Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Kılıçdaroğlu bugünkü konuşmasıyla bize şunu net olarak gösterdi; CHP’yi seçime kadar elinde tutarak, “İktidarın tamamlayanı, muhalefetin ise böleni” olmaya karar vermiş.

55,074 Aufrufe • vor 2 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Özgür Özel'in kurduğu en kritik cümle, satır arasında saklı... "Biz bu milletin önüne bir sandık koymak için her yolu deneyeceğiz..." İktidarın onayı olmadan gelecek resmi sandık ancak "ara seçim" olur. Ara seçim mevcut şartlarda bir tür siyasi balistik füzedir. Seçim kanununa göre meclisin %5'i yani toplamda 30 vekil koltuğu boşalırsa üç ay içerisinde ara seçime gidilmesi gerekiyor. Halihazırda 7 vekil sandalyesi boşta. Yani 23 vekilin daha istifa etmesi halinde ara seçim yapılması gerekecek. Bu durumda vekil boşalan her şehrin katıldığı seçim söz konusu. Şayet vekil istifaları farklı şehirlerde gerçekleşirse, hayli fazla seçmenin, en az 20 şehrin katılacağı bir tür erken genel seçim prototipini tetiklemek mevcut. Bu boyutta bir girişim en son 10 şehrin yer aldığı 1986 ara seçiminde yaşandı. Ara seçime gidilmesi halinde ilk kez iktidarın oyun kurucu olmadığı bir siyasi hesaplaşma yaşanır. Siyasetin gidişatına iktidar değil muhalefet karar vermiş olur. Üstelik İnce ve Özdağ'ın hatta İmamoğlu'nun milletvekili aday gösterilmesi halinde bir ara seçimden ziyade büyük bir meydan okuma gerçekleşir. Bu isimler kazanırsa meclise girer. Kazanmalarına rağmen meclise girmelerine müsaade edilmezse o vakit çok daha büyük bir mağduriyet gerçekleşir. Ara seçimin yaratacağı pratik netice CHP'nin yerel seçimden sonra genel seçimde de birinci parti iddiasını gösterme şansıdır. CHP'nin yaşanan son hadiseler neticesinde sandıkta güçlü bir destek yakalaması, milletin iktidara verdiği desteği çekmeye başladığı manasına gelir. Ve en önemlisi, muhalif kitle, bir seçim heyecanı ve zaferi ile büyük oranda konsolide edilir. CHP, önceki seçime nazaran daha yüksek oy oranı almayı başarırsa, arzuladığı erken seçim için daha güçlü ve meşru bir talep oluşturmuş olur. İktidarın seçime yanaşmaması ise bu kez korkaklık olarak anılabilir. Tabi, böyle bir seçimin artıları olduğu kadar riskleri de mevcut. İstifa edenler muhalif vekiller olacağından CHP'nin meclisteki sandalye sayısını artırması mümkün olamaz. Oy oranlarının düşmesi halinde ise son gelişmelerin yarattığı dalga büyük bir yara alır. Yani taarruzu yapan muhalefet iken zaferi elde eden iktidar olur. Artılar, eskiler, riskler ve hesaplar... Şunu unutmamak gerek. Siyasette yalnızca doğru hesap yapan ve doğru yerde risk alanlar kazanır. Özgür Özel'in "bir şekilde sandık" açıklaması bana kalırsa ara seçimin gündemde olduğunu gösteriyor. Fakat bu siyasi balistik füze kullanılır mı, kullanılmaz mı, onu zaman gösterir.

Con Sinov

949,632 Aufrufe • vor 1 Jahr

Evet , durum budur. 11 Arap ülkesinin nüfusunu geçmiş ARAP barındıran Türkiye Cumhuriyeti Devleti imişiz. Eee ,tabi bu durumda " YERİNDE OTURUP SEÇİM SONUCU ALACAĞINI " zannedenler var. Devletin adı değişse yine bir şey olmaz. Boşuna Numan Kurtulmuş " DEVLETİ VE MİLLETİ İLE BÖLÜNMEZ BÜTÜN " maddesi kaldırılmalı demedi. Bu kadar Arap nüfusunu Anayasa ile koruma altına almak gerekiyor. Ahlat RUHU yalanı ile ,DEVLET BAHÇELİ bile "HALKLARIN KARDEŞLİĞİ " dedikten sonra FEDERASYONA EVET denilmiş. Birinci parça Irak , İkinci parça Suriye, Üçüncü parça Türkiye, ANAYASA değişikliği zırvasına gelene kadar oturup izleyen sürü birde referandumla bu hukuksuzluğu, seçimlerle yargıç olmayı becerememiş ve ÜLKESİNİ, DEVLETİNİ ,MİLLETİNİ bölmek için oy vermiş, sormamış ,bakmamış ... Şimdi ise : Arap çöllerinde,kendi topraklarında ölmek için ,tecavüze uğramak için oturup bekliyor. Hadi rastgele beyni melekeleri durmuş kütle. Herkese ne olursa, bize o olur diyen kütle.... Aç kalmaya, rezil olmaya ,sefil olmaya devam edin. Savunma sanayi adı altında borçlanma kartından para almaya çalışan zihniyeti bu ülkenin başına sardın... Cumhurbaşkanı yardımcısı " İnsanların güvenmediğini, inanmadığını biliyor. Ne diyor? Sadece SAVUNMA SANAYİ için kullanılacak. Bundan öncesinde fonları , merkez bankasını ,ihtiyaç akçelerini toptan yuttular. Arazilerin en değerli olanlarını verdiler. 50 milyon dolara TANK / PALET devredildi. Hala ALTAY TANKI yok. TÜRK ÇOCUKLARI, TÜRK GENÇLERİ ... Türkiye'ye doldurulan Araçlarının çocuklarını, karılarını ,kendilerini korumak için gidip öleceksiniz. Türk kızları ise bunlara rş olarak evlendirilir artık. İşte TÜRKİYE buraya gidiyor. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

16,781 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bankamatiklerin sadece 200 TL vermediği, cebimizde madeni para taşıdığımız o günlerde, 50 kuruş, sadece bir madeni para değil; Atatürk'ün vizyonuyla yetişmiş, Anıtkabir'in harcında emeği olan, hem bilime hem sanata iz bırakmış öncü bir Türk kadınına, Sabiha Rıfat Gürayman'a gösterilen çok zarif bir saygı duruşuydu. Gürayman, "Mühendis Mekteb-i Âlisi" olan bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi'ne (İTÜ) giren ilk kadın öğrenci oldu. 1933 yılında bu okuldan Türkiye'nin ilk kadın inşaat mühendisi olarak mezun oldu. Sabiha Rıfat Gürayman, Anıtkabir’in yapımı sırasında İnşaat Başmühendisi (Kontrol Şefi) olarak görev yaptı. Gençlik yıllarından itibaren ud çalardı ve klasik Türk müziğine büyük bir tutkusu vardı. Maddi sıkıntılar yaşayan öğrencilere burslar vermiş, adını yaşatacak vakıflar kurdu. ​2009 yılında tedavüle giren madeni 50 kuruşun üzerindeki tasarımda da onun resmi yer aldı. Şimdi ise maden olarak maliyeti 50 kuruşluk değerinden daha yüksek olduğu için elbette basılmıyor. 2010'lu yıllara kadar, tüm eksiklerine rağmen bu ülkede geleceğe dair umut vardı. İnsanlar birbirine daha fazla saygı gösteriyor, ortak değerlerimizi daha güçlü sahipleniyordu. Bugün ise sıradanlaşan, duyarsızlaşan ve birbirine tahammülü giderek azalan bir topluma dönüşmüş durumdayız. Kültürümüze olan saygımız da, birbirimize olan saygımız da ciddi şekilde aşındı. Öyle bir noktaya geldik ki, sağlık çalışanlarına şiddet uygulayan, doktor dövmeyi marifet gibi anlatan ve bunu utanmadan paylaşabilen bir toplumsal iklim oluştu. Bu tablo, yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değil; toplum olarak ne kadar büyük bir değer erozyonu yaşadığımızın göstergesidir. Siyasete baktığımda ise manzara daha da üzücü. Bunu hiçbir parti ayrımı yapmadan söylüyorum. Liyakatten uzak, güven vermeyen, sürekli birbirini suçlayan, fırsat buldukça parti değiştiren ve her tartışmanın merkezinde yer alan isimleri gördükçe büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Birçoğunu kendi kurumunuzda en temel sorumluluk gerektiren bir göreve bile emanet etmek istemezsiniz; ama ülkenin geleceği onların elinde şekilleniyor. Sonuç olarak, hep birlikte bu güzel ülkeyi hak etmediği bir noktaya sürükledik. Sorun artık tek bir yanlış kararın ya da tek bir hükümetin ötesine geçmiş durumda. Bu kadar derinleşmiş bir tahribatı, tek bir hamleyle ya da "bir sifon çekerek" temizlemek mümkün görünmüyor. Gerçek bir yeniden inşa, ancak değerleri, kurumları ve toplumsal vicdanı birlikte onararak mümkün olabilir.

Alphan Manas

19,931 Aufrufe • vor 1 Monat

🚨YENİ — Pentagon Sözcüsü Tümgeneral Ryder’a iki kez “Suriye’de kendi askerlerimizi koruruz dediniz bu koruma şemsiyesine SDG (YPG) de dahil mi?” diye sordum İkisinde de net olarak “SDG’yi koruruz” yanıtı vermekten kaçındı +Biden yönetimi, personelinizi ve askeri üslerinizi koruyacağınızı çok net bir şekilde ifade etti… şu anda Suriye’nin kuzeybatısında ve diğer bölgelerde birçok grup birbirine saldırıyor. Bu, SDG’yi de kapsıyor mu? Yani onlara “Sizi ağzınıza kadar silahla donattık, eğer saldırıya uğrarsanız kendinizi savunun” mu diyorsunuz? -Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’deki varlığı, IŞİD’in kalıcı yenilgisine odaklanmıştır. Bu görevde, SDG bizim için çok değerli bir ortaktır, ancak şunu netleştirmek istiyorum: Odağımız IŞİD’ı mağlup etme misyonu üzerinedir ve SDG dahil olmak üzere koalisyon ortaklarıyla birlikte çalışmaktır. +Biraz açıklığa kavuşturmak amacıyla… Çünkü cevabınız gerçekten bir evet veya hayır değildi. Yani, eğer SDG'ye saldıran IŞİD değilse, onlar hala sizin korumanız altında mı? Onların savunmasına gelecek misiniz. Söylemeye çalıştığım bu. -IŞİD’e karşı birlikte çalışırken, SDG’ye yardımda bulunduk. Birlikte çalışıyoruz, bu konuda ortağız. Ama soru “bu görev setinin dışında başka fırsatlara bakacak mıyız?” ise, neden orada olduğumuzu ve neye odaklandığımızı hatırlamamız gerekir. Yine de, SDG ile sahip olduğumuz ortaklığı çok değerli buluyoruz. Güçlerimiz birlikte savaştı ve birlikte bedel ödedi, ancak Suriye’deki odağımız IŞİD’i mağlup etme misyonu olmaya devam ediyor ve bu, odak noktamız olarak kalacak.

Yunus Paksoy

634,074 Aufrufe • vor 1 Jahr

🟥 Tam da Yeri Gelmişken yazayım… Cengiz Erdinç’in, “Siz CHP’de emek veren partililerin yerini aldınız, hak yediniz” sözüne Cemal Enginyurt’un verdiği cevap, CHP’nin yıllardır çözemediği kronik bir sorunu çok net özetliyor: “Ben iki yıldan beri gazdan, coptan başka bir şey görmedim. 36 tane fezlekem var. Sen Skype’la bağlanırken ben buz gibi havada miting için insan topluyorum.” İşte tam bu mantık, CHP’yi bir adım ileri taşıyamadı. Kundaktan CHP’li olmayan herkes dışlandı ve hâlâ dışlanıyor.Öyle söylemle “herkesi bekliyoruz” demekle olmuyor… Bize zarar verecekse de ezelden beri bizden olan zarar versin” anlayışıyla hareket ediliyor. Fayda sağlayabilecek insanlar, il kongrelerinden genel merkez listelerine kadar her kademede sistematik olarak dışa itiliyor. Ne kadar fedakârlık yaparsanız yapın, sonradan gelen biri için asla yeterli görülmüyorsunuz. Vefa yok. Başınıza bir şey geldiğinde bırakın yanınıza gelmeyi, bir kişi dahi göndermiyorlar. Çünkü siz onlar için hâlâ “el”siniz… Ekrem İmamoğlu bu zinciri kırdı. Kırdı kırmasına ama insan seçme konusunda maalesef tam başarılı olamadı. Bunu çok net gördük. Bu yanlış tercihler yüzünden “işportacı Hasan”lar hiç bitmeyecek CHP’de. Hâlâ ciddi isimler konusunda hatalar yapılıyor; bunları zamanla hep birlikte göreceğiz. Sayın Erdinç’in sözleri, CHP’nin geleneksel duruşunu mükemmel özetliyor. Vesselam, vefa önemlidir. “Sizden-bizden” diye diye oy oranları yine düşecek. AKP’nin yıllardır iktidarda kalmasının sebebini hep söylüyorum: İnsana temas ediyor, “sizden-bizden” demeden “gel” diyor. İnsan üzerine insan ekliyor. Kapısındaki köpeğe bile kıymet veriyor. “Güç onun elinde, tabii ki yapar” diyeceksiniz. Ama her şeyi maddi güçle açıklamamak lazım. İnsanları onure etmek, manevi olarak elde tutabilmek için yapılabilecek çok şey var. Bu anlayış değişmedikçe, CHP’nin potansiyeli hep bu kısır döngüde kalacak. Cemal Enginyurt ne güzel ifade etmiş 👏 Bir kişi bile kaybedilmemeli (Yüreği Akp için atan çakma muhalifler gitsinler o ayrı) … Ve bu yapılabilir zor değil… Özgür Özel Ekrem İmamoğlu (International) Ekrem İmamoğlu

Naz YAVUZARSLAN

19,563 Aufrufe • vor 7 Monaten

Plan TIKIR TIKIR İŞLİYOR. Geri ödeyemeyecekleri kadar borç yükü altına sokup istediğimizi yaptırmaktır. Bir müddet sonra ALACAKLILAR onlara gider ve şöyle der: Borcunu ödeyemiyorsun, bize ülkene askeri üs kurmamız için izin ver veya bizim ordumuzun yerine savaşması için bize asker ver. İşgal bu şekilde hem kolay hem ucuz oluyor. Düşman askerinin kanı akmadan işgal ettikle ülke insanlarını birbirine kırdırarak öldürterek yaparlar bu işi. Kanlı ama bizim kanımız ile değil diyorlar. Ve öylede yapıyorlar. Politikacıları kontrol ederler, Medyayı satın alarak ya da doğrudan reklam vererek diledikleri politikacıları parlatarak algı oluşturur ve halkın istediği değil Küresel Şirketlerin istediği kişiler Politikacı olur. Halk bu zokayı yutar! Gözleri kapalı tam teslimiyet içerisinde ,KASABIN BIÇAĞINI YALAR VE BAŞINI CELLADINA TESLİM EDER. Ama yol yaptı, Ayasofya'yı açtı misalleri çoktur. ●Türkiye’nin dış borcu 444,4 milyar dolar, milli gelirin yüzde 53,7’sine ulaştı. 23 Eylül 2022 ●2002’de kişi başına dış borç 2025 dolar iken, bugün 5208 dolara çıktı. Türkiye’nin brüt dış borçlarının GSYH’ye oranı ise 2002’de yüzde 55,4’ten 2020 sonunda yüzde 60,4’e yükseldi. 2023 MART . ●Vatandaşlar ve şirketler 2,8 trilyon lira borçlu. 2023 Ocak!. ●Vatandaşların bankalara borcu 1.1 trilyon lirayı aştı. Takipteki borçlar 30.8 milyar TL'ye ulaştı. ● vatandaşların bireysel kredi kartı borçları 488 milyar 132 milyon liraya çıktı. ŞEYTAN'IN kapılarımızı ağzında Allah,elinde Kur'an ile çalması ne acayip bir tekerrür. 100 yıl önce CEMAAT ve Tarikat'lar Anadolu'da Haçlıların ileri karakolluğunu yapmışlar, ŞEYTANLAR ise Müslüman mintanı ile bizleri hançerlemişti. 100 yılda değişen sadece suretler olmuş. MESELE ise âynı duruyor. NE DİYOR " HAMDOLSUN 21 YILDIR SATMA TECRÜBESİNE SAHİBİZ." diyor. Eldekiler satılmış, üstüne vergiler alınmış yine sonuç yok, üstüne MİLYARLARCA DOLAR borç,yine tünelin ucu karanlık. Sonuç olarak OLAN ülkeye VATANDAŞLAR eliyle oluyor,olmaya devam ediyor. Etkiyi verdiğini söyleyenler KAZIĞIN alasının tadını her gün tadacaklar. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

900,490 Aufrufe • vor 3 Jahren

Tayfun Kahraman’ın, tüm tıbbi kurumlar tarafından tescillenmiş ve teşhis edilmiş MS hastalığı bulunmaktadır. Bu hastalığın ne anlama geldiğini, kapalı ortamlarda hekime ve sağlık kurumlarına ulaşma imkanının kişinin kendi elinde olmadığı koşullarda ne tür riskler doğurduğunu bizler de biliyoruz, ortalama bir yurttaş da bilir. Dolayısıyla, hekime ve sağlık kurumuna erişim imkanlarının kişinin iradesinde olmadığı bu koşullarda, bir kişinin ceza hükmü altında tutulmaya devam edilmesi başlı başına kabul edilemez bir durumdur. Daha da önemlisi şudur: Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, gerekse Anayasa Mahkemesi kararları Anayasa uyarınca bağlayıcıdır. Anayasa’nın 90. maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını, ilgili maddeleri ise Anayasa Mahkemesi kararlarını bağlayıcı kılar. Buna rağmen, Anayasa Mahkemesi karar vermiş olmasına karşın Tayfun Kahraman hakkında yeniden yargılama yapılmamış, karar uygulanmamıştır. 14. Ağır Ceza Mahkemesi bu karara direnmemiş, ancak uygulamamıştır. Anayasa Mahkemesi kararına uymamak, yargıçların hukuki takdir alanı içinde değildir. Bu, emredici bir hukuk kuralıdır. Hiçbir yargıç “Bu kararı beğenmedim, uygulamıyorum” diyemez. Böyle bir durumda görevi kötüye kullanma suçu ve hürriyeti tahdit suçu işlenmiş olur. Eğer Tayfun Kahraman, Anayasa Mahkemesi kararına aykırı biçimde cezaevinde tutulmaya devam edilir ve bu süreçte sağlığıyla ilgili bir olumsuz gelişme, yaşam hakkına yönelik bir risk ya da zarar ortaya çıkarsa; bu durum, kararın uygulanmamasıyla doğrudan bağlantılı olarak adam öldürmeye teşebbüs suçunun unsurlarını dahi tartışmaya açar. İşlenen suçlar bu kadar ağırdır. Anayasa Mahkemesi kararına uymamak, yalnızca görevi kötüye kullanma değil, aynı zamanda anayasal düzene karşı işlenen bir suçtur. #TayfunKahramanİçinAdalet #TayfunKahramanıSerbestBırakın #TayfunKahraman

Sezgin Tanrıkulu

22,203 Aufrufe • vor 7 Monaten

Feminist Gece Yürüyüşü adı altında birşey peydah ettiler ve VALİLİK yasaklamasına rağmen her ilimizde DEVLETİ bile tanımayarak yürüyüşler düzenliyorlar. Şunu herkes unutmasın... Tarih kitapları şöyle yazacak: ''Hiç bir orduya yenilmemiş Türk ulusunu KADINLAR yok etti erkeklerde ülkeyi terk etti'' Evet aynende böyle olacak çünkü dünyanın hiç bir yerinde bu şekil bir ERKEK düşmanlığı göremezsiniz hele gelişmiş devletlerde onda birini dahi göremezsiniz. Bu kadar büyük özgürlüğü eline alıpta Evi kafadan silip Evliliği yok edip üstüne birde Erkeği tam bir düşman olarak belleyen bir yapı hiç bir yerde göremezsiniz. Bunun için tarih kitapları yazacak. Tarihte kadınların yıktığı bir devlet diye. Sayıları ne kadar fazla anlayın işte. Bunun için ''VAROLUŞSAL FELAKET'' videosunu hazırlamıştık. Çünkü YOK OLUŞUMUZA ramak kaldı. Evlilikler bitti nüfus artış hızı dibe vurdu AİLE yapısı darma dağın oldu çöktü. Ve suçlu halen ERKEK. YAZIKLAR OLSUN BİNLERCE DEFA. Hala daha ''Kadın hakları kadın dayanışması kadın buluşması kadın kolları'' gibi şeyler var. O zaman Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mensubu bir ERKEK olarak şunu sorma hakkımız var: PEKİ BİZİM HAKKIMIZ NE OLACAK ? biz bir ''HİÇMİYİZ'' ?? Eğer öyleysek seçimlerde sadece kadınlar oy kullansın. Erkekler alır eline pasaportunu bu ülkeyi terketmesini de bilir. İş zaten oraya doğru gidiyor. ''ERKEK DÜŞMANLIKLARIYLA'' bizi kendi öz yurdumuzdan kovalar vaziyete geldiler. Bunların içinde birde LGBT yapısı var. E şimdi Trump'a biz nasıl hristiyan diyelim ki ? Aha sözde Müslümanlar aşağıdaki videoda. Hristiyan denilen adam ise geldiği günden beri bunlarla uğraşıyor ''YARADILIŞI BOZDURMAYACAĞIM SADECE 2 CİNSİYET VARDIR KADIN VE ERKEK'' diyor. Hep diyoruz YOK OLMAYA RAMAK KALDI. Ya bunlar ülkeyi yıkacak, yada yüce ALLAH okkalı tokatını hepimize birden atacak. Sonra EVLİLİKLER dibe vurdu diyemezsiniz. Bunlarla hangi erkek evlenir ? Kendine FEMİNİZM adı altında düşmanlık besleyen birini nasıl evine alacak ? Kısaca bize göre artık herşey BİTTİ. GERİ DÖNÜŞ DE YOK...!

GERÇEKLER TV

24,142 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bugün Ekrem İmamoğlu’nun birinci şüpheli olarak yargılandığı bu dava, yalnızca bir ceza davası değildir. Bu dava, Türkiye’de demokrasinin geleceği ve rejimin niteliğiyle doğrudan ilgilidir; yani açıkça siyasal bir davadır. Bu süreçte hukukun gereklerine göre, gerçek bir suç isnadıyla başlatılmış ve yürütülen bir soruşturmadan söz etmek mümkün değildir. Aksine, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin siyasal ihtiyaçlarına göre başlatılmış ve o doğrultuda sürdürülen bir dava ile karşı karşıyayız. Türkiye’de yargı giderek siyasallaşmış, kurum olarak bağımsız ve tarafsız bir yargıdan söz etmek zorlaşmıştır. Tek tek yargıçların tutumunu bundan ayrı tutuyorum; ancak kurumsal anlamda, adil yargılama ilkelerine uygun işleyen bir yargı yapısının ortadan kalktığını görüyoruz. Son bir yıl içinde yaşananlar, özellikle 19 Mart’tan bugüne kadar geçen süreç, bu tabloyu açıkça ortaya koymuştur. İktidarın yaklaşımı da nettir: Meşruiyetini sandıktan almak istiyor, ancak rekabetçi bir ortamda değil; “ben seçileyim, rakibimi de ben belirleyeyim” anlayışıyla hareket ediyor. Hatta rakip partinin yönetimini dahi belirleme arzusunda. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi uzun süredir yargı yoluyla bir kuşatma altındadır. Bu bir siyasal davadır; ancak böyle davaları yönetmek hakimlerin sorumluluğundadır. Hakimlik; feraset, saygınlık, sabır ve güçlü bir karar verme yeteneği gerektirir. Aynı zamanda ciddi bir tecrübe ister. Duruşma salonlarında yaşanan gerginlikler olağandır; hem taraflar arasında hem de izleyiciler arasında gerilim olabilir. Ancak bu gerilim, sanıkların aleyhine kullanılmamalıdır. Duruşma salonunun yarısı boş olmasına rağmen avukatların, izleyicilerin ve basın mensuplarının içeri alınmaması; alınanların ise en arkada, süreci sağlıklı izleyemeyecek şekilde konumlandırılması kabul edilemez. Bugünkü duruşmada da önemli bir örnek yaşandı. Geçen hafta ifadesi çok tartışılan Ümit Polat, bugün önceki beyanlarını düzelttiğini söyledi. “Kendimde değildim, doğru ifade edemedim” diyerek İstanbul Valisi’ne ilişkin sözlerini değiştirdi. Daha önce “valiyle bağlantı” şeklinde sunulan ifadeyi, “valinin kuzeninin arkadaşı” şeklinde düzeltti. Burada şu soruyu sormak gerekir: Aynı ifadenin bir kısmı “çirkin iftira” olarak nitelendirilip reddedilirken, diğer kısmı nasıl “itiraf” olarak kabul edilebiliyor? Bu ciddi bir çelişkidir. Nitekim bu kişinin çelişkili beyanlarıyla insanlar tutuklandı, hala tutuklu bulunuyor. Üç ayrı ifadede farklı şeyler söyleyen bir kişinin beyanları üzerinden bu kadar ağır sonuçlar doğması, hukuki açıdan da vicdani açıdan da sorunludur.

Sezgin Tanrıkulu

15,980 Aufrufe • vor 4 Monaten

Bugünkü yayından bir kesiti paylaşıyorum: Yabancının tercihini değiştirmek zor. 2025 potansiyel vaad ediyor. Diğer taraftan Türkiye, ucuz kalmaya mahkum bir ülke. Çözüm ise... Türkiye, dünya ekonomisinde % 1 paya sahip ama borsanın o kadar payı yok. Dünya yıkılsa bile bize 1 milyar dolar gönderebilirler ki bu onlar için para değil. Ama 7 yıldır borsaya nette para göndermiyorlar çekiyorlar (17 milyar dolar para çıkardılar) Para gönderme işi tercih meselesi. Dolayısı ile bizi ne zaman tercih edecekler. Makro ekonomik olarak o tarafa işaretleri veriyoruz. Bu sayede TL tahvile ve Eurobonda giriş yaşanıyor. Ama hisse tarafında TÜRKİYE RİSKİni almak istemiyorlar. Bizdeki şirketlere dünyadan bakınca; ekonomik örünü tamamlamış işlerle uğraşan, katma değeri düşük, ciddi kar artışı yapamayan şirketler görüyorlar. Toplamda 580'nin ancak 40ı iyi karlılık artışı gösterdi. Onlar da borsanın kaybettirdigi dönemde hisse performansı olarak başarıyla çıktı. 2025'te reel sektörde iyileşme bekliyorum (ceteris paribus diyelim) Çevre ülkeler de iyileşirse potansiyelimiz artabilir. Türkiye, ucuz kalmaya mahkum bir ülke. Sanayi şirketlerinin çoğu PD/DD 1'in altında kalmaya devam ediyor. Bu oran ancak çok para girişi olacak yada parasal genişleme döneminde artar. Bizi sürükleyecek birkaç şirkete ihtiyaç var. Örneğin Danimarka'da Novo Nordisk ilaç firması, borsanın büyük kısmını oluşturuyor (Kilo verme ilacı üreten Novo Nordisk, Avrupa'nın en değerli şirketi haline gelmişti) Türkiye'den unicorn çıkıyor ama onlar da bizim borsayı değil Amerikan borsasını tercih ediyor. Bizim borsamızın dünya çapında, "bu şirket Türkiye'de, gidip ona yatırım yapalım" diyecekleri konuma gelmesi için dünyanın ilgisini çeken şirketlerden borsamıza gelmesi gerekiyor. Yoksa geleneksel şirketlerle, karlılıkları düşük şirketlerle bu iş zor! Çarpan olarak düşük kalmaya devam ederiz.

Yunus Kaya

66,444 Aufrufe • vor 1 Jahr

Ağaoğlu Avrasya GYO (AAGYO) Halka Arzı: Detaylı İnceleme #AAGYO Bu halka arz, ilk bakışta “kaçmaz fırsat” diye bağıran bir arz değil. Ama baştan pas geçilecek kadar zayıf bir şirket de kesinlikle değil. Halka arzların dinamiği her zaman farklıdır ve bu tarafta “borç ödeyecek”, “pahalı”, “sektöründe daha ucuzları var” gibi ezberlerin tek başına belirleyici olmadığı defalarca görüldü. Son dönemde çok beğenilmeyen bazı GYO arzlarının açılışta ürettiği primler de bunu net biçimde gösterdi. Bu yüzden AAGYO’yu etiketlerle değil portföyün kalitesi, bilançonun gücü, 21,10₺ fiyatın gelecek beklentileri açısından ne kadar makul olduğu ve halka arz sonrası oluşabilecek talep-momentum dengesi üzerinden okumak daha doğru olur. Gelin net rakamlarla bu halka arzı birlikte inceleyelim. 👇 🏙 Şirket Profili Ağaoğlu Avrasya GYO, İstanbul’un prim potansiyeli yüksek bölgelerinde ağırlıklı olarak ticari ve ofis odaklı, yüksek montanlı bir portföy yönetiyor. Şirketin varlıkları büyük ölçüde İstanbul’un finans ve iş merkezleri aksında kümelenmiş durumda. Burada özellikle Ataşehir yoğunlaşması dikkat çekiyor; çünkü portföyün en değerli parçaları olan My Newwork, My World Andromeda ve My Office Ataşehir bu bölgede yer alıyor. Bu da şirket performansını doğrudan ticari gayrimenkul piyasasına ve İstanbul Finans Merkezi çevresindeki değer dinamiğine bağlı hale getiriyor. Maslak 1453 ve My Home Maslak ile kuzey iş aksında da güçlü bir pozisyonu var. Şirket yalnızca ticari alanlarla sınırlı değil. Üsküdar’daki Acıbadem Villaları ve Boğaziçi Villaları ile üst segment konut tarafında da varlık taşıyor. Bu da portföyü daha dengeli ve daha koruyucu bir zemine oturtuyor. Gelir modeli ise iki ana sütun üzerine kurulu. İlk sütun kira getirili varlıklar. Portföyün %90’dan fazlasının yatırım amaçlı gayrimenkul olarak sınıflanması, şirketin düzenli nakit akışı üretme kapasitesini öne çıkarıyor. İkinci sütun ise stok niteliğinde tutulan varlıklar. Özellikle My Newwork, Maslak 1453 ve Çekmeköy Park gibi projelerde bazı bölümlerin stokta izlenmesi, şirketin yalnızca kira geliriyle değil, uygun zamanda satış geliriyle de nakit yaratma esnekliğine sahip olduğunu gösteriyor. Bu yüzden AAGYO’yu tek gelir kanalına bağlı bir GYO gibi okumak doğru olmaz. Ortaklık yapısı da büyük ölçüde Ağaoğlu ailesinde bulunuyor. Mevcut yapıda Ali İbrahimağaoğlu %81,56 ile ana ortak konumunda. Halka arz sonrası halka açıklık oranı ise %25,11 seviyesine çıkacak. 💰 Finansal Görünüm 2025/12 itibarıyla AAGYO tarafında finansal resmin merkezinde güçlü özkaynak tabanı var. Şirketin 12,32 milyar₺ özkaynağına karşılık yaklaşık 3,28 milyar₺ yabancı kaynağı bulunuyor. Aktiflerin yaklaşık %91’inin duran varlıklardan oluşması da zaten buranın klasik bir operasyon şirketinden çok, varlık kalitesiyle öne çıkan bir GYO olduğunu gösteriyor. Kaynak yapısında özkaynak ağırlığı yüksek kalırken, net finansal borcun 299,63 milyon₺ seviyesinde olması bilanço üzerinde sert bir kaldıraç baskısı yaratmıyor. Nakit tarafı sınırlı olsa da kısa vadeli borç yapısı şirketi boğan bir görüntü vermiyor. Kısacası AAGYO’nun finansal omurgası zayıf değil. Tersine, güçlü aktif tabanı ve özkaynak ağırlıklı yapısıyla daha korunaklı bir yerde duruyor. Gelir tablosunda ise iki farklı görüntü aynı anda var. Bir tarafta satışlarda %89,63, brüt karda %87,59 ve esas faaliyet karında %121,66 artış var. Yani ana faaliyet tarafında büyüme güçlü. Diğer tarafta net dönem karı %73,01 geriliyor. Bu bozulma doğrudan operasyonel zayıflamadan değil, ekspertiz değerlerinde oluşan aşağı yönlü etkinin net karı baskılamasından kaynaklanıyor. 2025/12 itibarıyla brüt kar marjı %63,85, faaliyet kar marjı %52,72, net kar marjı ise %9,65 seviyesinde. Yani şirket üst satırda ve faaliyet tarafında güçlü kalmaya devam ederken, net kârlılık hâlâ değerleme etkilerine duyarlı bir yapı sergiliyor. Özsermaye karlılığının %3,82’den %1,02’ye gerilemesi ve hisse başı karın 0,21₺ seviyesinde kalması da bunu destekliyor. Bu yüzden AAGYO finansallarında güçlü taraf aktif kalitesi ve bilanço dayanıklılığıyken, zayıf taraf bugünkü karlılığın bu büyük varlık yapısına göre hâlâ sınırlı kalması. 📌 Halka Arz ve Değerlendirme AAGYO halka arzında fiyat 21,10₺, toplam satışa konu pay adedi ise 176.000.000 lot. Bunun 105.652.000 adedi sermaye artırımı, 70.348.000 adedi ortak satışı niteliğinde. Bu yapı üzerinden halka arz büyüklüğü yaklaşık 3,71 milyar₺, halka arz sonrası piyasa değeri ise 14,79 milyar₺ seviyesinde oluşuyor. Şirketin halka arzdan net 2,12 milyar₺ kaynak elde etmesi bekleniyor. Bu kaynağın %65–70’inin yeni gayrimenkul, gayrimenkul hakkı ve projelere, %15–20’sinin finansal borç ödemesine, %10–15’inin ise işletme sermayesine ayrılması planlanıyor. Yani bu halka arz sadece ortak satışı değil aynı zamanda şirketin bilançosunu ve yatırım kapasitesini büyütecek ciddi bir nakit girişi anlamına geliyor. Konsorsiyum tarafında İnfo Yatırım ve Vakıf Yatırım birlikte yer alırken, Akbank, Albatros ve Strateji bu halka arzda dağıtım tarafında bulunmayacak. Değerleme tarafında fiyat tespit raporu iskonto öncesi pay değerini 26,39₺ olarak hesaplıyor ve %20 halka arz iskontosuyla 21,10₺ fiyatı takdir ediyor. Ancak ben raporda bahsedilen iskontoyu piyasaya göre çok net biçimde görmüyorum. Sadece bu açıdan bakıldığında sektörde daha iskontolu ve daha cazip görünen GYO şirketleri zaten var. PD/DD tarafında da şirket mevcut özkaynak yapısına göre yaklaşık 1,19 çarpanla halka arz ediliyor. Halka arzdan gelecek net fon sonrasında özkaynakların yaklaşık 14,44 milyar₺ seviyesine çıkacağı dikkate alındığında bu oran daha makul bir banda geriliyor. Zaten halka arz tarafı çoğu zaman yalnızca bu çarpanla okunmaz; talep dengesi, portföy kalitesi, arz sonrası oluşabilecek momentum ve gelecek beklentileri de fiyatlamada belirleyici olur. Bence burada ana eşik, çok iskontolu olması değil; piyasanın baştan reddedeceği kadar pahalı olmaması. ⚖️ Sonuç ve Riskler Halka arzların dinamiği her zaman farklıdır. Bu yüzden AAGYO’yu sadece sektör çarpanları ya da “daha ucuz benzerleri var” mantığıyla okumak yeterli olmaz. Karşımızda güçlü bir varlık tabanı, İstanbul’un değerli bölgelerine yayılmış bir portföy ve halka arz sonrası büyüme tarafını destekleyecek ciddi bir kaynak var. Bu olumlu taraf. Diğer tarafta ise çok net bir iskonto avantajı da görmüyorum. Bu nedenle bunu agresif bir fırsat gibi okumuyorum. Kısa vadeli performansı arz-talep dengesi ve oluşacak momentum belirleyecek, orta vadede ise asıl belirleyici halka arzdan gelecek kaynağın ne kadar verimli kullanılacağı olacak. Ben bu halka arza katılım sağlayacağım, ancak yaklaşımım daha çok temkinli pozitif tarafta olacak. 📅 Talep: 1–2–3 Nisan 💵 Fiyat: 21,10 ₺ Bu çerçevede; 150 lot (3.165₺) dengeli 250 lot (5.275₺) temkinli talep gönderilebilir. RT yaparak bu analizin daha fazla kişiye ulaşmasına destek olabilirsiniz. İşlem görmeye başladıktan sonra her akşam günlük değerlendirme analizlerinde yeniden görüşmek üzere. Okuyan herkes için faydalı olması dileğiyle 🍀

Hisse PhD

48,354 Aufrufe • vor 4 Monaten

Psikolojik Harp Analizi: Ulusalcı Avrasyacı cenahın Akın Gürlek’i tam saha savunmasının asıl sebebi nedir? AKP’ye sızdırılmış Ulusalcı #Truvaatı Nedim Şener de Akın Gürlek’i savunmaya geldi. Daha önce Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Nevşin Mengü, Cüneyt Özdemir, İsmail Saymaz gibi ulusalcı cenahla doğrudan iltisaklı ya da ulusalcı çizgiye yakın gazeteciler de benzer şekilde Gürlek’e destek vermişti. Dikkat çekici olan şu: Bu savunular, çoğu zaman doğrudan AKP’li isimlerden değil, “ulusalcı/Avrasyacı” olarak tanımlanan çevrelerden geliyor. Üstelik Özgür Özel’in gündeme getirdiği tapu belgelerine karşı da açık ve ikna edici bir yanıt üretilebilmiş değiller. En fazla söyleyebildikleri “bize ne?” ya da “bu bilgileri içerden kim sızdırdı?” gibi konunun özünü saptıran savunmalar. Babadan, anadan zengin olmayan bir savcının 452 milyonluk serveti nasıl edindiği, üstelik böyle birinin şimdi adalet bakanı olması gibi vehamet gözden kaçırılıyor. Bu tablo ister istemez bazı soruları gündeme getiriyor; bu destek, belirli bir merkezden yönlendirilen koordineli bir tutum mu? Yoksa Akın Gürlek’in Doğu Perinçek çizgisine yakınlık gibi daha derin bir ilişkisi mi söz konusu? Diğer bir ihtimal ise daha pragmatik: Gürlek’in mevcut konumu nedeniyle, bu çevrelerin ileride karşılaşabilecekleri hukuki süreçlerde avantaj sağlama arayışı mı devrede? Sonuç olarak mesele, ideolojik yakınlıktan mı kaynaklanıyor, yoksa daha çok çıkar ve konum hesaplarıyla mı şekilleniyor—bu sorunun yanıtı hâlâ net değil. Ama CHP’yi ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i doğrudan karşılarına almaktan da çekinmiyorlar. Bu durum şu soruyu da gündeme getiriyor; Erdoğan rejimi yakında CHP’ye ve Özgür Özel’e daha büyük bir tsunami mi hazırlıyor ve Ulusalcı cenah Chp içindeki elemanlarını bu tsunamiden böylece koruyabileceklerini mı düşünüyor? Özgür Özel Mansur Yavaş Kemal Kılıçdaroğlu CHP 🇹🇷 Nedim Şener 🇹🇷 Barış Pehlivan Barış Terkoğlu nevsin mengu cüneyt özdemir İsmail Saymaz

AtakOld17

22,525 Aufrufe • vor 4 Monaten

5 Kasım 2022 akşamı, yer Ankara. Üniversite öğrencisi Samet Özgül, aynı zamanda Trendyol kuryesi olarak çalışıyordu. 2.09 promil alkollü olarak direksiyon başına geçen Mustafa Demirci, kırmızı ışıkta durmadı ve sonu cinayete giden süreç başladı. Demirci, motoruyla ilerleyen Samet'i sıkıştırdı. Samet de elini kaldırıp tepki verdi ama yoluna da devam etti. Mustafa Demirci ise sayıca üstün olmanın, kural tanımazlık alışkanlığının, kabarık adli sicil kaydına rağmen serbest olmanın verdiği özgüvenle onu takibe başladı. Biraz ileride de önünü keserek durdurdu. Samet motorundan inmeden Mustafa Demirci ve oğlu Halil İbrahim Demirci ile Bülent Açıkgöz arabadan indi. Samet kaskını çıkarıp motorunun gidonuna astı. Mustafa Demirci yanına kadar geldi, sözlü bir tartışma yaşandı. Tam o sırada Mustafa Demirci'nin oğlu Halil İbrahim Demirci arkadan hızla gelerek elindeki bıçağı direkt olarak Samet'in boynuna vurdu, bu ölümcül darbeydi. O sırada Samet geriye doğru sendeledi. Halil İbrahim Demirci bıçağını bir kez daha salladı. Üçü birden yaralı Samet'in üzerine doğru gitmeye devam etti. Kameranın kaydettiği o anlarda sokağın diğer tarafındaki reklam panosunun arkasında kaldılar, sadece bacakları görünüyordu (o reklam panosu 2 sanığın beraat etmesini sağladı) Saniyeler içinde saldırı gerçekleşti ve boynundan bıçaklanan Samet'i yaralı halde bırakıp hiçbir şey olmamış gibi araçlarına bindiler. Bir parka gidip kaldıkları yerden içmeye devam ettiler. Samet ise yoğun şekilde kaybettiği kanı fark eder etmez koşarak yakındaki hastaneye ulaşmaya çalıştı. Hastanenin kapısına kadar da geldi ancak o kadar çok kan kaybetmişti ki; içeri giremeden kapı önünde yere yığıldı. Yapılan müdahaleler boyun damarlarında derin kesikler oluşan Samet'i kurtarmaya yetmedi. Baba-oğul birkaç saat sonra parkta, araçtaki 3. isim olan Bülent Açıkgöz ise evinde yakalandı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Halil İbrahim Demirci'yi kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasına, babası Mustafa Demirci ve Bülent Açıkgöz'ü de kasten öldürmeye yardım suçundan 12'şer yıl hapse mahkum etti. (Merhum Samet'in ailesi diğer sanıkların da iştirak halinde kasten öldürmeden cezalandırılmaları gerektiğini düşünürken istinaf mahkemesi, kararı bozdu. Ancak ailenin beklediğinin tam aksine...) İstinaf mahkemesi, önce Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi kararının yeterli şekilde gerekçelendirilmediğini belirterek, sanıklar hakkındaki kararı bozdu ve yeniden yargılanmalarına hükmetti. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden gördüğü davada kararını değistirmedi. İstinaf, yerel mahkemenin kararını yine bozdu. Müebbet hapis cezasına çarptırılan tutuklu sanık Halil İbrahim Demirci’ye takdir indirimi (iyi hal) uygulanarak müebbet olan cezası 25 yıl hapse düşürüldü. 12’şer yıl hapis cezası verilen sanıklar Bülent Açıkgöz ve Mustafa Demirci’nin ise yeterli delil bulunmaması, Mustafa Demirci'nin engel olmaya çalıştığını ifade etmesi, hatta oğlunu durdurmaya çalışırken elinde bıçak yaraları oluşması ve kamera görüntülerinde reklam panosunun arkasında kalmaları nedeniyle “şüpheden sanık yararlanır” ilkesiyle beraatına karar verdi. Gencecik bir insan, şah damarına gelen bıçak darbesiyle bu dünyadan koparıldı. Onu katleden Halil İbrahim Demirci iyi hal indirimi aldı, beraat eden Bülent Açıkgöz ise ıslah edilmeden sokağa salınıp başka birinin daha canını yaktı, yeni bir suça karıştı. "Önlem almak için birinin ölmesi mi gerekiyor" sözü bile artık çok geride kaldı. O bıçak sadece Samet'i değil vicdanları da yaraladı. Samet gibi 'adalet' isteyen hepimizin nefesini kesti.

Emrullah Erdinc

231,508 Aufrufe • vor 1 Jahr

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: 📌 Türkiye, şehirlerini 5 yıl boyunca yönetecek belediye başkanlarını belirlemek için seçime hazırlanırken, eski Türkiye’de kaldığını umut ettiğimiz kimi senaryolar yeniden tedavüle sürülmeye başlandı. Her biri, 28 Şubat sürecindeki provokasyonların kötü birer kopyası niteliğindeki oyunlarla, seçim öncesi zihinler bulandırılmaya çalışılıyor. 📌 Daha kötüsü ise, bu amaçla sahnelenen oyunlarla, ülkemizin medeniyet mirası ile milletimizin canından kutsal bildiği değerleri de doğrudan hedef alınıyor. Bu süreçte kullanılan kesim de, içinde yaşadıkları toplumdan ve o toplumu ayakta tutan değerlerden habersiz bir güruhtur. 📌 Bu güruha mensup kişilerin ortak özelliği, “Elifi görse mertek sanacak” kadar cahil olmalarıdır. Bunlar, ülkemizin vatandaşıdırlar, ceplerinde devletimizin verdiği nüfus cüzdanları vardır, ama kendi milletlerine bir turist kadar yabancıdırlar. Cengiz Aytmatov’dan ilhamla mankurt diye sıfatlandırdığımız bu kesime mensup etki elemanları, cahil ve cüretkâr oldukları için güdülmeye de son derece müsaittirler. 📌Yıllar boyunca vesayetçiler, darbelere giden yolları bunların bilgisizlikleri ve eylemleriyle döşedi. Yabancı ülkeler, emellerine ulaşmak için bunları piyon olarak kullandı. Terör örgütleri, kedinin fareyle oynadığı gibi oynadığı bu kişilere, kimi zaman gönüllü avukatlıklarını, kimi zaman figüranlıklarını yaptırmışlardır. Çok partili demokrasiye geçtiğimiz günden beri bunlar, millet ve memleket düşmanlarının en kullanışlı aparatı olmuşlardır. 📌Çünkü bunlar asla düşünmezler, tefekkür etmez, kendilerini geliştirmezler, yaşananlardan ders çıkarma gibi bir alışkanlıkları zaten yoktur. Ortaya atılan her yalana atlamak, kimi zaman saldırganlığa kadar varacak şekilde yaymak bunların ruhunda vardır. Kendi “yankı odalarından” çıkıp içinde yaşadıkları toplumu anlamaya, tanımaya, öğrenmeye tenezzül dahi etmezler. Yıllarca önyargılarını gerçek zannettiler. 📌Bugün de İslam’ın nüvesini teşkil eden “Kelime-i Tevhidi” bilemeyecek kadar cehalet, nefret ve gaflet çukurunda boğuluyorlar. Oysa biraz okusalar, biraz bu milletle hemhal olsalar, biraz farklı mahallelere kulak verseler şunu görecekler. 📌Bu millet, yüzyıllarca İlay-ı Kelimetullah’ın sancaktarlığını yapmış, 'Allah Allah' nidalarıyla cihanı titremiş, askerine Resul-ü Ekrem Efendimize hürmeten 'Mehmetçik' ismini vermiş necip bir millettir. Bu millet, İstiklal Marşı’nı bile “kelimeyi tevhidin” manasını ilmek ilmek işlemiş bir millettir. Ne diyor İstiklal Marşımız: “Ruhumun senden, ilâhî, şudur ancak emeli: Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli! Bu ezanlar-ki şehâdetleri dînin temeli Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli” #HazırızKararlıyız

Fahrettin Altun

150,558 Aufrufe • vor 2 Jahren

-Yasın ve Adalet Arayışının Hafızaya Dönüşmesi Adına CHP Genel Merkezi’nde 10 Temmuz günü Düzenlenen Buluşma- Dün CHP Genel Merkezi’nde, Genel Başkan Özgür Özel’in davetiyle düzenlenen, siyasi cinayetlerde kaybettiklerimizin, devlet ihmali ya da kamusal sorumlulukla açıklanabilecek pek çok trajik olayda yaşamını yitirenlerin yakınlarının katıldığı bir toplantıya katıldım. 200’ün üzerinde kayıp yakını vardı. Ülkemizdeki tüm kayıp yakınlarını bir araya getirebilsek bir stadyumu dolduracak kadar, hatta daha fazla olduğumuzu düşünmek de ayrıca kalp sızı bunu da söylemek isterim. Bu toplantı sembolik bir buluşma gibi gelmesin size. Dün o salonda Türkiye’de kolektif yasın ve vurdumduymaz bir “adalet politikası(!)”nın izleri vardı. Atmosferi canı yananlar tahmin edebilirler. Sadece bir geride kalan olarak değil, yıllardır yas çalışan biri olarak şunu çok iyi biliyorum; bu kayıplar sadece bireysel bir acı değil. Her birinin hikâyesine bakınca toplumun vicdanının bu kayıpların çevresinde nasıl şekillenebileceğini ya da çökebileceğini ne sık deneyimlediğimizi de düşündüm. Siyasi cinayetlerde, cezasız bırakılan devlet ihmallerinde, yas yalnızca bir kişiye değil, topluma aittir. İşte dün yaşanan buluşma, bu kamusal yasın konuşulması için ilk kez ana muhalefet düzeyinde cesaretle atılmış kapsayıcı bir adımdı. Bu bağlamda, Özgür Özel’in durduğu yer, yalnızca bir siyasi liderlik değil, bir yas liderliği pozisyonudur. Çünkü; -Sessizleştirilen, görmezden gelinen, hiyerarşisi kurulan acılara kulak vermek politik bir tercihtir. -Yüzleşilmemiş kayıpları görünür kılmak etik bir duruştur. -Acıyı tanımak ve tanıklık etmek, iktidardan önce vicdana yaslanan bir liderliğin göstergesidir. Özgür Özel bu toplantıyla, bize Türkiye’nin alışkın olduğu fosilleşmiş siyasi liderliğin sınırlarının aşabileceğine, kamusal yasın taşıyıcısı olunabileceğine işaret etmiştir. Bu tercih, sadece kayıp yakınlarına değil, tüm topluma şunu söylemektedir; " yüzleşmeyle ve tanıklıkla yol alacağız." Diyebilirsiniz ki, bu kadar atıfta bulunacak bir şey mi yani bu; evet 23 yıl sonra benim gördüğüm bu. Eğer bu girişim yalnızca sembolik birer buluşma dizisi olarak kalmazsa; -Mağdur yakınlarının sesi karar mekanizmalarına taşınırsa, -Adalet arayışı, muhalefetin merkezî etik duruşu hâline gelirse, -Kolektif hafıza, suskunluk değil dayanışma üzerinden yeniden inşa edilirse, o zaman bu toplantı yalnızca dünü değil, geleceği de etkileyecek bir eşik olabilir. Türkiye’nin hakikatle yüzleşebilmesi için bu tür girişimlerin siyasi sorumlulukla örgütlenmiş kapsayıcı kimseyi dışlamayan bir dayanışmaya dönüşmesi gerekiyor. Dün kurulan masalar aracılığı ile, acıyı siyasetin dışına itmek yerine onunla yüzleşmeyi tercih ettiği için Sayın Özgür Özel’e şahsen teşekkür ediyorum. Acının konuşulabildiği her alan, demokrasinin derinleştiği bir zemindir. Bizler sadece adalet istemiyoruz; adaletin yaşatıldığı, gecikmeyen, inkâr edilmeyen bir düzen talep ediyoruz. Devamının gelmesi dileği ile...

şengül hablemitoğlu

15,471 Aufrufe • vor 1 Jahr

RUZİ NAZAR: CIA ,Türkiye şefi : MHP'nin derin aklı. " Kürdistan'ı kurmak istiyorsak, Kürtleri kışkırtmak en kolay iş.Zor olan Türk'leri uyutacak birini bulmaktır. Bize iki adam lazım. Biri dindar müslümanları uyutacak. Diğeri,milliyetçilere ninni söyleyecek." Bir gazeteci sorar . Peki, Atatürkçüleri, Solcuları ne yapacaksınız ? Ruzi NAZAR, cevap verir. " Türk Solu ve Atatürkçüler! Vatansever mi ,Devrimci mi olacağına karar verene kadar ,biz Kürdistan 'ı çoktan kurarız. " Kaynak : Slyvia NAZAR- AKIL oyunları kitabı / Ruzi Nazar'ın kızı. ● Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli, Deniz Baykal,Kemal Kılıçdaroğlu,Özgür Özel ve diğer ufak daneler ! 2002'den beri hepsi milletvekilliği ,parti liderliği yapmadı mı ? Barzanistan / Kürdistan kurulmadı mı ? Şimdi ,Suriye Kürdistan bölgesi kurulmadı mı ? Bakın ,Ruzi NAZAR 'ın dediği oldu. 23 senedir uyuyan ,uyumak için can atan HALK ne yaptı? CIA planına oylarıyla destek verdi. TBMM / TÜRK MECLİSİ değildir. Bu özelliğini çoktan kaybetmiştir. Sorumluluk ise seçim hikayeleriyle HALK'A aittir. NOTER görevi görmüştür. Dünya'nın elinde SEÇİM kağıtları vardır ve halk hala aynı yönde ilerlemektedir. Gezici araştırmanın yaptığı ankete göre halkın yani 85 milyonun % 87'si TERÖRİSTBAŞI / Pardon, APO efendinin yani Artin Agopyan'ın içeriden çıkarılmasını destekliyor. Hakikatten şunu anlamak gerek . MHP'nin Türkçülük ideolojisini PANOS DABAĞYAN'IN yazmış olması,MHP'den ayrılarak kurulmuş olan BBP,İYİP,ZP gibi parti ve liderlerin geldiği, beslendiği ideolojik kaynak yine Levon Panos Dabağyan'dır. Kürt milliyetçiliği elementini uyduranın gerçek isminin Artin Agopyan olması ne tesadüf . " Siyasi partiler ,milleti böler.Milli Birliğe muhtacız. " Amasya Kongresi 1938 kararı / Mustafa Kemal Atatürk ... Uyan Oğuz, Uyan ! Tek kurtuluş ... Kurtuluş için KURT Ulus hareketinde ,Kuvvai Türk'te toplanmaktır. "Tarihimizi inceleyiniz. Türk’ün çektiği bütün felaketler, maruz kaldığı tehlikeler ve musibetler hep kendi öz benliğini, milli varlığını ihmal ederek, nereden geldikleri ve ne oldukları, hangi nesle mensup bulundukları belirsiz birtakım kimseleri kendisine reis tanıyarak, onların şuursuz bir vasıtası olmak mevkiine düşmüş olmasındandır."MUSTAFA KEMAL ATATÜRK- Korktukları Türk'üz Biz... -Atabey 19 Türk Ocakları - Kurtuluş için KURT Ulus Hareketi - Kuvvai Türk Biz sadece Türk için yaşarız. ABD, İNGİLTERE,RUSYA,İSRAİL için değil. Biz Türk'e düşman olan her şeye karşıyız... #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

19,948 Aufrufe • vor 1 Jahr