正在加载视频...

视频加载失败

MİT Başkanı İbrahim Kalın: "28 Şubat'ta başlayan, bir aydır devam eden İsrail-ABD-İran savaşının ortasında bulunuyoruz. Bu savaşı önlemek, ilk planda ortaya çıkmasını engellemek için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Dışişleri Bakanımız, Millî Savunma Bakanımız, bizler, İletişim Başkanlığımız ve diğer ilgili tüm arkadaşlarımızla çok yoğun bir çaba sarf ettik. Her seferinde öngörülemezlik, kırılganlık,...

11,463 次观看 • 5 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

Jiang Xueqin: ➖ Bugün, bu savaşın tam merkezinde oturan, her oyuncuya dokunan ve her baskı noktasına bağlı olan ülkeden bahsetmek istiyorum; Türkiye. ➖ Herkes Amerika, İran, İsrail, Rusya ve Suud'u izliyor. ➖ Ancak tek bir kararla savaşın tüm gidişatını değiştirebilecek, stratejik konumu o kadar güçlü olan ve her iki tarafın da kızdırmayı göze alamayacağı ülke Türkiye'dir. ➖ Türkiye anlatıya düzgün bir şekilde uymuyor; çünkü net bir şekilde bir tarafta veya diğer tarafta yer almıyor. ➖ Türkiye taraf tutmaktan çok daha sofistike bir şey yapıyor ve bu onu savaşın gerçek oyun kurucusu (kingmaker) yapıyor. ➖ Coğrafya kaderdir ve Türkiye'nin coğrafyası şu anda dünyadaki herhangi bir ulusun sahip olduğu en olağanüstü stratejik varlıktır. ➖ Türkiye, Karadeniz ile Akdeniz arasındaki tek deniz geçişi olan İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını kontrol ediyor. ➖ Rusya'nın Karadeniz Filosu tamamen Türkiye'nin takdirine bağlı olarak varlığını sürdürüyor; Türkiye Boğazları kapatırsa bu filo kapana kısılır. ➖ Türkiye, 1952'den beri bir NATO üyesidir, Amerikan nükleer silahlarına ev sahipliği yapar ve ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahiptir. ➖ Aynı zamanda Rusya'ya karşı ekonomik yaptırımları uygulamayı reddetmiş, Rus gazı almaya ve Rusya ile ticaret yapmaya devam etmiştir. ➖ Türkiye, Ukrayna çatışması boyunca Rusya ve Ukrayna arasındaki ana diplomatik kanal olmuş, tahıl anlaşmasına aracılık etmiştir. ➖ Türkiye ve İran 500 yıldır komşudur; müttefik değillerdir ama birbirlerini yok edemeyeceklerini ve bir arada yaşamaları gerektiğini öğrenmişlerdir. ➖ Türkiye'nin elinde dört büyük koz vardır: İncirlik Hava Üssü, Boğazlar ve Rus donanma erişimi, Kürt meselesi ve tek geçerli arabulucu olma rolü. ➖ Türkiye bu süreçten üç şey elde etmek istiyor: Stratejik özerklik, bölgesel hakimiyet ve gerçek bir küresel büyük güç olarak muamele görmek. ➖ Oyun kurucu savaşı kazanmaz, kimin kazanacağına karar verir; Türkiye şu anda tam olarak bu rolü oynuyor.

Kuşçu

14,671 次观看 • 3 个月前

MİT Başkanı İbrahim Kalın: - Arnold Toynbee, bir medeniyetin alametifarikası­nın en önemli yönünün, o medeniyetin bulunduğu coğrafya, etnik köken yahut siyasi yapı değil; kriz çözme kabiliyeti olduğunu söyler. - Kriz çözme kabiliyetiniz ne kadar yüksekse, sorunlar ortaya çıktığında onlara mukabelede bulunma kabiliyetiniz ve hızınız da o kadar yüksek olur. - Bir arada yaşama iradesini, asabiyeyi bir kültür, medeniyet ve siyaset felsefesi hâline getirebilmemiz de bu ölçüde mümkün olur. - Bu dünyada sorunsuz, krizsiz bir an ummak ya da beklemek gerçekçi değildir. - Dünya, tanımı gereği sorunların olduğu, noksanın bulunduğu, eksikliklerin yer aldığı bir âlemdir ve bu âlem kevnî fesat üzerine kuruludur. - Oluş ve bozuluş… - Hepimiz de bu kevnî fesat içerisinde, oluş ve bozuluş arasında gidip geliyoruz. - Bazen hakikat bize kevnî yönüyle görünür, bazen fesat yönüyle. - Ama bilmemiz gereken şudur: Kevn geçer, fesat gelir; fesat geçer, kevn gelir. - Ama biz sağlam durmaya devam edersek, bu imtihanların hepsinden başarıyla çıkarız. - Biz, Türkiye olarak da elbette bölgemizde yaşanan sorunların farkındayız. - Ancak bunları aşabilecek, bu krizleri yönetebilecek kabiliyetlerimizi her gün geliştirdiğimiz için, geleceğe daha umutla ve daha büyük bir heyecanla bakıyoruz. - Daha yapacak çok işimiz var, inşa edecek daha çok ufkumuz var, diyoruz. - Bu perspektifi koruyabildiğimiz ölçüde de bu hayatiyeti, bu canlılığı devam ettirmek mümkün hâle gelecektir. - Bundan sonra yeni krizler, yeni sorunlar, yeni belirsizlikler ve yeni öngörülemezlikler ortaya çıktığında da bunlara nasıl cevap vereceğimize dair bir yetenek setinin her an elimizin altında olması gerekir. - Bu yüzden kriz yönetimi dediğimiz şeyi, sadece mekanik bir süreç olarak değil; daha derinlerde entelektüel ve irfanî boyutu olan, tarihî derinliği bulunan, coğrafyada kökleri olan bir bakış açısı ve bir idrak seviyesi olarak anlamak ve kavramak gerekir diye düşünüyorum. - Bunu yapabildiğimiz ölçüde de Allah’ın izniyle geleceğe, yeni ufuklara açılmak her zaman mümkün olacaktır.

Kuşçu

44,163 次观看 • 7 个月前

MİT Başkanı İbrahim Kalın, STRATCOM Zirvesi’nde konuştu: "Türkiye dahil olmak üzere İslam dünyasının temel sorunlarından bir tanesi maalesef kendi hikayesinin farkında olmamasıdır. Kendi kavram setiyle düşünememesidir. Kendi kelimeleriyle konuşamamasıdır. Halbuki ismini koymadığınız şey sizin değildir. Adını koymadığınız hikaye sizin hikayeniz değildir. Başkalarının gramerini kullanarak kendi kelimelerinizi kullandığınız zaman bile kendi dilinizi kullanmış olmazsınız. Hikayesini anlatmadığınız şey ise hadise olmanın ötesine geçmez. Yaşanan hadiseler ancak hikayeleştirildikleri zaman kalıcı birer anlatı haline gelirler. O yüzden bizde eskilerin tabiriyle tahkiye sanatı, hikaye anlatma sanatı çok kıymetlidir. Hikaye anlatmak sıradan bir iş değildir. Hikaye anlatmak hikayeden bir iş değildir. Hikaye anlatmak ciddi bir iştir. Bir hikayeniz varsa söyleyecek sözünüz varsa bir anlatınız var demektir. Bu anlatının dilini inşa ederken kendi hikayenizi anlatırken hangi kavram setini kendinize referans aldığınız son derece önemlidir. O yüzden biz kendi hikayemizi anlatmak için kendi kavram setimizi, kendi kelime dünyamızı yeniden keşfetmek ve inşa etmek zorundayız. Bunu da bilginin doğru tanımı, hakikatin doğru tasviri, anlatının doğru temeller üzerinde inşa edilmesiyle mümkün olduğunu ifade etmeliyim. Tam da bu noktada biz karanlık aydınlanmanın bütün saldırılarına, kapitalist tüketim modellerini ve teşhir kültürünün bütün saptırmalarına rağmen ve onlara karşı aklımızı ve kalbimizi korumaya ve özgürleştirmeye devam edeceğiz. Donukluğa karşı içtihadı, ifsada karşı ıslahı, duraklamaya karşı tecdidi, dağılmaya karşı tevhidi, statükoculuğa karşı yenilikçi geleneği, atalete karşı da devrimci değerleri öne çıkartarak kendimize yeni bir anlatı yeni bir gelecek inşa edeceğiz. Düşman yaratma oyunlarına karşı her an teyakkuzda olup onların oyunlarını boşa çıkartacağız. Türkiye olarak biz bilgiyi hakikatten, hakikati varlıktan, gücü hak ve adaletten, hikayeyi ve anlatıyı anlam ve istikametten ayırmadan yolumuza devam edeceğiz. Temel çabamız, gayretimiz hikayemizi evrensel bir dille anlatmak ama hikayemizin sadece şu grubun, bu hizbin, bu bölgenin, bu şehrin değil bütün coğrafyamızın, bütün insanlığın da bir hikayesi olduğunu fark ederek, kavrayarak bize kulak vermeye gönlü olan, aklı olan, kulağı olan herkesle paylaşmak olacaktır. Bu yüzden de biz hikayemizi inşa edeceğiz, anlatacağız, paylaşacağız ki başkalarının hikayeleriyle bizim hikayemiz de zenginleşsin."

T.C. İletişim Başkanlığı

670,406 次观看 • 5 个月前

Genel Başkan Yardımcımız ve Parti Sözcümüz Ömer Çelik: Esas mesele silahlı tehdidin ve terör örgütünün gündemden çıkmasıdır. Türkiye çok uzun zamandır silahlı terör örgütünün tehdidiyle karşı karşıyadır, buna karşı mücadele etmiştir. Kahraman şehitlerimizin ve gazilerimizin eşsiz fedakârlıklarıyla bu terörün ve terörün arkasındaki siyasi projelerin hedefine ulaşması engellenmiştir. Bugün gelinen noktada yapılan yasal düzenleme, PKK, KCK terör örgütünün Türkiye'deki, Suriye'deki, Irak'taki, İran'daki, Avrupa'daki legal ve illegal bütün unsur, şube ve uzantılarıyla gündemden çıkmasını ve sona ermesini hedeflemektedir. Bu son derece açık bir şekilde şimdiye kadar ifade edilmiştir, bundan sonrasında da takip edilecek husus budur. Terör örgütünün gündemden çıkması, devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde, hukuk devleti ve demokrasinin imkân ve kabiliyetleri çerçevesinde ortaya koyduğu seçenekler sayesinde gerçekleştirilmektedir. Geçmişte AK Parti’den önce de Millî Güvenlik Kurulu tavsiyeleriyle terör örgütünden ayrılmak isteyenlere bir zemin oluşturulması gündeme getirilmiştir. Bugün gelinen noktada ise bütün bu tecrübelerden yola çıkarak son derece güvence veren, güveni ve güvenceyi bir arada gösteren bir çerçeve yasa ortaya çıkmıştır. Tabii PKK, KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye ve Avrupa’daki bütün illegal unsurlarıyla sona ermesi, silah terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracaktır. Türkiye bu silahsızlanmayla birlikte bu tehdidin sona erdiğini, bu süreç başarıya ulaşırsa, ki başarıya ulaşması için hepimiz gayret etmeye devam edeceğiz, hep beraber görecektir. Tabii bu terörün gündemden çıkmasıyla birlikte esasında yepyeni bir iklim doğacaktır. Bu yepyeni iklim demokrasimizin üstündeki yükün kalkması, demokrasimizin üzerindeki bu stresin kalkmasıyla birlikte aslında demokrasimizin ölçeğini büyütecek. Demokrasimizin derinleşmesine daha çok imkân verecek. Demokratik birtakım adımların atılması için daha güçlü bir siyasi ve demokratik iklimin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla terör örgütünün yükünden Türkiye'nin kurtulması demek aynı zamanda demokrasisinin ölçeğini büyütecek, siyasi iklimine daha çok oksijen yükleyecek bir zemine kavuşması demektir. Demokrasinin ölçeğinin büyümesi demek, siyasi iklimin daha çok oksijene kavuşması demek, Türkiye'nin Türkiye Yüzyılı hedeflerine giderken, bölge barışına katkı yaparken, küresel barışa katkı yaparken çok daha yüksek bir performans ortaya koyması demektir. Bugün bu yasal çerçeveyle atılan adım esasında bu açıdan bakarsanız bir başlangıcı oluşturacaktır. Bunun Meclisimize, ekonomimize, sivil toplum hayatımıza yansıması, bunun bugün aralarında birtakım mesafe olduğunu düşünen toplumsal kesimlere yansıması çok büyük, çok pozitif ve çok değerli olacaktır. Onun için her birimizin burada bahsettiğim çerçevede bu sürecin başarıyla tamamlanması ve bu silahlı tehdidin ve terör örgütünün gündemden çıkması, bütün bu sürecin başarıyla sonuçlanması için katkısı, esasında Türkiye'nin geleceğine atılmış bir imza olarak düşünülebilir.

AK Parti

35,599 次观看 • 26 天前

Esas mesele silahlı tehdidin ve terör örgütünün gündemden çıkmasıdır. Türkiye çok uzun zamandır silahlı terör örgütünün tehdidiyle karşı karşıyadır, buna karşı mücadele etmiştir. Kahraman şehitlerimizin ve gazilerimizin eşsiz fedakârlıklarıyla bu terörün ve terörün arkasındaki siyasi projelerin hedefine ulaşması engellenmiştir. Bugün gelinen noktada yapılan yasal düzenleme, PKK, KCK terör örgütünün Türkiye'deki, Suriye'deki, Irak'taki, İran'daki, Avrupa'daki legal ve illegal bütün unsur, şube ve uzantılarıyla gündemden çıkmasını ve sona ermesini hedeflemektedir. Bu son derece açık bir şekilde şimdiye kadar ifade edilmiştir, bundan sonrasında da takip edilecek husus budur. Terör örgütünün gündemden çıkması, devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde, hukuk devleti ve demokrasinin imkân ve kabiliyetleri çerçevesinde ortaya koyduğu seçenekler sayesinde gerçekleştirilmektedir. Geçmişte AK Parti’den önce de Millî Güvenlik Kurulu tavsiyeleriyle terör örgütünden ayrılmak isteyenlere bir zemin oluşturulması gündeme getirilmiştir. Bugün gelinen noktada ise bütün bu tecrübelerden yola çıkarak son derece güvence veren, güveni ve güvenceyi bir arada gösteren bir çerçeve yasa ortaya çıkmıştır. Tabii PKK, KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye ve Avrupa’daki bütün illegal unsurlarıyla sona ermesi, silah terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracaktır. Türkiye bu silahsızlanmayla birlikte bu tehdidin sona erdiğini, bu süreç başarıya ulaşırsa, ki başarıya ulaşması için hepimiz gayret etmeye devam edeceğiz, hep beraber görecektir. Tabii bu terörün gündemden çıkmasıyla birlikte esasında yepyeni bir iklim doğacaktır. Bu yepyeni iklim demokrasimizin üstündeki yükün kalkması, demokrasimizin üzerindeki bu stresin kalkmasıyla birlikte aslında demokrasimizin ölçeğini büyütecek. Demokrasimizin derinleşmesine daha çok imkân verecek. Demokratik birtakım adımların atılması için daha güçlü bir siyasi ve demokratik iklimin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla terör örgütünün yükünden Türkiye'nin kurtulması demek aynı zamanda demokrasisinin ölçeğini büyütecek, siyasi iklimine daha çok oksijen yükleyecek bir zemine kavuşması demektir. Demokrasinin ölçeğinin büyümesi demek, siyasi iklimin daha çok oksijene kavuşması demek, Türkiye'nin Türkiye Yüzyılı hedeflerine giderken, bölge barışına katkı yaparken, küresel barışa katkı yaparken çok daha yüksek bir performans ortaya koyması demektir. Bugün bu yasal çerçeveyle atılan adım esasında bu açıdan bakarsanız bir başlangıcı oluşturacaktır. Bunun Meclisimize, ekonomimize, sivil toplum hayatımıza yansıması, bunun bugün aralarında birtakım mesafe olduğunu düşünen toplumsal kesimlere yansıması çok büyük, çok pozitif ve çok değerli olacaktır. Onun için her birimizin burada bahsettiğim çerçevede bu sürecin başarıyla tamamlanması ve bu silahlı tehdidin ve terör örgütünün gündemden çıkması, bütün bu sürecin başarıyla sonuçlanması için katkısı, esasında Türkiye'nin geleceğine atılmış bir imza olarak düşünülebilir.

Ömer Çelik

28,633 次观看 • 26 天前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ateş Serbest 2025 Faaliyeti’nin Seçkin Gözlemci Günü’nde konuştu. Bakan Yaşar Güler, konuşmasında şunları söyledi: BU FAALİYET, ORDUMUZUN ATEŞ GÜCÜNÜ GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR "Bu kapsamlı faaliyet, kahraman ordumuzun üstün ateş gücünü, aynı zamanda yerli-millî savunma sanayimizin ulaştığı yüksek seviyeyi bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bugün Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sahip olduğu imkân ve kabiliyetler ile yüksek nitelikleri haiz personelimizin maharetine şahit olmaktan büyük bir mutluluk ve gurur duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Ordumuzun envanterindeki birbirinden farklı sistemlerin denendiği ve etkinliklerinin bir kez daha müşahede edildiği bu faaliyette; ▪️Kuvvetlerimiz arasındaki birlikte çalışabilirlik pekiştirilmiş, ▪️Ateş desteğinin koordinasyonu geliştirilmiş, Aynı zamanda personelimizin muhtelif çap ve özelliklerdeki silahları tanıması bakımından da faaliyet, müstesna bir deneyim imkânı sunmuştur. Elbette ki bu kapsamlı faaliyetten de elde ettiğimiz verilerle sistemlerimizi geliştirmeye, kahraman personelimizin niteliklerini artırmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle; Ateş Serbest’in planlama, intikal, tertiplenme, hazırlık, icra ve geri intikal safhalarında büyük bir özveriyle görev yapan silah ve mesai arkadaşlarıma üstün gayretleri nedeniyle teşekkür ediyorum. ÜLKEMİZ, BÖLGESİNDE VE DÜNYADA ETKİSİNİ ARTIRIYOR Bugün karşı karşıya olduğumuz küresel tehditler, terörizm ve jeopolitik riskler; bizlere daima güçlü, hazır ve caydırıcı bir orduya sahip olmanın önemini hatırlatmaktadır. Bu bilinçle kahraman ordumuzun harekât etkinliğini ve gücünü her geçen gün artırmakta; karada, denizde ve havada ülkemizin ve asil milletimizin güvenliği için çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz. Özellikle vurgulamak isterim ki Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliği ve burada kıymetli temsilcileri bulunan ülkemizin göz bebeği savunma sanayi kuruluşlarımızın büyük gayretleriyle Türkiye, yerli-millî savunma sanayinde çığır açıcı bir ilerleme kaydetmiştir. Ülkemiz bir kısmını az önce tatbikatta müşahede ettiğimiz etkili silah sistemleri dâhil artık pek çok kritik teknolojiyi tasarlayıp ihraç ederken, bölgesinde ve dünyadaki etkisini de artırmaktadır. Öyle ki personelimizin yüksek fedakârlığı, savunma sanayimizin başarısı ile stratejik ve çok yönlü politikamız doğrultusunda küresel güvenlik ve barışa katkı sağlamak için uluslararası görevlerimizi büyük bir başarıyla ifa etmekteyiz. Nitekim ortaya konulan çok boyutlu diplomasi sayesinde dost ve müttefiklerimizle iş birliğini derinleştiriyor, ülkemizin uluslararası platformlardaki aktif rolünü daha da artıyoruz. GAZZE KONUSUNDA ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRECEĞİZ Bu faaliyetlerimiz kapsamında en son geçen hafta NATO Kosova Gücü (KFOR) komutasını bir kez daha üstlendiğimizi ifade etmek isterim. Özelikle vurgulamalıyım ki Türkiye olarak başta bölgemiz olmak üzere tüm dünyada, barışın sağlanmasına katkı sunmayı, her zaman adil ve kalıcı çözümün savunucusu olmayı ilkelerimizden biri olarak görüyoruz. Bu açıdan İsrail ve Filistin arasında ateşkese varılmasının bölgedeki çatışmaların sona erdirilmesine yönelik çok önemli bir diplomatik adım olduğuna inanıyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi ülkemiz; uluslararası müzakere masalarının etkin bir üyesi olduğunu, Mısır’daki ateşkes görüşmelerinde de bir kez daha açıkça göstermiştir. Pek çok aktör de Türkiye’nin bu konuda üstlendiği aktif ve yapıcı rol ile ateşkese ulaşılması noktasında sağladığı mümtaz katkıları dile getirmektedir. Ancak özellikle vurgulamak isterim ki Gazze’de çatışmaların tamamen durdurulmasına ilişkin planın uygulanabilirliğinin uluslararası desteğe ve adil güvence mekanizmalarının kurulmasına bağlı olduğu da unutulmamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti olarak tarihî misyonumuz çerçevesinde ve Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleri doğrultusunda başta insani yardımların hızlıca bölgeye ulaştırılması, ateşkesin eksiksiz uygulanması ve sürekliliğine yönelik gelişmeleri yakından izleyecek, ihtiyaç duyulabilecek her konuda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz. NİHAİ HEDEFİMİZ, TERÖRÜN SONA ERMESİ Dünya bir krizden geçiyor, asimetrik risk ve tehditler devam ediyor. Buna karşı devletimiz mevcut gerilimleri en iyi şekilde yönetebilmek adına proaktif bir anlayış, stratejik ve kapsamlı bir planlama ile çok yönlü ve güçlü bir güvenlik politikası uyguluyor. Esasen, ülkemizin savunma ve güvenliğini en üst seviyede sağlama noktasındaki en önemli dayanak noktalarımızdan biri milletçe sahip olduğumuz birlik ve beraberliktir. Bu çerçevede; iç cephemizi tahkim etmekte, bin yıllık kardeşliğimizi pekiştirme anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bugün artık ülkemizin huzurunu, güvenliğini ve geleceğini 40 yılı aşkın süredir tehdit eden terörle mücadelede önemli bir dönüm noktasına ulaşılmıştır. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz çerçevesinde, 'Terörsüz Türkiye' hedefine her alanda ulaşmak, ülkemizin tüm kaynaklarını ve enerjisini, kalkınma, refah ve aydınlık dolu ortak bir geleceğe yönlendirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde büyük bir gayretle çalışıyoruz. Şüphesiz ki bugün bu seviyelere gelmemizde en büyük pay aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları ve kahramanlıklarıdır. Nihai hedefimiz, 86 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bunun için de PKK ve iltisaklı tüm gruplar, alınan fesih kararı kapsamında derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli; başta Suriye olmak üzere farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları, bir an önce ve koşulsuz şekilde silahlarını teslim etmelidir. Başta PKK/YPG/SDG olmak üzere hiçbir terör örgütünün bölgede kök salmasına, komşularımızda farklı adlar altında faaliyet göstermesine müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatmak isterim. BU TOPRAKLAR, TARİH İLE BUGÜNÜ BULUŞTURUYOR Bu topraklarda bir asır önce istiklal mücadelesi veren bir ordunun mensupları olarak bulunmanın tarihî anlamına da dikkat çekmek isterim. Öyle ki Sakarya Meydan Muharebesi’nin en yoğun çatışmalarının yaşandığı ve savaşın kaderini belirleyen kritik bölgelerden biri olan Polatlı-Beylikköprü-Acıkır hattı, asil milletimizin bağımsızlığı için her şeyini ortaya koyan Türk askerinin kahramanca mücadelesine şahit olmuştur. Dolayısıyla bu topraklar, şu anda da millî hak ve menfaatlerimizin korunması için icra ettiğimiz tatbikatlara ev sahipliği yaparak tarih ile bugünü buluşturan bir bölge olması hasebiyle büyük bir manevi mirası temsil etmektedir. Gururla ifade etmeliyim ki 104 yıl önce zor şartlarda ve kısıtlı imkânlarla mücadelesini ortaya koyan Silahlı Kuvvetlerimiz, büyük bir gelişim göstererek bugün üstün nitelikleri haiz personeli, yüksek teknoloji ürünü silah sistemleriyle dünyanın önde gelen ordularından biri hâline gelmiştir. Ulaştığımız bu üstün seviyeyi sürdürebilmek en büyük önceliğimizdir. Bu anlayışla, 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerimize daha emin adımlarla yürümek için çalışmalarımıza azim ve kararlılıkla devam edeceğiz. Bu çalışmalarda siz kahraman ve fedakâr silah ve mesai arkadaşlarımın sergilediği yüksek özveri takdire şayandır. Elbette ki bundan sonra da artan bir gayretle şanlı ordumuza güzide katkılar sağlayacağınıza, ifa edeceğiniz faaliyetlerde tüm yeteneklerinizi ortaya koyacağınıza yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. ▪️Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, ▪️Başta törenimizi teşrif eden kıymetli şehit-gazi yakınları olmak üzere tüm kahraman gazilerimiz ile şehit ve gazi ailelerimize saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ateş Serbest 2025 Faaliyeti'nde görev alan siz kahraman silah ve mesai arkadaşlarımı bir kez daha canıgönülden kutluyor, Katılım sağlayan tüm personelimizi tebrik ederek başarılarının devamını diliyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hoşça kalın." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,691 次观看 • 10 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İtalya Millî Günü dolayısıyla Ankara’da düzenlenen resepsiyona Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak ve Kuvvet Komutanları ile katıldı. Bakan Yaşar Güler resepsiyonda bir konuşma yaparak şunları söyledi: İKİLİ İLİŞKİLERİMİZ GÜÇLENEREK DEVAM EDİYOR Dost ve müttefik ülke İtalya’nın Millî Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor, sizlere Sayın Cumhurbaşkanımızın da selamlarını iletiyorum. Ayrıca, sizlerin şahsında dost İtalya halkına da saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Türkiye ve İtalya tarih boyunca barışın, ticaretin ve medeniyetlerin kesişim noktası olan Akdeniz’in iki stratejik aktörü olmuştur. Ülkelerimiz arasında, kökleri asırlar öncesine uzanan tarihî ilişkiler bugünkü yakın münasebetlerimize de büyük bir ivme kazandırmaktadır. İkili ilişkilerimiz pek çok platformda sahip olduğumuz ortak değerler ve çıkarların yanı sıra liderlerimizin stratejik vizyonlarıyla her alanda güçlenerek devam etmektedir. TÜRKİYE VE İTALYA, ORTAK SAVUNMA VE GÜVENLİK PERSPEKTİFİNİ PAYLAŞIYOR Bölgesel ve küresel gerginliklerin tırmandığı kritik bir dönemde Türkiye olarak Karadeniz’den Afrika’ya, Orta Doğu’dan Kafkaslar’a kadar barış ve istikrarın hâkim olması için yoğun bir çaba sarf ediyoruz. İçinden geçtiğimiz bu hassas süreçte, karşı karşıya kaldığımız krizler ve sınamalar bölgesel güçlerin iş birliği yapmasını da her zamankinden daha elzem hâle getirmiştir. Nitekim Türkiye ve İtalya, en başta NATO çatısı altında ortak savunma ve güvenlik perspektifini paylaşmakta, Akdeniz ile Avrupa-Atlantik güvenliğinin korunmasında beraber hareket etmektedir. Balkanlar’daki en büyük NATO Misyonu olan NATO Kosova Gücü Komutanlığındaki birlikteliğimiz, ortak güvenlik vizyonumuzun güçlü bir yansımasıdır. Aynı şekilde Libya’dan Balkanlar’a kadar geniş bir alanda istikrarın ve barışın tesisi için koordineli çalışmakta, stratejik çıkarlarımızı entegre etmek ve müşterek çözümler üretmek adına yoğun gayret göstermekteyiz. Diğer yandan ikili ilişkilerimizin kurumsal zeminde daha da derinleşmesi amacıyla hayata geçirilen Türkiye-İtalya Hükümetler Arası Zirve’nin son yıllarda kazandığı ivmeyi de memnuniyetle karşılıyoruz. Bu toplantılar vesilesiyle siyasi diyaloğumuz gelişirken, ekonomik ve ticari iş birlikleri ile savunma sanayi gibi stratejik alanlardaki ortaklığımızın da büyümesine zemin hazırlamaktayız. İtalya’nın dış ticaretimizde ilk 5 ülke arasında yer alması da bunun bir yansımasıdır. ORTAK FAALİYETLER VE TATBİKATLAR DEVAM EDİYOR Yakın münasebetlerimizin bir yansıması olarak Silahlı Kuvvetlerimiz arasında ortak faaliyetler ve tatbikatlar da devam etmektedir. Aynı şekilde savunma sanayine yönelik anlaşmaların imzalanmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Askerî iş birliği ve savunma sanayi alanındaki bu güçlü ilişkilerimizi daha üst seviyelere taşımak için büyük bir gayretle çalışıyoruz. Bu konuda değerli mevkidaşım Sayın Crosetto ile samimi ve yapıcı bir iletişime sahibiz. Diğer alanlarda da ilişkilerimizi daha yukarılara taşıyacak kararlılığa sahibiz. Bu büyük potansiyelin ülkelerimizin refahı adına önemli olduğunu ve yeni iş birliklerine zemin hazırladığını düşünüyoruz. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde İtalya’nın yapıcı yaklaşımının sürece değerli katkılar sağladığını ve bu konuda aktif desteğin sürdürülmesinin kıymetli olduğunu vurgulamak isterim. İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde de köklü ilişkilerimiz ortak çıkarlarımız ve birbirimize katabileceğimiz pek çok katkı ekseninde diyalog ve iş birliğimizi daha yüksek seviyelere taşıyacağız. Sonuç olarak birbirimize olan güvenimiz ve desteğimizle Türkiye-İtalya dostluğunun bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da artarak devam etmesi en büyük temennimizdir. Bu konuda İtalya’nın Sayın Büyükelçisinin, göreve başladığı günden bu yana gösterdiği çabalar takdire şayandır. Bu vesileyle kendilerine ve İtalyan Büyükelçiliğinin seçkin personeline özellikle teşekkür ediyorum. Sözlerime son verirken İtalya Millî Günü’nü bir kez daha kutluyor, İtalyan dostlarımıza sağlık, başarı ve esenlikler diliyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Viva la miçitza Türkiye-İtalya, bonasera. (Var olsun Türkiye-İtalya dostluğu, iyi akşamlar.) #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

57,529 次观看 • 1 年前

Başkan Joan Laporta Estruch'nın gündeme dair açıklamaları: "Öncelikle Atletico Madrid'e büyük saygı duyuyoruz ve yöneticilerini de kişisel olarak takdir ediyoruz çünkü çok uzun yıllardır birbirimizi tanıyoruz. Neler yaşandığını buradan açıklamak istiyorum. Barça olarak Atletico Madrid'e doğrudan kulüpten kulübe resmi bir teklif yaptık. Ben bizzat Miguel Ángel Gil'i telefonla aradım ve durumu da kendisine ilettim. Kendisi oyuncuyu satmaya niyetli olmadıklarını, çünkü Julián'ın bir alternatifinin bulunmadığını söyledi. Ben de bunu anlayışla karşıladığımızı ve eğer bu yaz yerine birini bulurlarsa da ilgimizin devam ettiğini ekledim. Deco ile de konuyu değerlendirdik ve meseleyi kabullendik. Sonra ne oldu? Öğrendik ki Atletico Madrid oyuncuyu satmak için başka takımlarla pazarlık yapıyor. Olayların gidişatına bakıldığında, teklifimizin hala geçerli olduğunu düşündük; zira oyuncunun Barça’ya gelmek istediği herkesin malumu. Bu durum bizde, Barça’nın eylemlerinden kaynaklanmayan bir şaşkınlık yarattı; zira bize oyuncuyu satmak istemediklerini söylerken, aynı zamanda diğer kulüplerle bir anlaşmaya varmaya çalıştıkları izlenimi veriyorlardı. Bu nedenle, güvendiğimiz kişiler aracılığıyla Enrique Cerezo ile görüştük; o da daha sonra o açıklamaları yaptı. Enrique’ye tüm saygımla – onu çok takdir ediyorum – şunu söylemeliyim ki, Barça bu durumun gerektirdiği şekilde davrandı ve biz de diğer kulüplerle yaptığımız gibi hareket ettik. Aynı durum Manchester City ile de yaşandı; bir oyuncuyu satmak isteyip istemediklerini öğrenmek için görüştüğümüz başka kulüpler de oldu ve bize satmak istemediklerini söylediler, biz de konuyu orada kapattık. Ancak gelinen son noktada, Atlético Madrid’in oyuncuyu başka kulüplere satmak istediğine dair bilgi aldık; bu nedenle biz, Barça, hâlâ devredeyiz ve Atlético Madrid’in oyuncuyu satmak istemesi halinde teklifimiz transfer döneminin sonuna kadar geçerliliğini koruyacaktır. Gerçek şu ki Julián Alvarez ile hala çok ilgiliyiz. Daha önce yaptığımız teklifin kabul edilmesini isteriz. Bu teklifi Atletico Madrid'e son derece saygılı bir şekilde ilettiğimizi de belirtmeliyim. Eğer bu yaz transfer döneminde satmak isterlerse, sunduğumuz teklif doğrultusunda, oyuncuyu kadromuza katmaya hazır olduğumuzu bilmelerini istiyoruz." "Bu perşembe, Athletic Bilbao'ya karşı oynayacağımız maç öncesinde Katalan bağımsızlık bayrağının sergilendiği bir gösteri düzenlenecek. Bu bayrak, bildiğiniz gibi, Katalanların ve pek çok Barça taraftarının düşünme biçimini temsil ediyor. Aslında İspanya'nın, ifade özgürlüğünün İspanya Anayasası’nın temel hakları arasında yer aldığı, sosyal ve demokratik bir devlet olarak tanımlandığını söyleyebilirim. Ve bu bayrak, bu anlamda ifade özgürlüğünün tam kalbinde yer alıyor. Bu bayrak, birçok Katalan’ın özgürlük arzusunu ve özgür olma isteğini ifade ediyor. Bu nedenle bu irade, ifade özgürlüğünün bir parçası ve kendimizi barışçıl bir şekilde ifade etmenin bir yolu olduğu, ayrıca şiddet ya da nefret yaratmadığı için saygıyı hak ediyor. Benim görüşüme göre, bu bayrağa saygı duymalıyız çünkü o, tıpkı barışçıl, şiddet içermeyen ve nefret yaratmayan belirli bir düşünce biçimini ifade eden diğer tüm sembollere saygı duymamız gerektiği gibi, bizim özgürlük arzumuzu temsil ediyor. FC Barcelona olarak, Elche maçına Katalan bağımsızlık bayrağını getirdiği için bir Barça kulüp üyesine saldıran ulusal polisin orantısız ve şiddet içeren eylemlerini reddediyor ve kınıyoruz. Bununla birlikte, bu konuyla ilgili yardımcı olmak amacıyla çocuğa ve ailesine destek olmaya hazır olduğumuzu belirttik. Bu nedenle Barça olarak, ulusal polis tarafından gerçekleştirilen bu orantısız ve şiddet içeren eylemin, olayın tüm ayrıntıları netleştiğinde – ki görüntüler çok net – bu tür durumlarda olması gerektiği gibi uygun cezanın verilmesini bekliyoruz. Ve Spotify Camp Nou’da göreceğimiz bu Katalan bağımsızlık bayrağını sergileme eyleminin, bundan böyle tüm Barça taraftarlarının fiziksel zarar görme tehlikesi hissetmeden bu bayrağı yanlarında taşıyarak maçlara girebilmelerini ve bu bayrağın devlet güçleri nezdinde bir leke olarak görülmemesini sağlayacağını umuyoruz." "Yönetim Kurulu'nun aldığı karar neticesinde yarınki maçta Dünya Kupası kazanan Barça oyuncuları onurlandırılmayacak. Çünkü yaşananlardan dolayı şu anda bu etkinliğini düzenlemek için uygun zaman olmadığını düşünüyoruz ve bu nedenle bunu gerçekleştirmeyeceğiz. İspanya Futbol Federasyonu ile temasa geçtik ve onlar da tutumumuzu gayet iyi anladılar. Dolayısıyla bu etkinlik gerçekleşmeyecek; çünkü futbolun insanları bir araya getirmeye hizmet etmesi gerektiğini ve kimsenin yararına olmayacağını düşündüğüm bu tür durumlara yol açmaması gerektiğine inanıyoruz."

FC Barcelona

13,461 次观看 • 6 天前

🇹🇷 Cihat Yaycı: Husiler Bitmiyor Çünkü Bitirilmek İstenmiyor “Husilerin tamamen ortadan kaldırılması aslında hiçbir büyük gücün işine gelmiyor. Çünkü Husilerin varlığı; bölgede askerî müdahaleleri meşrulaştıran, ittifakları güçlendiren ve İran tehdidini sürekli canlı tutan bir gerekçe olarak kullanılıyor. ABD ile Suudi Arabistan arasında yapılan anlaşma da bu stratejinin önemli bir parçasıdır. Bu anlaşma, Suudi Arabistan’ın her yönüyle ABD’nin yanında yer alacağının resmiyet kazanması anlamına geliyor. Artık ABD, ‘Biz müttefik olduk. Gerektiğinde senin topraklarını da kullanırım.’ diyebilecek. Bununla da yetinmeyip, ‘İsrail de benim müttefikim. Sen de İbrahim Anlaşmaları’nı imzala ve bu cephede yer al.’ baskısını artıracaktır. Böylece Husilere yönelik operasyonlarda Suudi Arabistan’ın daha aktif rol alması sağlanacaktır. Zaten Yemen’de Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında uzun süredir bir rekabet bulunuyor. Ancak dikkat edin; tüm bu mücadelelere rağmen Husiler tamamen ortadan kaldırılmıyor. Çünkü Husilerin varlığı; ABD’nin de, İsrail’in de ve İran’ın bölgesel tehdit olarak gündemde tutulmasını isteyen çevrelerin de işine geliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde çok daha yoğun bombardımanlar göreceğiz. Fakat bunun bedelini yalnızca Yemen ya da bölge ülkeleri değil, bütün dünya ödeyecek. Bugün sadece bir tanker seferinin maliyeti yaklaşık 2,5 milyon dolar artmış durumda. Gemilerin Ümit Burnu’nu dolaşmak zorunda kalması taşıma sürelerini uzatıyor, lojistik maliyetlerini yükseltiyor ve küresel enflasyonu tetikliyor. Diğer taraftan günlük küresel petrol arzında yaklaşık %25’lik bir aksama yaşanıyor. Bu durum petrol fiyatlarını yeniden 100 doların üzerine taşıdı. Petrol fiyatları 120 dolar seviyesini aşarsa, birçok devlet ciddi ekonomik krizlerle karşı karşıya kalacaktır. Buna Türkiye de dâhildir.” 🎥 Videonun tamamını izlemek için👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

16,828 次观看 • 1 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Katar Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığında Mehmetçiklerimizle akşam yemeği yedi. Yemeğin ardından kahraman personelimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: DOSTLARIMIZA GÜVEN VERİYORSUNUZ Resmî ziyaret kapsamında dost ve kardeş ülke Katar’da sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Yüzyıllara dayanan tarihî ve kültürel bağlar üzerine inşa edilen Türkiye ile Katar arasındaki ilişkiler hemen her alanda hızla gelişmeye devam etmektedir. İki kardeş ülke, ortak bir medeniyetin ve inancın mirasçıları olarak birbirlerine her zaman destek olmuşlardır. Zor zamanlarda ülkelerimizin birbirlerine gönülden yardım etmesi Türk ve Katar halkları arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarını ve yardımlaşmanın gücünü tüm dünyaya göstermiştir. Katarla dostluk ve kardeşliğimizin en açık göstergeleri; - 2015 yılından itibaren Türk Kara Unsur Komutanlığımızın, - 2017 yılından itibaren de Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımızın burada sürdürdüğü güvenlik, eğitim ve askerî danışmanlık faaliyetleridir. Ayrıca son iki yıldır Katar Türk Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımız da Katar’ın güvenliği ile Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin savunma imkân ve kabiliyetlerini desteklemeye yönelik önemli katkılar sunmuşlardır. Sizler; buradaki varlığınızla dostlarımıza güven verirken iki ülke arasındaki dayanışma ve ortak güvenlik anlayışını da güçlendiriyorsunuz. Her birinizin yüksek disiplini, eğitim seviyesi ve görev bilinciyle Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünün, kararlılığının ve güvenilirliğinin temsilcisi olduğunu bilhassa vurgulamak isterim. Bu kapsamda siz kahraman silah arkadaşlarımın vazifelerinizi en iyi şekilde yerine getirme gayretinde olduğunuzu memnuniyetle müşahede ediyorum. ŞEHİTLERİMİZE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM Ancak bu görevlerin icrasında kimi zaman bizleri derinden üzen hadiselerle de karşı karşıya kalınabiliyor. Nitekim 21 Mart’ta burada meydana gelen elim helikopter kazasında, kahraman silah arkadaşımız Hava Savunma Binbaşı Sinan Taştekin ile iki ASELSAN teknisyenimiz ve Katar Silahlı Kuvvetlerinden dört kardeşimiz şehit olmuşlardır. Bu vesileyle aziz şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve kardeş Katar Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı diliyorum. Bu acı hadise Türkiye ile Katar arasındaki askerî iş birliğimizin ve ortaklığımızın bir kader birliğine dönüştüğünü göstermektedir. Nitekim, bölgede meydana gelen hassas gelişmeler dost ülke Katar’da bulunmamızın ne kadar hayati önemde olduğunu da bir kez daha teyit etmiştir. Zira bölgemiz son dönemde kritik gelişmelere sahne olmaktadır. Özellikle İran ile Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasında yaşanan savaş, tüm bölgeyi etkileyen bir güvenlik krizine dönüşmüştür. Bu süreçte Katar da coğrafi konumu ve stratejik önemi nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkilenmiş, çeşitli tehditlere ve füze saldırılarına maruz kalmıştır. Ancak bu zorlu süreçte Katar; sergilediği soğukkanlı, kararlı ve makul tutumuyla bölgesel istikrarın korunmasına önemli katkı sağlamıştır. Özellikle belirtmeliyim ki bu yaklaşım, tüm bölgenin güvenliği açısından da çok kıymetlidir. Türkiye olarak bizler için Katar yalnızca dost bir ülke değil; tarihî bağlarımızın, kardeşliğimizin ve karşılıklı güvenimizin güçlü şekilde tesis edildiği müstesna bir ortaktır. Bu anlayış doğrultusunda Türkiye, her zaman olduğu gibi bu zorlu süreçte de Katar’ın yanında olmuş, zor zamanlarda dayanışmasını açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu anlayışımızı, bundan sonra da kararlılıkla sürdürecek, ikili iş birliğimizi her seviyede geliştirmeye devam edeceğiz. SİZLERİN BU KRİTİK SÜREÇTEKİ ÇALIŞMALARI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR Bölgemizde savaşın genişleme riski hâlen mevcuttur. Bununla birlikte, kırılgan da olsa ilan edilen ateşkesi kıymetli buluyor, bunun başta bölgesel güvenliğin sağlanması ve ekonomik istikrarın tesis edilmesi adına kalıcı hâle gelmesini temenni ediyoruz. Zira kalıcı bir istikrarın tesisi yalnızca bölge ülkelerinin değil, küresel güvenlik ortamının geleceği açısından da hayati önem taşımaktadır. Bu süreçte Türkiye her zaman olduğu gibi barışı önceleyen, gerilimi düşüren ve istikrarı destekleyen bir yaklaşım sergilemeye devam etmektedir. Buradaki tüm unsurlarımızın icra ettiği görevler de bu stratejik yaklaşımımızın sahadaki en güçlü yansımalarından birini oluşturmaktadır. Böyle kritik bir dönemde sizlerin başarılı çalışmaları, hem ülkemizin itibarı hem de kardeş Katar ile olan bağlarımız açısından büyük önem taşımaktadır. Bu vesileyle, bugüne kadar ortaya koyduğunuz üstün performans ve özverili çalışmalarınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, her birinizin gözlerinden öpüyorum. HEDEFİMİZ, BÖLGESİNDE VE DÜNYADA DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin en büyük gücü; sizlerin varlığı ve ortaya koyduğunuz çabalardır. Bu doğrultuda Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz başta ülkemiz olmak üzere tüm bölgemizde güvenlik mimarisinin en temel unsuru olarak faaliyetlerine azim ve kararlılıkla devam edecektir. Yegâne hedefimiz; sizlerin de katkısıyla bölgesinde ve dünyada daha güçlü bir Türkiye, daha saygın, daha etkili ve daha caydırıcı bir Türk Silahlı Kuvvetleridir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Siz kıymetli arkadaşlarımın bu kritik süreçte üstlendiğiniz tarihî sorumluluğu bundan sonra da yüksek bir adanmışlık duygusu ile yerine getireceğinize yürekten inanıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,129 次观看 • 4 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Muş ziyareti sırasında şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimiz ile iftarda bir araya geldi. Kahraman gazilerimizin değerli ailelerinin de yer aldığı iftarda Bakan Yaşar Güler bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MUŞ, TARİHÎ ZAFERİN SICAKLIĞININ HİSSEDİLDİĞİ KADİM ŞEHİRLERİMİZDEN BİRİDİR Mübarek Ramazan ayının coşkusunu ve huzurunu paylaştığımız bu anlamlı iftar sofrasında güzide şehrimiz Muş’ta sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Birlik ve dayanışma ruhuyla aynı sofrada buluştuğumuz bu bereketli iftar programında Sayın Cumhurbaşkanımızın da sizlere selamını iletmek istiyorum. Muş; Malazgirt’te ortaya çıkan kahramanlık ruhunun ve Anadolu’nun kapılarını milletimize açan tarihî zaferin sıcaklığının hâlâ hissedildiği kadim şehirlerimizden biridir. Murat Nehri’nin bereketiyle yoğrulan bu topraklar tarih boyunca vatanına bağlı, cesur ve fedakâr insanların yurdu olmuştur. Muş’un bu özelliğine ilişkin şairimizin; “Malazgirt’ten yankılanır bu toprakların sesi, Asırlardır bitmez Muş’un vatan nefesi, Murat kıyısında büyür Muş’un yiğidi, Vatan sevgisiyle çarpar onun yüreği” mısralarında ifade ettiği gibi Muş’un Koçyiğit evlatları, Malazgirt’ten Yemen’e, İstiklal Harbi’nden terörle mücadeleye söz konusu vatan olduğunda daima en öne atılmış, “ben de varım” demiştir. Bu köklü emanetin taşıyıcıları olan sizler ve sizlerin şahsında tüm Muşlu kardeşlerim devletinize ve milletinize olan bağlılığınızla, aynı şekilde dayanışma ruhunuz ve samimiyetinizle gönlümüzde ayrı bir yere sahipsiniz. Hiç şüphesiz siz kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz ile kahraman gazilerimiz de bu mirasın en önemli temsilcilerisiniz. Bu nedenle bugün sizlerle aynı sofrayı paylaşmak bizler için son derece kıymetli ve anlamlıdır. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİNE SAHİP ÇIKMAK EN ÖNEMLİ GÖREV Kahraman ordumuz; sınırlarımızın korunmasından, terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızın güvenliğinin sağlanmasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda, büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda elde edilen tarihî başarılar, ülkemizin ve milletimizin güvenliğinin temin edilmesi bakımından son derece önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu kapsamda terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, hudutlarımızın emniyeti güçlü bir şekilde tesis edilmiştir. Şüphesiz bu başarıların arkasında başta aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin fedakârlığı olmak üzere yiğit Mehmetçiğimizin cesareti ve milletimizin yani sizlerin duası vardır. Aziz şehitlerimiz en kıymetli varlıkları olan canlarını vatan ve bayrak uğruna feda ederek bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir gelecek bırakmışlardır. Onların geride bıraktığı emanet, hepimiz için hem aziz bir hatıra hem de büyük bir sorumluluktur. Şehitlerimize yoldaş kahraman gazilerimiz ise bu milletin gurur nişanesi olarak fedakârlığın ve yurt sevgisinin yaşayan timsalleridirler. Onların emeklerine sahip çıkmak ve fedakârlıklarını daima minnetle yâd etmek de bizim için en önemli görevdir. Elbette bu büyük fedakârlığın en ağır yükünü şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli aileleri taşımaktadır. Sizlerin sabrı, metaneti ve vakur duruşu milletimizin ortak hafızasında çok özel bir yere sahiptir. Şunu özellikle ifade etmek isterim ki siz şehit ve gazi ailelerimiz, başımızın tacısınız. Bu yüzden her zaman yanınızda durmaya ve daima sizlere destek olmaya devam edeceğiz. EN UFAK BİR TACİZE KARŞI KOYMAKTA SON DERECE MUKTEDİRİZ Yakın coğrafyamız başta olmak üzere tüm dünyada kritik gelişmelerin yaşandığı, risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemi yaşıyoruz. Buna bağlı olarak da savunma ve güvenlik konuları her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Nitekim en son 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in komşumuz İran’a yönelik başlattığı kapsamlı saldırılar, buna mukabil İran’ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri güney coğrafyamızı büyük bir tehlike sarmalına sürüklemiştir. Türkiye olarak çatışmaların sonlanması için diplomasi ve çözüm odaklı yaklaşımımızı sürdürürken aynı zamanda ülkemizin, hudutlarımızın ve vatandaşlarımızın güvenliği için gereken tüm tedbirleri büyük bir hassasiyetle alıyoruz. Bu çerçevede Türkiye’nin dostluğunun ve yapıcı çabalarının kıymetinin bilinmesi gerektiğini ifade ediyor, bekamıza yönelik en ufak bir tacize karşı koymakta son derece muktedir olduğumuzu da bir kez daha hatırlatıyoruz. Özellikle vurgulamalıyım ki nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin, saygın ve caydırıcı özellikleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bu coğrafyanın en güçlü ordularının başında gelmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİNİ BAŞARIYA ULAŞTIRMA KARARLILIĞIMIZ DEVAM EDİYOR Yakın bölgemizde yaşanan bu çatışma ortamında güvenlik açısından gerekli tüm önlemleri alırken iç cephemizi tahkim etmek amacıyla da “Terörsüz Türkiye” sürecini başarıya ulaştırma kararlılığımız devam etmektedir. Başta şehit ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları olmak üzere kahraman ordumuzun ve kahraman güvenlik güçlerimizin gayretleriyle terörle mücadelede elde edilen tarihî başarılar, ülkemizin geleceği açısından yeni bir dönemin kapısını da aralamıştır. Devletimizin Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ortaya koyduğu Terörsüz Türkiye hedefi, güvenlik ve huzurun kalıcı hâle gelmesi kadar; - Malazgirt’ten beri bu aziz topraklarda devam eden kardeşliğimizin ebedî kılınması, - Çocuklarımızın, terörün gölgesinden uzak bir ülkede büyümesi, - Ülkemizin daha fazla gelişmesi ve kalkınması, - Ve tüm vatandaşlarımızın refah payının artması anlamına da gelmektedir. Bu konuda devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüt söz konusu değildir. Bu kapsamda sahadaki gelişmeleri dikkatle takip ediyor, çalışmalarımızı planlı biçimde sürdürerek gerekli tedbirlerimizi her zaman ki kararlılığımızla alıyoruz. Bu süreçte güzide şehrimiz Muş’un da bin yıldır ev sahipliği yaptığı birlik-beraberlik ve kardeşlik iklimini daha pekiştireceğine yürekten inanıyorum. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN ONURUNA LEKE DÜŞÜRÜLMEYECEK Altını çizmek isterim ki bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar, şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. Nitekim son yıllarda terör örgütlerinin eylem kapasitesinin sonlandırılmasıyla, tehdit ortamı yerini huzura bırakmıştır. Bu sayede bölge illerimiz de hak ettiği yatırımları daha fazla ve güvenli bir şekilde almaya başlamıştır. Çok iyi biliyoruz ki güçlü bir Türkiye, her açıdan gelişmiş, imar ve bayındır hâle gelmiş şehirlerle mümkündür. Bu yüzden şehirlerimizde kalkınmanın hızlanmasını, istihdamın artmasını ve gençlerimizin geleceğe daha umutla bakabilmelerini öncelikli görüyoruz. Muş’umuz da sahip olduğu tarihî mirası, bereketli toprakları ve çalışkan insanıyla bu kalkınma yürüyüşünün önemli merkezlerinden biridir. Devletimizin yürüttüğü çalışmalarla önümüzdeki dönemde Muş’un kalkınmasına yönelik yeni projeler, yatırımlar ve hizmetler artarak devam edecektir. Sizlerin de desteğiyle bir ve beraber olarak, geleceğe emin adımlarla yürüyecek ve ülkemizin gücüne güç katacağız. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize, sağlıklı ve huzurlu bir ömür temenni ediyorum. Katılımlarınız için her birinize canıgönülden şükranlarımı sunuyor, iftar programını organize eden başta Sayın Valimiz ve Sayın Vekilimiz olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu vesileyle bir kez daha hayırlı Ramazanlar ve hayırlı iftarlar diliyor; önümüzdeki hafta idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramı’nızı da şimdiden kutluyor ve sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

38,662 次观看 • 5 个月前

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI YAŞAR GÜLER, İFTARI BAYBURT’TA MEHMETÇİKLERİMİZ, ŞEHİTLERİMİZİN AİLELERİ VE GAZİLERİMİZLE BİRLİKTE YAPTI Bayburt’ta bulunan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, iftarı 17’nci Komando Tugay Komutan Yardımcılığımızda Mehmetçiklerimiz, şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleriyle yaptı. Bakan Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ile birlikte katıldığı iftarda konuşma yaparak şunları söyledi: TARİHİ ZAFER GÜNÜMÜZÜ BÜYÜK BİR GURURLA YÂD ETTİK Mübarek Ramazan ayının bereketini ve huzurunu paylaştığımız bu anlamlı iftar sofrasında, baba ocağım Bayburt’ta sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu güzide iftar programında birlik ve dayanışma ruhuyla sizlerle aynı sofrada buluşurken aynı zamanda can Bayburtumuzun düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünü de idrak etmenin heyecanını yaşıyoruz. Nitekim gün içinde icra edilen görkemli etkinliklerle bu tarihî zafer günümüzü büyük bir gururla yâd ettik. Bayburt’umuzun şanlı tarihinde müstesna bir yere sahip olan Kop savunmasında yazılan kahramanlık destanları, bu topraklarda yetişen her vatan evladı için büyük bir ilham kaynağıdır. Tarihten bugüne her daim vatanına bağlılığıyla, devletine sadakatiyle ve milletine hizmet etme azmiyle öne çıkan güzel Bayburtumuz, bu yönüyle Anadolu’nun vicdanı ve milletimizin ortak değerlerinin güçlü bir yansımasıdır. ŞEHİTLERİMİZ VE GAZİLERİMİZ MİLLETİMİZİN ONUR VE HAYSİYETİNİ TEMSİL EDİYOR İşte bu mirasın en vakur ve güçlü temsilcileri de şüphesiz ki siz şehit ve gazi ailelerimiz ile kahraman gazilerimizdir. Bu yüzden sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizler için çok büyüktür. Çok iyi biliyoruz ki aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz milletimizin onur ve haysiyetini temsil etmektedirler. Aziz şehitlerimiz ve siz kahraman gazilerimiz aynı zamanda Türk kahramanlığının ve fedakârlığının gurur timsali mazisi şan ve şerefle dolu Türk ordusunun da ilham kaynağıdırlar. Bugün bu aziz vatanda huzur içinde yaşayabiliyorsak bu sizlerin fedakârlıkları sayesindedir; hakkınızı hiçbir zaman ödeyemeyiz. Ancak başımızın tacı olan sizlerin hayatlarını kolaylaştırmak ve yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir gayret içindeyiz. Şanlı atalarımızdan ve aziz şehitlerimizden bizlere yadigâr olan kutsal vatanımızı daha güçlü, daha müreffeh ve daha güvenli bir geleceğe taşımak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu bilinçle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de ülkemizin güvenliği ve asil milletimizin huzuru için azim ve kararlılıkla görev yapmaktadır. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin silah arkadaşları yani kahraman Mehmetçikler, onların bıraktığı kutsal mirası ve şanlı sancağı gururla taşımaktadırlar. Bugün sınır ötesinde icra edilen operasyonlardan hudut güvenliğinin sağlanmasına, Mavi ve Gök Vatanımızın korunmasından uluslararası görevlere kadar başarıyla yürütülen çok yönlü faaliyetlerimiz, bu yüksek vazife şuurunun en açık göstergesidir. Bayburtumuzun medarıiftiharlarından biri olan 17’nci Komando Tugayımız bu faaliyetlerde şanlı ordumuzun önemli birliklerinden biri olarak önemli görevler üstlenmektedir. DEVLETİMİZİN DURUŞU NETTİR Kahraman ordumuz son yıllarda icra ettiği başarılı operasyonlarla terör örgütüne büyük darbeler vurmuş ve terörü bitirme noktasına getirmiştir. İçinde bulunduğumuz kaotik ortam dikkate alındığında terörün tamamen ortadan kaldırılması yalnızca güvenlik meselesi değil, tarihî bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır. Bu tablo karşısında yürüttüğümüz mücadeledeki kararlılıkla birlikte toplumsal dayanışmamızı ve kardeşliğimizi tahkim edecek güçlü bir iradenin ortaya konulması da her zamankinden daha önemli hâle gelmiştir. Bu çerçevede devletimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde terörle mücadelede kaydedilen ciddi aşamayı dikkate alarak, millî birlik ve kardeşliğimizi güçlendirmek ve terörü tamamıyla sona erdirmek için “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştır. Özellikle belirtmeliyim ki başta aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizin emsalsiz fedakârları sayesinde terörle mücadelede elde edilen başarılar “Terörsüz Türkiye” yolculuğunu daha gerçekçi ve ulaşılabilir bir hedef kılmıştır. Bu sürecin kalıcı başarıya ulaşması ise ancak terör örgütünün silahlarını bir an önce teslim ederek tüm uzantılarıyla birlikte taahhütlere eksiksiz biçimde uymasına bağlıdır. Bu konuda devletimizin duruşu nettir ve hiçbir tereddüde yer yoktur. Bizler de bu süreci ilk günden itibaren devletimizin ve ülkemizin bekası ve çıkarları doğrultusunda samimiyetle destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz. Ancak tüm gelişmelere karşı planlı faaliyetlerimizi sürdürüyor, tedbirlerimizi her zamanki kararlılığımızla alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz. STEADFAST DART 2026 TATBİKATI'NDA TSK’NIN GÜCÜNÜ GÖSTERDİK Türk Silahlı Kuvvetleri olarak NATO’nun en büyük tatbikatı olan STEADFAST DART 2026 tatbikatına katıldık. Ülkemizi ve asil milletimizi en üst seviyede temsil ettik. Bir kez daha Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü ve kuvvetini, yerli ve millî silah sistemlerimizin kalitesini gösterdik. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerimizin muharebeye ne denli hazır olduğunu da gözler önüne serdik. O nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri olarak asil milletimize layık olabilmek adına var gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz. BU YOLDA TAVİZ VE PAZARLIK YOK Bu tarihî süreç bir yandan birlik ve beraberliğimizi daha da pekiştirmeyi amaçlarken aynı zamanda gelecek nesillerin güvenlik ve huzuru içindir. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Bu yolda hiçbir taviz ve pazarlık yoktur, olmamıştır. Milletimizin birliğini, kardeşliğini ve güvenliğini zedeleyecek hiçbir adım atılmamıştır, bundan sonra da atılmayacaktır. Yegâne amacımız artık evlatlarımızı yitirmediğimiz, kanın ve gözyaşının sona erdiği, ayrılık tohumlarının kökünden söküldüğü, çocuklarımızın sadece barış ve kardeşlik ortamında büyüdüğü bir geleceği inşa etmektir. Çok şükür ülkemizin her bölgesinin kalkındığı bu güvenlik ve huzur ikliminde Bayburtumuz da yeni ve kapsamlı bir atılım dönemine girmiştir. Özellikle son yıllarda her alanda yapılan birbirinden değerli yatırımlarla Bayburtumuz, Türkiye’nin yükselen yıldızlarından biri durumundadır. Bayburtumuz artık; -Gurur kaynağı olan Üniversitesiyle, -Sayısı 12 binlere ulaşan aynı zamanda dünya ve Türkiye şampiyonlukları elde eden lisanslı sporcularıyla, -Yapılan yatırımlar ve verilen desteklerle tarımsal gelişimin ve kırsal kalkınmanın önde gelen merkezlerinden biri olmasıyla, -Her geçen gün gerçek potansiyelini ortaya koyan kültür ve turizm zenginliğiyle, -Aynı zamanda ulaştırma alanında büyük yatırımlara sahne olmasıyla anılmaktadır. İnanıyorum ki önümüzdeki yıllarda şehrimiz çok daha büyük ilerlemeler kaydedecektir. Unutmayalım ki güçlü bir toplum ancak birlik ve dayanışma ile ayakta kalır. Bayburtumuzun da en büyük gücü, birbirine kenetlenmiş insanlarıdır. Bu dayanışma ruhu geçmişte olduğu gibi bugün de en büyük güvencelerimizden biridir. Sizlerin de desteğiyle bir ve beraber olarak geleceğe emin adımlarla yürüyecek ve ülkemizin gücüne güç katacağız. Kahraman silah ve mesai arkadaşlarımın da Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda kendilerine tevdi edilen görevleri en iyi şekilde, büyük bir şevk ve gayretle yerine getirmeye devam edeceğine inancım tamdır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; Bayburtumuzun düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünü, bir kez daha kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Şehitlerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize sağlıklı ve huzurlu bir ömür temenni ediyorum. Bu vesileyle Ramazan ayının hayırlı ve bereketli geçmesini niyaz ediyor, kahraman silah ve mesai arkadaşlarıma görevlerinde üstün başarılar diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,451 次观看 • 6 个月前

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanizm

118,217 次观看 • 7 个月前

Güney Asya’da Bir Kıvılcım, Kürdistan’da Bir Yangın İbrahim Halil Baran 29 Nisan 2025 Hindistan ile Pakistan arasında son günlerde tırmanan gerilim, sadece iki ülkeyi ilgilendiren bir mesele olmanın çok ötesinde. Nükleer silah kapasiteleri, Keşmir ihtilafı ve küresel güç dengeleri nedeniyle, bu kriz tüm dünya için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Gelişmeler, Hint-Pasifik bölgesinde zaten kırılgan olan dengeyi daha da sarsıyor. Son olaylar zinciri, Keşmir’de bir turizm bölgesinde 26 erkeğin öldürülmesiyle başladı. Bu saldırı, Hindistan’ın Pakistan’a karşı sert diplomatik ve ekonomik adımlar atmasına yol açtı. Hindistan, Pakistan'la diplomatik ilişkileri düşürme kararı aldı, İndus Suları Anlaşması'nın askıya alınabileceğini duyurdu ve iki ülke arasındaki tüm ticari ilişkileri sonlandıracağını ilan etti. İndus sularının kontrolünün Hindistan’da olması, Pakistan için hayati bir tehdit oluşturuyor. Pakistan ise misilleme olarak Hindistan’a ait sivil ve askeri uçaklar için hava sahasını kapattı, Hindistan'ın diplomatik personel sayısına sınırlama getirdi ve Wagah Sınır Kapısı'nı kapattı. Ayrıca, İndus Suları Anlaşması’nın askıya alınmasını açıkça "savaş ilanı" olarak göreceğini belirtti. Uluslararası toplum, iki nükleer gücün çatışmasının yaratabileceği yıkım nedeniyle büyük endişe duyuyor. Çin her iki tarafa da itidal çağrısında bulunurken, Rusya, geçmişte sunduğu arabuluculuk girişimlerine rağmen şu anda sürece aktif bir şekilde dahil değil. ABD ve Avrupa Birliği ise sessiz diplomasi yürütüyor. Ancak sahada gerçek dengeler daha belirgin: Çin Pakistan’ın arkasında, ABD ise Hindistan’ın yanında duruyor. Keşmir meselesi, 1947'den bu yana Hindistan ve Pakistan arasında çözülememiş tarihi bir anlaşmazlık. Bu bölge, bugüne kadar üç savaşa (1947-48, 1965, 1971) ve yüzlerce sınır çatışmasına sahne oldu. 2019'da Hindistan’ın Cammu Keşmir’in özerk statüsünü kaldırması, bugünkü krizin temelini oluşturdu. Gerilimi tehlikeli kılan en büyük unsur ise iki ülkenin nükleer silah kapasiteleri. Hindistan’ın Agni-5 füzeleri 5.000 km menzile sahipken, Pakistan’ın Shaheen-III füzeleri 2.750 km'ye ulaşabiliyor. Bu, Güney Asya'da patlak verecek bir çatışmanın kısa sürede küresel bir krize dönüşebileceği anlamına geliyor. Bölgesel dinamikler de bu krizi büyütüyor. Hindistan, ABD'nin Çin’e karşı geliştirdiği Hint-Pasifik stratejisinde kritik bir müttefikken; Pakistan, Çin'in "demir kardeşi" olarak görülüyor. Dolayısıyla Hindistan ile Pakistan arasında çıkacak bir savaş, sadece Güney Asya’yı değil, küresel stratejik düzeni de sarsabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesine büyük yatırım yapıyor. Ancak Hindistan’ın Pakistan’la bir savaşa sürüklenmesi, Washington’un dikkatini Çin cephesinden uzaklaştırabilir. Bu da Çin’e, Güney Çin Denizi ve Tayvan üzerindeki hamleleri için daha fazla alan açar. Öte yandan, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) Pekin için hayati önemde. Bu koridor, Çin’in küresel ticaret ağı OBOR’un (Bir Kuşak Bir Yol) ana damarı konumunda. Hindistan, ABD ve Avrupa ülkeleri ise buna alternatif olarak Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesini geliştirmeye çalışıyor. Bir Hindistan-Pakistan savaşı, Çin’in Pakistan’daki çıkarlarını tehdit ederek Pekin’in doğrudan müdahil olma ihtimalini artırıyor. Ayrıca İndus Suları Anlaşması’nın askıya alınması ihtimali, Güney Asya’da su savaşları riskini ciddi şekilde gündeme taşıyor. Pakistan'ın tarım ve içme suyu kaynaklarının %80'den fazlası İndus Nehri sistemine bağlı. Bir su krizi, gıda güvenliğini ve enerji arzını tehlikeye atarak dünya genelinde istikrarı bozabilir. 300 milyon insanı barındıran İndus havzasındaki büyük bir göç dalgası, küresel bir felaketi tetikleyebilir. Bu gerilim aynı zamanda Çin-ABD rekabetinin Güney Asya'ya taşınmasına zemin hazırlıyor. Bir yanda CPEC, diğer yanda IMEC gibi dev projeler doğrudan risk altında. Bu da Körfez ülkeleri, İsrail ve Avrupa'nın meselelere daha aktif şekilde müdahil olmasına yol açabilir. Nitekim Hindistan, Fransa’dan 26 Rafale-M savaş uçağı almak üzere 7,3 milyar dolarlık bir anlaşmaya hazırlanıyor. Ayrıca ABD, İsrail, Yunanistan, Fransa, Katar, BAE ve Hindistan'ın katılımıyla Yunanistan ev sahipliğinde büyük bir hava tatbikatı gerçekleştiriliyor. Krizin derinleşme riski, sadece Hindistan ve Pakistan'la da sınırlı değil. İran’ın Belucistan bölgesindeki bağımsızlıkçı hareketler, Afganistan’daki Taliban yönetiminin istikrarsızlığı ve Ortadoğu’daki mevcut kaos ortamı, Güney Asya'da başlayacak bir yangının çok daha geniş bir coğrafyaya sıçrama ihtimalini artırıyor. Bugün itibarıyla gerilim, diplomatik, ekonomik ve sınırlı askeri adımlarla sürüyor. Ancak nükleer güçler arasındaki her yeni tırmanma, öngörülemez riskler barındırıyor. Bu nedenle itidal çağrıları ve etkin kriz yönetimi girişimleri, hiç olmadığı kadar büyük önem taşıyor. Sonuç olarak, Hindistan-Pakistan gerilimi, yalnızca Keşmir ihtilafı veya Güney Asya dengeleri üzerinden okunabilecek bir kriz değil. Nükleer risk, su ve enerji güvenliği, küresel ticaret koridorları ve Çin-ABD rekabeti üzerinden tüm dünya sistemini etkileyebilecek bir tehdide dönüşmüş durumda. Şimdilik ne alakası var denilse de Hindistan ile Pakistan arasındaki kriz, Kürtler açısından doğrudan bir taraf seçimi meselesidir. Çünkü Kürtlerin Ortadoğu’daki geleceği, doğrudan ABD ve İsrail’in bölgesel politikalarına bağlı bir evrim geçirmektedir. Özellikle Suriye, Irak ve İran üçgeninde Kürtler, ABD ile fiili, İsrail ile ise stratejik bir ittifak ilişkisine sahiptir. Yakın bir zamanda Suriye'de Kürtler doğrudan ABD'nin askeri ve siyasi desteğiyle özgürleştiler. İsrai’in operasyonlarıyla Suriye’de İran’ın etkisi azaltıldı ve sonuçta Kürtler artık federe bölge kurmaktan bahseder hale geldiler ve buradaki kaderimiz de İsrail’in bölgedeki güç dengesini elinde tutmasıyla mümkün. Irak'ta 1991 Körfez Savaşı sonrası kurulan güvenli bölge ve ardından Kürdistan için oluşturulan federal statü süreci doğrudan ABD etkisiyle gerçekleşti. Irak’ın bir karşıtı olarak İsrail, bu statünün korunmasında oldukça stratejik bir role sahip. Bugün İran’da da Kürtlerin özgürleşmesi, doğrudan ABD’nin ve İsrail’in İran’a yönelik tutumuyla kesinlikle yakından ilgilidir. Türkiye’de de durum farklı değildir. Bu stratejik ittifak ilişkileri göz önüne alındığında, Kürtler açısından Pakistan ve Çin ekseninin desteklenmesi siyasi bir intihar anlamına gelir. Çünkü Pakistan ve Çin, İran rejimiyle dostane ilişkilere sahiptir ve Türkiye bu üçü ile ayrıca ittifaka sahiptir. Nitekim bu krizde Çin, Türkiye ve İran, doğrudan Pakistan’dan taraf olmuşlardır. Özellikle Türkiye’nin Pakistan’a verdiği destek, yalnızca dini ve siyasi yakınlıkla açıklanamaz. Asıl mesele, 20. yüzyılın başında İngilizler tarafından kurulan bölgesel statükoyu koruma amacıdır. İngilizler, Sovyetlerin sıcak denizlere inmesini engellemek üzere Yunanistan, Türkiye, İran, Afganistan, Hindistan ve daha sonra da Pakistan’ı bir set olarak inşa etmişti. Bugün de bu strateji hala değişmiş değildir. Türkiye, İran ve Pakistan gibi devletler, İngilizlerin çizdiği sınırları, özellikle Kürtsüz sınırları koruma refleksiyle hareket etmektedir. 1955 yılında kurulan ve Sento olarak bilinen Bağdat Paktı'nın temel amacı da budur: Kürtlerin statü talebini bastırmak ve bölgeyi Batıya entegre bir tampon kuşak halinde tutmak. Bugün Pakistan, İran rejimiyle askeri teknoloji işbirliği yapıyor, Taliban yönetimiyle ilişkilerini güçlendiriyor ve Türkiye’nin Kürt karşıtı politikalarını destekliyor. Türkiye ise hem Pakistan üzerinden Asya’ya üzerinde bir etki üretiyor hem de Birleşmiş Milletler ve İslam Konferansı Örgütü gibi platformlarda Kürtlerin uluslararası tanınırlığını bu güç birliği ile engelliyor. Sonuç olarak, Kürtler açısından Hindistan, Kürdistan özgürlük mücadelesinin dolaylı müttefiki konumundadır. ABD’nin Hindistan’a verdiği destek ve Hindistan’ın Çin-Pakistan-İran-Türkiye bloğuna ve elbette İngilizlerin bölgesel statükosuna karşı duruşu, Kürtler için stratejik bir fırsat alanı yaratmaktadır. Bu nedenle Hindistan'ın güçlenmesi, Pakistan’ın zayıflaması ve ABD ile Hindistan ekseninin bölgesel ağırlık kazanması, Kürt ulusal çıkarlarıyla uyumludur. Kürtlerin bölgesel siyasette doğru tarafı belirlerken bu tarihsel ve jeopolitik gerçekleri göz önünde bulundurması kritik önemdedir.

ibrahim halil baran

38,705 次观看 • 1 年前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 次观看 • 5 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kahramanmaraş programı kapsamında Türkiye Muharip Gaziler Derneğini ziyaret ederek kahraman Gazilerimizle bir araya geldi. Bakan Yaşar Güler ziyarette şunları söyledi: GAZİLİK, BÜYÜK BİR ŞEREF VE ONUR VESİLESİ Millî Mücadele ruhunun sembol şehirlerinden biri olan güzide şehrimiz Kahramanmaraş’ımızda bulunmaktan ve bu vesileyle Türkiye Muharip Gaziler Derneğimizi ziyaret etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Türkiye Muharip Gaziler Derneğimizin; gazilerimiz arasındaki dayanışmayı güçlendirmek, onların hak ve menfaatlerini korumak, gazilik ruhunu yaşatmak ve kahramanlık mirasımızı gelecek nesillere aktarmak amacıyla yürüttüğünüz faaliyetleri memnuniyetle takip ediyoruz. Bu kapsamda Derneğimizin faaliyetlerini son derece kıymetli buluyor, bu anlamlı hizmetlerde gayret sarf eden tüm yönetici ve mensuplarına teşekkür ediyorum. Gazilik; şanlı tarihimizde ve milletimizin vefakâr gönlünde daima büyük bir şeref ve onur vesilesi olarak görülmüştür. Bu şerefli ünvan; aynı zamanda vatan ve millet aşkının, yüksek karakterin, vakur duruşun da bir sembolüdür. Kahraman gazilerimiz; vatan, bayrak ve millet uğruna gerektiğinde canını ortaya koyan, fedakârlığın ve cesaretin yaşayan timsalleridir. Vatan ve bayrak uğruna mücadelenin en büyük temsilcileri olan şehitlerimiz ve onlara yoldaş, şehadete âşık gazilerimizin göğsünü siper ederek yazdığı kahramanlık destanları hiçbir zaman unutulmayacak, asil milletimizin vefa dolu gönlünde daima yaşayacaktır. Fedakârlıklarınızın karşılığını hiçbir şekilde ödememiz mümkün değildir. Her zaman başımızın tacı olan siz kahraman gazilerimiz ile çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimizin daima yanlarında olacağız. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HATIRASINA LEKE DÜŞÜRÜLMEYECEK Bugün, 40 yılı aşkın süredir ülkemizin huzurunu ve güvenliğini tehdit eden terör belasından kurtulmak, milletimizin önüne konulan engelleri ortadan kaldırmak ve evlatlarımızın geleceğini teminat altına almak için “Terörsüz Türkiye” hedefine doğru kararlı bir yürüyüş içindeyiz. Devletimizin, Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik liderliğinde yürüttüğü bu tarihî süreç, kardeşliğimizi pekiştirme, milletimizi güvenli ve müreffeh dolu yarınlara ulaştırma kararlılığının da en açık göstergesidir. Şu hususu özellikle belirtmek isterim ki bu süreçte atılacak tüm adımlar, şehitlerimizin aziz hatırasına asla leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna asaletine ve emeklerine zarar vermeyecek niteliktedir. Milletimizin birliğini, kardeşliğini ve güvenliğini zedeleyecek hiçbir adım atılmamış, bundan sonra da atılmayacaktır. Türkiye, asırlara uzanan derin devlet aklı ve millî tarih şuurundan ilham alarak en kapsamlı planlamayla süreci yönetmektedir. Yegâne amacımız; artık evlatlarımızı yitirmediğimiz, kanın ve gözyaşının sona erdiği, ayrılık tohumlarının kökünden söküldüğü, çocuklarımızın sadece barış ve kardeşlik ortamında büyüdüğü bir geleceği inşa etmektir. Bu tarihî yolculukta aziz şehitlerimizin mirasını yaşatmak, gazilerimize minnettarlığımızı ifade etmek ve çok kıymetli ailelerinin her zaman yanında olmak en temel görevimizdir. Bir kez daha vurgulamak isterim ki en büyük ilham kaynağımız olan şehit ve gazilerimizin bu destansı mücadeleleri hiçbir zaman unutulmayacaktır. Sonuç olarak ülkemizin ve milletimizin gündeminden terörü ebediyen yok etmek, bu güzel topraklarda huzur ve güveni kalıcı şekilde tesis etmek için çalışmalarımıza yoğun bir gayretle devam edeceğiz. Sözlerime son verirken başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, sizlerin şahsında tüm kahraman gazilerimize, değerli ailelerimize sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Derneğimize çalışmalarında üstün başarılar temenni ediyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

18,755 次观看 • 2 个月前

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir konuşma yaptı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, 15 Temmuz şehitlerimizin aileleri ile 15 Temmuz’da gazi olan vatandaşlarımızın da yer aldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: 15 TEMMUZ GECESİ ONURLU BİR DESTANA DÖNÜŞTÜ "Sözlerimin başında vatanı, bayrağı, mukaddesatı için 15 Temmuz’da hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, bu uğurda gazi olan kahramanlarımızı şükranla anıyorum. İstiklal ve istikbalimiz uğruna bu topraklara kanlarıyla mühür vuran şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetleri olan siz değerli ailelerimize ve milletimizin yazdığı bu destanın her bir satırına ortak olan tüm vatandaşlarımıza saygılar sunuyorum. Tarih; geçmişin tanığı, geleceğin de rehberidir. Milletlerin kaderi de tarihten ilham ve ibret alarak şekillenir. Binlerce yıllık şanlı tarihimiz de milletimiz için ibretlik hadiselerle doludur. İşte 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hain darbe girişimi de şanlı tarihimizin en karanlık olayı olarak ortaya çıkarken, kısa sürede onurlu bir destana dönüşerek hafızalarımızdaki yerini almıştır. Devletimizin bekasına, milletimizin iradesine kasteden bu menfur teşebbüs Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, asil milletimizin sarsılmaz iradesi ve güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle akamete uğratılmıştır. O gece Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Jandarma ve Emniyet Teşkilatlarımızın vatansever mensupları, vatandaşlarımızla omuz omuza vererek millî iradeye, bağımsızlığımıza ve hukuka olan bağlılıklarını tüm dünyaya ilan etmişlerdir. BİR MİLLETİN KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKMA İRADESİNİN TESCİLİDİR 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişiminin püskürtülmesi değil, aynı zamanda bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tescilidir. Bu şanlı direniş, Türk milletinin topyekûn bir inançla egemenliğine ve istiklaline nasıl sahip çıktığının eşsiz bir örneğidir. Ordu-millet anlayışındaki asil milletimiz, kahraman ordumuz ve güvenlik güçlerimizle birlikte tek yürek, tek yumruk olarak cumhuriyetimize, demokrasimize ve tüm bu kazanımlara canı pahasına sahip çıkmış bir kez daha dosta ve düşmana, Türkiye’nin asla esir edilemeyeceğini Türk milletine asla diz çöktürülemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta sergilediği kahramanlığı karada, denizde, havada ülkemizin ve asil milletimizin huzur ve güvenliğini sağlamak için gösterdiği kararlılığı ve 15 Temmuz’daki asil duruşu ile milletimizin göz bebeği olmuştur. Bugün de içine sızan hain unsurlardan temizlenen kahraman ordumuz, her zamankinden daha güçlü, daha disiplinli, daha caydırıcı ve daha etkin bir şekilde görevlerini ifa ederek necip milletimize nice gururlar yaşatmaktadır. TEK BİR KİŞİ KALMAYANA DEK FETÖ İLE MÜCADELEMİZ SÜRECEK Millî Savunma Bakanlığı olarak FETÖ ile mücadelemizi ilk günkü kararlılıkla sürdürüyoruz. Kim olduğuna bakmaksızın iltisaklı tek bir kişi dahi kalmayana dek bu mücadelemiz hukuk çerçevesinde etkin bir şekilde devam edecektir. Zira devletin kılcal damarlarına sızmış her illegal yapı, güvenliğimiz için ciddi bir tehdittir. Bu konuya dış güvenlik penceresinden bakıldığında da meselenin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Öyle ki en son İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında aynı şekilde Ukrayna ve Rusya içerisindeki asimetrik saldırılarda, iç tehditlerin dış güvenliği nasıl zafiyete uğratabileceğine hepimiz şahit olduk. Bizler geçmişten ders alarak geleceği inşa etme sorumluluğu taşıyoruz. Bu yüzden ülkemizin güvenliğini zedeleyebilecek en küçük bir zafiyete dahi tahammülümüz yoktur. Gerekli mevzuat çalışmaları stratejik önlemler ve tüm paydaş kurumlarla iş birliği içerisinde tüm tedbirlerimizi kararlılıkla almaya devam ediyoruz. ÜLKEMİZİN HEM BÖLGESEL HEM DE KÜRESEL ÖLÇEKTE GÜÇLÜ OLMASI ZARURET HÂLİNİ ALMIŞTIR Dünya hızla değişiyor krizler, çok yönlü tehlikeler, çatışmalar ve savaşlar her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Risklerin ve tehditlerin giderek çeşitlendiği bu ortamda ülkemizin hem bölgesel hem küresel ölçekte güçlü olması bir zaruret hâlini almıştır. Bu hassas ortamda Türkiye sadece kendi coğrafyasında değil, gönül coğrafyamızda da umudunu bize bağlamış dost ve kardeş ülkelerin güvenliğini gözeten, aktif ve yapıcı bir rol üstlenmektedir. Bu durum şanlı tarihimizin omuzlarımıza yüklediği büyük bir sorumluluktur. Bugün; ▪️Afrika’da kalkınmanın, Kafkasya’da barışın, ▪️Karadeniz’de istikrarın, Orta Doğu’da huzurun, ▪️Avrupa’da güvenliğin temel taşlarından biri olmuştur Türkiye. Ülkemizin bu vizyoner dış politikasının sahadaki en güçlü temsilcisi ise Türk Silahlı Kuvvetlerimizdir. Kahraman ordumuz; Azerbaycan’dan Libya’ya, Somali’den Katar’a, Kosova’dan Bosna Hersek’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada, barış ve istikrarın teminatı olarak görev yapmaktadır. Tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim ki Millî Savunma Bakanlığı olarak milletimizin sarsılmaz desteği ve millî-manevi değerlerimizin ışığında kutsal vatanımızın güvenliğini sağlamak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. AMACIMIZ 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' SÜRECİNİN BAŞARIYLA TAMAMLANMASI 'Terörsüz Türkiye' hedefi yakın zamanda ulaşmayı amaçladığımız en temel eşiklerden biridir. Millet olarak geçmişte olduğu gibi bugün de bir ve beraber olarak her türlü tehdidin üstesinden geleceğimize yürekten inanıyor her türlü kirli planı bertaraf edebilecek güçte olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyorum. Gerçek şu ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen süreç, sadece bugünümüzün değil, yarınlarımızın da güvenliğini sağlamaya yönelik tarihî bir adımdır. Yegâne amacımız, sürecin başarıyla tamamlanması ile milletimizin birliğinin ve kardeşliğinin pekişmesidir. Bu doğrultuda ilgili kurumlarımızla tam bir koordinasyon içinde dikkatli ve akılcı bir yaklaşımla çalışmaları sürdürüyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları sayesinde ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunmuş, terör örgütlerine karşı kararlı duruşumuz ve etkin mücadelemiz gerçekleşmiştir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine şükran ve saygılarımı sunuyorum. ÇOK YÖNLÜ FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ Savunma ve güvenlik görevimizin bir diğer önemli cephesi de Mavi, Gök ve Siber Vatanımızdır. Bu alanlardaki hak ve menfaatlerimizi korumak için yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesinden, geniş çaplı tatbikatlara kadar çok yönlü faaliyetlerimizi büyük bir azim, kararlılık ve başarıyla sürdürmekteyiz. Gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye ve daha kudretli bir Türk Silahlı Kuvvetleri bırakmak için çalışmalarımıza yüksek bir heyecan ve motivasyonla devam edeceğiz. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygı ve minnetle anıyor; 15 Temmuz gecesi vatan uğruna canlarını veren tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize, şehit ve gazi ailelerimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

52,764 次观看 • 1 年前

💥🇨🇳Çinli Prof. Zhang Weiwei İran savaşına dair: "Bu savaş Amerikan imparatorluğunun çöküşünü hızlandıracak" "Çin ve İran askeri işbirliği var, Çin büyük bir güçtür" "Bir anlaşmaya vardığımızda her maddesini uygularız" "Trump nasıl olur da kavga çıkarmaya cüret eder?" "Ticaret savaşı, Gümrük vergisi savaşı ve Teknoloji savaşı başarısız oldu. Bu savaş da başarısız olacak." Tam metin ➖ Bu yılın 28 Şubat'ında Amerika ve İsrail, İran'a askeri saldırı başlattı. ➖ Bu açık bir saldırganlık eylemiydi. ➖ Birkaç gün içinde giderek daha fazla insan aynı kanıya vardı: ➖ Trump yine büyük bir stratejik hata yaptı. ➖ Trump ve hükümeti başlangıçta Hamaney'i ortadan kaldırmanın yeterli olacağını düşündü. ➖ Bunu ilk günkü bombardımanda başardılar. ➖ İran'ın askeri komuta sisteminin çökeceğini sandılar. ➖ Halkın ayaklanacağını ve İran'ın teslim olacağını düşündüler. ➖ Ancak beklenmedik şekilde İran'ın karşı saldırısı çok güçlü ve hızlı oldu. ➖ Güvenilir raporlar mevcuttur; bazı bilgilerin doğrulanması zor olsa da. ➖ Örneğin, Körfez ülkelerindeki neredeyse tüm ABD askeri üsleri saldırıya uğradı. ➖ İran'ın füze ve insansız hava araçları bu üsleri hedef aldı. ➖ Bu kez saldırıların isabeti çok daha yüksekti. ➖ Altı ay önceki on iki günlük savaşa kıyasla ciddi bir gelişme sağlanmış. ➖ Teknoloji ve diğer alanlarda açık bir ilerleme görülüyor. ➖ Dün biri bana soru sordu: ➖ "Çin, İran'a gemisavar füzeler ve hipersonik silahlar mı sağladı?" ➖ Çin ve İran 25 yıllık kapsamlı bir işbirliği anlaşması imzaladı. ➖ Bu anlaşma askeri işbirliği içeriyor. ➖ Hepsi kamuya açık, inceleyebilirsiniz. ➖ Çin büyük bir güçtür. ➖ Bir anlaşmaya vardığımızda her maddesini uygularız. ➖ Bu saldırıda neredeyse İsrail'in tüm şehirleri hedef alındı. ➖ İsrail'in stratejik derinliği yok. ➖ Bu büyük bir dezavantaj. ➖ Küçük kasabalar ve hassas bölgeler de yoğun füze saldırılarına maruz kaldı. ➖ Tel Aviv en ağır etkilenen bölge oldu. ➖ Ulusal Güvenlik Ofisi ve Genelkurmay Başkanlığı saldırıya uğradı. ➖ Hava Kuvvetleri Komutanlığı, ticari bölgeler ve kimyasal tesisler de hedef alındı. ➖ İran bu karşı saldırıyı çok önceden planlamış görünüyor. ➖ Dini lider, savunma bakanı ve başkomutan ilk saatlerde hayatını kaybetti. ➖ Ama önceden hazırlanan planlar yine de aynı anda devreye girdi. ➖ Dikkat çekici nokta şuydu: İsrail'in ve ABD'nin lojistik hatları hedef alındı. ➖ Bu, çok önceden yapılmış stratejik bir planlamanın ürünüydü. ➖ İsrail ve ABD, Hamaney'i suikastla ortadan kaldırmayı planlamıştı. ➖ Küçük bir bedelle büyük stratejik başarı elde etmeyi ve İran'ı çökertmeyi umuyorlardı. ➖ Ancak sonuç tam tersi oldu. ➖ İran'ın ekonomisi zaten çok kötüydü. ➖ Renkli devrim neredeyse başarıya ulaşmak üzereydi. ➖ Ekonomik sıkıntılar toplumsal hoşnutsuzluğu körüklüyordu. ➖ Çeşitli muhalif sesler yükseliyordu. ➖ ABD renkli devrime umut bağlamıştı. ➖ Hükümeti destekleyen güçler de küçümsenmeyecek büyüklükteydi. ➖ Bu nedenle uzun süredir bir çekişme süreci yaşanıyordu. ➖ Oysa Hamaney'in öldürülmesi onun için bir şehadet anlamına geldi. ➖ Artık aziz olarak görülüyor. ➖ İran en azından şu an için daha da kenetlendi. ➖ ABD ve İsrail'in saldırganlığına karşı birlikte direniyor. ➖ Hamaney bir sembol, bir simge, hatta bir bayrak haline geldi. ➖ Bence ABD ve İsrail bunu hiç öngörememişti. ➖ Trump'ın kararları hep aceleci. ➖ Hiçbir ciddi araştırma yapılmıyor. ➖ İran toplumunda zaten gelir eşitsizliği ve toplumsal hoşnutsuzluk mevcuttu. ➖ Reformcularla muhafazakârlar, dindarlarla laik kesim arasında gerilim vardı. ➖ Ama yoğun bombardıman iç sorunların bir kenara bırakılmasına yol açtı. ➖ Bu sorunlar ileride yeniden su yüzüne çıkacak. ➖ Yabancı saldırılar çoğunlukla bu tür bir birlik etkisi yaratır. ➖ Sonuç olarak ABD ve İsrail karşıtı öfke ve intikam duygusu güçlendi. ➖ İran'ın Libya ya da Suriye olmadığını unutmamak gerek. ➖ İran'ın kendine özgü kadim bir medeniyeti var: Pers medeniyeti. ➖ İranlılar "Medeniyetimiz 6.000 yıldır devam ediyor" diyor. ➖ Kadim ve bağımsız bir medeniyet mirası taşıyor. ➖ İran önemli bir imalat kapasitesine sahip, özellikle savunma sanayiinde. ➖ Bir anlamda orta ölçekli bir güç; gelişmekte olan ülkeler arasında önemli bir konumda. ➖ Ama asıl mesele şu: Trump'ın karar alma kalitesi son derece düşük. ➖ Bu da ABD'yi köşeye sıkışmış bir hale getirdi. ➖ Bu savaş Amerika'yı yeniden büyük yapmayacak. ➖ Aksine Amerikan İmparatorluğu'nun çöküşünü hızlandıracak. ➖ 2018'den bu yana kamuoyu önünde açıkça söyledik: ➖ Bu karar alma kalitesiyle savaşa girmeye kalkışmamalı. ➖ "Bu Çin" programında bunu defalarca vurguladık. ➖ Ama görünüşe göre o bu programı izlemedi ya da dersleri özümseyemedi. ➖ Her karar aynı şekilde alındı. ➖ Çevresindekiler de karşı çıkmaya cesaret edemedi. ➖ Bunun sonucunda birbiri ardına hatalı kararlar çıktı. ➖ Ticaret savaşı da başarısız oldu, tarife savaşı da, teknoloji savaşı da. ➖ Şimdi bu İran'a yönelik saldırganlık da aynı akıbete uğrayacak. ➖ Amerika'yı yeniden büyük yapmayacak. ➖ Yalnızca Amerikan İmparatorluğu'nun çöküşünü daha da hızlandıracak. ➖ Teşekkürler.

Kuşçu

89,369 次观看 • 5 个月前