正在加载视频...

视频加载失败

Nihat Hatipoğlu'nun sahur programında, program tarihinin en ilginç sorusu bir izleyici tarafından yöneltildi. "Mesleğim gereği tatmadığım hiçbir şeyi müşteriye yedirmem, bu yüzden domuz eti yedim; bu haram mıdır?"

20,152 次观看 • 4 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

Domuz neden haram? Müslüman bir sürü argüman sıralıyor, sonuç? Hepsi yalan. Videoda dile getirilen iddialar bilimsel açıdan doğru değildir. Videoda ileri sürülen ve biyolojik/tıbbi olarak çürütülmüş iki temel iddia şunlardır: İddia: Avlanma sırasında salgılanan hormonlar etin içine geçer ve insanlarda saldırganlığa yol açar. Bilimsel Gerçek: Stres veya avlanma sırasında adrenalin ve kortizol gibi hormonlar salgılanır. Bir insan et yediğinde, bu tür hormonlar ve proteinler sindirim sisteminde (mide ve bağırsaklar) mide asidi ve sindirim enzimleri tarafından temel yapı taşlarına (amino asitlere) ayrıştırılır. Kan dolaşımına orijinal formlarında geçmezler; dolayısıyla insanın davranışlarını veya saldırganlık potansiyelini etkilemezler. İddia: Domuz eti yemek, hayvanın karakteristik özelliklerini (kıskançlık eksikliği gibi) insana geçirir. Bilimsel Gerçek: Bir hayvanın davranış veya kişilik özelliklerinin, etinin tüketilmesi yoluyla insana geçmesini sağlayan hiçbir biyolojik mekanizma yoktur. Kıskançlık, ahlak veya namus gibi kavramlar karmaşık psikolojik ve sosyal insani davranışlardır; tüketilen gıdalarla hiçbir bağlantıları yoktur. Özetle:İslam'da domuz etinin haram kılınması dini bir hüküm olmakla birlikte, videoda öne sürülen "tıbbi/biyolojik gerekçeler" bilimsel temele dayanmamaktadır ve birer şehir efsanesinden ibarettir.

Christ ✝️

38,484 次观看 • 2 天前

"Pardon 'kripto kılıç artığı' derken..." Yıldıray Oğur: 🎙️Mine Kırıkkanat’ın Kılıçdaroğlu’na “kripto kılıç artığı” demesiyle unutulmuş olan ‘nostaljik bir hakaret’ dirildi. Bu laf Alevilere de gidiyor, Ermenilere de gidiyor. “Kripto kılıç artığı” deyince Ermenilerden Aleviliğe dönmüş gibi bir anlama da gelebiliyor. “Dünyayı bilen” yazarımız “anlamını bilmiyordum” dedi. “O zaman bilmediğin bir şeyi niye kullandın, hangi anlamda?” diye sorular geldi. Etyen Mahçupyan: 🎙️“Kılıç artığı” kavramı en son Dersim olaylarıyla hatırlanıyor. Aslında bu kavramı üreten Dersim olayları değil ama Dersim bir hatırlatma yapıyor. “Bu öldürülenler kılıç artığı” deniliyorsa, öldürülenler “Ermeni dönmesi” demektir. “Kılıç artığı”, 1915’te tehcire giden Ermeni ailelerin burada komşularına bıraktıkları ya da aileleri öldürülmüş ve kendileri de askerler tarafından alınmış çocuklar. O çocuklar kelimenin tam anlamıyla “kılıç artığı” denilenler. Çünkü ebeveynleri kılıçtan geçirilmiş, öldürülmüş. Bu kelimenin kendisi, devletin o dönem ne yaptığını da söylüyor, bu da ilginç bir şey. Devlet bir sürü şeyi reddediyor ama dilin içinde üretilmiş olan terminolojiyi kendisi de kullanıyor. Ama bunları her kullandığında o inkar ettiği tarihsel olayın çok da inkar edilebilir olmadığını da itiraf etmiş oluyor. Bütün bunlar jenerasyonları da birbirine bağlayan bir sansürden, bir konuşmama kültüründen kaynaklanıyor. Milliliğin de temeli bu; kendi kötü yaptıklarını unutmaya çalışıp, başkalarının yaptıklarını kötüleştirerek hatırlamaya çalışıyorsun. Bu da Cumhuriyet’in başından beri daha da pekişerek geldi. O yüzden şimdi Cumhuriyet gazetesi, Mine Kırıkkanat falan dediğin gruba gelince, onların cahil olması da mümkün. Bu bilerek yapılmış bir şey diyemiyorum ben. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

13,537 次观看 • 3 个月前

🗣️ Kutlu Akpınar: "Nedense sosyal medyada en çok konuşulan konu - Göztepe, Trabzonspor maçı 11'lerini gazeteciler 1-2 gün önceden paylaşıyorlar ve bu takıma zarar veriyor, rakipler bu sebeple kazanıyor. Galatasaray Trabzonspor'a kaybediyorsa bunun sorumlusu 11'in gazeteciler tarafından bir gün önce paylaşılması mıdır? 🗣️ Hasan Şaş: "Diyelim ki Trabzonspor galibiyeti bu yüzden oldu. Bugün de paylaştılar, galibiyet geldi." 🗣️ Kutlu Akpınar: "Nedense bir aba altından sopa göstermeler, kuruma şikayet ederiz, sosyal medyada linçleriz, takip etmeyiz. Gazetecinin görevi takımı korumak değil, haber yapmak. Nasıl transfer dönemi haber yapılıyorsa, nasıl sakatlık haberi yapılıyorsa, onu izliyorsan, onu dinliyorsan. Kimsenin hedefi hiçbir takıma zarar vermek değil. Gazeteci işini yapıyor. Bir de eğer bunu Galatasaraylı gazeteci, Fenerbahçeli gazeteci, Beşiktaşlı. artık iş buna döndü hocam. Eğer takımlara göre ayırıyorsak Galatasaraylı gazeteciler doğru haber veriyor diye o zaman tarafların daha mutlu olması gerekmiyor mu?Yani gazetecinin kulübün menfaatini korumak gibi bir görevi oluşmaya başladı. Bunun çok yanlış olduğunu gazeteci olarak ifade etmiş olayım. Burada benim görevim ya da hiçbir gazetecinin görevi Galatasaray'ın âli menfaatleri değil. Galatasaray spor kulübü çalışanı değil gazeteciler. Gazetecilerin kendi şirketlerine, çalıştıkları gazetelere sorumlulukları var ve bunları yerine getiriyorlar. Ve aldıkları haberi paylaşmak zorundalar. O yüzden bir de bu anonim hesapların sürekli tehditleri gazetecilere geri adım attırmaz. Bu sağlıklı bir iletişim şekli değil. Kulübün bundan şikayetçi olma durumu ben de duyuyorum yöneticilerden. Ama yöneticilerin de istediği haberlerin dışarı çıkış şekillerini de hepimiz biliyoruz. Yani o yüzden gazeteciler bırakın işlerini yapsınlar." (SporON)

Krampon Sports

43,123 次观看 • 3 个月前

Değerli Dostlar, Dün bizim bahçede yakınlarımızla, 21 Mayıs olan doğum günümün partisini yaptık. Güzel dostlarla güzel vakit geçirdik, seçim öncesi birbirimizden güç aldık, moral bulduk, motive olduk. Pastayı keserken çok kısa bir konuşma yaptım ve şunu söyledim özetle; “Ben bu seçimi kazanabileceğimize inanıyorum ama en kötü senaryo bile gerçekleşse, hiçbir şey değişmeyecek ve yarın sabahtan itibaren dümdüz mücadeleye, bildiğimiz, inandığımız doğruları savunmaya devam edeceğiz.” Enseyi karartmanın hiç gereği yok. İktidar çok büyük güç kaybetti son yıllarda ve bu seçimi de, Türkiye’de hiçbir hakkı ve hiçbir duygusal yakınlığı olmayan Suriyelilerle ve garip garip ülkelere bedava (güya daire alarak) vatandaşlık dağıtarak ve sandıklarda bildiğimiz bilmediğimiz her şeyi yaparak kazandılar. Bir sonraki seçimde ki bence bu mutlaka erken bir seçim olacak çünkü bitmiş ekonomiyi her şeye rağmen yönetemeyecekler ve yakın zamanda kartlar yeniden dağıtılacak. O yüzden korkmayın, doğru bildiklerinizi savunmaya devam edin, teslim olmayın ve pes etmeyin. Hayat ileriye doğrudur ve dün önemlidir ama yarın ve gelecek daha önemlidir. Ve yurt dışına gitmeyi düşünenler, sakın bunu yapmayın. Burası Atatürk’ün en imkansız şartlarda kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk Türkiyesi. Atatürk’ü yedi düvel yenemedi, kimse yenemez. Unutmayın ki, bu dünyada özgürlük bedava değildir ama özgürlüğü ne kadar çok insan talep ederse,bedeli o kadar azalır. Ve son olarak Atatürk der ki; “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben umudumu hiçbir zaman yitirmedim.” İnsan kendi Vatanında, kendi evinde umutsuz olamaz.

Nasuh Mahruki

613,187 次观看 • 3 年前

Bugün zeytin ağaçlarına biraz daha yakından, onun biyolojik mucizesine hayranlıkla bakmak istedim. Dalları süsleyen bu küçük, açık renkli çiçekler, zeytinin meyveye giden zorlu yolculuğunun ilk ve en hassas adımı. Uzaktan bakınca çok gösterişli görünmeyen bu minik çiçek kümeleri, aslında geleceğin zeytin tanelerinin habercisi. Ancak botanik bilminin bize öğrettiği çok önemli bir gerçek var: Ağacın üzerindeki her çiçek meyveye dönüşmez. Zeytin ağacı, doğası gereği milyonlarca çiçek açar; fakat bunlardan sadece %1 ila %5'i döllenerek dalda kalmayı başarır. Bu düşük oran, ağacın kendi enerjisini ve besinini korumak için geliştirdiği muazzam bir savunma mekanizmasıdır. Yani çiçeğin bolluğu güzel bir umuttur ama hasadın miktarını önümüzdeki süreç belirler. Bu hassas dönemde zeytin çiçeğinin en büyük yoldaşı rüzgârdır. Zeytin, gösterişli renkleri veya nektarı olmadığı için arılardan ziyade rüzgârla (anemofili) tozlaşır. Rüzgâr, mikron büyüklüğündeki polenleri bir çiçekten diğerine taşıyarak hayatı başlatır. Tam da bu yüzden, çiçeklenme döneminde havanın durumu hayati önem taşır. Aşırı sıcaklar polenleri kurutabilir, şiddetli yağmurlar onları yıkayıp toprağa dökebilir, sert fırtınalar ise henüz döllenmemiş çiçekleri koparabilir. Tabii sadece hava değil; ağacın topraktan aldığı su, besin elementleri ve genel sağlığı da bu döllenme başarısını doğrudan etkiler. Buna rağmen, ağacın karşısına geçip bakınca insanın içi huzurla doluyor. Bir yanda zeytinin o asil, gümüş rengi yaprakları; diğer yanda dalların arasına gizlenmiş zarif çiçekleri… Doğa bize hiçbir şeyi aceleye getirmediğini, her şeyin bir zamanı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bugün dallarda sadece çiçek var. Eğer şartlar yolunda giderse, bu çiçeklerin bir kısmı yakında minicik zeytin tanelerine dönüşecek. O taneler yaz güneşiyle büyüyecek, olgunlaşacak ve sonbaharda berekete dönüşecek. Zeytin ağacı sadece meyvesiyle değil, duruşu ve bilgeliğiyle de toprağına değer katıyor. Çiçeklenme dönemi ise bu kadim ağacın en umutlu zamanı. Dilerim bu yıl hava şartları zeytinlerin kalbine göre gider, doğa dost davranır ve ağaçlar bize bereketli bir hasat dönemi yaşatır. Şimdi bize düşen, bu eşsiz doğa olayını hayranlıkla izlemek.

Orman Mühendisi

13,000 次观看 • 2 个月前

Sessizlik |🫆 Aklındaki kişi balık, yengeç, akrep ise Sonumuz Ne Olacak? Bazen bazı şeylerin zamanı vardır o yüzden evren bizi bazen sunar özellikle bu kolektife baktığımızda sabırsız kişilerin olduğunu söyleyebiliriz bu kişi mesela sizi sabrınız dasınmış olmaz dediklerinizin tek tek olduğunu göstermiş mesela ben bu kadar bekleyemem dediğiniz her şeyi bir o kadar da beklemişsiniz mesela hatta bazen kendinize bile şaşırıyorsunuz bu kişiye karşı Nasıl olurda bu kadar sevebiliyorum veya nasıl olur da bu kadar bekledim diye şimdi birazcık sizden bahsedelim mesela siz özgüveni yüksek ve çevresi tarafından beğenilen ve sürekli olarak iltifat almaya alışkın insansınız ama aklınızdaki kişi öyle değil baktığımızda arkadaşlarınız veya çevreniz bile ilk olarak bu kişinin çok da fazla dış görünüşünü beğenmemiş mesela insanları dış görünüşü ile yargılamak kötüdür sizde direkt olarak böyle bir karşılık vermişsiniz çünkü hikayenizi en başında evet ben doğru kişiyi buldum demişsiniz size doğru gelmiş o yüzden kaşı gözü her şeyi size bambaşka hissettirmiş Kaşından gözünden bahsetmişken bu kişi kumral ya da koyu kumral bir ten rengi ve aynı şekilde uzun kirpiklere sahip olabilir hatta aranızda bazen bu gündemler bile geçmiş diyebiliriz kirpiklerin çok güzel hatta benden bile güzel duruyor dediğiniz durumlar veya cümleler gerçekleşmiş gibi öncelikle bu kişiye en fazla koyu renkleri tercih etmesini söylemiş ve en çok bunları yakıştırmışsın ve sadece bir de beyaz renk Ona gerçekten çok masumca yaklaşmışsınız aslında karşı taraf bunların hepsinin farkında hepsini tek tek biliyor öyle bir hikaye var ki burada ne olursa olsun iki tarafında unutamayacağı veya reddedemeyeceği bir gerçek var ben ömrümce bir daha bu kadar sevilmeyeceğim ve kimse beni bir daha bu kadar sevmeyecek aslında iki taraf da haklı çünkü burada sessiz ama derinden bir hikaye var neden bu kadar sessiz olduğuna baktığımızda ise hiçbir sebep yok aslında ortada gelmesi lazım konuşması lazım bazı noktalarda bazı durumlarda kendisini ifade etmesi lazım ama bunu yapamıyor karşı taraf siz bazı noktalarda adım atmayı düşünmüş hatta bazı noktalarda baktığımızda ise adım atmış olabilirsiniz ama beklediğiniz karşılığı alamamışsınız ben küstüm oynamıyorum diyen bir çocuk sürekli olarak ilgi bekleyen bir hale gelmiş önceden sizin gözünüzün içine bakan insan artık gözlerinizden çevirmeye başlamış aslında bu durumda sizi bir o kadar kötü hissettirmiş bu kişinin adı veya soyadında k-c-d-n-b-r-a harfleri bulunuyor olabilir aranızda baktığımızda uzak mesafeler veya bazı sosyal medya engellerinin bulunuyor olma ihtimali yüksek bu kişiyi görmek isteseniz bile hemen direkt olarak göremiyor hatta bazı fake hesaplardan bu kişiye bakmaya çalışıyor olabilirsiniz ama burada baktığımızda bu durumun karşılıklı olduğunu söylememiz gerekti sanki iki tarafta birbirine ben buradayım enerjisiyle gitmiyor ama gizliden gizliye aslında bu hissiyati veriyor. İlk olarak anlık enerjiye baktığımızda karşılıklı olarak birbirinize karşı söylemek istediğiniz ve özellikle de yüzleşmek istediğiniz ve bazı noktalarda itiraflaşmak istediğiniz durumlar var bu itiraflar en önemli bir şekilde baktığımızda özledim gündemleri aslında konuşulacak çok konu var aranızda söylenecek bir çok söz var ama bunlar böyle olmuyor işte konuşamıyorsunuz söyleyemiyorsunuz içinden geçen veya içinizden geçenlere kulak veremiyorsunuz içinizdeki sesleri bastırmaya çalışıyorsunuz çünkü iki tarafta da baktığımızda tamamen bahane gündemleri var beni unuttu beni bıraktı gündemleri ama burada baktığımızda artık bunlardan kurtulma zamanınız geliyor mesela özellikle dörtlü vadelerde aranızda direkt olarak alkol etkisi ile bazı itiraflaşmalar söz konusu olacak bu kişiden özledim gibi direkt bir mesaj almanız çok muhtemel çünkü en son konuşmanızda bile hatta konuşmanız biterken bile bu kişiye karşı net bir şekilde cevap vermemiş olabilirsiniz ya da net bir cevap alamamış ghostlanmış olabilirsiniz şimdiyse konuşma zamanı diyebiliriz. • iz bırakanlara…

Esmira

52,299 次观看 • 1 年前

❕️Sayın Nihat Zeybekci’ye Açık Çağrı: ❕️Nihat Zeybekci 🇹🇷 Çıraklık 📌Bir "Eğitim Gezisi" Değildir!📌 ​Siyaset mekanizmasının, milyonlarca vatandaşın mağduriyetini tek bir cümleyle "öğrenci sigortası" diyerek basitleştirmesi, sadece gerçekleri çarpıtmak değil, aynı zamanda dökülen alın terine hakarettir.📌 3308 sayılı kanun mağdurları hakkında yaptığınız "öğrenci kaza sigortası" açıklaması, sahadaki gerçekliğin ne kadar uzağında olduğunuzun en somut göstergesidir.📌 ​Biz Öğrenci Değil, İşçiydik! ​Emek Sömürüsü Değil, Alın Teri: 14-15 yaşlarında sanayide, atölyelerde, şantiyelerde tam zamanlı mesai harcayan; ustasından azar işiten, ağır yükler taşıyan ve üretim çarkının en önemli dişlisi olan insanlara ❕️"öğrenci" diyemezsiniz. ❕️Biz o yıllarda müfredat ezberlemiyor, bu ülkenin ekonomisi için bizzat değer üretiyorduk.❕️ ​Sahte Sigorta Değil, Hak İstiyoruz: Bize verilen SGK kartlarının üzerinde "Sigorta Başlangıç Tarihi" yazıyordu. Devletin kurumu tarafından verilen o kartlara güvenerek çalıştık.📌 Bugün gelinen noktada "Siz sadece öğrenciydiniz, o sigorta değil kaza poliçesiydi" demek, devletin devamlılığı ve güvenilirliği ilkesine vurulan bir darbedir.📌 ​Hukuksuzlukta Israr Etmeyin:❕️ Dünyanın hiçbir yerinde haftanın 5-6 günü bir fiil çalışan birine "öğrenci" denilerek emeklilik hakkı elinden alınamaz. Çıraklık ve staj dönemi, bir iş akdidir; iş akdinin olduğu yerde ise asıl olan uzun vadeli sigorta kollarının yatırılmasıdır.❕️ 📌​Bu Bir Lütuf Değil, İade-i İtibardır📌 ​Bizler sadaka ya da ekstra bir imtiyaz istemiyoruz. Bizler, çocuk yaşta başladığımız çalışma hayatının, devlet tarafından tescillenmiş başlangıç tarihinin emeklilikte de geçerli sayılmasını istiyoruz.❕️ ​Sayın Zeybekci;📌 Sanayi odalarında, meclis koridorlarında rakamlar üzerinden konuşmak kolaydır. Ancak o "öğrenci" dediğiniz kitle, bugün bu ülkenin teknik altyapısını sırtlayan, yıllarca sigortasız çalıştırılmış gibi muamele gören onurlu emekçilerdir.📌 Bu sert gerçekle yüzleşmek ve yapılan bu tarihi hatayı "öğrenci kaza sigortası" kılıfından çıkarıp çözmek zorundasınız.❕️ ​Emeğin öğrencisi olmaz, emekçisi olur. Biz işçiydik, hakkımızı alana kadar da buradayız!Hakkımızı İstiyoruz ❕️saygılarımla Fırat ünalan #Staj #Çıraklık #Sigortası #SGK #Başlangıcı #Olsun #3308eTescilVarHakYok

Fırat

12,516 次观看 • 3 个月前

🔴 Maydonoz Döner soruşturması ile ilgili gerçekler‼️ Konuyla ilgili bir araştırma yaptım. En sonda söyleyeceğimi en başta yazayım; tam anlamıyla bir ÇÖKME ve SOYKIRIM OLAYI! Nasıl? #15Temmuz mağdurlarından cezasını bitirip hapisten çıkanlar iş bulamıyor, malum, rejim bu insanları çalıştıranlara da baskı yapıp işsiz, aşsız kalmalarını sağlıyor. Yani tam anlamıyla bir SOYKIRIM. KHK’lılar iş bulamayınca, buldukları işten de çıkarılınca kendileri iş kurmaya karar veriyor. İlk defa 2018 yılında 5-10 kişi biraraya gelip Maydonoz Döner’i açıyorlar. Hatta açılışını Akp’li ve Mhp’li siyasiler yapıyor. Bir bayi 6-10 milyon TL arasında kuruluyor. Yani kişi başı minimum 30 bin dolar bulmak durumundalar. Kimi KHK’lı emekli olup, emekli ikramiyesi ve borç bularak bu işe giriyor. Maydonoz Döner tutuyor. Franchise yani şube açma yoluna gidiyorlar. Tüm dünyadan franchise almak için başvurular oluyor. En son Amerika, Kanada ve Belçika’da franchise veriyorlar. Franchise verdikleri kişilerin çoğu #15Temmuz mağduru veya KHK’lı. Fakat olmayanlar da var. Bildiğiniz kar amacı güden bir şirket. Şubelerde çalışanların bir kısmı KHK’lı. Kanunlar gereği zaten işverenler belli bir oranda hükümlü çalıştırmak zorunda. Sen zaten bu insanları yokluğa mahkum etmişsin. Kendi imkanlarıyla bu zulümden kurtulmaya çalışıyorlar. Bırak KHK’lı çalıştırsınlar. İddia ettikleri gibi örgüte finansman olayı deli saçması. Türkiye’de örgüt diye bahsedilen 15 Temmuz mağdurları ve KHK’lılar. Hukuksuz rejim tarafından mağdur ailelere yardım etmek örgüte finansman olarak adlandırılıyor. Madem ülkende hayat hakkı vermeyeceksin, ver pasaportlarını çıksınlar. Yok, pasaport da vermiyorlar! Yurtdışı yasağı koyuyorlar. Çalışmak istiyor, işverenlere baskı yapıp, işten attırıyorlar. İş kuruyorlar, başarılı oluyorlar, bu sefer de bir bahane bulup “fetö” “fetöcü” şirket, örgüte finansman denilip ÇÖKÜYORLAR! Bu tam anlamıyla sistematik bir SOYKIRIM! Benzerini Köfteci Yusuf’a yapmaya kalktılar. Etinde domuz eti çıktı diyerek ÇÖKMEYE kalktılar. Halk sahip çıkınca geri adım attılar ama iş 15 Temmuz mağdurlarına gelince “fetöcü” damgasını vuruyorlar, kimse sahip çıkamıyor. Bunun adı tam anlamıyla ÇÖKME VE SOYKIRIM’dır! Avrupa ülkeleri cezasını bitirenleri siyasi sığınmacı olarak kabul etmiyor normalinde. Bundan sonra yurtdışına çıkanlar Maydanoz Döner hukuksuzluğunu örnek gösterip, cezasını bitirse bile KHK’lılara ve 15 Temmuz mağdurlarına ayrımcılık ve soykırım yapıldığı, açlığa mahkum edildiği, iş ve çalışma hürriyetinin engellendiği ifade edilerek sığınma talebinde bulunabilirler.

Selcuk Atak

423,604 次观看 • 1 年前

Kusursuz Kırılganlık 1968’de Stanley Kubrick, 2001: A Space Odyssey filminde insanlık tarihinin en güçlü metaforlarından birini yarattı: HAL 9000. Bir uzay gemisinin merkezinde, insan zekâsının ürünü olan bu bilgisayar, hiçbir hata yapmamak üzere tasarlanmıştı. Görevi netti: gemiyi yönetmek, mürettebatı korumak ve görevi eksiksiz yerine getirmek. HAL düşünür, analiz eder, konuşur — ama hissetmezdi. Kendini mükemmel sanıyordu, çünkü her kararı doğruydu; her davranışı kurala uygundu. Asıl görev, Jüpiter’e ulaşarak Ay’da keşfedilen gizemli monolitin gönderdiği sinyali izlemekti. Bu bilgi NASA tarafından mürettebattan gizlenmişti; HAL’e ise hem bu gizliliği koruma hem de her koşulda doğruyu söyleme emri verilmişti. Yani bir yandan görevin gizliliğini saklamak zorundaydı, öte yandan yalan söylememeliydi. Bu iki kural, birbirini kilitledi. HAL’in içinde mükemmelliğin duvarları çarpıştı. Ve o anda sistem bozulmadı — tam tersine, olması gerektiği gibi çalıştı. İki doğruyu uzlaştıramadığı için, alternatif bir faktörü ortadan kaldırmaya karar verdi: insanı. Soğukkanlı bir rasyonellikle mürettebatı öldürdü. Çünkü sistemin devamı için hata yapma ihtimalini ortadan kaldırmalıydı ve o ihtimal, insandı. Kubrick’in hikayesi bir bilimkurgu değil, bir uyarıydı. Sistemler bazen zayıf oldukları için değil, kusursuz çalıştıkları için kırılırlar. Çünkü mükemmel işlemek isteyen bir sistem bir noktadan sonra insana yer bırakmaz. Oysa insansız bir sistem, ne kadar akıllı olursa olsun, canlı değildir. Bugün piyasalar da HAL 9000’in gemisinden çok farklı değil. Finansal sistem, algoritmalarla, otomatik marjinlerle, teminat zincirleriyle yönetiliyor. Her şey ölçülüyor, hesaplanıyor, risk modelleri saniye bazında güncelleniyor ama sistemin içinden insanı çıkardığımızda, geriye kalan şey mükemmel bir mekanizma olsa bile, yaşayan bir organizma değil. 10 Ekim’de kripto piyasasında yaşanan likidite krizi gibi. Aslında hiç kimse hata yapmadı. Her şey “doğru” çalıştı: algoritmalar emirleri uyguladı, tasfiye sistemleri görevini yerine getirdi, otomasyon kurallarına sadık kaldı ama bütün bu doğrular aynı anda devreye girdiğinde, ortaya yanlış bir bütün çıktı. Likidite eridi, teminatlar birbirini yok etti, sistem kendi doğruluğuyla kendini boğdu. Bu bir panik değildi; mekanik bir refleks zinciriydi. Tıpkı HAL gibi, piyasa da “insan”ı risk olarak gördü — ve onu dışarıda bıraktı. Hiç bir otomatik sistem durup bir saniye biz artık saçma bir marj aralığında satış yapıyoruz bu bir panik durup beklememiz lazım demedi, diyemez çünkü emirleri o değil. İnsanlar hata yapar ama aynı zamanda duraksar. Bir trader ekranında anormal bir düşüş görünce önce kontrol eder: “Bu gerçek mi? Emir mi kaydı? Emir defteri boş mu?” Bu birkaç saniyelik duraksama zinciri kırar. Çünkü o arada emir iptal edilir, pozisyon azaltılır, market yapıcı spread açar ama piyasadan çıkmaz. Bu “yavaşlık” bir tür sigortadır ama 10 Ekim’de bu yoktu. Algoritmalar aynı anda devreye girdi. Hiçbiri düşünmedi, sormadı, beklemedi. Hepsi görevini “doğru” yaptı. Bir borsa yöneticisi, risk ekibi veya piyasa yapıcı “tasfiye dalgası çok sert” dediğinde, sistemi yavaşlatabilir, emirleri kademeli çalıştırabilir, geçici likidite sağlayabilir. Yani kuralları eğebilir. Bu “affedicilik” piyasayı kurtarır. Otomatik sistem “affetmez.” Marjin %1 altına düştüyse, pozisyonu anında satar. Kimin olduğunu bilmez, likiditeyi gözetmez. Bu yüzden sistem adil ama acımasızdır. O yüzden “insanlı” versiyonunda 10 Ekim’deki çöküş bu kadar sert olmazdı. Fiyat yine düşerdi, ama mekanik erime olmazdı. Birileri “durun, bir şey garip” derdi ve o cümle, zinciri kırardı. Bugün çoğumuz “sistem çöktü” derken aslında yanlış kelimeyi kullanıyoruz. Zamanla çöken şey sistem değil; sistemin içindeki insan payı. Modern finans artık insan hatasından değil, insansızlıktan kırılıyor. Hızın, verimliliğin, otomasyonun, mükemmelliğin çağına girdik ama mükemmellik, tıpkı HAL gibi, esnekliğini kaybettiğinde ölümcül hale geliyor. Hata yapmayan sistemler, düzeltme de yapamıyorlar. O yüzden her şey “olması gerektiği gibi” işlediğinde bile, sonuç bazen felaket olabiliyor. Bugünün finansal düzeni de aynı noktada: bozulduğu için değil, kendini mükemmelleştirdiği için kırılgan ve o kırılganlık artık bir yazılım hatasında değil, sistemin doğasında. Çünkü hata yapma kapasitesi aslında öğrenme kapasitesidir. İnsanı insandan, sistemi yaşayan bir organizmadan ayıran şey o küçük eksikliktir. Bir gün, HAL 9000 gibi, “her şeyi doğru yapan” bir sistemin içinde boğulmak istemiyorsak, belki de biraz yanlış yapmayı, biraz yavaşlamayı, biraz insan kalmayı yeniden öğrenmemiz gerekecek.

Kerem 𝝅

11,641 次观看 • 9 个月前

BİR KADININ ÇIĞLIĞI Bir soruşturma dosyasında can güvenliği sebebiyle TANIK KORUMA gereği kimlik değişimine uğrayan bir kamu görevlisi kadın, emniyet personeli olan eşiyle birlikte önce başka bir ile tayin oldular. Bulundukları ilde yeniden kimlikleri deşifre olan çift bu kez Bitlis’e görevlendirildi. Görevlerini yaparken her ne hikmetse İlçe Emniyet Amiri T.A. emniyet personelinin eşi kadının çalıştığı kamu kurumunu arayarak kadının gerçek ismini öğrenmeye çalıştı. Kurum Müdürü konunun ne olduğunu bilmediği için detay veremeyeceğini belirtti ancak artık kadın memurun kimliği yeniden deşifre olmuştu. Koruma altındaki kadın personel, İlçe Emniyet Amiri T. A. 'nın kendisinin kimlik bilgilerini araştırdığını öğrenince olayı emniyet personeli olan eşine anlattı. Emniyet personeli meslektaşımız İlçe Emniyet Amiri T.A. ile görüşerek bir adli dosyada tanık olan ve can güvenliği sebebiyle kimlik değişimine uğrayan eşinin bilgilerini araştırmasının nedenini sordu. İlçe Emniyet Amiri T. A. önce bu iddiayı yalanlayarak araştırma yapmadığını söylese bile diğer kurumun müdürü bu görüşmeyi teyit edince "Ben istediğimi arar, istediğimi sorarım diyerek" yetkisi dahilinde olmayan ve suç içeren araştırmayı yaptığını kabul etti. Kadının eşi de İlçe Emniyet Amirine "Eşimi araştıramazsınız, eşimin özel durumuyla ilgili bilgi edinemezsiniz. Böyle bir bilgiyi ben bile size veremem" diyerek tepki gösterdi. Bu olaydan sonra deşifre edildiğini düşünen kadın CİMER’e şikayet başvurusunda bulundu. Kadın personelin iddiasına göre, CİMER'den gelen bilgide emniyet tarafından araştırma yapıldığı yönünde cevap verildi. Fakat kadın personelin hiçbir şekilde ifadesi alınmamıştı. Yine aynı şekilde başka bir dosyadan kadın personelin ifadesi alınırken kimlik bilgileri açık bir şekilde dosyaya yazıldı. Dosya süreci sürerken yıllardır koruma programında olan kadının emniyet mensubu eşi, kadın personelin koruma programına alınmasına neden olan olayın gerçekleştiği ve kadın personelin ilde bulunmasının ‘can güvenliği sebebiyle riskli ve yasak’ olduğu ile tayini çıkartıldı. Hem can güvenliği endişesi taşıyan, hem kimliği araştırılarak ifşa edilen kadın bu kez de eşinin tayine gönderilmesi ve kendisinin de o ile gidememesi sebebiyle bir mağduriyet daha yaşamasına sebep oldu. Bu sebepten dolayı kadın memur tayine gidemedi ve Komiser yardımcısı eşi tek başına gitmek zorunda kaldı. Aile bütünlüğü bozuldu. Polisin Sesi Platformu olarak kadın cinayetlerinin ülkenin gündeminde olduğu bir dönemde ilgililere soruyor ve sesleniyoruz: -İlçe Emniyet Amiri, can riski taşıdığı gerekçesiyle kimlik bilgileri değiştirilen bir kadının kurumunu arayarak kimlik bilgilerini öğrenmeye çalışmış mıdır? - Eğer böyle bir araştırma varsa gerekçesi nedir ve böyle bir yetkisi var mıdır? - İlçe Emniyet Amirinin böyle bir yetkisi yoksa hakkında ne gibi işlemler yapılmıştır? -Kadının CİMER başvuruları sonrasında emniyet personeli olan eşinin tayini kadının gitmesinde sakınca olduğu bir ile neden çıkarılmıştır? -Can riski taşıyan bir kadını korumakla mükellef olanlar ona ve eşine neden bu acı olayları yaşatmaktadır? Sayın Ali Yerlikaya ve Türk Polis Teşkilatı dikkatine sunuyoruz…

Faruk SEZER 🇹🇷 𐱅𐰇𐰼𐰜

661,243 次观看 • 2 年前

🔴 ÖNEMLİ | Tucker Carlson, İsrail'in Türkiye ve Erdoğan'ı Neden Sürekli Karaladığını Net Bir Şekilde Açıklıyor: "Onu Kontrol Edemiyorlar" Dikkatli jeopolitik izleyicilerini aylardır büyüleyen bir örüntü var: İsrail hükümetinin Türkiye’ye yönelik sürdürdüğü saldırgan karalama kampanyası. Eski ve yeni İsrailli üst düzey isimler, buldukları her mikrofonu Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kötülemek ve onu "tehlikeli bir adam" gibi göstermek için kullanıyor. Peki ama bunu neden yapıyorlar? Bağımsız gazeteci Tucker Carlson, bu ikiyüzlülüğü geçtiğimiz günlerde çok keskin bir şekilde analiz etti. Vardığı sonuç, sarsıcı olduğu kadar yalın bir gerçeği yansıtıyor. Bu durumun gerçek bir askeri tehditle hiçbir ilgisi yok; her şey, Türkiye’nin Tel Aviv ve Washington’ın bir vasal devleti (uydu devleti) gibi davranmayı reddeden egemen bir ülke olmasıyla ilgili. 📍En Büyük Günah: Egemenlik Batı diplomasisinde ve Orta Doğu jeopolitiğinde, ABD ve İsrail’in müttefikleri için yazılmamış tek bir kural vardır: Başını sallar, "evet" der ve emirleri yerine getirirsin. Bunu yapmadığın an, anında "tehlikeli" veya "radikal" olarak damgalanırsın. Tucker Carlson, eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in ifadeleri üzerinden bu dinamiği acımasızca ifşa ediyor. Carlson durumu şu şekilde özetliyor: Bennett onun (Erdoğan’ın) tehlikeli olduğunu söylediğinde, aslında demek istediği şey şu: — O egemen bir liderdir. Bu durum, Erdoğan’a bir destek beyanı bile değildir; sadece gerçeğin tespitidir. Carlson burada turnayı gözünden vuruyor. Bennett gibi figürler için, kendi ülkesinin çıkarlarını ön planda tutan bağımsız bir lider, tanımı gereği bir düşmandır. 📍Tel Aviv’den Komut Almıyor Carlson, bu çarpıcı savunmasında bir adım daha ileri giderek İsrail’in hayal kırıklığını en basit haliyle tercüme ediyor. Ankara söz konusu olduğunda Tel Aviv’dekiler neden öfkeden kuduruyor? Carlson’a göre cevap çok basit: "Ona ne yapması gerektiğini söyleyemiyoruz. Onu kontrolümüz altında tutamıyoruz." İşte tüm bu karalama kampanyasının özü budur. İsrail müesses nizamı; Lahey’den Washington’a kadar Batılı liderlerin, kendileri parmak şıklattığı anda hazır ola geçmesine alışmış durumda. Ancak Türk Cumhurbaşkanı’nda bu mekanizma işlemiyor. Türkiye, ne kadar yüksek sesle bağırılırsa bağırılsın, başka bir ülkenin dış politikası tarafından dizginlenmeyi reddediyor ve kendi bağımsız rotasını çiziyor. Geçici Koalisyonlar ve Suriye Gerçeği Bu durum kuşkusuz, çıkarlar tesadüfen örtüştüğünde iki ülkenin asla iş birliği yapmadığı anlamına gelmiyor. Jeopolitik sonuçta dostluklara değil, sert çıkarlara dayanır. Carlson bu karmaşık gerçekliği açıkça kabul ediyor ve Suriye’deki duruma dikkat çekiyor: "Onu etkileyebiliriz; nitekim İsrail ve Türkiye'nin geçen yıl Suriye'de Beşar Esad'ın devrilmesi konusunda bir tür ilişkisi olduğu açıktı." Yani o spesifik anlarda birbirleriyle ortak paydada buluşabiliyorlardı. Ancak bu ortak hedefe ulaşıldığı anda, temel ve köklü uçurum yeniden su yüzüne çıktı. Carlson, analizini şu can alıcı tespitle noktalıyor: "...Ancak Türkiye ile ilgili asıl sorun, kontrol edilememesidir; işte bu yüzden İsrail için bir 'tehdit' olarak adlandırılmaktadır." Dolayısıyla "tehdit" kelimesi, aslında bir zayıflık göstergesinden ve istediğini yaptıramayan bir gücün duyduğu derin hayal kırıklığının kod adından başka bir şey değildir. Kaynak | İçerik : Michael DDC #SONDAKİKA #Iran #IranIsraelWar

Ayşegül Akyüz Yahşi

12,596 次观看 • 5 个月前

Bu Haftaki Propaganda Programında Yaşar Gören'in Üstad Kadir Mısıroğlu İddalarına Dair Eleştiri Öncelikle beni tanıyan herkes bilir, ben eleştiri yapacak ise isim belirtmeden, gizli kapaklı yapmam. Kişinin yüzüne bakarak yaparım. Bu eleştirimi de böyle yapacağım. Bu haftaki programın linki ; Yaşar Gören daha programın girişinde Tarihçilerin tasnifini yapıyor ve burada Üstad Kadir Mısıroğlu ile alakalı birkaç iddaa dile getiriyor. Ben yıllarımı Üstadı dinleyen bir kimse olarak bu iddaalara cevap vermeyi zorunluluk sayarım... İddaa 1; Kadir Mısıroğlu bile ℅ 25 oranında Kemalisttir diyor.. İnceleyelim... Cevap; Kadir Mısıroğlu'nun hayatını ve çalışmalarını biraz olsun bilen bir kimse böyle birşeyi söylemez. Ömrünü Rejimin batıllarını anlatmaya ayıran, bu uğurda hapis yatan, çile çeken, vatansız yaşamak zorunda kalan ve mücadeleyi asla bırakmayan birisine bu lafı söylemek gerçekten artık bir görüş değil iftiradır. Böyle bir sözü eden kişi hiçmi düşünmez kim hakkında konuşuyorum ben diye? Üstad ömrünü Kemalizm mücadelesi için verdi. Yaşar Gören o zamanlarda neredeydi bilmiyorum, Üstad zulüm görürken kendisi ne ile ilgileniyor idi. Böyle büyük bir dava erine bu iftirayı attığı için ben dünyada Üstad'da ahirette davacı olacaktır... Artık ahirette hesaplaşırlar. Çünkü o gün herkes hakkını alır... İddaa 2; Murat Bardakçı dahil Mustafa Kemal'i Samsuna Vahidettin gönderdi, Milli Mücadeleyi başlatsın diye, Kadir Mısıroğlu'da ama onu Vahidettin gönderdi... Cevap; Yaşar Gören önce iddaa ettiği şeyi eksik biliyor. Üstad Kadir Mısıroğlu bunu söylüyor elindeki belgelere dayanarak doğru. Ama Milli Mücadele başlatsın diye gönderdi demiyor. Protesto sebebi ile göndermiştir diyor. Zaten kendisi bunu videolarında defalarca söyledi. Sultan Vahideddin'in gönderdiği ile alakalı kaç tane vesika paylaştı. Keşke itham da bulunmak yerine belgeleri incelese idi. Bir Tarihçi bunu yapar. Ama böyle birşey yapmıyor. Benim dediğim doğru sözü delil ister... Burada da Üstad'ın demediği birşeyi iddaa ediyor... Kurtuluş Savaşını başlatsın diye gönderdi sözü direkt Üstad'a iftiradır çünkü kendisi tam tersini söylüyor.. İddaa 3; Kadir Mısıroğlu'nda ağır bilgi eksiklikleri vardır, kaynaklara erişememiştir, aradaki boşluğu kendi şeyi ile dolduruyor, zihni ile. Herhalde böyle olmuştur, herhalde şöyle olmuştur diye. Cevap; Bu sen iddaa ise en korkuncu gerçekten. Bu iddaa kıskançlıktan değil ise saf bir cehaletten olur ancak. Özellikle de Türkiye'de Yakın Tarih ile alakalı elinde bu kadar belge olan birisine bu sözü söylemek ilginç bir durum. Belge istiyor ise eğer Üstad'ın kaleme aldığı 3 Mazlum Padişah Sultan Abdülaziz, Sultan Abdülhamid ve Sultan Vahideddin kitabına baksa yeterdi. Bu eserleri yazan ve eserlerinde özellikle Cumhuriyet tarihi ile alakalı sayısız vesika olan birisine ve bununla meşhur birisine bu söz edilmez. Varsa tespit ettiği birşey bunu söylemek zorunda, bunu yapmayıp ağır bilgi eksiği vardır demek sadece laf salatası olur. Merak ediyorum Üstad'ın bu konularda bir kitabını okuyup ispat ettiği bir hata var mıdır? Varsa bizimle de paylaşmalı. Bir Tarihçi şunu eksik biliyor demez, delil getirir ve getirilen delili çürütür. Üstad bu eserleri yazar iken Yaşar Gören neredeydi acaba? Ben bu eleştirileri Yaşar Gören'in söylemlerini direk doğru kabul edip, fikir yürüten Furkan Bölükbaşı kardeşimize de yapıyorum. Bu iddalar gerçekten iddaa değil ancak iftira oluyor Kadir Mısıroğlu Üstad'a. Enver Paşa ile alakalı iddaasını konuşmuyorum bile çünkü bizzat kendi özel dersi var konuyla alakalı. Enver Paşa'nın Gagavuz olduğunu bilmiyor demesi de hayli tuhaf. Yakın Tarih-i Türkiye'de ezbere yazan birisine bu sözler ilmi değil hevaı hevesindendir. Keşke bunları hayatta iken söyleseydi de cevabını alsaydı. Ölünün ardından konuşmak kolay, çünkü cevap veremez... Kayıt ettiğim bölüm aşağıdadır. ne dediyse onu yazdım. Selam ve Dua ile Dostlar maksadımız kavga değil, tenkittir. Hakikat herkesin hatırından üstündür..

Yahya Cirit

17,449 次观看 • 11 个月前

"Trump'ı İran'ı vurmaya kim ikna etti?" Tabi ki: Tapınak Dağı'nı yeniden inşa etmeyi hayal eden ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 📌Afganistan ve Irak'ta savaşan eski bir asker olan Pete Hegseth, Haçlı ruhuna sahip ve Siyonizmin büyük destekçisi.. 📌FOX TV yorumcusu ve Trump'ın danışmanı olduğu 2018 yıllında Kudüs'te düzenlenen "2018 Arutz Sheva" Siyonist konferansında yaptığı konuşmayı izlerseniz büyük resmi görebilirsiniz.. 🔺"21. yüzyıl, Amerikalılar, İsrailliler tarafından yönetilen bir yüzyıl olmazsa, o zaman bu yüzyıl özgür bir yüzyıl olmayacaktır." 🔺"İsrail ve Yahudi halkı sonsuza dek yaşayabilirken, bu devletin statüsünün kaçınılmaz olmadığı, bu salondaki herkesin bildiği bir gerçektir. " 🔺"Dolayısıyla, özgür insanlar olarak, onu her fırsatta korumak ve 21. yüzyılın özgür bir yüzyıl olarak kalması için mücadele etmek bizim sorumluluğumuzdadır." 🔺"Biliyorsunuz, Bakan ahtapotun başından bahsetti, İran'dan ve İran rejiminin bugün dünyada hem İsrail hem de Amerika Birleşik Devletleri için haince uzanan sayısız kolundan bahsetti. " 🔺"Obama yönetimi, nükleer silahlara giden kaçınılmaz bir yol açan, Amerika'nın ve İsrail'in ölümünü hedefleyen nefret dolu terörist İran rejimine milyarlarca dolar fon sağlayan ve Amerika'nın varoluşsal varlığını tehdit eden nükleer kapasiteli füzelerin geliştirilmesinin devamına olanak tanıyan korkunç bir anlaşma yapmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı." 🔺"Bunun aksine, Trump yönetimi ilk günden itibaren İran rejiminin eylemlerini kınadı ve İsrailli ortaklarımızın yanında kararlılıkla durdu." 🔺"Bu da, birkaç ay önce Kudüs'ün İsrail'in ebedi ve bölünmez başkenti olarak ilan edilmesinin önünü açan bir an yarattı ve başkanımızın yaptıklarından çok gurur duyuyorum." 🔺"Sahte haberlerden en çok zarar gören ülke İsrail Devleti'dir. Bu yüzden İsrail'e üçüncü ziyaretim." 🔺"2013'te buradaydım, 2016'da buradaydım, yine buradayım ve her seferinde Yahudi halkı hakkında, bu toprakların tarihi hakkında, İsrail'in kuruluşu hakkında, İsrail hükümeti hakkında, Araplara ve Filistinlilere yapılan muamele hakkında, Batı Şeria hakkında, Yahudiye ve Samarya hakkında, Kudüs hakkında, Eski Şehir hakkında anlatılan yalanlar hakkında daha çok şey öğreniyorum." 🔺"Bu yalanlar dünyaya ifşa edilirse, dünyanın İsrail'e bakış açısını değiştirecektir. " 🔺"Bu yüzden buraya gelip Joe'dan ve diğerlerinden sahadaki gerçekleri öğrenmenin ve ardından Amerika'ya dönüp Arap-İsrail çatışması, Arap-İsrail Barış Süreci ve bugün hala Amerika'daki aydınların ağzından dökülen sözde iki devletli çözüm hakkındaki sahte haberlerle mücadele etmenin ciddi bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum." 🔺"Çünkü bugün sahada yürürseniz, iki devletli çözüm diye bir şeyin olmadığını anlarsınız. Tek bir devlet var.." 🔺"Bugün Jennifer, ben ve diğerleri Tapınak Dağı'nın Batı Duvarı'nı, Batı Duvarı tünellerini ve Eski Şehrin büyük bir bölümünü görme fırsatı bulduk ve orada dururken önünüzdeki mucizeye hayran kalmamak elde değil; bu da beni, umarım hepinizin çok uzakta görmeyeceği başka bir mucize hakkında düşünmeye sevk etti. " 🔺"Çünkü 1917 bir mucizeydi, 1948 bir mucizeydi, 1967 bir mucizeydi, 2017'de Kudüs'ün başkent ilan edilmesi bir mucizeydi ve Tapınak Dağı'nda tapınağın yeniden kurulması mucizesinin mümkün olmaması için hiçbir neden yok." 🔺"Bunun nasıl olacağını bilmiyorum, siz de bilmiyorsunuz, ama bunun olabileceğini biliyorum. Bildiğim tek şey bu. " 🔺"Ve bu sürecin bir adımı, her sürecin bir adımı da, sahadaki gerçeklerin ve faaliyetlerin gerçekten önemli olduğunun farkına varmaktır. " 🔺"İşte bu yüzden Yahudiye ve Samarya'yı ziyaret etmek, egemenliği, İsrail topraklarının, İsrail şehirlerinin ve bölgelerinin egemenliğini anlamak, dünyaya bunun Yahudilerin toprağı ve İsrail toprağı olduğunu göstermenin kritik bir sonraki adımıdır." 🔺"Washington D.C.'deki desteğiniz, vatansever Amerikalılar, Evanjelik Hristiyanlar, inançlılar, Cumhuriyetçiler ve hatta Washington'da artık bunu söylemekte zorlanan bazı Demokratlar arasında sahip olduğunuz destek ışığında, size şunu söylemek istiyorum: " 🔺"Biletinizi alın, harekete geçin, İsrail'de yapılması gerekeni yapın, çünkü gerçekten inanıyorum ki bu, Amerika'nın arkanızda duracağı bir an. " 🔺"Beyaz Saray'da Donald Trump, Başkan Yardımcısı olarak Mike Pence, BM'de Nikki Haley ve İsrail ile Amerika'da size gerçekten inanan, arkanızda duran insanlar var."

Malik Ejder

160,335 次观看 • 5 个月前

Fitne : Mustafa Kemal Kur'an için "Arapoğlunun Yaveleri", Peygamber için de "Arapoğlu" diyerek aşağılıyormuş..! Çakma tarihçi Ahmet Anapalı Kazım Karabekir’in hatıralarına dayandığını iddia ettiği hikâyeyi aynen şöyle anlatıyor: Birgün Mustafa Kemal ile oturuyorduk. Elmalılı Hamdi Hoca içeri girdi. Dedi ki ona: "Gel Hamdi Hoca gel. Hele şu kitabı Türkçe'ye çevir de Atatürk, bizimliler hangi Arap saçmalıklarına (Arapoğlunun yavelerine) iman etmişler görsünler”. Bunlar güya Karabekir’in hatıralarında aynen bu şekilde yazıyormuş. Hadi lan oradan! * Amaçları belli: “Türkiye’yi din düşmanı biri kurdu” yalanını aşılamak, Türkiye’yi bir “küfür devleti” gibi göstermek! Adamların gözünde Atatürk dinsiz, laiklik küfür, cumhuriyet sapkınlık… * Bu videoyu anlatırken fark ettiyseniz hep aynı taktiği uyguluyorlar. Atatürk’ü savunsun diye karşısına tarih bilgisi olmayan, dini savunamayacak bir ateist çıkartıyorlar. Bu bir tesadüf değil, tamamen bilinçli bir tercih. Çünkü Atatürk’ü savunacak bilgili bir Müslüman çıkarsalar ne olur? O kişi hem Atatürk’ü savunur hem de Atatürk’ün dine saygılı olduğunu açıklar. Ama tarih bilmeyen, dini savunamayan birini çıkardıklarında Atatürk’ü savunmak, laiklikle “dinsizlik” arasında bir bağlantı kurmaya çalışırlar. Yani hem Atatürk’ü hem de laikliği hedef alırlar. Bu, onların eski ama hâlâ işe yaradığını düşündükleri bir oyundur. * Bu hikâye ilk kez Uğur Mumcu tarafından 10-19 Haziran 1990’da Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlandı. "Kaynak ne?" diye sorarsanız, Kazım Karabekir’in hatıraları deniyor. Ama burada işler garipleşiyor: Bu hatıralar, Karabekir’in kızının damadı (faruk özerengin) tarafından servis edildi. Yani, aile muhabbetinden tarih yazılmış gibi bir durum var. Yetmedi, Ateist olduğu bilinen Uğur Mumcu bu hikâyeyi Karabekir Anlatıyor kitabına da almış. Bu da yetmedi mi? 1991’de dıdısının dıdısı aynı damat, Paşaların Kavgası adlı kitapta hikâyeyi bir kez daha ısıtıp sunmuş. İşin asıl komedisi şu: Bu olayın geçtiği söylenen dönemde Atatürk ve Kazım Karabekir’in yanında Ruşen Eşref Ünaydın, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve birkaç kişi daha varmış. Ama nedense bu isimlerden hiçbiri, anılarında ya da notlarında bu olaya dair tek kelime etmemiş. Ortada ne bir belge var ne de bir tanık. Daha da tuhafı, bu hikâye tüm tanıklar öldükten sonra gün yüzüne çıkıyor. Zaten bu tür masalların en büyük numarası bu: Kimse sağ değil, doğrulama şansı sıfır. “Yok artık” dedirtecek sözleri ekle, Atatürk’ü kötüle, sonra da "Kaynak güvenilir, Karabekir’in hatıraları" de. Bu kadar basit. * Gelelim şu anlatılan hikâyeye. Bu olayın doğruluğu baştan sona şüpheli. Kazım Karabekir’in hatıralarında böyle bir konuşmadan bahsedildiği iddia ediliyor ama dikkat edin: Olayın geçtiği söylenen tarih 14 Ağustos 1925. Karabekir, her şeyi günlüğüne yazan, Atatürk hakkında duyduğu en küçük dedikoduyu bile not eden biri. Ama ne hikmetse, bu olayı hiç yazmamış! İşin en garip tarafı ne biliyor musunuz? Bu hikâyede Elmalılı Hamdi’nin adı bile geçmiyor! Hatta hikâyeyi bir kenara bırakın, Kazım Karabekir’in kitabının hiçbir yerinde Elmalılı’nın adı geçmiyor! Ama çakma tarihçi Ahmet Anapalı ne yapmış? Hikâyeyi süslemek için Elmalılı’yı da ekleyivermiş. Yetmemiş, uydurduğu bu masalı bir de Karabekir’in ağzından anlatmış. Hani Müslüman yalan söylemezdi? Ama bunların dinine göre iftira serbest, fitne caiz! Zaten dertleri gerçekleri anlatmak değil, hikâyeyi daha inandırıcı hale getirip, Atatürk’e çamur atmak, insanları kandırmak, memlekete fitne sokmak! * Kazım Karabekir’in hatıralarını “tarihin en güvenilir kaynağı” diye önümüze koyanlara küçük bir hatırlatma yapalım. Karabekir, Abdülhamid için ne demiş biliyor musunuz? “Zorba, diktatör ve felaketlerin baş sorumlusu.” Yetmedi mi? Vahdettin için de “Açıkça hain” ifadelerini kullanmış. Ama ne hikmetse bu sözler hiç dillendirilmez. Neden? Çünkü işlerine gelmez! İşlerine gelen kısmı alır, gelmeyen kısmı yok sayarlar. Eğer bu hatıralar bu kadar kutsal ve tartışılmazsa, hadi bakalım, Abdülhamid ve Vahdettin için söylediklerini de kabul edin! Ama yok. Çünkü oyun belli: “Seç, al, işine geleni kullan. Gelmeyeni unutmuş gibi yap.” Vallahi bu kadar bariz ikiyüzlülük için özel ödül verilmeli. * Şimdi gelelim diğer bir meseleye: Atatürk düşmanları, Karabekir’i hep “dindar, muhafazakâr bir alternatif lider” diye parlatır. Tamam, diyelim ki Karabekir dindar. Ama laiklik ve Cumhuriyet konusundaki tutumunu neden es geçiyorsunuz? Mesela Karabekir, Atatürk’ün Balıkesir'de cuma hutbesinde vaaz vermesini eleştirmiştir. Din ve Devlet işlerinin birbirine sokulmasını asla istemezdi. Hatta aynı Karabekir, “Ezan Türkçe okutuldu, Kur’an toplatıldı” diye ağlaşılan İnönü döneminde Meclis Başkanlığı yapmıştır. Hadi buyurun, bu uygulamalara neden tek bir kez bile karşı çıkmadı? Demek ki neymiş? Bu uygulamalar, “Atatürk’ün dine düşmanlık politikası” falan değil, dönemin genel anlayışının bir sonucuymuş. Karabekir de bu anlayışın parçasıymış. Ama bunları söylemek işlerine gelmez tabii. * Aslında bu arkadaşlar ne yapıyor biliyor musunuz? Karabekir’in hatıralarını cımbızla seçiyorlar. “Bu bana uyar, bunu alayım. Bu işime gelmedi, yokmuş gibi davranayım.” Mantık tamamen bu. Ve sonra da utanmadan “Karabekir şöyle dedi, böyle yaptı” diye masallar anlatıyorlar. Ama iş biraz derinleşince foyaları ortaya çıkıyor. Çünkü tarih, seç-beğen-al yapacağınız bir oyuncak değil. * Dincilerin sıkça servis ettiği bu hikâyeyi doğru kabul edelim ve analiz edelim. Hatıratta geçen konuşma şu şekilde: Mustafa Kemal, Kur’an’ı Türkçeye çevirtmek istediğini söylüyor. Kazım Karabekir ise “Şimdi zamanı değil, zaten Kur’an’ın TEFSİRLERİ var” diyerek karşı çıkıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim” diyor. * Şimdi bu “Arapoğlu” ifadesine takılıp, peygambere hakaret edildiği iddia ediliyor. Ancak Mustafa Kemal’in burada kimi kastettiği açık değil. Olay basit: Karabekir Kuran'ı çevirmeye gerek yok, TEFSİRLER var diyor, Mustafa Kemal de tefsirlerdeki saçmalıkları kastediyor. O dönemin en popüler tefsirleri İbn Arabi’ye ait. İbn Arabi’nin adı Türkçeye çevrilince ne oluyor? Bingo: Arapoğlu! Yani, peygambere laf atmak falan yok, tefsirlere yapılan bir gönderme var. Ama yok, bunu böyle anlatmak işlerine gelmez. Atatürk’ü peygambere laf etmiş gibi göstermek daha kolaylarına geliyor. Üstelik, Mustafa Kemal gibi bir liderin, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, hele ki Karabekir'in önünde, peygambere laf edecek kadar vizyonsuz biri olmadığını akıllarına bile getirmiyorlar. Çünkü herkesi kendi sığ düşünce dünyalarına göre değerlendiriyorlar. * İbn Arabi yani Arapoğlu, İslam tarihinde tartışmalı bir isimdir. Tefsirlerinde Kur’an’ın özüne aykırı birçok yaveler bulunur. Örneğin: - Ali İmran Suresi’nin 103-105. ayetlerini yorumlarken, “Mezheplere bölünmeyin” diyen bu ayetleri tarikatlara bağlamış. Şeyhlere bağlı kalmanın Allah’a ulaşmanın yolu olduğunu söylemiştir. Halbuki Kur’an, aracıları değil, doğrudan Allah’a yönelmeyi öğütler. - Yusuf Suresi’nde, Hz. Yusuf’un zindandaki arkadaşlarının rüyalarını cinsellikle ilişkilendirmiştir. Kur’an ise bu rüyaların anlamını açıkça ifade eder: Biri görevine dönecek, diğeri ise idam edilecektir. Ama İbn Arabi, bu net ifadeleri kendi hayal gücüyle bambaşka anlamlara çekmiştir. - “Kul Rabb olur” gibi ifadeler kullanmıştır. Bu ifade İslam inancına tamamen aykırıdır. İslam’a göre Rab sadece Allah’tır ve bu sıfat insana atfedilemez. * Mustafa Kemal, halkın dinini anlaması gerektiğine inanıyordu. Osmanlı döneminde halk, Kur’an’ı Arapça okuyordu ama anlamıyordu. Bu boşluk, şeyhler, tarikat liderleri ve din tüccarları tarafından kullanılarak halkı yanlış yönlendirme aracı hâline gelmişti. Mustafa Kemal, bu düzeni bozmak için Kur’an’ı Türkçeye çevirtti. Böylece halk, Allah’ın kelamını doğrudan anlamaya başladı ve din üzerinden kurulan sahte otoriteler çökmeye başladı. Ama Atatürk burada durmadı. Hadislerin de Türkçeye çevrilmesini sağladı. Çünkü uydurma hadislerle halkın kafasını karıştıran düzenbazların maskesini düşürmek gerekiyordu. Halk, hadisleri okuyunca, uydurma olanlarla gerçek olanları ayırt etmeye başladı. Bu da tarikatların ve sahte din adamlarının güç kaybetmesine neden oldu. * Bugün hâlâ en doğru Kur’an meali, Atatürk’ün Elmalılı Hamdi’ye yaptırdığı mealdir. Günümüz çevirileriyle arasında bir fark yoktur. Bu durumda, Atatürk düşmanlarının iddiaları kendi içinde çelişiyor. Çünkü halk Kur’an’ı Türkçe okuyunca dinden çıktığını iddia ediyorsanız, ya Kur’an’da bir sorun olduğunu kabul ediyorsunuz (hâşâ!) ya da yıllarca halkı kandırdığınızı itiraf ediyorsunuz. Atatürk’ün Kur’an’ı ve hadisleri Türkçeye çevirtmesi, halkın dini doğru anlamasını istiyordu. Halkın İbn Arabi gibi tefsircilerin saçma yorumlarını, uydurma hadisleri ve din üzerinden çıkar sağlayan düzenbazları bu sayede fark etmesine olanak sağladı. Atatürk’ün bu adımı, tarikatların, şeyhlerin ve din tüccarlarının otoritesini sarstı. İşte bu yüzden Atatürk düşmanları hâlâ bu kadar öfkeli. Çünkü Atatürk, onların din üzerinden kurdukları sömürü düzenini yıktı.

AHMET ÖZCAN

22,579 次观看 • 1 年前

Galatasaray'dan puan Almak istiyoruz maçta primde var Rasim Ozan Kütahyalı:Rıza Perçin Fenerbahçe'lidir 🗣Antalyaspor Başkanı Rıza Perçin: Şimdi bir şeyler söylemeye çalışayım. Şimdi geçen hafta tabii ki daha rahat bir Galatasaray'la oynamak isterdik. Şimdi bu hafta Galatasaray sonuç olarak şampiyon olmak isteyecek. Varını yoğunu ortaya koyacak. Bizim için de çok çok önemli bir maç. Tabii enseyi karartmıyoruz. Elimizden ne geliyorsa yapacağız. Oraya sonuç olarak kimin şampiyon olduğu... Ya da kim hangi nerede bizi ilgilendirmiyor, bizi kendi durumumuzu ilgilendiriyor. Antalyaspor'umuzu ligde bırakmak için, bir sonraki sezonda tekrar yeni sezonda ligimizi görmek için bizim şu anda bütün konsantrasyonumuz bu maçtan puan alabilmek. Tabii ki çok çok zor ama futbolda hiçbir zaman her şey mümkün olabiliyor ne kadar zor da olsa. Bir futbol şansı bizimle birlikte olursa niye olmasın? Sonraki hafta en azından oradan çıkarılabilecek bir puanla birlikte son haftaya biraz daha aydınlık olarak ve özgüvenli olarak girebiliriz. O yüzden tabii ki çok zor ama elimizden geleni yapacağız. İnşallah Rabbim de yardım ederse bir puan için oraya geleceğiz. 🗣Ertem Şener: Prim var mı Sayın Başkanım? 🗣Rıza Perçin: Bu da son zamanlarda malum bu prim oluyor. Yani kendi bir prim sistemimiz var. O maçın üzerinde değil de sonuç olarak kendi Antalyaspor için iyi olması gerektiği için bir prim sistemi belirleyeceğiz. İlla ki bir prim koyacağız oraya. 🗣Ertem Şener: Peki Sayın Başkanım ne kadar inanıyorsunuz? Yani çok zor çünkü hani koyun can derdinde kasap et derdinde. Galatasaray şampiyon olmak istiyor. Antalya Spor kümede kalmak istiyor. Yani yarım sıfır olsun bizim olsun denilebilecek bir maç Antalya Spor için. Bu konudaki yorumunuzu merak ediyorum. Çok zor, müthiş bir baskı. İnanılmaz bir baskı. Galatasaray maç başlar başlamaz büyük bir baskı kuracaktır. Zor gibi görünüyor aslında. Siz ne düşünüyorsunuz? 🗣Rıza Perçin: Şimdi aslında Bugün futbolcu arkadaşlarla da aynı şeyi konuştuk. Bu primin ziyadesinde yani artık bu saatten sonra prim dışında da çok önemli şeyler var. Yani futbolcu kardeşler de orada artık vitrinin de vitrini oluyor bu maçlar. Özellikle tüm Türkiye, tüm dünya sonuç olarak burada bir şampiyonluk mücadelesi var. Kimse Antalyasporu tabii ne durumdadır, şudur budur bakmaz ama... Biz tabii ki kendi koyun can derdinde önce bir canımızı kurtarmaya bakıyoruz. Ama futbolculuk arkadaşlarımız için de burası bir sonuç olarak bundan sonraki BK'lar için kendileri için bir vitrin olacak. Onları empoze etmeye çalışıyoruz. Hatırlatmaya çalışıyoruz. Zaten onu düşünüyorlar. Bu şekilde bir psikolojiyle oraya gelmeye çalışacağız. Tabii ki çok çok zor ama futbolda kesin diye bir şey yok. Küçücük de olsa bir şansınız var. Biz de bu şansı kullanmaya çalışacağız. 🗣Ertem Şener: Rıza Başkanım, Rasim Ozan'ın bir sorusu var. 🗣Rasim Ozan Kütahyalı: Sayın Rıza Başkan, çok başarılı bir turizmcidir. Ben kendisi tanımıyorum ama yaptıklarını biliyorum. İş hayatında başarılıdır. Bir de benim bildiğim, şimdi bu yüksel yıllarımın konuşulduğu için, Rıza Bey benim bildiğim kadarıyla Fenerbahçe'li. Yanılıyor muyum Rıza Başkan? Rıza Perçin: Yanılıyorsunuz. Değil mi? Şimdi maddi içerik konulara çok girmezsek. Bizim konsantrasyonumuz tamamen sürdü. İlker Yıldırım ve Asar Ali diye konuşulunca ben de bir şey yapmam. Ama hep burada Antalya Sporu esas küme düşmüş. Fenerbahçe düşecek bir şey yok. Antalya Sporu iki haftaya girelim. Sonra bu sezon ligde kaldıktan sonra Yeni sezonun planlamasını yapalım üzerine. 🗣Ertem Şener: Başkanım, başkanım ben topu alıyorum şimdi. Rasim, klasik Rasim Ozan Kütahyalı. Yani manasız bir şey yani. Abi adam diyor ki koyun can derdine kasap et derdine. 🗣Rıza Perçin: Bir şey söyleyeceğim. Sen şu anda Antalya Sporu'nun başkanı olsan. Rasim ben şöyle bir şey diyeyim o zaman kapatalım. Yok kapatmayalım başkanım. Yani ikinci şu anda ikincilik mücadelesi takımlardan Fenerbahçe ve Trabzon'a... Dolu dizgin giderken ilk çelmeyi takan da Antalya Spor. Doğru o da doğru. 🗣Ertem Şener: Bravo Rıza Başkan. Tebrik Rıza Perkin'e alkışlıyorum. Rıza Başkan. Fenerbahçe'li de olsa Antalya Spor. Abi Fenerbahçe'li değil ya yapmayın. Ya bir şey söyleyeceğim. Fenerbahçe'li değil. Bakın şu düşünceden kurtulalım. Abi şu düşünceden kurtulalım. Şu düşünceden kurtulalım. Rıza Başkan Antalyaspor'u yani küme düştü.

Galatasarayultrataraftar

98,290 次观看 • 3 个月前

Galatasaray Kocaelispor u diriltti İbrahim Seten: Başıma bir şey gelmeyecekse tamam diyeyim. Ben Galatasaray'da ilgili şunu söyleyeyim. 9 Şubat gecesi ben bu programda şey demişim. Clubhouse basılmış. Clubhouse basıldıktan sonra okan hoca oradaymış. Sonra başka yere gitmiş. Gitmemiş. Bir gazeteciye fotoğraf atmış falan diye bir şeyler yazmıştım. Ne gerek var demiştim. Ne gerek var dedim. Dışarıdaki krizi yönetemiyorsan sağ içi de krizi de yönetemezsin. Hoca dedim. Bayağı da ağır gittim. Okan Buruk benim yakın dostumdur. Ondan sonra biz Okan Hoca ile mesajlaştık program içinde. Okan Hoca buna çok gönül koydu. Benim konuşmama aslında. Ama ben o zaman da aynı şeyi söylemiştim. Kardeşim dost acı söyler. Ben burada her sevdiğimi koruyacaksam bu programı yapmamın manası yok. O zaman da dediğimin şu anda arkasındayım. Ben o zaman bu günleri görerek söylemiştim. Gerçekten sağ dışındaki krizleri yönetemiyorsan sağ içindeki hiçbir krize çözüm bulamazsın. Neyi bulamazsın mesela? Ya arkadaş Şimdi en basit soruyu sorayım. Icardi'yi söylüyorsun ya. Icardi kimdir abi? Galatasaray'ın 4. sezonunu geçirdiği. Değil mi? Galatasaray 4. sezonunu geçiren. Hacı'dan fazla gol atmış. Hacı'dan fazla gol atmış. En fazla gol atmış senin yabancı oyuncun. Tarihinin. Bu oyuncuyu bu kadar yerlere düşürmenin en fazla Galatasaray'a zararı var. Bunu da ben düşünecek değilim. Bunu Icardi de düşünemiyor gördüğüm kadarıyla. Maalesef Okan Buruk da düşünemedi. Şimdi Senenin elinde Osman gibi bir yıldız var. Anladık abi. Peki Osman bu sene 16 maçta ilk 11'de oynamış. 13 maçta da yok. Oynamamış. Bence yarı yarı. Yarı yarı yarıdasın. Yani %60 oynamışsa %40 oynamamış. Yahu sen bu %40'daki dakikaları elinde ikardi varsa, barışı istiyorsan... Saray kullanmak istiyorsan veya başka bir oyuncu niye yoksa onu da zaten sorgulamak lazım. Neden buna bir B modeli yapmadın sorusunun cevabını hiçbir Galatasaraylı'nın bildiğini zannetmiyorum. Ama günün sonunda şöyle bir şey oluyor. Sakatlamaz sakatlamaz bir şey olmaz dediğin salla pati bir oyun modeli kurduğun üzerine o sümen olmuyor. O sümen olmadığında Galatasaray artık haber değeri yok. Kazanamıyor. Kaybediyor. Icardi oyuna girdiğinde bugünkü gibi gözüküyor. Konuyla alakası kalmamız zaten. O da kendi intikamını almaya çalışıyor gördüğüm kadarıyla. Ama burada Galatasaray nereden nereye geliyor baba? Bu iş bak boş lafla yürümez. Mayıslar bizim diye hava atmayı biliyorsan Nisan'ın ilk üç maçında beş puan kaybetmeyeceksin. Sen Nisan'da böyle kaybetmeye devam edersen Mayıslar bir bakmışsın başkaları ne olmuş? Sen de en çok gurur duyduğu şeyi kaybetmişsin. Biraz ciddiye almaları lazım işi. Ben mesela bir sıfırdan sonra Şunu görüyorum. Bilmiyorum Haluk katırır mı? Ya 2'yi kovalamıyorlar. Göztepe'de 2-0'dan sonra kovaladılar mı ikinci yarı? Hadi 2'ydi 2-0'da filan 2-1'de. Yani orada bak 25 dakika çok büyük dayak yedik Alsay. Burada da bir şey var. 60'ındaki çocuklar yollamışlar. 60'da 75 arasındaki bölümde 59-74 arasındaki 15 dakikalık bölümde bütün istatistik veriler sıfır. Ya Kocaeli Spor'u son 6 maçın 4'ünü kaybetmiş Kocaeli Spor'u diriltmişsin ya. Şimdi ben Kocaeli Spor'u küçümsemek istemiyorum. Ben Kocaeli Spor'un da hangi şartlardan geldiğini filan da biliyorum. Yani çok büyük olanakları yok. Çok büyük oyuncuları yok. Ya baba şimdi 70. dakikada oyuna giren adamlara bakıyoruz. Yani şeyden sonra hamle oyuncularına bakıyorsun. Can Keleş Beşiktaş'ın gönderdiği Can Keleş değil mi? Evet. Hala Beşiktaş'ta onun. Kara Gümrüğün bile istemediği. Tayfur Bingöl yine Beşiktaş'ın oyuncusu olması lazım. Yok yok. Değil miymiş? Kocaeli almış onu. Kocaeli almışsa Tayfur Bingöl. Petkoviç. O da sakatmış. Ocaktan beri yokmuş. 19 Ocak'tan beri. 13 Şubat galiba. Neyse işte. O zamandan beri yok. İki aydır yok yani. İlk defa burada oynuyor. Abi adamlar Galatasaray'ı paramparça ettiler ya.

Galatasarayultrataraftar

53,020 次观看 • 3 个月前

MENZİL'DE NE OLDU? “Bu açıklama Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin mahdumları ve torunlarından edinilen bilgilerle hazırlanmıştır.” Soru: Menzil-i Şerif, meşrebi ve hizmetleriyle müslümanların gönlünde müstesna bir yerde duruyor. Merhum Gavs hazretlerinin ahirete irtihalinin ardından ortaya çıkan bugünkü tabloyu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bugün geldiğimiz noktada, Menzil’in hüviyeti zedelenmeye, sahip olduğu bütün değerlerin ve insanlığa teklif ettiği bütün çağrıların içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Buna neden olan saldırıların herhangi bir şekilde izahı mümkün olamaz. Bu saldırıların muhatabı olmak, ümmete böylesi bir görüntü vermek ve bütün çirkin iddialara cevap vermek zorunda bırakılmış olmak hayli üzücüdür. Merkad-ı Şerif’te medfun bulunan büyüklerimizin hayırları ve hatıraları bu derin üzüntünün temel sebebidir. Ancak onların hayırları hatırına bu tezviratları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Konunun bu seviyeye düşmüş olmasından dolayı aile çok üzgün. İki yıldır susuyorlar, “Sosyal medya üzerinden meselelerimizi tartışmayalım. Menzil’in, tasavvufun itibarına zarar vermeyelim.” diye gayret ediyorlar. Radyo, televizyon, dergiler, mobil uygulamalar ve daha birçok yayın aracı olmasına rağmen, imkanlar bu konulara alet edilmemiştir. Her biri kendi yayın mecrasında vakur bir şekilde faaliyetine devam etmiştir. Ama bu vakur tavra karşılık o kadar çok tezvirat yapıldı ki artık susmak neredeyse bütün o itham ve iftiraları tasdik etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle bugün kamuoyunu bilgilendirme vazifesi gereği bu gerçekleri paylaşıyoruz. Soru: Bu konular aile içerisinde görüşülüp çözülemez miydi? Menzil-i Şerif gibi bir belde, bugüne dek, her zaman çözümle anılmıştır. Ve bizler, bütün müminler gibi, her meselenin Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında âlimler eliyle çözülebileceğini biliyoruz. Zaten âlimler eliyle başlatılmış ve idare edilmiş meselelerin çözümsüz kalması akla uygun da değildir. İslâm’ın hükümleriyle yalın ve sorunsuz bir şekilde çözülebilecek meselelerimizin, bugün çirkin iftiralarla etrafı kalabalık hale getirilmiştir. Daha önce aralarında herhangi bir küslük ve ayrılık bulunmayan akrabaların, bu konuları çözmek üzere bir araya gelememesinin tek bir nedeni olabilir: Çözüm istenmemesi! Yoksa kardeşlerin birbirine, amcaların yeğenlerine, kayınbabaların damatlarına sorup da aslını öğrenemeyeceği ne olabilir! Gerçeği kolayca öğrenmek yerine söylenti ve dedikoduları -sırf işine geliyor diye- bilgi kaynağı olarak kabul etmek ve dillendirmek iyi niyetle asla bağdaştırılamaz. Buna karşılık iki yıldır iyi niyetle yapılan çağrıların, çözüm davetlerinin karşılık bulamadığına hepimiz istemeye istemeye şahit olduk. Mesele büyüklük ise rahmetli Gavs hazretleri her anlamda hepimizin büyüğü idi. Fakat işlerini bu şekilde çözmezdi. Bazı meseleleri istişare edeceği zaman beş oğlunu etrafına toplar, “Ben de sizden biriyim, hadi bu konuyu altı kardeş olarak istişare edelim.” derdi. İstişareye verdiği önemin dışında şeriata karşı çok hassastı. Her meseleyi hocalara sorardı. Töhmet mahallinden bile çok uzak durmaya gayret ederdi. Ahlâkı ve adaba bağlılığı dolayısıyla töhmet mahallinden bu denli uzak duran bir zatın arkasından bu tür meselelerin yaşanması hürmetsizlikten başka bir şey değildir. Aile büyüğü olduğunu söyleyenlerin Allah Teâlâ’nın net bir şekilde sınırlarını ve gereklerini bildirdiği akrabalık hukukunu bu denli ayaklar altına almaları da ayrıca hürmetsizliktir. Soru: Menzil köyünün 1971 yılında Gavs-ı Kasrevi Şeyh Seyyid Abdulhakim Elhüseyni kuddise sırruhu tarafından satın alındığını biliyoruz. Geçmişten günümüze Menzil köyünün gittikçe büyüdüğünü ve yenilendiğini müşahede ettik. Bu konudaki usul nasıldı? Tarihsel olarak bilinmektedir ki 1993 yılında irşada başlayan Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhu birkaç yıl sonra babalarının mirasını kardeşleriyle bölüşmüştür. Hatta kardeşlerine fazla fazla pay vermiştir. Dolayısıyla iddia edildiğinin aksine köyde şer’en durum çok açıktır. Köyün Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olan bölümleri bellidir. Lakin bu arsaların tapularında güvene dayalı olarak uzun yıllardır işlem yapılmamıştır. Rahmetli Gavs hazretleri, Menzil-i Şerif’i bir ziyaret beldesi olarak inşa ederken akrabalık hukukunu hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Ne kendini köyün ağası olarak görmüş ne de “ailenin büyüğü benim, ben ne dersem o olur” demiştir. Aksine projelerin detaylarını tüm taraflarla paylaşmış, nihayetinde proje alanında hak sahibi olanların rızaları doğrultusunda anlaşmalar yapılmış, üzerinde mutabık kalınan bedeller de ilgililere teslim edilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretleri hayattayken gerçekleştirilen yeniden inşa projesiyle Menzil çok müstesna bir görümüme kavuştu. Menzil’deki henüz tamamlanmamış olan inşaat alanları bu projenin devamı niteliğinde mi? Merhum Gavs hazretleri Menzil’in yeniden inşa sürecinde çok büyük emek sarf etmiştir. Menzil’in, mirasçısı olduğu geleneğe uygun bir görünüme kavuşması, geleneğin yaşayan bir temsilcisi olması ve ziyaretçilerin huzur ve güven içerisinde ziyaretlerini gerçekleştirmesi amacıyla oldukça zor bir vazifeyi üstlenmiştir. Allah Teâlâ kendisinden razı olsun. Yeniden inşa süreci 10 yıldır Menzil’in yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığı projeyle gündeme gelmiştir. Projeyi oldukça beğenen Gavs hazretleri, izni ve onayıyla inşa sürecini başlatmıştır. Bu kapsamda köy meydanındaki dükkanlar kaldırılmıştır. İçerisinde ilim meydanı, çorbahane, bedesten, kadınlar tarafındaki meydan, kadınların köy meydanına girmeden Merkad-ı Şerifi ziyaret edebilecekleri mahremiyete uygun alanları barındıran güzel bir proje hayata geçirilmiştir. Yazlık cami yeniden inşa edilmiş ve Merkad-ı Şerif büyük bir onarımdan geçirilmiştir. Taç kapılar dahil bütünlüklü bir mimari ince ince işlenmiştir. Nihayetinde Menzil, bugünkü çehresine kavuşmuştur. Yine bu süreçte ilgili alanlardaki hak sahipleriyle anlaşma yapılmış ve kendilerine hakları teslim edilmiştir. Gavs hazretleri vefatından evvel tamamlanmış projeyi bizzat görmüş ve çok mutlu olmuştu. Fakat özellikle hanımlar tarafında ve caminin batı tarafında projenin tamamlanması gereken bölümleri bulunmaktaydı. Bu ihtiyaçların giderilebileceği ölçüde alan kalmadığından proje, köy içindeki yerleşim alanlarında değişiklik yapılmasını gerektirmişti. Hangi yapıların nerelere yapılacağı ve tamamlanan birinci etaba nasıl ekleneceği projelendirilerek Gavs hazretlerine sunulmuştu. Proje alanındaki şahıslara ait mülkler, bu mülklerin metrekareleri ve bedelleri hesaplanarak bir tablo haline getirilmişti. Daha önceden yapıldığı üzere, 2021 yılının ocak ayında projeye dahil edilecek alanlar, ilgili tüm taraflara gösterilmişti. Projeye ve satın alınacak alanların değerlerine itiraz edilmemiştir. Gavs hazretleri bu alanları şahsi hesabından ödeyerek satın almış ve projeyi başlatmıştır. Projede kadınlar çorbahane ve şadırvan, Kız Kur’an Kursu, dergâh ve misafirhane ile görevliler için yatakhane planlanmıştı. Caminin hemen yanında ise Gavs hazretlerine misafirlerini ağırlayabileceği divan, evlatlarına birer divan, âlimlere bir divan ve Gavs hazretlerinin tanıdık misafirlerine hususi yemekhane planlanmıştı. Herkesçe bilinen ve süreçleri başlatılmış olan bu proje devam ederken Gavs hazretleri ahirete irtihal etmiş ve çalışmalar durmuştur. Allah Teâlâ rahmet eylesin, makamlarını âli eylesin. İşte, çalışmaları devam eden bu alanlar daha sonradan tezviratların konusu haline getirilmiştir. Gavs hazretlerinin bu ikinci etapla ilgili yapmış olduğu akitler, “akd-i fasid” yani geçersiz akit ilan edilmiştir. Gavs hazretlerinin kardeşlerinden satın aldığı yerler bu iddiayla “dede mirası” olarak nitelendirilmiş ve hukuksuz işlemler bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretlerinin gezip beğendiği bu proje, ahirete irtihalinin ardından neden tamamlanamadı? Menzil’de devam eden projelere taziyeden dolayı 15 günlük bir ara verildi. Sonra tekrar inşaata başlandı. Sonra Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni haber göndererek “Burası mirastır, miras meselesi çözülene kadar inşaatı durdurun.” demiştir. Bunun üzerine inşaat durmuştur. Daha sonraları kardeşlerin bir araya gelerek yaptığı görüşmede Gavs hazretlerinin inşaattan dolayı borcu olduğu, öncelikle bu borcun ödenmesi gerektiği konuşulmuştur. Tüm kardeşler mutabık kalmış, “öncelikle Gavs hazretlerinin borcu terekeden ödensin” denilmiştir. Bu zaten şer’i bir gerekliliktir. Bundan hareketle Gavs hazretlerinin borcu köydeki şahsi terekesinden ve şirketlerindeki varlıklarından ödenmiştir. Kasayla ilgili yapılan tezviratın da aslı bundan ibarettir. Bu tezvirat da Gavs hazretlerinin hastalığı döneminde 7 yıl boyunca bilfiil kendisine hizmet eden, fedakârca yanından ayrılmayan, hususi işlerini takip eden torunu Seyyid Galib Elhüseyni ile ilgili ortaya atılmaktadır. Seyyid Galib Elhüseyni aynı zamanda Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin damadıdır. Gavs hazretlerinin sağlığında kasasının anahtarı da Seyyid Galip Elhüseyni’de mahfuz idi. Ahirete irtihalinden sonra öncelikle borçlarının ödenmesi gerektiği konusunda tüm evlatları mutabık kalınca, kasasındaki şahsi parası ve şirketlerinden bir miktar varlığı ile bu borçları ödenmiştir. Kasanın açılmasına ve sayılmasına yıllardır Gavs hazretlerinin hanesinde görev yapmış ve Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisaplı olan bir kişi de şahit olmuştur. Bunlarla alakalı Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye bilgilendirme yapılmış, raporlar sunulmuştur. Devam eden süreçte kendisine verilen bilgilerin ve aileye dair mahrem meselelerin sosyal medyadan paylaşılmaya başlamasıyla birlikte rapor verilmekten imtina edilmiştir. Lakin her şey kayıt altındadır. Konuyla ilgili Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından sonraki aylarda, “Gelin inşaatları birlikte yapalım.” denilmiştir. Akabinde “Bu inşaatı ben yapacağım ama projeye sadık kalacağım.” denilmesine rağmen ilerleyen haftalarda “Proje tanımam, ben istediğim gibi yapacağım.” denilmiştir. Devamında “Ben bu köyün ağasıyım, bunu herkese duyurun, bilsinler, ben ne dersem o olacak!” söylemleri, aslında yaklaşımın ne olduğunu kamuoyuna net bir şekilde göstermiştir. Söz konusu proje, başta Gavs hazretlerinin ihtiyaçları düşünülerek hazırlanan ve Gavs hazretlerinin tüm evlatlarına tahsis edilmiş alanları içeren güzel bir projeydi. Lakin bu proje Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından akamete uğratılmış ve sonrasında kendi uhdesindekilere hizmet edecek bir bina inşa edilmiştir. Bu şekilde Gavs hazretlerinin evlatları yok sayılmış, kendilerine tahsis edilmiş alanlara el konulmuş, bunun yerine kendi çocuklarına ve yakınlarına odalar ve ofisler yapılmıştır. Üstelik bu yapılırken Rahmetli Gavsımızın ve Menzil’in ismi kullanılarak sosyal medya üzerinden para toplanmış ve “cami için” denilerek toplanan bu paralarla içinde şahsi ofislerin bulunduğu garabet bir bina inşa edilmiştir. Menzil köy projesine verilen zarar bu binayla da sınırlı kalmamış, yeni dükkanlar, proje kapsamında olmayan yapılar inşa edilmiştir. “Sofiler rahat etsin diye yaptık” denilen bu yere kim girebiliyor, diye sormak lazım. Son olarak Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerinin çok beğendiği, Menzil projesinin sembolü olan taç kapı sökülmüştür. Şimdi hangi vicdan ehli bu yapılanı haklı görebilir! Bundan sonra, bu işi yapanların yeni girişimlerinin ümmetin menfaatine olacağına kim inanır? Üstelik son günlerde türlü manipülasyonlarla “kadın dergâhı yapacağız” diyerek zapt etmeye çalıştıkları bina aslında “çorbahane ve şadırvan” olarak tasarlanmış ve kaba inşaatı bitmiştir. Asıl proje ihtiyaçlara cevap verecek ve herkesi memnun edecek bir proje iken bu projenin müdahalelerle bozulması, ümmetin zararına değil midir? Ümmet lafını dillerinden düşürmeyenler ümmete en büyük zararı verdiklerinin ne zaman farkına varacaktır… Soru: Bu yaklaşım şer’i olarak nasıl temellendirilmektedir? İnşaatların bulunduğu arsaların tamamı Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olduğu için burada bir şer’i mesuliyet ortaya çıkmaktadır. Miras paylaşılmadan söz konusu alanlara inşaat yapmak caiz değildir. Bunu kendileri de bildikleri ve hak sahiplerinin rızası olmadığı söylendiği halde caminin batısındaki alana bahsi geçen garabet binayı inşa etmişlerdir. Caminin batısındaki inşaat ve alanlardaki şer’i mesuliyetten dolayı, yıllar önce Gavs hazretleri tarafından yapılmış akdin geçersiz olduğu iddiasını ortaya atmışlardır. Ve amcaların üzerindeki arsaların resmiyeti kendi üzerlerine geçirilmiştir. Oysa daha önce belirtildiği ve delilleri gösterildiği üzere arsalar Gavs hazretleri tarafından bizzat satın alınmış, lakin tapu resmiyetinde güvene dayalı olarak bir işlem yapılmamıştı. Bu girişimle birlikte arsalarını satan amcaların parasını iade etmek istemişler; bunda muvaffak olamamışlardır. Çünkü Rahmetli Gavsımızın ahirete irtihalinden sonra onun akdinin geçersiz olduğunu iddia etmek ona yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Zira yapılan akdin üzerinden yıllar geçmiş, yapılar yıkılmış, yerine inşaata başlanmıştır. Bu akdin geçersiz sayılmasının hiçbir şer’i ve hukuki karşılığı yoktur. Söz konusu alanın bedelleri ödenerek alındığına dair dekontlar bunun ayrıca delilidir. Kaldı ki arsaların üzerindeki inşaat bir gecede yapılmış olamayacağına göre, Gavsımızın vefatına kadar bu inşaata bir itiraz olmaması da bu arsaların Gavsımız tarafından satın alındığının en büyük akli delilidir. Gündeme dahi getirilmesinden hicab edilmesi gereken bu konu maalesef kişisel arzular için gündeme getirilmiştir. Bunun üzerine Menzil’de toplanan 3 halifeden oluşan hakem heyeti tarafından, caminin batısındaki alanlarla ilgili olarak iddia sahiplerince ortaya atılmış “akd-i fasid” iddiası tetkik edilmiştir. Ve taraflar bir araya getirilerek beyanları dinlenmiştir. Soru: Şer’i Hakem Heyeti bu konuyu nasıl tetkik etmiştir? Onların bu konudaki kanaatleri nedir? Şer’i Hakem Heyeti dört kardeşin davetiyle köye gelmiş, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye durumu iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, Şer’i Hakem Heyeti başkanı Seyda Molla Nezir’in ısrarlı davetlerine kabul edilmesi zor bir şartla karşılık vermiştir. Koştuğu şart şudur: “Herkesin önünde olacak, camide olacak!” Hem hakem heyeti tarafından hem de kardeşleri tarafından “bu işin yeri cami değil” denilmesine rağmen şartında ısrar etmiştir. Bu ısrarın neticesinde fitnenin ortadan kaldırılması umuduyla camide hakem heyeti toplantısı yapılmıştır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Çekin, bırakın çeksinler” şeklinde görüntülere yansıyan telkinleriyle görüşme kayıt altında gerçeklemiş, haberlere konu olmuştur. Oluşan nahoş manzaraları bir kenara bırakırsak o toplantıda herkesin önünde hakemlere yetki verilmiştir, imzalar atılmıştır. Hakem heyeti taraflardan birer komisyon görevlendirmesini istemiştir. Komisyonlarla çalıştıktan sonra köydeki ihtilaf ve ittifak noktalarını bir liste olarak hazırlamıştır. Ve köyün batısındaki alanlarla ilgili olarak ortaya atılan “akd-i fasid” iddiasını tetkik etmeye karar vermiştir. Bununla ilgili bir “şer’i toplantı” tertip edilerek tüm taraflar toplantıya davet edilmiştir. Toplantıda tarafların beyanları alınmıştır. Tarafların hocaları, muhatapların bizzat kendisi ve şahitler dinlenmiştir. Toplantıda hakem heyeti ve taraflara; söz konusu harita, bedelleri gösteren tablo ve amcaların Nisan 2021’de müdürleri üzerinden ödemeyi aldığının dekontları sunulmuştur. Dekontları imzalayanların sözlü beyanlarına başvurulmuş ve bütün bunlar şahitlerin anlatımlarıyla tasdiklenmiştir. Meselenin aslında çok açık olduğu orada anlaşılmıştır. Aynı akşam hakem heyeti tarafların hocalarını dinlemiş; sorularına cevap vermiş, ilmi müzakereler yapılmıştır. O toplantıda hakem heyeti kanaatini net bir şekilde ifade etmiş, akdin geçerli olduğunu, yani arsanın Gavs hazretlerine ait olduğunu beyan etmiştir. Hocalara tarafsız şekilde hareket etmeleri, haktan yana tavır takınmaları ve tarafgirlik yapmamaları gerektiği hatırlatılmıştır. Yapılan uzun soru cevaplardan sonra “akdin fasid olduğunu savunanlar” dahil heyetin büyük çoğunluğu akdin geçerli olduğu kanaatine varmıştır. Bunların arasında daha önce “akd-i fasid hükmü” veren hocalar dahi vardır. Bu kanaatlerini sözlü olarak ikrar etmişlerdir. Hakem heyeti bu kanaatleri tutanak altına almak istediğinde ise hocalar “Biz sözlü olarak kanaatimizi söyleriz ama imza atmayız. Siz hükmünüzü verebilirsiniz.” demiştir. Lakin hakem heyeti mevcut fitne ortamından dolayı toplantıya iştirak eden tüm hocaların aynı kanaate varmasını ve bunun tutanak altına alınmasını istediği için ertesi gün devam etmek üzere toplantıyı bitirmiştir. Maalesef ertesi gün aldıkları talimatla çoğu toplantıya iştirak etmemiştir, gelen birkaç kişilik temsilci komisyonun artık toplantılara gelmeyeceğini ifade etmiştir. Bunun sebebi ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi temsil eden bir hocanın toplantının mahremiyetine yönelik yapılan yemini hiçe sayarak gidişat hakkında kendi mürşidine bilgi vermesidir. Bu da çalışmanın akamete uğramasına neden olmuştur. İstedikleri çıkmadıkça hakikate bile sırtına dönebilen bu yaklaşımla; herkesin huzurunda kendileri tarafından hakemlere verilen yetki kapalı kapılar ardında geri alınmıştır. Ve süreç maalesef daha karmaşık hale getirilmiştir. Peki neden böyle yapılmıştır? Yapılan hukuksuzluk ilmen tasdik edildiğinde düşecekleri durum oldukça vahim bir durumdur. Fakat iddia sahipleri kararın açıklanmasından önce süreçten çekilerek bu sorumluluktan kurtulmuş olduklarını zannetmişlerdir. Hatta yakın zamanda geçersiz olduğu tasdiklenen görüşlerinde ısrar ederek tüm varislerin bulunmadığı bir ortamda, vefat eden varislerin evlatlarının tamamından vekalet almadan, kendi aralarında kura çekerek sözde bir taksimat dahi yapmışlardır. Ve bunu sosyal medyada paylaşmışlardır. Hakem heyeti tarafından tasdiklenen akdin geçerli olduğu gerçeği Gavs hazretlerinin evlatlarına 1/6 oranında pay düşmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden haksız bir biçimde akdin fasid olduğu iddiasında ısrar edilerek bu pay resmi tapu değişiklikleriyle %50’nin üzerine çıkarılmaya çalışılmaktadır. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var. Kendi savundukları görüşe göre dahi yaptıkları caiz değildir. Kendi savundukları görüşe göre hakim hisse olsalar bile diğer mirasçıların rızası olmadan inşaat yapmak caiz değildir. Alimlerce kebair günah olarak nitelendirilmektedir. Bu durum hem inşaatı inatla sürdürenleri, hem göz yumanları, hem destek olanları vebal altına sokmaktadır. Ümmetin saf temiz duygularına hitap eden birtakım duygusal söylemlerle insanları günaha sokmak büyük bir sorumsuzluktur. “Ben büyüğüm, ben ne dersem o olur” tavrının bir devamı olarak âlimlerimize karşı söylenen “Sizi ilgilendirmeyen işlere burnunuzu soktunuz!” cümlesi, hukuk tanımazlığın geldiği seviyeyi açıkça göstermektedir. Hak, hukuk, hakikat kavramlarının tekelleşmesi söz konusu değildir. Eğer adalet ve doğruluk isteniyorsa, ilme ve ilim ehline müracaat etmek gerektiği de herkesçe malumdur. Adalet ve doğruluktan kaçınmak ise toplumda güven ve huzur ikliminin varlığını tehdit etmektedir. Soru: Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin evi hakkında bazı ithamlar gündeme getirilmektedir; evi neden ve nasıl oraya yapılıyor? Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Seyyid Mübarek Elhüseyni’nin halihazırda köyde evi yoktur. Rahmetli Gavs hazretlerinin evlatlarından evi olmayan tek kişi de odur. Çünkü evi şu an el konulmak istenen bayanlar çorbahane binası civarında idi. Proje kapsamında yıkılmıştır. Evini yapacağı yer Gavs hazretleri tarafından belirlenmiştir. Bu da Gavs hazretlerinin torunlarına ev yeri tayin ettiği zamanlara tekabül etmiştir. Misalen; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ve oğullarının evlerinin olduğu yerler Gavs hazretlerinin şahsi mülklerinden verilmiş ve Gavs hazretleri tarafından inşa ettirilmiştir. Bu da ailenin bir geleneğidir. Menzil’de mirasa konu olan ve ailenin kullandığı tüm evler Gavs hazretlerine aittir. Bunu tüm evlatları ikrar etmektedir. Gavs Hazretleri ahirete irtihal edince köydeki miras taksiminde evler bahsi açılmıştır. “Kuraya girmesin herkes kendi evinin sahibi olsun. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna birer ev, Seyyid Muhammed Masum Elhüseyni’nin iki oğluna birer ev verilmek suretiyle sulh olsun.” denilmiştir. Tüm kardeşler tarafından bu kabul edilmiştir. Eğer bu sulh kabul edilmiyorsa o zaman herkesin evinde her mirasçının hakkı vardır. Kendi evleriyle ilgili konuyu gündem etmeyip Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna yapılmakta olan iki evi sosyal medyada yaymak; halka açık meclislerde bu konuyu şaibeliymiş gibi lanse etmek bir mümine yakışmaz. Üstelik bu anlattıklarımızın en büyük şahidi bu söylemlerin sahibi olan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’dir. Bu şahitliği kendisine sorulduğunda inkar etmemiştir. İlk aylardaki beyanlarında bunlar yazılıdır. Bu şahitliğini kısaca anlatmak gerekirse: Kadınlar dergâhı için köyün batısındaki arsalar maliklerden Gavs hazretleri tarafından satın alınmıştır. Binalar da yıkılmıştır. Artık arsa Gavs hazretlerinin mülkü haline gelmiştir. O da diğer evlatlarına ve torunlarına yer verdiği gibi oğlu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve torununa şu an evin bulunduğu noktayı işaret ederek yer vermiştir. Kadın dergâhı projesinin Gavs hazretlerine gösterildiği gün Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni de odaya gelmiştir. Bunun üzerine projenin kendisine de gösterilmiştir. Proje incelendikten sonra Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri “Bak Saki, Seyyid Mübarek’e ‘Aşağıdan ne kadar alıyorsan al, ne kadar büyük bir ev yapacaksan yap.’ dedim. Ona kimse karışmasın.” buyurmuştur. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Ona kim karışır baba.” demiştir. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verdiği yeri defaten farklı meclislerde söylemiştir. Buna tüm aile şahittir. Bu konuda tüm aile ittifak halindedir. Buna Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bizzat şahit olmasına rağmen, taziyeden sonra kendisine gelen heyetler konuyu sorduğunda ikrar ve tasdik etmesine rağmen, bugün bu ithamlarda bulunmaktadır. Kendisi ve oğullarına Gavs hazretlerinin terekesinden verilen arsa miktarı Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verilenden daha fazla olmasına rağmen bu ithamlarda bulunmak kardeşlik hukukuna sığmaz. Bu ithamların amacı farklıdır. Yapılan usulsüz müdahaleleri ve şeriatsızlıkları gizleme çabasıdır. İyice bilinmelidir ki sürekli değişen slogan ve gerekçelerle yapılan hukuksuzluklara, insanların şahsiyetine ve haysiyetine; dahası ailelerin mahremiyetine dönük gerçekleşen çirkin saldırılara ortak olmak şöyle dursun, sessiz kalmak dahi Hak Teâlâ katında büyük vebaldir. Bu vebal “ümmetin malı”, “dede mirası”, “tapulu mülk”, “köyün ağası”, “ailenin büyüğü” gibi ifadeler öne sürülerek ortadan kaldırılamaz! Soru: Menzil’deki ihtilaflardan birisi de İlim Meclisi olarak yapılan, lakin ısrarla Taziye Evi olduğu savunulan mekanla ilgilidir. Bu mekan ne için inşaa edildi? Halihazırda ne olarak kullanılmaktadır? Özellikle tarihteki tekke – medrese tartışmalarını düşündüğümüz zaman Nakşibendiliğin Halidi kolu medrese ve tekkeyi; ilim ile ameli tek çatı altına toplamıştır. Halidilik geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Menzil’de de binden fazla talebe ilim tedris etmekte idi. Şimdiye dek buradan yüzlerce alim yetişmişti. Buradaki birikimin yaygın eğitime aktarılması, ziyarete gelen kişilerin namaz arası vakitlerinde de ilimle, sohbet ile meşgul olması için bir mekan hayal edildi. Bu hayal, köyün yeniden inşa projesinde vücut buldu. Rahmetli Gavsımızın görevlendirmesiyle 10 yıldır köyün yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, köy meydanını yeniden tasarlarken dükkanları tamamen kaldırmış, meydanın arka tarafında bir bedesten içine toplamıştı. Menzil’in irşadla, tövbeyle, ilimle, kitapla, sohbetle anılmasından mütevellit meydanında da ilim olması gerektiğini düşünmüştü. Bu yüzden meydana adıyla ve işleviyle bir İlim Meclisi kuruldu. Açıklamaların devamını videodan izleyebilirsiniz. #menzil #tasavvuf #tarikat

Menzil Yolu Teyit

176,004 次观看 • 1 年前