Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Karayolu Cengiz’e, Demiryolu Cengiz’e, Havaalanı Cengiz’e, Hastane Cengiz’e, Postane Cengiz’e, Yerin altı Cengiz’e, Yerin üstü Cengiz’e… Bir kişi veriyor, bir kişi alıyor. VEREN UTANMIYOR ALAN DA UTANMIYOR! Sorun; bir kişinin verebiliyor olmasında. Halk TV sinem fıstıkoğlu

219,482 Aufrufe • vor 1 Jahr •via X (Twitter)

10 Kommentare

Profilbild von Şah'İN GÖZÜ
Şah'İN GÖZÜvor 1 Jahr

@SalihUzunTDV @halktvcomtr @sinemfstk Aslında cengiz diye biri yok.. Cengiz kendisi.. 20 liralık işi 80 liradan cengize veriyor 20 liraya mal ediyor 60 lirayı kasasına atıyor.. aslında cengiz diye biri yok unutun hepsi kendisi

Profilbild von Hülya
Hülyavor 1 Jahr

@SalihUzunTDV @halktvcomtr @sinemfstk 23 yıldır emin oldugum teksey bu iktidar yargilanmadan gitmemeli, Yargıyı tekellerine geçirmişler istedikleri gibi at oynatıyorlar, Ülkede Cengizler zengin olurken ahmetler mehmetler sürünüyor, çok insanın günahını aldılar çok

Profilbild von İsrafil Yıldırım 🇹🇷
İsrafil Yıldırım 🇹🇷vor 1 Jahr

Adaletsizlik ahtapot gibi sarmiş memleketi...sayın @SalihUzunTDV vekilim. 2024 yılı zarar yılı oldu..!! Bu sene zarar eden esnaf ve çiftci bağkurlular seneye NE YAPACAK ..? 2025'de kimse esnaflık ve çiftcilik yapamayacak hale getirildi...!! ➡️Maliyeyi ayağa kaldırmak için üretenleri batiranlar.... ➡️ÜRETENLERİ batirinca MALİYENİNDE batacağini düşünemeyenlerdir...! @RTErdogan @eczozgurozel @dbdevletbahceli #Bagkur #Prim #İhya #Ciftci

Profilbild von Tolga
Tolgavor 1 Jahr

@SalihUzunTDV @halktvcomtr @sinemfstk Cengiz'e değil.. hep kendine hep kendine.. #CHPacilSeçim

Profilbild von Hanım Kız ♡ Şengül 💛💙
Hanım Kız ♡ Şengül 💛💙vor 1 Jahr

@SalihUzunTDV @halktvcomtr @sinemfstk Aynı zamanda, Cengiz Holding 28 endemik bitki türünün olduğu arazide altın madeni işletecekmiş. Asıl soru, Cengiz Holdingin arkasındaki adam kim.? Ve bir çok yetkiyi bu kadar rahatlıkla nasıl alabiliyor.?

Profilbild von Cumhur
Cumhurvor 1 Jahr

@SalihUzunTDV @halktvcomtr @sinemfstk Cengiz yalnız degildir.. Birilerinin kara kutusu, kirli çıkısı olma ihtimali çok yüksektir.. Cengizi çözen AKPyi çözer!

Profilbild von Cüneyt Şaşmaz🇹🇷
Cüneyt Şaşmaz🇹🇷vor 1 Jahr

@SalihUzunTDV @halktvcomtr @sinemfstk Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin yüksek katkısı ile 16 Nisan 2017’de gerçekleşen referandum’da, hükümet de, Meclis de aradan çekildi, tüm yetki “tek adam”da yani Erdoğan’da toplandı. So what?!

Profilbild von Potpori
Potporivor 1 Jahr

@SalihUzunTDV @halktvcomtr @sinemfstk Sanki Cengiz 'e ( ve benzerlerine) DİYET BORCU var gibi. Bu firmaların ihale öncesi/sonrası nerelere bağış /havale vs yaptıklarını merak etmeli miyiz?

Profilbild von Ibrahim Oner
Ibrahim Onervor 1 Jahr

@SalihUzunTDV @halktvcomtr @sinemfstk @eczozgurozel @cumhuriyetgzt @SozcuGazetesi @halktvcomtr @tele1comtr @BirGun_Gazetesi @rblgokdemir Demek ki sarayliya en buyuk rusveti Cengiz veriyor. Alan razi, veren razi. Bu arada sen eczaci ne yapiyorsun, sikayetin var mi? Hani bilmek istiyoruz da.

Profilbild von Hukuk & Kitap
Hukuk & Kitapvor 1 Jahr

@SalihUzunTDV @halktvcomtr @sinemfstk Siz de "bu milletin a.. koyacağız" diyin, size de gelir ihaleler‼️

Ähnliche Videos

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu'dan "Halep Türk-İslam şehri" paylaşımı Kürşad Zorlu ve beraberindeki heyet dün Halep’i ziyaret etmişti. Zorlu, ziyareti şu not ve görüntülerle sosyal medyadan paylaştı: "Halep; binlerce yıllık tarihiyle medeniyetlerin kavşağı olmuş, İpek Yolu’nun en önemli duraklarından biri ve Türk-İslam kültürünün kadim şehirlerindendir. #Halep sokaklarında dolaşırken bunu bir kez daha gördük. Halep Valisi Sayın Azzam El-Garip’i ziyaretimiz de bu gerçeğin somut yansımalarından biriydi. Özellikle #Suriye’de iç savaşın ve rejimin yıkıcı etkisinin yanı sıra, SDG/YPG terör örgütünün yıktığı, tahrip ettiği tarihi eserler inşallah adım adım onarılacak. Yeniden inşa ve imar çalışmaları ile geri dönüşler daha da hızlanacak. Cumhurbaşkanımızın belirttiği gibi “Devlet içinde ayrı silahlı güç olmaz, paralel ordu olmaz. Temennimiz, Suriye'nin kuzeyindeki belli alanlara sıkışmış terör örgütünün silah bırakması, tasfiye olmasıdır.” Halep ziyaretimizde bize eşlik eden Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanımız Fatma Şahin, Şahinbey Belediye Başkanımız Mehmet Tahmazoğlu, Milletvekillerimiz Bünyamin Bozgeyik. Mahmut Rıdvan Nazırlı, MKYK üyemiz Naim Makas, Başkan Yardımcılarımız, İl Başkan Yardımcımız Fatih Altunses ve kıymetli Başkonsolosumuz Muammer Hakan Cengiz’e teşekkür ediyorum.

Rudaw Türkçe

16,374 Aufrufe • vor 5 Monaten

ŞİDDETE GÜLÜMSEYEREK DİRENMEK Mehmet Cengiz yine şaka yaptı. Yeryüzüne ve Ademoğluna hep gülerek bakan Mehmet Cengiz’in görevlerini, arkadaşlarını, insancıllığını, hukuk birikimini ve şakalarını bırakıp gitmesine inanmak çok zor. Kolay değil, yarım yüzyılı aşan bir arkadaşlıktan, yedi ateşten geçen bir yoldaşlıktan şimdi yalnızca anılar var. Her zaman gülen bakışları artık yalnız hayâllerimizdedir. SEÇKİN GÖREV ADAMI Mehmet Cengiz, yarım yüzyılı aşan bir süredir Vatan Partisi’nin önder kadrosu içindeydi. Merkez Karar Kurulu Üyeliği, Merkez Yürütme Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. En son Merkez Disiplin Kurulu Başkanlığını yapıyordu. Görev adamıdır. Duvarların arasında hepimizin avukatıdır, duvarların dışında kaldığı zaman da yine hepimizin avukatıdır. Maraş Kırımı davasındadır, Sivas Madımak Kırımı davasındadır. Her zaman mazlumların cephesindedir, haksızlığa uğrayanların imdadına koşar. İş Hukuk alanındaki bilgisiyle ve sendikacılık tecrübeleriyle her zaman emekçilerin hizmetindedir. O’na görev verildiyse, hiç merâk edilmesin, o görev mutlaka özenle yerine getirilecektir. Sorumluydu. ZORLUKLARA ŞAKAYLA BAKAN GÖZLER 12 Mart 1971 Amerikancı Gladyo Darbesi dönemindeyiz. 1972 sonlarıydı, “Burası Kontrgerilla” dedikleri yerde, koridordan küçük pencereyi açtılar. Dışardaki ses, dışardaki yeni konuğa “Bak” diyor “misafirimizi tanırsın.” Delikte Mehmet Cengiz’in gözleri… 1980 darbesi koşullarında yine Mehmet Cengiz’in gözleri… Gladyo darbelerine karşı ön cephede savaşan önder kadronun demirbaşları arasındadır. Mamak Cezaevinin B blokları, A blokları, D blokları, Kirazlıdere Cezaevi’nin koğuşları, yargılamalar, cezaevi isyanları, yürüyüşler ve direnişlerde bize yedi ateşlerin içinden gülümseyerek bakan gözlerini bıraktı Mehmet Cengiz. Zor koşullara gülümsemeyle karşı koymak, bir Mehmet Cengiz üslûbudur. En çetin işlere her zaman gülerek omuz vermemizde onun şakaları vardır. En ciddî işlerin içinde bir gülümseme görüyorsanız, altındaki imza Mehmet Cengiz’e aittir. SEÇKİN VE ÖZENLİ HUKUKÇU Zekî, bilgili, çalışkan ve özenli bir hukukçudur. Münasebetli ve münasebetsiz bütün olasılıkları önümüze koyar. Bütün savunmalarda nitelikli emeği vardır. Avrupa İnsan Hakları davalarında birlikte çalıştık. Kaybettiğimiz tek bir dava yok. Sosyalist Parti’nin kapatılması üzerine açtığımız davada, Ali Kalan ve Mehmet Cengiz ile Avrupa diyarlarındaki maceralarımızın dillere destan olması, O’nun sayesindedir. Ermeni Soykırımı yalanına karşı AİHM 2. Dairesi ve Büyük Dairesindeki başarılarda, O’nun seçkin ve özenli hukukçuluğu tarihe geçmiştir. Avrupa Hukuku ve yargılamasındaki birikimi eşsizdir. ŞİMDİ NE YAPACAĞIZ İçine girdiğimiz zorlu dönemde, en çetin, en ciddî koşullarda bize kim şakalarıyla kuvvet verecek, kim her koşulda her zorluğa gülerek bakmayı öğretecek, kim yorulduğumuz zaman enerji verecek, kim bilgileriyle önümüze seçenekler koyacak, kim görevi üstlenip başarıyı güvenceye kavuşturacak? O’nun işleri, artık hepimizin işleridir. O’nun gülüşleri, artık hepimizindir. Her acıyı bal eyledik, ama Mehmet Cengiz’in acısını gülümsemeyle karşılayamıyoruz. Şu anda penceremizi açsa iki çift söz etse, bize bu büyük acıyı göğüslemenin bir yolunu gösterse… Ölümün kalleş olduğunu, ayrılığın zor olduğunu şimdi yüreğimizin derinliklerinde duyuyoruz. Bilincimiz ise, Mehmet Cengiz’in acısını kuvvete çevirmeyi söylüyor bize. Yokluğu çok büyük. Bize bıraktığı zorluklara gülümseyerek direnme bilinci ise çok değerli.

Doğu Perinçek

13,872 Aufrufe • vor 2 Jahren

Bu dava; Bizzat staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının davasıdır. Adı da sahibi de bellidir...! Anadolu Ajansı İhlas Haber Ajansı Demirören Haber Ajansı TV100 Bengü Türk CNN TÜRK ANKA Haber Ajansı Anadolu Ajansı SÖZCÜ Televizyonu Haber Global Halk TV SÖZCÜ Televizyonu NOW HABER . Meltem TV Habertürk Star Ana Haber TRT HABER TGRT HABER atv Selçuk Tepeli Ece Üner Ezgi Gözeger merve yıldırım gulbin tosun Ferhat Murat Nagehan Alci Tuna Öztunç Serap Belovacıklı Tarkan Kaleli Gülden Kalecik İrem Sansak Can Coşkun Ezgi Gözeger Seda Akbay Damla Doğan Tuncel Ekrem Açıkel Gülgûn FEYMAN Ece Üner Gözde Şeker Ceylin Çağatay Ozan Gündoğdu SelinSabit Ferhat Ünlü simge fıstıkoğlu Burak Birsen ERCAN SEKİ Doğan Şentürk Kenan Şener Bugün… Yıllardır içimize attığımız cümleleri yüksek sesle söylemek için buradayız. Bugün, çocuk yaşta çalışıp Gençliğini atölyelerde, tezgâh başlarında bırakanların günü. Bugün, “staj sayılmaz” denilerek yılları yok sayılanların günü. Bugün, Kartal’dan yükselen ses Türkiye’nin vicdanına seslenecek. 18 Ocak Pazar günü, Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde Bir araya geliyoruz. Bu bir toplantı değildir. Bu bir organizasyon da değildir. Bu dava; Hiçbir kişi, hiçbir kurum, hiçbir yapı adına yürütülen bir dava değildir. Bu dava; Sahiplenildiği sanılan, Sözlerle yönlendirileceği zannedilen, Birilerinin vitrinine, kariyerine ya da hesabına yazılacak bir mesele hiç değildir hak davasıdır hak görenlerin davasıdır ve buna destek ve gönül verenlerin davasıdır. Bu dava; Bizzat staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının davasıdır. Adı da sahibi de bellidir. Bu dava; Çocuk yaşta çalışıp emeği kayıt dışı bırakılanların, Aynı iş yerinde çalışıp biri emekli olurken diğeri bekletilenlerin, Sağlığını, uzuvlarını, gençliğini bu ülkenin üretimine vermiş olanların davasıdır. Bununda kimse önüne geçemez. Çünkü bu ses; Yaşanmışlıktan gelir. Alın terinden gelir. Haklılıktan gelir. Ve bugün, bu haklı mücadelede Anahtar Parti Genel Başkanı Sayın Yavuz Ağıralioğlu’nun katılımlarıyla Sesimiz daha gür, umudumuz daha güçlü olacak. Kartal’da sadece bir salon dolmayacak. Yıllardır bastırılan bir adalet duygusu ayağa kalkacak. Hepimiz orada olacağız. Çünkü bu dava, bir kişinin değil; Bir neslin davası. Bugün susmuyoruz. Bugün vazgeçmiyoruz. Bugün Kartal’dan yükseliyoruz. Kartal'dan Yükselen Ses #StajÇıraklıkSGKBaşlangıcıOlsun

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

19,794 Aufrufe • vor 6 Monaten

Tunahan evladımız 20 başıboş köpek tarafından diri diri parçalandı… Bilinci açıktı parçalanırken, yüzünü kapattı köpeklerin nasıl kendisini parçaladığını görmemek için, sesleri, hırlamaları hâlâ kulaklarında… Yerden kaldıramadılar kolu bacağı kopacak diye… Kurtarmaya giremedi vatandaş ona da saldırmışlar, arabayla girdiler sürünün içine… “Birbirleri ile kavga ederken bir ikisi beni bırakınca kurtulmaya çalışıyordum, ama başaramadım” diye anlatıyor… Uyandığında ilk cümlesi “çok yoruldum anne” oldu… Yaşaması mucize idi ve köpek terörünün ne olduğunu kanlı canlı anlatan emsal olarak hayata tutundu… Babası “ben evladımın canını al, çok acı çekiyor diye Allah’a yalvardım” dedi… Halka duyurmak için, başka çocuklar ölmesin, parçalanmasın diye “verdiği röportajlardan para alıyor” iftirası atılan iftiralardan sadece biri idi… Tunahan; bedenini, hayatını verdi sokaktan toplanma emrini veren kanunun çıkması için… Eslem evlat, diğer evlatlar en son Hamza evlat parçalanarak, yenilerek acılar, vahşet içinde can verdi… Çocuklar canını, bedenini, geleceğini veriyor… Hayırdır, sen kimsin!!! Utanmadan çıkmış “fetö oyunları bunlar” diyor aşağıdaki kişi… Tunahan’ın hakkını aramak için dava açtığımda; bana iğrenç, ahlaksızca saldıran çete de “Fetöcü” dedi, sırf dava açmayayım, emsal kararlar çıkarmasın diye… Tabi ki başaramadılar, başaramazlar… Utanmıyor, arlanmıyor, sıkılmıyor hele ki halk ne der diye çekinmiyor… Keseceksiniz sesinizi… Susacak o köpek güzelleyen ağızlarınızı… Sizleri utandıramayız, adlandıramayız belki ama haddinizi bildiririz… İtl@f isteyenlerin ne menfaati var!!! Barınak da, sokak da; ihanet şebekesi mama lobisinin planları ama itl@f halkın talebi… Sokakta çocuk katleden köpeklerinizi ne yaptığınız umurumuzda değil, bir başka çocuğun daha paramparça olmasını bu halk sindiremez… Bunu da aklının bir köşesine yaz; rantı merhamet diye güzelleyen Metin Külünk… FETÖ imiş… Halk yemiyor… #pazar
1:13

Sensitive content

Tunahan evladımız 20 başıboş köpek tarafından diri diri parçalandı… Bilinci açıktı parçalanırken, yüzünü kapattı köpeklerin nasıl kendisini parçaladığını görmemek için, sesleri, hırlamaları hâlâ kulaklarında… Yerden kaldıramadılar kolu bacağı kopacak diye… Kurtarmaya giremedi vatandaş ona da saldırmışlar, arabayla girdiler sürünün içine… “Birbirleri ile kavga ederken bir ikisi beni bırakınca kurtulmaya çalışıyordum, ama başaramadım” diye anlatıyor… Uyandığında ilk cümlesi “çok yoruldum anne” oldu… Yaşaması mucize idi ve köpek terörünün ne olduğunu kanlı canlı anlatan emsal olarak hayata tutundu… Babası “ben evladımın canını al, çok acı çekiyor diye Allah’a yalvardım” dedi… Halka duyurmak için, başka çocuklar ölmesin, parçalanmasın diye “verdiği röportajlardan para alıyor” iftirası atılan iftiralardan sadece biri idi… Tunahan; bedenini, hayatını verdi sokaktan toplanma emrini veren kanunun çıkması için… Eslem evlat, diğer evlatlar en son Hamza evlat parçalanarak, yenilerek acılar, vahşet içinde can verdi… Çocuklar canını, bedenini, geleceğini veriyor… Hayırdır, sen kimsin!!! Utanmadan çıkmış “fetö oyunları bunlar” diyor aşağıdaki kişi… Tunahan’ın hakkını aramak için dava açtığımda; bana iğrenç, ahlaksızca saldıran çete de “Fetöcü” dedi, sırf dava açmayayım, emsal kararlar çıkarmasın diye… Tabi ki başaramadılar, başaramazlar… Utanmıyor, arlanmıyor, sıkılmıyor hele ki halk ne der diye çekinmiyor… Keseceksiniz sesinizi… Susacak o köpek güzelleyen ağızlarınızı… Sizleri utandıramayız, adlandıramayız belki ama haddinizi bildiririz… İtl@f isteyenlerin ne menfaati var!!! Barınak da, sokak da; ihanet şebekesi mama lobisinin planları ama itl@f halkın talebi… Sokakta çocuk katleden köpeklerinizi ne yaptığınız umurumuzda değil, bir başka çocuğun daha paramparça olmasını bu halk sindiremez… Bunu da aklının bir köşesine yaz; rantı merhamet diye güzelleyen Metin Külünk… FETÖ imiş… Halk yemiyor… #pazar

Av.Arb.ASLIHAN ERGÜN ERCAN ⚖️

18,110 Aufrufe • vor 1 Monat

Cumartesi günü Erdoğan’ın Aydın’a gelişi, dev yatırımların açılışını yapacak diye duyuruldu. Peki bu temel atma ve açılışlar gerçekten doğru mu yoksa Erdoğan her zamanki gibi kandırılıyor mu? Açılışı yapılacağı söylenen yerlerin birçoğu zaten daha önce açılmış, hizmet veren ve CHP’li belediye döneminde hayata geçirilmiş projelerdir. 👉İncirliova Çocuk Gelişim Merkezi olan Kıvılcım çocuk merkezi olarak hizmet veren merkez 2021 yılında ihalesi yapılmış 1 yıl sonra bitmiş. 👉Kuyucak Çocuk Gelişim Merkezi 12 Şubat 2025’ten itibaren hizmet veriyor. 👉Didim Huzurevi, depreme karşı güçlendirilmiş ve CHP’nin tamamladığı bir yatırımdır. İhaleye göre güçlendirme işinin bitimi Milli İrade Gaspçısı’nın AKP’ye geçişinden bir gün sonra teslim süresi sona eren bir iş. 👉Didim Atatürk Kültür Merkezi’nin ihalesi 2023 yılında yapılmış 150 gün sonra teslim edilmiş. Yani daha önceden yapılan, kullanılan ve CHP yatırımı olan bir hizmet. Aydın Şehir Hastanesi’nde ise tablo daha da vahim… 👉Adeta yılan hikâyesine dönen Aydın Şehir hastanesi 950 yatak kapasiteli yapıldı ve hastanede sadece iki birim aktif. Buna rağmen hastane “tam hizmet veriyor” algısı yaratılmaktadır. Üstelik hastanenin ulaşım yolu dahi tamamlanmadı, çevre düzenlemesi yapılmadı. Sadece çocukhastanesine bağlı birimler hizmet vermektedir. Yetişkin biri hastaneye gitse birimler aktif olmadığı için çalışmıyor. Ama Erdoğan’a sanki hastane açılmış aktif çalışıyor gibi açılışını yaptırmak, halkı kandırmak kabul edilemez. 👉Ayrıca son olarak temeli atılacak olan Tabakhane ve Kızılçay Deresi köprü yapım işinin ihale süreci bile bitmedi, tekliflerin değerlendirme süreci bitmedi. İhale 2 Ocak 2026 günü yapıldı. İhale süreci dahi tamamlanmamış bir işin hangi temeli, kim tarafından nasıl atılabilir? 👉Erdoğan, yıllar evvel Aydın’a yakışır halka açık Havalimanıyaptık demişti. Ama Aydın'da vatandaşın kullanımına açık havaalanı yok. Çıldır Havaalanı ise pilotaj eğitimi verilen bir eğitim sahası. Erdoğan’a buradan sesleniyorum; Haberiniz olsun, Aydın’da hala halkın hizmetine sunulan havalimanı yok. 🔴Yani kısaca; vatandaşı Çıldır havalimanında uçuramadınız, yalanlarınızla Erdoğan’ı uçurdunuz. 👉Erdoğan bir de demişti ki; “İzmir-Aydın otoyolunu tamamlayarak trafiğe açtık..." Aydın-İzmir Otoyolu'nun tüm etaplarının yapımına Merhum Turgut Özal'ın zamanında başlanmış ve 1996 yılında trafiğe açılmıştır. Devlet bütçesiyle yapılan Aydın-Denizli otoyolunungeçiş ücreti 73 lirayken, Yap-İşlet-Soy modeliyle yapılan otobanın geçiş ücreti ise 485 lira. 👉Erdoğan, yıllardır kandırılıyordu, hala daha kandırılmaya devam ediyor. Yap-İşlet-Soy otobanı var, oradan geçsen de geçmesen de bir şirkete 17 yıl 8 aylığına vermişsiniz. Bu şirket AKP Batman Milletvekili’nin şirketini. 👉Orada siz vatandaşın cebinden parayı alıyorsunuz, bu şirketlere garanti araç sayısı verip peşkeş çekiyorsunuz. 14 milyon araç garantisi verildi oraya. Geçen araç sayısı ise 2024'te 3 milyon araç. Geçmeyen 11 milyon aracın parası vatandaşın cebinden çıkacak. Bu halka yazık değil mi? Ayrıca Aydın’da; Hani hızlı tren nerede? Hani Aydın-Çine-Güllük Demiryolu Projesi nerede? Ortaklar - Selçuk yolu nerede? Beydağ – Ödemiş – Nazilli yolu nerede? Ödemiş - Köşk yolu nerede? Söke Novada kavşağında bitmeyen trafik çilesi… Bitmeyen adliye binası… Depreme dayanıksız okullar… Denetlenmeyen, çevre ve doğa katliamı yapan havayı, suyu ve toprağı ekosistemi zehirleyen JES’ler, RES’ler ve maden ocakları… Sizin yatırımdan anladığınız tek şey Çine’de 4500 kişilik cezaevi yapmak. 23 yıllık iktidarınızda beyin ve emek göçü vermeyen Aydın’ımızı artık göç veren bir il haline getirdiniz. Aydın’ımız, Ege bölgesinde kişi başına düşen gayri yurtiçimilli hasılada sondan ikinci sırada bulunuyor. Son olarak; Açılmış yerleri tekrar tekrar Erdoğan’a açtıracağınıza zeytin, pamuk üreticisine, Aydın esnafına, emekliye götürün yalanlarınızı değil vatandaşın gerçek halini görsün! #Aydın #CHP

Süleyman Bülbül

22,477 Aufrufe • vor 5 Monaten

Şeyhim Müslüm Yücel müslüm yücell 13 Ocak 2025 Şeyhim! Üç aylardayız. Dilek kapıları dualarla açılıyor ve bu ay yengeç burcunda seyahat ediyor. Bu burcu alimler kimsenin ulaşamadığı bir kadın olarak tasvir ediyorlardı. Şeyhim, Demek ki talihler açılıyor, demek ki benim talihim senin nefesinle daha da gür olacak. Biliyorsun hepimiz Allah’ın sürülerindeniz ve Allah istediği gibi güder bizi. Ne içimizde olanı ne dışımızda olanı onun dışında kimse bilmez. Yolun doğrusu yani kasdus sebili de Allah’a aittir. Şeyhim. Senin kelamınla, tarihim, dimağım ışıyor. Senin dinin demeye gerek yok, apoletleri sevmez. Senin dilin de karanlık olan geceleri ışıtır. Kelimelerin yıldız yıldızdır. Kelimelerin karşısında deniz kabarıyor, dağlar çiviye dönüyor. Yer yarılıp döşenmiş Allah’ın ırmakları kelimelerden boşalıyor. Gökte haberler, yerde ibret… Bana düşen, deliler gibi ellerimi açıp senin için Allah’a dua etmektir. Allah’ım demektir. Allah’ım, insanlar gidiyor ve bir daha geri dönmeyecekler. Öyle istedikleri için mi, yoksa uyusunlar diye mi bizi bırakıp gidiyor hepsi. Nerede baba, anne, ata; nerede oğul ve kızlar? Nerede şükürle karşılanmayan iyilik, Yadırganmayan zulüm? Bir an gözlerimi kapatsam, gençliğimde gördüğüm kentler, o kentler, o kentlerde konuşulan diller, nefes alan dinler, şimdi hepsi doğumuna az kalmış kadın gibiler… Ve bu kadın karşısında ben ne bir kente gidebiliyorum ne bir yere dönebiliyorum… Allah’ım, senin önünde dünya sinek kanadından hafiftir. Ve zaman zaman ona sahip olmak isteyen kişi sinek kanadından da küçüktür. Bilirim, şeyhim de biliyordur elbet, o bunu söylüyor hep. Allah’ım, senin adını anmadan hiçbir iş yapılmaz. Senin adın anılmadan yapılan iş, korku verir. Acı çekmenin karşılığı acıya son vermek değil, sabır ve sebat etmektir. Allah’ım her şeyi senin merhametine bırakıyorum. Allah’ım, insanlar kimi acıları cehennemde değil bu dünyada çekiyor. Cennet mutluluk demektir. Allah’ım, acı çekenin acısına son vermek ne kişinin kendi elindedir ne başkasının. Tek yetki senindir. Bir cana kıymak, bütün insanlığa kıymaktır. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Allah’ım, şehit Şeyh Maşuk’un oğlu Murşid Haznevi’nin dilini kalbi gibi derin, aklı gibi keskin eyle… Her işte yardım eden sensin ve din diye bir şey varsa ve bu bir borç değil bir yol ise şeyhim Mürşid bu dinin delilidir. Allah’ım delilimizi incitmesin kimse… Şeyh Mürşid dirlik istiyor, senden gelen sağlığı ve varlığı istiyor. Başkasından gelen sağlığı, başkasından gelen varlığı kabul etmiyor. Şeyhim ölümü dilenenlerden değildir, Şeyhimin ayak bastığı yerde birileri ölüm dileniyor. Biri bizi yılan gibi görüyor, birilerine de haber gönderiyor ve diyor ki “yılanın başını ezin…”... Bunu söyleyen bir insan değildir, bu insan kılığında cehennemin köpeğidir. Allah’ım, sen bilirsin, sen tanırsın, o adam birilerinin de köpeğidir. Allah’ım, onları sen af edesin. Allah’ım, o birilerinin yaşları çok gençtir, akılları zayıftır, okudukları Kuran gırtlaklarından öteye geçmezdir. Kıldıkları namaz dizlerinin acı çekmesinden başka bir şey değildir. Ki bu da bir gösteriş içindir. Onlar ki Allah’ım, her şeye tamah ederler, tamah ettikleri her bir şeye bağlanıp giderler, ne büyük bir eserin insanı, ne eserlerinin içinde yaşadığı bu dünyayı bilmezler. Mürşid’i bu dillere, bu herkesin önünde açılıp kapanan mendil tıynetli suretlere karşı koru Allah’ım… Allah’ım, şeyhimin acısı büyüktür; ağrısı vardır, geçmemiş bir acı vardır kalbinde. Kalbi baba acısıyla yanan bir çocuktur şeyhim. Allah’ım, Mürşid senin yetimlerindendir. Yetimlerin sahibi sensin, onları sen korursun. Dün gibi hatırlarız. Dün gibidir. Zaten bir günün diğer bir günden farkının olmadığı bir zamanın içindeyizdir hep. Kamışlo’da bir futbol maçı var ve nasıl oluyorduysa birden bir tribünden Saddam Hüseyin posteri açılıyor. Kanıyla Kuran yazan Saddam’ın posterleri bize yalnızca katliamları hatırlatmıyor. Bir adamın elleri bağlanıyor, ağzına benzin boşaltılıyor ve sonra bu adamın karnına ateş açılıyor; şunu deniyorlar, acaba ağzından ateş fışkıracak mı? İşte Saddam o ateş açan adamdı… Sonra başka bir olay. Birkaç kişi birbirine bağlanıyor ve ağır bir silahla ateş açılıyor, şu deneniyor; acaba mermi kaç kişiyi geçecek… Bu mermiyi deneyen Saddam’dı… İşte bu adamın posterleri açılıyor… Sonra sokaklara iniyorlar, Kürtlere ait ev ve iş yerleri yağmalanıyor. O günler, zor da olsa geçiyor, o günlerden sonra bir sürek avı başlıyor. O sırada Şeyh Maşuk kaçırılıyor. Ağır işkenceler ediliyor, öldürülüyor. Şeyh Maşuk’un sekiz çocuğu var, hepsi bir odada büyüyor. Şeyh Maşuk’un iki derdi var: Özgürlük ve ilim. Maşuk’un cenazesine katılmak için o gün ölüler bile uyandı. Bir halkın ölülerinin uyanması ne demektir? Bir halkın dirilerine ölüler sahip çıkarsa… Tarih şöyle diyor: Eğer dirilere ölüler sahip çıkarsa, o halk yenilmeyecektir. Nedeni mi? Nedeni şu, vatan denilen yerin altında eğer huzurla uyumuş ölüleriniz yoksa o toprağın insanı değilsinizdir. Allah’ım, şeyh Mürşid ölülerimizin vasiyetidir. Ölülerimiz kendini Allah yerine koyanlara boyun eğmediler. Allah’ım senin adını zikreden ve zikri ezilenlerle birlikte gören, gösteren ve böylece Latin dünyasını özgürlüğe götüren Helder Kamara ve diğerlerinin hikâyelerini en iyi biz biliriz… Kamara, tıpkı Mürşid gibi direnişin sembolüydü. İkisi de diktaya karşı yalnızca hak aramıyorlar; halkın ihtiyaçlarını dile getiriyorlar, gideriyorlar… Din dediğin ev yıkmak değildir, toprağı işletmek, ev yapmaktır. Derler ki İsa, marangozdu. İsa bugün yaşıyor olsa Kürtlerin yanında dururdu ve Şeyh Maşuk’un yakılan evinin bütün kapılarını tamir ederdi. Muhammed, şeyhin kırılan, yakılan ağaçlarının köklerini teriyle besler elleriyle budardı. Musa olsa, dili açılır, tekrar ve tekrar söylerdi: öldürmeyeceksin… Şeyh Maşuk’u öldürmekle kalmadılar. Maşuk’un evini de talan ettiler. Namaz kıldırdığı caminin minaresi yıkıldı, evinin bahçesinde dedelerinden kalan ağaçlar kesildi, zarar verildi ve daha ileri gidildi, mezar taşları tahrip edildi, bütün bunlar din adına yapıldı. Allah’ım ne mutlu ki bizlere Maşuk’un oğlu Mürşid geldi. Ayak bastığı her yerde babasının kokusu sardı. Kamışlo; Yeni bitmiş çimenlerin üstündeki çiğ, sanki yaşlı adamların yeşil cam üstündeki incilere benzeyen gözyaşları. Gözyaşları ışıldar ama şeyhimin gördüğü ışıltı içinde. Bir burukluk çimenlerde ceylanların tırnak izlerinin yerinde potin yaraları… İzledim… genç bir gazeteciyle Şeyh Mürşid çocukluğunun sokaklarını geziyor. Evini geziyor. evi, ev olmaktan çıkmış. doğduğu oda talan edilmiş. evlendiği, çocuklarının doğduğu oda yine öyle. Mezarlığa gidiyor; mezar taşları arasında otlar büyümüş, buraya, dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler gelirmiş, mezarlık yıkılmış… Bir yerin yıkılması, yakılması ve sonra yakılan bir yerde insanın kendi tarihini bir turist gibi gezmesi acıdır. Kim buraları yaktı, yıktı? Haya vardır ve hayaya akıl ve iman eşlik eder. Peygambere Miraç’ta sorulur: Bu üçünden hangisini seçersin? Peygamber “akıl” dedi ilkin, iman gücendi dedi “beni akılla bir tut.” O zaman dile geldi utanma, “Ben imandan uzak kalamam ki…”dedi. Nasırı Hüsrev’e sordular, ey dediler, bu nedir? Hüsrev, soruya soruyla yanıt verdi: “Akla aşina olan bir kimse nasıl utanmaz.” Devam etti ve dedi: “Eğer sana iman lâzımsa, utanmayı göz önünde tut. Çünkü utanma olmaksızın iman nasıl belli olur?” Utanmayan kimselerin üstünde tek bir şey vardır: Allah’ın laneti… Evleri yıkan, ağaçları kesen, mezar taşlarını yağmalayan kimseleri sana havale ediyorum Allah’ım… Şeyh Mürşid, geri döndü. Yalnızca kendi evi ve yıkılmış mezar taşları arasında gezmedi. Camilerde hutbeler verdi. Misafirliklere gitti ki evi olmasa bile hangi kapıyı çalsa, orası onun eviydi. Hangi kapıyı çalsa, bir kederle karşılaştı ve bana büyük acı veren bir şey söyledi. “Şehir ihtiyarlamış…” dedi… Soru şudur: Bir şehir nasıl gençleşir? Şeyhim, bunun için geldi, dedi ki "artık burada bebeler ölmesin."

ibrahim halil baran

126,935 Aufrufe • vor 1 Jahr

💥 Ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonları yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi: Kullananlar ünlü olduğu için yakalanıyor, BARONLAR ellerini kollarını sallayarak geziyor! Peki gerçek hakikaten böyle mi? İki TIR şoförü erinle yakalanınca iş bitiyor mu? Ya da iki sokak torbacısı ve kullananlar… İşin magazin boyutuna bakınca öyle görünüyor. Geçtiğimiz hafta boyunca güvenlik güçleri hedef tahtasına oturtuldu. İş sonunda Baronların korunduğu iddiasına kadar vardı. Algı kısa sürede olguya dönüştü. Biraz araştırınca işin gerçeğinin hiç öyle olmadığı anlaşılıyor. Kimi araştırmalara göre dünyada uyuşturucuda dönen para yaklaşık 1.5 trilyon dolar civarında. Bir polis şefinin deyimiyle “otomotiv sektörü” büyüklüğünde. Bunun %5-10’unun Türkiye merkezli olduğu ifade ediliyor. Yani pasta çok büyük. Ayrıca benim elimde uyuşturucu var diyen herkes bir köşede “mal” satamıyor. Tüm dünyada birbiriyle bağlantılı organizasyon ve baronlar var. Türk suç örgütü liderleri bu dünyada etkili ve güçlü bağlantılara sahip. BARONLARA ULAŞMAK ATOMU PARÇALAMAK KADAR ZOR Baronları yakalamak aslında oldukça güç. Bir barona ulaşmak için nerdeyse 17/18 kişilik bir koruma kalkanı var. Zincir hemen ikinci halkada kopuyor hatta. İşte o zincirin halkalarının basit bir anlatımı: Hammaddeyi üreten Üreticiden toplayan Hammaddeyi alıp işleyen Lojistiği organize eden Ürünü alıp gümrüğe getiren Gümrükte işlemi yapan Konteynere son yüklemeyi yapan Gemiyle ya da karayoluyla taşıyan Varış noktasında konteyneri açan Malı teslim alan İlk zula noktasına götüren Yerel ağlara dağıtan Yerel ağlarda zulalayan Malı bölge dağıtıcılarına veren Malı sokakta satan Parayı toplayan Toplanan parayı aktaran Parayı kasaya ulaştıran Mesela uyuşturucuyu yutarak taşıyanlar var. Bu sevkiyatta aynı anda 80-100 arası kurye kullanılıyor. Bunlar kimsenin yüzünü bile görmüyor. Yani zincir çok uzatılabilir. Göründüğü gibi Baron dediğimiz kişiler bu zincirde yok. Hep aracılar yapıyor. Ayrıca her hafta sevk yapılmıyor. Bir sevkiyatın planlanıp uygulamaya geçmesi bazen 3-4 ayı bulabiliyor. BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ YAPI KURUYORLAR Baronlar bu faaliyetlerini sürdürmek için organizasyonları gruplara bölerek yönetiyor: Hammadde organizasyonu Üretim organizasyonu Satış organizasyonu Lojistik organizasyonu Finans organizasyonu Hukuk organizasyonu Tetikçi organizasyonu (alt mafya grupları) RİSKİ DAĞITMAK KAYBI SORGULAMAK Her operasyon sonrası suç örgütleri de kendi iç soruşturmasını yapıyor. Sızıntı olmuş mu? Organizasyonun hangi aşamasında ipucu bıraktık? Bunları soruşturuyorlar. Gerekirse tüm organizasyonu dağıtıp yeni baştan kuruyorlar. O nedenle mücadele kesinti olmaması ve bilgi akışı çok önemli. Bu kadar farklı alanlarda bölünerek çalışmaları tamamen önlem amaçlı. Her baron tüm işi kendisi yapmıyor. Mal temini, lojistiği farklı gruplara yaptırılıyor. Zaman zaman büyük sevkiyatlarda konsorsiyum kuruluyor. Her baronun etkili olduğu dağıtım ağına sahip olduğu bir ülke var. Bazen Fas’ta ucuz esrar bulduklarında alıp Türkiye’ye getiriyor ya da Avrupa’da satıyorlar. Bir baron mesela sadece İngiltere’de güçlü iken bir başka baron üç farklı ülkede organizasyona sahip olabiliyor. CEMAAT TOPLANIP KARAR VERİYOR Mal yakalanması baronlar için en büyük sorun. Operasyonun kendilerine geleceği endişesi taşımıyorlar ama maddi kaybın telafisi çok önemli. Sevkiyatta kimin hatası tespit edilirse o tazminatı ödemek zorunda. Gruplar arasında sorun çıktığında ise CEMAAT toplanıyor. Yani bir anlamda baronlar kararına itiraz etmeyecekleri bir baronun hükmüne razı oluyor. Bu görüşmeler için baronların villalarında özel oda bile yapılmış. Türkiye’de tüm baronlar 4 baronun hakemliğini kabul ediyor. CEMAAT toplantısında varılan hüküm uygulanmazsa devreye silahlar giriyor. Baronlar tetikçi olarak kullandıkları alt mafya gruplarına eylem talimatı veriyor. Şu ana kadar en büyük baronlar kapışmasında 18 kişi öldürüldü. Cinayetler yurt dışına taşınıyor. Portekiz, İtalya, Almanya, İngiltere ve Hollanda bu eylemlere sahne oldu.

Ali Fuat Duatepe

108,758 Aufrufe • vor 6 Monaten

Fransa'nın Pasifik'teki sömürgesi Yeni Kaledonya'da işler karıştı. Yeni Kaledonya, aslında resmi olarak sömürge değil zira hiçbir sömürge resmen sömürge değildir. Ya kolonidir, ya "deniz aşırı topraktır" ya özerk bölgedir ya da "Tam bağımsız, faizleri tavan ama parası çöp" bir ülkedir. İşte Yeni Kaledonya bu en sondaki fenafillah mertebesine henüz ulaşamamış olan "Deniz aşırı özel bölge" sıfatında bir ülkedir. Biraz tanıyalım ve meseleler ne durumda ve ne şekilde seyredecek öngörülerimizi ve yarısı ciddi yarısı hikaye bir floodu paylaşalım. Yeni Kaledonya, 18.000 km2 bir alana sahip ve Pasifik'te bu boyutta adalar azdır. Genellikle Avustralya ve ABD arasındaki bu sahada ufak adalar vardır ve çoğunda da insan yaşamaz zira yaşamaya elverişli değildir. Bu sebepten Fransa, buralardaki adaların bir kısmını nükleer deneylerde kullanmıştır. Kaledonya'yı ise deyimi yerinde ise özel tutmuş, hiçbir nükleer deneme yapmamış, hiçbir nüklleer çöpü göndermemişlerdir. Bu ise Kaledonya'daki yerlilerin değil, orada sayıları hayli önemli derecedeki (%27) fransız kolonistlerin yüzü suyu hürmetinedir. Buradaki Fransız kolonistler, Bankaların ana çalışanları, müdürleri, burada bulunan ordunun subayları, kolluk kuvvetleri, üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğunluğunu oluşturan gruptur. Esasen bu saydığım ve toplumun kaymağını oluşturan kısım da bu %27'nin tamamıdır. Halkın etnik çoğunluğunu oluşturan ana grup ise %40 ile Kanak yerlileridir. %40 neden çoğunluk? Derseniz, etnik çoğunluktan bahsederken eğer çok etnisiteli bir ülkede sizden daha kalabalık yüzdeye sahip olan yoksa siz %20 ile bile çoğunluk olabilirsiniz. Etnik çoğunluk demek nüfusun çoğunluğu demek değildir. Hele Kıbrıs'ın iki katı kadar büyük bir adada 270 bin nüfus, gayet az bir nüfustur ve bu kadar geniş bir adada egemen olup buradan Fransız ordusunu kovmak için km2'ye en az 100 kişilik bir nüfus yoğunluğu ve genel toplamda %60'lık bir etnik çoğunlukları olmalıdır. Şu andaki durumla sadece dünya çapında haber olurlar. Daha fazlası değil. %40'lık Kanakları takip eden %8 ve diğer %1-2-3'lük pasifik yerlileri ise bu nüfus yoğunluğu düşük adalarda egemen olacak profili sunmuyor. Zira bu iklimlerde böyle ciddi bağımsızlık savaşları nadiren olur ve istisnalar (Timor ayrılık savaşçıları gibi) Avrupa'nın desteklediği gruplar olmuştur. Yeni Kaledonya aslında kötü bir ekonomiye sahip değil. Ülkede çıkarılan nikel olduğu gibi Fransa'ya veya Çin'e gider. Fransa bunu ücretsiz alırken Çin'e gönderilenlerin parası da Kaledonya'nın %27'lik kesiminin cebine girer. Demir (1,39 Milyar Dolar), Nikel Cevheri (825 Milyon Dolar), Nikel Matlar (586 Milyon Dolar), Ham Nikel (13 Milyon Dolar) ve Uçaklar, Helikopterler ve/veya Uzay Araçları (7,23 Milyon Dolar), çoğunlukla Çin'e ihraç edilirken ki bu 1,79 Milyar Dolar eder, Güney Kore'ye (403 Milyon Dolar), Japonya'ya (334 Milyon Dolar), Tayvan'a (57,1 Milyon Dolar) ve İspanya'ya (51,4 Milyon Dolar) ihracatla Kaledonya aslında Türkiye'nin KKTC'de başaramadığı bir hikayenin başarılmış versiyonudur. Bu da Türkiye'ye ders olmalıdır zira KKTC'de daha fazlası olan doğal kaynaklara rağmen şu anda orada İsrail'e emlak satarak para kazanmaktan, kumarhane ve üniversite işletmekten başka bir ekonomi yoktur. Peki insan niçin ayaklanır? Kaledonya neden ayakta? Siz eğer etnik çoğunluğunu oluşturduğunuz ülkede hapishanelerdeki tüm mahkumların %92'sini oluştursanız, Kaledonya'da yaşayan Fransız ailelerde işsizlik %5 iken sizde %40 olsa ne derdiniz? Tabii ki hoşnutsuzluk duyardınız. İşte onlar da duyuyor. Aslında bu hoşnutsuzluk Kanaklarda hep vardı. Ülke, dünyanın en zengin 25 ülkesi arasında (ülke olmasa da) yer alsa da bu aslında bir istatistiki yanılgıdır zira coğrafyadaki yırtmaç ekolünü bilenler bizi anlayacaktır. İstatistik, yırtmaç gibidir. Göstermek istediğinizi gösterir, gizlemek istediğinizi gizler. Yeni Kaledonya'da varoşlarda yaşayanlar hep Kanak yerlileridir. Evsizler Kanak'tır. Refahtan pay alamayanlar da Kanaklardır. Nüfusları artanlar da Kanaklardır ama kapital yoksa artan nüfus zafer getirmez. Yeni Kaledonya'nın bağımsız olmak için sokaklara çıktığı bu günlerde bağımsızlıklarına kavuşmalarını pek ihtimal dahilinde görmüyorum. Toprak üzerindeki demografik hakimiyetleri, nüfus yoğunluğu azlığı gibi kriterlerle bakıldığında Fransız ordusunun ezip geçeceği bir gariban halktır bunlar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Rusya'ya karşı şahince çıkışlarına Rusya'nın bu bölgedeki bir cevabı olarak da yorumlayabiliriz ülkede olan olayları. Ancak bağımsızlık ve bağımsızlık hareketleri açısından ergenlik evresindedir bu bölge. Çünkü ateşli sokak protestoları ile başlayan hareketler, devlet kurumlarını ateşe vermek dışında bir yere varamaz. Ülkeye kaçakçılar tarafından sokulan silahlar da olmadığı için silahlı hareket çok kısıtlı kalacak ve bu da bölgedeki Fransız tugayı tarafından ezilerek etkisiz hale getirilecektir. Var sayalım bağımsız oldular yine de sömürü şekil değiştirip aynen devam edecektir. Zira bu tür ülkelerde fakir, bağımsız bile olsa zengin onu sonrasında yeniden köle etmeyi bilir. Yeryüzünde hiçbir fakir halk yoktur ki bağımsızlığını ve cehaletini aynı anda koruyabilsin. Bağımsız olan her fakir ülkenin cehaleti ile onu yeniden ve sürekli olarak ebediyen köle halinde tutabilirsin. Bu da nasıl olur? Bir bakalım. Yeni Kaledonya, sokak hareketleri, ateşli protestolar, kitlesel ayaklanma ve silahlı hareketle bağımsız oldu diyelim. Bir "milli liderleri" çıkara ve ülkeyi tıpkı şimdilerdeki Rwanda'nın idealist lideri Kagame gibi harika şekilde yönetir. Ne çıkarılan Nikel Fransa'ya gider ne de Çin ve Kore'ye satılan hammaddelerin parası Fransız bankalarına akar. Artık her şey Kaledonya içindir. Ülke kalkınır, milli bir ruh inşa edilir ama ondan sonra gelenler eski liderin mirasını eleştirip daha iyisini yapma iddiası ile ülkeye bir anda farklı bir kimlik verme yoluna giderler. Fakir ne kadar bağımsız olsa da cehaleti ile kendisini yeniden sömürge haline getirir kuralı daima işler. Fransa bir anda ülkenin liderine gaz verir ve ona "Gel seni Büyük Pasifik projesinin eş başkanı yapalım" der. Lider gazlanır ve hayalindeki Büyük Pasifik projesinin lideri olmak için boyundan büyük işlere kalkışır. Ordusunu sağa sola olmadık yerlere yollar ve bölgedeki istikrarın dibine dinamit koyar. Bu masraflı işler ekonomiyi sallarken milli gazla büyük katedraller inşa edilip birbirinden büyük Yeni kaledonya bayrakları dikilir. Maaşları ödemek için para basılırken karşılıksız paraya karşılık bulmak için ülkeye döviz gelmelidir ve bu döviz de Fransa'dan bulunur. Fransa ülkeye dövizi babasının hayrına vermeyecektir. Onu %25 faizi ile almak için verecektir. Dolayısıyla eskiden ülke zenginliklerinin %20'sini alan Fransa, bu kez de yine %20 almaya devam eder. Kalan %5 ise ülkenin başındaki "milli lider" veyahut Yeni Kaledonya'nın "dünya lideri" olan tasfiye memurunun hakkıdır. %5 tüm dünyada simsar hakkıdır. Halk ne alırsa bu %25 faizle cebindeki paranın her ay %25'ini sömürüye vermeye devam eder. Bu sömürüyle ne kadar çalışılsa da başkent Numea'daki insanın durumu asla düzelmez. Çalışanlardan daha da ucuza çalışması için ülkeye doldurulan Jawalı işçiler ucuz endüstri kollarında çalışırken liderin emriyle Kanak halkına ateş edecek bir emir kulu kitleyi de oluşturacaktır. Diğer yandan Yeni Kaledonya'nın bağımsız ve milli lideri, pasifiğin en büyük havalimanını yapmış ve bunu da paraları yurtdışında Fransız bankalarına yatıran işadamı arkadaşlarına paslamıştır bile. Havalimanının gelmeyen yolcuları için bile devlet kesesinden paralar ödenmeye devam edecektir. Görünürde havalimanı iş adamlarına ait olsa da Kaledonya liderinin oğlu oradaki en yağlı noktaları işletmektedir. Liderin oğlu, kızı, damadı ve yanında poz verdiği herkes bir yerlerin başındadır. Kızı veya oğlu da masum görünüşlü biri veya süzme saf biri de olabilir. Misal, bir yerlerinden hasta raporu alıp Yeni Kaledonya ordusunda askerliğe gitmeyip aynı hasta yerlerini kullanarak 5-6 çocuk yapmış olabilir. Sorun yoktur. Kanak yerlileri ölmek için hep hazırdır ve Büyük pasifik projesi için top yemi olmak sorun değildir. Tüm Kanak halkı bunu sorgulamaz zira halkın arasında arada bir mikrofon tutulan Fransa'da yaşayan gurbetçi Kanaklar sıklıkla milletin fukaralık acısını sulandırırlar. Bizim Fransa'da kurulu düzenimiz olmasa vallahi gelirdik yeğenim. Bak cennette yaşıyorsunuz, kıymetini bilin. Hem millet kafeteryalarda baksanıza Numea'da kafeler dopdolu madem para yok bu ülkede hiç kafeler dolu olur mu? Var ki harcıyorlar... kıymetini bilin milli liderinizin...! diyebilir. O esnada binlerce kişinin paylaştığı katolik inancın kardinali olan Kanak piskoposu lüks aracıyla sağda solda devlete itaat ve tasarruf konulu vaazlar vermektedir ve ülkenin çoğunda halkın Katolik inancına zerre kadar itimadı, güveni ve sempatisi kalmamıştır. Papaz-hatip okulu mezunları iyi görevler alırken Kanak gençlerine intihar ya da Fransa'ya gurbet seçeneği kalmıştır. Sorun değildir. Ne kadar kişi ülkeden giderse ülkedeki zenginlik o kadar az kimseye bölüneceği için kişi başına GSMH artacaktır. İnsanların büyük kısmı fakirliği de geçtik açlık sınırının altında yaşarken o esnada Kaledonya bilge lideri, dünya lideri veya Kaledonya başkanı ekstra tasarruf mesajları vermekte ve gerek kendisinin bin araçlık konvoyları gerekse eşinin lüks yaşamı gözden kaçmamaktadır. Ama sorun yoktur. Kaledonya'nın itibarı gereği Fransa'ya inat, Kaledonya lideri, Fransız cumhurbaşkanından daha iyi yaşamalıdır. Faizleri uçmuş, parası çöpten hallice olan, insanları sokakta gülümsemeden zombi gibi yürüyen ülkedeki Kanaklar da bu israf ekonomisi içerisinde katolik kardinalin de vaazlarında altını çizdiği gibi tasarruf etmeye yönlendirilir. Zenginliğin üzerinde oturan masum bir halkın bu yeni tasarruf paketleriyle, Muz yaprağı yalayıp manyok kemirmek veya Hindistan cevizi kabuğu dişlemek dışında yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki, birileri çıkıp, Fransa gelse keşke. Fransa bile bundan iyi yönetirdi diyecek kadar bağımsızlıktan, bayraktan ve Katoliklikten soğutulmuş ve cennet Yeni Kaledonya onlar için pasifik ortasında bir cehenneme dönüşmüştür. Ülkeyi kuran ilk idealist liderin inşa ettiği milli ruh böylece tüketilip hiç edilmiştir. Bu esnada, başlarda Fransa'nın gazıyla olmadık işler yapan, israf ekonomisiyle küçük ülkenin büyük ve sarsılmaz lideri yapılan yeni ulu lider ise senelerce bayraktarlığını yaptığı dini ve milli ruhun gazıyla artık kendisini daha fazla desteklemeyen Fransa'ya posta koyan açıklamalar yapar. Artık halkın hoşnutsuzluğu barizdir ve bir başka liderin geleceği de kesindir. Fransa'nın destekleri ile Kaledonya halkına alternatif gibi sunularak Numea belediye başkanlığını alan bir ittirme şahıs ile halkın hoşnutsuzluğu, Fransa'nın seçtiği bu yeni isme yönlendirilir. Bu esnada Yeni Kaledonya'nın ulu lideri, büyük başkanı senelerden beridir çoktan yurtdışına çıkarttığı yol ve havalimanlarınca akıtılan paralar ile muhalefeti de medyayı da kontrol etmeye çalışmaktadır. Trol orduları ve besleme kıtalar ile bir yanda ülkeyi senelerce yöneten ulu lider ve diğer yanda Fransa'nın seçtiği seçilmiş Numea belediye başkanının arkasında toplanmaya başlayan kitleler... halk burada tamamen etkisiz elemandır. Halkın dilinden anlayan, ona geleceği gösteren ufak milli partilere ise sandıkta köpek muamelesi çekildiği için halk da aslında sömürüye hazır ve başta belirttiğimiz cehaleti ile bağımsızlığını taşıma kabiliyetinden uzak ve tekrar tekrar sömürü olmaya namzet bir halktır. Fransa artık ülkeyi yöneten milli liderin döneminde de kar eden, ülkedeki karışıklıklarda da kar eden (paralar zaten Fransız bankalarındadır) ve bunu da kullanarak ulu lideri hizaya çeken ülkedir. Muhalefeti de kullanmakta, geleceğe yatırımı çoktan yapmaktadır. Bu esnada ulu lider de muhalefete bir jest yapıp gel Fransa'ya karşı birlik olalım ben iktidarı devrettiğimde beni ve avanemi yargılama benim başlattığım yatırımlara karşı devletin iptalini falan devreye sokma... iktidarı sana yavaş yavaş vereyim diyecektir. Zira bir saf oğul ve alsbergerli zehir gibi zeki ama asosyal damadın kendisini koruyacağından emin değildir. Çünkü liderin sadece bir oğlu ve bir damadı vardır. Bir rivayete göre bir diğer oğlu daha vardır ama aşırı asabi ve şiddet manyağı biri olduğu için kameralara çıkmaz işinde gücünde parasını kazanmaktadır.. (sonuçta hikaye ve faraziye yazıyoruz. Bob Ross gibi bu resme her saçmalığı ekleyebilirsiniz. Fırça sizin... dolayısıyla liderin metresleri, şusu busu her şeyi olabilir hatta kasetleri de) Nitekim bu görüşme sonrasında Yeni Kaledonya muhalefetinin de farklı olmadığı ve aslında hepsinin kuyruğundan Fransa'ya bağlı olduğu ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak dedikse, de çoğu eğitimsiz ve sağ politikalarla devlet putuna tapmaya alıştırılmış Tropikal Kaledonya köylüsü ortaya çıkmış bir şeyi de anlama kabiliyetinde olmayacaktır. İşler böyle devam ederken Kanak yerlilerinin kaçının öldüğü, kaçının süründüğü önemli değildir. Numea'dan yola çıkan ve dünya ülkelerine gidip gelen gemilerde ne olduğu, ülkeye değil de kime ne zenginlikleri taşıdığını halk bilmeyecektir. Halk zaten ucuz palmiye yağı kuyruklarında liderlerine dua etmeye alıştırıldıkları için her sefalet içerisinde "vardır bir hikmet" diyerek hristiyan teolojisi gereği İncil'de yazdığı gibi "sana tokat atılırsa diğer yanağını uzat" demeye devam edecektir. Halkın kullanımına kapatılmış olan eski havalimanına da neyin girip çıktığı, o koca koca ambarlarda nelerin tutulduğunu halk yine bilmeyecektir ama artık avret mahalinde bir tek yaprak kalmış olan Kaledonya köylüsü, devasa Noumea havalimanına bakıp wargasm olacaklardır. Arada bakışlarını çevirdikleri devasa bayrak direklerine bakıp demlenecekleri, Okyanusunun dalgalarına, palmiye ağacının hışırtısına ölürüm Kaledonyam! şarkılarıyla kendilerini iyi hissedip yine WARgasm olacaklardır ve bu onların en temel hakkıdır. Komşu ülke FİJİ parayla oynarken Kanak ameleleri için ellerinde oynayacakları tek şey kalmıştır ama onda da fakirlik ve sefaletten dolayı mecal kalmamıştır. Zaten ülkeye doldurulan jawalı işçiler onların yerine de bunu hakkıyla yapmaktadır. Fransa'nın Büyük Pasifik projesi gazıyla girdikleri komşu adalardaki işgal ettikleri bölgeler ve oralardan gelen yerlilerin ise ülkedeki istilası bila istisna devam edecektir. Kanaklar için artık makul bir gelecek yoktur. Bağımsızlık akılsızlıkla birlikte gidecek bir kavram olmadığı için akıllanmadıkları ölçüde iyi de yaşayamayacaklarını öğrenene dek Kanaklara ne bağımsızlık ne de koloni hayatı yaramayacaktır. Artık Yeni Kaledonya'nın eski kralları veya kabile şeflerinin haşmetli savaş hikayelerini okumak, Diriliş Kaledonya, kuruluş Kaledonya, Büyük Pasifik Kaledonyası gibi filmleri izleyip en sonunda s...çış kaledonya gerçeğini tadacaklardır. İla nihaye, dünyanın bir yerinde bir Kanak okçusu ya da ciritçisinin fırlattığı ve madalya kazandığı başarılarla övünecek yahu en azından biz de büyük bir halkız diye teselli bulacaktır bu halklar... Dünyanın en rezil ülkelerinden gelen kimselerin caddelerinde insanını öldürdüğü Kaledonya yerlileri kendilerini önemli hissetmek için ya çocuklarını ya eşlerini dövecek ve travmatik bir halk olacaktır. Fakat eskiden ellerinde olan ve kendilerini %40'lık yekunu ile ülkedeki tüm etnik gruplardan da kalabalık yapan nüfus gücü de ellerinde değildir. Fakirlikleri sebebiyle üç kuruşa muhtaç olduklarından ülkelerinden mülk satın alıp yanına eşantiyon pasaport alan zengin ve şimarık FİJİ halkı, ta Fiji'deki sandıklardan Yeni Kaledonya'nın ulu lideri için oy vermektedir. Yeni Kaledonya lideri iktidardan düşmüş bile olsa bu sebepten Kaledonya anayasasının değiştirilmesini engelleyecek bir halk oyuna daima sahip olacaktır. Kanak yerlileri için artık yalayacak muz kabuğu ve kemirecek manyok da yoktur ve muhtemelen ülkelerine hakim olan laterit toprakları yiyecek ve ulu lidere katedrallerde dualar okuyup devletlerinin devamı için ekstra dualar edecek, inandıkları cenneti öbür dünyada göreceklerini sanacaklardır. Artık kurucu liderin hayatında inşa ettiği onca kurum 20-25 yıllık ulu lider iktidarında hovardaca tüketilmiş ve ülkenin kaderini kendi kaderine borçlarla ve elinde rehin tuttuğu ülke hazinesi ile bağlayan yüce liderden kurtarmak isteyen Kanak halkı yeni bir maceraya atılacaktır. Bu da kendilerini emanet edecekleri Noumea belediye başkanı şahsiyetten ve gelecekteki kayıtsız şartsız Fransa sömürüsünün devamından başka bir şey değildir. İşte Yeni Kaledonya'da olması muhtemel şeyleri gerçekle hiç alakası olmayan ve tamamen hayal ürünü, kurgu bir öngörüyle aktaralım dedik. Bunlar tabi kötü senaryo. Zaten böyle kötü bir senaryonun dünyanın hiçbir yerinde olması da söz konusu değildir. Burada yazılanlar da şu veya bu şekilde bir ülkede yaşanmamış ve hayal ürünü şeyler olduğu için bunları "darbı mesel" ve "faraziye" şeklinde ele aldık... Şimdi bu yazdıklarımızı okuyan sıradan bir Kanak bağımsızlık yanlısı bize "Yahu kardeşim sahi siz ne yaşadınız? Biz basit bir bağımsızlık istiyorduk" diyerek şaşırabilir ama biz yine de altındaki DeLorean ile Biff Tannen evreninden geçmişe gelen ve geleceği düzeltmeye çalışan Marty McFly gibi yazmış olalım da Kanaklara hayrımız dokunsun. Özetle, Yeni Kaledonya'da işler pis... Bağımsızlık denemeleri de uzun sürmeyecek. Bağımsız olsalar da daima bağımlı kalacaklar. Çare nedir? Derseniz, hasta olduğunu kabul etmeyen milletler için çare sadece bir hakarettir. Böyle büyük milletlere çare önerecek haddimiz yoktur. Kalplerimiz Yeni Kaledonya halkıyla beraber. :) Pasifiğinin dalgalarına ölürüm, Palmiye yaprağının hışırtısına ölürüm Yeni Kaledonyam!

🇹🇷🇳🇴Dr.Yüksel Hoš PhD🇧🇦

268,073 Aufrufe • vor 2 Jahren

Yarın #AŞURE Günü📌 *AŞÛRE GÜNÜ NELER YAPILIR* 1. *O gün eve ufak tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.* "Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır "Kim ki kendinin ve aile efradının nafakasını geniş tutarsa, Cenâb-ı Hak ta senenin tamamında o kişinin rızkını genişletir" *[Ramüzül Ehadis]* Bazı zatlar "Evde ihtiyaç olan birçok bilhassa gıda maddeleri o gün alınınca evde sene boyunca eksikliği görülmez" demişlerdir.👌🏿 2. *En az on Müslümana birer selâm veya bir Müslümana on selâm verilir.* Bu hususta Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmaktadır: "Her kim aşûre gününde müslümanlardan 10 kişiye selam verise, O kişi bütün Müslümanlara selam vermiş gibidir." *[Şir'atül İslam]* 3. *O gün fakir fukara sevindirilir.* Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmaktadır : "Kim ki Aşûre günü zerre miktarı tasaddukta bulunursa, Cenabı Hak ona "Uhut dağı" kadar sevap verir. Ve kıyamet günü o sevaplar mizanına konulur." *[Şir'atül İslam]* 4. *O gün gusletmek çok faziletlidir.* Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmaktadır: "#Aşûre günü boy abdesti alan, ölüm hastalığından başka hastalık görmez. O gün bir hastayı ziyaret eden bütün insanları ziyaret etmiş gibi olur. Aşûre günü bir kimseye su veren isyan etmemiş gibi afv olunur." *[Ali Erol Aşûre Risâlesi]* • *Diğer bir Hadis-i Şerif’te:* “Âşûre günü iki defa boy abdesti alan kişinin gözlerinde ebediyen hastalık hastalık olmaz.” *[Şir'atül İslam-Riyazüz-Salihîn]* •Yine Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuşlardır: "Kim ki Aşûre günü gusledecek olursa anasından doğduğu gün gibi, Cenâb-ı Hak onu günahlardan temizler." *[Şir'atül İslam]* • Allah dostları bu işin hikmetini şöyle izah etmişlerdir : "Aşûre günü bütün sulara zemzem suyu karıştırılır. Bu nasıl olur? denirse; Nasıl ki, arzın bir cüzü olan insanoğluna bir damarından herhangi bir ilaç verilirse vucudundaki bütün kılcal damarlarına varıncaya kadar o ilaç ulaşır. Aynı şekilde arzın damarları su kaynakları da birbirine bağlıdır. Aşûre günü vazifeli melekler tarafından arzın bütün sularına zemzem suyu sirâyet eder. Ve o gün bütün sularda zemzem bereketi olur. Binaen aleyh o gün gusleden, sulardan içen bütün müslümanlar için bu Allah tarafından şifadır.” *[Ruhul Beyan c.4 s.83]* 5. *Akrabaları ziyâret ederek Sıla-i rahim yapmak.* ```Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyorlar ki; "Kim akrabaları ile ilişkisin kesmiş iken Aşûre günü onları ziyaret ederse Allah'ü Teâlâ ona Zekeriyya (A.S) ve İsa (A.S)ın nasibini verir. Ve orta parmakla şehadet parmağının yakınlığı gibi cennette o iki peygambere (Aleyhimüselam) komşu eder.” *[Şir'atül İslam]* 6. *Zikir meclislerinde bulunmak.* Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hususta şöyle buyurmuştur: "Kim ki Aşûre günü Allah'ı anan bir topluluğa gider, onlarla beraber 1 saat bulunursa, Onu cennetine koymak Allah üzerine haktır.” *[Şir'atül İslam]* 7. *Açlar doyurulur, çıplaklar giydirilir ve yetimlerin gönlü alınır.* ```Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Kim ki Aşûre günü eliyle bir yetimin başını mesh ederse,(okşarsa) Cenâb-ı Hak o yetimin başındaki saçının her bir teli için cennette yüksek dereceler verir. O gün bir mümine iftar verene bütün müminleri doyurmuş gibi sevap verilir.” *[Şir'atül İslam]* 8. *Hüsâma Namazı (kul hakkının ödenmesi için) kılınabilir.* Çünkü Efendimiz (SAV) bu namazı Âşûre günü, Terviye günü, Arefe günü, Kurban Bayramı günü ve Beraat günü olmak üzere senenin altı gününde kılardı. *[Şir’atül İslam]* 9. *10 defa şu duâ okunur:* “Sübhânallâhi mil’el-mîzân ve müntehe’l-ılmi ve mebleğa’r-rızâ ve zinete’l-arş.” 10. *Âşûrâ gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rek'at namaz kılınır.* Her rek'atte 1 Fâtiha, 50 İhlâs-ı Şerîf okunur. Namazdan sonra da şu salevât-ı şerîfe 100 defa okunur: “Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ vemâ beynehüm mine’n-nebiyyîne ve’l-mürselîn. Salevâtüllâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn.” ...

Bilgisel...✍️

16,427 Aufrufe • vor 25 Tagen