çış kaledonya gerçeğini tadacaklardır. İla nihaye, dünyanın bir yerinde bir Kanak okçusu ya da ciritçisinin fırlattığı ve madalya kazandığı başarılarla övünecek yahu en azından biz de büyük bir halkız diye teselli bulacaktır bu halklar... Dünyanın en rezil ülkelerinden gelen kimselerin caddelerinde insanını öldürdüğü Kaledonya yerlileri kendilerini önemli hissetmek için ya çocuklarını ya eşlerini dövecek ve travmatik bir halk olacaktır. Fakat eskiden ellerinde olan ve kendilerini %40'lık yekunu ile ülkedeki tüm etnik gruplardan da kalabalık yapan nüfus gücü de ellerinde değildir. Fakirlikleri sebebiyle üç kuruşa muhtaç olduklarından ülkelerinden mülk satın alıp yanına eşantiyon pasaport alan zengin ve şimarık FİJİ halkı, ta Fiji'deki sandıklardan Yeni Kaledonya'nın ulu lideri için oy vermektedir. Yeni Kaledonya lideri iktidardan düşmüş bile olsa bu sebepten Kaledonya anayasasının değiştirilmesini engelleyecek bir halk oyuna daima sahip olacaktır. Kanak yerlileri için artık yalayacak muz kabuğu ve kemirecek manyok da yoktur ve muhtemelen ülkelerine hakim olan laterit toprakları yiyecek ve ulu lidere katedrallerde dualar okuyup devletlerinin devamı için ekstra dualar edecek, inandıkları cenneti öbür dünyada göreceklerini sanacaklardır. Artık kurucu liderin hayatında inşa ettiği onca kurum 20-25 yıllık ulu lider iktidarında hovardaca tüketilmiş ve ülkenin kaderini kendi kaderine borçlarla ve elinde rehin tuttuğu ülke hazinesi ile bağlayan yüce liderden kurtarmak isteyen Kanak halkı yeni bir maceraya atılacaktır. Bu da kendilerini emanet edecekleri Noumea belediye başkanı şahsiyetten ve gelecekteki kayıtsız şartsız Fransa sömürüsünün devamından başka bir şey değildir. İşte Yeni Kaledonya'da olması muhtemel şeyleri gerçekle hiç alakası olmayan ve tamamen hayal ürünü, kurgu bir öngörüyle aktaralım dedik. Bunlar tabi kötü senaryo. Zaten böyle kötü bir senaryonun dünyanın hiçbir yerinde olması da söz konusu değildir. Burada yazılanlar da şu veya bu şekilde bir ülkede yaşanmamış ve hayal ürünü şeyler olduğu için bunları "darbı mesel" ve "faraziye" şeklinde ele aldık... Şimdi bu yazdıklarımızı okuyan sıradan bir Kanak bağımsızlık yanlısı bize "Yahu kardeşim sahi siz ne yaşadınız? Biz basit bir bağımsızlık istiyorduk" diyerek şaşırabilir ama biz yine de altındaki DeLorean ile Biff Tannen evreninden geçmişe gelen ve geleceği düzeltmeye çalışan Marty McFly gibi yazmış olalım da Kanaklara hayrımız dokunsun. Özetle, Yeni Kaledonya'da işler pis... Bağımsızlık denemeleri de uzun sürmeyecek. Bağımsız olsalar da daima bağımlı kalacaklar. Çare nedir? Derseniz, hasta olduğunu kabul etmeyen milletler için çare sadece bir hakarettir. Böyle büyük milletlere çare önerecek haddimiz yoktur. Kalplerimiz Yeni Kaledonya halkıyla beraber. :) Pasifiğinin dalgalarına ölürüm, Palmiye yaprağının hışırtısına ölürüm Yeni Kaledonyam!

🇹🇷🇳🇴Dr.Yüksel Hoš PhD🇧🇦

268,073 views • 2 years ago

KRAL ÇIPLAK: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK! Evet, bu gerçeği artık tüm dünyada aralarında doktorların ve hatta virologların da olduğu, gerçek bilim için mücadele eden sayısız dürüst ve cesur yürek gür bir şekilde haykırıyor. Böylece gün be gün daha fazla insana bu harika gerçek ulaşıyor. Engellenemez, karşı koyulamaz hâliyle yayılıyor ve yayılıyor... Jamie Andrews'ın (Jamie Andrews) bu sürece olan katkısı muazzam. Andrews, virolojinin bilimsel anlamda yerinin aslında tamamen çöp olması gereken Franklin Enders'dan miras kalmış protokollerini, bilimsel prosesin olmazsa olmazı olan kontrol deneyi aşamasını atlayan "virüs izolasyonu" hilelerini ve "virüs/viral enfeksiyon" anlatısına ait tüm sahtekârlıkları, bizzat kendi ve bilim adamlarından oluşan ekibiyle gerçekleştirmiş olduğu KONTROL DENEYLERİYLE ifşa ediyor. Bu kontrol deneyleri, virüs diye bir biyolojik patojenin var olmadığını tamamen kanıtlıyor. Zaten hiçbir duyusal kaynakla denetlenemeyen bir "şey"in fiziken var olmadığını kanıtlamak, o "şey"in var olduğuna yönelik "alamet" diye sunulanları tümüyle, bilimsel metotları izleyip çürütmektir. Şuna benzer; Birisi çıkıp "boynuzlu bir at"ın var olduğunu ve etrafta gezindiğini söylüyor, "Esasta onu göremiyorum, etrafındaki her şeyden izole edip onu kimseye de gösteremiyorum lâkin varlığına ilişkin standart 'saydığım' birtakım alametleri izlediğimde fiziken var olduğu sonucunu çıkarıyorum" gibi bir de argüman sunuyor. Bu tuhaf iddiayı nasıl çürütürsünüz? Bu kişinin keyfince standart alametler uydurduğunu (zira o kendisinden başka hiç kimse için standart değil), öznel yorumun nesnel gerçeklikte bir anlam ifade etmediğini dümdüz söylersiniz, işte hepsi bu. Sizi temin ederim, ne eksik ne fazla, virolojinin saçmalıkları da, "boynuzlu at"ın duyularla denetlenemese de fiziken var olduğunu ve aramızda dolaştığını söyleyen şu kaçığın saçmalığına eşdeğerdedir. Elbette "boynuzlu at" saçmalığının arkasında milyar dolarlık ilaç şirketleri yer almaz ve hâliyle kimse bir "boynuzlu at" korkusuyla aşılanmaz. "Büyük yalanlar, daha kolay inandırıcılığı olan yalanlardır." Çünkü büyük yalancıların işine yaramaları önemlidir, gerçeklikle olabildiğince uzak olmalarının hiçbir önemi yoktur. Andrews'e kulak verin. Büyük yalancıların, gözbebeği virüs yalanını toplumlara yedirebilmek için nasıl hilebazlıklara/sahte bilim yöntemlerine başvurduklarını harika bir şekilde izah ediyor. Videodaki değerli açıklamalarına destek ve belki de meseleyi sıfırdan irdeleyenler için tamamlayıcı olacak, her kesimden, her yaştan insanın anlayacağı şekilde çok basit bir şekilde özet hâlinde, virüs yalanını ifşa edeceğim ben de. 1950'lerden günümüze, virologların başlıca kullandığı, "altın standart" olarak kabul ettiği, sözde virüslerin izolasyonunu sağlayan "hücre kültürü" yöntemidir. Hasta sürüntüsü (balgam gibi), maymun böbrek hücreleri, kürtajdan gelen insan fetüslerinin böbrek hücreleri, fetal buzağı serumu (bunlar genellikle tercih edilen) ve çeşitli antibiyotiklerle (penisilin, streptomisin gibi), toksik maddelerle oluşturulan hücre kültürüne ekilir. Hücreler aç bırakılır ve sitopatik etki (CPE) beklenir. Hücre kültüründeki sitopatik etki, insan vücudunda sözde virüsün canlı & sağlıklı hücreye karşı saldırganlığının bir fragmanı sayılır. Hücreler hastalandığında ve öldüğünde/sitopatik etki gözlemlendiğinde ise bu, "virüs"e atfedilir. Bu sonuç virologlara göre virüsün varlığının kanıtıdır. Anlayabiliyorsunuz değil mi? "Virüs" hiçbir şekilde izole edilmiyor, sitopatik etkiye sebep olanın "virüs" olduğu varsayılıyor. Ortada izole edilmiş/purifikasyonu sağlanmış bir "virüs" yoktur lâkin hücreleri hastalandıranın "o" olduğu düşünülür, varlığına "alamet" sayılır. "Boynuzlu at"ın var olduğunu iddia eden şu kişinin kendince standart saydığı birtakım alametleri kanıt sayması gibi... Hücrelerin hastalanmasına ve ölmesine/sitopatik etkiye asıl sebep olan; hücrelerin besinlerden mahrum bırakılarak, günlerce antibiyotikler, fenol kırmızı asit boyası, tripsin enzimleri vb. altında zehirlenmesidir, daha varlığı gösterilememiş "virüs" değil. KONTROL DENEYLERİ YAPILMAZ, misal hasta olmayan insanlardan da sürüntü alınıp sitopatik etki gerçekleşiyor mu gerçekleşmiyor mu diye gözlem/denetleme yapılmaz. Oysa burada kontrol deneyi kilit aşamadır. Kontrol deneyinin olmadığı yerde bilim değil, sahtekârlık vardır. Şuna dikkat ettiniz mi? Bir "virüs"ün hiçbir zaman doğrudan insanın balgamından, tükürüğünden, kanından vs. izole edilip/etrafındaki diğer materyallerden arındırılıp saf fiziki varlığı gösterilemiyor. Sürüntüyü alıp, hücre kültürüne ekmeye, hücreleri aslında antibiyotiklerle hasta edip bu sürece sebep olanı "virüs" diye servis etme hilesine ihtiyaçları varmış gibi görünüyor. Muhtemelen okuyuculardan bir kısım bu noktada "bize elektron mikrograflarında gösterilenler nedir öyleyse?" diye soracaktır. "Virüs"ün varlığına kanıt olarak öne sürülen şu elektron mikroskopları... Neden hiçbir zaman elektron mikroskoplarının ölü dokular üzerinde çalışmak zorunda olduğu gerçeğini insanlara anlatmadıklarını düşündünüz mü? Eğer bunu anlatsalardı emin olun elektron mikroskoplarının "virüs"ün var olduğu iddiasını destekleyen son şey dahi olamayacağını bilirdiniz. Evet, elektron mikroskopları ölü dokular üzerinde çalışmak zorundadır, bu mikroskobun çalışma prensibidir zaten. Zira elektron mikroskobunda meydana gelen dehidrasyon, düşük basınç, x ışınları ve elektron bombardımanına hiçbir canlı hücre dayanamaz. Bu bir gerçektir. Kültür evresini açıkladık, bu süreçten sonra hücrelerden elektron mikrografları alabilmek için çok çeşitli aşamalardan geçilir: Hücreler, doku örneklerinde etanol ve aseton banyolarında kurutulur, epoksi reçine ve balmumu dolu kalıplarda dondurulur, mikro parçalar hâlinde kesilerek onlar da kurşun ve uranyum asetat gibi ağır metallerle boyanır ve elektron mikroskopları altında 150 ila 300 santigrat ısı ışınlarına maruz bırakılır. Öncelikle hücrelerin kurutulması ve sabitlenmesi aşamasında hücreler zaten ekzositos ile dışarıya çeşitli hücresel atıklar salacaktır. Hücrenin kendi döküntüleri de buna eklenir. Ortada sayısız ölü hücre kalıntısı yer alır ve mikrograflarda gösterilenler de ancak bunlar olacaktır. Tüm sözde virüs görüntüleri/"virüs" diye servis edilenler sadece ölü hücre atıklarına, döküntülerine aittir. Bu gerçeği elbette birçok bilim adamı da dile getirmiştir. Dr. Harold Hillman'ı hatırlayalım. Bakın Pasteur Enstitüsü'nün resmi web sitesinde ne yazıyor: "Pasteur virüs yokluğunda aşıyı geliştirdi ve virüs ancak 1962'den sonra elektron mikroskobu altında gözlemlenebildi." Hayır, bir "kuduz virüsü" hiçbir zaman gösterilemedi. Elektron mikroskopları hiçbir zaman hiçbir "virüs"ü gösteremedi, gösteremez. Elektron mikroskoplarının "virüslere" ait görüntüler sunduğu iddiası, dünyanın en kıytırık, en zavallı iddiasıdır. Hayır, tek bir "virüs", tek bir "virüs" dahi KONTROL DENEYİ sağlanmış gerçek bir izolasyon çalışmasıyla ya da elektron mikroskopları altında gösterilebilmiş, varlığı kanıtlanmış değildir. Tüm "virüsler", in silico yani bilgisayar üzerindeki bir tasarımdan ibarettir. Zihinlerin dışında toza dumana karışacak hayaller gibi... Tüm bu süreçlerden sonra/ya da süreçle birlikte, sözde virüsün sözde gen dizilimi çıkarılır ve in silico ortamına aktarılır. Bu sözde gen dizileri de aslında kültürdeki insan ve hayvan ölü hücre kalıntılarına aittir, asla var olmayan virüslere ait değildir. Yahut bu "gen dizileri" tamamen ama tamamen uydurmadır... Daha derinlere dalmak isteyenler için Andrews'dan "DNA Aldatmacası": Peki ya testler? Hiçbir "test" bir insanın "virüs" taşıdığını belirleyemez. Bu asla mümkün değildir. Uzun zamandır, PCR'a, "virüs"e atfedilen sözde baz çiftinin bir kısmını (kendi literatürlerinde dahi bu kısım, devede tüy kadarıdır) tespit ettiği gibi sahte bir misyon yükleniyor. PCR'nın çalışma metodu asla spesifik değildir, son derece manipülatiftir. Alınan sürüntüde yer alan bir kimyasal çorbada hiç var olmayan bir "çeşni" aramak gibi... PCR tamamen yoruma dayalıdır, ne pozitif ne de negatif sonuçların herhangi bir anlamı vardır. Hadi hafızaları çalıştırın: - Mart 2020’de Çin’den %80 yanlış pozitiflik oranı bildirilir. - 3 Mart 2020’de Jamanetwork’de yayınlanan bir makalede, Singapurda neredeyse her gün 18 hastaya yapılan testlerin en az bir kez "pozitif"ten "negatif"e ve bir hastada en fazla beş kez "pozitif"ten "negatif"e geri döndüğü anlatılır. - Milford Moleküler Teşhis Laboratuvarı'ndan Sin Hang Lee, 22 Mart 2020'de DSÖ'nün koronavirüs müdahale ekibine ve Anthony S. Fauci'ye şunları söyler: “İnsan örneklerinde SARS-CoV-2 RNA'sını tespit etmek için kullanılan PCR test kitlerinin birçok yanlış pozitif sonuç ürettiği bildirilmiştir.” - 26 Mart 2020’de Journal of Medical Virology'de yayınlanan bir makale, Wuhan'daki bir hastanede 610 hastadan 29'unun “negatif”, “pozitif” ve “şüpheli” arasında değişen 3 ila 6 test sonucunun olduğunu gösterir. - FDA’nın PCR testlerine ilişkin açıklama makalesinde şöyle der: “Tespit edilen etken, hastalığın kesin nedeni olmayabilir.” (PDF 2. sayfaya bakın.) - Altona Diagnostics PCR testlerinin kullanım kılavuzunda testlerin “tanı testi olarak tasarlanmadığı” belirtilir. - Portekiz Temyiz Mahkemesi PCR'ın %90'larda yanlış pozitif verdiğini doğrular. PCR sonuçlarını anlamsız kılan önemli sorunlardan biri de yüksek döngü sayısı/CT değeridir. Aslında bu, PCR'ın temelde manipülatif/hileli çalıştığı gerçeğinden ayrı olarak bu "testi"n keyfi belirlenen standartlar çevresinde yorumlandığına dair önemli bir detaydır. - MIQE Kılavuzunda (kantitatif PCR üzerindeki yayınları değerlendirmek için gerekli minimum bilgileri tanımlayan kılavuz) şöyle yazar: “40'tan yüksek CT değerleri, ima edilen düşük verimlilik nedeniyle şüphelidir ve genellikle rapor edilmemelidir.” (PDF 7. sayfaya bakın.) Elma püresinde, muzda, karpuzda, gazozda, araba egzozunda vs. PCR'ın pozitif sonuçlar verdiğini biliyorsunuz değil mi? PCR bir "test" dahi değildir. Ve ister "antijen testi" ister "antikor testi" olsun bunların hiçbiri ne "virüs" varlığını sürüntüde, kanda vs. tespit edebilir ne de "viral enfeksiyon" geçirildiğine dair bir kanıt sunabilir. Hiçbir test, ne doğrudan bir "virüs"ün varlığını ne de "virüs"ün varlığına dair en ufak bir emare tespit edebilir. Servis edildikleri gibi "yüksek duyarlılıklı ve özgül" değiller. Sonuçları tamamen yoruma dayalı değerlendirilir. Misal, "antikor testi" kişinin antikor artışı lehine sonuç verdiğinde bu, "hücrelerin x virüsüyle (genellikle hepatit ve "HIV" için kullanılıyor) enfekte olduğunun göstergesi" sayılıyor. Oysa spesifik yani belli bir antijene karşı özel üretilen antikor, söz konusu bile değildir. "Spesifik antikor" söylemi, bunun da sözde virüs kaynaklı olduğu yaygın propagandasına aittir. Bu, hem var olmayan virüslerin hem de baştan aşağı uydurma olan "İmmün/Bağışıklık Sistem Teorisi"nin ayakta tutulması amacından başka bir şey değildir. Vücudun toksisiteye verdiği tepkiler pH odaklı gerçek vücut mekanizmalarından koparılarak hayali teorilere ve hayali "spesifik" tepkilere atfedilir. Hile budur. Nasıl ki virüs yalanı söyleniyorsa, "spesifik antikor" yalanı da aynı yalanlar bütününün devamıdır. Açıklayalım; Hücreler, toksin yapılarına maruz kaldığında ve bu yapılar tarafından duvarlarında gedikler açılıp, tahribata uğradığında, diğer protein ve diğer şeylerle ağ oluşturmak için, asidik koşullarda hemen genişleyen, düz hale gelen ve enerjinin depolandığı, hafif tuzlu suda çözünebilen, sızdırmaz maddeler -globülinler- yani küçük protein gövdeleri/işte bu antikorları oluşturur. Bu, hücrelerin, toksin yapılarına karşı yani toksisiteye/zehirlenmeye karşı geliştirdiği savunma mekanizmasıdır. Hücreler bu şekilde kendi formunu korumaya ve işlevini devam ettirmeye çalışır. Yüksek antikor/antikor sayısında artış sadece vücudun toksisite maruziyetine karşı bir direnme yöntemini ifade eder, hepsi bu. Toksinler altta yatan nedendir/etkidir, antikor üretimi bu duruma karşı verilen tepkidir. Anlaşıldığı üzere, bunun adı, toksin yapılarının marifetlerini var olmayan virüse yüklemektir. TIPKI; Zaten virüs/viral enfeksiyon yalanıyla, kordon bağını keser kesmez yeni doğanların, okul çağı çocuklarının, gencinin, yaşlısının, kas içinden -koruyucu bağırsak bariyerlerine uğramayan- doğrudan kan dolaşımına zerk ettikleri; alüminyum, cıva, formaldehit, polisorbat80, monosodyum glutamat, setiltrimetilamonyum bromür, glutaraldehit, neomisin sülfat, gentamisin sülfat, hücre kültüründen gelen filtrelenmemiş insan ve hayvan hücre parçaları gibi ağır metaller, nörotoksik ve kanserojen içeriklerle dolu olan AŞILARLA, Altta yatan gerçek nedenle ilgilenmeyen, sadece semptomları değerlendiren bir teşhis usulünün eseri olarak, tedavi etmekten/iyileştirmekten tamamen uzak, sadece semptom baskılayan ve vücutta bir dizi tutarsız kimyasal reaksiyona sebep olan ve hâliyle esas sorunu zamanla şiddetlendirip azdıran İLAÇLARLA, Hamilelikte kullanıldığında yeni doğanda kanama riski oluşturan (K2 vit. bağırsaklarda bakteriler tarafından sentezlenir), aşırı kullanımında kist hidatik'in ve çeşitli kistlerin tek müsebbibi, karaciğer hasarları meydana getiren, "canlılık karşıtı"/mikrofloranın katili ANTİBİYOTİKLERLE, İnsan ve hayvan vücudunun bizzat kendi hücrelerinin ve mikroplarının ortamın toksisitesine göre pleomorfizm ilkesi gereğince dönüşmüş halleri, vücudun güçlü toksin yapılarıyla, dokularda birikmiş ağır metallerle mücadeleci (enzimleriyle bu zararlı yapıları vücut için faydalı yapılara dönüştürürler) şifa ordusu parazitleri, klor kanallarını bloke ederek etkisiz hâle getiren yani felç ederek öldüren, dolayısıyla vücudun toksisite ile mücadelesinin önüne geçen, "kansere çare" diye pazarlanırken asıl kanserojen etkenin ta kendisi olan, kadınlarda ve erkeklerde yumurtalıklarda birikim yaparak kısırlığa sebep oldukları sayısız bağımsız çalışma ile ortaya konmuş, daha birçok sağlık hasarının bir numaralı sorumlusu ANTİPARAZİTER İLAÇLARLA, Epifiz bezinde birikerek epifiz bezinin bilişsel faaliyetlerden (sorgulama, kritik etme, mantık yürütme, analiz etme vb.) sorumlu olan melatonini üretmesini engelleyen florürlü ve dünyanın en zehirli kimyasallarından biri, çok düşük seviyelerde sadece solunması hâlinde bile ciddi akciğer hasarları meydana getiren, belli maruziyetiyle atardamar sertleşmesinden, kansere, kalp problemlerine dek bir dizi olumsuz sağlık etkisi olan klorlu ŞEBEKE SULARIYLA, Resmi adıyla "bulut tohumlama teknolojisi" olan, havaya baryum ve alüminyum tozu püskürterek, bölgesel çaplı ısı tutulumunda/mikrodalga etkisinde bulunurken aynı zamanda bu ağır metal partiküllerini havaya, suya, toprağa/habitata salan CHEMTRAİL'LE, Endüstriyel tarımda, bitkiler tohum - fide - olgunluk evresine dek, her bir zerresine nüfuz edecek denli (öyle ki bitkiler başta bakırı, bünyesinde olması gereken pek çok minerali ve vitamini dışlar hâle geliyor) kullanılan ve elbette bu bitkiler aracılığıyla insan vücuduna giren, başta endokrin (hormon) sistemi bozukluklarından nörolojik bozukluklara dek bir yığın sağlık sorunu üreten PESTİSİTLERLE, Aslında kaynağı kaya tuzu olsa da, bu doğal tuzun içerisinden 80'den fazla hayati mineralin ve iz elementlerin alınmış olduğu ve böylece artık insan vücudu için "agresif" forma kavuşan, vücudun su - tuz dengesini, mineral dengesini; dolaşım sistemini, sinir sistemi fonksiyonlarını vb. alt üst eden RAFİNE TUZLA, Sayısız toksik kimyasalla formüle edilen KOZMETİK ÜRÜNLERİYLE, DETERJANLARLA, Sayısız toksik katkı maddesiyle, "koruyucu" maddeyle harmanlanmış, endüstriyel İŞLENMİŞ GIDALARLA, Formül olarak hücrelerin kullanabileceği yağlara çok benzediği için hücreleri kandırarak hücre zarından içeri sızan ve artık hücrelere doğru yağların girmesine mani olan; hücrelerin enzim üretmesine, reseptör organellerinin hasar almasına sebep olan ve böylece hücresel bozulmalarla gelen çeşitli dejeneratif hastalıklara kapı aralayan TRANS YAĞLARLA, Uzun süreli ve şiddetli maruziyetiyle voltaj kapılı kalsiyum kanallarını aktive ederek hücrelerin aşırı kalsiyum yüklenmesine, böylece oksidatif stres gelişimine ve "programlanmış hücre ölümleri" yaşanmasına yol açan KABLOSUZ AĞ/ELEKTROMANYETİK FREKANSLARLA vb. İNSANLIĞI SÜREKLİ ZEHİRLEYİP/HASTA EDİP, ORTAYA ÇIKAN ZEHİRLENME SEMPTOMLARININ ÖNEMLİ BİR KISMINI ALIP "BUNUN SEBEBİ VİRÜSLERDİR" DEDİKLERİ GİBİ! İşte bunlar "virüs yoksa bizi hasta eden nedir?" diye soracak olanlar için hastalıkların gerçek nedenleri... Kan dolaşımına doğrudan sokularak, oral yolla alınarak, solunarak, yiyip - içilerek, cilt teması ve elektromanyetik alanda maruz kalınarak hücrelerin hasar almasına sebep olan gerçek hastalık nedenleri... Şu ısrarla gizlenen nedenler... Hepsinin üzeri titizlikle örtülüyor ve sebep oldukları hasarların çok önemli bir bölümü ısrarla var olmayan şu hayali unsura/"virüs"e bağlanıyor. İşte karşınızda Rockefeller Tıbbının en büyük sahtekârlığı: VİRÜS ALDATMACASI! Rockefeller Tıbbı tesis edildiğinden/gerçek tıbbı dışlayıp tüm tıbbiyeyi, akademiyi ve farmasötik tüm faaliyetleri ahtapot kolları gibi sarıp insanlığın başına sahte bir "sağlık otoritesi" kesildiklerinden bu yana, insanlığa salgınlar ve hastalıkların gelişimi konusunda SÖYLEDİKLERİ HER ŞEY YALAN! Hayır, Bir çiçek virüsü, kızamık virüsü yahut deri döküntülerine sebep olarak gösterdikleri bir virüs yok. (Çiçek salgını tüm gerçekleri: Kızamık gerçekleri: Çiçek, kızamık gibi salgınların biricik sebebi yetersiz beslenme, temiz suya -temiz su mikropsuz su demek değildir; temiz su toksik atık barındırmayan sudur- erişimin zorluğu ve sanitasyon eksikliğinden kaynaklı toksisite maruziyetiydi. Sanitasyon programlarıyla, temiz suya erişimin sağlanması ve beslenme sorunlarının ortadan kalkmasıyla bu salgınlar sona erdi. Aşı sayesinde falan değil. AŞI TEK BİR HAYAT DAHİ KURTARMADI! Peki ya sonradan ortaya çıkan kızamık vakaları? Başta aşı hasarı...) Hayır, Kuduz virüsü diye bir şey yok. (Kuduz gerçekleri: Köpek ısırmasıyla, kedi ısırması, tırmalamasıyla vs. yahut başka bir tür temasla hayvandan insana geçen bir virüs yok. Bu tamamen saçmalıktır. Hayvanlarda kuduz belirtisi diye saydıkları şu semptomlar ancak hayvanın kendi vücudunun zehirlenmesinin göstergesi olabilir. Misal köpeklerde beyne dek işleyen bir zehirlenmeye ve aslında ensefalite sebep olarak kuduz virüsü palavrasını uyduruyorlar. Geçmişte siyanür zehirlenmelerinin üzerini "kuduz" diyerek örterlerdi.) Hayır, Çocuk felci virüsü diye bir şey yok. (Çocuk felci gerçekleri: Çocuk felci, çocukların omuriliğinde ağır kimyasal birikmesi sonucu sinir sistemlerinin iflas etmesiyle meydana gelir. Geçmişte "çocuk felci salgını"na doğrudan sebep olan yoğun DDT kullanımıydı. DDT kullanılan bölgelerde DDT hasarı, bir "salgın" özelliği kazanmıştı. DDT yasaklandığında hâliyle "salgın" da sona ermiş oldu. İleri vade ortaya çıkan vakalar nedir? Eğer çocuğun omuriliğinde ağır kimyasal birikmesine sebebiyet veren başka bir tür zehirlenme ardından o vakalar kaydedilmiş ise, tabii ki onu da "poliovirüs"e bağlıyorlar. Misal Salk'ın aşıları sonrası "DDT zehirlenmesi"ni taklit eden hasarlar gösterilmişti. Sadece semptomlara bakıyor ve o semptomları çeşitli şekilde meydana getiren etkenleri hesaba katmıyor ve hazır şablon bir virüs anlatısına başvuruyorlar.) Hayır, HIV diye bir şey yok. (AIDS'in zamanındaki ilk tanısına baktığınızda bunların aşırı alkol, uyuşturucu kullanan insanlar üzerinde olduğunu görürsünüz. Bu insanlar alkol ve uyuşturucu sebebiyle aşırı T hücre düşüklüğü yaşayan insanlardı. Birçok hastalıkta olduğu gibi gerçek nedenle yani toksisite maruziyetiyle ilgilenmeyip bunu bir virüse bağladılar: HIV dediler. Söylemedikleri bir gerçek vardır, Montagnier HIV'i hiçbir zaman izole edememiştir. HIV diye bir şeyin varlığı hiçbir zaman kanıtlanamamıştır. Ve HIV tedavisi için verilen AZT'lerin, HIV'e neyi atfettiler ise bizzat ona sebep olduğu bilinir. AZT tedavisiyle, sahte testlerle HIV pozitif çıkardıkları insanlar, bu defa gerçekten de aşırı T hücre düşüklüğü sorunu yaşar oldular. Aşırı T hücre düşüklüğünün/lenfositopeninin görülmesi için gerçekte lenf düğümlerinde ciddi hasarlar meydana gelmelidir. Buna yakın dönemde neyin sebep olduğunu bilmek ister misiniz? Covid aşıları. Mahkeme zoruyla yayınladıkları şu "yan etki" listesinde lenfositopeni yer alır. Bugün Covid aşı hasarı yaşayan insanları sahte testlerle HIV pozitif çıkarıyorlar.) Hayır, HPV diye bir şey yok. (HPV gerçekleri: HPV'ye atfettikleri rahim ağzı/çevresi siğillerin, döküntülerin vs. sebebi o bölgede birikim gösteren toksisitenin bir işaretidir sadece. O toksisiteye, bölgenin sözde hijyenini sağlamak için yersiz ve gereksiz kullanılan, hâliyle inflamasyon geliştiren kimyasallar, toksik ürünler sebep olur. Plastik yapıda pedler, çeşitli zararlı kimyasalları barındıran yıkama jelleri, duş jelleri vs. ya da öncesinde olunan ve rahim bölgesinde birikim yaptığı ve o bölgede toksisiteye sebep olduğu bilinen içeriklere (polisorbat 80 gibi) sahip aşılar ya da alınan ilaçlar vs.) Hayır, Grip virüsü diye bir şey yok. (Grip, özellikle mevsim geçişlerinde termal değişime karşılık vücudun belli periyotlarda toksin yükünden kurtulma çabasıdır. En basit ifadeyle, detoks sürecidir. Kadınlardaki regl durumuna benzer. Vücudumuz uygun "termal" ortamı bulduğu an, biriken toksin yükünden kurtulmak ister. Eğer bu olmasaydı, ani ölüm bile gelebilirdi. Grip, eskilerin deyimiyle şifalanmadır. Bu sezona çoğu kez toplu olarak gireriz, çünkü termal değişimi topluca hissederiz.) Hayır, Kuş gribi virüsü diye bir şey yok. (Elbette toplu kümes hayvancılığının zavallı hayvanlarda sebep olduğu yoğun stres, kötü beslenme ve kötü koşulları, kuş gribi virüsü palavrasına bağlıyorlar.) Hayır, Sars-Cov-2 diye bir şey yok. (Covid gerçekleri diye buraya hangi bir yazımı koymam gerekir bilmiyorum, son 5 senedir binlerce yazı dizisi çıkardım bu sahtekârlığa yönelik. Ama aralarından en hoşuma gideni paylaşabilirim: Bu sadece basit bir gripti. Ve dünya nüfusunun yarısından fazlası bir gripten "korunma" adına kan dolaşımına gidip o grafen zehirlerini aldı.) Ve aklınıza hayalinize gelebilecek hangi ön isimde olursa olsun, HİÇBİR VİRÜS YOK. VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK. Yazının bu noktasına geldiyseniz, eminim ki virüs yalanını reddetmenin ne derece önemli olduğunu artık iliklerinize dek kavramış durumdasınız. Virüs yalanının olmadığı/çökertildiği bir dünyada; - SMA'lı, otizmli, diyabetli, alerjik, otoimmün hastalıklarına sahip vs. tek bir çocuk olamaz. - Alzheimer, Parkinson, MS, ALS gibi nörodejeneratif hastalıklar, endokrin sistemi bozuklukları, kısırlık gibi üreme problemleri vs. görülemez. Kanser nedir bilinmez/unutulur. İnsanların hayat kaliteleri yüksek, ömürleri uzundur. - TV'ler, radyolar, gazeteler ve tüm sosyal medya kanalları "x salgını" üzerine korku kampanyaları düzenleyemez. - Hükümetler hukuksuz genelgeler yayınlayamaz, insanları evlere kapatamaz, seyahat hakkından mahrum edemez, ağızlara kölelik ağızlıkları olan maskeleri dayatamaz. Ölümcül tedavi protokolleri uygulanamaz. Hem insanlar hem hayvanlar için aşı denen zehir enjeksiyonlarının esamesi okunmaz. - Gerçek tıp uygulanır! Tıp, toksisite maruziyetlerine karşı tedaviyi destekler. Tek bir hücrenin dahi sağlığı ve sıhhati önem kazanır. İnsanlar sıhhatli olmak nedir bilir ve bunu yaşar. Böylesi güzel bir dünyada; Rockefeller Tıbbının ve ilaç tröstlerinin yaslandığı öjenist ideolojiye sahip, insanlara ve hayvanlara ve aslında tüm canlılığa -ezelden- düşman olan malum ÇETE asla barınamaz. İşte bu sebepledir ki, insanlığın biricik kurtuluşu adına; yaşanabilir özgür bir gelecek, çocuklarınız için dileyeceğiniz güzel bir gelecek adına DAHA FAZLA GEÇ OLMADAN ZİHNİNİZDE VE KALBİNİZDE VE ÇEVRENİZE ANLATARAK VE SOSYAL MEDYADA YAZIYLA/VİDEOYLA VS. HAYKIRIN: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK! ŞARLATANLIK SİSTEMİNE KARŞI GERÇEĞİ HAYKIRMA CESARETİNE SAHİP BİR ÇOCUK SAFLIĞIYLA: KRAL ÇIPLAK: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK!

Gül Temel

94,159 views • 10 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, basın ve yayın organlarının Ankara Temsilcileri ile bir araya geldi. Millî Savunma Bakanlığındaki buluşmada Bakan Yaşar Güler terörle mücadele başta olmak üzere 2024 yılında icra edilen faaliyetleri anlattı. Bakan Yaşar Güler basın mensuplarına şu bilgileri verdi: EN YOĞUN, EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYORUZ Ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamak için görevlerimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız yoğun ve başarılı bir yılı geride bırakmanın haklı gururunu yaşıyor, artan bir azim ve kararlılıkla yeni yıla hazırlanıyoruz. Hakiki ve güvenilir bilgiye ulaşmanın her zamankinden daha önemli hâle geldiği, dezenformasyon ile mücadelenin kritik öneme sahip olduğu günümüzde; tüm faaliyetlerimizi büyük bir şeffaflık içinde icra ediyor, kamuoyunu sizlerin aracılığıyla ilk elden bilgilendiriyoruz. Bugün de 2024 yılında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler hakkında sizleri bilgilendirecek, değerli görüşlerinizi alacak ve sorularınızı cevaplayacağız. Stratejik önemi yüksek olan ülkemiz; aynı zamanda çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer almaktadır. Yakın coğrafyamızdan başlamak üzere bölgesel ve küresel gerilimlerin arttığı, istikrarsızlığın ve belirsizliğin hat safhaya çıktığı bir güvenlik ortamından geçiyoruz. Bu kritik dönemde ülkemiz; güvenlik, huzur ve barışı önde tutan çok yönlü ve etkin bir savunma ve güvenlik politikası takip ediyor. Çok boyutlu ve karmaşık hâle gelen mevcut güvenlik ortamı ve bölgemizdeki kaotik gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her an harekâta hazır, etkin ve caydırıcı bir güç olmasını ve bu gücünü pekiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm tehdit ve tehlikelere karşı ülkemizin ve asil milletimizin savunma ve güvenliğini sağlamak için aralıksız çalışmakta, - İstiklal Harbimizden bu yana en yoğun, en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmekte, - Terörle mücadelede, hudut güvenliğinde, yurt içi ve yurt dışında icra edilen faaliyetlerde elde edilen başarı ve etkinliğin çıtasını, her geçen gün daha da yukarılara taşımaktadır. YILBAŞINDAN BU YANA 2 BİN 939 TERÖRİSTİ ETKİSİZ HÂLE GETİRDİK Sizlerin de bildiği gibi Silahlı Kuvvetlerimizin en çok odaklandığı, enerjisini ve zamanını en çok harcadığı konu terörizmle mücadeledir. Terörle mücadelede yaptığımız konsept değişikliğiyle “terörü kaynağında yok etme” anlayışını uygulamaya koyduk. Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlarla terör örgütüne ağır darbeler vuruyoruz. Sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla; Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil bu yılın başından itibaren 2.939 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, yıl içerisinde 99 terörist de teslim olmuştur. Terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hâkimiyetimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz; Irak ve Suriye sınırlarımız boyunca Türkiye’ye tehdit olabilecek tüm terörist faaliyetleri kaynağında yok etmek ve terör belasını milletimizin gündeminden tamamen çıkarmaktır. Bu vesileyle - Terörle mücadelede elde edilen başarılarda en büyük paya sahip olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, - Bugüne kadar terörle mücadelede emeği geçen, katkı sağlayan bütün devlet büyüklerimize, komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetleri personeline teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. PENÇE-KİLİT OPERASYONU İLE 1.136 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ 17 Nisan 2022’de Irak’ın kuzeyinde başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu’nda kahraman ordumuzun büyük cesaret, fedakârlık ve yoğun gayretleriyle Zap’ta kilidi kapattık. Irak sınırımızın tamamının emniyetini sınır ötesinden tesis ettik. Terör örgütü tarafından önemsenen ve Suriye ile Kandil arasında kilit konumda olan bu bölgede 1.136 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, Pençe-Kilit Harekâtı’nda bugüne kadar toplam 3.158 Mayın ve El Yapımı Patlayıcı imha edilmiş, 1.327 mağara ve sığınak kullanılamaz hâle getirilmiş, 957’si ağır silah olmak üzere 2.421 muhtelif silah ve bu silahlara ait 910 binden fazla mühimmat ele geçirilmiştir. Bölgedeki operasyon ve faaliyetlerimiz aynı azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanımızın 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin, Türkiye-Irak ilişkilerinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz. Terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmek için görüşmelere devam ediyoruz. Bu kapsamda ülkemiz ile Irak arasında sonuncusu Bağdat’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantılarının dördüncüsünü, 15 Ağustos’ta Ankara’da icra ettik. Irak Savunma Bakanı ile “Askerî, Güvenlik İş Birliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı”nı imzaladık. PKK’yı kendi problemi olarak da görmeye başlayan Irak’ın PKK terör örgütünü “yasaklı örgüt” ilan etmesi yönünde aldığı kararı memnuniyetle karşılıyor, en kısa sürede “terör örgütü” olarak da ilan etmesini bekliyoruz. SURİYE’NİN BİRLİĞİNİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ DESTEKLİYORUZ Öncelikle belirtmek isterim ki, Suriye’de yaşanan olayların maddi, manevi, sosyal ve toplumsal yükünü en fazla çeken ülke Türkiye’dir. Malumunuz DEAŞ, ardından da PKK/KCK-PYD/YPG-SDG terör örgütü Suriye’deki güç boşluğundan yararlanarak bölgede terör devleti kurmaya çalıştılar. Suriye’de icra ettiğimiz harekâtlarla terör örgütünü engelledik ve sınırlarımızın güvenliğini sağladık. Bölgede yaşayan veya göç etmiş olan Suriye vatandaşları için güvenli ve istikrarlı bir yaşam alanı oluşturduk. Suriye’deki son gelişmeleri en başından itibaren bölgedeki muhataplarımızla iş birliği ve koordinasyon içerisinde yakından takip ediyoruz. Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekliyor, terörle mücadeleye ise büyük önem ve öncelik veriyoruz. SURİYE’DEKİ SON GELİŞMELERDE BİR DAHLİMİZ YOK Yaşanan son gelişmeler ve ortaya çıkan durum; muhalefetin talepleri ve rejimin bunları dikkate almaması, keza rejimin kendisine iyi niyetle uzatılan eli tutmaması nedeniyle uzun süredir çözülemeyen ve Suriye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlardı. Yerel unsurların bu faaliyetlerinin öncesinde veya herhangi bir aşamasında ülkemizin bir dahli olmamıştır. Ayrıca Suriye Millî Ordusunun Suriyeli muhaliflerden meydana geldiğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında Suriye’deki ihtilafın bir tarafı olarak açıkça kabul edilen Suriye Geçici Hükümetinin bir parçası olduğunu ve bu hükümetin Savunma Bakanlığının emri altında çalıştığını da vurgulamakta yarar var. Bu kapsamda; - Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik ağır tehdit oluşturan PKK/YPG terör örgütünün bölgedeki belirsizlikten faydalanmasına asla izin vermeyeceğimizi, Bölgede varlık gösteren terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. SURİYE’NİN ARTIK MÜREFFEH BİR ÜLKE OLMA VAKTİ GELDİ Şimdi Suriye’de ortaya yeni bir durum ve gerçeklik çıktı. Suriye’nin artık; istikrarlı, demokratik ve siyasi açıdan birleşmiş müreffeh bir ülke olma vakti gelmiştir. Bunun için bizler de Suriye’de kapsayıcı bir anayasanın kabulü, serbest seçimlerin yapılması, tam normalleşme ve güvenlik ortamının sağlanması konusunda elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Bu çerçevede Suriye’de 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı temelinde kalıcı siyasi çözüme ulaşılacağına da inanıyoruz. HUDUTLARDA 93 BİN 349 KİŞİNİN GEÇİŞİ ENGELLENDİ Hudut hattımızda dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemler etkin şekilde kullanılıyor. Meydana gelen teknolojik gelişmeler ile tedbirlerimizi geliştiriyoruz. Böylelikle hudutlarımızda kaçak geçişlere asla imkân tanımıyoruz. Hâlen hudutlarımızda 8 Hudut Tugayımız, 6 Hudut Alayımız olmak üzere toplam 60 bin personel de görev yapıyor. 1 Ocak 2024’ten itibaren hudutlarımızda 93 bin 349 kişinin geçişi engellenmiş, yakalanan 13 bin 551 düzensiz göçmen ile 280 terörist ve 801 kilogram uyuşturucu madde kolluk kuvvetlerine teslim edilmiştir. Tüm bunlara rağmen hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi farklı ülke ve zamanlarda çekilmiş, eski ve benzer görüntülerle özellikle sosyal medya üzerinden kamuoyu yanıltılmaya ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yıpratılmaya çalışılmıştır. Yakın zamanda Van-İran sınırımıza bir basın turu düzenledik. Katılan tüm basın mensupları alınan tedbirlerden çok etkilendiklerini belirttiler. TÜRKİYE İLE BİRLİKTE OLANLAR KAZANDI Türkiye; Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atarak bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaştı. Bölgesel ve küresel barış için öncü bir rol üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir. Samimi bir yaklaşımla desteklediğimiz kardeş ve dost ülkeler, Türkiye benzeri bir silahlı kuvvetler yapısını kurmamızı talep ediyorlar. Dostlarımızın bu tutumları, güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik küresel ölçekte ortaya koyduğumuz gayretin ne denli başarılı olduğunun da bir göstergesidir. Türkiye ile birlikte olanlar kazanacak demiştik. 2024, Türkiye ile birlikte olanların kazandığı bir yıl oldu. 2025, bu gerçeğin perçinlendiği bir yıl olacak diye düşünüyoruz. AZERBAYCAN’A HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ İfade etmiş olduğum uluslararası misyonlarımız çerçevesinde en başta kederde ve kıvançta bir ve beraber olduğumuz Can Azerbaycanlı kardeşlerimizin haklı davalarına her türlü desteği verdik, veriyoruz. Bugün, Karabağ’ın tamamında şanlı Azerbaycan bayrağının dalgalanmasından büyük bir memnuniyet duyuruyoruz. “Tek Millet, İki Devlet” anlayışıyla sarsılmaz bağlara sahip ilişkilerimizi, başta savunma sanayi ve askerî iş birliği olmak üzere, daha üst seviyelere taşımak için aralıksız gayret gösteriyoruz. Öte yandan Kafkasya’da güvenlik ve huzurun tesisi, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış antlaşmasından geçmektedir. Bu konuda iki ülkenin gösterdikleri çabayı ve son dönemde katettikleri ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz. AMACIMIZ İSTİKRAR İÇİNDE TEK BİR LİBYA’NIN OLUŞUMUNA KATKI SUNMAK Yakın bağlarımızın olduğu bir diğer ülke ise Libya’dır. Dost ve kardeş Libya ile son yıllardaki iş birliğimiz artarak devam etmektedir. Bu kapsamda askerî eğitim, yardım, iş birliği ve danışmanlık faaliyetleriyle Libyalı kardeşlerimize destek sağlıyoruz. Amacımız, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamış; barış, huzur ve istikrar içerisinde yaşayan tek bir Libya’nın oluşumuna katkıda bulunmaktır. Tek Libya hedefine katkı sağlayan her adımı önemli ve değerli buluyoruz. Nitekim son olarak 28 Kasım’da davetimiz üzerine 5+5 Ortak Askerî Komisyonu ile Ankara’da heyetler arası bir görüşme gerçekleştirdik. SOMALİ’YE DENİZ GÜVENLİĞİ ALANINDA DA DESTEK VERECEĞİZ Türkiye olarak Afrika’nın huzur ve istikrarına büyük önem veriyor, Afrikalı dostlarımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Dost ve kardeş ülke olarak gördüğümüz Somali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak eğitim, danışmanlık ve destek kapsamında icra ettiğimiz faaliyetler artarak devam ediyor. Somali ile 8 Şubat’ta imzaladığımız İş Birliği Anlaşması ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda kendilerine verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vermeye başlayacağız. Bu amaçla Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz, donanma gemilerimizin (TCG Gökova ve TCG Gediz, TCG Ütğm. Arif Ekmekçi) refakat ve korumasında Somali’de görevlerine devam etmektedir. Öte yandan Çarşamba günü, Sayın Cumhurbaşkanımızın arabuluculuğunda Somali ve Etiyopya arasında tarihî bir uzlaşmaya da ev sahipliği yaptık. KATAR’DA DENİZ VE HAVA UNSUR KOMUTANLIKLARIMIZI TEŞKİL ETTİK Etkin bir şekilde faaliyetlerimizi yürüttüğümüz bölgelerden biri de Basra Körfezi’dir. Nitekim dost ve kardeş ülke Katar’da konuşlu Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımız vasıtasıyla Katar Silahlı Kuvvetlerinin savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesini desteklemeye devam ediyoruz. Son olarak Katar’da Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımızı teşkil ederek bölgede yeni bir sorumluluk üstlendik. Böylece birliklerimiz; bölgesel deniz ve hava güvenliği için caydırıcı bir unsur olurken, aynı zamanda dost Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin imkân ve kapasitesini daha da geliştirecektir. 89 ÜLKE İLE ASKERÎ ANLAŞMALAR YAPTIK Bu çalışmalarımızın yanı sıra millî menfaatlerimiz doğrultusunda ve ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi kapsamında çok sayıda kardeş, dost ve müttefik ülke ile askerî çerçeve, eğitim, iş birliği ve yardım anlaşmaları da imzaladık. Bu bağlamda, bugüne kadar 89 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması, 65 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması, 33 ülke ile Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü imzalanmıştır. Ayrıca, 42 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması ve 13 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması ve 14 ülke ile de Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü’nün imzalanmasına yönelik müzakere süreci devam etmektedir. Bunların yanı sıra yeni anlaşmalar imzalamaya ve eski tarihli anlaşmaları güncellemeye yönelik gayretlerimiz de devam etmektedir. 2024’TE 74 ÜLKE İLE 216 GÖRÜŞME YAPTIK Tüm bunlarla birlikte 74 ülke ile ikili ve çoklu yüz yüze ve telefon görüşmeleri olarak 216 görüşme gerçekleştirildi. 28 yurt dışı ziyaret icra edildi, 24’ü Savunma Bakanı olmak üzere 55 görüşme yapıldı. 158 yabancı zevatı kabul ettik. 3 Savunma Bakanı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Ayrıca, 3 yurt dışı, 21 yurt içi olmak üzere 24 birlik ziyareti gerçekleştirdik. YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE TANSİYONUN YÜKSELMEMESİ İÇİN GAYRET SARF EDİYORUZ Yunanistan ile ilişkilerimize baktığımızda ise son dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri yapıcı bir yaklaşımla ilerletmeyi hedefleyen ortak bir tutum mevcuttur. Biz de bu sürecin barış ve huzur içinde devamına yönelik gerekli tedbirleri alıyor, tansiyonun yükselmemesi için gayret sarf ediyoruz. Diğer yandan, Yunanistan ile aramızdaki güveni artırmayı amaçlayan Güven Artırıcı Önlemler Toplantıları ve bunun sonucu olarak gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaret ve faaliyetler de devam etmektedir. Akdeniz ve Ege Denizi’ni ilgili tüm tarafların meşru menfaatlerine saygı duyulan, iş birliği içerisinde bir istikrar ve refah bölgesi olarak görmek istiyoruz. Tabii barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken millî menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimizi ve bu konuda kararlılığımızın tam olduğunu da vurgulamak isterim. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMA KARARLILIĞIMIZ TAMDIR Millî meselemiz olan Kıbrıs konusunda ise bugüne kadar ortaya konulan çözüm yöntemlerinden, maalesef bir sonuç elde edilememiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıl dönümünde şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, 50 yıldır Ada'ya (hem soydaşlarımıza hem de Rumlara) barış ve huzur ortamı gelmiş, akan kan durmuştur. Kıbrıs Adası’nda dengeleri bozabilecek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek her türlü gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Orta Doğu’da yaşananlar sonrası Kıbrıs adasında son dönemde artan hareketlilik ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanma faaliyetleri Ada’daki hassas dengeye zarar vermektedir. Malumunuz son olarak ABD ile GKRY arasında “Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası” anlaşması yapıldı. Bu tutum ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsızlığına zarar vermektedir. ABD’nin 2020 yılında aldığı, 2022’de kapsamını genişlettiği ve 2023’te uzattığı GKRY’ye yönelik silah ambargosunu kaldırma kararını, 1 Ekim 2024 itibarıyla bir yıllığına yeniden uzatacağını açıklaması da kabul edilemez bir durumdur. Ada’da tek ve kesin çözüm; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Türkiye’nin; geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için her türlü askerî ve siyasi tedbiri alma kararlılığı tamdır. İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR Krizin en başından bugüne kadar, yalnızca bölgedeki değil dünyadaki herkesin güven ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkes sağlanarak çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini savunuyoruz. İsrail bugüne kadar alınmış kararlara rağmen, bölgede haksız ve hukuksuz uygulamalarına, masum sivilleri, özellikle çocukları hedef alan katliamlarına devam etmekte, Filistinlilere devlet terörü uygulamaktadır. Öte yandan, İsrail’in Lübnan’a yönelik son saldırıları ve İran ile yaşadığı gerginlik tüm bölgenin kaosa sürüklenme tehlikesini artırmış, İsrail saldırılarının Gazze ile sınırlı kalmayacağı, bölge geneline yayılacağı endişemizin ne kadar haklı olduğunu da göstermiştir. Zira İsrail, işgalci zihniyetini her fırsatta ve gittikçe artan bir saldırganlık ve hukuk tanımazlıkla ortaya koymaktadır. Öyle ki Suriye’de meydana gelen son gelişmeler sonrası İsrail’in Golan tepeleri bölgesindeki yeşil hattı işgali ve Şam’a yönelik saldırıları, bu konudaki haklılığımızın son göstergeleridir. Uluslararası camianın bölgeyi büyük bir tehlikeye sürükleyen bu saldırgan devlete karşı daha da somut adımları bir an önce atması gerekmektedir. Bir kez daha vurgulamak isterim ki; Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrar için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Öte yandan İsrail’in saldırganlığı altında zor durumda kalan Gazze’ye ve Lübnan’a insani yardımlarımızı ulaştırmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, 19 uçak ve 11 gemi ile 275 bin ton yardım malzemesi bölgeye gönderilmiştir. Ayrıca 10 Ekim’de, çok az sayıda ülkenin yapabileceği çok önemli bir tahliye operasyonunu, Beyrut Limanı’ndan gerçekleştirdik. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ SONLANDIRILMASI İÇİN ÇOK YÖNLÜ ÇABALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ Karadeniz’de ise Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle hassasiyet devam etmektedir. İki komşumuz arasındaki bu savaşın sonlandırılması için Türkiye olarak en başından itibaren ortaya koyduğumuz çok yönlü çabalarımızı sürdürüyoruz. Barış olacaksa yine iki tarafla da görüşebilen tek lider olan Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleriyle olacaktır. Karadeniz’e en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak bölgesel sahiplik yaklaşımımızın her zaman altını çiziyor, bu yaklaşımımız çerçevesinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de gerginliği azaltan ve dengeyi tesis eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu, tarafsız ve tavizsiz bir biçimde uyguladık, uygulamaya devam ediyoruz. Aynı şekilde NATO Müttefiklerimiz; Bulgaristan ve Romanya ile birlikte tesis ettiğimiz Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu ile Karadeniz’deki güvenliğe katkılar sağlıyoruz. Temennimiz, tüm dünyayı etkileyen ve yaklaşık üç yıldır devam eden bu savaşın bir an önce son bulmasıdır. NATO’YA KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDİYORUZ Türkiye; NATO İttifakı’na katıldığı günden bu yana üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye; NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak NATO kuvvet yapısına, misyon, operasyon ve karargâhlarına katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - 10 Ekim 2023’te bir yıl süreyle komutasını devraldığı Kosova Barış Gücü (KFOR) Komutanlığı görevini uluslararası sorumluluğun gerektirdiği tam bir tarafsızlık ve şeffaflık içerisinde başarıyla yerine getirmiş, - 18 Ekim 2024’te üstlendiği KFOR Komutan Yardımcılığı görevini devralmış, - 1 Aralık 2024-1 Aralık 2025 tarihleri arasında 65’inci Mekanize Piyade Tugayı Komando Taburumuz ile KFOR İhtiyat Taburu görevini, - 1 Temmuz 2024’te; 4 yıl süreyle üstlendiğimiz Karadeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF BLACK) ile yine 1 yıl süreyle üstlendiğimiz Akdeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF MED) Komutanlıklarını, - 24 Temmuz 2024’te 7’nci kez devraldığı deniz haydutluğuna karşı Birleşik Görev Kuvveti (CTF-151) komutasını, - 3 Aralık 2024’te Kanada Deniz Kuvvetlerinden devraldığı NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2’nin komutasını başarıyla sürdürülmektedir. Ayrıca, NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını da 16 Aralık’ta, 6 aylığına devralınacaktır. Bosna Hersek’teki Avrupa Birliği Gücü Althea Harekâtı Manevra Bölüğü rotasyonu kapsamında ise bir motorlu piyade bölüğümüz 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla İtalya’dan görevi devralacak ve 30 Haziran 2026’ya kadar 18 ay süreyle görevini sürdürecektir. TSK 2024’TE 140 TATBİKATI BAŞARIYLA İCRA ETTİ Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevlerinin yanı sıra; etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak için ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir. 1 Ocak’tan itibaren 39’u NATO, 32’si Millî, 48’i Davet ve 21’i Özel olmak üzere toplam 140 tatbikat başarıyla icra edilmiştir. 2024 yılında; Kara Kuvvetlerimiz, 10 bölgede aynı anda harekât icra etmiş ve etmekte, Deniz Kuvvetlerimiz, 125 bin 766 saat seyir gerçekleştirmiş, Hava Kuvvetlerimiz, 72 bin 965 sorti, 143 bin 726 saat uçuş yapmış, Farklı coğrafyalarda 70 bin personel ile 20 görev icra edilmektedir. 35 BÜYÜK ORMAN YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN 114 HELİKOPTER İLE DESTEK SAĞLADIK Bakanlığımız tüm bu faaliyetlerinin yanı sıra, yaşanan afet ve acil durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelen talepler çerçevesinde arama, kurtarma, ulaştırma, güvenlik, barınma ve iaşe desteği de sağlamaktadır. 1 Mayıs-30 Kasım 2024 (yangın mevsimi) tarihleri arasında Orman Genel Müdürlüğünün talebine istinaden 35 büyük orman yangınına 114 helikopter ile 3.558 sorti ve 7 bin tondan fazla su atımı yapılarak destek sağlanmıştır. MİLLÎ TEKNOLOJİ HAMLESİ, ÜLKEMİZ İÇİN ELZEMDİR Savunma sanayii alanında güçlü ve bağımsız olmayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve teşvikiyle mütemadiyen geliştirilen yerli ve millî savunma sanayii ürünü silah sistemleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri her geçen gün daha da artırılmaktadır. Bu anlayışla başlatılan ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz “Millî Teknoloji Hamlesi”, egemenlik ve bağımsızlığımız için vazgeçilmez olduğu gibi ülkemizin jeopolitik ve stratejik konumu itibarıyla da elzemdir. Savunmamız ne kadar güçlü ve bağımsızsa, yarınlarımız o kadar güvenlidir. Bugün insansız kara, deniz ve hava araçlarından helikopterlere, silah ve akıllı mühimmatlardan füzelere, hava savunma ve elektronik harp sistemlerine kadar geniş bir yelpazede ihtiyacımız olan teknolojileri, yerli ve millî olarak tasarlayıp üretiyor ve çok sayıda ülkeye de ihraç ediyoruz. Tasarımdan üretime kendi imkânlarımızla geliştirdiğimiz sistemleri kardeş, dost ve müttefik ülkelere de ihraç ederek ekonomimize de önemli katkılar sağlıyoruz. Bu kapsamda büyük bir başarıyla hizmet veren ve dünya klasmanında takdir gören silahlı/silahsız insansız hava sistemlerimiz; Akıncı, TB-2,TB-3, Aksungur, Anka ve üretimi devam eden Kızılelma ve Anka-3’ün yanı sıra; - Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız “HÜRKUŞ”, - Jet eğitim uçağımız “HÜRJET”, - Genel maksat helikopterimiz “GÖKBEY” ve taarruz helikopterimiz ATAK, - İlk yerli ve millî savaş uçağımız KAAN, - Ana Muharebe Tankımız ALTAY, - MİLGEM projesi kapsamında üretilen korvetler, - Millî Denizaltı (MİLDEN Projesi), - İSTİF sınıfı fırkateynler ve özellikle TCG ANADOLU ülkemizin savunma sanayi atılımlarının en somut örnekleridir. Son olarak geçtiğimiz ay Bayraktar TB-3’ün, millî gururumuz ve donanmamızın amiral gemisi TCG Anadolu’dan ilk kalkış ve inişini başarıyla gerçekleştirmesi de / yerli ve millî savunma sanayindeki adımlarımızın en son örneğidir. Ayrıca, Dizayn Proje Ofisimiz tarafından, yerli ve millî olarak tasarlanan ve üretilen Ada Sınıfı korvetlerimiz ve İstanbul firkateynimizden sonra / 3’üncü proje olan TF-2000 hava savunma harbi muhribi ile 4’üncü proje olan millî uçak gemisinin tasarım faaliyetleri de başarıyla devam etmektedir. Önümüzdeki yılın ilk aylarında, bu iki proje kapsamında sac kesme faaliyetlerinin de yapılmasını planlıyoruz. Öte yandan uzun menzilli hava savunma sistemleri (SİPER), füze teknolojileri ve elektronik harp sistemleri gibi kritik savunma sanayi projelerimizde de önemli aşamalar kaydedilmiştir. Türk savunma sanayisinin önemli bir yapıtaşı olarak hayata geçirilmekte olan Çelik Kubbe; kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma silah sistemlerimizin (KORKUT, HİSAR-A/HİSAR-O, GÖKDEMİR, SİPER) entegre biçimde görev yapmasını sağlayan, günümüzün tehditlerini bertaraf etme kabiliyetine sahip etkili ve katmanlı bir hava savunma mimarisidir. Bu “güvenlik şemsiyesi”ni inşa edecek teknolojik olgunluğa erişmiş durumdayız. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

51,702 views • 1 year ago

Millî Savunma Bakanlığının faaliyetleri başta olmak üzere gündemdeki konulara ilişkin olarak Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı gerçekleştirildi. Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından icra edilen toplantıda şu bilgiler paylaşıldı: 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI’NI ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLERLE KUTLAYACAĞIZ Büyük Zafer'in 103’üncü yılına ulaşmanın haklı gurur ve heyecanını milletçe idrak ettiğimiz 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nü şimdiden kutluyor; başta Ebedî Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele kahramanlarımızı, aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü kutlamaları kapsamında; ▪️Ankara’da geçit töreni, ▪️Deniz Kuvvetlerimiz tarafından 24 gemi ile 24 limanda halka açık liman ziyaretleri gerçekleştirilecektir. ▪️26-27 Ağustos tarihlerinde Afyonkarahisar ve Manisa’da SOLOTÜRK, Konya’da Türk Yıldızları tarafından selamlama/gösteri uçuşları icra edilmiş, ▪️30 Ağustos’ta Anıtkabir’de SOLOTÜRK, Kütahya'da Türk Yıldızları ekiplerimizin selamlama/gösteri uçuşu ile Eskişehir, Manisa, Konya, Kocaeli, Kahramanmaraş ve Mersin’de muharip uçak geçişleri yapılması planlanmaktadır. Ayrıca, 26-31 Ağustos tarih aralığında; ▪️Afyonkarahisar’da Mehteran Birlik Komutanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, ▪️Dumlupınar Zafer Abidesi'nde Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı bandoları, ▪️Kosova’da Donanma Komutan Yardımcılığı Bandosu tarafından tören ve konserler icra edilmekte, ▪️Mehteran Birlik Komutanlığı, Armoni Mızıkası ile Kara ve Hava Kuvvetleri Bando Komutanlıklarımızdan oluşan karma bando tarafından 30 Ağustos’ta Ankara’da, ▪️Mehteran Birlik Komutanlığımızca, 31 Ağustos’ta TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında İstanbul’da tören ve konser faaliyetleri gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. ▪️Bando Komutanlıklarımız tarafından 26 Ağustos’ta başlayan ve birçok ilimizde ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen bando konserleri 9 Eylül’e kadar devam edecek, ▪️“Askerî Müzelerimiz” ise 30 Ağustos’ta halkımız tarafından ücretsiz olarak ziyaret edilebilecektir. Tüm halkımızı, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nün gurur ve coşkusunu birlikte yaşamaya davet ediyoruz. Öte yandan, 30 Ağustos itibarıyla terfi edecek tüm personelimize yeni rütbe ve görevlerinde başarılar diliyor, emekliye ayrılacak mensuplarımıza da hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyor, sağlıklı bir yaşam diliyoruz. 2 PKK’LI TERÖRİST DAHA TESLİM OLDU Ülkemizin savunma ve güvenliği için var gücüyle çalışan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, kalıcı güvenliği tesis etmek amacıyla 7 gün 24 saat esasıyla gerçekleştirdiği görev ve faaliyetleri kapsamında son bir haftada; ▪️Barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı terörist teslim olmuş, ▪️Pençe-Kilit başta olmak üzere operasyon bölgelerinde tespit edilen teröristlere ait mağara, sığınak ve barınaklarda ele geçirilen çok sayıda silah, mühimmat ve muhtelif malzeme kullanılamaz hâle getirilmiştir. Suriye Harekât Alanlarında devam eden “tünel imha” faaliyetleri kapsamında, son bir haftada Menbic bölgesinde imha edilen 8 kilometre uzunluğundaki tünel ile birlikte, imha edilen tünel uzunluğu Tel Rıfat ve Menbic dâhil 556 kilometre olmuştur. HUDUTLARDA 395 ŞAHIS YAKALANDI Zorlu iklim ve arazi şartlarında kesintisiz devam eden hudut güvenliği faaliyetlerinde ise hafta boyunca; ▪️Sınırlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 5’i terör örgütü mensubu olmak üzere 395 şahıs yakalanmış, 976 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. ▪️Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 5 bin 508, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 47 bin 857 olmuştur. Yine, bu hafta içerisinde Van ve Iğdır hudut hatlarında yapılan arama tarama faaliyetlerinde toplam 166 kilogram uyuşturucu madde ele geçirilmiştir. TCG KINALIADA, BİNGAZİ’YE LİMAN ZİYARETİ YAPTI Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ulusal güvenliğimizin yanı sıra bölgesel ve küresel barış ve istikrara etkin katkılar sunmaya da devam etmektedir. Libya’daki kapsayıcı ve istikrarı teşvik eden politikamız doğrultusunda, Libya’nın hem Doğu hem Batı tarafı ile ilişkilerimizin geliştirilmesi maksadıyla 20-21 Ağustos tarihlerinde TCG Kınalıada korvetimizin gerçekleştirdiği Bingazi'ye liman ziyareti kapsamında; ▪️Savunma ve Güvenlik Genel Müdürümüz başkanlığındaki Millî Savunma Bakanlığı heyetimiz, Libya Ulusal Ordusu Komutan Yardımcısı ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Saddam Hafter’i ziyaret etmiş, ▪️“Tek Libya, Tek Ordu” hedefiyle müşterek gerçekleştirilebilecek çalışmalara ilişkin toplantılar yapılmış, ▪️Orgeneral Saddam Hafter tarafından TCG Kınalıada’ya ziyarette bulunulmuş, ▪️TCG Kınalıada korvetimiz, Libya Ulusal Ordusu Deniz Kuvvetleri bağlı karakol botları ve TCB-59 helikopterimizle PASSEX ve PHOTEX eğitimleri icra etmiştir. GAZZE’DEKİ YAŞAM MÜCADELESİ DAYANILMAZ BİR HÂL ALMAKTA İsrail, bölgemizdeki barış ve istikrarı hedef alan pervasız saldırılarını sürdürmektedir. İnsani felaketin devam ettiği Gazze’de, açlıkla sınanan Filistin halkının verdiği yaşam mücadelesi her geçen gün dayanılmaz bir hâl almakta, İsrail güçlerinin hastanelerde bulunanlar dâhil masum sivilleri ve gazetecileri kasten hedef alan katliamları devam etmektedir. Bağımsız gazetecilerin hedef alınması yaşanan katliamın ve insani trajedinin uluslararası kamuoyuna yansıtılmasını engellemeyi amaçlamaktadır. İşlediği savaş suçları ve uluslararası ihlallerin cezasız bırakılması İsrail’in zorbalıkta sınır tanımaz tavrını pekiştirmektedir. İsrail’in bu tavrı karşısında, Gazze’de kalıcı bir ateşkesin sağlanması, insani yardım koridorlarının kesintisiz açık bulundurulması ve sorumluların hesap vermesinin temin edilmesi uluslararası toplumun temel yükümlülüğü hâline gelmiştir. Ayrıca, İsrail yönetiminin; Suriye, Lübnan ve Yemen’deki saldırıları da bölgemizin güvenliği ve istikrarını zedelemektedir. İsrail’in, tüm komşu ve bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı duyması bölgesel barış ve istikrar için zaruridir. SAYIN BAKANIMIZ, İSTANBUL’DA TEKNOFEST MAVİ VATAN’A İŞTİRAK EDECEK Sayın Bakanımız; 22 Ağustos’ta Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi ile Kara Kuvvetleri Komutanı olarak atanan Orgeneral Metin Tokel’i kabul etmiş, Aynı gün (22 Ağustos) Birleşik Krallık Savunma Bakanı ile ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik ile savunma sanayi konularının ele alındığı bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. 25 ve 26 Ağustos’ta Malazgirt Zaferi’nin 954'üncü yıl dönümü etkinlikleri için Türk Silahlı Kuvvetleri Komuta Kademesi ile gittiği Bitlis'te Ahlat Komando Tabur Komutanlığımızı ziyaret ederek inceleme ve denetlemelerde bulunan Sayın Bakanımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle gerçekleştirilen Ahlat’taki Kutlama Programı’na iştirak etmiştir. 27 Ağustos’ta Kültür ve Turizm Bakanımız ile Bakanlığımızda bir araya gelen Sayın Bakanımız; Aynı gün (27 Ağustos); Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle ASELSAN Gölbaşı Yerleşkesi'nde gerçekleştirilen Çelik Kubbe Teslimatları, Tesis Açılışları ve Oğulbey Temel Atma Töreni’ne, Müteakiben Ankara’da düzenlenen kadın futbolunda performans sahiplerinin ödüllendirildiği "II. Kristal Ayaklar Ödül Töreni"ne katılmıştır. Bugün (28 Ağustos), İstanbul Tersanesi Komutanlığımızda düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan’a iştirak eden Sayın Bakanımız, Yarın (29 Ağustos) Bakanlığımızda düzenlenecek Rütbe Terfi Töreni’ne, 30 Ağustos’ta; Anıtkabir’de düzenlenecek törene, Cumhurbaşkanlığı Külliyesindeki tebrigata, Devlet Mezarlığındaki Anma Töreni ile Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarının Kara Harp Okulundaki Diploma Alma ve Sancak Devir Teslim Töreni’ne katılacaktır. Sayın Genelkurmay Başkanımız ise 27 Ağustos’ta Pakistan Genelkurmay II’nci Başkanı’nı kabul etmiştir. Pakistan Genelkurmay II’nci Başkanı bugün de (28 Ağustos) Hava Kuvvetleri Komutanımızı ziyaret etmektedir. TSK, EĞİTİM-TATBİKAT VE ULUSLARARASI GÖREVLERE DEVAM EDİYOR Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak için ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de başarıyla sürdürmektedir. Bu kapsamda, 1-12 Eylül tarihleri arasında; ▪️Adapazarı/Sakarya’da Yıldırım Seferberlik 2025 tatbikatının icra edilmesi, ▪️İtalya’da Dynamic Move-II NATO Mayın Harekâtı tatbikatına katılım sağlanması planlanmaktadır. ▪️26-29 Ağustos tarihleri arasında NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2 görevi kapsamında Arnavutluk Deniz Kuvvetlerine ait LISSUS tarafından İzmir’e liman ziyareti yapılmaktadır. Hava Kuvvetleri Komutanlığımızca; ▪️18-22 Ağustos tarihleri arasında “Açık Semalar Antlaşması” kapsamında destek uçaklarımız tarafından Gürcistan hava sahasında gözlem, ▪️NEXUS ACE kapsamında, 26 Ağustos’ta muharip ve destek uçaklarımız ile NATO AWACS uçağının katılımıyla eğitim uçuşları yapılmıştır. ▪️26 Temmuz-29 Ağustos tarihleri arasında 18’nci Ana Üs Komutanlığı/Yalova ve Yenişehir Hava Meydan Komutanlığı/Bursa’da 2025 yılı Hava Harp Okulu Öğrenci Seçme Uçuşları icra edilmektedir. Diğer taraftan; ▪️17-23 Ağustos tarihleri arasında Polonya’da düzenlenen 17 ülkeden 23 takımın katıldığı “35’inci NATO Satranç Şampiyonası”da şampiyon olan TSK Spor Gücü Satranç Takımımızı, ▪️18-22 Ağustos tarihleri arasında Danimarka’da gerçekleştirilen “Lapua Avrupa Kupası Ateşli Silahlar Tüfek 300 metre Şampiyonası”nda Avrupa 3’üncülüğü elde eden TSK Spor Gücü Erkek Tüfek Atış Takımımız ile ▪️21-24 Ağustos tarihleri arasında İsveç’te düzenlenen “Lapua Avrupa Kupası Ateşli Silahlar Tabanca 25 metre Şampiyonası”nda Avrupa 3’üncüsü olan TSK Spor Gücü Erkek Tabanca Atış Takımımızı, ▪️Ayrıca, 22-25 Ağustos tarihleri arasında Polonya’da 18 ülkeden 115 üniversite ve 233 sporcunun katılımıyla icra edilen “Avrupa Üniversiteler Kick Boks Şampiyonası”nda, “Kick Boks Full Contact” kategorisinde takım olarak Avrupa Üniversiteler Şampiyonu olan Millî Savunma Üniversitemizi ve derece elde eden tüm sporcularımızı bir kez daha tebrik ediyoruz. TEKNOFEST MAVİ VATAN’A TÜM HALKIMIZI BEKLİYORUZ Yerli ve millî savunma sanayi ürünlerimizle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin etkinlik ve caydırıcılığının artırılması faaliyetlerine de devam edilmektedir. Bakanlığımıza bağlı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimiz tarafından Altay Tankı için silah sistemi, Fırtına obüsü ekipmanları ile Gökdeniz silah sistemi dâhil muhtelif adet ve çapta silah ve mühimmatın teslimatları tamamlanmıştır. 23 Ağustos’ta Zafer Haftası vesilesiyle gençlerimize teknoloji ve savunma sanayi alanında ilham vermek amacıyla düzenlenen ve 350 gencimizin katıldığı TCG Anadolu ile Çanakkale’den İstanbul’a “TCG Anadolu Zafer Yolculuğu” etkinliği başarıyla icra edilmiştir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız tarafından TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında 24 Ağustos’ta TCG Savarona ve TCG Anadolu dâhil 9 gemi ile İstanbul’da Boğaz Geçişi icra edilmiştir. Boğaz geçişinde Sayın Cumhurbaşkanımız Dolmabahçe Saray’ında 21 pare top atışı ve çimariva ile selamlanmış, Sayın Bakanımız da TSK Komuta Kademesi ile birlikte Sayın Cumhurbaşkanımıza eşlik etmiştir. 30-31 Ağustos tarihlerinde İstanbul Tersanesi Komutanlığımızda düzenlenecek, ülkemizin ve Deniz Kuvvetlerimizin denizlerdeki gücü ile bu alandaki ileri teknolojik yetkinliğini katılımcılarla buluşturacak TEKNOFEST Mavi Vatan’a, gençlerimiz başta olmak üzere tüm halkımızı bekliyoruz. ÖĞRENCİ VE PERSONEL TEMİN FAALİYETLERİ SÜRÜYOR Personel ve askerî öğrenci alım/temin faaliyetlerimiz de planlandığı şekilde devam etmektedir. Millî Savunma Bakanlığına Sözleşmeli Bilişim Personeli Temini kapsamında başvurular 3 Eylül’de sona erecektir. ▪️Millî Savunma Üniversitesi Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları ile Bando Astsubay Meslek Yüksekokulu 2024-2025 eğitim ve öğretim yılı Diploma Alma ve Sancak Devir Teslim Törenleri 30 Ağustos’ta, ▪️Kara, Deniz ve Hava Astsubay Meslek Yüksekokullarının Diploma Alma ve Sancak Devir Teslim Törenleri ise 31 Ağustos’ta yapılacaktır. 2024-2025 eğitim ve öğretim döneminde; Harp Okullarından 1.299 subay, Astsubay Meslek Yüksekokullarından 1.943 astsubayın yanı sıra 16 dost ve müttefik ülkeden 106 subay ve 70 astsubay mezun olacaktır. Sonuç olarak bağımsızlığımızın, bölünmez bütünlüğümüz ile millî birlik ve beraberliğimizin güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; nitelik ve nicelik olarak her geçen gün daha da güçlenmeye ve kendisine tevdi edilen tüm görevleri büyük bir azim, kararlılık ve başarıyla yerine getirmeye devam edecektir. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

23,755 views • 1 year ago

SESLİ MAKALE 🇷🇺🇨🇳🇮🇷Rusya ve Çin, İran’daki Savaşa Sanılandan Daha Fazla Müdahil ✍🏽Michael Snyder ➖Batı gerçekte neler olup bittiğinin farkında değil, iyi günler hiç bitmeyecekmiş gibi eğlenip duruyorlar, hem Rusya hem de Çin ile savaşa girme ihtimaliyle karşı karşıyayız. ➖ İran, Rusya ve Çin’den sessiz sedasız oldukça ciddi bir askeri ve teknik destek alıyor. ➖ Çinli drone üreticisi DJI’dan en az yedi teknisyen, İran’a yönelik hava saldırılarında hayatını kaybetti. ➖ 300 ila 400 Çinli askeri ve teknik personelin, iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kaldığı iddia ediliyor. ➖ Nanjing’deki 14. Araştırma Enstitüsü’nden üç seçkin radar uzmanının, ilk bombardıman dalgasında bedenlerinin tamamen buharlaştığı belirtiliyor. ➖ Rusya’nın, ABD güçlerini hedef alabilmesi için Tahran’a uydu görüntüleri ve geliştirilmiş drone teknolojisi sağladığı öne sürülüyor. ➖ Rusya'nın sağladığı istihbarat desteğinin; Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt’teki ABD radar sistemlerine yönelik saldırılarda etkili olduğu düşünülüyor. ➖ İran tarafından fırlatılan füzelerin, dünyanın doğal gaz üretiminin %20’sini karşılayan Katar’daki Ras Laffan tesisini vurduğu bildirildi. ➖ Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın füzelerle hedef alınmasının ardından, gökyüzünü büyük bir ateş topunun aydınlattığı aktarılıyor. ➖ Pekin yönetimi, kamuoyuna dâhil olmadığını söylediği bir yabancı savaşta personelinin öldüğünü kabul etmeyi reddediyor. ➖ Bu tablo, Rusya ve Çin’in İran’daki savaşa çoğu insanın fark ettiğinden çok daha derin bir şekilde dahil olduğunu gösteriyor. Makalenin tamamı👇🏾 Görünüşe göre İran, Rusya ve Çin’den sessiz sedasız oldukça ciddi bir destek alıyor. Aşağıda göreceğiniz üzere, Çin’in İran için insansız hava araçlarını seri şekilde ürettiği iddia ediliyor; ayrıca bir raporda, ABD ve İsrail hava saldırılarıyla tahrip edilen yer altı sığınaklarında saklanan yüzlerce Çinli askeri ve teknik personelin “ölmüş ya da yavaş yavaş boğularak can veriyor olabileceğinden endişe edildiği” öne sürülüyor. Öte yandan Wall Street Journal, Rusya’nın İran’la teknoloji paylaştığını ve insansız hava aracı ile füze saldırıları için hedefleme verileri sağladığını iddia ediyor. Tüm bunlar, Rusya ve Çin’in İran’daki savaşa çoğu insanın fark ettiğinden çok daha fazla dahil olduğunu gösteriyor—ve bu durumun hepimizi derinden endişelendirmesi gerekir. Şimdi sizinle, ilk karşılaştığımda beni gerçekten sarsan bazı bilgileri paylaşacağım. Bağımsız gazeteci Jennifer Zeng, hâlâ üst düzey erişime sahip eski bir Çinli üst düzey yetkiliden gelen istihbarata erişimi olduğunu iddia ediyor. Bu kaynağa göre, İranlıların ABD ve İsrail’i yenmesine yardımcı olmak amacıyla gönderilen yüzlerce askeri ve teknik personel, “şu anda hiçbir iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kalmış durumda”. Aşağıda, Zeng’in X’te paylaştığı raporun tamamı yer almaktadır… Çin Komünist rejiminin içinden gelen yeni istihbarat, daha önce bilinenden çok daha büyük bir felaketi ortaya koyuyor: Çinli drone üreticisi DJI’dan en az yedi teknisyen, İran’a yönelik ABD-İsrail hava saldırılarında öldürüldü; 300 ila 400 Çinli askeri ve teknik personel ise şu anda hiçbir iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kalmış durumda — bunların birçoğunun ölmüş ya da yavaş yavaş boğularak can veriyor olmasından endişe ediliyor. Bu bilgi, hâlâ erişimi bulunan eski bir üst düzey ÇKP yetkilisinden doğrudan geliyor ve Kanadalı yazar ve muhalif Sheng Xue (盛雪SHENG Xue) aracılığıyla aktarılıyor. Pekin ve Tahran’ın “tamamen güvenli” olarak nitelendirdiği sığınaklar, İran içinden bazı kişilerin tam koordinatları İsrail’e sızdırmasının ardından yıkıcı bir hassasiyetle vuruldu. Kritik varlıkları korumak amacıyla tasarlanan bu yapılar, İran’daki askeri tesislerin derinliklerine yerleştirilmiş Çinli danışmanlar için bir toplu mezara dönüşmüş durumda. Nanjing’deki CETC’ye bağlı 14. Araştırma Enstitüsü’nden üç seçkin radar uzmanının — ABD’nin ilk bombardıman dalgasında bedenleri tamamen buharlaşan — teyit edilmiş ölümlerine ek olarak, ortaya çıkan tablo artık Xi Jinping’in İran’a verdiği örtülü desteğin feci bir başarısızlığına işaret ediyor. Amerikan F-35 ve F-22 hayalet savaş uçaklarına karşı koymak üzere Pekin’in kendi tanımıyla “en iyileri” olan bu üç uzman, İranlı personelle birlikte hayatını kaybetti ve geriye hiçbir kalıntı kalmadı. Nanjingli bu üç uzmanın aileleri, “olay sonrası işlemler” için ÇKP’nin Örgüt Departmanı’na çağrıldı. Tazminat sözü verildi, ancak miktar hâlâ açıklanmadı. Rejimin alışıldık yöntemi — sessizliği satın almak için yüksek miktarda sus payı ödemek — şimdiden devreye girmiş durumda. Çin Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ya da devlet medyasından herhangi bir resmi açıklama yapılmış değil. Pekin, kamuoyuna dâhil olmadığını söylediği bir yabancı savaşta personelinin öldüğünü kabul etmeyi reddettiği için bilgi akışı tamamen kesilmiş durumda. Gelişmekte olan bu trajedi, Xi için acımasız bir kamusal aşağılanma niteliği taşıyor. Başkan Trump’ın saldırıları, İran’ın çökmekte olan savunmasını ayakta tutmaya çalışan Çin’in pervasız vekil rolünü açığa çıkardı; Avrupa elitleri ise — İran petrolündeki geniş ve gizli çıkarlarını korurken — küreselci ağlarının bozulmasına öfke duyuyor. Yüzlerce Çinlinin hayatı tehlikede; yabancı sığınaklarda diri diri gömülmüş, sus payıyla susturulmuş ve dünyanın en etkili sansür mekanizması tarafından görünmez kılınmış durumdalar. Xi’nin kumarı ölümcül sonuçlar doğurdu — ve ölü sayısı artmaya devam ediyor. (Yalnızca Sheng Xue’nin, ÇKP rejimi içindeki kaynağı — hâlen erişimi bulunan eski bir üst düzey yetkili — aracılığıyla sağlanan güncel ve birinci el bilgilere dayanmaktadır. Herhangi bir spekülasyon veya uydurma yoktur.) Söylemeye gerek yok ki, Çin’deki komünist hükümet bunların hiçbirini resmî olarak asla doğrulamayacaktır. Ancak Jennifer Zeng, yıllardır Çin içinde olup bitenleri doğru şekilde aktarıyor. Bu nedenle onu güvenilir bir kaynak olarak değerlendiriyorum. Elbette Çin’in İranlılara sağladığı yardımdan söz eden tek kişi o değil. The Sun, bir Çin fabrikasının İran’a ait intihar dronlarını seri şekilde ürettiğini gösterdiği öne sürülen çarpıcı yeni video görüntülerini ele alan bir makale yayımladı… Çin, Shahed üretim hattını gösterdiği öne sürülen bir videonun ortaya çıkmasının ardından İran’ın intihar dronu filosunu kurmasına yardım etmekle suçlanıyor. Pekin’in yerel TikTok’u olan Douyin’de bir fabrika tarafından paylaşılan görüntüler, bir atölyede insansız hava araçlarının monte edildiğini gösteriyor. Diğer görüntülerde ise, Tahran’ın ölümcül Shahed dronlarına benzeyen çok sayıda insansız hava aracının, sevkiyat öncesinde bir depoda sıralandığı görülüyor. Bence Çin’in gerçekten açıklaması gereken çok şey var. Bu arada Wall Street Journal, Rusya’nın “bölgedeki ABD güçlerini hedef alabilmesi için Tahran’a yardımcı olmak amacıyla uydu görüntüleri ve geliştirilmiş insansız hava aracı teknolojisi sağladığını” iddia ediyor… Konuya aşina kaynakların aktardığına göre Rusya, İran ile istihbarat paylaşımını ve askeri iş birliğini genişleterek, Tahran’ın bölgedeki ABD güçlerini hedef almasına yardımcı olmak amacıyla uydu görüntüleri ve geliştirilmiş insansız hava aracı teknolojisi sağlıyor. Rusya, ABD ve İsrail’in askeri gücüne karşı mücadelede en yakın Orta Doğu müttefikini ayakta tutmaya ve kendisine askeri ve ekonomik açıdan fayda sağlayan bu savaşı uzatmaya çalışıyor. Eğer bu doğruysa, bu durum Rusya’yı İran’daki savaşın bir tarafı hâline getirir; tıpkı Ukraynalılara sağladığımız destek nedeniyle bizim de Ukrayna’daki savaşın bir tarafı olmamız gibi. Rusların paylaştığı teknoloji sayesinde İranlıların, insansız hava araçlarının navigasyon ve hedefleme kabiliyetlerini geliştirebildiği bildiriliyor… Kaynaklara göre sağlanan teknoloji, iletişim, navigasyon ve hedeflemeyi geliştirmeyi amaçlayan modifiye edilmiş Shahed insansız hava araçlarının bileşenlerini içeriyor. Kaynaklar — aralarında üst düzey bir Avrupalı istihbarat yetkilisinin de bulunduğu kişiler — Rusya’nın ayrıca Ukrayna’da insansız hava araçlarını kullanma deneyiminden yararlanarak, operasyonlarda kaç dronun kullanılacağı ve hangi irtifalardan saldırı düzenlenmesi gerektiği konusunda taktiksel rehberlik sunduğunu belirtti. Şüphesiz, İran’a ait insansız hava araçları geçmişe kıyasla daha etkili hâle geliyor. Bunun ne kadarında Rusların payı var? Buna ek olarak, Rusların görünüşe göre “uydu görüntülerini doğrudan İran’a sağladığı” ve bunun da İranlıların Orta Doğu genelindeki hedefleri son derece yüksek bir hassasiyetle vurabilmesine imkân tanıdığı belirtiliyor… The Wall Street Journal’ın haberine göre Rusya, İran’a Orta Doğu’daki ABD askeri güçlerinin konumlarının yanı sıra bölgedeki müttefiklerinin yerlerini de sağlıyor. Yetkili ve bir Orta Doğulu diplomat olan iki kaynağın aktardığına göre, bu iş birliği savaşın ilk günlerinde derinleşti ve Rusya son dönemde İran’a doğrudan uydu görüntüleri sağlamaya başladı. Analistler, bu yardımın ABD ve Avrupalı müttefiklerin son yıllarda Ukrayna’ya sağladığı istihbarata benzer nitelikte olduğunu belirtiyor. Kaynaklara göre Körfez bölgesinde Moskova’nın desteğinin, İran’ın bölgede ABD radar sistemlerine yönelik son saldırılarında etkili olduğu düşünülüyor. Bu saldırılar arasında Ürdün’deki Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) sistemi için kullanılan bir erken uyarı radarı ile Bahreyn, Kuveyt ve Umman’daki diğer hedefler de yer alıyor. Görünüşe göre Batı dünyasındaki çoğu insanın hayal ettiğinden çok daha yakın bir noktada, hem Rusya hem de Çin ile savaşa girme ihtimaliyle karşı karşıyayız. Ancak Batı dünyasındaki insanların büyük bir kısmı hâlâ bir şekilde her şeyin yoluna gireceğine inanıyor. İran böylesine yakın bir müttefik olduğu için, hem Rusya hem de Çin İran’daki rejimin ayakta kalmasını ister. Fakat her geçen gün daha fazla rejim lideri öldürülüyor ve bize “bir kargaşa hissinin hâkim olmaya başladığı” söyleniyor… En üst düzey liderlerden alt rütbeli askerlere kadar binlerce rejim mensubunun öldürülmesiyle birlikte, İranlılar bir kargaşa hissinin giderek hâkim olmaya başladığını bildiriyor. Güvenlik güçleri baskı altında ve kaçış hâlindeyken, protestocuları sokaklardan uzak durmaları için tehdit ediyor ve ABD’ye, İsrail’e ve Basra Körfezi’ndeki Arap komşularına yönelik saldırılar düzenliyor. Rejim kesinlikle zayıflatıldı, ancak henüz etkisiz hâle getirilmiş değil. Nitekim rejim tarafından kısa süre önce fırlatılan füzeler, dünyanın en büyük doğal gaz tesisini vurdu… İran’ın Orta Doğu genelindeki enerji tesislerine saldırarak “tam ölçekli bir ekonomik savaş” başlatma tehdidinde bulunmasından saatler sonra, bu gece Katar’da füzelerin “geniş çaplı hasara” yol açtığı bildirildi. Videolarda, dünyanın en büyük doğal gaz tesisi olan Ras Laffan’da ve Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da büyük patlamaların meydana geldiği görülüyordu. Tahran’ın “önümüzdeki saatler içinde” saldırılar düzenleyeceği uyarısında bulunmasının ardından, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’daki enerji tesisleri tahliye edildi. Şu anda tanık olduğumuz şey kesinlikle eşi benzeri görülmemiş bir durum. Katar’daki bu tesis, dünyanın doğal gaz üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılıyor. Eğer bu tesis devre dışı kalırsa, derhal küresel bir doğal gaz kıtlığıyla karşı karşıya kalırız. Suudi Arabistan’da ise başkent Riyad’ın İran füzeleri tarafından vurulmasının ardından “parlak turuncu bir ateş topunun gökyüzünü aydınlattığı” bildirildi… Etkileyici görüntüler, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın füzelerle hedef alındığı anı gösteriyor. Şehri sarsan büyük patlamalar sırasında parlak turuncu bir ateş topu gökyüzünü aydınlattı. Bu olay, İran’ın Orta Doğu genelindeki enerji tesislerine saldırarak “tam ölçekli bir ekonomik savaş” başlatma tehdidinde bulunmasından yalnızca birkaç saat sonra gerçekleşti. Suudi Arabistan, dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 17’sine sahiptir ve savaş başlamadan önce günde yaklaşık 10 milyon varil petrol üretiyordu. Bu, on yıllardır uyarıldığımız türden bir kabus senaryosudur. Ve artık bu senaryo gerçekleşmiş durumda. Bu savaşın yakın zamanda sona ereceğine dair hiçbir işaret yok ve şu ana kadar yaşadıklarımız yalnızca buzdağının görünen kısmı. Ne yazık ki Batı dünyasındaki çoğu insan gerçekte neler olup bittiğinin tamamen farkında değil ve iyi günler hiç bitmeyecekmiş gibi eğlenip duruyor. Via Kritik Bakış Dergi

Kuşçu

13,699 views • 5 months ago