Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Liderimiz Devlet Bahçeli'den önemli açıklamalar. - İç cepheyi sağlam tut, devlet aklını diri tut ve büyük fırtınaların ortasında yön tayin eden ülkelerden biri ol. - milletin kaderi günübirlik siyasi hesapların dar koridoruna hapsedilemez.

18,494 views • 6 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Öcalan ve Neçirvan Barzani’ye yakın insanlardan hep bu tip açıklamalar geliyor. ABD ve İsrail devletleri PDK, YNK ve PKK’yi de takmadan SDG öncülüğünde büyük Kürdistan devletini kuracaklar aman ha Türkiye elini çabuk tutsun da bir çözüm süreci ile bunun önünü kessin diyorlar. Irak Kürdistan Bölgesi vatandaşı ve aynı zamanda Öcalan ile Neçirvan Barzani yandaşı olan Mihemed Emin Pencwênî bu uyarıyı yaptıktan sonra direkt Türkiye istihbarat kurumu MİT’e de seslenerek “beni duyun, durum tehlikeli, elinizi çabuk tutmasanız Türkiye’ de parçalanacak” diyor. ABD ve İsrail’in böyle bir planı varmı yok mu önemli değil ama bu tür açıklamalardan hem Öcalan hem de Neçirvan Barzani’nin bağımsız Kürdistan devletine karşı oldukları belli oluyor. Pencwênî: “Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi Lozan dönemindeki gibi sadece coğrafik veya harita üzerinde kalmayacaktır. Siyasi, askeri, ekonomik, istihbarati ve coğrafik kapsamda bölgede değişiklere yol açacak yeni bir dizayn sürecinin eşiğindeyiz. Bu Amerika ve İsrail'in projesi ve İsrail bunun uygulamaktan mükelleftir. Süreç zaten Gazze savaşı ile başlatılmış durumda. Yaş ve kuru bir arada yanıyor. Gazze’de olanlar asrın felaketidir. İran-İsrail savaşı başladıktan sonra Bahçeli televizyona çıkarak ‘İran’dan sonra sıra bizde. İç Milli cepheyi güçlü tutmalıyız’ dedi. PKK ve Kürtler ile barış süreci, bu iç milli cephenin güçlendirilmesi ve bu dizayna karşı durma çerçevesinde gelişti. Bu dizayn süreci Türkiye, İran ve Irak’ı da kapsıyor. Irak’ın üçe bölünme ihtimali çok yüksek. Aynı şekilde Suriye’de olabilir. Lozan dönemindeki dizayn sürecinde zarara uğrayan tek millet sadece Kürtlerdi. Filistin, Lübnan, Suriye gibi birçok ulus devletleşirken, sadece Kürtler mahrum kaldı. Yeni dizayn sürecinde Kürtler kilit bir noktadadır. Bu dört devletlerin bölünmesi ve Büyük Kürdistan devletinin kurulması bu dizayn sürecinin temel bir noktasıdır. Bunu Kürtler için ya da filan parti veya herhangi bir Kürt önderi için yapmıyorlar, kendi çıkarları için yapıyorlar. Esas mesele İsrail'in sınırlarının korunması ve güvenliğinin sağlanması. İsrail’in güvenliği için Demokratik Suriye Güçleri NATO silahları ile varlığını ve gücünü korumalı deniyor. İsrail'in sınırlarını koruyacak, bölgede İran ve Türkiye'ye karşı bir denge oluşturacak güçlü bir Kürt varlığı istiyorlar. Bu yüzden Kürtlerin kendi devletine ve varlığına sahip olması onların çıkarına. Türkiye bu değişimden etkilenecek ülkelerden biri. Ne Avrupa ne NATO ne de İsrail, Türkiye ve İran’ın Orta Doğu’nun en güçlü devletleri olmasını kabul etmiyor. Bu çerçevede büyük Kürdistan devleti ile bu süreci yürütmek istiyorlar. Amerika ve İsrail’in bu planı bir yıl veya iki ya da 10 yıl sonra hayata geçirilmesi düşünülüyor. Türkiye barış sürecini ilerletmezse, o büyük siyasi depreme maruz kalacak. Bunu açıkça söylüyorum Türk istihbaratı da bilsin; eğer barış süreci hızla uygulanmaz ve Kürtler devletin, iktidarın gerçek bir ortağı haline getirilmezse, Türkiye o büyük değişimden etkilenecek ve parçalanacak. O zaman sorunları çözmek çok daha zor olacaktır.”

Arif Zêrevan

48,778 views • 1 year ago

İRAN'LI İMAMDAN CUMA HUTBESİNDE TÜRKİYE İLE İLGİLİ HADSİZ İFADELER... İranlı Ayetullah Ahmad Khatami, Tahran’daki Cuma hutbesinde ABD ve Avrupa’ya sert bir uyarıda bulunarak İran’ın onları tarihten tamamen sileceğini ilan etti. Türkiye’ye de ağır eleştiriler yönelten Khatami, Suriye’ye açıkça müdahale ettiği tüm dünyanın gözleri önündeyken İran’ı müdahale etmemesi konusunda uyarmasının tam bir yüzsüzlük olduğunu söyledi. KONUŞMASININ TAM ÇEVİRİSİ "Bir sonraki hususum, Türkiye Dışişleri Bakanı’nın İran’a hakaret eden ve İran’ın bölgesel politikasını durdurması gerektiğini söyleyen uygunsuz açıklamalarıyla ilgilidir. Bu tür ifadeler, iyi komşuluk ilişkileriyle bağdaşmamaktadır. Türk devlet adamlarının şunu açıkça bilmesi gerekir ki, bu tür açıklamalar nihayetinde kendi zararlarına olacaktır. Bugün tüm dünya, Türkiye’nin Suriye’ye nasıl müdahil olduğunu görmektedir. Siz oraya savaşmak üzere güçler gönderiyorsunuz. Kendiniz müdahale ederken İran’a müdahale etmemesini söylemekten hiç mi utanmıyorsunuz? Bu yaklaşım tamamen yanlıştır." TAHLİL 1.) İran bir akide devletidir. Yani inanç merkezli. Dolayısıyla böyle bir konuya normalde Dışişleri Bakanı veya başka bir siyasi cevap vermesi gerekirken, bu teamül aşılarak dini bir figür vasıtasıyla cevap verilerek İran halkının Türkiye'ye karşılığı diri tutulmaya çalışılmış 2.) Türkiye’ye saldırtıkları kişinin profili, yeri ve zamanı önemli. Saldıran kişi: Tüm İran’da bilinen etkili bir figür. Yer: Tahran’daki en büyük cami Zaman: Cuma günü ve Cuma hutbesinde Böylece etki maksimuma çıkarılmaya çalışılmış. 3.) Konuşmanın genel içeriği. Bu kişi Konuşmanın genel içeriğinde ABD ve İsrail düşmanlığı yapıyor. ABD ve İsrail'in hemen ardından Türkiye’yi dahil ederek esasında Türkiye’nin ABD ve İsrail'den farklı olmadığı algısını oluşturmaya çalışıyor. 4.) Cevap bir din adamının söyleminden ziyade bir devlet adamının söylemi gibi. Dolayısıyla aslında İran devletinin cevabı ve tutumu olduğu mesajı verilmiş. Bu hakikate rağmen İran’ın gerçek yüzünü ortaya koyan hakikatleri söyleyince mezhepçilik yapa veya zamanı mı diyenlere kessinlikle şüphe ile bakmak lazım. Zira durum cehaletle ilgili değil, bilinçli bir 5. Kol faaliyeti ve kendini satmakla ilgilidir.

Cahit Tuz / جاهد توز

48,732 views • 6 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ile gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 14’üncü Zırhlı Tugay Komutanlığında, inceleme ve denetlemelerin ardından Mehmetçiklerimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: EN KAPSAMLI VE EN ETKİN FAALİYETLERİMİZİ İCRA EDİYORUZ Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 14’üncü Zırhlı Tugay Komutanlığımızda namıdiğer Panter Tugayımızla bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. İçinde bulunduğumuz kritik jeopolitik süreçte ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için İstiklal Harbi’mizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Nitekim kahraman ordumuz; - Ülkemizin güvenliğinin sağlanmasından hudutlarımızın korunmasına, - Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası barış ve istikrara sağladığı katkılara kadar üstlendiği tüm görevleri büyük bir aşkla ve azimle yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki kahraman personelimizin üstün gayretleri ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Geldiğimiz noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde “Terörsüz Türkiye” hedefimize kararlılıkla ilerliyoruz. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN HAKLARINI KORUMA AZİM VE KARARLILIĞINA SAHİBİZ İcra ettiğimiz görevler kapsamında Kıbrıslı soydaşlarımızın güvenliği ve huzuru da bizler için her zaman önceliklidir. Yarım asır önce Kıbrıs Türkü’nün maruz kaldığı zulüm ve baskılar karşısında kahraman ordumuzun, büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı; - En başta soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlarken, - Aynı zamanda Ada’nın tamamında barışın, ekonomik gelişmenin ve istikrarın tesis edilmesine de imkân tanımıştır. Bugün 50 yılı aşkın süredir Ada’da devam eden güvenlik, istikrar ve huzur ortamı da bunun en açık ispatıdır. 14’üncü Zırhlı Tugayımız da nüvesini teşkil eden birliklerle Barış Harekâtı’nda kahramanca bir mücadele sergilemiş 11 şehit vermiştir. Harekât sırasında Ada’nın kritik yerlerini kontrol altına alan ve 1997 yılından itibaren de 14’üncü Zırhlı Tugayı ünvanıyla Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız, Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının güvencesi durumundadır. Harekâtta büyük bir kahramanlık örneği sergileyen 14’üncü Zırhlı Tugayımızın bugünkü mensupları olan sizler de şu anda tarihî bir vazife icra ediyorsunuz. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki yarım asır önce soydaşlarımızın yaşadığı mezalimlere ve acılara nasıl sessiz kalmadıysak bugün de aynı anlayışla Kıbrıs Türkü’nün haklarını koruma azim ve kararlılığına sahibiz. KIBRIS MESELESİNE İLİŞKİN SON DÖNEMDEKİ AÇIKLAMALAR HİÇBİR DEĞER İFADE ETMEMEKTEDİR Kıbrıs’ta tamamen uluslararası meşruiyeti haiz olarak bulunan Türkiye’nin varlığını sorgulayan zihniyete, ülkemizin garantör devlet olma vasfını ve bölgeyle olan tarihî bağlarını daima hatırlatıyoruz. Son dönemde Kıbrıs meselesine tarihî gerçeklerden uzak, siyasi saiklerle yaklaşan ve çeşitli lobilerin etkisi altında hareket eden bazı çevrelerin açıklamaları bizim açımızdan hiçbir değer ifade etmemektedir. Zira Kıbrıs Türk halkının yıllarca maruz kaldığı mezalimleri görmezden gelerek kahraman ordumuzun Garantörlük Antlaşması’ndan doğan meşru hak ve yükümlülükleri çerçevesinde icra ettiği Barış Harekâtı’nı sorgulamaya kalkışmak tarihî hakikatleri çarpıtmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bugün farklı coğrafyalarda yaşanan insanlık dramları karşısında sessiz kalanların, Kıbrıs konusunda adalet ve hukuk adına söz söylemeye çalışmaları ise uluslararası vicdan bakımından da ciddi bir tutarsızlıktır. Hiç kimse Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün meşru haklarını tartışmaya açarak bir sonuç elde edebileceğini düşünmemelidir. Bizim gündemimiz günübirlik siyasi değerlendirmeler değil uluslararası hukuk, tarihî gerçekler ve Kıbrıs Türk halkının meşru haklarıdır. Bu çerçevede Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edecektir. Bunun bilincinde olan siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın da bu tarihî görevinizi artan bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Ayrıca kıta stajı kapsamında burada bulunan son sınıf Harbiyelilerimizin de; başta Kıbrıs meselesi olmak üzere millî tezlerimizi derinlemesine kavramalarını, ülkemizin savunma ve güvenlik politikalarını yakından takip etmelerini ve burada geçirecekleri süreyi meslek hayatlarına yön verecek önemli bir kazanıma dönüştürmelerini özellikle bekliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Ayrıca Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, aziz şehitlerimizi, Kıbrıslı mücahitleri ile mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi, rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Siz kahraman silah arkadaşlarımı bir kez daha sevgiyle selamlıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyor, hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla... #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,640 views • 2 months ago

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün yaptığı açıklamada terörist başı Öcalan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşup DEM grubuna seslenmesi gerektiğini söylemiştir. Devlet Bahçeli'nin bu çağrısı Recep Tayyip Erdoğan ve Özgür Özel tarafından da desteklenmiştir. Bu çağrıya çözülme ortakları DEM, CHP, AKP'nin açık desteğinin olduğunu görüyoruz. Artık Türkiye'de Cumhur İttifakı ve CHP'den oluşan yeni adıyla Cumhur Halk Partisi vardır. Cumhur Halk Partisi, DEM'le koalisyon içerisindedir. Artık Erdoğan, Özel, Bahçeli ve Öcalan'ın el ele yürüdüklerini görüyoruz. Devlet Bahçeli'nin ‘terörist başı Öcalan TBMM'de DEM grubuna konuşsun’ ifadesi tam bir siyasal cinnettir. Devlet Bahçeli belli ki terör örgütünü hiç tanımamış. Terör örgütünün sözde başkanlık konseyi yapmış olduğu edepsiz açıklamada, ‘Savaşa biz karar veririz’ mealinde açıklamalar yaptı. Terör örgütünde terörist başı Öcalan'ın artık fiili bir otoritesi yok. Ancak kurucu olmasından kaynaklanan simgesel bir otoritesi var. Öcalan'ın ne demesini bekliyorsunuz? ‘Hadi silahlarınızı gömün, barış yapalım.’ Böyle mi demesini istiyorsunuz? Siz önce Türk milletine itiraf edin. Öcalan'a bu konuşmayı yapması için ne verdiniz? Özgür Özel, ‘El yükseltiyorum. Devlet Bey, Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahibi olmayı teklif ediyorum’ diyor. Erdoğan'a, Bahçeli'ye, Özel'e soruyorum; Öcalan'a Türk Milletine ait olan neyi teklif ediyorsunuz? Neyi vermeye karar verdiniz? Türkiye'nin bir bölgesinin Kürdistan olmasına mı karar verdiniz? Devletin resmi dilini değiştirmeye mi karar verdiniz? Federal bir Türkiye kurmaya mı karar verdiniz? Güneydoğu'da, Doğu Anadolu'da özel bir Kürdistan kurmaya mı karar verdiniz? Öcalan size ne karşılığında ne veriyor? Bunu Türk Milletine açıklamak zorundasınız. Bu iş öyle Meclis’te yapılacak konuşmalarla halledilecek bir iş değil. Öcalan'a hangi tavizleri verdiniz? Öcalan, Suriye PKK'sı PYD'nin 140 bin kişiden oluşan yapısını dağıtacak mı? Yoksa Öcalan'a sadece Türkiye'de değil Suriye'de de mi devlet kurma izni veriyorsunuz? Öcalan'ın terör örgütünü lağvetme gücü yoktur. İlginç olan çözüm süreci faciasını bu ülkeye yaşatan AKP'nin DEM ve ardılı partilerin ve terör örgütünün aklına bile gelmeyen terörist başını Meclis’te konuşturması teklifi Türk Milliyetçiliğini temsil iddiasındaki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelmiştir. Terörist başı Öcalan'a olmayan payeler sunmak Devlet Bahçeli'ye düşmez. Devlet Bahçeli'nin bu ifadelerinden dolayı ortaya haklı bir infial çıkmıştır. Vatanseverler, Türk Milliyetçileri derin bir hayal kırıklığı içerisindedirler. Şehitlerimiz, Gazilerimiz kendilerine hakarete uğramış hissetmektedirler. Devlet acziyet içine sokulmuştur. Türk Devleti'nin terörü durdurmak için terörist başının desteğine ihtiyacı yoktur. Bahçeli'nin bu ifadeleri, Erdoğan'ın destek açıklamaları, Özgür Özel'in destek açıklamaları terör örgütü ile can siperane mücadele eden kahraman ordumuzu, kahraman jandarmamızı ve kahraman polisimizi demoralize etmektedir. ‘Biz ne uğruna şehit oluyoruz’ sorusunu sormalarına neden olmaktadır. Türk ordusunun ve polisinin en seçkin evlatlarından 793 tanesi, jandarma ve polis özel harekat mensupları Hendek Çatışmalarında şehit düşmüşlerdi. Binlerce yaralımız vardı. Sizin siyasette yaptığınız hataların bedelini onlar aziz kanlarıyla düzeltmeye çalıştılar. Ülkemiz terörle mücadele bulunduğu konumdan daha geriye düşürülmeye çalışılmaktadır. Bahçeli böyle bir sürece alet olmaktadır. Bahçeli'nin terörist başını Meclis’te konuşturma fikri kendisine mi aittir? Yoksa yerli ve milliliği elden bırakmayan AKP tarafından mı kendisine söyletilmiştir? Bahçeli bir süre önce ‘Çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez’ demişti. Sayın Bahçeli Türkiye'yi değiştirmeye karar vermişsiniz anlaşılan. Nereye kadar değiştireceksiniz? Öcalan'a neler vereceksiniz? Türk halkına, Türk Milletine ait olan neleri Öcalan’a devretmeye karar verdiniz? Bahçeli bunu kimin söylettiğini Türk Milletine açıklamak zorundadır. Kendi fikri midir yoksa Erdoğan böyle söylediği için mi söylemiştir? Biz, Zafer Partisi olarak bu çağrıya verilen desteklere hiç şaşırmadık. Çünkü bu çağrının sahibi Bahçeli, zamanında ortağı olduğu koalisyon hükümetini bozdu ve erken seçimle AKP'yi iktidara taşıdı. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olabilmesi için Meclis oturumuna katıldı, ön ayak oldu. Parlamenter sistemden tek adam rejimine geçişin ve sonrasındaki çöküşün mimarlarından birisi oldu. Ne zaman sıkışsa AKP'nin stepnesi olduğu, koltuk değneği olduğu, destek olduğu ayakta kalmasını sağladı. Şimdi de görüyoruz ki Bahçeli, Öcalan'a koltuk değneği olmaya karar vermiş. Terörist başını Meclis’e çağırmak sadece kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimize değil, büyük Türk Milletine Gazi Meclisimize ve Cumhuriyetimize hakarettir. Bu hakareti yapan kişi Devlet Bahçeli'dir. Şimdi tekrar soruyorum; Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörist Öcalan Meclis’te konuşursa terörün bitmeyeceğini, sona ermeyeceğini bilmez mi? Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörün arkasında Batılı emperyalist güçler olduğunu ve onların Türkiye Sevr koşullarına gelmedikçe, terörü vekil güç olarak kullanmaya devam edeceğini kestiremez mi? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, PKK'yı Öcalan'ın yönettiğini mi zannediyorlar? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, terör örgütü alanda yenilip silah bırakmaya zorlanmadıkça kendiliğinden silah bırakmayacağını bilmez mi? 10 yıl önceki çözüm sürecinin memlekete ne ağır maliyetler ödettiğini bilmezler mi? Dün lideri ölen FETÖ terör örgütü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombalamıştı. Çok aşağılık bir eylemdi bu bombalama eylemi. Bir başka ülkenin ordusu bile bizim parlamentomuzu bombalamaz, bizim ordumuz da başka bir ülkenin parlamentosunu bombalamaz. Ama terör örgütü FETÖ, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Gazi Meclisimizi bombalatmıştı. Şimdi Bahçeli, Öcalan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin içine sokup vicdanını, manevi şahsiyetini meclisin bombalatmaya hazırlanıyor. Bahçeli Türkiye'de bozulma, çözülme ve çöküşlerin daimi işaret fişeği olarak kullanıldı. Bahçeli attığı siyasi adımlarla AKP'yi bu milletin başına musallat etti, tek adam sistemiyle parlamenter demokrasiyi değiştirdi ve şimdi Öcalan ve DEM'le işbirliği yaparak kalanı da yok etmek istiyor. Bahçeli'nin yolu yıkım yoludur. Onunla olan veya destek verenler de bu yıkıma ortaktırlar. Şimdi buradan Milliyetçi Hareket Partisi'ne gönül vermiş bütün kardeşlerime seslenmek istiyorum. Lider bildiğiniz kişinin terör seviciliği yapması sizi kızdırıyorsa, parti içindeki emeklerinizin değişik klikler tarafından keyfi menfaatlerine kurban edilmesinden bıktıysanız, sizleri Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkeleri ve Alparslan Türkeş’in ülküleri doğrultusunda vatan uğruna mücadele etmeye ve terörün karşısında duran, dimdik duran Zafer Partisi’ne gelmeye davet ediyorum. Gün, devletimiz, milletimiz ve bayrağımız için mücadele günüdür. Sizlere düşen bu kutlu mücadele de bizi yalnız bırakmamanız, yanımızda olmanızdır. Bu vesileyle sevgili Cumhuriyet Halk Partililere de seslenmek istiyorum. Gerçek Atatürkçülere seslenmek istiyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu devleti Öcalan'a vermeyi teklif eden Özgür Özel'in arkasından gitmeyin. Atatürk'ün kurduğu genç Cumhuriyete ihanet eden bir başka terörist başı Şeyh Said'e vatan haini diyemeyen adamlar Atatürkçü olamazlar, Atatürk'ün partisine genel başkanlık edemezler. Onun için bütün gerçek Atatürkçü Cumhuriyet Halk Partilileri Zafer Partisi'ne davet ediyorum. Sevgili AK Partililere de seslenmek istiyorum; sevgili vatansever, AKP'li kardeşlerim: PKK ile ilk müzakere sürecinde Dolmabahçe'de ulaşılan ve halka duyurulan mutabakat terörle mutabakat sürecini Haziran 2015 seçimlerinde siz oylarınızla sandığa gömerek durdurdunuz. Erdoğan'ı siz iktidardan düşürdünüz. ‘Allah devlete ve millete zeval vermesin’ diyorsunuz. Evet, Allah devlete ve millete zeval vermesin Cumhur İttifakı ve CHP şimdi devlete ve millete zeval vermeye hazırlanıyorlar. Buna izin vermeyelim sevgili kardeşlerim. Bütün vatansever AK Partilileri de Zafer Partisi'nin çatısının altına davet ediyorum. Devletimize ve milletimize zeval gelmesini birlikte engelleyelim diyorum. Biz Zafer Partisi olarak, Atatürk'ün bize emanet olan Cumhuriyeti ve devletimizi, kurucu ilkeler ve değerler ışığında ve hukuk devleti esaslarına göre korumaya oluşan tehditleri milletimize anlatmaya ve bunlara kararlılıkla karşı koymaya devam edeceğiz. Bu rezil gidişe Yunanistan'ın önünde diz çökerek Doğu Akdeniz ve Ege'de verilecek tavizlere, Kıbrıs'ta verilecek tavizlere karşı çıkıyoruz. Biz bu rezil gidişle terör örgütüne teslim olup Öcalan'a verilen tavizlere karşı çıkıyoruz. Bunun için de artık Türk milletine gitmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Hodri meydan! Siz yanınıza Öcalan’ı alın, biz Türk Milletini alalım. Erken seçimde sandığa gidelim. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Ümit Özdağ

2,270,164 views • 1 year ago

🇹🇷 Cihat Yaycı (7-8 Temmuz NATO Zirvesi sonrasında yaptığı değerlendirmede): “NATO bildirgesinde İsrail yok, Filistin yok, Gazze yok.” “NATO Zirvesi Sonuç Bildirisi’ne baktığımızda İran’dan bahsedildiğini görüyoruz. Ukrayna’dan bahsediliyor. Ancak İsrail’den tek bir ifade yok. Filistin’den bahseden yok. Gazze’de yaşananlardan söz eden yok. İsrail’in Suriye’nin güneyindeki işgalinden bahseden yok. Lübnan’daki gelişmeleri gündeme getiren de yok. Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları dışında, 32 NATO üyesinden hiçbir lider bu konulara değinmedi. Bu tablo bize şunu göstermektedir: İran güvenlik gündeminin merkezine yerleştirilirken, İsrail ise eleştirilerin tamamen dışında tutulmaktadır. İsrail’in attığı adımlar görmezden gelinmekte, üzeri örtülmektedir. Suriye meselesine dikkat etmek gerekiyor. Özellikle enerji koridorları önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri olacaktır. Irak petrolünün hangi güzergâhtan dünya piyasalarına ulaştırılacağı büyük önem taşımaktadır. Bu hat Suriye üzerinden mi işleyecek, İsrail üzerinden mi taşınacak, yoksa Türkiye üzerinden mi geçecek? Bölgedeki jeopolitik rekabetin temel unsurlarından biri de budur. Türkiye açısından en önemli risklerden biri ise İran’la karşı karşıya getirilmeye çalışılmasıdır. Bu ihtimal göz ardı edilmemelidir. Suriye’de gelişmeler giderek daha karmaşık bir hâl almaktadır. Önümüzdeki dönemde uluslararası konjonktür değişebilir. Türkiye üzerinde yeni baskılar kurulabilir. ‘Artık İsrail’i gündeme getirmeyin, İsrail’i eleştirirseniz bunun sonuçları olur.’ şeklinde çeşitli siyasi ve diplomatik baskılarla karşılaşılabilir. Nitekim ABD Başkanı’nın, ‘Ben olmasaydım Türkiye İsrail’e saldıracaktı.’ yönündeki açıklaması da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Uluslararası ilişkilerde devlet başkanlarının sözleri sıradan açıklamalar değildir. Bu tür ifadeler diplomatik literatürde karşılığı olan, kayıt altına geçen ve uluslararası algıyı etkileyen açıklamalardır. Böyle bir söylem, uluslararası kamuoyunda İsrail’i haklı ve meşru konumda göstermeye hizmet edebilecek bir algı oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Kıbrıs konusunda da son derece dikkatli olunmalıdır. Doğu Akdeniz’de çok önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Kıbrıs merkezli yeni jeopolitik denklemler kurulmaktadır. Türkiye’nin; İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Suriye ve İran eksenindeki gelişmeler üzerinden çok yönlü baskılarla karşı karşıya bırakılma ihtimali dikkatle takip edilmelidir. Diğer taraftan NATO bildirgesinde Rusya’nın açık şekilde hedef gösterilmesi de Türkiye açısından ayrı bir risk oluşturmaktadır. Bu durumun Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerini olumsuz etkileyecek yeni girişimlere zemin hazırlaması mümkündür. Oysa Rusya, Türkiye’nin ikinci büyük ekonomik ortağıdır; Türkiye de Rusya’nın üçüncü büyük ekonomik ortağı konumundadır. Ukrayna savaşı üzerinden Türkiye ile Rusya’nın karşı karşıya getirilmesine yönelik girişimlere karşı da son derece dikkatli olunmalıdır.” YAYININ TÜMÜ👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

11,009 views • 2 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende konuştu. Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimizin de katıldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: O GECE HEDEF ALINAN MİLLÎ İRADEMİZDİ Şehit ve Gazilerimizin çok değerli yakınları, kahraman gazilerimiz, kıymetli silah ve mesai arkadaşlarım, değerli misafirler, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sözlerimin başında vatanımızın bağımsızlığı, milletimizin istiklali ve devletimizin bekası uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor; kahraman gazilerimize sağlık ve uzun ömürler diliyorum. Aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin kıymetli ailelerine en derin saygılarımı sunuyorum. Bazı tarihler vardır ki takvimlerde yalnızca bir günü ifade etmez, işte o tarihler bir milletin hafızasına kazınır, ortak vicdanında derin izler bırakır ve gelecek nesillere aktarılması gereken tarihî bir emanete dönüşür. İşte 15 Temmuz 2016 da böylesine tarihî bir dönüm noktasıdır. 15 Temmuz gecesi asil milletimiz zorlu bir imtihandan geçmiş devletine, demokrasisine ve bağımsızlığına sahip çıkarak tarihimizin en anlamlı destanlarından birini yazmıştır. O gece hedef alınan yalnızca devletimizin anayasal düzeni değildi. Millî irademizdi. Demokrasimizdi. Bağımsızlığımızdı. Binlerce yıllık devlet geleneğimizdi. En önemlisi de milletimizin ortak geleceğiydi. O gece tarih bir kez daha gösterdi ki milletinin desteğini arkasına alan hiçbir devlet yıkılmaz, devletine güven duyan hiçbir millet de esaret altına alınamaz. 15 TEMMUZ BİR DİRİLİŞ DESTANIDIR Zira o gün Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; Silahların karşısına inancını, tehditlerin karşısına cesaretini, ihanetin karşısına vatan sevgisini koyan milletimiz; güvenlik güçlerimizle omuz omuza vererek millî iradeye sahip çıkmış, karanlık bir geceyi aydınlık bir sabaha dönüştürmüştür. Bilinmelidir ki 15 Temmuz sadece başarısızlığa uğratılmış bir ihanetin tarihi değildir. Aynı zamanda 15 Temmuz devlet ve millet arasındaki sarsılmaz güven bağının tarihe mühür vurduğu gündür. 15 Temmuz hürriyetinden asla vazgeçmeyen bir milletin iradesidir. Sonuç olarak 15 Temmuz şehitlerimizin fedakârlığı, gazilerimizin cesareti ve asil milletimizin ortak vicdanıyla yazılmış bir diriliş destanıdır. İÇ CEPHE MİLLETİMİZİN ORTAK VİCDANIDIR Milletleri güçlü kılan yalnızca sahip oldukları imkânlar değildir. Asıl güç ortak hedeflerde birleşebilmek zor zamanlarda kenetlenebilmek ve aynı istikbale birlikte yürüyebilmektir. 15 Temmuz’un bizlere bıraktığı en büyük ders de budur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Millî Mücadele’nin en çetin günlerinde iç cephenin önemine dikkat çekmiştir. Aradan geçen bir asra rağmen bu tespit bugün de bütün yönleriyle geçerliliğini korumaktadır. Zira iç cephe milletimizin ortak vicdanıdır. Ortak tarih şuurudur. Birbirimize duyduğumuz güvendir. Aynı bayrağın gölgesinde aynı geleceğe inanabilme iradesidir. İç cephe sağlam olduğu müddetçe hiçbir tehdit, hiçbir ihanet odağı ve hiçbir karanlık yapı Türkiye Cumhuriyeti’ni yolundan döndüremeyecektir. TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ, YALNIZCA BİR GÜVENLİK POLİTİKASI OLARAK DEĞERLENDİRİLMEMELİ Yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler güvenliğin artık yalnızca sınırlarımızda verilen bir mücadeleden ibaret olmadığını açıkça göstermektedir. Devletler bugün konvansiyonel tehditlerin yanı sıra terör, siber saldırılar, dezenformasyon, ekonomik baskılar ve toplumsal ayrışmayı hedef alan girişimlerle de karşı karşıyadır. Böylesine hassas bir dönemde millî birlik ve beraberliğimizi korumak; güvenliğimizin, demokrasimizin, kalkınmamızın ve geleceğimizin de en büyük teminatıdır. Bu anlayışla ortaya konulan Terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca bir güvenlik politikası olarak değerlendirilmemelidir. Bu hedef evlatlarımızın geleceğe umutla baktığı, anaların gözyaşının dindiği, kardeşliğin güçlendiği, huzurun kökleştiği ve aydınlık yarınlara duyulan güvenin daha da pekiştiği güçlü bir Türkiye idealidir. Çok iyi biliyoruz ki terörün olmadığı yerde güven vardır. Güvenin olduğu yerde ise üretim, yatırım, bilim,teknoloji ve kalkınma en önemlisi de huzur vardır. Terörün gölgesinden tamamen arınmış bir Türkiye, şehitlerimize duyacağımız vefanın en güçlü ifadesi, gazilerimizin fedakârlıklarına vereceğimiz en anlamlı karşılık olacaktır. Bugün Türkiye; güçlü devlet geleneği, kahraman ordusu, fedakâr güvenlik güçleri, yerli ve millî savunma sanayisinde ulaştığı göz kamaştırıcı seviye ve her şart altında devletinin yanında duran asil milletiyle, bölgesinde güven veren ve istikrar üreten bir ülkedir. Bu vesileyle vurgulamak isterim ki geçtiğimiz hafta ülkemizin ev sahipliğinde başarıyla icra edilen NATO Zirvesi de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’nin uluslararası arenadaki etkinliğini ortaya koymuş, pek çok müttefik ülke lideri ordumuzun gücüne ve savunma sanayimizin mümtaz seviyesine dikkat çekmişlerdir. FETÖ İLE MÜCADELEMİZ KARARLILIKLA SÜRDÜRÜLÜYOR Ülke olarak sahip olduğumuz gücün temel kaynağı, aziz milletimizin birlik ruhu, dayanışma azmi, ortak hedefleri ve geleceğe duyduğu sarsılmaz inançtır. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bağrından çıktığı bu asil milletin güvenine layık olmayı daima en büyük şeref saymış, şanlı tarihimizin her döneminde vatanın bekası için fedakârca görev yapmıştır. Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan Kıbrıs’a, terörle mücadeleden sınır ötesi harekâtlara kadar her safhada aynı ruhla mücadele eden kahraman ordumuz, bugün de karada, denizde, havada, uzay çalışmalarında ve siber alanda üstlendiği görevleri üstün bir başarıyla yerine getirmektedir. FETÖ başta olmak üzere devletimizin varlığına kasteden tüm yapılanmalarla mücadelemiz, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde aynı kararlılıkla sürdürülmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hainlerden arındırıldıktan sonra çok daha güçlü, ve daha yüksek bir operasyonel kabiliyete ulaşmış, caydırıcılığı yüksek bir güç hâline gelmiştir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında emin adımlarla ilerlediğimiz bu dönemde hedefimiz; huzurun kalıcı olduğu, terörün tamamen gündemden çıktığı, bilimin ve teknolojinin üretime yön verdiği, savunma sanayinde öncü ekonomide güçlü, demokrasisi kökleşmiş, kardeşliği pekişmiş bir Türkiye’dir. İnanıyorum ki Türkiye Yüzyılı; ayrışmanın değil dayanışmanın, korkunun değil güvenin, umutsuzluğun değil umudun, terörün değil huzurun yüzyılı olacaktır. Bizlere düşen görev, bugün yalnızca 15 Temmuz’u anmak değildir. Asıl görevimiz o gece bizlere emanet edilen ruhu yaşatmak ve gelecek nesillere eksiksiz aktarmaktır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere devletimizin bekası ve milletimizin istiklali uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı ve minnetle yâd ediyorum. Başta 15 Temmuz şehitlerimiz olmak üzere vatanımızın bölünmez bütünlüğü uğruna canlarını feda eden bütün aziz şehitlerimize rahmet diliyor, kahraman gazilerimize sağlık ve afiyet temenni ediyor, ebediyete irtihal eden gazilerimizi minnetle anıyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

38,847 views • 2 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir üst rütbeye terfi eden askerî personel için düzenlenen Rütbe Terfi Töreni’nde konuştu. TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcılarının da yer aldığı törende Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: KAHRAMAN ORDUMUZ, DESTANSI ZAFERLERLE TARİHE DAMGA VURDU Bugün bir üst rütbeye terfi eden silah ve mesai arkadaşlarımızın rütbe takma töreni vesilesiyle bir araya gelmenin, aynı zamanda 30 Ağustos Zaferimizin 104’üncü yıl dönümü ile Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nü kutlamanın haklı gurur ve sevincini yaşıyoruz. Bu anlamlı günde tarihî zaferlerimizi büyük bir övünçle yâd ederken terfi eden arkadaşlarımızı en içten dileklerimle tebrik ediyor, yeni rütbelerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Geçmişten bugüne ulaşan toplumlar, hafızalarını koruyabildikleri, tarihlerine vâkıf olup ondan ilham alabildikleri ölçüde geleceğe güvenle ilerleyebilirler. Bu kapsamda özellikle “Zaferler Ayı” olarak tanımladığımız Ağustos ayının önemine vurgu yapmak isterim. Asil milletimizin bağrından çıkan kahraman ordumuz, bu ayda Malazgirt’ten Mercidabık’a, Mohaç’tan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne kadar elde ettiği destansı zaferlerle tarihe damga vurmuştur. Bu zaferlerin son halkası Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde elde edilen ve Büyük Taarruz’un neticesinin alındığı 30 Ağustos zaferidir. Aziz Atatürk ve silah arkadaşları bu büyük ve fedakârca mücadeleleri ile Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolu açarlarken, onlardan ilham alan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ülkemizin güvenliği ve milletimizin huzuru için büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Bu tarihî mirasın bugünkü temsilcilerinden olan siz kıymetli silah arkadaşlarımın aldığı yeni terfi ve rütbeler de ortaya koyduğunuz emeğin ve başarının birer gurur nişanesidir. Aynı zamanda sorumluluk bilincinin, fedakârlığın, ülkeye ve millete adanmışlığın bir sembolüdür. Sizlere tevdi edilen her yeni görev ise şahsi bir onur ve yükümlülük olmasının yanı sıra devletimizin ve asil milletimizin sizlere duyduğu güvenin bir göstergesidir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ, GÜVENLİK KAZANIMLARIMIZI KALICI HALE GETİRMEYİ AMAÇLIYOR Sizlerin de yakından takip ettiği üzere küresel ölçekte güvenlik ortamının giderek daha karmaşık ve öngörülemez olduğu, kritik bir dönemden geçiyoruz. Başta yakın coğrafyamız olmak üzere muhtelif bölgelerde yaşanan çatışma ve krizler, güvenlik ortamını her zamankinden daha karmaşık bir hâle getirmiştir. Böylesine hassas bir ortamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sınırlarımızın güvenliğinin sağlanmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasından, barış ve istikrara sunduğu katkılara kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifelerini icra etmektedir. Bu çerçevede terörle mücadelede ulaştığımız başarılı seviye, yaklaşık kırk yıldır büyük fedakârlıklarla sürdürülen çok boyutlu faaliyetlerimizin ve özellikle son yıllarda sahada elde ettiğimiz tarihî başarıların bir sonucudur. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen Terörsüz Türkiye süreci de işte bu mücadeleyle elde edilen güvenlik kazanımlarımızı kalıcı hâle getirmeyi, terörü bir daha geri dönmemek üzere ülkemizin ve milletimizin gündeminden tamamıyla çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu süreç aynı zamanda şehirlerimizin kalkınmasına, vatandaşlarımızın refahının artmasına ve kaynaklarımızın çok daha verimli kullanılmasına önemli katkılar sağlayacaktır. İçeride birlik ve beraberliğini tahkim ederek, huzur ve güven ortamını kalıcı hâle getiren bir Türkiye, uluslararası alandaki gücünü ve etkinliğini daha da ileriye taşıyacak barış ve istikrara çok daha güçlü katkılar sunacaktır. Bu doğrultuda Gazi Meclisimizin büyük bir çoğunlukla kabul ettiği Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’la, Terörsüz Türkiye yolunda tarihî bir eşik daha aşılmıştır. Kanun kapsamında oluşturulan Millî Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu ilk toplantısını gerçekleştirerek çalışmalarına başlamış, sürece dâhil olan tüm kurumlarımızın tam bir koordinasyon ve eşgüdüm içerisinde yürüteceği faaliyetlere ilişkin esasları belirlemiştir. Bakanlık olarak biz de ilgili kurumlarımızla yakın koordinasyon içerisinde üzerimize düşen görevleri büyük bir hassasiyetle yerine getirmeye, sürecin her aşamasını titizlikle takip etmeye devam edeceğiz. Öte yandan Terörsüz Türkiye sürecimizin başarısı açısından Suriye’deki gelişmeleri de uzun vadeli bölgesel güvenlik mimarisi perspektifiyle ele almakta ve Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü çok önemli görmekteyiz. Nitekim gelinen aşamada Suriye’de terör örgütü SDG-YPG, sözde özerk yönetimi ile buna bağlı askerî ve sivil yapılarını feshettiğini ve unsurlarının Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin tamamlandığını açıklamıştır. Bu gelişmeyi Suriye’nin toprak bütünlüğünün, iç huzurunun ve siyasi birliğinin güçlendirilmesi terör örgütlerinin silahlı yapılar olarak varlıklarının sona erdirilmesi ve Terörsüz Türkiye hedefimizin bölgesel güvenlik boyutu açısından önemli bir aşama olarak değerlendiriyoruz. MEKKE ANLAŞMASI, TARİHÎ BİR ADIM NİTELİĞİNDE Küresel güvenlik mimarisinin temellerinin sarsıldığı, belirsizliklerin giderek arttığı bu ortamda benimsediğimiz çok yönlü politikalar ve üstlendiğimiz çözüm odaklı inisiyatifler sayesinde ülkemiz, uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Son dönemde başta NATO Zirvesi olmak üzere pek çok uluslararası zirve ve diplomatik forum ile dünyanın önde gelen savunma sanayi organizasyonlarına ev sahipliği yapmamız, ülkemize duyulan güvenin ve artan uluslararası etkimizin açık göstergeleridir. Esasen bölgesel ve küresel sorunların çözümünde ortaya koyduğumuz etkin ve yapıcı diplomasi, çatışmaların sona erdirilmesi ve kalıcı barışın tesisi için üstlendiğimiz kolaylaştırıcı roller, Türkiye’nin süreçlere yön veren bir ülke olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu güçlü konumumuzun en son ve somut örneklerinden biri de Mekke’de imzaladığımız Ortak Savunma Anlaşması olmuştur. Birbirinden kritik imkân ve kabiliyetlere sahip kolektif caydırıcılığı esas alan üç dost ülkenin ortaya koyduğu bu güçlü irade, köklü kardeşlik bağlarımızı ve karşılıklı güven anlayışımızı stratejik bir zeminde tahkim eden tarihî bir adım niteliğindedir. Bu anlaşmanın ortak güvenliğimizin güçlendirilmesinin yanı sıra savunma ve güvenlik iş birliğimizi daha da ileriye taşıyacağına bölgesel ve küresel barış ve istikrarın sürdürülmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Tüm bu gelişmeler ülkemizin sahip olduğu stratejik ağırlığın, dost ve müttefikleri nezdindeki güvenilir konumunun ve uluslararası meselelerin çözümünde üstlendiği etkin rolün en somut yansımalarıdır. Ülkemizin ulaştığı bu gurur verici seviyede kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sizler gibi seçkin, disiplinli, fedakâr personeli başlıca rol oynamaktadır. TÜRKİYE’Yİ HER ALANDA DAHA GÜÇLÜ YARINLARA TAŞIMAK İÇİN AZİM VE KARARLILIKLA ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ Bu mümtaz konumumuzun sürdürülebilmesi ve daha üst noktalara taşınabilmesi için ordumuzun her türlü tehdit ve riske karşı daima hazırlıklı olması, aynı zamanda insan kaynağımızın niteliğinin ve teknolojik kapasitemizin de sürekli geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun için her kademedeki personelimizin ortaya koyacağı üstün gayretler ve kendisini sürekli geliştirme iradesi, ordumuzun etkin ve güçlü konumunun daha ileri seviyelere taşınması bakımından belirleyici bir öneme sahiptir. Şu bir gerçek ki günümüzün değişken güvenlik ortamı artık yalnızca mevcut tehditlere karşılık verebilmeyi değil, gelişmeleri doğru okuyabilmeyi geleceğin risklerini öngörebilmeyi ve bunlara karşı zamanında stratejik ve önleyici politikalar geliştirebilmeyi de zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle değişen dinamikleri doğru analiz ederek, stratejik ve önleyici politikalar geliştirebilen, öngörülü ve çok yönlü bir anlayışla hareket etmek mecburiyetindeyiz. Başta Bakanlığımız olmak üzere Genelkurmay ve Kuvvet karargâhlarımızın her kademede yürüttüğü planlama, analiz ve karar destek faaliyetleri bu noktada hayati önem taşımaktadır. Dolayısıyla sizlerden beklentimiz, sahip olduğunuz bilgi ve tecrübeyi sürekli geliştirmeniz, hadiseleri bugünün ve geleceğin muhtemel risk ve fırsatlarını da hesaba katan geniş bir perspektifle değerlendirmeniz ve sorumluluk alanınızda ürettiğiniz her çalışmaya, stratejik bir bakış açısı kazandırmanızdır. Bugün bir kez daha zaferlerini büyük bir övünç ve gururla andığımız atalarımızdan aldığımız ilhamla ordumuzun etkinlik ve caydırıcılığını artırmak ve Türkiye’yi her alanda daha güçlü yarınlara taşımak için aynı azim ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Kahraman ordumuz dün olduğu gibi bugün ve yarın da ülkemizin güvenliğinin, milletimizin huzurunun ve bölgemizde tesis etmek istediğimiz barış ve istikrar ortamının en güçlü güvencelerinden biri olmaya devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bizlere bu cennet vatanı emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimiz ile tüm komutanlarımızı ve devlet büyüklerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Terfi eden tüm silah arkadaşlarımın yeni rütbelerinin bir kez daha hayırlı olmasını temenni ediyor, kendilerine görevlerinde üstün başarılar diliyorum. Mesleki başarılarında büyük katkıları olduğuna inandığım değerli ailelerine, kıymetli hanımefendilere ve sevgili evlatlarımıza da teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca 30 Ağustos itibarıyla hizmet süresini tamamlayarak emekli olan silah arkadaşlarımıza başarılı hizmetleri için teşekkür ediyor, bundan sonraki hayatlarında aileleriyle birlikte sağlık, başarı ve esenlikler diliyorum. Zafer Bayramımızı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nüzü de en içten dileklerimle kutluyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

78,821 views • 1 month ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 views • 6 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törende bir konuşma yaparak şunları söyledi: ŞEHİTLERİMİZİ VE GAZİLERİMİZİ RAHMETLE VE MİNNETLE YÂD EDİYORUM "Bu anlamlı gün vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan ve özellikle siz kıymetli ailelerimizi Bakanlığımızda ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum. Sözlerimin başında Çanakkale Zaferi’ni bizlere armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarını, vatanımız, milletimiz, istiklal ve istikbalimiz için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve cesaret timsali gazilerimizi rahmet, şükran ve minnetle yâd ediyorum. Siz değerli misafirlerimizin şahsında tüm şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakâr ailelerine de buradan saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. ÇANAKKALE’DEKİ RUH, 15 TEMMUZ’DA BİR KEZ DAHA KENDİNİ GÖSTERDİ Bugün 111’inci yıl dönümünü kutladığımız Çanakkale Zaferi, kahraman ordumuzun vatan savunmasındaki azim ve kararlılığının, asil milletimizin inanç ve bağımsızlık iradesinin bütün dünyaya ilan edildiği bir direniş destanıdır. Dünyanın en güçlü donanmaları ve ordularıyla ülkemizi işgal etmek isteyen müstevliler, karşılarında vatanı uğruna canını vermekten çekinmeyen kahraman Türk milletini ve onun şanlı ordusunu bulmuşlardır. Anadolu’nun ve gönül coğrafyamızın dört bir yanından gelen Mehmetçiklerimiz, Çanakkale’de sergiledikleri kahramanlıklarla asil milletimizin yüksek karakterini ve tarih boyunca taşıdığı bağımsızlık ruhunu bütün dünyaya göstermiştir. Kahramanlarımızın sevdiklerini, gençliklerini ve hayallerini hiç tereddüt etmeden vatan uğruna fedâ etmesi, cesaretin ve fedakârlığın en yüce örneklerinden biri olarak tarihimizdeki müstesna yerini almıştır. İstiklal Marşı'mızın şairi Mehmet Âkif Ersoy’un 'Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın' dizelerinde ebedîleştirdiği her bir şehidimiz, bağımsızlığımızın birlik ve beraberliğimizin en büyük timsalidir. Bugün, bizler de şehitlerimizin bıraktığı eşsiz mirası yani bu aziz vatanı koruma sorumluluğunu omuzlarımızda taşıyoruz. Şanlı ecdadımızın Çanakkale’de ortaya koymuş olduğu mücadele ruhu; ilk önce İstiklal Harbi’mizde vücut bulmuş, daha sonra da Kıbrıs’ta terörle mücadelede ve 15 Temmuz’da kendisini bir kez daha göstermiştir. Bu asil ruh şanlı milletimizin karakterinde ebediyen varlığını sürdürecek, ülkemize yönelebilecek tüm tehditler Çanakkale’den bugüne kadar olduğu gibi sarsılmaz bir direnişin pençesinde eriyecektir. GEREKLİ TÜM TEDBİRLERİ ALIYORUZ Her fırsatta ifade ettiğimiz gibi yakın coğrafyamız başta olmak üzere dünya genelinde birbiri ardına gerginlikler ve krizler çoğalıyor, bunun sonucunda risk ve tehditler de giderek artıyor. Bugün geldiğimiz noktada artık bu risklerin bir ihtimal olmaktan çıkarak fiilî çatışmalara dönüştüğünü, uluslararası hukukun çoğu zaman yok sayıldığını yakından takip ediyoruz. Önceleri vekil unsurlar üzerinden yürütülen mücadelelerin artık doğrudan devletlerin birbirini hedef aldığı daha geniş ölçekli bir rekabete dönüştüğü bir çatışma ortamını yaşıyoruz. İsrail’in önce Gazze’ye ardından Lübnan’a ve İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan kaos ortamı şimdi de ABD ve İsrail’in birlikte İran’a saldırmalarıyla ve İran’ın bölge ülkelerini hedef almasıyla daha da tehlikeli bir hâl almıştır. Türkiye olarak bölgemizde büyük bir kaos ve istikrarsızlığa sebep olan bu gelişmeyi millî bekamız ile ülkemizin menfaatleri doğrultusunda dikkatle analiz ediyoruz. Bu kapsamda çatışmaların son bulması için yoğun diplomatik çabalarımıza devam ederken askerî olarak da hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm tedbirleri de alıyoruz. Son gelişmelere göre de karada, denizde, havada, sınır hattında ve siber alanlarda tedbirlerimizi artırdık. TSK, ÜSTLENDİĞİ TÜM GÖREVLERİ BAŞARIYLA YERİNE GETİRİYOR Kıymetli silah ve mesai arkadaşlarım; yakın coğrafyamızda yaşanan istikrarsızlıklar, ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini sürekli geliştirmenin ve caydırıcı bir askerî gücü muhafaza etmenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Bu çerçevede Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; vatanımızın ve milletimizin güvenliğini sağlamak, ülkemizin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumak için tüm alanlarda üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Şüphesiz yaşananlar, bizlere yalnızca güvenlik bakımından değil; askerî düşünce, kapsamlı planlama ve stratejik hazırlık açısından da önemli dersler sunmaktadır. Bu noktada Millî Savunma Bakanlığımız, Genelkurmay Başkanlığımız ve Kuvvet Komutanlıkları karargâhlarımız büyük bir sorumluluk üstlenmektedirler. Unutulmamalıdır ki güçlü ordular yalnızca cephede değil, karargâhlarda üretilen stratejik akıl, sağlam planlama ve yüksek sorumluluk bilinciyle vardır. Bu yüzden çok boyutlu değerlendirme yeteneğiyle her türlü senaryoya karşı sahadaki birliklerimizi en iyi şekilde desteklemek, bugünün güvenlik ortamında en önemli görevlerimizden biridir. Sizlerin bu bilinçle görevlerinizi en iyi şekilde yerine getirdiğinizi müşahede ediyor, bundan sonra da aynı anlayışla çalışmalarınızı sürdüreceğinize yürekten inanıyorum. İÇ CEHPEMİZİ GÜÇLÜ TUTMAK DA HAYATİ ÖNEMDEDİR İçinde bulunduğumuz kritik süreçte güçlü bir savunma kapasitesine sahip olmanın yanı sıra iç cephemizi güçlü tutmak ve yerli-millî savunma sanayimizi daha ileri seviyelere taşımak da bir o kadar hayati öneme haizdir. Bu çerçevede yerli ve millî imkânlarla geliştirdiğimiz savunma sanayimiz, yüksek teknoloji ürünü sistemlerle ordumuzun gücüne güç katmakta, ülkemizin stratejik bağımsızlığını pekiştirmektedir. Bu alanda daha çok başaracağımız şeylerin olduğunun bilinciyle çalışmalarımıza artan bir şevk ve gayretle devam ediyoruz. Tüm bu gayretlerimizin temelinde ülkemizin hak ve çıkarlarını her koşulda koruma azmimiz ile aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize duyduğumuz derin vefa bulunmaktadır. Onların bize bıraktığı kutsal emanet, aynı zamanda geleceğe dair sorumluluklarımızın da en güçlü hatırlatıcısıdır. TERÖRSÜZ TÜRKİYE, GÜVENLİK VE HUZURUN KALICI HÂLE GELMESİDİR Nitekim devletimizin Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ortaya koyduğu 'Terörsüz Türkiye' hedefi de bu çalışmalarımızın önemli bir ayağını teşkil etmektedir. Bu tarihî süreç, güvenlik ve huzurun kalıcı hâle gelmesi kadar ▪️ Kardeşliğimizin ebedî kılınması, ▪️ Çocuklarımızın, terörün gölgesinden uzak bir ülkede büyümesi, ▪️ Ülkemizin daha fazla gelişmesi ve kalkınması ▪️ Ve tüm vatandaşlarımızın refah payının artması anlamına da gelmektedir. Bu konuda devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüt söz konusu değildir. Şüphesiz bugün, güven ve huzur içinde yaşayabiliyorsak ve bu tarihî süreci yürütebiliyorsak bu, en başta şehit ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları sayesindedir. ŞEHİTLERİMİZ VE GAZİLERİMİZ BU MİLLETİN ONURUDUR Özellikle belirtmek isterim ki bu süreçte atılacak hiçbir adım, şehitlerimizin aziz hatırasına asla leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna, asaletine ve verdikleri emeklere zarar vermeyecektir. Şehitlerimiz ve gazilerimiz, bu milletin onurudur; siz kıymetli ailelerimiz de bu onurun yaşayan emanetlerisiniz. Öyle ki sizler, tarifsiz acılarınızı yüreğinizde taşımanıza rağmen vakur duruşunuzdan asla taviz vermediniz. Sabrın, metanetin ve asaletin, ne demek olduğunu bir kez daha gösterdiniz. Dolayısıyla sizler başımızın tacısınız ve ne yaparsak yapalım fedakârlıklarınızın karşılığının olmadığının da bilincindeyiz. Haklarınızı asla ödeyemesek de başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız olmak üzere tüm kurumlarımızla sizlerin hayatını kolaylaştırmak ve her türlü ihtiyacınızda yanınızda olmak için büyük bir gayret gösteriyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm imkânlarımızla her zaman yanınızda durmaya devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ederken tedavisi devam eden gazilerimize de acil şifalar diliyorum. Gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca; şehitlerimizin aziz hatırasına sahip çıkmak, gazilerimizin fedakârlıklarına layıkıyla karşılık verebilmek ve kıymetli ailelerinin, her daim yanlarında olmak için büyük bir özveriyle görev yapan Şehit ve Gazi İşleri Daire Başkanlığımıza, aynı şekilde başta Millî Savunma Bakanlığı Armoni Mızıkamız ve kıymetli solistlerimiz olmak üzere Kültür ve Sanat Daire Başkanlığımıza ve etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Değerli ailelerimiz ve kıymetli arkadaşlarım, mübarek Ramazan Bayramınızı da şimdiden kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyor ve hayırlı iftarlar diliyorum. Kalın sağlıcakla." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

143,944 views • 6 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kafkas İslam Ordusu ve Bakü’nün kurtuluşunun 108’inci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma programına katıldı. Türkiye-Azerbaycan Dostluk ve İşbirliği Vakfı (TADİV) tarafından düzenlenen anma töreni öncesinde Bakan Yaşar Güler tarafından Kafkas İslam Ordusu Anıtı’nın açılışı gerçekleştirildi. Anıtın açılışında konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: BU ANITIN AÇILMASINI SON DERECE DEĞERLİ BULUYORUM Bakü’nün kurtuluşunun 108’inci yıl dönümünde böylesine tarihî bir mana taşıyan Kafkas İslam Ordusu Anıtı'nı açmaktan büyük bir gurur duyduğumu da ifade etmek isterim. Bu anlamlı eserin Bakü'nün kurtuluşunun yıl dönümünde icra edilen kıymetli bir programla açılmasını da son derece değerli buluyorum. Bu vesileyle başta Prof. Dr. Sayın Aygün Attar Hocamız olmak üzere bu anıtın fikir aşamasından tamamlanmasına kadar katkı sunan mimarından, sanatçısına, ustasından, işçisine emeği geçen herkese canıgönülden şükranlarımı sunuyorum. Kıymetli kardeşlerim, bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu anıt bizlere 108 yıl önce ortaya konulan büyük bir kardeşliği, fedakârlığı ve dayanışmayı bir kez daha hatırlatmaktadır. 1918 yılında Azerbaycan'ın istiklali ve Bakü'nün kurtuluşu için Anadolu'nun evlatları can gardaşlarının yardım çağrısına kayıtsız kalmamış, onların vatanını, kendi vatanları bilerek Kafkas İslam Ordusunun şanlı sancağı altında Azerbaycan'ın birlik ve bütünlüğü için mücadeleye koşmuşlardır. Bu uğurda toprağa düşen kahramanlarımız ise Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ezeli kardeşliğe nesiller boyunca yaşayacak mukaddes bir miras bırakmışlardır. Bugün açtığımız bu anıtın da onların aziz hatıralarını yaşatacağına ortak tarihimizin gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağlayacağına ve Türkiye Azerbaycan birlikteliğinin ebedî nişanelerinden birisi olacağına yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Nuri Paşa ve Kafkas İslam Ordusu kahraman mensupları ile Türkiye'nin ve Azerbaycan'ın istiklali uğruna mücadele eden aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad, Türkiye Azerbaycan kardeşliği daim olsun. Bakan Yaşar Güler, anıt açılışını ardından gerçekleşen törende ise şu konuşmayı yaptı: KAFKAS İSLAM ORDUSU’NUN MÜCADELESİ, TARİHÎ BİR DÖNÜM NOKTASI OLDU “Kafkas İslam Ordusu”nun icra ettiği tarihî harekât ile can Azerbaycan’ın göz bebeği Bakü’yü işgalden kurtarmasının 108’inci yıl dönümünde “Bir Millet İki Devlet: 1918’de Kanla Mühürlenen Kardeşlik” temasıyla düzenlenen bu anlamlı programda, sizlerle bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Öncelikle bu önemli programı düzenleyerek böylesine tarihî bir mirasın akademik bir perspektifle yeniden değerlendirilmesine imkân sağlayan başta Sayın Vakıf Başkanı olmak üzere Türkiye Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfına, ayrıca panel oturumunda bildiriler sunacak olan kıymetli hocalarımıza ve programa katkı sağlayan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bu vesileyle Vakfımızın Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sosyokültürel bağları güçlendirmeye, Türk dünyasında barış ve toplumsal dayanışmaya katkı sunmaya yönelik yürüttüğü verimli çalışmaları da büyük bir memnuniyetle takip ettiğimizi özellikle ifade etmek isterim. Bugün burada yıl dönümünü idrak ettiğimiz 15 Eylül 1918 tarihi, esasen bir harekâtın icrasından ve Bakü gibi kıymetli bir şehrin düşman işgalinden kurtuluşundan çok daha büyük anlamlar taşımaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında Kafkasya’daki dengelerin değiştiği, Azerbaycan Türklerinin ağır tehditlerle karşı karşıya kaldığı bir ortamda, 28 Mayıs 1918’de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti ile 4 Haziran’da imzaladığı Dostluk Antlaşması çerçevesinde kardeşlerinden yardım istemiştir. Bu çağrıya kayıtsız kalmayan Osmanlı Devleti tarafından Nuri Paşa komutasında Kafkas İslam Ordusu teşkil edilmiştir. Kafkas İslam Ordusunun Azerbaycan millî kuvvetleriyle omuz omuza başlattığı harekât kapsamında Gence’den hareketle Gökçay ve Şamahı’da önemli başarılar elde edilmiş, ardından Bakü önlerine ulaşılmıştır. Nihayet 14 Eylül gecesi başlayan son taarruzun ardından 15 Eylül 1918’de Bakü işgalden kurtarılarak Azerbaycan millî devletine teslim edilmiş, böylece hükûmetin Gence’den Bakü’ye taşınmasının önü açılmıştır. Bu mücadele Bakü ile de sınırlı kalmamış, şehrin kurtarılmasından birkaç gün sonra harekât, Karabağ istikametinde genişletilmiştir. Öyle ki Azerbaycan Türklerine yönelik vuku bulan Ermeni saldırıları üzerine, 5’inci Kafkas Tümeninden Albay Cemil Cahit Bey komutasında harekete geçen iki kahraman alayımızın Ağdam’dan başlattığı harekâtla Askeran, Şuşa ve Gerus gibi kritik yerler Ermeni çetelerinden temizlenmiş, böylelikle Karabağ’da da güven ve asayiş sağlanmıştır. Dolayısıyla Kafkas İslam Ordusunun bu mücadelesi Azerbaycan’ın egemenliğinin güçlendirilmesine ve ülkenin toprak bütünlüğünün tesis edilmesine imkân sağlayan tarihî bir dönüm noktası olmuştur. KARDEŞLİĞİMİZ KANLA MÜHÜRLENMİŞTİR Şüphesiz bu harekâtın en kıymetli yönlerinden biri de kahraman Türk askeri ile Azerbaycan’ın yiğit evlatlarının köklü bağları, vatan sevgisi ve kardeşlik ruhuyla yan yana mücadele etmiş olmasıdır. Bugün bir kez daha Kafkas İslam Ordusunun 1132 şehidi ile aynı mücadelede can veren Azerbaycanlı kardeşlerimizi rahmet ve minnetle anarken, bir asırdan fazla zamandır nesilden nesile aktarılan bu büyük kardeşlik mirasını da saygıyla ve minnetle yâd ediyoruz. Bakü’de Şehitler Hiyabanı’nda yan yana yatan kahramanlarımız, bizlere şu hakikati bir kez daha hatırlatmaktadır: Türkiye-Azerbaycan kardeşliği, yalnızca sözlerle ifade edilen bir yakınlık değildir. Bu kardeşlik, gerektiğinde aynı cephede omuz omuza verilmiş mücadelelerle, fedakârlıkla ve kanla mühürlenmiştir. KARABAĞ’DAKİ ZAFER, TÜM TÜRK DÜNYASI İÇİN GURUR KAYNAĞIDIR 1918’de yazılan bu destanın ruhu, bugün de aynı heyecanla yaşamaya devam etmektedir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, köklü ve ortak geçmişimizin mirasıyla bugünümüzü anlamlandırırken, aynı zamanda gelecekteki birlikteliğimizin de en sağlam temelini oluşturmaktadır. Bu bağ kökü mazide olan, Kafkas İslam Ordusundan Tek Vatan Muharebesi’ne kadar verilen mücadelelerden süzülüp gelen, gönülden gönüle kurulmuş ezelî ve ebedî bir kardeşliktir. Nitekim 1918’de Anadolu’nun evlatları Azerbaycanlı kardeşleriyle birlikte Bakü’nün kurtuluşu için nasıl omuz omuza mücadele etmişse, bir asır sonra Azerbaycan öz toprağı Karabağ’ı işgalden kurtarmak için harekete geçtiğinde Türk milletinin kalbi de can gardaşlarıyla birlikte atmıştır. Şanlı Azerbaycan ordusunun yüreği yurt aşkıyla çarpan kahraman askerleri, yaklaşık 30 yıl işgal altında kalan Karabağ’ı özgürlüğüne kavuşturmak üzere harekete geçmiş, 44 gün boyunca büyük bir azim, disiplin ve kararlılıkla destansı bir mücadele ortaya koymuşlardır. Bu büyük zafer, büyük askerî mücadelenin yanında uzun yıllar boyunca hakkından vazgeçmeyen, vatanına kavuşacağı güne olan inancını kaybetmeyen Azerbaycan halkının sabrının, iradesinin ve kararlılığının da neticesidir. Ne mutlu ki bugün Şuşa’da, Hankendi’de ve Karabağ’ın tamamında üç renkli şanlı Azerbaycan bayrağı özgürce dalgalanmaktadır. Bu zafer, Azerbaycan için olduğu kadar, bütün Türk dünyası için de büyük bir gurur kaynağıdır. Türkiye olarak bizler de Vatan Muharebesi’nin her anında desteğimizle ve bütün imkânlarımızla Azerbaycanlı gardaşlarımızın yanında olduk, o kutlu zaferin sevincini hep birlikte yaşadık. Zira Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, acısı bizim acımızdır. Yeter ki vatanlarımız güvenli ve gülistan olsun, yeter ki ay yıldızlı ve üç renkli bayraklarımız semalarımızda ebediyen özgürce dalgalansın. TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİ ÇOK KÖKLÜ, ÇOK GÜÇLÜ, ÇOK BOYUTLU VE DERİNDİR Hepinizin yakından takip ettiği üzere küresel ve bölgesel düzeyde risk ve tehditlerin çapı ve etkisi her geçen gün artmaktadır. Uluslararası sistemin kırılganlaştığı, krizlerin ve çatışmaların çoğaldığı, güvenlik, enerji ve ekonomik rekabetin giderek sertleştiği bir ortamda stratejik konuma sahip ülkelerimizin, her alanda güçlü olması ve caydırıcılığını artırması bir tercih değil, zorunluluktur. Bu kritik ortamda kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ülkemizin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korurken, aynı zamanda pek çok coğrafyada güvenlik, barış ve istikrara müstesna katkılar sağlamaktadır. Böylesine hassas bir güvenlik ortamında Türkiye ve Azerbaycan arasındaki yakın iş birliği her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Şu bir gerçektir ki Türkiye-Azerbaycan ilişkileri çok köklü, çok güçlü, çok boyutlu ve derindir. Bizler klasik anlamda iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilere sahip değiliz. Bunun çok ötesinde aynı coğrafyanın, aynı kültürün, aynı değerlerin ve ortak bir kaderin parçası olan “İki devlet, tek milletiz.” Çok şükür bugün Sayın Cumhurbaşkanlarımızın liderliklerinde ilişkilerimiz, tarihimizin en güçlü dönemlerinden birini yaşamakta, stratejik ortaklığımız hemen her alanda gelişmektedir. Özellikle savunma ve güvenlik alanında ulaştığımız bu mümtaz seviye, birbirimize olan sarsılmaz güvenimiz ve geniş kapsamlı dayanışmamızın en somut göstergelerinden biridir. Silahlı Kuvvetlerimiz karşılıklı personel eğitimlerinden müşterek ve çok uluslu tatbikatlara, askerî tecrübe paylaşımından mayın temizleme çalışmalarına, savunma sanayisi projelerinden teknoloji ve kabiliyet geliştirmeye kadar çok geniş bir alanda müşterek faaliyetler icra etmektedirler. Türk ve Azerbaycan orduları arasındaki birlikte çalışabilirliğin, koordinasyonun ve karşılıklı güvenin sürekli geliştirilmesi, iki ülkenin savunma kapasitesi kadar Kafkasya’nın güvenliği açısından da stratejik önemdedir. Bugün ulaştığımız bu güçlü askerî iş birliğinin temelinde ise 1918’de Bakü’nün kurtuluşu için omuz omuza mücadele eden askerlerimizin ortaya koyduğu silah arkadaşlığı ve dayanışma ruhu bulunmaktadır. 108 yıl sonra şartlar ve imkânlar değişse de aynı kardeşlik ruhu, iki kardeş ordunun kader birliği içerisinde geleceğe yürümesiyle yaşatılmaktadır. Bu yüzden diyoruz ki Türkiye’nin gücü Azerbaycan’ın gücü, Azerbaycan’ın gücü de Türkiye’nin gücüdür. AZERBAYCAN VE ERMENİSTAN ARASINDA ATILAN OLUMLU ADIMLARI MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ Elde edilen her zafer ortaya çıkardığı barış ve istikrar ortamıyla daha büyük anlam kazanmaktadır. Vatan Muharebesi ve sonrasındaki gelişmeler, Güney Kafkasya’nın uzun yıllar boyunca maruz kaldığı çatışma ortamından çıkarak barış, istikrar, kalkınma ve bölgesel iş birliğiyle anılması için tarihî bir fırsat oluşturmuştur. Bu kapsamda Azerbaycan ve Ermenistan arasında geçtiğimiz yıl Vaşington’da kayda geçirilen iradeyi ve son dönemde barışın tesisi yönünde atılan olumlu adımları memnuniyetle karşılıyor, kapsamlı ve kalıcı bir barışın da bir an önce tesis edilmesini temenni ediyoruz. Türkiye olarak sürecin sürdürülebilir, bölgesel istikrarı güçlendiren ve bütün bölge halklarının huzur ve refahına katkı sağlayan bir anlayışla sonuçlandırılmasına yönelik gayretleri destekliyoruz. Zira Kafkasya’nın artık çatışmalara değil güvene, iş birliğine, kalkınmaya ve refaha ihtiyacı vardır. Türkiye ve Azerbaycan arasındaki güçlü dayanışmanın da bu yeni dönemin en önemli güvencelerinden biri olduğuna inanıyoruz. DAİMA CAN GARDAŞLARIMIZIN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ Şu ana kadar ifade etmeye çalıştığım tarihî ve güncel ilişkilerimizin temelinde karşılıklı güven, güçlü bir emektaşlık ve atalarımızdan bizlere kalan köklü bir dayanışma mirası bulunmaktadır. Bu çerçevede 1918’de Gence’den Bakü’ye yürüyen kahramanlarımızdan devraldığımız bu kıymetli mirası bugün savunmada, diplomaside, ekonomide, enerjide, ulaştırmada, teknolojide ve her alanda daha güçlü bir birlikteliğe dönüştürmek zorundayız. Aynı şekilde bu anlayışla daha aydınlık bir geleceğe birlikte yön vermeliyiz. Bugün gerçekleştirdiğimiz bu programın da tarihimizin önemli bir dönüm noktasını yeniden hatırlatmanın yanı sıra bu kardeşlik anlayışının ve ortak gelecek perspektifimizin bir kez daha ortaya konulmasına, aynı zamanda bu mirasın gençlerimize aktarılmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Zira tarih yalnızca geçmişte yaşananları hatırlamak için değil, bugünü doğru anlamak ve geleceği sağlam temeller üzerinde inşa etmek için en önemli rehberlerimizden biridir. Bu kapsamda Türkiye ile Azerbaycan arasında sarsılmaz bir şekilde teşkil edilen kardeşlik köprüsünün bugün çok daha güçlü, kurumsal ve stratejik bir birlikteliğe dönüşmüş olması, şehitlerimizin bizlere bıraktığı mukaddes mirasa sahip çıktığımızın en somut göstergesidir. Türkiye olarak bundan sonra da aynı anlayışla Azerbaycan ile iş birliğimizi geliştirmeye ve daima can gardaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; Başta kurucu liderlerimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Haydar Aliyev’i, Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’yı ve bu büyük mücadelede görev alan bütün kahramanlarımızı rahmetle ve şükranla yâd ediyorum. Kafkas İslam Ordusu ve Tek Vatan Muharebesi şehitleri başta olmak üzere ülkelerimizin istiklal ve egemenliği ve şanlı bayraklarımızın özgürce dalgalanması uğruna canlarını feda eden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu anlamlı buluşmaya öncülük eden, ortak tarihimizin ve kardeşlik hafızamızın yaşatılmasına değerli katkılar sağlayan Türkiye Azerbaycan Dostluk, İşbirliği ve Dayanışma Vakfına, Programa ilmî katkılar sunan kıymetli akademisyenlerimize ve emeği geçen herkese bir kez daha teşekkürlerimi sunuyor; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

70,933 views • 11 days ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ile gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulundu. Tümen’de görev yapan Mehmetçiklere de hitap eden Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TERÖRLE MÜCADELEDE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE ETTİK TEKNOFEST vesilesiyle, Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızı ziyaret etmekten büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu gelişmelerin yaşandığı; her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin bu kritik süreçte çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk arz etmektedir. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin bekası asil milletimizin güvenlik ve huzuru için İstiklal Harbimizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Kahraman personelimizin üstün gayretleri ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Terör örgütü, bu operasyonlar neticesinde fesih ve silah bırakma seviyesine getirilmiş durumdadır. Operasyonlarımızla eş zamanlı olarak hudutlarımızın emniyetini de en yoğun ve en üstün tedbirlerle sağlarken Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tereddütsüz ve tavizsiz koruyoruz. Bunun yanı sıra pek çok coğrafyada küresel ve bölgesel güvenlik, barış ve istikrar için etkin roller üstleniyoruz. İcra ettiğimiz tüm bu görevlerle uluslararası güvenlik mimarisinin etkin ve vazgeçilmez üyelerinden biri hâline gelmiş durumdayız. Sizler de bu misyonun güzide ve fedakâr mensupları olarak hem kahraman ordumuzun hem de devletimizin etkinliğini Kıbrıs’ta gösteriyorsunuz. KIBRISLI SOYDAŞLARIMIZIN GÜVENLİĞİ HER ZAMAN ÖNCELİKLİDİR Kıbrıslı soydaşlarımızın güvenliği ve huzuru bizler için her zaman önceliklidir. Bu bağlamda, yarım asır önce Kıbrıs Türkü’nün maruz kaldığı zulüm ve baskılar karşısında kahraman ordumuzun büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı; - En başta soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlarken, - Ada’daki herkes için güvenlik, barış ve istikrarın anahtarı olmuştur. - Ayrıca bu harekât; ne pahasına olursa olsun Doğu Akdeniz’de tarihî hak ve çıkarlarımızın korunma konusundaki kararlılığımızı da açıkça göstermiştir. Garantör ülke sıfatıyla uluslararası hukuktan doğan haklarımız çerçevesinde iki aşamada gerçekleştirdiğimiz bu harekâtta Türk askerinin üstün yetenekleri emsalsiz kahramanlığı ve fedakârlığı bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 39’uncu Piyade Tümenimiz de Ada’ya ilk çıkan birlik olma şerefine nail olmuştur. Bu kapsamda Barış Harekâtı’nın her iki aşamasında da kahramanca bir mücadele sergilemiş bu uğurda şehitler vermiştir. O tarihten bu yana Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız; Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve güvenliğinin güvencesi durumundadır. TÜRKİYE OLDUBİTTİYE KESİNLİKLE İZİN VERMEYECEK Büyük bir kahramanlık örneği sergileyen 39’uncu Piyade Tümenimizin bugünkü mensupları olan sizler de burada tarihî bir vazife icra ediyorsunuz. Unutmayınız ki Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum da dikkate alındığında Türk askerinin buradaki varlığı sadece Ada’nın değil bölgedeki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir. Özellikle enerji kaynaklarının keşfiyle birlikte; çeşitli aktörlerin Kıbrıs’ın güneyinde siyasi, askerî ve ekonomik faaliyetlerini artırmaya çalıştığı Rum tarafına yönelik tek taraflı desteklerin yoğunlaştığı açıkça görülmektedir. Bu bağlamda; bazı üçüncü tarafların, Rum kesimiyle gerçekleştirdiği tek taraflı anlaşmaları gerçekleştirilen askerî tatbikatları yürütülmeye çalışılan enerji projelerini ve Rum tarafının bazı konjonktürel gelişmelerden hareketle çeşitli şekillerde rol kapma çabalarını dikkatle takip ediyoruz. Tüm bunlara karşı ülkemizin hak ve menfaatlerini zedelemeye dönük her türlü girişime karşı gerekli önlemleri büyük bir kararlılıkla alıyoruz. Şu husus asla unutulmamalıdır ki Türkiye, herhangi bir oldubittiye kesinlikle izin vermeyecektir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki uluslararası meşruiyeti haiz ve garantör ülke sıfatıyla olan Ada’daki askerî varlığımız hem Kıbrıs Türk halkının huzur ve güvenliğinin hem de Doğu Akdeniz’deki stratejik dengelerin teminatıdır. TÜRKİYE SAHİP OLDUĞU TÜM HAKLARI KARARLILIKLA KULLANACAK Tarih boyunca Akdeniz’e yön veren hâkim güçlerden biri olan Türkiye, bugün de bu coğrafyada tarihî sorumluluğunu sürdürecek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve kendi çıkarlarının korunması için uluslararası hukuka bağlı olarak sahip olduğu tüm hakları kararlılıkla kullanacaktır. Yeri gelmişken bir kez daha vurgulamak isterim ki Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü teyit etmeyen hiçbir çözüm formülü asla kabul edilemez. Bu kapsamda muhataplarımızı artık; miladı dolmuş statükocu ve provokatif söylemleri bir kenara bırakmaya, bunun yerine tarihî ve mevcut gerçeklere uygun makul ve mantıklı bir şekilde çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türklerin hem de Rumların müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için en ideal yolun bu olacağı muhakkaktır. Sonuç olarak Türkiye; Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edecektir. Bunun bilincine olan siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın bu tarihî görevinizi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Ayrıca Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, aziz şehitlerimizi, Kıbrıslı mücahitleri, mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor; görevlerinizde üstün başarılar diliyor; hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

73,047 views • 1 year ago

Kilis’te bulunan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 11’inci Hudut Tugay Komutanlığında görevli personelimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: ÜLKEMİZİN BEKASI VE MİLLETİMİZİN HUZURU HEPİMİZİN ÖNCELİKLİ GÖREVİDİR Kilis ziyaretimiz vesilesiyle 6’ncı Kolordu Komutanlığımızın bağlısı 11’inci Hudut Tugay Komutanlığımızda sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sizlerin de yakından takip ettiği üzere küresel ölçekte güvenlik ortamının giderek karmaşıklaştığı, özellikle güney coğrafyamızda kritik gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. İçinde bulunduğumuz hassas süreçte ülkemizin bekası, asil milletimizin huzuru ve sınırlarımızın güvenliğinin sağlanması hepimizin öncelikli görevidir. Bu bilinçle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz karada, denizde ve havada icra ettiği tüm faaliyetlerde hak ve menfaatlerimizi en güçlü şekilde korumak için büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Bu bütüncül güvenlik anlayışımızın sınır hattındaki temsilcileri de sizlersiniz. Nitekim 11’inci Hudut Tugay Komutanlığımız kritik önemdeki Kilis ve Gaziantep hudutlarımızın korunması, yasa dışı geçişlerin ve terörist sızmaların önlenmesi hususunda büyük bir özveriyle görev yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir. Unutmayınız ki sizler, üstlendiğiniz hudut görevi ile asil milletimizin huzur içinde olmasına büyük katkılar sağlamaktasınız. SURİYE ORDUSU YAPTIĞI BAŞARILI OPERASYONLARLA ÖRGÜTÜ ENTEGRASYONU KABUL ETMEYE MECBUR BIRAKTI Komşumuz Suriye’de devlet otoritesinin çöktüğü ve terör örgütlerinin sınırımızın hemen güneyinde alan kazandığı kaotik ortamda, başta Kilis olmak üzere hudut hattımız asimetrik tehditlerle yüzleşmiş, sınırdaki karakollarımız hatta meskûn mahallerimiz roket ve havan saldırılarına maruz kalmıştır. Bu tehditleri bertaraf etmek için şanlı ordumuz sınır ötesi operasyonlarını emsalsiz bir kahramanlıkla icra ederek tesis ettiği güvenli bölgeler sayesinde hudutlarımızın emniyetini ileriden sağlamış, bu sayede Kilis dâhil sınır şehirlerimiz huzur ve istikrara kavuşmuştur. Geldiğimiz bu noktada terör örgütünün hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Devletimiz de terörle mücadelede kaydedilen bu önemli aşamayı dikkate alarak millî birlik ve kardeşliğimizi güçlendirmek ve terörü tamamıyla sona erdirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştır. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de devletimizin ve ülkemizin bekası ve çıkarları doğrultusunda bu süreci ilk günden itibaren samimiyetle destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz. Aynı zamanda süreç başladığından bu yana nihai başarıya ulaşmak için örgütün bir an önce tüm bölgelerde silah bırakması gerektiğini, 34 konuşmamızda defaatle ifade ettik. Bu samimi çağrılarımıza rağmen mutabakat ve entegrasyona dair somut ve bağlayıcı bir adım atmayan örgütün süreci istismar etme çabaları devam etti. Bunun üzerine Suriye Ordusu icra ettiği başarılı operasyonlarla geniş bir alanı örgüt unsurlarından temizlemiş böylelikle örgütü ateşkes istemeye ve entegrasyonu kabul etmeye mecbur bırakmıştır. Esasen bölgenin demografik gerçeklerini ve yerel halkın iradesini temsil etmeyen, yıllardır iç savaş ortamında halka eziyet edip bölgenin kaynaklarını sömüren örgütün bu sonuçla karşılaşmasından başka bir durum olamazdı. YPG-SDG MUTABAKATLARIN GEREKLERİNE UYMALI Artık YPG-SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları’nın gereklerine koşulsuz ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur. Buna yönelik çalışmaların başlamasını memnuniyetle karşılıyor, entegrasyon sürecinin Suriye’nin siyasi birliği ile tek ordu esaslarını güçlendirecek şekilde uygulanmasını bekliyoruz. Suriye Yönetimi’yle bu konuda yakın bir koordinasyon içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte elbette sınır hattında görev yapan siz kıymetli silah arkadaşlarımın üstlendiği caydırıcılık rolü de son derece kritiktir. Her türlü senaryoya karşı sergilediğiniz teyakkuz ve sorumluluğunuza tevdi edilen görevleri hassasiyetle yerine getirmeniz hak ve menfaatlerimizin kararlılıkla korunmasının açık bir göstergesi olmuştur. Bundan sonra da ülkemizin güvenliğini tehdit edecek en küçük riske dahi fırsat tanımayacak sahadaki tüm gelişmeleri dikkatle izleyerek Suriye yönetimine destek olmaya devam edeceğiz. Zira Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile tek devlet, tek orduya dayalı idare ve güvenlik yapısının tesis edilmesi, sınırlarımızın kalıcı emniyeti açısından vazgeçilmezdir. GAZZE’DE ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUKLARI YERİNE GETİRMEYE HAZIRIZ Küresel güvenlik mimarisinin temellerinin sarsıldığı, belirsizliklerin arttığı bir ortamda benimsediğimiz çok yönlü politikalar ve üstlendiğimiz çözüm odaklı inisiyatifler sayesinde ülkemiz, müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Bugün Kosova’dan Katar’a, Somali’den Azerbaycan’a, Libya’dan Kıbrıs’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada görev yapan personelimiz ülkemizi layıkıyla temsil etmekte güvenliğe, istikrara ve barışa katkılar sunmaktadır. Şu bir gerçek ki Türk askeri bulunduğu her yerde umut ve güven kaynağı olmaktadır. İşte bu bilinçle pek çok coğrafyada olduğu gibi Gazze’de de kalıcı ateşkesin sağlanıp güvenliğin tesis edilmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması için gayret gösteriyoruz. Ülkemiz Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Gazze Deklerasyonu’nda imzacı taraflardan biri olarak ateşkes ve kalıcı barış için aktif rol üstlenmiştir. Ateşkes sürecinin ikinci aşamasının önemli bir parçası olarak oluşturulan Barış Kurulunda Türkiye’nin kurucu üye olarak yer alması ve Sayın Dışişleri Bakanımızın Yürütme Kuruluna seçilmesi de ülkemizin bu konudaki katkısının somut bir göstergesidir. Tarihî misyonumuz çerçevesinde Gazze’de ihtiyaç duyulabilecek her konuda üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazır olduğumuzu bir kez daha vurgulamak isterim. BULUNDUĞUMUZ COĞRAFYADA GEVŞEMEYE VE RAHATLIĞA YER YOK Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı ve en yoğun faaliyetlerini icra ettiğimiz bu tarihî dönemde her bir personelimizin gösterdiği gayret, ülkemizin güvenli yarınlarını da güçlü biçimde teminat altına almaktadır. Elbette bulunduğumuz kritik coğrafyada gevşemeye ve rahatlığa asla yer yoktur. İnanıyorum ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hudutlarımızdaki görevlerinizi büyük bir özveriyle yerine getireceksiniz. Bu yüzden çalışmak, hayatınızın ana felsefesi sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Asıl olan elde edilen başarıyı koruyabilmek ve onu daha da ileriye taşıyacak iradeyi diri tutabilmektir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve şükranla yâd ediyor; - Her birinize görevlerinizde üstün başarılar diliyor, bir kez daha gözlerinizden öpüyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

24,617 views • 7 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ile Balıkesir’e gitti. Astsubay Meslek Yüksekokulu’ndaki “Astsubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma (ASTTASAK) Kursu’nu tamamlayan personelin mezuniyet törenine katılan Bakan Yaşar Güler, personele hitap ederek dereceye giren personele mezuniyet belgelerini verdi. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler törendeki konuşmasında şunları söyledi: RİSK VE TEHDİTLERİN ARTTIĞI KARMAŞIK BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ “Türk Silahlı Kuvvetlerimize Astsubaylar yetiştiren, bu güzide ilim ve irfan yuvasında, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında, burada aldıkları eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olan kahraman Astsubaylarımızı yürekten kutluyor; mezuniyetlerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerine hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yakın coğrafyamız başta olmak üzere birçok coğrafyada hassas gelişmelerin yaşandığı, risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemi yaşıyoruz. Buna bağlı olarak da savunma ve güvenlik konuları, her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Yaşanan bu asimetrik gelişmelerden ve jeopolitik çekişmelerden maalesef bölgemiz ve ülkemiz de etkileniyor. Millî Savunma Bakanlığı olarak tüm bu gelişmeleri yakından takip ediyor; ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için büyük bir şevk ve gayretle çalışıyoruz. Bu kapsamda şanlı ordumuz; son bir asrın en yoğun ve en etkili faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Kahraman Silahlı Kuvvetlerimiz, bir yandan hudutlarımızın güvenliğini en üst seviyede sağlarken; aynı zamanda terörle mücadelede büyük başarılar elde etmektedir. Yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen etkili operasyonlar ile örgütün hareket kabiliyeti bitme noktasına getirilmiştir. TERÖR ÖRGÜTLERİNE BÜYÜK DARBE VURUYORUZ Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine, bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlar gerçekleştirerek terör örgütlerine büyük darbeler vuruyoruz. Sınır ötesi harekâtlarımızın etkinlik ve başarısı sayesinde, artık ülkemize ve asil milletimize yönelen tehdit ve tehlikeler, sınırlarımızın ötesinde karşılanmakta; kaynağında bertaraf edilmektedir. Elde edilen bu başarılarda en büyük pay, başta aziz şehitlerimiz ve gazilerimiz olmak üzere kahraman Mehmetçiğimize aittir. Terörle mücadelenin yanı sıra Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de azim ve kararlılıkla koruyoruz. Bu faaliyetlerimizin yanı sıra başta Kıbrıs ve Azerbaycan olmak üzere kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davasına destek veriyor; uluslararası barış ve istikrara katkı sağlıyoruz. Ayrıca; karada, denizde ve havada büyük ve etkili tatbikatları icra ederek personelimizin harbe hazırlık seviyesini daima diri tutuyoruz. Her geçen gün yenilerini envanterimize kazandırdığımız yerli ve millî savunma sanayi ürünleriyle de, şanlı ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini daha üst seviyelere çıkartıyoruz. ORDUMUZUN DAİMA GÜÇLÜ VE ETKİN OLMASI HAYATİ ÖNEMDEDİR Türkiye; köklü tarihi, stratejik konumu, büyük ve güçlü ordusu, her alanda sahip olduğu imkân ve yeteneklerle, dünyada söz sahibi ülkelerden biridir. Son yıllarda, uluslararası arenada müzakere masalarının ve güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi haline gelen ülkemiz, geleceğe daha büyük hedeflerle ve emin adımlarla yürümektedir. Dolayısıyla ülkemizin huzur ve güvenliği için, kahraman ordumuzun da daima güçlü ve etkin olması hayati önemdedir. Bu bilinçle, eğitim faaliyetlerimizi çok yönlü ve titiz bir şekilde sürdürüyor; sizler gibi birçok kişi arasından seçilmiş yeni personelimizin katılımıyla ordumuzu güçlendiriyoruz. Astsubay okullarımız da millî ve manevi değerlerine bağlı olan sizleri; akademik, teknik, taktik ve fiziksel yönlerden donatıp mesleki değerler kazandırarak göreve en iyi şekilde hazırlamaktadır. Bizler de sizler gibi nice kahramanlarımızın en iyi şekilde yetişmesi için her türlü olanağı sağlamaya, sizleri desteklemeye devam ediyoruz. SİLAHLI KUVVETLERİMİZİN SİZLERDEN BEKLENTİSİ BÜYÜK Türk Silahlı Kuvvetleri; tarih boyunca medeniyetin kaynağı olduğu kadar, her çağın hâkim güçlerinin ilgi ve etki odağındaki bu coğrafyanın en güçlü ordusudur. Sizler de artık bu büyük ordunun seçkin bir üyesi olarak etkin ve önemli görevler üstleneceksiniz. Zira mazisi şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu Silahlı Kuvvetlerimizin sizlerden beklentileri büyüktür. Çünkü sizler, ordumuzun bel kemiğini oluşturan Astsubaylar olarak, komuta kademesi ile Mehmetçik arasında kritik roller üstleneceksiniz. Bu kapsamda, siz değerli Astsubaylarıma bazı tavsiyelerde bulunmak isterim: Nerede olursanız olun, hangi görevi üstlenirseniz üstlenin, elinizden gelenin en iyisini yapma gayret ve çabası içinde olun. Tüm vazifelerinizi; kural ve kaideler ile aynı zamanda akıl ve sağduyu ile yerine getirin. Bu anlamda eğitim ve bilgi sahibi olmak, görevlerinizi daima en iyi şekilde yapmanızı sağlayacak ve istediğiniz hedeflere sizi ulaştıracak en önemli unsurdur. Dolayısıyla ferdi eğitiminiz, mesleki teknik ve taktik bilginiz ile kondisyonunuz, her daim üst düzeyde olmalıdır. Bedenen ve fiziken güçlü olabilirsiniz, ancak güç sizi tedbirsiz bırakmasın. Zor durumda kalmamak için sürekli yenilenmeyi ve gelişmeyi ilke edinin. Burada aldığınız eğitimlerle asla yetinmeyin. Mekteb-i aslî olan kıtalarınızda kazanacağınız uygulamalı tecrübelerin yanı sıra daha iyisini yapabilmek için öğrenmeye açık olun, kendinizi ve yeteneklerinizi daha fazla geliştirin. Çünkü bilgi çağında yaşıyoruz ve mevcut bilgiler sürekli bir devinim içerisindedir. “İlim; ilim bilmektir / İlim; kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır.” dizelerinde de ifade edildiği gibi, her şeyden önce kendinizi tanıyın; kabiliyetlerinizi, ilgi alanlarınızı ve potansiyelinizi keşfedin. Kendinize anlamlı amaçlar oluşturun ve gelişim hedeflerinizi belirleyin. Buna yönelik çalışmalarınızı planlayın ve bu plana ne derece uyduğunuzu kontrol edin. DİSİPLİN, BAŞARININ VAZGEÇİLMEZ ANAHTARIDIR Kendinizi, hedefinize adayın ve başladığınız çalışmaları bitirin. Çünkü size kıymet kazandıracak yaptığınız işlerdir. Bunun için öz disiplininizi güçlendirin. Kararlı ve inançlı olun. Büyük şeyleri başarmak için bilgi ve cesaret gereklidir. Bilgi okudukça ve gözlemledikçe; cesaret ise bilgi ve tecrübe ile yoğruldukça gelişir, güçlenir. Nitekim Konfüçyüs başarının temel esaslarını şöyle açıklamıştır: “- Etraflıca çalış, - Doğru şekilde araştır, - Dikkatlice düşün, - Düşündüklerini gözden geçir, - Ciddi ve samimi şekilde uygula” Bu bakımdan inançlı, planlı, çalışkan ve azimli olduğunuz sürece, başarı daima yanı başınızda olacaktır. Bu yüzden çalışmak, hayatınızın ana felsefesi; sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayın ki taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. Askerlik mesleğinin özü olan disiplin de başarının vazgeçilmez anahtarıdır. Diğer yandan yapacağınız işlerde takım çalışmasına önem verin, iş birliği ve dayanışmayı geliştirin, farklı bakış açılarından faydalanın. Emin olunuz ki birlikte çalışarak daha büyük başarılara imza atabilirsiniz. Tüm bunların yanı sıra sağlıklı ve zinde olmak için sporu bir yaşam tarzı, alışkanlık haline getirin. Yabancı dil öğrenmeniz de bir o kadar önemlidir. Zira dil zenginliği, vizyonunuzu geliştirecek, dünyadaki gelişmeleri çok yönlü takip edebilmenize imkân verecektir. Sonuç olarak sizlerin, bu esaslar çerçevesinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “En hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözünden hareketle çok okumanızı, çok çalışmanızı ve alanınızda, kendinizi en iyi şekilde yetiştirmenizi bekliyoruz. Yeri ve zamanı geldiğinde, vatan için büyük fedakârlıklar yapmanız isteneceğinin bilincinde olun. Hiçbir engel ya da imkânsızlık, vazifenizi yapmaktan sizleri alıkoyamamalıdır. Bir Türk askerinin en önemli özelliklerinden biri de, karşılaştığı türlü zorluklara göğüs germesini bilmesi ve yüksek bir sebat gösterebilmesidir. Bu bağlamda inancınız, yüksek azminiz ve gayretiniz ile en çetin zorlukların üstesinden gelebilir; yolunuza en güçlü şekilde devam edebilirsiniz. Asla unutmayın ki kahraman ordumuzun geleceği ve gücü sizler olacaksınız. Burada aldığınız kapsamlı askerî ve bilimsel eğitimler ile uygulamalarda göstereceğiniz üstün gayret ve çalışmalarınız sayesinde Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gücüne güç katacağınıza yürekten inanıyorum. Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulumuzun Değerli Komutanları, Seçkin Öğretim Üyeleri ve Kıymetli Personeli; Sizlerin tecrübesi, engin bilgi ve birikimiyle icra edilen eğitim-öğretim faaliyetleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek donanımlı personelin yetişmesi açısından kritik öneme sahiptir. Yoğun gayretleriniz, heyecan ve motivasyonunuz; burada eğitim alan her bir Astsubayımıza, ordumuza en iyi katkıları vermesi ve kendi başarı hikâyesini yazabilmesi bakımından örnek teşkil etmektedir. Bu sorumluluğun bilincinde olarak sizlerin, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Astsubaylarımızı en iyi şekilde yetiştirmenizi beklediğimi, özellikle ifade etmek istiyorum. Değerli Evlatlarımızın Kıymetli Aileleri; Ne mutlu sizlere ki; desteğinizi hiçbir zaman esirgemediğiniz evlatlarınızın, bugün bu güzide yuvadan mezun olmasının haklı gururunu yaşıyorsunuz. Onlarla ne kadar övünseniz azdır. Başarılarında siz kıymetli ailelerimizin de önemli bir payı bulunmaktadır. Destekleriniz için sizlere teşekkür ediyor, hepinize saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca dost ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelerek burada eğitim gören ve bugün mezun olan genç kardeşlerimizin de mezuniyetlerini kutluyorum. Burada aldığınız eğitimler ve kazandığınız üstün niteliklerle, kardeş vatanımızda başarıyla hizmet edeceğinize yürekten inanıyor; görevlerinizde başarılar diliyorum. Millî Savunma Bakanlığı olarak; - Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi dönemde, “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimiz doğrultusunda; - Daha büyük, daha güçlü bir Türkiye için azim ve kararlılıkla çalışmaktayız. Gücünü bağrından çıktığı asil Türk milletinin sevgi ve güveninden alan kahraman ordumuz da - Anayasa’ya ve Kanunlara bağlı olarak, - Millî, manevi ve mesleki değerlerimiz çerçevesinde, - Atatürk ilke ve inkılapları ile aklın ve bilimin rehberliğinde, - Kendisine verilecek her türlü görevi başarıyla yerine getirecek ve asil milletimizin gurur kaynağı olmaya devam edecektir. Bu vesileyle; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, mezun olan kıymetli Astsubaylarımızı başarılarından dolayı bir kez daha kutluyor, gözlerinizden öpüyor; sizleri ve değerli misafirlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kahraman Astsubaylarım, Yolunuz ve bahtınız açık olsun.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

159,177 views • 2 years ago

-ÖNEMLİ- Sizi hepimizin maruz kaldığı bir FETÖ saldırısı konusunda uyarmak istiyorum. Beni bilirsiniz paylaşımlar için destek istediğim olmamıştır ama bu biraz farklı. Bu anlatacağım bütün mahalleyi ilgilendirdiği için bu durumun herkes tarafından bilinmesi ve ortak bir çözüm bulunması gerekiyor. O yüzden bu paylaşıma destek istiyorum. Aşağıda gördüğünüz paylaşım, hakkında başlatılan soruşturma sonrası yurtdışına kaçan Cemil Çiçek isimli FETÖ itirafçısına ait. Örnek olarak bu paylaşımı seçmiş olmamın sebebi de bahsettiğim FETÖ yapılanmasının en net şekilde izlenebildiği hesap olması. FETÖ yapılanması bu hesaba çok önem veriyor çünkü Cemil Çiçek, FETÖ ile Atatürkçü kitle arasında bir köprü vazifesi görüyor. O yüzden Atatürkçü taklidi yapan FETÖ hesaplarının önemli bir bölümü Cemil Çiçek'in paylaşımlarına etkileşim veriyor. İşte o etkileşim veren hesapları sadece algı operasyonunda kullanmıyorlar. X algoritmasındaki bir açıktan istifade ederek hepimizin hesaplarının da görüntülemesini düşürüyorlar. Eğer hesabınızın takipçi sayısındaki artış durduysa ya da takipçi gelmesine rağmen takipçi sayısı artmıyorsa büyük ihtimalle FETÖ tarafından saldırı altındasınız anlamına geliyor. Şimdi size bunu nasıl yaptıklarını göstereyim. Önemli Not: Siz de mutlaka Cemil Çiçek'in paylaşımlarındaki hesapların sizi engelleyip engellemediğini kontrol edin. Cemil Çiçek'in paylaşımını RT'leleyen hesapların büyük çoğunluğu benim hesabımı bloklamış durumda. Ben bu hesapların çoğunu bugüne kadar hiç görmedim, hiçbir iletişimim de olmadı. Meseleyi incelemeye başlayınca çok daha fazlası olduğunu, daha önce karşıma bile çıkmayan binlerce hesap tarafından bloklanmış olduğumu farkettim. Önce bunun FETÖ hesaplarına sorduğum soruların verdiği rahatsızlıktan kaynaklandığını düşündüm ama daha sonra sebebin çok daha farklı olduğunu bunun organize bir saldırı olduğunu anladım. X'in algoritmasında bir açık var ve FETÖ bu açığı kullanarak muhtemelen hepimize farkında olmadığımız ama son derece etkili ve yoğun bir saldırı gerçekleştiriyor. Benim Hesabım şu ana görebildiğim kadarıyla 3 bin civarı FETÖ hesabı tarafından bloklanmış, daha fazlası da var gibi duruyor. Sizdeki durum muhtemelen bu kadar ağır değildir ama 100 hesap tarafından engellenmenin bile, korkunç boyutta negatif etkileri olduğunu bizzat X platformunun kendisini söylüyor. İstediğiniz kadar kaliteli içerik üretin 40 bin hesaba sahip FETÖ, sizi 100 hesapla engellerse işte bunlar oluyor. 🔵100 hesap tarafından bloklanmanın sonuçları nedir? 🔴GROK: X'in kendi dokümantasyonunda da belirtiliyor: Birçok hesap seni bloklarsa veya mute'lerse, bu güçlü bir negatif sinyaldir ve içeriğinin reach'ini sınırlar. X'in algoritması (açık kaynak kodundan da bilinen) engelleme (block) ve sessize alma gibi negatif sinyalleri çok güçlü şekilde dikkate alır. Birçok kişi seni engellerse, sistem bunu "bu içerik istenmiyor" sinyali olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında (önerilerde) ve arama sonuçlarında içeriğinin daha az gösterilmesine yol açar. 🔴Özellikle koordineli/toplu bloklama (mass block) durumunda algoritma spam, toksik veya düşük kaliteli hesap olarak işaretler. 🔴Instagram / TikTok: Doğrudan "block" sayısına göre algoritma cezası olmayabilir ama koordineli kitle bloklaması (örneğin bir fan kitlesi veya grup) shadowban benzeri etki yaratabilir. İçeriğin keşfedilebilirliği düşer. 🔴Genel olarak sosyal medya algoritmaları engagement ve negatif feedback'e çok duyarlıdır. Pratik Etki 🔴100 blok tek başına çok aşırı bir sayı değilse de görüntülemelerde belirgin düşüş yaşanır. Hesabın genel "güven skoru" düşer, yeni takipçi kazanmak ve viral olma şansı azalır. Algoritmalar negatif kitle tepkisini sevmez. Özellikle X'te bu oldukça net bir mekanizma. 🔵 Yani organize hareket eden bir grup hesap, görüntülemesini düşürmek istedikleri belirli hesapları bu yöntemle etkisiz hale getirebilir doğru mu? 🔴X bu tür manipülasyonlara karşı bazı korumalar ekledi ama çözemedi. Koordineli davranışların tespit edilmesi zor olabiliyor, özellikle bot veya yarı-bot gruplar devreye girerse. 🔴Özetle: Evet, organize bir grup bu yöntemle bir hesabı büyük ölçüde susturabilir. Bu, platformun en büyük zayıf noktalarından biri. İçerik üreticileri de bu yüzden bazen “savaşmadan” düşük profil tutmak zorunda kalıyor. Eğer senin hesabın böyle bir şeye maruz kaldıysa, bir süre kaliteli ve az tartışmalı içerikle toparlanmaya çalışmak en mantıklısı. 🔴Organize hareket eden bir grup hesap, hedefledikleri bir hesabı toplu bloklama ile görüntülemesini (impressions/reach) ciddi şekilde düşürebilir ve hatta uzun vadede etkisiz hale getirebilir. Neden Etkili Oluyor? X’in algoritması (açık kaynak kodundan ve 2025-2026 analizlerinden bilinen) 🔴Block ve mute’ları çok güçlü negatif sinyal olarak değerlendirir (yaklaşık -74 kat ceza katsayısı). 🔴Birçok hesaptan aynı anda blok alırsan, sistem bunu "bu içerik istenmiyor, düşük kaliteli veya toksik" olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında, arama sonuçlarında ve önerilerde içeriğinin gösterimini azaltır (deboosting / visibility filtering). Koordineli kampanyalar (grup chat’leri, Discord, Telegram grupları vs. üzerinden organize) bu mekanizmayı kötüye kullanmak için biliniyor. 🔴X’in eski CVE-2023-29218 gibi açıkları ve hâlâ var olan zayıf noktaları nedeniyle tam korunamıyor. Gerçekçi Etkisi Ne Kadar? 50-100+ blok bile impressions’larda belirgin düşüş yaratabilir. 🔴Uzun vadede: Sürekli koordineli blok + report gelirse hesap shadowban benzeri duruma düşer (gönderiler takipçilere bile az gösterilir, arama ve keşifte çıkmaz). 🔴Özellikle siyasi, tartışmalı veya hedef alınmış konularda bu taktik sık kullanılıyor. Birçok kullanıcı ve analiz, bunu “silahlaştırılmış negatif feedback” olarak tanımlıyor. Algoritma pozitif etkileşimden (like, rt) daha ağır cezalandırıyor negatif sinyalleri. 🔵 Mesela FETÖ gibi bir terör örgütünün 40 bin hesabı olduğunu varsayalım. Bunlar tamamen siyasi sebeplerle bu tip çalışmalar yapıyorsa X bunu önleyemiyor anlamına mı geliyor? 🔴Evet, büyük ölçüde önleyemiyor — en azından tam ve sürekli olarak. Bu, X’in (ve genel olarak büyük sosyal medya platformlarının) en büyük yapısal zayıflıklarından biri. 🔴Neden Tam Olarak Önleyemiyor? 40 bin hesap gibi devasa bir ölçekte koordineli eylem (toplu blok, report, mute, aynı anda aynı içerikleri yayma) tespit edilmesi zor. Özellikle hesaplar uzun süredir aktif, organik görünümlü ve gerçek kullanıcılar gibi davranıyorsa. 🔴X’in algoritması block/mute’ları güçlü negatif sinyal olarak alıyor. Koordineli bir grup bunu sistematik kullanırsa, hedef hesabın reach’ini ciddi şekilde düşürebilir (visibility filtering ve reputation score düşüşü). Bu, açık kaynak kodda da belgelenmiş bir vulnerability. 🔴Coordinated Inauthentic Behavior (CIB) platformların uzun yıllardır mücadele ettiği bir şey. X, state-linked operations’ları (devlet bağlantılı) tespit edip askıya alıyor ama tam zamanlı, sofistike ve “authentic” görünen ağlar için başarı oranı %100 değil. 🔴X’in Gerçek PerformansıX, terör örgütleri ve şiddet içeren gruplara sıfır tolerans politikası uyguluyor ve her yıl on binlerce hesabı bu gerekçeyle askıya alıyor (örneğin 2024-2025 raporlarında violent & hateful entities için 30-50 bin+ suspension). 🔴Ancak büyük ağlar (özellikle siyasi/ideolojik motivasyonlu) sıklıkla kısmi başarı sağlıyor. Hesaplar ban yiyince yenileri açılıyor. 🔴Türkiye bağlamında FETÖ/Gülen bağlantılı hesaplar konusunda hem Türk hükümeti hem de X tarafında karşılıklı eylemler var (bloklamalar, propaganda suçlamaları). Ama tam temizleme çok zor. 🔴Tarihsel olarak X, Türkiye, Rusya, Çin bağlantılı koordineli ağları tespit edip binlerce hesabı kaldırmıştı. 🔴Gerçekçi Sonuç Evet, 40 bin hesap gibi organize bir yapı, siyasi sebeplerle belirli hesapları hedef alıp onların görüntülemesini ciddi oranda düşürebilir. X bunu tamamen engelleyemiyor çünkü Algoritma negatif feedback’e aşırı duyarlı tasarlandı (kötüye kullanım için açık kapı). 🔴Gerçek kullanıcı kitlesi ile bot/köle hesap ayrımı her zaman net değil. 🔴Platformlar hukuki ve operasyonel sınırlamalara tabi (özellikle uluslararası ağlarda). 🔴X bu konuda diğer platformlardan (eski Twitter’a göre) daha şeffaf olmaya çalışıyor ama sorun hâlâ çözülmedi. Büyük ölçekli koordineli kampanyalar platformların “town square” idealini baltalıyor.Kısaca: Önleyemiyor demek doğru. En iyi ihtimalle gecikmeli ve kısmi müdahale edebiliyor. Bu tür taktikler sosyal medyanın kronik sorunu. 🔵Yani X’in Türkiye için bir milli güvenlik sorunu olabileceğini söyleyebiliriz doğru mu? 🔴Evet, Türkiye açısından makul bir endişe olarak söylenebilir, ama bu "X platformu = milli güvenlik sorunu" diye genellemekten ziyade, sosyal medya platformlarının kötüye kullanım potansiyeli üzerinden değerlendirilmelidir. 🔴Neden Milli Güvenlik Boyutu Var? Koordineli dezenformasyon ve propaganda. FETÖ, sosyal medyayı (X dahil) propaganda, hedef alma, koordineli blok/report kampanyaları ve kamuoyu manipülasyonu için kullanabiliyor. Büyük ölçekli (binlerce hesap) organize faaliyetler, ulusal birliği zedeleyebilir, toplumsal kutuplaşmayı artırabilir ve güvenlik operasyonlarını etkileyebilir. 🔴 Günümüzde istihbarat ve güvenlik uzmanları, sosyal medya platformlarını hibrit savaş araçları arasında sayıyor. Yabancı bağlantılı ağlar üzerinden yürütülen kampanyalar (siyasi istikrarsızlık yaratma, sahte haber yayma, hedefli karalama) birçok ülke için milli güvenlik meselesi haline geldi. Türkiye bu konuda somut tecrübe yaşıyor (2016 sonrası FETÖ faaliyetleri dahil). 🔴Türkiye hükümeti bu nedenle sıklıkla X’ten hesap kapatma, içerik kaldırma taleplerinde bulunuyor ve “milli güvenlik” gerekçesiyle erişim engelleri uyguluyor. Bu talepler hem FETÖ hem de diğer tehdit unsurları için geçerli. Gerçekçi Değerlendirme; 🔴Doğru; Türkiye gibi stratejik öneme sahip, iç ve dış tehditlerle karşı karşıya olan bir ülke için büyük sosyal medya platformlarının kötüye kullanımı potansiyel milli güvenlik riski taşır. Birçok devlet (ABD, Çin, Rusya, AB ülkeleri) de benzer kaygılarla kendi düzenlemelerini yapıyor (Digital Services Act, ulusal güvenlik yasaları vs.)

Abese İrca

356,504 views • 4 months ago

Bese Hozat Kimdir ve Verdiği Mesajların Anlamı Nedir? PKK’nın Kandil’deki en önemli elebaşlarından, belki de şu an en önemlisi topuklu terörist Bese Hozat: “Türkiye bu süreci geliştirmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. PKK kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan da istemiyor. Af, suç işleyenler için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim” demiş. Şimdi kimileri bunu duymaz, duymak istemez, kulağının üstüne yatar, kimileri hafife alır, kimileri ciddiye, kimileri de örgütün siyasi uzantılarına/etki ajanlarına/milislerine ekrandan verilen bir mesaj olarak okur, bilemem, ama ben Bese Hozat kod Fatma Yıldız’ı bilir ve önemserim. Öncelikle vurgulayalım; onun bu çatallı dili, sadece ihanet, sadece vekalet, sadece tehdit, sadece ayar barındırmıyor. O hem süreç severlere/teslim olmuşlara/örgüte kanmışlara net bir mesaj ve örgüt kadrolarına net bir talimat veriyor. /// Verdiği mesajları ve süreç için anlamını yorumlamadan önce size Bese Hozat’ın örgütteki yerini ve önemini kısaca anlatayım: “O Apo’nun Kandil’deki Yankısıdır.” Bese Hozat terör örgütünün en kritik çekirdek kadrolarındandır, en tepedeki birkaç teröristten biridir ve örgütün üstyapı ideoloğudur. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı’dır; bu pozisyon örgütte stratejik karar mekanizmasının en üst katmanında bulunmak anlamına gelir. Apo’nun ideolojik çizgisini yorumlayan, güncelleyen, söylemlerini örgüt politikalarına çeviren, yeniden kodlayan ve örgüt tabanına aktaran en etkili figürdür. Bu haliyle Bese Hozat terör örgütünün siyasal söylemlerinin, uluslararası mesajlarının, çözüm süreci dönemi analizlerinin, örgütsel stratejik kavramlaştırmalarının çoğunu Apo adına bizzat formüle eden baş teröriçedir ve Kandil’in “ideolojik beyni” olarak kabul edilir. Bu haliyle 3 tane Murat Karayılan, 5 tane Cemil Bayık, 35 tane Duran Kalkan, 75 tane Mustafa Karasu eder. Her sözü bir sinyaldir, talimattır. Açıklamaları, örgütün özellikle gençlik-milis yapılanması (YPS, YDG-H, Asayiş), kadın yapılanması, şehir hücreleri, sosyal medya operatörleri, medya yapılanmaları, Türk medyasına sızmış etki ajanları, Avrupa’daki propaganda mekanizması için operasyonel talimat niteliği taşır. O, Apo adına “Siyasi meşruiyet yaratma” sürecinin ana mimarıdır, PKK’nın kendini bir “taraf”, bir “meşru aktör”, bir “çatışma paydaşı” gibi sunma çabalarının arkasında onun söylem mühendisliği vardır. Yani Bese Hozat, İmralı’daki Apo’nun izdüşümü, dişil türevi, Apo’nun tercüme edilmiş sözüdür. Söylevleri ne kadar ciddiye alınmalıdır? Kısa ve net bir yanıt vereyim: Çok. Hatta gereğinden bile çok. Çünkü Hozat’ın sözleri açıklama değil, örgütün stratejik terör bildirisi, talimatı, mesajıdır. Ve özellikle: “Suç işlemedik” / “Af istemiyoruz” sözleri; örgütün meşruiyet alanını genişletme, devleti ise hükümranlıkta denk aktör olarak konumlandırma denemesidir. Bu nedenle çok tehlikelidir ve çok ciddiye alınmalıdır. /// Peki sözlerinin anlamı nedir? Siz benim buna terör örgütünün son dönem kodlarını okuma çabası da diyebilirsiniz. Ve gördüğümü en baştan söyleyeyim: Kod Bese Hozat’ın bu söylemi, devlet aklı için normal bir tehdidin çok ötesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. Bese Hozat’ın ağzından çıkan hiçbir kelime, bir teröristin laubaliliği değildir; devletin egemenlik alanına atılmış hesaplı bir neşter cerrahisidir. PKK, Türkiye’yi kendi terör eylemlerinin muhatabı değil; kendi siyasal talebinin ‘tarafı’ olarak göstermek istiyor. Bu, klasik bir terör söylemi değil; bir devletleşme iddiasının habercisidir. Devlet bunu anında kırmazsa, bu iddia uluslararası alanda ‘zımni kabul’ üretir. Açalım: • Bu cümle/açıklama terör örgütünün sürece bakışını gösteren ve ispat eden en temel yaklaşımlarından biridir. Kesinlikle ağzı gevşek bir teröristin gevşek bir lafı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. • Bu söz, terör örgütünün 40 yıllık kanlı tarihini aklamaya çalışmasından çok daha büyük bir tehdidi içerir: Devletin meşruiyetini yok sayarak kendini devletle eşit konumda ilan etme teşebbüsü. • “Suç işlemedik” demek, aslında “devleti tanımıyoruz” demektir. Bu söylem; terörü, ihaneti, kalleşliği, kahpeliği, arkadan vurmayı, bombayı, mayını, pusuyu, hendekleri, infazları, çocukları, bebekleri katletmeyi “suç” değil “hak” gösterme çabasıdır. Bu cümlenin alt anlamı şudur: “Türk devleti bizim üzerimizde hükümran değildir.” Bu haliyle bu kaşar teröristin dedikleri devlete karşı paralel otorite ilanıdır. • “Af istemiyoruz” demekle devlete “sen üst değilsin” deme cüreti gösteriyor. Affı reddederek; “Sen bizi yargılayamazsın-sen bizi affedemezsin-sen bizim üzerimizde egemen değilsin” demeye getiriyor. • Bunlar sanki bir terör örgütü değil de kendilerini devlete denk, hatta üstün gören, statü iddiasının pratikleridir. Ve devlet için kırmızı alarm değerindedir. • PKK, bu söylemle artık suçtan değil; statüden konuşmaya başlamıştır. Ve bu çok kritiktir. Topuklu terörist Bese Hozat, “suç işlemedik” derken; “Biz terörist değiliz; tarafız”, “Biz suçlu değiliz; siyasi özneyiz”, “Siz de bize göre tarafsınız” demeye getirmektedir. • Bu, Türkiye’yi hukuki düzlemden, “iç çatışma/iki taraflı çatışma” düzlemine çekme girişimidir. Son derece sinsi bir terör yaklaşımıdır, uluslararası hukukta ‘silahlı çatışma statüsü’ arayışı ve yine uluslararası hukukta ‘iç statü bildirimi’ kurnazlığıdır. Süreç içerisinde verilen/verilecek her tavizi, uluslararası alana/hukuka taşımayı amaçlayan sinsi bir terör aklıdır. Unutulmasın: Bese Hozat, bugün PKK’nın hem stratejik kodlayıcısı hem de operasyonel tetikleyicisidir. Kandil’in teorisini, sahadaki hücrelerin eylemine bağlayan köprü Hozat’tır. O konuşur, örgüt hareket eder. O ima eder, milisler uygulamaya geçer. O çerçeve çizer, Avrupa’daki propaganda mekanizması o çerçeveyi dolaşıma sokar. Bu cümleler terör örgütü PKK’nın insanlık dışı bir terör örgütü olduğunu ve cinayetlerini normalleştirme operasyonudur. “Suç yok” demek şu anlama gelir: • Köy basmak suç değil. • Çocukları öldürmek suç değil. • Öğretmenleri katletmek, bayrak direklerine asmak suç değil. • Bebekleri, ana karnındaki çocukları kurşunlamak suç değil. • Mayın/EYP döşemek suç değil. • Masum askerleri, polisleri arkadan vurmak suç değil. • Vatanı için terörle mücadele eden korucuları hain ilan etmek suç değil. • Meskûn mahallerde hendek kazmak, tünel açmak, sivil halkı kalkan olarak kullanmak, halkın çocuklarını zorla-tehditle-şantajla ateşe sürmek suç değil. • Gençleri, çocukları kandırıp dağa çıkartmak suç değil. • Siyasi suikastlar suç değil. • Pusu, sabotaj, kundaklama, yakma, infaz suç değil. • Orman yakma; jeosit, ekosit suç değil. Topuklu terörist Bese Hozat’ın bu söylemi; Türkiye Cumhuriyetin egemenliğine karşı yapılmış en tehlikeli psikolojik operasyonlardan biridir. İşledikleri cinayetleri suç kategorisinden çıkarıp “hak verilmiş siyasal şiddet” kategorisine sokmaya çalışmaktır. Bununla; • Devletin ceza hukukunu boşa düşürmeyi hedefliyorlar. • Devletin, örgüt üzerindeki yargı otoritesini çökertmek istiyorlar. • Terörü siyasal alana taşıma çabasındalar. • “Suç değilse, terör yoktur; terör yoksa siyasi çözüm vardır” algısını oluşturmak istiyorlar. Bu söylem, Türkiye’yi terör kategorisinden ‘iç çatışma’ kategorisine çekme girişimidir. Amaç şudur: • Terörü “çatışma”ya çevirmek, • PKK’yı “örgüt”ten “taraf”a taşımak, • Devleti tek meşru otorite olmaktan çıkarmak, • Yeni süreç dayatmalarında PKK’yı “eşit aktör” konumuna oturtmak. Bu cümle, geleceğin masasına şimdiden atılmış bir statü virüsüdür. Devlet bu virüsü bugün yokedip atmazsa, yarın bu kansere dönüşür. Bütün bunlar terör örgütünü devletle denkleme stratejisinin bir parçasıdır. Terör örgütünden, silahlı örgüte, silahlı örgütten tarafa, taraftan aktörlüğe, aktörlükten statü sahipliğine geçiş stratejisidir. Becerebilirlerse sürecin en kritik sıçramalarından birine karşılık gelir. Peki bu söylem Türkiye’de neden boşluk buluyor? Çünkü: • Bazı kesimler hâlâ örgütün söylemini “kimlik politikası” sanıyor. • Bazı medya yapılarına sızılmış durumda. • Bazı aktörler siyasal çıkar için örgüt söylemine alan açıyor. • Bazı uluslararası odaklar PKK’yı zorunlu bir “müttefik” gibi görüyor. • Bazı akademik çevreler batı etkisiyle meseleyi çarpık okuyor. İşte bu yüzden Bese Hozat’ın bu cümleleri görünüşte masum, ama içerikte yıkıcı bir potansiyel taşıyor. Terör örgütünün lider kadroları; kendi adlarına süreci işletenlere, destekçilerine, etki ajanlarına ve sürece teslim olanlara şu mesajı veriyor: • “Bu kez af değil; eşit statü istiyoruz.” • “Bu kez suçtan pazarlık değil; statüden pazarlık yapacağız.” Bu, bir müzakere arayışından çok daha öte, çok daha pervasız; Türkiye Cumhuriyeti’ne bir karşı statü dayatmasıdır. Belli ki sürecin devamında masaya şunları da koyacaklar: “Terör değil, çatışma / terörist değil, taraf / ceza indirimi-af değil, siyasal çözüm.” Terörist elebaşı topuklu terörist kod Bese Hozat üzerinden terör örgütü PKK; • Devletin meşruiyet sinyallerini kesmeye, otorite düğümlerini zayıflatmaya, • Toplumsal algı akışını manipüle etmeye çalışıyor. Yani bu bir açıklama değil; devletin sinir sistemine atılmış bir “otorite virüsü”dür. “Suç işlemedik ki!” diyerek suç alanında olmadıkları devlete kabul ettirerek siyasi alan talep ettiklerini söylüyorlar. Önce statü, sonra pay, sonra kopuş, sonra diğer parçalarla bütünleşme istiyorlar. Örneğin “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin!” diyorlar. Bu cümlenin hedefi, sadece Türkiye’nin egemenliğine değildir, Türkiye’nin sağılmasıdır. Kafalarında güneydoğumuzun tüm alanlarına ve kaynaklarına çökmek, geri kalan Türkiye’nin de otoritesi/egemenliğini paylaşmak, kaynaklarını ve varlığını sağmak, yağmalamak var. • Bitmez, ardı kesilmez talepler, devletten-milletten-vatandan-ordudan intikam alma hırsları var. • Bu arsız ve pervasız söylem ve arkasındaki niyet; Türkiye’nin egemenliğine, varlığına, iç düzenine yönelmiş en tehlikeli meşruiyet operasyonlarından biridir. Bese Hozat’ın söylediği söz, bir teröristin cüreti değildir; devletin meşruiyet merkezine yönelik bir sibernetik saldırıdır. Bu saldırı bugün durdurulmazsa, yarın ‘biz zaten söylemiştik’ demenin hiçbir anlamı kalmaz. Son sözüm: Terör bitmeli midir? Evet, kesinlikle evet. Türk Devleti ve Ordusunun dağda kazandığı kesin zafer çerçevesinde kesinlikle evet. Çözümün temel parametresi budur, örgütün hezeyanları, dış baskılarla/konjonktürle kabaran arsız talepleri değil. Örgüt kaybettiği bir mücadelenin sonrasında 5 alandaki (Irak-İran-Suriye-AB ve Türkiye) bütün varlığından, iddiasından, emellerinden, bağ ve bağlantılarından, vekilliklerinden kayıtsız şartsız vazgeçmelidir. Böylece af dilemelidir. O zaman --- ve sadece o zaman --- şehit ailelerinin ve gazilerin onayıyla, milletin vicdanıyla, “başka kan akmasın” diyerek devlet affı gündeme gelebilir. Kanı akan biri olarak, milleti, orduyu ve kamuyu tanıyan biri olarak gördüğüm onurlu, tutarlı, gerçekçi çıkış budur. Gerisi karanlıktır. Saygılarımla 30 Kasım 2025

Abdullah Ağar

1,494,496 views • 10 months ago

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, "Roketsan Üretim Tesisleri Açılışı, Seri Üretim Teslimatları ve Temel Atma Töreni"nde konuştu. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de beraberinde TSK Komuta Kademesi ile katıldığı törende konuşan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: TERÖRÜN HER TÜRLÜSÜYLE MÜCADELEMİZ SÜRECEK Öncelikle bugün öğle saatlerinde İstanbul Beşiktaş'ta meydana gelen ve kahraman güvenlik güçlerimizin başarılı müdahalesiyle boşa çıkartılan kalleş saldırıyı lanetlediğimizin bilinmesini istiyorum. Menfur terör eyleminde biri ölü, ikisi yaralı olmak üzere üç terörist etkisiz hâle getirilmiş; müdahale sırasında iki kahraman polisimiz hafif yaralanmıştır. Saldırıyla ilgili hem İstanbul Başsavcılığımız hem de emniyet ve istihbarat birimlerimiz, gerekli tahkikatlarını süratle başlatmıştır. Yaralı polislerimize Cenabıallah'tan acil şifalar diliyor, İstanbul Emniyetine ve İstanbul halkına geçmiş olsun diyorum. Terörün her türlüsüyle mücadelemizi kararlılıkla sürdürecek, bugünkü gibi alçak ve zaman ayarlı provokasyonlarla Türkiye'nin güven iklimine zarar verilmesine müsaade etmeyeceğiz. Aziz kardeşlerim, bu anlamlı tören vesilesiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sizlerin şahsında; karada, denizde, havada destan yazan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin geliştirdiği proje, ürün, sistemlerle başarılarına her gün bir yenisini ekleyen ROKETSAN ailemizin ve savunma sanayinde faaliyet gösteren 4 bin 500'ü aşkın firmamızın her bir mensubuna buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. BİZ ŞEHİTLERİYLE YAŞAYAN, ŞEHİTLERİNİN DE YAŞADIĞINA İNANAN BİR MİLLETİZ Evvelemirde şu hakikati tüm kalbimle ifade etmek arzusundayım: Biz, şehitleriyle yaşayan ve şehitlerinin de yaşadığına inanan bir milletiz. Tam bin yıldır ezan-ı Muhammediler semalarda inlesin; ocaklar, haneler, ümitler sönmesin; bayrağımız gönderde şanla, şerefle, gururla dalgalansın diye, vatanımız baki, devletimiz ebedî, milletimiz özgür olsun diye canlarını feda eden tüm şehitlerimizi kemali hürmetle yâd ediyorum. Ülkemizin ve milletimizin istikbali için kahramanca mücadele eden tüm gazilerimize şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Savunma sanayinde canını dişine takarak çalışan, yalnızca elini değil gerektiğinde gövdesini de taşın altına koyarak sektörü bugünlere taşıyan tüm mühendislerimize, yazılımcılarımıza, teknisyenlerimize, işçi, yönetici ve akademisyenlerimize canıgönülden teşekkür ediyorum. Bütüncül yönetim kapasitesiyle bu çalışmaların uyum içinde yürümesini sağlayan Savunma Sanayii Başkanlığımızı da tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum; Cenabıallah sizlerden razı olsun. Türkiye'nin güçlü, müessir, muteber ve aydınlık yarınları için ortaya koyduğunuz şu emeği, harcadığınız şu çabayı inşallah hepimiz için hayırlara vesile olsun diyorum. ORDUMUZUN CAYDIRICILIĞINI ÇOK DAHA ÜST SEVİYELERE ÇIKARACAĞIZ Değerli arkadaşlar, bugün savunmada tam bağımsız Türkiye yolunda çok önemli bir eşiği daha geride bırakıyoruz. Birazdan inşallah Kırıkkale Yakıt Üretim Tesislerimizin, Lalahan Harp Başlığı Tesisimizin, İleri Teknolojiler AR-GE ve Mühendislik Merkezimizin açılışını yapacağız. Ayrıca; TAYFUN, SİPER, ATMACA, HİSAR-A, HİSAR SIFIR ve SUNGUR sistemlerimiz ile ÇAKIR, SOM, SİHA’larımızın keskin pençesi MAM-T ve MAM-L gibi birçok silah grubunu kahraman ordumuza teslim edeceğiz. Lalahan füze entegrasyon tesislerimizin de temellerini atacağız. Savunma sanayimizi daha güçlü bir kalkınma ekseni hâline getirecek ve nitelikli istihdam oranını yükseltecek bu yatırımlarla katmanlı hava savunma sistemimizi güçlendirecek, stratejik gücümüzü artıracak, seyir ve balistik füze kabiliyetlerimizi perçinleyecek, akıllı mühimmat ailemize, seri üretim hızımıza ve AR-GE kapasitemize çok önemli katkılar yapacağız. ÇELİK KUBBE'nin vurucu gücünü oluşturan bu sistemlerin daha yüksek üretim temposuna ulaşmasıyla hava savunma mimarimizi daha da tahkim etmiş olacağız. Kritik hava savunma sistemlerimiz, stratejik füze projelerimiz ve akıllı mühimmat kabiliyetlerimiz için kurulan bu yeni altyapı ile kahraman ordumuzun caydırıcılığını çok daha üst seviyelere çıkaracağız. ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM HEDEF, DAHA HIZLI ÜRETİM Şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Savunma sanayisinde önümüzdeki dönemin ana hedefi, yüksek teknolojili ürünleri daha hızlı, daha efektif ve daha yüksek adetlerde üretmektir. Bugün devreye aldığımız yatırımlar, belirlediğimiz hedefe giden yolda çok kritik bir merhaleyi teşkil etmektedir. Tamamlanan yatırım bedeli 1 milyar dolar, toplam yatırım ölçeği ise 3 milyar dolara ulaşan bu tesis ve sistemlerle menzile daha çabuk varacak, attığımız kararlı adımları daha da hızlandırmış olacağız. Bir kez daha hayırlı uğurlu olsun diyorum. Sektöre yeni bir ufuk çizen bu eserlerin tasarım aşamasından seri üretim sürecine emeği geçen, her türlü bu noktada adımı atan kardeşimi yürekten tebrik ediyor, ROKETSAN ailemize bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum. BİZ BU YENİ NİZAMIN KURUCU AKTÖRLERİNDEN BİRİYİZ Kıymetli misafirler, değerli kardeşlerim; dijitalleşme ve yapay zekâ temelli algoritmaların savunma konseptini sil baştan şekillendirdiği bir dönemi yaşıyoruz. Teknoloji ilerledikçe sahada ihtiyaç duyulan ürün ve yazılımların niteliği de günden güne değişiyor. Özellikle son dönemde yakın çevremizde patlak veren savaş, çatışma ve kriz ortamlarında buna hem de çok yakından şahitlik ediyoruz. Artık teşhis, tespit, karar alma, müdahale ve imha süreçlerinde milisaniyelerin dahi büyük bir fark oluşturduğunu en iyi sizler biliyorsunuz. Hava, kara ve deniz hâkimiyetinin iç içe geçtiği insansız teknolojilerin ve siber uzaydaki konumlanmanın tüm dengeleri değiştirdiği bir çağdayız. Bu noktada şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim: Biz, kuralların ve süreçlerin yeniden şekillendiği bu yeni nizamın kurucu aktörlerinden biriyiz. Siper savaşlarının yerini siber savaşların aldığı bu yeni sisteme ayak uydurma kaygısı taşımıyoruz, çünkü hem sahada, hem teknolojide yön ve gidişatı artık ülke olarak biz de tayin ediyoruz. Son 23 yılda geliştirdiğimiz ürün, sistem, yazılım ve platformlarla, güçlü insan kaynağımız ve kurumsal kapasitemizle bu alanda norm koyan ülkelerden biri hâline geldik. Hamdolsun bugün Türkiye; kendi semalarını koruyan, kendi platformlarını donatan, kendi mühimmatını geliştiren bir ülkedir. Dahası, tüm bunları kendi aklımız, mühendisliğimiz ve insan kaynağımızla yapabiliyoruz. Talep etmeleri durumunda dost ve müttefiklerimizin yardımına koşuyor, küresel barış ve güvenliğe en yüksek düzeyde katkı sunuyoruz. KENDİ BİLEĞİMİZİN GÜCÜNE GÜVENİYORUZ Bakınız, burada bir gerçeği sizlere ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarıma hatırlatmak durumundayım. Evet, bugün savunma sanayisi alanında dünyada parmakla gösterilen bir seviyede yer almanın haklı gururunu yaşıyoruz. Bugün etrafımızda füzeler ve dronelar uçuşurken biz kendimizi güvende hissediyor, gece yastığa başımızı gönül huzuruyla koyabiliyoruz. Bugün Allah korusun, başımıza bir şey gelse başkasına değil, her şeyden önce kendi bileğimizin gücüne güveniyoruz. Bunları sadece biz değil, rakiplerimiz ve hasımlarımız da gayet iyi biliyor. Ama şurası da bir gerçek ki savunma sanayisinde önemi bugünlerde daha iyi anlaşılan gurur verici seviyelere asla kolay gelmedik. Sınandık, oyalandık, yarı yolda bırakıldık, engellendik, tehdit edildik, hiç hak etmediğimiz kısıtlamalara maruz kaldık. Ama biz bunların hiçbirine boyun eğmedik. Aziz milletimizin duası ve desteğiyle, savunma sanayinde akıl ve alın teri döken siz kardeşlerimizin emeğiyle, kurumlarımızın eş güdümü ve devletimizin güçlü iradesiyle çok şükür bugünlere ulaştık. Tabii, bunları yaparken trajikomik manzaralara da şahitlik ettik. Hatırlayın, biz Sinop'ta füze testleri yaparken ana muhalefet partisinin Genel Başkanı, “Balıklar füze seslerinden ürküyor, yuvalarını terk ediyor.” diyordu. Biz savunma araçlarımızı çeşitlendirmeye çalışırken bu zatın timsah gözyaşlarıyla uğurladığı selefi ise "Bölgemizin yangın yerine döndüğü bir dönemde bunlara ne gerek var, bize kim saldıracak." diyordu. İktidara gelince savunma sanayisine dokunacağız, diyeninden Tank Palet Fabrikası üzerinden istismar yapanına kadar akla, vicdana, ahlaka sığmayan nice sabotaj girişimiyle karşılaştık. Değerli kardeşlerim; eğer biz bunlara kulak verseydik, savunma sanayisinde bugün geldiğimiz noktanın Allah muhafaza yakınından bile geçemezdik. Ama biz, “Bütün emelim Türk gençliğinin kanatlanmasını görmektir, bu uğurda bütün şahsi servetimi feda etmiş bulunuyorum, icap ederse sırtımdaki gömleğimi bile bu maksat uğruna satmaya hazırım.” diyen rahmetli Nuri Demirağ’ın yolundan gittik. "Biz, önüne çıkan sayısız engele rağmen biz durumdan vazife çıkardık." diyerek ömrünü büyük ve güçlü Türkiye'ye vakfeden merhum Özdemir Bayraktar ağabeyimizin mirasına sahip çıktık. Biz döktürdüğü Şahi topları dönemin savaş konseptini değiştiren, çağ açıp çağ kapatan Sultan Fatih'in emanetini omuzladık. Ve neticede Vecihi Hürkuş'un, Barbaros Hayrettin Paşa'nın, Piri Reis'in çektiği sıkıntıları, zorlukları, cefaları bugünün başarılarıyla taçlandırmayı, bunları gurur tablosuna dönüştürmeyi başardık. SAVUNMA İHRACATINDA İNŞALLAH DÜNYADA İLK 10’A GİRECEĞİZ Şu rakamlara sizlerin ve aziz milletimin dikkatini çekmek istiyorum: Savunmada dışa bağımlılık oranımızı yüzde 80’den yüzde 20’ye indirdik. Sektörel ciromuz 20 milyar doları geçti, AR-GE harcamalarımız 3,5 milyar dolar düzeyine ulaştı. Aktif proje sayımız 1.400’ü geride bırakırken proje portföyümüz 100 milyarı aştı. 2002'de sadece 248 milyon dolar olan savunma ihracatımızı geçtiğimiz sene 10 milyar doların üzerine çıkardık. 2026’nın ilk çeyreğinde savunma ve havacılık ihracatımız geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 12,1 artışla 1 milyar 910 milyon dolara ulaştı. 2028 hedefimiz olarak belirlediğimiz 11 milyar dolarlık ihracat hacmini yakalayacak, inşallah savunma ihracatında dünyada ilk 10’a gireceğiz. Yakın çevremizdeki savaşlar sona erdikten sonra milletçe başta savunma sanayisi olmak üzere her alanda büyük bir şahlanışa imza atacağız. Türkiye'nin önünü şimdiden kesmeye dönük çabalara rağmen inşallah bu büyük atılımı hep birlikte gerçekleştireceğiz. ROKETSAN, SAVUNMA SANAYİMİZİN YÜKSEK TEKNOLOJİ KARAKTERİNİ GÜÇLENDİRMEYE ÇALIŞIYOR Türkiye'nin mühendislik iddiasını, stratejik aklını, yüksek teknoloji vizyonunu temsil eden kurumlarımızdan biri olan ROKETSAN’ımız bu kutlu yürüyüşe çok önemli bir misyonu yerine getiriyor. Geliştirdiği ürünleri bugün 50’nin üzerinde ülkeye ihraç eden ROKETSAN, ülkemizin teknoloji eksenli kalkınmasına çok önemli katkılar yapıyor. ROKETSAN ailemiz 7 bini aşkın çalışanı, yürüttüğü yüzlerce proje ve derin mühendislik birikimiyle 3 binin üzerinde personelle çalışan 4 AR-GE merkezi, millî patent performansı ve yetişmiş insan kaynağı ile savunma sanayimizin yüksek teknoloji karakterini güçlendirmeye devam ediyor. Şunu da bilhassa ifade etmekte fayda görüyorum: Türkiye olarak uzaya bağımsız erişim hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Roket teknolojilerinden uydu fırlatma kabiliyetlerine varan geniş bir alanda güçlü adımlarla ilerliyoruz. Savunma ile uzayı aynı ufukta buluşturan bu vizyonun hayata geçirilmesinde ROKETSAN’ın çalışmaları inşallah gücümüzü arttıracaktır. Sektöre yaptıkları bu kritik katkılardan ötürü ROKETSAN ailemizin tüm mensuplarına şahsım ve milletim adına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. KOBİ’lerimizden alt yüklenicilerimize, mühendislerimizden emekçilerimize, bu büyük ekosistemin tüm bileşenlerine şükranlarımı sunuyorum. Rabb'im yâr ve yardımcımız olsun diyorum. Bu düşüncelerle açılışını gerçekleştirdiğimiz tesislerin, teslimatı yapılan sistemlerin ve temellerini attığımız yeni yatırımların ülkemiz, milletimiz ve güvenlik güçlerimiz için bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Millî Savunma Bakanlığımızı, Savunma Sanayii Başkanlığımızı, ROKETSAN’ımızı, bu projelerde emeği geçen tüm kurumlarımızı ve özel sektör paydaşlarımızı canıgönülden tebrik ediyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyor, hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

21,687 views • 5 months ago