Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Liderimiz Devlet Bahçeli: Ben elbette bir Bozkurt'um. Ecel aman verdiği müddetçe Bozkurt olacağım, öyle de göçüp gideceğim.

22,760 Aufrufe • vor 9 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Kürt olduğum için mağduriyet yaratmak istiyorum ama sürekli sorun yaşıyorum. Eğitim hakkı isteyeceğim ama Devlet desteği ile okudum. Eşit şartlarda çalışma imkanı isteyeceğim ama yanımdaki Türkle aynı maaşı verdiler, sigorta primim bile aynı gün yattı. Kamu kuruluşunda çalışmak istiyorum ve kesin faşist devlet buza izin vermez dedim ama kardeşlerim polis ve asker oldu. Neyse biliyorsunuz çok sık karakola gidiyorum, dedim orada bir ayrımcılık görürürüm, sırf Kürtüm diye işkence ederler. Bırakın işkenceyi ulan bir tokat bile atmadılar. Tokat yediğim tek polis abimdi, o da 30 sene öne cebinden sigarasını çaldım diye. Sonra cezaevine attılar. Aha dedim şimdi bir sürü mağduriyet bulurum, saz çaldım diye suçlar ve Yozgat'a sürgün ederler. Lan orada da bir ayrıcılık yok. Prosedür de prosedür. Koğuşta baktım bir sürü Kürt var. Soruyorum Kürt olduğun için mi içeri attılar seni. Bana tutunacak dal ver. Diyorlar ki, "Yok abi İban, yok abi trafik kazası, yok abi borç meselesi." Sırf Kürt olduğu için içeri atılan bir kişiye denk gelmedim. Lan mağdur olacağım bir şey bulamıyorum. Dedim o zaman ben siyasete gireyim en iyi mağduriyet orada oluyor. Hatta en iyi mağduriyet yaşasam yaşasam Zafer Partisinde yaşarım. Girdim Zafer Partisinde görev aldım sonra tuttu Ümit Özdağ bana genel merkezde görev verdi ve danışmanlık yaptırdı. Aday olma seçme ve seçilme hakkım var üstelik siyasette. Ne yaptım ne ettim bir türlü mağdur olamadım. Foşik Devlet yüzünden mağdur olamamaktan mağdurum.

KATFAR®

253,422 Aufrufe • vor 1 Monat

Sunucu: ‘’O meşhur fotoğrafı biliyorsun; Martins’in eli havaya kaldırılmış, sen ise yerdesin, dua edip Allah’a şükrediyorsun. Abdulmanap Nurmagomedov kaybettiğin için ağladığını ama "Allah'a şükürler olsun, bu büyük bir ders ve İslam bir gün şampiyon olacak" demişti. Ve sonunda bunu başardın.’’ İslam Makhachev: ‘’Elbette, kazandığımızda bize bu zaferi bahşettiği için her zaman Allah’a şükrederiz. Ancak kaybettiğimde de, bu yine Allah’tan gelen bir sınavdır. Kazansam da kaybetsem de her zaman "Elhamdülillah" demeli ve Allah’a şükretmeliyim. Belki o zaman yanılmıştım. Herkesle dövüşebileceğimi, herkesle antrenman yapabileceğimi ve kimsenin beni durduramayacağını düşünüyordum. Belki de o an Allah bana en iyisi olmadığımı, sadece bir başlangıç aşamasında olduğumu gösterdi. O zamanlar Khabib ve AKA’daki diğer tüm şampiyonlarla antrenman yapıyordum; kimsenin beni durduramayacağını sanıyordum. Aklımda şu vardı: "Bu adam yaşlı, tüm dövüş boyunca ona baskı yapacağım. Ben yorulursam o benden daha çok yorulacak." Dövüş için gerçek bir planım yoktu, sadece üzerine gidip onu yormak istiyordum. Ama MMA öyle bir spor ki, tek bir yumruk her şeyi değiştirebilir. O mağlubiyetten sonra tamamen farklı bir dövüşçü oldum. Artık çok daha akıllıyım. Kim bilir, belki o zaman kaybetmeseydim, asla UFC şampiyonu olamayabilirdim. Sadece Allah bilir.’’

Kırmızı Köşe

40,875 Aufrufe • vor 6 Monaten

Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 20 Mayıs 2014 yılında yaptığınız bir konuşmada "Diclenin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır" dediniz. Diclenin kenarında kuzuyu kurt kapmadı ama Türkiye'nin dört bir tarafında 10 yıldır başta çocuklar olmak üzere binlerce insanımız başıboş köpekler tarafından parçalanarak ya öldürdü ya da hayatı karardı. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı bu sözü veriyor ise gereğini de yapmalıdır çünkü Devlet teamülleri bunu gerektirir. Hayvanseverliği itperesetliğe dönüştüren bu insanlar ve onları destekleyen mama firmaları; Türkiye Cumhuriyetinden daha mı büyüktür ve aziz Milletimizden daha mı kıymetlidir? Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Veda Hutbesi'nde dahi; "Ey insanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu beldeniz (Mekke) nasıl mübarek bir belde ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öyle mukaddestir; her türlü tecavüzden korunmuştur. Bu hadis, insanların canlarının ve onurlarının dokunulmaz olduğunu ve buna saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), insan canına verdiği önemi bu hutbesinde açıkça ifade etmiştir. Başıboş 20 köpek tarafından parçalanan Tunahan'ın çığlıklarına, hayatını kaybeden çocuklara veya sakat kalacak olanlara hangi vicdan dayanır. Daha kaç insan canının köpeklere kurban verilmesi gerekmektedir? Dr. Fatih Erbakan Bahadır Yenişehirlioğlu Mehmet Altınöz

Ahmet Fatih Hatunoglu

10,869 Aufrufe • vor 2 Jahren

Aşağıdaki videoları izleyin. Bir kültür merkezinin Altındağ Belediyesi tarafından yıkılma çalışmaları. Hamamönü’nde bir kültür merkezi burası. Adı Neyhane. Belediye Başkanı Veysel Tiryaki’nin kişisel hırslarına kurban ederek yok etmek istediği, mahkemenin iki kez verdiği yürütmeyi durdurma kararını dinlemeyerek yıkmak istediği bu kültür merkezi şu sıralarda belediye işçileri tarafından istila edilip yokedilmek istenirken kültür merkezinin yöneticisi Ömer Faruk Keskin ve arkadaşları ney, tambur ve diğer enstrümanlarla konser veriyorlar. Ne acayip çelişki. Veysel Tiryaki’ye sormak istiyorum; amacınız ne Başkan? Dr. Veysel Tiryaki Kafe restoran mı yapmak niyetiniz? Orası Meyhane de değil. Dikkatinizi çekerim NEYHANE! Ayıptır! Hiç yakışıyor mu AK Partili nir belediye başkanına? Bu kadar da hukuk tanımazlık olur mu? Ne yaptı bu insanlar size? Burası Ney Sanatçısı ve yapımcısı, müzisyen Ömer Faruk Keskin tarafından yönetilen bir gönül evi. Her meşrepten, her mezhepten, her düşünceden insanın gelip gönül gönüle müzik icra edip müzik dinlediği şahane bir yer. Ömer Faruk Keskin öyle sıradan nir müzisyen de değil üstelik. Türk müziği devlet konservatuvarı mezunu. Ülkemizde ve yurt dışında konserler veriyor. Unutulmuş Türk müziği enstrümanlarından Rebab icra eden ve bununla ilgili TRT için belgeseller çeken bir sanat insanı. Aynı zamanda resmi olarak sağlık bakanlığı tarafından yetkilendirilen müzik terapisti. Neyhane’nin İnstagram sayfasına bakanlar anlayacaktır gerçeği.

Fuat Uğur🇹🇷

62,210 Aufrufe • vor 9 Monaten

Bu güzel Ekim sabahında, Devlet Bahçeli’nin Türk siyasal hayatını sarsan tarihi çağrısıyla beraber köşe yazarlığına yeniden dönüyorum. Artık Türkiye’nin en popüler ve etkili medya platformlarından biri olan Ensonhaber’de düzenli yazı da kaleme alacağım. Haftaiçi Çarşamba ve Cuma günleri de Ensonhaber Youtube videolarımız da devam edecek. İstanbul bu sabaha sis içinde uyandı ama şimdi sis adım adım dağılıyor ve hava berraklaşıyor. Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısıyla başlayan süreç de Tusaş saldırısıyla sis içine boğulmak istense de başaramayacaklar, hava berraklaşacak ve bu sorun çözülecek. Terörsüz ve şiddetsiz bir Türkiye inşa edilecek bu sefer. Ben bunu sislerin ardında görüyorum. Hem Recep Tayyip Erdoğan hem de Devlet Bahçeli bu yoldan asla dönmüyor. Bilakis AK Parti ve MHP çevreleri içinden nifak çıkaracak olanların kulağı da sert şekilde çekiliyor Cübbeli örneğinde olduğu gibi. DEM’in Parti Meclisi’nin 21-22 Ekim’de toplanması sonucu hazırlanan sonuç bildirgesindeki çocuksu sözler ve Kürt meselesinin künhüne vakıf bir yazar olan Yıldıray Oğur’un tabiriyle ergen devrimci liseliler bildirisi tarzındaki gülünç ifadeler önemsenmemeli. Bu süreçte çok önemli ve kritik rol oynayacağına inandığım mevcut rejimin Falih Rıfkı Atay’ı pozisyonunda olan değerli dostum Abdülkadir Selvi de hadiseyi bence bu bağlamda ele almalı. Üstelik bu DEM PM toplandığında daha ortada Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısı da yoktu. Kıymetli entelektüel Ali Bayramoğlu’nun da yazdığı gibi her çatışma çözümü faydalar ve beklentiler üzerine kurulur. Sabırlı ve itinalı olmak gerekir. DEM içinden gelecek bu tür siyasetin s’sinden bile anlamayan Türk solunun mirası çocuksu tepkileri bitirmenin yolu da Devlet Bahçeli’nin gerçek anlamda devrimci çıkışını devam ettirmekten geçiyor. Abdullah Öcalan, İmralı’dan Ankara’ya bir özel güvenlikli ev hapishanesine gelir, DEM grubunda konuşma yapmak için TBMM’ye gitmesine bile gerek kalmaz. O evden DEM grubunu idare eder. Kandil ile o evdeki güvenli hattan istediği gibi konuşur, yönlendirir. Kamuoyuna yönelik konuşacaksa da yine o evden basın toplantısı yapar. Öcalan hem Kandil’i hem DEM’i yönetecek güce sahip olduğunu net şekilde iddia ediyor. Şimdi sıra Öcalan’ın bu iddiasını ispat etmesine fırsat tanınmasındadır. Devlet Bahçeli’nin açtığı ve Tayyip Erdoğan’ın da sonuna kadar desteklediği yol bu fırsat imkanını tanıyor. Zaten aynı PM bildirisinde DEM de parti olarak Abdullah Öcalan’ın tecridinin kaldırılarak başlarına geçmesini adeta talep ediyor. Doğrusu da budur. DEM Parti’nin yaklaşık yüzde 10 oy almasının baş sebebi Abdullah Öcalan’dır. Öcalan başka bir partiye destek olsa bu sefer yüzde 10 oyu o parti alır. DEM hiçbir oy alamaz. Bir insan eğer DEM milletvekili olarak seçiliyorsa zaten bu Abdullah Öcalan sayesindedir. DEM’in fiili genel başkanı zaten Abdullah Öcalan’dır. Biz Türkler için Abdullah Öcalan bir teröristbaşı. Fakat bu yüzde 10’luk kitle yani yaklaşık 8.5 milyon yurttaşımız Öcalan’ı Kürt halk önderi olarak görüyor. Bu 8.5 milyon insanımızdan müteşekkil sosyal tabanın Abdullah Öcalan’dan sonra en sevdiği siyasi aktör Selahattin Demirtaş da çok yapıcı ve güzel açıklamalarla Devlet Bahçeli’nin açtığı yola tam destek veriyor. Artık 2015’teki Demirtaş yok. Çok olgun ve yaşadıklarından ders almış bir yeni siyasetçi Selahattin Demirtaş var. Ben şahsen Selahattin Demirtaş’ın da Edirne döneminin kapanması ve Ankara’da bir özel güvenlikli ev hapishanesine Demirtaş’ın da gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Yarın Cumhuriyetimizin 101. kuruluş yıldönümü. Ne yapacağız bu 8.5 milyon yurttaşımızı? Cumhuriyet çatısından dışlayacak mıyız? Cumhuriyet evinden onları kovacak mıyız? 101 senedir Cumhuriyet çatısı altından dindarları kov, Kürtleri kov, Alevileri kov, gayrimüslimleri kov. Herkesi bu çatıdan, bu evden kova kova Türkiye Cumhuriyeti ileri bir ülke olabildi mi?

Rasim Ozan Kütahyalı

526,528 Aufrufe • vor 1 Jahr

Sanki teleskopla kozmik mikrodalga arkaplan ışımasını ölçtü de öyle inandı Big Bang’e. Laflara bak. Ayrıca elbette bilim adamlarının ittifak ettiği şeyi kabul edeceğiz. Ne yapacağız başka? Hayır ihtilaf da yok ki ekstra şüphe duyup özel delil talep edelim. Sanki bilim adamları delil sunmuyorlar buna dnkdk. Bu kafayla bakarsak hiçbir alanda hiçbir şekilde güvenilir bilgiye ulaşılamayacağını söylememiz lazım. Jeologların uzlaştığı bir deprem öngörüsü söz konusu olduğunda da aynı tavrı sergiliyor musun? Aklı sıra otoriteye başvurma safsatasına getirmeye çalışıyor olayı. Bu Epistemolojide, daha özelde Sosyal Epistemolojide “Epistemik Otoriteye Güven” veya “Uzman Konsensusuna Dayalı Gerekçelendirme” olarak geçer. Bir konuda o konunun uzmanlarının ittifak halinde olması o şeyin doğru olma ihtimalini arttırdığı gibi uzman olmayanlara da onu kabul etme noktasında çok güçlü bir gerekçe verir. Zira onlar epistemik olarak bizden üstünler. Özellikle evrim gibi bilimsel bir meselede, neredeyse bütün bilim adamlarının kabul ettikleri bir konuda bu ilkenin uygulanmaması için bir sebep yok. Haliyle ortada bir safsata yok. Bütün video boyunca da “ben bilmediğim konu hakkında konuşmam”, “siz bildiğinizi sanıyorsunuz ama bir şey bildiğiniz yok” deyip, en temel epistemik ilkelerden birinden bihaber olarak saçma sapan slogan atıp durması, bunu bir tür safsata zannetmesi de manidar tabi. Ayrıca kim sadece “bilim adamları doğru diyor, o zaman doğru” diyor yaw? Sadece bu açıklamayla tatmin olan var mı? Sence evrim lehine delilerden haberdar olmayabilir mi bilim adamı olmayıp evrimi kabul edenler? Kimi muhatap alıyor anlamıyorum. Ancak bu kendisine yapılsa “sen niye avamdan hareketle genelleme yapıyorsun?” diye ağlar durur. İşin en acınası yanı da evrime dini kaygılarından dolayı bu kadar şüpheci yaklaştıklarını söyleyememeleri.

Fevzi Ata Demirtaş

297,488 Aufrufe • vor 1 Jahr

Hani Ankara'da bir Tunahan vardı hatırladınız mı? Henüz 12 yaşındayken, okul yolunda onlarca sokak köpeğinin saldırısına uğramıştı. Canlı canlı parçalanan Tunahan apar topar ambulansa alınırken akciğerleri görünür haldeydi. Hacettepe Üniversitesi'nde tedavi gördü diye biliyorum, sağ olsunlar cerrah arkadaşlar hayata bir şekilde tutundurmayı başardılar. Sonra Tunahan'ın babası gazetecilere, "Benim çocuğumu ısırmamışlar abi, benim çocuğumu yemişler." diye demeç verip ağlamıştı. İşte, videodaki ağabey Tunahan'ın babası. Meclis komisyonunda CHP, DEM ve TİP'li vekiller tarafından "şov yapma" denilerek hakarete uğradı, bir acı da orada yaşadı. Çocuğunu köpek sürüsü yemiş adama şov yapma diye hakaret edecek hayvanlığı mecliste yaptılar. 1920'den beri bu meclis böyle bir kepazelik görmemiştir. Sokak iti mevzusu çözümsüz kalsın, insanlar ölmeye devam etsin diye soruna sahip çıkan ve "Katliam yasası hüüüüü." diye ağlayan tipler, CHP'yi bu konuda yerden yere vurdum diye beni AKP'den para almakla itham etmişler. Biz bu sitede AKP'nin ne karı satıcılığını bıraktık, ne uyuşturucu tüccarlığını. Bunu da eskiden beri takip edenler çok iyi bilirler. Sizin "Silivri soğuktur eheheheh" diye atmaya korktuğunuz bütün tweetleri ben attım orospu çocukları. Bunu da tek tabanca, hiçbir gücü ve arkasını dayayacak kimsesi olmadan yaptım. Orospu evladına orospu evladı demek bizim adetimizdir. Orospu evlatlığı yaptığınız müddetçe de orospu evladı muamelesi göreceksiniz. Biraz daha devam ederseniz gerçekten AKP'den para almaya başlar, aldığım parayı da analarınızla çatır çatır ezerim. Oturmuşsunuz Cihangir'e, Beşiktaş'a, Kadıköy'e, Çayyolu'na gelmiş burda sokak canları diye vicdan sinyalliyorsunuz. Biz sizi kuduz yüzünden ölen Bitlisli Mustafa'yla dalga geçmenizden tanıyoruz. Boşuna vicdan mastürbasyonu yapmayın. İnsanların çocukları özgürce sokaklarda gezecek, parklarda oynayacak, etraflarında bir tane bile köpek olmayacak. Siz de ağzınıza köpükler yığılarak kuduracaksınız. Çocuğunu köpek yemiş (ısırmış değil, yemiş) insanlara parmak sallayıp onları bir daha ağlatan; başta o armasındaki 6 çiziği siktiğimin ucubesi olmak üzere terör örgütü iltisaklı bütün partiler de kendilerine dikkat etsin. Bu insanlar siz köpeklere yedirin diye çocuk büyütmüyor. Arabasız bir yere gitmezsiniz, getto nedir bilmezsiniz, konforlu alanlarınızdan bize hayat öğretmeyin. Terörist orospu evlatları ayaklarını denk alsın. Konuşurken laflarınızı tartarak konuşun. Yoksa işi gücü bırakır gece gündüz sizinle uğraşırım. Benim dilime düşmek de Allah'ın insanlara verdiği bir çeşit beladır bilesiniz.

Merhum Çuykov

405,777 Aufrufe • vor 2 Jahren

Fatih Altaylı, ‘Lağım nasıl patladı?’ diyerek anlattı: “Rasim Ozan Kütahyalı ile başlayıp, Cem Küçük ile devam eden, Tahir Sarıkaya’nın tutuklanmasıyla genişleyen ve daha başka yerlere de gideceği artık aşikar hale gelen soruşturma ile ilgili meseleye hakim birkaç kişi ile görüştüm; • Bunlar birkaç yıl öncesine kadar bir ekip olarak hareket ediyorlarmış ve iktidara yakın medyadaki bazı isimlerin ve yöneticilerin kontrolü altındaymışlar. • Ancak önce Rasim Ozan Kütahyalı bu ekipten dışlanmış. Nedeni kimine göre açgözlülük, kimine göre paylaşmada adaletsiz davranması, kimine göre fazla geveze olması, kimine göre para için başka işlere de bulaşması, kimine göre de medyadaki muhalif isimlerle ve CHP’lilerle de fazla görüşmeye başlaması olmuş. • Bu dışlanmadan sonra Kütahyalı’nın serseri mayına dönüştüğü, çok farklı kesimler tarafından kullanılmaya başlandığı ve onu kullananların da uyarılması üzerine tam olarak sahipsiz kaldığı söyleniyor. • Bu arada bugün ortaya çıkan pek çok meseleyi, Kütahyalı bir süredir yakın çevresi ve hatta iktidara pek de yakın olmayan isimlerle de paylaşıyor, Tahir Sarıkaya, Cem Küçük ve bir yayın yönetmeni hakkında çok açık suçlamalar yöneltiyormuş. • Cem Küçük ise iktidar çevrelerinde zaten sevilmeyen ve güvenilmeyen bir isimmiş. Kendisine derin devlet süsü vermesi rahatsızlık yarattığı gibi, tehdit ve şantaj iddiaları AK Parti’nin siyaset ve bürokrasideki önemli isimlerinin de kulağına gitmekle kalmamış, bunlarla ilgili şikayetler de olmuş. • Çalıştığı kanala da bu yönde çokça uyarı yapılmış. Kanal yöneticileri de uzun süredir gelen bu uyarıların artık bir soruşturmaya döneceğini kesin olarak anlayınca işine son verilmiş. • Adını daha önce pek duymadığım Tahir Sarıkaya ise aslında bir tür PR ajansı gibi çalışırmış. Sadece iktidar yanlısı gazetecilerle değil, ortada duran hatta muhalif isimlerle de yakın diyaloğu varmış. • Gazeteciler ile belediyeler arasında ilişkileri düzenler, ısmarlama röportajlar ve haberler yaptırır, bunların bazıları için ödemeleri organize edermiş. Gazetecilik kisvesi, onun bu işleri yürütebilmek için kullandığı bir kılıftan ibaretmiş. • Bana bunları söyleyen biri, “Sarıkaya’nın telefon kayıtlarına bakılırsa hiç ummadığınız insanlarla bile diyalog içinde olduğu ortaya çıkar. Bu elbette o insanların Sarıkaya ile akçeli işler yaptığı anlamına gelmez ama kendini korumak için muhaliflerle bile çok sıkı fıkıydı” dedi. Peki bu lağım nasıl patladı? • Yine anlatılanlara göre ortada bir “itirafçı” var. Savcıların elindeki itirafçı metnini görenlere göre bu itirafçı kuvvetle muhtemel Rasim Ozan Kütahyalı. Pek çok bilgi vermiş ve “Bu yüzden yakında tahliye edilebilir” diyorlar. • Maddi menfaatler başlangıçta ayakkabı, takım elbise gibi ufak tefek şeyler gibi görünüyordu. Ben de şaşkınlıkla izliyordum. • Ancak konu tam da böyle değil gibi görünüyor. “Çok daha büyük paralar söz konusu. Aslında bir buzdağı var. Miktarlar çok çok büyük. Milyonlar aktarılmış. Bazı isimlere düzenli ödeme yapılmış. • Deştikçe çıkıyor. Savcılık çok detaylı bir çalışma yapıyor. Birisi çomak sokmaz ise iş çok büyüyebilir” diyorlar. • Cem Küçük son halka olsun diyenler yanıldı. Zincir uzayacak gibi görünüyor. Meseleyi bilen biri “Sadece para, tehdit, şantaj, güç simsarlığı, ilişki simsarlığı değil. Çok boyutlu bir inceleme var. Bunların İsrail bağlantıları, Adnan Oktar ilişkileri de inceleniyor. Parasal taraf daha kolay çözülüyor ama diğer tarafa da bakılıyor” dedi. • Peki, bu işin içinde kimler var ve zincir daha ne kadar uzar? Aldığım yanıt şöyle; “Tahir Sarıkaya üzerinden çok geniş bir gazeteci kesimine bakılıyor. Ancak burada çeteleşen, birlikte hareket eden kadro şimdilik daha kısıtlı. Bir genel yayın yönetmeni, birçok ünlü spor yorumcusu ve iki gazeteci var. Bu ekibe alan açanlara da ayrıca bakılıyor.”

Kupür Haber

72,420 Aufrufe • vor 29 Tagen

Milletsiz Bir Devlette, Devletsiz Bir Millet; Kürtler... Dün gece 2025 yeni yıl kutlamalarını izlemek için İsviçre'nin Zürih şehrindeydim. Çok kıyamet bir kalabalık vardı. Gecenin bir yarısı ara sokaklardan çıkan ve hızlı adımlarla "Bellevueplatz"a doğru ilerleyen insanları izlerken hafızam bir an beni yaşadığım ve büyüdüğüm Antep şehrindeki Newroz kutlamaları için "İstasyon Meydanı'na akın eden insanların telaşlı hallerine götürdü. Benzer bir sevinç ve neşe vardı insanlarda. Bu arada, Almanca konuşan ve bir Alman şehri olan Zürich'in yeni yıl kutlamalarının yapıldığı "Bellevueplatz" ismi Fransızca bir isim. "Belle Vue" Fransızca "Güzel manzara" demek "Platz" da Almanca "meydan, alan" demek. Anlatabildim mi bilmiyorum, belki gereksiz bir detaydır sizin için ama hassasiyetimi mazur görün lütfen; Kürtçe tabela, şehir, sokak ve meydan hatta isimlerimizin bile değiştirildiği Türkiye'den gelmiş bir Kürt olarak böyle şeyler insanda bir hassasiyet uyandırıyor. İsviçre'de Fransızca konuşanların sayısı ortalama 3 milyon. Ama burada Fransızca da resmi dil. Hatta gördüğünüz gibi bir jest olarak İsviçre'nin hiç Fransızca konuşulmayan Almanca şehirlerinde bile Fransızca alan ve meydan isimleri var. Mesela siz Türkiye'nin Trabzon şehrinde "Qada Azadiyê", İzmir'de "Mala Kurda" Samsun'da "Xwarina Kurdî" isminde Kürtçe'yi ve Kürtleri temsil eden meydan ve mekan isimleri bulabilir misiniz? Hayır. Hoş zaten Kilis'te Kürtlerin yıllar önce yaşadıkları şehirde bizatihi kendi emeğiyle yaptırdıkları için adı "Kürtler Camii" olan Camii ismini bile değiştirerek "Türkler Camii" yaptılar. Keza Antep'te de yine ismi "Kürt Tepe" olan tarihi semt ismini "Türk tepe" olarak değiştirdiler. Yani aslında neler çektiklerimizi anlasanız, hassasiyetlerimiz o kadar da gereksiz değil sevgili dostlar. Örneğin İsviçre yerlileri artık günümüzde yok denecek kadar azlar. Sayıları 2000 - 2500 arasında. Yani İsviçre, aslında ironik bir tabirle "Milletsiz" ve kozmopolit yapısıyla birçok millette mensup insanların yaşadığı ve yönettiği bir ülke.. Dünyanın en zengin ve en huzurlu, güvenli "Milletsiz" ülkesi İsviçre'de, dün gece yılbaşı kutlamalarına, dünyanın en kalabalık ama "Devletsiz" milletinden bir Kürt olarak yalnız başıma katıldım. Bu şahsi tercihimdi. Niyetim, aldığım hafif alkolün etkisi ve etrafımda akıp giden eğlencenin arasında ülkesine hasret, an'da "yabancı" olmanın verdiği duygusal durumu dahada depresifleştirerek, fikirlerimi bileylemekti. Öyle de oldu... Tüm bu düşünce kargaşası arasında büyük bir gürültüyle patlayan dev havai fişeklerin kızıl ışıkları altında, kalabalığın arasında 1.95 boylarında izbandut gibi iki gencin "Oooo Mamostee!!! Tu ne Azad Penaber'i ?" çıkışlı yarı sevinç yarı şaşkınlık belirten sualine cevap olarak "Erê erê ew ez im" yanıtıyla fotoğraf çektirme merasimine geçmiş bulunduk ve daha sonra karşılaştığımız memleketten başka insanlarla ayaküstü sohbetten sonra yorgun adımlarla eve döndüm. - Bahsi geçen fotoğrafı görmesi muhtemel arkadaşlara küçük bir not; Ben o kadar kısa değilim. Yanımdakiler çok uzun.

Azad Penaber

61,291 Aufrufe • vor 1 Jahr

İşte 23 yılın ağır sonuçları Dolar: 1.45 TL - 39.12 TL Euro: 1.5 TL - 45.72 TL Benzin litre: 1.48 TL - 53 TL Çeyrek Altın: 30 TL - 7.113 TL Dış borç 130 Milyar$- 515 Milyar$ (Aralık 2024 ) İç borç 200 Milyar TL- 7.5 Trilyon TL Bunun dışında olan ödemeler KKM ödemeleri ( zararı 2 yılda 1.1 Trilyon TL ) Döviz garantili ödemeleri (157 Milyar dolar 2021 ) Ve bunun yanında harcanan rakamlar Bedelli gelirleri, Özelleştirme gelirleri, Merkez Bankası Rezervi, Merkez Bankası yedek akçesi, Deprem vergisi, işsizlik sigorta fonu, 2b arazi gelirleri, gayrimenkul satışları, maden ruhsat gelirleri 30 Mayıs 2025 Sadece sizin aldığınız kararlarla onlarca trilyon TL zarardan bahsediyoruz -Dört yılda faize ödenen 4 trilyon TL İki yılda Merkez Bankası’nın 1,5 trilyon TL zarar etmesi, -Yap İşlet devlet projelerindeki zararlar -Kamu özel arasındaki mahsuplaşma da kur hesaplamalarının kamu aleyhine hesaplanması -devletin elektriği özel şirketten pahalıya alıp, özel şirkete ucuza satmasından doğan kamu zararı bu listeye dahil değil Bir ülke ekonomik krizdeyken, yurtdışından yüksek faiz ile dış politikada taviz vererek dış borç bulurken, halkı ucuz gıda kuyruğunda beklerken, döviz, enerji, gıda fiyatları çok yüksekken, halk vergi yükü altında ezilirken bir ülke yönetimi halkın parasını böyle dağıtır mı? Ve bunları yapan Erdoğan, ekonomi muhalefet yüzünden bozuldu diyor... -12 Ocak 2024 Azerbaycan'a 250 Milyon TL hibe -62.3 Milyon Dolar Kırgızistan borcunun silinmesi -kırgızistan vatandaşların Türkiye’de ücretsiz tedavi hizmeti -10 Mayıs 2024 yılda 7000 yabancının Türkiye’de tedavi edilmesi -Suriyeliler için 40 milyar $ harcadık. (Mart 2020 rakamı) -Somali’ye son 10 yılda 1 milyar doların üzerinde hibe yaptık. -9 Aralık 2020, Nijer, Nijerya, Kongo sağlık hibe yardımı -9 Aralık 2020, Tunus’a 5 Milyon dolar hibe -TİKA, Nepal ve Afganistan'da gıda kolisi dağıtması. -34 ülkeye ekipman hibe,156 ülke ve 9 kuruluşa destek." Erdoğan -Sırbıstan ve Bosna Hersek'e destek için sıfır gümrük bedelli ithalat kararları " -4 bin Suriyeli sağlık çalışanı istihdam ettik. -754 bin Suriyeli bebeğimiz doğdu. -Suriyelilere 97 milyon poliklinik hizmeti. -Suriyelilere 3 milyondan fazla yataklı tedavi. -Suriyelilere 2 milyon 600 bin ameliyat." Fahrettin Koca Mart 2022 - Hariri'ye, Türk Telekom’un özelleştirmesi için 4.75 Milyar $ bankalarımızdan kredi verdiler. ( bugünün kuruyla 185 milyar TL ) Telekom’u borçlandırdı. Telekom’un içini boşalttı aldığı krediyi de ödemeden kaçtı gitti. -Pandemi dönemi hiç kimse sokağa çıkamıyor, seyahat edemiyor, yollar bomboş ama AKP’nin döviz üzerinden gelir garantisi verdiği şirketler bomboş yollara rağmen tıkır tıkır gelirlerini alıyorlar. Dönüp diyorlar ki Pandemi var ekonomik sıkıntımız var kira borçlarımızı ödeyemeyeceğiz. AKP, merak etmeyin diyor 2036’ya kadar borçlarını erteliyor.Devletin resmi kurumu belediyelere yapmadığını yandaş ve yabancı şirketlere yapıyor hem de tıkır tıkır döviz üzerinden gelirini ödediği şirketlerin borçlarını erteliyor. Her şey yasal sonuçta. Her şey dava için sonuçta -Yine cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan Çaykur, dünyada yıllık kuru çay tüketimi kişi başına sadece 500 gram Türkiye’de ise bu rakam 3,5 kg. Tabii ki şaşırmıyoruz cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminde Çaykur zarar etmeye başlıyor. Olsun her şey yasal. Zarar ediyorsa halk ödüyor sonuçta -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminde olan varlık fonu bünyesine giren Botaş, devletten destek alıyor, yurtdışından borç alıyor, ödediği gazın parasını tahsil ediyor buna rağmen Rusya’dan aldığı gazın parasını ödeyemiyor. Devletten alınan, tahsil edilen ve borç alınan para nerede diye sormak yasa dışı faaliyet sonuçta her şey yasal Tabii ki bunlar olurken ülkemiz sürekli doğal gaz keşfediyor. Ama ne hikmetse Botaş aldığı gazın parasını ödeyemez hale geliyor. -Varlık fonu kuruluyor başkanı cumhurbaşkanı Erdoğan oluyor. Özelleştirilmeyen tüm varlıklar, varlık fonu bünyesinde toplanıyor. Varlık fonu yönetimi ayrı borçlanıyor fonun bünyesindeki tüm şirketler ayrı ayrı borçlanıyor sonuçta her şey yasal. Örneğin geçen hafta vakıfbank 555 milyon $ Çin’den borç aldı. Sonuçta her şey yasal. -Devletin tabii ki belli özel şirketlere ödediği parayı döviz ile öde, yine belli şirketlerin devlete olan ödemelerini TL’ye çevirerek tahsil et. Böylelikle kamu büyük zarara uğrasın Sorun değil her şey yasalara uygun sonuçta Biz buna dava diyoruz dava uğruna her şey mübah diyoruz. -Özel şirketten elektriği pahalıya al, yandaş ve yabancı dağıtım şirketine ucuza sat. Aradaki farkı halkın cebinden öde! sonuçta her şey yasal değil mi ? Ya halkın cebinden trilyonlar gitmiş ha bunlar ufak detaylar. Sonuçta halkın cebinden trilyonlar uçuyorsa her şey yasalara uygun olarak uçuyor. Biz buna dava diyoruz. -Tabii ki yine yandaş ve yabancı şirketler döviz ödeme garantileri var. Pandemi de dahil tıkır tıkır döviz üzerinden gelirlerini öde, bu arada tabii ki onlar için döviz kurunu 6-7 kat arttır. Ama onların vergi borçlarını ötele, borçlarını ötele, vergi borçlarını sil, verilen işletme sürelerini arttır, verilen garanti miktarlarını arttır. Böylelikle halkın trilyonları yandaş ve yabancıya uçsun gitsin ama sorun değil sonuçta her şey yasal. Biz buna dava diyoruz. -Tayyip Erdoğan olarak faizsiz ekonomi özlemimi Gürsesle haykıracağım derken, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı 2018 yılında 70 milyar TL faiz ödeyen Türkiye 2023 yılında 600 milyar TL faiz ödedi 2024 yılında 1.2 Trilyon TL faiz ödedi 2025 yılının ilk 4 ayında 684 milyar TL faiz ödedi ( 2025 yılında 2 trilyon TL ödeyecek) Her şeyi planlı şekilde yaptılar. İç borcu döviz ile aldılar. Önce döviz kuru arttı sonra faiz arttı. 2018 yılında 1 trilyon TL olan merkezi bütçe borçu 2025 Nisan ayı itibari ile 10.7 trilyon TL’ye çıktı. Artan döviz kuru ile borç arttı. Sonra faizi arttırıp artan borç miktarına yüksek orandan faiz ödenmeye başlandı. Bu planlı bir şekilde halkın cebinden belli bir sermaye çevresine kaynak transferidir. Ortada bir ekonomik kriz yoktur. Yap İşlet devlet projeleri de düşünüldüğünde döviz üzerinden gelir garantisi verildiği düşünülürse onların Aldığı para TL bazında artmış durumda bu şekilde trilyonlarca rakam belli bir gruba aktarılıyor. Bir yıla mahsus değil yıllara mahsus şekilde bu para aktarılma devam ediyor. -Ne güzel değil mi ben faize karşıyım deyip dört yılda 4 trilyon TL faize para ödüyorlar. 86 milyonla dalga geçmek değil mi bu? Ya bu faizi alanlar kim ? İki yılda Merkez Bankası 1,5 trilyon TL zarar ediyor bu para kime gitti? Tabi burada her şey yasalara uygun değil mi? -Sokaktan geçen birisini çeviriyorsunuz bak şurada büyük bir arazim var. buraya devasa bir bina yap bana, ben de senden metrekaresini döviz üzerinden kiralıyım diyorsunuz. işte şehir hastaneleri böyle başlıyor. Şahıs diyor ki yaparım ama benim param yok. Devlet olarak alıyorsunuz bu Vatandaşı finans şirketine götürüyorsunuz, kredi buluyorsunuz. Bulduğunuz krediye kefil oluyorsunuz bir de bu şahsa gelir garantisi veriyorsunuz. Devlet olarak şahsa araziyi verdiniz. Krediyi temin ettiniz, özellikle çok çok büyük bina yaptırıp, metre karesini döviz üzerinden bu şahıstan kiralıyorsunuz. Yetmiyor, Yatakhane, görüntüleme, laboratuvar hizmetlerini ve temizlik hizmetlerini bu şahıstan satın alıyorsunuz. Yetmiyor kafeterya, lokanta, otopark ve otel işletmesini de bu şahsa veriyorsunuz İşte size şehir hastaneleri. Olsun her şey yasal. Halka diyorsunuz ki cebimizden bir kuruş çıkmadan yaptırdık. 2024 yılında 90 milyar TL’nin üzerinde rakam ödendi. Olsun her şey yasal sonuçta. Sonuçta dava meselesi. -Ne güzel değil mi biz bu ülkeyi döviz belasına sokanlara hesap sorup bu ülkeyi döviz belasından kurtaracağız deyip döviz üzerinden ödeme garantisi verip döviz üzerinden iç borç aldılar. Olsun her şey yasal sonuçta. yetmedi dövizi 6-7 katına çıkardılar halkın cebinden büyük parayı yandaş ve yabancıya akıttılar. dediler ki bu kazanç size yetmez bir de faizi arttıralım size ödediğimiz parayı faize yatırın bir de oradan kazanın dediler. Olsun biz faize karşıyız diyeceğiz nas var diyeceğiz sorun çözülecek. çözüldü de -Türk telekom, Hariri’ye Türk telekom’u sana satalım dediler.Hariri‘i param yok dedi. O zaman gel sana devletin bankalarından 4,75 milyar $ kredi verelim dediler. Parayı biz verdik Hariri Türk telekom’u satın aldı. Harari Türk Telekom’un kasasını boşalttı. Faturaları tahsil etti. Borcu ödemeden kaçtı gitti. AKP ne yaptı dersin Hariri’yi kırmızı halııyla karşıladılar. Zarar için sorun değil her şey yasal sonuçta. Halk ödüyor. -Türkiye F - 35 projesinden tek taraflı çıkarıldı. Verdiği 1.4 milyar $ parayı alamadı. Akp’li bakan Varank, ABD verdiği sözlere uymak zorunda değil diye ekranda açıklama yaptı. Çıkarıldığımız projeye geri dönebilmek için lobi faaliyetler için AKP yine para harcadı. Kendi paramızı geri alamadık. alamadıgımız paranın karşılığı F-16 alalım veya F- 16 modernizasyonu yaptıralım dendi. Bunun için dahi taviz vermeyi kabul ettiler. tavizin kabulü için bile ABD’ye üç defa heyet gönderdiler. Ne oldu ?

Nasuh Bektaş

99,046 Aufrufe • vor 1 Jahr