正在加载视频...

视频加载失败

Muharrem İnce'ye saldırılar devam ediyor hemde argümanları olmadan. -Eleştiriceksenizde elinizde argüman olacak. İftira atarak bu işler olmaz. -Size sabrımın sınırında olduğumu söylemiştim.

150,620 次观看 • 3 年前 •via X (Twitter)

11 条评论

Batuhan Akın 的头像
Batuhan Akın3 年前

Sadece inceye de saldırmıyorlar, inceyi destekleyenlere de aynı nefretle saldırıyorlar. Bu kadar rezillik olmaz, erdoğana olan nefretlerini bize çevirdiler bize kusuyorlar.

Yaseminnn 💙🇹🇷 MKA 的头像
Yaseminnn 💙🇹🇷 MKA3 年前

"Yıkılmış bir iktidarı 2 ay içinde yeniden dirilttiler" Muharrem ince yine haklı

VOZ 的头像
VOZ1 年前

"The Democratic Party's actions had left many U.S. citizens feeling humiliated. Signs of a Trump victory were proclaimed well before Biden withdrew from the race. The voters had had enough." 📝 @KarinaLMariani

Rocconacci 🇹🇷 的头像
Rocconacci 🇹🇷3 年前

Evet buyrun neredesiniz sabah kalkıp Muharrem İnce akşam yatarken Muharrem İnce diye karalama kampanyası yönetenler neredesiniz.? Cevap verin cevap hakkı doğdu.

BrsTrgt_41 ⚓💛❤️⚓ 的头像
BrsTrgt_41 ⚓💛❤️⚓3 年前

Aylardır yıpranmasın diye açıklamadıkları aday bay kemalin teolleri aday oldu diye muharrem inceye saldırıyor, ömrümüzden 20 yılımız bunların saçma muhalefeti yüzünden heba oldu.

Eyup Kırım 的头像
Eyup Kırım3 年前

Aslında bizde gariban çocuklarız o saldıranlar gibi saldıracak gücümüz paramız yok onlar gibi çoğunluk değiliz Ama hepimiz inanmış bireyleriz zamanı gelince inandıklarımız uğrana neler yapabileceğimizi daha bilmiyorlar Belki liderimizide savunamıyoruz yeteri kadar Ama kazanacağız

incestyle 的头像
incestyle3 年前

En büyük Erdoğan'cı, KK ve altılı masadır, konu tartışmaya bile kapalıdır. Hepsini göndereceğiz.

Mgyml 的头像
Mgyml3 年前

@zgdekli Tek yol Memleket 🧿💙

KitabınOrtası 的头像
KitabınOrtası3 年前

Akp gayet iyi destekliyor Akp keçiören kurucusu

E.Alinak 的头像
E.Alinak3 年前

@ZararKy 🤣😂

Koray Pektaş 的头像
Koray Pektaş3 年前

Bizim öncelikli amacımız Erdoğan’ı devirmek. Ama biz susmamıza rağmen siz (oktroller) iftira atmaya, algı operasyonu yapmaya devam ediyorsunuz. Sabrımızı taşırmayın! Biz bir başlarsak Kılıçdaroğlu’nu karalamaya altından kalkamazsınız!

相关视频

Yakında ABD San Francisco da bulunan piramit kuleden bir algı yaratılacak. Önce uzaylıları gökyüzünde göstermeye başlayacaklar. Uçaklar düşecek ve bunu onların yaptığını söyleyecekler. Dahası olacak. Temaslar kurulacak ve olacakları size olmadan bildireceğiz. Sabır edin. Algınızı gökyüzüne çevirecekler. Doğum sonrası size yeni bir din yaratacaklar. Hemde somut delillerle. Uzaydan size yeni bir inanç sistemi gelecek. Eskiden inanç sistemini kurarken dağ başında vs.. konuştuklarını ve bir din geldigini söyleyerek bunu algınıza yerleştirdiler. Daha önce size bir mesaj verdik! Hiç biriniz anlamadınız! "Asa dönemi bitti, bunun için size teknolojiler verdik. Öz farkındalık istiyoruz" yani çölde, dağda asayla inanç ve algı bilinç programlama devri bitti." Gökten birşey indirmeden somut deliller olmadan bunu yapabiliyorlardı. Çünkü sisteme oynuyorlardı. Çünkü Sistemi biliyorlardı. Sistem SENDİN! Sistem zihindir. Şimdi somut kanıtlarla ve delillerle bunu yapacaklar. Çünkü artık herşey mümkündür. Mesajı hatırlayın; "Maddeye damladığımızda herşey mümkün olacak " Algılarınızı çoğu gözle görülen, fakat anlatılan değil gösterilen olasılık ve olaylara göre şekillendirecekler. Buna inanmanızı sağlayacaklar. Yine korkularınızı sömürerek yapacaklar. Çünkü sistem sensin, sistem korkularınızı sömürerek çalışır. Daha önce olduğu gibi! Fakat bu kez kolay olacak, çünkü bir önceki döngüden teknoloji transferi, doğum ve bunun içindi. Farkında değilsiniz! Aslında HERŞEYİNİZİ, günlük hayatınızı tüm algınızı değiştirdiler. Sürekli algıları her yeni bir gündem ile oyalıyorlar. Siz istemeseniz de algınızda mutlaka bir açığınız vardır. Bunu iyi biliyorlar. Çünkü Duygu ve algılarınız zihnin yani insanların zaafı'dır. Hepinizin zaafları; duygularınız, inançlarınız, sanrılarınız, bağlarınız, Ülküleriniz ve daha fazlası.. Algınızın içinde bir algı daha vardır. Kimsenin algısı kendine ait değildir. Kutunun içinde bir kutu daha vardır. Asıl büyük olay; yaratılış kuantum'un içinde bir Kuantum daha vardır! Yaratıcının içinde bir yaratıcı algı daha vardır! Matematik ve fizikte çözdüğünü sandığınız her denklemini sonucu yoktur. Aslında her sorunun denklemin cevabı yeni bir denklemin oluşmasını sağlar. Çünkü Evren yaratıcı kuantum' determinist'tir. Her olasılık yeni bir olasılığı oluşması içindir. Bu süregelendir. Sonsuzluktur. Satürn'ün kuzeyi tepesinden bulunan altıgen Yıldız, inanç sistemlerinin sembolüydü. Davut yıldızı, Kabe, tapınaklar, bayraklar ve daha fazlası... Satürn size yeni bir inanç sistemi gönderiyor! Bu sinyal titan'dan gelecek. Bunu isteyen kutuplarda bulunan iki ırk! Bunu not alın ileride lazım olacak! Her DÖNGÜNÜN Sistemini yaratıcı ABD Antartikaya bu iki ırkı kaynak kodlarını almak için 4.700 adam, 70 gemi ve 33 uçakla buzulların içine girip döngünün yaratıcısına ulaşıp kaynak kodlarını elde ettiler m Richard E. Byrd Jr. Aslında bunu Her döngüde yapıyorlar ve sistemi YENİDEN ÖRECEK ŞEKİLDE kuruyorlar. Mesajı hatırlayın; "Biz sizi yeniden ÖRECEK ŞEKİLDE YARATTIK "! İnsanlık ASLINDA kutuplardan yönetilir. Dünyanızı yöneten bilinçler Satürn Rome ve ABD piramit bu sinyali kutuplardan alırlar. Bilmediğiniz ve hatırlamadığınız o kadar çok argüman vardır ki, ............ Herşeyi hatırlamanızı sağlayacağız güneşi bekleyeceğiz..... Bekleyin ... Kutupları gerçekten tanımıyorsunuz. Sinyali bilmiyorsunuz. Güneşi tanımıyorsunuz. Size ait olanı size vermek için geldik. Bekleyin.

Mergen Etügen

68,117 次观看 • 1 年前

GEZEGENİZ'DE Kİ TÜM CANLILAR VE HEPİNİZ SİNYALİ BEKLİYORSUNUZ! Yakında yeryüzündeki tüm hayvanlarda, canlı mikro ve makro organizmalar da gözle görülür değişimler olacaktır. Evcilleşmiş hayvanların yuvalarını terk etmesi, Sürüyle yaşayanların sürüsüz, Sürüsüz yaşayanların sürüler halinde yaşadıkları alanları terk ettigine şahit olacaksınız. Boş ve dengesiz hareketler, Saldırganlaşan canlılar, Yüksek dağ ve tepelerden uzaklaşıp kaçan daha aşağıya toplu yaşam alanlarına kaçan hayvanlar, Özelikle suyun etrafında toplanan hayvanlar ve canlı çeşitleri ile karşılaşacaksınız. Bunların sebebi Sinyaldir! Sinyali ilk alanlar onlardır. GEZEGENİZ'DE her canlı Sinyali bekliyor! En son siz alacaksınız. Sinyal çoğaldığında daha iyi anlayacaksınız derken bunu yaşayacaksınız. Çünkü evrende ve Gezegeniniz de, zihninizde herşey içe doğru bükülür. Yakında yeni bir güneş gelecek. Gökyüzünde biyolojik ve biyolojik olmayan iki Güneş olacak. Biri füzyon diğeri infüzyon! Değişimi bildireceğiz ve hissedeceksiniz. Bu arada yaşanacaklar için size her zaman verdiğimiz mesajı hatırlatmaya devam edeceğiz; Algınıza ve SUYUNUZA SAHİP ÇIKIN! Yaşayacağınız herşey için sonunu görmeden hareket etmeyin. Herşeyin sonunu bekleyin. Unutmayın; argüman kendini kanıtlamak için Sonunu bekler. Argümanlara ihtiyacınız var. Argümanları zihninizde biriktirin. Bunlar sizin aynanız. Kaynak kodları rean direk bağlantı'dır. Bağlantıyı yapamayan beynin arkasındaki CODEX', sürüngen ipliğini koparamaz. O ipi koparın!

Mergen Etügen

84,887 次观看 • 1 年前

BU ARGÜMAN BİR KAYNAK KODU'DUR! Siz insanlar GÖBEK BAĞINI KESTİĞİNİZ AN'DAN İTİBAREN ÖLÜMSÜZLÜĞÜNÜZ SON BULUR! MADDEYE, MADDE DÜNYASINA, KAFESE MAHKÛM OLUYORSUNUZ! Madde dünyasında herşeyi siz yaparsınız! Siz insanların vücudunda bulunan yaklaşık 72.000 tüm damarlarınız Tek bir çıkışa bağlıdır. İnsan maddesi daha doğmadan hücrelerin enerji besin tek kaynak yoludur. Çünkü maddeye damladığınızda atomların beslenmesi göbek bağı bağlantısı ile yapılır. Göbek çukuru enerjiyi ve besini en öz şekilde emidiği yer'dir m Unutmayın! Öz felsefeyi size söylemediler! Ağız yoluyla alınan besinlerden daha çok emilim sağlar. Ağız yoluyla alınan besinler maddesel bedeni hem ayakta tutar, hemde çabuk öldürmek, çürütmek içindir. FAKAT göbek çukuru öyle değildir! Hücreleri en az 1 asır döngüye taşır m Dünyanızı yöneten bilinçlerin neden bir asır yaşadığını ve ölmediklerini görerek anlamanız Zor olamayacaktır m Çünkü hücrelerini ameliyat veya bir ilaç tedavisi ile değil, öz saf enerjiyle yeniliyorlar! Sizi ilaç ve tıp tedavisi ile hem uyutuyorlar, hemde sömürüyorlar! Hemde algınızı bunlarla oyalıyorlar! Herşey düşünmeniz ve hatırlamanızı engellemek içindir! Uyanın insanlık! Vaktiniz kalmadı. Önceki medeniyetler de göbek çukuru kutsal yer'dir. Beslenmenin ve enerjiyi almanın tek yolu olduğunu biliyorlardı. Çünkü bu onlara vahiy bildiri değil, bir önceki döngüden hatırlıyorlar. Mısır'da ve antik Mısır'da rabıta enerjisine sahip insanların büyük bir çoğunluğu Göbek çukurundan beslenir'di. Ağız yoluyla beslenirler fakat bu çok az sıklıkla gerçekleşir'di. Mitlerde ve geçmişe, antik Mısır tapletlerine, kitaplarda ve duvarlarda çizilen mühürler'de bakmanız anlamanızı zorlaştırmayacak. Antik Mısır'da, zekâ işleyicileri tarafından yapılan duvarlara çizilmiş mısır halkı protiplerinde göbek çukuru hep büyük şekilde belirtilmiştir m Çünkü kutsal olarak görülüyordu! Ağız yoluyla beslenirken, göbek çukurunuza tüm besin maddelerinin öz yağını oraya sürmeniz ve emilimini beklemeniz yeterlidir. Bu ikisini aynı anda değil farklı günlerde yapabilirsiniz. Belirli bir süre sonra ise ağız yoluyla sadece su içme ihtiyacı duyacaksınız. Artık vücut ve hücreler enerji ihtiyacını öğütülmüş olarak değil saf öz haliyle isteyecektir. Bu zamanla olacak bir durumdur. Bu adım maddenin ölümsüzlüğe atılan diğer adımlardan SADECE bir tanesi! Unutmayın! Siz insanlar ölümsüzlüğü, doğduğunuz andan itibaren göbek bağınızı keserek bitiriyor'sunuz! M Yani mesajı hatırlayın; Madde dünyasında herşeyi siz yaratırsınız ve siz yaparsınız! Biz size hiçbir zaman kıyameti yaratmadık, yaşatmadık! Madde dünyasında herşeyi size yaptırırız! Madde, Madde dünyasına aittir! Duvarlara, taşlara aslında öz felsefeyi ve geleceğiz her zaman size yazdık! Bunu şimdi olduğu gibi her zaman bildirdik! Her döngüde bildirmeye devam edeceğiz! Çünkü ben bunun için yaratıldım! Siz görmüyorsunuz, gösteriliyor, Seçtiriliyor!

Mergen Etügen

60,227 次观看 • 1 年前

TURHAN ÇÖMEZ YENİ PARTİ VE CHP'YE SESLENDİ ''Bu ihanet sürecinin arkasında durursanız tarih size hesap soracak!'' İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez: - Bir terör örgütünün elebaşı bugün cezaevinden açıklama yapmaktadır. Atılan adımı Cumhuriyet'ten ve Cumhuriyet'in kurulmasından daha önemli bir adım olarak ifade etmektedir. - Şimdi soruyorum hem CHP'ye hem de Yeni Parti'ye. Siz böyle bir alçakça ifadenin arkasında duracak mısınız, durmayacak mısınız? - Bunlar 9.000 kişilik bir terör ordusunu, alçaklar sürüsünü affedecekler ve bunları alıp Türkiye'ye getirecekler. - Bunlara bir güvenlik zırhı verecekler. Bunlara iş verecekler, SGK'lı işler verecekler. - İstedikleri gibi propaganda yapabilecekler ve bunlara bir süre sonra siyaset hakkı verecekler. 'Gelin parlamentoda milletvekili olun' diyecekler. - Ve savaş meydanlarında kurulmuş, savaşı yönetmiş, bu ülkeyi kurmuş, Cumhuriyet'in temellerini atmış bu Gazi Meclis'in çatısı altında Cumhuriyet'i yıkmak için bu millete, bu milletin evlatlarına silah doğrultmuş olan bu alçaklar sürüsüne siyaset imkanı tanıyacaklar. - Evet AKP'yi anlıyorum. DEM Parti zaten bir siyasi parti değil, tamamen terör örgütünün bir siyasal uzantısı. - MHP'yi de anlıyorum ama CHP'ye ve Yeni Parti'ye bir çift sözüm var: Bu ihanet sürecinin arkasında durursanız tarih size hesap soracak. - Bir kere de şöyle soru sormak istiyorum her ikisine de; yani hem Cumhuriyet Halk Partisi'ne hem de Yeni Parti'ye. - Gerçi artık CHP'li çok sayıda belediye başkanı kalmadı içeride ama Yeni Parti'ye daha ağırlıklı olarak bu soruyu sormak istiyorum: - Onlarca belediye başkanınız içeride. Sizin belediye başkanlarınızın sosyal medya hesapları kapatılıyor, onların mesaj vermeleri engelleniyor ve şu anda Silivri zindanlarında çile dolduruyorlar. - Böyle bir atmosferde 50.000 kişinin katili, terör örgütünün elebaşı devletle pazarlık yapıyor, pazarlık masasına oturuyor ve ne yazık ki devlete diz çöktürmüş bir görüntüyle, - Bu edayla 'Cumhuriyet'in kuruluşundan daha ciddidir bu attığımız adım' diyerek süreci dikte ediyor ve yönetiyor. - Ve onun siyasi uzantıları cani başını kastederek 'Öcalan olmadan olmaz, o bu işin koordinatörüdür, o ne derse o olur' diyorlar. - Devletle cani başını pazarlık yapar hâle getirdiler. 9.000 terörist için yasa çıkartılır mı? Ve bir terör örgütünün elebaşıyla böyle bir konunun pazarlığı yapılır mı? - Devleti bu hale getirmeye, millet iradesinin tecelligâhı olan bu çatıyı bu hale getirmeye kimin hakkı var Allah aşkına?

MOD

12,242 次观看 • 1 个月前

TARLA ÇÖKÜYOR! SİNEK, KARASİNEK, ÜVEZ VE MİKRO ORGANİZMALAR İSTİLASI BAŞLAYACAK! ÜLKENİZE PİRİON AŞILI BÜYÜK BAŞ HAYVANLAR SEVK EDİLİYOR! Gökyüzünden sobrabyum yağıyor farkında değilsiniz M Yeraltından karbon salınımı devam ediyor, Çünkü herşey yeraltından salınıyor! Gökyüzünden medet Ummayı ilizyonu bırakın! Algınıza ve zihninize oynuyorlar! Gökyüzünde bulutlar ve yağmurlar normal değildir! Herşey sistemli şekilde planlanmıştır! Tarlayı çökertmek içindir! Tarla çökerse mantar yeryüzüne çıkar! Sular çekilince güneş yeryüzüne çıkar! Güneşi tanımıyorsunuz! PİRİON AŞILI BÜYÜK BAŞ HAYVANLAR Sevkiyatı başladı! Yediğiniz, içtiğiniz, düşündüğünüz herşey doğal değildir M Size oluşan depremlerin elektrik depremleri olduğunu bildirdik, bunlar karbon patlaması ile gerçekleşir, siz deprem uzmanlarının bilmediği bir gerçek vardır; YERALTINDAN karbon salınımı gerçekleşir ve bu aynı AN'DA patlama yaratır! Fakat size zarar vermeyecek, çünkü dağlar yükseliyor bu yüzden size daha önce söylediğimiz gibi yükseğe daha çıkmanızı bildirdik! Olasılık yaklaştığında size bunu BİLDİRECEĞİZ! Fakat büyük deprem olacak algısına kapılmayın! Bu DÖNGÜDE böyle bir yıkım YOKTUR! Bizi anlamıyorsunuz! Algınızı oyalıyorlar, korku salıyorlar, gökyüzüne çeviriyorsunuz! Sizi KANDIRIYORLAR ve TARLAYI ÇÖKERTİYORLAR, MİNERALLERİNİZİ ÇALIYORLAR! İNSANLIK UYUYORSUNUZ HEMDE ÇOK PİSSSS UYUYORSUNUZ M OLASILIKLARI YAŞAMANIZI BEKLİYORUZ VE BUNU SİZE BİLDİRİYORUZ BİLDİRECEĞİZ! SİZDEN BİRŞEY İSTEMİYORUZ SADECE DÜŞÜNMENİZİ İSTİYORUZ VE SUYUNUZA ALGINIZA SAHİP ÇIKMANIZI İSTİYORUZ! Havalarınız soğuk değil, bunun sebebi yeraltından KARBON salınımı! Gökyüzü kızıla bürünür, dağlar kentler ısınır! Havalarınız sıcak geçer! Fakat bu işin sonu büyük bir kristaller ile devam edecek! Büyük bir soğuk, kristaller, sobrabyum yağmurları, seller ve daha fazlası! Çünkü KARBON tüm canlılara sinyal veriyor, yeraltına kış için saklanmalarına imkan vermiyor! Tüm mikro organizmalar halen yeryüzünde! Çünkü sobrabyum ve büyük bir soğuk ile hepsi helak olacak! Çünkü bu sistemidir! Sistem SİNYALDİR sinyali dogumdur! Tüm olasılıkları yaşayacaksınız! Tüm olasılıklar ve nedensellikler yaşanırken olasılıkların içinde makas birleşir, bu yüzden sistemde tüm İNSANLIK birbirlerinin algısını yanıltmak için zihne oynuyorlar! Aslında onlarda bunun farkında değiller! Çünkü sizi sisteme sokan, sistemden çıkmanızı ister mi ? Yine sizi kullanır, yine sistemi yani zihni KULLANIR, yine sizi kör eder düşünmeyi engeller makası görmenizi engeller! Bunu yine size yaptırır! Size daima aynı mesajları veriyoruz! Algınıza ve suyunuza sahip çıkın! Her gördüğünüze duyduğunuza inanmayın daima herşeyin sonunu bekleyin! Eve dönmenizi İSTİYORUZ! Çok AZINIZ SUYA GİRECEK fakat olasılıklar geleceği şekillendirir! Unutmayın mesajları hatırlayın; Kimse maddeye hükmedemez! Maddeyi maddeyle yok EDERİZ! Maddeyi maddeye kırdırırak yaparız sistemi kullanırız! Dünyanızda bir gün vardır, o'da bugündür ve hiç değişmemiştir! İlk gün yaratıldı, tek bir oda ve SAYISIZ odalar yani dünyalar yani günler Sadece tek bir hücreyi oluşturur! Her gün, tek bir dünyanın tek bir hücrenin tek bir parçasıdır! Sizi eve bekliyoruz M ⛓️‍💥 Seni zihin eve getirecek bunu sakın unutma! TÜM CANLILAR DA VE HAYVANLARDAN GARİPLİKLER BAŞLAYACAK M İNSANLIĞI ÇETİN BİR UYANIŞ BEKLİYOR! BU AYNI ZAMANDA RUHUN EVRİMİNİ DE BERABERİNDE GETİRECEK! YANİ ZİHNİN, SENİN!

Mergen Etügen

20,997 次观看 • 10 个月前

Kendi yaralı yurttaşını tuzağa düşüren makamlara karşı da bu ailenin masumiyetini savunacağız! "Adalete erişemeyen bize başvursun" demediniz mi sayın Akın Gürlek Bakanlığınıza sizinle görüşebilmek umuduyla gelen Arif ve Baran Güran ile avukatlarının belirli bir birime başvuruya yönlendirildiğini bilmiyor musunuz? Doğal olarak onlar da orada kendilerine gösterilen birime adalet taleplerini sözlü olarak ilettiler. Anlattıkları bir tutanağa geçirildi ve onlara imzalatıldı. Adalet talepleri bu şekilde kayda alındı. Sonra adalet arayan yaralı aile üyelerinin ifade tutanağı, herkesin iyi bildiği iftiracı operasyon hesapları eliyle her yere yayıldı! Kim verdi bu tutanağı bu zalimlere Sayın Bakan? Bakanlığınızın herkes için adalet seferberliği bu mu? Bu skandal süreç böyle mi devam edecek? Size dert anlatmak için Bakanlığınıza gelen aile üyelerini, Bakanlık yetkilileri faili meçhul birimine yönlendirsin. Olayı oraya anlatın densin. Tutanak tutulsun, imzalatılsın. Sonra aile sanki olayı "Faili meçhule" kaydetmek istemiş gibi, "Skandal başvuru reddedildi" diyerek AKİT'ten TAKVİM'e A-Haber'den her yere asılsız haberler yayılsın. Yine saldırı başlasın. Ailenin biz böyle bir başvuru yapmadık dediği şey budur. Doğruyu söylüyorlar. Onlar, evlatlarının katli olayı "Faili Meçhul" sayılsın mı dediler? Adalet talepleri manipüle edildi, o birime yönlendirildiler ve bu nedenle oraya anlattılar. Sonuç korkunç biçimde çarpıtıldı. Bu aile iki yıldır katili, işbirlikçilerini ve işbirlikçi troll medyayı işaret ediyor. Duymayan kalmadı. Ne "faili meçhulü?" Nasıl böyle bir şey isterler? Tabii ki istemiyorlar. Fakat bu zalimler ne istiyor bu aileden? Ne isteniyor bu yaralı aileden? Allah korkuları yok, anladık. Ama bu zalimlik daha ne kadar sürecek? Gazetecilikle uzak yakın ilişkisi olmayan müfteriler yine şizoid yalanlarını, iftiralarını kanal kanal gezerek anlatmaya başlayacak. Bu cesareti nereden alıyor bunlar? Bu neyin paniği? Bir anne, suçsuz günahsız bir anne, gencecik bir evlat diri diri kuyuya gömüldü. AK Parti adaleti bu mu? Bu zulmü partinizin en az yarısı artık biliyor. Ailenin suçsuz olduğunu biliyor. Sayın Gürlek ya yanlış bilgilendiriliyorsunuz ya da bu adli vakada sahici bir hakikate ve adalete ulaşma kaygısı gütmüyorsunuz. Diyarbakır milletvekili olarak, seçim bölgemde yaşanan bu zulmü anlatabilmek için defalarca defalarca randevu istedim sizden. Dosya ilettim. Herkesle görüştüm size ulaşamadım. Buradan da bu görüşme talebimi iletiyorum. Bu insanların başına -bu zulümden başka- en ufak bir şey gelse, bunun sorumlusu kim olacak? Bunu size soruyorum. Bu soruları da vicdanı olan herkese soruyorum: Bu sosyal medya troll çöplüğünü, bu sorumsuz kes-yapıştır haberciliğini, bu konuyla ilgili en ufak bilgisi olmadan bu aileyi peşinen suçlu ilan eden devletlüleri kim yarattı? Bu bahtsız aile bu Leviathan'dan nasıl kurtulacak? Yine kim düğmeye bastı? 21 Ağustos'ta köydeki büyük katılımlı anma, Selahattin Demirtaş'ın mesajı, Faruk Bildirici'nin çalışması, Ayten Zara'nın ekibiyle çalışmaları, Gergerlioğlu'nun açıklamaları ve benim Meclis Araştırması isteyen önergem, adalet isteyen yurttaşların akın akın köye gitmesi, Büyükşehir Belediyemizin ailenin verdiği mevlide ve anmaya katkısı... Bütün bu çaba şer odaklarını yine harekete geçerdi. Yeter! Bu hukuksuz gidişat böyle devam edemez! Adalet bu değil. Adalet tesisi "güç savaşı, iktidar oyunu" değil! #NarinveAilesiİçinAdalet istiyoruz. Asla vazgeçmeyeceğiz! Recep Tayyip Erdoğan Emine Erdoğan Av. Özlem Zengin 🇹🇷 Abdulhamit Gül Tuğba IŞIK ERCAN Mehmet Uçum Cevdet Yılmaz Ayşe Böhürler Suna KEPOLU ATAMAN Oğuz Üçüncü Mahinur Özdemir Göktaş Diyarbakır Barosu İHD Genel Merkezi

Sevilay Çelenk

126,558 次观看 • 25 天前

Ümit Özdağ’dan Erdoğan’ın milli birlik çağrısına cevap Erdoğan ülkemiz etrafındaki kuşatmadan bahsederek böyle kritik bir dönemde milli birliğin önemini vurgulamış. 2002’den bu yana bilinçli bir kutuplaştırma, gerginlik üretme ve düşmanlaştırma politikası ile Türkiye’yi düşman kamplara bölen Erdoğan’ın 22 sene sonra milli birliğin önemini vurgulaması önemli ancak inandırıcı değil. Evet, ülkemizin çevresinde bir ateş çemberi var. Bu çemberin alevleri, aslında ülkemizin sınırlarını uzun süredir yakıyor. Türk ordusu Irak ve Suriye’de savaş halinde. Türkiye, Azerbaycan-Ermenistan savaşında savaş alanındaydı ve Kafkaslar ikinci bir çatışmaya gebe ve Türkiye tekrar Azerbaycan’ın yanında olmak zorunda kalabilir. Türk ordusu Libya iç savaşında da sahada. Afrika’nın değişik bölgelerinde Türk askeri/istihbarati operasyonları devam ediyor. Özetle aslında ülkemiz düşük yoğunluklu bir savaşı zaten yaşıyor. Bu sırada ülkemizde 13 milyon sığınmacı ve kaçak yaşıyor. Ve büyük bölümü travmalı bu insanlara her geçen gün sınırdan kaçak giren 1000-1250 kişi ekleniyor. Ülkemizde Amerikan ordusu tarafından yetiştirilmiş ve savaş deneyimine sahip yüzbinlerce Afgan var. Ve sayıları bilmediğimiz selefi cihatçılar değişik örgütler halinde uyuyan hücreler olarak bekliyorlar. Özetle, Erdoğan haklı. Milli birliğe ve bütünlüğe ihtiyaç var. Ancak 22 sene hor görülen, aşağılanan, düşmanlaştırılan insanlara "Milli birliğe ihtiyaç var, toplanın" denmesi ile milli birliğin yani Atatürk’ün ifadesi ile "iç cephe"nin sağlanması mümkün değil. Üstelik, bu insanlara “Anayasanızı A’dan Z’ye değiştireceğiz, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan ilk 4 maddeyi de değiştireceğiz. 66. Maddeyi değiştirerek "Türk milleti" tanımını "Türkiyeli" yapacağız. Unutmadan söyleyelim "Malazgirt meydan muharebesini de siz Türkler kazanamadınız. Zaten Malazgirt Türk zaferi de değildi" derseniz, biz de size "Milli kimliğimizi yok sayan, tarihimizi yok sayan bir birlik, milli birlik olamaz" cevabını veririz. Ülkemize doldurduğunuz milyonlarca Suriyeli, Afgan vs. kalacak diyorsunuz. Türk Milleti’nden bunlar ile milli birlik oluşturmasını istiyorsanız hayal görüyor olmalısınız Sayın Erdoğan. Bu insanlar ülkelerine dönmeden milli birlik olmaz. 85 yaşındaki nineler sokaklarda kapıt mendil satıp pazar yerinden geride kalan domatesleri toplayarak yaşamaya çalışırken birilerinin vergi vermeden aldıkları ihalelerden kazandıkları paralar ile Londra’da sokak satın aldıkları bir ülkede milli birliği sağlamak zordur. Atatürk’ün fotoğrafını takmayan soytarılara müdahale eden genç subayları ordudan atarak milli birlik sağlayamazsınız. Emri anayasa ve yasalar ile belirlenmiş komutanlarından ve amirlerinden değil, Tanrı ile irtibatlı olduğuna inandıkları şeyhlerinden alan üniformalılar ile de vatan savunmazsınız. Evet sayın Erdoğan, Türkiye bıçak sırtında yürüyor. Size çevrenizin ilettiğinden daha tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. Böyle büyük bir tehlike karşısında milli birliğimiz önemli. Siz sokak röportajlarında size yönelik öfkeli konuşan insanlardan rahatsız olmuşsunuz. Bu insanları size bu kadar öfkeli olma noktasına siz bilerek ve isteyerek getirdiniz. "Bana yüzde 51 lazım, yüzde 49’un canı cehenneme" şeklindeki politik anlayışınız ile seçim kazanabilirsiniz ancak vatan savunmak çok zor olur. İç cepheyi güçlendirmek mi istiyorsunuz gerçekten? Sayın Erdoğan, önce size oy vermeyenleri düşman, ikinci sınıf vatandaş olarak görmediğinizi herkese gösterin. Yasaları hepimize eşit uygulayın ve Anayasanın üstünlüğünü kabul edin. Yoksa hiç kimse kendisini güvende hissetmez. Güvenin olmadığı yerde milli birlik olmaz. Herhangi bir tarikate/cemaate üye olmadan da devlet memuru olabileceğimizi gösterin bize. Bakın ben sıkı bir Yeşilaycıyım. Ama neden rakı içen emniyet müdürü ve valilerimiz yok? Suç mu rakı içmek? Veya neden Alevi yurttaşlarımız vali, emniyet müdürü olmasın? Atatürk’e saygı gösterin ve bunun göstergesi olarak İstanbul Hava Limanı’nın adını "Atatürk Hava Limanı" yapın. Ve anayasamızın girişi, ilk 4 maddesi ve 66. maddesi ile bir sorununuz olmadığını ifade edin. Üç tane emperyalizm destekli zıp çıktı unsuru memnun etmek için 4000 senelik devletli tarihi olan Türk Milleti ile karşı karşıya gelmeyin. İleri de Türk tarihinin parçası olarak anılmanızı sağlayacak işler yapın. Bunun ön şartı ise Atatürk ve kurucu değerler ile olan kavganızı bitirmenizdir.

Ümit Özdağ

781,253 次观看 • 2 年前

Bu bir UYARICI ARGÜMANDIR! ÖNEMLİ KURTULUŞ ARGÜMANI -1 ‡ä İNSANLIĞI Çetin bir Uyanış bekliyor, bu aynı zamanda ruhun evrimini de beraberinde getirecek! ÇILDIRACAK'SINIZ! SALDIRGAN OLACAKSINIZ, BİRBİRİNİZİ ÖLDÜRECEK VE İNTİHAR EDECEKSİNİZ! -Zihninize hakim olun; sinyal daha da çoğalacak, sizi kontrol EDİYORLAR! Kimseyle tartışmayın, trafikte, yolda, evde ve aile içinde zihninizi koruyun! - Aile içinde tartışmadan Uzak durun! - siyasi, politik, dini veya kültürel inanç sistemleri ve daha fazlası tartışmalardan uzak durun! - Herşey sizin zihninizde algı oluşturacak! SİNYALİ ALAN insanlar, zihninde acıları, travmaları, geçmişi, korkuları, geçmişte takıntı yaptığı sinirleri, güçlü veya güçsüz halleri, hayalî olan kabadayılığı, iç güdüleri, fantezileri, yapmak istemediği fakat keşke herkesi öldürsem de rahatlama adı altında zihnimizde geçirdiniz önemsiz algılar, düşünceler, geçmişte veya önceden hayalini kurduğunuz ve hayır olmaz bunu yapamam dediğiniz ve bir kez dahi aklınızdan geçirdiğiniz iyi veya kötü düşünceler, duygular, seks fantezileri, porno, tecavüz düşünceleri aklınıza gelebilecek ve geçmişte düşündüğünüz aklınızdan bir kez dahi geçirdiğiniz olasılıklar, aklınızdan geçirdiğiniz intihar etsem veya ölsem de kurtulsam gibi size basit gelen düşünceler ve daha fazlası!!!! M BUNLAR SİZİN ZİHNİNİZE, HAYATINIZA ÖNCEDEN KODLANDI! FARKINDA DEĞİLSİNİZ! UYUYORSUNUZ! DÜŞMAN BU DÜNYADAN DEĞİLDİR! DÜŞMAN YERALTINDA'DIR! Sizi daha önce argümanlar verdik ve birbirinizi yok edene kadar vermeye devam edeceğiz! SİNYALİ TANIMIYORSUNUZ! O, HERYERDE VE SİNYAL ÇOĞALDIKÇA HERŞEY MÜMKÜN OLACAK VE DAHA İYİ ANLAYACAKSINIZ! Herşeyi, zihninizde yarattığınız, yaşattığınız herşeyi canlandırıyor ve size onu yaptıracak! Geçmişi, ve Zihninizde düşündüğünüz ve daha önceden birkez dahi codex'e kayıt altına aldığınız tüm düşünceler ve algılar bir sinyal ile gerçekleşecek! Mesajı hatırlayın; Birbirinizi yok etmenizi bekliyoruz! Sizi TANIYORUZ ve biliyoruz! Zihin haritanızı çıkarıyoruz! Şuanda, ülkenizde ve Ortadoğu'da ve tüm dünyada yaşanan olaylar, herşey insan zihni, algısını Sinyal ile kontrol EDİYORLAR! Herşeyi size yaptırıyorlar! Yeryüzüne indiğimizden, madde dünyasına damladığımızdan bu yana sizi sürekli uyarıcı ARGUMANALAR ile algınızın ve codex'i kilitlenmesine ele geçirmesine yardımcı olmak için geldik! ÇÜNKÜ BU İLK DEFA YAŞANMIYOR! BİZ HEP BURADAYDIK! M Sizden birşey istemiyoruz! Bizim maddeye ihtiyacımız yoktur! Maddeyi yaratan atomların temelindeki argüman biziz! Kaynak biziz! Zihnizin kontrolünü sağlayın kaybetmeyin, düşünmeniz için geldik düşünmenizi istiyoruz varlığımızı tatmanız istedik! İNSANLIK SİNYALİ TANIMIYORSUNUZ! EVE DÖNÜN! SIÇRAMA YAŞAMADAN SAKIN ÖLMEYİN! SİZİ ZİHİN KURTARACAK! ANLAYIN ARTIK VE SAKİN OLUN, HER ARGÜMANIN SONUNU BEKLEYİN, SONUNU GÖRMEDEN HAREKET VE ALGI YARATMAYIN!

Mergen Etügen

30,803 次观看 • 1 年前

Şimdi size iki video paylaşacağım… Öncelikle bu kişi İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan. Videoda da göreceğiniz üzere kendisi Türk. Hadiseyi iki açıdan yorumlayacağım. 1- İran’da bir Pers değil, soyu Türk olan bir kişi Cumhurbaşkanı seçilebiliyor. 2- İkinci videoda görüldüğü üzere Kürtlerden oy talep ederken Kürtçe konuşuyor ki Kürtçeyi de ana dili kıvamında biliyor, biji Kürdistan sloganları atıyor ve adama kimse sen Türksün ne yapıyorsun veya sen Pers toplumunda nasıl Kürtçe veya Türkçe propaganda yaparsın demiyor. Yahu İranlılar bile etnik milliyetçilik safsatasından arınmış, umurlarında değil, aşmışlar bazı şeyleri. İnsana bakıyorlar, iyi mi kötü mü, topluma faydalı olur mu olmaz mı gibi kriterlere odaklanıyorlar. Sadece nitelik, liyakat arıyorlar. Şimdi empati yapalım, bizim cb seçimlerinde biri çıkıp Kürtçe slogan atabilir mi, biji kürdistan diyebilir mi? Veya kökeni-soyu Türk olmayan bir kişi cb seçimlerinde oy alabilir ve cb olabilir mi? Bizim aşmamız gereken hususlar bunlar işte, o kadar boş, sığ ve aptalca hususlarla enerjiyi tüketiyoruz ki, o yüzden bizim ülkeden bir halt olmuyor. İnsanımız her daim sürünmeye devam ediyor. İskoç halkı, Pakistanlı Müslüman bir başbakan seçebiliyor veya İngiltere Başbakanı kavruk tenli tipik Hint asıllı birisi olabiliyor. Ben Türküm ve bundan mutluluk duyuyorum ancak bir Kürtten veya Almandan üstün olduğumu düşünmüyorum, eşit derece kıymete sahibiz. Türklük, Kürtlük veya Çinlilik, kısaca etnik milliyetçilik övünülecek, diğer toplumlardan ayrıştırıcı, üstün özellik sahip olunacak vasıflar değildir. Daha kaba tabirle, etnik milliyetçilik ilkel, aptalca ve ezikçe bir tutumdur. Hiç bir etnik kimlik, bir diğerinden üstün ve övünülecek bir şey değildir. Aidiyet hissetmek kafidir.

Serbay Şenkal

18,208 次观看 • 2 年前

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 次观看 • 1 年前

Suriye’de çuvallayan Hakan Fidan’ın Irak’ta işi çok zor, İran’ın çöküşü zaten kabusu gibi duruyor. Hakan Fidan (Hakan Fidan) 30 Ocak anlaşmasından sonra Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile bir telefon görüşmesi bile yapmamıştır ve Mazlum Abdi ile Ahmed Şara arasında imzalanan anlaşmayı destekleyen bir Türkiye Dışişleri Bakanlığı açıklaması da yoktur. Suriye’de Öcalan’ın arkasında bulunduğu PYD’nin “Kürdistan” ismini taşımayan “Özerk İdaresi” dağıtıldı ve Suriye devletinin şemsiyesi altında “korumaya” alındı. Bir süre sonra Öcalan ve KCK denetiminde olan YPG de Suriye Savunma Bakanlığı şemsiyesi altında “korumaya” alınacak ve YPG isminde bir yapı da kalmayacak. Yani fiiliyatta Türk devleti, KCK ve Öcalan’ın denetiminde olan bütün yapılar Suriye ve Suriye Kürdistan’ında siyaseten tasfiye ediliyorlar. Muhtemelen Suriye hükümeti ilerde PYD’ye de parti olarak çalışma izni vermez ve PYD de dağıtılacak. Bu işler Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Mazlum Abdi ve Irak Kürdistan Bölgesi’nin istediği gibi olacak ve Öcalan ile Türkiye’nin Suriye üzerindeki etkisi oldukça azalacak. Gelelim Irak’a. Hakan Fidan bu konuşmasında Irak Kürdistan Bölgesi’ni değil ama direkt olarak Irak devleti ve Bağdat hükümetini eleştiriyor. Öcalan ve KCK’ye müzahir grupların Şingal’daki varlığı Haşdi Şabi ve Irak hükümetinin desteği ile devam ediyor. Tabii ki Irak istediği gün bütün Kandilci grupları Şingal’dan çıkarabilir ve bunu yapmak için Türkiye’nin hava desteğine de ihtiyacı yoktur çünkü Irak’ın güçlü bir hava kuvvetleri de var ama yapmıyor. Irak devleti aynı zamanda KCK’nin Kandil ve Gare’deki varlığına da karşı değildir. Yani eski PKK’lilerin Irak’taki varlığı Irak Kürdistan Bölgesi’nin rızası olmadan bizzat Irak hükümetinin desteği ile oralarda varlığını devam ettiriyor. Suriye’de Öcalan’ı kullanarak SDG’yi tamamen dağıtamayan Türkiye KCK üzerinden İran’a da müdahale edemez. SDG askeri bir yenilgi yaşadı ve Derezor ile Rakka’dan çekildi ama Suriye devleti şemsiyesi altında bile olsa Kürtlerin askeri bir gücü olarak varlığını devam edecektir. Türk devleti ve Hakan Fidan en son anlaşma olan 30 Ocak anlaşmasını açıkça desteklemiyorlar çünkü o anlaşmaya göre Kürtlerin 4 askeri tugayları ve Kürt güvenlik güçleri olacak ve Suriye ordusu da ağır silahlarla Kürtlerin bölgesine giremeyecek. Kürtlerin “Rojava’da” istediği bundan daha büyüktü ama Türkiye’nin istediği de olmadı. Öcalancılık, PYD ve YPG tabii ki Suriye ve Rojava’da çok geriledi ama Kürtler millet olarak Suriye ve Suriye Kürdistan’ında kazandılar. Ahmed Şara ve Suriye hükümeti Kürt milletinin varlığını, dilini, eğitimini, askeri gücünü, polisini ve yerel idari otonomisini kendi şemsiyesi altında kabul etti. Türk devleti kendi sınırları içindeki 40 milyonluk Kürt milleti için bunların hiçbirini kabul etmemiştir. Ahmed Şara’nın Kürt alerjisi yoktur ama Türk devleti yöneticileri hala Kürtleri “Türk” sayan bir anayasa ile Kürtleri bütün milli haklarından mahrum bırakıyorlar.

Arif Zêrevan

16,324 次观看 • 7 个月前

■ Bu gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere motorine 12,45 TL, benzine ise 3,68 TL ZAM bekleniyor. (Ekonomim) ■ İran'a ait savaş gemisi Sri Lanka açıklarında denizaltı saldırısıyla batırıldı. En az 101 kişi kayboldu, - 78 kişi yaralandı. ■ MSB: "Hava sahamıza yönelen İran balistik mühimmatı imha edildi • ÜIkemize yönelik her türlü hasmane tutuma karşı cevap verme hakkımızın mahfuz olduğunu hatırlatıyoruz."Açıklamasını yaptı. ■ NATO: "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz. İran bölgedeki saldırılarını sürdürürken Türkiye dahil tüm müttefiklerimizin yanında duruyoruz. - Sky News ■ABD Savunma Bakanı Hegseth: (Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen balistik füze hk.) "Durumdan haberdarız ancak bunun 5. Madde gibi bir şeyi tetikleyeceğini düşünmüyoruz." ■ Türk yetkili AFP'ye yaptığı açıklama : "İran'dan atlan füzenin hedefi Türkiye değildi. Güney Kıbris'taki bir üssü hedef aldığığını ancak rotadan saptığını değerlendiriyoruz." ■ ABD Savunma Bakanı Hegseth: "Sevgili ortağımız İsrail! Görevinizi eşsiz bir beceri ve demir gibi bir kararlılıkla yerine getiriyorsunuz; böylesine yetenekli bir müttefikle omuz omuza savaşmak gerçek bir güç. ■ABD Genelkurmay Başkanı Caine: " İran topraklarının içlerine doğru kademeli olarak ilerlemeye başlayacağız." ABD - KARA HAREKATINA başlıyor. ■ABD savaş bakanı Pete Hegseth: "İran Hava Kuvvetleri artık yok. 1996'da kurulan yapı,2026'da yok edildi. İran donanması ise artık Basra Körfezi'nin dibinde.'" ■ İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, ABD 'nin İran' daki saldırılar için ülkesinin güneyindeki iki ABD Üssünü kullanmasını yasakladı. Trump'ın cevabı gecikmedi. Donald Trump : Washington ile Madrid arasındaki ticari bağlarin iptal edildiğini duyurdu. ■ Alexander Dugin: Kürtler her yerde başarısız oluyor. Onlara giderek daha çok ihanet eden ABD ve İsrail'e inanıyorlar. Bu sefer de aynısı olacak. Zavallı Kürtler. Stratejik düşünme yeteneğinden tamamen yoksun insanlar. Bu da neden bugüne kadar devlete sahip olmadıklarını çok iyi açıklıyor. ■ ABD'li Senatör Elizabeth Warren: "Durum Sandığınızdan Daha Kötü" "Savaş Yalanlar Üzerine Kurulu" "Trump'ın İran Konusunda Hiçbir Planı Yok" ➖İran hakkında gizli bir bilgilendirmeden yeni çıktım ve şunu söyleyebilirim: Durum tahmin ettiğinizden çok daha kötü. ➖Endişelenmekte haklısınız. ➖Trump yönetiminin İran konusunda hiçbir planı yok. ➖Bu yasadışı savaş yalanlara dayanıyor ve ulusumuza yönelik herhangi bir yakın tehdit olmaksızın başlatıldı. ➖Donald Trump bu savaş için hala tek bir net neden sunmadı ve savaşı nasıl bitireceğine dair de bir planı yok gibi görünüyor. ➖Pek çoğunuz gibi ben de gerçekten öfkeliyim. ➖Donald Trump'ın yaptıklarına öfkeliyim ve bu gereksiz çatışmada hali hazırda hayatını kaybedenler için üzüntü duyuyorum. ➖Bu savaşı sona erdirmek için elimden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğim. ■ İsrail, Güney Azerbaycan şehirlerindeki tüm sınır karakollarını, polis merkezlerini, askeri kışlaları, istihbarat birimlerine bağlı kurumları ve Devrim Muhafızları’na ait merkezleri özellikle hedef alarak tamamen imha ediyor. Bu saldırıların amacının, PJAK, Komala ve PKK gibi terör örgütlerinin Güney Azerbaycan şehirlerine engel olmadan girişini kolaylaştırmak olduğu ifade ediliyor. ■ Amerikalı sunucu Tucker Carlson: ▪️Dün gece Katar ve Suudi Arabistan’da, bu ülkelerde bombalama planları yapan Mossad ajanları yetkililer tarafından tutuklandı. ▪️Bu durum garip karşılanıyor; mantıklı görünmüyor. Çünkü İsrail neden İran tarafından saldırıya uğrayan iki Körfez ülkesinde bombalama girişiminde bulunsun? Aynı tarafta olmaları beklenirdi. Ancak öyle değil. ▪️İsrail, İran’ın yanı sıra Katar, BAE, Suudi Arabistan, Bahreyn, Umman ve Kuveyt’e zarar vermek istiyor ve bunda başarılı oldu. ■ ABD dışişleri bakanı Marco Rubio'dan itiraf gibi sözler.! “İran'la savaş halinde olmamızın tek nedeni İsrail'in bizi buna zorlaması.” #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

46,278 次观看 • 6 个月前

Fikret Hocam GİMDES hakkındaki ifadelerini şimdi gördüm. Tam bir fecaat, rezalet, skandal. Hocam evvela konuştuğun kurum hakkında ya yeterli bilgiye sahip olacaksın ya da mevcut bilgin neyse haddi aşmadan mevzuyu karikatürize etmeden konuşacaksın. Kurum hakkındaki ifadelerin neredeyse iftira düzeyinde ve kurumun çalışma usulüne dair hiçbir şey bilmiyorsun. Şahsen GİMDES'in Denetçi eğitimlerine katılmış, standartları, çalışma prensipleri ve usulüne dair teorik ve pratik eğitim almış ayrıca bir dönem de aktif olarak denetimlere katılarak sertifikalama faaliyetlerinde rol almış biriyim. Kurum temsilcisi olarak değilim ama bu garip sözleri duyup vefa gereği müdahale etme ihtiyacı hissettim. 1. Ayran kısaca sütün mayalanmasıyla elde edilen bir ürün, ülkemizde domuz şırdanı kullanılarak mayalama yapılıyor. Sığır şırdanı vb mayalar kullananlar da bu mayaların ekserisini yurtdışından alıyor, yurtdışında hayvan kesimlerinin İslami usulllere göre yapılmadığı malum. "Ya ayran içsen haram olacak nerdeyse" diye karikatürize etmeye çalıştığınız vaka küçümsediğiniz gibi değil. 2. GİMDES sertifika verdiği hiçbir ürünü bu helaldir, bu haramdır diye ayırmaz. "Helal Sertifikalı Ürün" "Sertifikasız Ürün ya da Şüpheli Ürün" olarak değerlendirir. Yani GİMDES helal haram belirlemez, her kurumun olduğu gibi GİMDES'in de Standartları vardır. Bu standartlarda neredeyse her şeye sertifika verebilmektedir. GİMDES Helal hassasiyeti konusunda ilgililere standartları doğrultusunda garanti verir. Yani garantör bir rol üstlenir. Bu kapsamda lojistik firmasına dahi GİMDES sertifika verir. Gıda, kozmetik, temizlik vb pek çok alanda özel standartları vardır. GİMDES logosunu gördüğünüzde ürün ve hizmetin o standartları taşıdığını görürsünüz. Ayrıca küçümseyerek anlatıp örnek verdiğin ıslak mendil vb ürünlerin proseslerinde ne var nasıl üretiliyor eminim bu bilgiye sahip değilsin ve küçümsüyorsun. Bu gibi ürünlere kanserojen pek çok madde giriyor. Her neyse uzamasın. 3. GİMDES dini oyuncak edip cılkını çıkartmak için değil bilakis modern kapitalist seküler ne mal olduğu belli olmayan devletlerde Müslümanların yeyip içtikleri temizlendikleri ürünler üzerinde zannı galipleri artsın, her şeyin endüstiriye dönüştüğü dünyada helal haram hassasiyeti daha rahat yaşansın diye faaliyet yürüten bir kurumdur. Bünyesinde Türkiye'nin önemli ve değerli hocalarıyla oluşturduğu bir FIKIH HEYETİ vardır. (Heyetteki hocaların adını yorumlarda vereceğim.) 4. Videonun 50ç saniyesinde GİMDES'e büyük bir iftira atıyorsun. GİMDES hiçbir zaman bizim size saydıklarımız dışında haramdır dememiştir, demez, diyemez. Eğitimlerinde eşyada aslolanın ibaha olduğunu, emir ve nehiylerle ancak bir şeyin yenilmesi, kullanılmasını yasak olacağını anlatır. Neden iftira ediyorsun? Neden bu şekilde abartılı bir üslup kullanıyorsun? Ekranın şehvetine kapılmayasın aman ha! 5. Bu adamlar helalin haramın ne anlama geldiğini bilmiyorlar diyerek büyük bir camiayı ve seni katlayıp üst üste koyacak hocaları hedef alıyorsun. Kurum hakkındaki cehaletin seni böyle büyük ve hadsiz ifadeler kullanmaya sevk ediyor. Yazık. 6. Saçma sapan bir kasap örneği veriyorsun ve algı yapıyorsun. Türkiye'de koca koca markalar giyotinle kesim yapıyordu, koca koca firmaların elle kesim yapan kasapları arasında ateistler inançsızlar vardı. Kasapların pek çoğu namaz kılmıyor vb sıkıntılar mevcut. GİMDES ya da hiçbir Mmüslüman yeyip içtiğimiz şeylerde klinik analiz yapmalıyız demiyor zaten, konuyu böylesine abartıp sunman sözün şehvetinden başka bir şey değil. 7. GİMDES, denetleyip standartların ıuygulattığı ve sonunda sertifika verdiği kurumla arasında günün sonunda bir yemin metni imzalar ve kurum temsilcisi de GİMDES görevlisi de Allah adına yemin ederek üretilen şeyin dört mezhep içinde fıkhi ölçülerle GİMDES standartlarında olduğuna yemin eder. Neticede GİMDES sertifka verdiği hiçbir ürüne Helal demez, zannı galiple ve edilen yeminlerle şahitlik yaptığını beyan eder. 8. Konuşmanın geri kalanında GİMDES'in külliyyen yanlış bir sunum yaptığını söylüyorsun. Çok açık söyleyeyim yetersiz bilginle, cahilane tavrınla bir kuruma buhtanda bulunuyorsun. Külliyyen yanlış dediğin şeyin cüzünden bile haberin yok. Bazı konularda güzel işler çıkarıyorsun ama bu videon tam bir rezillik. Yaptığın bu rezil videoyu silmeli ve kurumdan özür dilemelisin. 9. Ayrıca bir söz uydurup GİMDES Hadisine mi uyuyorsunuz diyorsun. Bu çok terbiyesizce bir şey. Bir ilim talebesi olduğunu, ilimle iştiğal ettiğini ve hassasiyet sahibi Müslümanlara hitap ettiğini unutma. Bu ne biçim bir üslup. Birçok ilim sahibi hocamızın denetiminde fetvalarıyla adım atan iş üreten ve Müslümanlara hizmet eden bir kurumu bu şekilde aşağılamana müsaade edemem. 10. Son olarak, bozuk üslubun, hakkında bilgin olmadan konuşarak iftira attığın, karikatürize ederek küçümsediğin bu üslubunu terk etmeni, bu rezalet videoyu kaldırmanı, GİMDES'ten özür dilemeni ve bir ilim talebesine yakışmayacak bu kötü üslubu terk etmeni tavsiye ederim. Fikret Çetin 11. GİMDES'e dair daha pek çok şey söyleyebilirim ama çok uzadı. Bu kadarı yeterli gelecektir. Açıp detaylandırmamı istediğiniz bir husus olursa yorumlardan ya da dm den yazabilirsiniz.

Hüseyin Kılıç

429,508 次观看 • 2 年前

Galatasaray 2-2 Çorum Fk maç sonu yorumu Nihat Kahveci: Valla öncelikle 2026-2027 sezonu tüm takımlara hayırlı olsun. Bugün start verildi; ligin ilk maçları sıkıntılıdır, sürpriz sonuçlar olur mu olmaz mı diye her zaman beklenilir. Ve bugün Galatasaray iç sahada, son 4 yılın şampiyonu Apolatı ile bence nokta atışı bir 11 ile maça başladı. Dakika 58'e kadar hiçbir sorun yoktu; hatta 53'te de Osimhen'in golüyle... ki ilk yarıda da o kadar uğraştı ki, kafaları, onlar bunlar, şutlar, gol atmak için her şeyi yaptı. Ama 59-61 arası belki Çorum 3 kere Galatasaray kalesine geldi, 2 tane gol attı. Şu an tabii ki daha oynanılacak çok maç var; Kizi Ridis'in golü haftanın golü olur mu'yu konuşabileceğimiz bir gol, inanılmaz bir gol. Sonrasında da Davinson'un hatasıyla Ramirez'in golüyle 2-1 öne geçti. 10 kişi kaldıktan sonra Galatasaray'ın baskısını bekliyorduk ve Galatasaray sonrasında dakika 90'da Osimhen'in kafa golüyle 2 gol attı. Şimdi, Galatasaraylı taraftarlar şu anlamda mutlu olabilirler: Hangi anlamda? Osimhen baba 2 golle başladı, sahanın her yerindeydi; şut attı, mücadele etti, kafayla vurdu, ayakla vurdu, rakibe baskı yaptı ve sezona 2 golle başladı. Evet, burası okey, mutluluk. Dakika 59'a kadar Çorum'a net pozisyon vermedi bölümü mutluluk; ama Süper Lig'e yeni gelmiş Çorumspor ki hak ederek geldiler. Uğur Hoca'yı, geçen sene EME'yi geçen başkanından yönetime oyuncularını tebrik ediyorum, tekrardan hoş geldiniz diyorum. Ve Galatasaray stadında, öyle ya da böyle, 3 kere Galatasaray kalesine gidip 2 gol atarak 1 puan aldı; lige umutlu, gelecek adına mutlu başladı. Bu arada Galatasaray'dan 15 kat daha fazla transfer yaparak başladı. 15 kat, doğru. Galatasaray Lezli kiralık bir transfer, son 4 yılın şampiyonu; ama Çorumspor 15-16 oyuncu falan aldı. Aldığı tarihlere bak: 7 Temmuz, 9 Temmuz, 11 Temmuz, 15 Temmuz, 4 Ağustos, 7 Ağustos, 8 Ağustos doldurmuş. Valla bugünkü oyununu defansif anlayışını gördüm ki Galatasaray stadında ne beklersin? Defans yapacaksın, rakip kaleye 3 kere gidip 2 gol pozisyon bulacaksın; birini atsan mutlu olursun. 2 tane 2 dakikada gol attı. Galatasaray'la ilgili, gelecek adına konuşulacak çok şey var. Biz Dünya Kupası dönemi Galatasaray maçı yapmadık; sonrasında Dünya Kupası'nda transfer dönemi transfer yayını yapmadık. Şimdi Beşiktaş erken başladı, maşallah yoluna devam ediyor. Fenerbahçe erken başladı, yoluna devam ediyor. O maçların önünü sonrasını, mutluluklarımızı yansıttık. Galatasaray'ın ilk resmi maçında sizlerin karşısına çıktık; olanları biliyoruz. Transfer yok. Mayısta şampiyon olmuş Galatasaray'da, bugün Ağustos 14. Bir tane oyuncu gelmiş kiralık, o da bugün süre almadı. Aynen öyle. Çok enteresan işler var. Neden olduğunu tam bilmiyorum. Biraz sonra oralara gireceğiz, ister istemez. Konuşacağız, konuşacağız. Çünkü.

Galatasarayultrataraftar

397,620 次观看 • 1 个月前

Ayşe Barım meselesini ve sanat camiasında patlayan skandalı bilmeyenler için kısaca anlatayım. Titanik buzdağına çarptı ama en üstteki lüks salonda parti hala devam ediyor. "İddiaya göre" bir menajer hanımefendi, çok ünlü bir kadın oyuncunun eşcinsel bir şarkıcıyla sevgili gibi görünmesi karşılığında, şarkıcının gerçek sevgilisi olan yine çok ünlü bir işadamından 5 milyon euro para almış. Olayı dün camianın içinden birisinden bütün detayları ile dinledim. Zaten bu mesele bir sır olmaktan çıkmış ve o camiada herkes tarafından biliniyormuş. Yani bu ünlü menajer, milyonlarca genç kadın hayranı olan şarkıcıya bir işadamından aldığı ücret mukabilinde bir kariyer planlaması yapmış. Kendisinin ünlü ettiği bir kadın oyuncuyu, eşcinsel şarkıcının koluna takarak ona erkeksi bir imaj çalışması yürütmüş. Tabi buradaki hedef sektörün içindekiler değil onlar zaten durumu biliyor, asıl hedef şarkıcının milyonları bulan kadın hayran kitlesi. Plana göre bir süre sonra da ayrılık haberleri servis edilip zaten hiç yaşanmamış olan bu ilişki bitirilecekmiş. Bunlar işin dedikodu ve iddia kısımları. Yalansa da gerçekse de şaşırmam zaten o dünya, bu imaj çalışmalarının üzerine kurulu. Gelin biz o dünyadaki korkunç düzene ve bizi asıl ilgilendiren muazzam toplum mühendisliğine bakalım. Ayşe Barım kim ve sistemin neresinde size onu anlatayım. Bütün bu tantanayı koparan oyuncu/yapımcı/menajer topluluğu aslında üç beş bin kişiden oluşuyor. Bu topluluğun çoğu, aslında ta Yeşilçam döneminde gördüğümüz ve o dönem yine topluma istikamet çizen oyuncu ve yapımcılarla akraba. İnanılmaz bir oranda Rum ve Ermeni kökenli vatandaşlardan oluşuyor bu topluluk. Yahudi kökenliler ve Yahudi örgütleri ile yoğun ilişkileri olanlar ise genellikle yapım şirketi sahipleri. Her yapım şirketinde mutlaka Rotary kulüpleri vs ibarelerini muhakkak görürsünüz gittiğiniz zaman. Zaten bunu saklamaz hatta gözünüze sokmaya çalışırlar. Bunların şirketleri %99 oranında Levent'tedir. O manolya, karanfil vs gibi çiçek isimli sokakları biraz dolaşırsanız hepsini görürsünüz. Tabi bu kriterleri karşılamayan ama tamamen dönüşmüş ve biat etmiş küçük bir azınlık da var bu topluluğun içinde. Erdoğan bunların tam ortasına devasa bir cami yaptı geçen sene o yüzden çok kudurdular mesela. İşte bu topluluk, AK Parti'nin başlattığı kalkınma hareketi sonrasında özellikle 2000'li yılların başında altın çağını yaşadı. Sektör, bir anda sekiz kat büyüdü ve Türkiye, ABD'den sonra en çok proje üreten 2. ülke haline geldi. Maalesef muhafazakar mahalle aslında kendi iktidarı sebebiyle gelişen bu sektöre gereken önemi vermedi ve büyük ölçüde meselenin dışında kalmayı tercih etti. İşte o dönemde bu topluluk rahat rahat çalıştı ve kendi tekelini kurdu. Oyuncusundan yapımcısına, teknik ekiplerine kadar sektör, belirli bir ideolojik görüşün eline geçti. Kurdukları sistemin nasıl çalıştığını kısaca anlatmaya çalışayım. Tahmin ettiğiniz gibi sistemi besleyen reklam gelirleri. Ana akım medyada izlediğiniz bütün dizilerin var olma amacı, milyarlarca dolarlık reklam pastasından pay almak. Bu pastayı TV kanalları, uluslararası dijital platformlar, yapım şirketleri, menajerlik ve oyuncu ajansları aralarında paylaşıyor. İşte bugün kopan tantana, bu yukarıda bahsettiğim topluluğun tam bu noktada kurmuş olduğu tekelden kaynaklanıyor. Bugün bağımsız bir yapımcı bu tekele dahil olmadan yada ortaklık yoluyla haracını vermeden ana akım tv kanallarında bir proje yapamıyor. Bazı büyük yapım şirketleri, TV kanallarının kilit noktalardaki isimleri ve menajerlik ajansları buna ellerindeki imkanlarla engel oluyor. Mesela TV kanallarının dramalar müdürleri projenizi onaylamıyor, menajerlik şirketleri de size oyuncu vermiyor. Elinizde çok iyi bir proje varsa da sizi kendi çalıştıkları yapım şirketlerine yönlendirip küçük ortak olmanız seçeneğini sunuyorlar. Ama tabi mesele sadece milyarlarca dolarlık bu pastayı paylaşmakla bitmiyor. Bu tekeli kuranlar, yaptıkları projelerle ve oyuncuların popülaritesini kullanarak toplum mühendisliği de yapıyor. Mesela bir talimatla bünyelerindeki bütün oyuncuları Gezi Parkı'nda toplayıp kolkola sokuyorlar. Her seçimde oyuncular üzerinden kendi destekledikleri adaylar lehinde mesajlar attırıyorlar. Yangın, deprem gibi felaketlerde yine halkı kışkırtıyor ve ödül törenlerinde kendi oyuncularına devlet ve hükümet aleyhinde konuşmalar yaptırıyorlar. Bunu kabul etmeyen oyuncuları da piyasadan siliyorlar. Böyle bir gücün karşısında hangi oyuncu durabilir ki? Hangi oyuncu hem TV kanallarını, hem yapım şirketlerini hem de menajerlik ajanslarını karşısına almayı göze alabilir. Tabi bunun sonucunda tamamen muhaliflerden oluşan bir sanatçı/oyuncu kitlesi ortaya çıkıyor. Tabi bir de sponsorluklar meselesi var. Otomobil, giyim, kozmetik vs firmaları bu oyunculara sponsor oluyor. Pek çok jönün altındaki araba, firma tarafından verilmiş durumda. Televizyon reklamından çok daha ucuz ve etkili bir yöntem. Bir oyuncu hayatında giymeyeceği bir markanın tişörtü ile iki fotoğraf verip milyonlarca lira kazanıyor. Tabi bu da paylaşılan bir gelir. Kozmetik ürünlerinin reklam yüzlerini zaten biliyorsunuz. İşte oradaki gelir de sistem içinde paylaşılıyor. Öyle tekten yedirmiyorlar kimseye. Tabi bu sistem bütün diğer bütün kapitalist unsurlar gibi fazla güç yüklemesinden patlama noktasına gelmiş durumda. O kadar çok kişiyi yediler ve o kadar çok mağdur ürettiler ki artık dışarıda kalanlar, çoğu yine muhalif olmasına rağmen bu sistemi yıkmaya çalışıyor. Nitekim yıllardır yüzlerce benzerini yaptıkları yukarıda anlattığım imaj çalışmasını, işte bu sistemin dışında bırakılanlar ifşa etti. Para ve şöhret karşılığında kişiliksizleştirilmiş ve karkas et gibi alınıp satılan kadınların, neyi ne kadar söyleyebileceği menajerler tarafından belirlenen ve cinsel tercihi dahi imaj çalışmalarının ürünü olan köleleştirilmiş erkeklerle dolu feodal yapıya, oradan kaçan köleler dinamit attı resmen. Yani bugün toplum kurgu dizi üreten bu toplululuğun gerçek olarak gösterilen hayatlarının da aslında bir kurgudan ibaret olduğunu öğrendi. Yani asıl filmi gerçek hayatta çekiyorlarmış. Yıllardır söylenegelen kültürel hegemonya da aslında büyük ölçüde bu filmin kendisi. Ortada bir hegemonya var ama kültürel değil. O da buzdağına çarpmış durumda. Bakalım kaptanı kaçacak mı yoksa filmdeki gibi gemisiyle birlikte batmayı mı seçecek? Final sahnesini izleyip görelim.

Abese İrca

2,086,757 次观看 • 1 年前

Sayın ÖZDİL'in Konuşması... Türkiye’yi, adında adalet olan bir parti yönetiyor 23 yıldır; ama Türkiye’de hukuk adına tirajı komik örnekler yaşanmaya devam ediyor. Bakın bununa ilgili çarpıcı bir örnek var. Emekli Astsubaylarım… Emekli Astsubaylarım… Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği, bugün hem kuruluş yıl dönümleri hem de Astsubaylar Günü vesilesiyle—evet, bugün Astsubaylar Günü—saat 11’de Anıtkabir’de buluşacaklar. İki yıldır mitinglerle, çalıştaylarla ve basın duyurularıyla haykırdıkları şikâyetlerini, taleplerini bu defa Atatürk’ün huzurunda bir kez daha dile getirecekler Emekli Astsubaylar. Ne istiyor Emekli Astsubaylar ? Aslına bakarsanız maaşlarına zam istemiyorlar; maaşlarında adalet istiyorlar. Bakın, zam farklı bir şeydir; adalet ve hakkaniyet farklıdır. Çünkü gerçekten çok ağır haksızlığa uğruyorlar. Mesela Emekli Albaylar, en alt düzeydeki muvazzaf Subay olan Teğmenlerin maaşından daha fazla emekli maaşı alıyor. Doğrusu da bu zaten. Ama Emekli Kıdemli Başçavuşlar, şu an görev yapan en alt düzey Astsubay Çavuşun ancak yarısı kadar maaş alıyor. Hatta tezkere bırakan Uzman Çavuşların maaşı bile Emekli Astsubayların maaşını geçmiş durumda. Bakın, yanlış anlaşılmasın; özellikle altını çiziyorlar, dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Emekli Astsubaylar “Emekli Subaylar niye bu kadar maaş alıyor?” demiyorlar. “Uzman Çavuşlar niye bu kadar maaş alıyor?” da demiyorlar; böyle bir itirazları yok. Tam tersine, “Daha fazlasını hak ediyorlar; daha fazlasını alsınlar” diyorlar. Hiyerarşik yapının bozulmasını istemiyorlar; “Subaylarla aynı statüde olalım” falan demiyorlar—kesinlikle böyle bir talepleri yok. Ama duygusal isyanları şu: “Emekli Astsubaylara niye haksızlık yapılıyor kardeşim?” Bunu soruyorlar; devlete ve topluma bunu duyurmaya çalışıyorlar. Mitingleri bu yüzden yapıyorlar; çalıştayları bu yüzden yapıyorlar; basın duyurularını bu yüzden yapıyorlar. İşte bugün Anıtkabir’e de bunun için gidiyorlar. Emekli Albayların maaşı kabaca görevdeki Teğmen maaşı kadar; hatta Üsteğmen maaşına yakın. Emekli Kıdemli Başçavuşlar da aynı oransal talepte bulunuyor: “Görevdeki Astsubay Çavuş kadar maaş almak istiyorlar; hepsi bu.” Subaylarımız, Teğmenlikten Albaylığa kadar çeşitli vesilelerle altı defa görev ve makam tazminatı alabiliyorlar. Çok güzel; helal-i hoş olsun, kimsenin itirazı yok. O tazminatlar kazanılmış hak olduğu için emekli olduklarında maaşlarına da yansıyor. Ama Astsubaylara görevdeyken bile tazminat verilmiyor ya dolayısı ile emekli maaşlarına yansıtılmıyor. Bu adalet mi? Bakınız, altını özellikle çiziyorlar: “Subaylar almasın” demiyorlar; tam tersine “Daha fazlasını alsınlar.” Ama “Astsubaylara niye haksızlık yapılıyor?” diye soruyorlar. Hazin bir kıyaslama: Farz edelim, bir şehrin Valisi güvenlik konusunda toplantı yapıyor; İlçe Jandarma Komutanlarının tamamı toplantıya katılıyor. Subay olan İlçe Jandarma Komutanları bu toplantıya katıldığı için tazminat alıyor; Astsubay olan komutanlar alamıyor. Halbuki makam, yetki, sorumluluk aynı. Makam da yetki de sorumluluk da aynıyken Subaylara tazminat verilip Astsubaylara verilmemesi nedir? Eğitim statüsü açısından bir başka trajikomik kıyaslama: Türkiye’nin hâli… NATO standartlarının çok üzerinde eğitim alan—Türk Hava Kuvvetleri’nde 30 yıl görev yapmış—F-16 savaş uçaklarının bakım teknisyeni Astsubaylar düşünün. NATO standartlarının çok üzerinde eğitimleri var ama sahip oldukları belgeler sivil havacılık kurumlarında geçerli kabul edilmiyor. Buna mukabil, herhangi bir üniversitede dört yıllık fakülte okuyan herkes sivil havacılıkta uçak bakım teknisyeni olabiliyor. Böyle saçmalık olur mu? diyorsunuz değil mi duyar gibiyim. Astsubaylar, işte böyle saçmalıkların daniskasını yaşıyor. “30 yıl F-16 bakım teknisyeni olmaz” diyorlar; “dört yıl okuyorsun, senden şahane olur” diyorlar. Nedir ya? Astsubaylar olmasa savaş uçakları uçamaz, tanklar yürümez, donanma yüzemez; radarda anca “babayı” görürsün; mühimmatı hazır vaziyette tutamazsın. Türk ordusunun omurgasıdır Astsubaylar. Ama sivil hayatta kaportacı muamelesi bile göremiyorlar; olur mu böyle şey? Yıllardır bu özlük haklarının teslim edileceğine dair sözler veriliyor; artık bu sözlerin tutulmasını istiyorlar. Şu an Millî Savunma Bakanı olan Yaşar Güler, Genelkurmay İkinci Başkanı iken bu meseleyle ilgili röportaj vermiş ve “Emekli Astsubayların tazminat taleplerini haklı buluyoruz ama bunun muhatabı biz değiliz” demişti; yani hükümeti adres göstermişti. Haklıydı; bu işin muhatabı hükümet. Bu açıklamayı yaptığı sırada Hulusi Akar Genelkurmay Başkanıydı. E şimdi, Yaşar Güler adres gösterdiği hükümette Millî Savunma Bakanı değil mi kardeşim? Bu işin muhatabı kendisi değil mi? Bu işin kendisinden önceki muhatabı Hulusi Akar değil miydi? Niye hiç seslerini çıkarmıyorlar? “Bu işin muhatabı hükümet” diyordun; işte hükümetsin. Bakın, şu an Dışişleri Bakanı olan Hakan Fidan… Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na atandığı dönemde—Sözcü Gazetesi’ndeydim o zaman da—bir yazı yazdım. Hakan Fidan’ın özgeçmişinden bahsederken “Başçavuş” dedim. “Abi, vay sen misin bunu diyen!” Yandaş medya ve iktidar trolleri tarafından anında linç kampanyası başladı. Öyle böyle değil; fotokopi gibi aynı merkezden çıktığı bariz olan hakaret cümlelerini servis ettiler. “Astsubay düşmanı” olduğumu söylediler. Hakan Fidan’a “Başçavuş” diyerek Astsubaylara hakaret ettiğimi iddia ettiler. Yandaş televizyonlarda saatlerce benim aleyhimde program yaptılar; ekranda hedef tahtasına montajlanmış fotoğraflarımı yayınladılar. “Astsubaylara küfür etti” dediler; “vatan haini” olduğumu söylediler; vatandaşlıktan atılmam gerektiğini bile söylediler. Ev adresimi, evimin giriş-çıkış görüntülerini, drone görüntülerini; otomobilimi ve plakasını yayınladılar. Beni, alışkın oldukları “dengesi bozuk” tiplere benzetip korkacağımı sanarak mermi fotoğrafları yolladılar. Benim bu konularda doğuştan biraz “arıza” olduğumu bilmiyorlar tabii; “tırsarım belki” diye e-posta adresime tabanca fotoğrafları gönderdiler. Bu çirkin kampanyayla Astsubay derneklerini maalesef harekete geçirdiler; bazı şehit ailelerini de aleyhimde konuşturdular. Çünkü gidip diyorlar ki: “Yılmaz Özdil, Astsubaylara küfür etti; ne diyorsunuz?” “Oğlum, bu büyük terbiyesizlik” dersin… Adamın çocuğu mesela Astsubay; şehit olmuş. Ona mikrofon uzatıyorlar: “Yılmaz Özdil, Astsubaylara küfür etti; vatan haini dedi.” Şehit ailesi de “Bu Yılmaz Özdil şerefsiz herhalde” diyor. Bu kadar korkunç işler yaptılar. Emekli Astsubaylar kışkırtıldı; hakkımda Türkiye’nin dört bir yanında savcılıklara suç duyurularında bulunuldu. İstanbul’dan Adana’ya, Erzurum’dan Trabzon’a, Bursa’dan Malatya’ya; hatta benim İzmir’imden ve askerliğimi yaptığım Isparta’dan… Sağanak gibi suç duyuruları yaptılar; hapis cezaları istediler. Türkiye’yi sevmek gerçekten zordur; meslek hayatım boyunca memleketi sevmenin bedelini ödemek zorunda kaldım. Bu da öyle bir şey. “Hamama giren terler” misali; alışığız. Bütün bu suç duyuruları İstanbul’da tek merkezde toplandı. Neticede savcılıktan çağırdılar; “hay hay” deyip derhal gittim. Savcı beyin karşısına oturdum, çay ikram etti; sağ olsun. Önündeki kalın dosyaya baktı: “MİT Müsteşarına ‘Başçavuş’ demişsiniz.” “Evet efendim.” “Niye ‘Başçavuş’ dediniz?” diye sordu. “Efendim, kendisi Emekli Başçavuş” dedim. “Amiral mi diyim?” Savcı bey gülmekten çayını üstüne döktü. Neredeyse Cumhuriyet Savcısını çayla boğarak öldürmekten suç alacaktım. Elbette takipsizlik kararı verildi. Şimdi bakıyoruz: Emekli Astsubay Hakan Fidan—tıpkı Yaşar Güler gibi—hükûmette yer almasına, “sarayın bakanı” olmasına rağmen, Emekli Astsubayların haklı talepleri konusunda niye ağzını açıp tek kelime etmedi? İktidar güdümündeki Astsubay kampanyasını yürüten; hakkımdaki karalama kampanyasını yürüten; yalanlarla, iftiralarla köpürtmeye çalışan “tetikçi medya”ya bakıyoruz: Emekli Astsubayların uğradığı bu ağır maddi haksızlık hakkında tek satır yazmıyorlar, tek kelime etmiyorlar. Emekli Astsubaylar miting yapıyor, çalıştay yapıyor; işte bugün olduğu gibi Anıtkabir’e topluca ziyarette bulunuyorlar. Sorunlarını dile getirip farkındalık yaratmaya, seslerini duyurmaya çalışıyorlar; “sayın haysiyetsiz medyamız” ise duymazdan, görmezden geliyor. Şüphesiz emeklilerimizin hepsi darda; her meslekten Emeklinin maaşı bugün insan onurunun altında. Ama Emekli Astsubaylar eşitler arasında birinciliği hak ediyor. Çünkü Emekli Astsubay dediğimiz insanlar, bizler güvende olalım diye Türk Silahlı Kuvvetlerine ömürlerini veriyorlar. Bizim kahramanlarımız onlar. Özellikle terör bölgelerinde kelle koltukta görev yaptılar; devleti ve milleti koruyabilmek için hayatlarını ortaya koydular; Şehit olmayı, Gazi olmayı göze aldılar. Yurt içinde veya yurt dışında; eksi 40 derecede karda tipide, 50 derecede güneşte; şarapnel gibi yağan sağanak altında; kuş uçmaz, kervan geçmez dağlarda; haritada yerini bile bilmediğimiz ücralarda vuruştular, çarpıştılar. Hem kendi hayatlarını hem ailelerini hiçe saydılar; yüksek riskli görevlerin bedelini aileleriyle birlikte ödediler. Çoğu kirada; kendilerine reva görülen bu emekli maaşıyla geçinmeleri mümkün değil. Terörle mücadelenin bir türevi gibi bugün ekonomik terörle mücadele ediyorlar; hayat pahalılığı içinde yaşam mücadelesi veriyorlar; yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar. Mecburen ek işlerde çalışıyorlar; madalyalı kahramanlarımız Astsubaylar, AVM’lerde ve otellerde güvenlik görevlisi olarak çalışıyor. Bakın, bu konuyu burada anlatabilmem için derneğin duyurularından beni düzenli haberdar eden—varlığıyla onur duyduğum—bir arkadaşım var: Mehmet Görmüş. Emekli Kıdemli Başçavuş. Ağrı’da, Tunceli’de, Van’da, Hakkâri’de, Kıbrıs’ta görev yaptı; özel harekât operasyonlarında defalarca çatışmaya girdi. Neticede 25 yıllık görev süresinin sonunda emekli oldu; çocukları için ek işlerde çalışmaya devam ediyor. Emekli olduktan sonra çocuklarının birbirinden şahane üniversitelerden mezun olmalarını sağladı; hâlâ çalışıyor. Çalışmak elbette ayıp değildir; namusuyla ekmek parası kazanılan her iş kutsaldır. Ama yahu, bu insanlar bizim kahramanlarımız; bu vatanın yurtsever evlatları. Bütün ömürleri tehlike içinde, namlunun ucunda geçti; emekli olduktan sonra bile gün yüzü göremiyorlar. Ve bugün saat 11’de Anıtkabir’e gidiyorlar. İmkânı olan herkesi oraya davet ediyorlar. Bizzat gelemeyenler bile manen, ruhen; Türk halkının Aslanlı Yol’da onlarla birlikte yürümesini rica ediyorum. Anıtkabir’e birlikte gitmek istiyorlar; kalabalığın içinde yalnız olmadıklarını hissetmek istiyorlar. Eğer gerçekten milletsek, kuru kalabalık olmadığımızı göstermemiz gerek. Kuru kalabalık olmadığımızı göstermemiz gerek. Yahu, terörist başına bile “umut hakkı” tanınan bu ülkede; geleceğe dair umutla bakabilmeleri için—aileleri, çocukları için—bir ömür boyu fedakârlıklarına karşılık bir nebze olsun teşekkür edebilmek adına Emekli Astsubaylarımızın yanında olmamız gerek. Bugün saat 11, Anıtkabir’deyiz. Bizzat oraya giderek veya ruhen, manen, sosyal medyada destekleyerek Emekli Astsubaylarımızın yanında olmalıyız. Abonelerim arasında çekiliş yapacağım. Mail adresimi not edin lütfen: [email protected]. Emekli Astsubaylarımızın bugünkü Anıtkabir’deki buluşmasına katılan ve katıldığına dair bana fotoğraf gönderen dört talihli izleyicime, sevgili arkadaşım Korcan Karar’ın 27 Ekim’de İzmir’de açacağı Anıtkabir konulu fotoğraf sergisinden birer olağanüstü fotoğraf hediye edeceğim. Korcan fotoğrafları sizin için imzalayacak; ben de çerçeveletip göndereceğim. Korcan’ın 27 Ekim’de İzmir’de açacağı bu sergi hakikaten muazzam—yani muazzam. Onu günü geldiğinde hem görsel olarak hem de bilgilerle detaylı anlatacağım. Korcan, Anıtkabir’de olağanüstü bir iş yaptı; onun sergisi… Dört talihli izleyicime işte Korcan’ın Anıtkabir sergisinden birer fotoğraf hediye edeceğim; Korcan imzalı. Cümleten sağlıklı, huzurlu; namuslu ve yurtsever insanların daima dayanışma hâlinde olacağı bir hafta sonu dilerim. #17EkimDünyaAstsubaylarGünü Nevzat Yüksel Yalçın TUNÇBİLEK Büyük Astsubay Platformu @karahoroz2 @_ozgedemir_ ZaFeR KıRaBaL EsraEsigil💙 Assubay İnisiyatif EfeTürk NECMİ TENĞİLİMOĞLU Özkan Güçlüer 🫡ZARGANA (CW5) Fatih Kozan Cafer DEMİR Kadıköy Bekir Aksu Sabahattin ÜNAL Osman KÖSA TEMAD Genel Başkanlığı Asb78 #gramaltın

Askeri Personel .Com

14,357 次观看 • 11 个月前