Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Kemal Kılıçdaroğlu: “Okullarımızda çocuklarımıza günde bir öğün sıcak yemek verilmesi artık bir zorunluluktur. Bugün pek çok ailenin çocuğu okula aç gitmekte ya da yetersiz beslenerek derse girmektedir. Açlık, utanılacak bir hâl değildir. Açlığı görmezden gelmek utançtır.”

238,245 views • 15 days ago •via X (Twitter)

5 Comments

Lütfullah Kutlu's profile picture
Lütfullah Kutlu15 days ago

Kemal Bey; Eİ yükünden kurtulduğu için artık fikir üretip muhalefet yapabilir hale geliyor yavaş yavaş :) Özgür Bey' in prangalar hala bağlı, Silivri ile yatıp onunla kalktığı için henüz okul kantinlerine sırası gelemedi maalesef.

MİA Teknoloji Yatırımcısı's profile picture
MİA Teknoloji Yatırımcısı15 days ago

@grok bu önerinin gunluk maliyeti ne olur?

sentenced35's profile picture
sentenced3515 days ago

Yav bi dur arkadaş, zorla nefes alma vergiside koyduracaklar hükümete 😂

....'s profile picture
....15 days ago

Kedi olalı bir fare tuttun la koca dede :)

KaraBorsa 🇹🇷🔥's profile picture
KaraBorsa 🇹🇷🔥15 days ago

dogru tavsiye. bu fikir desteklenmeli.

Related Videos

Anya Kurtini: "Neden bazı kadınlar bir erkekle sıfırdan başlayıp beraber büyümeyi hiç tercih etmiyor? Acaba neden? Chris Pratt sever misin? Marvel falan. Bugün Hollywood'un en büyük yıldızlarından biri. Anna Faris ile tanıştığında durum tam olarak böyle değildi, biliyor musun? Ama Anna o dönem Hollywood'un en tanınan komedi oyuncularından biriydi. Oyuncu kariyerinin prime'ını yaşıyordu. Chris böyle yan oyuncu falandı. Fiziksel durumu pek iyi değildi, tanınmıyordu da. Anna da işte onun güzel kalbini sevdi. Neticede önemli olan iyi insan olması, değil mi? Hatta 2012'de bir oğulları dünyaya geldi. Ama çocuk prematüre doğduğu için ilk yıllardan itibaren ciddi sağlık sorunları olmaya başladı. Anna çocukla ilgilenmek için kariyerinden vazgeçti. Sonra bir şeyler oldu, Chris'in kariyeri yükselmeye başladı. Adam çok hızlı bir şekilde Hollywood'un gözdesi haline geldi aslında. Zaten Hollywood'un gözdesi bir kadın, şans yüzüne gülmüş bir erkek... Chris artık buna dayanamadığını açıkladı. Çok bunaldığını, sorumlulukların ona çok geldiğini söyledi. Boşandılar Anna ile. Chris tekrar evlendi. Yeni evliliğinden çocuğu oldu. Başladı sosyal medyada yeni karısını övmeye. Ne kadar iyi bir üvey anne olduğunu falan anlatmaya başladı. Mükemmel bir anne olduğunu ve kendisine ne kadar sağlıklı bir çocuk doğurduğunu falan sosyal medyada ilan etti. Anna bize asıl boşanma sebeplerini ne olarak açıkladı biliyor musun? Evlilikte rekabet ve kıyaslama problemi. Zaten başarılı ve gözde bir kadının, elinde pek de bir şey olmayan bir erkeğe aşık olup, onun için fedakarlıklar yapıp, sonrasında da yeterince sağlıklı bir çocuk doğuramadığı için alttan alttan laf yiyişi var. Öyle işte, biz bu erkeklere bir günde küsmedik."

Eğitim ve Motivasyon

277,476 views • 8 days ago

Telefonda ölüm ve para konuşmuşlar 'Yenidoğan çetesi' soruşturması tamamlandı. Çetenin lideri Mustafa Kemal Zengin’in Instagram videosunda birçok ünlü isim dikkat çekti. Doktor Fırat Sarı'nın 266 yıl hapis cezası istendi. Çetenin diyalogları ürpertici: Hemşire Ç.D. telefonda görüştüğü doktor İ.G.’ye hasta bir bebek hakkında şöyle diyor: “Bu bir 80-82 oluyor, sonra 98 oluyor. Artık ben bıraktım. Ölüyor mu ne yapıyorsa yapsın ya” Hemşire H.B. “M.S., çocuğu öldür” sözüne şu yanıtı veriyor: “Öldüreceğim de, öldürsem de bir dert biliyor musun.” ÖLÜM VE PARA KONUŞMASI Örgüt üyesi Hasan Basri G.: Mehtap çocuğu öldür, 50 satürasyonlu çocuk mu olur? Hemşire Mehtap S.: Öldüreceğim de öldürsem de bir dert biliyorsun yani. Hakan Doğukan T.: Sevk olacak hastayla ilgili bilgi var mı? Hasan Basri G.: Kanka ben onu halledeceğim. Bugün bizim para yatsın en azından onu bir kurtaralım. Ondan sonra aile ile ameliyat için konuşacağım. 150 bin fiyat çekeceğim. Uygun mu? Hakan Doğukan T.: Tamam ama hasta çok dayanmaz haberin olsun akciğerleri boydan boya kapanmış. Hasan Basri G.: O çocuk ölecek rüyamda gördüm. Hakan Doğukan T.: Satürasyonu ona kadar düşmüş yani çok dayanmaz sevkini hızlıca yapmamız lazım ölürse başımıza da sıkıntı olacak. Hasan Basri G.: Doğukan sen çocuğu bugün yaşat tamam mı? Gidip babayla anayla görüşeceğim bugün parayı alacağım. Bugün bir alem yaparız o parayı bir kurtarayım.

Haber Aktif

74,164 views • 1 year ago

Şırnak’ın Silopi ilçesinde yaşananlar bir aksaklık ya da geçici yoğunluk değildir. Bu tablo sağlık hizmetinin fiilen çökmesi ve anayasal hakların açık ihlalidir. Silopi Devlet Hastanesi Acil Servisi’nde koridorlar doludur. Hastalar saatlerce beklemekte çocuklar yaşlılar ve acil müdahale bekleyen yurttaşlar insan onuruna aykırı koşullarda sağlık hizmetine ulaşmaya çalışmaktadır. Bu ortamda etkin triyaj yapılması zamanında müdahale edilmesi ve hasta güvenliğinin sağlanması mümkün değildir. Bu yetmezmiş gibi Silopi gibi nüfusu yüksek ve acil yükü ağır bir ilçede yalnızca bir adet nöbetçi eczane bulunmaktadır. Bu durum tedavinin devamını sağlayan ilaca erişimi fiilen engellemektedir. Anayasa’nın 56. maddesi açıktır. Devlet herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Anayasa’nın 17. maddesi yaşam hakkını güvence altına alır. Sağlığa erişimin geciktirilmesi yaşam hakkını doğrudan tehlikeye sokar. Bugün Silopi’de Acil sağlık hizmetine zamanında erişim yoktur İlaca erişim yetersiz ve sınırlıdır Devletin sağlık alanındaki pozitif yükümlülüğü yerine getirilmemektedir Bu durum açıkça kamu hizmeti kusurudur ve idarenin sorumluluğunu doğurur. Buradan açık ve net çağrıda bulunuyorum. Silopi Devlet Hastanesi’nin acil servis kapasitesi derhal artırılmalıdır. Hekim hemşire ve sağlık personeli sayısı acil ve kalıcı biçimde güçlendirilmelidir. Fiziki alan ve yatak kapasitesi ivedilikle genişletilmelidir. Silopi’de nöbetçi eczane sayısı derhal ikiye çıkarılmalıdır. Tek nöbetçi eczane ile bu yük taşınamaz. Bu bir tercih değil anayasal ve hukuki bir zorunluluktur. Sağlık bir lütuf değildir. Sağlık bir ayrıcalık değildir. Sağlık devredilemez ve ertelenemez bir temel haktır. Silopi halkı kaderine terk edilemez. Bu tabloyu görmezden gelenler hukuken de vicdanen de sorumludur. Silopi’nin sağlık hakkı sahipsiz değildir.T.C. Sağlık Bakanlığı Recep Tayyip Erdoğan

Av.Mahmut TANAL

27,819 views • 9 months ago

Gazeteci Murat Yetkin çok zekî bir insandır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümü mezunudur. Okuldaşımdır ama okulun en zor bölümlerinden birinden mezun oluğunu da belirtmeliyim. Saygı duyduğum, dengeli, dikkatli, deneyimli, belgeye bilgiye dayalı konuşan, matematik zekâsını gazetecilikte de kullanan, bana göre duayan bir gazeteci. Böyle düşğnüyorum ama aşağıdaki video kesitinde bahsettiği konudaki tavrı beni şaşırttı. Gazeteci görünümündeki siyasi tetikçilerin herhangi birinden duyabileceğimiz sözleri, kendi derinliğinden uzak, yüzeysel bir şekilde Murat Yetkin'in konuşuyor olması, bir yerde bir eksiklik olduğunu bana hissettirdi. Murat Yetkin'in birikimi ve zekâsının bu konuyu çok basit bir şekilde çözüp aktarabileceğini düşünürdüm. Belki acil durum karşısında hızlı yorumlar olduğundandır, bilemiyorum. Üzerinde biraz daha düşündüğünde farklı değerlendirmeler de yapacağını umuyorum. Kemal Bey geçmişte, "İmralı meşru bir organ değil. Meşru organ kimdir? HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz. Halkın desteği var, parlamentoya gelmiş. Bu sorun çözülecekse meşru organlarla çözebiliriz." demiş, Yetkin'e göre, şimdi, "CHP, Risk almalıdır ve konuya siyaset üstü bakarak elini taşın altına koymalıdır." diyerek önceki sözünü yutuyormuş. Bu iki söze bakan, bu konulara biraz kafa yoran herhangi bir insan, buradaki ayrıntıyı çözebilir. Tabii amaç ve niyet farklı değilse. Kemal Bey geçmişte hep meşru organ olarak Meclis'i işareti etti. Bugün de aynı şeyi yapıyor. Geçmişte devlet, Öcalan'ı gayrimeşru kabul ediyordu. Bugün ise bizzat Meclis'te anayasa ve yasalara uygun olarak kurulan Komisyon vasıtasıyla Öcalan, Meclis'in; kuralları ve karar alma mekanizmaları dahilinde artık 'meşru' bir aktör olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla Kemal Bey'in işaret ettiği Meclis'te iktidar ve muhalefet partilerinin katılımıyla alınan karar doğrultusunda meşru kabul edilen bir Öcalan söz konusudur. Kemal Bey Cumhuriyet Halk Partisi'ne iktidarın kurguladığı oyunların yanında ya da karşısında olmaktan öte, tarihsel birikimiyle kendi oyunlarını kurup insiyatif almak ve özellikle ABD ile İsrail'in oyunlarına karşı devletin âlî menfaatleri doğrultusunda devletin planlarının yanında olmayı öneriyor. Bir istikamet tanımlıyor. Sonuç itibarıyla, geçmişte ve bugün söylediklerinde bir çelişki yok. Murat Bey'e bu gözle de bir bakması gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Saygılarımı iletiyorum. Murat Yetkin YetkinReport CHP 🇹🇷 Kemal Kılıçdaroğlu

Bülent Gürsoy

171,052 views • 10 months ago

GAZZE’DE AÇ BIRAKARAK ÖLDÜRMEK YOLUYLA SÜRDÜRÜLEN SOYKIRIM ÜZERİNE: Bugün burada insanlık tarihine kara bir leke olarak düşen bir gerçeği, Gazze'de 7 Ekim 2023 tarihinden günümüze kadar devam eden planlı soykırımın bir parçası olarak kadınların, çocukların, yaşlıların göz göre göre açlıktan ölüme terk edilişleri üzerine konuşmak istiyorum. Bu terk ediş, soykırım suçunun bir parçasıdır. Filistinliler, soykırımdan sonra hayatta kalabilenler, onurlu direnişlerinin bedelini bugün Gazze sokaklarında açlıktan ölen çocuklarla, gençlerle, kadınlarla ve karanlıkta doğan bebeklerle ödüyorlar. Uluslararası hukuk ve insan hakları normlarının hiçe sayıldığı soykırım, sözde ateşkes ve şimdi de kuşatma altında bir halk açlıkla katlediliyor, insani yardımın en ağır sınavlarından biri yaşanıyor. Daha bugün yardım bekleyen sivillere düzenlenen saldırıda 73 kişi öldü, 150 kişi ağır yaralı. Son yirmi dört saatte 130 Filistinli hayatını kaybetti. Gazze'de açlık bir silah olarak kullanılıyor. Bebekler, çocuklar, hastalar, kadınlar, insanlar aç bırakılarak katlediliyor. Ekmek yerine ambargo, ilaç yerine suskunluk gönderiliyor. Gazze'de çocuklar açlıktan ölürken dünya seyrediyor. Soykırım, uluslararası hukuk ve sınır tanımazken insani yardım uluslararası statükoya takılıyor. Bu sessizlik suçtur. Bu seyir, bu suça ortaklıktır. Bir dilim ekmek, bir halkın umudu ve onuru oldu. Bir öğün yemek, bir ülkenin özgürlüğünün simgesi oldu. Filistin açlığın en keskin adı, adaletsizliğin en çıplak fotoğrafı oldu. Gazze bağımsız bir Filistin devleti için direnenlerindir. Bugüne kadar burada iktidarı Filistin politikası nedeniyle yer yer yetersiz bulduğumuz eleştirilerimiz oldu ancak bugün bir eleştiri yapmak yerine bir seslenişte bulunmak istiyorum: Uluslararası sınırlar soykırım suçunun parçası olamaz. Havadan, karadan, denizden hangi yolla ve hangi imkân varsa lütfen Gazzeli insanlara insani yardımı ulaştırınız. Türkiye Cumhuriyeti devleti bunu yapacak güce ve kudrete sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bunu destekleyecek iradeye sahiptir. Uluslararası gündemi lütfen Filistin'deki bu açlıkla meşgul ediniz. Uluslararası platformları Filistin'deki bu açlık yoluyla yapılan soykırım gündemiyle kilitleyiniz. Sayın Başkan, izin verirseniz süremin kalan kısmında bu insanlar için hiçbir şey yapamamanın verdiği utanç ve acıyla, buradaki yemek sırasında bekleyen ailelerin ve açlıktan ölen bebeklerin fotoğraflarını sessiz bir şekilde Genel Kurula ve milletimize göstermek istiyorum. (Hatip tarafından Filistin'le ilgili fotoğraflar gösterilmeye başlandı) MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bu da, ölen kedisiyle birlikte. (Hatip tarafından Filistin'le ilgili fotoğraflar gösterilmeye devam edildi) MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Eski ve yeni hâli... (Hatip tarafından Filistin'le ilgili fotoğraflar gösterilmeye devam edildi) MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Ve son olarak... (Hatip tarafından Filistin'le ilgili fotoğraflar gösterilmeye devam edildi) MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Teşekkür ederim. (YENİ YOL, CHP, DEM, İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Mehmet Emin Ekmen

10,325 views • 1 year ago

2017 referandumunda tek adam rejimine hayır diyeceğimi açıkladıktan sonra Kanal D'den kovulmuştum malum. O gün beni arayan ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu, "bu hareketiniz bize umut oldu" demişti. Kendisine, "siz umut olabilseydiniz, biz belki işsiz kalmazdık" diye yanıt vermiştim. Yanımdaki yoldaşım Ertuğrul Albayrak şahidim. Öfkeliydim. O yaz, Kılıçdaroğlu'nun adalet yürüyüşüne 22.gününde dahil oldum. "Neden bu kadar geciktiniz?" sorusuna, "hayal kırıklıklarımı anca unutabildim" demişim bir röportajda...(videosunu ekledim) Kılıçdaroğlu, 2016'da "anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz" demiş, dokunulmazlıkları kaldırtmış, başta Selahattin Demirtaş olmak üzere bir çok siyasetçinin hapse atılmasının önünü açmıştı. 2017'de, TİP yeniden kurulmuş ve 2018 seçimlerine HDP ile ittifak yaparak katılmıştı. O seçimde keşke yeniden kurulalı az zaman olmuş olsa da TİP'le hareket edebilseydim. Kılıçdaroğlu CHP'sine adaylık başvurusu yaptım. Kendisi beni adaylaştırmak bir yana tanımadı bile. 2023'e geldiğimizde ben artık TİP saflarındaydım. Yoldaşlarımla birlikte sokak sokak gezip, "bir oy TİP'e, bir oy Kılıçdaroğlu'na" diye oy istedik. Erdoğan karşısında muhalefetin ortak adayıydı zira. Erdoğan karşısında kim en güçlü isimse ona destek olalım dedik. Adayın belirlendiği altılı masada değildik. Kime destek olsaydık? Şimdi o günlerde verdiğimiz destek hâlâ karşımıza çıkarılıyor. Karşımıza çıkaran da "planlarına sadık kalıp" 2.turda Erdoğan'a seçim kazandıranlar ha! Ben, İzmir'de TİP adayı olarak 85.000 oy aldım o seçimde. %6 oyla Meclis'e giremedim çünkü Kılıçdaroğlu'nun Chp'si listelerini sağcı isimlerle doldurup seçmene de "sakın TİP'e oy vermeyin, oyları bölmeyin" propagandası yaptı! Geldik 2026'ya. Ömrümüzden yıllar geçti, Saray rejimi kök saldı. Bugün Kılıçdaroğlu o rejimin kuklası olarak CHP'nin başına polis zoruyla geçmeyi içine sindirdi. Şimdi bu kişinin bize bir borcu var. Elimizden alınan yıllarımızı geri ver Kemal Kılıçdaroğlu Hakkım sana helal değildir. Bak şu videoya, senle birlikte "hak, hukuk, adalet" diye bağırırken İstanbul asfaltında nasıl genç, nasıl toymuşum! Güvendiğin padişahın mı bre Kılıçdaroğlu? Ne diyordu Demirtaş? "Saray'a yaslanmayın. Düşersiniz!" Düşmez mi sanırsın kendini yoksa?

irfan değirmenci

612,555 views • 4 months ago

Bu videoyu anne babalara ulaştırmamız lazım. Ramazan’ı çocuklarımızın zihninde sevinç ve mutlulukla değil, korkunç bir şekilde anılması için uğraşıyorlar. Öncelikle gelin videoyu bir inceleyelim, Ramazanın ilk günü çocuklar (aralarında +18 korku karakteri olan Wednesday’de vardır) okula giderler. Katil Öğretmen Baldi, çocuklara soru sorar. Çocuklar soruyu bilemeyince Baldi, İblis’e dönüşür ve çocuklara saldırır. Sonraki sahnede Nihat Hatipoğlu, iftar programındadır ve kendisine soru soran kız çocuğuna hakaret ederek “Akli dengen yerinde değil” der ve oruç ile ilgili yanlış bir fetva verip dalga geçer. Sonrasında İblise dönüşen Öğretmen Baldi, iftarda yemek istediği çocuğu evinden kaçırır ve okula getirir. Sınıfta hazırladığı iftar sofrasına çocuğu elleri ve kollarını bağlayarak yerleştirir ve yemeye hazırlanırken başka bir +18 korku karakteri olan Freddy, Ramazan topuyla gelip okulun penceresini kırar. Şimdi bu senaryonun hangi tarafından tutalım ki, hangi yerini eleştireyim ki, baştan aşağı lağım çukuru. Üstelik bu video dün yayınlandı ve sadece 1 günde 500 binden fazla çocuk bu videoyu izledi. Yarına muhtemelen milyonu devirecek. Bu resmen değerlerimize ve inancımıza kasıtlı yapılan bir saldırıdır. Ayrıca Nihat Hatipoğlu Hocam, kendisine yapılan bu aşağılık içeriğe dava açması gerekir. Nihat Hoca gibi kıymetli bir hocanın bir çocuk videosunda böylesine bir duruma düşürülmesi hem kendisi açısından hem de İslamiyet’in dalga konusu yapılmasından dolayı kanal sahibine mutlaka hesabı sorulmalıdır. Bu kanalın adı Minecraft Parodileri. 4 milyon 260 bin çocuk abonesi var. Aylık 114 milyon izlenme ile YouTube’da çocukların en çok izlediği bir numaralı oyun kanalı. Her gün 5 milyon çocuk bu kanalı izleyerek büyüyor. Ülkemizde 20 milyon çocuk var. Neslimizi bize düşman olarak yetiştiriyorlar. Değerlerimize yabancılaştırıp kültürümüzden koparıyorlar. Çocuklarımıza Ramazan’ı sevdirebilmek için binbir türlü gayret ediyoruz, emek veriyoruz, içerikler üretiyoruz. Bizler doğrunun ve iyiliğin yayılması için bu kadar çabalarken elbette Batıl durmuyor. O da inşa ettiklerimizi yıkmak için elinden geleni yapıyor. Fakat bizler binlerce çocuğa zar zor ulaşırken bunlar milyonlarca çocuğumuzu avuçlarında tutuyorlar.

Sertaç Abi

144,871 views • 3 years ago

Sayın Sermiyan Midyat, Barış Atay bey.. Lütfen aşağıdaki videoyu izleyin sonra.. Hikâyeyi bir de aslandan dinleyin. Dinleyin ki bugün kimin yanında durduğunuzu iyi anlayın; yarın çok üzülürsünüz. Biz bu ülkede yalanın, talanın, hırsızlığın, adam kayırmanın kurumsallaşmış hâliyle mücadele ediyoruz. Aynı fiiliyatı uygularsak ilkelerimiz nerede kalır, vicdanımız nerede kalır? Evet, medyanın önemli bir kısmını ele geçirmişler. Evet, sosyal medyada binlerce trol hesap var; zalimi mazlum, mazlumu zalim gösteriyorlar. Elbet bu değişecek. Peki aydınlarımız, sanatçılarımız ve yazarlarımız nerede? Kimden korkuyorlar? Sadece biraz düşünün! Bir siyasi partide delegelere dağıtılan rüşvetle parti işgal edilmiş haksız hukuksuz bie yolla ele geçirilmiş biz buna “evet”mi diyeceğiz? — ki dağıtılan bu para halktan çalınmış para milletin parası. Yarın bir parti çıkıp seçim günü sandık başlarında, “Oyunu bize ver, al sana şu kadar para” dese; ardından iktidara gelip ülkeyi talan etse, kurumları dağıtsa, bunu da mı destekleyeceğiz? Olmaz. Peki ya 16 yaşındaki bir evladamıza sarkıntılık yapanları, yanında çalışan 21 yaşındaki bir kadınla otelde basılanları, baklava kutularıyla rüşvet alanları; Alevilere, Kürtlere, Türklere, milliyetçilere ve muhafazakârlara sosyal medya trolleri üzerinden ağza alınmayacak küfürler ettirenleri toplumu bölenleri nereye koyacağız? Eğer ilkemiz hukuk, ahlak ve adaletse; kişilere, makamlara veya siyasi çıkarlara göre değişmemelidir. Bir haksızlığı başka bir haksızlıkla meşrulaştıramayız. Bir yanlışı görmezden gelerek başka bir yanlışla mücadele ettiğimizi iddia edemeyiz. Bugün sessiz kaldığımız her yanlış, yarın daha büyük yanlışın önünü açar. Bu olmaz. İmkânınız varsa CHP genel merkezine gidin, yoksa arayın sorun. “Bu işin aslı nedir?” diye öğrenin. Hikâyeyi bir de aslandan dinleyin. Kiminle görüşmek isterseniz de bizzat yardımcı olmaktan memnuniyet duyarım. Saygılarımla.. Kemal Kılıçdaroğlu CHP 🇹🇷 Sermiyan Midyat Barış Atay

Ali FIRAT

18,380 views • 3 months ago

📣 Bizler öğretmeniz. Yalnızca ders anlatan değil; bu ülkenin geleceğini kuran, çocukların ve gençlerin yaşamına dokunan, toplumun ortak aklını ve vicdanını taşıyan bir mesleğin temsilcileriyiz. Ancak uzun süredir öğretmenlik, kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılarak güvencesizliğin, düşük ücretlerin ve keyfi uygulamaların hâkim olduğu bir alana dönüştürülmektedir. Bu dönüşüm tesadüfi değildir; bilinçli bir tercihin sonucudur. Bütün bu açıklığa ve toplumsal desteğe rağmen, bugün karşı karşıya olduğumuz tablo son derece çarpıcıdır. Taleplerimizin çözümüne dair somut adımlar atılabilecekken, siyasi bir irade bu sürecin önüne açık bir bariyer koymaktadır. Mecliste ve ilgili komisyonlarda çözüm üretilebilecek bir zemin oluşmuşken, bu zemin bilinçli biçimde tıkanmaktadır. Bugün Millî Eğitim Komisyonu toplanacaktır. Ancak biliyoruz ki öğretmenlerin talepleri bu komisyonda görüşülmeyecek, gündeme alınmayacak ve yok sayılacaktır. Bu durum basit bir ihmal ya da teknik bir eksiklik değildir. Bu durum, öğretmenlerin taleplerine karşı alınmış politik bir tutumdur. ❌Bizler bu anlayışı kabul etmiyoruz. Çünkü biliyoruz ki eğitim bir toplumun en temel kamusal alanlarından biridir ve bu alanın piyasaya terk edilmesi, yalnızca öğretmenlerin değil, bütün toplumun kaybı anlamına gelir. Öğretmenin güvencesiz olduğu, emeğinin değersizleştirildiği, söz hakkının yok sayıldığı bir sistemde nitelikli bir eğitimden söz etmek mümkün değildir. Bugün Ankara’da bulunmamızın nedeni tam olarak budur. Çünkü artık taleplerimizin ertelenmesine, görmezden gelinmesine ve siyasi hesaplara kurban edilmesine tahammülümüz kalmamıştır. Çözümün adresi olan yerdeyiz ve çözümün derhal üretilmesini talep ediyoruz. Buradan açıkça ifade ediyoruz: Taleplerimiz bir lütuf değildir. Taleplerimiz temel haklardır. Ve bu haklar gecikmeksizin yasal güvence altına alınmalıdır. Öğretmenlerin insanca çalışma koşullarına sahip olması, güvenceli bir biçimde mesleklerini sürdürebilmesi ve eğitim alanının kamusal niteliğinin korunması, ertelenebilecek başlıklar değildir. Buradan Millî Eğitim Komisyonu üyelerine, Millî Eğitim Bakanlığına ve siyasi iktidarın tüm temsilcilerine çağrımızdır: ❗️Taban Maaş hakkımızı yasal güvence altına alın! ❗️Adaletsiz komisyonların adaletsiz puanlamalarıyla hakları ellerinden alınan mülakat mağduru öğretmenlerin atamalarını yapın! Bizler bu mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz. Baskılar, yasaklar ve engellemeler bu iradeyi kıramayacaktır. Çünkü bizler haklıyız, çünkü bizler meşruyuz ve çünkü bizler bu ülkenin geleceğini savunuyoruz. 🎯 Sözümüz nettir: Öğretmenler bu mücadeleden vazgeçmeyecek, taleplerini alana kadar geri adım atmayacaktır. Öğretmenlerin sesini duymazdan gelmeyin! Bu talepleri yok saymayın! Bu sorumluluktan kaçmayın! #TaleplerimizMilliEğitimKomisyonuna Ayşen Gürcan Dr. Nazım Maviş Mehmet Emin Öz Zehranur Aydemir ERCAN ÖZTÜRK 🇹🇷 Kemal Karahan Doç. Dr. Hulki Cevizoğlu Yücel Arzen HACIOĞULLARI Mehmet Akif YILMAZ Latif Selvi Ibrahim Ufuk Kaynak Rukiye Genç Toy Yılmaz Büyükaydın İsmet Güneşhan @elvangezmischp Hikmet Yalım Halıcı Fethi Açıkel Suat Özçağdaş Dr. Ali Fazıl Kasap Mustafa ADIGÜZEL İlyas TOPSAKAL Saffet Sancaklı Yılmaz Hun Kezban Konukçu Perihan Koca Şenol Sunat Mehmet Karaman T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Yusuf Tekin

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası

10,080 views • 2 months ago

Şimdi Kemal bey FETÖ yani fetullahçı terör örgütünün CHP içerisinde hala faal olduğunu söylediğine göre ve bu faaliyeti YSK ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı başta olmak üzere bir çok Devlet Kurumu'na da sızmadan pek mümkün olmayacağına göre ve bu yapının diğer siyasi partiler ile belediyeler aracılığıyla olan bağlantıları da bir şekilde ortaya saçılıyor iken Adalet Bakanlığının da acele etmesi ve acele açıklama yapması gerek miyor mu bu konuda? Ne diyor Kemal bey? İnanılır gibi değil FETÖ aparatlarıevar imiş fark edememişim diyor iyi de Kemal beyden önce Devletin fark etmesi gerekmiyor mu bunları? Devlet FETÖ ile mücadele de bu güne değin neden esnedi? Sebebi bilmiyorum ama biz hikmet ararken, siyaset önce kendi içinden temizleyip vitrin dışına koysun sonra biz alırız diye düşünülmüş olabilir belki demiş idik ki en çok Ak Parti'nin içine sızmış oldukları düşünülüyor idi. Herhalde merkez edinmek istediği şehir de FETÖ Hazım Sesli ve arkadaşlarından ibaret değildir siyasette. Ben 17/25 Aralık sonrası da hatta 15 temmuz sonrası da inanmadım zaten FETÖ ile mücadele de öne çıkanların FETÖ'yle mücadele de samimi olduğuna. İtirafçılar bile bir merkezden yönlendiriliyor gibi belli kalıplarda konuşuyor idi genelde. Yani sözde pişman olmuş ve konuşan itirafçılar üzerinden belki de soruşturma tıkanma noktasına getirildi. Hiç kimse kusura bakmasın madem bir özür dilenecek milletten sadece Kemal Kılıçdaroğlu değil, FETÖ'nün vatana ihanet suçu işlediği ve CİA ile Mossad ile Erdoğan'dan bile bağımsız habersiz iş tuttuğu anlaşıldıktan sonra FETÖ'yle mücadelenin ilgili birimlerinde yetkili herkes ve bütün parti genel başkanları da yüzleşip durumla özür dilemeli. Kemal Kılıçdaroğlu neden taksite böldü konuşmayı perde arkasında neler dönüyor? Bilmiyorum tabi ama Uşakın bu işin merkezi olduğunu ve FETÖ'nün Uşak üzerinden bir plan yürüterek CHP'ye ve Genel Başkanına operasyon çektiğini acilen ilave etmeli hiç değilse ve hiç değilse Uşak Haber Merkezi ekibinin FETÖ ile Mücadele'deki etkisini aktarmalı Sayın Kılıçdaroğlu. Aksi takdirde insanları samimiyetine inandırması da zor görünüyor ve ben uyarayım muhalafet dipdiri Türkiye'de ve insanlar çok kararlı bu kötü yönetimi değiştirecek ki bence de artık değişmeli. Tarafsız gazeteciliğe devam ederim belki inanmasam da artık ama yarın seçim olsa yine Ak Parti'ye oy vermem şahsen gitmem sandığa ya da gider geçersiz atarım. Millet bence İktidardan sıkıldı ve yoruldu ama muhalefet de İktidardan berbat şu haliyle en azından vitrin anlamında ve İktidar'ın değil muhalefetin yolsuzlukları konuşulur oldu ülkede. Oysa muhalefet temsilcilerinden beklenen iktidarı oluşturanların varsa yolsuzluklarını ortaya çıkarıp israfı ve haksız kazancı meydana koyup gündem oluşturmalarıdır. Hani var mı iktidara dair yada iktidar partisi belediyelerine dair bir tane yolsuzluk yada rüşvet işi ortaya çıkartan muhalefet temsilcisi ya da iktidar da da falancanın FETÖ bağlantısı olabilir diyen bir tane muhalefet temsilcisi var mı? Çözümü geçtik de sorunu ortaya koymaktan bile aciz ve dahi demogoji dışında iş bilmeyen yolsuzluk ve FETÖ batağına gırtlağa kadar batmış bir muhalefet görümtüsü var ortada. Ve tüm bunlar ülke her anlamda savruluyoruz iken ve aslında gerçekten kötü yönetildiğimiz neredeyse herkese aşikar iken böyle iyi mi? Hayır arkadaş iyi miyi değil iktidarı ile muhalefeti ile siyaset artık kendine çeki düzen vermeli ve zaten eskiler çekip gitmeli yeni yüzlere artık yer verilmeli. Kanuna toplum ahlakına uygun yaşam tarzları benimsemiş sıradan ama dürüst ve iyi insanlar gelmeli siyasetin başına. Başarı hikâyeleri olan insanlar gelmeli. Bize yaptığı hataları itiraf eden ve özür dileyen değil iş başarıp teşekkür bekleyen alkış bekleyen siyasetçiler lazım vesselam ve saygılar. .

Nurullah Çavuşoğlu

14,789 views • 4 months ago

Ebeveynlik yükünü sadece annenin taşımasını eleştiren kadın. • Bebeğimi babasına bırakıp dışarı çıkıyorum ama pek teşekkür edemiyorum. • Mesela şu an hazırlanmak için uyuttum, o yüzden sessiz konuşuyorum. • Bugün dışarı çıkacağım diye yemeğini hazırladım. • Ha, olur da yemezse diye yedek bir şey daha hazırladım. • Bir şeyler adil gelmiyor. • Mesela o dışarı çıkarken uykusu var mı, yemek yiyecek mi? • Bunların hiçbirini düşündüğünü sanmıyorum, düşünmüyor da zaten. • Erkekler biraz şey… Dışarı çıkıyor ya, arkadaşlarıyla muhabbet ediyor ya, sadece ona odaklanabiliyor. • Beyninin o kısmı kapanıyor onlarda; çocukla ilgili olan kısım kapanıyor. • Ben dışarı çıkmadan önce onu düşünüyorum, dışarı çıktığımda düşünüyorum. • Aklımın bir köşesi sürekli çalışmaya devam ediyor. • Yani ben dışarı çıktığımda dinlenmiyorum, böyle hakkıyla kendime vakit ayırdığımı da düşünmüyorum. • Olay şu: Biz bir yere giderken anne olarak çocuğu düşündüğümüz kadar ona bakacak kişiyi de düşünüyoruz. • Rahat etsin, her şey elinin altında olsun, hani çocuk ağlarsa falan panik yapmasın… • Yani aslında düşününce biz sürekli düşünüyoruz. • İnsanı yoran kısım zaten yapmaktan çok düşünmek. • Böyle şey gibi oluyor; o benimmiş, babasına emanet ediyormuşum gibi. • Dışarı çıkabilir miyim dediğimde tabii ki diyor ama onun dışarı çıkmasıyla benim dışarı çıkmam hiçbir zaman bir değil. • O şu an dışarı çıkmak istese pat diye çıkar. • Yemeği var mı, bilmem ne hiç düşünmesine gerek yok çünkü annesi var. • O gün bütün gün gelmeyebilir, hatta şehir dışına bile çıkabilir. • Benim böyle bir şey yapmaya imkânım var mı mesela? • Ben dışarı çıktığımda iki üç saat içinde gelmeye çalışıyorum. • Yani bu anne olmak demek mi? • Bu kadar eşitlik beklememeli miyiz?

Jurnal

21,161 views • 1 month ago

Otopark görevlisi olarak çalışan bir seramik sanatçısı, yaşadığı maddi sorunları paylaştı: • Ben Yunus. Seramik sanatçısıyım. Hayatımda bir şeyler oldu ve bir aydır yol kenarı otopark görevlisi olarak çalışıyorum. • ⁠Bugün de 15 Temmuz - 31 Temmuz arasında çalıştığım 16 günlük ilk maaşımı aldım, 20 bin TL. • ⁠Şimdi gelelim benim için biraz manidar olan kısma. Kredi kartlarıma her ay ödemem gereken miktar yaklaşık 20.000 TL. • ⁠Seramiğe kısa bir mola verme sebebim de tam olarak bu. Evren biraz daha sınıyor beni galiba ama birazcık daha kolaylık sağlasa keşke. • ⁠Çünkü her gün attığım ortalama adım sayısı da 20 bin. Hay Allah ya, tesadüfe bak! • O kadar çok güneşin altında kalıyorum ki ten rengimin değiştiğine şahit olanlarınız var; bu iyileşmiş hali. • ⁠Sıcaklar yüzünden mesai saatleri içerisinde günlük yaklaşık 4,5 litre su tüketiyorum. Bu da 75 lira yapıyor. Bahsi bile geçmeyecek bir rakam değil mi? • ⁠Öğle molasında yiyebileceğim en ucuz yemek 200 lira. Normal aslında. İşe gidip gelmek için toplu taşıma kullanıyorum, o da günlük 140 lira. • ⁠Bu da ucuz ama sadece işe gidebilmek, çalışabilmek ve mesai saatleri içinde temel ihtiyaçlarımı karşılayabilmek için günde 415 TL harcıyorum. Ayda 12 bin 450 TL yapıyor. • ⁠Şimdi matematiğe gelelim: 20 bin TL maaş aldım. Sadece işe devam edebilmek için 12 bin 450 TL harcıyorum. Bir de 20 bin liralık kredi kartı ödemem var. • ⁠Her ay 20 bin TL kazanırken 32 bin 450 lira giderim var. Bu hesapta henüz kira yok bile, faturalar yok, evdeki temel ihtiyaçlar yok, kahve yok. • ⁠Kahveyi çok seviyorum ama artık onu sadece evde içiyorum, gün içinde içmiyorum ekstra masraf çıkmasın diye. • ⁠Gelecek ay tam maaş alacağım; hep böyle 20 bin TL sanmayın. • ⁠ Oldum olası matematiğim iyi değildi ama sanırım bu ay hesap makinesi de benimle aynı fikirdeydi. • ⁠Şaka bir yana, ben bu işten utanmıyorum. Tam tersine, şu an para kazanmak için çalışıyor olmaktan gurur duyuyorum kendimle. • ⁠Çünkü hayat bazen bize istediğimiz ve yeteneğimiz üzerinden kazanç sağlayacağımız işi değil, rastgele bir iş yaptırabiliyormuş. • ⁠Ben onu deneyimliyorum. Aslında bu böyle sürmez ya. • ⁠Benim asıl işim hala seramik ve hedefim de aynı: Bir gün yeniden kendi atölyemi kurmak ve kazanımlarımı kazanca dönüştürmek. • ⁠Şimdilik bunun için çalışıyorum. Hatta otoparktan sonra yapabileceğim ek bir iş daha arıyorum. Belki oradan da bir 20 bin adıma 20 bin TL daha kazanıp kira ve faturalarımı ödeleyebilirim. • ⁠Hatta güzel bir kahve çekirdeği alıp yeniden nitelikli kahveler demleyebilirim. • ⁠Ne yapayım, şu an bunları yaşamam gerekiyormuş. Ben de elimden geleni yapıyorum.

🎙️ Muhbir

192,371 views • 1 month ago

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.
2:41

Sensitive content

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.

Abese İrca

130,926 views • 5 months ago

"HELAL Olsun Doğru Konuşmuş"👏 Hakan Balta'nın oğlu. Balta ailesi diyelim. Balta ailesi diyelim mi? Balta ailesi diyelim. Öyle dediler ya. Evet, Balta ailesi dediler. Avukat açıklama yaptı ya. Şimdi bu Balta ailesi Fenerbahçe'de idmana çıkmış. Evet, görüntüsü varsa ekranı da getirelim. Var var, gelir birazdan. Hazırlar şimdi Aleyhan. Koyar onu. Şöyle söyleyeyim, bir kere Galatasaray için bir kayıp değil. Çocuğun da yolu açık olsun. Söyleyecek hiçbir şey yok. Tedesco bu arada çok allandıra ballandıra anlattı. Normal ne diyecek? Nereden buldunuz bunu mu diyecek ya? Demeyecek de böyle bir şey. Şimdi bir kere bu çocuğun Galatasaray'da görev yaptığı dönemde Galatasaray'ın altyapısına geldiği andan itibaren 17 yaşındayken U19 takımında babası U19 hocası olduğu için direkt oynatıldığını orada normal olarak şöyle düşünün. Mesela şimdi 17 yaşındasın sen U19 takımında direkt oynuyorsun. Her maç hatada yapsan, golde kaçırsan, kötü de oynarsan oynuyorsun. Sende ısrar ediliyor. Bu otomatik olarak bir gelişim sağlar. Ama o sırada orada hakkı yenen çocuklar vardı. Sırf Hakan Balta'nın oğlu olduğu için U19 takımında oynayan bir çocuk sayesinde Galatasaray'da Santrafor olabilecek, geleceği parlak olabilecek çocukların hakkını yediler. Çatır çatır. Hiç kimsenin sesi çıkmadı Galatasaray'da. Bak hiç kimsenin sesi çıkmadı. Önce bunun hesabını verecekler. Galatasaray camiası verecek. Bir bu. İki. Şimdi bu fotoğrafı, işte bu videoyu, görüntüleri gördükten sonra, Tedesco'nun açıklamanı falan gördükten sonra ufak bir araştırma yaptım. Şimdi Fenerbahçe'li muhabirlere, gazetecilere şeyi söylemişler. Demişler ki ailesi muvaffakatname verdi. O yüzden sadece antrenmanlara çıkacak yıl sonuna kadar. Yıl sonunda da kadromuzu alacağız. Değil mi? Şimdi ailenin verdiği muvaffakatnamenin Türkiye Futbol Federasyonu nezdinde ve FIFA nezdinde herhangi bir hükmü yok. Bunu bir kenara koyayım. Çünkü aile bir sene içerisinde iki tane muvaffakatname veremez. Muvaffakatnameyi sezon başında vermiş Galatasaray'a. Çağrı Galatasaray'ın lisanslı oyuncusu olarak Mayıs ayına kadar Galatasaray futbolcusudur. Tamam. Sen istersen git federasyona 5 milyon lira yetişme bedelini yatır. Ancak Mayıs'ta alabilirsin. Fenerbahçe ne yaptı? Bu çocuğu antrenmana çıkarttı. Görüntüleri de yayınladı. Bak sana yemin ediyorum cahil. Cahil bir adam olsa, babası, ailesi, annesi cahil olsalar ancak bu kadarını yaparlardı. Fenerbahçe buna nasıl alet oldu bilmiyorum. Çok büyük bir acemilik ve buradan ceza alacaklar. Açık söyleyeyim. Hem Çağrıbalta ceza alacak sportif anlamda hem Fenerbahçe ceza alacak. Galatasaray'dan bir yönetici çıkıp efendilik falan kalite, karakter... Yok öyle bir dünya yok. Ben konuştum. Galatasaray yönetimi sürecin başından itibaren... Gerek Hakan Balta'yla gerek hanımıyla gerekse Çağrı'yla birebir görüşmelerini yapıyorlar. En az 4 defa birebir görüşme var. Hiçbirinde anlaşmaya yanaşma gibi bir durum söz konusu değil. Hatta diyorlar ki siz bize oynama garantisi veriyor musunuz vermiyor musunuz? Soru bu. Her seferinde soru bu. En son kontrat gönderiliyor. Bir süre veriliyor saat 5'e kadar. Onun da haberini ben yapmıştım yine. O sürede de şey olmayınca Balta ailesi bir açıklama yayınladı avukatı aracılığıyla. Açıklamada da şunu dediler. Biz artık idmanlara çıkmayacağız Galatasaray'da. Kalmayacağız dediler. Peki bu size Fenerbahçe'yle idmanlara çıkma hakkı mı veriyor? Başka bir kulüpte faaliyet gösterme hakkı veriyor mu size? Yani sen şimdi avukatınla bir açıklama yaptın. Dedin ki biz balta ailesi olarak antrenmana çıkmayacağız. Eee? Sözleşmen mi bitti Galatasaray'la? Galatasaray fesih mi yaptı? Yok. Ben bugün sordum. Ve ilgili yöneticiler yarın... Ya da cuma günü. Cuma ya da önümüzdeki pazartesi günü. Hem FIFA'ya hem UEFA'ya hem UEFA'ya hem FIFA'ya hem Türkiye Polis Federasyonu'nda şikayette bulunacaklar. Kesin mi bu? Kesin. Kesin. Çünkü bu illegal, usulsüz, kanunsuz bir durum. Burada bir çocuğun hayatını karartmakla falan alakalı değil bu durum. Kimse oradan egzecere etm

Galatasarayultrataraftar

129,173 views • 7 months ago

On ikinci kitabım, altıncı romanım, başyapıtım Yüzyılın Kehaneti’ni bugün matbaadan aldım. Sekiz bölümlük bir eserdir ve ayın 8’inde kavuşmak nasip oldu. Başlıklardan sekizini de aşağıya yazıyorum: 1- Yaşarken Savaştım, Yazarken Teslim Oldum. 2- Efes Semalarından Düşen Sandıktan Çıkan Biblolar. 3- Arthur Schopenhauer’ın Büyük Sırrını Açıklıyorum. 4- Ferhat Dağı Eteğindeki O Unutulmaz Aşk Sahnesi. 5- Ey Sen, Şirin! Hey You, Juliet! 6- Altı Milyarda 8 İhtimalli Bir Londra Karşılaşması. 7- Kırk Kibrit ve Ateşin Yeniden İcadı. 8- Ferhat: Fetihçi Edebiyatın Romantik Hayatına Adanmış Türkçe. Bu roman için 50 yıllık ömrün 30 senede toplanmış tüm notlarını 8 ayda derledim. Romanın yazımına kardeşimin ölüm yıldönümünde, 21 Temmuz 2025’te başladım ve doğum tarihinde, 16 Kasım’da bitirdim. Kasım-Mart arası dört ay da son okumalar sürdü. Ağırlıklı olarak geceler boyu günde en az 15-16 saat çalıştım. Romanın elli senesi (1975-2025 arası), Adana Hürriyet Mahallesi’nden bu tarafa benim öz hayatım, otobiyografimdir; 50 senesi ise (2025-2075 arası) bilim kurgudur. Başyapıtımı tüm âşıklara ithaf ettim. Kim ne derse desin aşk; bu hayattaki en büyük ‘idea’lardan biridir. Çünkü hayatın devamını sağlıyor. Yüzyılın Kehaneti, 50 yıllık ömrümün ve 30 yıllık edebiyat birikimimin yüzyıllık yansıması. Turuncu, Mavi, Beyaz, Yeşil, Sarı, Siyah, Mor ve Kırmızı adlı 8 bölümden oluşan bir zaman yolculuğu… Otuz yıldır okurumu arıyorum. Destek Yayınları ve Yelda Cumalıoğlu bu sürecin en az yarısını yakından biliyor. Destekleri için müteşekkirim. Uzun ve zor bir yoldan geldim. O yüzden bu kez gerçekten ulaşabildiğim kadar çok okura ulaşmak istiyorum. İnsanın kendi hayatını yazması, acı bir verici bir iş. Ama savaşların bilgiyle de yapıldığı çağımızda özellikle gençlere anlatacak çok hikâyem vardı. Bedeli önemli değildi. Bundan sonra da önemli olmayacak. Yüzyılın Kehaneti, beni kitapların da bir kaderi olduğuna inandıran ilk eserimdir. Bu sözü, yazarlık hayatım boyunca duydum; ama inanmazdım. Artık inanıyorum. Ve yine inanıyorum ki bu eser, yüzyıllarca yaşayacak. İçinde manşetlik pek çok bölüm var; birini yazsam yeter: Yüzyılın Kehaneti, Yahudi Teizmi, Ezoterizm ve Masonluk ile kökten hesaplaşan bir roman. Raflara dağılması haftayı bulur. Dolayısıyla bir hafta sonra kitapçılarda. Artık benden çıktı. Kendi kaderine ve okura emanet. Sizlere emanet… Lütfen okuyun, okutun. (Sondaki video, Müslüm Baba’nın ‘İtirazım Var’ına benim naçizane yorumum…)

Ferhat Ünlü

10,552 views • 5 months ago