Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Necdet Saraç: "Mutlak butlan, bugün Türkiye'deki birçok siyasi çevre tarafından, ben de dahil olmak üzere, ciddi biçimde eleştirilen bir siyasi karar. Buna karşı Cumhuriyet Halk Partisi'nde birlikte davranma kültürünü geliştirmek gerekiyor. Bugün Özgür Bey ve ekibi yanlış bir iş yapıyor. CHP içinde düşman hukukunu büyütmek kimseye bir şey kazandırmaz....

138,960 views • 1 month ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Bugün gelinen nokta esasında, bir sürü gündem bu işin içine karıştırılsa da, CHP'lilerin CHP'lilerle iç çatışması, iç mücadelesi neticesinde ortaya çıkan birtakım iddiaları yargının araştırmasından ve sonuca bağlamasından ibarettir. İlk iddialar Cumhuriyet Halk Partisi'nde milletvekilliği yapmış, belediye başkanlığı yapmış, Cumhuriyet Halk Partisi'nde yöneticilik yapmış ve halen Cumhuriyet Halk Partisi'nde aktif siyaset yapan kişiler tarafından gündeme getirildi. Yargı harekete geçti. Yargının bulduğu deliller, yargının yaptığı değerlendirmeler sonucunda bu tablo ortaya çıktı. Dolayısıyla ikide bir burada sanki bu konunun tarafı bizmişiz gibi bir gündem oluşturmaya çalışmak, Özgür Özel ekibinin baştan beri kendi yetersizliklerini örtmek için kullandığı bir yöntemdir. Şimdi Sayın Özgür Özel sık sık “siyaset yargı eliyle dizayn ediliyor” diyor. Bakınız biz AK Parti kurulduğundan beri siyasetin yargı eliyle dizaynında iki kavram üzerinde hassasiyetle durduk. Bir tanesi yargı vesayeti, diğeri yargısal aktivizm. Ve AK Parti'nin siyasi mücadelesinin ve Türkiye'nin en önemli demokrasi mücadelesinin AK Parti tarafından ortaya koyulan iradesi askeri vesayete karşı olmak kadar yargı vesayetine ve yargısal aktivizme de karşı olmaktır. Yargısal aktivizme, yargı vesayetine, siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesine karşı çıkmak kadar, yargının kendi işini yapmasına karışmamak da çok önemlidir. Şimdi ne zaman bu iddialarla ilgili deliller ortaya çıksa, bu deliller neticesinde bir adım atılsa, hemen bazı Cumhuriyet Halk Partililer çıkıyor, diyor ki siyaset yargı eliyle dizayn edilmeye çalışılıyor. Peki siyasetin, bunu söyleyenler gerçekten yargısal bir hassasiyet içinde mi konuşuyorlar? Zaman içerisinde gördük ki öyle değil. Dolayısıyla her yargı kararına karşı siyaset yargı eline dizayn ediliyor demeleri aslında başka şeyleri örtbas etmekten başka bir şey değildir.

Ömer Çelik

28,235 views • 3 months ago

Cumhuriyet Halk Partisi, 30 Ekim 2025’ten bu yana yalnızca siyasi değil, aynı zamanda tarihsel bir süreçten geçmektedir. Yaşananlar, bir partiye yönelmiş haksızlıkların ötesinde; millet iradesinin yok sayılması, demokrasinin ve hukukun temel ilkelerinin aşındırılmasıdır. Bu nedenle bugün ortaya konulacak duruş, sadece Cumhuriyet Halk Partisi için değil, ülkemizin demokratik geleceği için de belirleyici bir öneme sahiptir. Böylesi bir tabloda, tüm siyasi partilerin ve demokratik kurumların sorumluluğu büyüktür. Hukukun üstünlüğüne, halkın iradesine ve ortak geleceğimize sahip çıkmak; ortak bir vicdan ve kararlılık gerektirir. Tüm baskılara, haksızlıklara ve yıpratma çabalarına rağmen geri adım atmayan; inançla, cesaretle ve kararlılıkla mücadelesini sürdüren başta CHP Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm milletvekillerine, emek veren kadrolarına ve demokrasiye sahip çıkan aziz milletimize yürekten teşekkür ediyorum. Türkiye olarak zor bir dönemden geçiyoruz. Hepimizin vicdanını yaralayan, içimizi ağırlaştıran gelişmelerle karşı karşıyayız. Ancak biliyoruz ki; adaletin, demokrasinin ve millet iradesinin yanında durma mücadelesi asla sahipsiz değildir. Bu mücadeleyi kararlılıkla sürdüren herkes, yalnızca bugünün değil, yarının Türkiye’sine de sahip çıkmaktadır. Özgür Özel CHP 🇹🇷

Dilek Kaya İmamoğlu

28,333 views • 4 months ago

KAMUOYUNA Tam 33 yıl önce, büyük bir inanç ve umutla Cumhuriyet Halk Partisi saflarında örgütlü mücadeleye başladım. O gün yalnızca bir siyasi partiye üye olmadım. Cumhuriyet’e, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve millet egemenliğine bağlı kalacağıma söz verdim. Cumhuriyet Halk Partisi benim için sadece bir siyasi parti değil; hayatı öğrendiğim, hukuku savunduğum, haksızlığa karşı mücadele ettiğim, sokakta, meydanda, mahkeme salonlarında ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde millet adına görev yaptığım büyük bir okul oldu. Hayatımın en güzel ve en verimli 33 yılını bu mücadeleye adadım. 31 Mart 2024 seçimlerinde milletimiz Cumhuriyet Halk Partisi’ni Türkiye’nin birinci partisi yaptı. Bu sonuç yalnızca bir seçim başarısı değil, halkın değişim iradesinin güçlü bir ilanıydı. Millet, iktidarın değişmesini istediğini açıkça ortaya koydu. Ancak ne yazık ki o büyük umut büyütülmek yerine kuşatıldı. Demokratik siyaset ağır tartışmaların ve müdahalelerin içine sürüklendi. Ben hayatım boyunca şu ilkeye inandım: “Hayatı değiştirenler, sürekli erteleyenler değil; doğru zamanda doğru kararı alıp harekete geçenlerdir.” Çünkü tarih; bekleyenleri değil, sorumluluk alanları yazar. Bugün de Türkiye böyle tarihî bir eşiktedir. 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle siyasi partiler kapatıldı. Cumhuriyet Halk Partisi de kapatıldı. Ancak Cumhuriyet fikri kapatılamadı. Demokrasi mücadelesi durdurulamadı. Millet iradesi teslim alınamadı. O gün nasıl yeni siyasi yollar açıldıysa, bugün de demokrasiyi yaşatmanın yolu, milletin umudunu yeniden örgütleyebilmektir. Son dönemde İstanbul İl Başkanlığımızda ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde yaşananlar, demokratik siyaset adına hepimizi derinden yaralamıştır. Bir siyasi partinin merkezine yönelik müdahaleler, parti hukukuna ilişkin tartışmalar ve ortaya çıkan görüntüler, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından uzun süre konuşulacak olaylar olarak hafızalara kazınmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde yaptığı uyarı bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır: “İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır.” Cumhuriyet’e yönelik tehditler yalnızca dışarıdan gelmez. İçeride yaşanan gelişmeler de demokrasiyi ve millet iradesini zayıflatabilir. Böyle dönemlerde yapılması gereken, umutsuzluğa kapılmak değil; Cumhuriyet’in temel değerlerine daha güçlü sarılmaktır. Bu nedenle bugün verdiğim karar, bir kırgınlığın değil; tarih ve vicdan önünde taşıdığım sorumluluğun sonucudur. Bugün itibarıyla, 33 yıldır onurla üyesi olduğum Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ediyorum. Ancak Cumhuriyet’ten ayrılmıyorum. Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden ayrılmıyorum. Demokrasiden ayrılmıyorum. Hukukun üstünlüğünden ayrılmıyorum. Milletimin yanında olmaktan ayrılmıyorum. Bugün, Sayın Özgür Özel liderliğinde, milletimizin değişim umudunu büyütmek ve demokrasi mücadelesini daha güçlü sürdürmek amacıyla YENİ PARTİ çatısı altında yeni bir siyasi yürüyüşe başlıyoruz. Bu karar, geçmişi inkâr etmek değildir. Bu karar, mücadeleyi yarıda bırakmak değildir. Bu karar, gömlek değiştirmek değildir. Bu karar, millet için ateşten gömlek giymektir. Çünkü tabelalar değişebilir. Parti isimleri değişebilir. Logolar değişebilir. Siyasi adresler değişebilir. Ama ilkeler değişmez. Cumhuriyet değişmez. Demokrasi değişmez. Hukukun üstünlüğü değişmez. Millet egemenliği değişmez. Bizim sadakatimiz tabelalara değil; Cumhuriyet’e, demokrasiye, hukuka ve aziz milletimizedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün de mücadelemizin özünü ifade etmektedir: “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.” İnanıyorum ki Türkiye’nin ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey; ayrışma değil birlik, kavga değil hukuk, umutsuzluk değil yeni bir umut, durmak değil yürümektir. Mücadele bitmedi. Asıl mücadele şimdi başlıyor. Saygılarımla, Av. Mahmut TANAL ŞANLIURFA MİLLETVEKİLİ

Av.Mahmut TANAL

36,844 views • 1 month ago

📌 Hukuk devleti dediğimiz mesele bu; öngörülebilir bir hukuk sistemi. Bugün ne yurttaşlar için var, ne siyasi partiler için var, ne de başka bir kesim için. 📌 Oysa Anayasa, siyasi partiler konusunda özel düzenlemeler getirmiştir. Siyasi partiler için özel maddeler koymuş, onları “demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurları” olarak tanımlamıştır. 📌 Bununla birlikte özel bir Siyasi Partiler Yasası çıkarılmış; partilerin faaliyetleri, seçim usulleri, seçim kanunları düzenlenmiştir. Anayasa koyucular da farklı dönemlerde bu çerçeveyi şekillendirmiştir. 📌 Anayasa aslında şunu söylüyor; “Her yurttaş, her hakim keyfine göre bir siyasi partiyi dava edemez, lekelenemez, keyfi işlemler yapılamaz.” Ancak bugün tam tersi bir tabloyla karşı karşıyayız. 📌 Bir seçim hukuku, seçim yargısı varken, bunun dışına çıkılıyor. Memnun olmayan bir delege dilekçe veriyor, uygun bir hakim de uygun zamanda o dilekçeyi kabul ediyor ve işlem yapıyor. 📌 Sorun şu; bir siyasi partinin kendi kararları bile tartışılır hale geliyor. Daha kötüsü ise, seçim yargısının dışında kalan Asliye Hukuk Hakimlerinin görev ve yetkileri dışında işlere müdahil olmasıdır. Kurultayın iptali, görevden alma, yeni heyet atama, kayyum atama gibi kararlar verilebiliyor. 📌 Bunlar bugün CHP açısından sıkıntılı süreçler olabilir. Esasen rejim bakımından tehlikeli gelişmelerdir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bunlara ihtiyacı olmaması gerekir. 📌 Fakat tam tersine, siyasetini bunların üzerine inşa etme ve buradan beslenme yolunu seçmiş durumda. “Biz bu işin içinde değiliz, CHP kendi kendisiyle uğraşıyor” diyerek tabloyu izliyorlar. 📌 Sonuçta siyaseten bir yerde durmazsanız, Türkiye’nin mevcut yargı ortamında bir hâkim çıkıp adli tatilde dilekçeyi kabul edebiliyor. Hatta daha başında tedbir kararı bile verebiliyor. Böyle bir hukuk düzeni olamaz. 📌 Şunu unutmamak gerekir; eğer bu bir siyasi karar olmasa, AKP’nin siyasi iradesi bulunmasa, buna uygun bir yargı süreci de olmaz, bu tablolar da ortaya çıkmazdı. Amaç, CHP’yi sürekli tartışmalı, kavgalı, kendi içinde bütünlüğünü sağlayamayan bir parti gibi göstermek. 🔴 Böylece şu algıyı yerleştirmek istiyorlar: “Kendi kendini yönetemeyen CHP, Türkiye’yi nasıl yönetecek?” 📌 Bütün mesele bu algıyı kalıcı hale getirmek ve bunun üzerinden siyaset üretmektir.

Sezgin Tanrıkulu

19,119 views • 11 months ago

Eski Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç'ın "Mutlak Butlan" Yorumu ​ "Hukuk, sadece yazılı metinlerden ibaret değildir; o metinlerin arkasındaki adalet duygusudur. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi ekseninde tartışılan 'mutlak butlan' kavramı, aslında bir hukuki işlemin doğuştan itibaren yok sayılması, hiç var olmamış kabul edilmesidir." "Anayasa Mahkemesi çatısı altında yıllarca bu ülkenin hukuki omurgasını korumaya çalıştık. Bir kararın mutlak butlanla sakatlanması demek, o kararın altına imza atan iradenin, hukukun en temel, en vazgeçilmez ilkelerini çiğnemiş olması demektir. Yani ortada düzeltilebilecek bir hata değil, kökten bir yokluk vardır." ​ "Siyaset ile hukukun ilişkisi her dönem sancılı olmuştur. Ancak ana muhalefet partisi gibi köklü bir kurumun karşı karşıya kaldığı veya içinde bulunduğu bu durum, sadece bir parti içi mesele olarak görülemez. Hukuk devletinde usul, esastan önce gelir. Usulün katledildiği yerde, esasın bir hükmü kalmaz." "Bizim her zaman savunduğumuz bir şey vardı: Kararlar, konjonktüre göre ya da siyasi rüzgarlara göre şekillenemez. Eğer bir süreçte mutlak butlanı gerektirecek kadar ağır bir hukuk ihlali varsa, orada mahkemelerin veya yetkili organların 'görmedim, duymadım' deme lüksü yoktur. Hukuk, kendi saygınlığını korumak zorundadır." "Sonuç olarak; bu tartışma bize hukukun ne kadar hassas bir teraziye sahip olduğunu bir kez daha gösteriyor. Kuralları esnetebilirsiniz, yorumlayabilirsiniz ama yok sayamazsınız. Yok saydığınız an, o hukuk sistemi döner ve sizi de yok sayar." #haşimkılıç #özgürözel #kemalkılıçdaroğlu #mutlakbutlan #chp Kaynak: İlke Tv

🗞Marj Haber

11,441 views • 2 months ago

🔴Selahattin Demirtaş ve arkadaşları Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi kararıyla hapisteler. 🔴 Selahattin Demirtaş Türkiye'deki Kürt Meselesinin siyasi rehinesidir. 🔴 Tahliyesi için, AKP verdiği siyasi tutuklama kararını geri almalıdır. ❗Yargının önünü açmalıdır! 📌 Kobane Davasının tüm duruşmalarını izledim, süreci takip eden avukatlarla görüştüm ve sürece duyduğum saygı gereği her şeyi doğrudan söylemeyeceğim ama bu dava, tamamen siyasi bir talimatla, siyasi bir kararla açılmıştır. 📌 O karar, Milliyetçi Hareket Partisi’nin desteğiyle Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından alınmıştır. 📌 Eğer bugün bu dava sonuçlanacaksa, bu sonuç ne istinafta ne de mahkemede alınacak bir karardır; yine AKP’nin, MHP’nin desteğiyle vereceği siyasi bir kararla belirlenecektir. Dolayısıyla “istinaf”, “yargılama” gibi süreçlerin tamamı birer hikayedir. ❓ Neden hikaye? 📌 Sayın Erdoğan’ın bu davayla ve Sayın Selahattin Demirtaş’la ilgili geçmişte yaptığı açıklamalara bakın, ne demek istediğimi anlarsınız. AİHM kararı çıkmış, “gereğini yapacağız” denilmiş; ardından bu dava açılmış. 📌 Kobane olayları 6-8 Ekim 2014’te yaşandı. ❓ Peki soruşturma ne zaman başlatıldı? 2018’de. 📌 Selahattin Demirtaş’ın ifadesi ise 2019’da alındı. Bu kadar “vahim” denilen olaylar yaşanmış ama Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dört yıl boyunca tek bir işlem yapmamış. ❓Buna kim inanır? 2016’da dokunulmazlıklar kaldırılmış, bütün dosyalar ilgili savcılıklara gönderilmiş; fakat Kobane Davasıyla ilgili tek bir evrak bile yok. ❓Sonrasında ne olmuş? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı sahte evrak üretmiş ve o evrakla Selahattin Demirtaş ve diğer milletvekillerini soruşturmaya dahil etmiş. ❓Peki sonra ne yapılmış? O dönemin başsavcısı Yargıtay üyesi yapılmış. 📌 Bir davanın iddianamesi binlerce sayfa olmaz. Bir mahkeme kararı 32 bin sayfa yazılmaz. Üstelik o karar yazılmadan bir yıl bekletilmez. ❓Eğer bugün gerçekten bir hukuk süreci varsa, o halde bu insanlar neden hâlâ cezaevinde? ❓Bu kararda şiddetle ilgili tek bir eylem, tek bir hüküm var mı? Yok. 📌Yıllarca “Yasin Börü” ismini kullandınız, bu olay üzerinden siyaset yaptınız. Ancak o konuda bile kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok. O halde neden birine 42 yıl hapis cezası verildi? Çünkü bir konuşma yaptı, bir cenazeye katıldı. Bunun dışında bir suç unsuru yok. 📌 Dokuz yıldır insanlar hapiste. Ve bugün aynı yöntemi Cumhuriyet Halk Partisi’ne uyguluyorsunuz. 🔴 O dönem bitti ama aynı zihniyet, aynı siyasi kararlar, aynı yargı aktörleriyle yeni bir dönem başlatıyorsunuz. ❗Bir kez daha uyarıyorum: Bu yol yanlıştır. Bu süreç döner, dolaşır, sizin başınıza bela olur. Aynı yargı mensupları bir gün sizin için de aynı şeyleri yapar. 🔴 O yüzden bir kez daha söylüyorum; bu siyasi karardan vazgeçin. O kararı verdiniz; şimdi geri alın. #KobaneDavası #SelahattinDemirtaş #FigenYüksekdağ

Sezgin Tanrıkulu

179,422 views • 10 months ago

“Devlet, CHP’nin yok olmasını değil, ehlileşmesini istiyor” Etyen Mahçupyan: Özgür Özel'in Serbestiyet'in de çevirisini yayınladığı The Economist’teki yazıda nihayet, daha önceki konuşmalarında hiç söylemediği bir şeyi söylemiş ve "AK Parti'nin niyeti Cumhuriyet Halk Partisi'ni ehlileştirmek, yok etmek değil" demiş. Evet, yok etmek değil. Ama bir siyasi parti normal olarak rakiplerini yok etmek ister. Bir siyasi partinin diğerini ehlileştirmesi çok mantıklı bir şey değil. Bunlar aynı düzlemde olan iki aktör. O zaman CHP de AK Parti'yi ehlileştirsin. Ehlileştirmek için hiyerarşi, yani devlet lazım. Özgür Özel orada telaffuz edememiş ama bence artık anlamış ki devlet, Cumhuriyet Halk Partisi'ni ehlileştirmek istiyor. Peki, ne demek ehlileştirmek? İdeolojik pozisyonunun değişmesini ve şu andaki rejime uymasını istiyor. Buradan da anayasaya geliyoruz. Yani anayasa eğer bu İttihatçı vizyon üzerinden kurgulanırsa, ona göre bir devlet-bürokrasi ve devlet-siyaset ilişkisi üretilirse mecburen CHP ehlileşecek zaten. Bence 2028 seçimlerinin hemen öncesi veya sonrası, artık kalıcı olarak başka bir düzene geçilmesi isteniyor. Siyasetçilerin değiştiremeyeceği bir Türkiye hayal ediliyor. Ve bunu da anayasaya bağlamak zorunda. Onun için bu anayasa eninde sonunda gelecek. Birçok siyasi parti de bence çoktan razı halde, çünkü onların da kafası böyle çalışıyor zaten. Yani maalesef Türkiye'deki sorunlardan biri, bütün siyasetçilerin devlet adamı olmak istemesi. Hiç siyasetçi olmak isteyen siyasetçi yok. Siyasetçi dediğin; toplumla ilişki kuran ve bir hayal etrafında kendi toplumunu, devletini, ülkesini şu veya bu yönde değiştirmek isteyen insandır. Bunlar Türkiye'de yok. Herkes devlet adamı olmak isteyince, o zaman devletin yönettiği bir Türkiye'ye hiç kimse kolay kolay hayır diyemez. Çünkü Türkiye için devlet adamı demek; "Türkiye için bir doğru var, ben onu savunuyorum ve en iyi ben savunurum" demektir. Yani "Türkiye için doğru belli, onu en iyi ben savunurum" anlayışıyla siyasetçi olunmaz ve bu siyasetçiler aslında oy da hak etmiyorlar. Ama Türkiye şu anda açıkçası böyle bir yöne doğru gidiyor.” Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

76,500 views • 3 months ago

LEVENT GÜLTEKİN: Özgür Bey, defalarca televizyona çıktı, dedi ki, "Her şeyimiz hazır. A planımız da hazır, B planımız da hazır, C planımız da hazır." E neymiş plan? Bir şey yaptı mı? Önce bir grup başkanı seçildi. Grup başkanı niye seçildi? Zaten grup başkanlığına, genel başkan, grup başkanı seçildiğinde feshetmiş oluyorsun zaten doğal olarak. İddiandan vazgeçmiş oluyorsun. Grupta konuşma hakkını elde etmek üzere tuttuğu bir şey. Ama onu da feshetme hakkı Kemal Bey'in elinde. E neymiş senin peki A planın neydi buna karşı? Yokmuş. "Yiğidim Aslanım" türküsünü söylemek. Abi bu iş artık CHP meselesi değil, bu bir Türkiye meselesi. Türkiye yok oluyor. Tamam, o zaman son niye türkü söylüyorsun abi? Bu türkü söylenecek bir dönem mi? Yani bıkmadınız mı abi mitinglerde "Yiğidim Aslanım" türküsü söyleyip ağlamaktan? Mücadele akılla yapılır, duyguyla değil ki. "Ben sadece türkü söyleyeyim, milletin de gazını alayım." Gazı nasıl alırız? Böyle alırız. "Yiğidim Aslanım" söyleyelim, dağılalım. E senin bir planın olması lazımdı. Mutlak butlan gelirse ne yapacaksın? Hiçbir şey yapmayacakmışsın. Milleti toplayacaksın, bağıracaksın, çağıracaksın, "Yiğidim Aslanım" türküsünü söyleyeceksin, dağılacaksın. E sonra da polis gelecek, seni oradan zorla çıkaracak. E bunları öngörüyor, buna göre bir kurgu yapmış olması lazımdı. Anlıyoruz ki Özgür bey hiçbişey yapmamış..''

CZR HBR

245,352 views • 3 months ago