正在加载视频...

视频加载失败

Mutlu gururlu baba günüm. Yavrum bugün lisansı bitirdi. PhD ile devam edecek. Yolun açık olsun, kuzum 🧿🥰 Onur Öğrencileri için bir tören vardı bugün. Sonra iki gün de asıl mezuniyetler. 10000 öğrencimiz mezun oluyor bu sene. 400 onur öğrencisi içinde 4 de Türk kızımız vardı:)

27,930 次观看 • 4 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

🚨"Fenerbahçe'de Livakoviç Barcelona ile anlaştı" 🗣️Yağız Sabuncuoğlu: "Oyuncu biliyorsun, uzun süre Zagreb tarafından istendi. Torino tarafından istendi. Uzun süredir de menajeri bu iki takımla görüşme halindeydi. Ancak Dani Olmo'nun menajeriyle Livakoviç'in menajeri aynı. Oyuncusunu Barcelona'ya önerdi. Barcelona'da Szczęsny'nin önümüzdeki sene kontratı bitecek. onun yerine yeni bir oyuncu istiyor. Bu sezon için değil ama sana ana bilgiyi vereyim. Dominik Livakovic ve temsilcisi Barcelona ile her konuda anlaşmaya vardı. Bugün itibariyle de kulüpler arası resmi görüşmeler başladı. Transferi bir an önce bitirmek istiyor Barcelona. İki tane de kiralık isteyen takım var. Hatta Türkiye'den de bazı takımlar sormuştu ama çok hatta infial yaratabilecek de durumlar da vardı. Yani öyle öyle durumlar var ama eskiden yani şimdi değil. Dünya kupası döneminde hemen sonrasında daha sonra kaleci aldı o takımlar. Artı bununla beraber bir şey söyleyeyim. Enteresan da bir durum. İkinci kaleciyi hep öyle alıyorlar. Yani Barcelona'nın tarzı biraz bu. Mesela Szczęsny'i almışlardı. Herkes a kaç yaşına geldi? 36. Bir sene son kontratı bitiyor. 37 olacak. O yüzden onda giderse Sezni hani devam etmeyelim. Etsek bile 3. kaleci olsun. Önümüzdeki sene de Livakoviç bizim kadromuzda bulunsun. Hırvat milli kaleci noktasındalar. Dediğim gibi bir kez daha yenileyeyim. Her konuda Dominik Livakoviç ve menajeri Barcelona ile anlaştı. Önümüzdeki günlerde de kulüp kulüp görüşmeleri için İstanbul'a gelebilir oyuncunun menajeri Andi Bara şu an haber bekliyor ama Barcelona ile Fenerbahçe'nin görüşmeleri çok sıcak şu anda."

Fener Global

526,539 次观看 • 10 天前

Üniversitede düzgünce eğlenebilmek için aileye söylenebilecek yalanları sıralayan genç: “Üniversitede ilk yılımda bir konser vardı. Babam, 'Ne b*k yersen ye, nereye gittiğin belli değil, bu saatte gidilir mi?' diyordu. Okulum 2,5 saat uzaklıktaydı. Dinlemedim, kapıyı çarptım gittim. 18 yaşınızı geçtikten sonra artık ne diyebilirler ki? Bir sürü etkinlik oluyordu, hiçbirine izin verilmediği için katılamıyordum. Söylemeniz gereken sihirli cümle şu: 'Okulda sabahlayacağım. Proje var, teslim var. Okulda finallere çalışmamız gerekiyor. Sabahın 8’inde vize var. Sabahlamalıyım. Kütüphanede puflar var, orada sabahlıyoruz, yatıyoruz. Tüm arkadaşlarım sabahlıyor, onlarla oturup çalışacağız.’ Bunun işe yaramadığı hiçbir aile görmedim. Gece partiye gitmek için sihirli cümleyi söylüyorsun. Orada belli bir ortam oluşturuyorsun, 2-3 fotoğraf çekiyorsun. Baban sorarsa, onları yapıştırıyorsun. Ben bir kere yapay zekaya, ‘Çalışma ortamı yap.' diye fotoğraf oluşturtmuştum. Bazı minik manipülasyon teknikleri de var. Babanızdan bir şey mi istemeden önce şunu diyebilirsiniz: 'Baba senin şu işin vardı, şuraya şu götürülecekti ya istersen ben arabayla gidip alıp geleyim. Benzin alınacaktı, ben alayım.’ Ertesi gün de, 'Baba, arabayı bugün alabilir miyim?' diyorsun. Baban sana arabayı kendi işi için verdiği için, sonraki gün de 'Yapma.’ diyemiyor. Babandan zor bir iş istiyorsun, 'Hayır, nasıl bana bunu yapmazsın?’ diye ağlıyorsun. Sonra asıl istediğin olan daha aşağısını söylüyorsun ve %80 okeyliyorlar. Çünkü iki kere ağzına s*çmak istemiyorlar. Maalesef Türkiye’de hayatımızı yaşayabilmek için bu tarz taktiklere başvuruyoruz.”

Jurnal

26,997 次观看 • 4 个月前

Bugün Dünya İnsan Hakları Günü… “Bütün insanların özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğduğu”nu hatırlamamız gereken o gün. Ve ben, insanın haksız yere özgürlüğünün elinden alınmasının ne demek olduğunu yaşayarak öğrendiğim bu günlerde, duvarları aşıp sizlere umut olacak bir hikâye ulaştırabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Görevdeyken, Şişli ile kardeş ilçemiz olan Berlin / Charlottenburg-Wilmersdorf belediyesi ortak kaderinden doğan bir hikâye keşfetmiştik. Bu hikâyeyi anlatacak belgeselin ilk adımlarını birlikte atmıştık: “Kader Ortağı”… Bu kader; yüz yıl önce siyasi baskılardan kaçıp İstanbul’da üretme zemini bulan Alman akademisyenlerin, bugün benzer sebeplerle Türkiye’den Berlin’e göç eden bilim insanlarıyla kesişen ortak yolculuğuydu. Çekimler devam ederken, yol arkadaşlarımla birlikte hukuksuzca tutuklandım. O günden beri, siyasi baskılardan kaçmak zorunda kalan bilim insanlarını; ülkemizden giden parlak zihinleri daha çok düşünmeye başladım. Bir de içimde bir hüzün vardı. Bu projenin de, tıpkı güzel yurduma dair ideallerim, hayallerim ve çalışmalarım gibi yarım kaldığını; bir gün mutlaka tamamlanmak üzere, kısa bir süreliğine rafa kaldırıldığını düşündüm. Fakat yanılmışım. 🌱 Benim ulaşamadığım yerlere dayanışma ulaştı. Benim devam edemediğim yerden emek devam etti. İnsanlar, kentler, dostlar… Bu hikâyeyi sahiplendiler ve tamamladılar. Bugün demir kapıların ardında olsam da, yüzyıllık bir kader döngüsünden çıkışa her zamankinden daha yakın olduğumuzu hissediyorum. İnsan haklarının, adalet arayışının ve dayanışmanın sesinin hiçbir zaman susturulamayacağını görüyorum. “Kader Ortağı”nı sizlerle paylaşırken, bu çalışmanın hem geçmişten, hem bugünün yaralarından, hem de yarına dair umudumuzdan beslendiğini bilmenizi isterim. Kimse unutmasın; herkes kendine tekrar tekrar hatırlatsın: “Bir şenlik havasında kalkar bu ülke ayağa, bir şenlik havasında…”✨ Belgeseli izlemek için:

Resul Emrah Şahan

33,468 次观看 • 8 个月前

‘Gençler hiç iş beğenmiyor’ algısını bilimsel bir çalışmayla eleştiren kadın: • Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara iki farklı özgeçmiş hazırlıyor. • ⁠Birinci CV: Marmara Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunu, iki yaz stajı var, B1 seviyesinde İngilizce ve bilgisayar programları biliyor. • ⁠İkinci CV: Ankara Üniversitesi İşletme mezunu, iki yaz stajı var, B1 seviyesinde İngilizce biliyor ve bilgisayar programı sertifikaları var. • ⁠Yani ikisi de bomboş CV'ler değil; hatta yeni mezunlar için gayet makul özgeçmişler. Bu iki CV ile 3 ay boyunca tam 309 iş başvurusu yapılıyor. • ⁠Sonuç olarak 0 olumlu geri dönüş almışlar. • ⁠"0 iş teklifi" demiyorum, "0 mülakat" demiyorum, doğrudan 0 olumlu geri dönüş! • Şimdi burada durup sormamız gerekiyor. “Gerçekten gençler mi iş beğenmiyor, yoksa gençler daha işverene ulaşamadan sistemin dışında mı kalıyor?” • ⁠Sermayenin ve madalyonun öbür yüzü de var tabii; gerçekten şirketlerin durumu da kolay değil. • ⁠Bugün bir ilana yüzlerce, bazen binlerce başvuru geliyor. İnsan Kaynakları departmanının bütün bu CV'leri taraması, tamamını tek tek okuması çoğu zaman imkânsız. • ⁠Bu yüzden filtreler ve Aday Takip Sistemleri devreye giriyor. • Filtreleme yapılıyor olması mı asıl problem, yoksa bu filtrelerin kimi, neye göre ve daha insan gözü görmeden elediğini bilmememiz mi? • ⁠Çünkü bugün yeni mezun bir adaydan ne bekliyoruz? Hem yeni mezun olsun hem deneyimli olsun; hem genç olsun hem olgun olsun; az maaş istesin ama yüksek performans versin; İngilizce bilsin, program bilsin, staj yapmış olsun. Sonra da dönüp "Gençler çalışmak istemiyor" diyoruz.

🎙️ Muhbir

34,324 次观看 • 1 个月前

⚫ Bugün, 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 45 yıl geçti. O gün 17 yaşında, yeni lise mezunu bir öğrenciydim. İstanbul Hukuk Fakültesi’ni kazanmıştım. Darbeden 4 gün sonra kaydımı yaptım. 📌Babam dahil ailemden birçok kişi gözaltına alındı, tutuklandı. Yakın çevremden pek çok insan 12 Eylül’ün mağduru oldu. Üniversiteyi bitirdikten sonra sıkıyönetim mahkemelerinde avukatlık yaptım. O dönem gerçekten çok ağırdı. 📌Mesele sadece 12 Eylül’le sınırlı değil. Türkiye’de darbeler sadece tankla, topla yapılmaz. Seçilmiş belediye başkanları görevden alınıp kayyum atanıyorsa, partilerin yönetimi yargı eliyle değiştirilmek isteniyorsa, bu da darbedir. 📌 Bugün iktidar eliyle yürütülen bu uygulamalar, 12 Eylül zihniyetinin devamıdır. Sendikalar açık ama grevler yasak. Meclis açık ama belediyeler abluka altında. Cezaevlerinde hâlâ insanlık dışı koşullar var. 45 yıl sonra daha da kötü bir tabloyla karşı karşıyayız. 📌12 Eylül darbecileri gitti. Ama bugün sürekli bir baskı rejimi var. Belediyelere 8-9 yıldır kayyum atanıyor. Seçilmiş başkanların yerine atananlar var: Mardin, Van, Siirt, Hakkari, Tunceli ve daha niceleri… İnsanlar iradeleriyle seçtikleri yöneticilerle yönetilmiyor. 📌 Hatta darbecilerin bile aklına gelmeyen hukuksuzluklar yaşanıyor. 31 yıl önce alınmış bir diplomanın iptal edilmesiyle bir belediye başkanının görevden düşürülmesi gibi. Bu, tarihte görülmemiş bir uygulamadır. 📌 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde olağanüstü hal kaldırılmıştı, silahlı unsurlar sınır dışına çıkmıştı, şiddet yoktu. 23 yıl geçti. Kürt meselesi daha ağır, karmaşık ve uluslararası bir hale getirildi. Çözüm konusunda da iktidarın en ufak bir iradesi yok. 📌2010 Anayasa değişikliğiyle yargıda yeni bir rejimin temelleri atıldı. 2017’de mühürsüz oylarla başkanlık rejimi getirildi. Yargı bağımsızlığını tamamen kaybetti. Bugün otoriter bir düzen inşa edilmeye çalışılıyor. 📌12 Eylül’de işkence vardı, evet. Ama bugün neredeyse ülkenin her yerinde, gözlerimizin önünde polis şiddeti, gaz, baskı uygulanıyor. Bu, sürekli bir darbe halidir. 📌Cumhuriyet Halk Partisi, halkın ve demokrasinin güvencesi olmaya devam ediyor. Baskılara rağmen mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu ülkenin geleceği için, demokrasi için, yurttaşlarımız için direneceğiz. #12Eylül1980 #12Eylül

Sezgin Tanrıkulu

14,288 次观看 • 11 个月前

Bir Onur Direnişinin, Bir Kimlik Mücadelesinin ve Her Türk İçin Derin Vefanın Günü Bugün takvim 24 Temmuz’u gösteriyor. Bugün bir halkın unutulmaz çığlığına, susturulmak istenen ama yankısı hala süren bir hak arayışına işaret ediyor. Bugün, Dr. Sadık Ahmet’in sonsuzluğa uğurlandığı gün. 30 yıl geçmiş… Vefayla, kararlılıkla anılması gereken bir ömür. O, Yunanistan’daki Batı Trakya Türklerinin sesi oldu. Sesi kısılan bir topluluğun vicdanı, inkar edilen bir kimliğin yılmaz savunucusuydu. Yunanistan’ın uluslararası hukuku hiçe sayarak onlarca AİHM kararını uygulamaktan kaçındığı, Türk kimliğini inkarla yok saymaya çalıştığı, derneklerden okullara, müftülükten vatandaşlık hakkına kadar her alanda baskı kurduğu bir sistemde dimdik durdu. Türklüğü savunduğu için partisi kapatıldı, gazetesi susturuldu, kendisi hapse atıldı… Ama o geri adım atmadı. Çünkü biliyordu: Hak, teslim alınamaz. Kimlik, inkarla silinemez. Sadık Ahmet'in derdi makam değildi. Sadece Batı Trakya Türklerinin adını ve onurunu yaşatmak için savaştı. Bugün onun adını anarken derin bir vefa duygusuyla yoğrulmuşken, bir mücadele emanetini de omuzlarımızda hissediyoruz. Yunanistan’ın tüm uluslararası kararlara rağmen hala uygulamaya direndiği AİHM hükümleri ortada. İskeçe Türk Birliği, Kadınlar Derneği, Müftülük meselesi, 19. Madde mağdurları, okul tadilatlarının bile engellenmesi… Hepsi, tek bir çabanın parçası: Batı Trakya Türk kimliğini görünmez kılmak. Ama başaramadılar. Başaramayacaklar. Çünkü Sadık Ahmet’in bıraktığı iz, bir halkın iradesinde her gün yeniden filizlenen bir hafıza, bir direniş ve bir kimliktir. Bugün Batı Trakya’daki soydaşlarımız yalnız değildir. Onların sesi, her Türk'ün yüreğinde yer bulmuştur. O yüzden susmuyoruz, unutmadık, unutturmayacağız. Ruhun şad olsun Dr. Sadık Ahmet. Adaletle yazılmış bir tarihin, sabırla örülmüş bir direnişin adı oldun. Emanetin, hepimizin yüreğinde yaşamaya devam edecek.

hermes | jeopolitik

53,614 次观看 • 1 年前

Kara Harp Okulu’nun mezuniyet töreni sonrası 2024 Mezunu Teğmenlerin sınıf birincisi Teğmen Ebru Eroğlu emir ve konutasında yaptıkları KILIÇ ÇATMA töreni; maksadı aşan, terbiye sınırlarını bir hayli zorlayan ve düşmanlık çizgisine varan bazı yorumlara maruz kalmıştır. Ama bu ülkenin ezici çoğunluğu bunu izlemekten onur duymuştur ve mutlu olmuştır. KILIÇ ÇATMA geleneği tüm Harp Okulları’nda vardır. Resmi tören bittikten sonra sınıf birincisi teğmenin emir komutasında bu geleneksel kutlama ve ant içme yapılır. Aynen üniversitelerimizde resmi mezuniyet töreninden sonra yapılan kep atma töreni gibidir. Büyük kurumlar gelenekleri ile yaşarlar. Kara Harp Okılu 1834 tarihinde kurulmuş olup 190 yıllık köklü bir eğitim ve öğretim kurumudur ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu okuldan mezundur. Akıllardan asla ve kata çıkarılmaması gereken gerçeklik; Atatürk’ün Cumhuriyetimizin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurucusu olduğudur. Bu yıl tüm Harp Okullarımızın; Kara Harp Okulu, Deniz Harp Okulu ve Hava Harp Okulu’ndan sınıf birincisi olarak mezun olan teğmenleri üçü de (Teğmen Ebru Eroğlu, Teğmen Şeyda Yıldırım, Teğmen İkra Kuyumcu) kadındır. Bu bile Atatürk önderliğinde yapılan Aydınlanma Devrimleri’nin bir ürünü ve başarı abidesidir. Bugün Müslüman bir ülkede Aydınlanmayı yaşamadıkları için böyle bir tabloyu göremezsiniz. Her alanda kadın-Erkek eşitliği Aydınlama’nın bir sonucudur. Bu sözleri bu yıl 251. kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan 1773’de kurulan Deniz Harp Okulunu eski Komutanı olarak ifade ediyorum. Ayrıca Deniz Harp Okulu’nun 2009 mezuniyet töreni sonrasında yapılan KILIÇ ÇATMA geleneğini aşağıdaki klipte de izliyebilirsiniz. Sonuç olarak; Tüm Harp Okullarımızdan mezun olan teğmenlerimizi kutluyor, rütbelerinin hayırlı olmasını diliyor, Atatürk’ün gösterdiği yolda vatan ve millet için yapacakları kutsal görevler için başarı diliyor ve alınlarından öpüyorum.

Türker Ertürk

470,983 次观看 • 2 年前

Bebeği için tuttuğu bakıcıyı kıskandığı için yaşadığı problemleri paylaşan kadın: • Ben hayatımdaki ilk travmayı adlandırabilirim: Bakıcı travması. • ⁠Annem geçen sene Bodrum'a gittiğinde, "Acaba bakıcıyı hemen alsak mı?" diye düşündüm. • ⁠Sonra "Yok, şu an kendimizi idare edebiliyoruz, sonra alırız” dedim. • Annemin de gitmesiyle tabii ki bakıcıya ihtiyacımız da arttı ve bir ajanstan bakıcı bulduk. • ⁠Fakat bakıcının bir kere izinle alakalı sorunları olduğu ortaya çıktı. • ⁠Tabii ki bunu söylemedi. Ben insanlara aşırı bağlanan biri olarak "Tamam, olsun, hiç problem değil; hallederiz” dedim. • Sanki bakıcıyla çocuk büyütmek çok kolaymış gibi hissettiriliyor ama eğer evden çalışıyorsanız, tanımadığınız biriyle sürekli evde olmak çok zor. • ⁠Bir de işin şöyle bir psikolojik yükü var: Siz çalışıyorsunuz ve o sizin çocuğunuzla oyun oynuyor. • ⁠Şu an çok psikopatça geliyor olabilir ama insan bir yerde "Yahu ben oynayamıyorum evladımla ama başkaları oynuyor” diyor. • ⁠Tabii ki mutlu olması sizin hoşunuza gidiyor ama içinizden bir yerlerde... • ⁠Bunu başaranlara çok imreniyorum ama ben sevdiklerimi kıskanan bir insanım ve kıskandım. • ⁠Hep aklımda "Çocuğun başına bir şey gelirse anne demeyecek, bakıcısını isteyecek" diye bir soru vardı. • ⁠Gerçekten bir kaygıydı bu. Yine de "Olsun, çocuğum mutlu, devam edelim" dedim. • Fakat sonra şöyle şeyler çıkmaya başladı: İşte evde olmaktan sıkıldı, çocuğu sürekli alıp dışarı çıkarmak istedi. • ⁠Ben beneğimi dışarı çıkarmak istediğimde bana "Hani sen niye bebeği dışarı çıkaracaksın, onu dışarı çıkarmak benim görevim" diye trip attı. • ⁠Ya da işte ne bileyim, biz eşimle "Akşamları biz duş aldırıyoruz, bu görev bizim" diye ona söylemiştik; sürekli çocuğu bizden gizli hızlıca duşa sokup "Aaa ben duşa soktum işte" yapıyordu. • ⁠Yani bize hiçbir şekilde, o varken çocuğa dokunma hakkı vermiyordu. • ⁠Mesela yemek konusunda "Şunu yapalım" diyor, "Bence onu yapmayalım" deyince sorun oluyordu. Böyle çok zordu ya. • ⁠İnsan yönetebilmek zaten ekstrem bir durum ama benim başıma gelen de bence ekstrem bir vakaydı. • ⁠Bu arada kötü baktığı için değil, bence çok güzel baktı ama bir anneye sıfır alan tanıdı. • ⁠Yani her şeyi o yapmak istiyordu. Her gün bir problemi vardı. İşte bir gün tuvaletler kokuyordu, bir gün ev küçüktü, bir gün ev sıcaktı, bir gün bilmem neydi. • ⁠Ben şunu hissettim, o gelirken ben çok geriliyorum. Onun geleceği zaman, izninden eve döneceği zaman çok geriliyorum. • ⁠Çünkü bir gün mutluysa üç gün mutsuz ve ben onu mutlu etmek için uğraşıyorum.

🎙️ Muhbir

245,919 次观看 • 4 天前

Bir fizyoterapist, gittiği iş görüşmesinde maaş konusunda yaşadığı anlaşmazlığı paylaştı: • Az önce bir iş görüşmesinden çıktım ve bakmayın güldüğüme, sinirim çok bozuk. • ⁠Neyse, şimdi benim bir sürecim vardı ve o süreç tamamlanana kadar çok çalışma taraftarı değildim. • ⁠"Yani çalışmaya başlayayım, ne olacak? En azından part-time da olsa bir yerde çalışayım" dedim. • ⁠Böyle bir gün evimin çok yakınlarında bir özel eğitim merkezinde fizyoterapist pozisyonunun açıldığını gördüm. “Başvurayım bari” dedim. • Sonra başvuru yaptım, geri dönüş oldu. Bugün yüz yüze görüşme planlandı. Kuruma gittim, bir hanımefendi karşıladı beni. • ⁠Hanımefendi bir form verdi bana. İşte formda hangi bölümden mezun olduğunuz, eğitimleriniz, referanslar, kurumdan beklediğiniz maaş gibi bilgiler isteniyordu. • • ⁠Hepsini doldurdum; işte mezuniyet kısmına Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon yazdım, aldığım eğitimleri yazdım, sonra maaş beklentimi yazdım ve geri verdim. • ⁠Hanımefendi şöyle bir inceledi ve “Yalnız burada ‘Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon’ yazıyor. Siz fizyoterapist değil misiniz?” dedi. • ⁠Ben de “Zaten fizyoterapist olmak için bu bölümü okumanız gerekiyor” dedim. “Hım” yaptı ve sonra "Bu maaş beklentisi bizim verebileceğimizin neredeyse iki katı, çok ütopik bir rakam bu”dedi. • ⁠“Orta bir noktada muhtemelen buluşabiliriz gibi düşünmüştüm” dedim. O da “Sizden önce çalışan tecrübeli bir fizyoterapist vardı, o bu rakamdan çalışıyordu” dedi. • ⁠Verdikleri rakam da bu arada minimum rakam! Yani yeni mezun birisi de o ücrette çalışacak, 6-7 yıllık fizyoterapist de çalışacak. • “Sizin zaten çok bir tecrübeniz yok, o nedenle budur ücretimiz” dedi. • ⁠“Nasıl yani?” dedim, “Ben 2019 mezunuyum, yüksek lisansım var, birçok hastanede çalıştım. Daha önce özel eğitimde çalışmamış olmam, çocuk hastayla bir tecrübem olmadığını mı gösteriyor size gerçekten?” dedim. • ⁠“Eee, yani...” falan dedi. Sonra “Bu maaşı kabul ediyorsanız ben kurucuyla görüştüreceğim sizi” dedi. • ⁠“Gerçekten kriteriniz bu mudur yani?” dedim, “Bu ücreti kabul etmek mi?” “Evet” dedi. Ben de gerçekten teşekkür edip çıktım. • ⁠Diyecek söz bulamıyorum gerçekten. Fizyoterapinin geldiği nokta bu mudur? • ⁠Şu yüzüme yaptığım makyaja üzüldüm. Gerçekten diyecek başka bir şey bulamıyorum.

🎙️ Muhbir

64,329 次观看 • 10 天前

33 yıl oldu... Dile kolay… Sivas’ta o gün sadece bir otel yanmadı; memleketin vicdanı, yarım kalan şiirler, göğse bastırılan bir cura, daha 12 yaşında bir çocuğun gülüşü yitip gitti. Onlar bilançodaki 33 "sayı" değildi, her birinin bir dünyası vardı. Kimi sözcüklere adamıştı ömrünü, kimi şifaya. Asım Bezirci, edebiyatımızın koca çınarı... Metin Altıok kendinin avcısı, hüznün şairiydi. Dr. Behçet Aysan, gündüzleri hastalarına şifa dağıtan elleriyle geceleri beyaz bir gemi çiziyordu dizelerinde. Uğur Kaynar barışı haykırıyordu. Nesimi Çimen, göğsünden ayırmadığı curasıyla devasa bir umudu tıngırdatıyordu. Muhlis Akarsu ve onu bir an olsun yalnız bırakmayan hayat arkadaşı Muhibe... Ve Hasret... Hasret Gültekin... Daha 22'sinde bir dehaydı. Yaşasaydı bugün ne besteler dinleyecektik kim bilir? Edibe Sulari babasının sazını omuzlamış, Asaf Koçak kötülüğü çizgileriyle dövüyordu. Erdal Ayrancı'nın kamerasında, Muammer'in sahnesinde, Sefer ve Mehmet'in çabasında renkli Anadolu vardı. Hepsi omuz omuzaydı o karanlıkta. Sırf inançlarını yaşatmak, semah dönmek için oradaydılar. Koray daha 12'sindeydi, ablası Menekşe ile el ele gitti ölüme. Sivri, Metin, Şahin ve Özkan ailelerinin gencecik kızları, oğulları... Hangi ateş yok edebilir ki o masumiyeti? Bir de Hollandalı Carina vardı... Bu ülkenin kadınlarını, kültürünü anlamak için oradaydı. Ve Ahmet ile Kenan... Otele sadece ekmek parası için, çalışmaya gelmiş iki gencecik emekçi. Derdimiz acıyı deşmek değil; o yarım kalan türküleri, hiç yazılamayan şiirleri, dönülemeyen o son semahı hatırlatmak. Onları yakan karanlığa karşı, aydınlık yüzlerini hafızamıza kazımak. Işıklar içinde uyusunlar... Unutmadık.

Murat Emir

16,752 次观看 • 1 个月前