Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

👀 Mustafa İslamoğlu: (Yahudiler) güce, yönetmeye, devlete, devlet için baskıya, zulme harcayacakları enerjiyi ne yapıyorlar? Bilime veriyorlar, keşfe veriyorlar, icada veriyorlar ve işte ortaya çıkan manzara bu. Yani akıllılar yaşıyor, çünkü din devletinde akıllıları öldürürler.

609,081 görüntüleme • 1 yıl önce •via X (Twitter)

10 Yorum

Gülsüm profil fotoğrafı
Gülsüm1 yıl önce

Mesela Epstein adası çok bilimsel bir adadır. Kim bilir hangi mülteci çocuğun üzerinde neyi denediler?

Ahmet Doğan profil fotoğrafı
Ahmet Doğan1 yıl önce

Küfrünü ilan etsede rahatlasa artık.

Şükrü Yaşar profil fotoğrafı
Şükrü Yaşar1 yıl önce

Dünyadaki porno ve pedofili sektörünün %90'ını elinde tutan Siyonistleri övüyor Mıstafa Goldziher... Şaşırdık mı? Hayır...

Volkan Coşkun profil fotoğrafı
Volkan Coşkun1 yıl önce

Allah’ın kitabına uymak yerine kitabına uyduranların ve özellikle de sünnetin teşrî değerini inkar edip, hadisleri eleştirenlerin geldiği nokta hiç değişmiyor. İhsan Eliaçık’ından tutun, Mustafa Öztürk’üne ve Dücane Cündioğlu’ndan Edip Yüksel’ine. Mustafa’sız olmazdı, O da iyice sapıttı…

Mehmet DURUKAN profil fotoğrafı
Mehmet DURUKAN1 yıl önce

Köktendinci, gece gündüz sapkın dinlerine ibadet eden adamlara söylüyor bunu ha

Mehmet DEMİR profil fotoğrafı
Mehmet DEMİR1 yıl önce

1- İsrail terör devleti, yahudi şeriatına göre yönetilir. 2- Yahudi her zaman bozgunucudur ve öldürmüştür. 3- Oldum olalı seni sevmiyorum, Hadis inkarcılığını da boşu boşuna yapmıyorsun. Amaçın; Kur’an daki yahudiyle savaşacak müslümanı yok etmektir. Allah b.v @mustafaislamogl

Mustafa Çiftçi profil fotoğrafı
Mustafa Çiftçi1 yıl önce

Vay zavallı vay..Bilim adamı olaydın engelleyenmi oldu..Her seferinde İslam'a olan kinini bir şekilde kusuyorsun.

Yunus emre profil fotoğrafı
Yunus emre1 yıl önce

allahım (a.c) ayaklarımızı sabit kıl ayakları kayanları halini görüyoruz yahudileri öve öve bitiremiyor

Abdurrahman profil fotoğrafı
Abdurrahman1 yıl önce

Cahil olursunda senin yanında zır cahil bile akıllı kalır. Buna birisinin İsrail'in de din devleti olduğunu öğretmesi lazım. Lakin anlayacağını sanmıyorum.

alİze'R profil fotoğrafı
alİze'R1 yıl önce

(Yahudiler) güce, yönetmeye, devlete, devlet için baskıya, zulme harcayacakları enerjiyi ne yapıyorlar? Savaşa, zulme, toprağa çökmeye, hırsızlığa, soykırıma veriyorlar ve işte ortaya çıkan manzara bu.

Benzer Videolar

"2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanlar yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladı” Yıldıray Oğur: 💬Bu sizin uzun süredir ısrarlı bir şekilde yazdığınız, yeni ittihatçılık tezi. Benim de bazı eleştirilerim var, yazmıştım. Ama burada öncelikle herhâlde şunu bir netleştirmemiz gerekiyor: Bu bir manifesto değil. Yani siz bu yeni devletin manifestosunu yazmıyorsunuz. Onlara katılmıyorsunuz, onları meşrulaştırmak için ya da işte onları anlamak için onlara bir ideolojik zemin kurmuyorsunuz. Siz anlamaya çalışıyorsunuz sadece, ne olduğunu tespit etmeniz için. Çünkü hep şöyle de söyleniyor; 'Bunlar bunu meşrulaştırmaya çalışıyorlar' deniyor. Halbuki bu bir anlama çabası, meşrulaştırma değil. Etyen Mahçupyan: 💬Evet, Kuşoğlu'nun da meşrulaştırmaya çalıştığını hiç sanmıyorum. Ben onu okudum, hiç öyle bir şey yok orada. Bu bir olgu, vaka. Türkiye'de bir olay oluyor ve bu olaydan memnun değiliz, değiştirmek istiyoruz. Olayı anlamazsak nasıl değiştireceğiz? Olayı anladıktan sonra ancak ona alternatif bir şey üretme şansımız var. Öte yandan şunu da ben anlamakta zorlanıyorum; insanlar bu yeni ittihatçılık tezinden hoşlanmıyorlar ve duymak istemiyorlar belki falan ama şu çok açık değil mi? Bu iktidar Kemalist değil bir kere. Ve de bu iktidar öyle şeyler yapıyor ki belirli bir ideolojiye sahip olduğu da ortada. Yani getirdiği rejimle, bu dış politikadaki tavrıyla, tarihin yeniden analiziyle, Mustafa Kemal'e yeniden bir bakışla, işte Müslümanların devlete yanaştırılmasıyla, Kürt meselesinin çözümü gibi adımlar atılmasıyla yani ortada başka bir ideoloji var ve bu Kemalizm değil. Ya öyleyse 'Ne acaba?' diye sorulmaz mı? Yani böyle bir tartışmanın kendisi meşrulaştırmayla ilgisi olmayan bir şey." 2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanların yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladığını kendi temaslarımla da biliyorum. Buradan çıkarak ne cevap verdiler? Onu tam bilmiyorum ama şu anda Kuşoğlu'nun röportajıyla anladık ki yavaş yavaş Türkiye'deki yeni rejimin sadece Tayyip Erdoğan'dan ibaret olmadığını anlamış durumdalar. Tayyip Erdoğan da bir fani olduğuna göre ve önümüzde bir 'Türkiye Yüzyılı' olduğuna göre, demek ki herhangi bir faninin ötesinde düşünen ya da düşünmeye çalışan, bu yönde önermeler yapan birtakım insanlar var. Bu insanların bir aklı var. Aslında devlet aklı denen şey o; yoksa böyle gizemli, falan arka planda olan bir şey değil. Şu anda iktidara bürokrasi içinde kimler sahipse, kimler cumhurbaşkanlığı sistemini yazıp ortaya koyduysa, bunları düşünen insanların CHP'yi de etkilemek istememelerini düşünmek biraz abes olur. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

26,887 görüntüleme • 3 ay önce

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: Amedspor Süper Lig'e çıkarıldığı zaman, bakın “çıktığı zaman” demiyorum, “çıkarıldığı zaman”; çünkü şampiyon olarak çıkmadı, ikincilikten çıktı ve Türkiye'de futbolun ne kadar siyasallaştığını hepimiz biliyoruz. İstenmeseydi çünkü çıkarılmayabilirdi. Arkadaşlarımızla bir değerlendirme yaptık ve şu tespitte bulunduk: Kim bütün bu süreci kurguladıysa Amedspor'un Süper Lig'e çıkarılması da bu kurgunun bir parçası ve amaç, toplumsal gerilimi artırmak, stadyumlar üzerinden Türkiye'de patlamaya hazır bir potansiyeli hazırlamak. Diyebilirsiniz ki, “Ya öyle şey olur mu? Hangi akıl böyle bir şey yapar?” Hangi akıl, Sevr'in 100. uğursuz yıl dönümü olan 10 Ağustos 2026'da PKK affı yasasını Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirdiyse, o akılla aynı akıl bu düzenlemeyi yapmıştır diye düşünüyoruz. Bu benim kişisel görüşüm değil. Bu, partimizin ortak görüşü; divanda, konusunda uzman emniyetçiler, askerler, psikiyatristlerle birlikte yapmış olduğumuz tartışmanın sonucunda ulaşmış olduğumuz nokta. Çünkü futbol, her zaman ve hemen her ülkede olağanüstü gerilimlerin çok hızlı ortaya çıkmasını sağlayan bir alandır. Siz de hatırlayacaksınız, Türkiye'de bir futbol maçında iki İç Anadolu şehri arasında çıkan olaylarda onlarca kişi hayatını kaybetmiş, ağır yaralanmıştı. Onun için bunu bilen, futbolun bu gerilim alanını bilen merkezler, Amedspor üzerinden böyle bir gerilimi planlı olarak yaratmak için bunu ortaya çıkarttılar. Peki, Amedspor ne? Amedspor çok açık; yani PKK tarafından desteklenen ve PKK'nın ayrışma aracı, duygusal kopuş aracı, tahrik aracı olarak bilinçli bir şekilde kullandığı bir araç durumunda. Ve şimdi bu araç, bütün Türkiye'yi yıl boyunca bir grup taraftarla dolaşacak ve daha önce görmediğimiz görüntülerin ortaya çıkmasına neden olmaya başladı bile. Trabzon'da... Yani ligin en arkalarında, adı duyulmamış bir spor takımı iken Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası sahip çıktı. STK temsilcileri... Yani bir gizli el adeta talimat verdi. Ve yapılan araştırmaları söylüyorum size: 18 yaş üstü Kürtlerde Amedspor'a olan ilgi, 2023'ten 2025'e yüzde 8,7'den yüzde 27,5'e çıkmış. Yani 4 milyon kişiye ulaşmış bu kadar kısa sürede. Ve oy dağılımına baktığınızda, kulübün taraftarı olarak kendini niteleyenlerin yüzde 57'si DEM Parti'ye, yüzde 18'i CHP'ye, yüzde 12'si AK Parti'ye veriyor. Yani bir gizli el çok ciddi bir finansman sunuyor, bir devlet projesi gibi adeta. Ve daha önemlisi, daha geçen gün Futbol Federasyonu Başkanı hakemlere çağrıda bulundu. Dolayısıyla bunu sadece PKK ile sınırlamak mümkün mü sizce? Hayır, değil. Ama en etkili unsurun o olduğu görülüyor. Devletin yapmış olduğu tespitler var biliyorsunuz. Cemil Bayık, Amedspor'un desteklenmesi için çağrıda bulunuyor. Bu arada şunu da parantez içinde ifade edeyim: Partimizin divan üyesi, genel başkan yardımcısı, GATA'dan emekli Profesör Ali Şehirlioğlu Hoca, Diyarbakır Askerî Hastanesi'nde görevliyken aynı zamanda Diyarbakırspor'un da doktoruydu, gönüllü doktoruydu. Yani biz parti olarak Diyarbakırspor gerçeğinden, sürecin nasıl Amedsporlaştırılarak siyasallaştırıldığını gayet iyi ve gayet yakından biliyoruz. Şimdi bu siyasal pimi çekilmiş psikolojik bombayı Türkiye'nin değişik yerlerine götürüp bir tahrik ve gerilim tuzağı Türkiye'ye kurulmak isteniyor. Bu konuda devlete büyük sorumluluk düşüyor. Şu ana kadar ben devletin bu sorumluluğu yerine getirmediğini ve polisiye önlemlerle sadece durumu yönetmeye çalıştığını görüyorum. Bu da yetersiz. Bakın, bu da yetersiz. Çok daha kapsamlı, çok daha tansiyonu düşürücü psikolojik önlemlere ihtiyaç var. Ve ayrıca Amedspor lehine bir pozitif ayrımcılık yapıldığı duygusunu vermek, bunu güçlendirecek, bu düşünceyi güçlendirecek açıklamalar yapmak da tansiyonu düşürmüyor. Aksine yükseltiyor. Mesela Trabzonlu Futbol Federasyonu Başkanı'nın maçtan önce hakemlere yapmış olduğu çağrı, iyi niyetli bir çağrı olsa bile sonuçları itibarıyla doğru bir çağrı değil. Yani, “Hakemler, kanaatlerinizi Amedspor lehine kullanın.” Niye yani? Niye Antalyaspor lehine değil de Amedspor lehine? Niye Muğla İdman Yurdu için değil de Amedspor lehine? Bakın, bu herkesin kendisine sorduğu ve herkesi öfkelendiren soru hâline geliyor. Yani bir takım var, taraftarı İstiklal Marşı'nızı söylemiyor. Bir takım var, taraftarlarına diyor ki, “Stada İstiklal Marşı'ndan sonra girin.” Bir takım var, Trabzon maçı öncesinde statta örgüte yakın marşların çalınmasına izin veriyor veya çaldırıyor, bilmiyorum. Ben sadece videoda gördüğümü söylüyorum. Şimdi bu süreç böyle devam edemez. Devletin bu konuda üzerine düşen önlemleri alması ve Amedspor'u normalleştirmesi gerekiyor. Yoksa bu lig çok uzar.

Haberiniz

22,393 görüntüleme • 7 gün önce

İşin Altında Başka Bir Gerçek Var! O gerçek de şu; ne yaparlarsa yapsınlar, bunlar kendilerini İslam dininin temsilcisi olarak gördüklerinden ve İslam'ı referans alan bir siyasi parti diye ortaya çıktıklarından, İslam diniyle özdeşleştiler. Sonunda ne oldu? Sonunda şu oldu: Bunlar gelmeden önce camiler dolar taşardı. Hatta camilerde cuma günleri yer bulunmazdı. Camilerin önüne hasır falan serilir, caddelere taşardı cemaat... Şimdi camiler boş ya da boşalıyor. Bunlar geldikten sonra birçok orta yaşlı kişi 'Ben artık camiye gitmiyorum. Bunlar geldikten sonra bıraktım.' diyorlar. Görüyoruz. Ama başka bir derin gerçek daha var. Yarınki Türkiye'nin insan dokusunu oluşturacak olan 'Z' ve arkadan gelecek olan 'Alfa' kuşağının şu anda, yüzde 70'i deist. 10 yıl önceki araştırma... Yani, Allah'a inanıyor, dine inanmıyorlar. Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, bütün bu yaptıkları ters tepecek. Dindar ve kindar bir kuşak yetiştirmek savıyla ortaya çıkarken problem burada başlıyor. Geçmişte mahyalarda, iki minare arasında 'Kin tutma!' yazardı. Şimdi ise Fazıl'ın şiirinden alıntılanarak 'dinine ve kinine' diye bir söylem oluşturuluyor. Ne demek 'Dinine ve kinine...'? Ben de bir şiir yazdım. 'Yunus'un dinidir dinim, ne öcüm vardır, ne kinim...' diye başlıyor. Bunu niye yapıyorlar? Çünkü geleceğin kendilerine ne getireceğini görüyorlar. Onun için ne diyorlar? 'Halk ne kadar cahil olursa o kadar iyidir. Eğitim seviyesi yükseldikçe oylarımız düşüyor.' diyorlar. Ne demektir? 'Ne kadar cahil, o kadar iyi...'. Zorunlu din dersinin olması, bir defa devletin 'Laiklik' niteliğini tek başına yok eder. Ve bunu da Kenan Evren başımıza açtı. 'Zorunlu din dersi' ne? Diyorsun ki yurttaşlara; 'Din budur.' Kardeşim ne hakkın var? Hangi dini anlatıyorsun? Bir de tek mezhebin tek anlayışı. Yani sünnilik diyeceğim de, sünnilik de değil. Sünniliğin bir yorumu bu... Onu dayatıyorsun! Emevi... Emevi den de, Ebusuud... Osmanlıyı çökerten din anlayışı... Ne oluyor? Niye yapıyorsun bunu? Gençlik 'dinine, kinine...'. Evet! 'Dinine' değil ama 'Kinine' sahip çıkan bir gençlik oluşuyor. Size kin duyuyorlar. Yaptığınız her yanlıştan ötürü Müslümanlık yara alıyor. Anlattığınız İslam'dan ötürü gençler İslam'dan kopuyorlar. Milli Eğitim Bakanı istediği kadar müfredat yapsın. Biliyorsunuz imam hatip okullarına da karşıyım. Yanlıştır! Devlet imam yetiştirmez. Yanlış! Bunları şimdi 5000'e çıkardınız. Ama ne oluyor? Yüzde 30'u deist. Bu da araştırma sonucu... Yani olmuyor. Zorlamayın. Siz kendi kafanızı düzeltin! Bir ara Recep Tayyip Erdoğan çok doğru bir şey söyledi. Çok doğruydu. 'Bir takım alim geçinen alimler, kadın haklarıyla ilgili şeriattaki hükümleri söylüyorlar ve savunuyorlar. Çok rahatsız edici şeyler söylediler. 1400 sene önceki hükümle bugün İslam anlatılabilir mi? Bunlar İslam'ın güncellenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar aciz insanlar. Hiç 1400-1500 yıl önceki hükümlerle şimdiki örtüşebilir mi?' Ve devam etti... 'Şimdi' dedi; 'Benim bu sözlerim karşısında hoca efendiler beni tefe koyup çalacaklar. Rabbim tefe koymasın!' Aman Allah'ım!.. Bunlar ne sözler? Alkışladım! Ey Milli Eğitim Bakanı, ey onun gibi düşünenler; Böyle yaparsanız sandığınız gibi kişileri dine kazanamazsınız. Sizin bu tutumunuza biz şiddetle ve hiddetle karşıyız. Programınıza da karşıyız. Biz onu yırttık attık ve uygulayamayacaksınız. Ama aynı zamanda savunduğunuzu, savladığınız dine de İslam'a da büyük zarar var. Sizin yüzünüzden orta yaş da dahil olmak üzere gençlik dinden kopuyor.

Namık Kemal Zeybek

32,056 görüntüleme • 6 ay önce

Fitne : Mustafa Kemal Kur'an için "Arapoğlunun Yaveleri", Peygamber için de "Arapoğlu" diyerek aşağılıyormuş..! Çakma tarihçi Ahmet Anapalı Kazım Karabekir’in hatıralarına dayandığını iddia ettiği hikâyeyi aynen şöyle anlatıyor: Birgün Mustafa Kemal ile oturuyorduk. Elmalılı Hamdi Hoca içeri girdi. Dedi ki ona: "Gel Hamdi Hoca gel. Hele şu kitabı Türkçe'ye çevir de Atatürk, bizimliler hangi Arap saçmalıklarına (Arapoğlunun yavelerine) iman etmişler görsünler”. Bunlar güya Karabekir’in hatıralarında aynen bu şekilde yazıyormuş. Hadi lan oradan! * Amaçları belli: “Türkiye’yi din düşmanı biri kurdu” yalanını aşılamak, Türkiye’yi bir “küfür devleti” gibi göstermek! Adamların gözünde Atatürk dinsiz, laiklik küfür, cumhuriyet sapkınlık… * Bu videoyu anlatırken fark ettiyseniz hep aynı taktiği uyguluyorlar. Atatürk’ü savunsun diye karşısına tarih bilgisi olmayan, dini savunamayacak bir ateist çıkartıyorlar. Bu bir tesadüf değil, tamamen bilinçli bir tercih. Çünkü Atatürk’ü savunacak bilgili bir Müslüman çıkarsalar ne olur? O kişi hem Atatürk’ü savunur hem de Atatürk’ün dine saygılı olduğunu açıklar. Ama tarih bilmeyen, dini savunamayan birini çıkardıklarında Atatürk’ü savunmak, laiklikle “dinsizlik” arasında bir bağlantı kurmaya çalışırlar. Yani hem Atatürk’ü hem de laikliği hedef alırlar. Bu, onların eski ama hâlâ işe yaradığını düşündükleri bir oyundur. * Bu hikâye ilk kez Uğur Mumcu tarafından 10-19 Haziran 1990’da Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlandı. "Kaynak ne?" diye sorarsanız, Kazım Karabekir’in hatıraları deniyor. Ama burada işler garipleşiyor: Bu hatıralar, Karabekir’in kızının damadı (faruk özerengin) tarafından servis edildi. Yani, aile muhabbetinden tarih yazılmış gibi bir durum var. Yetmedi, Ateist olduğu bilinen Uğur Mumcu bu hikâyeyi Karabekir Anlatıyor kitabına da almış. Bu da yetmedi mi? 1991’de dıdısının dıdısı aynı damat, Paşaların Kavgası adlı kitapta hikâyeyi bir kez daha ısıtıp sunmuş. İşin asıl komedisi şu: Bu olayın geçtiği söylenen dönemde Atatürk ve Kazım Karabekir’in yanında Ruşen Eşref Ünaydın, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve birkaç kişi daha varmış. Ama nedense bu isimlerden hiçbiri, anılarında ya da notlarında bu olaya dair tek kelime etmemiş. Ortada ne bir belge var ne de bir tanık. Daha da tuhafı, bu hikâye tüm tanıklar öldükten sonra gün yüzüne çıkıyor. Zaten bu tür masalların en büyük numarası bu: Kimse sağ değil, doğrulama şansı sıfır. “Yok artık” dedirtecek sözleri ekle, Atatürk’ü kötüle, sonra da "Kaynak güvenilir, Karabekir’in hatıraları" de. Bu kadar basit. * Gelelim şu anlatılan hikâyeye. Bu olayın doğruluğu baştan sona şüpheli. Kazım Karabekir’in hatıralarında böyle bir konuşmadan bahsedildiği iddia ediliyor ama dikkat edin: Olayın geçtiği söylenen tarih 14 Ağustos 1925. Karabekir, her şeyi günlüğüne yazan, Atatürk hakkında duyduğu en küçük dedikoduyu bile not eden biri. Ama ne hikmetse, bu olayı hiç yazmamış! İşin en garip tarafı ne biliyor musunuz? Bu hikâyede Elmalılı Hamdi’nin adı bile geçmiyor! Hatta hikâyeyi bir kenara bırakın, Kazım Karabekir’in kitabının hiçbir yerinde Elmalılı’nın adı geçmiyor! Ama çakma tarihçi Ahmet Anapalı ne yapmış? Hikâyeyi süslemek için Elmalılı’yı da ekleyivermiş. Yetmemiş, uydurduğu bu masalı bir de Karabekir’in ağzından anlatmış. Hani Müslüman yalan söylemezdi? Ama bunların dinine göre iftira serbest, fitne caiz! Zaten dertleri gerçekleri anlatmak değil, hikâyeyi daha inandırıcı hale getirip, Atatürk’e çamur atmak, insanları kandırmak, memlekete fitne sokmak! * Kazım Karabekir’in hatıralarını “tarihin en güvenilir kaynağı” diye önümüze koyanlara küçük bir hatırlatma yapalım. Karabekir, Abdülhamid için ne demiş biliyor musunuz? “Zorba, diktatör ve felaketlerin baş sorumlusu.” Yetmedi mi? Vahdettin için de “Açıkça hain” ifadelerini kullanmış. Ama ne hikmetse bu sözler hiç dillendirilmez. Neden? Çünkü işlerine gelmez! İşlerine gelen kısmı alır, gelmeyen kısmı yok sayarlar. Eğer bu hatıralar bu kadar kutsal ve tartışılmazsa, hadi bakalım, Abdülhamid ve Vahdettin için söylediklerini de kabul edin! Ama yok. Çünkü oyun belli: “Seç, al, işine geleni kullan. Gelmeyeni unutmuş gibi yap.” Vallahi bu kadar bariz ikiyüzlülük için özel ödül verilmeli. * Şimdi gelelim diğer bir meseleye: Atatürk düşmanları, Karabekir’i hep “dindar, muhafazakâr bir alternatif lider” diye parlatır. Tamam, diyelim ki Karabekir dindar. Ama laiklik ve Cumhuriyet konusundaki tutumunu neden es geçiyorsunuz? Mesela Karabekir, Atatürk’ün Balıkesir'de cuma hutbesinde vaaz vermesini eleştirmiştir. Din ve Devlet işlerinin birbirine sokulmasını asla istemezdi. Hatta aynı Karabekir, “Ezan Türkçe okutuldu, Kur’an toplatıldı” diye ağlaşılan İnönü döneminde Meclis Başkanlığı yapmıştır. Hadi buyurun, bu uygulamalara neden tek bir kez bile karşı çıkmadı? Demek ki neymiş? Bu uygulamalar, “Atatürk’ün dine düşmanlık politikası” falan değil, dönemin genel anlayışının bir sonucuymuş. Karabekir de bu anlayışın parçasıymış. Ama bunları söylemek işlerine gelmez tabii. * Aslında bu arkadaşlar ne yapıyor biliyor musunuz? Karabekir’in hatıralarını cımbızla seçiyorlar. “Bu bana uyar, bunu alayım. Bu işime gelmedi, yokmuş gibi davranayım.” Mantık tamamen bu. Ve sonra da utanmadan “Karabekir şöyle dedi, böyle yaptı” diye masallar anlatıyorlar. Ama iş biraz derinleşince foyaları ortaya çıkıyor. Çünkü tarih, seç-beğen-al yapacağınız bir oyuncak değil. * Dincilerin sıkça servis ettiği bu hikâyeyi doğru kabul edelim ve analiz edelim. Hatıratta geçen konuşma şu şekilde: Mustafa Kemal, Kur’an’ı Türkçeye çevirtmek istediğini söylüyor. Kazım Karabekir ise “Şimdi zamanı değil, zaten Kur’an’ın TEFSİRLERİ var” diyerek karşı çıkıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim” diyor. * Şimdi bu “Arapoğlu” ifadesine takılıp, peygambere hakaret edildiği iddia ediliyor. Ancak Mustafa Kemal’in burada kimi kastettiği açık değil. Olay basit: Karabekir Kuran'ı çevirmeye gerek yok, TEFSİRLER var diyor, Mustafa Kemal de tefsirlerdeki saçmalıkları kastediyor. O dönemin en popüler tefsirleri İbn Arabi’ye ait. İbn Arabi’nin adı Türkçeye çevrilince ne oluyor? Bingo: Arapoğlu! Yani, peygambere laf atmak falan yok, tefsirlere yapılan bir gönderme var. Ama yok, bunu böyle anlatmak işlerine gelmez. Atatürk’ü peygambere laf etmiş gibi göstermek daha kolaylarına geliyor. Üstelik, Mustafa Kemal gibi bir liderin, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, hele ki Karabekir'in önünde, peygambere laf edecek kadar vizyonsuz biri olmadığını akıllarına bile getirmiyorlar. Çünkü herkesi kendi sığ düşünce dünyalarına göre değerlendiriyorlar. * İbn Arabi yani Arapoğlu, İslam tarihinde tartışmalı bir isimdir. Tefsirlerinde Kur’an’ın özüne aykırı birçok yaveler bulunur. Örneğin: - Ali İmran Suresi’nin 103-105. ayetlerini yorumlarken, “Mezheplere bölünmeyin” diyen bu ayetleri tarikatlara bağlamış. Şeyhlere bağlı kalmanın Allah’a ulaşmanın yolu olduğunu söylemiştir. Halbuki Kur’an, aracıları değil, doğrudan Allah’a yönelmeyi öğütler. - Yusuf Suresi’nde, Hz. Yusuf’un zindandaki arkadaşlarının rüyalarını cinsellikle ilişkilendirmiştir. Kur’an ise bu rüyaların anlamını açıkça ifade eder: Biri görevine dönecek, diğeri ise idam edilecektir. Ama İbn Arabi, bu net ifadeleri kendi hayal gücüyle bambaşka anlamlara çekmiştir. - “Kul Rabb olur” gibi ifadeler kullanmıştır. Bu ifade İslam inancına tamamen aykırıdır. İslam’a göre Rab sadece Allah’tır ve bu sıfat insana atfedilemez. * Mustafa Kemal, halkın dinini anlaması gerektiğine inanıyordu. Osmanlı döneminde halk, Kur’an’ı Arapça okuyordu ama anlamıyordu. Bu boşluk, şeyhler, tarikat liderleri ve din tüccarları tarafından kullanılarak halkı yanlış yönlendirme aracı hâline gelmişti. Mustafa Kemal, bu düzeni bozmak için Kur’an’ı Türkçeye çevirtti. Böylece halk, Allah’ın kelamını doğrudan anlamaya başladı ve din üzerinden kurulan sahte otoriteler çökmeye başladı. Ama Atatürk burada durmadı. Hadislerin de Türkçeye çevrilmesini sağladı. Çünkü uydurma hadislerle halkın kafasını karıştıran düzenbazların maskesini düşürmek gerekiyordu. Halk, hadisleri okuyunca, uydurma olanlarla gerçek olanları ayırt etmeye başladı. Bu da tarikatların ve sahte din adamlarının güç kaybetmesine neden oldu. * Bugün hâlâ en doğru Kur’an meali, Atatürk’ün Elmalılı Hamdi’ye yaptırdığı mealdir. Günümüz çevirileriyle arasında bir fark yoktur. Bu durumda, Atatürk düşmanlarının iddiaları kendi içinde çelişiyor. Çünkü halk Kur’an’ı Türkçe okuyunca dinden çıktığını iddia ediyorsanız, ya Kur’an’da bir sorun olduğunu kabul ediyorsunuz (hâşâ!) ya da yıllarca halkı kandırdığınızı itiraf ediyorsunuz. Atatürk’ün Kur’an’ı ve hadisleri Türkçeye çevirtmesi, halkın dini doğru anlamasını istiyordu. Halkın İbn Arabi gibi tefsircilerin saçma yorumlarını, uydurma hadisleri ve din üzerinden çıkar sağlayan düzenbazları bu sayede fark etmesine olanak sağladı. Atatürk’ün bu adımı, tarikatların, şeyhlerin ve din tüccarlarının otoritesini sarstı. İşte bu yüzden Atatürk düşmanları hâlâ bu kadar öfkeli. Çünkü Atatürk, onların din üzerinden kurdukları sömürü düzenini yıktı.

AHMET ÖZCAN

22,579 görüntüleme • 1 yıl önce

07.06.2026 tarihinde Jiang Xueqin ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiden kesitleri sizlerle paylaşıyoruz Faydası bol olsun. 📌Mr. Yang, bir söyleşinizde ABD’de iki fraksiyonun çatıştığını ifade ediyorsunuz. ABD’deki bu iki fraksiyon kimlerden oluşuyor? Ve bu iki fraksiyon arasındaki çatışmanın zemini ne? Ve bu dünyaya nasıl yansıyor? Evet. Şimdi her şeyden önce Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyasi durumu anlamak için belki şu ifadeleri kullanabiliriz. Yani bahsettiğiniz gibi iki fraksiyon arasında adeta bir iç savaş var. Bir matematikçi, istatistik modellemeyi kullanan ve tarihi anlamaya çalışan önemli bir matematikçi de aslında bunu bize anlatıyor. Yani hem Cumhuriyetçi tarafa bakıyor hem Demokrat tarafa bakıyor ve bize şunu söylüyor: Toplumlar, özellikle de imparatorluklar, elitlerden dolayı aslında çöküşe geçiyor. Yani çok küçük bir elit grup eğer gücü elinde bulundurursa, o zaman aslında herkesin kaybettiği bir sonuca yol açabiliyor. Bugün de karşı karşıya olduğumuz durumu bu şekilde ifade edebiliriz. Çok yüzeyde bunu söyleyebiliriz. Yani sol ve sağ arasında bir iç savaş yaşanıyor. Şimdi sol dediğimiz tabii ki Demokratlar, sağ dediğimiz de Cumhuriyetçiler. Bu çok görünürde olan şey ama esasında daha derine indiğimizde iki farklı oligarkik yapı görüyoruz. Yani bir taraftan Wall Street var ve Wall Street, Amerika’yı bugüne kadar, ABD’yi kontrol eden, ABD dolarını kontrol eden taraf oldu. Yani mesela Orta Doğu’ya satılan mallar ABD dolarında satılıyor ve bunun da tabii ki getirisi ABD ekonomisine oluyor. Ve işte bütün bu finansmanı servis edebilmek için ABD, imalatı Detroit’ten Wall Street’e, yani Washington’a taşıdı. Bu nedenle Washington DC’deki Wall Street çok önemli bir plana çıktı. Ama tabii 2008 yılında, bildiğiniz gibi küresel ekonomik krizle birlikte aslında Wall Street de tamamen çökmüş oldu. Ama yine de ağır bir darbe almadı. Neden? Çünkü ABD hükümeti devreye girdi ve Wall Street’i kurtardı. Ama günün sonunda şunu gördük: Amerikan ekonomisi çok ciddi etkilenmiş olsa da Wall Street, elitlerin aslında bir şekilde ellerini üzerine koymasından dolayı ve tamamen kontrol edebilmesinden dolayı hayatta kalabildi. Ancak geçtiğimiz 10 yıl içerisinde ABD’de yeni bir elit ortaya çıktı. Silikon Vadisi dediğimiz teknolojik oligarklar: Jeff Bezos, Peter Thiel, Elon Musk; yani Silikon Vadisi’nden çıkan teknolojik oligarklar. Ve işte bu oligarklar Washington’u kendileri kontrol etmek istiyorlar. Dolayısıyla şu anda bu iki farklı oligarkik yapı arasında bir iç savaş yaşanıyor. Tabii bu da ABD’nin kendi seçim politikalarına da yansıyor. Olabildiğince basit ve sade bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Wall Street’teki finansal çevrelerden oligarklar Demokratları destekliyor. Silikon Vadisi’nden gelen teknoloji oligarkları da Trump’ı destekliyor. Larry Ellison, Trump’ın seçim kampanyasına 25 milyon dolar yatırdı. Peter Thiel, J.D. Vance’ın çok önemli bir sponsoru ki kendisi biliyorsunuz Donald Trump’ın devlet başkanı yardımcısı oldu. Dolayısıyla şu anda finansal sektörü kontrol eden elitlerle teknoloji oligarkları arasında bir mücadeleden bahsediyoruz.📌

Metin KÜLÜNK

134,411 görüntüleme • 3 ay önce

New York’un efsane şarküterisi Katz's Deli’de bir sandviç denemenin bedeli: 1200 TL! 1888’den beri hizmet veren ve kapısında saatlerce kuyruk olan dünyaca ünlü restorandaki devasa pastrami sandviçlerini inceleyen sosyal medya fenomeni; "Evet arkadaşlar, New York'ta Lower East Side'ın, dünyadaki en ikonik şarküterini yani Katz Deli'ye geldik bugün. Bunlar 1888'den beri burdalar ve bu kalabalık kuyruk şaka gibi. Size girişte verilen kırmızı biletleri unutmayın çünkü bunları unutursanız başınız derde girer, bunlar ödeme fişleriniz olacak. Sandviç fiyatları yaklaşık $27-$28 bandında ama bu sandviç devasa büyüklüğünde bir sandviç. Size burda göstermeye çalıştığım o ikonik fotoğraflar... Burda gerçekten inanılmaz bir kalabalık var şu anda. Gördüğünüz üzere etimiz doğranıyor. Bu et tütsülenmiş pastrami eti. Gerçekten inanılmaz görünüyor. Bu sos da o meşhur New York'un hardal sosu. Sosun tadı gerçekten muazzamdı. Burda ete acımıyorlar arkadaşlar, bol bol koyuyorlar gerçekten. Arkadaşlar Katz Deli 1880'li yıllardan itibaren burada ve inanılmaz derecede ünlü, dünya çapında ünlü bir deli. Burası sadece böyle şarküteri anlamında değil, gerçek anlamda bir restoran. Şöyle söyleyebilirim, burada aslında et konusunda endişelenmenize gerek yok çünkü buranın sahibi bir Yahudi ve Yahudiler etin özen kesimine ve domuz eti kullanmamaya özen gösteriyorlar. Yani zaten farkındaysanız adam böyle sürekli kötü parçaları, eti atıyor. Yani gerçekten ete acımıyorlar, kat kat et koyuyor sandviçin içine. Zaten ben onu çektiğim için bana daha fazla kıyak yaptı. Ayrıca burada şu anda bu sandviçin yanına 2 tane tuzlu, bir tane de tuzsuz olmak üzere 3 tane salatalık veriyorlar. Tuzsuz salatalara gerçekten ihtiyacınız var çünkü böyle hafif bir, nasıl desem, çok tuzlu değil de böyle mayhoş bir tadı var. O yüzden güzel oluyor. Ayrıca bunlar hazırlanırken tip verirseniz size et tattırmada daha fazla et veriyor. Yani ne kadar fazla tip verirseniz, bahşiş verirseniz, size o kadar fazla et vererek tattırıyor. Bahşiş vermeseniz de böyle küçük bir dilim tattırıyor muhakkak. Mesela ben burada şu anda çıldırıyorum yerken. İnanılmaz yumuşak bir et. Görüyorsunuz herkes vızır vızır çalışıyor. Şu etin güzelliğine, şu sandviçin güzelliğine bakın. Et... Oradaki peynirin muazzamlığına bakın. Gerçekten dünyanın 8. harikası falan. Thank you so much! Burada da abimiz benim için brisket etini getiriyor, yeni bir et. İnanılmaz güzel tütsülenmiş. Şimdi çap çap çap bölecek, üzerine koyacak. Aaa, burada tattırıyor bana yine çünkü güzel bahşiş bıraktık. Resmen bayılıyorum burada. Evet arkadaşlar, şu iki devasa büyüklüğündeki o meşhur sandviçe bakın. Şu an burada, ha ha, ağzımı suya aka aka deneyeceğim. Trying... Awesome! İnanılmaz. Sandviç gerçekten inanılmaz yumuşak ve ağızda dağılıyordu. Hayatımda yediğim en lezzetli sandviçlerden birisiydi. Yani buram buram et kokuyor her yer. İnanılmaz yumuşak, taze. Yani açıklayamayacağım düzeyde lezzetli bir etti. Şu an size etrafı göstermeye çalışıyorum ne kadar kalabalık olduğuna dair. İnanılmaz bir sıra var, her zaman kalabalık. 4 kişiye yetecek bu iki sandviç totalde $65.22 tuttu. Sizce bu fiyatı almaya değer miydi?"

BUZZ medya

91,397 görüntüleme • 2 ay önce

🌽Mısır ithalatı son 9 ayda 3 milyon ton gerçekleşti. Üstelik gümrüksüz! Şimdi 500 bin ton mısır ithalatı daha gerçekleşecek. Bu resmen vatana ihanettir! Eğer vatansever bir Türk iseniz şu kısa açıklamamı okuyun ve paylaşın lütfen: 🔹Tarım, milli güvenlik meselesidir. Çünkü milleti sağlıklı, kaliteli ve ucuz fiyatla besleyemezseniz hem hastalıklar hem de ekonomik sorunlar yaşanır. Sonunda da devletin bağımsızlığı tehlikeye düşer. 🔹TBMM'nin Sürdürülebilir Tarım Komisyonu için 2020 yılında bir sunum gerçekleştirdim. Bu sunumda Sürdürülebilir Tarım Modeli hakkında bilgi verdim. İsviçre Tarım Üniversitesi'nin geliştirdiği bu bilimsel model Almanya tarafından devlet politikası olarak uygulanmaktadır. Bu sayede çevre, toplum ve ekonomi boyutlarında sürdürülebilir kalkınma sağlanmaktadır. 🔹Ancak bu sunumum iktidar veya muhalefet olsun tüm siyasi partiler tarafından reddedildi! Çünkü bu çalışmalarım için hiçbir ücret istemedim ve kimse için haksız kazanç da yok! Bu proje yalnızca Türk Milletinin refahını sağladığı için reddedildi! Bugün hiçbir siyasi partinin politikaları arasında tarım veya diğer alanlarda bunun gibi bilimsel model, proje, sistem, süreç veya strateji yok. Yönetim bilimlerinin bu kavramları sadece boş laflar olarak halkı kandırmak için kullanılmaktadır. 🔹Türkiye'de tarım ve hayvancılık sektörü kasten yok ediliyor. Çiftçiye maliyetin altında fiyat veriyorlar. Bunu kabul etmeyen çiftçi zarar ediyor ve üretimi terk ediyor. Sonrada "iç talebi karşılamamız lazım" diyerek bu soruna yol açan siyasetçiler gümrüksüz ithalatla haksız kazanç sağlıyorlar. Bunları denetleyen ve yargılayan yok! 🔹Bazı utanmazlar çıkıyor "Kayıt dışı çalışıyorlar ama Afganlar ve Suriyeliler olmasa tarım ve hayvancılık biter ve millet aç kalır." diyorlar. Bu siyasetçiler alenen hukuk kurallarını çiğniyor. Ayrıca, önce halkı cahilleştirip sonra da dini inançlarını istismar ediyorlar. Bu şekilde büyük bir servet kazanıyorlar. 🔹Oysaki bu videoda paylaştığım ileri teknoloji tarım makinası sayesinde çok yüksek verimlilik sağlanabilir. Üniversitelerin bu alanlarda araştırma yapması, devletin bu projelere finansman desteği vermesi, halka arz olan şirketlerin bu şekilde gerçekçi faaliyetler ortaya koyması ve sonunda milletin refahının yükseltilmesi gerekir. Bu gördüğünüz makine milyon dolar değerinde! Sanayi şirketlerimiz bu makineleri üretmelidir. Çiftçilerimiz bu makineleri kullanmalıdır. 🔹Bütün bunlar yerine Türk Milleti nelerle kandırılıyor? SİHA, KAAN, TOGG vb. ürettik diye reklam yapılıyor ama millet Kurtuluş Savaşı döneminden farksız açlık ve sefalete mahkum edilmiş haldedir. Atatürk'ün TBMM'de konuşma yaptırdığı çiftçinin şikayeti üzerine "çiftçinin üretim için kullandığı malları haciz edilemez" şeklindeki yasal düzenleme çoktan çiğnenip geçilmiştir. 🔹Bugün üniversitelerden mezun olanlar yalnızca maaşlı bir işe girmek ya da yurt dışına kaçmak arasına sıkıştırılmıştır. Bu kasten yapıldı! 25 yılda böyle bir toplum yaratıldı. Bu sayede bütün bu gerçekler anlaşılmayacak ve bazı siyasetçiler ve iş dünyasındaki işbirlikçileri zengin olabilecekti. Oysaki Fransa, İsviçre, Hollanda, İsrail, Almanya, Amerika gibi ülkelerin tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret vb. alanlardaki başarılarını yalnız milletin menfaatleri için yakalamak istiyorsak onların yaptığı gibi yapmalıyız. Onlar ne yapıyor? Yalnız mühendislik ile yüksek teknolojiye kavuşma çabasında değiller; finans, sürdürülebilirlik ve yönetim bilimleri alanlarında liyakatli yönetim danışmanlarının desteğine başvuruyorlar. Borsalarında bu alanlarda faaliyet gösteren şirketlere finansman desteği sunuyorlar. Bu şirketler gerçekten üretim verimliliği sağladığı için piyasa değerleri yani hisseleri yükseliyor. Türkiye'deki gibi manipülasyonla ve tamamen sanal şekilde değil!!! 🔹Ayrıca, Türkiye'de öne çıkarılan, özendirilen ve gençler için en iyi kariyer fırsatı olarak gösterilen şey nedir? Dijital seks içerikleri üretilen uygulama Onlyfans aracılığıyla ayda 200 bin Dolar kazandığından övgüyle bahsedilen kadınlar sosyal medya yayınlarında öve öve bitirilemiyor. Buna benzer şekilde yanlış bir mantıkla "üniversite okumayın, musluk tamircisi olun ve çok para kazanın" diyenler de var. Bütün bunlar kasten yapılıyor! 🔹Şimdi sizin için hazırladığım bu videodaki genç ve güzel kıza bakın! Onlyfans ile değil, milyon dolarlık makinede mısır hasadını anlatıyor. Ben Türk gençlerini böyle görmek istiyorum. Türkiye'de bunların haber yapılmasını istiyorum. İşletme, ziraat mühendisliği, makine mühendisliği vb. alanlardan mezun olan Atatürkçü gençlerin birleşip yapay zeka destekli böyle makineler üretmesini ve bunun için girişimci olup şirket kurmasını istiyorum. Bu şirketlere finans ve yönetim danışmanlığı sunmak, yatırımcı olmak ve yabancı yatırımcı finansman desteği sağlamak istiyorum. Herkese ve her şeye rağmen bunların başarılmasını istiyorum. 🔹Türk Milletine yüzlerce kez çağrıda bulundum. Gezi Parkı veya Saraçhane protestolarında sokağa dökülmek belki gerekli ama asla ve kesinlikle yeterli değildir! Pikachu paylaşımı her seferinde 50 bin beğeni getirdi. Şimdi benim bu paylaşımım yine 50 beğeni bile almayacak! Erdoğan'ın gitmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek. İmamoğlu'nun hapisten çıkması da öyle!!! Anlamanız gereken tek bir şey var: Bu konu partiler, siyasetçiler ve diğer her şeyin üzerinde Türk Milleti ile ilgilidir! Burada anlattıklarımı bütünsel olarak anlamadığınız ve yalnızca günü kurtarmaya çalıştığınız kişisel menfaatlerinizin peşine düştüğünüz sürece ne Türkiye ne de sizin için "daha iyi" bir gelecek olmayacak. Daha uzun yazmak istemiyorum çünkü 10 yıldır hiçbir faydası olmadı. Türkiye işgal altındadır. Vatan satılıyor. Millet köledir. Daha ötesi var mı? Çözümleri de sundum. Kitabımda, web sitemde, yayınlarımda, konferanslarımda... Lütfen bunları anlayın ve seçimleri beklemeden eyleme geçin.

Dr. İbrahim Can, CPA

21,979 görüntüleme • 1 yıl önce

Aşağıdaki videoyu CUMHURBAŞKANLIĞI hazırlatıyor. adam içindeki ATATÜRK VE TÜRK düşmanlığını son hazırladığımız videonun altına geldi kustu.. HAYDİ YİYORSA CUMHURBAŞKANINADA LAF ETSENİZE VİDEOYU HAZIRLATAN DEVLETİN TEPESİ.... EY MÜSLÜMAN KILIĞINDAKİ ETNİK TÜRK DÜŞMANI DEVŞİRMELER ..size sesleniyorum ... Benim işim tarih benim gördüklerimin bir milyonda birini görmemiş hayatında zaten Türk tarihi okumamış çünkü TÜRK değil. geliyor ATATÜRK bukadar alim astı , ATATÜRK ingilizle işbirliği yaptı, hatta ATATÜRKE KÜFREDENLER BİLE oldu ..ALİM ASMA konusu derin bir konu asılanların ALİM OLMADIĞINI islamı kendine örtü yaparak ''BİR TÜKÜ ÖLDÜRMEK BİN TANE GAVURU ÖLDÜRMEKTEN EVLADIR''diye fetva veren müslüman TÜRK askerine ingilizlerin silahıyla ŞEHİT Ettiren ADAMI NE YAPACAKSIN ? MADALYAMI VERİCEKSİN YOKSA ASACAKMISIN ?PEKİ bu olayın benzeri ne zaman oldu İSTANBULUN FETHİNDE oldu GALATADA büyük bir gurup geceleri toplanarak fetvalar veriyorlar ''FATİH SULTAN MEHMET KAFİRDİR DİNİ BOZMUŞTUR ''diye ayaklanma tertib ediyorlar bunu öğrenen FATİH ATAMIZ bir gece galatayı bastırıyor suç üstü yakalanan sözde müslüman alimler bir bir kafaları kesiliyor ve halka tehşir ediliyor...HADİ KALKTA FATİH ATAMADA AYNISINI SÖYLE....FATİH ATAMIZA O GÜN KAFİRLİKLE SUÇLAYAN DEVŞİRME KAFİRLER BU GÜN ATATÜRKE KAFİR DİYEBİLİYORLAR unuttukları şu: devlet sizi kökünüz ile birlikte biliyor soy adlarınız şifeli , o soy adları size veren halkın arasına karışıp ileride tekrar torunları isyan çıkartmasın rahat tespit edilip sınırdışı edilsin diye o soy adlarını ATATÜRK size verdirdi . ve NUTUKTA şu cümleyi kurdu ''BİR DAHA ARAP VE BİLUMUM ETNİK DEVŞİRMELER TÜRK EVLATLARINI SIRTINDAN VURAMAYACAK BEN ETNİKLERİ SÖKTÜM ATTIM DİKKAT EDİLMELİDİR Kİ BU YAPI ECNEBİLER KADAR TEHLİKELİDİR .BUNLAR CUMHURİYET TARİHİ BOYUNCA KISIM, KISIM SINIRDIŞI EDİLMELİ, AKSİ HALDE TÜRK EVLATLARININ KANINI DÖKMEKTEN BİR NEBZE ÇEKİNMEYECEKLERDİR TARİHİMİZ , MÜSLÜMAN KILIĞINDA DOLAŞAN BU ETNİK YAPI FIRSATINI HER BULDUĞUNDA TÜRKE SALDIRACAK, DEVLETİ ZAAFA UĞRATACAKTIR. AYNI ZAMANDA BU DEVŞİRME YAPI İLERİDE BİZLERİDE DİN DÜŞMANI İLAN EDECEKTİR .'' peki ettiler mi ? ettiler. 1927 de ATATÜRK bu gün bizim hazırladığımız videoda ATATÜRK var diye saldıranlar kimmiş o yıllarda anlatıyor ..aynı şekil FATİH SULTAN MEHMET atamız galatada yaşanan müslüman kılığında devşirme etnik yapının nasılda osmanlıyı zaafa uğrattığını görüp hepsini DOĞRATIYOR ..işte bu etnik yapı bilindiği için ATATÜRKÜ KORUMA KANUNU ÇIKARTILDI yani devlet bu yapıyı çok iyi tanıyor demekki. SULTAN ALPARSLAN,FATİH SULTAN MEHMET , YILDIRIM BEYAZIT ,KANUNİ , ATATÜRK dahil bütün devlet adamlarımız bizim baş tacımızdır ...onlar bir hayat yaşamadı bize vatan bıraktı milyonlarca şehit verdiler ama bir takım devşirmeler biz TÜRKLERİN ATALARINA düşman edebilmek için her kılığa giriyorlar..biz onları o kadar iyi tanıyoruz ki ...nereye kaçsalar da yine onları bulup geldikleri yere göndereceğiz ... BİZ SİZİ ÇOK İYİ TANIYORUZ EYYY DEVŞİRMELER.....!

VATAN T.V

25,077 görüntüleme • 10 ay önce

"sanırsın ki Mustafa Kemal arkadaşlarıyla İsmet İnönü'yle geldiler Kanuni Sultan Süleyman'ı darbeyle devirdiler. Her şey güllük gülistanlıkken, Osmanlı derdüstü muradüstüyken devirdiler ve Cumhuriyeti ilan ettiler. Ardından devrimler geldi" İsmet İnönü'nin dine bakışı ve Cumhuriyetin laiklik konusunda yaptıkları hakkında konuşan Tarihçi Dr. Selim Erdoğan; -Şimdi benim bugün elimde eğer yetki olsa, Kültür Turizm Bakanı olsam ya da işte Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürü olsam, ilk yapacağım iş bir Osmanlı Müzesi kurmak olur. -Osmanlı derken kastettiğim Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim o yükseliş dönemi değil. Ben özellikle yakın çağdan bahsediyorum. -Osmanlı çağdaşlaşmasından bahsediyorum. 1703'den hatta 1699'dan başlarım. -Hepsi yani sırayla bütün silsileyle hangi padişah çağdaşlaşma adına ne yapmaya çalıştı. Niyazi Berkes'in kitabını herkesin okuması lazım. Onu okumayanlar için Osmanlı sanırsın ki Mustafa Kemal arkadaşlarıyla İsmet İnönü'yle geldiler Kanuni Sultan Süleyman'ı darbeyle devirdiler. Her şey güllük gülistanlıkken, Osmanlı derdüstü muradüstüyken devirdiler ve Cumhuriyeti ilan ettiler. Ardından devrimler geldi. -Bütün bu devrimlerin hepsinin bir altlığı var. Laiklik sanıyorlar mı ki yani cumhuriyetten sonra ilan edildi. Adım adım yavaş yavaş padişahlar bunu gerçekleştirmeye çalıştılar. -Şeyhülislam'ın divandan uzaklaştırılması, ulema sınıfının ödeneklerinin kesilmesi bunların hepsi adım adım yapıldı denendi. O zaman da onlara karşı çıkanlar oldu. -Çünkü hayatta din kadar kolay istismar edilen bir şey yok. Laiklik dine karşı değil laiklik dini istismar edenlere karşı bir savunma mekanizmasıdır. -Cumhuriyetin ilkesidir, temelidir. Şimdi burada en önemli husus şu herkes İsmet İnönü'ye bir şey söyleyebilir. Birey olarak dinini nasıl yaşadığı kimse ilgilendirmez. Bireyseldir. Ve İsmet İnönü mütedeyyin dinine düşkün. -Dininin gerekliliklerini yapan bir insandır. Bunu nereden biliyoruz? Bu aile dostlarının, en yakın aile dostlarının, hatta siyasi yelpazeleri daha sonra ayrıştıkları, muhalif olarak karşı kutuplara göçtükleri insanlardan duyuyoruz bunu. -Fakat laikliği özümsediği için bunu hiçbir şekilde devletin işleyişine, devlet yönetimine, o mekanizmaya yansıtmamış. Bak bugün İsmet İnönü'nün eğer hala mütedeyin mi değil mi, dini bütün bir insan mıydı değil miydi tartışılıyorsa ne kadar başarılı olduğunu gösterir. -Çünkü insan ibadetini de gizli yapar, dinini de gizli bireysel yaşar. Kimse ilgilendirmez. O bir şov yeri değildir. İsmet İnönü'nün eleştirilebilecek yerleri var mıdır? Vardır. -İsmet İnönü dediğim gibi iki kelimeyle bir tamlamayla ifade edecek olursak görev adamı. Milli mücadelenin o döneminde Mustafa Kemal Atatürk'ün sahadaki eli kolu yani en ihtiyaç duyduğu dönemde en ihtiyaç duyduğu türde bir komutana sahipti. O da İsmet İnönü'ydü.

Herodot Diyor Ki

19,317 görüntüleme • 2 ay önce

İngiltere Vatandaşı Kadının Anlattığı Türkiye'nin Kırsalında Yaşamak: Bilinen Yanlışlar ve Köy Hayatinin Gerçekleri 🔹 Türkiye'de kırsal bir köyde yaşıyorum ve beş aydır buradayım. 🔹 Bunu söylediğimde insanların burada yaşamanın nasıl bir şey olduğuna dair önceden edinilmiş fikirleri olduğunu biliyorum. 🔹 Bu yüzden buraya biraz ışık tutmaya geldim. 🔹 Şimdi, Türkiye'de bir köyde yaşamanın din konusunda oldukça katı olacağını ve herkesin başını örtеceğini düşünebilirsiniz. 🔹 Durum kesinlikle böyle değil, söyleyebilirim ki genç neslin hepsi burada başını örtmüyor. 🔹 Eğer kadınlar başlarını örtüyorsa, bunlar genellikle daha yaşlı nesilden olma eğilimindedir. 🔹 Komşularımdan biri kendi alkolünü üretiyor, bildiğiniz gibi alkol İslam dininde haramdır. 🔹 Onlardan bir diğeri ise İngiltere'den her uçuşumda duty-free'den şişeli Jack Daniel's istiyor. 🔹 Bir diğer köy sakini ise her Cuma ve Cumartesi gecesi parti yapmak için Selimiye'ye gitmeyi seviyor. 🔹 Burası sandığınız gibi bir yer değil. 🔹 İkincisi, bir Türk köyünün son derece uyumlu bir yer olduğunu ve kimsenin kavga etmediğini, hepimizin harika geçindiğini düşünebilirsiniz. 🔹 Yanlış. 🔹 Burada tıpkı dünyanın başka herhangi bir yerinde olabileceği gibi kavgalar çıkıyor. 🔹 Genellikle tartışmalar burada arsa yüzünden çıkıyor. 🔹 Çünkü birlikte arsa sahibi olan yaklaşık beş kişi var ve bunlardan birkaçı satmak isterken diğerleri istemiyor, bu da bazı anlaşmazlıklara yol açıyor. 🔹 Köyde duyduğum bir diğer kavga sebebi de onurdur. 🔹 Genellikle insanlar kin tutma eğilimindedir ve aile üyeleri de size karşı kin tutacaktır. 🔹 Onlar çok gururlu insanlar, Türk insanı. 🔹 Dolayısıyla, onları veya ailelerini hoş olmayan bir konumda bırakırsanız, bunu çok ciddiye alacaklar ve sizi hayatlarından oldukça basit bir şekilde çıkaracaklar. 🔹 Üçüncüsü, Türk köyündeki insanların ana geçim kaynağının arazi bakımı, ekinler, tarım ve hayvancılık olduğunu düşünebilirsiniz. 🔹 Yine yanlış. 🔹 Bu insanlar, bu köyde yaşayanlar ya da bu özel köy, çok iş odaklı. 🔹 Otelleri var, dükkanları var, restoranları var. 🔹 Bunlardan biri son derece yakın zamanda bazı arsaları bir 101'e ya da Türkiye'de adlandırdığımız şekliyle A-101'e sattı, bana söylendiğine göre. 🔹 Hatta bazı insanlar bahçelerini yarıya bölüp ikinci bir ev inşa etmişler ve bu evi tatil kiralamaları, Airbnb vb. için kiraya veriyorlar. 🔹 Burada akıllılar, paralarıyla çok iyiler. 🔹 Eğer paraları arsa ile bağlı değilse, o zaman onu çok iyi değerlendiriyorlar. 🔹 Son olarak, buradaki tüm evlerin bunun gibi geleneksel taş binalar olduğunu düşünebilirsiniz. 🔹 Öyle değiller, diyebilirim ki onlar azınlıkta. 🔹 Burada böyle evlerde kimse yaşamıyor. 🔹 Köyde tamamen şebekeden bağımsız (off-grid) yaşayan tanıdığım sadece bir kişi var. 🔹 Elektriğini güneş panelinden alıyor, çok küçük bir malikanesi var. 🔹 Statik bir evde yaşıyor ama bunun dışında buradaki villaların hepsi lüks, yeni yapılmış villalar diyebilirim. 🔹 Şu anda geleneksel Türk köyü evlerinden ziyade daha fazla yeni yapım villa var. 🔹 Bu da buradaki köylülerin, paraya çok sıkışık olmadıkları sürece topraklarını "yabancılara" satma konusunda çok isteksiz olmalarının bir başka nedeni. 🔹 Umarım bu, Türkiye'de bir köyde yaşamaya dair algınızı değiştirmiştir. 🔹 Ben her zaman kasaba veya şehir yerine bir köyü tercih edeceğim. 🔹 Çünkü manzara bu kadar güzel görünürken nasıl etmezsiniz?

Netlog Medya

104,929 görüntüleme • 23 gün önce

🚨Biz durduk yere Cübbeli Hoca'ya yaşayan Efsane demiyoruz... Bak ben Cübbeli Ahmet Hoca'yı tanımadan önce Yaşar Nuri falan dinliyordum yani. Bir de ben imam hatip mezunuyum. Biz gibi sokaklarda büyüyen her türlü pisliği görmüş yaşamış insanlar için doğruyu yanlışı ayırt etmek daha kolaydır. Mesela o zamanlar fetö çok meşhurdu. Ben de ne hikmetse o zamanlardan beri bu fetö'den nefret ederdim. Sonra bu Türkçe olimpiyatlarla ilgili bi açıklamasına denk geldim. Bu Ehl-i Sünnete uygun değil falan diyordu. Fetö'nün o zamanlar haşa tanrı gibi görüldüğü zamanlar. Dedim, ulan bu cesaret helal olsun falan derken bu adamı dinlemek lazım diyerek yola çıktım. O zamanlar Mustafa İslamoğlu var Meşhur ilahiyatlarda falan baya bi havası var kitapları kapışılıyor falan. Bu Cübbeli Reis, çıktı bu İslamoğlu kaderi inkar ediyor diye bi reddiye'ye başladı resmen adamın içinden geçti. Saatlerce evet saatlerce reddiye yaptı. Sonrası malum ne kadar sapık ilahiyatçı varsa hepsine tek tek hem de isim vererek Reddiye'ye başladı. Sonra tekrar fetö'ye döndü dinlerarasi diyalog o zamanlar meşhur abant toplantıları falan yapılıyor ne kadar ilahiyatçı yazar çizer varsa oraya katılıyor ılımlı İslam projesini faaliyete geçirmeye çalışıyorlar. Cübbeli Reis durur mu sabah akşam bunların köpeklerini uyutmuyor reddiye yapıyor falan. Dedim tamam bizim adam budur. Takip edelim. Sonra Cübbeli Reis'le başa çıkamayan fetö, önce bi kaç adamını Cübbeli hoca'ya gönderiyorlar. Cübbeli hoca uslanmayınca kahpece bi kumpasla hocayı 1 yıl hapis yatırıyorlar. Hatta içerde adil öksüz denen fetöcü khpe hocayı ölümle tehdit ediyor. Hoca icerden cikinca bunlarin şerrinden kurtulmak icin bi iki hamle yapıyor. Sonra bu kumpası kuran polisler hakimler savcılar hepsi fetö'den içeri atılıyor. Sonra Adnan muhabbeti çıkıyor malum herkes bilir Cübbeli Reis bu adamın peşinden gitmeyin dedikçe akitciler onun sözde evrim kitaplarını falan veriyorlar. Sonucunu hepiniz biliyorsunuz yok olup gitti. Arada derede Ehl-i Sünnet uğruna 60 70 ilahiyatçı, Hoca bozmasi sapık tarikatcilar, mutezileciler, Selefiler vb din hainine reddiyeler yaptı. Bu işler öyle basit değil her babayiğidin yapacağı işler değil. Kimse cesaret edip bu işlere girmez. Ama Cübbeli Reis girdi bedelini de ödedi. Parasi gitti aile huzuru bozuldu yanında adam diye taşıdığı insanlar birbir Cübbeli Reis'i sattılar. Ama ne yaptı etti tekrar ayağa kalktı reddiyelerine devam etti. Mesela son 10 yıldır falan bu ülkede şia çok güçlü ama ne oldu Cübbeli Reis onlara da reddiye yaptı. Bunlar öyle sanıldığı gibi basit işler değil. Şu ülke de şu an şia Tehlikesi biliniyorsa bunu reddiyeleri ile ortaya koyan Cübbeli Reis sayesindedir. En son selefi vahhabi Harici tayfasınında resmen içinden geçti. İsid deas olaylarında TV'lere çıkıp insanları uyardı bakın dedi bunlar ingiliz amerikan kurgusu bunlara uymayın diye reddiyeler yaptı binlerce genci isid saflarına katılmaktan kurtardı. Bunlar çok ama çok büyük işler. Kimse bu ülkede bu işlere girip insanları uyarmadı tek uyaran Cübbeli Reis'di. Cübbeli Reis Ehl-i Sünnet uğruna o kadar fazla düşman edindi ki bunların içinde binlerce kripto da var. Kısaca onlarca ingiliz amerikan iran afganistan menşeli projeyi daha kuruluş aşamasında yerle bir etti. Bugün önüne gelen Cübbeli Reis ile uğraşıyorsa boşa değil yani hepsinin bi kuyruk acısı var. Hırslarından çıldırıyorlar. Kafayı yiyorlar. Şimdide piyasada dolaşan onlarca kripto vahhabi var ama sırf Cübbeli Reis var diye gerçek görüşlerini belirtemiyorlar, Cübbeli Reis'den .t gibi korkuyorlar. Yani demem o ki Cübbeli Reis'e destek olun. O ilmiyle hepsinin hakkından geliyor çok şükür. Sahayı boş bırakmıyor. Allah c.c. Yar ve Yardımcısı olsun. Amin.

Parasizceo

37,937 görüntüleme • 20 gün önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul’da Dünya İslam Bilginleri İstişare Zirvesi Açılış Programındaki konuşmalarından... ◾ İsrail, Filistin topraklarına ilk kez saldırmıyor. İsrail, Filistin halkına yönelik ilk kez soykırım uygulamıyor. 1948 yılından beri, neredeyse her gün, her ay, İsrail’in saldırılarına şahit oluyoruz. ◾ Bundan 76 yıl önce Nekbe’yle başlayan işgal ve katliam politikası, o günden bugüne sürekli artarak devam etti. Siyonist yayılmacılık, Filistin halkının topraklarını gasp etmeyi, gerekirse bunun için masum kanı akıtmayı kendine hak görüyor. ◾ Vadedilmiş topraklar hayali, bunların gözünü adeta kör etmiş durumda. Bu amaca ulaşmak için İsrail yönetimi hiçbir kural, sınır, ahlak tanımıyor. Uluslararası hukuka bağlı bir devlet gibi değil de, eli kanlı bir terör örgütü gibi hareket edenlerden insanlık bekleyemeyiz. ◾ Artık bir gerçeği kabullenmemiz gerekiyor… Siyonistler ve işbirlikçileri, katliamcı ideolojileri neyi emrediyorsa, bugüne kadar hep onu yaptılar, yapmaya da devam edecekler. Siyonist lobinin esiri olan batılı ülkeler de, savundukları değerleri çiğneme pahasına, kendilerine verilen talimatları yerine getirecekler. ◾ “Bu zulme ortak olmayalım” çağrısıyla her hafta meydanları dolduran vatandaşlarına rağmen, İsrail’e karşı seslerini asla yükseltemeyecekler. Gazze’deki soykırımı görmezden gelecek, Hamas’ı bahane ederek İsrail’e destek olmayı sürdürecekler. ◾ Vicdan sahibi ülkeler ve toplumlar haricinde, küresel sistemin efendilerinin İsrail’e baskı uygulamasını beklemek, tamamen beyhudedir. Bunlar “tavşana kaç tazıya tut” diyerek, hem uluslararası kamuoyundaki tepkiyi azaltıyor, hem de İsrail’e sütre gerisinden yol veriyorlar. ◾ Son ateşkes görüşmelerinde buna bir kez daha şahit olduk. Biliyorsunuz pazartesi günü Hamas; Katar, Mısır, Amerika ve Birleşmiş Milletler garantörlüğündeki ateşkes teklifini kabul ettiğini açıkladı. Bizim de tavsiyelerimizle Hamas, kalıcı ateşkese giden yolda gerçekten çok kritik bir adım attı. Netanyahu yönetiminin cevabı ise Refah’taki masumlara saldırmak oldu. ◾ Kimin barıştan ve diyalogdan, kimin de çatışmaların sürmesinden ve daha fazla kan dökülmesinden yana olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Peki, Netanyahu bu şımarıklıkları karşısında ciddi bir tepki gördü mü? Tabii ki hayır… ◾ Ne Avrupa’dan ne de Amerika’dan İsrail’i ateşkese zorlayacak kaydadeğer hiçbir tepki gelmedi. Yasak savma kabilinden açıklamalarla süreci geçiştirmeyi seçtiler.Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki son oylamada, insanlığın ortak vicdanı yerine, gittiler, yine İsrail’in yanında saf tuttular. Öncesinde de, Güvenlik Konseyi’nde Filistin Devleti’nin tam üyeliğini veto etmişlerdi. Oysa evvelsi gün; 143 ülkenin evet dediği, 25 ülkenin çekimser kaldığı karar, İsrail’in ve işbirlikçilerinin ne kadar yalnız olduğunu göstermiştir. ◾ Kararla birlikte Filistinli kardeşlerimiz, Birleşmiş Milletler çalışmalarına artık daha geniş haklar ve ayrıcalıklarla katılabileceklerdir. Türkiye olarak, bizim de güçlü destek verdiğimiz bu kararın çıkmasından memnuniyet duyuyor, henüz Filistin Devletini tanımayan bütün ülkeleri bir an önce Filistin Devletini tanımaya davet ediyoruz.

Fahrettin Altun

93,120 görüntüleme • 2 yıl önce

Spor Salonunda En Çok Sinir Bozan Şeyler: Sosyal Medyada Gündem Olan O Liste: 🔹 Birincisinde tabii ki de PT'ler yer alıyor. 🔹 Spor salonu demek PT demek. 🔹 PT'lerde şöyle; günümüz PT'leri kendi meslekleri sanki başka bir işmiş gibi spor salonunda bulunan üyeleri istedikleri bilgileri yeterince vermiyorlar. 🔹 Sadece oraya sohbet etmeye, flörtleşmeye, celveleşmeye geliyorlar. 🔹 Kadın erkek fark etmek sizin bu böyle. 🔹 Aynı zamanda kıskanç da oluyorlar. 🔹 Kendilerini sizinle kıyaslıyorlar. 🔹 Eğer sizin fiziğiniz daha iyiyse bunu kendilerine yediremiyorlar ve sizinle uğraşıyorlar. 🔹 Bu şekilde PT'lerden nefret ediyorum. 🔹 İşini iyi yapanlar da vardır. 🔹 Düzgün program yazmıyorlar aynı zamanda 🔹 İkinci sırada grup halinde spor yapan ergenler var. 🔹 Bunlardan her zaman nefret ettim ve nefret ediyorum. 🔹 Bir makineyi işgal ediyorlar. 🔹 Çok yüksek sesli sohbet edip gülüşüyorlar ve çok hareketliler. 🔹 El kol şakaları çok fazla yapıyorlar. 🔹 Orta par rahatsızlık veriyorlar. 🔹 Siz sakin sakin dinlenirken onlar orada falan böyle garip garip hareketler yapabiliyorlar. 🔹 Sizlerden nefret ediyorum ve çok pis ter kokuyorsunuz. 🔹 Üçüncü sırada zaten deodorant kullanmayan üyeler var. 🔹 Deodorant herkesin ulaşabileceği bir ürün olarak düşünüyorum ve hani zorunlu bir şey. 🔹 Hani eliniz yüzünüz ne kadar yapmak durumundaysanız deodorant kullanmak da öyle bir şey. 🔹 Ayrıca bazen bakıyorum sürekli aynı simaları gördüğümüz için aynı saatlerde gittiğimiz için spor salonuna, hep aynı kıyafetle geliyor. 🔹 Yani hiç yıkanmadığını düşünüyorum ve o kişi kokuyor. 🔹 Tamam ben de aynı kıyafetle gidiyorum ama spor salonunu yıkıyorum. 🔹 Ve doğal olarak kokmuyor. 🔹 Ama sizin hep aynı kıyafeti giydiğin için kokuyor. 🔹 Bu böyledir ve siz nasıl kendi kokunuzu almıyorsunuz? 🔹 İğrençsiniz. 🔹 Dördüncü madde klima çalışmaması özellikle yazın ya da havalandırmanın yetersiz olması. 🔹 Spor salonu açtıysanız ve onu yönetiyorsanız lütfen havalandırma sisteminiz öncelikli olsun. 🔹 Affedersiniz lağım çukurunda spor yapıyoruz. 🔹 Bilmiyorum. 🔹 Bilmiyorum bu nasıl olabilir? 🔹 Yani cam pencere açtırıyorum tişörtümü sokuyorum burnuma bir spor yapacağız. 🔹 Yani anladınız. 🔹 Beşinci maddemiz makinede eşyalarını bırakıp ortadan kaybolan üyeler. 🔹 Eşyanı bırakıyorsun, tamam okey. 🔹 Nereye gitmiş olabilirsin? 🔹 Bakınıyorum yani orada ben kullanacağım, bakınıyorum soru soracağım ne kadar setiniz kaldı belki başka alete gideceğim. 🔹 Bitirdiniz belki bilmiyorum. 🔹 Ben şimdi sete gireceğim geleceksin tepemde bekleyeceksin ben onun sesini yaşamak istemiyorum. 🔹 Şu eşyanızı bırakıp ortadan kaybolmayın, yok olmayın. 🔹 Eşyanızın başında durun. 🔹 Sinirlendim. 🔹 Altıncı maddemiz kaç setiniz var denildiğinde birlikte girelim demeyin ya da yeni girdim ya da çok var diyen üyeler. 🔹 Abiciğim herkesin vakti değerli. 🔹 Sen orada birlikte girelim de dinleneceğin zaman ben de hemen setimi aradan çıkartıp ben dinlenirken sen girebilirsin. 🔹 Zaten havlu kullanıyoruz hani hijyenik açıdan bakmak isterseniz de havlu var anladın mı ben onu her zaman seriyorum zaten. 🔹 Ağırlıkları zaten şeyle böyle böyle ağırlıklara değiştiriyoruz. 🔹 Makinenin ağırlık sistemi çubuklu olduğu için hani ekstra bir efor sarf etmeyeceksin yani ağırlıklarını kaldırıp indirmeyeceksin. 🔹 Bir squat olsaydı hani ağırlık takacaktık var falan belki orada bir zorluk yaşayacak. 🔹 Zaten öyle durumlarda ben setimi vermiyorum çünkü hipthrust yapıyorsan ve çok ağırlık yüklüyorsan onu bir daha indir çıkar yapana kadar canım çıkıyor. 🔹 O yüzden hani diyorum iki setim var uzun sürecek ama diyorum hani bekleyin. 🔹 Ama diğer türlü gidelim birlikte ya da buyurun gelin falan diyorum. 🔹 Siz de öyle olun lütfen paylaşımcı olun, herkesin vakti değerli. 🔹 Son setim, son setim değil. 🔹 Son maddemiz sosyalleşmek için gelip uzun uzun lafa tutanlar. 🔹 Abiciğim sen bütün gün evde oturuyorsun sıkılıyorsun ne diyorsun? 🔹 Ben işten çıkmışım gelmişim spor salonuna.

BUZZ medya

26,640 görüntüleme • 9 gün önce

ASTSUBAY CAMİASININ ONUR LU İSYANI: YETER ARTIK! NE SİYASİ İRADE NE DE GÜDÜMLÜ YÖNETİM, SUSMAYACAĞIZ! SAYGIDEĞER BASIN MENSUPLARI, BU ONURLU DAVANIN GERÇEK SAHİPLERİ AZİZ ASTSUBAY CAMİASI VE ŞANLI TÜRK MİLLETİ! Bugün burada, yıllardır süren onurlu mücadelemizin ulaştığı vahim tabloyu ve içimizdeki derin yaraları haykırmak için bir aradayız! 2002'den bu yana ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli değişimler yapan iktidar, ne yazık ki en fedakar kesimlerden biri olan biz astsubayları ve emeklilerimizi sürekli görmezden gelmiş, hak ettiğimiz iyileştirmeleri yapmaktan imtina etmiştir! Defalarca sesimizi duyurmaya çalıştık; sosyal medyada, ulusal ve yerel basında feryat ettik! Ancak ne Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ne de siyasi iradeden beklediğimiz karşılığı bulamadık. Baş sorumlunun Genelkurmay Başkanlığı olduğunun bilinciyle soruyoruz: Ordumuzun güvenini, gücünü, manevi bütünlüğünü ve aidiyet duygusunu yıpratan bu akıl almaz inat ve haksızlıklar vatanseverlik midir? Yoksa...?! Bu sorunun cevabını aziz milletimizin vicdanına bırakıyoruz! Siyasi iktidarın ülkemizi küreselleşen dünyada güçlü bir konuma taşıma çabasını takdir etmekle birlikte, altını çizerek haykırıyoruz: Aşağıdaki vazgeçilmez taleplerimiz karşılanmadıkça, bu güce tam anlamıyla güven katılamaz, aidiyet duygusu pekişemez! Artık siyasi iradenin sesimizi duymasını, taleplerimizi değerlendirmesini ve bu zulme derhal son vermesini bekliyoruz! ASTSUBAYLARIN 2025 YILI VAZGEÇİLMEZ VE ERTELENEMEZ TALEPLERİ: EKONOMİK VE ÖZLÜK HAKLARI MAAŞ ADALETSİZLİKLERİ DERHAL GİDERİLSİN! İnsan onuruna yakışır bir yaşam standardı istiyoruz! ASTSUBAY MAKAM, GÖREV VE KADROSUZLUK TAZMİNATLARI EKSİKSİZ VERİLSİN! Yıllardır gasp edilen haklarımız derhal teslim edilsin! 5400 EK GÖSTERGE HAKKI DERHAL UYGULANSIN! TSK SAĞLIK MALULLÜĞÜ VE SOSYAL GÜVENLİK TAZMİNATLARI GÜNCELLENSİN! STATÜ VE KARİYER DÜZENLEMELERİ İNTİBAK DÜZENLEMESİ TÜM PERSONELE AYRIMSIZ UYGULANSIN! Bu tarihi adaletsizliğe son verilsin! ALEYHTE NASIP DÜZELTMELERİ DERHAL İPTAL EDİLSİN! MECBURİ HİZMET SÜRESİ VE RÜTBE SÜRELERİNDE EŞİTLİK SAĞLANSIN! Oluşan maddi ve manevi kayıplar giderilsin! ASTSUBAY MESLEK KANUNU DERHAL ÇIKARILSIN! Mesleki statümüz hukuki güvence altına alınsın! EĞİTİM VE GELİŞİM ASTSUBAY EĞİTİM KURUMLARI LİSANS SEVİYESİNE ÇIKARILSIN! SINIF OKULLARI MSÜ’YE BAĞLANARAK AKADEMİK NİTELİĞE KAVUŞTURULSUN! YURTDIŞI KURS VE GÖREVLERDE EŞİT FIRSAT VERİLSİN! Subayları kayıran ayrımcılık son bulsun! KAPSAYICI VE ADİL BİR PERSONEL REJİMİ OLUŞTURULSUN! SOSYAL VE TEMSİLİ HAKLAR OYAK VE VAKIF YÖNETİMLERİNDE TEMSİLDE ADALET SAĞLANSIN! LOJMAN DAĞITIMINDA EŞİTLİK VE LİYAKAT ESAS ALINSIN! Adaletsizlikler giderilsin! CEZAEVİNDEKİ HÜKÜMLÜLERE TANINAN SİCİL AFFI, TERTEMİZ GÖREV YAPMIŞ ASTSUBAYLARA DA TANINSIN! İNSAN ONURUNA AYKIRI FAZLA MESAİ UYGULAMALARINA SON VERİLSİN! HUKUKİ VE MESLEKİ GÜVENCE DİSİPLİN KANUNU VE ASKERİ CEZA KANUNU’NUN KEYFİ MOBBİNG ARACI OLARAK KULLANILMASINA SON VERİLSİN! Hukuksuzlukların önüne geçilsin! PEKİ YA İÇİMİZDEKİ ÇÜRÜME?! KOLTUK SEVDASI VE İKİ BAŞLI YÖNETİM ZULMÜ! Büyük umutlarla 02 Aralık 2024'te değişen TEMAD yönetiminde yer almış bir dava adamı olarak, gördüğüm akıl almaz tablo karşısında susma lüksümüz kalmamıştır! Daha fazla değersizleştirilmeyi, camiamızın davasının kişisel hesaplara kurban edilmesini reddediyoruz! Üzerimizdeki ağır baskıya rağmen, doğruları haykırmak, camiamızın vicdanı olmak için buradayız! TEMAD GENEL MERKEZİ'NDEN YAPILAN SÖZDE "GELİŞME" AÇIKLAMASI, BİR UTANÇ BELGESİDİR!"Geçinmeye değil, gelişmeye niyetimiz var" söylemiyle yayınlanan son açıklamayı üzüntüyle ve büyük bir şaşkınlıkla karşıladığımızı ilan ederiz! Bu açıklama, çözüm üretmesi gereken bir kurumun, yapıcı eleştiriye tahammülsüzlüğünü ve camianın gerçek temsilcisi olan oluşumlara karşı geliştirdiği dışlayıcı, suçlayıcı, akıl ve vicdan yoksunu tavrın acı bir göstergesidir! BİZLER, "TAŞ TAŞIMAYAN" DEĞİL, TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KOYANLARIZ!Unutulmasın ki, bizler bu davanın "taş taşımayanı" değil, alın teriyle, emeğiyle bu mücadeleye omuz verenleriz! Bizler, kişisel ikbal hesaplarıyla değil, astsubay camiasının ortak vicdanı ve aklıyla hareket ediyoruz. Koltuklara değil, yıllardır kronikleşen sorunlara gerçek ve kalıcı çözümler üretmeye talibiz! TEMAD yönetimi, kendisine yöneltilen haklı eleştirileri dikkate almak ve değerlendirmek yerine, farklı düşünenleri ötekileştirme, yaftalama ve suçlama kolaycılığına düşmüştür. Bu tutum, ne yazık ki kurumun kendi kurumsal tükenmişliğini ve acziyetini örtme çabasından başka bir şey değildir! "Geçinmeye niyeti yok" diye yaftalananlar, aslında yıllardır sahalarda mücadele eden, bu dava için emeğini, vaktini ve yüreğini ortaya koyan, fedakâr astsubaylardır! Bizleri haksız ithamlarla hedef göstermek yerine, şu yakıcı sorularımıza samimiyetle yanıt vermeniz, camiaya ve kamuoyuna karşı en temel sorumluluğunuzdur: NEDEN ASTSUBAY ÖZLÜK HAKLARINA DAİR VERİLEN SÖZLER GÜNDEMİNİZDE YER BULMUYOR? NEDEN ONLARCA YILDIR SÜREGELEN TAZMİNAT EŞİTSİZLİĞİ KONUSUNDA SOMUT VE CİDDİ BİR ADIM ATMIYORSUNUZ? NEDEN TABANDAN YÜKSELEN MEŞRU ÖNERİ VE TEPKİLER SİZE TEHDİT GİBİ GELİYOR, NEDEN KULAK TIKIYORSUNUZ? NEDEN PLATFORMLARIN DÜZENLEDİĞİ YÜZ BİNLERCE KİŞİLİK EYLEMLERİNİ YOK SAYIYORSUNUZ, NEDEN BU GÜCE OMUZ VERMİYORSUNUZ? VE EN ÖNEMLİSİ: NEDEN TEMSİL ETTİĞİNİZ KOCA BİR CAMİAYI DIŞLAYARAK, SADECE KENDİ SESİNİZİ YÜCELTİYORSUNUZ?! SABRIMIZ TÜKENDİ! Cahit Koca'nın 15 Temmuz 2025 tarihli Niğde konuşmasında belirttiği üzere: Eğer bizlere söz verilen ve hakkımız olan tazminatlar 17 Ekim 2025 tarihine kadar yasalaşarak verilmez ise, bu tarihten itibaren Türkiye'nin dört bir yanında; Emekli Astsubaylar ve aileleriyle birlikte; meydanlarda basın açıklamaları ve büyük katılımlı mitingler gerçekleştireceğiz! dedi. Tarih geçte olsa göreceğiz..... Bu haykırışlar, onurlu ve erdemli bir emeklilik yaşamı sürmek isteyen astsubay camiasının son çabasıdır! Bizler yıllarca vatanın dört bir yanında, karada, denizde ve havada ülkemizin bekası için görev yaptık. Ailelerimizden uzakta, devletimizin ol dediği yerde olduk ve vatan savunmasında en ön saflarda görev aldık. Şehit olduk, gazi olduk ama hep onurumuzla taşıdık üniformamızı! Şimdi çalışan ve emekli yüz binlerce astsubay ve aileleri olarak sesimizin duyulmasını ve zaten tüm yetkililerce bilinen taleplerimizin karşılanmasını istiyoruz! Taleplerimiz karşılanana kadar sosyal medyada ve şehir meydanlarında eylem sürecini başlattığımızın bilinmesini istiyoruz! Onurumuzu ve yıllarca harcadığımız emeği hiçe sayanları insaflı ve adaletli olmaya davet ediyoruz! Değerli meslektaşlarım! Bir düşünürün dediği gibi: "BİR KERE YANLIŞ TRENE BİNDİYSENİZ, TREN KORİDORUNDA TERS İSTİKAMETE YÜRÜMENİN HİÇBİR FAYDASI YOKTUR." "NE KADAR KALİTELİ OLURSANIZ OLUN: YANLIŞ YERDEYSENİZ DEĞERSİZSİNİZ." İşte bu yüzden, bizler bu yanlış trenden iniyor, bu değersizleştirilmiş yapının bir parçası olmayı reddediyoruz! Astsubay camiasının onurlu davası, koltuk sevdalılarına, güdümlü zihniyetlere ve kişisel çıkarlara ASLA feda edilmeyecektir! Hatırlatmak isteriz ki; Eleştiri, ihanet değildir! Fikir ayrılığı, bölücülük değildir! Farklı yol ve yöntemler denemek, mücadeleyi baltalamak değil, aksine onu zenginleştirmek ve güçlendirmektir! Bizler; kişisel menfaatlerle değil, astsubay camiasının ortak geleceği için mücadele ediyoruz. Bizler; gelip geçici isimlerin değil, mücadelemizin temelini oluşturan ilkenin peşindeyiz. Bizler; sırtını koltuğa yaslayanların değil, bu dava için omuz omuza duranların ve mücadele edenlerin yanındayız. Unutulmasın ki; gerçek mücadele, kişisel yüceliklerle değil, tüm camianın omuz omuza verdiği toplumsal sorumlulukla kazanılır! Bizler, bu davanın gerçek sahipleri olarak, tüm meslektaşlarımızı bu kirli oyuna dur demeye, hakkımız olan onurlu geleceği hep birlikte inşa etmeye çağırıyoruz! KAMUOYUNA SAYGILARIMIZLA İLAN EDERİZ! BÜYÜK ASTSUBAY PLATFORMU [18 Temmuz 2025] #Astsubaylar Devlet Bahçeli Özgür Özel @CHPMuratBakan Dursun ATAŞ Mehmet Ali Çelebi Başkent Trafik&İş Kazaları Derneği Çankırı Bölge T TEMAD Genel Başkanlığı Mudanya Temad Kadir Koşar E.J.Asb. (1989-202) 🫡(ZARGANA (CW5)) ZaFeR KıRaBaL Savaş Çakmak 🇹🇷 @__oktayyildirim SBTD Yalçın TUNÇBİLEK FATİH ÇAM Erdoğan KARAKUŞ Ahmet Öztaş Astsubaycalistayi Büyük Astsubay Platformu TESUD Genel Merkez Assubay İnisiyatif Nezo Dr. Murat Sarıaslan Reyhan Şavk Ö. Sibel Örfi İlhan Aziz Ergün cemal blghn C. KOT (E.J.Astsb) ⚓ tmltyfn ⚓ Mehmet Küçükeken Ekonomist * Yazar * TEMAD * Asb. Cahit Koca SİNAN HENDEK Erdal Aydoğdu Ali Osman Özkaya mustafa büyüktarakçı Servet ULUTAŞ Menderes Akkuş Aydın Bildiş Ayhan Aksoy ömer BAYRAM Ercan AKTAŞ Salim ÖZDEM 🐺 YalnızKurt 🦅Emekli Asb🇹🇷 Murat Demirkıran Hüsamettin Özenen SALİH SAĞAZ EsraEsigil💙 Bayram Ali SERT Kadıköy Haydar Ereli

Nevzat Yüksel

23,568 görüntüleme • 1 yıl önce

Sayın ÖZDİL'in Konuşması... Türkiye’yi, adında adalet olan bir parti yönetiyor 23 yıldır; ama Türkiye’de hukuk adına tirajı komik örnekler yaşanmaya devam ediyor. Bakın bununa ilgili çarpıcı bir örnek var. Emekli Astsubaylarım… Emekli Astsubaylarım… Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği, bugün hem kuruluş yıl dönümleri hem de Astsubaylar Günü vesilesiyle—evet, bugün Astsubaylar Günü—saat 11’de Anıtkabir’de buluşacaklar. İki yıldır mitinglerle, çalıştaylarla ve basın duyurularıyla haykırdıkları şikâyetlerini, taleplerini bu defa Atatürk’ün huzurunda bir kez daha dile getirecekler Emekli Astsubaylar. Ne istiyor Emekli Astsubaylar ? Aslına bakarsanız maaşlarına zam istemiyorlar; maaşlarında adalet istiyorlar. Bakın, zam farklı bir şeydir; adalet ve hakkaniyet farklıdır. Çünkü gerçekten çok ağır haksızlığa uğruyorlar. Mesela Emekli Albaylar, en alt düzeydeki muvazzaf Subay olan Teğmenlerin maaşından daha fazla emekli maaşı alıyor. Doğrusu da bu zaten. Ama Emekli Kıdemli Başçavuşlar, şu an görev yapan en alt düzey Astsubay Çavuşun ancak yarısı kadar maaş alıyor. Hatta tezkere bırakan Uzman Çavuşların maaşı bile Emekli Astsubayların maaşını geçmiş durumda. Bakın, yanlış anlaşılmasın; özellikle altını çiziyorlar, dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Emekli Astsubaylar “Emekli Subaylar niye bu kadar maaş alıyor?” demiyorlar. “Uzman Çavuşlar niye bu kadar maaş alıyor?” da demiyorlar; böyle bir itirazları yok. Tam tersine, “Daha fazlasını hak ediyorlar; daha fazlasını alsınlar” diyorlar. Hiyerarşik yapının bozulmasını istemiyorlar; “Subaylarla aynı statüde olalım” falan demiyorlar—kesinlikle böyle bir talepleri yok. Ama duygusal isyanları şu: “Emekli Astsubaylara niye haksızlık yapılıyor kardeşim?” Bunu soruyorlar; devlete ve topluma bunu duyurmaya çalışıyorlar. Mitingleri bu yüzden yapıyorlar; çalıştayları bu yüzden yapıyorlar; basın duyurularını bu yüzden yapıyorlar. İşte bugün Anıtkabir’e de bunun için gidiyorlar. Emekli Albayların maaşı kabaca görevdeki Teğmen maaşı kadar; hatta Üsteğmen maaşına yakın. Emekli Kıdemli Başçavuşlar da aynı oransal talepte bulunuyor: “Görevdeki Astsubay Çavuş kadar maaş almak istiyorlar; hepsi bu.” Subaylarımız, Teğmenlikten Albaylığa kadar çeşitli vesilelerle altı defa görev ve makam tazminatı alabiliyorlar. Çok güzel; helal-i hoş olsun, kimsenin itirazı yok. O tazminatlar kazanılmış hak olduğu için emekli olduklarında maaşlarına da yansıyor. Ama Astsubaylara görevdeyken bile tazminat verilmiyor ya dolayısı ile emekli maaşlarına yansıtılmıyor. Bu adalet mi? Bakınız, altını özellikle çiziyorlar: “Subaylar almasın” demiyorlar; tam tersine “Daha fazlasını alsınlar.” Ama “Astsubaylara niye haksızlık yapılıyor?” diye soruyorlar. Hazin bir kıyaslama: Farz edelim, bir şehrin Valisi güvenlik konusunda toplantı yapıyor; İlçe Jandarma Komutanlarının tamamı toplantıya katılıyor. Subay olan İlçe Jandarma Komutanları bu toplantıya katıldığı için tazminat alıyor; Astsubay olan komutanlar alamıyor. Halbuki makam, yetki, sorumluluk aynı. Makam da yetki de sorumluluk da aynıyken Subaylara tazminat verilip Astsubaylara verilmemesi nedir? Eğitim statüsü açısından bir başka trajikomik kıyaslama: Türkiye’nin hâli… NATO standartlarının çok üzerinde eğitim alan—Türk Hava Kuvvetleri’nde 30 yıl görev yapmış—F-16 savaş uçaklarının bakım teknisyeni Astsubaylar düşünün. NATO standartlarının çok üzerinde eğitimleri var ama sahip oldukları belgeler sivil havacılık kurumlarında geçerli kabul edilmiyor. Buna mukabil, herhangi bir üniversitede dört yıllık fakülte okuyan herkes sivil havacılıkta uçak bakım teknisyeni olabiliyor. Böyle saçmalık olur mu? diyorsunuz değil mi duyar gibiyim. Astsubaylar, işte böyle saçmalıkların daniskasını yaşıyor. “30 yıl F-16 bakım teknisyeni olmaz” diyorlar; “dört yıl okuyorsun, senden şahane olur” diyorlar. Nedir ya? Astsubaylar olmasa savaş uçakları uçamaz, tanklar yürümez, donanma yüzemez; radarda anca “babayı” görürsün; mühimmatı hazır vaziyette tutamazsın. Türk ordusunun omurgasıdır Astsubaylar. Ama sivil hayatta kaportacı muamelesi bile göremiyorlar; olur mu böyle şey? Yıllardır bu özlük haklarının teslim edileceğine dair sözler veriliyor; artık bu sözlerin tutulmasını istiyorlar. Şu an Millî Savunma Bakanı olan Yaşar Güler, Genelkurmay İkinci Başkanı iken bu meseleyle ilgili röportaj vermiş ve “Emekli Astsubayların tazminat taleplerini haklı buluyoruz ama bunun muhatabı biz değiliz” demişti; yani hükümeti adres göstermişti. Haklıydı; bu işin muhatabı hükümet. Bu açıklamayı yaptığı sırada Hulusi Akar Genelkurmay Başkanıydı. E şimdi, Yaşar Güler adres gösterdiği hükümette Millî Savunma Bakanı değil mi kardeşim? Bu işin muhatabı kendisi değil mi? Bu işin kendisinden önceki muhatabı Hulusi Akar değil miydi? Niye hiç seslerini çıkarmıyorlar? “Bu işin muhatabı hükümet” diyordun; işte hükümetsin. Bakın, şu an Dışişleri Bakanı olan Hakan Fidan… Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na atandığı dönemde—Sözcü Gazetesi’ndeydim o zaman da—bir yazı yazdım. Hakan Fidan’ın özgeçmişinden bahsederken “Başçavuş” dedim. “Abi, vay sen misin bunu diyen!” Yandaş medya ve iktidar trolleri tarafından anında linç kampanyası başladı. Öyle böyle değil; fotokopi gibi aynı merkezden çıktığı bariz olan hakaret cümlelerini servis ettiler. “Astsubay düşmanı” olduğumu söylediler. Hakan Fidan’a “Başçavuş” diyerek Astsubaylara hakaret ettiğimi iddia ettiler. Yandaş televizyonlarda saatlerce benim aleyhimde program yaptılar; ekranda hedef tahtasına montajlanmış fotoğraflarımı yayınladılar. “Astsubaylara küfür etti” dediler; “vatan haini” olduğumu söylediler; vatandaşlıktan atılmam gerektiğini bile söylediler. Ev adresimi, evimin giriş-çıkış görüntülerini, drone görüntülerini; otomobilimi ve plakasını yayınladılar. Beni, alışkın oldukları “dengesi bozuk” tiplere benzetip korkacağımı sanarak mermi fotoğrafları yolladılar. Benim bu konularda doğuştan biraz “arıza” olduğumu bilmiyorlar tabii; “tırsarım belki” diye e-posta adresime tabanca fotoğrafları gönderdiler. Bu çirkin kampanyayla Astsubay derneklerini maalesef harekete geçirdiler; bazı şehit ailelerini de aleyhimde konuşturdular. Çünkü gidip diyorlar ki: “Yılmaz Özdil, Astsubaylara küfür etti; ne diyorsunuz?” “Oğlum, bu büyük terbiyesizlik” dersin… Adamın çocuğu mesela Astsubay; şehit olmuş. Ona mikrofon uzatıyorlar: “Yılmaz Özdil, Astsubaylara küfür etti; vatan haini dedi.” Şehit ailesi de “Bu Yılmaz Özdil şerefsiz herhalde” diyor. Bu kadar korkunç işler yaptılar. Emekli Astsubaylar kışkırtıldı; hakkımda Türkiye’nin dört bir yanında savcılıklara suç duyurularında bulunuldu. İstanbul’dan Adana’ya, Erzurum’dan Trabzon’a, Bursa’dan Malatya’ya; hatta benim İzmir’imden ve askerliğimi yaptığım Isparta’dan… Sağanak gibi suç duyuruları yaptılar; hapis cezaları istediler. Türkiye’yi sevmek gerçekten zordur; meslek hayatım boyunca memleketi sevmenin bedelini ödemek zorunda kaldım. Bu da öyle bir şey. “Hamama giren terler” misali; alışığız. Bütün bu suç duyuruları İstanbul’da tek merkezde toplandı. Neticede savcılıktan çağırdılar; “hay hay” deyip derhal gittim. Savcı beyin karşısına oturdum, çay ikram etti; sağ olsun. Önündeki kalın dosyaya baktı: “MİT Müsteşarına ‘Başçavuş’ demişsiniz.” “Evet efendim.” “Niye ‘Başçavuş’ dediniz?” diye sordu. “Efendim, kendisi Emekli Başçavuş” dedim. “Amiral mi diyim?” Savcı bey gülmekten çayını üstüne döktü. Neredeyse Cumhuriyet Savcısını çayla boğarak öldürmekten suç alacaktım. Elbette takipsizlik kararı verildi. Şimdi bakıyoruz: Emekli Astsubay Hakan Fidan—tıpkı Yaşar Güler gibi—hükûmette yer almasına, “sarayın bakanı” olmasına rağmen, Emekli Astsubayların haklı talepleri konusunda niye ağzını açıp tek kelime etmedi? İktidar güdümündeki Astsubay kampanyasını yürüten; hakkımdaki karalama kampanyasını yürüten; yalanlarla, iftiralarla köpürtmeye çalışan “tetikçi medya”ya bakıyoruz: Emekli Astsubayların uğradığı bu ağır maddi haksızlık hakkında tek satır yazmıyorlar, tek kelime etmiyorlar. Emekli Astsubaylar miting yapıyor, çalıştay yapıyor; işte bugün olduğu gibi Anıtkabir’e topluca ziyarette bulunuyorlar. Sorunlarını dile getirip farkındalık yaratmaya, seslerini duyurmaya çalışıyorlar; “sayın haysiyetsiz medyamız” ise duymazdan, görmezden geliyor. Şüphesiz emeklilerimizin hepsi darda; her meslekten Emeklinin maaşı bugün insan onurunun altında. Ama Emekli Astsubaylar eşitler arasında birinciliği hak ediyor. Çünkü Emekli Astsubay dediğimiz insanlar, bizler güvende olalım diye Türk Silahlı Kuvvetlerine ömürlerini veriyorlar. Bizim kahramanlarımız onlar. Özellikle terör bölgelerinde kelle koltukta görev yaptılar; devleti ve milleti koruyabilmek için hayatlarını ortaya koydular; Şehit olmayı, Gazi olmayı göze aldılar. Yurt içinde veya yurt dışında; eksi 40 derecede karda tipide, 50 derecede güneşte; şarapnel gibi yağan sağanak altında; kuş uçmaz, kervan geçmez dağlarda; haritada yerini bile bilmediğimiz ücralarda vuruştular, çarpıştılar. Hem kendi hayatlarını hem ailelerini hiçe saydılar; yüksek riskli görevlerin bedelini aileleriyle birlikte ödediler. Çoğu kirada; kendilerine reva görülen bu emekli maaşıyla geçinmeleri mümkün değil. Terörle mücadelenin bir türevi gibi bugün ekonomik terörle mücadele ediyorlar; hayat pahalılığı içinde yaşam mücadelesi veriyorlar; yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar. Mecburen ek işlerde çalışıyorlar; madalyalı kahramanlarımız Astsubaylar, AVM’lerde ve otellerde güvenlik görevlisi olarak çalışıyor. Bakın, bu konuyu burada anlatabilmem için derneğin duyurularından beni düzenli haberdar eden—varlığıyla onur duyduğum—bir arkadaşım var: Mehmet Görmüş. Emekli Kıdemli Başçavuş. Ağrı’da, Tunceli’de, Van’da, Hakkâri’de, Kıbrıs’ta görev yaptı; özel harekât operasyonlarında defalarca çatışmaya girdi. Neticede 25 yıllık görev süresinin sonunda emekli oldu; çocukları için ek işlerde çalışmaya devam ediyor. Emekli olduktan sonra çocuklarının birbirinden şahane üniversitelerden mezun olmalarını sağladı; hâlâ çalışıyor. Çalışmak elbette ayıp değildir; namusuyla ekmek parası kazanılan her iş kutsaldır. Ama yahu, bu insanlar bizim kahramanlarımız; bu vatanın yurtsever evlatları. Bütün ömürleri tehlike içinde, namlunun ucunda geçti; emekli olduktan sonra bile gün yüzü göremiyorlar. Ve bugün saat 11’de Anıtkabir’e gidiyorlar. İmkânı olan herkesi oraya davet ediyorlar. Bizzat gelemeyenler bile manen, ruhen; Türk halkının Aslanlı Yol’da onlarla birlikte yürümesini rica ediyorum. Anıtkabir’e birlikte gitmek istiyorlar; kalabalığın içinde yalnız olmadıklarını hissetmek istiyorlar. Eğer gerçekten milletsek, kuru kalabalık olmadığımızı göstermemiz gerek. Kuru kalabalık olmadığımızı göstermemiz gerek. Yahu, terörist başına bile “umut hakkı” tanınan bu ülkede; geleceğe dair umutla bakabilmeleri için—aileleri, çocukları için—bir ömür boyu fedakârlıklarına karşılık bir nebze olsun teşekkür edebilmek adına Emekli Astsubaylarımızın yanında olmamız gerek. Bugün saat 11, Anıtkabir’deyiz. Bizzat oraya giderek veya ruhen, manen, sosyal medyada destekleyerek Emekli Astsubaylarımızın yanında olmalıyız. Abonelerim arasında çekiliş yapacağım. Mail adresimi not edin lütfen: [email protected]. Emekli Astsubaylarımızın bugünkü Anıtkabir’deki buluşmasına katılan ve katıldığına dair bana fotoğraf gönderen dört talihli izleyicime, sevgili arkadaşım Korcan Karar’ın 27 Ekim’de İzmir’de açacağı Anıtkabir konulu fotoğraf sergisinden birer olağanüstü fotoğraf hediye edeceğim. Korcan fotoğrafları sizin için imzalayacak; ben de çerçeveletip göndereceğim. Korcan’ın 27 Ekim’de İzmir’de açacağı bu sergi hakikaten muazzam—yani muazzam. Onu günü geldiğinde hem görsel olarak hem de bilgilerle detaylı anlatacağım. Korcan, Anıtkabir’de olağanüstü bir iş yaptı; onun sergisi… Dört talihli izleyicime işte Korcan’ın Anıtkabir sergisinden birer fotoğraf hediye edeceğim; Korcan imzalı. Cümleten sağlıklı, huzurlu; namuslu ve yurtsever insanların daima dayanışma hâlinde olacağı bir hafta sonu dilerim. #17EkimDünyaAstsubaylarGünü Nevzat Yüksel Yalçın TUNÇBİLEK Büyük Astsubay Platformu @karahoroz2 @_ozgedemir_ ZaFeR KıRaBaL EsraEsigil💙 Assubay İnisiyatif EfeTürk NECMİ TENĞİLİMOĞLU Özkan Güçlüer 🫡ZARGANA (CW5) Fatih Kozan Cafer DEMİR Kadıköy Bekir Aksu Sabahattin ÜNAL Osman KÖSA TEMAD Genel Başkanlığı Asb78 #gramaltın

Askeri Personel .Com

14,337 görüntüleme • 10 ay önce

MÜNKİRLİĞE GİDEN YOL ŞERHENDİLİK Şerhendiler son açıklamalarında, Ahlaksızlıklarından taviz vermeyip; Sadatları ve Evlatlarını ŞIRACILIKLA, BOZACILIKLA itham ettiler. Seyid Fevzeddin Hz.’nin (ks) sözlerine “Bozacının şahidi Şıracı” diyerek cevap verdiler. Herkes bilir ki bu atasözü: Toplumda uygunsuz işler yapanların, yalan dolanla birbirlerini savunduğunu ifade etmek için kullanılır. Yani Şerhendilere göre: Rahmetli Gavsımızın(ks), 2’si Halife 4 erkek Evladı Yalancı, Seyid Fevzeddin Hz. ise Yalancı Şahitmiş.(HAŞA) Oysa Hazret sadece yaptığını -Arsayı Gavsımıza (ks) verdiğini- söylemiş. Şerhendilerin böyle bir tepki vermesini gerektirecek bir şey yoktu. Buna hadleri de olmamalıydı. Ancak; (tek) BÜYÜKLÜK HEVASI, HIRS, KİN ve NEFRET, Şerhendilerin gözlerini o kadar karartmış ki; Şerhendilerin değil de, HAK’TAN YANA OLAN HERKESİ; DÜŞMAN BELLEMİŞLER… Geçen zamanda görüldü ki; ▶️ Gavsımız Seyid Abdülbaki Hz.’nin (ks) 2’si Halife 4 Evladına yaklaşık 2 buçuk yıldır aralıksız hakaret ve iftira ediyorlar. ▶️ Sultan Muhammed Raşid Hz. (ks) Evlatlarına da hakaret ve iftira ediyorlar. (S.Fevzeddin Hz. dışında, S.Mazhar Seydimize de aylarca Sosyal Medyadan) ▶️ Rahmetli Gavsımızın(ks) diğer 3 Halifesine; Şer-i Hakemliği kabul ettiler diye demediklerini bırakmadılar. (özellikle Ş.Molla Nezir Hz.’ne) ▶️ Ş.Seyda Konyevi Hz.’i (ks), bir üslup ve meşrep hatırlatması yaptı diye Ona da hakaretler ettiler… Şerhendi Meşrep’in HAKARET ve İFTİRA etmediği kimse kalmadı neredeyse… Bir tek CÜBBELİ Ahmet KANKA’ları kaldı. O da zaten Çarşamba’yı karıştırdı. Şerhendilerin Menzil’i karıştırdığı gibi… Velhasıl; Şerhendilik, hakaret ve iftira dolu MÜNKİRLİĞE GİDEN YOL oldu… Kimse “Şerhendilerin ile beraber olsam da ben kendimi korurum” demesin. Çünkü Şerhendi meşrep tam bir MAYIN TARLASI oldu. Çünkü; Bir Büyüğe attıkları iftiradan kalbinizi korusanız dahi diğerinde koruyamazsınız. Bu fitne fesat tarlasında selamette kalamazsınız. İNANMAYAN TEST ETSİN; Bir, 3 sene önceki haline baksın; bir de şimdiki haline. 3 yıl önce; Sadatların Kaç Halifesini, YEZİDİ, NETANYAHU, HIRSIZ, EJDERHA, NEMRUT gibi görürdünüz !? Şimdi kaç !? Eskiden kaçına sırt dönerdiniz !? Şimdi kaçına !? Örnekler çoğaltılabilir. Herkes kendi haline, neyden neye dönüştüğüne baksın. Bu meşrepte kaldığınız sürece, Sonunda bir gün mutlaka kimi iftiralara kanıp; MÜNKİR OLUR GİDERSİNİZ. Tıpkı; Şu an namazı dahi terletmiş hale gelen, Gavsımızın(ks) Hanesine hakaret etmekten çekinmeyen, Sadatlara sırt dönen, tasavvuftan uzaklaşan bir çok Şerhendi gibi. Tek yol, bu Şerhendi Meşrebe, bu mayın tarlasına hiç girmemek, girilmişse de en kısa sürede çıkmak… SÜREKLİ HAKARET ve İFTİRA EDENLERİN; Bırakın, sizin KURTUŞULUNUZA VESİLE olacak olmasını; Sizi, Yaşayan Büyüklere DÜŞMAN edip, Sizi, Ahirete irtihal etmiş Büyüklerin ve MÜRŞİDLERİNİZİN yüzüne bakmayacak hale getiriyorlar… Farkında değilsiniz ama; SİZİ MÜNKİR EDİYORLAR ! Uyardık. İster nefis yapıp dikkate almayın. İsterseniz de İYİCE BİR DÜŞÜNÜN: ▶️ İlk gün “3’ü de Aynıdır” Diyenin, sonra diğer İkisi(ks) için neler söylediğini, DÜŞÜNÜN. ▶️ “ÜMMETİN MALI” söyleminin hangi kitapta geçtiğini DÜŞÜNÜN. ▶️ Eylemleri, protestoları DÜŞÜNÜN. ▶️ İlkin Mollalar ile, sonra Diğer 3 Halife ile başlatılan ŞERİAT ile ÇÜZÜM ÇALIŞMALARI’nın kimin yüzünden devam edemediğini, kimin verdiği vekâleti aldığını DÜŞÜNÜN. ▶️Avrupa’daki Semerkand Medreselerini kapattırmak için, “Aşırı Dinci Eğitim Veriyorlar.” diyerek Hristiyan Avrupa Devletlerine şikayet eden Şerhendileri DÜŞÜNÜN. ▶️ ÇIPLAK Kral ile başlatıp Dabbetül ARSIZ, AHMAK Otağı vb hesaplarla devam ettirdikleri; Sosyal Medyadan mahremiyet ifşası, iftira ve hakaret ile farklı görüş ve meşrepleri sindirme usullerinin size ne kadar uyduğunu DÜŞÜNÜN. ▶️ Ama en çok kendinizi DÜŞÜNÜN. Gavsımızın(ks) ahirete irtihali ile ortaya çıkmış bu MEŞREP’i sevdiniz mi !? Benimsediniz mi !? Ait olmak istediğiniz MEŞREP artık bu mu !? Dinlerseniz eğer; meşrebiniz bu olmasın. SİZİ MÜNKİR EDEMESİNLER…

PANZEHİRCİ

10,206 görüntüleme • 9 ay önce

Suriyeli Siber İstihbarat Araştırmacısı Akif (Akif | عاكف), kendisini İsrailli bir subay olarak tanıtarak Beşşar Esed döneminin önde gelen askerlerinden Tümgeneral Gassan Bilal'i tuzağa düşürdüğünü gösteren bir video yayınladı. Akif videoyu X hesabından "Kendimi bir İsrail subayı gibi tanıtarak tuzağa düşürdüğüm Tümgeneral Gassan Bilal'e ait bir telefon görüşmesi sızıntısı" başlığı ile yayınladı. Videoda Gassan Bilal ile sahte İsrail subayı arasındaki görüşme şöyle: Sahte İsrail Subayı: Nasılsın? Ben iyiyim ama şu an işler pek iyi değil. Bu hükümetin bir ufku yok. Gassan Bilal: Evet, iyiyim ama bunlar... Bu hükümet, hükümet değil. Bir ufukları yok. Devlet gibi hissettirmiyorlar, devlet değiller. Sahte İsrail Subayı: Yani sence kendini İran’a satan önceki hükümet gerçek bir devlet miydi? Gassan Bilal: Söylediklerin doğru, doğru. Ama aynı zamanda bu kadar karışıklık yoktu, bu kadar açlık yoktu. Kötüden daha kötüye gitti her şey. Sahte İsrail Subayı: Evet. Ben bir şeyi merak ediyorum. Mahir’in (Mahir Esed) ailesini hâlâ seviyor musun? Gassan Bilal: Hayır, hayır, sevgi değil bu. Sahte İsrail Subayı: Yani sen ona çok yakındın, yaptığı tüm o kötü şeyleri biliyorsun. Özellikle Mahir; Hasan (Nasrallah), Cevad (Hac Cevad/ Cevad Gaffari) ve Kasım (Süleymani) gibi isimlere çok yakındı. Gassan Bilal: Hayır, o kendisini koruyabileceğini düşündüğü kişilere yakındı. Ama görüldü ki hiçbiri onu korumuyor. Onu kendi işinden (yaptıklarından) başka bir şey korumuyordu, onun işinin de ne olduğunu gördün zaten. Sahte İsrail Subayı: Evet, o Mecusilerin işini gördüm. Yaptıkları her şey yanlıştı. Sahte İsrail Subayı: Sen söyledin işte; onlar pisliktir, onlar Mecusidir. Gassan Bilal: Doğru. Sahte İsrail Subayı: Bana göre, eğer Beşar (Esed) gerçek bir Alevi olsaydı, Mecusilerden bir hayır gelmeyeceğini anlardı. Çünkü gerçek bir Alevi, kendisine asıl yardım edecek olanların "kuzenleri" (İsrail/Yahudiler kastediliyor) olduğunu ve Mecusilerin kafir olduğunu bilir. Gassan Bilal: Doğru, doğru. Sahte İsrail Subayı: Sana daha önce de söyledim ve tekrar ediyorum: Yahudilik... Alevilik, Yahudiliğin bir parçasıdır. Yani Alevilik aslında Yahudiliğin içindedir. Gassan Bilal: Şimdi düşünce ve inanç olarak biz Aleviliği bir felsefe olarak görüyoruz. Biz Şiiler gibi belirli şahıslara bağlanıp kalmayız. Biz söze (kelama) bakarız. Söz hayattır. Sahte İsrail Subayı: Doğru, çok güzel fikirleriniz var. İnsanlık felsefeniz çok güzel. Gassan Bilal: Evet, bizde şahıslara bağlılık yoktur. Biz söze ve ahde (sözleşmeye) bağlıyız. Bizim için temel olan ahittir. Sahte İsrail Subayı: Peki Mahir şu an ne yapıyor? Gassan Bilal: Hiçbir şey. Ben onunla iletişimi tamamen kestim. Sahte İsrail Subayı: Neden? Gassan Bilal: Vefasızlık gördüm. Sahte İsrail Subayı: Seni hayal kırıklığına mı uğrattı? Gassan Bilal: Beni tamamen hayal kırıklığına uğrattı. Sadece hayal kırıklığı da değil; 30 yıl boyunca hizmet ettiğin bir insanın, en azından "Nasılsın, durumun ne?" diye bile sormayacağını hiç beklemezdim. Hiçbir şey yok, hiç. Sahte İsrail Subayı: Dürüst olmak gerekirse, bence onların iletişimine bir engel (yasak) konuldu. Gassan Bilal: İletişim mi? Nasıl? Kimseyle konuşuyor mu? Sahte İsrail Subayı: Yanında sadece Eid adında sivil biri var. Gassan Bilal: Biliyorum, Eid Ayluş (Beşşar dönemi generallerinden, Maher Esed'in yakın bir çalışma arkadaşı ve iş ortağı) ile birlikte. El Cezire Ocak 2026'da Beşşar Esed döneminin Kaplan Kuvvetleri Komutanı Süheyl Hasan'ın sahte İsrailli bir subay ile yaptığı görüşmenin kayıtlarını yayınlamıştı. Aynı görüşmede Tuğgeneral Giyas Delle'nin de yer aldığı görülmüştü. Bu görüşmede Süheyl Hasan, sahte İsrailli subayla görüşmesine şu ifadeler ile başlıyordu: "Bize vakit ayırarak bizi onurlandırdığınız için sizlere teşekkür ederim. Tüm yetkililerinize selamlarımı iletin. Hepimiz için duamız, bu ahmaklığın sona ermesidir. "Tufan" (Aksa Tufanı kastediliyor) adı verilen bu kötülük, bu karalık... Allah'ın laneti üzerlerine olsun." Süheyl Hasan'ın bu sözleri üzerine sahte İsrailli subay şöyle karşılık veriyordu: "Bitti ve geriye çok azı kaldı Sayın Süheyl. Biz onların soylarını bile kuruttuk." Süheyl Hasan ise şu ifadelerle mukabelede bulunuyordu: "Daha istiyoruz. Daha istiyoruz. Tamam, işlerini bitirin ve dediğiniz gibi temizleyin onları, uzaklaştırın. Bundan azına razı olmayın. Bunlar pisliğin ve necasetin çocuklarıdır, onlara güvenilmez." Ben, el-Cezire'nin Ocak 2026 yılında yayınladığı ses kayıtlarının da bu ses kaydını yayınlayan ve "kendimi bir İsrailli subay olarak tanıttım" diyen Akif tarafından kaydedildiğini düşünüyorum. Akif'in başarılı bir iş ortaya koyduğunu söyleyerek hakkını teslim etmek lazım. El-Cezire'nin paylaştığı kayıtlarla ilgili paylaşımlarımın linklerini de burada paylaşmak istiyorum. Bir bütün olarak olayı değerlendirmekte katkı sağlayacaktır. * * * * El Cezire'nin elde ettiği belgeler, Esed'in generallerinin Şam'a karşı askeri harekat planını deşifre etti ( Süheyl Hasan'ın sahte İsrailli subay ile görüşmesi ( Esed'in generallerinin gizli yapılanmaları, asker sayıları, ellerindeki silahlar deşifre oldu (

Ramazan Bursa

63,244 görüntüleme • 9 gün önce

Bese Hozat Kimdir ve Verdiği Mesajların Anlamı Nedir? PKK’nın Kandil’deki en önemli elebaşlarından, belki de şu an en önemlisi topuklu terörist Bese Hozat: “Türkiye bu süreci geliştirmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. PKK kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan da istemiyor. Af, suç işleyenler için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim” demiş. Şimdi kimileri bunu duymaz, duymak istemez, kulağının üstüne yatar, kimileri hafife alır, kimileri ciddiye, kimileri de örgütün siyasi uzantılarına/etki ajanlarına/milislerine ekrandan verilen bir mesaj olarak okur, bilemem, ama ben Bese Hozat kod Fatma Yıldız’ı bilir ve önemserim. Öncelikle vurgulayalım; onun bu çatallı dili, sadece ihanet, sadece vekalet, sadece tehdit, sadece ayar barındırmıyor. O hem süreç severlere/teslim olmuşlara/örgüte kanmışlara net bir mesaj ve örgüt kadrolarına net bir talimat veriyor. /// Verdiği mesajları ve süreç için anlamını yorumlamadan önce size Bese Hozat’ın örgütteki yerini ve önemini kısaca anlatayım: “O Apo’nun Kandil’deki Yankısıdır.” Bese Hozat terör örgütünün en kritik çekirdek kadrolarındandır, en tepedeki birkaç teröristten biridir ve örgütün üstyapı ideoloğudur. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı’dır; bu pozisyon örgütte stratejik karar mekanizmasının en üst katmanında bulunmak anlamına gelir. Apo’nun ideolojik çizgisini yorumlayan, güncelleyen, söylemlerini örgüt politikalarına çeviren, yeniden kodlayan ve örgüt tabanına aktaran en etkili figürdür. Bu haliyle Bese Hozat terör örgütünün siyasal söylemlerinin, uluslararası mesajlarının, çözüm süreci dönemi analizlerinin, örgütsel stratejik kavramlaştırmalarının çoğunu Apo adına bizzat formüle eden baş teröriçedir ve Kandil’in “ideolojik beyni” olarak kabul edilir. Bu haliyle 3 tane Murat Karayılan, 5 tane Cemil Bayık, 35 tane Duran Kalkan, 75 tane Mustafa Karasu eder. Her sözü bir sinyaldir, talimattır. Açıklamaları, örgütün özellikle gençlik-milis yapılanması (YPS, YDG-H, Asayiş), kadın yapılanması, şehir hücreleri, sosyal medya operatörleri, medya yapılanmaları, Türk medyasına sızmış etki ajanları, Avrupa’daki propaganda mekanizması için operasyonel talimat niteliği taşır. O, Apo adına “Siyasi meşruiyet yaratma” sürecinin ana mimarıdır, PKK’nın kendini bir “taraf”, bir “meşru aktör”, bir “çatışma paydaşı” gibi sunma çabalarının arkasında onun söylem mühendisliği vardır. Yani Bese Hozat, İmralı’daki Apo’nun izdüşümü, dişil türevi, Apo’nun tercüme edilmiş sözüdür. Söylevleri ne kadar ciddiye alınmalıdır? Kısa ve net bir yanıt vereyim: Çok. Hatta gereğinden bile çok. Çünkü Hozat’ın sözleri açıklama değil, örgütün stratejik terör bildirisi, talimatı, mesajıdır. Ve özellikle: “Suç işlemedik” / “Af istemiyoruz” sözleri; örgütün meşruiyet alanını genişletme, devleti ise hükümranlıkta denk aktör olarak konumlandırma denemesidir. Bu nedenle çok tehlikelidir ve çok ciddiye alınmalıdır. /// Peki sözlerinin anlamı nedir? Siz benim buna terör örgütünün son dönem kodlarını okuma çabası da diyebilirsiniz. Ve gördüğümü en baştan söyleyeyim: Kod Bese Hozat’ın bu söylemi, devlet aklı için normal bir tehdidin çok ötesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. Bese Hozat’ın ağzından çıkan hiçbir kelime, bir teröristin laubaliliği değildir; devletin egemenlik alanına atılmış hesaplı bir neşter cerrahisidir. PKK, Türkiye’yi kendi terör eylemlerinin muhatabı değil; kendi siyasal talebinin ‘tarafı’ olarak göstermek istiyor. Bu, klasik bir terör söylemi değil; bir devletleşme iddiasının habercisidir. Devlet bunu anında kırmazsa, bu iddia uluslararası alanda ‘zımni kabul’ üretir. Açalım: • Bu cümle/açıklama terör örgütünün sürece bakışını gösteren ve ispat eden en temel yaklaşımlarından biridir. Kesinlikle ağzı gevşek bir teröristin gevşek bir lafı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. • Bu söz, terör örgütünün 40 yıllık kanlı tarihini aklamaya çalışmasından çok daha büyük bir tehdidi içerir: Devletin meşruiyetini yok sayarak kendini devletle eşit konumda ilan etme teşebbüsü. • “Suç işlemedik” demek, aslında “devleti tanımıyoruz” demektir. Bu söylem; terörü, ihaneti, kalleşliği, kahpeliği, arkadan vurmayı, bombayı, mayını, pusuyu, hendekleri, infazları, çocukları, bebekleri katletmeyi “suç” değil “hak” gösterme çabasıdır. Bu cümlenin alt anlamı şudur: “Türk devleti bizim üzerimizde hükümran değildir.” Bu haliyle bu kaşar teröristin dedikleri devlete karşı paralel otorite ilanıdır. • “Af istemiyoruz” demekle devlete “sen üst değilsin” deme cüreti gösteriyor. Affı reddederek; “Sen bizi yargılayamazsın-sen bizi affedemezsin-sen bizim üzerimizde egemen değilsin” demeye getiriyor. • Bunlar sanki bir terör örgütü değil de kendilerini devlete denk, hatta üstün gören, statü iddiasının pratikleridir. Ve devlet için kırmızı alarm değerindedir. • PKK, bu söylemle artık suçtan değil; statüden konuşmaya başlamıştır. Ve bu çok kritiktir. Topuklu terörist Bese Hozat, “suç işlemedik” derken; “Biz terörist değiliz; tarafız”, “Biz suçlu değiliz; siyasi özneyiz”, “Siz de bize göre tarafsınız” demeye getirmektedir. • Bu, Türkiye’yi hukuki düzlemden, “iç çatışma/iki taraflı çatışma” düzlemine çekme girişimidir. Son derece sinsi bir terör yaklaşımıdır, uluslararası hukukta ‘silahlı çatışma statüsü’ arayışı ve yine uluslararası hukukta ‘iç statü bildirimi’ kurnazlığıdır. Süreç içerisinde verilen/verilecek her tavizi, uluslararası alana/hukuka taşımayı amaçlayan sinsi bir terör aklıdır. Unutulmasın: Bese Hozat, bugün PKK’nın hem stratejik kodlayıcısı hem de operasyonel tetikleyicisidir. Kandil’in teorisini, sahadaki hücrelerin eylemine bağlayan köprü Hozat’tır. O konuşur, örgüt hareket eder. O ima eder, milisler uygulamaya geçer. O çerçeve çizer, Avrupa’daki propaganda mekanizması o çerçeveyi dolaşıma sokar. Bu cümleler terör örgütü PKK’nın insanlık dışı bir terör örgütü olduğunu ve cinayetlerini normalleştirme operasyonudur. “Suç yok” demek şu anlama gelir: • Köy basmak suç değil. • Çocukları öldürmek suç değil. • Öğretmenleri katletmek, bayrak direklerine asmak suç değil. • Bebekleri, ana karnındaki çocukları kurşunlamak suç değil. • Mayın/EYP döşemek suç değil. • Masum askerleri, polisleri arkadan vurmak suç değil. • Vatanı için terörle mücadele eden korucuları hain ilan etmek suç değil. • Meskûn mahallerde hendek kazmak, tünel açmak, sivil halkı kalkan olarak kullanmak, halkın çocuklarını zorla-tehditle-şantajla ateşe sürmek suç değil. • Gençleri, çocukları kandırıp dağa çıkartmak suç değil. • Siyasi suikastlar suç değil. • Pusu, sabotaj, kundaklama, yakma, infaz suç değil. • Orman yakma; jeosit, ekosit suç değil. Topuklu terörist Bese Hozat’ın bu söylemi; Türkiye Cumhuriyetin egemenliğine karşı yapılmış en tehlikeli psikolojik operasyonlardan biridir. İşledikleri cinayetleri suç kategorisinden çıkarıp “hak verilmiş siyasal şiddet” kategorisine sokmaya çalışmaktır. Bununla; • Devletin ceza hukukunu boşa düşürmeyi hedefliyorlar. • Devletin, örgüt üzerindeki yargı otoritesini çökertmek istiyorlar. • Terörü siyasal alana taşıma çabasındalar. • “Suç değilse, terör yoktur; terör yoksa siyasi çözüm vardır” algısını oluşturmak istiyorlar. Bu söylem, Türkiye’yi terör kategorisinden ‘iç çatışma’ kategorisine çekme girişimidir. Amaç şudur: • Terörü “çatışma”ya çevirmek, • PKK’yı “örgüt”ten “taraf”a taşımak, • Devleti tek meşru otorite olmaktan çıkarmak, • Yeni süreç dayatmalarında PKK’yı “eşit aktör” konumuna oturtmak. Bu cümle, geleceğin masasına şimdiden atılmış bir statü virüsüdür. Devlet bu virüsü bugün yokedip atmazsa, yarın bu kansere dönüşür. Bütün bunlar terör örgütünü devletle denkleme stratejisinin bir parçasıdır. Terör örgütünden, silahlı örgüte, silahlı örgütten tarafa, taraftan aktörlüğe, aktörlükten statü sahipliğine geçiş stratejisidir. Becerebilirlerse sürecin en kritik sıçramalarından birine karşılık gelir. Peki bu söylem Türkiye’de neden boşluk buluyor? Çünkü: • Bazı kesimler hâlâ örgütün söylemini “kimlik politikası” sanıyor. • Bazı medya yapılarına sızılmış durumda. • Bazı aktörler siyasal çıkar için örgüt söylemine alan açıyor. • Bazı uluslararası odaklar PKK’yı zorunlu bir “müttefik” gibi görüyor. • Bazı akademik çevreler batı etkisiyle meseleyi çarpık okuyor. İşte bu yüzden Bese Hozat’ın bu cümleleri görünüşte masum, ama içerikte yıkıcı bir potansiyel taşıyor. Terör örgütünün lider kadroları; kendi adlarına süreci işletenlere, destekçilerine, etki ajanlarına ve sürece teslim olanlara şu mesajı veriyor: • “Bu kez af değil; eşit statü istiyoruz.” • “Bu kez suçtan pazarlık değil; statüden pazarlık yapacağız.” Bu, bir müzakere arayışından çok daha öte, çok daha pervasız; Türkiye Cumhuriyeti’ne bir karşı statü dayatmasıdır. Belli ki sürecin devamında masaya şunları da koyacaklar: “Terör değil, çatışma / terörist değil, taraf / ceza indirimi-af değil, siyasal çözüm.” Terörist elebaşı topuklu terörist kod Bese Hozat üzerinden terör örgütü PKK; • Devletin meşruiyet sinyallerini kesmeye, otorite düğümlerini zayıflatmaya, • Toplumsal algı akışını manipüle etmeye çalışıyor. Yani bu bir açıklama değil; devletin sinir sistemine atılmış bir “otorite virüsü”dür. “Suç işlemedik ki!” diyerek suç alanında olmadıkları devlete kabul ettirerek siyasi alan talep ettiklerini söylüyorlar. Önce statü, sonra pay, sonra kopuş, sonra diğer parçalarla bütünleşme istiyorlar. Örneğin “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin!” diyorlar. Bu cümlenin hedefi, sadece Türkiye’nin egemenliğine değildir, Türkiye’nin sağılmasıdır. Kafalarında güneydoğumuzun tüm alanlarına ve kaynaklarına çökmek, geri kalan Türkiye’nin de otoritesi/egemenliğini paylaşmak, kaynaklarını ve varlığını sağmak, yağmalamak var. • Bitmez, ardı kesilmez talepler, devletten-milletten-vatandan-ordudan intikam alma hırsları var. • Bu arsız ve pervasız söylem ve arkasındaki niyet; Türkiye’nin egemenliğine, varlığına, iç düzenine yönelmiş en tehlikeli meşruiyet operasyonlarından biridir. Bese Hozat’ın söylediği söz, bir teröristin cüreti değildir; devletin meşruiyet merkezine yönelik bir sibernetik saldırıdır. Bu saldırı bugün durdurulmazsa, yarın ‘biz zaten söylemiştik’ demenin hiçbir anlamı kalmaz. Son sözüm: Terör bitmeli midir? Evet, kesinlikle evet. Türk Devleti ve Ordusunun dağda kazandığı kesin zafer çerçevesinde kesinlikle evet. Çözümün temel parametresi budur, örgütün hezeyanları, dış baskılarla/konjonktürle kabaran arsız talepleri değil. Örgüt kaybettiği bir mücadelenin sonrasında 5 alandaki (Irak-İran-Suriye-AB ve Türkiye) bütün varlığından, iddiasından, emellerinden, bağ ve bağlantılarından, vekilliklerinden kayıtsız şartsız vazgeçmelidir. Böylece af dilemelidir. O zaman --- ve sadece o zaman --- şehit ailelerinin ve gazilerin onayıyla, milletin vicdanıyla, “başka kan akmasın” diyerek devlet affı gündeme gelebilir. Kanı akan biri olarak, milleti, orduyu ve kamuyu tanıyan biri olarak gördüğüm onurlu, tutarlı, gerçekçi çıkış budur. Gerisi karanlıktır. Saygılarımla 30 Kasım 2025

Abdullah Ağar

1,494,116 görüntüleme • 9 ay önce