Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

🔴 'Konuşanlar' isimli ahlaksız programa katılan başörtülü kadın, "bu programı izlemeni istemiyorum" dediği için eşinden nasıl boşandığını anlattı. Program sunucusu şahıs, 'helal olsun' diyerek kadına sarıldı.

5,117,514 views • 3 years ago •via X (Twitter)

10 Comments

Cenk Bey's profile picture
Cenk Bey3 years ago

daily islamist adminlerinin mağdur olmak için harcadığı çaba

sufi's profile picture
sufi3 years ago

Abimiz şükür namazı kılsın kurtulduğu için.

Berk Kalaycı's profile picture
Berk Kalaycı3 years ago

Videoyu kırpmadan tam izlerseniz,Öğretmen olan bu bayanın haklı olduğunu anlayacaksınız! Kadına şiddetin her türlüsüne karşıyız! Algı yapmayın!

İhsan's profile picture
İhsan3 years ago

50 yaşına geldiğinde, etrafında ne eş ne çocuk ne bi aile olmadığında ağlaya ağlaya hasan can izler artık

Av. E. Gökhan SÖZÜER's profile picture
Av. E. Gökhan SÖZÜER3 years ago

Niye kesip koyuyorsun? Kadıncağızın baştan beri anlattıklarını, kocasının kadının yüzüne bakmadığını, kadının yüzü güldü diye programı izlemeyi yasakladığı yerleri niye kesip koymuyorsun? İslamiyet senin gibilere kalmadı çok şükür..

Skaplan's profile picture
Skaplan3 years ago

Off yine mi mağdur oldunuz

Abdi Baktur's profile picture
Abdi Baktur3 years ago

Ya kardeşim siz hasta mısınız? Kadın sonuna kadar haklı, köpek muamelesi yapıp televizyon kapatmak nedir? Sen ne hakla yasaklayabiliyorsun? Psikolojik şiddet.

🇹🇷 Abdulhamid Denge 🇹🇷's profile picture
🇹🇷 Abdulhamid Denge 🇹🇷3 years ago

Kadın'ın Başörtüsüde, anlattığıda masalda yalan...

Çiğdem's profile picture
Çiğdem3 years ago

Bu programa gelene kadar kim bilir nasıl sorunlar yaşandı bu da bahanesi oldu . Eminim kadın bir yıl öncesinde boşanma kararı çoktan almıştır uygun zamanı beklemiştir.

Tevfik's profile picture
Tevfik3 years ago

Abimiz çok şanslı adammış

Related Videos

Ülkemde siyonist ve siyonist destekçisi istemiyorum! video 1: Adı Klodya Medina Halfon ➡️ IDF’de askerlik yapmış. ➡️ Şu an Türkiye’de ve çifte vatandaş statüsünde. ➡️ Türkiye’deki faaliyetlerini yerel halktan ve denetimden gizlemek için yalnızca İbranice yayınlar ve çağrılar yapıyor. ➡️ İbranice üzerinden yaptığı bu çağrılarla Türkiye’deki siyonistleri bir araya toplamaya çalışıyor. ➡️ İstanbul’da “özel koruma kalkanımız var” diyerek devletten bağımsız güvenlik alanları ilan ettiğini öne sürüyor. ➡️ İsmini gizli tuttuğu bir oteli “güvenli bölge” (safe house) olarak kullanıp siyonistleri buraya yönlendiriyor. ➡️ Türkiye’de ticari işletmesi var ve ülkemize gelen siyonistlere rehberlik yapıyor. Video 2: İsrail tankının içinde bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı! Siyonist İsrail ordusunda 7 Ekim 2023 sonrasında aktif görev alarak askerlik yapan Yasmin Benvakil adlı şahsı ifşa ve ihbar ediyoruz. Açık kaynak bilgilerine göre söz konusu şahıs, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) bünyesinde yer alan Topçu Birliği’ne bağlı, istihbarat ve hedef belirleme faaliyetleri yürüten 8860 “Kelebek” Birimi’nde görev yapmaktadır. Gazze’de hedef belirleme, sahadan veri toplama ve ateş koordinasyonu gibi kritik görevlerde bulunduğu yüksek ihtimal taşıyan şahıs, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından alınan tedbir kararlarına rağmen İsrail Savunma Kuvvetleri bünyesinde faaliyet göstermeye devam etmiştir. Daha önce ifşa edilen siyonist asker Kalya Yaes ile bağlantılı olduğu, sosyal medya paylaşımları üzerinden tespit edilen söz konusu kişi hakkında Türk Ceza Kanunu kapsamında ivedilikle gerekli işlemlerin başlatılması gerekmektedir. Şahsın hâlihazırda Türkiye’de bulunduğu değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, hakkında yakalama tedbirinin uygulanması, gözaltına alınması ve uluslararası suçlar kapsamında yargılanması talep edilmektedir. Video 3: Konuşan, Türkü Avcı isimli kadın “Ben siyonistim” diyor. Bu kadına “siyonist” diyen Han Öz isimli kardeşime, aynı kadın avukatı Cem Congar aracılığıyla “bana siyonist dediği” gerekçesiyle 5 milyon TL’lik tazminat davası açıyor. Bu nasıl bir iştir, arkadaş? Bu nasıl bir kanundur, arkadaş? Bu nasıl bir hukuk sistemidir, arkadaş? Bu kadının avukatlığını yapan Cem Congar hakkında da mason olduğuna dair onlarca belge paylaşıldı. Bu belgelerin bir anda her yerden silindiği söyleniyor. Hatta Yeni Şafak gazetesi bunu haber yaptı; ne hikmetse o da haberi ertesi gün silmek zorunda kaldı, deniliyor. Bunların arkasındaki güç nasıl bir güç, arkadaş? Video 4: Yeni Şafak’ın haber yapıp sildiği video. Han Öz kardeşime açılan davayı karşı taraf kesinlikle kazanamaz içi rahat olsun. Bu kardeşime destek olun lütfen bizden görünen fenomen hesaplar.

Kumandan

28,579 views • 6 months ago

Skandal ❗❗❗❗ Zafer Partisi'nde cinsel istismar iddiası: Genç kadın 'Özdağ da biliyor' diyerek parti yöneticilerinin mesajlarını ifşa etti Zafer Partisi'nde çeşitli görevlerde bulunan Tomris Gökdağ isimli kadın, parti yöneticileri tarafından cinsel istismara maruz kaldığını açıkladı. Bir genel başkan yardımcısının kendisine yazdığı mesajları ifşa eden Gökdağ, "Bir kız çocuğum daha olursa senden olsun' tarzı mesajları mevcut maalesef." ifadelerini kullandı. Gökdağ, mesajlardan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın da haberdar olduğunu belirtti. Bahse konu isimle fotoğraf vermesi için tehdit edildiğini de vurgulayan genç kadın, "Hakan Akşit (İstanbul İl Başkanı) göreve geldi, bu adama görev vermek için onunla fotoğraf vermem için bana para teklif ettiler" diye konuştu. Ümit Özdağ'ın genel başkanlığını yaptığı Zafer Partisi'nde çeşitli görevlerde bulunan Tomris Gökdağ isimli kadın, üst düzey yöneticiler tarafından uğradığı cinsel istismarları anlattı. X'te bir canlı sohbet odasında konuşan 21 yaşındaki Gökdağ, "İsmini gerekirse veririm. Genel Merkez'de görevli, parti kurucu üyesi... Bu genel başkan yardımcısı benden hoşlanıyordu ve evli bir beyefendi. Yaşı da bayağı var. Benim ona 'ağabey' şeklindeki mesajlarım var. Bana 'başkanım de g.. de ama ağabey deme' diyordu. 'Bir kız çocuğum daha olursa senden olsun' tarzı mesajları mevcut maalesef." ifadelerini kullandı. Özdağ'ın haberi varmış! Gökdağ, mesajlardan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın da haberdar olduğunu belirtip, "Genel Başkan Başdanışmanının yanında gelen mesajları kendisine atmayı teklif ettim. Kendisi 'gerek yok' dedi. Mesajları attıktan sonra bu şahıs görevine devam etti. Hakan Akşit (İYİ Parti İstanbul İl Başkanı) göreve geldi, bu adama görev vermek için onunla fotoğraf vermem için beni tehdit ettiler." ifadelerini kullandı. Hz. Ali'ye hakaret Gökdağ, Gençlik Kolları Genel Başkanı Mustafa Can Küçük'ün de İl Başkanları WhatsApp grubunda, Alevi vatandaşlara yönelik ithamlarda bulunduğunu ve Hz. Ali'yi hedef alan 'pornografik' görüntüler paylaştığını da iddia etti. Partisinden istifa etmişti Gökdağ, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla partisinden istifa etmişti. "Sonu gelmeyen taciz vakalarına" vurgu yapan Gökdağ, kadınların Zafer Partisi'ne gitmemesini söylemişti.
2:29

Sensitive content

Skandal ❗❗❗❗ Zafer Partisi'nde cinsel istismar iddiası: Genç kadın 'Özdağ da biliyor' diyerek parti yöneticilerinin mesajlarını ifşa etti Zafer Partisi'nde çeşitli görevlerde bulunan Tomris Gökdağ isimli kadın, parti yöneticileri tarafından cinsel istismara maruz kaldığını açıkladı. Bir genel başkan yardımcısının kendisine yazdığı mesajları ifşa eden Gökdağ, "Bir kız çocuğum daha olursa senden olsun' tarzı mesajları mevcut maalesef." ifadelerini kullandı. Gökdağ, mesajlardan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın da haberdar olduğunu belirtti. Bahse konu isimle fotoğraf vermesi için tehdit edildiğini de vurgulayan genç kadın, "Hakan Akşit (İstanbul İl Başkanı) göreve geldi, bu adama görev vermek için onunla fotoğraf vermem için bana para teklif ettiler" diye konuştu. Ümit Özdağ'ın genel başkanlığını yaptığı Zafer Partisi'nde çeşitli görevlerde bulunan Tomris Gökdağ isimli kadın, üst düzey yöneticiler tarafından uğradığı cinsel istismarları anlattı. X'te bir canlı sohbet odasında konuşan 21 yaşındaki Gökdağ, "İsmini gerekirse veririm. Genel Merkez'de görevli, parti kurucu üyesi... Bu genel başkan yardımcısı benden hoşlanıyordu ve evli bir beyefendi. Yaşı da bayağı var. Benim ona 'ağabey' şeklindeki mesajlarım var. Bana 'başkanım de g.. de ama ağabey deme' diyordu. 'Bir kız çocuğum daha olursa senden olsun' tarzı mesajları mevcut maalesef." ifadelerini kullandı. Özdağ'ın haberi varmış! Gökdağ, mesajlardan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın da haberdar olduğunu belirtip, "Genel Başkan Başdanışmanının yanında gelen mesajları kendisine atmayı teklif ettim. Kendisi 'gerek yok' dedi. Mesajları attıktan sonra bu şahıs görevine devam etti. Hakan Akşit (İYİ Parti İstanbul İl Başkanı) göreve geldi, bu adama görev vermek için onunla fotoğraf vermem için beni tehdit ettiler." ifadelerini kullandı. Hz. Ali'ye hakaret Gökdağ, Gençlik Kolları Genel Başkanı Mustafa Can Küçük'ün de İl Başkanları WhatsApp grubunda, Alevi vatandaşlara yönelik ithamlarda bulunduğunu ve Hz. Ali'yi hedef alan 'pornografik' görüntüler paylaştığını da iddia etti. Partisinden istifa etmişti Gökdağ, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla partisinden istifa etmişti. "Sonu gelmeyen taciz vakalarına" vurgu yapan Gökdağ, kadınların Zafer Partisi'ne gitmemesini söylemişti.

Sabri Amca (caps)

64,493 views • 1 year ago

🚨 BU İFADELERİ OKURKEN KANINIZ DONACAK! DEHŞETE DÜŞÜREN ANLAR ⬇️ ⚠️ KAĞITHANE’DE 3 GÜN ALIKONULUP İŞKENCE GÖREN REHİNELERDEN KAN DONDURAN SÖZLER! ⚠️ “SIRTIMIZDA NAYLON ERİTTİLER, BIÇAKLA DERİN ŞEKİLDE KESTİLER” ⚠️ “PENCEREDE BİR KADINLA GÖZ GÖZE GELDİM, BAĞLI ELİMİ GÖSTEREREK YARDIM İSTEDİM” 🔴 Kağıthane’de elleri ve ayakları koli bandıyla bağlanarak 3 gün boyunca bir evde alıkonulan ve polis tarafından kurtarılan Hakan Ç. ile Görkem Serkan T.’nin ifadeleri ortaya çıktı. ‼️ Görkem Serkan T., araçtan araca geçirilerek darbedildiğini, telefonunun gasp edilip şifrelerinin zorla alındığını belirterek, “Elimi, ayağımı ve ağzımı bağladılar. Sırtımda naylon erittiler. Yusuf isimli şahıs bıçakla serçe parmağımı, gözümün sol tarafını ve sağ kolumu derin bir şekilde kesti” dedi. 📌 Görkem, Hakan’ın da aynı eve getirildiğini belirterek, “Onun da sırtında naylon erittiler. Zeki isimli şahıs tabancanın dipçik kısmıyla sürekli Hakan’ın ve benim başıma vuruyordu” ifadelerini kullandı. 🔴 Hakan Ç. ise kendisini çağıran kişinin telefonda, “Benim yanıma geleceksin, kanser abini alırım felç bırakırım. Görkem’i yakaladım” diyerek tehdit ettiğini anlattı. Ailesine zarar verilmesinden korktuğu için verilen konuma gittiğini söyledi. ‼️ Hakan, kurtuluşunu sağlayan anı ise, “Başımızda kimse yoktu. Küçük adımlarla cama doğru ilerledim. Bir kadınla göz göze geldim ve bağlı elimi göstererek yardım istedim. Sonra hemen geri dönüp yattım” sözleriyle anlattı. 🔵 İhbar üzerine eve giren Kağıthane polisi iki kişiyi bağlı ve yaralı halde kurtardı. Olayla ilgili Zeki A. (28), İdris A. (21), Tarık O. (21) ve Suat Eren D. (22) tutuklandı. Kurtarma sırasında rehinelerden biri “Allah’ım sen çok büyüksün, dualarım kabul oldu” diyerek ağladı.

Doğan Can

1,086,020 views • 3 days ago

Oğuzhan Uğur 'un yapmış olduğu Mevzular açık mikrofon isimli programına MOR ÇATI, AVUKATLAR, PSİKOLOGLAR, GAZETECİLER VE ÜNLÜLER katıldı. İstanbul sözleşmesinin nasıl kadını, çocuğu yaşattığını ve koruduğunu çok güzel bir şekilde anlatırken aynı zamanda ülkemizde kadın ve çocukları korumaya yönelik yapılması gerekenlerin nasıl yapılmadığını, yapılmadığı gibi İstanbul sözleşmesinden çıktığımızdan bahsettiler. Program yaklaşık 4 saat. 4 saatlik bu programın içinde programa katılan bir hanımefendi kendi başından geçenleri anlattı ağlayarak; Psikolojik sorunları olan bir adam ile tam 16 yıl evli kalan Cemile evliliği ve sorunlu eşi için elinden geleni yaptıktan sonra artık korktuğu için eşinden kendini ve çocuklarını korumak için uzaklaşması gerektiğini düşünüp boşanma kararı almış. Korkudan eşine bunu söyleyemediği için direk karakola gidip yardım isteyince evine gönderilmek istenmiş. Kadın eşinin nasıl bir insan olduğunu bildiği için gitmeye korkmuş ve gitmemekte ısrarlı olunca polis ile gitmiş. Polis Cemile'ye evine bırakırken ve adamı da evden çıkarılırken Cemile'nin eşi ''BENİ EVDEN ÇIKARTIRSANIZ eşimi ve çocuklarımı sonrada kendimi öld*r*r*m'' demiş olmasına rağmen hiç bir şey yapılmamış. Cemile bunun olmaması için elinden gelen mücadeleyi vermiş. Adam çocuklarını ve Cemile'ye tehdit eden mesajlar atmasına rağmen bilir kişiden çocuklar babası ile görüşebilir raporu çıkmış. Cemile bunun çok tehlikeli olduğunu mesajlar ile ispat etmiş olmasına rağmen hiç bir şey yapılmamış. Çocuklar babalarına gitmek istemediği halde çıkan rapor yüzünden göndermek zorunda kalan annenin çaresizliği ve korkusu maalasef başına gelmiş. (bu arada çocuklarından erkek olan 14 kızı ise 11 yaşında.) Çocuklar gitmek istemediği halde çıkan raporun zorunluluğu ile babalarına gittiklerinde Cemile'nin oğlu annesini görüntülü aradığında Cemile şaşırmış. Hemen bir şey olduğunu anlayıp açmış. Karşıda oğlunun panik ve ağlayarak görünce onu sakinleştirmeye çalışırken adam çocuğunun elinden telefonu alıp kendine çevirince elinde silah olduğunu 11 yaşındaki kızını 14 yaşındaki oğlunun gözünün önünde öld*rd*ğ*nü ve görüntü açıkken oğlunu öld*rd*ğ*ne şahit olmuş. Adam 14 yaşındaki oğlu sırf kendisinden korkup yanına gitmek istemediği için öfke duyup ''SANA Ö*D*RM*K SANA HEDİYE OLUR. SANA İLK ÖNCE BÜYÜK ACILAR YAŞATACAĞIM'' diyerek diye de öncesinde tehdit mesajları almış. Cemile 14 ve 11 yaşındaki iki çocuğunu 100 gün önce toprağa vermiş. Peki neden? Bir zamanlar baş tacı edilen kadınların artık ikinci plan bile olmaması ya da güçlü, bilinçli kadınlardan korktukları için yüzünden olabilir mi? Eğer İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'ne SAHİP ÇIKILMIŞ VE GERÇEKTEN MADDELERİ UYGULANIYOR OLMUŞ OLSAYI, CEMİLE'NİN 2 ÇOCUĞU, ÖL*N, TAC*Z, TEC*V*Z EDİLEN KADINLARIMIZ, ÇOCUKLARIMIZ bugün yaşıyor olacaktı. SEVGİLİ KADINLAR, KADINLARA DEĞER VEREN BEYLER; İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE'ne sahip çıkın. Bu konu da sesinizi duyurun... Ona sahip çıkınca kendi hayatınıza, çocuklarınızın hayatını korumak için çok önemlidir. En önemlisi de kanunu tek tek madde madde okuyun ve öğrenin... Mor Çatı'nın linkini bırakıyorum. İhtiyacı olanlar kadınlarımız için... AYRICA PROGRAMIN LİNKİNİ BIRAKIYORUM. MUTLAKA İZLEYİN...

1881MKemal

57,483 views • 1 year ago

Konuşmasında bahsettiği kadının, tartışma çıkmasın diye susmasını eleştirip Abdulkadir Geylani hazretlerinin bir sözünü maksadı dışında kullanarak kadını kocasıyla tartışmaya yönlendirmiş oluyor. Halbuki Abdulkadir Geylani hazretleri hakkını korumak meselesini, zalime karşı tavsiye eder yoksa senelerce aynı yastığa baş koyduğu adama değil. Sonra nefislerinize zulmetmeyin ayeti kerimesini de yanlış yerde kullanıyor. Nefislerinize zulmetmeyin ayeti, vücut bütünlüğüne, estetik ameliyat dahil, intihar dahil vs gibi daha birçok sebeple zarar vermeyin şeklinde bir manaya dayalıdır. Yoksa bu ayet-i Kerime karı koca arasında kavga çıkartmaya yol açmak amacıyla kullanılmamalıdır. Nefislerinize zulmetmeyin ayetini kadını kocasına karşı tetiklemek şöyle dursun, Abdülkadir Geylani hazretlerinin sözü olsun, ayeti kerime olsun bunlar zalime karşı dik durmak için söylenmiştir. Kadının hayat arkadaşına karşı söylenmemiştir. Kendi hakkını korumayarak kendisine kadın zulmediyormuş da diyor. Aile içinde bazen kadın, bazen erkek kaynaklı tartışmalar olur hatta kavgalar bile olur ama bu tartışma bu kavgalarda bazen erkeğe bazen kadına sessiz kalması tavsiye edilir ki Efendimiz SAV de tartışmada haklı da olsa tartışmalarda sessiz kalmayı tavsiye eder. Ama bu bayan Efendimizse SAV'in tavsiyesin rağmen en ufak tartışmada bile hakkını koru diye kadını kocasına kışkırtmış oluyor. Modernite de tam olarak bunu yapıyor. O da kadını kocasına kışkırtıyor. Böyle böyle de yuvaları yıktırıyor. Affedici olmayı, merhamet etmeyi dinimiz sürekli tavsiye eder fakat bu Hanım, dini yanlış öğretiyorlar diyerek bilakis kendisi karı koca arasındaki tartışmaları, kavgalara yönlendirmiş oluyor. Kadın sınır koymayınca zulme maruz kalıyormuş türünden bir ifade kullanıyor. Genellemeler her zaman yanlıştır ki bu da burada bir genelleme yapıyor. Kadın nerede sınır koyacağı İslam'da bellidir ama siz sınır koyma diye bir genelleme yaparsanız kadını her konuda sınır koymaya itmiş olursunuz ve bu da karı koca arasında kavgaların ardını arkasını kesmez. Şu cümleye bakar mısınız; benim de haklarım var diye yeter diyecekmiş, dur diyecekmiş kadın. Kime söyleyecek bunu? Çocuklarının babasına aynı yastığa baş koyduğu insana. İnsan hayatı birlikte sürdürdüğü kişiye böyle kaba konuşur mu. Bunu erkek de kadın da yapsa yanlış olur ve videonun başından sonuna kadın haklı, erkek suçlu olgusu üzerinden yürüyor. Dünyanın neresine giderseniz gidin bir ilişkide bir taraf tamamıyla haklı bir taraf tamamıyla suçlu diyemezsiniz. Haklılık, yanlış anlaşılma çoğu zaman iç içe geçmiştir. Sabırla sessiz kalarak bunlar tamir edilir ama burada hanımefendi ne diyor; yeter de, dur de diyor. Yani muhtemelen niyeti bu olmasa da karı koca arasındaki ilişkiyi kavgaya yönlendirmiş oluyor. Zamana bırakıldığı için sabrın yanlış öğretildiğini söylüyor. Peki Sabır nedir o zaman? Sabır, sessiz kalmak zamana bırakmak değil midir. Ortada kadına yapılmış bir zulüm örneği söylese, bu zulüm örneğine sabredilir ya da sabredilmez onu konuşabiliriz. Böyle bir zulüm örneği de söylemiyor, genelleme yaparak sessiz kalmayı, zamana bırakmayı kendi kendine kendi hakkını yedirmek olarak tanımlıyor. Öyle bir söylüyor ki kadın eşine karşı sorunlarını bile dile getiremiyormuş. Böyle, bir kadının, sorunlarını eşini dile getiremediği bir ilişki var mı? Halbuki zaman en büyük ilaçken burada da zamanla değişir, zamanla düzelir ifadesini de tartışmaya açıyor. Yıllar geçer, bir de bakmışsın gelmişsin 60-70 yaşına diyor. Elbette olumsuzluklar da vardır ama bu evlilik 60-70 yaşına kadar yürümüş işte, ne kadar güzel manası çıkmaz mı? Kadın kocasıyla tartıştı ve sonunda ayrıldı diyelim. Istisnalar hariç o kadının ya da erkeğin bu evlilikten başka daha iyi bir alternatifi mi var sanki? Kadın-erkek, bu toplumdaki insanlar aynı tip değil mi, eşinden ayrıldıktan sonra yine aynı tip bir evlilik yapılmayacak mı? Yine bir yanlış evliliğe yol açılacağına mevcut evliliği tamir etmek daha hayırlı değil mi?

Ebubekir SOFUOĞLU

18,542 views • 8 months ago

YAZININ KONUSU ÇOK ÖNEMLİ ... OKUYALIM İNŞALLAH. 80 yaşlarında bir amca gelip masamın önünde durdu, doğu şivesiyle, "Sıkıntı olmayacaksa biraz oturayım" dedi. Buyur ettim! Selam, kelam, hoş sohbet derken, "Sen beni tanımazsın ama ben seni tanıdım. Zaman zaman televizyonlarda bir şeyler anlatıyorsun, dinliyorum" dedi. Aldık çayları, karşılıklı içmeye başlarken, ben hiç sormadan kendini anlatmaya başladı. "Benim adım Muhammed. Bingöllüyüm. Refah Partisi'nin Bingöl Teşkilatı'nı kuran kişiyim. O zamanlar durum başkaydı tabi. Ben Türkiye'nin altın toptancısıydım. Koç'u, Sabancı'sı hikâye yani. Erbakan Hoca'nın yüzünü yere düşürmemek için, dava sancağını yukarıda tutmak için çok emek verdim o dönemde. Anlatmak ayıp olacak gerçi ama, partinin yükü bizim omuzlarımızdaydı. Her ay bugünün serveti sayılacak meblağı partiye aktardığımı bilirim. Sonra yaşımız ilerledi ve haliyle AK Parti'nin kuruluş döneminde geri çekildim. "Desteğimiz tam ama artık siyasette olmayalım" dedim. Allah biliyor, kenara çekildiğimiz dönemde de destek vermeye devam ettik. Şimdi İstanbul'da öyle böyle geçiniyoruz ama Allah'a şükürler olsun, aç değiliz açıkta değiliz" diyerek hikayesini bir çırpıda anlattı. Anlatırken öyle bir iç çekiyor, öyle bir dertleniyor ki anlatamam. Allah adına yemin olsun ki ben Muhammed amcanın yüzündeki kedere, gözlerinde beliren o acı bakışa bir başka insanda rastlamadım. Partinin bazı teşkilatlarında ve belediyelerinde şahit olduğu akla ziyan olayları anlattı sonra. "Parti bu durumlara düşmemeli, bu adamlara kalmamalıydı" diye hayıflandı. Sonra, "Beni yıldırım gibi çarptı" dediğim sözler döküldü ağzından... "Bak, Allah benim canımı Recep Tayyip Erdoğan'a kurban etsin. Hem vallahi, he billahi bunu gönülden söylüyorum, çünkü ben onu canımdan çok sevdim. Ama bir konu var ki ben o konuda hakkımı ona helal etmeyeceğim" dedi. "Yahu kurban olayım Muhammed amca, bu söylenecek laf mı şimdi? Hem canından çok seviyorsun hem hakkımı helal etmem diyorsun. Bu olacak iş mi?" diye elini tuttum. 80 yaşında adam ağladı ağlayacak! Çenesi titriyor, gözleri doluyor, belli etmemek için yüzünü sıvazlıyor, ama bir türlü rahatlamıyor. İçinden, kendisini tüketen bir ur çıkarırcasına "Bak sana bir hikâye anlatayım Süleyman Efendi oğlum" dedi ve anlatmaya başladı. Vakti zamanında adamın birinin bir devesi varmış. Sahibinin her isteğine boyun eğen, onun git dediği yere giden, sırtına vurduğu her yükü taşıyan bir deve işte. Günün birinde adam yine devesinin sırtına binmiş, "Yürü ey deve" diye seslenmiş. Rivayet odur ki deve Allah'ın izniyle dile gelmiş: "Bunca yıldır seni sırtımda taşıyorum, bir kez bile sözünden çıkmadım. Ne dediysen yaptım. Beni incittiğin, hırpaladığın zamanlar da oldu. Bunlar için benden bir helallik almadan Allah'ın huzuruna gitmeye korkmuyor musun?" diye sormuş sahibine... Adamın beti benzi atmış. Devenin sırtından inmiş, karşısına geçmiş ve "Eğer sana bir haksızlığım olduysa, seni incittiysem bana hakkını helal et" diye yalvarmaya başlamış. Edersin, etmem pazarlığı epey sürdükten sonra deve ikna olmuş ve sahibine "Sana her hakkımı helal ederim ama bir hakkımı helal etmem" demiş. Adam şaşırmış, "Helal etmeyeceğin kusurum nedir ki?" diye sorunca deve canını en çok yakan olayı anlatmaya başlamış. "Zaman zaman benim yularımı eşeğe bağladın, eşeği bana rehber ettin ya hani. İşte o hakkımı helal etmem" demiş. "Sen ne yaptın Muhammed amca!" demeye fırsat vermeden, eliyle dur işareti yaparak anlatmaya devam etti: "Benim meselem, benim gibilerin meselesi de o devenin meselesidir. Allah canımı Cumhurbaşkanıma kurban etsin amma, partinin içindeki beş para etmez bazı adamları görüyorum ya hani. Kahrımdan ölüyorum. Benim yularımı bu eşeklere bağladığı için Tayyip Erdoğan'a helal etmiyorum." dedi. Yemin ediyorum, dinlerken nefes almayı unuttum. Bildiğim kelimeler beni terk etti gitti, ne diyeceğimi bilemedim. Tam bir şeyler geveleyecekken, yine susturdu: "Bak sen gazetecisin. Sana vebal bırakıyorum. Cumhurbaşkanı'na ulaşabilir misin ondan pek emin değilim ama ulaşamazsan bunu yaz. Yaz ki bu hakkın altında kalmasın! Milletinden helallik alsın" dedi. Cumhurbaşkanım duyar mı duymaz mı bilemem. Lakin şunu bilirim ki Muhammed amca gibi pek çok insan "Yularının bağlandığı isimlerden" şikayetçi ve Cumhurbaşkanı'nın bu meseleye çözüm bulmasını istiyor. Benden duyurması… ( Süleyman Özışık- 2019) Allah'ım gani gani rahmet eylesin Süleyman Özışık kardeşime. Mekanı Cennet olsun. Rabbim Peygamber efendimize komşu eylesin.

Kumandan

39,205 views • 6 months ago

Bir Fetullahçı erkek Fetullahçı bir kadınla nasıl evleniyordu? Katolog evliliği nedir? Fetullahçıların katalog evliliklerini anlatan etkin pişmanlıktan yararlanan Ali Bal isimli Fetullahçı; -İzdivaç o kadar önemlidir ki, izdivaç ayrı bir bölge olarak karşımıza çıkar. Genel müdür diye tabir ettiğimiz mahrum yapının tepesindeki kişinin bir izdivaççısı vardır, izdivaç sorumlusu. -Bu izdivaç sorumlusu kişi, bu da mahrum imamdır aynı zamanda, ve bu müdürlerin o yıl içerisinde evlendirmeyi düşündükleri askeri personelin sayısını alırlar. -Bütün sayılar alınır. 100 kişilik bir yekun ortaya çıkabilir. Müdür daha sonra evlendirmeyi düşündüğü kişi evlenmeyi düşünmüyor olabilir ama mahrem yapı onu evlendirmek ister. -Bu konuda da ısrarcı olur. Çünkü ne kadar erken evlenir ve ne kadar istediği bir elemanla evlenirse o kadar kontrolü altına tutmak kolaylaşır. -Müdürler bütün evlendirmeyi düşündürdükleri bekar personelleriyle mülakat yaparlar. Nasıl birisinin istediğiyle alakalı, memleketinin neresi olmasıyla alakalı, bu noktalarla çok teferruata girilmez bu görüşmeler. İzdivaççı, cemaatin, örgütün sivil yapılanmasından izdivaç sorumlusu kadınla, ablayla irtibat haline geçer. -Der ki biz bu sene 100 arkadaşımızı evlendirmeyi düşünüyoruz. Bize 100 kişilik bir aday listesi gönderin derler. İşte katalog dediğimiz mevzu burada ortaya çıkıyor. -Katalog dediğimiz şey bir bilgisayar programıdır. Ve izdivaç sorumlusu abla dediğimiz kişi mahrum yapının izdivaççısına bu listeyi verir. 100 kişilik bir liste gelir. -Mahrem yapıda olsun ya da sivil yapılanmada olsun kadınların bu noktada çok da seçme hakkı yoktur. Katalog evliliğinde seçme şansı olan erkek tarafıdır. -Yani bir katalog varsa ki var, bu katalog erkek tarafına gösterilir. Yani seçeneklerin sunulduğu kişi erkek tarafıdır. -Kadın tarafına, yani mahrem yapıda ya da örgütün herhangi bir sivil yapılanmasında evlilik düşünen bir kadına herhangi bir erkek resmi gösterilmez. -Ona bir katalog seçeneği sunulmaz. Aday olarak gösterilmenin de belli şartları vardır. O şartların yerine getirilmesi gerekir. -Şayet soruların tamamına müsbet cevap alınmışsa ve bu aday aday olarak gösterilme noktasına gelmiş ise, ablaya telefon açılır. -Bir müdürün izdivaççı ablayla direkt görüşmesi için bir patates at vardır. Sırf bu işler için kullanılan bir patates at. Müdür oradan ablaya arar ve der ki, biz sizin adayınızla görüştük. -Adayınıza mahrem yapıdan bir aday gösterme kararı aldık. Şimdi siz bize bir görüşme mekanı ve bir görüşme yeri tarih söyleyeceksiniz şeklinde tarih alınır. Söylenen tarihte ve saatte yine tedbirlere riayet edilerek söylenilen yere, söylenilen saatte giderler. -Görüşmeden 40 dakikaya geçmez. 40 dakika görüşürler. Birinci görüşmemiz budur. -Birinci görüşmeden askeri personel çıktıktan sonra mahrem abisi sorar. Olumlu musun, olumsuz musun? Şayet olumlu ise, ikinci görüşme için randevu istenir. Karşı tarafta olumlu ise, iki tarafta olumlu ise, daha sonraki görüşme için randevu alınır ve o randevuya gidilir. -Bu randevuya da gidildikten sonra, şayet yine olumlu ise iki taraf, mesele ailelere intikal ettirir.

Herodot Diyor Ki

112,205 views • 2 months ago

Fatih Altay'lı Burcu Köksal'ın özel hayatını köşesine taşıdı, Barış Yarkadaş sert cevap verdi ve tanıklığını anlattı. Fatih Altaylı köşesinde şunları yazdı; "AK Parti’ye katılan, daha önce AK Parti muhalifi olan belediye başkanı ‘Ailenin kutsallığına inananlarla aynı yolda yürümek için AK Parti’ye katıldım’ demiş. Sanki evli bir vekil iken danışmanını Afyon’dan Ankara’ya getirip, sonra da danışmanı ile ilişkisi olduğu ayyuka çıkınca kocasını boşayıp danışmanı ile evlenen başkasıymış gibi. Elbette her şey insan için, bunlar olabilir ve kimsenin aşk hayatı bizi ilgilendirmez ama bunları yapıp da bize kutsal aile üzerine ahkam kesmek de hakikaten gülünç" Fatih Altaylı'nın bu yazısına Barış Yarkadaş isyan etti. X hesabından yaşananları anlattı "BURCU - YASİN KÖKSAL GERÇEĞİ… BEL ALTI SİYASETİ TAM GAZ… YAPMAYIN! Biz CHP’li kadın arkadaşlarımıza yönelik bu itibar suikastine karşı durmaya çalışırken bu kez başka bir kadın siyasetçi yine bel altı hikayelerle hedef haline getirildi. Transferini ve CHP’den istifa etmesini doğru bulmadığımı TV’de de söylediğim Burcu Köksal, iğrenç bir yalanın hedefi haline getirildi. “Muhalif mahalle bunu sever, nasıl olsa Burcu’ya kızgınlar biraz da ben uydurayım” anlayışıyla hazırlanmış saçma ve bel altı bir hikaye dolanıyor ortalıkta… Ben o süreçlere tanık olmuş biri olarak; yalanı burada yeniden tekrarlamadan gerçeği yazayım: Burcu Köksal, ilk eşiyle 2011 yılında boşandı. Boşanma sebebi ise “aldatılmış” olmasıydı. Burcu’nun bu evlilikten 21 yaşında bir oğlu var. Köksal; boşandıktan 4 yıl sonra 7 Haziran 2015 tarihinde milletvekili seçildi. Rozetlerimizi aynı günlerde taktık. Burcu, 26 Haziran 2015 tarihinde de Gazeteci - Kameraman Yasin’le evlendi. Vekil seçildikten 19 gün sonra… Yasin, Burcu Köksal’ın yanında yani TBMM’de hiçbir zaman “Danışman” olarak çalışmadı. Zaten yasa buna izin vermiyor. Yasin’in, eşi vekilken HALK TV’ye gelip Şaban Sevinç’le iş görüşmesi yaptığını bugün gibi hatırlıyorum. Yasin, Burcu’nun danışmanı olsaydı, HALK TV ile niye iş görüşmesi yapsın? TBMM’deki vekil danışmanları, HALK TV çalışanlarının 3 katı maaş alıyor. Dolayısıyla; siyaset de gazetecilik de “doğrular” üzerine inşa edilmeli ve ilkeler herkes için geçerli olmalı. Kendimize yapılmasını istemediğimiz hiçbir şeyi kimliği ve siyasi inancı ne olursa olsun başkalarına da yapmamalıyız. Benim işim gerçeği anlatmak… Burcu Köksal partimizin saflarından ayrılıp AK PARTİ’ye geçti diye gerçeği ifade etmekten kaçınmam." Barış Yarkadaş BURCU KÖKSAL Fatih Altayli 🔴🇹🇷

🗞Marj Haber

132,143 views • 4 months ago

Bir kadın, Inditex mağazasında başına gelen hırsızlık olayını anlattı. • Ben şimdi Bakırköy Zara mağazasından çıktım. • Çocuk bölümünde iki tane kabin var, bilen bilir. • Biz birincisine girdik, ikincisinde bir kadın var. • Ben çocuk reyonundan giyinmiyorum ama kendime bir tişört buldum, çok güzel bir şey. • Onu giyeceğim, deneyeceğim, kabine girip bakacağım, inceleyeceğim, fotoğraf çekeceğim. • Bir çanta gözüme çarptı, 'Güzel' dedim ama bayağı şişti. • Normalde reyon çantalarında karton falan olur ama kartondan daha fazlaydı. • Reyon çantası olmadığını gördüm. • Baktım içinde eşya var; 'Gideyim güvenliğe, danışmaya teslim edeyim' dedim. • Baktım; bez gibi bir şey var, 'Tamam, reyon çantası' dedim. • Biraz daha açtım, içine bakarken hap gördüm zaten. • Tam kapatacakken kadın geldi içeriye, 'Pardon' dedi. • Ben 'Bu başka birinin çantası' demeye kalmadan beni kabinden çıkardı. • Arkadaşımın tişörtleri olmadı, ben de ona tişört bakmaya gittim, çantam da yanımda. • Tişörtleri alırken kadın 'Gözlüklerimi ver' diyerek yanıma geldi. • 'Pardon, çantama bakabilirsiniz' dedim. • Aldı, karıştırdı çantamı, berbat etti. • Zaten düzenli değildi, daha da karıştırdı. • Kabinde bekliyorum; 'İsterseniz polis çağırabilirsiniz, benim bir şüphem yok. • Güvenliği de polisi de çağırabilirsiniz, hatta ben de çağırabilirim şu an, hiç şüphe etmeyin' dedim. • 'Gözlüklerim yok, onlar ne kadar pahalı gözlükler haberin var mı?' dedi. • Arkadaşımı bekliyorum; 'Ne kadar doğru böyle yaptığınız?' falan dedi. • O sırada benim olaydan haberim yok. • Kadın kabinimi bir anda açıyor. Kabindeyim, üstüm giyinik ama olmayabilirdi de. 'Sen onun arkadaşısın, çantanı aç bana' diyor. • Çantam açık duruyor zaten. • Sonra kadına 'Siz beni hırsız yerine koydunuz' diye bağırdım. • Çalışanlar geldi, 'Burada bağıramazsınız, sizi dışarı alalım' dediler. • 'Çıkmıyorum dışarıya, bu kadın bana hırsız dedi; polisi veya güvenliği çağırabilirsiniz' dedim. • Kadın gözlüklerini bulmuş bu arada, ne hikmetse bulmuş. • Ben 'Çalmadım' diyorum. • Düzgün bir insan ne yapar? • Çalmayacaktım zaten, gidip güvenliğe teslim edecektim adamakıllı. • Kadın gelmeseydi seslenecektim oradan. 'Özür dileyin, ben de bağırdığım için sizden özür dileyeceğim' diyorum; 'Ben niye senden özür dileyeyim?' diyor. • Yaşın kaç başın kaç, 60 yaşında bir kadınsın; gelmişsin küçük bir çocukla benimle uğraşıyorsun. İşin gücün mü yok? • Gözlüğünü buluyorsun; hırsız yerine koyduğun için insan gelip bir özür diler, değil mi? • Çalışanlar kadını haklı buldu. • Çantam kabinde kaldı, gidip açarken buluyorum. • Karıştırmıyorum, sadece açıyordum. • Çantanı bırakmasaydın, unutmasaydın. • Çalacak olsam cüzdanını çalardım; gözlüğünü ne yapayım, ne yapabilirim? • Tamam, pahalı bir gözlük olabilir ama benim de var pahalı gözlüğüm; kaybolsa 'Eyvallah, canın sağ olsun' derim, üstelemem. • Ben çalmamışım; geliyor çantamı karıştırıyor, arkadaşım kabindeyken kabini açıp çantasını karıştırıyor ve benden özür dilemiyor. • Sonra küfrederek çıktım zaten. • Yaşlılarınıza sahip çıkın, lütfen insanlık nedir öğrenin. • Tamam, Türkiye kötü bir yer olabilir ama herkes kötü olmak zorunda değil. • Ben orada iyilik yapmaya çalışıyorum, gelip bana hırsız damgası vuruluyor. • Hoş bir durum değil.

Jurnal

244,918 views • 1 month ago

Amerika'da garsonluk yapan genç, deneyimlerini anlattı: • Amerika'da bu hafta da garsonluk yaptım, çünkü işim bu. • Bir haftanın sonunda, sadece bahşişlerden ne kadar kazandığıma bakacağız. • Garsonlar, özellikle yurtdışında, paralarının tamamını bahşişlerden kazanırlar. • Bu yüzden bir restorana gittiğinizde bunu bilerek gidin. • Eğer aldığınız hizmeti beğenmezseniz, bahşiş vermek zorunda değilsiniz. • Veya hizmet kötü olduğu için, örneğin garsonu sevmediyseniz, içecekleriniz yenilenmediyse, masanıza peçete getirilmediyse veya çatal istedikten sonra yarım saat gelmediyse çok düşük bir bahşiş verebilirsiniz. • Ben Amerika'ya ilk geldiğimde, garson olarak gelmemiştim. • Bir restorana gittiğimde iki kişi yemek yedik ve 15-20 dolar bahşiş bıraktım. • O zamanlar, Türk kültüründen geldiğim için bu miktarı çok bulmuştum, çünkü bizim kültürümüzde bahşiş zorunlu bir şey değil. • Bahşiş kültürünü tam olarak bilmiyordum. • Bir restorana gittiğinizde iki şey için para ödersiniz: Birincisi yediğiniz yemek, ikincisi ise garsondan aldığınız hizmet. • Yediğiniz yemeği beğenmezseniz bile menajere gidip durumu anlatabilirsiniz. • "Bu yemeği beğenmedim, şurası böyle, menüdekiyle uyuşmuyor, bu yüzden parasını ödemek istemiyorum" dediğinizde, genellikle saygıyla karşılanır ve "Tamam, ödemeyin" derler. • Eğer aldığınız hizmetten memnunsanız, %25-%30 arası bir bahşiş bırakabilirsiniz. • Yani 100 dolarlık bir hesaba 30 dolar bahşiş verebilirsiniz. • Eğer hizmeti beğenmediyseniz, örneğin su istedikten 20 dakika sonra geldiyse, çatalınız yere düştüğünde yenisini istediğinizde garsonu bulamadıysanız ve hizmetten memnun kalmadıysanız %15 civarı bahşiş bırakırsınız. • Ancak Amerika'da bahşişin geneli %20'dir. • Bazen hiç anlaşamadığım masalar oldu, müşterinin kavga etmeye çalıştığı anlar yaşandı. • Ona rağmen her zaman bahşiş aldım. • Bazen müşteri bana kötü bir şey söylediğinde, ben de ona karşılık verdim ama yine de o masadan 5 dolar bile olsa mutlaka bahşiş bırakıldı, çünkü bu bir kültür. • Garson olduğum için bu kültüre alışmam çok zaman almadı, hemen anladım. • Bahşiş genelde yurtdışında, Avrupa'da durum nasıl bilmiyorum ama Amerika'da %20'dir. • Eğer yediğiniz yemeğin fişi, örneğin 200 dolarlık bir hesap geldiyse, tatlı yemişsinizdir, alkol içmişsinizdir. • Garson masanıza defalarca gelip gitmiştir. • Garsondan ekstra bir şey isterseniz, bence bahşişi artırmanız gerekir. • Örneğin, "Etim orta pişsin ama şurasında şu olsun, burasında bu olsun" diyerek şefe özel istekler ilettiyseniz, benden ekstra bir hizmet almışsınız demektir. • Biz de sizden istediğiniz hizmetin karşılığını bekleriz. • Bir müşteri geldi, daha önce hiç gelmemişti ve bileğinin rahatsız olduğunu, bu yüzden yemeğini paket yapıp yapamayacağımı sordu. • "Tabii ki" dedim. • Genellikle restoranlarda paketlemeyi biz yapmayız, boş kutu veririz ve müşteri kendisi paketler. • Ama ben ona yardım ettim, yemeğini paketledim ve o adam bana 40 dolar bahşiş bıraktı. • Bu duruma çok şaşırdım çünkü böyle bir şeye gerek yoktu. • Her şey para değil. • Aldığım en kötü bahşiş ise yedi kişilik bir masadan geldi. • Çok korkunç bir masaydı. • Yedi kişi benden o kadar imkânsız şeyler istediler ki, sanki mutfağa gidip yemeklerini benim yapmamı istiyorlardı. • Örneğin, tavuklu erişte çorbası. Çorbayı biz garsonlar koyarız. İçinde haşlanmış tavuk, erişte, havuç ve birkaç sebze bulunur. • "Erişte olmasın, havuç çok olsun, kereviz hiç olmasın" gibi isteklerde bulundular. • Bu durumda benim o çorbanın başına geçip tek tek sebzeleri ayıklamam gerekiyor. • Bunu yapmama rağmen benden aynı çorbadan defalarca istediler. • Ekstra ekmekler istediler, getirdim ve bunlardan ücret almadım. • Yedi kişilik masanın bu kadar isteğine rağmen bana bırakılması gereken bahşiş %20'den hesaplandığında en az 40 dolar olmalıydı. • Fakat bana 10 dolar bahşiş bıraktılar. • Yapacak bir şey yok, ama bu büyük bir saygısızlıktı.

Jurnal

119,460 views • 1 month ago