Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

🪂 Mina Protocol (httpz) 🪶 #Testnet üzerinde bir çok dApp çıkıyor bunlardan biri ZkNoid. Gelin birlikte tüm işlemleri yapalım ⤵️

12,074 görüntüleme • 1 yıl önce •via X (Twitter)

10 Yorum

ZotiCoban profil fotoğrafı
ZotiCoban1 yıl önce

@MinaProtocol @ZkNoid günün 3. videosu 🔥emeğine sağlık hitasım 👑

Bartmarker profil fotoğrafı
Bartmarker1 yıl önce

@MinaProtocol @ZkNoid Mina yavastan yüzümüzü güldür artık 😊

Brssncr (🛠, 🤖) profil fotoğrafı
Brssncr (🛠, 🤖)1 yıl önce

@MinaProtocol @ZkNoid 🫶🫶🫶🫶

Brssncr (🛠, 🤖) profil fotoğrafı
Brssncr (🛠, 🤖)1 yıl önce

@MinaProtocol @ZkNoid Eline emeğine sağlık brom

aras profil fotoğrafı
aras1 yıl önce

@MinaTurkey @MinaProtocol @ZkNoid #mina pişmanliktir

Muvazzaf profil fotoğrafı
Muvazzaf1 yıl önce

@MinaProtocol @ZkNoid Süreci ben de merak ediyorum

irekit.moca V! Capy 🍊 profil fotoğrafı
irekit.moca V! Capy 🍊1 yıl önce

@MinaProtocol @ZkNoid Yapalım bakalım neler kazanacağız #Rove

kaanceth profil fotoğrafı
kaanceth1 yıl önce

@MinaProtocol @ZkNoid Ellerine koluna sağlık hocam

Ik🎀💿 profil fotoğrafı
Ik🎀💿1 yıl önce

@MinaProtocol @ZkNoid Doing quests together is so much fun than doing it alone Thanks for this

Roger 🐍 $MON profil fotoğrafı
Roger 🐍 $MON1 yıl önce

@MinaProtocol @ZkNoid Bişey çıkmasa da denemeye değer

Benzer Videolar

İngiltere Vatandaşı Kadının Anlattığı Türkiye'nin Kırsalında Yaşamak: Bilinen Yanlışlar ve Köy Hayatinin Gerçekleri 🔹 Türkiye'de kırsal bir köyde yaşıyorum ve beş aydır buradayım. 🔹 Bunu söylediğimde insanların burada yaşamanın nasıl bir şey olduğuna dair önceden edinilmiş fikirleri olduğunu biliyorum. 🔹 Bu yüzden buraya biraz ışık tutmaya geldim. 🔹 Şimdi, Türkiye'de bir köyde yaşamanın din konusunda oldukça katı olacağını ve herkesin başını örtеceğini düşünebilirsiniz. 🔹 Durum kesinlikle böyle değil, söyleyebilirim ki genç neslin hepsi burada başını örtmüyor. 🔹 Eğer kadınlar başlarını örtüyorsa, bunlar genellikle daha yaşlı nesilden olma eğilimindedir. 🔹 Komşularımdan biri kendi alkolünü üretiyor, bildiğiniz gibi alkol İslam dininde haramdır. 🔹 Onlardan bir diğeri ise İngiltere'den her uçuşumda duty-free'den şişeli Jack Daniel's istiyor. 🔹 Bir diğer köy sakini ise her Cuma ve Cumartesi gecesi parti yapmak için Selimiye'ye gitmeyi seviyor. 🔹 Burası sandığınız gibi bir yer değil. 🔹 İkincisi, bir Türk köyünün son derece uyumlu bir yer olduğunu ve kimsenin kavga etmediğini, hepimizin harika geçindiğini düşünebilirsiniz. 🔹 Yanlış. 🔹 Burada tıpkı dünyanın başka herhangi bir yerinde olabileceği gibi kavgalar çıkıyor. 🔹 Genellikle tartışmalar burada arsa yüzünden çıkıyor. 🔹 Çünkü birlikte arsa sahibi olan yaklaşık beş kişi var ve bunlardan birkaçı satmak isterken diğerleri istemiyor, bu da bazı anlaşmazlıklara yol açıyor. 🔹 Köyde duyduğum bir diğer kavga sebebi de onurdur. 🔹 Genellikle insanlar kin tutma eğilimindedir ve aile üyeleri de size karşı kin tutacaktır. 🔹 Onlar çok gururlu insanlar, Türk insanı. 🔹 Dolayısıyla, onları veya ailelerini hoş olmayan bir konumda bırakırsanız, bunu çok ciddiye alacaklar ve sizi hayatlarından oldukça basit bir şekilde çıkaracaklar. 🔹 Üçüncüsü, Türk köyündeki insanların ana geçim kaynağının arazi bakımı, ekinler, tarım ve hayvancılık olduğunu düşünebilirsiniz. 🔹 Yine yanlış. 🔹 Bu insanlar, bu köyde yaşayanlar ya da bu özel köy, çok iş odaklı. 🔹 Otelleri var, dükkanları var, restoranları var. 🔹 Bunlardan biri son derece yakın zamanda bazı arsaları bir 101'e ya da Türkiye'de adlandırdığımız şekliyle A-101'e sattı, bana söylendiğine göre. 🔹 Hatta bazı insanlar bahçelerini yarıya bölüp ikinci bir ev inşa etmişler ve bu evi tatil kiralamaları, Airbnb vb. için kiraya veriyorlar. 🔹 Burada akıllılar, paralarıyla çok iyiler. 🔹 Eğer paraları arsa ile bağlı değilse, o zaman onu çok iyi değerlendiriyorlar. 🔹 Son olarak, buradaki tüm evlerin bunun gibi geleneksel taş binalar olduğunu düşünebilirsiniz. 🔹 Öyle değiller, diyebilirim ki onlar azınlıkta. 🔹 Burada böyle evlerde kimse yaşamıyor. 🔹 Köyde tamamen şebekeden bağımsız (off-grid) yaşayan tanıdığım sadece bir kişi var. 🔹 Elektriğini güneş panelinden alıyor, çok küçük bir malikanesi var. 🔹 Statik bir evde yaşıyor ama bunun dışında buradaki villaların hepsi lüks, yeni yapılmış villalar diyebilirim. 🔹 Şu anda geleneksel Türk köyü evlerinden ziyade daha fazla yeni yapım villa var. 🔹 Bu da buradaki köylülerin, paraya çok sıkışık olmadıkları sürece topraklarını "yabancılara" satma konusunda çok isteksiz olmalarının bir başka nedeni. 🔹 Umarım bu, Türkiye'de bir köyde yaşamaya dair algınızı değiştirmiştir. 🔹 Ben her zaman kasaba veya şehir yerine bir köyü tercih edeceğim. 🔹 Çünkü manzara bu kadar güzel görünürken nasıl etmezsiniz?

Netlog Medya

103,818 görüntüleme • 13 gün önce

Suriye Büyükelçisi Nuh Yılmaz, İsrail medyasının gündeminde: "Süper Büyükelçi" "Erdoğan En Yakın Adamını Şam'a gönderdi" İsrail, Türkiye’nin Suriye’de artan etkinliğinden ve bölgedeki konumundan duyduğu rahatsızlığı bir belgesel dizisiyle gündeme taşıdı. İsrail medyasında yayınlanan yapımda, Türkiye’nin Şam’a atadığı Büyükelçi Nuh Yılmaz ön plana çıkarılırken, kendisinden “Süper büyükelçi” olarak bahsedildi. Beşar Esad rejiminin zayıflamasıyla birlikte Türkiye’nin Suriye’deki rolüne dikkat çeken belgesel, İsrailli gazeteci Baruch Yedid tarafından hazırlandı ve i24 News kanalında yayınlandı. Serinin ikinci bölümünde Türkiye’nin bölgesel etkisi hedef alınırken, özellikle Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği’ne atadığı Nuh Yılmaz merkezde yer aldı. “Süper Büyükelçi” Nuh Yılmaz Belgeselde, Türkiye’nin yeni Suriye politikasına büyük önem verdiği ve bölgede güçlü bir etki alanı oluşturduğu belirtiliyor. Büyükelçi Nuh Yılmaz’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en güvendiği isimlerden biri olduğu ve daha önce Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevinde bulunduğu vurgulanıyor. İsrail medyası, Yılmaz’ı geçmişi, karakteri ve diplomatik birikimi nedeniyle “sıradan biri olmayan”, Ankara’nın Suriye’de “iş yapmaya kararlı” olduğunun göstergesi bir diplomat olarak tanımlıyor. Belgeselde şu ifadeler dikkat çekiyor: “Bu kişi Erdoğan’ın çok güvendiği biri. Bu da Erdoğan’ın burada ciddi işler yapmak istediğini gösteriyor.” Gazze’deki Yardım STK’larından Bile Rahatsız Oldular Belgeselde, Türkiye’nin Gazze ve Şam’daki varlığından duyulan rahatsızlığın yalnızca siyasi ve diplomatik düzeyle sınırlı olmadığı, İHH başta olmak üzere Türk yardım kuruluşlarının bölgede güçlenen insani etkisinin de İsrail açısından “siyasi bir araç hâline gelebileceği” endişesi dile getiriliyor. Türkiye’nin Kudüs Hassasiyeti Belgeselde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgedeki tüm sorunlarla yakından ilgilendiği belirtilirken, özellikle Kudüs meselesine verdiği önem şu sözlerle özetleniyor: “Türkiye, Kudüs’ü savunmayı kendi görevi sayıyor. Erdoğan Kudüs konusunu çok önemsiyor.” Belgeselin son bölümünde, Türkiye’nin yükselen bir bölgesel güç olduğu, büyük bir orduya ve geniş bir vizyona sahip bulunduğu ifade ediliyor. İsrail açısından Türkiye’nin gelecekte ciddi bir tehdit oluşturabileceği, bölgedeki güç dengelerinde İran’ın yerini alabileceği iddia ediliyor. İsrail hükümetine seslenilen bölümde şu değerlendirme öne çıkıyor: “İsrail, Türkiye’yi sınırlarından uzak tutmak için her şeyi yapmak zorunda.”

Nevzat Çiçek

33,315 görüntüleme • 9 ay önce

🛑🛑🛑 Arakçi önemli açıklamalarda bulundu. Komşu ülkeler İran’ın düşüşüne hazırlıklıydı ve hepsi gizli bir sevinç içindeydi. Ne kadar üzücü, değil mi? Peki İran bunlardan intikamını almayacak mı? Elbette alacak. Buna tarihin kırbaç vefası derler." 🛑🛑🛑 Abbas Arakçi: "...Bölge liderlerinden biriyle görüştüm. İçten içe hissettiğiniz gizli bir sevinçle, oldukça kibirli ve gururlu bir tavırla bana dedi ki: 'Emin olun size saldıracaklar; nükleer tesislerinizi vurup yok edecekler, füze kapasitenizi ortadan kaldıracaklar, petrol tesislerinizi yerle bir edecekler. Sakın karşılık vermeyin ha! Çünkü (karşılık verirseniz) sizi de vururlar, liderliğinizi vururlar, kendinizi...'" Görüşmeci: "Bunu kim söyledi?" Abbas Arakçi: "Bölge liderlerinden biri." Görüşmeci: "Suudi Arabistan mı?" Abbas Arakçi: "Şimdi isimlere girmeyelim, sonuçta bizim hepsiyle işimiz var, birlikte çalışıyoruz." (Gülerek) Görüşmeci: "Yok, bu üslup tam Bin Selman'a uyuyor." Abbas Arakçi: "Dediğim gibi, isimlere girmeyelim lütfen. Aslında hepsinin üslubuna uyuyor." (Gülerek) "Bırakın biz işimizi yapalım. Hayır, gerçekten hepsinin ruh hali böyleydi. Hepsi bir olayın gerçekleşmesini bekliyordu ama bir yandan da korkuyorlardı. Ben orada onlara dedim ki..." Görüşmeci: "Yani bu işi bitmiş mi gözüyle bakıyorlardı?" Abbas Arakçi: "Evet. Onlara dedim ki: Olay sizin söylediğiniz kadar kolay değil. Eğer bizim herhangi bir noktamızı vururlarsa, biz de onun tam karşılığındaki noktayı vururuz. Nükleer tesislerimizi vururlarsa, nükleer tesislerini vururuz. Askeri kapasitemizi vururlarsa, askeri kapasitelerini hedef alırız. Eğer Amerika da bu işe dahil olursa, ister istemez Amerika'nın bölgedeki üslerini vuracağız. Çünkü bizim füzelerimiz Amerika ana karasına ulaşamaz ama bölgedeki üslerine ulaşır. Eğer petrol tesislerimizi vururlar ve biz petrol satamaz hale gelirsek, bu bölgede hiç kimse petrol satamaz! Tabii bu sözler karşımdaki kişiyi biraz öfkelendirdi ve şöyle dedi: 'Kimse bizi tehdit edemez! Eğer biri bizi tehdit ederse, tüm Avrupa, tüm Amerika ona karşı cephe alır; hatta Çin bile ona karşı olur. Çünkü bizim Çin ile çok büyük ticari ilişkilerimiz var. Dünyadaki petrol akışı bizim elimizde, dağıtım zinciri bizim elimizde...' gibi laflar etti. Ben de güldüm ve dedim ki: 'Yok canım, Allah korusun biz sizi vurmak istemiyoruz ki! Biz Amerikan üslerini vuracağız, ama ne yazık ki o üsler sizin topraklarınızda bulunuyor...'"

Murteza OCAKLI

54,973 görüntüleme • 1 ay önce

Galatasaray'dan puan Almak istiyoruz maçta primde var Rasim Ozan Kütahyalı:Rıza Perçin Fenerbahçe'lidir 🗣Antalyaspor Başkanı Rıza Perçin: Şimdi bir şeyler söylemeye çalışayım. Şimdi geçen hafta tabii ki daha rahat bir Galatasaray'la oynamak isterdik. Şimdi bu hafta Galatasaray sonuç olarak şampiyon olmak isteyecek. Varını yoğunu ortaya koyacak. Bizim için de çok çok önemli bir maç. Tabii enseyi karartmıyoruz. Elimizden ne geliyorsa yapacağız. Oraya sonuç olarak kimin şampiyon olduğu... Ya da kim hangi nerede bizi ilgilendirmiyor, bizi kendi durumumuzu ilgilendiriyor. Antalyaspor'umuzu ligde bırakmak için, bir sonraki sezonda tekrar yeni sezonda ligimizi görmek için bizim şu anda bütün konsantrasyonumuz bu maçtan puan alabilmek. Tabii ki çok çok zor ama futbolda hiçbir zaman her şey mümkün olabiliyor ne kadar zor da olsa. Bir futbol şansı bizimle birlikte olursa niye olmasın? Sonraki hafta en azından oradan çıkarılabilecek bir puanla birlikte son haftaya biraz daha aydınlık olarak ve özgüvenli olarak girebiliriz. O yüzden tabii ki çok zor ama elimizden geleni yapacağız. İnşallah Rabbim de yardım ederse bir puan için oraya geleceğiz. 🗣Ertem Şener: Prim var mı Sayın Başkanım? 🗣Rıza Perçin: Bu da son zamanlarda malum bu prim oluyor. Yani kendi bir prim sistemimiz var. O maçın üzerinde değil de sonuç olarak kendi Antalyaspor için iyi olması gerektiği için bir prim sistemi belirleyeceğiz. İlla ki bir prim koyacağız oraya. 🗣Ertem Şener: Peki Sayın Başkanım ne kadar inanıyorsunuz? Yani çok zor çünkü hani koyun can derdinde kasap et derdinde. Galatasaray şampiyon olmak istiyor. Antalya Spor kümede kalmak istiyor. Yani yarım sıfır olsun bizim olsun denilebilecek bir maç Antalya Spor için. Bu konudaki yorumunuzu merak ediyorum. Çok zor, müthiş bir baskı. İnanılmaz bir baskı. Galatasaray maç başlar başlamaz büyük bir baskı kuracaktır. Zor gibi görünüyor aslında. Siz ne düşünüyorsunuz? 🗣Rıza Perçin: Şimdi aslında Bugün futbolcu arkadaşlarla da aynı şeyi konuştuk. Bu primin ziyadesinde yani artık bu saatten sonra prim dışında da çok önemli şeyler var. Yani futbolcu kardeşler de orada artık vitrinin de vitrini oluyor bu maçlar. Özellikle tüm Türkiye, tüm dünya sonuç olarak burada bir şampiyonluk mücadelesi var. Kimse Antalyasporu tabii ne durumdadır, şudur budur bakmaz ama... Biz tabii ki kendi koyun can derdinde önce bir canımızı kurtarmaya bakıyoruz. Ama futbolculuk arkadaşlarımız için de burası bir sonuç olarak bundan sonraki BK'lar için kendileri için bir vitrin olacak. Onları empoze etmeye çalışıyoruz. Hatırlatmaya çalışıyoruz. Zaten onu düşünüyorlar. Bu şekilde bir psikolojiyle oraya gelmeye çalışacağız. Tabii ki çok çok zor ama futbolda kesin diye bir şey yok. Küçücük de olsa bir şansınız var. Biz de bu şansı kullanmaya çalışacağız. 🗣Ertem Şener: Rıza Başkanım, Rasim Ozan'ın bir sorusu var. 🗣Rasim Ozan Kütahyalı: Sayın Rıza Başkan, çok başarılı bir turizmcidir. Ben kendisi tanımıyorum ama yaptıklarını biliyorum. İş hayatında başarılıdır. Bir de benim bildiğim, şimdi bu yüksel yıllarımın konuşulduğu için, Rıza Bey benim bildiğim kadarıyla Fenerbahçe'li. Yanılıyor muyum Rıza Başkan? Rıza Perçin: Yanılıyorsunuz. Değil mi? Şimdi maddi içerik konulara çok girmezsek. Bizim konsantrasyonumuz tamamen sürdü. İlker Yıldırım ve Asar Ali diye konuşulunca ben de bir şey yapmam. Ama hep burada Antalya Sporu esas küme düşmüş. Fenerbahçe düşecek bir şey yok. Antalya Sporu iki haftaya girelim. Sonra bu sezon ligde kaldıktan sonra Yeni sezonun planlamasını yapalım üzerine. 🗣Ertem Şener: Başkanım, başkanım ben topu alıyorum şimdi. Rasim, klasik Rasim Ozan Kütahyalı. Yani manasız bir şey yani. Abi adam diyor ki koyun can derdine kasap et derdine. 🗣Rıza Perçin: Bir şey söyleyeceğim. Sen şu anda Antalya Sporu'nun başkanı olsan. Rasim ben şöyle bir şey diyeyim o zaman kapatalım. Yok kapatmayalım başkanım. Yani ikinci şu anda ikincilik mücadelesi takımlardan Fenerbahçe ve Trabzon'a... Dolu dizgin giderken ilk çelmeyi takan da Antalya Spor. Doğru o da doğru. 🗣Ertem Şener: Bravo Rıza Başkan. Tebrik Rıza Perkin'e alkışlıyorum. Rıza Başkan. Fenerbahçe'li de olsa Antalya Spor. Abi Fenerbahçe'li değil ya yapmayın. Ya bir şey söyleyeceğim. Fenerbahçe'li değil. Bakın şu düşünceden kurtulalım. Abi şu düşünceden kurtulalım. Şu düşünceden kurtulalım. Rıza Başkan Antalyaspor'u yani küme düştü.

Galatasarayultrataraftar

98,320 görüntüleme • 3 ay önce

📸 Gabi Guimaraes'in Açıklaması "Buraya bazı haberler vermek için uğradım... Maalesef bu yıl Milletler Ligi'nin final aşamasında yer alamayacağım. İyileşme sürecim çok iyi gidiyor, ben de iyiyim. Rio de Janeiro'da düzenlenecek olan ve Olimpiyat Oyunları için eleme niteliği taşıdığı için bizim için çok önemli olan Güney Amerika Şampiyonası'na en iyi şekilde dönebilmek için hazırlanıyorum. Önemli bir aşamadayım; havuz çalışmaları ve pilatesten geçtim, şimdi de ağırlık/fiziksel antrenman çalışmalarıma başladım bile. Ama her neyse, birçok kişi endişelenip mesaj atıyor, sokakta karşılaştığımda bana durumumu soruyor... Öncelikle herkesin gösterdiği bu sıcak ilgi ve sevgi için çok teşekkür etmek istiyorum. Ancak gerçekten de iyileşme sürecim için biraz daha uzun bir zamana ihtiyacım oldu. Bu durum, aslında uzun yılların getirdiği yoğun takvimin yarattığı bir yıpranma. Altyapı milli takımına ilk adım attığım 15 yaşımdan beri yıllardır aralıksız kulüp-milli takım, kulüp-milli takım döngüsüyle devam ediyorum. Sonrasında zaten 17-18 yaşlarımda A milli takıma dahil oldum. Yani bu hesapla, bu yoğun ritimde geçen tam 16-17 yıl oldu. Milli takımdan uzak kalmak zorunda kaldığım anlar çok azdı; bunlardan biri, 2017 yılında sağ dizimden olduğum ameliyattı. O zamandan beri bu formayı giymek için her zaman hazır bulundum ve elimden gelenin en iyisini yaptım. Maalesef şu an, en iyi şekilde iyileşebilmem için bu duraklama gerçekten gerekliydi. Teknik heyetle ve sağlık ekibiyle ortak bir karara vardık; %100 iyileşebilmem için çok iyi bir protokol hazırladık. Aslında vücudum bir süredir sinyaller veriyordu; birkaç yıldır zaten bu sakatlıkla mücadele ediyordum. Vücudum, bir noktada durmam gerekeceğine dair sinyalleri aslında uzun zamandır veriyordu. Birçok kişi, 'Kaburga sakatlığı yüzünden mi?' diye sordu. Elbette kaburga sakatlığı tüm vücutta bir dengesizlik yaratıyor. Eğer dizimde biraz daha fazla ağrı hissediyorsam, vücudun başka bir bölümüyle bunu telafi etmeye çalışıyorum ve bu tamamen normal. Ancak aslında durma sebebim tam olarak kaburga sakatlığım değil, daha çok az önce bahsettiğim o yoğun takvimden kaynaklanıyor. Ama durum bu; bence en önemlisi, hem kulübümün hem de milli takımın benim %100 iyileşebilmem için aynı fikirde olması. Bana çok iyi bakılıyor ve çok iyi bir destek alıyorum. Bu kez evde kalıp kızları ekran başından bol bol destekleyeceğim. Maalesef yakın zamanda Julia Kudiess'in sakatlığı da oldu. Gerçekten bizim için hem hücumda hem de savunma sistemimizde, blokta ve serviste çok önemli bir emniyet unsuruydu, büyük bir fark yaratıyordu. Genç yaşına rağmen sahada çok büyük bir liderlik gösteren, eksikliğini hissedeceğimiz bir oyuncu. Ancak ben burada desteğimi sürdürüyorum. Her zaman söylediğim gibi; sürece inanmak gerekiyor. Şu an kendi kontrolümde olan şeylere odaklanıyorum: iyileşmeme, uykuma, beslenmeme ve zihnime dikkat ediyorum. Böylece kızlar Milletler Ligi'nden döndüğünde takıma en iyi şekilde yeniden katılabilir, yine %100'ümü verebilir ve hep birlikte bu Güney Amerika Şampiyonası'nı kazanabiliriz. Genel olarak, gösterdiğiniz sevgi ve destek için herkese gerçekten çok teşekkür ederim. Hakikaten çok fazla insan endişeli mesajlar gönderdi. Bu videoda herkese iyi olduğumu, iyileşme sürecimin çok iyi gittiğini söyleme şeklim olsun. Belo Horizonte'de Fábio ile birlikteyim, tüm protokole uyarak çok iyi bakılıyorum; yani her şey yoluna girecek. Kızlar için de bu final aşamasında her şey çok güzel olacak; biz de bizim için çok önemli olan desteğimizi sürdüreceğiz. Kocaman öpücükler ve teşekkürler!"

Gibby

334,267 görüntüleme • 1 ay önce

YouTube’da çocuklarımızı intihara teşvik ediyorlar! Tüm anne babalara bu videoyu ulaştırmamız lazım✋🏻 Keşke gündem yapabilsek de yetkililer artık bunlara dur dese😔 RT yapamasak da FAV’lamadan geçmeyelim👍🏻 Öncelikle gelin videoyu inceleyelim; iki çocuk karakter, sevgili olmuşlar. Bir bankın üzerinde kız çocuk, erkek çocuğun kucağına yatmış. Sonrasında erkek çocuk sinirlenir ve bir binanın çatısında kavga ederler. Sonrasında kız çocuk aşkı için intihar edip kendini ateşe atarak öldürür. Bu video da “Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk” müziği ile montajlanır. Yani sevdiğin insan için intihar etmek ve kendini öldürmek. Üstelik bunu çocuk karakterler üzerinden empoze etmek. Neden Neden Neden diye soruyorsunuz yine değil mi? Çekilebilecek milyonlarca içerik varken bu kanal neden sürekli olarak intihar, katliam, cinsellik, vahşet, korku, eşcinsellik üzerine videolar çekiyor? Bunun muhtemel iki cevabı var; ya kanal sahibi cidden tedavi görmesi gereken bir ruh hastası ya da kasıtlı olarak çocukların zihinlerine saldıran kötü niyetli birisi. Veyahut her ikisi… Neredeyse bir buçuk aydır bu kanalın çocuklarımız üzerindeki zararlarını sizlere gösteriyorum. Halen daha yetkili makamların attığı bir adım yok. Doğru dürüst arayıp ciddiyetle olaya eğilen de yok. Çocuklarımız resmen bu kötü insanların insafına terkedilmiş durumda. Maalesef yıllardır gördüğüm şey değişmiyor, çocuklarımız hep yalnız. Bu Minecraft Parodileri isimli kanal, YouTube’da çocukların en çok izlediği birinci oyun kanalı. Aylık 114 milyon izlenmesi var. Günlük 5 milyona yakın çocuk bu kanalı izliyor. Başımıza taş mı yağsın artık ne diyeyim ki! Lütfen bu videoyu gündem yapalım. Önce beğenelim ve kaydedelim algoritmada etkileşim olsun. Sonra hikayelerimizde paylaşlım ve mutlaka yorum yapalım ki keşfete düşsün daha çok anne babaya ulaşsın. Milyonlarca çocuk bu kanalı izliyor. Anne babaları uyandırmamız lazım✋🏻

Sertaç Abi

83,862 görüntüleme • 3 yıl önce

Anahtar Parti'nin İzmir programı çok konuşuldu. Kurucular Kurulu ve MYK üyesi olarak birkaç şey yazmak istiyorum. Benim partiyle, Yavuz Ağıralioğlu ile tanışmam parti kuruluşundan hemen öncesine dayanıyor. Birkaç kişi hariç partinin tüm mensuplarını 2 yıldır tanıyorum. Bizim ülkece aşina olduğumuz bir yaklaşım var. Birisi iyi bir işe girse kesin torpili vardır, birisi bir şirket kurup büyütse “kesin arkasında destekçisi vardır”, birisi çok para kazansa “kesin çalmıştır” demek gibi bir bakış açımız var. Ama bu bakış açısı bizimle değil de daha çok söyleyenle ilgil. “Bu kadar organizasyon, bu kadar teşkilatlanma bir yerlerden paralar gelmese olmaz” diyenler aslında “biz yapamadık, yapamazdık, Anahtar Parti nasıl yapıyor” diyor. Madem soruyorlar, anlatalım. Partide ilk kez siyasete girmiş, kendi alanında çok başarılı, işinde gücünde, hatta hayat konforu gayet yerinde çok fazla insan var. Mesela çok fazla iş insanı, girişimci, yönetici var partide. Kimilerinin aklının gideceği makam arabalarına kendi parasıyla binmiş insanlar. Siyasete girmeye ihtiyaç duymayan ama siyasetin ihtiyaç duyduğu profiller. Bir partiden kopup, küsüp gelmemiş, siyasete hiçbir kızgınlıkla, öfkeyle girmemiş insanlarız. Motivasyonumuz ülkenin gidişatına olumlu bir katkı sağlamak, yol üstünden bir taş kaldırmak. Bunlar olunca kimseyle de bir derdi yok partinin. En yetkili kurullarında görev yapan biri olarak söylüyorum, bizim toplantılarda hiçbir partinin kolay kolay adı geçmez, o parti şunu yapmış, bu parti bunu söylemiş denmez. Herkese Allah yol kolaylığı, iç ferahlığı, yastık rahatlığı versin der geçeriz. Herkes siyaseti çok başarılı yapsın. Her parti başarılı olsun. Dediğim gibi bir avuç insan dışında hepsi 2 yıldır tanıdığım insanlar. Yavuz bey dahil hiçbiri babamın oğlu değil. Yanlış görsem durmamı gerektirecek hiçbir şey yok. Ama partiden tanıdığım insanların %99’unu rahatlıkla evimde misafir eder, ailemle tanıştırırım. O %1’i de hata payı diye bıraktım. 2 yıl geçti ama halen bir parçası olmaktan çok mutluyum. İlk zamanlar eşimi dostumu partiye kazandırma motivasyonum yoktu, “ya yanılıyorsam, mahcup olursam” diye bir süre gözlemlemeyi seçtim. Şu anda en yakın dostlarımı, işinde gücünde aklı başında tanıdıklarımı partide en uygun yerlerde görev alması için davet ediyorum. İzmir’de salonda ve meydanda her görüşten insan vardı. Anahtar Parti ve Yavuz Ağıralioğlu Türkiye kamuoyunu “Sizin mezhebinizdeniz, sizin etnik kökeninizdeniz, size benziyoruz” diyerek toplamıyor etrafına. “Mezhebinizden, kökeninizden, inancınızdan bize ne, bu memlekete sevdalıysanız bizdensiniz” dediği için de herkes geliyor. Böyle olunca da salonlar, meydanlar doluyor. İzmir’de insanlar düğüne, bayrama gider gibi geldi. İzmir’in uzak yerlerinden, ilçelerden ya da komşu illerden insanlar arabalarıyla, arabası olmayanlar birleşip minibüsler, otobüsler tuttu ceplerinden paralarla. Düzenleyen İzmir İl Teşkilatı cebinden, imece usulü düzenledi o koca organizasyonu. Bir de bu diyeceğimi herkes anlamayabilir. Ruhu olmayan işler çok pahalıya gelir. Ekip ruhu varsa, inanç varsa 1 milyona mal edeceğiniz işi elinizdeki tek şey paraysa 10 milyona bile mal edemezsiniz. Kısacası “biz yapamıyoruz, bunlar nasıl yapıyor?” sorusu soranların bulamadığı cevap bu. Eklemeliyim, şu anda Türkiye sathında öyle bir heyecan dalgası var ki, parti için bir şey yaptırılacağı zaman gidilen esnaf da çorbada tuzum olsun diyor, yapabildiği kadar indirimli yapıyor. “Bu da benim katkım olsun” diyen o kadar çok ki. Çok paramız yok ama olan paramız çok bereketli. O parayla da çok iş çıkıyor. Şaşıranları anlıyoruz. Bizim genel merkez herkese açık, merak edenlere, aklında oturtamadığı şeyleri olanlara açık çağrım. Buyrun gelin. Kapıyı çalın, çekinmeyin. DM kutum açık. Katılmak, görev almak, yerinde görmek, hoşuna giderse de katılmak isteyenler yazsın, en doğru yerlerle ben bizzat tanıştırayım. İyi insanlar siyasete girsin, hangi partiden olursa olsun.

Ömer Ekinci

18,152 görüntüleme • 2 ay önce

Buca Zindanı’ndan, İstanbul’a ve Beylikdüzü’ne bin selam olsun. Bu satırları, demir kapıların ardında, ama yüreği hâlâ sokaklarda, meydanlarda, insanların arasında atan bir evladınız olarak yazıyorum. Çünkü insan, özgürlüğünden mahrum bırakılabilir; ama vatan sevgisinden, inancından ve umudundan asla koparılamaz. Bugün 29 Ekim. Bu tarih, zincirlerini kıran bir milletin yeniden doğduğu gündür. 29 Ekim, karanlığa başkaldırının, yokluktan var olmanın, “Ben varım!” diyen bir halkın en büyük zaferidir. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, bir yaşam iradesidir. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetişsin diye kurulmuştur. Cumhuriyet, hiçbir kimsenin ötekileştirilmediği, herkesin eşit yurttaş sayıldığı büyük bir vicdan sözleşmesidir. O yüzden Cumhuriyet, sadece geçmişin emaneti değil, geleceğin teminatıdır. Biliyorum… Zaman zaman adaletin geciktiği, vicdanın suskunlaştığı günlerden geçiyoruz. Ama inanıyorum: adalet, bazen sessiz yürür; fakat vardığı yer daima doğrudur. Çünkü bu topraklarda hakikatin sesi asla susturulamaz. Bugün burada, hangi siyasi görüşten olursak olalım, hangi kimliğe, inanca ya da düşünceye sahip olursak olalım; hepimizin kalbinde aynı bayrak dalgalanıyor. Bu bayrak, sadece bir renk, bir kumaş değildir. Bu bayrak, bir annenin duasıdır, bir gencin hayalidir, bir askerin son nefesidir. O yüzden diyorum ki: Cumhuriyet, bir partiye, bir kişiye, bir zümreye ait değildir. Cumhuriyet, bu milletin alın teridir, iradesidir, onurudur. Bugün bu inançla; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, Anadolu’nun dört bir yanında canını ortaya koyan isimsiz kahramanları minnetle, rahmetle anıyorum. Onların bıraktığı bu emanete sahip çıkmak; özgürlükten, eşitlikten, adaletten yana durmakla mümkündür. Ben bugün, parmaklıkların ardında olsam da, Cumhuriyet’in ışığını her gün yeniden hissediyorum. Çünkü biliyorum ki; Cumhuriyet, yalnız dışarıda değil, insanın içinde yaşar. Bazen bir çocuğun “Adalet” diye bağıran sesinde, bazen bir öğretmenin köy okulundaki tebeşirinde, bazen bir kadının dimdik yürüyüşünde, bazen de bir işçinin alnındaki terde hayat bulur Cumhuriyet. O yüzden bu duvarlar, bu soğuk taşlar, bu dört duvar bana vatanımdan bir şey eksiltmez. Çünkü ben bu ülkeye, onun insanlarına, onun çocuklarına inanıyorum. Ben inanıyorum ki, bu ülke yeniden barışın, adaletin ve vicdanın diliyle buluşacak. Birbirini düşman gören değil, birbirini anlayan bir ülke olacağız. O gün geldiğinde, kimse düşüncesinden dolayı suçlanmayacak, kimse inancından dolayı ötekileştirilmeyecek, kimse susmayacak. Çünkü Cumhuriyet, insanın konuşabildiği, düşünebildiği, eleştirebildiği bir ülkedir. İşte o gün, Atatürk’ün “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak” hedefi yeniden anlam kazanacak. Ve biz, o hedefe sadece teknolojiyle değil, vicdanla, adaletle, kardeşlikle ulaşacağız. Aziz milletim, Bugün, Cumhuriyetimizin 102. yılında, ben buradan, duvarların ardında bile olsa, umudu, adaleti, birliği haykırıyorum. Çünkü biliyorum ki bu ülke, nice zorluklar gördü ama asla boyun eğmedi. Bu topraklarda hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez. Cumhuriyet, bedel ödeyenlerin mirasıdır. O bedelin içinde alın teri de var, gözyaşı da, ama en çok da inanç var. Ve ben, o inancı her gün yeniden büyütüyorum. Tüm siyasi görüşlerden, tüm yurttaşlara sesleniyorum: Gelin, farklılıklarımızı çatışma nedeni değil, zenginliğimizin temeli yapalım. Çünkü bizi birleştiren şey, ayrıldıklarımızdan çok daha büyüktür. Cumhuriyet; öfkenin değil, umudun adıdır. Gelin, bu umudu birlikte büyütelim. Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın özgürlük, adalet ve kardeşlik! Yaşasın Büyük Türk Milleti!

Mehmet Murat Çalık

76,207 görüntüleme • 10 ay önce