Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

"Kutsal olan devlet değildi. Kutsal olan hangi tarafta olduğundan bağımsız insandı." KHK’lı Subay Ali Çağlar ilk romanı ŞUBE ve Alman Alex'e "insan bunu nasıl kaldırır" dedirten kendi hikayesini meslektaşı Ahmet Kalkan'a anlatıyor. Ahmet Kalkan Ali Caglar

21,260 просмотров • 1 год назад •via X (Twitter)

Комментарии: 2

Фото профиля Priştinalı Yusuf Demircioğlu
Priştinalı Yusuf Demircioğlu1 год назад

@pnrtdslkm @hmtklkn1 @Alicaaglar @hmtklkn1 @alesta2002 Bak Şu İşe Lakin böyle bir imtihan Kaldıramaz her bir insan Buna lazım kavi iman Medet Sen'den ulu Rahman Ey Gül Nebi ey sevgili Kuruyor bak Hakk'ın dili Kabil vurdu son Habil'i Ver sen bize bir teselli Priştinalı Yusuf Demircioğlu 20.04.2025

Фото профиля KJV Cards
KJV Cards1 год назад

History of the Hissing Curse 1 Kings 9:8 KJV And at this house, which is high, every one that passeth by it shall be astonished, and shall hiss; and they shall say, Why hath the LORD done thus unto this land, and to this house?

Похожие видео

“Türk” değil ama kendi söylemiyle Toroslarda doğan bir “Türkmen” çocuğu olan Ahmet Davutoğlu’na göre SDG/YPG Suriye ordusuna katılmalı ve Suriye’deki Kürt partileri de Türkiye’deki DEM Parti gibi meclise girebilmeli, o kadar!!! Kendisine şahit olarak Başkan Mesud Barzani ile yaptığı sohbeti anlatıyor!!! Önce Ahmet Davutoğlu Bey’e “Türk” değil ama “Türkmen” olduğu için teşekkür etmek lazım çünkü Türkmen demek “etnik olarak Ariyan ve başka milletlerden olup dil olarak Turkî bir dil konuşan insanlar” demektir. Ve Türkmenlerin çoğu da Kürt kökenlidirler. 1850’li yıllarında Antalya ve Konya arasında onbinlerce Kürt de yaşıyordu. Zaten Karamanoğlu beyliği döneminde bile beyliğin dili Farsça idi, ahali ise Kürt ve Farslardı. Yani Konya Kürt şehridir. Tabii ki Başkan Mesud Barzani haklı. Irak, Suriye ve Türkiye Kürdistan Bölgelerindeki Kürtler ayrı siyasi statülere sahip olabilirler. ..:: 1. Irak Kürdistan Bölgesi çok başarısız bir federal sistem içinde Irak ile yaşıyor. ..:: 2. Suriye Kürdistan Bölgesi ise şimdi çok güçlü bir uluslararası desteğe sahip ve “federasyon” minimum talepleridir. Qamişlo’da yaptıkları birlik toplantısından da “federasyon” talebi üzerinde anlaştılar, halbuki bağımsız olma fırsatları da var. …:: 3. Türkiye Kürdistan Bölgesi’nde ise yani 23 vilayette Kürtler nüfusun % 90’nına sahip. Orası federal bir bölge olmalı. Anadolu kısmında da Kürtler nüfusun % 30’undan fazla ve o tarafta da Kürtler Kürtçe eğitim, Kürtçe resmi dile sahip olarak yerel yönetimlere de ortak olmalı. Zaten mevcut “Türkiye” ismi de sadece son 100 yıldaki bir siyasi yapı olan devletin ismidir. O devlet de Anadolu ve Kürdistan federasyonu olarak yeniden teşkil edilmeli.

Arif Zêrevan

62,217 просмотров • 1 год назад

F. Karagümrük Başkanı Süleyman Hurma, Sansürsüz Futbol'a özel açıklamalarda bulundu! ▪️ Mehmet Büyükekşi'yi rahmetli Mustafa Cengiz, Ahmet Nur Çebi'nin yerine Kulüpler Birliği Başkanlığı için önerdi. Kabul etmedik. Daha sonra bir kulüp başkanı TFF Başkanlığı için önerdi, yine siddetle itiraz ettik. Çünkü futbola çok uzaktı. Tabii bizim plakamızı aldı... ▪️ ⁠Büyükekşi aday olduğunda güçlü bir kurgu olduğunu anlamıştım! ▪️ ⁠"Bu lig adil oynandı" diyebilecek bir Allah'ın kulu var mı? ▪️ ⁠MHK'da bulunanların dışında bir otorite olduğu aşikar! ▪️ ⁠Faruk Koca'nın Halil Umut Meler'e attığı yumruk, tüm uygunsuzlukları örttü. En ağır yanlış, o yumruğu gerekçe göstererek tüm haksızlıkların üstünü örtmek oldu. Yumruk olayı, Mehmet Büyükekşi'nin ekmeğinin üstüne yağ, reçel ne varsa sürdü! ▪️ ⁠Büyükekşi Riyad'dan döndü, "Hiçbir sorun olmadı, döndük geldik." diye açıklama yaptı. Sen milletle dalga mı geçiyorsun? ▪️ ⁠Büyükekşi, Riyad krizi sonrası Ali Koç'u Cumhurbaşkanımıza karşıymış gibi Ankara'ya anlattı. ▪️ TFF Başkanı sensin Büyükekşi! Sen nasıl olur da her krizde başkasını suçlu ilan edersin? Bunları kendisine söyledik, bir müddet sonra telefonlara çıkmamaya başladı. Numaraları engellemeye başladı. Beni Whatsapp'tan engelledi, mesajlarım hala tek tık. ▪️ Galatasaray-Antalyaspor maçının eğitim toplantısı sızdı. Hugh Dallas azarlar gibi, polis edasıyla hakeme soru soruyor. Çeviren de yanlış çeviriyor. MHK Başkanı da "Hayırdır? Sen eğitimcisin, hesap soramazsın!" demiyor. Diyemez çünkü yakalandılar! Ne yaptıklarını biliyorlar, hangi takımları nasıl ezdiklerini... ▪️ Gün oldu, yayıncı kuruluşu arayıp "O pozisyonun tekrarını vermeyin!" dediler. "Karagümrük - Ankaragücü maçındaki penaltı pozisyonunu göstermeyin" dediler. ▪️ Sen hangi vicdanın temsilcisisin ki imza toplayanları gayri milli olmakla suçluyorsun? Sen bu ülkenin Milli Takım'ını, bu ülkenin çocuklarına karşı koz olarak mı kullanıyorsun? Senin Milli Takım'daki hangi futbolcu üzerinde tek satırlık emeğin var? ▪️ İlk günden son güne kadar, her konuşmasında Sayın Cumhurbaşkanımızın ve bakanların adını geçiriyor. Bir gün bir başkanımız (Ali Koç) dayanamadı, "Cumhurbaşkanımız sadece senin mi Cumhurbaşkanın?" dedi. ▪️ Cumhurbaşkanımızın futbola olan ilgisini olabildiğince kötü kullandık! ▪️ (Ali Koç'la olan dostluğu) Artık düşmanlıklar yerine dostluklar eleştiriliyor! Fenerbahçe ve Fatih Karagümrük'ün oynadığı maçlardan bir rahatsızlık duyan varsa söylesin. Ortada bir şey yok. Namussuzluk yapmak için dost olmaya ihtiyaç mı var? Bir insan namussuzluk yapacaksa, dost olmadan da yapar! ▪️ Ali Bey'i çok seviyorum. Topluma, vatana, millete faydalı biri olarak görüyorum. Kulüpler Birliği Başkanlığı yaparken bir gün bile kendi kulübünün menfaatine olduğu için bir şeyi savunduğunu görmedim. Röportajın tamamı için;

12 Numara 🇹🇷

271,907 просмотров • 2 лет назад

EKREM İMAMOĞLU’NUN SOYAĞACI YALANI VE İNSANLARI KANDIRMASI… Kimsenin soyuyla sopuyla bir işim yok. Bu konuya gelme nedenim, İmamoğlu İnşaat’ın resmi web sitesinde yer alan ‘TARİHÇE’ başlığı altındaki bilgiler. Ekran görüntüsünü paylaştığım bölümde şunlar yazılı: -1950: Merhum Mevlüt İmamoğlu ve çocukları MEHMET, Alican, Osman İmamoğlu Trabzon merkezine yerleşerek kereste ve ahşap dekorasyon işine başladı. -1970: Hasan ve Alican İmamoğlu ortaklığında, inşaat malzemeleri toptan ve perakende satışı ve müteahhitlik firmasının alt yapısı oluşturuldu. -1980: Ali İmamoğlu, Ahmet İmamoğlu ve Murat İmamoğlu gibi ikinci kuşak yöneticilerin firmaya katılmasıyla bir çok farklı noktada yeni şantiyeler kuruldu. -1989: Yalova ve İstanbul’da kurulan şantiyelere paralel olarak İmamoğlu İnşaat faaliyetlerini İstanbul merkezinde sürdürme kararı aldı. -1995: İmamoğlu İnşaat, başta İstanbul olmak üzere Trabzon dışındaki faaliyetlerini Hasan İmamoğlu ve Ekrem İmamoğlu yöneticiliğinde sürdürmeye devam etti. İmamoğlu İnşaatın resmi web sayfasında yazan tarihçesi, kelimesi kelimesine bu şekilde. MEHMET adını büyük yazmamın nedenini aşağıda anlayacaksınız! Ekrem İmamoğlu , 2019 Seçimlerinden önce konuk olduğu Veyis Ateş’in Habertürk TV’deki yayınındaysa şu beyanlarda bulunmuştu: ’Soyadımız İmamoğlu. Aile kökümüz İmamoğlu. Bizim Osmanlı tapularımız var mesela, yazar orada İmamzade diye. Fakat soyadı kanunu çıkınca herkes bir ailesine baksın önce hiçbir aile oğlu soyadını alamamış. Dedem gidiyor Mevlüt dedem soyadını istiyor, diyor ki İmamoğlu, yok diyor oğlu soyadı yok seç oradan Taş, Kaya, Deniz…Bağırıyor çağırıyor dedem kavga ediyor aslında, nüfus müdürüyle ve terk ediyor. Bizim soyadımızı nüfus müdürü koydu biliyor musunuz. Kendisini savundu diye Müdafa yani kendisini savundu diye Müdafa yani çok afedersiniz Gıcık koyabilirdi hani. Müdafa’nın hikayesi bu. Sonra bu yönetmelik değişince ailede ilk babam soyadını değiştiriyor, gerekçe olarakta tapuları gösteriyor.’ Şimdi gelelim Ekrem İmamoğlu ‘nun nasıl yalan konuştuğuna. İlk olarak İmamoğlu İnşaatın ‘TARİHÇE’ kısmında yer alan hikayeden başlayalım ve Mevlüt Müdafa’ya gelelim. İmamoğlu İnşaat’ın kronoloji olarak verdiği ilk tarih 1950 yılı. Bu yılda Mevlüt İmamoğlu ve çocukları Mehmet, Alican ve Osman İmamoğlu isimleri geçiyor. ÖNCELİKLE MEVLÜT İMAMOĞLU yani MEVLÜT MÜDAFA’NIN MEHMET ADINDA BİR OĞLU YOK! Mevlüt İmamoğlu olarak yazılan Mevlüt Müdafa, Mineş ve Mehmet çiftinden 1 Temmuz 1900 yılında dünyaya geliyor. Mevlüt Müdafa, 1925 yılında 25 yaşındayken 1913 doğumlu ve nikah tarihinde 13 yaşında olan Ali ve Ayşe çiftinin kızları Zeliha hanımla evleniyor. 25 yaşındaki Mevlüt (Müdafa) ile 13 Yaşındaki Zeliha (Müdafa) hanımın 1 yıl sonra 1926’da ilk çocukları Emine (İnan) dünyaya geliyor. Emine’nin doğumundan 2 yıl sonra 1928 de Mevlüt (Müdafa) beyin ikinci eşi olan Fatime hanımdan Asiye (Serdar) dünyaya geliyor, Asiye’nin doğumundan yaklaşık 2 ay sonra Mevlüt (Müdafa) beyin birinci eşi olan Zeliha hanımdan da üçüncü çocuğu olan Hava (Cimşit) dünyaya geliyor. Yani, Mevlüt Müdafa’nın 1928 yılında 2 tanesi Zeliha hanım 1 tanesi Fatime hanımdan olmak üzere 3 çocuğu dünyaya gelmiş durumda. 1934’te Ali dördüncü çocuk olarak, 1935’de beşinci çocuk olarak Osman, 1940 yılında da altıncı çocuk olarak Alican, birinci eşi Zeliha hanımdan dünyaya gelirken 1945’te de yedinci çocuk olarak Zekiye hanım, Mevlüt (Müdafa) beyin ikinci eşi Fatime hanımdan dünyaya geliyor. Mevlüt Müdafa’nın Zeliha hanımdan Emine, Hava, Ali, Osman ve Alican olmak üzere 5 çocuğu, ikinci eşi Fatime hanımdan da Asiye ve Zekiye olmak üzere 2 çocuğu, toplamdaysa 7 tane çocuğu oluyor. İşte Ekrem İmamoğlu ‘nun ilk yalanı, İmamoğlu İnşaatın ‘TARİHÇE’ kısmında Mevlüt Müdafa/İmamoğlu’nun çocukları diye sıraladığı MEHMET isminde karşımıza çıkıyor. Mehmet kim? Birazdan ona değineceğim… Şimdi dönelim yeniden Mevlüt Müdafa’nın çocuklarına. 7 çocuğunun ilki olan 1926 doğumlu Emine (Müdafa) hanım, 1946 yılında kendisinden 4 yaş küçük olan 1930 doğumlu Hasan (İnan) ile evleniyor. Evlendiklerinde Hasan 16, Emine hanım ise 20 yaşında. İlk çocukları Kemal 1 yıl sonra 1947 de, ikinci çocukları Hava (İnan) 1948 de, üçüncü çocukları Cemal (İnan) 1949 da, dördüncü çocukları Ahmet (İnan) 1952 de, beşinci çocukları Murat (İnan) 1959 da, altıncı çocukları Cemal (İnan) 1964’te ve yedinci çocukları Meryem (Günaydın) ise 1966’da dünyaya geliyor. Emine-Hasan çiftinin ikinci çocukları olan ve 1948’de dünyaya gelen Hava İnan, Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi. Yani Ekrem İmamoğlu ‘nun ‘DEDEM’ diye her yerde anlattığı Mevlüt Müdafa, Ekrem İmamoğlu ‘nun değil annesi Hava İnan’ın anne tarafından dedesi. Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi Hava hanımın babası Hasan İnan ise, Talip bey ve Sakine hanımın oğulları. 1904 doğumlu Talip (İnan) beyin Sakine hanımdan 1930’da Hasan adında, 1938’de Mevlüt adında, 1945’te Aslan adında ve 1947 yılında da Seyfettin adında 4 çocuğu dünyaya geliyor. Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi Hava hanımın baba tarafından dedesinin adıysa Talip (İnan). Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi Hava İnan’ın anne ve baba tarafından soyağacı bu şekilde. Peki babası Hasan İmamoğlu’nun soyağacı nasıl? 1948 doğumlu olan Hasan İmamoğlu, Mehmet bey ve Zehra hanımın ilk oğlu. Mehmet beyin babası ve annesinin adı kayıtlarda mevcut değil. Mehmet beyin eşi Zehra hanım ise Ayşe ve Osman çiftinden 1916’da dünyaya gelirken Ayşe ve Osman çiftinin Zehra hanım dışında başka çocuğunun kaydı yok. Kayıtlara göre Hasan İmamoğlu’nun babası Mehmet bey, meşhur dede Mevlüt Müdafa’nın ne oğlu ne kardeşi. Mehmet-Zehra çiftinin ilk çocukları Hasan İmamoğlu dışında ikinci çocukları Asiye hanım 1953, üçüncü çocukları Sakine hanım 1954, dördüncü çocukları Ali bey 1956, beşinci çocukları Ahmet bey 1958 ve altıncı çocukları Murat bey ise 1963 yılında dünyaya geliyor. Yani Ekrem İmamoğlu ‘nun 2 halası ve 7 Şubat 2012’de borcundan dolayı gururuna yediremeyip aile kabristanı başında intihar eden amcası Ali İmamoğlu dışında 2 amcası daha var. Ekrem İmamoğlu ‘nun babası Hasan İmamoğlu ‘nun da soy ağacında Mevlüt diye bir dedesi mevcut değil. Ekrem İmamoğlu ‘nun ikinci yalanı burada ortaya çıkıyor. Habertürk TV’de Veyis Ateş’in programında soyadımızı ilk değiştiren babam oldu beyanıda doğruyu yansıtmıyor. Baba Hasan İmamoğlu’nun babası Mehmet beyin ne baba ne anne tarafının arşivlerde bir kaydı yok. Dolayısıyla @ekrem_İmamoglu ‘nun baba tarafından dedesinin adının Mehmet, babaannesinin adının Zehra olduğunu, Zehra hanımın babasının adının Osman, annesinin adının da Ayşe olduğunu biliyoruz. BU SOYAĞACI NEDEN ÖNEMLİ? İnsanların soyu-sopu kimseyi ilgilendirmez ama birisi çıkıp milyonların gözünün içine baka baka yanlış bilgiler veriyor, bunu seçim malzemesi yapıyor ve bu yalan-yanlış bilgiler üzerine bir şirket profili ve başarı hikayesi kurguluyorsa, işte bu soyağacı o zaman önem kazanıyor. Çünkü 2004 yılında batmış, 2012 yılında amcaları Ali İmamoğlu’nu iflastan kurtaramayıp intihar etmesine tanıklık etmiş bir aile, nasıl oluyorda oğullarının 2008'de CHP üyesi, 2009'da kurucusu olarak CHP Beylikdüzü İlçe Teşkilatı Başkanı ve 2014'te de CHP Beylikdüzü Belediye Başkanı olduktan sonra ultra zenginleşiyor, sorusu cevap bulmalı. Sonuç olarak, Ekrem İmamoğlu ‘nun Mevlüt Müdafa diye bir dedesi yok! Ne Hasan İmamoğlu’nun ne babası Mehmet ne de annesi Zehra'nın Mevlüt Müdafa diye bir babası veya dedesi yok! Kayıtlarda bir Mevlüt Müdafa var o da Ekrem İmamoğlu ‘nun anneannesi Emine hanımın babası. Çok yakında Ekrem İmamoğlu ve babası Hasan İmamoğlu'nun Yalova ve Güngören maceralarıyla yeniden bu soy ağacını güncelleyeceğim...

Emre Ercis

301,947 просмотров • 2 лет назад

RAKAMLAR YALAN SÖYLEMEZ, ÇELİŞKİLER KONUŞUR Recep Tayyip Erdoğan Prof. Dr. Vedat Işıkhan T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Numan Kurtulmuş TBMM “EYT emeklilerinin yaş ortalaması 49–50” denildi. Oysa bakanın kendi ağzından, kameralar önünde gerçek açıklandı: 📌 Yaş ortalaması 48. Bu bir algı değil. Bu bir tahmin değil. Bu, resmî beyandır. Aynı şekilde denildi ki: “38–43 yaş aralığında emekli olanlar çok az.” Ancak aynı bakan, aynı açıklamada şunu da söyledi: 📌 38 yaşında 1.200 kişi emekli edildi. Şimdi soruyoruz: Eğer 38 yaşında 1.200 kişi emekli olduysa; 📌 39 yaşında kaç kişi emekli oldu? 📌 40 yaşında kaç kişi emekli oldu? 📌 41, 42, 43 yaşlarında kaç kişi emekli oldu? Bu rakamlar neden açıklanmıyor? 🟥 Bu nedenle çağrımız nettir: 🟥 38, 39, 40, 41, 42 ve 43 yaşlarında emekli edilen kişi sayıları, 🟥 yıl ve yaş bazlı olarak kamuoyuna açıklanmalıdır. 🟥 Şeffaflık bir tercih değil, kamu yönetiminin zorunluluğudur. Çünkü açıklanırsa görülecek tablo şudur: 👉 Bu yaş grupları söylendiği gibi “az” değildir. 👉 Bugün hâlâ 43 yaşını doldurmayı bekleyen on binlerce emekçi vardır ve bu insanlar emekli olacaktır. ASIL ÇELİŞKİ BURADADIR Bir yandan deniyor ki: “EYT ile kademeli emekliliği kıyaslamayın.” Peki EYT rakamlarını kim açıkladı? 📌 Resmî makamlar. EYT’de ne oldu? ✔ Maximum 5975 gün prim ödenmiş insanlar emekli edildi. ✔ Sistem çökmedi. ✔ SGK bütçesinin güçlü olduğu ve bunu kaldırabileceği açıklandı ✔ 38 yaşında bile emeklilik verildiği resmen kabul edildi. O halde soruyoruz: 📌 43’ten başlayan adil bir kademe neden bu kadar rahatsız ediyor? 📌 Aynı yaşta olan iki kişiden birine hak, diğerine haram mı? 📌 Akranlar arasında 17–20 yıl fark olur mu? 📌 Yaşı küçük olan daha az primle emekli olurken, yaşı büyük olan neden daha fazla primle cezalandırılıyor? Bu hangi akıl, hangi vicdan, hangi adalet anlayışıyla açıklanabilir? 8 EYLÜL 1999 KUTSAL BİR TARİH DEĞİLDİR 8–9 Eylül 1999 bir kader çizgisi değildir. Bir insanın hayatını ikiye bölecek, birine emeklilik, diğerine ömür boyu bekleme verecek kutsal bir tarih hiç değildir. Bizim itirazımız bir rakama değildir. Bizim itirazımız bir yaşa da değildir. Bizim itirazımız; 📌 aynı emeği verenlerin, 📌 aynı primi ödeyenlerin, 📌 tek bir yasa ile ikinci sınıf vatandaş haline getirilmesinedir. SON SÖZ NETTİR Bu bir ayrıcalık talebi değildir. Bu bir lütuf isteği değildir. Bu bir erken emeklilik dayatması hiç değildir. Bu kayıtlarla sabit, resmî beyanlarla doğrulanmış, vicdanla inkâr edilemeyecek bir adalet talebidir. Algı bitti. Masal bitti. Oyalama bitti. 📌 43’ten başlayan, adil ve kademeli emeklilik derhal hayata geçirilmelidir. Çünkü: Aynı yaşta olana hak olan, aynı yaşta olana haram olamaz. Emeklilikte Adalet Derneği AK Parti Recep Tayyip Erdoğan Prof. Dr. Vedat Işıkhan Av. M.Emin AKBAŞOĞLU 🇹🇷 Av. Özlem Zengin 🇹🇷 Yılmaz TUNÇ Ahmet AYDIN Av.Osman Zabun Vedat Bilgin Abdullah Güler Mustafa Elitaş Doç. Dr. Resul Kurt Hüseyin ALTINSOY🇹🇷 Orhan YEGİN EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ EMADDER RESMİ SOHBET SAYFASI #KademeKırkÜçtenBaşlar

EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️

15,510 просмотров • 7 месяцев назад

Yalnızlık, alın terinin en sessiz şarkısını duymaya başladığı andır...! Devlet Bahçeli Mustafa Kalaycı Erkan Akçay İsmet Büyükataman @UlviYonter Prof.Dr.Kamil Aydın E. Semih Yalçın Muhammed Levent BÜLBÜL Prof. Dr. Mevlüt KARAKAYA🇹🇷 Hilmi DURGUN İsmail ÖZDEMİR 🇹🇷 Özgür Bayraktar Prof. Dr. Esma Özdaşlı Murat KOTRA Mustafa Çavuş MHP Mustafa Ertekin Osman Gür Yavuz Tellioğlu Fatih ÇETİNKAYA Prof. Dr. Hasan Kalyoncu MEHMET FENDOĞLU 🇹🇷 İsmail Faruk Aksu İlyas TOPSAKAL Sadir Durmaz 🇹🇷 Ahmet Selim Yurdakul Yaşar Yıldırım Tamer Osmanağaoğlu Ali Uçak Doç.Dr.Alp Yıldız Birol Gür CEMAL AKIN Av. Abdulaziz Sekban Doç.Dr. Pelin Yılık seckinodabasi Vahit Kayrıcı Fatih TATLISU Fevzi Zırhlıoğlu NAZİF KORAY NÜGÜ Necdet Öztürkçü Özer Karakayacı Prof. Dr. Cengiz Şahin🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Deniz Depboylu Bahadır Alperen Hüseyin Edis Doç. Dr. Turan ŞENER AHMET SAVAŞ ÇOLAK🇹🇷 Derya Bulut AHMET KÜRŞAT AZKUR Prof. Dr. Muhammed KÖSE Size sesleniyorum emeğin görünmeyen kahramanları… Zamanınızdan çaldığınız uykular, Çoluk çocuğunuzdan, eşinizden ödün verdiğiniz anlar, Hepsi sizin sessiz cesaretinizin notalarıdır. Her fedakarlığınız, bir başkasının hayaline can veriyor. Biliyorum… Kimi günler yalnız hissedersiniz, Kimi geceler gözyaşlarınız yastığını ıslatır. Ama biliniz ki o gözyaşı, boşuna dökülmez; O her damla, bu mağduriyetin yükünü hafifletir, Ve yanınızda olan herkesin yüreğine güç olur. Kırgınlıklar, öfke, belki incinmişlik… Bunlar insan olmanın izleri, ama bırakın bir kenara. Çünkü bu yol, küçük kişisel dertlerden çok daha büyük, Çünkü biz burada yalnızca birey değil, Alın terinin sesi için bir aileyiz. Zorunlu bir sevgi yok belki… Ama zorunlu bir erdem var: dayanışma. Yan yana durduğunuzda, mağduriyet küçülür, Yalnızlığa terk edilenler korunur, Ve her alın teri daha değerli bir iz bırakır. Bir mesaj, bir telefon, bir gülüş… Bazen çok küçük şeyler, yorgun ruhları ayağa kaldırır. Ve siz, bu yolda geceyi gündüze katarak, Çoluğunuzdan, çocuğunuzdan, işinizden, aşınızdan ödün vererek yürüyorsanız… Bilin ki dünya bunu görmese de, biz görüyoruz. Biz, bu emeğin yanında olanları asla unutmayacağız. Ey staj ve çıraklık mağdurları için emek verenler… Her gözyaşı, her fedakarlık, her yalnız adım… Bütün bunlar, asıl davayı büyütür, güçlendirir ve kutsar. Siz, yalnızca hak savunucusu değilsiniz; Siz, bir destanın yazarlarısınız. Ve unutmayın… Gözyaşlarımızı, alın terimizi, dayanışmamızı birleştirdiğimizde, Hiçbir mağduriyet kaybolmaz; Tam tersine, hep birlikte daha yüksek bir sese dönüşür: Alın Terinin Sesi. Alın teri, yalnızlığın gölgesinde en parlak ışığını bulur. Alın Terinin Sesi #StajÇıraklıkEmeğineAdilDüzen

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

21,086 просмотров • 10 месяцев назад

.Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Sn. Erol Özvar sokak hayvanlarının (KEDİ ve KÖPEKLERİN) kalbine elektrik verilmesi, solunumlarının kesilmesi gibi.... en UCUZ yolla NASIL ÖLDÜRÜLECEKLERİ konusunda sosyal medyada bilgilendirme yapan Atatürk Ünv. Öğretim Üyesi Nilüfer Sabuncuoğlu hk SORUŞTURMA AÇINIZ. (Değerli hayvanseverler ekte bulunan DİLEKÇEYE KATILINIZ) ✍️✍️ Veteriner hekimlik mesleğinin etik değerlerine göre görevi yaşatmak tedavi etmek olan bu öğretim üyesi, bu kutsal mesleğin etik değerlerine, onuruna ve YÖK ETİK DAVRANIŞ İLKELERİNE aykırı bir meslek ve görev anlayışı içindedir. Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) Haldun Göktaş Ali Cengiz Köseoğlu Prof.Dr.Halis AYGÜN🇹🇷 Prof. Dr. Hüseyin KARAMAN Prof. Dr. Hasan Mandal ATA_AÖF Erdem KOCADAĞISTAN Ömer Çomaklı Gökhan Ömeroğlu | Prof.Dr. 🇹🇷 T.C.Erzurum Valiliği Prof.Dr.Murat Arslan T.C. İçişleri Bakanlığı Recep Tayyip Erdoğan T.C. Cumhurbaşkanlığı ===================== ✍️DİLEKÇE (Cimer )⬇️ ===================== YÖK BAŞKANLIĞINA Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Nilüfer SABUNCUĞLU hk aşağıdaki hususlar çerçevesinde soruşturma açılması talebi. 1.Rektörlük mensubu bu Öğretim üyesi, ülkemizin imzası bulunan Uluslararası Sözleşmeler ve TCK kapsamında 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununa rağmen, sayıları 4 milyon gibi tahmin edilen sokak hayvanlarının (kedi ve köpeklerin) "kalbine elektrik verilip solunumlarının kesilmesi gibi" çeşitli yollarla NASIL ÖLDÜRÜLECEKLERİNİ sosyal medyada anlatmaktadır. Psikolojik gelişimini tamamlamamış, şiddet eğilimli pek çok insanın bulunduğu Twitterde, sokak hayvanlarını öldürmenin tarifini veren bu kişi Twitter odasında yaptığı konuşmasında: ‘’....... kedi ve köpeklerin kalp dolaşımını durdurmak, elektrikle kalp dolaşımını durdurmak o kadar çok metot var ki..... Kimyasal metotla hayvanların SOLUNUM YOLUYLA özellikle çok daha ekonomiktir....’’ gibi kan donduran ifadelerde bulunmuştur. 2.) 2004’de çıkan Kanun ile KISIRLAŞTIRMA ve BAKIMEVİ KURMA görevi belediyelere verilmiş olmasına rağmen, 19 yıldır Bakımevi kurmayıp kısırlaştırma yapmayıp sokak hayvanı sayısının artmasına sebep olan BELEDİYELERİN GÖREV İHMALİNİ SORGULAMAYAN bu kişi, "silahlanma çağrılarıyla Sn Cumhurbaşkanı ve ailesine dahi hakaret etme cesaret ve cüretinde bulunan, hayvanlar öldürülsün, hayvanseverlerin de KANI DÖKÜLSÜN’’ diye vahşet çağrıları yapan bir güruhla sosyal medyadan iletişim içinde bu kişilere hayvanların nasıl öldürüleceğini kendi sesi ile anlatmaktadır. 3.) Twitterdan silahlanma çağrılarıyla HAYVANSEVERLERİ de TEHDİT EDEN güruhla işbirliği içinde kendi hesabından ve çıktığı kanallarda, hayvanseverler ve 2 binin üstünde STK’ya "mama lobicileri, ibancılar, dolandırıcılar, insan düşmanı vb’’ ifadelerle ithamlarda bulunup, halkı hayvanlar ve hayvanseverlere karşı kutuplaştırıp, kin ve düşmanlığa teşvik edecek insanlık dışı açıklamalarda bulunarak KAMU DÜZENİ ve KAMU BARIŞINI da İHLAL ETMEKTEDİR.. Ayrıca bu kan donduran açıklamalarını DERSLERDE öğrencilere de anlattığı bilgileri tarafımıza ulaşmıştır. 4.) Veteriner hekimlik mesleğinin etik değerlerine göre görevi yaşatmak tedavi etmek olan bu öğretim üyesi, bu kutsal mesleğin etik değerlerine, onuruna ve YÖK ETİK DAVRANIŞ İLKELERİNE aykırı bir meslek ve görev anlayışı içindedir. SONUÇ ve İSTEM: Hayvan düşmanlığı kisvesinde silahlanma çağrılarıyla Sn Cumhurbaşkanını, devleti, milleti tehdit eden örgütlü güruhla iletişim içinde KAN DONDURAN İFADELERDE bulunan bu kişi hk soruşturma açılmasını, soruşturma kapsamında Twitter hesabı ve takip ettiği iletişim içinde olduğu güruhun bulunduğu arkadaş listesinin ve onların da yayınlarının incelenerek soruşturmanın genişletilmesini, DİSİPLİN cezası verilmesini ve öğrenci eğitimi ve doğrudan doğruya hayvanlara tedavi yapılan yerlerle iletişiminin kesilmesini TALEP EDİYORUZ. Müracaatımıza yönelik yapılan işlemlere ilişkin 4982 sayılı yasa gereği bilgi verilmesi emir ve müsaadelerinize saygılarımızla arz olunur. İSİM:

Nihal Aydın

105,154 просмотров • 2 лет назад

92-93 SEZONUNDA SADECE 8-0’lık ANKARAGÜCÜ MAÇI YOKTU ! 2 gün önce bir oda dinledim. Kayıtlı. Cumartesi gece Beşiktaş - Galatasaray derbisinden sonra açılmış bir spaces yayını. Can Tongo isimli kişi açmış odayı. Konuşanlar arasında Mehmet Ayan Ali Egesel gibi isimler de var. Ali Egesel isimli kişi aşağıda kaydını paylaştığım sözleri söylüyor Beşiktaş JK camiası için. Kayıtlı halde duruyor , eğer silinmezse dinleyebilirsiniz. Şimdi Ali Egesel’in “1992-93 sezonunda Galatasaray’a 1-0’lık galibiyet bile yetiyordu “diyerek , her şey alenen ortada olduğu halde yıllar geçmesine rağmen kendilerini aklamaya çalışmasına gelelim. Yılların gazetecisi Mehmet Ayan da , Beşiktaş’a aşağıda dinleyeceğiniz hakaretlerin yapıldığı odaya sürekli girip konuşup çıkıyor. Bazen de dinleyici olduğunu girer girmez konulara dahil olmasından tahmin ediyorum. Ve bir kez bile “ Ali ağabey yine de öyle söyleme” diye uyarma gereği bile duymuyor. Kendisi de sonra konuya dahil olarak ikinci devre giren kalecinin yediği gol üzerinden aklama çalışmasına devam ediyor. Defansın yol verdiği , kaleci Zalad’ın el çektiği maç 35. dakikada 5-0 olduktan sonraki ikinci yarıdan bahsederek !!! Oysa ki Ali Bey’in anlattıkları tamamen GERÇEK DIŞI ! Herkesin gözünün içine baka baka yaptı bunu ALİ EGESEL. Bu arada ; bu son maça gelene kadar Galatasaray’ın hakem kararlarıyla nasıl 7 puan fazladan aldığını da 31.10.2025 tarihinde paylaştığım , aşağıda alıntıladığım twit ve onun altında alıntıladığım diğer 3 twitte görebilirsiniz. Hepsi ispatlı ! İçlerinde “fotomuhabirin” yönlendirmesiyle !!! penaltı veren ve “ Bunu itiraf ederken ;benim yanlış kararımla kaybedilen puanla Beşiktaş şampiyon olamazsa , HAKEMLİĞİ BIRAKIRIM” diyen AMA BIRAKMAYAN, Beşiktaş’ın 2-2 berabere kalmasına neden olan hakem Serdar Çakman da var. Bizim 48 maçlık yenilmezlik serimizin sona erdiği maç var mesela. Galatasaray’la oynarken ve maç 1-1 devam ederken , Ahmet Çakar’ın NET GÖRÜŞ AÇISINDA OLAN POZİSYONDA Feyyaz’ın kaleci Hayrettin tarafından düşürülmesine rağmen vermediği net penaltımız var. 9 kişi bitirdiğimiz maç ! Neyse … Ali Egesel diyor ki ; bize 1-0 da yetiyordu ! HAYIR. Şimdi bilmeyenler için biraz detaylandıralım. Detaylandıralım ki herkes GERÇEĞİ GÖRSÜN. Gerçek olmayan beyanlarla yapılan ALGIYA YENİK DÜŞMESİN. 92-93 sezonunda son haftaya girildiğinde aşağıya eklediğim TFF puan durumundaki gol sayıları vardı. Beşiktaş ile Galatasaray arasında sadece 2 gol farkı vardı. (Averajlar :GS 45-BJK 43) Yani Ali Egesel’in oluşturmaya çalıştığı algı gibi 1-0 ‘ın onlara YETMESİ İÇİN Beşiktaş’ın son hafta Gençlerbirliği ile evinde oynayacağı maçı 2 farkla kazanması gerekiyordu. (O dönem ikili averaj yok.) Tabii Galatasaray ilginç şekilde 35. dakikada 5-0 yapmazsa !!! Detay şu ; Maçtan 2-3 gün önce ilginç bir şey oluyor. Galatasaray yöneticileri ve medyası tarafından dedikodu çıkarılıyor. Aniden “ Gençlerbirliği Beşiktaş’a yatacak” haberleri yayılıyor. Kendi planlarını başkaları yapıyormuş gibi gösteren bu stratejiyle hiçbir iddiası olmayan Gençlerbirliği’nin bir onur mücadelesi vermesine neden olup ,MAÇIN ERTESİ GÜNÜ ALTIN VURUŞ YAPTIĞI İÇİN FUTBOLU BIRAKTIĞINI AÇIKLAYIP , apar topar BİR DAHA DÖNEMEMEK ÜZERE TÜRKİYE’DEN AYRILAN ZALAD’ın el çekmeleriyle ilk 35 dakikada 5-0 yaparak , aynı sezonda en az 3 maçı hakem kararlarıyla kazanarak aldıkları şampiyonluğun aklanamayacağını hepsi bizden daha iyi biliyor. Bu maçtan 2 hafta önce Vahap Beyaz’ın yönettiği Konya-GS maçını da Konya’nın 9 kişi kalarak 5-0 kaybettiğini , averajın o gün yer değiştirdiğini de hatırlatayım. Galatasaray 15 yıl şampiyon olamayınca , 1986’dan itaberen süregelen son 40 yılda,asıl performansını sahada değil , saha dışında göstermiştir. Sürekli açıklama ihtiyaçları , hakaretler savurarak yaptıkları hırçın konuşmaları da bu yüzdendir. #WhatAreYouHidingTFF

CErdoğan

22,512 просмотров • 5 месяцев назад

ABD'nin sömürge valisi kılıklı büyükelçisi Tom Barrack, bir yandan Türkiye'nin laik ve üniter yapısına savaş ilan ederken bir yandan da Suriye'de özerkliği ilan etmeye hazırlanıyor. Tom Barrack, ilk fırsatta ülkeden kovulması gereken son derece tehlikeli ve bölücü bir şahsiyet. Bunu anlayabilmek için son hafta içerisinde yaşanan bazı gelişmeleri incelemek gerekiyor. İlham Ahmet, PYD sözde özerk yönetiminin dış işleri bakanı. 25 Temmuz'da son derece kritik açıklamalar yaptı. İlham Ahmet, Şara ile yaptıkları görüşmeyi "Toplumdaki çok renkliliği anlayacak yeni bir Suriye inşası" olarak niteliyor. Sadece buradaki "çok renkli" kavramının bile Irak ve Lübnan'daki gibi konfesyonizmi işaret ettiğini anlamak kolay. İlham Ahmet, sözlerinin devamında sürecin "ABD arabuluculuğunda ilerlediğini" söylüyor. Yani "çok renkli" Suriye'yi esasen ABD inşa ediyor. Bununla görevlendirilen kişinin Tom Barrack olduğunu anlamak zor değil. Yani Tom Barrack bir yandan Türkiye'deki laik düzeni ve üniter yapıyı yıkmakla bir yandan da Suriye'yi çok parçalı özerk yapılara ayırmakla görevli sömürge valisidir. Bu misyonun hedefinin "böl ve yönet" olduğunu herhalde herkes kestirir. İlham Ahmet, Şara ile yapılan toplantının çıkmaza girdiğinden bahsediyor. Sebebi açık, entegrasyon meselesi... Yani özerklik... İlham Ahmet diyor ki "Entegrasyon, karşılıklı bir tanımayı gerektirmelidir. Yani Şam hükümeti de bizi tanımalı, itiraf etmeli, biz de onları kabul etmeliyiz." Yani Şara, Kürt kimliğini itiraf edecek. Burada itiraf kavramı neden kullanılmış olabilir? İtiraf bilinen ama söylenmesi istenmeyen anlamda ele alınıyor. Özetle, Şara, PYD'nin özerklik istediğini biliyor fakat bunu kabul edemiyor. Ülkesinin parçalanacağını anlıyor olmalı. İlham Ahmet sözlerinin devamında özerklik üzerindeki anlaşmazlığı açıyor. Diyor ki "Öyle gelip silahları teslim et ya da yanındaki bütün savaşçıları getir teslim et, hoşça kal, bitti gitti demekle olmaz." Burası önemli. Ahmet'e göre PYD silahları bırakamaz. Öyle ya, silahlı güç bir teminattır. Yarın ülke karışınca o silahlı güçle bağımsızlık elde etmek bile mümkün. Ahmet, kafasındaki düşünceyi aktarıyor, diyor ki: Bahsettiğimiz entegrasyon, Şam yönetiminin buradaki halkın iradesini tanıması gerektiğidir. Güvenlik açısından, bu halk kendini nasıl koruyacak? Yani ülkenin adı Suriye olacak ama Kürt özerk yönetimi olacak. Bunun silahı olacak. Kendini koruyacak. Kime karşı? Mesela yarın bir gün Şara niyeti bozup da özerkliği tanımam derse, PYD kendi ordusuyla kendisini koruyacak. Halbuki Şara, tek ordu istiyor. Tek yönetim istiyor. Entegrasyon adı altında özerkliğe pek sıcak bakmıyor. Belki sadece göstermelik bir "kimlik tanıma" ile yetinmelerini istiyor. Ama İlham Ahmet bundan şikayetçi, diyor ki: Diyorlar ki: "Bunlar bugün bu kurumlarda, biz gelip devralacağız, biz yöneteceğiz, artık bitti, sizin bir işiniz yok." Bu doğru değil. Konuşmanın devamında konu özerklik meselesine geliyor. Muhabir açıkça özerkliğin bölücülük olup olmadığını soruyor. İlham Ahmet "Eğer merkez gerçekten bu toplumun hakkını tanırsa, eşit bir şekilde yaklaşırsa, iradesine saygı gösterirse, o zaman neden ayrılsın" diyor. Buradaki merkez kavramı Şam'ı ifade ediyor. Yani Şam, Kürtlere saygılı olursa, Kürtler ayrılmak istemez diyor. Bu cümlelerin manası açık, Kürtlere özerklik verilsin, ordu verilsin, yani PYD ayrılığa karar verdiğinde bunu sağlayacak güç verilsin. Kürtler ayrılmak istemediği sürece sorun olmasın ama ayrılığa karar verdiğinde de önünde hiçbir güç duramasın. Bu talep teorik olarak ayrılma hakkı saklı tutulan özerk yönetim talebidir. Muhabir bu açıklama üzerine İlham Ahmet'e açıkça "Federal bir Suriye mi, otonomi mi, merkezi olmayan bir Suriye mi istiyorsunuz" diye soruyor. Ahmet de "merkezi devlet" modelinin iç savaşa neden olduğunu belirtip "adem-i merkeziyetçi" bir yönetim istediğini itiraf ediyor. Ardından kültür, dil, eğitim gibi konuların da adem-i merkeziyetçi olması gerektiğini ekliyor. Tüm bu açıklamalar, PYD'nin açık açık Kuzey Irak'taki gibi askeri gücü olan özerk yönetim amaçladığını kanıtlamaya yeter. Şimdi durup düşünmek lazım, İlham Ahmet'in söylediği şeyler büyük oranda Türkiye'deki açılım için de söyleniyor. Tek eksik, silahlı güç... Onun dışındaki tüm talepler neredeyse aynı... Aslında buradan şunu da anlıyoruz, Türkiye'de "demokratikleşme" adı altında sunulan paketin gittiği yer de özerklik... Neyse, geliyoruz Mazlum Abdi'ye... İlham Ahmet'ten birkaç gün sonra da o da önemli açıklamalar yapıyor. Sözlerinin başında Tom Barrack için "Suriye’nin tek elden yönetilemeyeceğini de anlamış durumda" diyor. Bu lafın manası basit. Suriye'nin adem-i merkeziyetçi bir yönetime yani özerkliğe bürünmesi gerektiğini hususunda Tom Barrack kendileriyle hemfikir. Mazlum Abdi, İlham Ahmet'in aksine silahlı bir gücün başında olduğu için daha kesin ve net konuşuyor. "Suriye’nin eski haline dönmesi imkansız" diyor. Yani özerkliği öyle veya böyle alacağından emin. Daha da ileri gidiyor. İç savaşın merkeziyetçi model nedeniyle çıktığını söylüyor ve "köklü değişimler yapılmalı" diye ekliyor. Mazlum Abdi'ye göre Suriye'de iki güç var. Biri Şam silahlı gücü diğeri de PYD gücü... Yani iki ordu var ve bunların anlaşması gerekecek. Mazlum Abdi o kadar cüretkar ki Suriye'de milliyetçi dönemin bittiğini ilan ediyor. Bunu ifade ederken de milliyetçi dönemi İslamcılığın bitirdiğini söylüyor: Suriye milliyetçilik ideolojisi üzerine kurulmuştu. Şimdi milliyetçi İslamcı bir ideolojiye geçti. Aslında bu ifadenin derin bir anlamı var. Milliyetçi modeli bitirmek için bu modeli çözmek için din faktörü oldukça cazip. Milliyetçiliği İslamcılıkla çürütürseniz, geriye Abdi'nin hayal ettiği parçalanmış ve özerk yapılara bölünmüş bitik bir ülke kalır. Ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Bu noktada sormak lazım, Tom Barrack, Türkiye'de "Osmanlı millet sistemi" yani dini kimliklerin tanındığı bir sistem hayal ederek aslında milliyetçi modeli yok etmeye niyetlenmiş olmuyor mu? Belli ki Mazlum Abdi gibi PYD öncüleri, ilhamlarını ABD'den ve Tom Barrack'tan alarak ilerliyor. Tüm projenin odağındaki isim olan Tom Barrack ise Suriye'de olan biten için "süreç başarılı ilerliyor" diyerek aslında Suriye'yi parçalama görevini yerine getirdiğini ifade ediyor. Ve kuklalarını övüyor: Mazlum Abdi süreci akıllı yürütüyor. Onunla gurur duyuyorum. Cümlelerinin devamında diyor ki: Mazlum Abdi, Türkiye'ye karşı tehdit oluşturmuyor... İşte kilit cümle bu. Türkiye başından beri PYD'ye karşı çıkarken ve özerkliğe müsaade etmeyeceğini söylerken şimdi nasıl oluyor da Mazlum Abdi açık açık özerkliği alacağını söylerken Türkiye'ye tehdit oluşturmamış oluyor? Orası, Tom Barrack'ın kerameti... Boşuna söylemiyoruz, memleketten kovulması gereken ilk isim Tom Barrack diye...

Con Sinov

76,061 просмотров • 1 год назад

1- Hilafet Emeviler ile bitmiştir. 2- Hilafet Haçlıların eline geçmiştir. 3- Hilafet İngilizler tarafından kullanılmıştır. 4- Ezan yasaklanmadı Türkçeleştirildi. 5- Neden yalan söylüyorsun? 6- Allah dini Araplara değil insanlara göndermiştir. 7- Arapça her dil gibi insanoğlu tarafından uydurulmuştur. 8- Bedevinin dili neden kutsal olsun? 9- Cennet'te arapça mı konuşacaksın? 10- Ezan bir çağrıdır bilmediğim bir dilde beni mi çağıracaksın? 11- Ezan ile ilgili 1 hadis bile yoktur. 12- Sizler putperest misiniz bir beton parçası olan Ayasofya'ya tapıyorsunuz? 13- Hristiyan "Ayasofya" ismi altında namaz mı kılacaksın? 14- Ecdadın yaptığı kutlu camiler Ayasofya'dan kötü mü yetmiyor mu? 15- Ayasofya fetihin sembolüdür. Minareleri ve levhalarıda kapı gibi gelen her hristiyan turistin yuzune carpmaktadır. 16- Ayasofya müzesinin bu topraklara ne kadar para getirdiğini biliyor musun? 17- Kuran harfi diyerek Allah'a şirk koştuğunun farkında mısın? 18- Kuran nasıl gönderilmiştir bunu biliyor musun? 19- Arapçaya aynı Kabe müşrikleri gibi taptığının farkında mısın? 20- Arapçayı Sapık Emeviler gibi kutsadığının farkında mısın? 21- Hristiyanlaşan her gün yozlaşan ve putlaşan İslamı Cuma'nın tatil olması mı kurtaracak? 22- Cahillikten yıkılan ve kan gölüne dönen islam topraklarını Cuma tatilimi kurtaracak? 23- Avrupalılar Pazar gününü tatil yaptıkları için mi Dünya'yı yönetiyorlar? 24- İslam dünü küçük hesaplarının dini mi? 25- Hangi raporda bir kişinin bile şapka'dan asıldığı yazmaktadır? 26- İngilizler ile iş birliği yapmak, Savaş zamanı yağmalamak, isyan çıkarmak, tecavuz etmek yalan fetvalar vermek hristiyanlar ile iş birliği yapmak yazmıyor mu o idam raporlarında? 27- İskipli iblisin soyu türk düşmanı kriptoya çıkmıyor mu?! 28- İdam edilen mason ve sabatayist cavid bey hilmi bey nami bey sürgün edilen masonlar sana göre ALİM midir? 29- Senin ALİM den kastın Mason ve sabatayistler midir? 30- Fes Yahudi şapkası değil midir? 31- II. Mahmut şapka devrimi yaptığında halk kellesini istememiş midir? 32- Yahudi şapkası FES için şeyhülislam yalan fetva verdirmemiş midir? 33- Ataturk Yahudi şapkasını müslüman çocukların kafasından kaldırmıştır. 34- Şimdide Milletin karısına kızına mı göz diktin? 35- Milletin namusunu evliliğini fişlemek sana mı kaldı? 36- Cinsi sapık mısın? 37- Nasıl bir müslümansın? 38- Dedikodu çiğ insan eti yemek değil midir? 39- Hüseyinin kafasını kesip top oynayan Ali'yi namazda doğrayan zihniyetin savunucuları sana göre Alim midir? 40- 1 milyon tane hadis uyduranlar Allah'a mı hizmet etmektedir? 41- Allah'ın kelimelerini arapça altında saklayan ve bundan para kazananlar Alim midir? 42- Allah'ın kelimelerini insanlara kendi dilleri ile ulaştırmak bundan yüzlerce baskı çıkarmak dine hizmet değil midir? 43- Allah'ın adı ile fuhuş yapanlar, Haram yiyenler, Kan dökenleri idam etmek islama hizmet değil midir? 44- Tekbir getire getire Halkı cahil bırakan osmanlyı afaroz eden 300 sene duraklama dönemine sokan hocalar alim midr? 45- Atatürk'ün soyağacı ta 1453 Fatih'ten beri Osmanlı arşivlerinde kayıtlı dır. Osmanlı nın iskan politikasıyla gerçek türkler olan balkanlara yerleştirilen Türkmenlerdir. Atatürk'ün 7 ceddine kadar Hazardan Konya'ya kadar dedesinin dedesi bile bellidir. 46- Sen bunları okumadan iftira atıyorsun sen müslüman mısın? 47- Sen hangi yahudi ye hizmet etmektesin? Sen iftiranın Allah katında nasıl cezalanacağını bilir misin? 48- Boğazlar hangi anlaşma ile kurtarıldı? 49- Lozanda istanbul nasıl tamamen bağımsız hale geldi? 50- Hatay nasıl türk topraklarına katıldı? 51- Musul-Kerkük'ü kürt ve dinciler yüzünden nasıl elden çıktı? 52- Sen hayatında bir kitap okudun mu? 53- Hristiyanlığın nasıl yozlaştığını ve bugün İslamında aynı yollardan geçtiğini biliyor musun? 54- Putperestlik babaoğul ve azizlerin islamda nasıl yaratıldığınının farkında mısın? 55- Bunlar ile mücadele eden Atatürk'ü islam düşmanlığıyla suçlayan ama esas hainin sen olduğunu biliyor musun? 56- Sen Risaleci Paralelci misin?

Arşiv Saka

1,076,094 просмотров • 2 лет назад

1- Hilafet Emeviler ile bitmiştir. 2- Hilafet Haçlıların eline geçmiştir. 3- Hilafet İngilizler tarafından kullanılmıştır. 4- Ezan yasaklanmadı Türkçeleştirildi. 5- Neden yalan söylüyorsun? 6- Allah dini Araplara değil insanlara göndermiştir. 7- Arapça her dil gibi insanoğlu tarafından uydurulmuştur. 8- Bedevinin dili neden kutsal olsun? 9- Cennet'te arapça mı konuşacaksın? 10- Ezan bir çağrıdır bilmediğim bir dilde beni mi çağıracaksın? 11- Ezan ile ilgili 1 hadis bile yoktur. 12- Sizler putperest misiniz bir beton parçası olan Ayasofya'ya tapıyorsunuz? 13- Hristiyan "Ayasofya" ismi altında namaz mı kılacaksın? 14- Ecdadın yaptığı kutlu camiler Ayasofya'dan kötü mü yetmiyor mu? 15- Ayasofya fetihin sembolüdür. Minareleri ve levhalarıda kapı gibi gelen her hristiyan turistin yuzune carpmaktadır. 16- Ayasofya müzesinin bu topraklara ne kadar para getirdiğini biliyor musun? 17- Kuran harfi diyerek Allah'a şirk koştuğunun farkında mısın? 18- Kuran nasıl gönderilmiştir bunu biliyor musun? 19- Arapçaya aynı Kabe müşrikleri gibi taptığının farkında mısın? 20- Arapçayı Sapık Emeviler gibi kutsadığının farkında mısın? 21- Hristiyanlaşan her gün yozlaşan ve putlaşan İslamı Cuma'nın tatil olması mı kurtaracak? 22- Cahillikten yıkılan ve kan gölüne dönen islam topraklarını Cuma tatilimi kurtaracak? 23- Avrupalılar Pazar gününü tatil yaptıkları için mi Dünya'yı yönetiyorlar? 24- İslam dünü küçük hesaplarının dini mi? 25- Hangi raporda bir kişinin bile şapka'dan asıldığı yazmaktadır? 26- İngilizler ile iş birliği yapmak, Savaş zamanı yağmalamak, isyan çıkarmak, tecavuz etmek yalan fetvalar vermek hristiyanlar ile iş birliği yapmak yazmıyor mu o idam raporlarında? 27- İskipli iblisin soyu türk düşmanı kriptoya çıkmıyor mu?! 28- İdam edilen mason ve sabatayist cavid bey hilmi bey nami bey sürgün edilen masonlar sana göre ALİM midir? 29- Senin ALİM den kastın Mason ve sabatayistler midir? 30- Fes Yahudi şapkası değil midir? 31- II. Mahmut şapka devrimi yaptığında halk kellesini istememiş midir? 32- Yahudi şapkası FES için şeyhülislam yalan fetva verdirmemiş midir? 33- Ataturk Yahudi şapkasını müslüman çocukların kafasından kaldırmıştır. 34- Şimdide Milletin karısına kızına mı göz diktin? 35- Milletin namusunu evliliğini fişlemek sana mı kaldı? 36- Cinsi sapık mısın? 37- Nasıl bir müslümansın? 38- Dedikodu çiğ insan eti yemek değil midir? 39- Hüseyinin kafasını kesip top oynayan Ali'yi namazda doğrayan zihniyetin savunucuları sana göre Alim midir? 40- 1 milyon tane hadis uyduranlar Allah'a mı hizmet etmektedir? 41- Allah'ın kelimelerini arapça altında saklayan ve bundan para kazananlar Alim midir? 42- Allah'ın kelimelerini insanlara kendi dilleri ile ulaştırmak bundan yüzlerce baskı çıkarmak dine hizmet değil midir? 43- Allah'ın adı ile fuhuş yapanlar, Haram yiyenler, Kan dökenleri idam etmek islama hizmet değil midir? 44- Tekbir getire getire Halkı cahil bırakan osmanlyı afaroz eden 300 sene duraklama dönemine sokan hocalar alim midr? 45- Atatürk'ün soyağacı ta 1453 Fatih'ten beri Osmanlı arşivlerinde kayıtlı dır. Osmanlı nın iskan politikasıyla gerçek türkler olan balkanlara yerleştirilen Türkmenlerdir. Atatürk'ün 7 ceddine kadar Hazardan Konya'ya kadar dedesinin dedesi bile bellidir. 46- Sen bunları okumadan iftira atıyorsun sen müslüman mısın? 47- Sen hangi yahudi ye hizmet etmektesin? Sen iftiranın Allah katında nasıl cezalanacağını bilir misin? 48- Boğazlar hangi anlaşma ile kurtarıldı? 49- Lozanda istanbul nasıl tamamen bağımsız hale geldi? 50- Hatay nasıl türk topraklarına katıldı? 51- Musul-Kerkük'ü kürt ve dinciler yüzünden nasıl elden çıktı? 52- Sen hayatında bir kitap okudun mu? 53- Hristiyanlığın nasıl yozlaştığını ve bugün İslamında aynı yollardan geçtiğini biliyor musun? 54- Putperestlik babaoğul ve azizlerin islamda nasıl yaratıldığınının farkında mısın? 55- Bunlar ile mücadele eden Atatürk'ü islam düşmanlığıyla suçlayan ama esas hainin sen olduğunu biliyor musun? 56- Sen Risaleci Paralelci misin?

Arşiv Saka

278,453 просмотров • 1 год назад

Son Dakika Kürt Milleti sloganı CHP’ye güven yok CHP oy yok CHP yok olacak. Dün akşam Ankara’da Muharrem İnce bir yıldır gözükmüyordu bu bir yıl içerisinde yine küçük Muharrem’i nerede videosu çıktı. Yine seks videoların mı çıktı. CHP’nin eline mi düştü. CHP Mersin milletvekili Ali Mahir başaran İvedikle bunun dokunulmazlığı kaldırılmalıdır. Kürt kardeşlerime sesleniyorum bir Kürt olarak bir arkadaşınız olarak bir yurdasınız olarak bir Şırnak bir cizreli olarak diyorum ki Ankara Büyükşehir belediye başkanınız Mansur Yavaş aklında yavaş çalışıyor önce Cizre milletimiz’den özür dileyeceksin Kürtlerden özür dileyeceksiniz Kürtler olmasa sen o koltukta oturamayacaktın nankörsünüz bundan sonra Kürt milletinin sloganı bu olacaktır CHP Güven yok o yok. CHP Genel başkanı Özgür Özel Sayın Cumhurbaşkanımızdır küfür eden bu milleti galyana getiren sizler değilsiniz ve İstanbul Büyükşehir il başkanı Özgür Çelik değil midir Kürtlerin tek dostu Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘dır ve Milliyetçi Hareket Partisi Bilge Lider Sayın Dr. Devlet Bahçelidir. Edilen bütün küfürlerin sorumlusu sizsiniz. Ekrem İmamoğlu’nun suçlu olduğunu bildiğiniz halde herkesi galeyana getirdiniz. Yaptığınız kışkırtmalar asla kabul edilemez! Biz kendimizi zor tutuyoruz biz Sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın iki kelimesine bakıyoruz biz elimizi ısırıyoruz öfkemizi çıkartıyoruz öfkeyle kalkan zararla oturur diye ve daha fazla damarımıza basarsanız kendinizi ısırmayacak sizi ısıracağız bir gecede hepinizi ısırırız ama bunu yapmayacagiz bu fırsatı size vermeyeceğiz Türkiye Cumhuriyeti’nin huzurunu bozmayacağız seçimde biz sizi ısıracağız merak etmeyin Ankara CHP Büyükşehir belediye başkanı Mansur Yavaş Şırnak Cizre ilçemizde Kahraman polislerimizin pamuk şekeri kendi parasıyla alıp başka çocuklara dağıtan kahraman polisimize öncelikle teşekkür ediyorum. Mansur Yavaş eğer ki Kürtler olmazsa Kürtlerin oyuyla o koltukta oturmuyorsan çık açıkla düne kadar böyle demediniz şimdi mi böyle diyorsunuz her zaman dediğim gibi Kürtlerin tek devleti var o da Türkiye Cumhuriyeti’nin devletidir Kürtlerin tek sevdası var o da Türk polis,Türk askeridir Mansur Yavaş rahatsızmış şaka gibisiniz Kürt halkının iradesini Nevruz kutlamasını rahatsız olan Ankara Büyükşehir belediye başkanı Mansur Yavaş düne kadar sizin genel başkanınız Kürtlerin peşinde koşan aman bir oy alayım neredeyse hepiniz kendinizi Kürt ilan edeceksiniz Yani demem o ki CHP’ye güven yok CHP’ye oy yok Özgür Özel Özgür Çelik Ekrem İmamoğlu Mansur Yavaş Mansur Yavaş (International) Mansur Yavaş 2025 Muharrem İNCE Kürtlerin tek dostu Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘dır ve Milliyetçi Hareket Partisi Bilge Lider Sayın Dr. Devlet Bahçelidir. Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Mehmet Nuri Ersoy Ali Yerlikaya Yılmaz TUNÇ T.C. Jandarma Gn. K Yılmaz TUNÇ Önder BAKAN Büşra Dede Birol Ekici ABBAS GÜNDÜZ 🇹🇷 T.C. İçişleri Bakanlığı A Haber Ahmet Yiğit Yıldırım Mehmet Ali Çelebi Ali Hamza Pehlivan Murat Zorluoğlu MHP TBMM İbrahim Kalın Ayrıca Şırnak valimize sayın Birol ekinci ve Şırnak il emniyet müdürümüze Serdar BÜYÜKLEBLEBİCİ  de teşekkür ediyoruz. Kürt Türk milleti birdirbir kalacaktır Ne dedik sloganımız baş koymuşum Türkiyem ölürüm Türkiyem ne mutlu türküm diyene Saygılarımla Abdurrahim Avcıoğlu Türkiye 🇹🇷

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

147,307 просмотров • 1 год назад

Süleymancıların 2016'da hayatını kaybeden lideri Ahmet Arif Denizolgun Alihan Kuriş tarafından öldürüldü mü? Mavi Takkeliler Süleymancılar belgeseli 2016'da cemaatin lideri Ahmet Arif Denizolgun sağlığı yerindeyken Beykoz'daki çiftliğinde birden ölü bulundu. Tarih 15 Temmuz darbe girişiminden 2 ay sonra. 36 saat kimse yanına girmedi. 36 saat kimse bu adama ne oldu demedi. 36 saat sonra birden yanına girme gereği hissettiler ve öldüğünü gördüler. Polis çağırdılar. Polis saatler sonra oraya geldi. Olay yeri inceleme bir takım deliller toplayarak rapor hazırladı. Bu raporu Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına verdi. Başsavcılık bir bilgilendirme notu hazırladı. Ve bu bilgilendirme notunda Ahmet Arif Denizolgun'un şüpheli şekilde öldüğü belirtildi. Ağzından hala 36 saat sonra dahi kan gelmeye devam ediyor. Köpük geliyor. Boğazında da darp izleri var. O dönem yanında olan bazı kişiler ortada yok. Kaçmış, firar etmiş. Bu da şüpheli bir durumdur. Yani böylesine bir lider bakanlık yapmış, milletvekilliği yapmış, bütün dünyada faaliyet yürüten bir cemaatin lideri evinin çok yüksek derecede üst düzey bir güvenlikle korunması gerekirken çiftliğin kapısının anahtarı kilidin üstünde olur. Ve çok ilginç, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının bu şüpheli ölüm notuna rağmen adli tıp ölüm normaldir diyerek üstünü örtüyor. Ve herhangi bir soruşturma açılmıyor. İddia o ki 15 Temmuz darbe girişiminden sonra devlet, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Süleymancıların lideri Ahmet Arif Denizolgun'la görüştü. Destek istedi devletin FETÖ ile etkin bir mücadele yürüteceğini. Bunun için de Süleymancıların desteğini istediğini belirtti. Ahmet Arif Denizolgun tamam dedi. Fakat bundan rahatsız olan FETÖ bağlantılı bir kesim, Ahmet Arif Denizolgun'u cemaatin liderliğinden öldürerek indirdi. Bu iddiayı bizzat Fatih Süleyman Denizolgun ortaya attı. Ve biz araştırdık, öğrendik ki Alihan Kuriş, cemaatin çeşitli hocalarıyla lider olmadan önce hem Türkiye'de hem yurt dışında özellikle de Kanada'da bazı FETÖ bağlantılı isimlerle toplantılar yaptı. Ve bu toplantılarda Alihan'ın lider olması kararlaştırıldı. Ki Alihan Kuriş kim? Aslında göz önünde olan biri değil. Hatta iddia o ki cemaatin siyasi ve ticari ilişkilerini kendi menfaatleri için kullanan ve bu yolla zenginleşen birisi olduğu için Ahmet Arif Denizolgun döneminde yasaklanmış bir kişi. Ve bu kişi yaptığı çeşitli gizli toplantıların ardından cemaatin başına şüpheli bir şekilde geçti. İşte bu toplantılarda yer alanlardan biri de AG, cemaatin merkez yurdunun en önemli hocası. Uzun yıllardır merkezde görevli, FETÖ bağlantılı, Hidayet Karaca'nın evine gidip namaz kıldıran AG, Alihan Kuriş'i lider yapan isimlerden birisi. Biz bu tarihten itibaren bakıyoruz. Siyasi olarak cemaat açıktan tavır belirtiyor. İyi Parti'ye destek veriyor. İyi Parti'ye pek çok yerde belediye kazandırıyor. İyi Parti'ye pek çok yerde milletvekili kazandırıyor. Daha sonra CHP ile iş birliği yapıyor. CHP'de özellikle Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Antalya'da, İstanbul'da, Beykoz'da, Üsküdar'da, Tuzla'da, Beyoğlu'nda CHP ile açıktan iş birliği yapıyor. Bunun karşılığında hem siyasi hem ticari menfaat elde ediyor. Belediyelere kendi kadrolarını sokuyorlar. Özellikle İBB'de, Üsküdar'da, Beykoz'da, Ankara'da, Antalya'da, Alanya'da çok fazla belediye çalışan Süleymancılardan oluşuyor. Uzun yıllar cemaatin içinde bulunmuş pek çok kişi, Alihan Kuruş hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Hem dolandırıcılık suçu, mali suçlar, şüpheli ölüm suçları, suikast suçları, cemaat yurtlarında işkence, dayak, mobbing, baskı, tehdit, şantaj, hırsızlık, silahlı tehdit. Ortada büyük bir suç ve terör faaliyeti var. Bu terör faaliyetine destek var. Ortak olmalar, iş birliği var. Yapılan pek çok suç duyurusu var. Hem devlet içindeki kaynaklardan edindiğimiz bilgeye göre, hem cemaat içindeki önemli yöneticilerden öğrendiğimiz bilgeye göre, Alihan Kuruş ve yönetimine devlet operasyon yapmaya hazırlanıyor. Fatih Süleyman Denizolgu'nun 2021'de de bir operasyonu yapılacağı, ancak devlet içerisindeki bazı bürokratların buna engel olduğunu söylemişti. Şimdi biz yeni bir bilgiyi açıklıyoruz. Hükümete yakın üst düzey yöneticiler yeni bir talimat verdi ve yargıda şu an Süleymancılarla ilgili bir dosya hazırlanıyor. Çağlayan da özellikle örgütlü suçlar ve terörle mücadele suçlarda bir iddianame hazırlanıyor. Süleymancılara operasyon yakın. Fatih Süleyman Denizolgu'nun Alihan Kuruş'un bu durumdan haberdar olduğu, bilgisi olduğu, farkında olduğunu belirtiyor ve Alihan Kuruş'un Hollanda'ya kaçmaya hazırlandığını söylüyor. Devletin raporları Türkiye'de uyarıyor. Vatandaşları uyarıyor. Biz de uyarıyoruz. Süleymancılar cemaati Türk milletini ve Türk devletini tehdit eden bir konuma geldi. Artık bu yapıya karşı FETÖ'yle mücadele edildiği gibi etkin mücadele edilmeli. Çünkü hala bugün yargı içinde de, emniyet içinde de Süleymancılar faaliyet yürütüyor. Bunu bizzat emniyet mensuplarımız söylüyor. Mesela Adnan Oktar örgütüne operasyon yapan dönemin İstanbul Mali suçlarla mücadele şube müdürü Furkan Sezer bizzat şunu söyledi. Darbe girişiminden sonra emniyete giren rütbeli polislerin %20'si Süleymancıyım diyerek girdi. Başka bir delil, aydınlık bir fotoğraf yayınladı. O fotoğrafta dönemin Silifke Cumhuriyet Başsavcısı Selman Eskiler, cemaatin lideri Alihan Kuruş'un bir adım arkasında boynunu bükmüş, ellerini önden bağlamış şekilde ona hürmet edercesine yanında yürüyor. Bizim o fotoğrafı yayınlamamızdan sonra yargı harekete geçti ve Selman Eskiler'in görev yeri değiştirildi. Ve görevi düşürüldü. Başsavcılıktan savcılığa düşürüldü. Mersin'den Niğde'ye gönderildi. Aslında bir sürgün göreve gönderildi. Ama biz şunu görüyoruz. Süleymancılar bugün hala devlet içinde, emniyet içinde, yargı içerisinde aynı FETÖ vari taktiklerle faaliyet yürütmeye devam ediyorlar. Şırnak Üniversitesi'nde FETÖ yapılanmasını ortaya çıkardığımızda bizim karşımıza önemli bir bilgi çıkmıştı. Cemaat'in, üniversite içindeki en önemli elemanı, Bedirhan Önem'in bilgi kaynakları, en önemli yanındaki adamlar Süleymancıydı. Hem üniversitede hem emniyette. Ona bilgi aktaran kişiler Süleymancıydı. O bilgileri Almanya'da firari FETÖ'cü Cevheri Güven'e gönderen kişi Süleymancıydı. Bunların hepsini topladığımızda Süleymancıların nasıl tehlikeli bir yapı olduğunu, devlet içinde hala paralel bir faaliyet yürüttüğünü, FETÖ vari yöntemlerle çalıştığını görüyoruz. Bu tehlikeye, bu tehdide karşı Türk milletinin bilinçli olması lazım. Türk devletinin de artık etkin mücadele ederek müdahale etmesi lazım.

Herodot Diyor Ki

317,759 просмотров • 17 дней назад

NEDEN SES YOK? MHP Devlet Bahçeli Nihat Zeybekci 🇹🇷 Mustafa Kalaycı Erkan Akçay İsmet Büyükataman Prof.Dr.Kamil Aydın E. Semih Yalçın Muhammed Levent BÜLBÜL Prof. Dr. Mevlüt KARAKAYA🇹🇷 Hilmi DURGUN İsmail ÖZDEMİR 🇹🇷 Özgür Bayraktar Prof. Dr. Esma Özdaşlı Murat KOTRA Mustafa Çavuş MHP Mustafa Ertekin Osman Gür Yavuz Tellioğlu Fatih ÇETİNKAYA Prof. Dr. Hasan Kalyoncu MEHMET FENDOĞLU 🇹🇷 İsmail Faruk Aksu İlyas TOPSAKAL Sadir Durmaz 🇹🇷 Ahmet Selim Yurdakul Yaşar Yıldırım Tamer Osmanağaoğlu Ali Uçak Siyasette sözün bittiği, alın terinin yok sayıldığı, çocuk yaşta sanayide ve atölyelerde dökülen emeğin görmezden gelindiği günlerden geçiyoruz. Son olarak Sayın Nihat Zeybekci’nin, üretim çarklarının arasında çocukluğunu bırakan bizleri hedef alan açıklamaları, çalışma barışına ve vicdanlara derin bir yara açmıştır. Sayın Zeybekci, devletin o dönemde bizleri yalnızca başımıza bir kaza bela gelmesin diye sağlık yönünden sigortaladığını iddia etmiş; anayasal hakkımız olan yasal sigorta başlangıcı gerçeğini ise "gelecek nesillerin imkan ve kaynaklarına göz dikmek" gibi son derece ağır, kırıcı ve haksız bir ithamla etiketlemiştir. Buradan açıkça ilan ediyoruz: Bizler, kimsenin hakkına gözdiken, gasp eden değil, bu ülkenin sanayisini ayakta tutan, üretimini sırtlayan asıl unsurlarız! Bize o dönemde devletimiz tarafından verilen sigorta kartları ve sicil numaraları, birer hatıra belgesi değildir. Biz o tezgahlarda sadece izleyici olarak da durmadık; ağır çalışma koşullarında, tehlikeli işlerde, kaza ve meslek hastalığına yakalanma pahasına, ağır bedeller ödeyerek bir işçi gibi fiilen ter döktük, ürettik, katma değer sağladık, emek verdik. Bugün beklediğimiz şey kimseden bir ayrıcalık koparmak değil, bizzat fiili çalışmamızın karşılığı olan mutlak bir hak teslimidir. Bizler gelecek nesillerin kaynaklarına göz dikmedik; tam aksine, çocukluğumuzu feda ederek bu ülkenin geleceğini kendi ellerimizle inşa ettik! Hal böyleyken; her fırsatta "Önce ülkem ve milletim" diyen, Türk milletinin asli unsuru olan işçinin, emekçinin ve dar gelirlinin yanında durduğunu ifade eden Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu ağır ithamlar karşısında büründüğü derin sessizlik, bizleri Sayın Zeybekci'nin sözlerinden daha fazla yaralamaktadır. Oysa bizler çok iyi biliyoruz ki; 2018 yılından bu yana seçim beyannamelerinde, meclis kürsülerinde, grup toplantılarında ve bütçe görüşmelerinde bu haklı mücadelemize destek veren Milliyetçi Hareket Partisi değil miydi? Yine bir grup toplantısında kürsüden tüm Türkiye'ye seslenerek, "Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarına el uzatılsın" diyen bizzat Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli değil miydi? Geçmişte bu hakkın teslimi için irade beyan eden, sözleriyle umut olan Sayın Devlet Bahçeli’ye ve değerli MHP Milletvekillerine bugün açıkça soruyoruz: Mhp'den Neden SesYok ? Milyonlarca vatan evladının emeği, alın teri ve fiili çalışması bir siyasetçi tarafından "kaynaklara göz dikmek" olarak nitelendirilirken, MHP bu haksızlığa neden itiraz etmiyor? Nihat Zeybekci’nin açıklamalarına karşı neden Milliyetçi Hareket Partisi sıralarından hak teslimi mücadelemize tek bir destek, tek bir itiraz cümlesi yükselmiyor? Sessizlik, çoğu zaman onaylamaktır. Bizler, emeği kutsal sayan bir siyasi geleneğin bu haksız söylemleri onaylamadığına inanmak istiyoruz. Ancak bu inancımızın sahada karşılık bulması için artık güçlü bir ses, net bir duruş bekliyoruz. Emeğin, alın terinin siyaseti olmaz; adaleti olur. Fiilen çalışılan yılların yok sayılan milyonların sesini duymak, milliyetçi ve toplumcu bir duruşun vefa borcudur. Gelin, bu sessizliği bozun. Dün meclis kürsülerinde verdiğiniz sözleri hatırlayın. Çocuk yaşta devletine güvenip eline anahtar alan, pas ve yağ içinde bu ülkeye değer katan evlatlarınızı bugün sahipsiz bırakmayın. Gerçek dışı ithamlara karşı bizimle omuz omuza verin. Biz buradayız, hakkımızın peşindeyiz ve soruyoruz: Neden ses yok? Saygılarımızla, Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu 🇹🇷 #StajyerÇırak #GaspçıDeğil #MhpNedenSesYok

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

12,478 просмотров • 4 месяцев назад

9 Kasım’ın en önemli haberi buydu kesinlikle. Videoyu devlet arşivinden özel buldum, gözyaşları içerisinde okuyacaksınız Selanik Atatürk Evi’nin hikayesi‼️ Yetim Kalan Bir Dehanın Vefa Destanı: Selanik'teki O Ev Ah, o küçük Selanik evi... Hayallerin ilk yeşerdiği, babasının sıcaklığının henüz taze olduğu o mübarek yuva... Babası Ali Rıza Efendi, hayatın yükünü omuzlamış bir adamdı; o evi, geçici bir sığınak, kirayla ayakta tuttuğu mütevazı bir kale olarak tutmuştu. Ama kaderin acı bir cilvesi, o kalenin temellerini daha 7 yaşındayken salladı. Babası, o küçük Mustafa'yı erkenden öksüz bıraktı. Yetim kalan küçük yüreğin üzerine çöken keder, evin kapısından da dışarı taşmak zorunda kaldı. 1878’de, o çocuk, doğduğu, anılarının saklı olduğu güzel evi terk etmek zorunda kaldı. Daha küçük, daha ucuz, daha loş bir eve taşındılar... Yedi yaşındaki bir çocuğun, babasının yokluğuna alışmaya çalışırken, yuvasından da koparılmasının ağırlığı ne olmalıydı? O küçücük kalpte o gün atılan, "sahipsiz kalma" tohumları vardı. Fakat o yedi yaşındaki çocuk, o acıyı unutmadı. O yara, onun azminin kıvılcımı oldu! O minik gözler, yıllar sonra pırıl pırıl çakı gibi bir Türk Subayı olarak parladı. Omuzlarındaki üniforma, sadece rütbe değil, aynı zamanda annesine olan borcun ve o eski evin ağırlığını taşıyordu. Bir yandan anacığına (Zübeyde Hanım'a) bakarken, diğer yandan her kuruşu biriktirdi; o ev, onun için bir hedef, bir yemin haline geldi. Nihayet, 1907 ya da 1908’de... Yıllar sonra, o genç subay, o evi geri aldı! Yedi yaşında zorla ayrılmak zorunda kaldığı o kutsal toprakları, ailesinin onurunu geri getirdi. O evi satın aldığında, o evin duvarları bile ağlamış olmalıydı... Ve o evin bahçesinde... Bir anı vardı ki, kimsenin unutamayacağı! Babasının diktiği, genç Mustafa’nın en büyük neşesi olan o nar ağacı... Bir keresinde o dallara tırmanırken düşmüş, anası ona sitem etmişti. İşte o vefalı evlat, yeniden kavuştuğunda ilk işi ne oldu biliyor musunuz? Koştu o ağaca, dalından en olgun, en kırmızı narı kopardı. Bahçedeki o eski, ahşap masanın başına oturdu ve babasının hatırasına o narı yedi... O narın tadı, yılların hasretini, yetim kalmanın hüznünü ve sonunda gelen zaferin tatlılığını bir arada taşıyordu. Bu, sadece bir ev alımı değil; bu, bir evlada yakışan en büyük vefa ve minnetin öyküsüdür. #10Kasım #10KasımYastayız Dokuz #Anıtkabir #AtatürkSelanikevi

brctv

18,666 просмотров • 9 месяцев назад

Sürgündeki Sanatçının Doğaya Ağıdı: Varto’da JES Gölgesinde Bir Klip, Bir Hafıza ÖZEL HABER Metin Yoksu Zeynel Ali Bingöl, sürgünde geçen yılların ardından bu kez sadece bir şarkıyla değil, doğaya yönelen bir tehdit karşısında yükselen sesiyle de eserini ortaya koydu. Muş’un Varto ilçesinde, aralarında kendi köyünün de bulunduğu ve 16 yerleşimi etkileyeceği belirtilen jeotermal enerji santrali (JES) projesi, sanatçının hem kişisel hafızasını hem de kolektif belleği besleyen doğayı tehdit ediyor. Börtünün, böceğin, kültürün, dilin ve hafızanın yok edilmek istendiği bu coğrafyada herkes “nan toraq welat” için mücadele ediyor. Kimi sürgünde, kimi köyünde… Zeynel Ali Bingöl de yurt dışında yaşamak zorunda bırakılanlar arasında yer alıyor. Varto’dan Nusaybin’e uzanan coğrafyanın mücadelesini veren Bingöl, daha önce Ahmet Telli’nin “Gidersen yıkılır bu kent” şiirini besteledi. Okmeydanı’nda Nîman Evdilhekîm’in yazdığı veda şiirini de yine o besteledi. Sözleri Okmeydanı’nda yazılan şiir Londra’da bestelendi, Diyarbakır’da kemanı çalındı, Viyana’da Sakine Teyna düetiyle eser ortaya çıktı. Sürgünde Kürt sanatının nasıl işlediğini belgeleyen “Gula Rengîn” eseri müzikseverler tarafından beğenilmişti. SÜRGÜNDE ÜRETİM Bingöl şimdi de kendi coğrafyasından yeni eseriyle karşımızda ve teknolojiyi de bir araç olarak kullanıyor. “Meraq Meke”nin sözleri, on yıl önce Yoldaş Baş’ın şiiriyle hayata kayıt düştü. Ve şimdi sürgünde bir sanatçı olarak Bingöl’ün müziğiyle “bahar havasında” yeniden hayat buluyor. Köyünün su kaynaklarından çekilmiş bir fotoğraftan yola çıkarak yapay zekâ ile hazırladığı mütevazı ama etkili bir klip, yalnızca estetik bir üretim değil; aynı zamanda bir ekoloji manifestosu niteliğinde. Sanatçı, doğanın yok oluşunun yalnızca fiziksel bir tahribat olmadığını, kültürel hafızayı da silikleştirdiğini vurguluyor. Bingöl, doğanın yapay zekâ ile görünür olacağı günlerden kaçmak için doğanın yok edilmesine karşı hayatın her alanında mücadele edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Bingöl ile sürgünde üretimin sürekliliğini ve yeni eserini konuştuk. Bingöl, hayata bir tohum attığını ifade ediyor ve şunu söylüyor: “Sanat, doğası gereği bir şeyi yansıtmakla mükelleftir. Aynı zamanda muhaliftir. Geçmişi ve bugünü geleceğe taşır.” Onun için bu klip; bir köyün suyunu, bir coğrafyanın sesini ve bir halkın hafızasını kayıt altına alma çabasıdır. HAFIZA VE SÜRGÜN ARASINDA Sanatçının üretiminde ekoloji ile dil iç içe geçiyor. Yok olma riski altındaki bir dil olan Zazaca’da bestelediği eser, Bingöl’ün ifadesiyle “bir tohum ekme” çabasıdır. Bu yönüyle eser, sadece doğayı değil, dili ve kültürü de koruma arayışının bir parçasıdır. “Kendi köyümün de içinde olduğu bu doğa katliamına kesinlikle karşıyım,” diyen Bingöl, uzakta olmasına rağmen köylülerin yaşam alanlarını ve kutsal mekânlarını savunmasının hayati olduğunu belirtiyor. Ona göre doğayı korumak, yalnızca bugünü değil, “yeni nesilleri ve geleceği korumak” anlamına geliyor. Sanatçının son çalışması, yüzeyde bir aşk ya da duygu anlatısı gibi görünse de derininde başka bir katman taşıyor. Alevi inancı etrafında şekillenen anlatı, aynı zamanda insanın kendi yaşlılığına ve zamana karşı bir sitemini içeriyor. Bugün ise aynı sanatçı, sınırları aşan müziğini bu kez doğa mücadelesine adıyor. YIKIMIN EŞİĞİNDEKİ COĞRAFYA Varto’daki JES projesi, yalnızca enerji üretimiyle ilgili teknik bir tartışma değil. Bölge halkı açısından bu proje; su kaynakları, tarım alanları, inanç mekânları ve yaşam biçiminin bütününü ilgilendiren bir meseledir. Bingöl’ün klibi de tam olarak bu noktaya işaret ediyor: Doğa yok olursa, onunla birlikte hikâyeler, şarkılar ve hafıza da yok olur. Sanatçının çağrısı ise nettir: Yaşam alanlarını savunmak, doğayı korumak ve bunu sürekli gündemde tutmak. Sürgünde bir müzisyenin uzaktan yükselen sesi, bu kez bir coğrafyanın suyu için yankılanıyor. Ve belki de en çok şunu hatırlatıyor: Bir dere kuruduğunda, sadece su değil, bir halkın geçmişi de sessizce akıp gider…

metinyoksu

30,632 просмотров • 5 месяцев назад

Allah’ın izniyle, bugün İhsan Şenocak hocanın büyük bir övgüyle bahsettiği, eşsiz olduğunu ve Şeriata uygun olduğunu iddia ettiği eseri birlikte inceleyeceğiz. Hocanın dediği gibi Kur’an’ın hakikatlerini anlatıyor mu, yoksa içinde şirk ve küfür içeren ifadeler mi barındırıyor, hep birlikte değerlendirelim. Bismillah diyelim başlayalım. (Kaynak olarak alacağımız eser Onsekizinci Lem’â) Mahremdir, herkese gösterilmez Otuz Birinci Mektubun On Sekizinci Lem’ası Risale-i Nur şakirtlerine işaret eden Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir keramet-i gaybiyesidir. Cay-ı dikkat: Şu acip lem’anın ehemmiyeti üç noktadan geliyor. Birincisi ve en mühimi: Gizli kalmış gaybî mühim bir mucize-i Ahmediyeyi (a.s.m.) beyan eder ki, cevamiu’l-kelim nev’inden iki cümleden ibaret bir hadis-i şerifi iki sayfa kadar hakaik-i tarihiyeyi ve iki devlet-i azime-i İslâmiyenin hatimelerini ifade ediyor. İkincisi: Keramet-i evliya hak olduğuna kat’i bir burhan gösteren Hazret-i Ali’nin (r.a.), latin harfinin kabulünü tam tarihiyle ve tarz-ı tatbikini iki kelimeyle göstermesidir. Üçüncüsü: Risale-i Nur şakirtlerine ve naşirlerine karşı Hazret-i Ali’nin (r.a.) irşadkârane ve teveccühkârane bakması ve işaret etmesidir. (…) Hazret-i Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzur-u Nebevide getirip Hz. Ali’ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali’nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: “Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâimü’s-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum” diyerek bu İsm-i Âzamdan bahs ile bazı hadisatı zikirden sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki: “Evvel-i dünyadan kıyamete kadar ulum-u esrar-ı mühimme bize meşhud derecesinde inkişaf etmiş, kim ne isterse sorsun, sözümüze şüphe edenler zelil olur.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, On Sekizinci Lem’a, Kaynaklı-İndeksli Risale-i Nur Külliyatı, Bediuzzaman Said Nursi, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1995, c. 2 s. 2078-2079) İhsan hoca herhalde bunları ya okumadı yada bu konuda konuşmak istemedi bilemiyorum belki bu konuda da kendisine has bir tevil metodu vardır. Neyse... Yukarıda metine binaen şu soruları sormak gerekli diye düşünüyorum! Cebrail (as) Ali'ye (ra) bir kitap getirdiği iddia ediliyor, eğer Ali'ye (ra) bir kitap getirilmiş ise onun da nebi olması gerekmez mi diye İhsan Şenocak hocaya soralım. Eğer o kitapta dünyanın başlangıcından kıyamete kadar var olacak ilimler ve önemli sırlar çok açık ve net bir şekilde bildirilmişse Ali (ra)'nin Nebimizden üstün olması gerekmezmiydi? Biz Kur'an'ın içerisinde böyle birşey ne gördük ne okuduk bu nasıl Kur'an'ın hakikatleri oluyor? Tamamen asılsız olan böyle bir iftiraya inanan, Muhammed (sav) son nebi olduğunu, Kur’an’ın da son kitap olduğunu kabul etmemiş olmaz mı? Burada böyle bir iftiraya yer verilmesine ragmen kürsü sahibi bir hoca olarak bunları görmüyor musunuz? Neden insanlara Kuranı okumaya teşvik etmek yerine aslı astarı olmayan küfür, şirk ve hurafe içeren kitapların okunmasını tavsiye ediyorsunuz? ..... Başka bir meseleye geçelim..... "Mahmut efendi Hazretlerinin şeyhi, son dört padişahin huzur hocas, dört mezhebin müftüsü ve Meşihat-ı İslamiyye'de heyet-i telifiyye reisi olan Ali Haydar efendi Hazretleri kendi yerine bıraktığı Mahmud Efendi Hazretleri hakkında henüz Mahmudumun sol tarafına bir günah yazılmamıştır. Mahmud'umun eli benim elimdir. Bende ne varsa Mahmad'uma verdim..." (Kaynak: Hikmetli Sözler) Yine soruyorum; Ali Haydar, bu sözü söylerken bu bilgiye hangi kaynaktan ulaşmıştır? Ali Haydar müridlerin amel defterini bizzat kendisi mi doldurmaktadır? Yoksa müridlerinin amel defterini okuma yetkisini kendisinde mi görmektedir? Eğer böyle bir yetkisi varsa, bu salahiyeti kendisine kim vermiştir? Günahsız olanlar sadece peygamberler değil midir? Bu soruların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

İskender Kaya 

17,757 просмотров • 1 год назад

40 Yıllık Bekleyiş, Tek Bir Adalet: Hizmet Başlangıcı. TBMM TBMM Genel Kurulu CHP 🇹🇷 İYİ Parti Yeniden Refah Partisi Anahtar Parti Gelecek Partisi DEVA Partisi Saadet Partisi Demokratik Sol Parti Demokrat Parti Zafer Partisi Özgür Özel Müsavat Dervişoğlu Dr. Fatih Erbakan Yavuz Ağıralioğlu Ahmet Davutoğlu Ali Babacan Mahmut Arıkan Önder Aksakal Gültekin Uysal Ümit Özdağ Ömer Fethi Gürer Cemal Enginyurt Melih Meriç Prof. Dr. Mühip Kanko Av.Mahmut TANAL Dr. Erhan Usta Levent Gök @bulenttezcanchp M. Akif Hamzaçebi Sezgin Tanrıkulu @ednanarslanchp Ali KEVEN Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU Engin ALTAY Lütfü Türkkan Turhan Çömez Dr. Ayyüce Türkeş Taş Hayati Çetin Hasan BİLİCİ Şenol Sunat Mehmet Akif Cenkci Burhanettin Kocamaz Selçuk Türkoğlu Doğan Bekin Mehmet Aşıla Suat KILIÇ Murat Şahin Eksik güvence olan sistemin; üretimi, geleceği ve adaleti eksik kalır! Bizler, çıraklık ve staj dönemlerinde fiilen çalıştığı hâlde sigorta başlangıcı tanınmayan bir kuşağız. 1986’dan bu yana 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında kısa vadeli sigorta kolları (meslek hastalığı ve iş kazası) üzerinden girişimiz yapıldı, sigorta numaramız verildi; ancak ilk işe giriş tarihimiz hizmet başlangıcı olarak yok sayıldı. Bu kuşak, işletmelerde, fabrikalarda ve atölyelerde sanayiyi ayakta tuttu, ağır ve tehlikeli üretim hatlarında çalıştı, bugün usta kimliğiyle ülke ekonomisini taşımaya devam ediyor. Binlerce gencin yetişmesinde payı olan bu emeği görmezden gelmek, sanayinin üretim hafızasını zayıflatır. Emeği en yüce değer kabul eden, "güvenceli çalışma" ve "insana yakışır iş" vizyonuyla çıraklık ve staj mağduriyetini hak mücadelesi olarak gören muhalefet partilerine sesleniyoruz. Fiilen çalışılan yılların sigorta dışında bırakılması, eksik güvence ve belirsiz gelecek demektir. Oysa emeğin sosyal güvenlik sisteminde tam karşılık bulması, insan onuruna yakışır çalışma hayatının temel şartıdır. Sosyal devletin temeli, emeğin hiçbir aşamasının güvencesiz kalmamasıdır. Aynı işi yapan çalışanlara tanınan uzun vadeli sigorta kollarının (yaşlılık, malullük, ölüm) çıraklık ve stajda uygulanmaması, eşitlik ilkesini bozmaktadır. Yıllar süren bu emeğin bir gün dahi hizmet sayılmaması, sistemdeki boşluğu açıkça göstermektedir. Sanayinin en büyük sorunu nitelikli iş gücüdür. Usta yaş ortalaması yükselirken gençler üretimden uzaklaşmaktadır. İlk işe giriş tarihi güvence altına alınmış bir mesleki eğitim sistemi, sanayinin insan kaynağını korumanın en gerçekçi yoludur. Bu mesele ertelenemez. Muhalefet partilerinden beklentilerimiz: · 3308 Sayılı Kanun Revizyonu: İlk işe giriş tarihimizin uzun vadeli sigorta başlangıcı sayılmasını öngören kanun tekliflerinin TBMM gündeminde önceliklendirilmesi ve yasalaşması. · Bilgi Edinme ve Soru Önergesi: Milletvekillerinin, ilgili bakanlığa yazılı soru önergeleri vererek sürecin takipçisi olması. · Grup Kürsüsü ve Hak Mücadelesi: Genel başkanların grup toplantılarında bu adaletsizliği "emeğe saygı" ve "sosyal devlet" ilkeleriyle gündeme taşıması. · Dijital Gündem ve Sosyal Medya: Partilerin resmi hesapları ve basın birimleri aracılığıyla, Federasyonumuzun belirlediği ortak etiketlerle konunun Türkiye gündemine taşınması. · Meclis Komisyonlarında Katkı: İhtisas komisyonlarında, çıraklık ve staj haklarının anayasal eşitlik çerçevesinde yeniden düzenlenmesi için teknik ve hukuki destek sunulması. · Genel Kurul Bilgilendirmeleri: Milletvekillerinin meclis kürsüsünden yapacağı konuşmalarla, çırak ve stajyerlerin haklı beklentilerini kamuoyunun bilgisine sunması. Federasyon olarak; çözümün gecikmeden hayata geçmesi için tüm siyasi partilerle, kamu kurumları, ilgili bakanlıklar, sendikalar, uluslararası kurumlar ve tüm paydaşlarla açık, şeffaf ve sonuç odaklı çalışmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna ilan ediyoruz. Üretimden gelen emeğin ve mesleki eğitimin hak ettiği karşılığı bulacağı düzenleme ortaya çıkana kadar sürecin aktif parçası olacağız. 40. yılında bu sürecin nihayete ermesini ve adaletin tecellisini bekliyoruz. Yalnız mıyız #3308SigortaMağduruSahipsizKalmasın

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

14,242 просмотров • 5 месяцев назад

İranlı meşhur düşünür, felsefeci, kelamcı ve akademisyen Abdulkerim Suruş: "Size şöyle arz edeyim; Şia ve Sünni, İslam'ın iki yorumudur. Başta size söyledim ki İslam tarihi, İslam hakkında yapılan yorumların tarihinden başka bir şey değildir. Sakın İslam Peygamberi'nin başarısız olduğunu ve ondan sonra ümmetinin tamamen başka bir yola, onun sevmediği bir yola saptığını sanmayalım. Güya bir azınlık kalmış da onlar Peygamber'in doğru yolundan gidiyormuş... Hayır, Peygamber'in inşa ettiği bu ümmetin bugün %90'ı Ehl-i Sünnet, %10'u Şia'dır; bunların hepsi Müslümandır. Elbette İslam'dan kendi yorumlarına sahipler. Şiilerin çok güzel bir tezi vardı. Elbette pratikte kötü işler de yaptılar; biz Şii olduğumuz için bunu bilmeliyiz. Şiilerin sözü aslında şuydu: 'Peygamber'i (öğretilerini) kaybetmemek için Ali'yi tutmalıyız.' Dinliyor musunuz? Bu çok güzel bir plandı, iyi bir sözdü. Hepsi bu temizlikte, bu berraklıkta ve bu aydınlıkta söylüyordu demiyorum; ama eğer sözlerinin özünü sempatik bir şekilde ifade etmek istersek şuydu: Madem Peygamber dünyadan gitti, Peygamber'e erişebilmemiz için hangi yol daha güvenilirdir? Neticede iddia sahipleri çoktu, sözler çok fazlaydı. Tarihsel rastlantılar (contingencies) ve tesadüfi durumlar da ortaya çıkmıştı. Mesela Ali tesadüfen halife olamadı, Ebubekir tesadüfen halife oldu. Bunların hepsi başka türlü de olabilir, başka bir şekilde de gerçekleşebilirdi. Bu sebeple bunların hiçbiri inanç esaslarından (Usul-i Din) veya dinin rükünlerinden değildir. Bunların hepsi tarihin tesadüfleriydi; Ali'nin öyle öldürülmesi, Haricilerin meydana çıkıp öyle roller ve cinayetler işlemesi... Ama neticede gerçekleşti. İşte bir grup kendi kendine düşündü: 'Biz Peygamber'in takipçisi, Peygamber'in gerçek takipçisi olmak istiyoruz. Şimdi kimin kapısına gidelim? Peygamber'in öğretilerini daha sağlıklı, daha temiz ve şaibesiz bir şekilde nereden alacağımızdan nasıl emin olalım?' Teşhisleri şuydu: 'Ali'ye müracaat edebiliriz. O bizi Peygamber'e daha kolay ve daha tehlikesizce ulaştırır.' Diğerleri ise başka bir yol seçti. Sözün özü buydu. İmam Sadık'ın müritlerinden birine Şiiliğin ne olduğu sorulduğunda o da aynı şeyi söylemiştir. Demiş ki: 'İhtilaf çıktığında, bu ihtilaflar arasında ben Ali'nin söylediği sözü tutarım.' Daha güvenilir bir yoldur, daha tehlikesiz bir yoldur. Gerçekten ben de şimdi size aynısını söylüyorum; Şiilik budur. Geri kalan şeyleri unutun. İmamların masum olduğu, 12. İmam'ın olup olmadığı, şu veya bu... Bunların hiçbiri Şiiliğin kalbi değildir. İmamların masum olduğu meselesini, İmamlar kendi ashabının seçkinlerine (havas) öğretirlerdi. Aslında halktan böyle bir inanca sahip olmasını istemezlerdi bile. Kendi zamanlarında İmamların takipçilerinin çoğu, İmamları 'takva sahibi alimler' olarak bilirlerdi. Onlar hakkında bundan öte bir şeye kail değildiler. Bugün biz İran'daki Şiiler aşırıyız. Bunu aklınızda tutun. Biz 'Guluv' (aşırılık) ehliyiz. Maalesef Şiiliğin bu mirası bize ulaştı. Bir yerde yazdım; türbelerde okunan 'Ziyaret-i Camia-i Kebire' diye bir dua vardır. Bu, Gali Şiiliğin (aşırılıkçı) manifestosudur. Gali Şiilerin İmamlar hakkındaki görüşlerinin ne olduğunu bilmek için orayı okumalısınız. Orada yaratılanların rızkının onların elinde olduğu, kıyamet günü diriltildiğimizde onların huzuruna gideceğimiz, hesabımızı onların göreceği yazılıdır; 'İyabü'l-halki ileykum ve hisabuhum aleykum' (Yaratılanların dönüşü sizedir ve hesapları sizedir) vesaire vesaire... Bu, Gali Şiiliğin manifestosudur. Ve biz İranlılar Gali Şiileriz. Bunu unutmayın. Başlangıçta Şiilik bu değildi. Mutedil bir yoldu. Temsilcileri vardı; bizim İmam dediğimiz takva sahibi alimlerdi. Hem Şiiler hem Sünniler bu insanların tahir (tertemiz) oldukları, pak oldukları konusunda hemfikirdirler. Hayatlarında tek bir leke yoktur. Alim idiler, sözleri kabul edilebilirdi. Onlara vahiy geldiği, ilham geldiği, masumiyetleri (ismet) olduğu, şu veya bu, gayb ilmine sahip oldukları... Bunları bir kenara bırakın. Bunlar Şiilikte yoktu. Bunlar sonradan çıktı. Bunları Gali (aşırılıkçı) Şiiler ekledi. Bu sebeple başlangıçta Şia ve Sünni birbirinden pek de uzak değildi. Şimdiki gibi karşı karşıya durmuyorlardı; ya da Safevi döneminden beri gelen bu durum gibi değildi. Başlangıçta böyle değildi. İmam Ali bizzat çocuklarının adını Ömer, Ebubekir koymuştur. İmam Cafer Sadık bizzat kızının adını Ayşe koymuştur. Bir arkadaşım vardı, diyordu ki: 'Birinin minberde olduğu bir meclisteydim. Şöyle anlatıyordu; müminlerden biri İmam Musa Kazım'ın yanına gitti ve İmam Musa Kazım ona hiç teveccüh etmedi. Adam dedi ki: Efendim, ben sizin müritlerinizden ve dostlarınızdanım, neden artık bana bakmıyorsunuz? İmam dedi ki: Çünkü yakın zamanda bir kızın oldu ve adını Ayşe koydun.' Sonra tarih okumuş olan bu arkadaşımız gitmiş o hocaya demiş ki: 'Hocam, siz bizzat İmam Musa Kazım'ın bir kızının adının Ayşe olduğunu biliyorsunuz.' Arkadaşımız diyor ki: 'O beyefendi bana öyle bir gazaplandı ki oturumun sonuna kadar benimle konuşmadı. Verecek bir cevabı da yoktu zaten.' Bu laflar sonradan çıktı efendim. İmam Cafer Sadık bizzat Ebubekir'in torunlarındandır. Kendi büyükbabasına sövmeye, lanet etmeye gelir mi hiç? Şiilik başlangıçta bu şekilde ortaya çıktı. İyi, mutedil ve rasyonel bir kökeni vardı. Herkesin bu berraklıkta konuştuğunu söylemiyorum ama şimdiki zamanın Şiilerine diyorum ki; böyle bir köken vardı ve böyle rasyonel bir fikir mevcuttu. Kimse de muhalefet edemezdi. Sonra yavaş yavaş savaş meselesi geldi, güç meselesi geldi ve 'Gulat' (aşırılıkçılar), yani bu Gali'ler geldiler ve suyu bulandırdılar; ki bugüne kadar da bulanık kalmıştır."

Ramazan Bursa

32,738 просмотров • 3 месяцев назад

-Söneriz diye üflediler, alev aldık ! -Apo’ya özgürlük, bana adli kontrol! Neresinde bunun hak, adalet?” -Kürt sorunu ifadesini ilk kez terörist başı söyledi, bugün siyasiler onun söyleminin arkasına takılmış -Apo’ya Kürt çocuklarını katlettiği için ‘bebek katili’ diyoruz -Apo ne karşılığında silah bırakma çağrısı yapacak? Kapalı kapılar arkasında ne pazarlıklar yapılıyor? -Ana muhalefete çağrı; Parti iç hesaplaşmalarınızla bu milleti muhatap etmeyin -Atatürk madenleri yabancıdan geri aldı ‘yanlış adam’, bunlar sattı ‘doğru adam’, yok ya! -Nerede kaldı senin Atatürkçülüğün? -22 yıllık özelleştirme geliri 62 milyar dolar, Elon Musk Twitter’i 57 milyar dolara aldı -Hangi fabrikayı kapattılarsa yeniden açacağız, hangi fabrikayı sattılarsa geri alacağız -BTP Lideri Hüseyin Baş, İstanbul İl Kongresinde konuştu Bağımsız Türkiye Partisi’nde (BTP) 9. Olağan İstanbul İl Kongresi Yenikapı’daki Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. Şölen havasında geçen kongrede Türkiye’nin tüm bölgelerinin yöresel oyunlarının sergilendiği folklor gösterisi yapıldı. Kongrede sanatçılar Ozan Orhon ve Ahmet Selçuk İlkan da konser verdi. Sahneye çıkan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, İlkan ile düet yaptı. Hüseyin Baş’ın düetine bütün salon da eşlik etti. Kongrede ayrıca BTP’nin merhum lideri Prof. Dr. Haydar Baş’ın açıklamalarının yer aldığı sinevizyon yayınlandı. Sinevizyonun izlenmesi sırasında salonda duygusal anlar yaşandı. Fuat Şengül’ün yeniden il başkanı seçildiği kongrenin kapanış konuşmasını BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş yaptı. “Söneriz diye üflediler, alev aldık” Konuşmasına, “Söneriz diye üflediler, alev aldık” diyerek başlayan Hüseyin Baş, daha sonra İstiklal Marşının, “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım. Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım. Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım” kıtasını okudu. Konuşmasında güncel meseleler üzerine değerlendirmeler yapan BTP lideri şunları söyledi; “Kürt sorunu ifadesini ilk kez terörist başı söyledi, bugün siyasiler onun söyleminin arkasına takılmış” “Herkesin ağzında, ’Kürt sorunu’ diye bir laf. Biz geçmişi biraz hızlı unutabiliyoruz. Kürt sorunu söylemini bu coğrafyada ilk olarak ortaya atan kişi kimdi biliyor musunuz? Bunu ilk defa ortaya atan terörist başı Apo’ydu ve bugün siyasiler o Apo’nun söyleminin arkasına takılmış, bütün bir milleti Apo'nun söylemine ikna etmeye çalışıyor ve bu söylem altında bu milletin kardeşliğini bozmaya çalışıyorlar. Peki #Bağımsız Türkiyeliler bu oyuna gelir mi gençler? Gelmez, mümkün değil! “Apo’ya Kürt çocuklarını katlettiği için ‘bebek katili’ diyoruz” Apo’ya ‘bebek katili’ deriz. Apo kimin bebeklerini katletti? Apo Kürt köylerine girip Kürt kardeşlerimizin bebeklerini katletti ve bugün #Türkiye'de bir ‘Kürt sorunu’ tırnak içinde varsa o sorunu Apo çıkardı. O sorunun sorumlusu da Apo'nun kendisiydi ama bugün muhalefetiyle iktidarıyla herkes sözüm ona #Kürt sorunu diye bir sorunu kendi sorunu haline getirip peşine takılmış vaziyette. “Apo ne karşılığında silah bırakma çağrısı yapacak? Kapalı kapılar arkasında ne pazarlıklar yapılıyor?” Peki ne olacak? #Apo ne karşılığında silah bırakma çağrısı yapacak? Şu ana kadar Apo'nun silah bırakma çağrısı yapması karşılığında medyada çok konuşuluyor istediği bir tek şey var; evlenmek! Herhalde evlenmek için bu kadar tatava yapılmaz. Burada meselenin evlenmek olmadığı açık. Peki ne karşılığında? 25 yıldır tutsak olan bir kişi hiçbir şey almadan, bir rüya gördü de sabah uyanıp, ‘Ya dur ben şu örgüte silah baktırayım mı’ diyecek? Bu işin böyle olmayacağını biz biliyoruz. Kapalı kapılar arkasında ne pazarlıklar yapılıyorsa da onun gün yüzüne çıkmasını istiyoruz. Bütün millet bilsin; ne konuşuyorsunuz, neye anlaşıyorsunuz, ne alıyorsunuz, ne veriyorsunuz bütün millet bilsin. #Amerika istiyor diye mi bunu yapıyorsunuz, bu millet onu da bilsin+++ #pazartesi #Tarkan Donald Trump

Eyüp Gündoğdu

12,290 просмотров • 1 год назад