Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Netanyahu: "Arjantin'i birçok yönden destekliyoruz, yarınki maç da dahil. İsrail'in her dostunun Arjantin'i desteklemesi gerektiğini düşünüyorum çünkü Cumhurbaşkanı Milei, Arjantin'in bizimle olan ilişkilerinde bir devrim yarattı. Arjantin'i desteklediğimi gizlemiyorum. Sanırım çoğu İsrail vatandaşı da Arjantin'i destekliyor."

2,455,233 Aufrufe • vor 5 Tagen •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı-Arap Ligi Olağanüstü Zirvesi'nde konuştu — (İsrail'in Katar'daki Hamas müzakere heyetine saldırısı) Son saldırı İsrail'in haydutluğunu artık farklı bir boyuta taşımıştır — Dünya kamuoyunun bu toplantımızı İslam aleminin Katar'a koşulsuz desteğinin bir tezahürü olarak görmesi gerektiğinin altını çiziyorum — Türkiye olarak dost ve kardeş müttefik ülkemiz Katar'ın her daim yanında olduğumuzu tekraren vurguluyorum — (İsrail) Karşımızda kaostan ve kandan beslenen bir terör zihniyeti ve onun vücut bulduğu bir devlet var — Netanyahu hükümetinin amacının Filistin'de katliam ve soykırımı sürdürürken diğer yandan bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemek olduğu şüphe götürmez gerçektir — İslam alemi, İsrail'in bu yayılmacı emellerini boşa çıkaracak dirayete ve imkana Allah'ın izniyle sahiptir — Diplomatik gayretlerimizi İsrail'e yaptırım uygulamalarının artması için yoğunlaştırmalıyız — İsrail'in ekonomik olarak da sıkıştırılması gerektiğine inanıyorum — (Savunma sanayi) Yeteneklerimizi kardeşlerimizle paylaşmaya hazırız. Gelecek on yılları kazanmak için işbirliğimizi yoğunlaştırmamız gerektiğini düşünüyorum — Bizler 1967 sınırları temelinde, coğrafi bütünlüğü haiz, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti vücut bulana kadar mücadeleye azimle devam edeceğiz

Anadolu Ajansı

25,183 Aufrufe • vor 10 Monaten

YAHUDİLER ARJANTİN'E Mİ GÖÇ ETMEYİ PLANLIYOR? Bugün YouTube kanalımda Arjantin'in Patagonya bölgesi hakkında bir yayın hazırladım. Şimdi kendinize bu gündemde neden bundan bahsettiğimi sorabilirsiniz ama biraz sonra okuyacaklarınız sizin şu anda olan biten birçok konu hakkında aydınlanmanızı sağlayacak. Doğal zenginlikler ve yeraltı kaynakları açısından zengin Patagonya, dünyanın en büyük tatlı su rezervlerinden bazılarını barındırıyor ve dünyanın en güney ucunda Antarktika'ya yakınlığı, stratejik ve jeopolitik önemini artırıyor. Öte yandan birkaç gündür Patagonya bölgesinde devasa yangınlar mevcut. Fakat büyük çoğunluğa göre bu yangınlar doğal felaket kaynaklı değil ve arkasında "yabancı bir devlet" var. Sosyal medya şu anda bu konuyla adeta yıkılıyor. Yangın bölgesinde İsrail'e ait bir el bombası görüldüğü iddia ediliyor ve özellikle yangını 2 İsraillinin çıkardığına dair türlü yazılar mevcut. Arjantinli emekli general César Milani, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımında, Arjantin Devlet Başkanı Milei’nin İsrail bayrağı salladığı bir görselini paylaşarak doğrudan İsrail'i işaret etti. Peki neden İsrail konunun merkezinde? Aslında bu yeni bir mevzu değil. Biraz internet araştırması sonucu, Arjantin ve Şili'de 2012, 2014 ve farklı tarihlerde çıkmış yangınlarda defalarca İsraillilerin suçlandığını göreceksiniz. İsrailli iş adamlarının bölgede bolca toprak aldığı da söyleniyor. Bütün bu olayların arkasında ise siyonizmin kurucusu Theodor Herzl'in 1904 yılında kaleme aldığı bir yazıda ifade ettiği gibi Filistin veya Arjantin'de bir Yahudi devleti kurma hayali var (videoda yazıyı okuyorum). Hatta bu fikirler, "Andinia Planı"nın temelini oluşturuyor: Arjantin ve Şili'de toprakları bulunan Patagonya'da bir Yahudi devleti kurma planı. Tabii İsrail bütün bu iddiaları reddederek bunları konuşanları "antisemitizm" ile suçluyor. Ancak dünyada son aylarda yaşanan birçok gelişme bütün bunların bir "komplo teorisinden" ibaret olmadığının en önemli kanıtı: 1-Fanatikçe İsrail destekçisi olan, hatta "Yahudi olacağım" diyen Arjantin Devlet Başkanı Milei, Aralık ayında Patagonya topraklarının yabancılara satışının önünü açıyor. Bir ay sonra da Patagonya'da bu devasa yangınlar başlıyor. 2-Bütün bunlarla eş zamanlı olarak Trump Grönland'ı takıntı hâline getirmiş durumda. Yani ABD dünyanın en kuzey, İsrail de dünyanın en güney ucunu ele geçirme peşinde. 3-Gelecekte kuraklık ve su kıtlığı da yaşanacağı düşünülürse dünyanın su kaynaklarını ele geçirip kuzey ve güneyden dünyayı sıkıştırıp kontrol edecekler. 4-Bir ihtimal de İsrail Filistin'deki karmaşık durumu nedeniyle Orta Doğu'da daha fazla barınamacağını anladı ve Arjantin'i B Planı veya kaçış planı olarak görüyor. 5-Bütün bu olaylar ışığında Latin Amerika'nın karışması da tesadüf değil. Gördüğünüz gibi Patagonya meselesi son dönemde yaşadığımız her şeye bambaşka bir gözle bakmamızı sağlayacak kadar önemli. 👉Konunun hassasiyeti nedeniyle, çok emek vererek hazırladığım yayınım Youtube'ta gösterilmiyor. Youtube'ta yayınıma yorumlarınızla destek verirseniz çok mutlu olurum:

Öznur Küçüker Sirene

54,678 Aufrufe • vor 6 Monaten

📌Ne yazık ki 2026 Dünya Kupasında sona yaklaştık. Yarı finalde harika 2 maç bizi bekliyor. 👉Fransa-İspanya 👉İngiltere Arjantin. Herkes İngiltere Arjantin Maçını Meksika 86'nın rövanşı olarak görüyor. 86'da Arjantin'de Maradona vardı, bugün Messi. İngilizlerin Lineker'i, Barnes'i vardı, bugün Kane'si, Bellingham'ı var. Üstelik istatistiksel olarak Messi Maradona'yı, Kane de Lineker'i geçti. Ama aslında her şey 86'da değil, 66 Dünya Kupasında başladı. 66 Dünya Kupasında çeyrek finalde İngiltere'nin Arjantin'i elediği ve 1-0 sona eren maç "el robo del siglo" (yüzyılın hırsızlığı) olarak adlandırılır. 1966 yılındaki O maçta Futbol tarihinde bir ilk yaşanmıştı. 📌Antonio Rattin Olayı... O yıllarda futbolda sarı kart, kırmızı kart yoktu. Maçın Alman hakemi Arjantin kaptanı Antonio Rattín'i kendisine hakaret ettiği gerekçesi ile oyundan ihraç etti. Hakem Almanca konuşuyor, Rattin ise İspanyolca, ama hakem Arjantin'in kaptanını hakaret etti diyerek ihraç ediyor. Kaptan Rattin de oyundan çıkarken Kraliyet Ailesinin oturduğu protokol tribününün önündeki kırmızı halıyı çiğneyerek olayı protesto ediyor. 📌İşte Meksika 86'da Maradona'nın elle attığı gol "Tanrı'nın Eli" (God's Hand-La mano de Dios), sadece Falkland Savaşına bir gönderme değil, 66 Dünya Kupasındaki Yüzyılın Hırsızlığına ve Antonio Rattín olayına da bir göndermedir. Yani Maradona'nın golü, 66'da İngiltere'ye hediye edilen maça bir cevaptır, 20 sene sonra intikam alınmıştır. Şimdi Tanrı'nın eli, Yüzyılın Hırsızlığı, Rattin olayı vb geride kaldı. Bence Arjantin-İngiltere rekabetinde şartlar eşitlendi. Bakalım yüzyıla damga vuracak hangi olaya şahit olacağız. Gönlüm tabi ki Arjantin'den yana olacak. Ama kupayı Fransa'nın kazanmasından başka ihtimal göremiyorum. #FifaDünyaKupası #futbol #tarih #Meksika86 #FileninSultanları #pazar #FRAESP #FRAvESP #ENGARG #ENGvARG #MasonGreenwood

Volkan Giritli 🇹🇷🇦🇿

16,740 Aufrufe • vor 11 Tagen

ÖZEL — CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE SURİYE DEVLET BAŞKANI ŞARA İÇERDEYKEN TÜRKEVİ’NDEN AYRILAN ABD TÜRKİYE BÜYÜKELÇİSİ İLE RÖPORTAJ YAPTIK -Sayın Büyükelçi, merhaba. Şu anda CNN Türk’te canlı yayındayız. Az önce bir görüşmeniz oldu sanırım, Cumhurbaşkanı ile, Suriye Cumhurbaşkanı da oradaydı. Ne konuşuldu? Bu, yarın Beyaz Saray’daki asıl zirveden önce küçük bir mini zirve gibi miydi? Hayır, bence herkes umutlu. Oradaydılar; Türkiye’deki büyük yatırımcı ve işletmeci Amerikan CEO’larıydı. Ve bence herkes bunu iş dünyasının en iyi yaptığı şeyi yapabileceği olağanüstü bir an olarak görüyor: diplomasinin öncüsü olmak. Herkes umutlu. Bölgesel ilişkilerin daha iyi, daha güçlü olması gerektiğini düşünüyor ve yarınki toplantıyı dört gözle bekliyor. -Suriye’nin geleceği konusunda umutlu musunuz? %100 umutluyum. -Peki ya entegrasyon? Hiç sorun yok. Bakın, bu konularda 70 yıl boyunca hiç konuşma yapılmadıktan sonra, yeni ve hevesli bir hükümetin ve rejimin birdenbire bu kadar çok konuyu ele alması biraz zaman alıyor. Diyalogun sorunsuz ilerlediğini düşünüyorum. Bence olan bitenin bütün taraflarındaki bütünlük ve güvenilirlik hızla şunu söylüyor: Bölgesel istikrar için başka çözümümüz yok. Yüzlerce yıldır savaş yaşadık. Artık bitirme zamanı. Ve bence herkes buna kendini adamış durumda, yeni hükümet de öyle. -Sizce sonuç alınacak mı? Her şey yoluna girecek mi? Ben öyle düşünüyorum. Umudum bu. Umudum bu.

Yunus Paksoy

491,762 Aufrufe • vor 10 Monaten

FİLİSTİN ADIM ADIM TASFİYE EDİLİYOR; • Gazze adım adım tasfiye edilirken ABD'den kongre üyesi 250 senatör Batı Şeria'nın kuzeyindeki antik Samiriye bölgesini ziyaret etti. Heyete İsrail adına Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar eşlik etti. • Sa'ar "Burada bir Filistin devleti kurulması, İsrail'in kıyı ovasını kolay bir hedef haline getirir ve ülkenin güvenliğini tehlikeye atar" ifadesini kullanarak 23-29 Eylül 2025 tarihinde BMGK toplantısında gündeme alınacak "1967 Sınırlarında Başkenti Doğu Kudüs olan Bağımsız Filistin Devleti Projesi"ne atıfta bulunarak İsrail'in güvenliği için Filistin'in yok olması gerektiğini vurguladı. • BM Genel Sekreterliği nezdinde İngiltere ve Suudi Arabistan'ın tekrar gündeme getirdiği İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM aslında Filistin'in tarihe karışarak yok olmasını ihtiva ediyor. • İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM ile Batı adına İngiltere ve İslâm dünyası adına Suudi Arabistan bir yandan vicdanlarına kanla gusül aldırıp günah çıkarma fırsatına kavuşacak, diğer taraftan İsrail'e Filistin'i topyekûn işgal ve ilhak etmek için ihtiyaç duyduğu zeminle de buluşturacak. • Zira Netanyahu iki gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alarak "Kudüs'ün bir bütün olarak İsrail'in ebedî başkenti olduğu"nu ilan ederken bu anlatıya fiili olarak karşı çıkacak her ülkeyi de doğrudan tehdit etmişti. • İsrail bir yandan Gazze'de imha, yıkım ve soykırımı artan bir şiddetle uygulamaya devam ederken diğer taraftan Kızıldeniz'den Başta körfezine kadar her yere saldırılar düzenliyor. • Netanyahu bir yandan MOSSAD marifetiyle Charlie Kirk suikastı gibi stratejik cinayetler işleyerek insanlığa karşı işlediği suçlarda ayak izlerini siliyor ve suç ortaklarını tasfiye ediyorken ABD'de başlayan, İsrail ve siyonizm'i sorgulayan toplumsal talepleri bastırmak üzere suçluluk psikolojisiyle garip izahlar yapıyor. • İsrail son olarak AIPAC yardımıyla Samiriye'de topladığı 250 ABD Kongre üyesi marifetiyle ABD kamuoyunu İsrail'in masumiyetine ikna etmede aracı olarak kullanırken yine aynı senatörler marifetiyle Filistin'in işgal, ilhak ve tasfiye edilmesi için gerekli ve yeterli toplumsal destek ve meşruiyete ulaşmayı hedefliyor. • MS. 70'ten günümüze kadar geçen sürede sapkın bir itikadi kimya ve dinî motivasyon kaynağıyla Yahudiler tarihte hiç olmadığı kadar hedeflerine yaklaşmış durumdadır. • Gazze Türkiye dahil tüm Ortadoğu'nun sigortasıydı. Gazze'nin düşmesi tüm Ortadoğu'nun düşmesi demekti. Eğer İsrail Gazze'de durdurulmuş olsaydı, İsrail için mutlak sonun başlangıcı sayılacak ve Yahudi Terörizmi son bulabilecekti. Malesef tam tersi oldu. • Realitede hiçbir karşılığı olmayan ve uygulanabilir olmaktan sınırsız bir uzaklıkta olan İki Devletli Çözüm ile uyutulan insanlık, malesef Yahudiler'in gerçek yüzünü görmekte oldukça geç kaldı. • Bir bütün olarak Filistin adım adım tasfiye ediliyor olsa da; İsrail orta ve uzun vadede yeryüzünün Gazze'ye dönüşmesine, milyarlarca insanın Gazzelileşerek insan olmanın ahlâkî üstünlüğüyle buluşmasına ve Siyonizm'in yargılanmasına asla engel olamayacak. Allah'ın lâneti İsrailoğulları üzerine olsun. #KudüsNamustur

Mustafa Doğan

81,301 Aufrufe • vor 10 Monaten

"Trump'ı İran'ı vurmaya kim ikna etti?" Tabi ki: Tapınak Dağı'nı yeniden inşa etmeyi hayal eden ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 📌Afganistan ve Irak'ta savaşan eski bir asker olan Pete Hegseth, Haçlı ruhuna sahip ve Siyonizmin büyük destekçisi.. 📌FOX TV yorumcusu ve Trump'ın danışmanı olduğu 2018 yıllında Kudüs'te düzenlenen "2018 Arutz Sheva" Siyonist konferansında yaptığı konuşmayı izlerseniz büyük resmi görebilirsiniz.. 🔺"21. yüzyıl, Amerikalılar, İsrailliler tarafından yönetilen bir yüzyıl olmazsa, o zaman bu yüzyıl özgür bir yüzyıl olmayacaktır." 🔺"İsrail ve Yahudi halkı sonsuza dek yaşayabilirken, bu devletin statüsünün kaçınılmaz olmadığı, bu salondaki herkesin bildiği bir gerçektir. " 🔺"Dolayısıyla, özgür insanlar olarak, onu her fırsatta korumak ve 21. yüzyılın özgür bir yüzyıl olarak kalması için mücadele etmek bizim sorumluluğumuzdadır." 🔺"Biliyorsunuz, Bakan ahtapotun başından bahsetti, İran'dan ve İran rejiminin bugün dünyada hem İsrail hem de Amerika Birleşik Devletleri için haince uzanan sayısız kolundan bahsetti. " 🔺"Obama yönetimi, nükleer silahlara giden kaçınılmaz bir yol açan, Amerika'nın ve İsrail'in ölümünü hedefleyen nefret dolu terörist İran rejimine milyarlarca dolar fon sağlayan ve Amerika'nın varoluşsal varlığını tehdit eden nükleer kapasiteli füzelerin geliştirilmesinin devamına olanak tanıyan korkunç bir anlaşma yapmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı." 🔺"Bunun aksine, Trump yönetimi ilk günden itibaren İran rejiminin eylemlerini kınadı ve İsrailli ortaklarımızın yanında kararlılıkla durdu." 🔺"Bu da, birkaç ay önce Kudüs'ün İsrail'in ebedi ve bölünmez başkenti olarak ilan edilmesinin önünü açan bir an yarattı ve başkanımızın yaptıklarından çok gurur duyuyorum." 🔺"Sahte haberlerden en çok zarar gören ülke İsrail Devleti'dir. Bu yüzden İsrail'e üçüncü ziyaretim." 🔺"2013'te buradaydım, 2016'da buradaydım, yine buradayım ve her seferinde Yahudi halkı hakkında, bu toprakların tarihi hakkında, İsrail'in kuruluşu hakkında, İsrail hükümeti hakkında, Araplara ve Filistinlilere yapılan muamele hakkında, Batı Şeria hakkında, Yahudiye ve Samarya hakkında, Kudüs hakkında, Eski Şehir hakkında anlatılan yalanlar hakkında daha çok şey öğreniyorum." 🔺"Bu yalanlar dünyaya ifşa edilirse, dünyanın İsrail'e bakış açısını değiştirecektir. " 🔺"Bu yüzden buraya gelip Joe'dan ve diğerlerinden sahadaki gerçekleri öğrenmenin ve ardından Amerika'ya dönüp Arap-İsrail çatışması, Arap-İsrail Barış Süreci ve bugün hala Amerika'daki aydınların ağzından dökülen sözde iki devletli çözüm hakkındaki sahte haberlerle mücadele etmenin ciddi bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum." 🔺"Çünkü bugün sahada yürürseniz, iki devletli çözüm diye bir şeyin olmadığını anlarsınız. Tek bir devlet var.." 🔺"Bugün Jennifer, ben ve diğerleri Tapınak Dağı'nın Batı Duvarı'nı, Batı Duvarı tünellerini ve Eski Şehrin büyük bir bölümünü görme fırsatı bulduk ve orada dururken önünüzdeki mucizeye hayran kalmamak elde değil; bu da beni, umarım hepinizin çok uzakta görmeyeceği başka bir mucize hakkında düşünmeye sevk etti. " 🔺"Çünkü 1917 bir mucizeydi, 1948 bir mucizeydi, 1967 bir mucizeydi, 2017'de Kudüs'ün başkent ilan edilmesi bir mucizeydi ve Tapınak Dağı'nda tapınağın yeniden kurulması mucizesinin mümkün olmaması için hiçbir neden yok." 🔺"Bunun nasıl olacağını bilmiyorum, siz de bilmiyorsunuz, ama bunun olabileceğini biliyorum. Bildiğim tek şey bu. " 🔺"Ve bu sürecin bir adımı, her sürecin bir adımı da, sahadaki gerçeklerin ve faaliyetlerin gerçekten önemli olduğunun farkına varmaktır. " 🔺"İşte bu yüzden Yahudiye ve Samarya'yı ziyaret etmek, egemenliği, İsrail topraklarının, İsrail şehirlerinin ve bölgelerinin egemenliğini anlamak, dünyaya bunun Yahudilerin toprağı ve İsrail toprağı olduğunu göstermenin kritik bir sonraki adımıdır." 🔺"Washington D.C.'deki desteğiniz, vatansever Amerikalılar, Evanjelik Hristiyanlar, inançlılar, Cumhuriyetçiler ve hatta Washington'da artık bunu söylemekte zorlanan bazı Demokratlar arasında sahip olduğunuz destek ışığında, size şunu söylemek istiyorum: " 🔺"Biletinizi alın, harekete geçin, İsrail'de yapılması gerekeni yapın, çünkü gerçekten inanıyorum ki bu, Amerika'nın arkanızda duracağı bir an. " 🔺"Beyaz Saray'da Donald Trump, Başkan Yardımcısı olarak Mike Pence, BM'de Nikki Haley ve İsrail ile Amerika'da size gerçekten inanan, arkanızda duran insanlar var."

Malik Ejder

160,335 Aufrufe • vor 4 Monaten

Galatasaray maçıyla ilgili Ange Postecoglou'nun basın toplantısı ve oyun analizindeki rezil rüsva tercümesinden bir örnek 😭🤣 Soru: Tottenham bu sezon ilk kez Galatasaray'a karşı topa daha fazla sahip olamadı. Bu bir tercih miydi yoksa Galatasaray mı zorladı? Ange: "Hayır. Özellikle ilk yarıda çok top kaybettik. Rakip nedeniyle değil. Soğukkanlılıktan yoksunduk ve topla daha sakin olmalıydık ama değildik. Galatasaray’ın oyuna girmesine fırsat verdik. İlk yarıda topu iyi tutabilseydik, güçlü bitirebilirdik ama bunu yapamadık. Bedelini ödedik." Tercüme: İlk yarı çok top kaybettik. Galatasaray topa daha iyi hakim olabildi. Dolayısıyla bunun bedelini aslında yenilgiyle ödedik İngiliz Gazetecinin Sorusu: İlk yarıda neden oyunu kontrol etmekte zorlandınız? Atmosferin bir rolü var mıydı yoksa bu kadar çok rotasyon yaptığınızda bu da riskin bir parçası mı? Yoksa Galatasaray mı fevkaladeydi? Sorunun Türkçe Tercümesi: İlk yarı sence neden bu şekilde sonuçlandı? Neden kendinizi gösteremediniz? Atmosfer mi acaba etkiledi? Ange: "Hayır, sanmıyorum. Muhtemelen tüm bu şeylerin bir birleşimiydi. Ben sadece kendi kendimize yaptığımızı hissettim. Topu tutmak için çok basit çözümlerimiz vardı ve 10 kişiyken de gösterdiğimiz gibi bunu yapmak o kadar da zor değildi. Sadece yapamadık. Oyuncuların topa daha fazla sahip olması ve her hafta oynamaya çalıştığımız futbolu oynamamız gerekiyordu ama bunu yapamadık. Belki biraz da yaptığım değişikliklerden ve ortamdan, atmosferden ya da ne derseniz deyin rakipten kaynaklandı. Dikkatimi çeken anlar, üzerimizde baskı olmadığı halde topu kaptırdığımız anlardı. Bu anlarda daha iyi olmamız gerektiğini düşünüyorum çünkü bu anlarda daha iyi olursak rakibin sahip olduğu tehdidi en aza indirirsiniz ve aynı zamanda istediğimiz alanlarda oyuna dahil oluruz. Bunu 10 kişiyken başardık. Onları 10 kişiyken oldukça kolay geçebiliyorduk ama 11 kişiyken ihtiyacımız olan inanca sahip değildik, bu hayalkırıklığı yarattı." Tercüman: Bilemiyorum. 10 kişi kaldık zaten sonunda. Her hafta oynadığımız gibi oynamaya çalıştık aslında. Ama onlar topa çok iyi hakimdi ve önemli kayıplar yaşadık ve bu hatalardan dolayı da sonuç olarak bu şekilde bitti.

Alper Öcal

16,209 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bugün biraz sizlere içimi dökmek istiyorum. İki dakikanızı ayırırıp beni okursanız çok mutlu olurum. Biraz önce İsrail Somaliland'ı tanıyan ilk ülke oldu. Tanıma kararına Türkiye, Mısır ve Cibuti'den kınama geldi. Olan biteni birçoğunuz anlamamış olabilirsiniz. Oysa ben olacakları tam 11 gün önce YouTube kanalımda duyurdum ve uzun uzun İsrail'in, Somali'de olağanüstü bir strateji izleyen Türkiye'yi Somaliland ile köşeye sıkıştırmaya hazırlandığını anlattım. Tabii ki ben müneccim değilim. Peki bunu nasıl yapıyorum? Bu büyük bir emeğin sonucu. Kanalımdaki yayınları hazırlarken ülkemiz için en önemli konuları seçiyorum. Bazen istihbari bilgi/uyarılar içerdiğini düşündüğüm yazıları tercüme edip her kelimesini analiz ediyorum. Buna Fransızca "décryptage" (derinlemesine inceleme, çözümleme) deniliyor. Yani ben bu içerikleri rastgele seçmiyorum ve okuduğum/özetlediğim metinler Türkiye açısından büyük anlam içeriyor. Yüzlerce bilgi arasından nokta atışı yapmayı amaçlıyorum. Bu da çok fazla zaman, enerji ve emek gerektiriyor. Ama ben yaptığım işi hakkıyla yapmak istiyorum. Hatta bu işi o kadar önemsiyorum ki umarım devlet yetkililerimiz de yayınlarımı takip ediyordur çünkü meydana gelecek birçok hamleyi bu sayede haftalar öncesinden öngörebiliyorum. Kanalım artık bunlarla dolu. Gel gör ki bugün vardığım noktada içeriklerim popülist olmadığı ve "hassas içerik" sayıldığı için hem yeterli değeri görmüyor hem de algoritma tarafından kısıtlanıyorum. Bu da bende "acaba bunu gerçekten yapmalı mıyım?" tarzında bir soru işareti oluşturuyor, cesaretimi ve şevkimi kırıyor. Özellikle sosyal medyada son dönemde maruz kaldığım sistematik sansür artık çok ağır gelmeye başladı. Yazdığım, anlattığım hiçbir şey görünmüyor. Tam da istedikleri gibi görünmez, duyulmaz oldum! Ülkemizde haftalardır bazı medya mensuplarının yatak odası ve uy*şt*rucu hikayelerini dinlerken kendince köşesinde bir şeyleri düzgün yapmak için çabalayan insanların da yeterince ilgi ve destek görmediklerine inanıyorum. Büyük ihtimalle skandal ve popülizm daha çok ilgi çekiyor. Uzun lafın kısası İsrail'in Somaliland hamlesini neden şimdi yaptığını anlamak isterseniz Somali hakkındaki yayınımı seyredebilirsiniz. Bunu yaptıktan sonra kanalıma abone olup beni cesaretlendirebilirsiniz. İçinde bulunduğumuz sistem/düzenin doğru, dürüst, ilkeli, çalışkan insanları hiç olmadığı kadar dışladığını düşünüyorum. Gerçeği söyleyen, anlatan dokuz köyden kovuluyor. Bütün platformlar artık bomboş, saçma sapan içeriklerle dolu ve işin kötüsü içerikler saçmalaştıkça daha da rağbet görüyor. Şu ana kadar yanımda duran herkese minnettarım. Durmayanları da beni desteklemeye davet ediyorum çünkü sevdiğim/eğitim aldığım işi sizler için her gün daha da iyi yapmak için uyanıyorum. Bir anda böyle içimi döktüğüm için özür diliyorum. Ama bir şeyleri düzgün yapıp bu kadar ağır sansüre maruz kalmak, devletimiz için faydalı olduğuna inandığım sesimi duyuramamak gerçekten de ağır geliyor. En büyük dileğim bu ülkenin bağımsız ve özgür bir sesi olarak sizler için faydalı olabilmek. Bu yolda benimle yürür müsünüz? 👉YouTube kanalıma abone olmak için: 👉Somali hakkındaki yayınım:

Öznur Küçüker Sirene

250,597 Aufrufe • vor 6 Monaten

İRAN: MOLLA REJİMİ İÇİN YOLUN SONU MU? • ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ı vurma isteği çok güçlü bir olasılığın dışına taşan bir gerçekliğe sahiptir. • ABD geniş çaplı saldırı hazırlığı yapmak için ihtiyaç duyduğu zamanı "sözde müzakereler" üzerinden #İran'ı oyalayarak kazanıyor. . ABD Ortadoğu'daki onlarca askerî üste olağanüstü hazırlıklar yapıyor. ABD hazırlıklarını tamamlayınca müzakere masasından ilk kalkan taraf olarak saldıran taraf olacak. • ABD zayıf, edilgen ve kullanışlı karaktere sahip bir Rejim isterken İsrail/Netanyahu doğrudan Molla Rejimi'nin tasfiye edilmesini istiyor. Bu amaçla da Netanyahu ABD programını daha erkene alarak Trump'ı ikna (tehdit) etmek üzere ABD'ye gidiyor. • Vekil güçleri ile yıllardır Ortadoğu'da "denge unsuru" olmayı başaran İran'ın Irak, Yemen, Suriye ve Lübnan'daki tüm kiralık/paramiliter unsurları an itibariyle İran'da müesses nizamı/Molla Rejimi'ni korumak üzere İran'da konuşlandırılmış olsa da rejimi kurtarma ve koruma vasfına sahip değil. • İran'da temkinli de olsa bir iyimserliğin zerresi bile yok. Rejimin elitleri dahil toplumun tüm kesimlerinde Molla Rejimi için ufukta mutlak bir hezimet olduğu inancı hakim. Tehditler, hakaret ve itibar suikastleriyle bahse konu hezimet ve tasfiye kamufle edilse de artık İran ve Molla Rejimi için bölgede hiçbir şey eskisi gibi olmayacağı kesin. • İran yönetimi "Vahdet ve Tevhid" çağrıları ile geleneksel İslâm coğrafyasında "uhuvvet" dileniyor, kendisini bekleyen mutlak akıbetten korumak için bir çıkış yolu arıyor. Eski dışişleri bakanı Kemal Harrazi'nin de son olarak dahil olduğu "Rejim/Devrim/Mezhep ihracında yanlış yöntemler kullanarak bir çok hata yaptık" türünden itiraflara ve itirafçılara her gün bir yenisi eklense de Molla Rejimi için yolun sonu net bir şekilde görünüyor. • Türkiye başta olmak üzere bölgedeki güçlü ülkeler Molla Rejimi'nin tasfiyesinden nerede nasıl duracağını içeren bir B Planı çoktan hazırladı. Olası tasfiye/değişimin sonunda İslâm dünyası büyük bir kanserojenden kurtulmuş olacak. • Elbette ki İran ve Molla Rejimi Suriye'de 14 yıl, 9 ay ve 3 gün boyunca ahmakça devam ettirdiği kanlı/ahlâksız bir iç savaşı aslında kendi eliyle kendisine akıbet tayin etmişti. • İran için artık çok geç; Ali Hamaney Şam'dayken Tahran'a gecikti. Suriye başta olmak üzere Ortadoğu'da müslüman kanıyla vicdanına gusül aldırırken içeride iktidar, itibar, çıkar, meşruiyet ve masumiyetini kaybeden Ali Hamaney ve Molla Rejimi için gidilecek yol ve varılacak menzil kalmadı. Savaş kapıda duruyor. • İran müesses nizamının sahipleri Ortadoğu'da şiileştirerek namluya sürdüğü yığınlar kazanana ve güçlü olana oynamak üzere konumlanmış durumda. Çürümenin boyutları ahlaksızlığı örten bir karanlık olan rejimin tasfiyesiyle net bir şekilde ortaya çıkacak. • İnsan ve Müslüman olarak ilkesel bir tutumla ABD ve İsrail'in geleneksel İslâm coğrafyasında yapacağı her türlü askerî operasyona şiddetle karşı da olsam, İran'ın kaderin adaletindeki karşılığıyla buluşmasına şiddetle taraf olduğumu beyan etmek istiyorum. • Şüphesiz Allah bir zalimi kendisinden daha güçlü bir zalimle tasfiye ederek adaletini tecelli ettirir. Görünen o ki, çok sert ve sancılı günler bekliyor İran'ı ve İran'ın gemisinde yolcu olanları. Netanyahu ve Hamaney'in olmadığı günler oldukça yakın görünüyor. Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun. #Iran #Netanyahu #Trump #IranMassacre #Tehran

Mustafa Doğan

22,340 Aufrufe • vor 5 Monaten

■ Mossad Commentary X hesabı : Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bayram mesajında söylediği " İsrail Bedelini Ödeyecek ." Sözlerine cevap olarak " Bunu söyleyen her lider kaybetti." Paylaşımı yaptı. ■ Serdar Akinan ( Gazeteci) : İRAN Türkiye'ye Gaz akışını kesti. "Gaz akışı tamamen durdu. Depolarda toplam 2 milyar metreküpün altında gaz var. Günlük tüketim 180 milyon metreküp civarı. İran'dan gelen günde 28-30 milyon metreküp civarı. Kısa bir süre rezervlerle açık karşılanabilir. Fakat ,sonrası meçhul." ■ İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ı "haritadan sildik" sözlerini karşılık vererek," İran'ı haritadan silme hayali,tarih yazan bir milletin iradesi karşısında duyulan çaresizlik ve acizliğin göstergesidir" dedi. ■ İran 'ın başkenti Tahran 'da yaşayan sivillere ve sivil binalara , yerleşmişlere yönelik , savaşın başladığı günden bugüne ABD / İSRAİL en yoğun ve şiddetli saldırılarını gerçekleştiriyor. ■ İsrail , Lübnan'ı İlhak ediyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, orduya Lübnan'ın güneyi ile kuzeyini birbirine bağlayan Litani Nehri üzerindeki köprüleri vurma talimatı verdi. ▪︎ Lübnan işgal ve iltihak sürecini İsrail başlatmış oluyor. ■ İran, bir F-15 savaş uçağının düşürüldüğünü açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'ın "ABD'ye ait bir F-15 savaş uçağını düşürdük" yönündeki iddiasını reddettiklerini belirtti. ■ İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın Yardımcısı İsmail Sekab İsfahani, Trump'ın ülkenin enerji altyapısına saldırma tehdidine karşılık Körfez ülkeleri ve İsrail'e yönelik uyarıda bulunarak, "48 saat içinde su depolayıp, telefonlarınızı şarj edin" mesajını verdi. ■ İran Devrim Muhafızları Ordusu : ABD Başkanı Trump ' a cevaben " Enerji tesislerine saldırı olursa Hürmüz tamamen kapatılacak. " ■ ABD, kendisi için büyük tehdit oluşturan beş ülkeyi açıkladı: Raporda Türkiye detayı : ▪︎ Ulusal İstihbarat Direktörlüğü tarafından hazırlanan raporda şu ülkeler yer aldı: Çin, Rusya, Kuzey Kore, İran, Pakistan dışında Türkiye detayı çok dikkat çekici . 2026 Yıllık Tehdit Değerlendirme Raporu'nda Türkiye ise : “Büyük güçler çatışmalardan kaçınsalar bile birçok bölgesel ve daha küçük güç, çıkarlarını takip etmek için güç kullanmaya çok daha istekli hale geliyor. Mısır, İsrail, Pakistan, Türkiye ve BAE gibi ülkeler rakiplerini kışkırtmak veya zayıflatmak ya da çevrelerindeki çatışmaları kendi lehlerine çevirmek amacıyla öldürücü yardım, vekil güçler veya kendi askeri varlıklarını kullanıyorlar.” ABD istihbarat raporuna göre Türkiye , bir tehdit olarak değerlendiriliyor. ■ "Alman Gazeteci Matt Frei: "İsrailliler, Trump'ın bıkıp çekip gideceğinden korkuyorlar." ■ Avrupa Birliği Enerji Komiseri Dan Jørgensen, üye ülkelere doğal gaz depolama tesislerindeki doluluk hedeflerini %80 seviyesine düşürmeleri talimatını verdi. - Financial Times ■ ABD ve İsrail , İran'ın Nükleer zenginleştirme tesislerini hedef aldı. Uzmanlar Nükleer sızıntıdan endişe ediyor. İsrail ve İran karşılıklı olarak NÜKLEER tesisleri açıktan hedef alarak bombalıyor. ■ ABD ve İsrail’in, Natanz Nükleer Tesisi’ne yönelik saldırı gerçekleştirmesinin ardından İran, İsrail'in Dimona Nükleer Santrali'nin de bulunduğu güney bölgesini hedef alan art arda iki misilleme yaptı. ■ İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, "Dünya bu savaşın sonuçlarına katlanmamalı." diyerek, Hürmüz Boğazı'nın açılmasını ve Orta Doğu'daki tüm enerji rezervlerinin korunmasını talep etti. ■ Suudi Arabistan, ülkenin doğusunda hava sahasına giren 3 insansız hava aracının (İHA) engellenerek imha edildiğini açıkladı. ■ Hizbullah, İsrail'in kuzeyinde ve Lübnan'ın güneyinde İsrail'in askeri hedeflerine yönelik 29 saldırı gerçekleştirdiklerini duyurdu. ■ Kuveyt ordusu, son 24 saatte hava sahasına giren 7 insansız hava aracından (İHA) 4'ünün engellenerek imha edildiğini, 3'ünün de "tehdit alanının dışına" düştüğünü açıkladı. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabParti

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

125,010 Aufrufe • vor 4 Monaten

#Holokost'dan hayatta kalan, eski bir #Siyonist Gabor Maté'nin #İsrail, #Filistin ve #Gazze hakkındaki bu konuşmasını dinleyin: "Ben kişisel olarak bebekken Holokost'tan kurtulan biriyim, neredeyse hayatta kalamadım. Büyükannem ve büyükbabam Aushwitz'de öldürüldü ve çoğu akrabam öldü. Bir Siyonist oldum; Yahudi halkının tarihi vatanlarında diriliş hayali ve Aushwitz'in dikenli tellerinin güçlü bir orduyla korunan bir Yahudi devletinin sınırlarıyla değiştirilmesi... ve sonra tam olarak öyle olmadığını öğrendim, bu Yahudi hayalini gerçekleştirmek için yerel nüfusa kabus yaşatmamız gerektiğini anladım. Yerel nüfusu bastırmadan ve sürmeden bir Yahudi devleti kurmanın mümkün olmadığını hiçbir şekilde hayal edemezsiniz. Yahudi İsrailli tarihçiler, Filistinlilerin sürülmesinin sürekli, yaygın, zalim, öldürücü ve kasıtlı olduğunu kesinlikle göstermiştir; bu da Arapça'da 'Nakba' olarak adlandırılır; 'felaket' veya 'katastrof'. Holokost'u inkar edemezsiniz diye bir yasa var, ancak İsrail'de Nakba'dan bahsedemezsiniz, bununla birlikte İsrail'in kuruluşunun temelinin ta kendisi olduğu halde. Ben ilk intifada sırasında İşgal Altındaki Topraklar'a (Batı Şeria) gittim. İki hafta boyunca her gün ne gördüğüme ağladım; işgalden kaynaklanan zalimlik, küçük tacizler, öldürücülük, Filistin zeytinliklerinin kesilmesi, su haklarının inkarı, küçümsemeler... ve bu devam etti, şimdi o zamankinden çok daha kötü. Bu, 20. ve 21. yüzyılın en uzun etnik temizleme operasyonudur. Ben Tel Aviv'e yarın inip vatandaşlık talep edebilirim, ama Vancouver'daki Filistinli arkadaşım, Kudüs'te doğmuş olan, hatta ziyaret edemez! Sonra bu kötü durumdaki insanların bu korkunç şeylere sıkıştırıldığı bu yer, insanlar bunu 'açık hava hapishanesi' olarak adlandırır, çünkü öyle. Filistinli hakları için dikilmek Hamas politikalarını desteklemeniz gerektiği anlamına gelmez, bu tamamen yanlış bir düşüncedir. Hamas hakkında söyleyebileceğiniz en kötü şeyi düşünün, bin katına çıkarın ve yine de İsrailli baskı ve Filistinlilerin sürülmesine ve öldürülmesine yetişmez. Ve 'İsrail'i eleştiren herkes bir anti-Semittir' sadece doğru olanı savunmaya istekli olan iyi niyetli Yahudi olmayanları sindirmek için yapılan büyük bir operasyondur." #GazaUnderAttack #GazaGenocide

Mehmet Efe

27,495 Aufrufe • vor 2 Jahren

İşin Altında Başka Bir Gerçek Var! O gerçek de şu; ne yaparlarsa yapsınlar, bunlar kendilerini İslam dininin temsilcisi olarak gördüklerinden ve İslam'ı referans alan bir siyasi parti diye ortaya çıktıklarından, İslam diniyle özdeşleştiler. Sonunda ne oldu? Sonunda şu oldu: Bunlar gelmeden önce camiler dolar taşardı. Hatta camilerde cuma günleri yer bulunmazdı. Camilerin önüne hasır falan serilir, caddelere taşardı cemaat... Şimdi camiler boş ya da boşalıyor. Bunlar geldikten sonra birçok orta yaşlı kişi 'Ben artık camiye gitmiyorum. Bunlar geldikten sonra bıraktım.' diyorlar. Görüyoruz. Ama başka bir derin gerçek daha var. Yarınki Türkiye'nin insan dokusunu oluşturacak olan 'Z' ve arkadan gelecek olan 'Alfa' kuşağının şu anda, yüzde 70'i deist. 10 yıl önceki araştırma... Yani, Allah'a inanıyor, dine inanmıyorlar. Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, bütün bu yaptıkları ters tepecek. Dindar ve kindar bir kuşak yetiştirmek savıyla ortaya çıkarken problem burada başlıyor. Geçmişte mahyalarda, iki minare arasında 'Kin tutma!' yazardı. Şimdi ise Fazıl'ın şiirinden alıntılanarak 'dinine ve kinine' diye bir söylem oluşturuluyor. Ne demek 'Dinine ve kinine...'? Ben de bir şiir yazdım. 'Yunus'un dinidir dinim, ne öcüm vardır, ne kinim...' diye başlıyor. Bunu niye yapıyorlar? Çünkü geleceğin kendilerine ne getireceğini görüyorlar. Onun için ne diyorlar? 'Halk ne kadar cahil olursa o kadar iyidir. Eğitim seviyesi yükseldikçe oylarımız düşüyor.' diyorlar. Ne demektir? 'Ne kadar cahil, o kadar iyi...'. Zorunlu din dersinin olması, bir defa devletin 'Laiklik' niteliğini tek başına yok eder. Ve bunu da Kenan Evren başımıza açtı. 'Zorunlu din dersi' ne? Diyorsun ki yurttaşlara; 'Din budur.' Kardeşim ne hakkın var? Hangi dini anlatıyorsun? Bir de tek mezhebin tek anlayışı. Yani sünnilik diyeceğim de, sünnilik de değil. Sünniliğin bir yorumu bu... Onu dayatıyorsun! Emevi... Emevi den de, Ebusuud... Osmanlıyı çökerten din anlayışı... Ne oluyor? Niye yapıyorsun bunu? Gençlik 'dinine, kinine...'. Evet! 'Dinine' değil ama 'Kinine' sahip çıkan bir gençlik oluşuyor. Size kin duyuyorlar. Yaptığınız her yanlıştan ötürü Müslümanlık yara alıyor. Anlattığınız İslam'dan ötürü gençler İslam'dan kopuyorlar. Milli Eğitim Bakanı istediği kadar müfredat yapsın. Biliyorsunuz imam hatip okullarına da karşıyım. Yanlıştır! Devlet imam yetiştirmez. Yanlış! Bunları şimdi 5000'e çıkardınız. Ama ne oluyor? Yüzde 30'u deist. Bu da araştırma sonucu... Yani olmuyor. Zorlamayın. Siz kendi kafanızı düzeltin! Bir ara Recep Tayyip Erdoğan çok doğru bir şey söyledi. Çok doğruydu. 'Bir takım alim geçinen alimler, kadın haklarıyla ilgili şeriattaki hükümleri söylüyorlar ve savunuyorlar. Çok rahatsız edici şeyler söylediler. 1400 sene önceki hükümle bugün İslam anlatılabilir mi? Bunlar İslam'ın güncellenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar aciz insanlar. Hiç 1400-1500 yıl önceki hükümlerle şimdiki örtüşebilir mi?' Ve devam etti... 'Şimdi' dedi; 'Benim bu sözlerim karşısında hoca efendiler beni tefe koyup çalacaklar. Rabbim tefe koymasın!' Aman Allah'ım!.. Bunlar ne sözler? Alkışladım! Ey Milli Eğitim Bakanı, ey onun gibi düşünenler; Böyle yaparsanız sandığınız gibi kişileri dine kazanamazsınız. Sizin bu tutumunuza biz şiddetle ve hiddetle karşıyız. Programınıza da karşıyız. Biz onu yırttık attık ve uygulayamayacaksınız. Ama aynı zamanda savunduğunuzu, savladığınız dine de İslam'a da büyük zarar var. Sizin yüzünüzden orta yaş da dahil olmak üzere gençlik dinden kopuyor.

Namık Kemal Zeybek

31,991 Aufrufe • vor 4 Monaten

■ Eski CIA analisti Larry C. Johnson- HARİCİ Youtube kanalında : ' Eğer İsrail bu savaştan başarılı çıkarsa, Türkiye'yi hedef alacak ve suikastler düzenleyecekler. İsrail tek başarı şansının Türkiye'yi bu savaşa dahil etmekten geçtiğini biliyor.' ■ Amiral Cem Gürdeniz :Yunanistan ve Kıbrısn Rum Yönetimi, Siyonistlerle Neoconların yazdığı senaryoda İran’da “cambaza bak” oyunu oynanırken Türkiye’yi çevreleme hamlesine girişiyor. Kerpe’ye Patriot, Semadirek’e “Bulgaristan savunması” bahanesiyle hava savunma füzesi, GKRY’ye Yunan hava unsurları, ada çevresine İngiliz ve AB donanması yığınaklanıyor. Ortada açıkça fırsattan istifade ile Türkiye’ye karşı adım adım stratejik mevzilenme var. ■ İran: "6 ay daha yoğun savaş yürütecek kapasitemiz var." ■ Rusya Dışişleri Bakanlığı : "Saldırganlar mübarek Ramazan ayı boyunca İslam dünyasında bölünme tohumları ekmeye çalışıyorlar. İsrail'in ve ABD'nin maşası ve uşaklarıda İran'ı kötülüyor gerçek suçlulara toz kondurmuyorlar." ■ Trump: "İran'a kara birlikleri gönderebilir miyim? Mümkün, Eğer gönderirsek öyle bir yok ederiz ki savaşacak kimse kalmaz." ■ ABD'i Senatör Lindsey Graham: " İran rejimi düşecek. Bu sadece bir zaman meselesi.Bu rejim düştügünde çok para kazanacağız." ■ David Sacks: "İsrail, tarihindeki hiçbir dönemde olmadığı kadar ağır şekilde vuruluyor ve biz henüz bu sürecin sadece ikinci haftasındayız. Eğer bu savaş aylarca sürerse, İsrail tamamen yok olma ihtimali olursa,O zaman da İsrail’in savaşı bir NÜKLEER silahla tırmandırması ihtimalinden endişe etmek gerekir." ■ İsrail destekçisi Senatör Ted Cruz, CBN News'e verdiği röportajda, Hristiyanların sıkça kullandığı "Christ is King" (İsa Mesih Kraldır) sözünün antisemitik, Yahudi karşıtı bir ifade olduğunu söylüyor. İsrail artık Hristiyanların inancına da karışmaya başladı. Sonunda birbirlerine düşmeleri çok olası. Ted Cruz: “Bu ifade neredeyse bir kod kelime haline geldi. 'İsa Kraldır' demek 'Yahudilerden nefret ediyorum' demek. ■ ABD 'ye bağlı Japonya’daki 31. Amerikan Deniz Piyade sefer görev grubu Körfez’e doğru ilerliyor. ■ İran Ordusu : Ukrayna ve Azerbaycan SOCAR ortak girişimi olan İsrail 'e ait deniz kıyısındaki petrol tesisi ve depolarını vurdu! Mali zararın tesislerle birlikte 64 milyar dolar olduğu iddia ediliyor! Tesisin; gübre, petro kimya, rafine ve diğer petrol ürünlerinin üretimi için kullanıldığı ayrıca jet yakıt üretim ünitesinin de kullanım dışı kaldığı belirlendi! ■ Güney Kore: Sadece 9 günlük stok petrol rezervlerinin kaldığını açıkladı. ■ Sarayda gizli toplantı: Ekonomik çöküşün faturası savaşa yıkılacak. Nefes gazetesi yazarı Nuray Babacan, iktidarın yıllardır düzeltemediği ekonomik sorunları İran-ABD-İsrail savaşına bağlayarak gündem değiştirmeye hazırlandığını öne sürdü. ■ Netanyahu: "Hakkımda öldü denilmiş ölmedim yaşıyorum." ■ Fransa Cumhurbaşkanı Macron : "Kıbrıs' a yapılan her saldırı, Avrupa 'ya yapılan bir saldırıdır. Avrupa'nın güvenliği tartışılmaz." ■ Netanyahu: "Krallığa ulaşacağız. Mesih'in dönüşüne kadar yaşayacağız. Oraya ulaşmak için tapınağın yeniden inşa edilmesi gerekiyor;Bu da Kubbetüs-Sahra ve Mescid-i Aksa'nın yıkılmasıdır." ■ Trump : ABD kıyı şeridini bombalayacak ve İran teknelerini ve gemilerini sürekli olarak sudan vuracak. Bir şekilde yakında Hürmüz Boğazı’nı açık, güvenli ve özgür hale getireceğiz.” ■ İngiliz gazetesi DAİLY MAİL : Dubai Bitti manşetini attı.Yabancılar Dubai’yi terk ediyor.Turizmde çöküş yaşanıyor, şehir adeta hayalet kente döndü . ■ ABD temsilciler meclisi üyesi Dina Totuz: "Türkiye'nin, Kıbrıs'a F-16 konuşlandırmasını kınıyoruz." ■Rusya’ya ait nükleer denizaltı Kazan, askeri eğitim kapsamında Oniks seyir füzesini fırlattı. Tatbikat Barents Denizi’nde gerçekleştirildi ve senaryo kapsamında bir düşman gemisi hedef alındı.Füzenin 300 kilometreden fazla mesafe kat ettiği bildirildi. ■ “Şerefle tamamlanması gereken en zor görev, hayattır.” #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

127,382 Aufrufe • vor 4 Monaten

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Antalya Diplomasi Forumu'ndaki konuşmalarından... ▪İsrail’in, sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi, 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve yaklaşık 2 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. ▪Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim. Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi, aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. ▪Söz konusu İsrail olunca; İnsan hakları evrensel beyannamesinin, görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının, tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın-yayın organlarının, hâsılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük. ▪Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir; bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlâkı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkûm eden; hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan dün olduğu gibi gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri kalleşçe, onursuzca hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. ▪Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb'in trajik hikâyesi, aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikâyesidir. İnsanlık olarak "Beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum" diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef, Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı da tam manâsıyla yerine getiremedik. ▪Türkiye olarak saldırıların ilk gününden itibaren ortaya koyduğumuz çabalara, bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan insani yardımlara, küresel ölçekte yürüttüğümüz tüm diplomatik temaslara, refakatçileri dâhil 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyamızda halen yaşıyoruz. ▪Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail'in soykırımı önlemesi yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararı apaçık ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını dün olduğu gibi pervasızca sürdürebiliyor. İsrail’e ilk günden beri koşulsuz destek veren Batılı güçler ise "tazıya tut, tavşana kaç" diyen ikiyüzlü politikalarıyla dökülen kana ortak oluyor. ▪Uluslararası toplum, Filistin halkına olan borcunu, ancak Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir. Bunun için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin teşekkülü şarttır. Bu maksatla, garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya Türkiye olarak hazır olduğumuzu belirttik. ▪Buradan bir kez daha uluslararası toplumu Gazze’ye ve Filistin davasına samimiyetle sahip çıkmaya davet ediyorum. Dünyanın bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran, zulmü lanetleyen, tüm baskılara rağmen gerçekleri cesaretle dile getiren tüm Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum.

Fahrettin Altun

80,974 Aufrufe • vor 2 Jahren

Genç Futbolcular İçin İlan (2007-2006-2005'ten 4 kişi) (tümünü okuyunuz) Eskişehir'de Anadolu Üniversitesi olarak TFF Gelişim Ligi'ne U19 kategorisinde katılabiliriz. Geçen sene, önemli bir projenin temelini atarak çıktığımız yolda, yeni kurduğumuz bir takımla U17 ligini namağlup şampiyon tamamladık. Bu sene ise TFF Bölgesel Gelişim Ligine katılım sağlayabiliriz. Bundan dolayı, U19 liginde keyifli bir mücadele verebilmek adına, potansiyeli kullanabilmek adına kadromuzu yenilemek istiyoruz. Eskişehir için üniversite tercihi yapmış/yapacak olan futbolcular için kapımız açık. 2008-07-06 doğumlu oyuncular için bir sınır olmazken, 2005 doğumlu 4 oyuncu alabiliyoruz. Peki biz kimiz? Neyi amaçlıyoruz? Amaç uğruna nasıl bir yol izliyoruz? Vaadimiz nedir? Bu soruları öncelikle cevaplamak gerekecek. 1-Biz Kimiz? (Proje kurucuları) 🟢 Ben Kemal Fazıl Evcimik: Kemal Fazıl Evcimik Profesyonel futbol antrenörü olup, hali hazırda Kenya Milli Takımı yardımcı antrenörüyüm. Uzmanlığım; stratejiler ve buna uygun antrenman modelleri üretip, takıma bunu entegre etmek. U19 takımının da teknik direktörüyüm. ⚫️ Doç. Dr. Ali Onur Cerrah: Ali Onur Cerrah Kendisi Anadolu Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi'nde Doçentlik yapmakta. Ali Hocamız hali hazırda, Bandırmaspor'un teknik ekibinde bulunmakta. Bundan önceki süreçte de benim gibi profesyonel takımlarda çalışmaktaydı. 🔴Umut Şentürk: Kendisi Beden Eğitimi Öğretmeni. Projemizde organizasyon işlerini üstlenen hocamız, eski profesyonel futbolcu olup, aynı zamanda diğer iki projemizde de ekibin içinde yer alıp işleyişi yönlendirmekte. Ayrıca, teknik ekibin içinde en az 4 yardımcı antrenör bulunmakta. Biz ekip olarak; ''Stratejilerin Periyotlanması üzerine uluslararası bir kitabı bitirmek üzereyiz.'' Bu kitapta var olan bilgi birikimimizi proje takımımıza aktarmayı istiyoruz. Neyi amaçlıyoruz? TFF Bölgesel Gelişim Ligi'ne katılarak, bünyemizde bulunan oyuncuları gerek yurt içi, gerek yurt dışı bağlantılarımızı kullanarak profesyonel liglere aktarmak. Bunun için, bu yaş grubuna özel olarak planlanan stratejik eğitim metodumuzu kullanacağız. Bu eğitim metodunu oluşturmak için yaklaşık 1 yıldır çalışıyoruz. Ortaya çıkarttığımız eğitim metodunu, oyuncuya aktararak eğlenerek öğrenmesini amaçlıyoruz. En az 1 yıl bu eğitim metoduna tabi olan oyuncunun gelişimini sürekli olarak test edeceğiz ve sonuçlarını veri tabanına işleyeceğiz. (Tıpkı geçen sezon yaptığımız gibi) 🏁Devamında da, oyunculara profesyonelliğin kapısını açmaya çalışacağız. ✅Amaç uğruna nasıl bir yol izliyoruz?✅ İşte en önemli konu bu. Öncelikle, Oyunculara profesyonelliğin kapısını açmayı amaçladığımızı söylemiştik. Bunun için ilk olarak; oyuncuların seviyesini belirleyeceğiz. Bu seviye koşular-dayanıklılık vb. sıkıcı metotlarla olmayacak. 🧠1- Sanal Gerçeklik çalışmaları ile oyuncunun karar verme hızlarını tespit edeceğiz. Sensiball VR projemiz ile birlikte oyuncularımızın, saha içinde tüm değişkenlere karşı verdiği tepkileri ve tepkilerin hızlarını ve tepkilerin ortaya çıkarttığı kararları test edeceğiz. Yani, çevre kontrolü sayıları, reaksiyon süreleri, karar verme hızları vb. birçok bilişsel konuları işleyeceğiz. Test edeceğiz ve oyuncuların karar alma sürelerini hızlandırıp, oyunun hızına da katkı sağlayacağız. Bunu geçen sezon her oyuncuda uygulamış olup, ortaya 6 kat yarar sağladık. ⚽️2- Stratejimize uygun antrenman metodunu belirlemiş olduğumuzdan direkt olarak stratejik eğitime geçeceğiz. Antrenmanlarımızın tamamına yakını stratejik olup, hem savunma hem hücum prensiplerini tüm mevkilere özel olarak (kaleciler dahil) çalışacağız. Bu stratejik eğitimi haftada en az 4 gün verecek olup, haftada 2 gün ise; 🎞️Yunus Emre Kampüsü içindeki ofisimizde ''GÖRSEL ANTRENMANLAR'' eşliğinde bireysel ve grup olarak, mevkiye özgü zihinsel çalışmalar yapılacak. Sahaya çıktığımızda en az 6 kişilik bir teknik ekiple, oyunculara eğitim vermeyi amaçlıyoruz. Bu eğitimin de test edilebilmesi ve ekip olarak kendimizi güncellememiz gereken yerleri tespit edebilmemiz için, tüm antrenmanlarımız kameralar ile kayda alınıp, tıpkı geçen sezon olduğu gibi, tüm antrenmanlar her antrenman sonunda incelenecek ve bir sonraki antrenman buna uygun şekilde şekillenecektir. 📁3-Antrenmanlar ve maçlar kayda alınıp, oyuncuya özgü klasörler oluşturulacak. Geçen sezon olduğu gibi, her oyuncuya yönelik antrenman çizelgesi olacak. Oyuncuların eksiklikleri belirlenecek ve buna uygun iyileştirmeler hem sahada hem de ofiste yapılacak. Buradaki amacımız ise; oyuncuları profesyonel takımlara önerdiğimiz sırada, elimizde veri bulundurmak. Yani, oyuncuyu bir kulübe önerirken; ''bu çocuk çok iyi'' demeyeceğiz. Bunu kanıtlayacağız. Amaç uğruna nasıl bir yol izleyeceğimizi kabaca anlattık. 🔦Vaadimiz nedir? 1) Futbolcularımızın stratejik zaafları malumunuz... Bundan dolayıdır ki, kısır döngüde ilerleyen transfer politikalarından dolayı, bir oyuncu 35 yaşında BAL liginde ya da 3. liglerde oynamakta. Bunun tek sebebi; o oyuncunun çok iyi olması değil. Bundan daha önemlisi, o oyuncuyu oyunsal anlamda zorlayacak yapıya sahip olmayan, buna uygun eğitim almayan gençlerin olması. Bizim vaadimiz, 19 yaşına gelmiş bir oyuncu grubunun da en az 3. ligde şampiyonluk için mücadele eden bir takımı oluşturması olacak ve buna uygun eğitim vereceğiz. Oyuncularımızın oyun seviyesini yukarı çıkartacak tüm parametrelerle özel olarak ilgilenmek, onları stratejik ve ahlaki yönden de olgunlaştırmak olacak. 2) Spor Bilimlerinde okuyan oyuncularımız da olacak. Onlar için ise; sonraki süreci de düşünerek yola devam edeceğiz ve kendilerine antrenörlük eğitimi vereceğiz. Şu an, geçen sezon U17 grubumuzda oynayan bir oyuncumuzu da teknik ekibimizin içine katmış bulunuyoruz. Çünkü kendisi ilerleyen süreçte Spor Bilimlerinde okuyacak ve onun da yatırımını şimdiden yapıyoruz. Kısacası, bu proje sadece saha içinde değil saha dışında da devam edecek. 3-Oyuncunun sosyal medyada da reklamının yapılması. Bu da, projemize ait sosyal medya hesaplarımızla oyuncunun binlerce insana sunulması anlamına geliyor. Vaatlerimizde bu şekildeydi. 1- Eğitim 2- Gelecek 3- Tanıtım bu 3 başlık adına planlama yapacağız. ------------------------------------------------- Biz antrenmanlarımızı Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü içinde bulunan, Anadolu Üniversitesi'ne ait futbol sahasında yapıyoruz. Kulübün altyapı oyuncularına yönelik kalacak tesisi şu an bulunmamakta. Bundan dolayı, takımımızda yer almak isteyen oyuncular kalacak yer konusu ile ilgili kendileri bir çözüm bulmalılar. Ayrıca, oyunculara herhangi bir ücret de verilmeyecektir. ------------------------------------------------- Gelişim Ligi'ne katılma sürecimiz kısa süre içinde netleşecek olup, şu an Eskişehir'de bizim aramıza katılmak isteyenler; 🖋️[email protected] adresine, 1-Ad Soyad 2-Doğum Tarihi 3-Son Kulüp ve kaç maç oynadığı 4-Mevki 5-Son oynadığı kulüpteki antrenörün ismi ve iletişim bilgileri 6-Nasıl ikamet edeceği 7-Kişisel hedefleri 8-Oyuncunun kendi oyun anlayışı 9-Oyuncunun örnek aldığı en az 3 oyuncu (elit) 10-Oyuncunun kişisel olarak kendini tanıtması 11-Neden bizimle birlikte olmak istediği bu konulara yönelik ''sırası'' ile bilgilendirme yazarak bana ulaşabilir ve süreçle ilgili bizden dönüş bekleyebilirler. AŞAĞIDAKİ VİDEO İSE BU SEZON GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ ATAKLARDAN ve GOLLERDEN BİRER TANESİNİ GÖSTERMEKTE.

Kaliteli Futbol Eğitimi

131,691 Aufrufe • vor 1 Jahr

Yere göğe sığdırılamayan TRUMP'ın açıklaması tuzaklanmış beyanlar içeriyor. ▪︎ Cumhurbaşkanı Erdoğan için ZEKİ ve savaşlardan yorulmadı, çok kuvvetli bir ordu kurdu. Bu açıklamayı tersten okuyalım. Ordumuz muhakkak kuvvetli. Fakat ,ordumuzun kuvvetine yani 20 yıl öncesi parametrelere ulaşabilmesi için geçmesi gereken zamanın 20 yıl olduğunu yine bu sığır çobanları yazıp ,çiziyor. Zeki hitabının arkasına saklanan TRUMP'IN MEKTUBU nerde duruyor ? Trump Tower'da . ABD kongre üyeleri ile Beyaz Saray 'da gerçekleşen görüşmenin video kayıtları her yerde. Trump değil mi , F 35 projesinde bizi engelleyen ve dışlayan, Türkiye'nin ödediği paralara el koyan. Trump değil mi ,Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret eden. Trump değil mi ? Binlerce tır askeri malzemeyi PKK / YPG terör örgütüne gönderen ve koruyan. Trump değil mi ? Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan kararı imzalayan. Peki ,çok Zeki diye hitap ettiği Erdoğan ne yapabildi? Koskocaman sıfır. Gazze yerle bir edilirken , Netanyahu seçim öncesi Trump'ı ziyaret etti. Çok Zeki Erdoğan, engelleyebildi mi ,Gazze soykırımını ! Hayır... ABD başkanları ABD devletinin çizdiği projeksiyonu uygular. Bizimkiler koltuğa oturunca kendilerini devlet zanneder. Göğün vermediği yetkiyi kullanmaya kalkar. Erdoğan'ın KIRMIZI KİTABI güncelleme yetkisi yok. Çok müslüman Trump diyelim, halkımızın inancı tam olsun. ▪︎ "Suriye'de kazanan tarafın kim olduğunu kimse bilmiyor." Sonrasında cümle AMA VE FAKAT kelimeleri ile tuzaklanıyor.Bu psikologların ve diplomatların tespiti .Konuşmada bu cümleleri kullananlardan uzak durun derler. Aslında insan istihbaratı diyelim. Kimsenin bilmediğini Trump bilemez. O halde Kimse bilmiyor. Bence ,cümlesi bir düşünce beyanı . Türkiye ile cümleyi kapatarak üstü kapalı HEDEF kilitlemesi yapıyor. Kazançlı çıkılan ve Zeki olan bir insanın yaptığı bir işte BELİRSİZLİK olmaz. Suriye'de çok belirsizlik var. KIRMIZI IŞIK . Anahtar Türkiye diyerek tuzaklamayı beyan ediyor. Aslında BELİRSİZLİK içerisinde tuzağa çekilen ülke ANAHTAR ise , pandoranın kapısını o halde Türkiye açmış diyelim. Sonuç ise ,CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI. SONU BELİRSİZ bir kapı. Bugün kapıyı kapatırsa Türkiye yarını kurtarır demek istemiş. Suriye'de yaşananların arkasında Türkiye var diyerek,bölge ülkelerine Türkiye sizler için tehlike diyor. Binlerce yıldır istiyorlardı. Kim neyi istiyordu ? Binlerce yıldır istenen ne ? Burada muamma ! Arkasında Türkiye var diyerek devleti hedef alacak şekilde ,binlerce yıllık devlet geleneğini hedef alacak şekilde, hafiften Erdoğan'ı yücelterek başardı diyor. Peki 1918'e kadar Türk toprağı olan Suriye'de binlerce yıldır hüküm sahibi olmuşuz, istediğimiz neydi? Alamadığımız ne ? Şimdi ne aldık? Bu soruların cevabı yok. Suriye'de ki güçleri kontrol eden Türkiye diyor. Kısaca radikal cihatçıları Türkiye destekliyor ve bunun şu an için sorun olmadığı, yarın için garanti veremeyeceğini ifade ediyor. Bu arada TRUMP'IN bu görüşleri resmi ABD başkanı henüz olmadığı için kişisel beyanlar. Suriye'de kontrolu ele geçirdiler sözüyle bugün kontrolu ele geçirenler belirsiz, Suriye 'de kontorolü ele geçirdiler diyor. Yarın ise meçhul. Trump'ın söylediklerinin meali... Durumun tespiti ; Suriye gibi savaş yorgunu ve envai çeşit radikal terörist grupla dolu bir yerin tüm yükü an itibariyle Türkiye'nin üstüne atılmış halde. Rusya, İran, Çin ve Hindistan yardımları kesti. Merkez bankası bomboş, kamu kurumları ortada yok veya havaya uçmuş halde. Suriye'ye dönenlerin pek çoğu militan yakınları ya da çeşitli çetelere mensup ve fırsattan yararlanmaya gidiyor. Ciddi bir geri dönüş yok . Çanlar Türkiye için çalarken,kazanlar Türkiye için kaynıyor. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

18,815 Aufrufe • vor 1 Jahr

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 Aufrufe • vor 6 Monaten

KEDİLER PARAZİT BULAŞTIRMAZ PARAZİTLER HASTALIĞA SEBEP OLMAZ Parazitler hakkındaki tüm bilimdışı ezberlerinizi bozun! Parazitler, bir başka sahte bilim "parazitoloji"nin insanlara anlattığı şekilde bulaşabilen, dışarıdan taşınabilen ve hastalığa sebep olabilen organizmalar değildir. "Parazitoloji" parazitlerin nasıl bulaştığını, dışarıdan nasıl taşındığını ve nasıl hastalığa sebep olduğunu hiçbir şekilde gerçek bilimsel kanıtlarla açıklayamaz. Vücutta sorunlu bir bölgede parazit gördüklerinde, tıpkı bakteri sayısındaki artış gördüklerindeki gibi bir varsayımsal sonuç çıkarırlar: "Canlı/sağlıklı dokuya saldırıp enfeksiyona/hastalığa sebep olan buradaki parazitlerdir." O parazitlerin ilgili sorunlu bölgeye başka bir canlıdan taşındığını iddia ederler fakat bunu tam anlamıyla açıklayamaz, kanıtlayamazlar. Parazitlerin o bölgede gerçekte neden bulunduğunu bilmezler. "Parazitoloji"nin bu yanılgısı sanırım en güzel şu örnekle ifade edilir: Yangını söndürmeye gelen itfaiye erini yangını başlatmakla suçlamak... "Parazitoloji"nin parazit olarak yorumladığı organizmalar aslında insan ve hayvanların vücudundaki lökositlerin (beyaz kan hücreleri) ve hatta eritrositlerin (kırmızı kan hücreleri) kan ortamındaki toksisiteye göre, yine bakterilerin ve diğer çeşitli mikropların da toksisite şiddetine göre form değişikliğine gitmiş hâlleridir. Tarihte, çeşitli hastalıkları "parazit" kaynaklı olarak açıklama hatasına düşüldüğünde, yaptıkları deneylerle kan hücrelerinin parazit formuna dönüştüğünü ve bunun kandaki toksisiteye/zehirlenmeye göre belirlendiğini gösteren bilim adamları olmuştur. Dr. Edward Lawrie, araştırmalarını kaleme aldığı makalelerinin birinde kan hücrelerinin şekil olarak gerçekleştirdiği geçişleri anlatır: Bir sıtma hastasının kanında gördükleri "parazitler" (Laveran ve ekibinin parazit olarak yorumladığı) tüm gözlem boyunca önce hücre olmaktan bağımsız gibi hareket etmiş, sonra hücre duvarı belirip tekrar eski formuna dönmüştür. Lawrie bir diğer makalesinde kırmızı kan hücreleri üzerinde yaptığı inceleme üzerine bu kan hücrelerinin şekil değişikliklerine gittiğini/"parazit" olarak yorumlanan formlara büründüğünü açıklar. Günümüze dek kan hücreleri üzerinde gerçekleştirilen birçok inceleme de Lawrie'nin "kan hücrelerinin parazit olarak yorumlanan formlara dönüştüğünü" gösteren incelemelerini destekler. 94 senesinde Dr. Robert O. Young da günde 100 üniteden fazla insülin alan Tip 1 diyabet hastasının kan hücrelerinin bakteri formuna geçişini yaptığı incelemelerle belgeledi. Bu kan hücrelerine ait mikrografları incelerseniz, kan hücrelerinin bakteri ve terliksi şekildeki "parazit" formuna da geçiş yaptığını görebilirsiniz. Sadece kan hücreleri değil, bakteriler ve diğer çeşitli mikroplar da vücutta toksisite şiddetine göre parazit formuna dönüşebilir. Tüm bunlar, insan ve hayvan vücudunun "pleomorfizm" ilkesine göre kendini sürekli sağlıklı çizgiye çekme gayretinin bir göstergesidir. 100 trilyonu aşkın bakteri, mantar ve çok çeşitli mikropla birlikte yaşıyoruz. Onlar kolonda, gastrointestinal sistemde, akciğerlerde, beyinde, meme bezleri, plasenta, seminal sıvı, rahim, yumurtalık folikülleri, tükürük, ağız mukozası, konjonktiva, safra dahil olmak üzere bir dizi insan dokusu ve biyolojik sıvının üzerindedirler. Vücut dışında ciltte, göbek deliğinde, koltuk altlarında vs. her alandadırlar. Biz bir anlamda mikrop havuzuyuz. Mikroplarla birlikte olmamızın bir anlamı var: Leş olmadan canlılığımızı idame ettirmek... Onlar vücutta miadı dolmuş ve kurtarılmayacak kadar hasarlı ve ölü hücre atıklarını tüketir. Sadece tüketmekle kalmaz, onları kendi enzimleriyle vücut için faydalı yapılara/biyoyararlanıma kazandırır. Mikroplar insan ve hayvan vücudunun çöpçüleri, atık madde süpürücüleri, dönüştürücüleri, sağlıklı dokuları toksin yapılarından koruyan savunma sisteminin demirbaşı elemanlarıdır. Tıpkı doğada olduğu gibi: “Mikroorganizmalar toksik elementleri suya, karbondioksite ve daha az toksik bileşiklere dönüştürür ve bunlar mineralizasyon olarak adlandırılan bir süreçte diğer mikroplar tarafından daha da parçalanır. Biyoremediasyon bakteri, mantar, alg vb. kullanılarak gerçekleştirilebilir." Arsenikten tutun da cıvaya kadar çeşitli ağır metalleri ve toksik elementleri çözen bakterilerin listesine buradan ulaşabilirsiniz: Ve işte bu harika organizmalar, vücutta hücrelerin karşılaştığı toksin yapılarının, toksisite maruziyetinin şiddetine göre "pleomorfizm"e uyar ve form değişikliğiyle, parazit olarak adlandırılan organizmalar şekline bürünür. Parazitler insan ve hayvanların vücudundaki kan hücrelerinin ve mikropların form değiştirmiş hâlleridir! Parazitler dışarıdan gelmiyor, hastalık yapmıyor bilakis mikropların baş etmekte zorlandığı toksisite ile baş etmeye çalışıyorlar. Mikropların baş etmekte zorlandığı daha büyük toksik birikimlerle uğraşıyorlar! Özellikle ağır metalleri biyolojik olarak biriktirir/topaklar ve onları biyolojik olarak parçalayıp çözerek/tüketerek dokuların ağır metalleri absorbe etmesini engellerler. Parazitlerin ancak toksik bir ortamda bulunduğu, hatta toksik bir ortamın biyo-göstergesi sayılmalarına neden olacak denli bu durumun şaşmadığı artık kabul edilmektedir. O toksik ortama hiçbir olumsuz etkilerinin olmadığı da, toksik ortamı meydana getiren ağır metaller gibi kirleticileri biriktirip, parçalama görevinde bulunmaları üzerine bellidir. O ortamda belli bir görevle bulunurlar ve bu görevin dışına çıkmazlar. “Balıkların bağırsak helmintleri, sucul ortamlarda ağır metal kontaminasyonu için potansiyel biyoindikatörler olarak giderek daha fazla ilgi görmektedir. Bu parazitler arasında özellikle sestodlar ve akantosefaller, yerleşik serbest yaşayan nöbetçilerin kapasitesini aşan muazzam bir ağır metal biriktirme kapasitesine sahiptir. Saha ve laboratuvar çalışmalarında, akantosefallerde konak dokularına göre birkaç bin kat daha yüksek metal konsantrasyonları tanımlanmıştır.” Parazitler ağır metalleri biriktirip, parçalayıp tüketmektedir böylece dokuları ağır metal zehirlenmesinden korumaktadır. Her ne kadar bu tarz çalışmalarda parazitler vücuda “dışarıdan gelen” gibi lanse edilse de parazitler üzerine burada verilen bilgiler son derece önemlidir. Bu bilgiler eşliğinde anlaşılmalı ki, parazitler üzerine kendi literatürlerinde yer alan “parazitler konakçıyı sömürür ve ona zarar verir/hastalığa sebep olur” gibi kanıtsız iddialar kendiliğinden çürütülmektedir zira parazitlerin vücut içinde son derece faydalı faaliyetlerde bulunduğu görülmektedir. “Bulaşan/enfekte eden unsur” bu faaliyetlerde bulunmaz. Parazitler dışarıdan gelmiyor, zaten oradaydılar ve vücudu toksisite maruziyetinden korumak için çalışıyorlar. “Balıkların kaslarındaki ilgili metal konsantrasyonları, balıkların taşıdığı iki tür tenyanın dokusunun metal konsantrasyonları ile karşılaştırıldığında, tenyalar konak dokularına kıyasla 12,5-18,9 kat daha fazla kurşun, 2,3-3 kat daha fazla kadmiyum ve 4,4-14,1 kat daha fazla krom biriktirmiştir.” “Helmintlerde konak dokularına kıyasla daha yüksek bir ağır metal konsantrasyonu ortaya çıkarıldı. Hem kadmiyum hem de krom emilimi için biyokonsantrasyon faktörü ‘moniliformis moniliformis’ isimli parazitte, karşılaştırılan üç konak dokusuna kıyasla 10 kattan daha fazlaydı.” “Sonuçlar, Hymenolepis spp.'nin (bir çeşit tenya) son konakçılarına kıyasla ağır metalleri biyolojik olarak biriktirme konusunda çok daha büyük bir yeteneğe sahip olduğunu ortaya koydu.” Çok daha fazla kanıt için buradan devam edin: Sadede gelelim. Nebahat Bulut isimli şarlatan bir haber paylaşıyor, "Kediden bulaşan parazit genç kızı kör etti." başlığıyla... Ne bir bilimsel kanıt ne de bilimsel kanıta yaklaşan herhangi bir şey var ortada. Bu şarlatan, bir doktor gibi değil de düpedüz bir PSYOP ajanı gibi hareket ediyor ve sosyal medyanın en aşağılık trol ordusu da desteğine verilmiş gibi görünüyor. Bu trol ordusu, bu şarlatanın hangi yalanını yakalayıp doğrusunu söyleme girişiminde bulunsanız, ağza alınmayacak en pis küfürleri, hakaretleri anında yönlendiriyor sizlere. Annenize, babanıza, evladınıza saydırıyorlar. Öyle insanlıktan fersah fersah uzaklaşmış, ilkel, yabani, bilimsiz, akılsız, ahlaksız bir çete... Topuk kanı vermek istemeyen ailelere hakaretler yağdıran, sanki o bebeğin üzerinde bir iradesi, bir tasarruf hakkı varmış gibi "topuk kanı zorbalığı"na sarılan bu mahluk, aynı zamanda var olmayan "kuduz virüsü" üzerinden kuduz propagandası da yapıyor. Beraberindeki trolleriyle şimdiye dek yok yere kuduz aşısı zehrini aldırdıkları insanların haddi hesabı yok. Basit bir kedi tırmığından dahi korkuttukları insanlara, gidip alüminyumdan cıvaya, formaldehitten polisorbat80'e kadar çok çeşitli ağır metallerin ve toksik kimyasalların olduğu aşıları aldırdılar. Nice insanın aşılarla hasta olmasına, sakat kalmasına ve ölmesine sebep oldular. Şimdi aynı ekip "kedilerden parazit bulaşıyor" propagandası yürütüyor. 1. Ne kedilerden ne de diğer hayvanlardan parazit bulaşı diye bir şey söz konusu değildir! Parazitler bulaşan, dışarıdan taşınan, hastalık yapan organizmalar değildir! Kedide, sivrisinekte, kenede, kuşta vs. olan parazitler zaten insan vücudunda da yer alır; hayvanlarda olduğu gibi bu organizmalar kan hücrelerinin ve mikropların toksisite şiddetine göre gelişmiş, şekil değiştirmiş formlarıdır. Kedileri sahte parazit hikayeleriyle hedef almalarının bir nedeni var: Evlerden kedileri uzaklaştırmak. Evlerinizde kedileri istemiyorlar. Çünkü evlerinize yakın gelecekte sokmak istedikleri "şey"lere karşılık kediler uyarıcı ve koruyucu olacak. Kedi varsa, bunu yapamazlar. (Şimdilik bu kadar açıklama yapmam gerektiğini düşünüyorum, zamanla detaylı konuşacağız.) Küreselci iblis çetesi kedilere savaş açtı. Nebahat Bulut gibi şarlatanlar da sosyal medyada PSYOP görevini üsteleniyor. 2. Eğer son dönem görme kaybı yaşayan insanlar varsa bunun sorumlusu parazitler değil, aşılar ve özellikle Covid aşılarıdır! Bakın burada canlı bir örneği var: (Aşı hasarı yaşayan bu kadıncağız belli ki "komplo teorisyeni" etiketi almamak için biraz da ürkerek bu kısa videoyu atmış. "Yan etkiler olabiliyor" gibi bir açıklama getirmiş ve aşılama sonrası "kör" olan insanların sayısını da küçültmüş. Hayır, aşılama sonrası görme kaybı yaşayanların sayısı çok fazla. Yan etki diye de bir şey yok, "beklenen etki" var! O Covid aşıları soykırım silahlarıydı ve bu gerçek, komplo teorisi falan değil) Bakın yalnızca İngiltere'de COVID aşılarından sonra 10.000'den fazla göz rahatsızlığı bildirimi yapılmış. Üstelik aşılama programı henüz sürerken... Yıllar içerisinde bu sayıyı defalarca kez katlayabilirsiniz. Ve sonunda bir lütfederek Covid aşılarının görme sorunlarına sebep olduğunu kabul etmişler: "Kediden bulaşan parazit genç kızı kör etti" yalan haberinde, ortada gerçekten kör olan bir genç kız var mı bilmiyorum, eğer öyle biri varsa, bu genç kızın aşı geçmişi muhakkak araştırılmalıydı. Fakat yalan haberi paylaşan şarlatanlar bu dürüst yola başvurmadan doğrudan kedileri suçlama yoluna gitti. Bu yaptıklarının adı, aşı hasarlarını örtbas etmektir! Bu sadece bir sahtekârlık değil, bu vatana, millete ihanet etmektir! Nebahat Bulut ve peşine taktığı trolleri; EVLADINA AŞI YAPTIRMAMA VE TOPUK KANI ALDIRMAMA GİBİ ANAYASAL HAKKI BULUNAN ANNE BABALARA TOPUK KANI DAYATMASINDA BULUNDU, YOK YERE İNSANLARA KUDUZ AŞILARI ALDIRIP, BU İNSANLARIN HASTA OLMASINA, SAKAT KALMASINA VE ÖLMESİNE SEBEP OLDU, ŞİMDİ YALAN YANLIŞ HABERLERLE PARAZİTLERİ HASTA ETMEKLE SUÇLAYIP, KEDİLERİ EVLERDEN UZAKLAŞTIRIP, İNSANLARI IVERMECTİN GİBİ KISIRLAŞTIRICI ANTİPARAZİTER ZEHİRLERİ ALMAYA YÖNLENDİRİYOR. Apaçık suç işliyorlar! Gerçek bir adalet sisteminde yerleri hapis olurdu. Fakat sahtekârlık çağındayız. Allah kahretsin ki insanları zehirlemeye devam ediyorlar.

Gül Temel

43,586 Aufrufe • vor 10 Monaten

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, basın ve yayın organlarının Ankara Temsilcileri ile bir araya geldi. Millî Savunma Bakanlığındaki buluşmada Bakan Yaşar Güler terörle mücadele başta olmak üzere 2024 yılında icra edilen faaliyetleri anlattı. Bakan Yaşar Güler basın mensuplarına şu bilgileri verdi: EN YOĞUN, EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYORUZ Ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamak için görevlerimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız yoğun ve başarılı bir yılı geride bırakmanın haklı gururunu yaşıyor, artan bir azim ve kararlılıkla yeni yıla hazırlanıyoruz. Hakiki ve güvenilir bilgiye ulaşmanın her zamankinden daha önemli hâle geldiği, dezenformasyon ile mücadelenin kritik öneme sahip olduğu günümüzde; tüm faaliyetlerimizi büyük bir şeffaflık içinde icra ediyor, kamuoyunu sizlerin aracılığıyla ilk elden bilgilendiriyoruz. Bugün de 2024 yılında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler hakkında sizleri bilgilendirecek, değerli görüşlerinizi alacak ve sorularınızı cevaplayacağız. Stratejik önemi yüksek olan ülkemiz; aynı zamanda çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer almaktadır. Yakın coğrafyamızdan başlamak üzere bölgesel ve küresel gerilimlerin arttığı, istikrarsızlığın ve belirsizliğin hat safhaya çıktığı bir güvenlik ortamından geçiyoruz. Bu kritik dönemde ülkemiz; güvenlik, huzur ve barışı önde tutan çok yönlü ve etkin bir savunma ve güvenlik politikası takip ediyor. Çok boyutlu ve karmaşık hâle gelen mevcut güvenlik ortamı ve bölgemizdeki kaotik gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her an harekâta hazır, etkin ve caydırıcı bir güç olmasını ve bu gücünü pekiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm tehdit ve tehlikelere karşı ülkemizin ve asil milletimizin savunma ve güvenliğini sağlamak için aralıksız çalışmakta, - İstiklal Harbimizden bu yana en yoğun, en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmekte, - Terörle mücadelede, hudut güvenliğinde, yurt içi ve yurt dışında icra edilen faaliyetlerde elde edilen başarı ve etkinliğin çıtasını, her geçen gün daha da yukarılara taşımaktadır. YILBAŞINDAN BU YANA 2 BİN 939 TERÖRİSTİ ETKİSİZ HÂLE GETİRDİK Sizlerin de bildiği gibi Silahlı Kuvvetlerimizin en çok odaklandığı, enerjisini ve zamanını en çok harcadığı konu terörizmle mücadeledir. Terörle mücadelede yaptığımız konsept değişikliğiyle “terörü kaynağında yok etme” anlayışını uygulamaya koyduk. Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlarla terör örgütüne ağır darbeler vuruyoruz. Sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla; Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil bu yılın başından itibaren 2.939 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, yıl içerisinde 99 terörist de teslim olmuştur. Terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hâkimiyetimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz; Irak ve Suriye sınırlarımız boyunca Türkiye’ye tehdit olabilecek tüm terörist faaliyetleri kaynağında yok etmek ve terör belasını milletimizin gündeminden tamamen çıkarmaktır. Bu vesileyle - Terörle mücadelede elde edilen başarılarda en büyük paya sahip olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, - Bugüne kadar terörle mücadelede emeği geçen, katkı sağlayan bütün devlet büyüklerimize, komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetleri personeline teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. PENÇE-KİLİT OPERASYONU İLE 1.136 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ 17 Nisan 2022’de Irak’ın kuzeyinde başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu’nda kahraman ordumuzun büyük cesaret, fedakârlık ve yoğun gayretleriyle Zap’ta kilidi kapattık. Irak sınırımızın tamamının emniyetini sınır ötesinden tesis ettik. Terör örgütü tarafından önemsenen ve Suriye ile Kandil arasında kilit konumda olan bu bölgede 1.136 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, Pençe-Kilit Harekâtı’nda bugüne kadar toplam 3.158 Mayın ve El Yapımı Patlayıcı imha edilmiş, 1.327 mağara ve sığınak kullanılamaz hâle getirilmiş, 957’si ağır silah olmak üzere 2.421 muhtelif silah ve bu silahlara ait 910 binden fazla mühimmat ele geçirilmiştir. Bölgedeki operasyon ve faaliyetlerimiz aynı azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanımızın 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin, Türkiye-Irak ilişkilerinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz. Terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmek için görüşmelere devam ediyoruz. Bu kapsamda ülkemiz ile Irak arasında sonuncusu Bağdat’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantılarının dördüncüsünü, 15 Ağustos’ta Ankara’da icra ettik. Irak Savunma Bakanı ile “Askerî, Güvenlik İş Birliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı”nı imzaladık. PKK’yı kendi problemi olarak da görmeye başlayan Irak’ın PKK terör örgütünü “yasaklı örgüt” ilan etmesi yönünde aldığı kararı memnuniyetle karşılıyor, en kısa sürede “terör örgütü” olarak da ilan etmesini bekliyoruz. SURİYE’NİN BİRLİĞİNİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ DESTEKLİYORUZ Öncelikle belirtmek isterim ki, Suriye’de yaşanan olayların maddi, manevi, sosyal ve toplumsal yükünü en fazla çeken ülke Türkiye’dir. Malumunuz DEAŞ, ardından da PKK/KCK-PYD/YPG-SDG terör örgütü Suriye’deki güç boşluğundan yararlanarak bölgede terör devleti kurmaya çalıştılar. Suriye’de icra ettiğimiz harekâtlarla terör örgütünü engelledik ve sınırlarımızın güvenliğini sağladık. Bölgede yaşayan veya göç etmiş olan Suriye vatandaşları için güvenli ve istikrarlı bir yaşam alanı oluşturduk. Suriye’deki son gelişmeleri en başından itibaren bölgedeki muhataplarımızla iş birliği ve koordinasyon içerisinde yakından takip ediyoruz. Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekliyor, terörle mücadeleye ise büyük önem ve öncelik veriyoruz. SURİYE’DEKİ SON GELİŞMELERDE BİR DAHLİMİZ YOK Yaşanan son gelişmeler ve ortaya çıkan durum; muhalefetin talepleri ve rejimin bunları dikkate almaması, keza rejimin kendisine iyi niyetle uzatılan eli tutmaması nedeniyle uzun süredir çözülemeyen ve Suriye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlardı. Yerel unsurların bu faaliyetlerinin öncesinde veya herhangi bir aşamasında ülkemizin bir dahli olmamıştır. Ayrıca Suriye Millî Ordusunun Suriyeli muhaliflerden meydana geldiğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında Suriye’deki ihtilafın bir tarafı olarak açıkça kabul edilen Suriye Geçici Hükümetinin bir parçası olduğunu ve bu hükümetin Savunma Bakanlığının emri altında çalıştığını da vurgulamakta yarar var. Bu kapsamda; - Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik ağır tehdit oluşturan PKK/YPG terör örgütünün bölgedeki belirsizlikten faydalanmasına asla izin vermeyeceğimizi, Bölgede varlık gösteren terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. SURİYE’NİN ARTIK MÜREFFEH BİR ÜLKE OLMA VAKTİ GELDİ Şimdi Suriye’de ortaya yeni bir durum ve gerçeklik çıktı. Suriye’nin artık; istikrarlı, demokratik ve siyasi açıdan birleşmiş müreffeh bir ülke olma vakti gelmiştir. Bunun için bizler de Suriye’de kapsayıcı bir anayasanın kabulü, serbest seçimlerin yapılması, tam normalleşme ve güvenlik ortamının sağlanması konusunda elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Bu çerçevede Suriye’de 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı temelinde kalıcı siyasi çözüme ulaşılacağına da inanıyoruz. HUDUTLARDA 93 BİN 349 KİŞİNİN GEÇİŞİ ENGELLENDİ Hudut hattımızda dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemler etkin şekilde kullanılıyor. Meydana gelen teknolojik gelişmeler ile tedbirlerimizi geliştiriyoruz. Böylelikle hudutlarımızda kaçak geçişlere asla imkân tanımıyoruz. Hâlen hudutlarımızda 8 Hudut Tugayımız, 6 Hudut Alayımız olmak üzere toplam 60 bin personel de görev yapıyor. 1 Ocak 2024’ten itibaren hudutlarımızda 93 bin 349 kişinin geçişi engellenmiş, yakalanan 13 bin 551 düzensiz göçmen ile 280 terörist ve 801 kilogram uyuşturucu madde kolluk kuvvetlerine teslim edilmiştir. Tüm bunlara rağmen hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi farklı ülke ve zamanlarda çekilmiş, eski ve benzer görüntülerle özellikle sosyal medya üzerinden kamuoyu yanıltılmaya ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yıpratılmaya çalışılmıştır. Yakın zamanda Van-İran sınırımıza bir basın turu düzenledik. Katılan tüm basın mensupları alınan tedbirlerden çok etkilendiklerini belirttiler. TÜRKİYE İLE BİRLİKTE OLANLAR KAZANDI Türkiye; Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atarak bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaştı. Bölgesel ve küresel barış için öncü bir rol üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir. Samimi bir yaklaşımla desteklediğimiz kardeş ve dost ülkeler, Türkiye benzeri bir silahlı kuvvetler yapısını kurmamızı talep ediyorlar. Dostlarımızın bu tutumları, güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik küresel ölçekte ortaya koyduğumuz gayretin ne denli başarılı olduğunun da bir göstergesidir. Türkiye ile birlikte olanlar kazanacak demiştik. 2024, Türkiye ile birlikte olanların kazandığı bir yıl oldu. 2025, bu gerçeğin perçinlendiği bir yıl olacak diye düşünüyoruz. AZERBAYCAN’A HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ İfade etmiş olduğum uluslararası misyonlarımız çerçevesinde en başta kederde ve kıvançta bir ve beraber olduğumuz Can Azerbaycanlı kardeşlerimizin haklı davalarına her türlü desteği verdik, veriyoruz. Bugün, Karabağ’ın tamamında şanlı Azerbaycan bayrağının dalgalanmasından büyük bir memnuniyet duyuruyoruz. “Tek Millet, İki Devlet” anlayışıyla sarsılmaz bağlara sahip ilişkilerimizi, başta savunma sanayi ve askerî iş birliği olmak üzere, daha üst seviyelere taşımak için aralıksız gayret gösteriyoruz. Öte yandan Kafkasya’da güvenlik ve huzurun tesisi, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış antlaşmasından geçmektedir. Bu konuda iki ülkenin gösterdikleri çabayı ve son dönemde katettikleri ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz. AMACIMIZ İSTİKRAR İÇİNDE TEK BİR LİBYA’NIN OLUŞUMUNA KATKI SUNMAK Yakın bağlarımızın olduğu bir diğer ülke ise Libya’dır. Dost ve kardeş Libya ile son yıllardaki iş birliğimiz artarak devam etmektedir. Bu kapsamda askerî eğitim, yardım, iş birliği ve danışmanlık faaliyetleriyle Libyalı kardeşlerimize destek sağlıyoruz. Amacımız, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamış; barış, huzur ve istikrar içerisinde yaşayan tek bir Libya’nın oluşumuna katkıda bulunmaktır. Tek Libya hedefine katkı sağlayan her adımı önemli ve değerli buluyoruz. Nitekim son olarak 28 Kasım’da davetimiz üzerine 5+5 Ortak Askerî Komisyonu ile Ankara’da heyetler arası bir görüşme gerçekleştirdik. SOMALİ’YE DENİZ GÜVENLİĞİ ALANINDA DA DESTEK VERECEĞİZ Türkiye olarak Afrika’nın huzur ve istikrarına büyük önem veriyor, Afrikalı dostlarımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Dost ve kardeş ülke olarak gördüğümüz Somali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak eğitim, danışmanlık ve destek kapsamında icra ettiğimiz faaliyetler artarak devam ediyor. Somali ile 8 Şubat’ta imzaladığımız İş Birliği Anlaşması ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda kendilerine verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vermeye başlayacağız. Bu amaçla Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz, donanma gemilerimizin (TCG Gökova ve TCG Gediz, TCG Ütğm. Arif Ekmekçi) refakat ve korumasında Somali’de görevlerine devam etmektedir. Öte yandan Çarşamba günü, Sayın Cumhurbaşkanımızın arabuluculuğunda Somali ve Etiyopya arasında tarihî bir uzlaşmaya da ev sahipliği yaptık. KATAR’DA DENİZ VE HAVA UNSUR KOMUTANLIKLARIMIZI TEŞKİL ETTİK Etkin bir şekilde faaliyetlerimizi yürüttüğümüz bölgelerden biri de Basra Körfezi’dir. Nitekim dost ve kardeş ülke Katar’da konuşlu Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımız vasıtasıyla Katar Silahlı Kuvvetlerinin savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesini desteklemeye devam ediyoruz. Son olarak Katar’da Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımızı teşkil ederek bölgede yeni bir sorumluluk üstlendik. Böylece birliklerimiz; bölgesel deniz ve hava güvenliği için caydırıcı bir unsur olurken, aynı zamanda dost Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin imkân ve kapasitesini daha da geliştirecektir. 89 ÜLKE İLE ASKERÎ ANLAŞMALAR YAPTIK Bu çalışmalarımızın yanı sıra millî menfaatlerimiz doğrultusunda ve ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi kapsamında çok sayıda kardeş, dost ve müttefik ülke ile askerî çerçeve, eğitim, iş birliği ve yardım anlaşmaları da imzaladık. Bu bağlamda, bugüne kadar 89 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması, 65 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması, 33 ülke ile Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü imzalanmıştır. Ayrıca, 42 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması ve 13 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması ve 14 ülke ile de Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü’nün imzalanmasına yönelik müzakere süreci devam etmektedir. Bunların yanı sıra yeni anlaşmalar imzalamaya ve eski tarihli anlaşmaları güncellemeye yönelik gayretlerimiz de devam etmektedir. 2024’TE 74 ÜLKE İLE 216 GÖRÜŞME YAPTIK Tüm bunlarla birlikte 74 ülke ile ikili ve çoklu yüz yüze ve telefon görüşmeleri olarak 216 görüşme gerçekleştirildi. 28 yurt dışı ziyaret icra edildi, 24’ü Savunma Bakanı olmak üzere 55 görüşme yapıldı. 158 yabancı zevatı kabul ettik. 3 Savunma Bakanı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Ayrıca, 3 yurt dışı, 21 yurt içi olmak üzere 24 birlik ziyareti gerçekleştirdik. YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE TANSİYONUN YÜKSELMEMESİ İÇİN GAYRET SARF EDİYORUZ Yunanistan ile ilişkilerimize baktığımızda ise son dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri yapıcı bir yaklaşımla ilerletmeyi hedefleyen ortak bir tutum mevcuttur. Biz de bu sürecin barış ve huzur içinde devamına yönelik gerekli tedbirleri alıyor, tansiyonun yükselmemesi için gayret sarf ediyoruz. Diğer yandan, Yunanistan ile aramızdaki güveni artırmayı amaçlayan Güven Artırıcı Önlemler Toplantıları ve bunun sonucu olarak gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaret ve faaliyetler de devam etmektedir. Akdeniz ve Ege Denizi’ni ilgili tüm tarafların meşru menfaatlerine saygı duyulan, iş birliği içerisinde bir istikrar ve refah bölgesi olarak görmek istiyoruz. Tabii barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken millî menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimizi ve bu konuda kararlılığımızın tam olduğunu da vurgulamak isterim. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMA KARARLILIĞIMIZ TAMDIR Millî meselemiz olan Kıbrıs konusunda ise bugüne kadar ortaya konulan çözüm yöntemlerinden, maalesef bir sonuç elde edilememiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıl dönümünde şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, 50 yıldır Ada'ya (hem soydaşlarımıza hem de Rumlara) barış ve huzur ortamı gelmiş, akan kan durmuştur. Kıbrıs Adası’nda dengeleri bozabilecek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek her türlü gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Orta Doğu’da yaşananlar sonrası Kıbrıs adasında son dönemde artan hareketlilik ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanma faaliyetleri Ada’daki hassas dengeye zarar vermektedir. Malumunuz son olarak ABD ile GKRY arasında “Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası” anlaşması yapıldı. Bu tutum ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsızlığına zarar vermektedir. ABD’nin 2020 yılında aldığı, 2022’de kapsamını genişlettiği ve 2023’te uzattığı GKRY’ye yönelik silah ambargosunu kaldırma kararını, 1 Ekim 2024 itibarıyla bir yıllığına yeniden uzatacağını açıklaması da kabul edilemez bir durumdur. Ada’da tek ve kesin çözüm; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Türkiye’nin; geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için her türlü askerî ve siyasi tedbiri alma kararlılığı tamdır. İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR Krizin en başından bugüne kadar, yalnızca bölgedeki değil dünyadaki herkesin güven ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkes sağlanarak çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini savunuyoruz. İsrail bugüne kadar alınmış kararlara rağmen, bölgede haksız ve hukuksuz uygulamalarına, masum sivilleri, özellikle çocukları hedef alan katliamlarına devam etmekte, Filistinlilere devlet terörü uygulamaktadır. Öte yandan, İsrail’in Lübnan’a yönelik son saldırıları ve İran ile yaşadığı gerginlik tüm bölgenin kaosa sürüklenme tehlikesini artırmış, İsrail saldırılarının Gazze ile sınırlı kalmayacağı, bölge geneline yayılacağı endişemizin ne kadar haklı olduğunu da göstermiştir. Zira İsrail, işgalci zihniyetini her fırsatta ve gittikçe artan bir saldırganlık ve hukuk tanımazlıkla ortaya koymaktadır. Öyle ki Suriye’de meydana gelen son gelişmeler sonrası İsrail’in Golan tepeleri bölgesindeki yeşil hattı işgali ve Şam’a yönelik saldırıları, bu konudaki haklılığımızın son göstergeleridir. Uluslararası camianın bölgeyi büyük bir tehlikeye sürükleyen bu saldırgan devlete karşı daha da somut adımları bir an önce atması gerekmektedir. Bir kez daha vurgulamak isterim ki; Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrar için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Öte yandan İsrail’in saldırganlığı altında zor durumda kalan Gazze’ye ve Lübnan’a insani yardımlarımızı ulaştırmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, 19 uçak ve 11 gemi ile 275 bin ton yardım malzemesi bölgeye gönderilmiştir. Ayrıca 10 Ekim’de, çok az sayıda ülkenin yapabileceği çok önemli bir tahliye operasyonunu, Beyrut Limanı’ndan gerçekleştirdik. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ SONLANDIRILMASI İÇİN ÇOK YÖNLÜ ÇABALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ Karadeniz’de ise Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle hassasiyet devam etmektedir. İki komşumuz arasındaki bu savaşın sonlandırılması için Türkiye olarak en başından itibaren ortaya koyduğumuz çok yönlü çabalarımızı sürdürüyoruz. Barış olacaksa yine iki tarafla da görüşebilen tek lider olan Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleriyle olacaktır. Karadeniz’e en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak bölgesel sahiplik yaklaşımımızın her zaman altını çiziyor, bu yaklaşımımız çerçevesinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de gerginliği azaltan ve dengeyi tesis eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu, tarafsız ve tavizsiz bir biçimde uyguladık, uygulamaya devam ediyoruz. Aynı şekilde NATO Müttefiklerimiz; Bulgaristan ve Romanya ile birlikte tesis ettiğimiz Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu ile Karadeniz’deki güvenliğe katkılar sağlıyoruz. Temennimiz, tüm dünyayı etkileyen ve yaklaşık üç yıldır devam eden bu savaşın bir an önce son bulmasıdır. NATO’YA KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDİYORUZ Türkiye; NATO İttifakı’na katıldığı günden bu yana üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye; NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak NATO kuvvet yapısına, misyon, operasyon ve karargâhlarına katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - 10 Ekim 2023’te bir yıl süreyle komutasını devraldığı Kosova Barış Gücü (KFOR) Komutanlığı görevini uluslararası sorumluluğun gerektirdiği tam bir tarafsızlık ve şeffaflık içerisinde başarıyla yerine getirmiş, - 18 Ekim 2024’te üstlendiği KFOR Komutan Yardımcılığı görevini devralmış, - 1 Aralık 2024-1 Aralık 2025 tarihleri arasında 65’inci Mekanize Piyade Tugayı Komando Taburumuz ile KFOR İhtiyat Taburu görevini, - 1 Temmuz 2024’te; 4 yıl süreyle üstlendiğimiz Karadeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF BLACK) ile yine 1 yıl süreyle üstlendiğimiz Akdeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF MED) Komutanlıklarını, - 24 Temmuz 2024’te 7’nci kez devraldığı deniz haydutluğuna karşı Birleşik Görev Kuvveti (CTF-151) komutasını, - 3 Aralık 2024’te Kanada Deniz Kuvvetlerinden devraldığı NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2’nin komutasını başarıyla sürdürülmektedir. Ayrıca, NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını da 16 Aralık’ta, 6 aylığına devralınacaktır. Bosna Hersek’teki Avrupa Birliği Gücü Althea Harekâtı Manevra Bölüğü rotasyonu kapsamında ise bir motorlu piyade bölüğümüz 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla İtalya’dan görevi devralacak ve 30 Haziran 2026’ya kadar 18 ay süreyle görevini sürdürecektir. TSK 2024’TE 140 TATBİKATI BAŞARIYLA İCRA ETTİ Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevlerinin yanı sıra; etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak için ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir. 1 Ocak’tan itibaren 39’u NATO, 32’si Millî, 48’i Davet ve 21’i Özel olmak üzere toplam 140 tatbikat başarıyla icra edilmiştir. 2024 yılında; Kara Kuvvetlerimiz, 10 bölgede aynı anda harekât icra etmiş ve etmekte, Deniz Kuvvetlerimiz, 125 bin 766 saat seyir gerçekleştirmiş, Hava Kuvvetlerimiz, 72 bin 965 sorti, 143 bin 726 saat uçuş yapmış, Farklı coğrafyalarda 70 bin personel ile 20 görev icra edilmektedir. 35 BÜYÜK ORMAN YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN 114 HELİKOPTER İLE DESTEK SAĞLADIK Bakanlığımız tüm bu faaliyetlerinin yanı sıra, yaşanan afet ve acil durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelen talepler çerçevesinde arama, kurtarma, ulaştırma, güvenlik, barınma ve iaşe desteği de sağlamaktadır. 1 Mayıs-30 Kasım 2024 (yangın mevsimi) tarihleri arasında Orman Genel Müdürlüğünün talebine istinaden 35 büyük orman yangınına 114 helikopter ile 3.558 sorti ve 7 bin tondan fazla su atımı yapılarak destek sağlanmıştır. MİLLÎ TEKNOLOJİ HAMLESİ, ÜLKEMİZ İÇİN ELZEMDİR Savunma sanayii alanında güçlü ve bağımsız olmayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve teşvikiyle mütemadiyen geliştirilen yerli ve millî savunma sanayii ürünü silah sistemleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri her geçen gün daha da artırılmaktadır. Bu anlayışla başlatılan ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz “Millî Teknoloji Hamlesi”, egemenlik ve bağımsızlığımız için vazgeçilmez olduğu gibi ülkemizin jeopolitik ve stratejik konumu itibarıyla da elzemdir. Savunmamız ne kadar güçlü ve bağımsızsa, yarınlarımız o kadar güvenlidir. Bugün insansız kara, deniz ve hava araçlarından helikopterlere, silah ve akıllı mühimmatlardan füzelere, hava savunma ve elektronik harp sistemlerine kadar geniş bir yelpazede ihtiyacımız olan teknolojileri, yerli ve millî olarak tasarlayıp üretiyor ve çok sayıda ülkeye de ihraç ediyoruz. Tasarımdan üretime kendi imkânlarımızla geliştirdiğimiz sistemleri kardeş, dost ve müttefik ülkelere de ihraç ederek ekonomimize de önemli katkılar sağlıyoruz. Bu kapsamda büyük bir başarıyla hizmet veren ve dünya klasmanında takdir gören silahlı/silahsız insansız hava sistemlerimiz; Akıncı, TB-2,TB-3, Aksungur, Anka ve üretimi devam eden Kızılelma ve Anka-3’ün yanı sıra; - Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız “HÜRKUŞ”, - Jet eğitim uçağımız “HÜRJET”, - Genel maksat helikopterimiz “GÖKBEY” ve taarruz helikopterimiz ATAK, - İlk yerli ve millî savaş uçağımız KAAN, - Ana Muharebe Tankımız ALTAY, - MİLGEM projesi kapsamında üretilen korvetler, - Millî Denizaltı (MİLDEN Projesi), - İSTİF sınıfı fırkateynler ve özellikle TCG ANADOLU ülkemizin savunma sanayi atılımlarının en somut örnekleridir. Son olarak geçtiğimiz ay Bayraktar TB-3’ün, millî gururumuz ve donanmamızın amiral gemisi TCG Anadolu’dan ilk kalkış ve inişini başarıyla gerçekleştirmesi de / yerli ve millî savunma sanayindeki adımlarımızın en son örneğidir. Ayrıca, Dizayn Proje Ofisimiz tarafından, yerli ve millî olarak tasarlanan ve üretilen Ada Sınıfı korvetlerimiz ve İstanbul firkateynimizden sonra / 3’üncü proje olan TF-2000 hava savunma harbi muhribi ile 4’üncü proje olan millî uçak gemisinin tasarım faaliyetleri de başarıyla devam etmektedir. Önümüzdeki yılın ilk aylarında, bu iki proje kapsamında sac kesme faaliyetlerinin de yapılmasını planlıyoruz. Öte yandan uzun menzilli hava savunma sistemleri (SİPER), füze teknolojileri ve elektronik harp sistemleri gibi kritik savunma sanayi projelerimizde de önemli aşamalar kaydedilmiştir. Türk savunma sanayisinin önemli bir yapıtaşı olarak hayata geçirilmekte olan Çelik Kubbe; kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma silah sistemlerimizin (KORKUT, HİSAR-A/HİSAR-O, GÖKDEMİR, SİPER) entegre biçimde görev yapmasını sağlayan, günümüzün tehditlerini bertaraf etme kabiliyetine sahip etkili ve katmanlı bir hava savunma mimarisidir. Bu “güvenlik şemsiyesi”ni inşa edecek teknolojik olgunluğa erişmiş durumdayız. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

51,702 Aufrufe • vor 1 Jahr