正在加载视频...

视频加载失败

Kılıçdaroğlu diyor ki, "Ben Aleviyim. Hak-Muhammed-Ali'nin yolundayım." Hak-Muhammed-Ali'nin yolu, erkekle erkeğin evlenmesini, kadınla kadınla evlenmesini desteklemek midir?

1,444,811 次观看 • 3 年前 •via X (Twitter)

10 条评论

Av.Turgay ÖZCAN 的头像
Av.Turgay ÖZCAN3 年前

Siyaset şeklinizi anlamak için ayrı bir eğitim almak gerekiyor.

Nasuh Bektaş 的头像
Nasuh Bektaş3 年前

Sayın bakan siyaseti anlarız ama bu tarz konuşmak nasıl akıl işidir. Kemal bey ne zaman demiş erkek erkeğe evlensin kadın kadına evlensin bu kadar açık yalan söylenir mi? İnanç üzerinden toplum bu kadar kışkırtılır mı ?

Bülent Tekcan 的头像
Bülent Tekcan3 年前

Git tedavi olsana sen ! Partice mitomani olmuşsunuz. Şükür ki şurada 17 gününüz var.

🇹🇷 ilker 🇹🇷 的头像
🇹🇷 ilker 🇹🇷3 年前

Sıradan bir milletvekili misiniz yoksa bakan mı ? Ona göre yorum yazalım da zoruna gidip bizi mahkemeye vermeyin sonra ... Mitingleri hangi kimliğiniz ile yapıyorsunuz Sayın Süleyman Soylu ?

ёжик 的头像
ёжик3 年前

Süleyman bey bu LGBT ye neden bu kadar taktınız. Bazı konuların hiç alakası yokken lgbt ye baglıyosunuz 😀

Sol Yumruk 的头像
Sol Yumruk3 年前

Ne kadar çabalasanız boşa!!!

emrullah_ozkan 的头像
emrullah_ozkan3 年前

Yazıyorumm siliyorumm Yazıyorumm siliyorumm Yazıyorumm siliyorumm Ne yapsam bilemiyorum..

Ali Özgündüz 的头像
Ali Özgündüz3 年前

Süleyman efendi 20 gün kalmış Bakanlığının bitmesine haddini aşma!.

SEDA 的头像
SEDA3 年前

Onu melihle okşana sor

I.KANAY 的头像
I.KANAY3 年前

Onu aday adayınıza sorunuz . 😊

相关视频

Muhammed Yakut, sen “Muhammed” adını hak etmedin! Yüce Allah’ım diyor ki yüce Rabbim diyor ki iftira atanlara rahmet okunmaz onun için okumayacağım Hayatın boyunca iftira attın, hakaret ettin, milleti aldattın. Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı, değerli büyüğümüz, abimiz Sayın Ali Yerlikaya’ya ağza alınmayacak ifadeler kullandın. Yetmedi, Sayın Cumhurbaşkanımıza iftira ettin. Yetmedi, şerefli devlet büyüklerimize, Emniyet Teşkilatımıza, Emekli Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin Paşamıza dahi dil uzattın. Gerçek olmayan evrakları gerçek gibi gösterip, milletin aklıyla alay ettin. Milletin hakkına iftirayla girdin. Şunu bil: Hal para değil, iftiradır. Ve artık bu dünyadan göç ettin. Ama öbür dünya var! Orada iftira atacak kimse bulamayacaksın. Bu dünyada ceza görmemiş olabilirsin ama Allah’ın adaletinden kaçamayacaksın. Seni Allah’a havale ediyoruz. O, bildiği gibi hesabını görecektir. Gerçek olmayan belgeleri sanki doğrularmış gibi servis ettin. Milletin zihnini bulandırmaya, devlete olan güveni sarsmaya çalıştın. Ama artık sustun! Öbür dünyaya göç ettin. Unutma ki orası yalanın, montajın, kumpasın işlemediği yerdir. Orası, hesap yeridir! Bu dünyada adalet seni yakalamamış olabilir. Ama sen Allah’ın terazisinden kaçamazsın! İftiraların, fitnelerin ve yalanların hesabı orada sorulacak! Biz seni Allah’a havale ediyoruz. Allah bildiği gibi yapsın! Ali Yerlikaya Recep Tayyip Erdoğan İFTİRA BÜYÜK GÜNAHTIR! ALLAH’IN ADALETİ ŞAŞMAZ!

Abdurrahim Avcıoğlu

40,993 次观看 • 1 年前

Muhammed İslamoğlu Hocaya Cevablar [3] İslamoğlu Hoca diyor ki! "Üveysilik Başladı" "Hepimiz üveysiyiz şu anda" "Millet üveysilik görsün bari" "Üveysi gurubu" (olduk) İslamoğlu hoca üveysilikle alakalı beytleri okuyarak, bir zahiri mürşid olmadan da olur canım, ne var bunda, üveysilik var işte manasında ifadeler kullanıyor. Peki ben soruyorum! Ey İslamoğlu Hoca! Okuduğun beytin bizzat Efendi Hazretlerimiz tarafından yapılan tefsiri var. Hiç okumadınız mı? Sizin söylediğinizin tam aksini söylüyor. Neden ? Efendi Hazretlerimizin tefsirini okumuyorsunuzda, beyitleri tuttuğunuz garib yola uydurarak kendi indî yorumunuzu yapıyorsunuz. Bu yaptığınız caiz midir? Tarikatı, yolu bozmak değil midir? Halbu ki ; Efendi Hazretlerimizin Risale-i Kudsiye şerhine baksanız bu gaflete düşmeyeceksiniz Bakın ne diyor Efendi hazretlerimiz ; "Üveysiyet demek, zahir şeyhi inkâr etmek değildir. Üveysî, öyle bir şahıstır ki, rûhanî zatların onun terbiyesinde dahli vardır. Hace Ahrar'ı görmez misin? Hace Bahaeddin Nakşibend (Kuddise Sırruhu) Hazretlerinin ruhaniyetinden yardım aldığı için kendisine Üveysî denmiştir, hem de zahir şeyhi varken. Aynı şekilde Hace Nakşibendî (Kuddise Sırruhu) Hazretleri dahi, Abdü'l-Halik Gucduvanî (Kuddise Sırruhu) Hazretlerinin ruhaniyetinden imdad aldığı için kendisine Üveysî denmiştir, hem de zahir şeyhi varken. Bir kimsede; Üveysiyet olduğu halde şeyhini de ikrar eder. Şeyhi inkâr saymak, yalandır, bühtandır; acaib bir insaftır. " (Bkn, Beyit-392, R Kudsiye) Hasılı; - Tarikatta asla ve kat'a "sadece üveysilik" diye bir şey yoktur. - Üveysi Meşayihın mutlaka yaşayan zahirî Mürşidleri vardır. - Bu yapılan tarikat ve tasavvufu bozmaktır, en büyük ihanettir. Üveysî Meşayiha iftiradır. Eğer benim söylediklerim tarikata, tasavvufa muhalifse tüm davamdan vazgeçeceğim. Aksi takdirde siz hakka boyun eğelbilecek misiniz!? Buyrun! Halep ordaysa Kitaplar burda!

Muhittin Ödemiş

15,344 次观看 • 2 年前

Sultan Muhammed Saki Hz'lerinin bu hafta köylülere yaptığı sohbet; Her ailenin bir başı vardır. Gavsı Kasrevi ks vefat ettiğinde 10 yaşındaydım. O gitti başımıza Sultan Muhammed Raşid hz geldi. Gökçeada'ya sürgün gitti, fitne başladı. O tarla senin, o hayvan senin, o benim bu benimle (fitne) başladı. Sultan mustarip oldu. ve İzmit ve Afyon’daki yerlere gitti. Babam (Gavs ks) geldi. Ve en büyüğümüz oydu, babam çorbanın kaşığına kadar saydırdı, ben şahidim hepsini amcalarıma taksim etti. Fitneyi kesti. Ve Babam ks da dünyasını değişti. VE KULAĞINIZI İYİ AÇIN VE İYİ DİNLEYİN BENİ, VE HERKESE SÖYLEYİN BU SÖZÜMÜ Ben Seyyid Saki, bütün amcalarımı ailemi ve evlatlarını yeğenlerimi topladım. Seyyid Abdulhalim’e dedim Amca en büyüğümüz sensin, ne emredersen o dedim. Ama o hasta olduğunu ve sen (Seyyid Saki) başımız olduğunu emretti.. Ve şimdi iyi dinleyin beni Ben bu ailenin de, köyün de ağası (büyüğü) Seyyid Saki’yim bunu herkes böyle bilsin. Benim bir çalışanımı bırak işten çıkarmayı dokunamazlar bile. Bu köyün %51 benim ben ne dersem o. İster kabul etsinler. İster etmesinler bu böyle olacak. hiçbir sofimden kira almayacağım. Ben biliyorum ki siz burda dünya için değil Allah için buradasınız ve bu hep öyle olacaktır.. Siz bizi seviyorsunuz bu yüzden bizim hatırımıza onlara (kardeşlerime) dil uzatmayın... Şu konuda hemfikiriz evet onlar babamın halifesidir. Buna kimse bir şey diyemez. Ama bana yok bilmem ney Gavs olmuş diğeri bilmem ne Gavs olmuş buna beni kimse ikna edemez... Bunu sadece Allah cc bilir biz diyor muyuz, bizim makamımız budur diye? Şunu unutmayın bunlar daha tüyleri bile daha terlememişken ben Babamın halifesiydim. Amele başlamıştım, bunların daha tüyü terlememişti.. Onlar beni ne kadar büyük görmese abi yerine koymasalar da ben onların da köyünde AĞASIYIM (büyüğüyüm) bu böyle biline ve herkese de söyleyin; Köydeki diğer personellere de söyleyin, korkmasınlar onlar maaş vermese ben veririm size maaşınızı, onlar çıkarsa ben çıkarmam, ben istemeden hiçbir şey yapamazlar. Biri girecekse de çıkacaksa da buna ben karar veririm o kadar.. Bunlar bazı konularda da fetöden de daha tehlikeli oldular. Benim doğru dediğime yalan demeye başladılar... Bunlar kuran ve sünnete şeriata uymazsa şeytanın maskarası olacaklar. Hatta size şimdi bir şey daha diyeyim bir yerde gördüm diyorlar ki Seyyid Saki Gavsın öz evladı değildir, diyorlar bunlar bu hale gelmiş. Bana diyorlar orda şuan içtiğimiz çayı bile bana haram ilan etmişler. Bunları sizlere anlatıyorum ki ne çektiğimizi nelerle mücadele ettiğimizi bilin. Biz sizin yanındayız merak etmeyin hakkımızı hem hukuken hem manen mücadelesini veriyoruz.. Hak yerini bulacak, Allah’ın cc dediği olacak. Merak etmeyin, benim diyeceklerim bu kadar hadi Allah'a cc emanet olun. ziyaretinizi edin şekerinizi alın inşallah...
2:31

Sensitive content

Sultan Muhammed Saki Hz'lerinin bu hafta köylülere yaptığı sohbet; Her ailenin bir başı vardır. Gavsı Kasrevi ks vefat ettiğinde 10 yaşındaydım. O gitti başımıza Sultan Muhammed Raşid hz geldi. Gökçeada'ya sürgün gitti, fitne başladı. O tarla senin, o hayvan senin, o benim bu benimle (fitne) başladı. Sultan mustarip oldu. ve İzmit ve Afyon’daki yerlere gitti. Babam (Gavs ks) geldi. Ve en büyüğümüz oydu, babam çorbanın kaşığına kadar saydırdı, ben şahidim hepsini amcalarıma taksim etti. Fitneyi kesti. Ve Babam ks da dünyasını değişti. VE KULAĞINIZI İYİ AÇIN VE İYİ DİNLEYİN BENİ, VE HERKESE SÖYLEYİN BU SÖZÜMÜ Ben Seyyid Saki, bütün amcalarımı ailemi ve evlatlarını yeğenlerimi topladım. Seyyid Abdulhalim’e dedim Amca en büyüğümüz sensin, ne emredersen o dedim. Ama o hasta olduğunu ve sen (Seyyid Saki) başımız olduğunu emretti.. Ve şimdi iyi dinleyin beni Ben bu ailenin de, köyün de ağası (büyüğü) Seyyid Saki’yim bunu herkes böyle bilsin. Benim bir çalışanımı bırak işten çıkarmayı dokunamazlar bile. Bu köyün %51 benim ben ne dersem o. İster kabul etsinler. İster etmesinler bu böyle olacak. hiçbir sofimden kira almayacağım. Ben biliyorum ki siz burda dünya için değil Allah için buradasınız ve bu hep öyle olacaktır.. Siz bizi seviyorsunuz bu yüzden bizim hatırımıza onlara (kardeşlerime) dil uzatmayın... Şu konuda hemfikiriz evet onlar babamın halifesidir. Buna kimse bir şey diyemez. Ama bana yok bilmem ney Gavs olmuş diğeri bilmem ne Gavs olmuş buna beni kimse ikna edemez... Bunu sadece Allah cc bilir biz diyor muyuz, bizim makamımız budur diye? Şunu unutmayın bunlar daha tüyleri bile daha terlememişken ben Babamın halifesiydim. Amele başlamıştım, bunların daha tüyü terlememişti.. Onlar beni ne kadar büyük görmese abi yerine koymasalar da ben onların da köyünde AĞASIYIM (büyüğüyüm) bu böyle biline ve herkese de söyleyin; Köydeki diğer personellere de söyleyin, korkmasınlar onlar maaş vermese ben veririm size maaşınızı, onlar çıkarsa ben çıkarmam, ben istemeden hiçbir şey yapamazlar. Biri girecekse de çıkacaksa da buna ben karar veririm o kadar.. Bunlar bazı konularda da fetöden de daha tehlikeli oldular. Benim doğru dediğime yalan demeye başladılar... Bunlar kuran ve sünnete şeriata uymazsa şeytanın maskarası olacaklar. Hatta size şimdi bir şey daha diyeyim bir yerde gördüm diyorlar ki Seyyid Saki Gavsın öz evladı değildir, diyorlar bunlar bu hale gelmiş. Bana diyorlar orda şuan içtiğimiz çayı bile bana haram ilan etmişler. Bunları sizlere anlatıyorum ki ne çektiğimizi nelerle mücadele ettiğimizi bilin. Biz sizin yanındayız merak etmeyin hakkımızı hem hukuken hem manen mücadelesini veriyoruz.. Hak yerini bulacak, Allah’ın cc dediği olacak. Merak etmeyin, benim diyeceklerim bu kadar hadi Allah'a cc emanet olun. ziyaretinizi edin şekerinizi alın inşallah...

Câliyetü'l-Ekdâr

58,131 次观看 • 2 年前

Tartışma Teklifini biz sana daha önceden yapmıştık... Duymadın veya arkadaşların söylemediler sana galiba...diyelim Neyse... Hadi biz senin teklifini kabul ediyoruz... Hatta şöyle olsun ; Sen tüm LALEGÜL ekibini al, Ben tek başıma... Konumuz aşağıda yazan konu... Hadi hodri meydan... Kabul etmeyen SEREFSİZ demiştin Ben kabul ediyorum Daha önceki teklif mesajımı aşağı bırakıyorum. -------------------- Ne iddia ediyor? "Rabıta'nın Mehdi Aleyhisselam'a kadar Mahmut Efendi'ye devam edeceğine dair elimizdeki deliller vallahi billahi kesin hüküm ifade eder. Hiçbir ihtilafa Mahal yoktur." diyor. Biz de diyoruz ki ? Elinizdeki deliller asla ve kat'a kesin hüküm ifade etmez. İhtilafa açıktır. Hatta olabildiğince zayıftır. Tüm ihvanı bağlayıcı bir hüküm buradan asla çıkmaz. Şimdi soruyoruz? 1- Bir delîlin kesin hüküm ifade etmesi için hangi kuvvette olması gerekir? 2- Elinizdeki delil bu kuvvete haiz midir? Bakınız! -Şeriatın ahkamı sabittir. -Tarikatımızın menheci usulü sabittir. -Kitaplarımızda kayıtlıdır. -Usulü malumdür. -Delillerin dereceleri bellidir. İfade ettiği hüküm cihetinden meratibi sabittir. -Ehli katında malumdur. Gelin bu usul ve menheç üzere, ortak belirlediğimiz bir hakem heyeti önünde tartışalım, münazara edelim, hak ortaya çıksın. Bakalım elinizdeki deliller ne kadar kesin hüküm ifade ediyor? Kimleri bağlar, kimleri bağlamaz. Hodri Meydan!!! Meydandan kaçana hep beraber lanet edelim. Allah'ın meleklerinin peygamberlerinin ve tüm insanların laneti üzerine olsun diyelim. Var mısınız? Bu işi daha fazla uzatmayalım. İhvanı Perişan ettiniz. Daha fazla mağdur olmasınlar. ortada kalmasınlar. Hak ortaya çıksın. Yenilen davasından vazgeçsin.

Muhittin Ödemiş

1,047,298 次观看 • 2 年前

Merhum Yarbay Mehmed Ildırar'ın, Sultan Muhammed Râşid (k.s.) hazretlerinin âhirete irtihâlinden 42 gün sonra, mürşidsiz kalan Avrupalı sofilere hitâben yaptığı târihî kıymetteki sohbet: ❝Bir - iki gün önce şeyhimiz Seyyid Abdülbâki hazretleri ile telefonda konuştum, bana dedi ki: “Mehmed sen hatırlıyorsun, Cenâb-ı Gavsımız (Kasrevî k.s.) âhirete irtihal edince millet sarsıldı. Sultan hazretleri şeyhlik tahtına oturdu diye bazı büyük zatlar, bazı şeyhler dahi dil uzattılar. 'Gavs-ı Kasrevî kuddise sirruhû üstüne başka bir evliyâ irşad tahtına oturur mu!' dediler, Sultan hazretlerine itiraz ettiler. Ammâ Allah ﷻ Sultan'ı o vazîfeye görevlendirdiğinden, onların telâşı, üzüntüsü, itirazı bir şeye yaramadı. Hamd olsun, himmetleri ile bugün bizim bu vekâletimize (Sultan Muhammed Râşid hazretlerinin vârisi şeyh olmamıza) itiraz eden bir nefer çıkmadı. Ne hocalardan çıktı, ne halîfelerden çıktı, ne de vekillerden çıktı.” Muhteremler! Tasavvufta mesele filan zat değildir. Bir devran işidir, bir seyir işidir, bir takip işidir. Allâhu Teâlâ nice peygamberler gönderdi arkasından başka peygamberler geldi... Nebîler içinde bu tertip düzen nasıl cereyan ettiyse âriflerde de durum aynıdır. Ben Gavsımızın irtihâlinden sonra ortada muallakta kalıp kime gidelim diyen hacıdan hocadan nice zatlar gördüm. Ammâ Sultânımızdan sonra Seyyid Abdülbâki hazretleri irşad tahtına geçince bîat etmeyen hiç kimse kalmadı. Yine iki gün önce Seyyid Abdülbâki hazretleri buyurdu: “Sultânımız âhirete göçeli kırk günü geçti. Binlerce insan hocası, hacısı hâlâ otobüs, kamyon, taksi - taksi irşâda geliyorlar. Hamd olsun Gavsımız ne kadar büyükmüş, hamd olsun Sultanımız ne kadar büyükmüş, hamd olsun bizi garip bırakmadı.” Muhteremler! Asıl üzülecek mesele, Gavsımızdan sonra Sultânımız gelmeseydi garip kalırdık. Her birimiz çöllere dağılır kendi hâlimizde kalırdık. Hamd olsun o Allah'a ki Sultânımızdan sonra da Seyyid Abdülbâki hazretleri (k.s.) geldi, hâne-i saâdette irşad tahtına oturdu. Hamd olsun ki Sultânımızın altı tane daha halîfesi vardı. Şeriat-ı Muhammediye'de ve tasavvuf ahlâkında gerek Gavsımızın halîfelerinden gerek Sultânımızın halîfelerinden gidip hangisine bağlanılsa haktır. Ammâ her mürşid-i kâmilin âhirete göçünden sonra yerine vârisü'l-enbiyâ gibi vârisü'l-evliyâ çıkar oturur ki, irşad da sultân-ı zaman olarak ona kalır. Altı tane halîfenin altısını da gördüm. Allah bir Muhammed ﷺ hak, bir tane bile diğer şeyhlere gidip bir el tutanını görmedim. Yalan da kürsüden söylenmez! Cümlesi milyon - milyon, bin - bin hepsi Seyyid Abdülbâki hazretlerine bîat ettiler. Şu halde biz yetim kalmadık, biz öksüz kalmadık, biz irşad makâmından noksan kalmadık!❞ 🗓️ 3 Aralık 1993, Dortmund.

Eski Sofiler Anlatıyor

58,069 次观看 • 2 年前

Bazen ben ; "Doğru yolda yürümek için önce yanlış insanların üstünü çizeceksin. Çünkü, insan olmak kadar,insan olarak kalmak ve yaşamakta önemli. Ve diyeceğim ki; Bazen, yanlış yolu yürümek, doğru yolda beklemekten iyidir. Entelektüe kişi, biriktirdiği ‘bilgi’yi, bilhassa siyaset alanının dışından türetilmiş ‘iktidar’ odaklarının meşruiyetini sorgulayacak biçimde kullanan ve insanın yaratıcılığının önüne konulmuş engelleri kaldırmak için bizatihi mücadele eden insandır. Bu mücadeleyi yürütürken genellikle ‘yalnızlaşan’ entelektüel birikimiyle ve varlığıyla ortaya çıkar. Tıpkı, yalnız Kurt gibi. Ben ,bizzat ben yani kendim, ATABEY 19 TÜRK OCAKLARINI KURDUKTAN SONRA,karşılaştıklarım bir gün tarafımdan anlatılır. Hayatta her şey mümkün,bu yolun zorluğu ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLAR, sizinle işimiz olacak. Ne unuturum ! Ne peşini bırakırım. Vakit vaktinde olur. ▪︎ "Sabır bir ışıktır…” Hz. Muhammed (SAV) !!! ▪︎ Koca Barış ne diyor bugünler için !!! " Sabret, gönül, sabret sakın isyan etme Bir gün elbet bitecek bu çile, isyan etme Dört kitaptan başlayalım istersen, gel, söze Or'da öyle bir isim var ki kuldan öte Kuldan ziyade Onu düşün, ona sığın o senden öte Benden ziyade Bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde " Burdan geçelim , Neşet Ertaş' a ... " Bir anadan dünyaya gelen yolcu Görünce dünyaya gönül verdin mi? Kimi böyük kim böcek kimi kul Merak edip hiçbirini sordun mu? Bunlar neden nedenini sordun mu? İnsan ölür ama ruhu ölmez. Bunca mahlukat var hiçbiri gülmez İnsandan doğanlar insan olurlar. Hayvandan doğanlar hayvan olurlar. " İnsan olmayan ŞEYTANLARA demiş,kılığına baksan insan. Bir Anadan Dünyaya gelen Yolcu ! Mehmet Akif Ata ,ordan sesleniyor. " Dur Yolcu " Ulu Başbuğ Atatürk tamamlıyor. " Yolunda yürüyen bir yolcu ." Yolcu yolunda giderken... Taş atanlar, hançerlemeye kalkanlar, yoluna taş koyanlar çokmuş. " BEN BENİM , BİR BENDEN VAR ,ÖTESİ BENDEN ÖTE." HHK 19/ Atabey --- #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

19,791 次观看 • 2 年前

FETÖ Bir Deniz Kurmay Albayı Nasıl Öldürdü? 🇹🇷 Cihat Yaycı : “FETÖ’nün nasıl bir yöntem izlediğini, insanların namusunu ve şerefini nasıl hedef aldığını anlatan çok acı örnekler var. Benim bir gemi komutanım vardı. Allah rahmet eylesin. Adı Berk Erden’di. Ben binbaşıydım, o da kıdemli kurmay binbaşı olarak gemi komutanlığı yapıyordu. Son derece vatansever, dürüst ve başarılı bir subaydı. Daha sonra albay oldu ve herkes o yıl amiralliğe terfi edeceğini konuşuyordu. Çünkü bunu fazlasıyla hak ediyordu. Ancak o dönemde FETÖ mensupları liyakat sahibi subayların önünü kesmek için her yolu deniyordu. Berk Erden’in kendisi hakkında söyleyebilecekleri hiçbir şey yoktu. Bu nedenle hedef olarak eşini seçtiler. Öğretmen olan eşi hakkında tamamen asılsız, gayriahlaki iftiralar üretmeye başladılar. Hiçbir gerçekliği olmayan dedikodular, FETÖ’nün kontrolündeki internet sitelerinde günlerce yayımlandı. Kadının uzaktan çekilmiş bir fotoğrafını yayınladılar. Fotoğrafta olağan dışı hiçbir şey yoktu. Buna rağmen, ‘Şuraya gidiyor, buraya giriyor’ gibi tamamen uydurma senaryolar yazdılar. Berk Albay’ın eşine güveni tamdı. Eşinin namusundan ve şerefinden hiçbir zaman şüphe duymadı. Ancak her gün karargâha gidiyor, her gün bu iftira kampanyalarının büyüdüğünü görüyordu. İnsanların kendisine farklı gözle baktığını düşünmeye başladı. Sonunda bu ağır psikolojik baskıya dayanamadı. Karargâhta intihar etti. Onu silahla öldürmediler ama sistematik bir iftira ve psikolojik harp yöntemiyle intihara sürüklediler. Bunun gibi başka örnekler de var. Bir kurmay yarbay, 2010 veya 2011 yılında Yüksek Disiplin Kurulu’na çıkarılıyor. Kuvvet ismini özellikle söylemiyorum. Kurulda generallere bir video izletiliyor. Görüntülerde sözde başka bir kadınla uygunsuz görüntüleri olduğu söyleniyor. Bunun üzerine, ‘Bu kabul edilemez.’ denilerek Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç ediliyor. 15 Temmuz’dan sonra aynı subay çıkıp, ‘Ben böyle bir şey yapmadım. Bana kurulan kumpas nedeniyle ihraç edildim.’ diyor. Dosya yeniden inceleniyor. Gerçek ortaya çıkınca anlaşılıyor ki görüntülerdeki kadın başka biri değil, kendi eşi. Üstelik görüntüler, yatak odasına gizlice yerleştirilen kamerayla kaydedilmiş. Buna rağmen, ‘başka kadın’ denilerek meslek hayatı sona erdirilmiş. Yıllar sonra gerçek ortaya çıksa da kaybettikleri geri gelmedi. O subay mesleğine dönemedi; kariyeri, itibarı ve yılları elinden alınmış oldu. Balyoz ve Ergenekon kumpas davalarında yargılanan pek çok personelin mağduriyetleri de hâlâ tam anlamıyla giderilmiş değildir. Kıdem, terfi ve özlük haklarına ilişkin önemli sorunlar devam etmektedir.”

TÜRK DEGS / TURK MAGS

91,283 次观看 • 1 个月前

MENZİL'DE NE OLDU? “Bu açıklama Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin mahdumları ve torunlarından edinilen bilgilerle hazırlanmıştır.” Soru: Menzil-i Şerif, meşrebi ve hizmetleriyle müslümanların gönlünde müstesna bir yerde duruyor. Merhum Gavs hazretlerinin ahirete irtihalinin ardından ortaya çıkan bugünkü tabloyu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bugün geldiğimiz noktada, Menzil’in hüviyeti zedelenmeye, sahip olduğu bütün değerlerin ve insanlığa teklif ettiği bütün çağrıların içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Buna neden olan saldırıların herhangi bir şekilde izahı mümkün olamaz. Bu saldırıların muhatabı olmak, ümmete böylesi bir görüntü vermek ve bütün çirkin iddialara cevap vermek zorunda bırakılmış olmak hayli üzücüdür. Merkad-ı Şerif’te medfun bulunan büyüklerimizin hayırları ve hatıraları bu derin üzüntünün temel sebebidir. Ancak onların hayırları hatırına bu tezviratları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Konunun bu seviyeye düşmüş olmasından dolayı aile çok üzgün. İki yıldır susuyorlar, “Sosyal medya üzerinden meselelerimizi tartışmayalım. Menzil’in, tasavvufun itibarına zarar vermeyelim.” diye gayret ediyorlar. Radyo, televizyon, dergiler, mobil uygulamalar ve daha birçok yayın aracı olmasına rağmen, imkanlar bu konulara alet edilmemiştir. Her biri kendi yayın mecrasında vakur bir şekilde faaliyetine devam etmiştir. Ama bu vakur tavra karşılık o kadar çok tezvirat yapıldı ki artık susmak neredeyse bütün o itham ve iftiraları tasdik etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle bugün kamuoyunu bilgilendirme vazifesi gereği bu gerçekleri paylaşıyoruz. Soru: Bu konular aile içerisinde görüşülüp çözülemez miydi? Menzil-i Şerif gibi bir belde, bugüne dek, her zaman çözümle anılmıştır. Ve bizler, bütün müminler gibi, her meselenin Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında âlimler eliyle çözülebileceğini biliyoruz. Zaten âlimler eliyle başlatılmış ve idare edilmiş meselelerin çözümsüz kalması akla uygun da değildir. İslâm’ın hükümleriyle yalın ve sorunsuz bir şekilde çözülebilecek meselelerimizin, bugün çirkin iftiralarla etrafı kalabalık hale getirilmiştir. Daha önce aralarında herhangi bir küslük ve ayrılık bulunmayan akrabaların, bu konuları çözmek üzere bir araya gelememesinin tek bir nedeni olabilir: Çözüm istenmemesi! Yoksa kardeşlerin birbirine, amcaların yeğenlerine, kayınbabaların damatlarına sorup da aslını öğrenemeyeceği ne olabilir! Gerçeği kolayca öğrenmek yerine söylenti ve dedikoduları -sırf işine geliyor diye- bilgi kaynağı olarak kabul etmek ve dillendirmek iyi niyetle asla bağdaştırılamaz. Buna karşılık iki yıldır iyi niyetle yapılan çağrıların, çözüm davetlerinin karşılık bulamadığına hepimiz istemeye istemeye şahit olduk. Mesele büyüklük ise rahmetli Gavs hazretleri her anlamda hepimizin büyüğü idi. Fakat işlerini bu şekilde çözmezdi. Bazı meseleleri istişare edeceği zaman beş oğlunu etrafına toplar, “Ben de sizden biriyim, hadi bu konuyu altı kardeş olarak istişare edelim.” derdi. İstişareye verdiği önemin dışında şeriata karşı çok hassastı. Her meseleyi hocalara sorardı. Töhmet mahallinden bile çok uzak durmaya gayret ederdi. Ahlâkı ve adaba bağlılığı dolayısıyla töhmet mahallinden bu denli uzak duran bir zatın arkasından bu tür meselelerin yaşanması hürmetsizlikten başka bir şey değildir. Aile büyüğü olduğunu söyleyenlerin Allah Teâlâ’nın net bir şekilde sınırlarını ve gereklerini bildirdiği akrabalık hukukunu bu denli ayaklar altına almaları da ayrıca hürmetsizliktir. Soru: Menzil köyünün 1971 yılında Gavs-ı Kasrevi Şeyh Seyyid Abdulhakim Elhüseyni kuddise sırruhu tarafından satın alındığını biliyoruz. Geçmişten günümüze Menzil köyünün gittikçe büyüdüğünü ve yenilendiğini müşahede ettik. Bu konudaki usul nasıldı? Tarihsel olarak bilinmektedir ki 1993 yılında irşada başlayan Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhu birkaç yıl sonra babalarının mirasını kardeşleriyle bölüşmüştür. Hatta kardeşlerine fazla fazla pay vermiştir. Dolayısıyla iddia edildiğinin aksine köyde şer’en durum çok açıktır. Köyün Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olan bölümleri bellidir. Lakin bu arsaların tapularında güvene dayalı olarak uzun yıllardır işlem yapılmamıştır. Rahmetli Gavs hazretleri, Menzil-i Şerif’i bir ziyaret beldesi olarak inşa ederken akrabalık hukukunu hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Ne kendini köyün ağası olarak görmüş ne de “ailenin büyüğü benim, ben ne dersem o olur” demiştir. Aksine projelerin detaylarını tüm taraflarla paylaşmış, nihayetinde proje alanında hak sahibi olanların rızaları doğrultusunda anlaşmalar yapılmış, üzerinde mutabık kalınan bedeller de ilgililere teslim edilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretleri hayattayken gerçekleştirilen yeniden inşa projesiyle Menzil çok müstesna bir görümüme kavuştu. Menzil’deki henüz tamamlanmamış olan inşaat alanları bu projenin devamı niteliğinde mi? Merhum Gavs hazretleri Menzil’in yeniden inşa sürecinde çok büyük emek sarf etmiştir. Menzil’in, mirasçısı olduğu geleneğe uygun bir görünüme kavuşması, geleneğin yaşayan bir temsilcisi olması ve ziyaretçilerin huzur ve güven içerisinde ziyaretlerini gerçekleştirmesi amacıyla oldukça zor bir vazifeyi üstlenmiştir. Allah Teâlâ kendisinden razı olsun. Yeniden inşa süreci 10 yıldır Menzil’in yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığı projeyle gündeme gelmiştir. Projeyi oldukça beğenen Gavs hazretleri, izni ve onayıyla inşa sürecini başlatmıştır. Bu kapsamda köy meydanındaki dükkanlar kaldırılmıştır. İçerisinde ilim meydanı, çorbahane, bedesten, kadınlar tarafındaki meydan, kadınların köy meydanına girmeden Merkad-ı Şerifi ziyaret edebilecekleri mahremiyete uygun alanları barındıran güzel bir proje hayata geçirilmiştir. Yazlık cami yeniden inşa edilmiş ve Merkad-ı Şerif büyük bir onarımdan geçirilmiştir. Taç kapılar dahil bütünlüklü bir mimari ince ince işlenmiştir. Nihayetinde Menzil, bugünkü çehresine kavuşmuştur. Yine bu süreçte ilgili alanlardaki hak sahipleriyle anlaşma yapılmış ve kendilerine hakları teslim edilmiştir. Gavs hazretleri vefatından evvel tamamlanmış projeyi bizzat görmüş ve çok mutlu olmuştu. Fakat özellikle hanımlar tarafında ve caminin batı tarafında projenin tamamlanması gereken bölümleri bulunmaktaydı. Bu ihtiyaçların giderilebileceği ölçüde alan kalmadığından proje, köy içindeki yerleşim alanlarında değişiklik yapılmasını gerektirmişti. Hangi yapıların nerelere yapılacağı ve tamamlanan birinci etaba nasıl ekleneceği projelendirilerek Gavs hazretlerine sunulmuştu. Proje alanındaki şahıslara ait mülkler, bu mülklerin metrekareleri ve bedelleri hesaplanarak bir tablo haline getirilmişti. Daha önceden yapıldığı üzere, 2021 yılının ocak ayında projeye dahil edilecek alanlar, ilgili tüm taraflara gösterilmişti. Projeye ve satın alınacak alanların değerlerine itiraz edilmemiştir. Gavs hazretleri bu alanları şahsi hesabından ödeyerek satın almış ve projeyi başlatmıştır. Projede kadınlar çorbahane ve şadırvan, Kız Kur’an Kursu, dergâh ve misafirhane ile görevliler için yatakhane planlanmıştı. Caminin hemen yanında ise Gavs hazretlerine misafirlerini ağırlayabileceği divan, evlatlarına birer divan, âlimlere bir divan ve Gavs hazretlerinin tanıdık misafirlerine hususi yemekhane planlanmıştı. Herkesçe bilinen ve süreçleri başlatılmış olan bu proje devam ederken Gavs hazretleri ahirete irtihal etmiş ve çalışmalar durmuştur. Allah Teâlâ rahmet eylesin, makamlarını âli eylesin. İşte, çalışmaları devam eden bu alanlar daha sonradan tezviratların konusu haline getirilmiştir. Gavs hazretlerinin bu ikinci etapla ilgili yapmış olduğu akitler, “akd-i fasid” yani geçersiz akit ilan edilmiştir. Gavs hazretlerinin kardeşlerinden satın aldığı yerler bu iddiayla “dede mirası” olarak nitelendirilmiş ve hukuksuz işlemler bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretlerinin gezip beğendiği bu proje, ahirete irtihalinin ardından neden tamamlanamadı? Menzil’de devam eden projelere taziyeden dolayı 15 günlük bir ara verildi. Sonra tekrar inşaata başlandı. Sonra Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni haber göndererek “Burası mirastır, miras meselesi çözülene kadar inşaatı durdurun.” demiştir. Bunun üzerine inşaat durmuştur. Daha sonraları kardeşlerin bir araya gelerek yaptığı görüşmede Gavs hazretlerinin inşaattan dolayı borcu olduğu, öncelikle bu borcun ödenmesi gerektiği konuşulmuştur. Tüm kardeşler mutabık kalmış, “öncelikle Gavs hazretlerinin borcu terekeden ödensin” denilmiştir. Bu zaten şer’i bir gerekliliktir. Bundan hareketle Gavs hazretlerinin borcu köydeki şahsi terekesinden ve şirketlerindeki varlıklarından ödenmiştir. Kasayla ilgili yapılan tezviratın da aslı bundan ibarettir. Bu tezvirat da Gavs hazretlerinin hastalığı döneminde 7 yıl boyunca bilfiil kendisine hizmet eden, fedakârca yanından ayrılmayan, hususi işlerini takip eden torunu Seyyid Galib Elhüseyni ile ilgili ortaya atılmaktadır. Seyyid Galib Elhüseyni aynı zamanda Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin damadıdır. Gavs hazretlerinin sağlığında kasasının anahtarı da Seyyid Galip Elhüseyni’de mahfuz idi. Ahirete irtihalinden sonra öncelikle borçlarının ödenmesi gerektiği konusunda tüm evlatları mutabık kalınca, kasasındaki şahsi parası ve şirketlerinden bir miktar varlığı ile bu borçları ödenmiştir. Kasanın açılmasına ve sayılmasına yıllardır Gavs hazretlerinin hanesinde görev yapmış ve Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisaplı olan bir kişi de şahit olmuştur. Bunlarla alakalı Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye bilgilendirme yapılmış, raporlar sunulmuştur. Devam eden süreçte kendisine verilen bilgilerin ve aileye dair mahrem meselelerin sosyal medyadan paylaşılmaya başlamasıyla birlikte rapor verilmekten imtina edilmiştir. Lakin her şey kayıt altındadır. Konuyla ilgili Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından sonraki aylarda, “Gelin inşaatları birlikte yapalım.” denilmiştir. Akabinde “Bu inşaatı ben yapacağım ama projeye sadık kalacağım.” denilmesine rağmen ilerleyen haftalarda “Proje tanımam, ben istediğim gibi yapacağım.” denilmiştir. Devamında “Ben bu köyün ağasıyım, bunu herkese duyurun, bilsinler, ben ne dersem o olacak!” söylemleri, aslında yaklaşımın ne olduğunu kamuoyuna net bir şekilde göstermiştir. Söz konusu proje, başta Gavs hazretlerinin ihtiyaçları düşünülerek hazırlanan ve Gavs hazretlerinin tüm evlatlarına tahsis edilmiş alanları içeren güzel bir projeydi. Lakin bu proje Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından akamete uğratılmış ve sonrasında kendi uhdesindekilere hizmet edecek bir bina inşa edilmiştir. Bu şekilde Gavs hazretlerinin evlatları yok sayılmış, kendilerine tahsis edilmiş alanlara el konulmuş, bunun yerine kendi çocuklarına ve yakınlarına odalar ve ofisler yapılmıştır. Üstelik bu yapılırken Rahmetli Gavsımızın ve Menzil’in ismi kullanılarak sosyal medya üzerinden para toplanmış ve “cami için” denilerek toplanan bu paralarla içinde şahsi ofislerin bulunduğu garabet bir bina inşa edilmiştir. Menzil köy projesine verilen zarar bu binayla da sınırlı kalmamış, yeni dükkanlar, proje kapsamında olmayan yapılar inşa edilmiştir. “Sofiler rahat etsin diye yaptık” denilen bu yere kim girebiliyor, diye sormak lazım. Son olarak Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerinin çok beğendiği, Menzil projesinin sembolü olan taç kapı sökülmüştür. Şimdi hangi vicdan ehli bu yapılanı haklı görebilir! Bundan sonra, bu işi yapanların yeni girişimlerinin ümmetin menfaatine olacağına kim inanır? Üstelik son günlerde türlü manipülasyonlarla “kadın dergâhı yapacağız” diyerek zapt etmeye çalıştıkları bina aslında “çorbahane ve şadırvan” olarak tasarlanmış ve kaba inşaatı bitmiştir. Asıl proje ihtiyaçlara cevap verecek ve herkesi memnun edecek bir proje iken bu projenin müdahalelerle bozulması, ümmetin zararına değil midir? Ümmet lafını dillerinden düşürmeyenler ümmete en büyük zararı verdiklerinin ne zaman farkına varacaktır… Soru: Bu yaklaşım şer’i olarak nasıl temellendirilmektedir? İnşaatların bulunduğu arsaların tamamı Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olduğu için burada bir şer’i mesuliyet ortaya çıkmaktadır. Miras paylaşılmadan söz konusu alanlara inşaat yapmak caiz değildir. Bunu kendileri de bildikleri ve hak sahiplerinin rızası olmadığı söylendiği halde caminin batısındaki alana bahsi geçen garabet binayı inşa etmişlerdir. Caminin batısındaki inşaat ve alanlardaki şer’i mesuliyetten dolayı, yıllar önce Gavs hazretleri tarafından yapılmış akdin geçersiz olduğu iddiasını ortaya atmışlardır. Ve amcaların üzerindeki arsaların resmiyeti kendi üzerlerine geçirilmiştir. Oysa daha önce belirtildiği ve delilleri gösterildiği üzere arsalar Gavs hazretleri tarafından bizzat satın alınmış, lakin tapu resmiyetinde güvene dayalı olarak bir işlem yapılmamıştı. Bu girişimle birlikte arsalarını satan amcaların parasını iade etmek istemişler; bunda muvaffak olamamışlardır. Çünkü Rahmetli Gavsımızın ahirete irtihalinden sonra onun akdinin geçersiz olduğunu iddia etmek ona yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Zira yapılan akdin üzerinden yıllar geçmiş, yapılar yıkılmış, yerine inşaata başlanmıştır. Bu akdin geçersiz sayılmasının hiçbir şer’i ve hukuki karşılığı yoktur. Söz konusu alanın bedelleri ödenerek alındığına dair dekontlar bunun ayrıca delilidir. Kaldı ki arsaların üzerindeki inşaat bir gecede yapılmış olamayacağına göre, Gavsımızın vefatına kadar bu inşaata bir itiraz olmaması da bu arsaların Gavsımız tarafından satın alındığının en büyük akli delilidir. Gündeme dahi getirilmesinden hicab edilmesi gereken bu konu maalesef kişisel arzular için gündeme getirilmiştir. Bunun üzerine Menzil’de toplanan 3 halifeden oluşan hakem heyeti tarafından, caminin batısındaki alanlarla ilgili olarak iddia sahiplerince ortaya atılmış “akd-i fasid” iddiası tetkik edilmiştir. Ve taraflar bir araya getirilerek beyanları dinlenmiştir. Soru: Şer’i Hakem Heyeti bu konuyu nasıl tetkik etmiştir? Onların bu konudaki kanaatleri nedir? Şer’i Hakem Heyeti dört kardeşin davetiyle köye gelmiş, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye durumu iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, Şer’i Hakem Heyeti başkanı Seyda Molla Nezir’in ısrarlı davetlerine kabul edilmesi zor bir şartla karşılık vermiştir. Koştuğu şart şudur: “Herkesin önünde olacak, camide olacak!” Hem hakem heyeti tarafından hem de kardeşleri tarafından “bu işin yeri cami değil” denilmesine rağmen şartında ısrar etmiştir. Bu ısrarın neticesinde fitnenin ortadan kaldırılması umuduyla camide hakem heyeti toplantısı yapılmıştır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Çekin, bırakın çeksinler” şeklinde görüntülere yansıyan telkinleriyle görüşme kayıt altında gerçeklemiş, haberlere konu olmuştur. Oluşan nahoş manzaraları bir kenara bırakırsak o toplantıda herkesin önünde hakemlere yetki verilmiştir, imzalar atılmıştır. Hakem heyeti taraflardan birer komisyon görevlendirmesini istemiştir. Komisyonlarla çalıştıktan sonra köydeki ihtilaf ve ittifak noktalarını bir liste olarak hazırlamıştır. Ve köyün batısındaki alanlarla ilgili olarak ortaya atılan “akd-i fasid” iddiasını tetkik etmeye karar vermiştir. Bununla ilgili bir “şer’i toplantı” tertip edilerek tüm taraflar toplantıya davet edilmiştir. Toplantıda tarafların beyanları alınmıştır. Tarafların hocaları, muhatapların bizzat kendisi ve şahitler dinlenmiştir. Toplantıda hakem heyeti ve taraflara; söz konusu harita, bedelleri gösteren tablo ve amcaların Nisan 2021’de müdürleri üzerinden ödemeyi aldığının dekontları sunulmuştur. Dekontları imzalayanların sözlü beyanlarına başvurulmuş ve bütün bunlar şahitlerin anlatımlarıyla tasdiklenmiştir. Meselenin aslında çok açık olduğu orada anlaşılmıştır. Aynı akşam hakem heyeti tarafların hocalarını dinlemiş; sorularına cevap vermiş, ilmi müzakereler yapılmıştır. O toplantıda hakem heyeti kanaatini net bir şekilde ifade etmiş, akdin geçerli olduğunu, yani arsanın Gavs hazretlerine ait olduğunu beyan etmiştir. Hocalara tarafsız şekilde hareket etmeleri, haktan yana tavır takınmaları ve tarafgirlik yapmamaları gerektiği hatırlatılmıştır. Yapılan uzun soru cevaplardan sonra “akdin fasid olduğunu savunanlar” dahil heyetin büyük çoğunluğu akdin geçerli olduğu kanaatine varmıştır. Bunların arasında daha önce “akd-i fasid hükmü” veren hocalar dahi vardır. Bu kanaatlerini sözlü olarak ikrar etmişlerdir. Hakem heyeti bu kanaatleri tutanak altına almak istediğinde ise hocalar “Biz sözlü olarak kanaatimizi söyleriz ama imza atmayız. Siz hükmünüzü verebilirsiniz.” demiştir. Lakin hakem heyeti mevcut fitne ortamından dolayı toplantıya iştirak eden tüm hocaların aynı kanaate varmasını ve bunun tutanak altına alınmasını istediği için ertesi gün devam etmek üzere toplantıyı bitirmiştir. Maalesef ertesi gün aldıkları talimatla çoğu toplantıya iştirak etmemiştir, gelen birkaç kişilik temsilci komisyonun artık toplantılara gelmeyeceğini ifade etmiştir. Bunun sebebi ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi temsil eden bir hocanın toplantının mahremiyetine yönelik yapılan yemini hiçe sayarak gidişat hakkında kendi mürşidine bilgi vermesidir. Bu da çalışmanın akamete uğramasına neden olmuştur. İstedikleri çıkmadıkça hakikate bile sırtına dönebilen bu yaklaşımla; herkesin huzurunda kendileri tarafından hakemlere verilen yetki kapalı kapılar ardında geri alınmıştır. Ve süreç maalesef daha karmaşık hale getirilmiştir. Peki neden böyle yapılmıştır? Yapılan hukuksuzluk ilmen tasdik edildiğinde düşecekleri durum oldukça vahim bir durumdur. Fakat iddia sahipleri kararın açıklanmasından önce süreçten çekilerek bu sorumluluktan kurtulmuş olduklarını zannetmişlerdir. Hatta yakın zamanda geçersiz olduğu tasdiklenen görüşlerinde ısrar ederek tüm varislerin bulunmadığı bir ortamda, vefat eden varislerin evlatlarının tamamından vekalet almadan, kendi aralarında kura çekerek sözde bir taksimat dahi yapmışlardır. Ve bunu sosyal medyada paylaşmışlardır. Hakem heyeti tarafından tasdiklenen akdin geçerli olduğu gerçeği Gavs hazretlerinin evlatlarına 1/6 oranında pay düşmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden haksız bir biçimde akdin fasid olduğu iddiasında ısrar edilerek bu pay resmi tapu değişiklikleriyle %50’nin üzerine çıkarılmaya çalışılmaktadır. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var. Kendi savundukları görüşe göre dahi yaptıkları caiz değildir. Kendi savundukları görüşe göre hakim hisse olsalar bile diğer mirasçıların rızası olmadan inşaat yapmak caiz değildir. Alimlerce kebair günah olarak nitelendirilmektedir. Bu durum hem inşaatı inatla sürdürenleri, hem göz yumanları, hem destek olanları vebal altına sokmaktadır. Ümmetin saf temiz duygularına hitap eden birtakım duygusal söylemlerle insanları günaha sokmak büyük bir sorumsuzluktur. “Ben büyüğüm, ben ne dersem o olur” tavrının bir devamı olarak âlimlerimize karşı söylenen “Sizi ilgilendirmeyen işlere burnunuzu soktunuz!” cümlesi, hukuk tanımazlığın geldiği seviyeyi açıkça göstermektedir. Hak, hukuk, hakikat kavramlarının tekelleşmesi söz konusu değildir. Eğer adalet ve doğruluk isteniyorsa, ilme ve ilim ehline müracaat etmek gerektiği de herkesçe malumdur. Adalet ve doğruluktan kaçınmak ise toplumda güven ve huzur ikliminin varlığını tehdit etmektedir. Soru: Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin evi hakkında bazı ithamlar gündeme getirilmektedir; evi neden ve nasıl oraya yapılıyor? Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Seyyid Mübarek Elhüseyni’nin halihazırda köyde evi yoktur. Rahmetli Gavs hazretlerinin evlatlarından evi olmayan tek kişi de odur. Çünkü evi şu an el konulmak istenen bayanlar çorbahane binası civarında idi. Proje kapsamında yıkılmıştır. Evini yapacağı yer Gavs hazretleri tarafından belirlenmiştir. Bu da Gavs hazretlerinin torunlarına ev yeri tayin ettiği zamanlara tekabül etmiştir. Misalen; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ve oğullarının evlerinin olduğu yerler Gavs hazretlerinin şahsi mülklerinden verilmiş ve Gavs hazretleri tarafından inşa ettirilmiştir. Bu da ailenin bir geleneğidir. Menzil’de mirasa konu olan ve ailenin kullandığı tüm evler Gavs hazretlerine aittir. Bunu tüm evlatları ikrar etmektedir. Gavs Hazretleri ahirete irtihal edince köydeki miras taksiminde evler bahsi açılmıştır. “Kuraya girmesin herkes kendi evinin sahibi olsun. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna birer ev, Seyyid Muhammed Masum Elhüseyni’nin iki oğluna birer ev verilmek suretiyle sulh olsun.” denilmiştir. Tüm kardeşler tarafından bu kabul edilmiştir. Eğer bu sulh kabul edilmiyorsa o zaman herkesin evinde her mirasçının hakkı vardır. Kendi evleriyle ilgili konuyu gündem etmeyip Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna yapılmakta olan iki evi sosyal medyada yaymak; halka açık meclislerde bu konuyu şaibeliymiş gibi lanse etmek bir mümine yakışmaz. Üstelik bu anlattıklarımızın en büyük şahidi bu söylemlerin sahibi olan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’dir. Bu şahitliği kendisine sorulduğunda inkar etmemiştir. İlk aylardaki beyanlarında bunlar yazılıdır. Bu şahitliğini kısaca anlatmak gerekirse: Kadınlar dergâhı için köyün batısındaki arsalar maliklerden Gavs hazretleri tarafından satın alınmıştır. Binalar da yıkılmıştır. Artık arsa Gavs hazretlerinin mülkü haline gelmiştir. O da diğer evlatlarına ve torunlarına yer verdiği gibi oğlu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve torununa şu an evin bulunduğu noktayı işaret ederek yer vermiştir. Kadın dergâhı projesinin Gavs hazretlerine gösterildiği gün Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni de odaya gelmiştir. Bunun üzerine projenin kendisine de gösterilmiştir. Proje incelendikten sonra Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri “Bak Saki, Seyyid Mübarek’e ‘Aşağıdan ne kadar alıyorsan al, ne kadar büyük bir ev yapacaksan yap.’ dedim. Ona kimse karışmasın.” buyurmuştur. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Ona kim karışır baba.” demiştir. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verdiği yeri defaten farklı meclislerde söylemiştir. Buna tüm aile şahittir. Bu konuda tüm aile ittifak halindedir. Buna Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bizzat şahit olmasına rağmen, taziyeden sonra kendisine gelen heyetler konuyu sorduğunda ikrar ve tasdik etmesine rağmen, bugün bu ithamlarda bulunmaktadır. Kendisi ve oğullarına Gavs hazretlerinin terekesinden verilen arsa miktarı Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verilenden daha fazla olmasına rağmen bu ithamlarda bulunmak kardeşlik hukukuna sığmaz. Bu ithamların amacı farklıdır. Yapılan usulsüz müdahaleleri ve şeriatsızlıkları gizleme çabasıdır. İyice bilinmelidir ki sürekli değişen slogan ve gerekçelerle yapılan hukuksuzluklara, insanların şahsiyetine ve haysiyetine; dahası ailelerin mahremiyetine dönük gerçekleşen çirkin saldırılara ortak olmak şöyle dursun, sessiz kalmak dahi Hak Teâlâ katında büyük vebaldir. Bu vebal “ümmetin malı”, “dede mirası”, “tapulu mülk”, “köyün ağası”, “ailenin büyüğü” gibi ifadeler öne sürülerek ortadan kaldırılamaz! Soru: Menzil’deki ihtilaflardan birisi de İlim Meclisi olarak yapılan, lakin ısrarla Taziye Evi olduğu savunulan mekanla ilgilidir. Bu mekan ne için inşaa edildi? Halihazırda ne olarak kullanılmaktadır? Özellikle tarihteki tekke – medrese tartışmalarını düşündüğümüz zaman Nakşibendiliğin Halidi kolu medrese ve tekkeyi; ilim ile ameli tek çatı altına toplamıştır. Halidilik geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Menzil’de de binden fazla talebe ilim tedris etmekte idi. Şimdiye dek buradan yüzlerce alim yetişmişti. Buradaki birikimin yaygın eğitime aktarılması, ziyarete gelen kişilerin namaz arası vakitlerinde de ilimle, sohbet ile meşgul olması için bir mekan hayal edildi. Bu hayal, köyün yeniden inşa projesinde vücut buldu. Rahmetli Gavsımızın görevlendirmesiyle 10 yıldır köyün yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, köy meydanını yeniden tasarlarken dükkanları tamamen kaldırmış, meydanın arka tarafında bir bedesten içine toplamıştı. Menzil’in irşadla, tövbeyle, ilimle, kitapla, sohbetle anılmasından mütevellit meydanında da ilim olması gerektiğini düşünmüştü. Bu yüzden meydana adıyla ve işleviyle bir İlim Meclisi kuruldu. Açıklamaların devamını videodan izleyebilirsiniz. #menzil #tasavvuf #tarikat

Menzil Yolu Teyit

176,110 次观看 • 1 年前

MENZİL'DE İHTİLAF NASIL BAŞLADI? Menzil, yarım asırdır gerçekleştirdiği ilim ve irşad hizmetleriyle gönüllerde yer edindi. Bu hizmetler Gavs-ı Cihan Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni (kuddise sırruhû) hazretlerinin sürekli üzerinde durduğu üzere; şer’i şerif, sünneti seniyye ve tasavvuf adaplarına uygun olarak yürütüldü. Gavs-ı Cihan (kuddise sirruhu) hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra ise Menzil, çeşitli itham ve tezviratlarla anılmaya başlandı. Özellikle ilim ve irşad mekanı olan dergahlarla ilgili çeşitli iddialar ve iftiralar ortaya atıldı. Bu mekanların şahsi miras yapılmak istendiği yalanı tekrar tekrar söylendi. Bugün tezviratlara karşı hakikatleri dile getirmek, dergahların durumunu izah etmek ve “Menzil’de İhtilaf Nasıl Başladı?” sorusuna cevap bulmak için bu açıklama zaruri hale gelmiştir. Bugün yaşadığımız üzücü hadiseler, ilmi rehber edinmeyen bir iradenin tezahürüdür. Yönetme hırsı nedeniyle yıllarca biriktirilmiş öfke, ilmin rehberliğini bir kenara itmiş ve ortaya hiç kimsenin anlayamadığı ve açıklayamadığı bir tablo çıkmıştır. Sadat-ı Kiram efendilerimiz 1971 yılında Menzil’e geliyorlar. Aradan geçen yarım asırlık süreçte irşad hizmetleri nasıl bir seyir izledi? İlk yıllarda Menzil’e küçük bir cami inşaa edilmişti. Elhüseyni ailesi, uzaktan-yakından gelen misafirlerine, kendi hanelerinin mutfağından ikramlar hazırlayarak sunuyorlardı. Ziyaretçilerin sayısı arttıkça çorbahane, fırın gibi mekanlar kuruldu. Bu yıllarda başka şehirlerde dergahlar yoktu. Sofilerin sayısı arttıkça sohbet ve Hatme-i Hacegan gibi tasavvuf amellerinin yapılacağı mekanlar ihtiyaç haline gelmişti. O yıllarda iletişim ve ulaşım imkanları kısıtlıydı. Dergahlarda ilim ehli kimselerin sayısı da oldukça azdı. Bu nedenle çeşitli sorunlar yaşanıyordu. - Bazı dergahlarda ilmî, amelî ve ahlâkî konulardan çok keşif ve keramet gibi konular konuşuluyordu. - Sahih kaynak niteliği taşımayan kitaplar kaynak olarak kullanılıyordu. - Mürşid-i kâmilin, belirli sınırlarda sofilere hizmet etmesi için vekalet verdiği bazı kimseler, bu vazifeyi bir makam olarak lanse ediyor ve sofileri istismar ediyordu. - Bazı dergahlardaki görevli vekiller, birbirleriyle çekişme içine girmişti. - Birtakım kimseler dergahları ve sofileri şahsi menfaat sağlamak amacıyla kullanıyordu. - Tüm bunlar “İlimsiz tasavvuf felakete götürür.” kelamının adeta birer tezahürüydü. Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri 25 Aralık 2000 tarihinde Avrupa’dan gelen vakıf görevlilerine bir sohbet yapmıştı. Sohbet bir mektup gibi yazılı hale getirildi. Akabinde Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri, mühür mahiyetinde isminin yazılı olduğu bu mektubu Avrupa’daki ilgililere göndermişti. Bu sohbetinde Gavs-ı Cihan hazretleri vakıfların kurulmasıyla ilgili şöyle buyurmuştu: “Biz baktık, gördük ki Avrupa’da da Türkiye’de olduğu gibi adaba riayetsizlik baş göstermiştir. Yarbay yaşlandığı için bunun önüne geçemedi, geçemezdi de. Bunun önüne geçmek için biz Seyyid Mübarek’i orada vakıf kurmakla görevlendirdik. Bundan gayemiz sadece Allah’ın ve Resulullah Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) rızasını kazanmaktır” Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri aynı sohbetinde vakıf sistemin işleyişini ve önemini şöyle tarif etmişti: "Bunun için biz bu vakfı kurduk, tüzük ve emirler nasıl ise öyle hareket edeceksiniz. Kur'an Allah'a, Resulüne ve ulul emre itaat edin diyor. Seyyid Mübarek bizim emrimizdedir. O da memurlar tayin ediyor, böylece teşkilatlar oluşturuyor. Emirler böyle dağıtılıyor. Mesela iki yüz-üç yüz vekil var. Ben bir anda onların hepsine birden ulaşamam. Onlara bu şekilde yetişiliyor, talimatlar dağıtılıyor. Biz bu vakfı ancak Allah rızası için emr-i bi’l-ma‘rûf nehy-i ani’l-münker için kurduk. Adab olmazsa nispet, fuyuzat olmaz. Bu dediklerimiz olmazsa biz de siz de perişan oluruz." Sonraki 10 yılda dergahlar, zahirde ve batında bu temeller üzerine bina edildi. Rahmetli Gavsımız “Vakfı kurdum.” demeden önce “İstişare ettim” buyurmuşlardı. Dolayısıyla ülkemizin dört bir yanındaki dergahlarda istişareyle hareket edecek; ilim ve irşad hizmetlerinin daha güzel yürütülmesi adına gayret sarf edecek heyetler kuruldu. Şeriat ve adab temelleri üstünde istişare ve gayret ile yükselen dergahlar, sahih bir tasavvuf anlayışının yerleşmesini sağladı. Hizmetlerdeki gayenin irşad olduğu bilincini kalplere yerleştirdi. 20 yıl boyunca titizlikle ve büyük gayretlerle tesis edilen sistem meyvelerini veriyordu. En güzel hizmetler Gavs-ı Cihan hazretlerinin irşadının son 10 yıllık bölümünde yapıldı. Rahmetli Gavsımız vakfın işleyişini nasıl tesis ediyordu? Vakfın başında kuruluşundan itibaren Gavs hazretlerinin evlatları bulunuyordu. Gavs hazretleri 30 yıllık irşadının son 20 yılında bu hizmetlerin yönetimini Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye emanet etmişti. Merhum Gavsımız mahdumu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’yi evvela Avrupa’daki vakıfların idaresinde vazifelendirmişti. Avrupa’daki bazı dergahlarda Türkiye’dekilere benzer bazı problemler görülüyordu. Sonraki yıllarda Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni bu durumu şöyle ifade edecekti: “Bir tren düşünün uçuruma gidiyor. İçinde binlerce insan var. Uçuruma gittiklerini de bilmiyorlar. Onları nasıl kurtarırsınız? Tek tek ikna etmeye vaktiniz yok. Bu durumda makas değiştirirseniz ve trendeki herkesi kurtarmış olursunuz. Ama onlar bunun farkında bile olmaz.” İşte yapılan tam olarak buydu. Rahmetli Gavs hazretlerinin ilim merkezli irşad hizmetleri Avrupa’da sağlam bir itikat temeline böylece oturmuştu. Bir süre sonra Rahmetli Gavsımız Türkiye’deki vakıf yönetimini de Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye bizzat görev olarak tevdi etti. Vakıf görevini babasından alan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni tüm Türkiye’yi defalarca il il gezdi. Her işini şeffaflık ve istişare üzerine bina etti. Amaçlar güzelce anlatıldı. Böylece insanların vakfa güveni tesis edildi. Büyük hizmetler de bu şekilde mümkün oldu. Rahmetli Gavs hazretlerinin bu hizmetler konusundaki kanaati nasıldı? Merhum Gavsımız vakıfların geldiği durumdan duydukları memnuniyeti şu sözlerle ifade etmişlerdi: “İlla niyetinizi Allah rızası için yapıp bizi de ortak edin. Bizim vakfımızdan çok razıyız, çok da iyi gidiyor. Ama tekrar çok dikkatli olmanız gerekir. Biz çok çalıştık vakfı bu hale getirdik. Sizin de dikkatli olmanız gerekir, üzerinde duracaksınız. Niyet edin, bizim vakfımız bozulmasın. Vakıf çok güzeldir, dünya-ahiret için de çok iyidir. Hem dünya için hem ahiret için.“ “Çalışmalarınızla bize ortak olacaksınız, siz de ortak edin. İkimizin de niyeti Allah rızası için olsun.” Bu sohbetinde Gavs hazretlerinin “bizim vakfımız bozulmasın.” buyurmasının hikmeti nedir? Vakfa zarar vermek isteyenler mi vardı? O gün Gavs-ı Cihan hazretlerinin sohbetini dinleyenler vakfın neyden ya da kimden korunması gerektiğini anlayamamıştı. Ancak zaman geçtikçe o cümleler çok daha iyi anlaşıldı. Aslında bu meselenin kökü eskilere dayanıyordu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, yönetimin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye verilmiş olmasından rahatsızlık duyuyor ve yönetimi ele almak istiyordu. Bunun için bir gün babasına giderek vakfın yönetiminin Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile beraber kendisine verilmesini istedi. Gavs-ı Cihan hazretleri sukut etti. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni’yi yanına çağırdı. “Seyyid Saki ile birlikte vakfın yönetimini istiyormuşsunuz.” deyince Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni kendisinin bu durumdan haberi olmadığını ifade etmiş ve “Seyyid Mübarek’ten başkası yapamaz” diyerek yönetimin aynı şekilde devam etmesi gerektiğini söylemiştir. Bunun üzerine Gavs-ı Cihan hazretleri “O zaman git bunu Seyyid Saki’ye de söyle.” diyerek cevabını iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin vakfın yönetimini almakla ilgili tüm çabaları ve ısrarları sonuçsuz kaldı. Vefattan sonra yaşanan gelişmelerden anlaşılan odur ki babasının bu kararlı duruşu karşında tek çaresinin vefat sonrası için hazırlıklar yapmak olduğuna kanaat getirmişti. Gavs Hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra neler yaşandı? Defin günü Menzil’de şahit olunan hadiselerin bugünle nasıl bir irtibatı var? Gavs hazretlerinin defninden sonra Menzil Külliye’sinde misafirlerin taziyeleri kabul edilmeye başlandı. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, öğle namazından önce bir emrivaki ile “Ben tövbe vermeye gidiyorum” diyerek taziye alanından ayrıldı. Gavs hazretlerinin halifesi olan kardeşlerinin de kendilerine verilen irşad vazifelerini ifa etmek istediklerini duyunca öfkelendi, camideki odaya geçti. Ardından kardeşlerini de çağırdı ve bir araya geldiler. Gerçekleşen konuşmada Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Burada tövbe vermeyin, bir müddet tövbe vermeyin.” diyerek kardeşlerinin irşad hakları üzerinde tasarrufta bulunmaya, onları engellemeye çalıştı. Bunda muvaffak olamayınca da“Ben her yerde sizden ayrılacağım.” dedi. Aynı görüşmede “Her şey babamındır.” diyerek kardeşlerinin tavırlarını öğrenmeye çalışıyordu. Kardeşleri “Şahsi bir şeyimiz yok, her şey babamızındır.” deyince detaya girmeye başladı. Bu detaylar üzerine Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni;“Bu konularda İslam hukuku ne diyorsa o olur.” diyerek daha ilk gün İslâm hukukunu işaret etmişti. Camide yapılan görüşme Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin istediği gibi gitmeyince öğle namazından sonra herkesçe malum olan o açıklamayı yapmak durumunda kaldı. Bunu bizzat yapıyor olması odadaki tavrına ters düşse de dışarıdan bakıldığında mutedil bir imaj oluşturmaktaydı. Bu mutedil görüntüden dolayı sofilerin kendisine teveccüh göstermesi pek de gerçekçi olmayan bir algının oluşmasına sebep oldu. Bir anlamda güç zehirlenmesi olarak tarif edilebilecek bu algı; tüm sofilerin her yapılan, her söylenen şeyde arkasında duracağını düşündürmüş olmalıydı. Ki, hemen ertesi gün sert söylem ve eylemler başladı. Daha önce yapılan hazırlıklar bir bir uygulanmaya başladı. Alınan koşulsuz biatlar da buna yardımcı oldu. Gavs hazretleri hayattayken ne türden hazırlıklar yapılmıştı? Bunlar nasıl hayata geçirildi? Kuşkusuz yapılan en büyük hazırlık Semerkand’ın yerine ikame edilecek yeni bir vakfın kurulmasıydı. Bu yeni vakfın ismi, Gavs-ı Cihan hazretlerinin ahirete irtihalinden 13 ay önce tescil edilmişti. İlan tarihi ve yöntemi ise defin günü oluşan algının bir tezahürüydü. Definden 1 gün sonra, Menzil ile zahiren herhangi bir ilgisi bulunmayan Ahmet Mahmut Ünlü, bu yeni vakfı sosyal medya hesabından ilan etti. İlanda bu kadar hızlı davranılması hazırlıkların daha hızlı şekilde uygulanmasını da sağlayacaktı. Gavs hazretlerinin toprağı kurumadan, yeni vakfın whatsapp grupları kuruldu. Daha ilk günlerde tüm il başkanları ilan edildi. Birkaç ay içerisinde yapılamayacak işler günler içinde yapıldı. Öyle ki “Biz zaten aylar öncesinde rabıtamızı Seyyid Saki’ye oturtmuştuk.” söylemleri dahi dile getirilir olmuştu. Ayrılıkçı sert söylemler insanlara nasıl anlatıldı? Mürşidi ahirete irtihal etmiş, gönlü yaralı sofiler adeta bir cendereye alındı. “Tasarruf ancak yaşayan mürşittedir, mürşide tam teslimiyet şarttır.” gibi tasavvufi söylemler insanların kalbi huzursuzluklarını bastırmak amacıyla kullanıldı. Öte yandan yeni mürşide koşulsuz bağlılığı güçlendirmek ve yapılan şeriatsızlıkları örtbas etmek için İslam akidesiyle bağdaşmayacak söylemler ortaya atıldı. “Bu Seyyid Saki’nin elinden tutan Allah’ın elini tutmuştur!” “Bu zat Allah’ın izniyle Efendimiz Aleyhisselam’ın himayesinde çalışıyor!” Önce anayasamız dedikleri 10 madde ilan edildi. Bu maddelerle Gavs-ı Cihan hazretlerinin irşad dönemi kıyasıya eleştiriliyor, yeni vakıfla bu hatalardan dönüleceği iddia ediliyordu. Aynı metinde “Şu on yıldır yolumuzun adaplarından çok uzaklaşıldığını gördük. Gavs hazretleri üzülmesin diye sustuk.” diyorlardı. Oysa bu, gerçekle tamamen tezattı. Gerçeği bilmeyenlerin, mürşidlerine güvenmekten başka seçeneği bulunmuyordu. Nitekim bu ayrılık tasavvuf adaplarına kadar uzandı. Daha ilk günlerde kendi müntesiplerine Nakşibendi tarikatının diğer kollarının hatmelerine girmelerini de yasakladılar. Hemen ardından ise sofilerin yıllarca hizmet ettiği kurumlarla bağlarının kalmadığını ilan ettiler. Vakıftan yüz çevirdikleri halde neden ve nasıl vakıf çatısı altındaki varlıklar üzerinde hak iddia ettiler? Dile getirilen söylemlerden en serti hatta en acısı şu ifadeler olmuştur: “Gavs hazretleri öldü, vakfı onunla birlikte gömüldü.” Bu sözler kendini bilmez biri tarafından haddini aşarak söylenmiş olsa üzerinde durmaya gerek olmazdı. Fakat maalesef bu sözler Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin yaklaşımının bir tezahürü idi. Benzer bir cümle bizzat kendisi tarafından Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye söylenmiştir. Geçmişi eleştiren, yanlış bulan, alakamız yoktur diye ilanlarda bulunan bu anlayış; ne hikmetse reddettikleri kurumların mülklerinin kendilerine ait olduğunu iddia ediyordu. “Kurumlarla alakamız yoktur, ama mülkleriyle alakamız vardır.” gibi trajik bir durum ortaya çıkıyordu. İlk günkü söylemleriyle bugünkü durumları arasındaki zıtlık insanlarda nasıl karşılık buluyor? “Bu dergah artık Serhendi Vakfı’na bağlandı. Dergahımızda artık kitap, dergi, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmetleri gibi hiçbir çalışma olmayacaktır. O yüzden sizi bu dergaha alamayız çünkü siz bunları yapıyorsunuz.” denilerek Semerkand gönüllüsü insanlar, yıllardır müdavimi oldukları dergahlardan atıldı. Kitaplar dergahlardan çıkarıldı; kimi yerde çöpe atıldı, kimi yerde kitap toptancılarına ve geri dönüşüm firmalarına yok pahasına satılmaya çalışıldı. Dergahlardaki tefrişata, ürünlere, değerlere el konuldu. Akabinde yaşananlar ise bu tutarsız duruşu gözler önüne sermiştir. Daha düne kadar reddedilen ne kadar hizmet varsa birer birer kopyalanarak aynısı yapılmaya başlandı; farklı isimlerle oluşturulan markalarla dergi, kitap, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmeti ve daha sayılabilecek ne varsa aynıyla taklit edildi. Neticede ibretlik bir söylem-eylem tutarsızlığı ortaya çıkmış oldu. Yapılanlar sadece tefrişat, ürün ve değerlere el koymakla kalmadı. Tüm mekanlara, mümkün olan herhangi bir yolla el konulmaya çalışıldı. Bunun için kalp kırmaktan, kaba kuvvet kullanmaktan dahi geri durulmadı. Sonucunda ise -kendi ifadeleriyle- kiralık dergahların %90’ını, mülk olan dergahların %60’ını zapt ettiler. Örneğin Gavs-ı Cihan hazretlerinin sağlığında Adana’da 70’ten fazla dergah bulunuyordu. Gavs hazretlerinin vefatından sonra bu dergahların biri hariç hepsine el koydular. Kendilerinden olmayan sofilere sadece bir dergahın kalmasına dahi tahammül edemediler. Bu propagandayla merhum Gavs hazretlerini ve vakfını töhmet altına sokmaya çalışanların el koydukları bazı mülkleri satıyor olmaları ise oldukça manidardır. Örneğin Avrupa’da ilim ve irşad mekanlarına ihtiyaç çok daha fazla iken, yıllarca dergah olarak kullanılan Avrupa’daki “Ulm dergahı”, kendileri tarafından yakın zamanda satılmıştır. Aynı şekilde Gaziantep’teki derneğe ait gayrimenkul de satışa çıkarılmıştır. Bütün bunlar göstermektedir ki, mesele bir hassasiyet meselesi değildir. Hasılı öne sürdükleri tüm argümanlar, insanların akıllarını ve duygularını manipüle etmek ve böylece mülkleri ele geçirmek için ifade edilen sloganlardan ibarettir. Bazı yerler ve konularla ilgili dava açılarak mahkeme sürecinin başlatıldığını görüyoruz. Açılan bu davalar bize ne anlatıyor? Dergahların durumlarıyla ilgili ortaya çıkan bir ihtilafın aslında İslam hukukuna göre çözüme kavuşturulması gerekir. Ancak süreç maalesef; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Şeriata göre olursa şeriatla; olmazsa devletin kanunlarına göre; onunla da olmazsa orman kanunlarıyla… Mutlaka hakkım olanı alacağım.” söylemine paralel şekilde ilerlemiştir. Üstelik hakkı olduğunu söylediği şeyin sınırlarını kendisinden başkası da bilmemektedir. Bugüne kadar Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ve Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, sürecin daha kötü noktalara gitmemesi adına sükût etmişler, sofilerine de sabrı ve sükûtu tavsiye etmişlerdir. Onların birlik-beraberliği ve Gavs hazretlerinin meşrebini muhafaza etmek için ortaya koydukları bu çaba, her seferinde tam zıddı bir tutumla karşılık bulmuştur. Hukuki bir zemine yaslanmayan meselelerle ilgili hukuk önünde hak aramaya kalkışmaları net bir zarar verme çabasından ibarettir. “Bana yar olmayan kimseye olmasın”yaklaşımı onları sonunda bu hale getirmiştir. Öyle ki Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin oğlu Seyyid Yakup Elhüseyni babasından naklen Avrupa’daki dergahların Semerkand’da kalacağına gayrimüslimlerin resmi kurumlarına kalmasının daha iyi olacağını söylemekten imtina etmemiştir. Bu dergahlar kime aittir? Şahsi miras yapılıp satılmak isteniyor denmesinin nedeni nedir? İlk olarak bilinmesi gerekir ki bugüne kadar Elhüseyni ailesinin hiçbir ferdinin dergahların mülkiyetiyle ilgili bir gündemi olmamıştır. Doğal olarak hiçbir sofinin de bu konuyla ilgili bir gündemi yoktu. Herkes kardeşçe bu yapıları kullanıyor, ilim ve irşad hizmetleri tek gündem olma vasfını koruyordu. Bu konuyla ilgili ihtilaf Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin dergahların yönetimini kendi uhdesine alma girişimleri ile ortaya çıkmıştır. Sürecin başında kendisine gösterilen teveccüh bunun kolay bir şekilde yapılacağı gibi bir vehme kapılmasına neden olmuştur. Dolayısıyla bu mülkler ile ilgili ilk günlerde ifade ettiği ile bugün dile getirilen “ümmetin malı” söylemi arasında ciddi tezatlar bulunmaktadır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin defin günü kardeşleriyle yaptığı görüşmede“Her şey babamın!”demiştir. İlerleyen süreçte görevlendirilen hoca heyeti kendisine bu mülklerin durumu hakkında görüşünü sorduklarında verdiği cevap şu şekildedir:“Vakıf, şirket, dernek ne varsa miras malıdır. Ne yapılmışsa Gavs-ı Sani adına yapılmıştır.” Kendileri tarafından paylaşılan uzun görüşme kaydındaki bu ifadeler “ümmetin malı” söylemiyle taban tabana zıttır. Bu da “ümmetin malı”söylemini bir aparat olarak kullandıklarını gözler önüne sermektedir. Neticede “Bunlar ümmetin malı, biz de ümmet malının koruyucularıyız. Dolayısıyla buralar bizimdir.”gibi garip yaklaşımla hareket etmektedirler. Bu usulsüz söylem ve yöntemlerle insanların dini duyguları istismar edilmiştir. Bu dergâha gönül veren masum insanları kendi görüşlerinin fedaisi olması için açıkça yanlı ve yanlış yönlendirmişlerdir. Sofilerin akılları karıştırılmış, omuzlarına ağır bir yük yüklenmiş, gönülleri bulandırılmıştır. Yine aynı beyanlarda Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin konumuyla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır. “Gavs hazretleri zamanında tek yetkili Seyyid Mübarek’ti. Şimdi kayyum olarak orada bulunuyor. Bizim tek muhatabımız Seyyid Mübarek’tir. Çünkü her şeyi o biliyor ve her şey ondaydı. Bizi ikna edip hakkaniyetli bir şekilde paylaştırması lazım. Biz sorumlu olmuyoruz, tek sorumlu Seyyid Mübarek’tir.” Lakin başlarda kabul ettiği bu yetkiyi, çok kısa süre sonra inkar etti. Bahsettiği hakkaniyetli yaklaşımı göstermesine fırsat tanımadı. Kendi söylediklerini reddederek meseleyi daha karmaşık hale getirdi. Anlaşılan o ki, mesele hakikatin tecelli etmesi değil. Zaman içerisinde değişen söylemler, başvurulan yöntemler ve gelinen nokta bunu açıkça göstermektedir. Öyleyse mesele tam olarak nedir? Sürecin başından beri asıl niyet “her yolu mübah gören bir anlayışla” irşad mekanı olan dergahları ve bunlara bağlı olan kurumları ele geçirmektir. Çoğunda sağlanan bu hakimiyete rağmen kalanlarla ilgili de çirkin yöntemler izlenmiştir. Gavs hazretlerinin hizmetlerini Semerkand çatısı altında devam ettiren evlatları ile ilgili yalanlar, iftiralar ve karalama kampanyaları başlatılmıştır. “Ümmetin malını miras yaptınız.” gibi sloganlar ve basına manşet sipariş edercesine ağır ithamlar kullanılmıştır. Elhüseyni ailesinin fertleri bu ithamları net bir şekilde reddetmesine rağmen bu yalanlar tekrar tekrar gündeme getirilmiştir. Meselenin en dikkate şayan kısmı ise iki vakfın senedinin karşılaştırılmasında ortaya çıkmaktadır. Serhendi Vakfı’nın vakıf senedinde, vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde üzerindeki varlıkların Halidimünevver şirketine devrolacağı yer alıyordu. Bahse konu şirketin ortakları ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin 3 erkek evladıydı. Bu maddenin ortaya çıkmasına müteakip gelen tepkiler üzerine senette değişiklik yapıldığı ifade edildiyse de Serhendi Vakfı tarafından kurumsal bir beyanat yapılmış değildir. Semerkand Vakfı’nın vakıf senedinde ise vakfın sona ermesi durumunda varlıkların aynı amaçla hizmet eden başka bir STK’ya devredileceği belirtilmiştir. Vakıf senetleri üzerinden yapılacak bir inceleme bile şahsi miras derdinde olan tarafın hangisi olduğunu göstermeye yetecektir. Atılan iftiraların tam tersinin vuku bulmuş olması ise ibretliktir. Gavs hazretlerinden günümüze intikal eden dergahlara baktığımızda nasıl bir tablo görüyoruz? Kendilerinin ifade ettiği üzere kiralık yerlerin tamamına yakını, mülk olan dergahların ise yarısından fazlası Serhendi’nin elindedir. Geriye kalan az sayıdaki dergahta Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ve Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini sürdürmeye çalışmıştır. Ellerinde kalan az sayıdaki mekanlar sofilere yetmediğinden iki yıllık süreçte, çoğu kiralık olan, yeni dergahlar açılmıştır. Bunların toplam sayısı 1500’den fazladır. Serhendi’nin yeni dergah açmaya ihtiyaç duymadığı gibi kiralık olan dergahların bazılarını kapattığı da bilinmektedir. Hal böyle olunca bir tarafın ihtiyacından fazlasını aldığı, bir tarafın ise ihtiyaca rağmen mağdur edildiği aşikardır. Buna rağmen ele geçiremedikleri dergahlarla ilgili agresif tutumlarının hiçbir izahı olamaz. İlim ve irşad mekanı olan dergahların şer’i durumunun iki yıldır neticelenmemesinin sebebi nedir? İki yıllık süre zarfında meselenin olması gerektiği gibi İslam hukukuna göre çözülmesi için birçok yol denenmiştir. İlk olarak üç mürşidi temsilen birer molla görevlendirilmiş, konu görevli mollalar tarafından detaylıca tetkik edilmiş ve yaklaşık bir aylık çalışmanın ardından netice taraflara ilan edilmişti. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, kendi görevlendirdiği molla dahil hepsinin imzaladığı bu çalışmayı kabul etmedi. Esah görüşe göre ve ittifakla varılan netice yerine tarafları olan bir meselede kendi içtihadıyla hareket edeceğini ilan etti. Bu durum ihtilafların fitneye dönüşmeden çözüleceğine dair umutları boşa çıkarmıştır. Sürecin başında Elhüseyni ailesi arasında farklı zamanlarda çeşitli görüşmeler yapılmıştır. Maalesef Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bu görüşmelerde yapıcı bir tutumdan uzak bir yaklaşım sergileyerek ihtilaflı meselelerin daha karmaşık hale gelmesine sebebiyet vermiştir. Sürecin devamında ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni görüşme taleplerini dahi karşılıksız bırakmıştır. Akamete uğratılan bir diğer çözüm çabası da Gavs-ı Cihan hazretlerinin en yaşlı halifesi olan Seyda Molla Abdurrahman’ın hakemliğine başvurulmasıdır. Seyda’nın medresesinde gerçekleştirilen görüşmelerin başlarında Serhendi heyeti çeşitli bahaneler öne sürerek görüşmelerden çekilmiştir. Son olarak Gavs-ı Cihan hazretlerinin üç halifesinin hakemliğine başvurulmuş, kendilerine imzalı yetki verilmiştir. Büyüklerimiz, heyete her fırsatta “Siz bu konuda tam yetkili bir heyetsiniz. Kur’an-ı Kerim ve sünneti seniyye ölçüsünde ne gerekiyorsa onu yapınız.” demişlerdi. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, heyetin çalışmalarının gidişatından kaygılandığı için hakem heyetine yönelik sert söylemler ve ithamlarla birlikte herkesin önünde verdiği yetkiyi özel bir görüşmede geri almıştır. Bu nedenle hakem heyeti meseleyi çözüme kavuşturamadan köyden ayrılmak durumunda kalmıştır. Böylece tüm sofileri fitnenin son bulacağına dair umutlandıran, Menzil’e yakışır şekilde sorunların İslam hukukuna göre çözüleceği bir süreç daha akamete uğratılmıştır. Bugün hala saf bir niyetle, karlı-zararlı çıkma kaygısından uzaklaşarak İslam hukukuna başvurulsa ve hükme rıza gösterilse mesele kolayca çözülecektir. İki yıldır süren bir ihtilaf tüm çabalara rağmen çözülemiyorsa, taraflardan birinin çözüm istemediğini anlamak zor olmasa gerektir. Büyüklerimiz bu fitnenin ortadan kaldırılması için aynı çağrıyı tekrar tekrar yapmaktadır. Menzil’e yakışan ilim ve irşad hizmetleriyle anılmaktır. Büyüklerimiz müslümanların bunca sıkıntısı varken bu sıkıntılara derman olmak için çalışmak yerine yeni sıkıntıların odağı haline gelmekten hicab duymaktadırlar. Bu konuda sorumluluğu olan herkesin safi niyetle elinden gelen gayreti göstermesini talep etmektedirler. Allah Teâlâ’dan niyazımız bu fitnenin tez zamanda ortadan kalkmasıdır. Bu da meselenin İslâm hukuku temelinde ele alınmasıyla mümkündür. Zira ömrü ilim ve irşad hizmetleriyle geçmiş büyük bir zat olan Rahmetli Gavs hazretlerine ve onun evlatlarına yakışan da budur. #menzil #tarikat #tasavvuf

Menzil Yolu Teyit

92,580 次观看 • 11 个月前

Ege şivesiyle Bedirhan Gökçe den O’MA MI HOCAM!!! Sorulam va benim, ahvale matuf Gızma bu ozana…oma mı hocam! nehy-i anil münker, emr-i bil maruf Bu da benden sana…oma mı hocam! ... Tamam göstert yolu, köre, caniye Tutuvu elinden götü camiye Ahlak ilazım da puşta, zaniye Milleti düzene oma mı hocam! ... Sivaptır elinden dutmak düşenin Elbet günahı va haşne fişnenin Mut’a nikahıynan bi namahremin Goynunda sızana oma mı hocam! … Allah için gonuş,hincik di bana Çamak haram diyon, yonan doyana Yahu tebliğ yok mu devlet soyana? Haramda yüzene oma mı hocam! ... “Münkeri gördün mü düzelt elinnen Gücün yetmeyosa, uyar dilinnen Töbosun deyive, buğzet gönünnen” Dimesem bize ne oma mı hocam! ... En böyük cihat Hak yanında durmak Kim olusa osun Hakkı duyurmak Cihat oluyo ya mazluma vurmak? Bu zalım düzene oma mı hocam! ... Adalet omazsa olu mu dirlik? Bu nasıl bir birlik ve beraberlik? Niden hep fakirin bocu askerlik? Şu gezip tozana oma mı hocam! … Zengine saadet, bize ibadet Annayamadık bu nasıl adalet? Yitime, ösüze va da şehadet Paraynan azana oma mı hocam! … Ben gezme dimiyom ki çaşı çaşı Mazlum iniltisi buluken arşı Hakkı savun zalım Sultana kaşı Efelik ezene oma mı hocam! … Yitese imanın, yitese yürek Akıntıya kaşı çekive kürek Hemen garibana mı iman gerek Sarayda gezene oma mı hocam! ... Hoca didiğin gul olu mu kula? Sata mı dinini paraya pula? Eyi, sabır diyon yaya, yosula Gonvoyu dizene oma mı hocam! … Yıldıramamış dört imamı zulüm Eşşeğe yük gari, izzetsiz ilim Diyon ya sonunda ölüm va ölüm Okuyup yazana oma mı hocam! (Yosa bu hocala, ölme mi hocam!) İbrahim Sayar #Allah #Muhammed #mazlum #şiir #tasavvuf #islam #müslüman #adalet #insan #iman #kuran #dünya #ahiret #türkiye #mevlana #yunus #ölüm #hayat #sevgi #aşk #spor #futbol #derbi #fenerbahçe #galatasaray #dua #zulüm #chp #ekreminamoglu #KHK #öneçıkar #takipçi #hayvan #diyanet #cübbeli

ibrahim sayar

13,567 次观看 • 9 个月前

MANİPÜLASYON KRALI CÜBBELİ’YE Hiçbir zaman öne çıkmamış, hep arkalarda durmuş... Tefsir yazımında seninle bulunmuş ama adı anılmamış… Gösterişsiz, iddiasız, beklentisiz… 60 yıldır tekkenin en ağır hizmetlerini sessizce üstlenmiş bir zât… 10 yılı aşkın süre mürşidine bizzat imamlık etmiş… Seleflerinin gözbebeği, mahviyetin yaşayan timsali… Şeriatta istikamet sahibi, tertemiz geçmişli, hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir zât… Böyle bir muhterem zâta, Hasan Efendi hazretlerimiz tarafından irşad görevi tevdi ediliyor. O' da –zarureten– kabul ediyor. Zira irşad vazifesi, kabulü ve izharı vacip bir emanettir. Mahviyet ehli için bu bir sevinç değil, yük ve sorumluluktur. Azıcık tasavvuftan nasibi olan bilir ki: “Bana vazife verildi.” demek, “Ben Allah dostuyum.” demek değildir. Allah dostları böyle bir sözü ne söylemiştir, ne de söylerler. İşte Mahmud Efendi Hazretleri… Defalarca “Vekâlet bize verildi.” buyurmuştur. Ama bir kez “Ben evliyayım.” dememiştir. Çünkü bu yükü sessizce taşıyanlar dosttur Allah’a. İmam Rabbânî, melâmet perdesine sığınarak vazifeyi gizlemeye çalışan halifesine şöyle ikaz eder: “İrşad görevi verildiyse, izhar vaciptir. Vazifeni yapacaksın.” Bu, “Çık millete ben evliyayım de.” demek değildir. Bilakis emaneti gizlememektir. Zaten bu yolda “Her mü’mini kendinden üstün bil” düsturu esastır. İşte tam da bu noktada çıkıyorsun sahneye, ey müfterî! Şeyhimiz, bu ağır vazifeyi üstlenirken “Estağfirullah, bu işe lâyık değiliz.” diyor. Aynı konuşmada “Elhamdülillah” dedi diye bunu övünmek sayıyorsun. Hem iftira ediyorsun hem de tasavvufu istismar etmeyenleri tasavvuf bilmemekle itham ediyorsun. Bilmiyorsan öğren! Günah ve kusurdan sonra istiğfar edilir. Ama bir hayırdan sonra “Ben yapmadım, Rabbim yaptı” demek için hamd edilir. Hamd, istiğfardan daha üst derecede bir mahviyet ifadesidir. Okumadıysan oku! “Hamdolsun bizi buna eriştiren Allah’a. Eğer O bize doğru yolu göstermeseydi, biz bu yolu bulamazdık. Gerçekten de Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişlerdi.” (el-A’râf, 7/43) Hamd kendinden bilmek değil, Allahtan bilmektir. Evet doğrudur: Kürsülerde uydurma rüyalar anlatıp, kendini Allah dostu gibi pazarlayan kim varsa kezzaptır. Ama bunu tek yapabilen bahtsız sensin! Sen milyonların önünde Efendi Hazretlerimize yeminle iftira ettin. Sonra yine milyonlar önünde “Ben öyle demedim.” diyerek kendi yeminini yalanladın. Yalancılığa takla attırdın. Artık yalnızca bir müfterî değil, kezzapların kutbusun! Duymadıysan duy! Hazret Mevlânâ’nın halifesi Şeyh Selahaddin Zerkûb’a da senin gibiler iftira ettiler. “Cahil, esnaf, sıradan biri” dediler. Ama onun cevabı ne oldu: “Hor görülebilirim ama güneş gibi nurların ta kendisiyim. Özüm bademde gizli, kabuğum onlara tuzak. Allah canımı canana eş etti ama beni gizledi. Padişah saraya çağırdıktan sonra neden kapıda bekleyeyim? Beni tanısalardı, bu iftiraları etmezlerdi. Onlar Allah’ın has kuluna çifte atmaya kalkan eşeklerdir.” Devamında: “Mevlânâ beni herkesten üstün tuttu da bu yüzden inciniyorlar. Ben sadece bir aynayım; o, kendi yüzünü bende görüyor. O, kendi güzelliğine âşık; ben görünmeyenim.” (Sultan Veled – İbtidânâme) Şeyhimizin hamdine biz de hamd katılalım: “Yâ Rabbi, biz bu nimeti hak etmezdik. Sözde derviş, özde sefil kimselerdik. Sen bizi utandırmadın, bu kapıyı üzerimize kapatmadın. Övgüye lâyık hiçbir yanımız yoktu. Ama Sen yine de lütfettin. Elhamdülillah!” Hâlâ anlamadıysan bari anlamadığını anla! Bak mevlana hazretleri ne diyor; “–Anlayışlı adam hasretiyle öleceğim!..”

Muhittin ÖDEMİŞ

24,616 次观看 • 1 年前

Gerçekten soruyorum hiç mi izlemiyorsunuz bu yazılanları. #BTC 126 bin iken 88–80k düşüşünü söylersin… Olur mu? Olur. 📌 15 Kasım"da #Bitcoin’de formasyonu çizersin ve şunu videona eklersin: “Bunu çok yakında herkes çizecek not alın dersin. Oda yetmez 1.5/2 aydır her canlı yayında her #youtube videomda bu durumu anlatırsın!” 📌 1 Aralık"tarihinde ufak ufak anlattığım formasyonu bu işi yapan herkes yerli yabancı aynı bu çizgileri çizmeye başlar. Sonra sende ben denedim diye bir twit atarsın! Buraya kadar her şey normal. 📌 18 Aralık seninle neredeyse 1 yıldır aynı kanalda olan bir abimiz su msji atar. Bu işi yapmanın anlamı olamadığını o gün bir kez daha anlarsın. Gelen mesaj! “Hocam #btc de 63k konuşuluyor, ne dersin?” İşte tam burada bazen susmak gerekir. 15 Kasım'da olmadan olacakları anlat. 5 yıldır hiç işlem almayan yatırım nedir bilmeyen adama bile kaybetmeden yolu anlat. 1.5 aydır dikkatli olun yakında herkes 70 ( 60 k konuşacak diye video çek. Dün gece sabah 5"kadar canlı yayın yap! Sonuç hocam şu #fenomen böyle diyor! Ne diyor abi??? #BTC de 63 k diyor sen ne diyorsun diye msj gelsin. Kendi adıma yalan yok bir an ne diyeceğimi bilemedim. Sadece yorulduğumu fark ettim. Bazen hayal satmak gerektiğine bir kez daha beni inandırdınız. Bugün bir şeyi daha net öğrendim: Bu ülkede bilgi hiçbir işe yaramıyor! Lafı güzar bir cümle değil gerçek... Eğer takipçi sayın azsa. Yatırımcı gözünde sen hiç bir şey bilmiyorsun. Hayır takipçisi çok olan kim varsa tüm Türkiye mal kitledi bunu da siz bilmiyor sunuz ... Bazen şunu söylemek gerek, Bırak zarar etsin! Herkes kendi kararını versin belki bu şekilde değer bilirler diyorum. Bazen kendi kendime bırak ne uğraşıyorsun diyorum. Bazen diyorum ki: “Bu kadar bilgisiz, bu kadar ilgisiz bir kitle varken benim burada ne işim var diyorum?” Son sözüm şu: Siz gerçekten kaybetmeyi hak ediyorsunuz. 📉 BTC 2021’de 69k’da “15.800 gelir” dediğimde 15 bin takipçi gitmişti. 😂 Sorun değil. Gidin hayal satanları takip edin diyesim geliyor. Yoruyor bu piyasa paranızı bu adamlara vermek nasıl hoşunuza gidiyor ne aklım ne de fikrim almıyor.

Win Win Trade

13,486 次观看 • 8 个月前

YALAN VE İTHAMLARDAN MEDET UMMAK... Mümine yakışan, zanla değil, bilgiyle; öfkeyle değil, adaletle konuşmaktır. Bunun aksi yönde hareket edenler; İslam’ın vakarına, yüzlerce yıllık tasavvuf adabına ve ehl-i hakkın itimatla örülmüş meşrebine gölge düşürmektedir. “İnsanlar ilk söylenene inanır. Yalan da olsa ilk söylenene inanılır!” gibi çıkarcı bir yaklaşım ve “Her dedikodu yüzde yüz yalan değildir.” diyerek dedikoduyu bilgi kaynağı olarak konumlandırmak, kendi fikrini kabul ettirmek için her yolu mübah gören bir zihniyetin tezahürüdür. Kamuoyu iki yıllık süreçte bu zihniyetin yüzlerce hezeyanına maruz kalmıştır. Bazen gülünç benzerlikler kurarak büyük ithamlarda bulunmaktan geri durulmamıştır. Örneğin; hayri hizmetlerin yöntemleriyle ilgili bir bilgilendirme dosyası bile kaplama renginden dolayı; Yezidilerin “kara kitabı” ile özdeşleştirilip “Bunlar Yezidi gibi olmuş!” benzeri tuhaf söylemler dile getirilmiştir. Bu gibi örnekler iddialarının aslında ne kadar sığ ve temelsiz olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu sığ yaklaşım bazen Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin evlatlarını, dünyanın en zalim insanlarından biriyle kıyaslayıp “onlar şeriatı ağızlarına alamazlar” şeklinde hezeyanlara dönüşebilmektedir. Bu yaklaşımın sadece evlatlarına değil, evlatlarının yetişmesinde çok titiz davranan ve özel gayret sarf eden zâtın kendisine de dil uzatma anlamına geldiği aşikardır. Bu durum onu seven yüzbinlerce mümin gönlü mahsun etmektedir. Bir diğer hezeyan ise Semerkand’ın, devletine ve milletine kastetmiş bir örgütten daha beter olduğunun ifade edilmesidir. Bütün kardeş kuruluşlarıyla ve gönüllüleriyle devletin ve milletin her daim yanında yer almış; tüm kritik süreçlerde tavrını net bir biçimde ortaya koymuş olan Semerkand ailesine böyle bir iftira atmak vicdana ve adalete sığmamaktadır. Zira bu duruş merhum Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin bizzat kendi duruşudur. Söz konusu izansız söylemler; Semerkand ve kardeş kuruluşlarının hizmetlerini yakinen gören, istifade eden kamuoyunda karşılık bulmamaktadır. Benzer bir tavırla defin ve taziye için yapılan hazırlıklara da akla ziyan yakıştırmalar yapılmıştır. Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni kuddise sırruhû hazretlerinin sağlığında bütün işleriyle bizzat ilgilenmesini istediği mahdumu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, O’nun teçhiz ve taziye süreciyle de bizzat ilgilenmişti. Zaten rahmetli Gavsımızın (kuddise sirruhu), ahirete irtihalinden önce en küçük detayları dahi düşünerek hazırladığı; gasil, tekfin ve defin sırasında kullanılması gereken eşyalar, Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’deydi. Doktorlar kendisine babasının durumunun ağırlaştığını bildirdiğinde ağır bir sorumluluk ortaya çıkmıştı. Bu sorumluluk bilinciyle “Gavs hazretleri çok titizdir, çok düzenlidir. Her şeyin ona yakışır şekilde olması gerekir. Bağrımıza taş basarak bu hazırlıkları yapmalıyız.” diyerek kapsamlı bir çalışma yaptırdı. Söz konusu hazırlıklardan aile fertleri ve ilgili kişiler haberdar edildi. Yapılan çalışmalar sayesinde defin günü ve sonrasında yüzbinlerce insan aynı anda Menzil’de taziyeye iştirak etmesine rağmen -elhamdulillah- herhangi bir izdiham ve olumsuz durum yaşanmamıştır. Fakat ne yazık ki bu hazırlıklar bir takım evham ve dedikodular itibara alınarak yanlış bir zemine çekilmiş ve bazı müdahaleler yapılmıştır. Sonrasında bu müdahaleler “Mihrabı ele geçirmek için plan yapmışlardı, engel olduk” denilerek haklı gösterilmeye çalışılmıştır. Buna benzer pervasız ithamlar gün geçtikçe arttırılarak sürdürülmüştür. Özellikle sosyal medyanın hakaret, yalan, iftira ve asılsız ithamlar için bir araç olarak kullanılmasıyla birlikte ciddi bir bilgi kirliliği oluşmuştur. Bu şekilde bâtılın, hak suretinde dolaştırılmasına gayret edilmektedir. Meselelere hakim olmayan, söz konusu ithamların muhatabı olan kişileri tanımayanlar planlı bir dezenformasyona maruz bırakılmaktadır. Böylece gerçek bilgiyle aralarına set çekilerek menfi bir kanaat sahibi olmaları için özel bir çaba sarf edilmektedir. Bu noktada Şeyh Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin ithamlar hakkındaki hatırlatmasını tekrar etmekte fayda görüyoruz: “Bir konu hakkında konuşmadan önce işin aslını öğrenmenin dini bir yükümlülük olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Zira bize yöneltilen asılsız ithamlara araştırmadan inanan kardeşlerimizden dolayı çok üzülüyoruz. Fakat şahsi üzüntümüzden daha önemlisi bu mesele nihayetinde insanların tasavvufa ve İslam'a yönelik bakışına zarar vermektedir. O yüzden biz haklı çıkmışız, haksız zannedilmişiz bunu önemsemiyoruz. Doğru doğruya götürür, yanlış doğruya götürmez. Biz doğru olanı yapıp halimizi Allah Teâlâ'ya arz ediyoruz.” İçinde birçok tutarsızlık barındıran iftiraların, doğru-yanlış demeden tekrar edilen söylemlerin arkasındaki maksat ortadadır. Hakikate değil, hak iddiasına dayalıdır. Kendi doğrusunu kabul ettirmeye yöneliktir. Şahsî arzularını maskelemeye çalışanların, kendilerince inşa ettikleri algıyı hakikat gibi sunma çabasıdır. İtham ve iftiralar; sadece zâtları değil, meşrebi de hedef almaktadır. Çamur at izi kalsın anlayışıyla hareket edilmektedir. Lakin attıkları çamur ellerini kirletmekte; hedef aldıkları zâtlara isabet etmemekte, aksine gönüllerdeki sevgileri gün geçtikçe artmaktadır. Şer-i şeriften, sünnet-i seniyyeden ve tasavvuf adabından uzak birtakım popülist söylemler aracılığıyla oluşturulan suni ihtilaflar sonucunda asli vazifelerin yapılamayacağı ve nihayetinde asli gayeye ulaşılamayacağı da gayet açık bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Cenâb-ı Hak ümmet-i Muhammed’in gerçek dertleriyle dertlenebilmeyi bizlere nasib eylesin. Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretlerinin 30 yıllık irşadı boyunca hiç taviz vermediği şeriat ve sünnet-i seniyye doğrultusunda ilim ve irşad hizmetlerini yürütebilmeyi, niyeti bu yönde olan herkes için kolaylaştırsın ve bereketli eylesin.

Menzil Yolu

31,775 次观看 • 1 年前

Allah’ın izniyle, bugün İhsan Şenocak hocanın büyük bir övgüyle bahsettiği, eşsiz olduğunu ve Şeriata uygun olduğunu iddia ettiği eseri birlikte inceleyeceğiz. Hocanın dediği gibi Kur’an’ın hakikatlerini anlatıyor mu, yoksa içinde şirk ve küfür içeren ifadeler mi barındırıyor, hep birlikte değerlendirelim. Bismillah diyelim başlayalım. (Kaynak olarak alacağımız eser Onsekizinci Lem’â) Mahremdir, herkese gösterilmez Otuz Birinci Mektubun On Sekizinci Lem’ası Risale-i Nur şakirtlerine işaret eden Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir keramet-i gaybiyesidir. Cay-ı dikkat: Şu acip lem’anın ehemmiyeti üç noktadan geliyor. Birincisi ve en mühimi: Gizli kalmış gaybî mühim bir mucize-i Ahmediyeyi (a.s.m.) beyan eder ki, cevamiu’l-kelim nev’inden iki cümleden ibaret bir hadis-i şerifi iki sayfa kadar hakaik-i tarihiyeyi ve iki devlet-i azime-i İslâmiyenin hatimelerini ifade ediyor. İkincisi: Keramet-i evliya hak olduğuna kat’i bir burhan gösteren Hazret-i Ali’nin (r.a.), latin harfinin kabulünü tam tarihiyle ve tarz-ı tatbikini iki kelimeyle göstermesidir. Üçüncüsü: Risale-i Nur şakirtlerine ve naşirlerine karşı Hazret-i Ali’nin (r.a.) irşadkârane ve teveccühkârane bakması ve işaret etmesidir. (…) Hazret-i Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzur-u Nebevide getirip Hz. Ali’ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali’nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: “Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâimü’s-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum” diyerek bu İsm-i Âzamdan bahs ile bazı hadisatı zikirden sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki: “Evvel-i dünyadan kıyamete kadar ulum-u esrar-ı mühimme bize meşhud derecesinde inkişaf etmiş, kim ne isterse sorsun, sözümüze şüphe edenler zelil olur.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, On Sekizinci Lem’a, Kaynaklı-İndeksli Risale-i Nur Külliyatı, Bediuzzaman Said Nursi, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1995, c. 2 s. 2078-2079) İhsan hoca herhalde bunları ya okumadı yada bu konuda konuşmak istemedi bilemiyorum belki bu konuda da kendisine has bir tevil metodu vardır. Neyse... Yukarıda metine binaen şu soruları sormak gerekli diye düşünüyorum! Cebrail (as) Ali'ye (ra) bir kitap getirdiği iddia ediliyor, eğer Ali'ye (ra) bir kitap getirilmiş ise onun da nebi olması gerekmez mi diye İhsan Şenocak hocaya soralım. Eğer o kitapta dünyanın başlangıcından kıyamete kadar var olacak ilimler ve önemli sırlar çok açık ve net bir şekilde bildirilmişse Ali (ra)'nin Nebimizden üstün olması gerekmezmiydi? Biz Kur'an'ın içerisinde böyle birşey ne gördük ne okuduk bu nasıl Kur'an'ın hakikatleri oluyor? Tamamen asılsız olan böyle bir iftiraya inanan, Muhammed (sav) son nebi olduğunu, Kur’an’ın da son kitap olduğunu kabul etmemiş olmaz mı? Burada böyle bir iftiraya yer verilmesine ragmen kürsü sahibi bir hoca olarak bunları görmüyor musunuz? Neden insanlara Kuranı okumaya teşvik etmek yerine aslı astarı olmayan küfür, şirk ve hurafe içeren kitapların okunmasını tavsiye ediyorsunuz? ..... Başka bir meseleye geçelim..... "Mahmut efendi Hazretlerinin şeyhi, son dört padişahin huzur hocas, dört mezhebin müftüsü ve Meşihat-ı İslamiyye'de heyet-i telifiyye reisi olan Ali Haydar efendi Hazretleri kendi yerine bıraktığı Mahmud Efendi Hazretleri hakkında henüz Mahmudumun sol tarafına bir günah yazılmamıştır. Mahmud'umun eli benim elimdir. Bende ne varsa Mahmad'uma verdim..." (Kaynak: Hikmetli Sözler) Yine soruyorum; Ali Haydar, bu sözü söylerken bu bilgiye hangi kaynaktan ulaşmıştır? Ali Haydar müridlerin amel defterini bizzat kendisi mi doldurmaktadır? Yoksa müridlerinin amel defterini okuma yetkisini kendisinde mi görmektedir? Eğer böyle bir yetkisi varsa, bu salahiyeti kendisine kim vermiştir? Günahsız olanlar sadece peygamberler değil midir? Bu soruların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

İskender Kaya 

17,757 次观看 • 1 年前