Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

MasterChef programından Danilo Zanna, kendisinin neden kilo almayıp diğer şeflerin kilo aldığını açıklamış. Gün içerisinde aşağı yukarı 50 yemek tadına bakıyoruz. Bizde küçük bir kulis var, oturuyoruz, yemekte ne var diye soruyorlar.

274,975 views • 3 days ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Malumunuz israf konusunun en önemli kalemlerinden biri de otellerin açık büfelerinde yaşanan çılgınca israf. Paylaşımlarımın altına çokça yorum yapıyor, vehameti anlatıyorsunuz. Farkındalık oluşabilmesi adına otellerde israf etmeden nasıl yemek yenilmesine dair naçizane tavsiyelerimi paylaşıyorum. Sağlık ve bereketle efendim... Bir otele veya açık büfe servisi veren bir yere gittiniz diyelim. Yapmamız gereken en önemli şey öncelikle açık büfenin şöyle bir etrafını gezmeliyiz. Ne var ne yok diye bakarken o esnada ne yemek istediğimize karar vermeliyiz; canımız et mi yemek istiyor, balık mı yoksa salata kâfi mi? İnsanlar genelde envai çeşit yemekleri görünce hiç düşünmeden tatlı, tuzlu, ekşi ne varsa bir tabağa tepeleme dolduruyor. Bu davranış, o insanın yemek kültürünün ve görgüsünün eksik olduğunu gösterir. Kötü bir görüntü bu. Elimizde iki tabak bulundurmalı, tatlı ve tuzluları ayrı tabaklara koymalıyız. Açık büfede bulduğumuzu tabağımıza doldurmak hem israfa neden olur hem de vücudumuza zarar verir. Her zaman hatırlatıyorum; çok çeşitli yemenin insan sağlığına ciddi zararı var. İbn-i Sina asırlar önce ne güzel açıklamış: "Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üstüne yemektir." Ara vermeden yemek veya lezzet almak için çeşit çeşit yemekleri birbiri üstüne yemek mideyi doldurmaktır, zarardır. Ayrıca otelci dostlarıma da şunu söylüyorum, buradan da tekrarlamış olayım. Açık büfeye servis ettiğiniz yemek çeşitleriniz nicelikli değil nitelikli olsun. 150 çeşit yemek yapacağınıza 30 çeşit yapın ama güzel olsun. 100 çeşit meze yapacağınıza 50 çeşit yapın, tadından yenmesin. Ve bu israfa hep beraber, herkesin desteğiyle bir dur diyelim. #israf #açıkbüfe

Ramazan Bingöl

133,631 views • 2 years ago

📌İki ana eksen var. Biri mali iddialar diğeri Kent Uzlaşısı üzerinden siyasi iddialar. 🔴 Bu mali iddialarla ilgili gerçekten soruşturma dosyasına baktığımızda bir gizli tanık, iki HTS kayıtları, üç baz istasyonu ve eşleşmeler ve dört kulaktan dolma anlatılan iddialar var. 🔴Öyle absürt sorular var ki, inanılmaz. Bir örgüte yatıracaklar ya, çalışanların fotoğrafını koymuşlar, en başta Sayın İmamoğlu’nun fotoğrafı. Polis ifadesinde Murat Ongun’a “Ekrem İmamoğlu’nu tanıyor musun?” diye soruyorlar. E tanıyor tabii, en yakın kurmayı. Basın danışmanına “Tanıyor musun?” diye soruyorlar. 🔴 İmamoğlu’nun avukatlarından Fikret İlkiz, çok iyi bir avukattır, üstaddır yani. Sorgudan çıktıktan sonra kendisine sordum durumu. “Korkuyorum” dedi. Neden diye sorduğumda “Bu kadar ciddiyetsizlikten korkuyorum” yanıtını verdi. 🔴 Siz 16 milyonluk kentin 3 defa seçilmiş belediye başkanını, Cumhurbaşkanı Adayını gözaltına alıyorsunuz ve hiçbir somut delil, somut kaynak olmadan bu kadar ciddiyetsiz sorulara maruz bırakıyorsunuz. 🔴 Somut delil yok, gizli tanık var. Gizli tanıklarla ilgili AİHM kararı var, Anayasa Mahkemesi kararı var; adil yargılama ilkeleriyle uyuşmayan bir uygulama olduğu için. 🔴 İmamoğlu'nun çok çarpıcı bir beyanı var, kolluk sorgusunda. Polis toplamda 390 görüşmen var ve bu görüştüklerin içerisinde suç kaydı olanlar var diyor. Bu şahıslar kimdir söylemiyorlar. 3 kez Büyükşehir Belediye Başkanı olan bir aday, binlerce telefon görüşmesi yapıyor, her arayanın da kim olduğunu bilemez. 📌 Sayın İmamoğlu da diyor ki; “GSM operatörleriyle görüşün bir yazılım geliştirin biri bizi aradığı zaman terörden kaydı var diye uyarı versin biz de cevap vermeyelim o numaraya.” 📌 Sadece İmamoğlu'na değil. Resul Emrah Şahan’a da yapmışlar, Murat Çalık'ta yoktu ama Mahir Polat'a da yapmışlar mesela. 🔴MASAK raporlarında 2 tane kayıt çıkartmışlar, ikisinin de suç kaydı varmış. Bu hesaplara niye para gönderdin diye sormuşlar ama miktar ne kadar? Biri 100 Lira, diğeri 50 Lira. 🔴 Biri sosyal medyadan başlatılan bir kampanyada taraftar derneğine, diğeri de biri yardım istiyor sosyal medyadan yine bir kampanya, ona da 50 lira gönderiyor. Bu kadar ciddiyetsiz sorular ve iddialar. #Ekremİmamoğlu Ekrem İmamoğlu Resul Emrah Şahan Dr. Mahir Polat Mehmet Murat Çalık

Sezgin Tanrıkulu

19,408 views • 1 year ago

Küçükken yaşayıp unutamadığı bir olayı anlatan kadın: • Bizim çocukluğumuz çok yoklukla geçti. Ekmek alacak para bile bulamadığımız bir süreç vardı. • Bir gün kuzenimin şehir dışında düğünü var, babaannem gidecek, ben de babaannemle gitmek istiyorum. Babam ve annem “Hayır” dedi ama babaannem onları ikna etti. • Benim sadece bir pantolonum ve bir kazağım var; başka hiçbir şeyim yok. Annem bayramda almıştı. Başka kıyafetim olmadığı için her yere onu giyiyorum. • ⁠Annem bana küçük bir çanta yaptı, elime de 5 lira para verdi ve beni düğüne gönderdi. • ⁠Gittik, düğün evinde oturuyoruz. Herkes cümbür cemaat birbirine “Ne giyeceksin?” diye soruyor. • ⁠Ben orada ayıldım. Kıyafetimde bir tuhaflık olduğunu ilk kez orada fark ettim. Çocuk aklımla bir kenara büzüştüm. Bir tanesi „Sen ne giyeceksin? Getir bakalım kıyafetini” dedi. Gittim, çantamı açtım. • ⁠Bir yandan da “Bir mucize olsun, giyeceğim kıyafeti görmesinler, düğün hengamesinde giyer çıkarım, kimse anlamaz” diye dua ediyorum. • ⁠O mucize gerçekleşmedi. Kıyafeti götürüp gösterdim. Şöyle bir baktı: “Hım, güzelmiş...”!dedi. • ⁠Ertesi gün çarşıya çıktık. Mağaza geziyoruz, ekip hala kendine kıyafet bakıyor. Benim de o dönem kırmızı bluz ile kot etek kombinine merakım var; herhalde televizyonda bir dizide falan görmüşüm. • ⁠Bir mağazaya girdik; bir yanda kot etek var 5 lira, diğer yanda kırmızı bluz var 5 lira. Bir eteğe gidip bakıyorum, seviyorum; bir bluza gidip bakıyorum, seviyorum. • İkisini birden alamayacağımı biliyorum, sadece 5 liram var. Ama birini alsam neyle giyeceğim ki? Başka kıyafetim yok. • ⁠Sonra bir tanesi kabinden çıktı, “Ekibin yarısı eve dönecek, sen de onlarla git. Yorulma, biz biraz daha dolanacağız” dedi. • ⁠Beni eve gönderdiler. Düğünde de yine aynı kazağı ve pantolonu giyip çıktım. Eve dönünce bir dünya ağladım. • ⁠Hala merak ediyorum: O çocuğa bir parça kıyafet almak ne kadar zordu? Beşer liradan 10 lira verip oradan bir kombin yapmak o çocuk için ne kadar zor olabilirdi? 25 sene önce boynunu büktüğünüz o çocuk bunu unutmadı, hiç unutmadı.

🎙️ Muhbir

74,009 views • 8 hours ago

Ucuz kalması iyi bir şeydir, tam alım zamanları. Siz hiç gelirinizle 50 kilo yerine 200 kilo domates alabildiğiniz için üzülür müsünüz? Ben gümüşlerimi 10 kiloya indirip, aradaki farkla gidip altın rezervlerimi artırdım. İddiam var; bir iki yıl içinde evimdeki gümüşü yüzde 30, altını yüzde 70 tutarak güzel bir ev alacağım. Peşin de olsa, kredili de olsa yatırım amaçlı bir daha asla yeni emlak almam; ne arsa, ne tarla. Kredili konut ise hala bir numaralı yatırım sizler için. Neden? Başka hiçbir şeye siz 1 koyup, onlar 4 katı kredi verip sizi 5 hızında büyütmüyorlar. Enflasyonun düşme umudu tamamen yok oldu 2026 yılında, onu size söyleyeyim! Amerikan doları değerinin yüzde 70'ini önümüzdeki on sene içinde kaybedecek. O gün doların ne kadar rezil bir mahluk olacağını yakından göreceksiniz; sadece dolar değil, bütün kağıt paraların tümünün! Altın artmaz, paranın değerini korur. En lüks takım elbiseyi alacak parayı her zaman korur. Dün gece siz sadece altına, gümüşe bakıyorsanız borsalarda da büyük çöküşler geldi. Kore borsası yüzde 8-10 kapandı, düşüşler aynı hızda devam ediyor; bizim borsamız da düşüşle açılacak. Ben fon toplamaya başlıyorum; Borsa İstanbul fonları, emtia, petrol... Ucuz kalması iyi bir şeydir, tam alım zamanları. Siz hiç gelirinizle 50 kilo yerine 200 kilo domates alabildiğiniz için üzülür müsünüz? Bizim işimiz altınla, gümüşle, petrolle, fonlarla... Parayla işimiz yok abiciğim! Kaçan kaçana, sanayi kaçıyor, her şey kaçıyor! Altının dolar cinsi artışı ise hiç bitmedi, bitmeyecek." Kaynak: Cihat E. Çiçek #altın #gümüş #enflasyon #bist100 #konut

Gelir Pusulası 🧭

81,614 views • 6 days ago

Üç gündür Türkiye’de her şeyi yemeye çalışan kadın: 🔸 "Türkiye'de yine çok yedin." 🔸 "Türkiye'de yediğim her şey." 🔸 "İkinci bölüm." 🔸 "Hadi gidelim." 🔸 "Minik küçük şeyler ve ağzınızda kaygan bir his bırakıyorlar, bu yüzden gerçekten hoşuma gidiyor." 🔸 "Aman Tanrım." 🔸 "Bütün bu kuzu etine bak." 🔸 "Bir parça kap." 🔸 "Soğan mı?" 🔸 "Bu kuzu boynu, yani onu bu şekilde yiyebilirsin." 🔸 "Şerefe." 🔸 "Bunu tatlı olarak aldım, ne olduğunu bilmiyorum ama sanırım kremalı çilek." 🔸 "Kilo alıyorum." 🔸 "Her gün yiyorum." 🔸 "Bunu dene, bir kaşık dolusu reçel." 🔸 "Sadece reçel." 🔸 "Fena değil." 🔸 "Yine, Türk dondurmalı baklavamız var." 🔸 "Bunu yemeyeceğim, korkuyorum." 🔸 "Kuruyemiş alerjisi korkum var." 🔸 "En son ne zaman reaksiyon gösterdin?" 🔸 "Sekiz yaşındayken." 🔸 "Puding ve her yerinde pirinç var." 🔸 "Türkiye'de bunu her gün yedim, yediklerimin en iyilerinden biri." 🔸 "Vay canına." 🔸 "Bunu mutlaka denemelisiniz." 🔸 "Mmm, nefis." 🔸 "Bu vanilyalı, pirinçli bir şey." 🔸 "Ben." 🔸 "Bir benzin istasyonundayız ve bir burgerciye gitmek yerine böyle bir yerleri var ve burada yemek istiyorum." 🔸 "İşte bunu seçiyorum." 🔸 "Bu arada, bu benim benzin istasyonu öğünüm." 🔸 "Oldu işte." 🔸 "Daha çok doyuyorum ama bunu gerçekten istiyorum." 🔸 "Otobanda sürüyorduk." 🔸 "Türkiye'deki benzin istasyonlarında bulunan yemekleri seviyorum, bu yüzden pilav, kuru fasulye ve köfte aldım." 🔸 "Biraz pilav, fasulye." 🔸 "Tadı annemin yaptığı gibi, ama anneminki daha iyi." 🔸 "Ve çok nazikti, bana fazladan et verdi." 🔸 "Yemeği yeni bitiriyorum, açık büfe tarzıydı ve yemeklerimden birini bitirmedim, o da onu ana kabın içine geri döktü." 🔸 "Yani şimdi eğer başka biri onu isterse, benim artıklarımı yiyecek." 🔸 "Bu biraz şüpheli bir durum, ama kendine iyi bak."

BUZZ medya

50,538 views • 12 days ago

UYUMAYANLAR OKUSUN UYUYANLARDA UYANDIĞINDA MUTLAKA OKUSUN İSTERİM.. Hz. Musa'nın Cennette Komşusu Olan Kasap -Musa Aleyhisselam bir gün: “Ya Rabbi, Cennet’te benim komşum kim olacak, bana bildir de gidip onunla görüşeyim.” dedi. Musa Aleyhisselam’a şöyle vahiy edildi: “Falan beldeye git! Orada çarşının başında bir kasap dükkanı var. O dükkanın sahibi olan kasabı gör! O veli bir kulumdur. Yalnız bilesin ki, onun çok önemli bir işi vardır. Çağırırsan gelmez. İşte o senin cennetteki komşundur. Musa Aleyhisselam hemen bildirilen yere gitti. Kasabı buldu ve ona: “Ben sana misafir geldim.” dedi. Kasap, Musa Aleyhisselam’ı tanımıyordu. Ona ‘Hoş geldin’ deyip bir kenara oturttu. Dükkandaki işi bitince de alıp evine götürdü. Evinin baş köşesine oturtup çok ikramda bulundu. Musa Aleyhisselam, ev sahibini dikkatle takip ediyordu. Ev sahibi kasabın ocakta çömlek içinde et pişirdiğini gördü. Et pişince çömlekteki eti küçük küçük parçalara ayırdı. Bunları bir tabağa koyup bir kenara bıraktı. Sonra bir et parçası daha çıkartıp, onu da misafiri Musa Aleyhisselam’a ikram ederek dedi ki: “Benim önemli bir işim var. Sen beni bekleme yemeğini ye!” Sonra da yanından ayrıldı. “Önemli bir işim var.” deyince, Musa Aleyhisselam, ‘önemli işi nedir’ diye merak etti ve gizlice kasabı takip etti. Kasap, Musa Aleyhisselam’ın yanından ayrıldıktan sonra, yandaki odaya geçti. Duvarda asılı duran büyük bir zembili indirdi. Zembilde çok ihtiyar, mecalsiz bir kadın vardı. Kadına küçük küçük parçaladığı etleri yedirdi. Karnını güzelce doyurduktan sonra, altındaki kirlenmiş bezleri aldı, yerine temizlerini koydu. Sonra kirli bezleri yıkayıp astıktan sonra ellerini yıkayıp Musa Aleyhisselam’ın yanına geldi. Daha yemeğe başlamadığını gören kasap sordu. “Niçin yemeğe başlamadınız?” Musa Aleyhisselam, “Sen bana zembildeki sırrı söylemedikçe bir lokma bile yemem.” dedi. “Mademki merak ettin anlatayım: Ey misafir, bu zembildeki benim yaşlı annemdir. Çok yaşlı olduğu için takatten düştü. Evde bakacak başka kimsem de yok. Evleneceğim; fakat hanımım annemi incitir, onu üzer diye evlenemiyorum. İşe gittiğimde herhangi bir hayvanın kendisine zarar vermemesi için onu gördüğün gibi bir zembile koydum. Her gün gelip iki öğün yemek yediriyorum. Diğer hizmetlerini de görüp gönül rahatlığıyla işime gidiyorum.” Bunun üzerine Musa Aleyhisselam dedi ki: “Ancak anlamadığım bir şey daha var. Sen annene yemek yedirip su içirdikten sonra, dudaklarını kıpırdatıp bir şeyler söyledi, sen de AMİN dedin. Annen ne söyledi ki amin dedin?” “Annem, her hizmet edişimde ‘Allah seni Cennet’te Musa Aleyhisselam’a komşu eylesin’ diye dua eder. Ben, hiç ihtimal vermediğim halde, bu güzel duaya ‘amin’ derim. Ben kimim ki, o büyük peygamberle komşuluk edebileyim. Onunla komşuluk edebilecek ne amelim var ki?” O zamana kadar kim olduğunu saklayan Musa Aleyhisselam, buyurdu ki: “Ey Allah’ın sevgili kulu, ben Musa’yım. Beni sana Allah–u Tealâ gönderdi. Annenin rızasını kazandığın için Cennet–i Â’lâ’yı ve orada bana komşu olmayı kazandın.” ''#BorsaKahini ABD Merkez Bankası Ali Yerlikaya Savcı #kira #SılaTürkoğlu Mavi Özlem Tekin #Fenerbahce Tanju Özcan Arapça #sicak Geldi Halk Ekmek Powell RTÜK Erdoğan ''

Kumandan

93,735 views • 3 years ago

Tugay Kerimoğlu: Bir, bu pozisyona gelene kadar Beşiktaş defansını yorumlamak lazım. İki, oradan buraya bağlantıya geçeyim. Topa ilk dokunan kim? Bir, oradan bakalım. Agbado mu? Nene mi? Soru mu? Agbadou. Agbadou bu pozisyonda bilmiyor mu ceza alanına ne kadar yaklaştıkça düşebileceğini rakip oyuncunun? Bu hamleyi yapar mı sizce? Ayakta kalması gerekir mi? Riskli. Değil mi? Kaymak risklidir. Ama topa dokunduktan sonra... Kaldı ki riskli uzaklaştırdı. Yani dokunuşu var. Ya bunu kontrol etme amaçla kayarak almak istemiştir, alamamıştır, dokunmuştur. Ya da bu görüntüde olduğu gibi. Tabi bu pozisyonu aslında kara kara vermek lazım. Biz en son anını alıyoruz. Bunun öncesi de var. Yani bu görüntü üzerinden önce Yasin Kola geleyim. Mesafen kaç dedin hakim mesafesi? Serdal Adalı 50 metre diyor ama aşağı yukarı evet. Yani bayan bir mesafe var. Orada neyi gördün? Neyi görerek neyin kararını verdin? Bir tane orada hakemi görebileceğimiz bir fotoğraf var. Bir pozisyon var. Görüntüde gözüküyor. Sanki sağlamaya gitti orada ya. Ben çalayım. İçeriden çağırırlarsa bakarız. Bakarız dedi. Bir saniye. Onun fotoğrafını da şimdi göndereceğim. Çünkü orada da hakemi görebiliyoruz sanırım. Siz buyurun lütfen devam edin. Şöyle. Ben Akbadi'nin topa dokunduktan sonraki süreçte herkes şunu yorumluyor. Sol ayağının Nenen'in ayağınla temasına. Bir şey söyleyeceğim. Bu kaymalarda diğer ayağın ne yapacak oyuncu? Nasıl kontrol edecek kendini? Bu kaymalar oyun içerisinde olmuyor mu zaten? Oyun zaman zaman devam etmiyor mu? Ki buna benzer daha çoğu pozisyonlar var bugün maçta. Beşiktaş'ın çıkışlarında oyunu durduruyor. Beraber yorumlayalım burayı. Olur. Seve seve. Yani şöyle şunu mu demek istiyorsun? Akbodu bu topa vurdu top tribüne gitmiş olsaydı. Evet. Nenenin önünden. Yani bu kaymayla ve bu temasla. Sadece pozisyonda farklı olan şey Agbado'nun vurduğu top Taça terübine gitmiş olsaydı penaltı çalınacak mıydı? E çalınmayacaktı. O zaman çalınmayacaktı. Yani soru işareti ortadan kalkacaktı. Agbado topu vurup gitmiş olsaydı. Problemleri konuşmuyor olacaktı. Kaldı ki seninle aynı fikirim ilk buradaki benim kriterim ortadaki havuzdaki topa ilk kim vuruyor? Sonra şu devreye giriyor. Diyor ki Agbado topu uzaklaştıramadıysa pozisyon nereye akıyor? Devam ediyor. Evet. Tamam mı?

Galatasarayultrataraftar

229,511 views • 3 months ago

Hayırlı akşamlar NATO Zirvesi sonrasında Türkiye’nin stratejik gücü, bölgesel ve küresel rolü, dünya sistemindeki konumu ve Türkiye’ye yönelik yükselen beklentiler konuşuluyor. Buna karşılık, Türkiye’nin giderek daha fazla öne çıkmasından küresel ölçekte rahatsız olan çevreler de tartışmaların odağında yer alıyor. Ancak gelin, Türkiye’nin iç gündemine bakalım. Küresel sistem okumaları, Türkiye’nin yeni konumlandırılması ve ülkemizin savaşların, krizlerin ve kaosun dışında tutulması elbette son derece kıymetlidir. Fakat içeride vatandaşın beklentileri karşılanmadığında, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı ve ekonomik zorluklar konusunda beklenen adımlar atılmadığında, sokakta tek bir soru yankılanıyor: “İyi de bütün bunların benim cebime, mutfağıma, soframa katkısı ne olacak?” Bu akşam sokakta seyyar satıcılık yapan bir kardeşimizin tezgâhının başında durdum. Kendisine, “Durum nasıl?” diye sordum. Verdiği cevap aslında uzun uzun yapılacak ekonomik analizlerin özeti gibiydi. “Abi, başıbozukluk var,” dedi. “Vatandaşın problemleri karşısında ciddi anlamda dikkat, ilgi ve alaka seviyesi çok düştü.” Ardından yaşadığı tabloyu rakamlarla anlattı: “İki sene önce bu mevsimde akşam saat 17.00’ye kadar 600 kilo kiraz satıp bitiriyordum. Şimdi saat 17.30 oldu; toplam 150 kilo kiraz satabildim. Tezgâhıma bakabilirsin abi.” “Neden?” diye sordum. Hiç düşünmeden şu cevabı verdi: “Abi, alım gücü her geçen gün daha da düşüyor. İnsanlar artık ihtiyaçlarını bile eskisi gibi karşılayamıyor.” İşte sokaktaki vatandaşın gündemi tam da budur. Devletin uluslararası alandaki başarıları, Türkiye’nin stratejik kazanımları ve küresel ölçekte artan etkisi elbette önemlidir. Ancak bu başarıların vatandaşın sofrasına, cebine ve günlük hayatına da yansıması gerekir. Çünkü toplum, dış politikadaki güçlü duruş kadar kendi hayatında hissedebildiği ekonomik iyileşmeyi de görmek istiyor.

Metin KÜLÜNK

126,355 views • 11 days ago

Cüneyt Bey, Sizler bizim meslek büyüklerimizsiniz. Biz sizlerden öğrendik gazetecinin, yayıncının kuşkucu olması gerektiğini… Tarafsız bilgiye ulaşmanın önemini, sıkça rastlanabilecek manipülasyon ve yanıltmacaların önüne geçmek için şüphenin şart olduğunu… Bir çocuğun kaybı amasız, fakatsız hepimizin kaybıdır. Bir kez daha ruhu şad olsun. Ailesine sabır dilerim. Gazeteciliğin kilometre taşlarından birisiniz, bu olay içerisinde gri bölgeler yok mu sizce? Şüphe duyduğunuz herhangi bir gölgede kalan alan? 1- Yasa oluşturulacaksa komisyona barolar çağrılmış mı? Bilim insanları? Emeklilerle ilgili bir karar alınacaksa veyahut asgari ücretlilerle ilgili, komisyona mağdur emekli ya da asgari ücretlilerin davet edildiği bir komisyon hatırlıyor musunuz? Eğer mağdur ailelerin davet edilmesi gerek şartsa ve makuldur deniliyorsa; İzmir’de köpeklere yemek verdiği için aynı aileden vurularak öldürülen üç kişi var; neden o aile adına komisyona katılım talebi kabul edilmemiştir? Üstelik bu aileden vurularak öldürülen üç kişi için, twitter’da zafer çığlıkları atanların bile komisyona katıldıkları söyleniyor. Bu hangi vicdana sığar? Benim mağdurum, senin mağdurun ayrımı doğru mudur? Bu durum adil midir? 2- Komisyon toplantısında Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’e, konuşmasını yaparken toplantıda bulunan ve mağdur olduğunu söyleyen bir kişi, ayağa kalkıp “Kes lan” diye bağırıyor. Bunun üzerine muhalefet vekilleri bu kişinin dışarı çıkarılmasını istiyor. Özgür Karabat da “Ne kesecek be, sen kes lan” diyor ve bu konuşmalar kayıtlara geçiyor. Yaşananları tasvip etmek mümkün değil, böyle bir gerginliğin oluşması öngörülüp mağdurları bu kaosun içine dahil etmemek, zaten acılıyken düşünülemez miydi? Ayrıca toplumu manipüle etmek için bir söz, bir cümle, bir kare arayışı için olabilir mi tek taraflı mağdur katılımına müsade edilmesi? O meşhur fıkrayı bilirsiniz: “Papa New York’a gidince Papa'ya sormuşlar; geneleve uğrayacak mısınız? Papa da New York’ta genelev var mı demiş. Ertesi gün gazetelerde manşetler… Papa, New York'a gitti, iner inmez genelev sordu!” Hata elbette meclisteki muhalif vekillerindir, bu tuzağa düşmüşlerdir. Sinirlerine her koşulda hakim olmalıydılar. 3- Söz konusu mağdur ailenin, kamyon kazası sonrasında, kamyon şoförüne dava açmış mıdır? Açmadığı söyleniyor. Açmadıysa neden? Yine mağdur anneye ait olduğu iddia edilen sosyal medya paylaşımlarında ailenin bu durumu köpeklerle ilişkilendirmediği görülüyor. Sonra ne oluyor da durum köpeklerle ilişkilendiriliyor? Bu konuyla ilgili dernek açmaya kadar varıyor iş… Ayrıca yaşamını kaybeden çocuğumuzun köpeklerle fotoğrafları var… Köpekler bu kadar riskli ve tehlikeli bulunuyorsa neden buna izin veriliyor? Neden köpeklerle yalnız bırakılıyor? Önemsiz bir ayrıntı daha kahreden o görüntüde, çocuk parkta otururken köpekler kovalıyor diyorsunuz. Gördüğüm kadarıyla orası park değil. Eğer parksa araçların vızır vızır geçtiği bu yerde parkın ne işi var? Anne baba neden böylesine hızlı araç trafiğinin olduğu bir yerde çocuğunu yalnız bırakır? 4- Bu ailenin kayıt dışı kedi, köpek üretim çiftliğine benzer bir üretimi olduğuna dair görseller sosyal medyada dolaşıyor. Fatih Altaylı programında bunu soruyor. Çocuğunun üstüne yemin eden baba, bu işin ticaretini yapmadığını söylüyor. Yazışmalar gösterilince de “ücretli sahiplendirme” yapıyorum diyor. Altaylı da “buna ücret karşılığı satma denir” denir diyor. Merdiven altı üretimin bitirilmesi popülasyonun azaltılması için gerekmiyor mu, neden yasa tasarısında bu yok? 5- İçerisinde hukukçuların, veteriner hekimlerin, sosyologların, psikologların vb. liyakatlı insanların da bulunduğu sağlıklı bir zeminde insanlığa, vicdana, akıla, topluma yakışır bir yasa yapılması bu kadar zor mu olmalıydı? Saygılar…

Zeki Kayahan Coşkun

12,608 views • 2 years ago

Önce videoyu sonuna kadar bir izleyiniz. Sonra analizini yapalım; bir öğretmen karne günü öğrencilerine karnelerini veriyor. Karnede çıktırname yazıyor ama siz onun gerçekte nasıl bir küfür olduğunu bilirsiniz. Düşük not alan öğrenci sinirlenip öğretmeni sınıftaki diğer öğrencilerin önünde tehdit ediyor. Okul çıkışı kapının önünde bir kız öğrenci yanında olduğu halde öğretmeni yakalayıp kafasını koparıyor. Sonra da şiddetli bir şekilde dövüp bayıltıp sokak ortasında ibret olsun diye bırakıyor. Bu video 3.1 MİLYON izlenmiş. Yani milyonlarca çocuk oturup bu videoyu seyretmiş. İzleyen yaş grubu da okul öncesi ve ilkokul çocukları. Peki kanal sahibi bunu biliyor mu, evet soyadı gibi biliyor. Peki bunu neden çekiyor, sadece izlenip para kazanmak için değil. Başka kasıtlı şeyler de var. Çünkü size bu kanalın çokça videosunu paylaşmıştım. Hatırlarsanız videolarında Türk Askerini ve Türk Polisini öldürüyordu. Çocuklar anne babalarını öldürüyordu. Yani sadece kanal sahibinin cahilliği ve paranın kölesi olmasıyla ilgili bir durum değil bu. Daha arka planı var bu işin! Bu kanalı milyonlarca çocuk her gün izliyor. Küçük çocuklar bu kanalın videolarını izleyerek büyüyor. Çocukların en çok izlediği bir numaralı oyun kanalı bu. YouTube trendlerinin birincisi. Olayın ciddiyetinin ve vardığı noktanın anlaşılması için söylüyorum bunları. Yetkililerin artık bu durumu idrak etmesi için yazıyorum. Bu videoları benim çektiğimi sanıp beni arayarak yaptırım uygulayacağını söyleyen yetkililerin, videoların gerçek sahiplerini de aramasını istiyorum. Üzülerek bir şey söyleyeyim, varsayalım ki şu paylaştığım pislik videoların yüzde birini ben çekseydim şu an herkes üstüme çullanmış, hakkımda yaptırımlar uygulanmış, rezil rüsva edilmiştim. Ama onlar yapınca hiçbir şey olmaz. Kimse sesini çıkarmaz. Kimse üstüne gitmez. Yetkimiz yok deyip oturup susarlar. Sizce neden böyle❓ Kendi kamuoyumuzu oluşturmak için sonuna kadar izleyip like atıp kaydedelim. Anne babaların önüne düşsün. Çocuklarını uzak tutsunlar. Çevremizle paylaşırsak da çok güzel olur. Ne yapalım elimizden gelen bu kadar😔

Sertaç Abi

42,114 views • 2 years ago

Patiliköy sona geldi artık dayanacak gücümüz kalmadı. Mama yok. Klinik borçları milyonları buldu.Haftalardır zordayız yetişin diye adeta yalvarıyoruz.sesimiz duyulmuyor.30 40 köpepe bakan yerlere tonlarca mama giderken Patiliköy gibi abartısız söylüyorum ülkenin en güzel yaşam evine sahip yok olduğumuzda mı ah vah diyeceksiniz. Burayı biz sizlerin desteği ile kurduk. Sizler olmadan hiç bir şey bu kadar güzel olamazdı. Burada bine yakın can var. Üstelik çoğu engelli .. Bıkmadan usanmadan 16 senedir bu canlara baktık. İçlerinde 15 16 yaşında olan onlarca can sosyal medyada şov yapmadık. Yaşattık. Savaştık. Mücadele verdik. Gelen aaa ne kadar güzelmiş pırıl pırıl çok nizami sosyal medyada kötü durumdayız diyordunuz deyip gidiyor.Biri bana açıklasın algım düştü anlamıyorum ne yapsaydım canlara harcamayıp ajite mi etseydim. Onlara gelen bağışı onlara harcamayıp ben mi kullansaydım. Bu nasıl mantık. Güzel ama karınları aç. Güzel ama artık dayanacak güç kalmadı. Üç beş bağışçı dışında sesimizi duyan yok Borçlar bekliyor klinikler hasta kabul etmiyor. Peki ya açlığa nasıl çare bulacağım.restoranları geziyor yemek topluyor idare ediyorduk. Yasayla birlikte çok can kurtardık. artık yetmiyor. Bizi yalnız bırakmayın.çıkın gelin bari kendiniz besleyin. Dostlarım biz bu zorluktan çıkmalıyız. Bunca can bizim gözümüze bakıyor.Lütfen biri çıksın ve önümüzü açsın. Biraz kliniklere ödeme yapsa biraz mama alsa bir süre burada mama mama diye yalvarmak yerine yaptıklarımızı yayınlasak. Çok çaresiz kaldım. Çocuklarım için endişeleniyorum. Bir Patiliköye sahip çıkılmadı. Üç gün boyunca duyuracağım bir kilo mama 40 tl. 15 kg paket 600 tl. Aşağıdaki yada profildeki linkten bağış yaparak topluca mama almamıza destek olabilirsiniz.. üstelik linkten kredi kartıylada yasal hesaplarımıza bağış mümkün. Umarım bugün sesimiz duyulur. Bağış için 👇👇👇👇👇👇

Ankara Patiliköy

12,243 views • 3 months ago

hristinam... anneannem... yayaların yayası... nam-ı diğer elnino hristin... acayip kağıt çalar, kağıt sayar... piştide yenildiği görülmemişti… zira yeniliyorsa kesin karşısındaki hile yapmıştı… küçük paraya oynar, ama seri kazandığı için ne olduğunu anlayamazsın ve seni 500’lük yapmadan bırakmazdı… rakıyı sek içer... şarkı söyler, sirtaki oynar, benimle dans ederdi… karımdan sonra koynunda en uzun uyuduğum kadındı… öyle şeytan tüylüydü ki, kendini bir anda takım elbiseyle cam silerken bulabilirdin… feci fal bakar... parasız bakmaz... kahvesini nane likörsüz içmezdi… köfte ekmeği meşhurdu… bir de suda pişirdiği sucuğu… yemeyen dostum yoktu... şifreli çantalarımın şifresini çözüp, tüm günlüklerimi okumuşluğu vardı… fenerbahçe’liydi, ama bayern münih dedin mi, akan sular dururdu… fener’e yenilmişsek “ne oldu gemilerle geliyordunuz” diye arardı… kızmadığım tek fenerliydi… en sevdiğim fenerliydi… paskalya, noel, ramazan, kurban fark etmeksizin bayram sofralarımızın buluşma noktasıydı… kendi bayramlarımızda oruç tutturur… ramazan zamanı belli bir saate kadar asla yemek pişirmez, dışarıda yemek yedirtmez, yanında kalan büyük teyzemize sahur sofraları kurar, bizi de nasiplendirirdi… her görüşe, inanışa saygı duymayı, sevmeyi bize öğreten oydu… “üsküdar’a gidelim kuşu”nu bilir misiniz… taşındığı her evin sabah alarmları bu kuşlardan oluşur, bana da “hadi yavrum, bak kumrularımız geldi…” diye fısıldardı… ne diyor yaya ne diyor diye sorduğumda, aynı o kuşların namesiyle “üsküdar’a gidelim” der, beni o şefkat ve sevgiyle uyandırırdı… annem… sırdaşım… ilk oyun arkadaşımdı… yumurtalı ekmek ve sütlü kahve partilerimizin mimarı… çılbır ustasıydı… ailemizin hem çatısı, hem direği, hem duvarı, hem çınarıydı… parayı sever, para üstü getirmeyeni affetmezdi… bir gün hiç unutmam, bilenler bilir, 24’lere çıkan tansiyonunu, 1’er dolar vere vere 10 dolarla normale indirmişliğim vardı… döviz piyasasına hakimdi… “bitcoinim var” dese, şaşırmayacağım tek 80 yaş üstü insandı… tüm arkadaşlarıma evinin kapısını açmıştı, hatta kendisi evde yokken bile... burdan iyi servet yaptığı rivayet edilirdi… hoş sohbetti… “dünya gözümde kerbeladır” dediğimde, en güzel “allahtan bulasan” diyen candı… zira bizim şarkımızdı… 1 km uzaktaki evden beni “acil gel” diye yalınayak koştur koştur çağırıp “şu tel şehriyeyi versene boyum uzanmadı” diyen deli hatunumdu… bu dünyada en sevdiğim… yenilmeyi en sindirdiğim ekürimdi… gülpembemdi… hakkında geçmiş zaman ekleriyle yazı yazmak, kalbimi cam kırıklarıyla dolu bir şişede çalkalıyorlar gibi kanatan… allah’ın onu bana vererek, daha evvel vermediği bir çok şeyi telafi ettiğine inandığım kıymetlimdi… allah’tan merhamet ve huzur bulasan… lakin dünya gözümde kerbela’dır…

Stefo Seyisoğlu

20,895 views • 11 months ago

“Ali’nin babası bize bu evi verme nezaketini gösterdi…” Dünyaca ünlü iç mimar Martyn Lawrence Bullard, Ali Koç’un eşi Nevbahar Koç’un Boğaz’daki yalısını gezdi. Rahmi Koç’un hediyesi 19. yüzyıldan kalma yalıyı tanıttı. Martyn: Nevbahar Koç’u ziyaret ediyoruz. Türkiye’nin en etkili hayırseverlerinden biri, kendini sanata adamış bir hami, harika bir anne ve çok sevilen bir halk figürü haline geldi. Nevbahar ve eşinin 19. yüzyıldan kalma yalısı kesinlikle göz kamaştırıcı. Tam Boğaz’ın kıyısında yer alan bu yalı, kesinlikle tüm şehrin en nefes kesici noktalarından biri. Nevbahar: Vay canına, bu alanda, seninle bu güzel Osmanlı evinde olmak çok harika. Martyn: Bence bu evle ilgili en muhteşem şey, Boğaz’da kalan sadece 90 yalıdan biri olduğunu bilmek…. Evde orijinal olan o güzel Osmanlı tavanlarına ve tüm o inanılmaz kartonpiyerlere, ardından neredeyse Venedik tarzı olan bu güzel fenerlere sahip. Nevbahar: Aslında tasarımın bir matematiği var. Zevkler farklıdır; kendi zevkine göre ne istersen yapabilirsin. Ama bir tür tasarım teorisi var diyebiliriz ve bunun bana gerçekten yardımcı olduğunu düşünüyorum. Ancak bu yalıyı gerçekten istediğim hale getirmek çok ama çok uzun zamanımı aldı. Çünkü bakıldığında zor bir yerleşimi var. Bir büyük oda ve ardından dört küçük oda var. Ve her şey yamuk yumuk, her şey eğri büğrü ki bu da onun cazibesi. Komik bir gerçek de şu ki, yalı belirli bir noktada aşağı doğru çökme eğilimindedir; bu yüzden her 10 yılda bir vinçle yukarı kaldırılması gerekir. Martyn: Oh, yani kelimenin tam anlamıyla Venedik gibi. Evet, tamamen. Vay canına, bu çok çılgınca. Tabii ki, bilirsin, ayrı salonları olan bu antik tarz bir Türk geleneği midir? Bu ayrı alanlara sahip olmak bir Osmanlı deneyimi midir? Nevbahar: Sanırım öyle, bence öyle. Bilirsin, insanlar o dönemde bizim yaşadığımızdan çok daha farklı yaşıyorlardı. Yaşam tarzlarımızın ne kadar değiştiği inanılmaz. Bu yüzden burayı iki çocuklu bir aile evine dönüştürmek zorunda kaldık. Ve bilirsin, içimdeki o Amerikalılaşmış insanın mutfağı merkeze alması gerekiyordu. Martyn: Evet, evin kalbinde bir aile merkezine ihtiyacın var. Nevbahar: Evet, kesinlikle. Eşim aslında burada, bu evde büyüdü, ki bu harika bir şey. Ali’nin babası bize bu evi verme nezaketini gösterdi. Biz de dediğim gibi burayı kendi tarzımızda modernize etmek zorunda kaldık. Neyse ki Ali’nin de zevki iyidir. Martyn: İstanbul’un bu çılgın görselleriyle bu oda çok eğlenceli. Yine burada ona modern tarzını yansıtmışsın ve buradaki tüm bu vahşi cam palyaço anları ya da ilahi olan Murano camları harika. Nevbahar: Bunları çok uzun zaman önce bir Amsterdam gezisinde Amsterdam’dan almıştık ve “Bunlarla ne yapacağız? Bilmiyorum,” diye düşünüyordum. Martyn: Vallahi burası için harika olmuşlar, son derece sıra dışı ve muhteşemler. Burayı çok boho tarzı, eğlenceli yapmışsın. Biliyor musun, bu harika alçak divanlarla bu tür bir —buna yine Osmanlı yaşam tarzı diyeceğim— geleneği devam ettirmeni çok sevdim. Bu alçak, çekici kanepeler, yani divanlar çok Türk işi bir şey. Nevbahar: Evet, divan çok ama çok Türk işi bir şey. Ve bence Los Angeles’ta yaşamış biri için California yaşamına çok iyi uyarlanıyor. Çünkü California’daki her şey rahat bir yaşam, konforlu bir yaşam üzerine kuruludur. Bu yüzden bu yönüyle onu seviyorum. İddialı, kasıntı mobilyaları sevmem. Rahatça oturamayacağınız, kalkamayacağınız ya da ayaklarınızı uzatamayacağınız şeyleri sevmem. Bilirsin, benim için önemli olan konfor, uzanmak. Martyn: Su ve önümüze serilen şehir manzarası eşliğinde, Nevbahar’ın evinden bahçesini gezmeden ayrılamam. Nevbahar: Doğu ile Batı’nın birleşimiyle çok özel, harika. Ve bir tarafın Avrupa, bir tarafın Asya olduğunu düşünmek çok ilginç. Çok çılgınca bir deneyim. Burası çok özel bir alan ve burada gün batımında vakit geçiren tüm partilerin, çocukların, ailenin, herkesin çok fazla anısı var bende.

Haber Aktif

134,056 views • 12 days ago

Tehditlere hukuki zeminde gerekli cevap verilecek afacan Altan !!! 🦝 Ciğercinin kedisi olmak zor be evlat! Bütün gün kuyruk sallamak, birilerinin gözüne girebilmek için çırpınmak... 🎙Allah'a şükür kimsenin himayesine girmedim, hiçbir belediyeden nemalanmadım. Elimi kolumu sallayarak meclise de girerim, sokakta da yürürüm, mücadelemi de veririm. Özgür Özel'in talimatlarının gereğini yapıyor olabilirsin ama çocuklarına bırakacağın miras hiç de övünülecek bir miras olmayacak. Benim tetikçim kimmiş? Neden bahsediyorsun ? Benimle ilgili ne biliyorsan açıkla. Sana bu izni veriyorum. Açıklamazsan şerefsiz, namussuzsun! Bak, ne kadar özgür olduğumu açık açık yazıyorum. Kimse ağzına bir şey vermedi. Aç ağzını ve konuş. Çünkü şu an senin muhatabın benim. Kenardan köşeden laf atıp kaçma. Böyle korkakça, alçakça yöntemlerle gazetecilik yapılmaz. Altan, üç kuruşa satıldın diye herkesi kendin gibi sanıyorsun. CHP'li olmadan önce kimlerden emir aldığını da, hangi kapıları itinayla açıp kapattığını da unutmuş değilsin sanırım. Galiba artık gazetecilik dediğiniz şey bu olmuş... Altan Sancar, sen hâlâ bokunda boncuk arıyorsun. Bak müptezel; Sana son derece net yazdım, örneklerle anlattım. Senin ortaya koyduğun o tablo neyi ispatlıyor? 📢 Eğer o ödeme tablosunun haksız kazanç olduğuna dair bir tespit varsa, zarara uğradığını iddia ettiğin kurumun suç duyurusu nerede? Onu da paylaşsana. Hadi bunu da geçtim... Bu paraları kim göndermiş? Ne için göndermiş? Maaş mı, prim mi, başka bir ödeme mi? Sen bir Excel tablosu paylaşıp algı operasyonu yapıyorsun. Maaş ve prim ödemesi olduğunu söyledik. O kısma neden hiç girmiyorsun? Asıl akıl edemediğin şeyi ben sorayım: Ortada açılmış bir dava var mı? Madem Atakan Bey suç işlemiş diyorsun, hakkında açılmış bir dava var mı? Evet, tekrar soruyorum: Var mı açılmış bir dava? Bu tabloyu sana servis eden dangalağa bunu sordun mu? Aldığın cevabı da buraya yaz. Yoksa sadece sana uzatılan her kâğıdı sorgulamadan belge diye paylaşmaya mı devam edeceksin? Bir de belge dediğin şeyi kesip biçip servis etmeye çalışıyorsun. Korkma... Sağını solunu kırpma. Tamamını paylaş. Paylaş da seni kendi paylaştığın belgeyle rezil edeyim. Belgenin yarısını kesip biçerek algı yapma. Tamamını yayınla ve soruma cevap ver. Şimdi gelelim diğer meseleye... Bu kadar salya akıtıyorsan, boynunda tasma olanın kim olduğu da ortaya çıkıyordur. Mafyavari söylemlerle, üstü kapalı tehditlerle iş yürüttüğünü sanıyorsan yanılıyorsun. Götünün yemeyeceği lafları ağzından çıkarma. Hâlâ manipülasyonun, sahtekârlığın ve algının peşindesin. Tasmalardan bahsederken kendi yaşam tarzını burada teşhir etme. Ben kimseyi tehdit etmedim, ettirmedim de. Ama şunu iyi bil: Kendi işimi kendim görürüm. Seni kullanıp bir kenara attılar. Şimdi sağa sola saldırarak yeni mamalar bulmaya çalışıyorsun. Anlıyorum. Ama sana buradan mama çıkmaz. Son olarak... Eline verilen her Excel tablosuna "belge" diyorsan, önemli olan fotoğraf değil içeriğidir. Senin paylaştığın görüntünün tek başına hiçbir anlamı yok. Velhasıl... Ciğercinin kedisi olmak gerçekten zor be Altan... "Bu da size ve sahiplerinize son uyarımdır" demişsin ya... O ifadeyi aynen sana iade ediyorum. Elinden geleni ardına koyma. Çünkü gerçekler ortaya çıktığında kimin ne olduğu da herkes tarafından görülecek.

Çₑₜᵢₙ SAĞSÖZ

18,141 views • 1 month ago