Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

🔴 'Konuşanlar' isimli ahlaksız programa katılan başörtülü kadın, "bu programı izlemeni istemiyorum" dediği için eşinden nasıl boşandığını anlattı. Program sunucusu şahıs, 'helal olsun' diyerek kadına sarıldı.

5,116,502 views • 2 years ago •via X (Twitter)

10 Comments

Cenk Bey's profile picture
Cenk Bey2 years ago

daily islamist adminlerinin mağdur olmak için harcadığı çaba

sufi's profile picture
sufi2 years ago

Abimiz şükür namazı kılsın kurtulduğu için.

Berk Kalaycı's profile picture
Berk Kalaycı2 years ago

Videoyu kırpmadan tam izlerseniz,Öğretmen olan bu bayanın haklı olduğunu anlayacaksınız! Kadına şiddetin her türlüsüne karşıyız! Algı yapmayın!

İhsan's profile picture
İhsan2 years ago

50 yaşına geldiğinde, etrafında ne eş ne çocuk ne bi aile olmadığında ağlaya ağlaya hasan can izler artık

Av. E. Gökhan SÖZÜER's profile picture
Av. E. Gökhan SÖZÜER2 years ago

Niye kesip koyuyorsun? Kadıncağızın baştan beri anlattıklarını, kocasının kadının yüzüne bakmadığını, kadının yüzü güldü diye programı izlemeyi yasakladığı yerleri niye kesip koymuyorsun? İslamiyet senin gibilere kalmadı çok şükür..

Skaplan's profile picture
Skaplan2 years ago

Off yine mi mağdur oldunuz

Abdi Baktur's profile picture
Abdi Baktur2 years ago

Ya kardeşim siz hasta mısınız? Kadın sonuna kadar haklı, köpek muamelesi yapıp televizyon kapatmak nedir? Sen ne hakla yasaklayabiliyorsun? Psikolojik şiddet.

🇹🇷 Abdulhamid Denge 🇹🇷's profile picture
🇹🇷 Abdulhamid Denge 🇹🇷2 years ago

Kadın'ın Başörtüsüde, anlattığıda masalda yalan...

Çiğdem's profile picture
Çiğdem2 years ago

Bu programa gelene kadar kim bilir nasıl sorunlar yaşandı bu da bahanesi oldu . Eminim kadın bir yıl öncesinde boşanma kararı çoktan almıştır uygun zamanı beklemiştir.

Tevfik's profile picture
Tevfik2 years ago

Abimiz çok şanslı adammış

Related Videos

Ülkemde siyonist ve siyonist destekçisi istemiyorum! video 1: Adı Klodya Medina Halfon ➡️ IDF’de askerlik yapmış. ➡️ Şu an Türkiye’de ve çifte vatandaş statüsünde. ➡️ Türkiye’deki faaliyetlerini yerel halktan ve denetimden gizlemek için yalnızca İbranice yayınlar ve çağrılar yapıyor. ➡️ İbranice üzerinden yaptığı bu çağrılarla Türkiye’deki siyonistleri bir araya toplamaya çalışıyor. ➡️ İstanbul’da “özel koruma kalkanımız var” diyerek devletten bağımsız güvenlik alanları ilan ettiğini öne sürüyor. ➡️ İsmini gizli tuttuğu bir oteli “güvenli bölge” (safe house) olarak kullanıp siyonistleri buraya yönlendiriyor. ➡️ Türkiye’de ticari işletmesi var ve ülkemize gelen siyonistlere rehberlik yapıyor. Video 2: İsrail tankının içinde bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı! Siyonist İsrail ordusunda 7 Ekim 2023 sonrasında aktif görev alarak askerlik yapan Yasmin Benvakil adlı şahsı ifşa ve ihbar ediyoruz. Açık kaynak bilgilerine göre söz konusu şahıs, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) bünyesinde yer alan Topçu Birliği’ne bağlı, istihbarat ve hedef belirleme faaliyetleri yürüten 8860 “Kelebek” Birimi’nde görev yapmaktadır. Gazze’de hedef belirleme, sahadan veri toplama ve ateş koordinasyonu gibi kritik görevlerde bulunduğu yüksek ihtimal taşıyan şahıs, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından alınan tedbir kararlarına rağmen İsrail Savunma Kuvvetleri bünyesinde faaliyet göstermeye devam etmiştir. Daha önce ifşa edilen siyonist asker Kalya Yaes ile bağlantılı olduğu, sosyal medya paylaşımları üzerinden tespit edilen söz konusu kişi hakkında Türk Ceza Kanunu kapsamında ivedilikle gerekli işlemlerin başlatılması gerekmektedir. Şahsın hâlihazırda Türkiye’de bulunduğu değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, hakkında yakalama tedbirinin uygulanması, gözaltına alınması ve uluslararası suçlar kapsamında yargılanması talep edilmektedir. Video 3: Konuşan, Türkü Avcı isimli kadın “Ben siyonistim” diyor. Bu kadına “siyonist” diyen Han Öz isimli kardeşime, aynı kadın avukatı Cem Congar aracılığıyla “bana siyonist dediği” gerekçesiyle 5 milyon TL’lik tazminat davası açıyor. Bu nasıl bir iştir, arkadaş? Bu nasıl bir kanundur, arkadaş? Bu nasıl bir hukuk sistemidir, arkadaş? Bu kadının avukatlığını yapan Cem Congar hakkında da mason olduğuna dair onlarca belge paylaşıldı. Bu belgelerin bir anda her yerden silindiği söyleniyor. Hatta Yeni Şafak gazetesi bunu haber yaptı; ne hikmetse o da haberi ertesi gün silmek zorunda kaldı, deniliyor. Bunların arkasındaki güç nasıl bir güç, arkadaş? Video 4: Yeni Şafak’ın haber yapıp sildiği video. Han Öz kardeşime açılan davayı karşı taraf kesinlikle kazanamaz içi rahat olsun. Bu kardeşime destek olun lütfen bizden görünen fenomen hesaplar.

Kumandan

28,293 views • 4 months ago

Skandal ❗❗❗❗ Zafer Partisi'nde cinsel istismar iddiası: Genç kadın 'Özdağ da biliyor' diyerek parti yöneticilerinin mesajlarını ifşa etti Zafer Partisi'nde çeşitli görevlerde bulunan Tomris Gökdağ isimli kadın, parti yöneticileri tarafından cinsel istismara maruz kaldığını açıkladı. Bir genel başkan yardımcısının kendisine yazdığı mesajları ifşa eden Gökdağ, "Bir kız çocuğum daha olursa senden olsun' tarzı mesajları mevcut maalesef." ifadelerini kullandı. Gökdağ, mesajlardan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın da haberdar olduğunu belirtti. Bahse konu isimle fotoğraf vermesi için tehdit edildiğini de vurgulayan genç kadın, "Hakan Akşit (İstanbul İl Başkanı) göreve geldi, bu adama görev vermek için onunla fotoğraf vermem için bana para teklif ettiler" diye konuştu. Ümit Özdağ'ın genel başkanlığını yaptığı Zafer Partisi'nde çeşitli görevlerde bulunan Tomris Gökdağ isimli kadın, üst düzey yöneticiler tarafından uğradığı cinsel istismarları anlattı. X'te bir canlı sohbet odasında konuşan 21 yaşındaki Gökdağ, "İsmini gerekirse veririm. Genel Merkez'de görevli, parti kurucu üyesi... Bu genel başkan yardımcısı benden hoşlanıyordu ve evli bir beyefendi. Yaşı da bayağı var. Benim ona 'ağabey' şeklindeki mesajlarım var. Bana 'başkanım de g.. de ama ağabey deme' diyordu. 'Bir kız çocuğum daha olursa senden olsun' tarzı mesajları mevcut maalesef." ifadelerini kullandı. Özdağ'ın haberi varmış! Gökdağ, mesajlardan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın da haberdar olduğunu belirtip, "Genel Başkan Başdanışmanının yanında gelen mesajları kendisine atmayı teklif ettim. Kendisi 'gerek yok' dedi. Mesajları attıktan sonra bu şahıs görevine devam etti. Hakan Akşit (İYİ Parti İstanbul İl Başkanı) göreve geldi, bu adama görev vermek için onunla fotoğraf vermem için beni tehdit ettiler." ifadelerini kullandı. Hz. Ali'ye hakaret Gökdağ, Gençlik Kolları Genel Başkanı Mustafa Can Küçük'ün de İl Başkanları WhatsApp grubunda, Alevi vatandaşlara yönelik ithamlarda bulunduğunu ve Hz. Ali'yi hedef alan 'pornografik' görüntüler paylaştığını da iddia etti. Partisinden istifa etmişti Gökdağ, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla partisinden istifa etmişti. "Sonu gelmeyen taciz vakalarına" vurgu yapan Gökdağ, kadınların Zafer Partisi'ne gitmemesini söylemişti.
2:29

Sensitive content

Skandal ❗❗❗❗ Zafer Partisi'nde cinsel istismar iddiası: Genç kadın 'Özdağ da biliyor' diyerek parti yöneticilerinin mesajlarını ifşa etti Zafer Partisi'nde çeşitli görevlerde bulunan Tomris Gökdağ isimli kadın, parti yöneticileri tarafından cinsel istismara maruz kaldığını açıkladı. Bir genel başkan yardımcısının kendisine yazdığı mesajları ifşa eden Gökdağ, "Bir kız çocuğum daha olursa senden olsun' tarzı mesajları mevcut maalesef." ifadelerini kullandı. Gökdağ, mesajlardan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın da haberdar olduğunu belirtti. Bahse konu isimle fotoğraf vermesi için tehdit edildiğini de vurgulayan genç kadın, "Hakan Akşit (İstanbul İl Başkanı) göreve geldi, bu adama görev vermek için onunla fotoğraf vermem için bana para teklif ettiler" diye konuştu. Ümit Özdağ'ın genel başkanlığını yaptığı Zafer Partisi'nde çeşitli görevlerde bulunan Tomris Gökdağ isimli kadın, üst düzey yöneticiler tarafından uğradığı cinsel istismarları anlattı. X'te bir canlı sohbet odasında konuşan 21 yaşındaki Gökdağ, "İsmini gerekirse veririm. Genel Merkez'de görevli, parti kurucu üyesi... Bu genel başkan yardımcısı benden hoşlanıyordu ve evli bir beyefendi. Yaşı da bayağı var. Benim ona 'ağabey' şeklindeki mesajlarım var. Bana 'başkanım de g.. de ama ağabey deme' diyordu. 'Bir kız çocuğum daha olursa senden olsun' tarzı mesajları mevcut maalesef." ifadelerini kullandı. Özdağ'ın haberi varmış! Gökdağ, mesajlardan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın da haberdar olduğunu belirtip, "Genel Başkan Başdanışmanının yanında gelen mesajları kendisine atmayı teklif ettim. Kendisi 'gerek yok' dedi. Mesajları attıktan sonra bu şahıs görevine devam etti. Hakan Akşit (İYİ Parti İstanbul İl Başkanı) göreve geldi, bu adama görev vermek için onunla fotoğraf vermem için beni tehdit ettiler." ifadelerini kullandı. Hz. Ali'ye hakaret Gökdağ, Gençlik Kolları Genel Başkanı Mustafa Can Küçük'ün de İl Başkanları WhatsApp grubunda, Alevi vatandaşlara yönelik ithamlarda bulunduğunu ve Hz. Ali'yi hedef alan 'pornografik' görüntüler paylaştığını da iddia etti. Partisinden istifa etmişti Gökdağ, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla partisinden istifa etmişti. "Sonu gelmeyen taciz vakalarına" vurgu yapan Gökdağ, kadınların Zafer Partisi'ne gitmemesini söylemişti.

Sabri Amca (caps)

64,493 views • 1 year ago

Oğuzhan Uğur 'un yapmış olduğu Mevzular açık mikrofon isimli programına MOR ÇATI, AVUKATLAR, PSİKOLOGLAR, GAZETECİLER VE ÜNLÜLER katıldı. İstanbul sözleşmesinin nasıl kadını, çocuğu yaşattığını ve koruduğunu çok güzel bir şekilde anlatırken aynı zamanda ülkemizde kadın ve çocukları korumaya yönelik yapılması gerekenlerin nasıl yapılmadığını, yapılmadığı gibi İstanbul sözleşmesinden çıktığımızdan bahsettiler. Program yaklaşık 4 saat. 4 saatlik bu programın içinde programa katılan bir hanımefendi kendi başından geçenleri anlattı ağlayarak; Psikolojik sorunları olan bir adam ile tam 16 yıl evli kalan Cemile evliliği ve sorunlu eşi için elinden geleni yaptıktan sonra artık korktuğu için eşinden kendini ve çocuklarını korumak için uzaklaşması gerektiğini düşünüp boşanma kararı almış. Korkudan eşine bunu söyleyemediği için direk karakola gidip yardım isteyince evine gönderilmek istenmiş. Kadın eşinin nasıl bir insan olduğunu bildiği için gitmeye korkmuş ve gitmemekte ısrarlı olunca polis ile gitmiş. Polis Cemile'ye evine bırakırken ve adamı da evden çıkarılırken Cemile'nin eşi ''BENİ EVDEN ÇIKARTIRSANIZ eşimi ve çocuklarımı sonrada kendimi öld*r*r*m'' demiş olmasına rağmen hiç bir şey yapılmamış. Cemile bunun olmaması için elinden gelen mücadeleyi vermiş. Adam çocuklarını ve Cemile'ye tehdit eden mesajlar atmasına rağmen bilir kişiden çocuklar babası ile görüşebilir raporu çıkmış. Cemile bunun çok tehlikeli olduğunu mesajlar ile ispat etmiş olmasına rağmen hiç bir şey yapılmamış. Çocuklar babalarına gitmek istemediği halde çıkan rapor yüzünden göndermek zorunda kalan annenin çaresizliği ve korkusu maalasef başına gelmiş. (bu arada çocuklarından erkek olan 14 kızı ise 11 yaşında.) Çocuklar gitmek istemediği halde çıkan raporun zorunluluğu ile babalarına gittiklerinde Cemile'nin oğlu annesini görüntülü aradığında Cemile şaşırmış. Hemen bir şey olduğunu anlayıp açmış. Karşıda oğlunun panik ve ağlayarak görünce onu sakinleştirmeye çalışırken adam çocuğunun elinden telefonu alıp kendine çevirince elinde silah olduğunu 11 yaşındaki kızını 14 yaşındaki oğlunun gözünün önünde öld*rd*ğ*nü ve görüntü açıkken oğlunu öld*rd*ğ*ne şahit olmuş. Adam 14 yaşındaki oğlu sırf kendisinden korkup yanına gitmek istemediği için öfke duyup ''SANA Ö*D*RM*K SANA HEDİYE OLUR. SANA İLK ÖNCE BÜYÜK ACILAR YAŞATACAĞIM'' diyerek diye de öncesinde tehdit mesajları almış. Cemile 14 ve 11 yaşındaki iki çocuğunu 100 gün önce toprağa vermiş. Peki neden? Bir zamanlar baş tacı edilen kadınların artık ikinci plan bile olmaması ya da güçlü, bilinçli kadınlardan korktukları için yüzünden olabilir mi? Eğer İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'ne SAHİP ÇIKILMIŞ VE GERÇEKTEN MADDELERİ UYGULANIYOR OLMUŞ OLSAYI, CEMİLE'NİN 2 ÇOCUĞU, ÖL*N, TAC*Z, TEC*V*Z EDİLEN KADINLARIMIZ, ÇOCUKLARIMIZ bugün yaşıyor olacaktı. SEVGİLİ KADINLAR, KADINLARA DEĞER VEREN BEYLER; İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE'ne sahip çıkın. Bu konu da sesinizi duyurun... Ona sahip çıkınca kendi hayatınıza, çocuklarınızın hayatını korumak için çok önemlidir. En önemlisi de kanunu tek tek madde madde okuyun ve öğrenin... Mor Çatı'nın linkini bırakıyorum. İhtiyacı olanlar kadınlarımız için... AYRICA PROGRAMIN LİNKİNİ BIRAKIYORUM. MUTLAKA İZLEYİN...

1881MKemal

57,483 views • 1 year ago

Sokaklardaki milyonlarca görsel tacizi de mi duymadı? Kadınların görsel tacizlerden rahatsız olduğundan da mı haberi yok? Kadınların yanlarındaki erkeklerin, tacizlerden ilallah ettiğini de mi bilmiyor? Röntgencilerin kadınlara adeta onları yer gibi baktığına hayatından hiç şahit olmadı mı? Bunlara rağmen kadınları iç çamaşırına varır kıyafetlerle sokakta gezmeye nasıl da teşvik ediyor? Kıyafet bir tercihtir ama hiç kimse cinsel uzuvlarını başkalarının gözüne gözüne sokamaz? Bakmayın diyorlar. Bakmayan bakmıyor zaten ama bir yere çarpmamak için sokakta mecburen gözleriniz açık yürüyeceksiniz. Gözleriniz açık yürüyünce de ister istemez görüyorsunuz, bakmıyorsunuz. Anlama özürlüler için bir daha söyleyelim; görüyorsunuz bakmıyorsunuz. Birinin cinsel uzvunu görmeniz, o gün keyfinizin kaçması için yeterli. Cinsel uzuvlarını insanların gözlerine gözlerine sokma hakkı diye bir şey olabilir mi, öyle bir özgürlük olabilir mi? Öte yandan sokaklar röntgenci dolu iken kadınları bu konuda teşvik edip röntgenci bakışlara maruz bırakmanın neresi kabul edilebilir Bu şahıs, bu cümleleriyle sokaklar güvenli, iç çamaşırı(büstiyer) ile de gezebilirsiniz demiş olmuyor mu? Burada tabii, başkaları bakacak diye biz kıyafetlerimizi değiştiremeyiz diye itiraz edebilirler. İslam hukukunda da öyledir, kadın ne kadar açık giyinirse giyinsin, erkeğin bakması haramdır, burası ne. Fakat kadın iç çamaşırına kadar giyinecek ve kimse bakmayacak ifadesi fizik kurallarına bile aykırıdır. Yağmur yağarken şemsiye kullanmayacağım ama ıslanmak da istemiyorum demek ya da ben suyu buzdolabına koyacağım amq su da donmayacak demek gibi bir şeydir. Bu, dünya tarihi boyunca ve tüm kültürlere ait ülkelerde de hep böyle olagelmiştir. Dikkat çekene hep bakılmıştır bakılmaktadır. Bakılmayı makul bulmuyorum ama bunu engelleyemezsiniz. Kimse bakmasın diyerek de kadınlarımızı iç çamaşırına varır kıyafetler giymeye teşvik etmek de onları tacizci bakış tehlikesine atmakla aynı şeydir.
0:40

Sensitive content

Sokaklardaki milyonlarca görsel tacizi de mi duymadı? Kadınların görsel tacizlerden rahatsız olduğundan da mı haberi yok? Kadınların yanlarındaki erkeklerin, tacizlerden ilallah ettiğini de mi bilmiyor? Röntgencilerin kadınlara adeta onları yer gibi baktığına hayatından hiç şahit olmadı mı? Bunlara rağmen kadınları iç çamaşırına varır kıyafetlerle sokakta gezmeye nasıl da teşvik ediyor? Kıyafet bir tercihtir ama hiç kimse cinsel uzuvlarını başkalarının gözüne gözüne sokamaz? Bakmayın diyorlar. Bakmayan bakmıyor zaten ama bir yere çarpmamak için sokakta mecburen gözleriniz açık yürüyeceksiniz. Gözleriniz açık yürüyünce de ister istemez görüyorsunuz, bakmıyorsunuz. Anlama özürlüler için bir daha söyleyelim; görüyorsunuz bakmıyorsunuz. Birinin cinsel uzvunu görmeniz, o gün keyfinizin kaçması için yeterli. Cinsel uzuvlarını insanların gözlerine gözlerine sokma hakkı diye bir şey olabilir mi, öyle bir özgürlük olabilir mi? Öte yandan sokaklar röntgenci dolu iken kadınları bu konuda teşvik edip röntgenci bakışlara maruz bırakmanın neresi kabul edilebilir Bu şahıs, bu cümleleriyle sokaklar güvenli, iç çamaşırı(büstiyer) ile de gezebilirsiniz demiş olmuyor mu? Burada tabii, başkaları bakacak diye biz kıyafetlerimizi değiştiremeyiz diye itiraz edebilirler. İslam hukukunda da öyledir, kadın ne kadar açık giyinirse giyinsin, erkeğin bakması haramdır, burası ne. Fakat kadın iç çamaşırına kadar giyinecek ve kimse bakmayacak ifadesi fizik kurallarına bile aykırıdır. Yağmur yağarken şemsiye kullanmayacağım ama ıslanmak da istemiyorum demek ya da ben suyu buzdolabına koyacağım amq su da donmayacak demek gibi bir şeydir. Bu, dünya tarihi boyunca ve tüm kültürlere ait ülkelerde de hep böyle olagelmiştir. Dikkat çekene hep bakılmıştır bakılmaktadır. Bakılmayı makul bulmuyorum ama bunu engelleyemezsiniz. Kimse bakmasın diyerek de kadınlarımızı iç çamaşırına varır kıyafetler giymeye teşvik etmek de onları tacizci bakış tehlikesine atmakla aynı şeydir.

Ebubekir SOFUOĞLU

14,080 views • 10 months ago

Konuşmasında bahsettiği kadının, tartışma çıkmasın diye susmasını eleştirip Abdulkadir Geylani hazretlerinin bir sözünü maksadı dışında kullanarak kadını kocasıyla tartışmaya yönlendirmiş oluyor. Halbuki Abdulkadir Geylani hazretleri hakkını korumak meselesini, zalime karşı tavsiye eder yoksa senelerce aynı yastığa baş koyduğu adama değil. Sonra nefislerinize zulmetmeyin ayeti kerimesini de yanlış yerde kullanıyor. Nefislerinize zulmetmeyin ayeti, vücut bütünlüğüne, estetik ameliyat dahil, intihar dahil vs gibi daha birçok sebeple zarar vermeyin şeklinde bir manaya dayalıdır. Yoksa bu ayet-i Kerime karı koca arasında kavga çıkartmaya yol açmak amacıyla kullanılmamalıdır. Nefislerinize zulmetmeyin ayetini kadını kocasına karşı tetiklemek şöyle dursun, Abdülkadir Geylani hazretlerinin sözü olsun, ayeti kerime olsun bunlar zalime karşı dik durmak için söylenmiştir. Kadının hayat arkadaşına karşı söylenmemiştir. Kendi hakkını korumayarak kendisine kadın zulmediyormuş da diyor. Aile içinde bazen kadın, bazen erkek kaynaklı tartışmalar olur hatta kavgalar bile olur ama bu tartışma bu kavgalarda bazen erkeğe bazen kadına sessiz kalması tavsiye edilir ki Efendimiz SAV de tartışmada haklı da olsa tartışmalarda sessiz kalmayı tavsiye eder. Ama bu bayan Efendimizse SAV'in tavsiyesin rağmen en ufak tartışmada bile hakkını koru diye kadını kocasına kışkırtmış oluyor. Modernite de tam olarak bunu yapıyor. O da kadını kocasına kışkırtıyor. Böyle böyle de yuvaları yıktırıyor. Affedici olmayı, merhamet etmeyi dinimiz sürekli tavsiye eder fakat bu Hanım, dini yanlış öğretiyorlar diyerek bilakis kendisi karı koca arasındaki tartışmaları, kavgalara yönlendirmiş oluyor. Kadın sınır koymayınca zulme maruz kalıyormuş türünden bir ifade kullanıyor. Genellemeler her zaman yanlıştır ki bu da burada bir genelleme yapıyor. Kadın nerede sınır koyacağı İslam'da bellidir ama siz sınır koyma diye bir genelleme yaparsanız kadını her konuda sınır koymaya itmiş olursunuz ve bu da karı koca arasında kavgaların ardını arkasını kesmez. Şu cümleye bakar mısınız; benim de haklarım var diye yeter diyecekmiş, dur diyecekmiş kadın. Kime söyleyecek bunu? Çocuklarının babasına aynı yastığa baş koyduğu insana. İnsan hayatı birlikte sürdürdüğü kişiye böyle kaba konuşur mu. Bunu erkek de kadın da yapsa yanlış olur ve videonun başından sonuna kadın haklı, erkek suçlu olgusu üzerinden yürüyor. Dünyanın neresine giderseniz gidin bir ilişkide bir taraf tamamıyla haklı bir taraf tamamıyla suçlu diyemezsiniz. Haklılık, yanlış anlaşılma çoğu zaman iç içe geçmiştir. Sabırla sessiz kalarak bunlar tamir edilir ama burada hanımefendi ne diyor; yeter de, dur de diyor. Yani muhtemelen niyeti bu olmasa da karı koca arasındaki ilişkiyi kavgaya yönlendirmiş oluyor. Zamana bırakıldığı için sabrın yanlış öğretildiğini söylüyor. Peki Sabır nedir o zaman? Sabır, sessiz kalmak zamana bırakmak değil midir. Ortada kadına yapılmış bir zulüm örneği söylese, bu zulüm örneğine sabredilir ya da sabredilmez onu konuşabiliriz. Böyle bir zulüm örneği de söylemiyor, genelleme yaparak sessiz kalmayı, zamana bırakmayı kendi kendine kendi hakkını yedirmek olarak tanımlıyor. Öyle bir söylüyor ki kadın eşine karşı sorunlarını bile dile getiremiyormuş. Böyle, bir kadının, sorunlarını eşini dile getiremediği bir ilişki var mı? Halbuki zaman en büyük ilaçken burada da zamanla değişir, zamanla düzelir ifadesini de tartışmaya açıyor. Yıllar geçer, bir de bakmışsın gelmişsin 60-70 yaşına diyor. Elbette olumsuzluklar da vardır ama bu evlilik 60-70 yaşına kadar yürümüş işte, ne kadar güzel manası çıkmaz mı? Kadın kocasıyla tartıştı ve sonunda ayrıldı diyelim. Istisnalar hariç o kadının ya da erkeğin bu evlilikten başka daha iyi bir alternatifi mi var sanki? Kadın-erkek, bu toplumdaki insanlar aynı tip değil mi, eşinden ayrıldıktan sonra yine aynı tip bir evlilik yapılmayacak mı? Yine bir yanlış evliliğe yol açılacağına mevcut evliliği tamir etmek daha hayırlı değil mi?

Ebubekir SOFUOĞLU

18,542 views • 7 months ago

YAZININ KONUSU ÇOK ÖNEMLİ ... OKUYALIM İNŞALLAH. 80 yaşlarında bir amca gelip masamın önünde durdu, doğu şivesiyle, "Sıkıntı olmayacaksa biraz oturayım" dedi. Buyur ettim! Selam, kelam, hoş sohbet derken, "Sen beni tanımazsın ama ben seni tanıdım. Zaman zaman televizyonlarda bir şeyler anlatıyorsun, dinliyorum" dedi. Aldık çayları, karşılıklı içmeye başlarken, ben hiç sormadan kendini anlatmaya başladı. "Benim adım Muhammed. Bingöllüyüm. Refah Partisi'nin Bingöl Teşkilatı'nı kuran kişiyim. O zamanlar durum başkaydı tabi. Ben Türkiye'nin altın toptancısıydım. Koç'u, Sabancı'sı hikâye yani. Erbakan Hoca'nın yüzünü yere düşürmemek için, dava sancağını yukarıda tutmak için çok emek verdim o dönemde. Anlatmak ayıp olacak gerçi ama, partinin yükü bizim omuzlarımızdaydı. Her ay bugünün serveti sayılacak meblağı partiye aktardığımı bilirim. Sonra yaşımız ilerledi ve haliyle AK Parti'nin kuruluş döneminde geri çekildim. "Desteğimiz tam ama artık siyasette olmayalım" dedim. Allah biliyor, kenara çekildiğimiz dönemde de destek vermeye devam ettik. Şimdi İstanbul'da öyle böyle geçiniyoruz ama Allah'a şükürler olsun, aç değiliz açıkta değiliz" diyerek hikayesini bir çırpıda anlattı. Anlatırken öyle bir iç çekiyor, öyle bir dertleniyor ki anlatamam. Allah adına yemin olsun ki ben Muhammed amcanın yüzündeki kedere, gözlerinde beliren o acı bakışa bir başka insanda rastlamadım. Partinin bazı teşkilatlarında ve belediyelerinde şahit olduğu akla ziyan olayları anlattı sonra. "Parti bu durumlara düşmemeli, bu adamlara kalmamalıydı" diye hayıflandı. Sonra, "Beni yıldırım gibi çarptı" dediğim sözler döküldü ağzından... "Bak, Allah benim canımı Recep Tayyip Erdoğan'a kurban etsin. Hem vallahi, he billahi bunu gönülden söylüyorum, çünkü ben onu canımdan çok sevdim. Ama bir konu var ki ben o konuda hakkımı ona helal etmeyeceğim" dedi. "Yahu kurban olayım Muhammed amca, bu söylenecek laf mı şimdi? Hem canından çok seviyorsun hem hakkımı helal etmem diyorsun. Bu olacak iş mi?" diye elini tuttum. 80 yaşında adam ağladı ağlayacak! Çenesi titriyor, gözleri doluyor, belli etmemek için yüzünü sıvazlıyor, ama bir türlü rahatlamıyor. İçinden, kendisini tüketen bir ur çıkarırcasına "Bak sana bir hikâye anlatayım Süleyman Efendi oğlum" dedi ve anlatmaya başladı. Vakti zamanında adamın birinin bir devesi varmış. Sahibinin her isteğine boyun eğen, onun git dediği yere giden, sırtına vurduğu her yükü taşıyan bir deve işte. Günün birinde adam yine devesinin sırtına binmiş, "Yürü ey deve" diye seslenmiş. Rivayet odur ki deve Allah'ın izniyle dile gelmiş: "Bunca yıldır seni sırtımda taşıyorum, bir kez bile sözünden çıkmadım. Ne dediysen yaptım. Beni incittiğin, hırpaladığın zamanlar da oldu. Bunlar için benden bir helallik almadan Allah'ın huzuruna gitmeye korkmuyor musun?" diye sormuş sahibine... Adamın beti benzi atmış. Devenin sırtından inmiş, karşısına geçmiş ve "Eğer sana bir haksızlığım olduysa, seni incittiysem bana hakkını helal et" diye yalvarmaya başlamış. Edersin, etmem pazarlığı epey sürdükten sonra deve ikna olmuş ve sahibine "Sana her hakkımı helal ederim ama bir hakkımı helal etmem" demiş. Adam şaşırmış, "Helal etmeyeceğin kusurum nedir ki?" diye sorunca deve canını en çok yakan olayı anlatmaya başlamış. "Zaman zaman benim yularımı eşeğe bağladın, eşeği bana rehber ettin ya hani. İşte o hakkımı helal etmem" demiş. "Sen ne yaptın Muhammed amca!" demeye fırsat vermeden, eliyle dur işareti yaparak anlatmaya devam etti: "Benim meselem, benim gibilerin meselesi de o devenin meselesidir. Allah canımı Cumhurbaşkanıma kurban etsin amma, partinin içindeki beş para etmez bazı adamları görüyorum ya hani. Kahrımdan ölüyorum. Benim yularımı bu eşeklere bağladığı için Tayyip Erdoğan'a helal etmiyorum." dedi. Yemin ediyorum, dinlerken nefes almayı unuttum. Bildiğim kelimeler beni terk etti gitti, ne diyeceğimi bilemedim. Tam bir şeyler geveleyecekken, yine susturdu: "Bak sen gazetecisin. Sana vebal bırakıyorum. Cumhurbaşkanı'na ulaşabilir misin ondan pek emin değilim ama ulaşamazsan bunu yaz. Yaz ki bu hakkın altında kalmasın! Milletinden helallik alsın" dedi. Cumhurbaşkanım duyar mı duymaz mı bilemem. Lakin şunu bilirim ki Muhammed amca gibi pek çok insan "Yularının bağlandığı isimlerden" şikayetçi ve Cumhurbaşkanı'nın bu meseleye çözüm bulmasını istiyor. Benden duyurması… ( Süleyman Özışık- 2019) Allah'ım gani gani rahmet eylesin Süleyman Özışık kardeşime. Mekanı Cennet olsun. Rabbim Peygamber efendimize komşu eylesin.

Kumandan

39,102 views • 4 months ago

Bir Fetullahçı erkek Fetullahçı bir kadınla nasıl evleniyordu? Katolog evliliği nedir? Fetullahçıların katalog evliliklerini anlatan etkin pişmanlıktan yararlanan Ali Bal isimli Fetullahçı; -İzdivaç o kadar önemlidir ki, izdivaç ayrı bir bölge olarak karşımıza çıkar. Genel müdür diye tabir ettiğimiz mahrum yapının tepesindeki kişinin bir izdivaççısı vardır, izdivaç sorumlusu. -Bu izdivaç sorumlusu kişi, bu da mahrum imamdır aynı zamanda, ve bu müdürlerin o yıl içerisinde evlendirmeyi düşündükleri askeri personelin sayısını alırlar. -Bütün sayılar alınır. 100 kişilik bir yekun ortaya çıkabilir. Müdür daha sonra evlendirmeyi düşündüğü kişi evlenmeyi düşünmüyor olabilir ama mahrem yapı onu evlendirmek ister. -Bu konuda da ısrarcı olur. Çünkü ne kadar erken evlenir ve ne kadar istediği bir elemanla evlenirse o kadar kontrolü altına tutmak kolaylaşır. -Müdürler bütün evlendirmeyi düşündürdükleri bekar personelleriyle mülakat yaparlar. Nasıl birisinin istediğiyle alakalı, memleketinin neresi olmasıyla alakalı, bu noktalarla çok teferruata girilmez bu görüşmeler. İzdivaççı, cemaatin, örgütün sivil yapılanmasından izdivaç sorumlusu kadınla, ablayla irtibat haline geçer. -Der ki biz bu sene 100 arkadaşımızı evlendirmeyi düşünüyoruz. Bize 100 kişilik bir aday listesi gönderin derler. İşte katalog dediğimiz mevzu burada ortaya çıkıyor. -Katalog dediğimiz şey bir bilgisayar programıdır. Ve izdivaç sorumlusu abla dediğimiz kişi mahrum yapının izdivaççısına bu listeyi verir. 100 kişilik bir liste gelir. -Mahrem yapıda olsun ya da sivil yapılanmada olsun kadınların bu noktada çok da seçme hakkı yoktur. Katalog evliliğinde seçme şansı olan erkek tarafıdır. -Yani bir katalog varsa ki var, bu katalog erkek tarafına gösterilir. Yani seçeneklerin sunulduğu kişi erkek tarafıdır. -Kadın tarafına, yani mahrem yapıda ya da örgütün herhangi bir sivil yapılanmasında evlilik düşünen bir kadına herhangi bir erkek resmi gösterilmez. -Ona bir katalog seçeneği sunulmaz. Aday olarak gösterilmenin de belli şartları vardır. O şartların yerine getirilmesi gerekir. -Şayet soruların tamamına müsbet cevap alınmışsa ve bu aday aday olarak gösterilme noktasına gelmiş ise, ablaya telefon açılır. -Bir müdürün izdivaççı ablayla direkt görüşmesi için bir patates at vardır. Sırf bu işler için kullanılan bir patates at. Müdür oradan ablaya arar ve der ki, biz sizin adayınızla görüştük. -Adayınıza mahrem yapıdan bir aday gösterme kararı aldık. Şimdi siz bize bir görüşme mekanı ve bir görüşme yeri tarih söyleyeceksiniz şeklinde tarih alınır. Söylenen tarihte ve saatte yine tedbirlere riayet edilerek söylenilen yere, söylenilen saatte giderler. -Görüşmeden 40 dakikaya geçmez. 40 dakika görüşürler. Birinci görüşmemiz budur. -Birinci görüşmeden askeri personel çıktıktan sonra mahrem abisi sorar. Olumlu musun, olumsuz musun? Şayet olumlu ise, ikinci görüşme için randevu istenir. Karşı tarafta olumlu ise, iki tarafta olumlu ise, daha sonraki görüşme için randevu alınır ve o randevuya gidilir. -Bu randevuya da gidildikten sonra, şayet yine olumlu ise iki taraf, mesele ailelere intikal ettirir.

Herodot Diyor Ki

111,786 views • 25 days ago

Fatih Altay'lı Burcu Köksal'ın özel hayatını köşesine taşıdı, Barış Yarkadaş sert cevap verdi ve tanıklığını anlattı. Fatih Altaylı köşesinde şunları yazdı; "AK Parti’ye katılan, daha önce AK Parti muhalifi olan belediye başkanı ‘Ailenin kutsallığına inananlarla aynı yolda yürümek için AK Parti’ye katıldım’ demiş. Sanki evli bir vekil iken danışmanını Afyon’dan Ankara’ya getirip, sonra da danışmanı ile ilişkisi olduğu ayyuka çıkınca kocasını boşayıp danışmanı ile evlenen başkasıymış gibi. Elbette her şey insan için, bunlar olabilir ve kimsenin aşk hayatı bizi ilgilendirmez ama bunları yapıp da bize kutsal aile üzerine ahkam kesmek de hakikaten gülünç" Fatih Altaylı'nın bu yazısına Barış Yarkadaş isyan etti. X hesabından yaşananları anlattı "BURCU - YASİN KÖKSAL GERÇEĞİ… BEL ALTI SİYASETİ TAM GAZ… YAPMAYIN! Biz CHP’li kadın arkadaşlarımıza yönelik bu itibar suikastine karşı durmaya çalışırken bu kez başka bir kadın siyasetçi yine bel altı hikayelerle hedef haline getirildi. Transferini ve CHP’den istifa etmesini doğru bulmadığımı TV’de de söylediğim Burcu Köksal, iğrenç bir yalanın hedefi haline getirildi. “Muhalif mahalle bunu sever, nasıl olsa Burcu’ya kızgınlar biraz da ben uydurayım” anlayışıyla hazırlanmış saçma ve bel altı bir hikaye dolanıyor ortalıkta… Ben o süreçlere tanık olmuş biri olarak; yalanı burada yeniden tekrarlamadan gerçeği yazayım: Burcu Köksal, ilk eşiyle 2011 yılında boşandı. Boşanma sebebi ise “aldatılmış” olmasıydı. Burcu’nun bu evlilikten 21 yaşında bir oğlu var. Köksal; boşandıktan 4 yıl sonra 7 Haziran 2015 tarihinde milletvekili seçildi. Rozetlerimizi aynı günlerde taktık. Burcu, 26 Haziran 2015 tarihinde de Gazeteci - Kameraman Yasin’le evlendi. Vekil seçildikten 19 gün sonra… Yasin, Burcu Köksal’ın yanında yani TBMM’de hiçbir zaman “Danışman” olarak çalışmadı. Zaten yasa buna izin vermiyor. Yasin’in, eşi vekilken HALK TV’ye gelip Şaban Sevinç’le iş görüşmesi yaptığını bugün gibi hatırlıyorum. Yasin, Burcu’nun danışmanı olsaydı, HALK TV ile niye iş görüşmesi yapsın? TBMM’deki vekil danışmanları, HALK TV çalışanlarının 3 katı maaş alıyor. Dolayısıyla; siyaset de gazetecilik de “doğrular” üzerine inşa edilmeli ve ilkeler herkes için geçerli olmalı. Kendimize yapılmasını istemediğimiz hiçbir şeyi kimliği ve siyasi inancı ne olursa olsun başkalarına da yapmamalıyız. Benim işim gerçeği anlatmak… Burcu Köksal partimizin saflarından ayrılıp AK PARTİ’ye geçti diye gerçeği ifade etmekten kaçınmam." Barış Yarkadaş BURCU KÖKSAL Fatih Altayli 🔴🇹🇷

🗞Marj Haber

132,088 views • 3 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Millî Savunma Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında; IDEF 2025 Fuarı’nda kurulan “2025 Aile Yılı Standı”nı ziyaret etti. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, ziyaret sırasında basın mensuplarına “2025 Aile Yılı” ile ilgili açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ilan ettiği "Aile Yılı"nın, tüm bakanlıklarca çeşitli programlarla toplumda uygulanmaya çalışıldığını söyleyen Bakan Yaşar Güler, Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak kendilerinin de aileler, çocuklar ve kadınlarla ilgili her türlü faaliyeti yapmak için yoğun bir gayret gösterdiklerini söyledi. Bakan Yaşar Güler, "Bakanlık olarak öncelikle muvazzaf personelimize, yükümlü erbaş ve erlerimize, ailelerimize ve çocuklarımıza çeşitli programlar uyguluyoruz. Özellikle toplumda büyük rahatsızlığa yol açan kadına karşı şiddet konusunda yoğun bir şekilde ailelerimize etkinlikler yaratarak bunları anlatmaya gayret ediyoruz." dedi. Bakan Yaşar Güler, personele, erbaş ve erlere, kadına şiddetle ilgili her türlü konuyu açıkladıklarını dile getirerek, yine bu kapsamda personele evlilik öncesi eğitimler verildiğini anlattı. BAĞIMLILIKLA MÜCADELE ÇALIŞMALARI Sağlık Bakanlığının üreme sağlığıyla ilgili konularda etkin çalışmalar yaptığını dile getiren Bakan Yaşar Güler, "Sağlık Bakanlığımızdan rica ediyoruz, bu ekipleri ailelerimize gönderiyorlar. Özellikle genç askerlerimize, personelimize, muvazzaf personelimize bunları anlatmaya gayret ediyoruz. Şahsen çok da yararlı olduğunu düşünüyorum. İçişleri Bakanlığımız da ciddi, güzel programlar hazırlıyorlar. Örneğin Jandarma Genel Komutanlığımızla yaptığımız protokol kapsamında personelimize, yükümlü personelimize ve çocuklarımıza bağımlılıkla mücadele eğitimi konusunda yoğun programlar uyguluyor ve bunları takip ediyoruz." diye konuştu. Bağımlılıkla mücadelenin sadece uyuşturucu, içki ve sigarayla sınırlı kalmadığına dikkati çeken Bakan Yaşar Güler, Yeşilay Cemiyetinin de yürüttüğü çalışmalara işaret ederek, özellikle teknoloji bağımlılığı konusunda kendilerinin de mücadeleye devam ettiklerini bildirdi. Bakan Yaşar Güler, Emniyet Genel Müdürlüğünce yürütülen "En İyi Narkotik Polisi Annedir" projesinin önemine değinerek, "Bu program bizim için çok önem arz ediyor. Annelerimizle, çocuklarımızla, erbaş ve erlerimizle bu programı paylaşarak, onların bu konuya inandırılması konusunda ciddi çalışmalar yapıyoruz." diye konuştu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bu konuda hazırladığı programlara dikkati çeken Bakan Yaşar Güler, "Sağlıklı aile tabii aynı zamanda geleceğimiz. Dolayısıyla sağlıklı bir ailenin nasıl büyütülmesi gerektiğine dair kapsamlı programlar hazırlanmış. Bunları gençlerimize net bir şekilde anlatmaya gayret ediyoruz." dedi. Bakan Yaşar Güler, çalışan annelerin küçük çocuklarını bırakabilecekleri bir kreş bulmalarının önem arz ettiğini belirterek, "Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak genç annelerimizin çocuklarını bırakıp rahat çalışabilmelerini sağlamak için yoğun bir şekilde bu kreşlerle ilgili çalışıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığımız da kreşlerde öğretmenlerin sağlanması konusunda ciddi anlamda bize yardımcı oluyor. Onlara da teşekkür etmek istiyorum." ifadelerini kullandı. "Aile Yılı" kapsamında şehit ve gazi aileleriyle çeşitli sosyal etkinlikler icra ettiklerini anlatan Bakan Yaşar Güler, "Onlarla beraber olmaya gayret ediyoruz. Tüm yurtta el birliğiyle, ailelerimizin de bu konulara sahip çıkmasıyla inşallah başarılı bir Aile Yılı'nı hep birlikte geçireceğiz." dedi. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

483,483 views • 1 year ago

Anahtar Parti'nin İzmir programı çok konuşuldu. Kurucular Kurulu ve MYK üyesi olarak birkaç şey yazmak istiyorum. Benim partiyle, Yavuz Ağıralioğlu ile tanışmam parti kuruluşundan hemen öncesine dayanıyor. Birkaç kişi hariç partinin tüm mensuplarını 2 yıldır tanıyorum. Bizim ülkece aşina olduğumuz bir yaklaşım var. Birisi iyi bir işe girse kesin torpili vardır, birisi bir şirket kurup büyütse “kesin arkasında destekçisi vardır”, birisi çok para kazansa “kesin çalmıştır” demek gibi bir bakış açımız var. Ama bu bakış açısı bizimle değil de daha çok söyleyenle ilgil. “Bu kadar organizasyon, bu kadar teşkilatlanma bir yerlerden paralar gelmese olmaz” diyenler aslında “biz yapamadık, yapamazdık, Anahtar Parti nasıl yapıyor” diyor. Madem soruyorlar, anlatalım. Partide ilk kez siyasete girmiş, kendi alanında çok başarılı, işinde gücünde, hatta hayat konforu gayet yerinde çok fazla insan var. Mesela çok fazla iş insanı, girişimci, yönetici var partide. Kimilerinin aklının gideceği makam arabalarına kendi parasıyla binmiş insanlar. Siyasete girmeye ihtiyaç duymayan ama siyasetin ihtiyaç duyduğu profiller. Bir partiden kopup, küsüp gelmemiş, siyasete hiçbir kızgınlıkla, öfkeyle girmemiş insanlarız. Motivasyonumuz ülkenin gidişatına olumlu bir katkı sağlamak, yol üstünden bir taş kaldırmak. Bunlar olunca kimseyle de bir derdi yok partinin. En yetkili kurullarında görev yapan biri olarak söylüyorum, bizim toplantılarda hiçbir partinin kolay kolay adı geçmez, o parti şunu yapmış, bu parti bunu söylemiş denmez. Herkese Allah yol kolaylığı, iç ferahlığı, yastık rahatlığı versin der geçeriz. Herkes siyaseti çok başarılı yapsın. Her parti başarılı olsun. Dediğim gibi bir avuç insan dışında hepsi 2 yıldır tanıdığım insanlar. Yavuz bey dahil hiçbiri babamın oğlu değil. Yanlış görsem durmamı gerektirecek hiçbir şey yok. Ama partiden tanıdığım insanların %99’unu rahatlıkla evimde misafir eder, ailemle tanıştırırım. O %1’i de hata payı diye bıraktım. 2 yıl geçti ama halen bir parçası olmaktan çok mutluyum. İlk zamanlar eşimi dostumu partiye kazandırma motivasyonum yoktu, “ya yanılıyorsam, mahcup olursam” diye bir süre gözlemlemeyi seçtim. Şu anda en yakın dostlarımı, işinde gücünde aklı başında tanıdıklarımı partide en uygun yerlerde görev alması için davet ediyorum. İzmir’de salonda ve meydanda her görüşten insan vardı. Anahtar Parti ve Yavuz Ağıralioğlu Türkiye kamuoyunu “Sizin mezhebinizdeniz, sizin etnik kökeninizdeniz, size benziyoruz” diyerek toplamıyor etrafına. “Mezhebinizden, kökeninizden, inancınızdan bize ne, bu memlekete sevdalıysanız bizdensiniz” dediği için de herkes geliyor. Böyle olunca da salonlar, meydanlar doluyor. İzmir’de insanlar düğüne, bayrama gider gibi geldi. İzmir’in uzak yerlerinden, ilçelerden ya da komşu illerden insanlar arabalarıyla, arabası olmayanlar birleşip minibüsler, otobüsler tuttu ceplerinden paralarla. Düzenleyen İzmir İl Teşkilatı cebinden, imece usulü düzenledi o koca organizasyonu. Bir de bu diyeceğimi herkes anlamayabilir. Ruhu olmayan işler çok pahalıya gelir. Ekip ruhu varsa, inanç varsa 1 milyona mal edeceğiniz işi elinizdeki tek şey paraysa 10 milyona bile mal edemezsiniz. Kısacası “biz yapamıyoruz, bunlar nasıl yapıyor?” sorusu soranların bulamadığı cevap bu. Eklemeliyim, şu anda Türkiye sathında öyle bir heyecan dalgası var ki, parti için bir şey yaptırılacağı zaman gidilen esnaf da çorbada tuzum olsun diyor, yapabildiği kadar indirimli yapıyor. “Bu da benim katkım olsun” diyen o kadar çok ki. Çok paramız yok ama olan paramız çok bereketli. O parayla da çok iş çıkıyor. Şaşıranları anlıyoruz. Bizim genel merkez herkese açık, merak edenlere, aklında oturtamadığı şeyleri olanlara açık çağrım. Buyrun gelin. Kapıyı çalın, çekinmeyin. DM kutum açık. Katılmak, görev almak, yerinde görmek, hoşuna giderse de katılmak isteyenler yazsın, en doğru yerlerle ben bizzat tanıştırayım. İyi insanlar siyasete girsin, hangi partiden olursa olsun.

Ömer Ekinci

18,149 views • 1 month ago

Hiç utanmadınız mı? Sizin kızınız yok mu? Çankırı Valiliği Çankırı İl Emniyet Müdürlüğü O polis ekibini hala nasıl görevde tutuyorsunuz? Türk Polis Teşkilatı ve T.C. İçişleri Bakanlığı nezdinde konuyu sonuna kadar takip edeceğimi biliniz! "...sabah 06.00 sularında ailemle yaşadığım eve düzenlenen operasyonla uyandım. Hakkımda gözaltı kararı olduğunu fakat nedenini bilmediklerini söylediler. Emniyete gittik ve yaklaşık 7-8 saat nezarethanede tutuldum. Bana o gün yemeği bırakın, su bile vermediler. Aksama doğru Çankırı’dan ekip geldi ve Çankırı’ya götürüldüm. Kimse hâlâ neden gözaltında olduğumu, neden Çankırı’ya götürüldüğümü söylemiyordu. Gece Çankırı Emniyet’e vardığımızda yorgunluktan, uykusuzluktan, açlıktan bitap düşmeme rağmen başkomiser 5-6 polis ile beraber “mülakat” adı altında depo gibi bir odada beni sorguya çektiler. Gece 2’ye 3’e kadar süren bu sorguda uğradığım psikolojik işkenceyi, hakaretleri, tehditleri şuan hatırlamak bile istemiyorum. Yanımda getirdiğim 2 parça kıyafetle üstümü değiştirmeme bile izin vermediler. Ertesi gün yine “mülakat yapıyoruz” diyerek sorguya devam ettiler. Resmi ifademi onların istediği şekilde vermem için baskı yaptılar. Ben bunu reddettiğimde ise hakaretlere ve küfür etmeye başladılar. İşkence etmekle tehdit ettiler. Üzerime içtikleri sıcak kahveyi fırlattılar. (Afedersiniz) Yüzüme tükürerek, ellerine geçeni fırlatarak isteklerini reddettiğim için kendilerinden özür dilettiler. Başkomiserin bana dediği şuydu: “Sana söz veriyorum seni ağlata ağlata cezaevine göndereceğim.” Suçsuz olduğumu bildiğim halde onun gözlerindeki hırsı görünce dediğini yapacağını anladım. Sonraki günlerde de aynı baskı, şiddet devam etti. Nezarethanede dahi kelepçelerle durdum. Tutuklanma kararı çıktığında başkomiser de bizimle beraber Bolu’ya geldi. Plakasız bir araçla, başkomiserin kendi ifadesi ile “korkutmak amacıyla tenha yollardan” geldik. 3-4 saatlik bu yolculukta psikolojik baskı devam etti. Yanımda oturan kadın polisi kaldırıp yanıma gelerek tehditlere devam ediyordu. “Yol kenarında alkol alıp içerek gidelim” diyerek kahkaha attılar. Korkudan hemen cezaevine varmak istiyordum. Kim bir an önce cezaevine girmek ister ki? O 3-4 saatlik yol bana yıllar gibi geldi. Cezaevine giriş yaptığımızda onları bir daha görmeyeceğim için çok sevindiğimi hatırlıyorum. Başkomiser de bizimle giriş yaptı ve oradaki başmemura "Bunları terör koğuşuna değil adlilerin, cinayet suçunun olduğu koğuşa koyun" diye fısıldadı. Bir yandan da bana dönerek "Burada boğulacaksın, seni çiğ çiğ yiyecekler, bunu sen istedin" gibi söylemlerde bulundu..." Merve Büyükyıldız - Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi - Kuyuların Dibinden Gelen Sesler - 75

Ömer Faruk Gergerlioğlu

84,666 views • 3 months ago

🟢 Sizleri "texel" isimli ve tamamen insanın açgözlülüğü, hadsizliği ve arsızlığı üzerine tasarlanmış, onların "koyun" dediği benim ise bakınca dana başlı domuz gördüğüm bu hayvan ile tanıştırayım. Moralinizi bozmak ya da komplo teorileri(!) yazmak için anlatmıyorum. Onların deyimiyle genetiklik harikası(!) bu cins, ülkemize de satılıyor ve ne yazık ki eti ve sütü bilinmeden ya da bilinerek tüketilmekte. Hollanda’nın Texel adasında, 3 farklı cins koyunun genlerinin birleşmesi sonucu üretilen bu hayvan, hızlı gelişip az yağlı yüksek randımanlı karkas elde edilmesi için sürekli bir gen seleksiyonuna tabi tutularak son görünüş olarak bu hali almıştır. Neden şaşırıyoruz ki? Bu işe tohum ve sebzelerden başlamışlardı zaten. Daha çabuk büyüsün, hemen çatlayıp patlamasın diye kabak geni ilave edilmiş karpuzlar, ya da daha dayanıklı olsun diye böcek geni ilave edilen domatesleri gördü gözlerimiz. Şimdi ise normal bir koyundan daha az yem tüketen ve buna rağmen %60 daha besili olan, senede 5 kuzu doğuran bu hayvan tam istedikleri gibi performans veriyor. Dünyaya geliş gayemiz daha çok yemek(!) değil mi zaten? Hazır yemek demişken sorayım; Böyle bir mahlukat besmele ile bile kesilse, Müslümana helal ve caiz olabilir mi Allah aşkına? Gen teknolojisini bu şekilde kullanmak Allah'ın hududlarını aşmak değil midir? Tohumdan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana sıçrayan bu genetik mühendislik öyle işlemiş ki kanımıza son 3 günde binlerce insanımızın domuz, maymun ve hatta başka bir insanın genetik kodlarını kendi bedenlerine "şifa" adı altında enjekte ettirdiklerini gördük değil mi hep birlikte? Ne insan, ne hayvan ne de tohum üzerinde modifikasyon ve seleksiyon yapmak caiz değildir diye haykırsakta, artık duyuramıyoruz kimselere. Oysa Bakara Suresi-205. Ayet gayet açık ve net hidayet sahiplerine; -İş başına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli ifsad etmeye çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez! SadakAllahulazim! Bu ifsad o kadar ileri bir safhada ki şuan, yazacaklarıma inanmakta zorluk çekeceksiniz. Yazıyorum ki; bilin! Kendinizi ve ehlinizi bu hadsizlere teslim etmeyin. Klonlanan koyun Dolly'i bilmeyen yoktur değil mi? Çok matah bir iş gibi ilkokul kitaplarımızda dahi yazıyordu hikayesi. İşte onu klonlayan o ünvanlı bilim adamları; Genetik klonlama yöntemiyle bu seferde "insan geni taşıyan iki kuzu" dünyaya getirdiler, had perdelerini yırtarak! Ve bunu bizim medyamız dahi "bu iki kuzu, önümüzdeki bahar insan sütü verecek!" diye yayınladılar. Bir hayvandan insan genetiği taşıyan süt alınacak buna inanabiliyor musunuz? Süt ile giren huy, can ile çıkar buyuran atalarımız süt anneyi dahi ahlakına göre seçerken, hayvandan insan sütü alımına şahit olsalardı hangi yana yıkılırlardı acaba! Bir insan ile, bir hayvanın genini birleştiren bilim, elbette ayette bildirildiği üzere "biz ancak ıslah edicileriz!" Diyor ve bu sütü hemofili hastalarını iyi etmek için ürettiklerini söylüyorlar. Nasılda insancıl ve şirinler değil mi? Yeter mi, yetmez.. Roslin Enstitüsü'ndeki araştırmayı finanse eden PPL Therapeutics adlı ilaç firması, insan proteini içeren, anne sütüyle aynı değerde hayvan sütü elde edip, bebek maması olarak da piyasaya sürmeyi amaçlıyor. Hayvanla insanı, insanla hayvanı birbirine kattılar. Biz ise "domuzlaşan ve maymunlaşan insanlar" ayetine nasıl itikad ediyorsak hala kafası domuza dönen insan bekliyoruz. Belki %90'ımızın kanında domuz geni akarken.. Çözümü nefsimize soralım artık. -Yemem bunu! -İçmem bunu! Diyebiliyor muyuz? Şüpheliden nefsimizi biz kaçıracağız. Şu videoyu gören bir Mümin bin bilimsel makale okusa da itibar edemez, etmemeli. Biz bilim karşıtı değiliz, Allah'ın hududlarının aşılmasına karşıyız. Rahman'ında kapısı açık, şeytanında. Her bilimsel ve teknolojik gelişme Rahmani değildir, bilimsel her çalışma da caiz değildir! Bunu bilmek çözüme ulaşmaktır zaten! (Yağmur İbiç)

Doğal Çareler

156,083 views • 2 years ago