Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Müsavat Dervişoğlu: devlet ebed müddettir, devlet bir yana hükümet bir yana. Helal olsun böyle devlet adamlarına hasret kalmıştık 22 yıldır 18 KDV 20 olmuş böylece Suriye'deki Suriyelilere de kaynak yaratılmıştır! Ayakta uyuyanlar Yeliz ve Metin Akpınar geyiklerine devam etsin!

283,671 Aufrufe • vor 2 Jahren •via X (Twitter)

10 Kommentare

Profilbild von Ahmet Çelebi
Ahmet Çelebivor 2 Jahren

Recep Tayyip Erdoğan üst akıl değil üst akılların kullandığı kişi. Cüneyt Zapsu Sizce üst akıl kimdir? A-Cia B-Mossad C-Vatikan

Profilbild von KABAC 𐱅𐰇𐰼𐰰 🇹🇷
KABAC 𐱅𐰇𐰼𐰰 🇹🇷vor 2 Jahren

Çok güzel konuşma, devleti sadece Osmanlı'dan ibaret sananları kibarca ama güçlü bir şekilde tokatlamış.

Profilbild von Kaan GÖKTÜRK 卍 𐱅𐰇𐰼𐰚 卍
Kaan GÖKTÜRK 卍 𐱅𐰇𐰼𐰚 卍vor 2 Jahren

Bu ülke ne çekiyorsa Milliyetçi görünüp Türkçü görünüp ama nedense içlerinde zerre bu değerleri taşımayan insanlardan çekiyor. Peşine takıldığı Bayandan belli tüm partileri dolaştıktan sonra bir parti kurdu onuda kısa sürede hezimete uğratıp çıktı.

Profilbild von Türk Saka
Türk Sakavor 2 Jahren

@Saka_larr BUDUR. HELAL OLSUN Devlet bir yana hükümet bir yana 👍 5000 Prim 18 KDV Erhan Afyoncu Yeliz Metin Akpınar

Profilbild von Atatürkçü Ayça
Atatürkçü Ayçavor 2 Jahren

Müsavat Dervişoğlu doğru tercih. Türkiye Cumhuriyetini dağılma sürecine sokacak yeni anayasa safsatasına karşı koyacak ve hatta MHP'yi de AKP'den uzaklaştırıp Milli çizgiye çekecek kişi Müsavat beydir. Destekleyeceğiz umarım Akşener gibi hayal kırıklığı yaratmaz @MDervisogluTR

Profilbild von Daughters of Persia
Daughters of Persiavor 1 Jahr

22 women in Iran’s Evin Prison are being subjected to sexual abuse during brutal body searches. Their open letter exposes the horrors: humiliation, assault, and dehumanization. They risk torture for speaking out. How much longer will the world ignore their screams? @IranIntl_En

Profilbild von Sakalar/İskitler (YEDEK-DESTEK HESABIDIR)
Sakalar/İskitler (YEDEK-DESTEK HESABIDIR)vor 2 Jahren

👍🐺

Profilbild von KORKMA 🇹🇷 TÜRK 🇹🇷AYAĞA KALK 53RİZE
KORKMA 🇹🇷 TÜRK 🇹🇷AYAĞA KALK 53RİZEvor 2 Jahren

Kaç yaśında yeni bir huzur evi sakinine daha bu ülke katlanamaz

Profilbild von vecdi kula
vecdi kulavor 2 Jahren

@Saka_larr @umitozdag hocaya biraz haksızlık olmuş sanki?😉🇹🇷

Profilbild von Ahmet Çelebi
Ahmet Çelebivor 2 Jahren

@Saka_larr @umitozdag Kümseye haksızlık olmaz Büyük Türk milleti kaygımızda .

Ähnliche Videos

DEVLET ARTIK MİLLETİNDİR! ALIŞACAKSINIZ! Zeynep Güneş’e yönelik küçümseme; Cumhuriyet tarihinin imtiyazlı sınıfının ana karakteridir. Türkiye onlarındı. Devlet onlarındı. Zenginlik onlarındı. Millet de onlarındı! Anadolu insanı devletin hiçbir yerine yaklaştırılmıyordu. Bir avuç seçkin, onların oluşturduğu oligarşik düzen için herkes “kul”du. Aşağılanıyor, horlanıyor, küçümseniyordu. Bilgi edinemezdi. Zengin olamazdı. Çocukları vatan savunması için şehit olur ama başörtülü annesi şehit cenazesine katılamazdı. İstiklal Savaşı’nın çarıklılarının geleneğinden gelemezdi. Anadolu’da cihan imparatorlukları kurmuş geleneğin yaşamasına izin verilemezdi. Selçuklu’dan bu yana tarihi ve coğrafyayı dönüştüren siyasi genetiğin yaşamasına izin verilemezdi. Ama bu koca ülkenin generali 28 Şubat’ta İsrail’e tekmil verirdi, bu normaldi! Ama İsrail için tehdit olanlar Türkiye için de iç tehdit sayılırdı, bu normaldi! Evet başörtüsü semboldü. Sadece bir örtü değil, bu coğrafyada bin yıldır devam ettirdiğimiz, Cumhuriyet tarihinde kesintiye uğratılan, siyasi genetiğin simgesiydi. Bu yüzden bayraklaştırıldı. Bu yüzden sahip çıkıldı. Bir isyan biçimiydi. Bütün bunlar olurken, koca devlet, başörtülü avcılığı yaparken terör Anadolu’yu, şehirlerimizi kana buluyordu. Ve bu terör, 28 Şubat’ta “tekmil verilen” İsrail tarafından yönetiliyordu. Başörtülü avcıları için sorun değildi. Anadolu evlatlarını dağlara sürüyorlardı. Onlar ölüyor bunlar saltanat sürüyor ama aşağılama devam ediyordu. Doksanlara özlem bundan. Sınırsız özgürlük kendilerine, sınırlı özgürlük Anadolu insanına. Kazanmak kendilerine, çalışmak Anadolu insanına.. İmtiyazlı yaşam kendilerine, vatan için ölmek Anadolu insanına. Devlet kendilerine, devlet için bedel ödemek Anadolu insanına. Kibir ve şımarıklık kendilerine, tevazu ve eziklik Anadolu insanına… Türkiye’yi ABD ve Avrupa’nın vesayeti altında tutarak, kendi “iktidar alanlarını ayakta tutanlar” için tarih bitti. Ve Türkiye, bölgesel bir güç, küresel bir güç oldu. Hazmedemedikleri bu sadece. Dünya bu güç karşısında saygı ve endişe ile dururken, onlar hala içeriden saldırıyor. ARTIK ALIŞIN; DEVLET ARTIK MİLLETİNDİR!

İbrahim Karagül

96,807 Aufrufe • vor 5 Monaten

Sayın Başkanım, değerli dava arkadaşlarım, Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün buraya bir “yarış” tan bahsetmek için değil; bu partinin yarınki seviyesini ve istikametini hatırlatmak için geldim. Çünkü hepimiz biliyoruz: Teşkilatlar yönlendirilirse değil; yön verirlerse büyür. Ve hiçbir kongre yalnızca sandıktan ibaret değildir; kongreler bir partide çizginin inşa edildiği yerlerdir. Bu salonda oturan herkes aslında bir siyasi sorumluluk makamındadır. Koltuk yoktur belki, ama oy hakkı bir koltuktan ağırdır. Delegelik, siyasette “seyirci koltuğu” değil; tayin koltuğudur. Bu kongrelerin asıl sorusu şu olmalıdır: Artık aklı ve liyakati merkeze alacak mıyız; yoksa eksiklerimizle yüzleşmeden halı altına süpürmeye devam mı edeceğiz? Kongreler insan seçmez; zihniyet seçer. Biz de bu kongre salonlarında bir kişiye değil; bir tutuma, bir seviyeye, bir geleceğe karar veriyoruz. Bu parti kırıldı, yoruldu, hata gördü; evet. Ama bu parti pes edenlerin değil; yeniden ayağa kaldıranların omuzunda yaşayacak bir ruh olduğunu ispat etti. “İYİ Parti bitti” diyenler. Unutmamalıdır ki: Müsavat Dervişoğlu liderliğinde bu parti düşüp de kalkan, kırılıp da toparlanmasını bilen bir ruh olduğunu göstermiştir. Ve kıymetli dava arkadaşlarım; o ruhu diriltme iradesi sizdedir. Delegeler cesur olmazsa hiçbir atılım olmaz. Ve biz iktidar olmak için kurulmuş bir parti olarak Sayın Müsavat Dervişoğlu’na iktidara yürüdüğü bu yolda destek olmak için çalışma iradesi göstermeliyiz ve unutmamalıyız ki bir iktidar ateşi yanacaksa onun yeri İstanbul’dur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “geldikleri gibi giderler” diyerek emperyalizme meydan okuduğu bu topraklarda; onunla aynı yerden Balkanlardan kopup gelen bir ailenin evladı olarak şunu bilerek konuşuyorum: Bu millet düşmez, düşse de kalkar. Çünkü biz, kaybettiği topraklardan hür bir devlet, küllerinden Cumhuriyet kurmayı başaran bir iradenin torunlarıyız. Bugün de Müsavat Dervişoğlu ile beraber o iradenin adı İYİ Parti’de yeniden ayağa kalkmıştır. Şimdi; bu kongrede yeniden seçilmiş ilçe yönetimini yürekten tebrik ediyorum. Görevleri hayırlı olsun. Başarıları yalnız kendi şahıslarına değil, İYİ Parti’nin yeniden ayağa kalkışına hizmet etsin. Allah yar ve yardımcımız olsun. Hepinizi saygıyla, minnetle selamlıyorum. Var olun, sağ olun.

İmren Nilay Tüfekci

84,959 Aufrufe • vor 9 Monaten

Buradan Tüm DEM Partili yöneticilere sesleniyorum; 8 Yaşında cinayete kurban giden Narin kızımızı bir daha ağzınıza almayın. Siz önce dağa kaçırdığınız çocuklarımızın hesabını verin. kürdistan diye diye kahpece orada burada geziyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları içinde böyle bir devlet yoktur, var olamaz. Hatta dünya sınırları içinde böyle bir devlet yoktur. Saçma hayal gücünüzle bir de konuşuyorsunuz. Kürt kardeşlerimizi kandırmaya çalışıyorsunuz, ancak bu çabanız Allah'ın izniyle boşa çıktı, çıkacak. Türkiye Cumhuriyeti'nin Yüce Meclisinde bir de provokasyonlar yapıyorsunuz. DEM Parti Yuvalandığınız Dağlarda sizi sarı torbalara koymaya doyamıyoruz. Bizi ayrıştırmaya çalışıyorsunuz ancak biz size büyük geliriz. Dem Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimleroğulları, sen bir ruh hastası, şizofrensin. Tülay Hatimoğulları O çok savunduğunuz teröristler dağlara kaçırdığınız 7-8 yaşlarındaki çocuklarımıza tecavüz ediyor. Bunu niye gündeme getirmiyorsunuz. İsterseniz bir hatırlatayım. Baş pezevenk Murat Karayılan, Duran Kalkan(tecavüzcü çoşkun) Bu şerefsizlerin, namus yoksunlarının neler yaptıklarını daha iyi biliyorsunuz. Sizi de sarı torbalara doldurmaya devam edeceğiz. Sıkı durun... Kahraman T.C. İçişleri Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya Engin Polat ve Dilen Polat cezaevinden çıkması bakan bey sorumlu tutan ve sayın Bakanı eleştirenlere gereğinin videoda onlara da güzel bir cevaptır. Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan’a videoda hakaret edene de cevap Recep Tayyip Erdoğan Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli ve Cumhur ittifakı”nı eleştirenlere net cevap veriyorum Devlet Bahçeli Numan Kurtulmuş Nur Tuğba AKTAY Bengü Türk Atv Haber Habertürk A Haber Hakan Fidan Yılmaz TUNÇ MHP Alparslan Doğan Ankara Yaşar Yıldırım T.C. İçişleri Bakanlığı Arslan Tatar Türk Polis Teşkilatı Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın. Bayrağımızı indirtmesin. Vatanımızı böldürtmesin. Kardeşliğimizi bozmasın.. ALLAH hepimizin yar ve yardımcısı olsun.. KALIN SAĞLICAKLA Allah art niyetlileri ıslah etsin Kürt Türk milleti birdir bir kalacaktır Ne Mutlu Kürt doğdum Ne mutlu Müslüman oldum Ne mutlu türküm diyene Kürtçe PKK’nın dili değil, Kürtlerin dilidir… Saygılarımla ABDURRAHİM AVCIOĞLU 🇹🇷

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

12,581 Aufrufe • vor 1 Jahr

Sn DEVLET BAHÇELİ NE YAPIYOR? 5 Şubat 2025’den bu yana Devlet Bahçelinin ameliyat edildiği söylendikten sonra yaşanan süreç bu süreçte Sn Bahçeli adına verilen demeçler, Hiç bir görüntüsü olmadığı halde telefon aramaları Son Olarak Devlet Bahçeli'nin "yeni bir milli kimlik Tebarüz etmektedir (görülmektedir)" şeklindeki yaptığı konuşması şaşkınlığımızı daha da artırmıştır. Benim tanıdığım Bahçeli Yeni bir Milli kimlikten Bahsetmezdi. "Milli Kimlik" açıklaması yapan Bahçeli 4 Nisan günü mezarlıkta Alparslan Türkeş’in kabri başında gördüğümüz Yeni Bahçeli’ye de benzemiyordu. Bu şahsı da Sn Bahçeliye benzetemedik. Sn Bahçeli “Yeni bir Milli Kimlik” gibi uçuk bir söz sarf etmezdi. Eğer bu konuşmaları birisi yazıyor eline veriyor oda okuyorsa bile burada konuşmayı keser yine de böyle bir söz sarf etmezdi. Tereddütlerimizi dillendiriyoruz. Değerli Arkadaşlarım, Bilhassa Türklüğe, Türk Milletine, Türk Ulusal Kimliğine karşı açıkça yapılan bir saldırı ile başlayan ve ileride kapımıza dayanacağının aşikar çok vahim gelişmeler ile karşı karşıyayız! Ulusal bütünlüğümüzü yok etmeye yönelik siyasiler tarafından yapılan son 50 yıldır yanlış işlerin, bizler yaşamasak bile gençlerimizin olaylarla karşı karşıya kalacağı bir sürece doğru olduğunun görüyor ve derin üzüntü yaşıyoruz. Bizde bunlar tekrar yaşanmasın diye her zaman olduğu gibi gece gündüz çırpınıyor milletimizi uyandırmaya çalışıyoruz. Tüm Değerli Arkadaşlarımızdan Türk’ün sesinin daha gür çıkması programları yayına hazırlayan arkadaşlarımızın hevesinin kırılmaması için, Atayurt Tv Kanalına abone olmasını, Atayurt Tv kanalındaki programlarımızı tıklayarak izlemenizi, e posta ile ve Sosyal medya mesajlarıyla yakınlarınıza, tanıdıklarınıza dağıtmanızı istirham ediyorum. Sevgiler, Saygılar, Selamlar. Videomuzun tamamı linktedir. İzleyiniz izletiniz.

TANERUNAL

47,263 Aufrufe • vor 1 Jahr

📌Türkiye’nin en önemli kırılma noktalarından birisidir 15 Temmuz gecesidir. 📌Açık bir şekilde devlet dışı bir illegal (ABD’nin Türkiyemizi kontrol etmek için beslediği büyüttüğü) yapılanma devlete ve millete rağmen 📌emperyalizm adına devleti teslim almak ve de milletin egemenlik haklarını gasp ederek, 🟥Türkiye’yi bir FETÖ devletine çevireceklerdi. Yani bağımsız Türkiye cumhuriyeti devleti değil ABD’ye ve ABD’yi kontrol eden güçlerin sömürgesi bir devlet haline getireceklerdi. 📌📌Ancak Allah‘ın lütfu sayesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşu milletimizin 🇹🇷vatan ve şehadet uğruna sokaklardaki tereddütsüz ayağa kalkışı, 📌Türk Silahlı Kuvvetlerimizin çok ama çok önemli kısmının bu kalkışmaya rest çekmesi, 📌Emniyet teşkilatımızın milletimizle yan yana duruşu, 📌Ve Yargının anında bu kalkışmanın yasa dışı olduğunu tescilleyen soruşturma süreçleri ile kalkışma tasfiye edilerek Türkiye yeni bir döneme sayfa açmıştır. 📌📌📌Halen de mücadele devam etmektedir Dikkatimizi soğukkanlılığımızı ve kararlılığımızı asla dağıtmamalıyız 📌Çünkü yaklaşık 70 yıllık illegal yapı hayatın bütün alanlarına 📌sızmış ve dahi sızdıkları yerlerde kendilerini saklayabilenler 📌📌son iki yıldır tekrar devletimizi hırpalamak milletimizin gözünde güçlü gözükmek üzere hareket halindedirler. 📌En önemlisi kanunilik kılıfı altında kamu gücü ve sızdıkları siyaset alanında siyasetin gücü üzerinden Türkiyemize yönelik emperyalizmin operasyonlarının önünü açmak için sürekli hareket halindeler Dikkat.

Metin KÜLÜNK

1,011,689 Aufrufe • vor 2 Jahren

Lübnan asıllı Kürt ve Kürdistan cahili ABD’nin Ankara’daki Arapçı adamı Tom Barrack (Ambassador Tom Barrack) soytarılık yapmaya başlamış. Böyle devam ederse ABD Başkanı Trump bile onu kurtaramaz. Bir zamanlar bütün Irak’ın resmi Valisi olan Paul Bremer de Kürdistan Peşmergeleri lağvedilmeli dedi ama bin peşiman oldu. Başkan Mesud Barzani o zaman Bremer’e “sen adam isen gel Peşmergeyi dağıt da seni göreyim dedi” ve o tartışma orda bitti. ..:: 1. Tom Barrack Suriye’nin Valisi de değildir. ABD’nin Ankara ambasadörü ve Trump’ın Suriye özel temsilcisidir. ..:: 2. Lübnan asıllı Tom Barrack eski vatanı Lübnan’ın bile Ortadoğu’daki öneminin Kürdistan’ın en küçük parçası olan Suriye Kürdistan Bölgesi kadar bile olmadığını biliyordur. ..:: 3. ABD nasıl Türkiye’nin müttefiki ise aynı şekilde Kürdistan ve Kürt milletinin de müttefikidir. Trump ya da ABD ne Peşmergeleri ne de SDG güçlerini Bağdat ve Şam’a mecbur eder. Tom Barrack aklını başına alsın! ..:: 4. Tom Barrack “millet/nation” ile devlet arasındaki farkı da bilmiyor. Irak bir devlettir, bir millet değildir. Suriye de bir devlettir, bir millet değildir. Türkiye de bir devlettir bir millet değildir. Mademki Ankara’da ambasadörlük yapıyor Türkiye devleti sınırları içinde büyük bir Kürdistan Bölgesi’nin de olduğunu bilmeli. Türkiye siyasi devleti Anadolu ve Kürdistan anavatanları üzerinde kurulmuş bir devlet ismidir. Orada Kürt ve Türk milletleri yaşıyorlar. ..:: 5. Bir de utanmadan Irak’ta da, Suriye’de de federal sistemin uygun olmadığını, tekçi Arap devletlerinden yana olduğunu söylüyor. ..:: 6. Tom Barrak’ın ecdadları Lübnan’da bir “topluluk” olabilirler ama Kürt milleti Kürdistan’ın hiçbir parçasında “bir topluluk” değildirler. Kürtler büyük bir millet olarak Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de federal bölgelere sahip olacaklar. Bu tarihin ve realitenin kaderidir. Tom Barrack ve onun gibi düşünenler bugün varlar yarın burda olmayacaklar. ..:: 7. Tom Barrack haddini bilsin! Çok ileri giderse yarın SDG komutanı Mazlum Abdi (Mazloum Abdî مظلوم عبدي) de ona “sen adam isen gel SDG güçlerini lağvet de görelim seni” diyecektir! O zaman Tom Barrack da aynen Paul Bremer gibi susmak zorunda kalacaktır.

Arif Zêrevan

106,740 Aufrufe • vor 1 Jahr

CHP”li Vekili ve Tuncay Özkan kimdir Feteo’nun önünde el pençe duran bebek katili savunan CHP Müptezel Tuncay Özkan siz sayın cumhurbaşkanımız ve 85 milyon insana hakaret etmişsiniz. Ve LGBT savunucusu Ali mahir başaran Mersin milletvekili siz başa gelirseniz siz LGBT bakalım olacaksınız. Kimse Sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan’a ve Sayın Dr Devlet Bahçeli dilini uzatamayacaktır. Neymiş HÜDAPAR’ın genel başkanın sayın Zekeriya yapıcı aynı karada yer aldığı için Milletçi hareket Partisi’ne ve Cumhur İttifakını hedef alarak algı yapmasını izin vermeyeceğiz. Biz her zaman sayın cumhurbaşkanımızın yanındayız sayın Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan’ın yanındayız. Kahraman içişleri bakanımız Sayın Ali yerlikaya’nın yanındayız. Devletimizin yanındayız yanında olmaya devam edeceğiz Allah devletimize zeval vermesin “Cumhurbaşkanlığı Makamına Saygı, Milletin İradesine Saygıdır!” Bir ülkenin Cumhurbaşkanı’na hakaret etmek, yalnızca o kişiye değil, temsil ettiği makama ve dolayısıyla o ülkenin tüm vatandaşlarına yapılan bir saygısızlıktır. Cumhurbaşkanı, halkın oylarıyla seçilmiş ve ulusal birliği sağlama görevini üstlenmiştir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı’na yönelik hakaret, yalnızca bir bireye değil, temsil ettiği devletin bütünlüğüne ve milletin iradesine yönelik bir saldırıdır! Ne yazık ki, Tuncay Özkan’ın bu hakareti, şahsını değil, Cumhurbaşkanlığı makamına yönelik çirkin bir saldırıdır ve tüm ülkemizi ve milletimizi utandırmıştır. Bu sebeple, ilgili milletvekilinin bu sözlerini şiddetle kınıyorum. Unutulmamalıdır ki, eleştirinin, saygının ve ahlakın sınırları içinde kalmadığı her an, hem kişisel hem de toplumsal olarak kaybedilen bir andır. Bu doğrultuda, milletimizin huzuru ve devletimizin itibarı için gerekenin yapılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Unutulmasın, temel esas: Devlet ebed müddet, millet ebed müddet… Saygılarımla, Abdurrahim Avcıoğlu 🇹🇷 Recep Tayyip Erdoğan Ali Yerlikaya Zeki Bahçe Yılmaz TUNÇ Yılmaz TUNÇ MHP Devlet Bahçeli Davut GÜL Murat KURUM E. Semih Yalçın Zekeriya Yapıcıoğlu İbrahim Kalın Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın. Bayrağımızı indirtmesin. Vatanımızı böldürtmesin. Kardeşliğimizi bozmasın.. ALLAH hepimizin yar ve yardımcısı olsun.. KALIN SAĞLICAKLA Allah art niyetlileri ıslah etsin Kürt Türk milleti birdir bir kalacaktır Ne Mutlu Kürt doğdum Ne mutlu Müslüman oldum Ne mutlu türküm diyene Hayatın cesaretidir yaşamak Kürtçe PKK’nın dili değil, Kürtlerin dilidir… Saygılarımla Abdurrahim Avcıoğlu 🇹🇷

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

13,995 Aufrufe • vor 1 Jahr

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 Aufrufe • vor 11 Monaten

TBMM'de, 2026 bütçesinin tümü üzerine gerçekleştirdiğim konuşma; 1- Sözlerime başlarken şunu açıkça ifade etmek istiyorum: Bu bütçede "İnsan" yoktur, "Rakamlar" vardır. Bu bütçede "Adalet" yoktur, "İnşaat" vardır. Bu bütçede "Gelecek" yoktur, "Günü Kurtarma" telaşı vardır... Bütçe, devletin milletle yaptığı en önemli toplumsal sözleşmedir. Bu sözleşme adaleti öncelemiyorsa, şeffaflıkla beslenmiyorsa, Meclis iradesiyle gerçek anlamda yoğrulmuyorsa, kağıt üzerinde büyür, milletin nezdinde küçülür. Bütçe, bir iktidarın kime hizmet ettiğinin, tercihlerini kimden yana kullandığının, "tüyü bitmemiş yetimin hakkını" koruyup korumadığının en somut belgesidir. Mevcut iktidar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişle birlikte, devleti bir şirket mantığıyla yönetme gafletine düşmüştür. Bir şirket kârını hedefler, devlet ise adalet ve hizmeti. Bir şirket hissedarlarına karşı sorumludur, bir devlet ise vatandaşlarına. Şirket mantığıyla devlet yönetmeye kalktığınızda, 2026 Bütçesi'nde gördüğümüz gibi "Kâr" adı altında milleti “vergi” yüküyle ezersiniz. Sn. milletvekilleri, bu ülkenin bir yıl boyunca ne yiyip ne içeceğine, nasıl ısınacağına, emeklinin nasıl ayakta kalacağına, gençlerimizin nasıl umut kuracağına, çiftçinin tarlasını nasıl süreceğine, esnafın kepengini nasıl açık tutacağına karar vereceğimiz bir bütçenin oylamasını yapacağız. Her şeyden önce bizim burada olmamıza, konuşmamıza imkan veren şey demokrasidir. Millet adına karar veren bizlerin varlık sebebi tam olarak budur ve onu ihata eden husus ise hukuktur. Fakat çok acı bir hakikati, milletimiz adına bir kez daha yüksek sesle söylemek zorundayım: TBMM, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle birlikte rutin bir noterlik faaliyeti yapan bir kuruma dönüştürülmüştür. Bu durumun en acı örneğini bütçe görüşmelerinde yaşıyoruz. Esasında TBMM’nin üç temel görevi vardır. 1. Kanun yapmak, 2. Millet adına denetim vazifesi yürütmek, 3 “bütçe” yapmak. Peki biz, yani parlamento, Cumhurbaşkanlığı Hükmet Sistemi ile birlikte ne yapabiliyoruz? Çoğu zaman sadece konuşabiliyor, o kadar… Anayasa’ya göre yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Bu bütçeyi yönetecek kişi kendisidir. Burada olması gereken kişi de bizzat Cumhurbaşkanıdır. Bazı hususlar vardır ki vekaletle kotarılacak konular değildir, bütçe de bu konuların başında gelir. Çünkü bütçe mali bir belge olmasının ötesinde, devlet istikametinin en görünür beyanıdır… Sn. milletvekilleri, bu bütçe tartışmasını basit bir mali tablo olarak ele alamayız. Bugün Türkiye’nin yaşadığı kırılganlıkların önemli bir kısmı, 2017 referandumuyla kabul edilip 2018 seçimleriyle yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile şekillenen yönetim mimarisinin sonucudur. Yetkilerin yoğun biçimde merkezileştiği bu yapı, güçler ayrılığı ilkesinde ciddi bir erozyona yol açmış, yasama, yürütme ve yargı arasında dengeyi sarsmıştır. Yasama faaliyetlerinin daraldığı, denetim mekanizmalarının etkisizleştiği, yargının bağımsızlığına yönelik toplumsal endişelerin büyüdüğü bir iklimde, hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma hakkı gibi evrensel demokratik ilkeler açısından kaygılar kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu tablo, siyasi bir tartışmanın ötesinde, ekonomik bir yıkımdır. Çünkü hukuk güvenliği zayıfladığında ekonomik güven zayıflar, kurumlar yıprandığında yatırım iklimi daralır, ifade alanı azaldığında toplumsal enerji kısılır. Bu nedenle biz aslında bugün 2026 bütçesini tartışırken, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütçe ahlakına ve denetim kültürüne etkilerini de tartışıyoruz. Bu bütçenin en ağır gölgesi kuşkusuz faiz yüküdür, faiz giderlerinin ağırlığı bütçenin en mühim sorun alanlarından biridir… Sormak istiyorum: bütçesinde faize bu kadar kaynak ayıran bir ülkede “huzur ve bereket” olur mu? “Faize karşı mücadele” söylemiyle hazırlanan bir bütçenin böylesine yüksek faiz yükü taşıması, retorikle gerçeklik arasındaki kopukluğu açıkça ortaya koymaktadır.

Selçuk ÖZDAĞ

27,388 Aufrufe • vor 7 Monaten

Babala TV ci ve Haluk Levent'in ahbapları bu videoyu iyi izlesin.. Bizzat arşivimde sakladığım, hiç silmeyeceğim bir videodur. Depremde CHP seçim kazansın diye her türlü dalavereyi yapanlar, o gün İmamoğlu'nu seçmişlerdi. CHP'li belediye başkanları depremzedelere verilen çadırları geri aldı. CHP'ye üye olmayana çadır vermediler, verdikleri çadırları da söktüler. Kızılay'a, AFAD'a, askere, orduya, en önemlisi de o acılı günlerde her gün depremzedelerin yanında olan Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a bu pis kurum CHP'nin içindekiler ve seçmen kitlesi çamur atmaktan geri kalmadı. Depremzedelere gelen yardım TIR'larını yağmalamak ve engel olmak hizmetleri oldu. Halk TV'nin trolleri ellerine birer mikrofon, kameraman ve yanlarına fonladıkları üç beş leş yiyicisiyle deprem bölgelerinde "Devlet yok." diye yayın yaptılar. Ya böyle mi olmalıydı o acılı günde? Hey, pis kurumu CHP! Senin bu ülkede bir dikili ağacın yok. Kerhaneden mi, mezardan mı, sokaktan mı, hainlikle, çalmakla mı devlet yöneteceksin? Her bir seçmen kitlen MOSSAD ajanı olmuş da ülke mi yöneteceksin? Artık bıktırdınız. CHP'li belediye başkanlarının evlerine indirdikleri yardım TIR'larını biliyoruz. Biz ölümüne Reis'in yanındayız. Çamur atanlar kendi çamurlarında boğuluyor. Görüyoruz. Afiyet olsun. Bu can bu tende olduğu müddetçe bu zihniyet savaşmaya devam edeceğim.. Rabbim soylarını kurutsun inşallah. Oğuzhan Uğur Tutuklansın Haluk Levent'in X Ahbaplar Suç Örgütü

Kumandan

310,171 Aufrufe • vor 4 Tagen

Adı Mürşid, soyadı Haznevi... Bu kişi, Suriye'deki Haznevi ailesindendir, doğru. Ama Haznevi ailesiyle tasavvufi anlamda, İslami hizmetler anlamında zerre kadar alakası yoktur! Bunu Haznevilerden istikamet ehli olup da hizmet edenleri aklamak için söylüyorum. Hakikaten de onun, onlarla hiçbir ilgisi yoktur. Ailesi bununla çok uğraştı. Onu oradan çekip koparmak için çok mücadele ettiler. Ancak muvaffak olamadılar. Çünkü bu bahsettiğimiz kişi, ypg-pkk saflarındadır. Allah azze ve celle ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. Nuh aleyhisselam gibi bir diriden, oğlu kafir olan bir ölüyü çıkarır. Ebu Cehil gibi bir ölüden Hazreti İkrime gibi bir sahabe, bir diri çıkarır. Bu, onların (ypg'dir, sdg'dir, pkk'dır… Bir sürü isimleri var ama hepsi aynı!) propaganda sorumlularından birisidir. Bildiğiniz sarıklıdır, cübbelidir. Sarığı bizim sarığımızın iki katıdır(!) Ama bu iş ne sarıkla olur, ne kürkle olur, ne cübbeyle olur. Bu iş istikametle olur, bu iş takvayla olur. Allah ve Resulü ne demişse ölçü budur bizim için. Onun dediklerini naklederken dahi insan irkiliyor… Diyor ki: 'Eğer kabul edilecekse ben buradan israile bir yardım çağrısında bulunabilirim. Ne zamana kadar Müslümanlara kurban olacağız? 'Eğer benim vatanım elimden gitmişse, elin vatanına lanet olsun. Eğer benim annem yaşamayacaksa elin annesi de yaşamasın.’ Bakın iyi dikkat edin! Bu sözler... Ben bu kişinin ismini söylemeden önce söyleseydim, siz herhalde bunu ancak bir kafir söylemiş zannederdiniz. Ama bunun adı Müslüman! Ya da kendini öyle gösteriyor bilmiyoruz. Allah bilir. Zira söylediği şeyler bir Müslümanın söyleyebileceği şeyler değil. Kendini Müslüman saymıyor mu bu adam! 'Gazze ve Filistin'e ne zamana kadar kurban olacağız?' diyor. Gazze ve Filistinlilerin annesi ağlasın diyor. Halbuki Gazze'ye şimdiye kadar hiç kurban olmamış! Zerre kadar yardımı da dokunmamış. Hep köstek olmuş. Hep israille işbirliği içinde olmuşlar. Öyle bir konuşuyor ki sanki herkes onlara katliam yapıyor da bundan dolayı feryat figan ediyorlar. Halbuki kendileri isyan ediyor. Kendileri hadlerini aşıyorlar. Hadsizlik ediyorlar. İsyan çıkarıyorlar. Fitne ve fesat çıkarıyorlar... Orada devlet diye bir şey yok. amerikanın onlara oraya tahsis ettiği, ‘Burası senin devletin, al bir devlet kadar da sana silah veriyorum. Ne zaman istikrar olsa kargaşa çıkar.' dediği bir yer. Bunun için verdi o silahları. Nerde senin devletin oluyor? O zaman her şehir kendine bir devlet kursun. Müslümanların istikrarı böyle nasıl olacak? Nerde huzur olacak?

Seyda Feyzullah Konyevi

68,110 Aufrufe • vor 6 Monaten

Hakkari Valiliği’nden İçişleri Bakan Yardımcılığı görevine atanan Ali Çelik’in veda programlarında yaşananlar bize bir kez daha gönüllere girmenin o muazzam güzelliğini, sevgi dilinin o müthiş iyileştiriciliğini bir kez daha gösterdi. Havası, coğrafyası ve sosyolojisi zor bir şehrin, geçmişte acı tecrübeleri çok bulunan ve hala o izleri tam anlamıyla silememiş olan bir kentin nasıl ortak bir paydada bir araya getirilebildiğinin pratiğini bize gösterdi Ali Çelik. Hakkari, Derecik, Yüksekova, Şemdinli, Çukurca isimleri yakın zamana kadar acı ile biten haber bültenlerinin öznesiydi. Bu coğrafyada göreve başladığı gibi farkını hissettirmeye başlayan Vali Çelik’in gençlerle Mergabutan’ta kar üstünde kürtçe şarkılar eşliğinde halay çekmesi nasıl bir idarecilik yapacağının ilk sinyallerini vermişti. Onun ‘Sevgi Dili’ inceliği ve hassasiyeti yönetim tarzına da yansımıştı. Kısa sürede köylere yaptığı ziyaretler, vatandaşların düğün ve taziyelerine verdiği öncelik, yaşlılar, gençler, esnaflar, öğrenciler, hülasa tüm kesimlerle kurduğu sıcak diyaloglar onu şehrin ‘Emin’ idarecisi olarak kabul görmesini sağladı. Giderken gördüğü ilgi, vatandaşların hüzünlü vedaları, hüzünlendiren ifadeleri, 'Allah razı olsun' duaları, helallik istediği her cümlesinden sonra yüksek sesle gelen ‘Helal olsun’ sesleri onun gönüllerde nasıl bir iz bıraktığını gösteriyordu. Bir öğrencinin ‘Hakkari Valisi Ankara’ya gitmiyor, Hakkarili bir Vali Ankara’ya gidiyor’ cümlesi en çok onu sevindirmişti zira ektiği sevgi tohumlarının o topraklarda nasıl yeşermeye başladığı giderken bizzat görüyordu. Bize de vedasıyla şunu gösterdi; İşinizi sevgiyle yaparsanız, beklentiniz dua ve iyilik olursa gönüller buna duyarsız kalmıyor. Vali’nin vedasında gönüllere girmiş bir idareci, dualarda yer alan bir devlet adamı ve onun yüreğindeki güzelliklere daha güzeliyle karşılık veren bir halk gördük. Allah her idareciye böyle vedalar nasip etsin. ‘Bu bir veda değil, sadece fiziken uzaklaşma.’ derken Hakkari ile nasıl bir gönül bağı kurduğunu ifade ediyordu esasında. Aklımızda ve gönlümüzde yer edinmesinin temel nedeni de 'Sevgi dilinin iyileştiriciliği'ne olan kuvvetli inancı ve bu inancın nasıl somutlaştığını bize göstermesi oldu. @alicelik_64

Cengiz AKSAN

59,516 Aufrufe • vor 5 Monaten

Tayyipgiller bu sabah da İzmir Buca Belediyesine çöktü… Şimdiki başkan, bir önceki başkan ve 62 kişi hakkında gözaltı kararı uyguladı Tayyipgiller’in Yargısı. 52 kişiyi yakalayıp götürdü, 10’unu da aramaya devam ediyor. Bu saldırısıyla ne mesaj verdi Tayyip ve avanesi? Güç bende, devlet bende, Amerika arkamda. İstediğimi yaparım, bana tabi olmayanı işte böyle tepelerim, demiş oldu. Peki buna karşı Yeni CHP’nin İmamın Oğlu Ekrem ve Özgür Özel tayfası göğüs göğüse bir mücadeleye girebiliyor mu? Hayır… Onlar bugüne dek hep içinde bulundukları savunma mevziisinden asla dışarıya çıkamıyorlar. Onlar savaş adamı değil. Serde yetişmiş muhallebi çocukları alayı. Cesaret Vatanından yoksunlar. İşte bu sebeple de ne CHP’yi savunup koruyabildiler ne de kendi koltuklarını. Ve Tayyip’in saldırıları hız kesmeksizin devam edecek. Bize gelince; biz 1967’den bu yana hep olageldiği gibi sonunu düşünmeden, kelle koltukta çarpışmayı sürdüreceğiz. Ve bu “Bin Yılın Felaketi”, ABD yapımı, ABD kuklası Tayyipgiller iktidarını, vatan ve halk düşmanı bu iktidarı eninde sonunda devireceğiz. 100 yıl önce Kuvayimilliyeci Atalarımızın, Mustafa Kemal ve Silah Arkadaşlarının bunların öncüllerine yaşattığı hezimetin aynısını yaşatacağız. Ve bunlar halkımıza, vatanımıza karşı işlemiş oldukları, vatan satıcılık dahil binbir suçun hesabını, bağımsız ve tarafsız yargı önünde mutlaka ama mutlaka verecekler o zaman…

Nurullah Efe

13,340 Aufrufe • vor 1 Monat