Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Katıldığı programda terörle mücadele, siyaset ve dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Fatih Eryılmaz, Abdullah Öcalan ve PKK üzerinden yürütülen tartışmalara sert tepki gösterdi. Eryılmaz: Kürt aşağı Kürt yukarı. Kürtler de şaşırdı. İçimiz dışımız Kürt oldu. Hangi siyasetçiye mikrofon uzatılsa Kürt, Kürt, Kürt de şaşırdı...

34,756 views • 26 days ago •via X (Twitter)

6 Comments

ğaran simer's profile picture
ğaran simer25 days ago

Apo Kürdlerin lideri değildir ve olamaz da apo bir terör örğütüdür ben bu sözleri bir Kürd olarak söylüyorum.

gebzepc@gmail.com's profile picture

En büyük zararı da vatanına bayrağına sahip çıkan Kürtlere oluyor.

Fırat Can's profile picture
Fırat Can20 days ago

Bende kürdüm gerek yok cahil cahil hareketler yapan cahiller var ne kadar kürtsem o kadarda türküm

Celal Onkun's profile picture
Celal Onkun26 days ago

Kürt sikişi yapacaksın apocu mhpliler den start

Gökhan Ballı's profile picture
Gökhan Ballı20 days ago

Türk milletine sorun reddediyoruz ...🇹🇷

el amdan mahrum götekoyan's profile picture
el amdan mahrum götekoyan24 days ago

Buna karşılık Türk Duran Kalkan’ı da türkleri temsilen konuşturalım beyinsel aveller

Related Videos

Nizamettin Arıç’ın Öcalan’a Yönelik Eleştirel Çizimleri: Kürtler'in pek alışık olmadığı sıra dışı Öcalan tepkisi. Kürt sanatçı Nizamettin Arıç’ın Öcalan’a yönelik eleştirel çizimleri, Kürt siyasetindeki dokunulmazlık algısını bir kez daha gözler önüne seriyor.. Benzer bir durumu geçmişte Şivan Perwer de yaşamış, ancak maruz kaldığı ağır tepkiler ve fiziki saldırılar nedeniyle söylemlerini realize etmek zorunda kalmıştı. Bu tablo bize Kürt toplumunun hâlâ siyasi liderlerini eleştirebilme olgunluğuna ulaşamadığını gösteriyor. Kürtler, liderlerini yalnızca eleştirilemez değil, aynı zamanda kutsal ve dokunulmaz da görüyor. Öyle ki, radikal partizanlar, gerektiğinde liderleri için Kürtleri öldürebileceklerini dahi açıkça dile getiriyor ve bundan gurur duyuyorlar. Dahası, bu anlayışa alkış tutan geniş bir kitle de mevcut. Peki, dillerinden “Kürtlere özgürlük”, “Kürdistan’a özgürlük”, “düşünce özgürlüğü” ve “özgün sanat” sloganlarını düşürmeyen Kürtler, kendi gibi düşünmeyen bir başka Kürtleri ve Kürt sanatçıyı hedef gösterip linç etmeyi, küfür ve hakaret yağdırmayı nasıl açıklıyor? Siyasilerine eleştiriye dahil tahammül etmeyen bir halk nasıl özgürleşebilir? Bu noktada aklıselim düşünebilen herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Kürtlere gerçekten özgürlük mü istiyoruz, yoksa sadece kendi dogmalarımızın egemen olduğu bir rejim mi kurmaya çalışıyoruz? Nizamettin Arıç Kimdir? Nizamettin Arıç, Kürt sanatına ve müziğine büyük emek vermiş, sinema alanında da başarılı işlere imza atmış bir sanatçı. Örneğin, tesadüf ki şuan yaşadığım şehir olan İsviçre’nin Fribourg kentinde 1994'de düzenlenen Fribourg Uluslararası Film Festivali’nde Kürtçe çektiği "Klama Beko" filmiyle üç ödül kazanmış, böylece Kürt sinemasını ve Kürt milletini uluslararası arenada da temsil etmiştir. Üstelik bu film, dönemin Türk devletinin Kürt köylülerine uyguladığı zulmü ve Suruç'lu bir gencin PKK’ye katılım sürecini anlatan siyasi bir yapımdır. Yani bir açıdan uluslararası alana sunulmuş, PKK'nin varlığını ve çıkış nedenini de gerekçelendiren Bir siyasi propaganda. Ancak bugün, Öcalan’ı eleştiren çizimleri nedeniyle kendisine yönelik saldırılarla, sanatçının geçmişi çarpıtılıyor. Mesela TRT’de çalışmış olması, ona yöneltilen en büyük suçlamalardan biri. Fakat gerçekte, Arıç 1976’da TRT Ankara Radyosu’nda çalışmaya başlamış, 1979’da Kürtçe seslendirdiği Ahmedo Roni şarkısı nedeniyle “bölücülük” suçlamasıyla yargılanmış ve işinden atılmıştır. Yani, devletin içinde bile Kürt kimliğinden ödün vermemiştir. Daha sormaları da yıllarca Roj TV ve Kürt siyasi hareketine yakın medya organlarında yer almış, bu çevrelerin etkinliklerinde sahneye çıkmıştır. Fakat bugün kendisine saldıranlar, geçmişte Kürt siyasi hareketiyle olan bağlarını görmezden geliyor. Eğer Nizamettin Arıç, TRT’de çalıştığı için “hain”se, o hâlde neden yıllarca Roj TV’de yer almasına ses çıkarılmadı? Demek ki mesele onun geçmişi değil, bugün eleştirel bir duruş sergilemesi. Öcalan Eleştirilemez mi? Sanatçılar toplumun aynasıdır. Eğer Kürt halkı özgür bir gelecek istiyorsa, sanatçılarına ve aydınlarına karşı daha saygılı olmalı, onlara eleştirel düşüncelerini ifade edebilecekleri alanlar açmalıdır. Bugün Öcalan’a büyük bir sevgi ve bağlılık duyan bir kitle olduğu gibi, özellikle genç Kürtler arasında yükselen eleştirel bir bakış açısı da mevcut. Bu realitenin artık kabul edilmesi gerekiyor. Ne Öcalan’ı destekleyenler mutlak birer kahraman ne de Öcalan’ı eleştirenler mutlak birer hain. Öcalan, Kürt halkının içinden çıkmış siyasi liderlerden sadece biridir; tanrısal bir kudrete sahip olmadığı gibi, kutsal ve dokunulmaz da değildir. Yıllar içerisinde siyasi anlamda büyük değişiklikler yaşadı. Kürtler Öcalan’ı sorgusuz sualsiz desteklemek zorunda değil. Öcalan’ın kendi kitaplarında dahi “Eleştirileriniz beni yüceltir, beni eleştirin” dediği gerçeği ortadayken Öcalan taraftarları neden onu eleştirilmez bir tabu hâline getirmeye çalışıyor? Siz Öcalan’dan daha mı Öcalancısınız?

Azad Penaber

236,853 views • 1 year ago

🛑|| Başkan Barzani’nin Eşitlik Mesajı Türkiye’de Çarpıtıldı: Kürt Kamuoyundan Sert ve Entelektüel Tepki 🟢 Başkan Mesud Barzani’nin Bahçeli’ye verdiği yanıt Türkiye’de geniş tartışma yaratırken, bazı Türk gazetecilerin yorumları Kürt kamuoyunda hem sert hem de entelektüel düzeyde bir eleştirinin hedefi oldu. 🗣️ Zafer Arapkirli’nin, Barzani’nin açıklamasını “Sizle biz aynıyız, ben de bir devletim” şeklinde yorumlaması, Kürt çevrelerce gerçeğin yalın ifadesi olarak değerlendirildi. Çünkü Kürdistan Bölgesel Yönetimi; anayasal, kurumsal ve uluslararası düzlemde tanınmış bir yapı. Ancak Türkiye’deki milliyetçi refleksler, bu statüyü hâlâ kabul etmekte zorlanıyor. 🔴 Asıl gerilim ise Can Ataklı’nın Barzani’ye atfen kullandığı, “Biz senin ağabeyle konuştuk” anlamındaki yorumla büyüdü. Kürt kamuoyu bu ifadeyi, Kürdistan’ın modern siyasal gerçekliğini inkâr eden, hiyerarşik ve oryantalist bir zihniyetin dışavurumu olarak görüyor. Bu yaklaşım, Kürtlerin siyasal temsilini hâlâ “aşiret ilişkileri” üzerinden okuyan, 20. yüzyılın devletçi klişelerine sıkışmış bir bakış olarak nitelendiriliyor. 🧑‍🧑‍🧒 Kürt yorumcular, söz konusu medya dilini “bilinçli bir küçültme çabası” olarak değerlendirirken şu eleştiriyi öne çıkarıyor: “Kürdistan, küresel diplomaside muhatap alınan modern bir yönetimdir. Bu statüyü yok sayan dil, cehalet ile ideolojik körlüğün karışımından ibarettir.” 🟡 Barzani’nin açıklamasının özü ise Türkiye’deki tartışmaların aksine oldukça net: Siyasi eşitlik, karşılıklı saygı ve iki tarafın da uluslararası meşruiyetine dayalı bir ilişki. ❌ Kürt kamuoyuna göre, Türk medyasının bir kısmının bu açıklamayı çarpıtması, sadece yanlış okuma değil; Kürdistan’ın siyasal öznesini sindiremeyen zihniyetin güncel bir tezahürü. Can Ataklı Zafer Arapkirli Murat Taylan

SESLİ HABER

12,380 views • 9 months ago

Düzgün Kaplan: 'Kürt halkı kendi evlatları tarafından temsil edilmelidir’ Hak ve Özgürlükler Partisi HAK-PAR Genel Başkanı Düzgün KAPLAN Muş‘ta halka seslendi. Muş Belediye meydanında 9 Mayıs 2023 tarihinde saat 13.00' te başlayan miting de Kürtçe konuşan Düzgün Kaplan, sözlerine; ‘Xalıd beg’e Cibri’nin, Şeyh Sait’in topraklarında sizleri saygıyla selamlıyorum’ diye başladı. Kaplan konuşmasını şöyle sürdürdü; ‘Sizlere Kürtçe hitap etmek istiyorum. Çünkü Seçimlere katılan 36 parti içinde tek Kürt partisi HAK-PAR’dır. Siyasetimizin amacı binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan kadim Kürt halkının özgürlüğüdür. Sizin desteğinizi istiyoruz. Kadim bir halk olan Kürt halkı da diğer halklarla eşitlik temelinde özgür ve barış içinde yaşamalıdır. Türk devleti Kürtlerin de yardımı sayesinde kuruldu. Osmanlı devletinde birlikte olan milletler ayrılarak kendi devletlerini kurdular. Kürtler o zaman biz kardeşiz dediler. İttihatçıların devamı olan Kemalistler Kürtlere Bu devletin Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olacağına söz verdiler. Lozan antlaşmasından sonra Devlet kurulunca dediler ki bu devlet Türklerin devletidir. Dili de Türkçedir. Kürtler defalarca itiraz etti, başkaldırdı. Bu düzeni kabul etmedi. Kemalist rejim Dersim’de, Zilan’da, Diyarbakır’da olduğu gibi soykırıma yöneldi. Bu politika halen devam ediyor. Biz Kürt halkının onurlu, özgür yaşamasını istiyoruz. Değerli Muş halkı; Lozan’da Kürt temsiliyeti yoktu. Kürt ağaları, beyleri Kürtlerin temsiliyet hakkını İnönü’ye verdiler. Onlarda tekçi, faşizan bir devlet kurdular. Bugünde aynı oyun oynanıyor. Boşnakları, Bulgarları, Türkleri bize temsilci olsunlar diye aday gösteriyorlar. Bunlar Kürdün hangi derdini bilir? Değerli halkımız Kürtler kendi öz evlatları eliyle temsil edilmelidir. Neden bir Laz, bir Çerkez Kürdü temsil etsin, Kürdün oyu ile Parlamentoya gitsin? Bize sandığa gidin oylarınızla Türkleri parlamentoya gönderin diyenler hayır deyin! Belçika, İsviçre Amerika gibi pek çok modern devlet benzer meselelerini çözebilmiş. Biz diyoruz ki Kürtler millettir ve diğer milletlerin İngilizlerin, Türklerin hakkı neyse Kürtlerin de bu hakları verilsin. Derdimiz Kürt halkının özgür olmasıdır. Pek çok Türk veya Kürt vekil gönderdiniz parlamentoya gidin bakın, Kürtlerin haklarıyla ilgili. Bir önerge verdiler mi? Kendi keslerini doldurmakla meşgul oldular. Kürt meselesinin çözümü için ne yaptılar? 45 yıldır Kürdistan’da savaş var 100 bin gencimiz toprağa verildi. Onlar hiçbir şey yapmadılar. Şimdi diyorlar ki Türkiye demokratik olsun, olsun da ya Kürt meselesi? Kürt meselesi çözülmeden ne demokrasi olur, ne enflasyon düşer, ne barış olur ne de yoksulluk son bulur. HAK-PAR sizin partinizdir. TRT de bize ayrılan 10 dakikalık konuşma hakkını da Kürtçe olarak kullandık. Biz halkımıza, toprağımıza güveniyoruz. Sakın bu parti küçüktür demeyin. Büyük partilere verdiğiniz oylar zaten boşa gidiyor.Onlar sizin için Kürt meselesinin çözümü için ne yaptılar? HAK-PAR barışçıl demokratik bir partidir. HAK-PAR’a oy verin ki, Kürdistan’da yeni modern bir ses, barışçıl demokratik, hareket güçlensin. Size aday olarak Boşnak, Bulgar veya Egeden birilerini getirip aday gösterdiklerini biliyorum. Biz de size Muş’un, bu toprakların, barışsever, demokrat bir evladını aday olarak sunuyoruz. Bilin ki biz Xalid Begê Cibrî’nin yolundayız.’ HAK-PAR Basın Bürosu

HAK-PAR / Hak ve Özgürlükler Partisi

34,059 views • 3 years ago

Son Dakika Artık Kürtler kandıramazsınız. Bugün eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Türk, bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarına “Kürdistan” deyip duruyor. Mardin’i, Şırnak’ı, Hakkâri’yi, Van’ı, Diyarbakır’ı, Muş’u sayıyor ve buraların Kürdistan olduğunu iddia ediyor. Haydi oradan Sayın Ahmet Türk! Ben yaşadığım sürece gerçekleri anlatacağım anlatmaya da devam edeceğim. Ahmet Türk TBMM Erkan başı hangi oyla meclise girdi kimin oylarıyla girdi. Önce Kürt halkına bir cevap verin. Şaşkın pişkin demogoji yapmayın  Sayın Ahmet Türk, Terör örgütü PKK’nın olmadığı her yerde huzur vardır, güven vardır, kardeşlik vardır, kalkınma vardır. İnsanlar korkmadan yaşar, çocuklar umutla büyür, esnaf huzur içinde çalışır, millet geleceğe güvenle bakar. Bunu en iyi bilenlerden biri de sizsiniz.  Sayın Ahmet Türk, benim de size bir cevabım vardır. Siz ne kadar Kürtseniz ben de o kadar Kürdüm. Kürt olmaktan da gurur duyuyorum. Ancak sizin gibi düşünen zihniyetten her zaman uzak durmuşumdur, uzak durmaya da devam edeceğim. Sayın Ahmet Türk, peki Erkan Baş’ı Meclis’e taşıyan kimdir? Kimlerin oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmiştir? Kürt milletinin oylarıyla girmiştir. Şimdi ise Kürt kökenli bir cumhurbaşkanı adayı olsa desteklemeyeceklerini söylüyorlar. Bu konuya Kürt halkına nasıl bir cevap vereceksiniz? Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz Bingöllü bir Kürttür. Cevdet Yılmaz Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan Vanlıdır. Hakan Fidan Kürt milletvekili var mı? Var. Arslan Tatar Kürt komutan var mı? Var. TSK Kürt jandarma komutanı var mı? Var. T.C. Jandarma Gn. K Kürt alay komutanı var mı? Var. Kürt istihbaratçı var mı? Var. İbrahim Kalın Kürtler devletin her kurumunda çalışabiliyor mu? Çalışabiliyor. Kürdün tek devleti vardır; o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir, Sayın Ahmet Türk. Ahmet Türk Ahmet Türk Türkler bu memlekette ne kadar hak sahibi ise Kürtler de o kadar hak sahibidir. Sayın Ahmet Türk, siz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapmış bir milletvekilisiniz. Orası Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Millet Meclisi’dir. Sizin dediğiniz gibi bir “Kürdistan Meclisi” değildir. TBMM Numan Kurtulmuş Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurmak için milyonlarca Kürt, Türk, Laz, Arap ve Çerkez şehit olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları Çanakkale’de, İzmir’de, Trabzon’da ve Anadolu’nun dört bir yanında omuz omuza mücadele ederek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuşlardır. Şimdi çıkmışsınız; yok efendim Mardin, yok efendim Şırnak, yok efendim Hakkâri, yok efendim Van, yok efendim Diyarbakır, yok efendim Muş… Bu coğrafyaya sürekli “Kürdistan” deyip duruyorsunuz. Sayın Ahmet Türk, iyi dinle Bir Kürt olarak Kürt kardeşlerimizin Türk Kardeşlerimizin canı sağ olsun istiyoruz. Demem o ki Ayrımcılık yapmak isteyene net cevabımız”dır canı cehenneme. Yapmış olduğunuz açıklamalara istinaden ben de bir Kürt olarak düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Saydığınız bütün topraklar Türkiye Cumhuriyeti’nin toprağıdır. Ya çok yaşlanmışsınız ve artık ne dediğinizi bilmiyorsunuz ya da gerçekleri görmek istemiyorsunuz. Bence artık Kürt halkını kandırmaya çalışmayın. Kürt halkı sizin oyunlarınıza gelmeyecektir. Bunu bilmenizi isterim. Bizim gücümüz birliktedir. Bizim gücümüz kardeşliktedir. Bizim gücümüz ay yıldızlı al bayraktadır. Kürt ile Türk’ün arasına fitne sokmak isteyenler bugüne kadar başarılı olamadılar, bundan sonra da olamayacaklardır. Rabbim devletimizi, milletimizi, güvenlik güçlerimizi ve aziz vatanımızı korusun. Kürt Türk milleti birdirbir kalacaktır Sloganımız nedir. Bir daha söylüyorum. Baş koymuşum Türkiyem ölürüm Türkiyem NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE.🇹🇷  Ne mutlu Kürt doğdum. Ne mutlu Müslüman oldum. Ne mutlu Türküm diyene. Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Mustafa Destici MHP Habertürk Mustafa ÇİFTÇİ Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 Akın Gürlek Ali Yerlikaya Ali Fidan Birol Ekici Murat Zorluoğlu MHP ABDURRAHİM AVCIOĞLU

Abdurrahim Avcıoğlu

32,089 views • 3 months ago

Muhsin Kızılkaya anlatıyor: Savaş ve Barış İzlemek için ⬇️ Yıldıray Oğur : Sence bu barışın, Kürtler kaybedeni mi oldu? Muhsin Kızılkaya: "Kürtler neyi kaybetti? Kürtler hayatı kazandı. Kürt çocukları ölmüyor. Bundan kıymetli ne olabilir yani? Ortada kaybedilmiş ne var? Siz ne istiyordunuz da onu kaybettiniz? PKK dışında kalan Kürt milliyetçilerinin durumuna bak. Temel dertleri şuydu baştan beri: “Bunlarla olmaz. Yani Apocularla olmaz. Apocuların bir kere her şeyden önce ortadan kalkması lazım... Tamam, işte Apocular ortadan kalkıyor. Derdin, yani “Onlarla olmaz” diyordun. Küfrediyordun, karşı çıkıyordun, söylüyordun bütün bunları. Tamam, o oldu. Hadi bakalım, bundan sonra senin projen devreye girsin. Milliyetçilik amaçsız bir ideolojidir. Devamlı onları bir arada tutan akılcı bir fikir değil, sloganlardır. 50 sene silahlı mücadele yürütüldü bu memlekette. En korkunç yöntemlerle yürütüldü, her türlü yöntem denendi ve bir sonuç alınamadı. Onların bütün istediği şöyle bir şey: “Bu durum var olsun. Bu durum üzerinden biz de muhayyel Kürdistan fikrimizi ayakta tutalım.” Milliyetçilik hayallerle yaşamaktır. Yıldıray Oğur: Kürt milliyetçileri genelde PKK'yı şöyle suçlardı: “Devlet, PKK’yı kurdurdu, böylece Kürtlerin mücadelesini kriminalize etti. Aslında diğer Kürt örgütler çok daha başarılı olabilirdi. Devlet PKK'yı kurdurarak diğerlerini elimine etti”. Şimdi PKK silah bıraktığı anda normalde bundan çok memnun olmaları gerekir. Çünkü Kürt mücadelesi artık kriminalize edilemeyecek, sivil bir boyuta geçecek. Ama bu sefer de PKK'yı “teslim oldular, ne kazandınız ki?” diye suçluyorlar. Muhsin Kızılkaya: Ben onlara hep şunu söylüyordum: “Arkadaşlar, siz bu kadar Apoculara karşısınız. Tamam, bırakın Suriye’deki de fes olsun. Niye oraya gelince oradakiler yaşasın ama buradakiler kendini fes etsin?” Ya bu nasıl bir mantık? Abdullah Öcalan, KCK diye bir yapı kurmuş. Bu KCK'nın sınırları yok. Hakkâri'den Avustralya'ya kadar uzanan bir şemsiye yapıdır, örgüttür. Bu KCK yapısının içine diğer bütün örgütler giriyor. O bütünüyle fes olacak. Ya da işte bazıları kalsın, bazıları bilmem ne olsun. Böyle şey olur mu? Niye siz Suriye'deki Kürtlere bunu reva görüyorsunuz? Rojava devrimi dediğiniz şey, niye oradaki insanlara mutluluk, refah ve güvenlik getirmedi? Keşke 10 Mart anlaşmasına bağlı olarak bu yapılmış olsaydı. Yani İsrail'in, Amerika'nın ve diğerlerinin onları manipüle etmelerine izin vermeseler ve o anlaşmanın sonuçları onlar için daha hayırlı olurdu. Ama eğer akıllı bir şekilde bundan sonra yürütürlerse, Mazlum Abdi daha akıllı bir danışman olarak işi yürütürse, yarın devletin ortağı olabilirler. Ben baştan beri söylemeye çalıştığım şey şu: Kürt sorunu, Kürt meselesi; her ülkedeki Kürtlerin kendi devletleriyle barışıp o ülkenin yönetimine ortak olmaktan geçiyor." Yıldıray Oğur

serbestiyet

21,654 views • 13 days ago

Türkiyeleşme, Öcalan’ın Kemalist Kompleksinin Siyasal Adıdır Bu metni 2023’te, artık X’te (eski Twitter) erişilemeyen bir videoyu izledikten sonra kaleme almıştım. Dün o videoyu yeniden buldum; bu nedenle bu kısa yazıyı bir kez daha gözden geçirip yeniden paylaşmak istedim. Görüntülerde, Murat Karayılan ile Duran Kalkan’ın huzurunda yapılan, adeta bir “Judenrat” sahnesini andıran bu buluşmada bir komutan Kürtlükle alay ediyordu. Mardinli olduğunu söylüyor, anne ve babasının adlarını—biri Kurdê, diğeri Kurdo idi—tek tek sayıyor ve kahkahalar arasında şunu ekliyordu: “Bir de katırımız vardı; o da ‘Kürt’tü… ‘Kürtçe çifte bile atardı.’” Bu sahne, basit bir kabalık ya da münferit bir “şaka” değildir. Burada işleyen şey, Kürtlüğün insanî, tarihsel ve siyasal bir aidiyet olmaktan çıkarılıp zoolojik bir alaya, aşağı bir varoluş biçimine indirgenmesidir. Kürt kimliği, bir ulusal özneleşmenin zemini olarak değil, aşılması gereken bir “hamlık” ve utanılacak bir tortu olarak kurulmaktadır. Tam da bu noktada “kro” figürü belirir. Bir insanın kendi Kürtlüğünü—seçmediği bir dili, bir etnisiteyi, ulusal aidiyetini ve kültürel varoluşunu—başkalarına saldırmadan, kimseyi asimile etmeden, hiçbir şiddet pratiğine başvurmadan yalnızca sahiplenmesinin bu denli aşağılanması ve hor görülmesi bir rastlantı değildir. Türkiye, on binlerce Kürdü rızaları dışında söylemsel ve retorik düzeyde Türklüğün bir tahakküm ve fetih nesnesine dönüştürmüş; devlet aygıtı Kürt bedenlerini ve kimliklerini Türkçülüğün zorunlu imgesel alanı içinde yeniden biçimlendirmiştir. Bu zorunlu dönüşümün en görünür tezahürlerinden biri, Kürtlere dayatılan ve Türk ırksal üstünlüğünü simgesel biçimde ilan eden soyadlarıdır: Öztürk, Boztürk, Göktürk, Baytürk, Koçtürk, Alptürk, Karatürk, Aktürk, Ertürk, Söntürk, Kantürk, Gençtürk, Yiğittürk… Türkçülüğün bu adlandırma ve Kürt silme rejimi, yalnızca bürokratik bir kayıt meselesi değildir; daha en başından coğrafyasıyla, mekânsal düzeniyle ve siyasal alanın kurucu mantığıyla birlikte Kürt varlığını bedensel ve simgesel olarak aşağı bir konuma yerleştiren kolonyal bir şiddet biçimidir. Devletin bütün kurumları, yasaları, egemenlik dili ve anayasal düzeni, bu ülkede mutlak ve münhasır aidiyetin yalnızca Türk kimliğine ait olduğunu tekrar tekrar ilan eder. Türkçeden başka bir ana dile sahip olanın, bu siyasal düzen içinde tam anlamıyla eşit bir yurttaş ve meşru bir insan öznesi olamayacağı fikri, Kürt varlığının inkârını dahi anayasal güvenceye bağlayan bir dışlama rejimi olarak işler. Bunu aklı başında olan herkes bilir. Sanki bunlar yetmezmiş gibi, bugün Türk devleti Öcalan aracılığıyla her Kürde “Türkiyeleşme”yi telkin eden, Kürt sosyal ve kültürel varoluşunun daha önce bütünüyle tasfiye edilememiş alanlarını dahi disipline etmeye ve hizaya sokmaya çalışan yeni bir kolonizasyon dilini devreye sokmaktadır. Herkesin tanıklık ettiği şey budur: Kürtlerin yalnızca bastırılması değil, aynı zamanda kendi kendilerini inkâra zorlanmalarıdır. Fakat en sarsıcı olan şudur: Elli yıl boyunca Kürt adını siyasal alana taşıyan, yok edilmek istenen, adı anıldığında bile nefes alınamaz hale getirilmeye çalışılan bir hareketin içinden, bugün bizzat Kürtlükle alay eden ve Kürtlüğü tasfiyeyi neredeyse tarihsel bir görev gibi gören bir dil yükselmektedir. Kürt kimliğini aşağılayan, Kürdün katırını bile “Kürtçe çifte atan” bir karikatüre dönüştüren bu söylem, faşist Türkçü tahayyülün yalnızca dışarıdan dayatılması değil, içeriden yeniden üretilmesidir. Bu, Kürt’e karşı kurulan kolonyal prototipin Kürt siyasetinin içinde dahi içselleştirilmiş hale gelmesinin en çıplak göstergesidir. Öcalanperestlerin “Türkiyeleşme” siyaseti, fiilen tam bir Kırolaştırma ve kültürel kırımı derinleştiren disipliner bir kampanyadır. Buradaki Kıro, basitçe “Kürt” değil; Kürtlüğün inkârıyla “medenileştirilmesi gereken eksik-Türk” prototipinin aynı anda üretildiği kolonyal bir ara figürdür—yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan ise bu sürecin başlıca aracısı, hatta başlıca figürüdür: Kemalist devlet aklının Kürt siyasal varoluşunu yeniden biçimlendirmek üzere devreye soktuğu “baş Kıro”laştırma mekanizmasının tam merkezinde yer alır. Öcalan, Kürt’e ilişkin Kemalist tahayyülü derinlemesine içselleştirmiş bir figür olarak, hayatı boyunca Kürtleri “Kürtlükten kurtarmayı” adeta bir misyon gibi görmüş; Kürtlüğü ulusal ve siyasal bir ufuk olmaktan çıkarıp aşılması gereken bir “hamlık” olarak yeniden kodlamaya yönelmiştir. Bu iddiayı belgelendiren en çıplak ifadelerden biri, Öcalan’ın Kürt varlığını neredeyse insanlık-dışı bir ara kategoriye indirgediği şu sözleridir: “Kişilik üzerine birçok çözümlemeler yaptım. Hâlâ Kürt’ü tam yakaladığımı, çözdüğümü söyleyemem. Çünkü kendisi olmaktan epeyce uzaklaştırılmıştı. Şeklen Kürtvari gözükse de, özde başkalaşmıştı. İhanetinin boyutlarının farkında bile değildi. Ona ne insan yasaları ne de hayvan yasaları işliyordu. Adeta üçüncü bir varlık türünü oynuyordu.” (Öcalan, 2004, Bir Halkı Savunmak, s. 222). Burada Kürt, bir ulusal özne değil; ne insan ne hayvan yasalarına tâbi olmayan, “üçüncü tür” olarak kodlanan bir ham maddeye, yani Kırolaştırmanın nesnesine indirgenmektedir. Bu dil, yalnızca bir betimleme değil, Kürtlüğün siyasal statüsünü düşüren kolonyal bir epistemolojidir: Kürt varlığı, hak ve egemenlik talep eden bir ulus olmaktan çıkarılıp terbiye edilecek, dönüştürülecek bir aşağı kategoriye yerleştirilir. İşte “Kıro” figürü tam da bu ontolojik düşürmenin adıdır. Çünkü Kıro, “Türkleştirilmesi gereken Kürt”tür: hem Öcalancı söylemin hem de Kemalist tahayyülün Kürt üzerine bindirdiği prototip. Kürdü zamandışı ve parokyal bir dağ varlığına indirgeyen; dili çözülemez, kimliği belirsiz, siyasal varoluşu “ilkel” sayılan aşağı bir özne-konumu. Kıro, yalnızca bir hakaret değil, modern Türk ulus-devlet aklının Kürt’ü tanımlama biçimidir: Kürdü ulus olma kapasitesinden yoksun, kültür ve tarih taşıyamayan, medeniyetle bağdaşmayan bir “artık” olarak kodlayan kolonyal bir kategoridir. İşte Öcalan’ın Kürtlüğe yaklaşımı da tam olarak bu kolonyal prototipin içselleştirilmesi üzerinden şekillenir. Öcalan’ın Kürtleri “Kürtlükten kurtarma” girişimi, basit bir siyasal taktik değil, derin bir Kemalist kompleksin ve kolonyal/ırkçı bir mimicry rejiminin ifadesidir. Bu kompleks, Öcalan’ın kendisini Türk ulus-devlet aklının ölçütleri içinde “insan” sayılabilir bir varoluşa yaklaştırma çabasında; Kürtlüğü ise aşılması gereken bir hamlık olarak kodlamasında görünür. Burada “Kıro” figürü belirleyicidir: Kıro, eşzamanlı olarak hem Kürt varlığının inkârını hem de “tamamlanmamış,” “medenileşmemiş” bir Türk prototipini temsil eder—bir tür yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan, Türklüğü insan olmanın normu olarak kabul eder; fakat aynı zamanda bu norm karşısında kendisini ontolojik bir eksiklik içinde konumlandırır. Bu eksiklik, Lukács’ın yabancılaşma ve bütünlük kaybı bağlamında düşündüğü türden bir “eksik-totalite” hissiyle, sürekli telafi edilmesi gereken bir varlık açığına dönüşür. Mimicry, tam da bu açığın yönetimidir: taklit, asla “asıl” olamaz; fakat kolonyal düzen içinde zorunlu bir sınav gibi dayatılır. Öcalan’ın Türkiyeleşme projesi, bu nedenle, Kürt özgürleşmesinin değil, Kürt öznesinin Kırolaştırılarak devletin ontolojik ölçüsüne yaklaştırılmasının—hiçbir zaman tamamlanamayacak bir Kemalist taklidin—siyasal adıdır. Bu Kırolaştırma mantığının en açık göstergelerinden biri, Öcalan’ın Kürtleri bir ulus olarak değil, tekrar tekrar bir “olgu” olarak adlandırmasıdır. Nitekim Öcalan, Demokratik Konfederalizm’de Kürtlerden defalarca “olgu” diye söz eder (2015: 39). Bu kelime seçimi tesadüf değildir: Kürt varlığını tarihselliği, egemenlik iddiası ve siyasal özne statüsü olan bir ulus olmaktan çıkarır; üzerinde işlem yapılacak ham bir nesneye indirger. “Olgu,” burada hak talep eden bir kolektif özne değil, disipline edilecek, dönüştürülecek, Türkiyeleşme içinde eritilecek bir Kıro maddesidir. Bu nedenle “demokrasi,” “Türkleştirme” ve “Türkiyeleşme” aynı mantığın farklı adlarıdır: Kürt bir olgudur; Türk milletiyle bütünleştirilmesi, terbiye edilmesi ve “medenileştirilmesi” gerekir. Mehmet Uçum’un Öcalan’la aynı çizgide söylediği gibi, “Türk milleti birdir; Türk ve Kürtten oluşan tek bir millet vardır ve onun da tek dili Türkçedir.” Burada kast edilen tam da budur: Kürt, ancak Türklük içinde eritildiği ölçüde meşru bir varoluşa kavuşabilir. Öcalan’ın “kültürel talepleri” dahi gayrimeşru sayması, Bülent Arınç’ın 2014’te dile getirdiği “Kürtçe medeniyet dili değildir” sözleriyle aynı epistemik şiddetin farklı versiyonlarıdır. Bu söylemlerin ortak zemini açıktır: Kürt varlığını inkâr etmek, Kürtlüğü bir siyasal özne değil, terbiye edilecek bir hamlık olarak görmek ve “Kıro”yu medenileştirme kisvesi altında Kürtlüğün tasfiyesiyle uğraşmak. Aradaki tek fark şudur: Devlet aklı bunu açık ırkçı Türkçülükle yapar; Öcalan ve ona tapanlar ise kendi içselleştirilmiş Kıroluklarını genelleştirerek bütün Kürt milletini de kendileri gibi kokusu ve zamandışı bir varlık olarak tahayyül ederler. Kolonize edilmiş bir mimicry (taklitçilik)—adeta bir “ev zencisi” pozisyonu—üzerinden, Türk efendisinin haklılığını ispatlamak için Kürtler aleyhine simgesel, dilsel ve epistemik şiddete başvururlar. Kürt ulusal ısrarını “ilkel milliyetçilik,” Kürt varoluşunu “geri hamlık,” Kürt siyasal ajansını ise “kardeşlik düşmanlığı” diye damgalarlar. Türk devleti bir asırdır yapamadığını, bugün Öcalanperestler yapmaya çalışmaktadır: Kürdü “Türkiyeleştirmek,” yani fiilen Kırolaştırmak—Kürt ulusunu, kendi kendisiyle alay eden, kendi varlığını inkâra yönelen, kolonyal prototipi içeriden yeniden üreten bir aşağı özne-konumuna mahkûm etmek. Hayatını kaybeden Rêzan Javid’in annesinin feryadını asla unutmayacağım. O, PKK’nin Kürtleri kurtarmak için silaha sarıldığına hâlâ inanıyordu. Cenazede “Kürdistan bayrağına kurban olayım” diye haykırdı. İşte yeni-Kırolaşma, Türkiyeleşme adına, devletçi aklın içselleştirilmesiyle Kürtlüğü böyle imha eder: bir halkın onurunu değil, kendi kendisiyle alay etmesini siyasal ufuk hâline getirerek.

Kamal Soleimani

23,596 views • 7 months ago

Kürtlerin tanınmış vatanperveri Avukat Sıdkı Zilan Kürdistan’ın dört parçasındaki tek gündemin Rojava Kürdistan’ı olduğunu, Bahçeli-Öcalan muhabbetinin tek amacının da PKK’ye silah bıraktırmak değil ama Rojava’da SDG/YPG’ye silah bıraktırmak ve oradaki Kürt idaresini ortadan kaldırıp Şam’daki HTŞ tasallutu altına sokmak olduğunu söylüyor. ..:: 1. Türkiye devleti Öcalan’ı ve DEM Parti’yi kullanarak onların Rojava yönetimini silahları bırakmak için ikna etmesini istiyor. Anlaşılan Öcalan bunu kabul etmiş. ..:: 2. Kandil’deki PKK de İran ve Beşar Esed’in müttefiki idi. PYD’nin ABD ile ilişkileri de onların rızasıyla değildi. ..:: 3. Türk devleti PKK’nin silah bırakmasını istemiyor, onun esas derdi YPG’nin silah bırakmasıdır. Türk devleti Rojava’da Kürtlerin elinde bulunan statünün ortadan kalkmasını istiyor. ..:: 4. Şayet Rojava’daki yönetim Öcalan’ı dinleyip silah bırakacağım dese o da Türk devletinin oyunudur ve devlet diyecek ki işte siz Öcalan ve PKK’ye bağlısınız. Rojava Kürtleri bu oyuna da gelmemelidirler. ..:: 5. Biz Türkiye/Bakur’daki Kürtler de Öcalan ve PKK’ye bağlı değiliz. Öcalan sadece PKK’nin lideridir. Öcalan ve PKK silahlarını mı bırakıyorlar, intihar mı ediyorlar onların bileceği iştir. ..:: 6. PKK de aynen İran gibi Esad gibi yenik cephededir, Türkiye’de bile savaşı kaybetmiş bir örgüttür. ..:: 7. Ben ne Erdoğan’a ne de Bahçeli’ye güveniyorum. Onlar 10 yıldır Efrin’e girmişler, orda Kürtçeyi yasakladılar, Efrin’i şimdi terör güçleri yönetiyor. SMO/ÖSO çete gruplarıdırlar, Kürtlere baskı yapıyorlar.

Arif Zêrevan

293,021 views • 1 year ago

''PKK'LI HAİNLERİN TÜRK MİLLETİNİN ARASINA KARIŞMAMASI İÇİN DİRENECEĞİZ!'' İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cenk Özatıcı: - Bakın, burada Fethi Yıldız'ın bugünkü açıklamasına çok dikkatli bakın, attığı tweete. - Diyor ki: "Yapılacak ilk yasa değişikliği"... yani devamı gelecek. - Öcalan ne diyordu, DEM ne diyordu? Onlar da "kök yasa" diyor. Kök varsa gövdesi de vardır, gövdesi varsa dalları da vardır. - En baştan beri İYİ Parti'nin tüm tezleri, bizim ortaya koyduğumuz şuydu: - Bu, Türkiye'de Türk milletini etnik kimliklere ve mezheplere bölme; her etnik kimliğin başına bir vasi atama, - Bir kayyum atama ve bu memlekette en çok PKK'nın hedefi olmuş ve en çok PKK'dan çekmiş Kürt kökenli, - Etnik kimliği Kürt olan vatandaşlarımızın temsilcisini sanki Öcalan gibi göstererek, - Öcalan üzerinden DEM Parti'yi konsolide etme ve Türkiye'yi, - Türk milletini Türkler, Kürtler, Araplar diye üçe bölerek çok kimlikli, çok uluslu bir istibdat, saltanat ve baskı rejimini kurmaktır hedef. En baştan beri bunu söylüyoruz - Şehitlerimizin hatırasına ve gazilerimizin mücadele cehdine sahip çıkabilmek için, - PKK'lı hainlerin Türk milletinin arasına, vatandaşlarımızın arasına karışmaması için; - Hiçbir silah bırakma olmadığı ve pişmanlık olmadığı halde PKK'ya bir af çıkmaması için Meclis içinde, çevresinde, dışında, meydanlarda, şehirlerde sonuna kadar direniş göstereceğiz.

MOD

32,194 views • 1 month ago

🔴 PJAK Eşbaşkanı Peyman Viyan’dan önemli değerlendirmeler: ▪️Halkımızın iradesini kabul etmeyen, Kürtleri dışarıda tutan hiçbir gücü kabul etmiyoruz ▪️Bize dönük tehdit savuran bir güç karşısında ise kendimizi en büyük savaşa hazırlıyoruz ▪️İran en zayıf olduğu süreçlerde tehdide başvuruyor ve saldırıyor ▪️İran bu yeni süreçte sadece dış güçleri değil, içte bulunan güçleri de tehdit etmek, zayıflatmak ve sessiz bırakmak istiyor ▪️Hiçbir gücün yanında durmadık. Üçüncü yol çizgimizi hep koruduk ▪️PJAK olarak ‘Jin jiyan azadî’ hattında mücadelemizi sürdürüyoruz ▪️Biz en güçlü olduğumuz bir süreçteyiz. İran rejimi bundan korkuyor. Rejim, ‘Jin jiyan azadî’ devriminden korktu ve korkmaya devam ediyor ▪️Herkes bunu bilmelidir; Kürtler olmadan Ortadoğu’da bir şey yapılamaz. Kürtler Ortadoğu’da temel aktördür ▪️Savaş olmadan demokratik yollarla sorunun çözümünden yanayız. Ama bize dönük tehdit savuran bir güç karşısında ise kendimizi en büyük savaşa hazırlıyoruz ▪️Önder Apo’nun Bakûrê Kürdistan için başlattığı demokratik siyaset, diğer tüm parçalar için de geçerlidir ▪️Ulusal birliğin hepimizin gündeminde olması gerekiyor ▪️Kürt halkı olarak yürütülen siyasete karşı uyanık olmalıyız ▪️Kürt halkı kendisini doğru temelde örgütlerse kendi kaderini belirleyecektir

Yeni Yaşam

12,339 views • 1 month ago

Tu kurdî dizanî yan na? Bildiğim kadarıyla bu kanal PKK’cıların kanalı ve Mazlum Abdi’yi de Münih’teki güvenlik konferansı temasları neticesinde izlenimlerini almak için programa konuk etmiş. Ama gördüğüm , duyduğum kadarıyla , : konuk Kürtçe konuşuyor, buna rağmen programı Türkçe tercüme ederek yürütüyorlar; sanki ekran başındaki muhatapları Kürtçe bilmiyormuş gibi, sanki Kürtçe anlaşılmıyormuş gibi. Sizce de garib değilmi? Mesela ben Mazlum Kobani’nin her kelimesini ,her cümlesini de anlıyorum. Az evvel Allah kabul etsin bir taziyeye gittim; üstelik AK Parti’ye yakın bir aileydi. Orada herkes Kürtçe konuşuyordu, hemen hemen tek dil de Kürtçeydi, gayet doğal bir akış vardı.herşeye rağmen Yani hayatın içinde Kürtçe bu kadar canlıyken, bu ekran neden Kürtçeyi taşıyamıyor diye düşünmeden geçemeyecek ? Neden Kürtçeyi esas alıp Kürtçe bir yayın omurgası kuramıyor da “Türkçe tercüme”yi mecburi bir format gibi dayatıyor?bulundukları yerde bir yasak mı var? Yok Bir gariplik yok mu bu işte? Bu yayın kime yapılıyor acaba? Kürde mi, Türk’e mi, devlete mi, Avrupa’ya mı? Ve daha önemlisi: Kendini “Kürt davasının medyası” diye pazarlayan bu ekran, niye Kürtçe konuşan bir komutanı bile Türkçe üzerinden dolaştırıp servis ediyor? Bu, dil meselesi değil sadece; böyle bir kriz anında bu aparatlar “kamuoyu mühendisliği”yle bir milleti hem seferber etmesi hem de gerektiğinde görünmez kılması.bu artık saklanamaz bir komplo hemde en hakiki komplo bu..kim yapıyor? Ve bu ara adamlar kim? Sayın Kurtler Kürt meselesinde de yıllardır görülen şey şu: kısmi açılım + sert güvenlik + temsilin tekelleştirilmesi işte buna alet olanlar Avrupa da bu bana çok gerip geliyor. Samimiyet le soruyorum yahu derdiniz ne sizin sizlik bir şey yok ise bırakın bu işleri gidin hayatınızı yaşayın yahu niye alet ediyorsunuz kendinizi?. Kim konuşacak, hangi kelime meşru, hangi sınır aşılmaz… Bunlar Kürt haklarımızin kendisinden öncemi geliyor sizce . Netice: Kürt milletinin talebi “hak” olmaktan çıkıp “idare edilecek risk” muamelesi görüyor. Ve PKK dem Avrupa’da ki Kürt sandıklarımız da bir sadakat ile hizmet ettiriliyor.. Bu Kürtlerin de aleyhine olacak işler .. bundan eminim . Artık şu klik örgüt olmaktan çıkıp normal Kürt olun mecbur da değilsiniz tabiiki!

Fatih HATİPOGLU

21,218 views • 6 months ago

Bahçeli de Bakırhan da Öcalan’ın Türk devletinin “operasyonel elemanı” olduğunu itiraf ediyorlar Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan tam 23 gün Türk devletinin “operasyonel elemanı” olarak Rojava Kürdistan’ı ve Mazlum Abdi’yi (Mazloum Abdî مظلوم عبدي) mağlup etmek için çalıştı. Bütün Kürtler niçin SDG Suriye hükümetinin saldırılarına karşı koyamadı, niçin büyük alanları savaşmadan terketti, niçin Arap aşiretleri de Kürtlere ihanet ettiler diye merak ediyor. İşte bunun cevabı kısmen de olsa Öcalan’ın yaptığı ihanete bağlıdır. ABD, Türkiye, Suriye hükümeti Kürtlere karşı idi ama SDG bölgesindeki Arap aşiretleri de ihanet ettiler. Öcalan adına o aşiretlerin liderlerine de mektuplar gönderildi. Öcalan tabii ki Mazlum Abdi’ye söz geçiremiyordu ama Kandil’deki KCK, Rojava’daki PYD ve SDG içinde Öcalan’ın sözünü dinleyen adamlar olmalı ki SDG kısa bir süre içinde askeri olarak mağlup oldu. Bahçeli-Öcalan ikilisinin güdümünde olan Bakırhan da aynen Bahçeli gibi Öcalan’ı kurtarmaya çalışıyor. Rojava Kürdistan Bölgesi’ni Türk devleti ve Bahçeli-Öcalan ikilisinin desteklediği katliamdan kurtaran bizzat Başkan Barzani, Irak Kürdistan Bölgesi, Irak devleti ve Fransa oldu. Rojava’ya insan kaynağı, siyasi ve askeri destek Irak Kürdistan Bölgesi üzerinden oldu. Tom Barrack ve ABD mecbur kalarak siyasetini değiştirdi ve 30 Ocak anlaşması da bizzat Başkan Barzani himayesinde ortaya çıktı. DEM Parti seçmenlerini tenzih etmek lazım ama DEM Parti yönetimi de aynen Öcalan gibi anti-Kürt bir teşkilattır. DEM Parti yönetimi Öcalan’ın Rojava Kürdistan’ı ve Mazlum Abdi’ye yaptığı büyük ihaneti aklamak için sanki elde kalan bölge Öcalan’ın sayesinde olmuş gibi bir yalan uyduruyorlar. Bakırhan yalan söylüyor!

Arif Zêrevan

13,754 views • 7 months ago

Kürt olan Cevdet Yılmaz’ın Türkiye Cumhurbaşkanı yardımcısı olmasını görmeyen çapsız DEM Parti yöneticileri Mazlum Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın yüzlerce danışmanlarından biri olmasını “kazanım” olarak görüyor. ..:: 1. Ayşegül Doğan yalan söylüyor. Suriye’deki 4 milyon Kürt’ten sadece 60 bini kimliksiz yani kayıt dışıydı. Kürtlerin kahir ekseriyeti daha önce de Suriye’nin resmi vatandaşlarıydılar, yeni vatandaş olmadılar. ..:: 2. “Danışman” olmak imza yetkisi olmayan, hükmü olmayan, karar verme yetkisi olmayan, Ahmed Şara’nın istese hiç dinlemeyeceği pasif bir memur olmak demektir. Yani Mazlum Abdi bundan sonra yetkisiz bir memurdur. ..:: 3. Ahmed Şara daha önce Mazlum Abdi ve SDG ile müzakere etmeden 13 nolu kararnameyi çıkardı ve Kürtlerin varlığını, Kürtçenin seçmeli ya da üç saatlık ders olmasını ve Newroz’un bayram günü olmasını resmileştirdi. Mazlum Abdi ve SDG o kararname dışında Kürtlerin hiçbir milli hakkını Suriye devletine kabul ettirmemiştir. ..:: 4. Mazlum Abdi hem askeri güçlerini, hem de emniyet güçlerini Suriye devletinin denetimine vermiştir ve bundan sonra o güçler üzerindeki yetkisi de kalmamıştır. DEM Parti yöneticileri “çerçeve yasa” ile Türkiye’de Öcalan’ın örgütünü “PKK/KCK terör örgütü” olarak yasalaştırdılar ve tabii ki Öcalan’ı da o kanuna göre “terörist” olarak kabul ettiler. Gel gör ki bu DEM Parti yöneticileri, yüzleri hiç kızarmadan, hala çıkıp Kürtlere yalan söylüyorlar ve varolmayan “kazanımları” sanki varmış gibi anlatıyorlar. Mazlum Abdi ya da İlham Ahmed Suriye devletinin normal memurları olarak Türkiye’ye gitseler ne olacak. DEM Partililer onu da bir “kazanım” olarak satmaktan geri durmazlar. ..:: 1. Türkiye’de bir Kürt olan Cevdet Yılmaz bırakın danışman olmayı, bizzat Cumhurbaşkanı Yardımcısı’dır ama DEM Parti bunu görmez. ..:: 2. Türkiye’de AK Parti içindeki Kürt parlamenterlerin sayısı DEM Parti içindeki Kürt parlamenterlerin sayısından daha fazladır çünkü DEM Parti içindeki vekillerin çoğu Kürt olmayan insanlardır. ..:: 3. Türkiye’de seçmeli ve kısıtlı da olsa Kürtçeyi öğrenme dersleri var ve DEM Parti yöneticileri buna da karşı çıktılar, çocuklarına Kürtçe dersini seçtirmediler. DEM Parti gereksiz bir partidir. Yöneticileri de gereksiz insanlardır. Zaten iradelerini de Türkmen kökenli Öcalan’a teslim etmiş insanlardır. Öcalan’ın örgütü kalmadığına ve tasfiye edildiğine göre Öcalan da bitmiştir. Bir pişmanlık yasası olan “çerçeve yasaya” göre pişman olmak isteyenler gidip teslim olsunlar. Irak Kürdistan Bölgesi de o beladan kurtulmuş olur.

Arif Zêrevan

21,736 views • 15 days ago