Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

🔴 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: İsrail bu savaşın gerçek ve tek sorumlusudur. İsrail üzerinde bir baskı mekanizmasının işletilememesi ise uluslararası sistemin esas sorunudur. Amerika Birleşik Devletleri'nin şımarık çocuğunun saldırganlığının nasıl tolere edildiği, hatta zaman zaman nasıl teşvik edildiği ise küresel dünyanın çifte standartlarını gözler önüne sermiştir.

36,785 görüntüleme • 5 ay önce •via X (Twitter)

4 Yorum

yaaaa bıraak - Ekrem İmamoğlu’nu SERBEST BIRAKIN!! profil fotoğrafı
yaaaa bıraak - Ekrem İmamoğlu’nu SERBEST BIRAKIN!!5 ay önce

İsraille iş birliği yapmıyorsa şerefszm

P B profil fotoğrafı
P B5 ay önce

Niçin bu adamı paylaşıyorsunuz ki? Kimsenin ciddiye aldığı birisi değil.

Yeni Çeri profil fotoğrafı
Yeni Çeri5 ay önce

Yoo tek falan değil, abd ile beraber ortak sorumlular. Abd yi kayirma

QuizMaster profil fotoğrafı
QuizMaster5 ay önce

Hah şöyle biraz söyleyin ya. Tepki koyun ya

Benzer Videolar

Hiçbir algı sonsuz değildir gerçek mutlaka ortaya çıkar ⛔️ MHP genel başkanı Devlet Bahçeli ‘ye …. … hitap eden iyi parti milletvekili Aybüke Türkeş’e “ bir parti Genel başkanı için böyle konuşamazsın ,genel başkanımız için bu sözleri söyleyemezsin “ diyerek tepki veriyor . Aybüke hanım “ beni tehdit ediyor “ diye komisyon başkanına seslendiğinde , “Seni bu dünyada kimse tehdit etmesin diye biz mücadele veriyoruz “ diyor ve konuyu kapatıp önüne dönüyor ,Aybüke Türkeş ‘e karşı herhangi bir harekette bulunmuyor . İşte tam o sırada CHP ‘den vekil olup ,Deva partisine ,ordan bağımsız olup İP’e geçen bursa vekili Burak Dalgın olayı kışkırtarak laf atıyor , o zaman “sen kimsin “ diyerek ayağa kalkan MHP vekili Levent Bülbül için Aybüke Türkeş’in üzerine yürüdü diye algı operasyonu için düğmeye basılıyor . Sayın vekil Levent Bülbül’ün soğukkanlılığını koruması bu provokasyona düşmemesi gerekiyordu lakin hiç bir MHP ‘Li yanında parti genel başkanı Sayın Dr.Devlet Bahçeli’ye yapılan saygısızlığa ve hakarete tepkisiz kalamaz . Bunu iyi bilen provokatörler her siyasi sıkışıklarında bunu yapıyor ve sonrada mağduriyet üzerinden algı yapıyorlar… Lakin hiçbir algı uzun sürmez ve gerçekler mutlaka ortaya çıkar ve çıkıyor . Leven bey “Seni bu dünyada hiç kimse tehdit edemesin diye biz bu mücadeleyi veriyoruz “ derken aslında nasıl bir ateşten gömlek giyildiğini ve bu ateş bizi yakarken buna benzin dökenleri de asla hoş görmeyeceğimizi bir kere daha ortaya koymuştur . Kıymetli vekilim Muhammed Levent BÜLBÜL ‘e dik duruşundan dolayı teşekkür ediyoruz….

🇹🇷 Kurtoğlu 𐰴𐰆𐰺𐱃𐰆𐰍𐰞𐰆 🇹🇷

10,432 görüntüleme • 1 ay önce

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: Sayın Devlet Bahçeli'yi 1976-77 senesinden beri tanıyorum ve önce Sayın Bahçeli'nin adını lise öğrencisiyken bir ülkücü ağabeyimiz olarak duyardık. Ve çok az asistan, ülkücü asistan vardı o da onlardan birisiydi ve Devlet Bey'in ağabeyisi de benim matematik öğretmenimdi Ankara Koleji'nde. Sonra Almanya'dan döndükten sonra Gazi Üniversitesi'nde ilk değil ama ikinci ziyaretine gittiğim hoca Devlet Bahçeli olmuştu. O zaman bizler için kendisi Devlet Bey'di ve Türk milliyetçiliğinden de taviz vermeyen kişiydi. Ve diğerlerini eleştirirken hep referans olarak da taviz vermemek konusunda Devlet ağabeyi ele alırdık. Seyit Bey de burada bu konuşmayı duyunca efkarlanıyor. Ben Devlet Bey'in genel başkanlık açıklamasını yazmış kişiyim. Seyit Bey de Devlet Bey'in bütün adaylık sürecinde arabasını sürmüş bütün Anadolu'da kendisini dolaştırmış kişi. Onun için bizim şaşkınlığımız çok daha büyük. Bütün Türk milliyetçilerinin şaşkınlığı çok büyük. Diğer siyasi partilerden insanlar da bize sormaya devam ediyorlar. Ne yapıyor Devlet Bey diye. En son yayınlamış olduğu metni Devlet Bey'in yazmadığından eminim. Hatta şunu da söyleyeyim. O metnin MHP Genel Merkezi'nde yazılmadığından da eminim. MHP Genel Merkezi literatürünü yıllardan beri iyi bilen bir kişi olarak bunu söylüyorum. Bu dışarıda yazılmış ve bir bürokratik içerisinde bir kanadın çalışması. Ve Abdullah Öcalan'a bir statü verilmeye çalışılıyor. Ve çok tehlikeli benzetmeler yapılıyor. İrlanda Cumhuriyet Ordusu ile İngiliz Devleti arasında yapılan görüşmelere atıfta bulunuluyor. Bu görüşmeler sırasında uluslararası heyetlerin, kuruluşların sürece müdahaleleri söz konusu. Türkiye ile İrlanda'yı nasıl karşılaştırırsınız? Bu Türkiye'yi nereye sürükler? Hani Devlet Bahçeli bütün bu süreç başlarken demişti ya, önümüzdeki süreçte her şey değişecek, çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez. Devlet Bey, farkında değil misiniz? Türkiye'yi değiştiriyorsunuz. Tarihe Türkiye'yi değiştiren kişi, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in parçalanmasına yol açan kişi olarak geçmek mi istiyorsunuz?

Ambargo TV

113,583 görüntüleme • 4 ay önce

🔴Sena Nur Çelik Kanat: 'Savaş hiçbir zaman kadınları özgürleştirmemiştir' STRATCOM 2026 kapsamında organize edilen "Kadın Liderler Perspektifinden Küresel Krizler ve Gelecek Arayışı" panelinde, Gazze'de, "bombardıman altında doğum yapmak zorunda bırakılan" kadınlara dikkat çekildi. Panelde söz alan AK Parti İstanbul Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat, uluslararası sistemin iflasından Gazze'deki insani drama, Batı'nın çifte standardından Türkiye'nin kriz yönetimindeki diplomatik ve insani rolüne kadar kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. 🗣"Savaşları, kitlesel vahşetleri ve insani felaketleri önlemekte defalarca başarısız olmuş bir sistemle karşı karşıyayız. Ukrayna’nın işgalinden İsrail’in Gazze’deki soykırımına, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerin genişlemesinden Lübnan’da bir milyon insanın zorla yerinden edilmesine ve İran’la genişleyen savaşa kadar bu sistem, savunduğunu iddia ettiği ilkeleri koruyamamıştır. Tek taraflılığın yükselişi, Güvenlik Konseyi’nin işlevsizliği ve uluslararası hukukun seçici biçimde uygulanması, derin bir meşruiyet krizine yol açmıştır." 🗣"Bu durumun en açık şekilde görüldüğü yer Gazze’dir; burada uluslararası toplumun eylemsizliği ve suç ortaklığı, tarihin ilk canlı yayınlanan soykırımına yol açmıştır. Bu tablo, uluslararası sistemin ve Batı’nın kredibilitesinin ahlaki çöküşünü gözler önüne sermiştir. 'Bir daha asla' ilkesi, mağdurlar siyasi açıdan rahatsız edici bulunduğunda içi boş bir söyleme indirgenmiştir." "Uluslararası düzen, çok kutuplu bir dünyayı yansıtacak şekilde reforme edilmeli ve bir azınlığın dar çıkarları yerine insan haklarını, adaleti ve barışı esas almalıdır. Anlamlı bir reform gerçekleştirilmediği takdirde bu sistem başarısız olmaya devam edecek ve en başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en savunmasız kesimler en ağır bedeli ödemeyi sürdürecektir." "Bugünün krizlerinin en ağır bedelini kimlerin ödediğine baktığımızda, bu perspektifin önemi göz ardı edilemez. Küresel krizler nedeniyle yerinden edilenlerin yüzde 75’inden fazlasını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Kriz ortamlarında kadınlara yönelik şiddet, küresel ortalamanın yaklaşık iki katına çıkıyor." "Batı’daki bazı meslektaşlarımızın, kadınların özgürleştirilmesi söylemini savaşa ahlaki meşruiyet kazandıran bir kılıf olarak kullanması kabul edilemez. Bu söylemi Afganistan’da duyduk, Irak’ta duyduk ve şimdi İran bağlamında yeniden duyuyoruz. Oysa savaş hiçbir zaman kadınları özgürleştirmemiş ve bombalar hiçbir zaman özgürlük getirmemiştir." 🗣"Bölgemizdeki kadınları dış müdahaleyle kurtarılmayı bekleyen pasif mağdurlar olarak gören bu sömürgeci ve oryantalist zihniyeti ilk reddetmesi gerekenler kadın liderlerdir. İran’daki kadın hakları, evrensel insan hakları mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak bu mücadelenin asli sahibi, her şeyden önce İranlı kadınların kendisidir. Bu mücadele dayanışmayla ve insan hakları mekanizmaları yoluyla desteklenebilir; fakat asla savaşı meşrulaştırmak için araçsallaştırılmamalıdır." 🗣 "Minab’daki kız okulunu hedef alan ve 160 kız çocuğunu katleden saldırı, özgürlük söyleminin şiddeti meşrulaştırmak için kullanıldığında ne kadar ölümcül sonuçlar doğurabileceğini dehşet verici biçimde hatırlatmaktadır."

Haber 7

20,564 görüntüleme • 5 ay önce

Devletin kendi resmi anlatımıyla kabul ettiği bir gerçek var: Hesap kiralama dolandırıcılığı organize suçtur. Sistemi kuranlar bellidir. Bu sistemde hesabı kullanılan vatandaşlar ise çoğu zaman dolandırıcı değil, kandırılan, tehdit edilen, çaresiz bırakılan insanlardır. Bunu artık biz söylemiyoruz. TRT Haber’de, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bizzat kendi anlatımıyla bu mekanizma açıkça tarif ediliyor. Yani devlet; suçun nasıl işlendiğini de, kimin suçlu olmadığını da biliyor. Peki o zaman soruyoruz: Madem gerçek bu kadar açık, biz neden yıllardır kendimizi anlatmak zorunda bırakılıyoruz? Neden bir kuruş menfaatimiz olmadığını, kandırıldığımızı, baskı gördüğümüzü ağır ceza mahkemelerinde tek tek ispatlamaya çalışıyoruz? Devletin kamuoyuna anlattığı gerçeği, sanık sandalyesinde biz mi kanıtlayacağız? Ulusal kanallarda kabul edilen gerçeklerle, mahkeme salonlarında verilen kararlar arasındaki bu uçurum artık görmezden gelinemez. Bir yanda “mağdur” olduğu kabul edilen insanlar, diğer yanda aynı insanlar için verilen ağır hapis cezaları… Bu çelişki hukukla da, vicdanla da açıklanamaz. Sistem açıklarını tespit edebilen bir devlet, o açıkların faturasını masum yurttaşlara kesemez. Organize suçla mücadele, en zayıf halkayı ezerek değil; gerçek failleri ayıklayarak yapılır. Bu mesele artık bir yorum meselesi değildir. Bir tercih de değildir. Bu, adaletin zorunlu olarak yerine getirilmesi gereken bir sorumluluktur. T.C. İletişim Başkanlığı Türk Polis Teşkilatı Yargıtay Başkanlığı T. C. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Abdullah Güler Prof. Dr. Cüneyt Yüksel Türkiye Barolar Birliği Erinç Sağkan Feti Yıldız Halil ÖZTÜRK Recep Tayyip Erdoğan T.C. Adalet Bakanlığı Yılmaz TUNÇ TRT HABER

AYÇA

101,407 görüntüleme • 8 ay önce

Yüz Numaralı Adam, sadece bir mizah filmi değil, 1978 Türkiye’sinin tüketim toplumuna geçiş sancılarını, reklam çarklarını ve kapitalizmin insanı nasıl bir nesneye dönüştürdüğünü gösteren en sert sosyolojik filmlerden biridir. Tek kanal döneminin o siyah-beyaz veya tek sesli dünyasında, ekran karşısındaki halkın içinde hiçbir yapaylık barındırmayan, saf ve temiz bir insan gördüğünde onu nasıl anında bağrına basıp kendi evladı gibi sahiplendiğini mükemmel özetler. Tıpkı siyasette de her devirde halkın içinden gelen figürlerin baş tacı edilmesi, hatta öyle olmayanların bile sırf bu sevgiyi kazanabilmek için kendilerini halktan biri gibi göstermeye çalışması gibi... Filmi bu kadar samimi ve derin kılan en büyük unsurlardan biri de kadrosundaki o gerçek aile bağlarıdır. Filmde Şaban’ın babası Sütçü Ali karakterini usta oyuncu Şener Şen’in öz babası Ali Şen canlandırırken, annesi rolünde ise Halit Akçatepe’nin öz annesi Leman Akçatepe karşımıza çıkar. Bu gerçek aile bağı, ekrandaki o samimiyeti katlayarak hissettirir. O güne kadar işe yaramaz görülen Şaban, bir reklam yüzü olup servete boğulduğunda sistemin bir parçası olup kolay yoldan köşeyi dönebilirdi. Ama stüdyoda "Babam da olsa halkı kandıranın karşısındayım" diyerek stüdyoyu salladığı an, aslında gelecekte ki patronlarına karşı onurlu bir şekilde duracağının ilk sinyallerini verir.. Sokakta teyzelerin "Bizi aldatma oğlum" yakarışı ve esnafın sırf ona güvenerek o kalitesiz ürünleri dükkanına doldurması, Şaban'a bir reklam figürü olmadığını, halkın temiz duygularının temsilcisi olduğunu hatırlattı. Finalde ise önüne serilen devasa serveti, yalıları ve lüksü sırf insanların güvenini sarsmamak ve onlara mahcup olmamak için elinin tersiyle itti. Kemal Sunal sinemasının bizi biz yapan en büyük değeri tam olarak bu vicdandır. Parayı ve şöhreti her zaman kazanabilirsin ama satılan bir vicdanı ve kaybedilen bir halk sevgisini asla geri satın alamazsın.. Beraber büyüdüğümüz tüm bu usta oyunculara, Allahtan rahmet dilerim..

Texasrony

17,012 görüntüleme • 11 gün önce

🇹🇷 Cihat Yaycı: Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşının içerisine adım adım çekilmek istenmektedir. Özellikle Ukrayna’nın attığı bazı adımlar, Türkiye’yi Rusya ile karşı karşıya bırakabilecek riskler doğurmaktadır. Oysa Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini Ukrayna uğruna bozmasını gerektirecek hiçbir sebep yoktur. Türkiye’nin önceliği kendi milli menfaatlerini korumaktır. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin, Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret ederek Patrik’e “Ekümenik Patrik” sıfatıyla hitap etmesi de dikkat çekici bir tercihtir. Bu yaklaşımın, Yunanistan’ın Ukrayna’ya verdiği güçlü siyasi desteğin nedenlerinden biri olarak değerlendirilmesi gerekir. Öte yandan Moskova’ya yönelik gerçekleştirilen uzun menzilli İHA ve SİHA saldırıları savaşın ulaştığı yeni aşamayı göstermektedir. Ukrayna’nın 1.000 kilometrenin, hatta 2.000 kilometreye varan mesafelerde Rusya’nın derinliklerini vurabilecek kapasite ortaya koyması son derece önemli bir gelişmedir. Bu saldırılar, savaşın artık Rusya’nın başkentine kadar ulaştığı algısını oluşturmuş, Rus kamuoyunda ciddi endişeye neden olmuştur. Havaalanlarının kapatılması ve uçuşların durdurulması bunun somut göstergeleridir. Önümüzdeki günlerde bu gelişmelerin savaşın seyrini değiştirecek yeni askerî ve siyasi sonuçlar doğurması ihtimal dâhilindedir. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “Kiev’i boşaltın. Bütün yabancı diplomatik temsilcilikler Kiev’i terk etsin. Çok ağır bir saldırı yapacağız.” açıklaması da gerilimin daha da tırmanabileceğine işaret etmektedir. İran’a yönelik saldırılar nedeniyle son dönemde Ukrayna savaşı uluslararası gündemde ikinci plana düşmüş görünmektedir. Lübnan, Filistin ve Suriye’deki gelişmeler de aynı şekilde gölgede kalmıştır. Ancak Ukrayna cephesindeki hareketliliğin yeniden artmasıyla birlikte savaşın tekrar küresel gündemin merkezine oturacağı değerlendirilmektedir. Diğer taraftan Rusya’nın İran’a beklenen ölçüde destek vermemesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tarafları yeniden müzakere masasına çekmeye çalışması dikkat çekmektedir. Buna rağmen Zelenski’nin NATO zirvelerine davet edilmeye devam edilmesi, Batı’nın Ukrayna’ya verdiği siyasi ve askerî desteğin sürdüğünü açıkça göstermektedir. Savaşın Türkiye açısından en önemli sonuçlarından biri ise Karadeniz’de ortaya çıkan deniz güvenliği riskleridir. Mayınlar, silahlı insansız deniz araçları (SİDA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) nedeniyle Karadeniz’de ticari deniz ulaşımı ciddi tehdit altındadır. Türk bağlantılı gemiler de dâhil olmak üzere birçok ticaret gemisi hedef alınmıştır. Sadece Rus limanlarına uğradıkları gerekçesiyle ticaret gemilerine saldırılması uluslararası deniz hukukuna açıkça aykırıdır. Buna rağmen uluslararası toplumun bu saldırılar karşısında sessiz kalması ise ayrıca sorgulanması gereken ciddi bir çifte standarttır. Videonun tümü👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

12,626 görüntüleme • 2 ay önce

"Trump'ı İran'ı vurmaya kim ikna etti?" Tabi ki: Tapınak Dağı'nı yeniden inşa etmeyi hayal eden ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 📌Afganistan ve Irak'ta savaşan eski bir asker olan Pete Hegseth, Haçlı ruhuna sahip ve Siyonizmin büyük destekçisi.. 📌FOX TV yorumcusu ve Trump'ın danışmanı olduğu 2018 yıllında Kudüs'te düzenlenen "2018 Arutz Sheva" Siyonist konferansında yaptığı konuşmayı izlerseniz büyük resmi görebilirsiniz.. 🔺"21. yüzyıl, Amerikalılar, İsrailliler tarafından yönetilen bir yüzyıl olmazsa, o zaman bu yüzyıl özgür bir yüzyıl olmayacaktır." 🔺"İsrail ve Yahudi halkı sonsuza dek yaşayabilirken, bu devletin statüsünün kaçınılmaz olmadığı, bu salondaki herkesin bildiği bir gerçektir. " 🔺"Dolayısıyla, özgür insanlar olarak, onu her fırsatta korumak ve 21. yüzyılın özgür bir yüzyıl olarak kalması için mücadele etmek bizim sorumluluğumuzdadır." 🔺"Biliyorsunuz, Bakan ahtapotun başından bahsetti, İran'dan ve İran rejiminin bugün dünyada hem İsrail hem de Amerika Birleşik Devletleri için haince uzanan sayısız kolundan bahsetti. " 🔺"Obama yönetimi, nükleer silahlara giden kaçınılmaz bir yol açan, Amerika'nın ve İsrail'in ölümünü hedefleyen nefret dolu terörist İran rejimine milyarlarca dolar fon sağlayan ve Amerika'nın varoluşsal varlığını tehdit eden nükleer kapasiteli füzelerin geliştirilmesinin devamına olanak tanıyan korkunç bir anlaşma yapmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı." 🔺"Bunun aksine, Trump yönetimi ilk günden itibaren İran rejiminin eylemlerini kınadı ve İsrailli ortaklarımızın yanında kararlılıkla durdu." 🔺"Bu da, birkaç ay önce Kudüs'ün İsrail'in ebedi ve bölünmez başkenti olarak ilan edilmesinin önünü açan bir an yarattı ve başkanımızın yaptıklarından çok gurur duyuyorum." 🔺"Sahte haberlerden en çok zarar gören ülke İsrail Devleti'dir. Bu yüzden İsrail'e üçüncü ziyaretim." 🔺"2013'te buradaydım, 2016'da buradaydım, yine buradayım ve her seferinde Yahudi halkı hakkında, bu toprakların tarihi hakkında, İsrail'in kuruluşu hakkında, İsrail hükümeti hakkında, Araplara ve Filistinlilere yapılan muamele hakkında, Batı Şeria hakkında, Yahudiye ve Samarya hakkında, Kudüs hakkında, Eski Şehir hakkında anlatılan yalanlar hakkında daha çok şey öğreniyorum." 🔺"Bu yalanlar dünyaya ifşa edilirse, dünyanın İsrail'e bakış açısını değiştirecektir. " 🔺"Bu yüzden buraya gelip Joe'dan ve diğerlerinden sahadaki gerçekleri öğrenmenin ve ardından Amerika'ya dönüp Arap-İsrail çatışması, Arap-İsrail Barış Süreci ve bugün hala Amerika'daki aydınların ağzından dökülen sözde iki devletli çözüm hakkındaki sahte haberlerle mücadele etmenin ciddi bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum." 🔺"Çünkü bugün sahada yürürseniz, iki devletli çözüm diye bir şeyin olmadığını anlarsınız. Tek bir devlet var.." 🔺"Bugün Jennifer, ben ve diğerleri Tapınak Dağı'nın Batı Duvarı'nı, Batı Duvarı tünellerini ve Eski Şehrin büyük bir bölümünü görme fırsatı bulduk ve orada dururken önünüzdeki mucizeye hayran kalmamak elde değil; bu da beni, umarım hepinizin çok uzakta görmeyeceği başka bir mucize hakkında düşünmeye sevk etti. " 🔺"Çünkü 1917 bir mucizeydi, 1948 bir mucizeydi, 1967 bir mucizeydi, 2017'de Kudüs'ün başkent ilan edilmesi bir mucizeydi ve Tapınak Dağı'nda tapınağın yeniden kurulması mucizesinin mümkün olmaması için hiçbir neden yok." 🔺"Bunun nasıl olacağını bilmiyorum, siz de bilmiyorsunuz, ama bunun olabileceğini biliyorum. Bildiğim tek şey bu. " 🔺"Ve bu sürecin bir adımı, her sürecin bir adımı da, sahadaki gerçeklerin ve faaliyetlerin gerçekten önemli olduğunun farkına varmaktır. " 🔺"İşte bu yüzden Yahudiye ve Samarya'yı ziyaret etmek, egemenliği, İsrail topraklarının, İsrail şehirlerinin ve bölgelerinin egemenliğini anlamak, dünyaya bunun Yahudilerin toprağı ve İsrail toprağı olduğunu göstermenin kritik bir sonraki adımıdır." 🔺"Washington D.C.'deki desteğiniz, vatansever Amerikalılar, Evanjelik Hristiyanlar, inançlılar, Cumhuriyetçiler ve hatta Washington'da artık bunu söylemekte zorlanan bazı Demokratlar arasında sahip olduğunuz destek ışığında, size şunu söylemek istiyorum: " 🔺"Biletinizi alın, harekete geçin, İsrail'de yapılması gerekeni yapın, çünkü gerçekten inanıyorum ki bu, Amerika'nın arkanızda duracağı bir an. " 🔺"Beyaz Saray'da Donald Trump, Başkan Yardımcısı olarak Mike Pence, BM'de Nikki Haley ve İsrail ile Amerika'da size gerçekten inanan, arkanızda duran insanlar var."

Malik Ejder

160,335 görüntüleme • 6 ay önce

Perde Arası Bitti: Uzun süredir beklenen Orta Doğu'daki büyük savaş nihayet başladı. Bu savaşı isteyen tek taraf İsrail'di ve başlatmayı başardı. Şu anda Trump, savaşın başlamasındaki inisiyatifi kendine mal etmeye çalışıyor ve her şeyin iki hafta içinde planlandığını söylüyor. Bu doğru değil, tamamen yalan. Önceki operasyonun koordineli ve planlı başlangıcıyla, bu kez yaşanan kaotik başlangıcı karşılaştırmak yeterli. Ciddi bir savaş böyle başlatılmaz. Savaşı ABD değil, İsrail başlattı ve bunu ABD'den izinsiz yaptı. Bu savaş Trump için son derece dezavantajlı ve başkanlığını ciddi biçimde riske atıyor. Özellikle ABD iç siyaseti açısından sonuçlardan nasıl sıyrılabileceği belirsiz. Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından kapatılması, olayların ölçeğini değiştirdi. Hürmüz Boğazı, Dünya petrol arzının önemli bir bölümünü taşıyor (küresel ihracatın yaklaşık %20'si bu dar geçitten geçmekte). Özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkeler bundan doğrudan etkileniyorlar. AB ekonomileri, Asya ülkeleri ve büyük sanayi merkezleri artan maliyetler ve bozulan lojistik zincirleri riskiyle karşı karşıya. Boğazın kapatılması, çatışmayı bölgesel çerçeveden çıkarıp sistemik bir boyuta taşıyacak. Tehdit altında olan yalnızca enerji dengesi değil, küresel ticaretin istikrarı. Petrol fiyatlarındaki artış, taşımacılık, hammadde ve gıda maliyetlerini yukarı çekecek ve bu da yatırımcılar ve hükümetler için belirsizliği derinleştirecek. Waşington tarafında ciddi bir ikilem oluştu bile. Abluka sürerse, sembolik saldırılarla yetinmek zorlaşır ve İran üzerindeki baskı daha kapsamlı adımlar gerektirir. Çünkü aksi halde siyasi maliyet yükselir. Bu durumda askeri operasyon stratejik bir niteliğe bürünür ve eski statükoya dönüş ihtimali biter. Tahran ise maksimum tırmanma kartını oynuyor. Boğazın kapatılması, deniz iletişim hatlarının kontrolü mücadelesine dönüşecek. Bu senaryo, ek aktörlerin de sürece dahil olduğu uzun süreli bir kampanyaya yol açacak. Bölge askeri üsler, ittifaklar ve vekil aktörlerle dolu. Küçük bir hesap hatası zincirleme reaksiyon başlatabilir. Uluslararası toplumda ortak bir tutumun olmaması ise küresel bölünmeyi derinleştirir. Bazı devletler ABD ve İsrail'in güç kullanımını desteklerken, diğerleri bunu güç dengelerini tehlikeli biçimde değiştiren bir emsal olarak görmekte. Sonuç olarak Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınması, Batı ekonomilerine ciddi darbe vurabilecek ve küresel güvenlik mimarisinin dönüşümünü hızlandırabilecek stratejik bir eşik anlamına gelmekte. ABD ve İsrail'in İran'da süren operasyonuna gelirsek, operasyon stratejik açıdan başarısız oldu. Taktiksel açıdan İran bombalanıyor ve altyapısı zarar gördü, ama ABD-İsrail'in amacı bu değildi. Amaç: 1) İran'ın komuta kademesini öldür. 2) Lojistiği ve üretimi kesmek için ülkeyi bombala. 3) Vekil güçleri sahaya sür ve iç karışıklık yarat. 4) Darbeyle iktidarı ele al. 1'ci adım yaşanamadığı için (İsrail yüzünden) bu plan elde patladı. Şimdi Amerikalılar başı kesilmiş horoz gibi etrafa saldırıyorlar. Şimdj vekil güçleri sahaya süremezler. Niye mi? Çünkü Vekil güçleri, hava desteği olmadan bölgede tutunamazlar. Bu bölge, Ukrayna gibi 10 yıldır bir cephe harbine hazırlanmıyor. Alan tutma savaşı yaşanacak ve buraya yapılacak bir hava saldırısı, sahadaki kendi vekillerini de etkiler. İran'ın komuta kademesi ölseydi, İran genelindeki gruplar İran ordusu toparlanana kadar alan tutacaktılar. Fakat bu olmadı. Darbe yaptıramazlar. Niye mi? Çünkü İran Ordusu ve İRGC'nin tüm kadrosu sağ. Kiminle darbe yapacaklar? Protesto dalgası başlatamazlar. Niye mi? Çünkü o zaman hava saldırılarını durdurmak gerekir. Protestocular da vurulur çünkü. O zaman da İRGC, her zaman olduğu gibi isyanı rahatca bastırır. Sözün özü, bu operasyonun stratejik açıdan hiçbir getirisi olmadı. ABD, sürpriz faktörünü kaybetti. Havadan bombalayarak da İran'a bir şey yapamazlar. Boğazın kapatılmasının üzerine, Körfez'deki müttefiklere yapılan saldırılar da, ABD'ye ek baskı oluşturmakta.

Terlan Aliyarbeyov 🎖🎖🎖🎖🎖

21,061 görüntüleme • 6 ay önce

ABD'NİN KÜRESEL ELİT-YÖNETİCİ ÜRETME FABRİKASI: "500'DEN FAZLA DEVLET VE HÜLKÜMET BAŞKANI AYNI TORNADAN ÇIKTI!" Fransa’nın efsanevi lideri Charles de Gaulle’ün torunu Pierre de Gaulle, Avrupa siyasetini sarsan bir ifşada bulundu. Siyasetçilerin büyük kısmının CIA destekli "Young Leaders" (Genç Liderler) programı tarafından yetiştirildiğini belirten de Gaulle, "Rusya’nın Avrupa’ya müdahale ettiğine dair iddialar, elitlerimizin Fransız halkına gerçekleri söylemesini engelleyen bir kurgudan ibaret" dedi. Uluslararası ilişkiler uzmanları ve stratejistler, egemenlik yapılarını hedef alan bu kurumsal modelin, Türkiye dahil pek çok gelişmekte olan ülkede farklı isimler ve vakıflar altında on yıllardır sistematik olarak işletildiğine dikkat çekiyor. "Bilişsel Sızma" ve Ortak Kimlik Üretimi Uluslararası ilişkiler uzmanları, Pierre de Gaulle’ün dikkat çektiği bu yapıları birer "bilişsel sızma" ve "insan kaynakları avcılığı" merkezi olarak tanımlıyor. Fransız-Amerikan Vakfı bünyesinde 1981 yılından beri yürütülen "Young Leaders" programı, her yıl iki ülkeden geleceğin bakanı, başbakanı, CEO’su veya medya patronu olmaya aday 30'lu ve 40'lı yaşlardaki parlak isimleri radarına alıyor. İki yıl boyunca kapalı kapılar ardında, Pentagon, CIA ve Beyaz Saray çevrelerinin de dahil olduğu üst düzey seminerlerde "eğitilen" bu isimlerin zihnine, ulusal çıkarlardan ziyade "Transatlantik ittifakın ve Amerikan liderliğinin küresel bekası" fikri kalıcı olarak yerleştiriliyor. Programın başarısı ise mezunlar listesinde gizli: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, eski Cumhurbaşkanı François Hollande, IMF eski Başkanı Christine Lagarde gibi küresel sistemin sadık uygulayıcıları bu tezgahtan geçen isimlerden sadece birkaçı. Aynı Tezgah Yıllardır Türkiye’de de Devrede! Fransa’da Macron gibi figürleri üreten bu sistemin bir benzerinin, Türkiye’nin yönetim kadrolarını, medyasını ve iş dünyasını dönüştürmek için de uzun yıllardır kesintisiz çalıştığı biliniyor. Türkiye’deki "genç lider devşirme" operasyonları temel olarak dört büyük saç ayağı üzerinden yürütülüyor: American Turkish Society (ATS) - Young Society Leaders: Fransa’daki modelin birebir kopyası olan bu yapı; Türkiye’nin dev holdinglerinin genç veliahtlarını, parlak start-up kurucularını ve ana akım partilerin yükselişteki genç siyasetçilerini New York odaklı bir networkün içine dahil ediyor. Atlantic Council - Millennium Leadership Program: Doğrudan NATO ve ABD Dışişleri Bakanlığı stratejilerini fonlayan bu düşünce kuruluşu, Türkiye’deki savunma, enerji ve dış politika bürokrasisindeki "geleceği parlak" isimleri keşfedip Washington’a taşımakla görevli. Marshall Memorial Fellowship (MMF): Soğuk Savaş yıllarından beri kesintisiz çalışan bu fon, Türkiye’deki genç parlamenterleri ve gazetecileri haftalarca ABD kurumlarında ağırlayarak, kriz anlarında kendi ülkelerinin milli reflekslerini törpülemeyi hedefliyor. International Visitor Leadership Program (IVLP): Doğrudan ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen bu resmi program; hedef ülkelerde gelecekte bakan, başbakan veya kritik bürokrat olma potansiyeli taşıyan genç siyasetçileri daha kariyerlerinin en başında keşfedip Amerikan devlet mekanizması ve vizyonuyla tanıştırmanın en etkili resmi aracı olarak çalışıyor. İdeoloji Fark Etmiyor: Sağcı, Solcu, İslamcı... Bu küresel ağların en tehlikeli özelliği, tek bir siyasi ideolojiye bağlı kalmamaları. Sistemin mimarları için adayın sağcı, solcu, seküler veya muhafazakar olmasının hiçbir önemi bulunmuyor; tek kriter "gelecekte güç sahibi olma potansiyeli." İktidardan da muhalefetten de potansiyelli aktörler aynı havuzda toplanıyor. Nitekim Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında; Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi Soğuk Savaş döneminin sembol liderlerinden, AK Parti kurmayları Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Ömer Çelik gibi muhafazakar aktörlere; sivil toplum, akademi ve medyaya yön veren İlber Ortaylı, Kemal Derviş, Ruşen Çakır ve Aslı Aydıntaşbaş gibi seküler/liberal figürlere kadar çok farklı çizgideki birçok isim, kariyerlerinin erken dönemlerinde IVLP, Eisenhower veya Fulbright gibi Amerikan hükûmeti ve vakıfları tarafından fonlanan liderlik ve vizyon programlarında ağırlanmıştır. Küresel Bilanço Çok Daha Çarpıcı! Oyunun dünya genelindeki bilançosu ise çok daha ürkütücü boyutlarda. ABD hükûmetinin resmi verilerine göre, bugüne kadar sadece IVLP programından geçmiş 500’den fazla eski veya mevcut devlet ve hükûmet başkanı bulunuyor. Kariyerlerinin henüz en başında "keşfedilip" daha sonra ülkelerinde tepe noktalara tırmandırılan sembol isimler, küresel çarkın nasıl döndüğünü açıkça kanıtlıyor: Avrupa Tornası: İngiltere’de Margaret Thatcher, Tony Blair, Gordon Brown ve Theresa May gibi birbirine zıt kutuplardan gelen başbakanların tamamı daha koltuğa oturmadan önce bu ağa dahil edildi. Fransa’da ise göreve gelir gelmez ülkesini yeniden NATO’nun askeri kanadına döndüren Nicolas Sarkozy, henüz genç bir politikacıyken 1985 yılında aynı tornadan geçirildi. Kritik Coğrafyalar ve Küresel Kurumlar: Orta Doğu tarihini kökten değiştirerek Mısır’ı Sovyet ekseninden çıkarıp ABD-İsrail çizgisine çeken Enver Sedat; küresel sol/liberal rüzgarın sembolü haline getirilen Yeni Zelanda eski Başbakanı Jacinda Ardern ve hatta bugün Birleşmiş Milletler’in en tepesinde oturan Genel Sekreter António Guterres gibi yüzlerce isim, küresel elitlerin bu erken fark etme ve yetiştirme programlarının birer mezunudur. Ajanlık Değil, "Kültürel Uyum" Operasyonu Şunun altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var: Bu programlara katılan isimlerin hepsinin "birebir Amerikan ajanı" olduğu anlamına gelmiyor elbette bu yazdıklarımız. Buradaki asıl tehlike ve mekanizma çok daha örtülü işliyor. Bu tarz küresel ağlar; katılımcılarına küresel sistemle kültürel uyum, ortak çalışma zeminleri, birbirini anlama ve uluslararası projelerde/krizlerde birbirini tercih etme gibi konularda muazzam bir avantaj ve refleks birliği sağlıyor. Doğrudan bir talimata gerek kalmadan, aynı vizyon penceresinden bakılması hedefleniyor. Böylece, ülkelerindeki seçimleri hangi parti kazanırsa kazansın, tepe yönetimlere daima küresel sistemle uyumlu, Washington eksenli ajandalara itiraz etmeyecek ve kriz anlarında "uluslararası dengeleri" kendi ülkesinin milli çıkarlarının önünde tutacak "tornadan çıkmış" liderler getirilmiş oluyor. Pierre de Gaulle’ün Fransa özelinde yaptığı bu ifşaat, aslında tüm ulus devletlerin karşı karşıya olduğu "egemenlik devri" tehlikesini ve küresel elitlerin yazdığı tiyatronun arkasındaki görünmez mekanizmayı bir kez daha gözler önüne seriyor.

Naci Hanpolat

598,910 görüntüleme • 3 ay önce

LÜTFEN RETWEET YAPIP, YAYIN... Biz bu vatan hainlerini deşifre etmeye devam edeceğiz... YETTİ ARTIK...! Türkiye ABD ile birlikte Suriyeyi bölecekmiş artık bir adım sonra suriyenin alt kısmını amerikalılara KAZAN-KAZAN olarak verecekmiş... Şimdi bu şahıs bu bilgiyi nereden aldı ? Bu adamı YARGI önüne çıkartıp kim hesap soracak ? Şuanda Türkiye Cumhuriyeti Devletine resmen vatan hainliği damgası vurmuş durumda... Nedir bu televizyonlardaki devlete dolanıp dolanıp vurma projesi... Hemde milli görünümlü kanallarda. Daha dün akşam Sayın Fidan'ın konuşmaları bu eli vileda sopalı şahısı ikna edememiş mi de 85 milyonu devletine karşı düşman etmeye çalışıyor ? Bakın bunun adına VATAN HAİNLİĞİ deniyor bunun adı falan yok. Devletin tepesinin konuştuğunun zıttını yapmak, Devletini suçlu vaziyetine düşürmek, Zan altına bırakmak vatan hainliğinden başka birşey değildir ve ANAYASAL SUÇTUR... Şimdi biz size bunların nasıl hain olduklarını tek tek videolarda sıralayacağız. Artık zamanı geldi. İçerideki hainleri herkes tanıyacak. Melik Yiğitel Aynı stüdyoda bulunmaktan, Bu adamın söylediklerinden neden rahatsız olmadınız ? Bu şahıs dün akşam sayın Fidanın söylediklerini yalanlıyor, Devlet bahçelinin söylediklerini yalanlıyor hatta Türkiye el birliği ile suriyeyi ABD-İSRAİLE sattı diyor. Bir cevap vermeyecekmisin bu şahısa ? Siz televizyondan belki çok şey yapamıyor olabilirsiniz ama emin olun sosyal medyada bizler şehit listeleriyle beraber bu vatan hainlerinide deşifre etmeye başlayacağız. Artık yeter... Böyle bir vatanına düşmanlık görülmemiştir Bu adam bu kadar bilgiyi nereden aldı. Devletin tepesi mi ? Dışişleri bakanı mı ? Mit başkanı mı ? Kim bu adam yahu çıldırtmayın insanı artık... Hakan Fidan Sayın bakanım ekrandaki bu şahıs sizi şuanda yalanlıyor, Suriye'yi amerika ve israile anlaşarak sattığınızı iddia ediyor. Bunlara artık ne zaman müdahale edilecek ? Türk Polis Teşkilatı Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli MHP

GERÇEKLER TV

51,593 görüntüleme • 1 yıl önce

■ HULUSİ AKAR : 3. DÜNYA SAVAŞI BAŞLADI ! TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar: Malatya'dan dünyayı sarsacak bir '3. Dünya Savaş' uyarısında bulundu. ingiltere ile Vatikan arasındaki 500 yıllık küslüğün gizemli bir şekilde bittiğini söyleyen Akar, bölgeyi bekleyen 'Yecüc ve Mecüc' (Gog-Magog) tehlikesini ve Türkiye'yi hedef alan gizli küresel senaryoyu ilk kez bu kadar net deşifre etti. HULUSİ AKAR : 3. Dünya Savaşı bir bakıma başladı. Savaş dediğimiz şey 3 aşamadan oluşur. Bir hazırlık safhası, düzenlenmeler, diplomatik, siyasi çalışmalar, ittifakların kurulması. Ondan sonra bu icra edilir. Ülkeler, bloklar hazırlıklarını sürdürüyorlar. Zaman, mekân, hak ve menfaatleri noktasında yeterli olduklarını gördükleri anda bu savaş başlar. Şu anda hazırlık safhasındayız . ■ TÜRK BALIKÇI TEKNESİNE KARADENİZ 'DE SALDIRI . Bir BALIKÇI hayatını kaybetti . UKRAYNA VE RUSYA'DAN herhangi bir açıklama yok. Sahil Güvenlik Komutanlğı, Karadeniz' de Sivastopol açıklarında Türk bayraklı 'DURU 67" adlı balıkçı teknesine saldırı düzenlendiğini açıkladı. Saldırıda bir balıkçı hayatını kaybetti. Beş kişi yaralandı. İnebolu Sahil Bot Komutanlığı tarafından ölü ve yaralılar İnebolu Limanı'na getiriliyor. Sağlık ekipleri ve Kastamonu UMKE tarafından teslim alınan ölü ve yaralılar İnebolu Devlet Hastanesi'ne sevki gerçekleştiriliyor. ■DOĞU PERİNÇEK : "İsrail namluları Türkiye'ye çevirdi ! Türk devlet aklının savaşa hazırlandığını açıkladı ! " ■ MISIR MEDYASI : Türkiye ve Mısır , İsrail 'in olası bir saldırısına karşı SAVAŞ kabiliyetlerini artırmaya başladı . ■ Cumhurbaşkanı Erdoğan : " Herkesi etkileyecek şiddetli bir fırtına geliyor." ■ RUSYA : Suriye'nin Lazkiye kenti yakınlarında bulunan Hmeymim Hava Üssü'ne , RUSYA'NIN dev kargo gemisiyle ASKERİ sevkiyatlar yaptığı ortaya çıktı. Rusya ? Akdeniz ve Suriye'de ASKERİ varlığını takviye ederek güçlendirmeye devam ediyor. ■ PROVOKASYONA SAVCILIK " TEKNİK ZORUNLULUK " dedi. Hacı Bektaş Veli Dergâhı önünde Nakşibendi tarikatına bağlı yapılar tarafından düzenlenen etkinlikte Atatürk resmi ve Türk bayrağınin indirilmesine savcılıktan takipsizlik geldi. Savcılık, gerekçe olarak ise "Teknik zorunluluk" dedi. ■ Rusya : Çalışma yaşını 12'ye düşürmeyi Ve Sovyet döneminden kalma çocuk çalışma kamplarını yeniden açmayı planlıyor. ■ RICK WILES : "Politikliler küçük KIZLARI beceriyor ki Yahudiler Amerika'yı becerebilsin. Konu bu kadar." ▪︎Amerika'yı tek cümleyle tarif etti. ■ RUSYA - UKRAYNA savaşı şiddetleniyor . Taraflar: Moskova - Petersburg - Kiev - Odesa ... Neredeyse karşılıklı olarak HAVADAN birbirlerini hedef alıyor. Görüntüler videoda ! ■ RUSYA : Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile şu aşamada görüşmenin anlamsız olduğunu belirterek, Batı'nın yaptırımlarının başarısız olduğunu ve Rus ekonomisinin büyümeye devam ettiğini söyledi. ■ UKRAYNA : Zelenskiy, Putin'in savaşı seçtiğini ve barış için adım atmadığını vurguladı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaşı bitirmek istemediğini söyledi. ■ İRAN - ABD - İSRAİL savaşı çok yakında şiddetlenecek . ▪︎ ABD Dışişleri Bakanlığı, Orta Doğu'daki yüksek gerilimler ve hızla değişen güvenlik ortamı nedeniyle bölgedeki 14 ülkeyi kapsayan bir seyahat uyarısı yayımladı. Bakanlık, bölgedeki ABD vatandaşlarına dikkatli olmaları çağrısında bulunurken, aralarında İsrail ve İran'ın da bulunduğu ülkeler için seyahat risk seviyelerinin geçerliliğini koruduğunu bildirdi. ▪︎ Bu kapsamda, Bahreyn, İsrail, Batı Şeria (Filistin), Ürdün, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri için "seyahati yeniden değerlendirin" anlamına gelen "Seviye 3"ün korunduğu; İran, Irak, Lübnan, Suriye, Gazze (Filistin) ve Yemen için ise "seyahat etmeyin" uyarısını ifade eden "Seviye 4"ün geçerliliğini sürdürdüğü bildirildi. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

139,759 görüntüleme • 3 ay önce

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanizm

118,217 görüntüleme • 7 ay önce

SARI RENGİN ARKASINA SAKLANAN FETÖ VE LİDERLERİ İMAMOĞLU. Artık açık ve seçik: Fethullah Gülen terör örgütünün lideri kimliğiyle Mesih olarak yeniden dirileceğini uman terör örgütü mensuplarının yaşayan lideri kim sorusunun cevabı bulunmuş oldu. Bu cevap: Ekrem İmamoğlu’dur. Strazburg’daki kaçaklar ve FETÖ sempatizanları, emperyalizmin desteğiyle düzenledikleri toplu gösteride, kendilerini Ekrem İmamoğlu maskesiyle saklayarak örgütün yeni liderinin İmamoğlu olduğunu ilan etmişlerdir. O hâlde sayın İSTANBUL Başsavcımıza çağrımızdır: Ekrem İmamoğlu’nun FETÖ ile iltisak ve bağı, yapılan gösteriyle açık hâle gelmiştir. O hâlde Ekrem İmamoğlu ile ilgili soruşturmalara geçmişten bugüne FETÖ terör örgütü yöneticiliği şüphesi de araştılacaktır inanıyoruz. Şimdi milletimize sesleniyoruz: Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ekim ayında ortaya koyduğu, devlet aklını temsil eden; PKK terör örgütünün İmralı’daki liderine ve örgüte yaptığı çağrının ne anlama geldiğini, bu çağrıyla Evanjelik siyonizmin Büyük İsrail Projesi’ne yönelik Anadolu’nun parçalanmasına odaklı kirli oyunun nasıl bozulduğunu anladık mı? Diyor ki: 🔴 İsrail Yayın Kurumu Eski Başkanı: “Bir sonraki düşmanımız Türkiye. Güçlü ordusu ve köklü bir devleti var. Türk halkıyla ilişkileri onarmak zor olacak, sert şekilde üzerlerine gitmemiz gerekecek.” Farkındayız elbette süreci sabote etmek için her şeyi yapacaklar; ama biz aldırış etmeden yolumuzda yürüyecek ve başaracağız. HEDEF: SÜPER GÜÇ TÜRKİYE Çünkü tarih bir kez daha; Hanif Türkler, Hanif Kürtler ve Hanif Araplar’ın bu coğrafyada birlikte barışı tesis edeceği, bu coğrafyanın barış, zenginlik, refah, eşitlik, adalet ve hakkın esas olduğu bir düzenle insanlığa büyük mesaj vereceği bir merkez olacağını göstermektedir. Şimdi anladık mı MHP ’nin lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ve kadrolarının bu ülkeyi nasıl büyük bir felaketin eşiğinden dönülmesine vesile olduklarını anladık mı? Şimdi anladık mı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Akın Gürlek’in; korkusuz, cesur duruşuyla, üzerine gelen bütün tehditlere rağmen ve AK Parti kadrolarının içinden bir kesimin dahi Ekrem İmamoğlu’na yatırım yapmasına, hatta AK Parti’nin kalıntı unsurlarının Ak Parti’deki bağlarını kullanarak Sayın Akın Gürlek üzerinde kurmak istedikleri baskılara aldırış etmeden, kimi zaman yalnız bırakılışını aldırış etmeden kripto FETÖ’cülerin baskılarına boyun eğmeden; 19 Mart’ta adaletin tecelli etmesi için başlattığı operasyona cevap vermek üzere FETÖ ve arkasındaki emperyalist aklın ekonomik darbe operasyonlarının nasıl boşa çıkarıldığını ve Türkiye’yi nasıl bir eşikten dönüldüğünü anlamamız gerek? Şimdi mücadele alanımızı bütün vatanseverlere ilan ediyoruz: Mücadele alanımız kripto kimliklerdir! Kendilerini Atatürkçülüğün, şeriatçılığın, radikal İslamcılığın, cemaatlerin, liberalliğin, iş adamlığının, sivil yapıların arkasına saklayan; emperyalizmin emrinde Türkiye’ye savaş açmış bütün kripto unsurlara karşı hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; her zeminde çok daha güçlü şekilde mücadele! Vatanseverlere sesleniyorum: Yılgınlık yok, bıkkınlık yok, usanmak yok! Tam aksine, bu vatan hepimizin; bu vatanı emperyalizme asla ve asla teslim etmeyeceğiz. İçerideki kriptolara sesleniyoruz: Emperyalizmin taşeronluğunu yapan, nerede olursa olsun bütün kriptolara sesleniyoruz: Açık kimliklerinizi ilan ediniz! HODRİ MEYDAN.

Metin KÜLÜNK

133,824 görüntüleme • 1 yıl önce

🔴Cihat Yaycı : Bu tür bir sürecin benim gibi insanların tasvip edebileceği bir durum olması mümkün değil. 📌 Dünyanın hiçbir yerinde 25 yıldır hapiste tutulan bir mahkûmun siyasi muhatap alınarak, "Gel sen bu işe çözüm getir, hem de gel bizim mecliste konuş" denmesi kabul edilebilir bir şey değildir. 📌 Bu, Türk tarihinde değil, dünya tarihinde de görülmüş bir durum değildir. Bu gerçekten çok acı bir tablodur. 📌Türkiye Cumhuriyeti Devleti, şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde terörü ve terör örgütünü bitirdiği bir noktadayken neden böyle bir çağrıyı yapma ihtiyacı duymuştur? 📌 Bu, kamuoyuna açıklanması gereken bir durumdur. 📌Dahası, burada ciddi bir tezat daha bulunmaktadır. Bu çağrıyı yapan heyette yer alan kişilerden biri, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden terörle iltisaklı olduğu iddialarıyla görevden alınmış bir isimdir. ❓Peki, böyle bir şahıs, nasıl oluyor da mMecliste kapılarda karşılanıyor? Bu, devlet ciddiyetiyle bağdaşıyor mu? Asıl sorulması gereken soru budur. 📌Ben bu konuları gündeme getirdikçe, özellikle şehit aileleri ve gazilerimizin hissettiklerini dile getirdikçe, PKK'lılar ve bölücüler tarafından tehdit edilip hakarete uğramayı normal karşılıyorum. Ancak beni asıl şaşırtan, milliyetçi olduğunu iddia eden bazı kişilerin bana tehdit ve hakaret etme cüretinde bulunmalarıdır. Bu gerçekten çok enteresan bir durumdur. 📌Geldiğimiz noktada, PKK ile milliyetçi olduğu iddia edilen kişiler bir araya gelmiş görünüyor. ❗️Ancak gerçek bir milliyetçinin böyle bir durum içinde yer alması mümkün değildir. ❗️Gerçek bir milliyetçi, PKK'’lının ya da teröre yardım eden birinin elini sıkmaz. ❗️Bu tür davranışlar, "Terörsüz Türkiye" adı altında kılıf uydurularak meşrulaştırılmaya çalışılsa da, Türk Milletinin vicdanında asla kabul görmez. 📌Türk milletinin değerlerine, Atatürk'ün ilkelerine bağlı vatandaşlar için bu tür davranışlar ne kabul edilebilir, ne de sindirilebilir niteliktedir. ❓Bir milliyetçi, vatanperver bir insan, devletin polisini, askerini, öğretmenini, vatandaşını, hatta bebeğini öldüren bir terör örgütü liderinden mesaj getiren heyeti nasıl kapıda karşılayıp dinler? Bu, akıl, mantık ve vicdanla açıklanamaz. ❗️Milletin vicdanında bu tür davranışların karşılık bulması mümkün değildir. ❗️Siyasetçiler kendi koltuklarında bu tür girişimlere destek bulabilir, ancak Türk Milletinin vicdanında destek bulamazlar. 📌Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terörü bitirmiştir. Terör örgütü liderlerinden Duran Kalkan’ın, “Biz başımızı dışarı çıkaramıyoruz, anında vuruyorlar” şeklindeki sözleri, terör örgütünün ne kadar çaresiz bir durumda olduğunu gözler önüne sermiştir. ❓Ancak ne hikmetse, terör örgütü ne zaman sıkışsa, bir "açılım" ya da "çözüm süreci" başlatılmakta ve neredeyse ölmüş olan terör örgütüne yeniden hayat verilerek güçlenmesine zemin hazırlanmaktadır. ❗️Bu durum artık kabul edilemez ve saklanamaz bir hâl almıştır.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

11,764 görüntüleme • 1 yıl önce