Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Normal bir ülke Noel arifesini ailesiyle kutlayıp Noel özel programları izlerken, Türk kanallarında , Jolani'nin Türkiye'nin milyonlarca Kürt'ü etnik olarak temizleyip Rojava’yı yok etmek için devam eden askeri operasyonuna katılması ve NATO Ortak Askeri Sembolleriyle saldırı planları ve her şeyle birlikte koltuk generallerinin ağzının suyu akarak konuşuyor.

259,292 views • 1 year ago •via X (Twitter)

9 Comments

Muhsin Hacıosmanoğlu's profile picture
Muhsin Hacıosmanoğlu1 year ago

@ozgurtoprak8303 Bunlar bu kadar ocları işte Kürt halkına nefreti gösteriyorlar

M.a.K's profile picture
M.a.K1 year ago

@ozgurtoprak8303 @ozgurtoprak8303 Büyük bir keyifle izliyoruz, sende kudur .

Güne bir söz bırak's profile picture
Güne bir söz bırak1 year ago

@ozgurtoprak8303 Batmış bir ülkede başka ne konuşulur? Siyasete hizmet için mecburen bir savaş konuşacaklar içerde ki millette aptal 😅 kazığı markete girince görüyor anca çünkü beyin yok.

Steve Kurdistan's profile picture
Steve Kurdistan1 year ago

@ozgurtoprak8303 Ypg kartı, izleyicileri ypg'nin Suriye'de gerçekte olduğundan daha az araziye sahip olduğu iddiasını manipüle etmek için ekstra küçük hale getirildi. İşte doğru kart:

DOGAL⚖️🏳️'s profile picture
DOGAL⚖️🏳️1 year ago

@ozgurtoprak8303 TR de hem milliytçi, ulusalcı hem de sünni islamcı Türklerin kahir ekseriyeti ırkçı ve Neo- Osmanlıcıdır. Kendilerinden başka hiç bir etnisiteye veya inanışa söz hakkı vermek istemezler. Ellerine fırsat geçer geçmez boyunduruklarına almak isterler. Planlar bunun içindir.

Reşat Akıncı's profile picture
Reşat Akıncı1 year ago

@ozgurtoprak8303 En son ana kadar da Esad da görevi başında ve Suriye'de kimseye bir çakıl taşı vermeyeceği ve mevcut yasalar en iyisi. Herkes gelip adalete teslim olsun diyordu... Be oldu peki.... Zaman gösterecek zalimlerin çarkının nasıl ters döndürüleceği....

Serkan Korkmaz's profile picture
Serkan Korkmaz1 year ago

@ozgurtoprak8303 Kürtlerle teröristi karıştırma, sizin içinizde hain Türk teröristler de var onlarda temizlenecek

zulfukar's profile picture
zulfukar1 year ago

@ozgurtoprak8303 Kur'anima yalan atisiniz...

BorsaEjderi's profile picture
BorsaEjderi1 year ago

@ozgurtoprak8303 İşte Türkiye’nin farkı 👊👊👊🇹🇷🇹🇷

Related Videos

YENİ — Pentagon’da Tümgeneral’e iki soru sordum 1- Savunma Bakanı Güler 3 komando tugayı ile DAEŞ’le mücadele edilebileceğini ve DAEŞ hapishanelerinin kontrol edilebileceğini söylüyor. Bunlar sizin endişelerinizi çözer. Neden kabul etmiyorsunuz? Güvenmiyor musunuz, inanmıyor musunuz yoksa SDG ile özellikle çalışmak mı istiyorsunuz? 2- Dışişleri Bakanı Fidan YPG için “ya feshedilirler ya da yok edilirler” diyor. ABD askeri olarak müdahale edecek mi? Türkiye bunu çok net bir şekilde vurguluyor, “yok edilecekler.” Ya da bizimle çalışabilirsiniz ve Suriye’deki DEAŞ sorununu çözebiliriz Tam cevaplar: +Türk Savunma Bakanı, Ankara’nın Washington’a, DEAŞ’la mücadeleye yardımcı olmak ve aynı zamanda IŞİD militanlarının ve ailelerinin tutulduğu hapishanelerin kontrolünü sağlamak için üç komando tugayı tahsis edebileceklerini önerdiğini söyledi. Bunlar şu anda sizin en büyük endişeleriniz, özellikle Esad rejiminin düşüşünden sonra. Bu sizin NATO müttefikiniz. ABD ile Türkiye arasında böyle bir ortaklık olsa, NATO’daki en büyük iki ordu bunlar, neden birlikte hareket etmiyorsunuz? Bu sadece bir güven eksikliği mi? Onlara inanmıyor musunuz, yoksa özel olarak SDG ile çalışmayı mı tercih ediyorsunuz? -Türkiye çok değerli bir NATO müttefikidir ve Suriye’deki duruma ve IŞİD gibi bölgesel güvenlik çıkarlarına ilişkin olarak iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyoruz. ABD’nin kuvvet konuşlanması veya IŞİD’i yenilgiye uğratma misyonuna yönelik yaklaşımımızda herhangi bir değişiklik açıklayacak durumda değilim, ancak Türkiye ve bölgedeki diğer ortaklarımızla bu konuda konuşmaya devam edeceğimizden eminim. +Türk Dışişleri Bakanı, YPG’nin, ya da sizin SDG olarak adlandırdığınız yapının ya kendini feshedeceğini ya da Suriye’de yok edileceğini söyledi. ABD bu noktada askeri olarak devreye girecek mi? Bu soruyu daha önce de sormuştum, çünkü Türkiye bunu çok net bir şekilde vurguluyor, “yok edilecekler.” Ya da bizimle çalışabilirsiniz ve Suriye’deki DEAŞ sorununu çözebiliriz. Bu açıklamaya, bu tavra nasıl yaklaşıyorsunuz? -Dışişleri Bakanı’nın açıklaması hakkında yorumum yok. Söyleyebileceğim daha önce aktardığım şeydir, yani SDG önemli bir ortak olmaya devam etmektedir. Geçmişte gördüğümüz üzere DEAŞ veya IŞİD’in neler yapabileceğini hatırlamak önemlidir ve onların yeniden güçlenmesini engellemenin hepimizin çıkarına olduğu açıktır. Türkiye’deki muhataplarımız ve bölgedeki diğer aktörlerle, IŞİD ile ilgili zorluklar, SDF ve onların IŞİD’in yeniden dirilmesini önlemedeki devam eden önemli rolü hakkında görüşmeler gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Bu görüşmeleri sürdüreceğiz.

Yunus Paksoy

672,469 views • 1 year ago

🇹🇷🇬🇷🇺🇸🇮🇱🇫🇷 Büyükelçi, Yunanistan'ın ana stratejisini açıkladı: "Türkiye'nin saldırılarına 48 ila 72 saat dayanabilirsek müttefiklerimiz devreye girer ve kurtulabiliriz." Yunanistan'ın emekli İran Büyükelçisi George Aifantis şöyle devam etti: "Ancak artık şartlar değişti. Uluslararası hukuk yok. ABD ve NATO müdahale etmek istemiyor. AB de Türkiye'ye kucak açıyor, onu ucuz iş gücü ve ana üretim merkezi olarak görüyor. Özellikle de savunma sanayii sistemlerinin üretimi için. AB bizi toplantılara davet etmeye bile tenezzül etmiyor." "Müttefiklerimiz bizi kurtaracak fikri çökmüş durumda. Kendi kendimizi kurtarmalıyız." "Siyasi çevrelerde giderek artan bir kesim 'Türkiye çok güçlü, neredeyse yenilmez. O halde gidip elini öpelim.' demeye başladı." DEĞERLENDİRME: Videodaki kişisel görüşler sakın ola bizlerde "Dirençleri kırılıyor, yakında Türkiye'ye teslim olacaklar." gibi bir fikir oluşturmasın. Uluslararası ilişkilerde bir "paradigma değişimi" yaşanıyor. ABD ve AB'nin yeni davranışlarını izleyen Yunanistan şu anda bir şaşkınlık yaşıyor. Ama en kısa sürede bu şaşkınlığı atlatıp aşağıda anlatacağım gibi kalıcı bir politika değişikliğine gitmelerini bekliyorum: Öncelikle sadece NATO ve AB'ye güvenmekten vazgeçecek, onlara ilaveten karşılıklı askeri koruma da içeren ikili veya üçlü ittifaklara yöneleceklerdir. Türkiye'den daha güçlü olduklarını düşündükleri ülkelerle yapacakları bu ittifaklarla Türkiye karşısında mutlak bir caydırıcılık sağlayacaklarını hesaplayacaklardır. Bu ülkelerin askeri güç ve kararlılık sırasına göre ABD, İsrail ve Fransa olacağını değerlendiriyorum. Çünkü bu 3 ülke de hem askeri gücünü kullanmakta diğerlerine kıyasla daha iştahlı hem de genel manada Türkiye karşıtı duruşlarıyla dikkati çekiyor. 1)ABD: Yunanistan, özellikle son yıllarda ABD'ye çok sayıda askeri üs vermiş durumda, prensip olarak ABD ne talep ederse karşı çıkmadan kabul ediyor. Ancak Trump'ın ne yapacağını tam olarak kestiremedikleri için şu anda bir tereddüt ve ikilem yaşıyorlar. Ama eski "güzel günlere" dönmek için, koruma karşılığında ABD'ye gereken tüm imtiyazları vermekten çekinmeyeceklerdir. 2)İsrail: İsrail'in ,Türkiye ile adeta bir soğuk savaş yaşaması ve her Türk projesini baltalamak istemesi Yunanistan için bulunmaz bir fırsat. Ayrıca İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan ortak doğalgaz ve elektrik hattı projeleri onları doğal ortak yapıyor. Ayrıca İsrail ile anlaşarak dolaylı olarak ABD korumasını da garantilemek isteyeceklerdir. 3)Fransa: Son gelişmeleri⁽¹⁾ müteakiben eskisi kadar gözü kapalı güvenmeseler dahi, Fransa'nın Türkiye'yi tehdit olarak görmesi, AB desteğini almak istemeleri, ReArm programı dahilinde AB'deki en önemli silah üreticisinin Fransa olması gibi sebeplerden dolayı Fransa'yı her zaman yedekte tutacaklardır. Yunanistan, işlerini garantiye almak için, her üçüyle de çok yakın ilişkiler kuracaktır. Bunun yanında büyük güçlerin tamamlayıcısı olarak, bölgesel sorunlarda destek gerekebilecek zamanları da düşünerek, çıkarları için; Mısır, Suudi Arabistan, BAE, vb. ülkeler ile de mecburen yakın kalacaktır. Açıklamalar: (1): Meteor füzesi satışında, Fransa'nın kendi çıkarlarının her şeyden önemli olduğunu açıklayıp Yunanistan'ın veto isteğini reddetmesi. (Videonun tamamı için:

Turan Oguz

55,293 views • 1 year ago

Ümit Özdağ: "Bir gelişme de Suriye'de devam eden YPG PKK'yla Şam hükümeti arasında Paris'te sürdürülen İsrail, Suriye görüşmelerine paralel olarak Şam'da gerçekleştirilen görüşmeler YPG'nin taleplerinden anlıyoruz ki Cumhur İttifakı'nın Öcalan ve PKK'yla müzakereleri başlattığı andan itibaren Türk milletine yapmış olduğu açıklamaların hiçbirisi gerçek değildir. YPG dağılmayacak, dağılmaya niyeti yok, silah bırakmayacak, bireysel olarak Şam rejimine katılmayacak ve üniter devlete dönüşü kabul etmiyor. Nüfusun çok küçük bir bölümünü oluşturan yani 1,5 milyonluk bir nüfusla ülkenin yüzde 35’ini kontrol ediyorlar. PKK YPG ülkenin yüzde 35’ini kontrol ederken iktidarın yüzde 40’ını talep ediyor. Hem Şam'ın kendi işgal ettiği bölgeye askeriyle, polisiyle, memuruyla girmesini engelliyor hem de PKK, YPG temsilcilerinin Şam'da, hükümette ve askeri ve sivil bürokraside üst düzeyde olmasını arzu ediyor. Bunun Türk halkına Cumhur İttifakı tarafından nasıl anlatılacağını Zafer Partisi olarak çok merak ediyoruz. Hani PKK bütün unsurlarıyla dağılacaktı. Hani KCK, YPG, PEJAK, PCDK da PKK'yla birlikte varlığına şartsız son verecekti? Durumun her geçen gün Türkiye'nin olağanüstü şekilde aleyhine geliştiğini artık vicdanlı AK Partililer bile görüyor ve ifade ediyorlar. Bunlardan bir tanesi eski milletvekili ve gazeteci Şamil Tayyar yapmış olduğu açıklamada hadisenin Türkiye'nin aleyhine geliştiğini ifade ediyor. Biz de iktidarı Zafer Partisi olarak bir kez daha uyarıyoruz. PKK'ya ve Öcalan'a güven olmaz. Terörle müzakere edilerek sonuç alınmaz. Terörle ancak mücadele edilerek sonuç alınır."

Haberiniz

45,290 views • 7 months ago

Bir Türk vatandaşı DNA testi yaptırıyor ve "içinde tek damla Türk geni yok" raporuyla karşılaşıyor. Bugün bu testi Türkiye'de 100 kişiden 90'ı yaptırsa benzer sonuçlarla yüzleşebilir. Anadolu, binlerce yıldır dünya kavimlerinin gelip geçtiği, karıştığı, kaynaştığı bir coğrafya... Bu topraklarda "Türk" diye saf bir genetik havuzdan söz etmek mümkün değil. Mustafa Kemal Atatürk bunu 90 yıl önce gördü. Onun için "Ne Mutlu Türk'e" demedi; "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" dedi..! Çünkü bildiği şuydu: Bu topraklarda "Türklük" asla bir kan meselesi, bir soy meselesi olmadı. Bir ülkü meselesiydi, bir ortak gelecek iradesiydi... Ne yazık ki 100 yıldır bir kısım devlet aklı bunu anlamamakta direndi. Türklüğü etnik bir üstünlük, bir çatı zorbalığı, bir "öteki" üretme aracı hâline getirdi. Safkanlık masalları anlattı; "kanımız" dedi, "soyumuz" dedi. Özellikle milliyetçi siyasiler Orta Asya'da bir Türk ile kurduğu bağı, sınırları içindeki bir Kürt'le kuramadı. Genç Türkiye'nin bölünme korkusu ve dönemin çeşitli Kürt isyanları da bu ayrışmayı derinleştirdi. Oysa Türkiye'de Türklük, etnik bir kimlikten ziyade bir ideolojidir. Tam da bu sebeple devlet 100 yıl boyunca türklüğü "çatı kimlik" olarak sunmaya çalıştı fakat bugün geldiğimiz noktada bunun tam anlamıyla karşılık bulmadığını görüyoruz. Sonuç? Bugün DNA testiyle yüzleşen milyonlar ve hâlâ süren "ben daha Türk'üm, sen değilsin" kavgaları... Gerçek vatanseverlik, "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" demekten gocunmamaktır. Çünkü o cümle bir ırk beyanı değil, bir vatandaşlık sözleşmesidir. O cümle "bu topraklarda birlikte yaşama iradesini" kabul eden herkesi kucaklar: Kürt'ü, Çerkes'i, Arap'ı, Boşnak'ı, Arnavut'u, Laz'ı, Pomak'ı, Roman'ı… Ve elbette, DNA testinde "%0 Türk" çıkanı... Milliyetçilik, milliyetçilere bırakılmayacak kadar hassas bir konudur. Bu topraklarda milliyetçilik ne olacaksa, kimin "biz"den sayılacağına kim karar verecekse, bunu ırkçı laboratuvarlar değil, bu ülkenin eşit yurttaşları hep beraber belirleyecek. Çünkü tam da bu ortak irade, bizi asırlardır bir arada tutan en güçlü bağdır. İşte bu yüzden; Ne Mutlu Türk'üm Diyene... Ve ne mutlu, bunu hâlâ gururla söyleyebilene... 🇹🇷🇹🇷🇹🇷 #NeMutluTürkümDiyene

Didem Yavuzyılmaz

261,969 views • 8 months ago

Son NATO Zirvesi ve Montrö! Türkiye bir kez daha masada kaybetti. Batılı devlet başkanları ve NATO Genel Sekreterinin aşırı laubali tavırları ve dalga geçen bakışları, ortada sahipsiz dolaşan Zelenski huzurunda Erdoğan İsveç’in NATO üyeliğine yani Rusya’nın kuşatılmasındaki bir halkaya daha “he” dedirtildi ve zirvenin üzerinden sadece 1 gün geçtikten sonra arkasından dil çıkaranlara baka kaldı. NATO zirvesi kapanışından bir gün sonra İsveç Yüksek Mahkemesi Türkiye'nin iadesini istediği iki teröriste sahip çıktı. Sınır dışı edilmelerini engelleyen bir karar açıkladı. Resmen Türkiye’yle dalga geçti! Türkiye, NATO Vilnius zirvesinde son yıllarda sürdürdüğü denge politikasına son verdiğini dosta düşmana ilan etti. Rusya ile Batı arasındaki denge politikasını bırakmış U dönüş yapmıştı. PKK ve NATO destekçisi Batı dünyasının arkasında yer aldığını açıklamış oldu. Ya da Cem Gürdeniz amiralin dediği gibi “TÜRKİYE'NİN MALİ KRİZİ ÖNLEMEK için JEOPOLİTİK SERVETİNİ KULLANMA YOLUNU SEÇTİ”. Montrö’nün 87. Yıldönümünde durum bu! Karadeniz’in, boğazların ve bu anlaşmanın rolü Avrasya güçleri için had safhada önemli. Batı, Rusya’yı kuşatarak savaş oyununda ilerliyor. Rusya savunma refleksiyle gerek Asya’da gerekse Ortadoğu’da safları sıklaştırmaya çalışıyor. Sıcak çatışmaların yayılma eğilimi gösterdiği böylesi bir süreçte denge politikalarını bırakıp Rusya’ya karşı konumlanmak Türkiyeyi her türlü tehdide açık hale getirmek demek! Rusya’nın tek nefes borusu olan Karadeniz ve Boğazları, NATO yani Amerika lehine kullanmaya izin verdiğimiz anda sıcak savaş ortamının içinde bir cephe ülke olarak yer alacağız. Malum Amerika çok uzun zamandır “Montrö Boğazlar Sözleşmesi”ni hedefte tutuyor. Hatırlarsınız 2006’da Amerikan senatosuna verilen yasa taslağında şu sözler vardı: “İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı ilgilendiren Montrö Antlaşması’nın ömrü dolmuştur, bu anlaşmanın günün koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerekir.” İşte bu kadar da cüretkârlar! Amerika’nın o zamanki Türkiye Büyükelçisi Ross Wilson Montrö Anlaşması’nı Türkiye’de gündeme oturtan isimdi. 3 Mart 2006’da gazetecilere; “Montrö Antlaşması oldukça açık. Ve biz Karadeniz’in uluslararası sularda bulunmasından kaynaklanan haklarımızdan yararlanmak istiyoruz. Yani gerektiğinde gemilerimiz buraya girebilir” demişti. ABD’nin Montrö Antlaşması’nı ortadan kaldırmak için yaptığı atağın sebebi; her tonaj, tür ve sayıdaki Amerikan gemisinin Karadeniz’e denetimsiz girmesini istemesiydi. Washington Askeri gemilerini, denizaltılarını Rusya’ya karşı Karadeniz’de konuşlandırmak istiyordu. İşte bu nedenle; Türkiye, Batı ile Avrasya arasındaki eşsiz konumu itibariyle Atatürk’ün denge ve tarafsızlık politikasına sıkı sıkı bağlı kalmak zorundadır. İşte bu nedenle; Türkiye’nin İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nda egemenlik haklarını düzenleyen sözleşme Türkiye ve diğer kıyıdaş ülkeler özellikle hedefteki Rusya açısından hayati önemdedir. Malum Sevr Antlaşması’nda Boğazların yönetimi İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya’dan oluşan bir komisyona bırakılmıştı. Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı kazanınca Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın kontrolü Milletler Cemiyeti’ne bağlı Boğazlar Komisyonu’na devredilmişti. Yıl 1923. Tam 13 yıl sonra uzun uğraşlar sonunda 20 Temmuz 1936’da Türkiye egemenlik haklarını elde etti ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin askeri gemileri belli şartlarda boğazlardan geçebilecek. Askeri gemilerin toplam tonajı 15 bin tonu aşamayacaktı. İlke olarak, yabancı ülke denizaltıları Türk Boğazlarına giremeyecekti. Denizaltı demişken şunu hatırlatalım… Cem Gürdeniz amiral aktarmıştı: Amerika yıllarca Montrö’yü delmek için her türlü hile ve oyunu sahnelemeye çalışmıştı. 1960’larda madem bizim denizaltılar Karadeniz’e çıkamıyor, Türk denizciler bizim adımıza denizaltılarımızı kullansınlar teklifini öne sürmüştü. O yıllarda Türk donanmasında öncelik bu nedenle denizaltılara verilmiş ve Deniz Kuvvetleri personelinin eğitimi o nedenle Amerika’da yapılmıştı. Ama oralarda eğitilen daha doğrusu devşirilmeye çalışılan Türk Deniz Subayları Amerikan beklentilerini karşılamamışlar ve o nedenle balyoz kumpas davalarıyla kariyerleri SONLANDIRILMIŞ ve yıllarca TUTSAK edilmişlerdir. Bu aleni savaşın farkına varılmazsa Sevr’in, Lozan’ın, Montrö’nün anlamı bilinmez ve Türk gençliğine açıklanmazsa birbirinden acı durumlarla karşılaşmaya aday olduğumuz kesindir. Özellikle anne ve babalar olabilecek en basit anlatımla ülkemizin can suyu anlaşmaları evlatlarımıza anlatın! Banu AVAR 20 Temmuz 2023

Banu AVAR

325,598 views • 3 years ago

Yunan Kültür bakanlığı Teodorakis 100. doğum yıl dönümü için çok güzel bir kitap yayınladı. Önsözünü Theodorakis’in yakın dostu ve çalışma arkadaşı Zülfü Livaneli’’nin yazdığı kitap, büyük bestecinin sanatsal ve siyasi yönlerini derleyen bir eser. Önsöz: ## Bir Dostluğun Ebedi Ezgisi: Mikis Theodorakis Bu satırlar bir kitap önsözünden daha fazlasıdır; hayatımın en önemli, derin ve ilham verici dostluklarından birine yazılmış bir övgüdür. Mikis Theodorakis... Benim için o sadece büyük bir besteci, bir devrimci değildi; aynı zamanda yol arkadaşım, sırdaşım, ailemden biriydi. Onu sadece kelimelerle tarif etmek zor çünkü Mikis Theodorakis kelimeleri aşar. Müziğiyle, duruşuyla, insanlığıyla bir çağa silinmez bir iz bıraktı; kalıcı izler bırakan bir anıt gibi. İlk tanıştığımızda, hayatın zorluklarıyla mücadele eden genç bir müzisyendim. 1971 darbesi sırasında, Ankara askeri cezaevinde küçük bir transistörlü radyodan onun müziğini dinler ve büyük bir heyecan duyardım. Mikis’in müziği ruhuma o kadar derinlemesine işlemişti ki sanki genlerime kazınmıştı. Özgürlük çığlığı, halkların kardeşliği, eserlerinde yankılanan adalet inancı benim de en derin arzularımdı. Sonra yollarımız kesişti. Siyasi fırtınaların ortasında Avrupa şehirlerinde bir araya geldik. O günleri düşünmek hala içimde aynı heyecanı, aynı coşkuyu uyandırıyor. Mikis bana sadece müzik hakkında değil, hayat hakkında da çok şey öğretti: direnişin sabrını, umudun gücünü, dostluğun değerini. O sadece kendi ülkesinin değil, tüm ezilen halkların sesi oldu. Farklı dillerde besteler yapsak da aynı melodiyi çaldık: Özgürlük. Birlikte kaydettiğimiz iki albüm, Efes Antik Tiyatrosu ve Herodes Atticus Odeonu gibi önemli mekanlardaki ortak konserlerimiz, 1986'da İstanbul'da Altın Plak ödülünü aldıktan sonra kurduğumuz Türk-Yunan Dostluk Derneği ve Türk Başbakanı'na yaptığımız bir ziyaret sırasında talebimiz üzerine Yunan vatandaşları için vize şartının kaldırılması – bunlar sadece iki sanatçının ortak çalışmaları değildi; komşuluktan doğan iki halkın, Türklerin ve Yunanların ortak kaderinin bir yansımasıydı. Bizim için müzik sadece notalardan ibaret değildi; bir köprüydü, birleştirici bir güçtü. Kalpler arasına duvarlar örenlere rağmen dostluk tohumları eken, bu karmaşık ve birbirine kenetlenmiş köprüyü ören Mikis'in kocaman yüreğiydi. Onunla geçirdiğim her an benim için insanlık üzerine, mücadele üzerine bir dersti. Sanatın estetik bir fenomenden daha fazlası olduğunu; toplumsal bir görev olduğunu ve dönüştürücü bir güce sahip olduğunu hiç kimse Mikis'ten daha iyi gösteremezdi. Onun için yazdığım ve bir albüme dahil ettiğim bir şiirde (Kimiz biz) şu dizeler yer alıyordu: Girit'te dagilan saçlarini Efes'te toplayan Okyanus gibi kabarip Olimpos dagi gibi patlayan Dostum Mikis Söyle kimiz biz? Şimdi bu satırları yazarken, onun gür kahkahalarını, bilge sözlerini ve eşsiz enerjisini duyuyor, görüyor ve hissediyor gibiyim. Mikis bizi fiziksel olarak terk etmiş olabilir ama müziğiyle, idealleriyle ve geride bıraktığı eşsiz mirasıyla sonsuza dek yaşayacak. Kalbimde her zaman özel bir yeri olacak. Bu kitap sadece bir Mikis portresi değil, aynı zamanda onun ruhuna bir hediyedir. Umarım onu anlamak, müziğini dinlemek ve değerini takdir etmek isteyen herkes için bir başlangıç noktası olur. Işığı yolumuzu aydınlatmaya devam edecek. **Zülfü Livaneli**

Ömer Zülfü Livaneli

17,285 views • 4 months ago

Profesör Jeffrey Sachs: ➖NATO mu? NATO'dan ümidimi kestim. ➖Bakın, eğer bir Amerikan askeri üssüne sahipseniz, egemen bir ülke değilsinizdir. ➖Bu temel bir önermedir. Bunlar işgal edilmiş ülkelerdir. ➖Fransa ya da Fransa'dan bile daha özel bir durum olan Almanya, neden İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden 80 yıl sonra hala Amerikan askeri üslerine ev sahipliği yapsın? ➖80 yıl! Japonya neden İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden 80 yıl sonra Amerikan askeri üslerine ev sahipliği yapsın? ➖Ve bu durum tüm NATO ülkeleri için geçerli. ➖ABD bu ülkeleri kontrol ediyor. Bunlar bağımsız ülkeler değil. ➖Maalesef düzgün bir cümle bile kuramıyorlar. ➖BM'de tek söyledikleri İran'a saldırmak. ➖İran'ın saldırıya uğradığını bile söylemiyorlar. ➖BM Güvenlik Konseyi oturumunda skoru takip etmek çok öngörülebilir. ➖Eğer ülke bir Amerikan askeri üssüne ev sahipliği yapıyorsa, İran'ın saldırgan olduğunu söyler. ➖Bu dünyayı tersine çevirmek gibi bir şey, çünkü işgalci ülke hakkında gerçeği kesinlikle söyleyemiyorlar. ➖Bu yüzden Hindistan'a başından beri söylüyorum: Tanrı aşkına, Quad'a katılmayın! ➖Şaka mı yapıyorsunuz? Hindistan sömürge yönetiminden bıktı artık. ➖Amerika'nın imparatorluğunun bir parçası olmayın. Bu büyük bir hata olur. ➖Ancak bu ülkeler son 80 yıldır Amerika'nın imparatorluğunun bir parçası oldukları için doğru düzgün düşünemiyorlar bile. ➖Bağımsız düşünmenin ne demek olduğunu bilmiyorlar. ➖Şu ana kadar mantıklı konuşan tek kişi İspanya Başbakanı Pedro Sanchez oldu; "Bu savaşa dahil olmayacağım" dedi. ➖Sonra Trump, "İspanya'yı haritadan sileriz" dedi; tam olarak nasıl ifade etti hatırlamıyorum ama görüyorsunuz... ➖Washington'daki genel Amerikan zihniyeti "her şeyi biz kontrol ederiz" şeklindedir. ➖Trump zihniyeti ise bunu hayali bir düzeye taşıyor: "Her şeyi ben kontrol ederim, kimse bana cevap veremez ve istediğimi cezalandırırım." ➖İşte karşı karşıya olduğunuz durum bu. ➖Bu yüzden bütün bu ülkeler tek kelime etmekten korkuyorlar. Sadece korkuyorlar. ➖Ne kadar korktukları beni hayrete düşürüyor, ama durum bu. ➖Geçen sonbaharda Körfez ülkelerinin liderleriyle konuştuğumda onlara dedim ki; "Büyük bir risk altındasınız, neden İsrail ile anlaşıyorsunuz?" ➖İçlerinden biri bana "Ama Bay Sachs, bize Nvidia çipleri sözü verildi, veri merkezleri sözü verildi" dedi. ➖Gerçekten sistem böyle işliyor. İnanılır gibi değil. ➖Ve şimdi veri merkezlerindeki Nvidia çipleri için feci şekilde bombalanıyorlar. ➖İnsanların artık büyümesi ve bu şekilde davranmaya devam edersek dünyayı elimizde tutamayacağımızı anlaması gerekiyor.

Kuşçu

34,586 views • 3 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO Savunma Bakanları Toplantısı için gittiği Brüksel’de, Türk basın mensupları ile de bir araya geldi. NATO Savunma Bakanları Toplantısı ve gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: NATO SAVUNMA BAKANLARI TOPLANTISI Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde Brüksel’deki NATO Karargâhında düzenlenen Ukrayna Savunma Temas Grubu ve NATO Savunma Bakanları toplantılarına bugün katıldık. Genel olarak NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşu, Ukrayna'ya sağlanabilecek destek ve diğer güvenlik konularının ele alındığı toplantılar yaptık. ▪️ NATO’ya kuvvet katkısı sağlayan ülkeler arasında daima ilk 5’te yer alan bir ülke olarak İttifak’ın savunma ve caydırıcılığına sağladığımız katkıları, ▪️ %5 savunma taahhüdü hedefine ulaşılması konusunda kaydettiğimiz kararlı ilerlemeleri -ki %5 hedefine süratle ilerliyoruz, ▪️ Ukrayna’ya ikili düzeyde ve NATO kapsamında destek ve katkılarımız ile barışa yönelik diplomatik çabalara desteğimizi, ▪️ Ankara Zirvesi kapsamındaki hazırlıklarımız ve beklentilerimizi ifade ettik, ▪️ Bölgesel barış ve istikrarın sağlanması kapsamında İran-ABD Savaşı’nı sona erdirmek amacıyla varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladığımızı da ilettik, teşekkür ettik ve gerektiğinde Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliğine destek vermeye hazır olduğumuzu vurguladık. Toplantılar vesilesiyle muhataplarımızla savunma ve güvenlik ajandasındaki gündemi, ikili ve çok taraflı ilişkiler ile iş birliğini geliştirme imkânlarını ele aldık. 70 yılı aşkın süredir NATO Müttefiki bir ülke olarak katılım sağladığımız bu toplantılarda; hem İttifak gündemindeki konularda hem de bölgesel konulardan Avrupa Güvenliğine uzanan geniş bir yelpazede millî tutum ve değerlendirmelerimizi muhataplarımıza ilettik. Ayrıca Müttefik Savunma Bakanlarını Ankara Zirvesi’nde ağırlamaktan memnuniyet duyacağımızı da kendilerine ilettik. NATO LİDERLER ZİRVESİNİN ÖNEMİ Bugün NATO, tarihinin en karmaşık güvenlik ortamlarından biriyle karşı karşıyadır. Konvansiyonel tehditlerin yanı sıra hibrit tehditler, siber saldırılar, terörizm, enerji güvenliği riskleri ve bölgesel istikrarsızlıklar güvenlik anlayışını yeniden şekillendirmektedir. Nisan ayında düzenlenen “NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” konferansında da ifade ettiğim gibi, Türkiye NATO'nun yalnızca coğrafi merkezlerinden biri değil, aynı zamanda stratejik aklının ve operasyonel kapasitesinin de ayrılmaz bir parçasıdır. Ankara'da gerçekleştireceğimiz NATO Zirvesi'ni yalnızca bir liderler toplantısı olarak görmüyoruz. Bu zirve, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yöneliminin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olacağını değerlendiriyoruz. Türkiye'nin zirveye ev sahipliği yapması, İttifaka sunduğumuz askerî katkıların, operasyonel tecrübemizin ve güvenlik üretme kapasitemizin doğal bir yansıması olarak görüyoruz. Bununla birlikte, Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu etkili, güvenilir ve sonuç odaklı lider diplomasisi de Ankara Zirvesi'nin en önemli unsurlarından birisi olacağını değerlendiriyoruz. Türkiye, krizlerin çözümüne katkı sunan, diyalog kanallarını açık tutan ve bölgesel istikrarı destekleyen yaklaşımıyla İttifak içerisinde müstesna bir konuma sahiptir. Hedefimiz; NATO'nun birlik ve dayanışmasını güçlendirmek, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine yönelik ortak kararlılığı vurgulamak ve İttifakı geleceğin tehditlerine karşı daha hazırlıklı hâle getirecek stratejik vizyonun geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Ankara Zirvesi'nin, NATO'nun birlik ve beraberliğini pekiştiren, ortak aklı güçlendiren ve İttifakın geleceğine yön veren tarihî bir buluşma olacağına inanıyoruz. ABD-NATO-AVRUPA GÜVENLİĞİ ABD Avrupa’dan tam manasıyla çekilmiyor, Avrupa’daki asker sayısını azaltıyor. Avrupa ülkeleri de oluşabilecek boşluğu doldurma gayretindeler. Savunma sanayi yatırımlarını artırmaktalar ve zorunlu askerlik uygulamasına dönmekteler. Avrupa’nın güvenliğinin Avrupalılar tarafından sağlanması gerektiğinin farkındalar. YERLİ VE MİLLÎ SAVUNMA SANAYİ VE NATO Türkiye'nin savunma sanayinde elde ettiği başarılar yalnızca ulusal güvenliğimize değil NATO'nun kolektif savunmasına da katkı sunmaktadır. Yerli ve millî sistemlerimiz, müttefiklerin birlikte çalışabilirlik kapasitesini desteklemekte ve İttifakın genel caydırıcılığına katkı sağlamaktadır. Güçlü savunma sanayi, güçlü caydırıcılık ve güçlü NATO demektir. Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilecek “Savunma Sanayi Forumu”nun, müttefikler arasında savunma sanayi alanındaki iş birliğinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Toplantılar esnasında NATO üyesi üç ülkenin savunma bakanı, Türk savunma sanayinin gelişmişliği ve Türkiye ile iş birliğinin artırılmasının önemli ve gerekli olduğunu özellikle vurguladılar. TÜRKİYE’NİN NATO VİZYONU Türkiye'nin vizyonu; güçlü, dayanıklı, birlikte hareket etme iradesini koruyan, müttefiklerinin güvenlik kaygılarına eşit hassasiyet gösteren ve değişen tehdit ortamına hızla uyum sağlayabilen bir NATO'dur. Ankara Zirvesi'nden beklentimiz; öncelikle NATO'nun temelini oluşturan kolektif savunma anlayışının ve 5'inci maddeye olan bağlılığın güçlü şekilde teyit edilmesidir. Bunun yanında müttefiklerin savunma harcamaları ve yetenek hedeflerine ilişkin kararlılıklarını somut adımlarla ortaya koymaları, savunma üretim kapasitesini güçlendirecek ve caydırıcılığı artıracak ortak iradeyi göstermeleri büyük önem taşımaktadır. ÜLKEMİZİN NATO’YA KATKILARI Türkiye’nin NATO’ya katkıları konusunda ise Türkiye; NATO'nun güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda İttifakın en büyük ikinci ordusuna sahip müttefikidir. Askerî eğitimden tatbikatlara, harekâtlardan komuta-kontrol faaliyetlerine kadar NATO'nun tüm temel görev ve sorumluluklarına etkin katkı sunmaya da devam ediyoruz. Bildiğiniz gibi Steadfast Dart-26 Tatbikatı’na katıldık. Binlerce personelimiz ve Anadolu Deniz Görev Grubumuzla NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşuna güçlü destek verdik. Uzak coğrafyalara süratle kuvvet intikal ettirebilme kabiliyetimiz, yüksek hazırlık seviyemiz ve operasyonel etkinliğimiz burada bir kez daha teyit edilmiş oldu. Kahraman ordumuz, terörle mücadeleden sınır ötesi harekâtlara kadar geniş bir alanda edindiği tecrübeyle NATO'nun en etkin ve en hazırlıklı kuvvetleri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda komando birliklerimizin kapasitesini artırmaya ve değişen tehdit ortamına uygun yeni kabiliyetler geliştirmeye de devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde NATO'nun en kritik kuvvet yapılarından biri olan Müttefik Reaksiyon Kuvveti'nin komutasını üstlenecek olmamız da Türkiye'nin İttifak içerisindeki güvenilirliğinin ve stratejik öneminin somut bir göstergesidir. Aynı şekilde KFOR Komutanlığı, NATO Hava Polisliği görevleri ve deniz harekâtlarına sunduğumuz katkılar, Türkiye'nin Balkanlar'dan Karadeniz'e, Akdeniz'den Avrupa'nın güvenliğine kadar geniş bir coğrafyada üstlendiği sorumluluğu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye bugün yalnızca NATO'nun güvenliğine katkı sağlayan bir müttefik değil; askerî kapasitesi, operasyonel tecrübesi ve liderlik sorumluluğuyla İttifakın caydırıcılığına, dayanıklılığına ve geleceğine yön veren başlıca ülkelerden biridir. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ Rusya-Ukrayna Savaşı, iki ülke arasındaki savaş olmanın ötesinde Avrupa güvenlik mimarisini, enerji güvenliğini, küresel ticaret yollarını ve NATO’nun güvenlik gündemini doğrudan etkilemektedir. Türkiye, savaşın başlangıcından itibaren dengeli, ilkeli ve yapıcı bir politika izlemiş; hem Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü desteklemiş hem de diplomasi kanallarının açık tutulmasına katkı sağlayarak çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve adil, kalıcı bir barışın tesis edilmesine de gayret göstermiştir. Karadeniz'in istikrarı Avrupa-Atlantik güvenliğinin ayrılmaz parçasıdır. Türkiye, Montrö Sözleşmesi'ni kararlılıkla uygulayarak bölgesel istikrara katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu nedenle bölgesel sahiplenme anlayışını destekliyor, Karadeniz'e kıyıdaş ülkeler arasındaki iş birliğini de önemsiyoruz. Türkiye hem Rusya hem Ukrayna ile konuşabilen az sayıdaki ülkeden birisidir. Bu durum ülkemize önemli sorumluluklar da yüklemektedir. Tahıl Koridoru Girişimi, esir değişimleri ve taraflar arasındaki temaslarda üstlendiğimiz rol bunun en somut göstergesidir. Türkiye bundan sonra da diplomasi ve diyalog çabalarına katkı sunmaya devam edecek; krizlerin tarafı değil, çözümün parçası olmayı da sürdürecektir. NATO’NUN GÜNEY KANADININ ÖNEMİ Terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği riskleri, bölgesel çatışmalar ve hibrit tehditler NATO’nun güney kanadını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, NATO’nun güney kanadında yer alması nedeniyle bölgesel tehditlerle doğrudan mücadele eden bununla birlikte son yıllarda gelişen gücüne bağlı olarak İttifakın merkezinde önemli katkılar sunan müttefiklerin başında gelmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehditler aynı zamanda NATO’nun güvenliğine yönelik tehditler olarak da değerlendirilmektedir. Günümüz güvenlik ortamı, güney kanadının yalnızca çevresel değil, merkezî bir güvenlik meselesi olduğunu da göstermektedir. ORTA DOĞU’DAKİ GELİŞMELER Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler yalnızca bölgesel değil küresel güvenliği de doğrudan etkilemektedir. Orta Doğu'daki istikrar NATO'nun güvenliğiyle de doğrudan bağlantılıdır. NATO müttefiklerimiz de Orta Doğu’daki gelişmelere oldukça ilgililer ve çalışıyorlar. Türkiye bölgesel barış, istikrar ve güvenliği destekleyen yapıcı bir yaklaşım izlemekte, çatışmaların büyümesini değil, diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesini savunmaktadır. Öte yandan, millî güvenliğimize yönelik risklerin oluşmaması için gerekli tedbirler alınmakta, ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde çalışmalar devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin güvenliğini sağlamak için her türlü hazırlığa da sahiptir. HÜRMÜZ BOĞAZI Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Daha önce de vurgulamıştık. Enerji arz güvenliği, deniz ticaretinin kesintisiz sürdürülmesi ve seyrüsefer emniyetinin korunması yalnızca bölgesel değil, küresel istikrar açısından da önem taşımaktadır. Türkiye, gerilimin tırmanmaması ve sorunların diplomasi temelinde çözülmesi yönündeki yaklaşımını da sürdürmektedir. Bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunan bir ülke olarak, uluslararası hukuk çerçevesinde deniz güvenliği ve seyrüsefer emniyetini destekleyecek girişimlere gerekli katkıyı sağlamaya da hazırız. DOĞU AKDENİZ’İN GÜVENLİĞİ İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş ve buna bağlı olarak ortaya çıkan füze ve insansız hava aracı tehditleri, Doğu Akdeniz'in güvenliğinin bir kez daha ne kadar hassas bir konu olduğunu da göstermiştir. Bu süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliği için aldığımız ilave tedbirler yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliğine değil, Ada'nın tamamında istikrar ve güvenliğin korunmasına hizmet etmektedir. Türkiye'nin yaklaşımı her zaman olduğu gibi gerilimi artırmak değil, riskleri önlemek ve bölgesel istikrarı desteklemektir. NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda da vurguladığımız üzere, Avrupa-Atlantik güvenliği parçalı değil bütüncül bir anlayışla ele alınmalıdır. Güvenlik üretmesi gereken aktörlerin, bölgesel gerilimleri derinleştirecek adımlardan kaçınması; diyalog, iş birliği ve ortak güvenlik anlayışını öncelemesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede Doğu Akdeniz'de son dönemde şekillenen bazı askerî iş birliği girişimlerini ve bölgesel güvenlik denklemini etkileyebilecek gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Son olarak garantörlük sıfatı olmayan Fransa ile GKRY arasında imzalanan anlaşma; aslında meşruiyeti olmayan, hassas dengeleri bozan ve uluslararası hukuka aykırı olan bir girişimdir. Türkiye'nin askerî kapasitesi, caydırıcılığı ve bölgesel konumu dikkate alındığında, ülkemizi ve KKTC’nin hak ve menfaatlerini hedef alan herhangi bir girişimin veya ittifakın başarı şansı bulunmamaktadır. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus, bölgesel güvenliği artırmak yerine belirli aktörleri çatışma ve krizlerin parçası hâline getirebilecek yaklaşımların uzun vadede bölge halklarının güvenliğine zarar verme riskidir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Kıbrıs Türklerinin güvenliğini hedef alan oldubittilere ve hasmane girişimlere karşı gerekli karşılığı verecek güce ve kabiliyete ve sarsılmaz bir iradeye sahiptir. Kıbrıs Adası'nın güvenliği ve statüsüne ilişkin düzenlemeler uluslararası anlaşmalarla belirlenmiştir. Türkiye, garantörlük hak ve sorumluluklarını uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru zeminde sürdürmektedir. Kıbrıs Türklerinin güvenliği, huzuru ve refahı bizim için hayati öneme sahiptir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki; Türkiye, Doğu Akdeniz'de barışın, istikrarın ve yapıcı diyaloğun tarafıdır. Ancak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğini tehdit edecek gelişmeler karşısında da garantörlük sorumluluklarımızın gereğini yerine getirme irademiz tamdır. Sonuç olarak, bugün karşı karşıya bulunduğumuz güvenlik ortamı, ülkelerin millî kabiliyetlerini güçlü tutmalarını zorunlu kılarken; müttefikler arasındaki iş birliği ve dayanışmanın da kritik rolünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu çerçevede dayanışma, caydırıcılık, birlikte çalışabilirlik ve stratejik öngörü, ortak güvenliğin temel unsurları olarak öne çıkmaktadır. Türkiye; güçlü ordusu, gelişmiş savunma sanayi, etkin diplomasisi ve sahip olduğu stratejik vizyonla NATO'nun, Avrupa-Atlantik güvenliğinin ve bölgesel istikrarın temel aktörlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Karadeniz'den Akdeniz'e, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş coğrafyada ortaya koyduğumuz yaklaşımın özü nettir: Gerilim değil istikrar, çatışma değil iş birliği, belirsizlik değil güvenlik üretmektir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da millî güvenliğimizi kararlılıkla korurken, bölgemizin ve müttefiklerimizin güvenliğine katkı sunmaya devam edeceğiz. Çünkü bugün artık çok açık bir gerçek vardır: Türkiye, güvenlik mimarisinin kenarında değil, merkezinde yer alan bir ülkedir. NATO'nun geleceği şekillenirken Türkiye; gelişmeleri uzaktan izleyen değil, kararların alınmasına katkı sunan, sorumluluk üstlenen ve güvenlik üreten başlıca müttefiklerden birisidir. Güçlü ordusu, stratejik vizyonu ve üstlendiği görevlerle İttifak'ın geleceğine yön veren Türkiye'nin imzası, NATO'nun yarınlarında güçlü ve belirleyici şekilde yer almaya devam edecektir. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

17,461 views • 1 month ago

■ İSRAİL'DE 'TÜRK CEPHESi HAZIRLIĞI: İSRAİL Savunma Bakanlığı, savunma doktrinini güncelleyerek envanterine 5 adet yeni 'Triton" tipi hızlı amfibi çıkarma gemisi kattı. 'Türk Cephesi" adı verilen bu gizli operasyon hazırlığı, Tel Aviv yönetiminin tank ve zırhlı tasıyıcılarla düşman tanımı olarak TÜRK CEPHESİ tanımıyla Türkiye kıyılarına inme planlarını hızlandırdığını gösteriyor. ■ İSRAİL MALİYE BAKANI Bezalel Smotrich,Türkiye hakkında: ▪︎ Her senaryoya hazırlanıyoruz. Bir tehdit olduğunu anlıyoruz ve İsrail'in varlığını tehdit eden böyle bir rejime izin veremeyiz, tıpkı İran rejimine izin vermediğimiz gibi." ■ İSRAİL Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli, Türkiye'yi hedef aldı. Chikli : Denizde Türk ordusuyla doğrudan bir karşı karşıya gelme ihtimalinin imkansız olmadığını ve her an gerçekleşebileceğini söyledi. ■ TODAY NEWS : İSRAİL'in, Türkiye ile savaşa girmesi durumunda NÜKLEER SİLAH kullanımını değerlendireceğini açıkladı. ■ KKTC 'YE ABD müdahalesi söz konusu olabilir : "Kıbrıs sorununda bir ilerleme kaydedilmezse, enerji sorunları nedeniyle ABD Başkanı Donald Trump'ın Kıbrıs'a müdahale edebileceğini ABD ve BATI medyası söylüyor. Çünkü : KKTC tanınmayan bir ülke ve NATO toprağı değil . NATO üyesi olmayan bir toprak parçasına ABD müdahalesi daha kolay . Bu sebeple EGE ADALARI,KIBRIS RUM kesiminde ABD 'nin askeri yığınağı artarak devam ediyor. ■ ABD KONGRESİ : İSRAİL ve ABD ordusunun askeri entegrasyonu ve iş birliğini derinleştirmeyi öngören maddelerin de yer aldığı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasasını (NDAA) sevinç gösterileriyle onaylayarak Senato ve Başkanlık onayına sunulacak kritik süreci başlattı. Bu kararın, ABD ve israil ordularını birlestirme yasası olduğu açıklandı.Yasa onaylandıktan sonra dünyanın herhangi bir yerinde konuşlu ABD güçleri İSRAİL güçleri gibi davranabilecek . ■ BU YASAYLA ! ▪︎ ABD, İsrail ve Orta Doğu'daki güç dengeleri buna göre şekillenecek . ▪︎ " Amerika Orta Doğu'dan ayrıldığında ya da İsrail 'e görevi devrettiğinde ... • İsrail,Orta Doğu'daki Amerikan askeri üsleri olan CENTCOM'u (Merkez Komutanlığı) kendi bünyesine katacak ve Büyük İsrail projesini gerçekleştirecektir. Orta Doğu'da İsrail'in kudretine ve gücüne karşı koyabilecek başka hiçbir askeri güç bu durumda zor görünüyor. Amerika Orta Doğu'dan ayrıldığı an, İsrail Büyük İsrail projesine ulaşacaktır. İsrailliler bunu zaten söylediler: ▪ İsrail ordusu ABD ordusu ! İsrail bayrağı bundan sonra ABD bayrağı. ■ 23 Haziran 2026 - Bundan bir ay önce... İsrail gazeteleri Türkiye'ye tehdit manşetleri atarak " TÜRKİYE SAVAŞA HAZIR OLSUN " başlıklarıyla çıktı ... ■ YUNANİSTAN , İSRAİL 'den 3,5 milyar avro değerinde çok katmanlı hava savunma sistemi ve insansız hava araçları satın almaya hazırlanıyor. Reuters'a konuşan kaynaklar, nihai onayın perşembe günü verileceğini bildirdi. ■ TÜRKİYE 'den İSRAİL ' e çok sert tepki! Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "İsrailli Bakan'ın, beraberindeki aşırılık yanlısı grupla, İsrail güvenlik güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa'ya düzenlediği baskını en güçlü biçimde kınıyoruz" ifadeleri kullanıldı. ■ İSTANBUL - Arnavutköy / KARABURUN Sahiline vuran kamikaze insansız hava aracı (İHA) üzerinde bulunan patlayıcı madde ile imha edildi . ■ TRUMP : ABD askerlerinin öldürülmesinin ardından CENTCOM'a 'cehennemin kapılarını açma' emri verdi. Trump: “Altın Çağ’dayız. Olabileceğimiz en güçlü noktadayız.” dedi . ■ İNGİLTERE : Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 6 ülke için seyahat etmeyin uyarısını güncelledi. Türkiye'nin yanı sıra Ürdün, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Bahreyn ile ilgili Seyehat uyarısı yayınladı. İNGİLTERE VATANDAŞLARINA BU ülkeleri kapsayan bölgelerde yeni saldırılar ve beklenmedik gerilim tırmanışları yaşanabileceği uyarısında bulundu. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

54,669 views • 14 days ago

Amerikan sömürge valisi kılıklı büyükelçi Tom Barrack, ulusal üniter devlet modeline ve laik anlayışa açıkça savaş açmış. Türk milletini uyutmak amacıyla habertürk'te düşük kaliteli piyes sahnelemiş. Türkiye'nin yeni Graham Fuller'i belli ki, birkaç hafta önce ettiği lafların yarattığı rahatsızlığın farkında. Bu nedenle durumunu düzeltmek ve milleti uyutmak için bir şeyler söyleme gereği hissetmiş. Bunun için de son derece "uysal" bir haber kanalı tercih etmiş. Tabi, gözü açık vatansever bir platformda rahat rahat zehir saçamayacaktı. Barrack'ın söylediklerine bakılacak olursa "Önceki sözleri yanlış anlaşılan Türk dostu büyükelçi" pozunda. Ama sözlerin detayları incelenirse önceki söylemlerini tasdiklediğini hatta gerçek amacını ortaya koyduğunu görüyoruz. Tom Barrack söze başlarken "Dünya çapında yeni bir strateji şekilleniyor" diyor. Zaten memlekete yeni bir Graham Fuller edasıyla gelmesi, yeni bir stratejinin varlığına işaret ediyor. Fuller de Sovyetlerin çöktüğü dönemde gelmişti. Cumhuriyet gazetesinde Türkiye'ye yeni bir rol biçmiş, Kemalizm'in bittiğini söylemiş, demokrasi ve İslamı bir arada yaşatacak "formülü" öve öve anlatarak siyasal dinciliğin işaret fişeğini vermiş, memlekete istikamet tayin etmişti. Sonrası malum, BOP tüm hızıyla devreye girmiş ve Gülen belası tüm memleketin başına bela edilmişti. Fuller yıllar içinde öyle veya böyle misyonunu tamamladı. Artık sıra Barrack'ta... O da cebinde yeni bir "formülle" geldi. Türkiye'nin devlet yapısı hakkında haddi olmayan açıklamalar yaptı, dini-etnik ayrımlı "millet sistemi" önerdi hatta açık açık Atatürk'ün kurduğu ulus devlet modeline savaş ilan etti. Barrack sözlerinin devamında "Ulus inşası bölgede aslında hiç kimse için işe yaramadı" diyor. Söze ortadoğu ülkelerini kastederek başlıyor fakat "hiç kimse" diyerek Türkiye'yi de kastetmiş oluyor. Yani "Ulus inşası Türkiye'de işe yaramadı" demek istiyor. Tam bir palavra. Tabi, Barrack bu sözü söylemek zorunda. Yeni bir model getirebilmesi için var olanı yıkılmaya layık göstermek zorunda. İşin tuhafı, bir Amerikalı, Türkiye'nin devlet sistemini açık açık eleştiriyor. Üstelik bunu bir Türk kanalında yapıyor. Fakat ağzının payını alamıyor. Tanzimat döneminin esintilerini hissetmemek mümkün değil. Sonuçta Barrack'ın cümlenin gittiği yer çok açık: Türkiye'de ulus devlet modeline karşı çıkıyor. Türkiye'de ulus devlet olmasın demek, çok milletli ve inançlı bir yapının yerleştirilmesi demek. Tabi bunun için de mevcut Türk vatandaşlığı tanımının yıkılması gerek. Farkında mısınız bilmem, Öcalan ve Barrack'ın çok fazla ortak yanı var. Tabi söyleşi yapan kişi, bu noktada devreye girip "Türkiye ulus devlet modeline göre şekillenmiş bir ülke, siz bu sözlerinizle Türkiye'nin de ulus inşasında başarısız olduğunu mu ima ediyorsunuz" diye sormalı. Ama soramıyor. Çünkü tanzimat dönemi gazetecilerinin büyükelçilere böyle bir soru sormaya hakkı yoktur. Söyleşinin devamında söyleşi yapan kişi Barrack'ın daha önceki "Türkiye, Osmanlı millet sistemine geri dönmeli" ve "Ulus devletler İsrail için tehdittir" sözlerine atıf yapıyor. "İnsanlar şüpheci bakıyorlar" anektodunu ekliyor ve "Gizli bir gündem mi var" diye soruyor. Bu ısmarlama soru Barrack'ı zor durumda bırakmak amacıyla sorulmuyor. Aksine, Barrack'ın bu sözleri daha önce tepki çektiği için ona milleti uyutmak adına yatıştırıcı sözler söyleme fırsatı veriliyor. Şayet yayının niyeti Barrack'ı sıkıştırmak olsaydı, yukarıda örnek verdiğim türden sorular sorardı. Nitekim Barrack bu asisti duyunca gülümsüyor ve "Hayır" diyerek yatıştırıcı sözlere başlıyor. Barrack, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve o sözleri aslında o şekilde söylemediğini söylüyor. Ne acı ki Türk milletinin bu ucuz laf oyunlarına kanacağını düşünüyor. Barrack, sözlerinin devamında geçmişten çıkarılan derslerden bahsediyor. Türkiye'nin cumhuriyet olarak yeniden şekillendiğinden söz ediyor. Halbuki Türkiye bir asır önce ulus devlet modeliyle ve Atatürk'ün dizaynıyla zaten şekillenmişti. Haliyle Barrack'ın bu konuya atıf yapması gerekirdi. Ama tabi o vakit yıkmak istediği yapıyı parmağıyla işaret etmiş olurdu... Neticede Barrack Atatürk dönemini ağzını bile almadan daha da geçmişe gidiyor. "Osmanlı millet sistemine" atıfta bulunuyor. Bu sistemi övüp mezhepsel bir düzen getirdiğini söylüyor. İşte burada zehiri adeta şekerli bir paketle sunuyor... Osmanlı millet sisteminde Türk milletine dayalı bir üst kimlik mevcut değil. Yani Barrack'ın hiç sevmediği ulus devlet modeli yok. Aksine millet sistemine göre her inanç kendi kimliğiyle tanınıyor. İşte Barrack'a göre bu dini kimlikler ve hatta etnik kimlikler yan yana yaşayabilirmiş. ABD bunun en güzel örneğiymiş. Bu "yan yana yaşamak" ifadesini hayata geçirmek için her birini ayrı ayrı tanımlamak ve anayasaya geçirmek gerekir ki bunun için Türk milleti tanımını çöpe atmak şarttır. Dahası inançları da kimlik olarak tanımak için laikliği de yok etmek icap eder. Barrack'ın bu sözlerinin anlamı açık... Türkiye, Osmanlı'nın parçalanmasına neden olan toplumsal düzeni terk edip Lozan'da ulus devlet modeline geçmişti. Türk üst kimliği altında tüm etnik grupları ortak bir millet olarak şekillendirmişti. Dini kimlikleri ise laiklik ilkesiyle insanların vicdanlarına bırakmış. Yalnızca Türk milleti tanımlaması yapılmış, etnik ve dini kimlik ayrımına gidilmemiş ve herkes eşit vatandaş olarak tanımlamıştı. Barrack bunların tamamına karşı çıkıyor ve hepsinin temelden değişmesini istiyor. Tıpkı Öcalan gibi. Nitekim Öcalan ve PKK'nın fesih açıklamalarında da bu alt metnin tamamı bire bir mevcuttu. Barrack, Öcalan ve PKK aynı şeyi konuşuyor. Buradan da anlaşıldığına göre Barrack, yeni çözüm sürecinde Öcalan ve PKK tezlerinin savunucusudur. Türkiye'de görevlendiriliş amacı ulusal üniter yapıyı ve laik düzeni yok etmektir. Barrack'a göre Türkiye yeniden millet sistemine dönmeli. Etnik ve dini kimlikleri tanımalı ve bunları bir arada yaşatan bir formül bulmalı. Mesela ABD'deki formül gibi... Yani Barrack Türkiye'deki laik üniter modelin yıkılması gerektiğini en naif ve dolaylı şekilde izah ediyor. Karşısındaki şahıs da "Efendim sizin bahsettiğiniz dini kimlikleri bir arada yaşatan formülün uygulanması Türkiye'deki laik düzene zıt düşmüyor mu, Osmanlı millet sisteminin hayata geçmesi için Türkiye'nin üniter modeli terk etmesi gerekmez mi, siz Türkiye'nin anayasasında bulunan değişmez ilkeleri askıya alan bir çözüm yolu mu sunuyorsunuz, bu sözleriniz Türkiye'nin iç işlerine doğrudan müdahale manasına gelmez mi, bu açıklamalarınız Öcalan ve PKK'nın fesih beyannameleriyle örtüşmüyor mu" gibi sorular sormuyor. Nasıl sorsun? O vakit Barrack, sunmak istediği zehirin üzerindeki şekeri çıkarmak ve maskesini düşürmek zorunda kalacak. Dediğim gibi, tanzimat devrinin babıali gazetecilerinin haşmetlü sefirlere böyle soru sorma hakkı yoktur. Soramazlar. Zaten soracak olsa orada işi ne? Tom Barrack, sözlerinin devamında ABD'nin ortadoğudaki geleneksel politikalarından söz ediyor. Demokrasi getiren, ülkelerde hegemon kuran geçmiş politikalar vs... Yani Türkiye'nin yönetim modeline yönelik sözlerle, ortadoğunun millet olamamış memleketlerinin harap halinin yan yana getirilerek anlatılması bile ülkemize hakaret. Bir gazetecinin bu konuşmaya karşı "Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye'nin durumunu aynı ölçüde mi değerlendiriyorsunuz" diye sorması gerekirdi ama nerede... Son olarak sorulması gereken asıl soruyu soralım: Barrack'ın bu küstahlığına neden tahammül ediliyor?

Con Sinov

222,779 views • 1 year ago

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen hain darbe girişiminin üzerinden 9 yıl geçti. Öncelikle, milletin manevi çatısı olan devletimizi korumak için, hayatlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yad ediyorum. Kıymetli Vatandaşlarım, Devletin sahibi millettir ve millet, devlet gücünü seçtiği temsilcileri aracılığıyla kullanır. “Millet iradesi”, hiçbir zaman önemini ve anlamını tartışmayacağımız, her zaman başımızın üzerinde taşıyacağımız, onu korumak için başımızı vermekte tereddüt etmeyeceğimiz bir kavram olarak, inşallah daima var olacaktır. Devleti korumayı, onun varlık sebeplerini, yani milleti, milletin varlığını, huzurunu, güvenliğini, istiklalini, istikbalini, değerlerini korumak sayacağız. İnsanlığın tarihi kadar eski olan, diğer milletler tarafından “Öldürülebilirler ama asla mağlup edilemezler.” cümlesiyle nitelenen ve bu gerçeği insanlık tarihine silinmeyecek bir şekilde kazıyan kahraman Türk Milleti’nin, her çağda, güçlü, kaim ve muzaffer olarak var olmasının sırrı, sahip olduğu milli kimlik, inanç ve güçlü devlet geleneğidir. Evet, sarsıldığımız zamanlar oldu ama 15 Temmuz’da da öncekiler gibi “Milletin istiklalini yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır.” dedik ve Yüce Allah’ın inayetiyle yolumuza devam ettik. Çok korkunç hadiselere şahit olduk: 15 Temmuz’da, ülke dışından sevk ve idare edilen hain bir topluluğun, devletin en stratejik kurumlarına sızıp ele geçirebileceğini, sivil halktan, Özel Harekat karargahına, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden Cumhurbaşkanlığı’na, Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan Emniyet Müdürlüğü’ne, bomba atacak, mermi atacak kadar, akıllarını, izanlarını, imanlarını ve haysiyetlerini yitirdiklerini gördük. Devlet kadrolarındaki vatansever, milletperver cesur kadrolarla birlikte, milletimiz, devletine, ülkesine kahramanca, fedakarlıkla ve kararlılıkla sahip çıkmıştır. 15 Temmuz, tarihin çeşitli döneminde ve özellikle bugün yaşadığımız coğrafyada örneklerine sıklıkla rastlayabileceğimiz, küresel emperyalizmin, yaşadığımız toprakların, milletimize ait değerlerini yağmalamak için, piyonları, uşakları aracılığıyla yaptığı ve yine milletimiz tarafından bertaraf edilen operasyonlardan biridir. Terör örgütlerinin ve bölücü hainlerin ellerine güç geçtiğinde ilk fırsatta devlete, ülkenin bütünlüğüne ve milletin birliğine saldıracaklarını asla aklımızdan çıkarmamalıyız. Bunu 15 Temmuz dahil pek çok kez test etmiş bir ülke olarak bu haseple “Terörle ve teröristle müzakere olmaz mücadele olur.” diyoruz. Yaşadığımız coğrafyada, hür ve bağımsız olmamızın yegâne yolunun güçlü olmamız, bunun da ancak milletimizin ortak değerleri etrafında birlik olmamız olduğunu hatırlatıyor, aziz şehitlerimizi tekrar rahmetle, gazilerimizi ise şükranla anıyor, necip Müslüman Türk Milleti’ni saygıyla selamlıyorum. Kahrolsun darbeler ve darbeciler, kahrolsun vatan haini teröristler. Yaşasın milli irade, Yaşasın 🇹🇷Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Yaşasın 🇹🇷Türk Milleti. #DemokrasiVeMilliBirlikGünü 🇹🇷

Mustafa Destici

29,731 views • 1 year ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak ile katıldığı Özel Kuvvetler Komutanlığındaki İhtisas Kursu Mezuniyet Töreni'nde konuştu. Bordo Berelilere seslenen Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: TSK EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYOR “Değerli Misafirler, Kahraman Silah ve Mesai Arkadaşlarım, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin göz bebeği olan Özel Kuvvetlerimizin mezuniyet töreninde sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Sözlerimin başında, aldıkları birbirinden zorlu eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olmaya hak kazanan Bordo Berelilerimizi yürekten kutluyor; brövelerinin kendilerine, ailelerine ve Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı-uğurlu olmasını diliyorum. Yakın coğrafyamız başta olmak üzere pek çok bölgede ciddi ve hassas gelişmelerin yaşandığı, buna bağlı olarak risk, tehdit ve tehlikelerin arttığı bir süreç içerisindeyiz. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, İstiklal Harbimizden bu yana en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmektedir. Şüphesiz, Özel Kuvvetlerimiz de bu faaliyetlerin icrasında üstlendiği büyük sorumluluklar ve elde ettiği başarılarla müstesna bir yere sahiptir. ÖZEL KUVVETLER KOMUTANLIĞIMIZ HAYATİ KATKILAR SAĞLIYOR Nitekim Silahlı Kuvvetlerimizin terörle mücadelede tarihî başarılar elde ettiği, terör örgütünün girilemez denilen yerlerine girildiği bu süreçte, Özel Kuvvetlerimiz Silahlı Kuvvetlerimizin vazgeçilmez kuvvet çarpanlarından biri olarak bu başarılara hayati katkılar sağlamıştır ve sağlamaya devam etmektedir. Bu vesileyle nice kahramanlık hikâyeleri yazan Bordo Berelilerimizi, yüksek azim, gayret ve cesaretinden ötürü tebrik ediyor; gözlerinden öpüyorum. Dünyadaki emsalleri arasında temayüz eden Özel Kuvvetlerimizin varlığı, şanlı Türk ordusunun gücüne güç katmaktadır. Esasen, her geçen gün gelişen teknolojinin etkisiyle harp doktrinleri ve muharebe konsepti de değişmektedir. Dolayısıyla Özel Kuvvetler gibi kritik ve asimetrik görevleri yapabilecek bir gücün varlığı da büyük önem kazanmaktadır. Ordumuzun en modern araç, silah ve gereçle donanması kadar yüksek nitelikleri haiz personele sahip olması da bir zorunluluktur. Tarihin en güçlü ordularından biri olan kahraman ordumuzun zaferlerle dolu mazisinde; yüksek harp kabiliyeti, disiplini ve başarısıyla övünç kaynağımız olan Özel Kuvvetlerimiz, mümtaz bir konumdadır. Böylesine güzide bir birliğin mensubu olmak elbette ki her biriniz için yüksek bir onur vesilesidir. Ancak sizleri son derece ağır vazifelerin bekliyor olması nedeniyle de sorumluluklarınız büyüktür. Bu çerçevede siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: Bir Özel Kuvvetler personeli hem yüksek fiziki kabiliyetleri barındırmalı hem de bilgi ve becerisiyle zorlu görevlere daima hazır olmalıdır. BORDO BERELİLER, YERİ DOLDURULAMAYAN PERSONEL KONUMUNDADIR Üstleneceğiniz görevlerde bir yandan ekip ruhunu ortaya koymalı diğer yandan bireysel ve mesleki yeteneklerinizi en üst seviyede sergilemelisiniz. Ancak unutmayınız ki ne kadar yetenekli olursanız olun stratejik düşünme, rasyonel davranma, sabır ve sebat ile en önemlisi yüksek irade, kararlılık, azim ve heyecan vazgeçilmeziniz olmalıdır. Çünkü Bordo Bereliler; boşlukları dolduran değil, yeri doldurulamayan personel konumundadır. Bu yüzden bilgi düzeyinizi sürekli yenilemeli, her zaman daha iyisi için çalışmalı ve daima bir adım önde olmalısınız. Vazifelerinizden kazanacağınız her türlü tecrübeye, mutlak surette değer vermelisiniz. Çünkü öğrenmek ve yeterlilik, durağanlık kabul etmeyen ve sürekli geliştirilmesi gereken hususlardır. Öte yandan karşılaştığınız, her engeli yeteneklerinizi gösterecek bir fırsat olarak değerlendirin ve yaşadıklarınızdan ders alın. Tehlike anında akıllı ve cesur, sıkıntı anında sessiz ve kararlı, rahatlık anında tedbirli olun. Bordo bereyi taşıdığınız her an, hatırlamaktan gurur duyacağınız nice anılara vesile olacaktır. Bu yüzden vazifelerinizi yüksek bir aidiyet duygusu, istek ve keyifle yapın. Zira huzurlu, sağlıklı ve mutlu birey olamazsanız ne komutanlarınızın ne de silah arkadaşlarınızın beklentilerini karşılayabilirsiniz. Muhakkak ki omuzlarınızdaki yük ağır, göreviniz hayli meşakkatli, ancak bir o kadar da kutsaldır. Bu büyük mirasın varisleri olarak şanlı Türk sancağı ve aziz vatan toprakları, artık sizlere emanettir. Bunun bilincinde olan siz, kahraman Bordo Berelilerimizin her türlü zorluğu aşabileceğine yürekten inanıyor; vazifelerinizde üstün başarılar diliyorum. ASKERÎ AÇIDAN GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ Konumu itibarıyla son derece kritik bir coğrafyada yer alan Türkiye; köklü devlet geleneği ve stratejik yaklaşımı doğrultusunda uluslararası güvenlik, barış ve istikrara önemli katkılar sağlamaktadır. Ülkemiz, bölgemizde meydana gelen krizlerin önlenmesinde gerek ilgili ülkeler nezdinde gerekse uluslararası platformlarda müzakere masalarının vazgeçilmez ve etkin bir aktörü hâline gelmiştir. Dolayısıyla ülkemizin her alanda hak ve menfaatlerini koruyabilmek, aynı zamanda uluslararası etkinliğini sürdürebilmek için en başta askerî açıdan güçlü olmak zorundayız. Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihî dönemde ve 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerimiz çerçevesinde, daha büyük daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için azim ve kararlılıkla çalışırken en önemli dayanaklarımızdan biri olan Özel Kuvvetlerimiz de bu tarihî misyonun güzide bir parçasıdır. Ne mutlu sizlere ki desteğinizi hiçbir zaman esirgemediğiniz bu kahramanlar, bugün brövelerini takarak karşınızda birer Özel Kuvvetler personeli olmanın haklı gururuyla duruyorlar. Onlarla ne kadar övünseniz azdır. Başarılarında siz kıymetli ailelerimizin de değerli katkıları bizler için vazgeçilmezdir. Destekleriniz için sizlere teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle; - Özel Kuvvetler İhtisas Kursu’nu başarıyla tamamlayan Bordo Berelilerimizi, - Ayrıca, dost ve kardeş ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Libya’dan gelen ve buradan mezun olan Misafir Askerî Personeli şahsım ve Millî Savunma Bakanlığı adına bir kez daha tebrik ediyorum. Personelimizin yetişmesinde emeği geçen, başta Özel Kuvvetler Komutanımız olmak üzere Komutanlığımızın tüm seçkin eğiticilerine ve personeline canıgönülden teşekkür ediyorum. Sözlerime son verirken Almanya’da düzenlenen ve 19 ülkeden 36 timin katıldığı 8’inci Avrupa en iyi keskin nişancı timi yarışmasında, bizlere şampiyonluğu getiren Özel Kuvvetlerimizi ve Kara Kuvvetlerimizi kutluyorum. Bu vesileyle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Yiğitler Ocağının Kahraman Mensupları, Sevgili Bordo Bereliler, yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, kılıcınız daima keskin olsun." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

83,216 views • 2 years ago

TİP Genel Başkanı ile alan’da NATO üzerine bir söyleşi yaptık. “NATO neden bir suç örgütüdür?” sorusunu biraz zaman ayırıp Erkan Baş’tan dinleyin. Erkan Baş: "1949'da NATO kuruluyor, Türkiye 1952'de NATO'ya dahil oluyor. Biz NATO'ya, yüzlerce bu ülke insanını, gencecik insanı haritada yerini bilmedikleri Kore'de ölüme göndererek girdik. Yani bizim NATO'ya daha girmeden önce bu ülkede atılmış ilk siyasi adım, bu ülkenin gencecik evlatlarını Amerika için ölmeye göndermek olmuştu. Bizim NATO tarihimiz budur. Şimdi bir kere herkesin bunu hatırlaması lazım. Yani Amerikalıların '35 sentlik asker' dediği bir toprağın insanlarıyız biz. Türk askeri, dünyanın en ucuz askeri, '35 sent maliyeti var' diye Amerikalılar bizden bahsediyorlar. Nazım'ın şiirine koyduğu o cümle. E şimdi ondan sonra devam edin, bakın bugün Türkiye'nin bütün temel problemlerini biz NATO üzerinden değerlendirebiliriz. Ya bugün AKP iktidarda ve biz Türkiye'de işte siyasal İslamcı, işbirlikçi bir iktidardan bahsediyoruz. E bunun tohumlarını atan ABD değil mi? NATO değil mi? Yani NATO'nun kontrgerilla örgütlenmesinin Türkiye gibi ülkeler için en önemli stratejilerinden bir tanesi neydi? Sovyetler Birliği'ni kuşatacak bir yeşil kuşak ülkeler projesi. Ben o yüzden hep söylüyorum, yani Türkiye 'Müslüman bir ülke falan' diye tartışıldığında, Türkiye nüfusunun çok büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bir ülke ama Türkiye siyasal İslamcıların, şeriatçıların kendi doğal gelişimleriyle bu güce geldikleri, bu kadar yaygınlaştıkları, bu kadar örgütlendikleri ve devleti ele geçirdikleri bir ülke değil. Türkiye'deki bu siyasal İslamcılık, Türkiye toplumunun duygularını, Türkiye toplumunun inançlarını, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir emperyalist planın kullanması, yönlendirmesi, onu siyasallaştırması ve kendisine bağımlı hale getirmesi sonucunda buraya geldi. Şimdi bugün herkes atıyor tutuyor 'FETÖ, METÖ' diye bugün. Ya kardeşim, Komünizmle Mücadele Dernekleri'ni kim kurdu ya? Komünizmle Mücadele Dernekleri'ni NATO kurdu. Komünizmle Mücadele Dernekleri, NATO şemsiyesi altındaki bir örgütlenmeydi. E devam edelim, 70'lere gelelim. Türkiye'de işçi grevlerine kim saldırdı? Kemal Türkler'i, yani DİSK'in efsanevi önderini kim katletti? Türkiye'de patronların iktidarını koruyabilmek için işçiler içerisindeki her türlü direniş eğilimi hangi şiddetle bastırıldı? O komando kamplarını kimler kurdu? E şimdi bunları unutacak mıyız? Ya çok basit, bak Maraş'ı unutacak mıyız, Çorum'u unutacak mıyız? Bunların hepsi NATO'nun eserleri. Sadece Türkiye'de de değil, bu uluslararası karşı devrim çetesinin, 'Gladio' diye adlandırılan, Türkiye'deki karşılığı kontrgerilla olarak örgütlenmenin karargahı burası. Mesela AKP dediğimizde aklımıza ne geliyor bizim? İşte Kenan Evrenler geliyor, değil mi? 12 Eylül'de solu bastırıp işte Türk-İslam senteziyle, zorunlu din dersleriyle, imam hatiplerin yaygınlaştırılmasıyla, işte elde Kur'an mitingler gerçekleştirmesiyle bu tarikat örgütlenmelerinin, cemaatlerin devlet içerisine yerleştirilmesi sürecinin hızlandığı evrenin başlangıç noktalarından bir tanesi. Hızlanmanın başlangıç noktası, 12 Eylül darbesi. E 12 Eylül darbesi, NATO generallerinin 'Bizim çocuklar başardı' diye kahkahalarla, alkışlarla kutladığı bir darbe ya. Ya bugün bu ülkede '12 Eylül'e karşıyım' deyip NATO'yi savunamazsınız. Eğer 12 Eylül'e karşıysanız NATO'ya karşı olmak zorundasınız. E şimdi devam edelim. Sivas Katliamı, daha geçen gün anmaları yapıldı. E bu katliamın planlanması yine o kontrgerilla örgütlenmesinin bir projesiydi. E şimdi bütün bunlar yaşanırken, bütün bunlar yaşanırken bugün Türkiye'de açıkça NATO'yu savunmak, NATO'culuk yapmak akıl alır gibi değil”

Onur Öncü

15,320 views • 1 month ago

ABD Başkanı Trump: "NATO beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Türkiye olmasaydı belki de katılmayabilirdim ancak dostumdan dolayı katılmam gerektiğine inandım" -"Havalimanına iner inmez adımın konulduğu bina ile karşılaşmak çok güzel. Havalimanı çok güzel bütün yollar yeni. Başından beri iyi ilişkimiz var. Çok özel bir ilişki aramızdaki. Türkiye'nin çok güçlü lideri var. Güçlü askeri gücü var. Çok güçlü bir ülke" -"Cumhurbaşkanı'na çok büyük saygım var" -(F35 yanıtı) "Bu bizim vereceğimiz karar. Çok iyi ilişkimiz var. Herkes neden bunu yapmayalım ki diyor. Çoğu ülkeden de sadık aynı zamanda Türkiye. Üzerine düşündüğümüz konu. Dünyanın en iyi uçağı F35 ve bunu düşüneceğiz" -"Bir ilişkinin neden özel olduğunu bilemezsiniz bazıları yanında olmalı bazıları olmamalı. Bazı şeyleri çok çetin adamlarla yürütürsünüz ya da aciz insanlar olur onlarla geçinemezsiniz. Rahip olayımız vardı, uzun hapis cezasına çarptırılmıştı. Cumhurbaşkanı'nı aradım ve anında onu serbest bıraktı" -"Hristiyan toplumu kendisini unutmayacak. O zaman anlamıştım aramızdaki kimyanın ne kadar iyi olduğunu. Kimyamın iyi olmadığı olanlar da var onlarla da bir şekilde yürütüyoruz" -"İran konusunda yardım istemiyordum. Biz trilyonlarca para harcadık Avrupa'yı korumak için. Belki de bize yardım etmek isterler demiştik. İngiltere savaş bittikten sonra size yardım edeceğiz demişti. Ben insanları test ediyordum" -"Benim hiçbir endişem yok. O çok daha güçlü bir ülke yarattı. Ne kadar güzel olduğunu görmüşsünüzdür. Türkiye ile ilişkimiz en iyi dönemde. İlk dönemimdekinden de daha iyi" - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: -"NATO Zirvesi'nin bugün Ankara'da yapılıyor olması ve tüm liderlerin şu anda ülkemizde bir araya gelmesi, yarın değerli dostum Trump ile olması bizlere ayrı bir güç katacaktır" -"Bu süreçte bizler aynı şekilde İran ABD ilişkilerini nasıl bir düzleme kavuştururuz onun gayreti içindeyiz. Elimizden geleni yaparak dünya barışı için hep birlikte çalışıyoruz çalışacağız" -"Gazze konusunda değerli dostumla bunları da konuşarak özellikle bu bölgedeki barışı sağlamak için bu liderler zirvesini çok önemsiyoruz ve zirveden bir kararın çıkmasını da hayra yorumluyoruz ve bunun olabileceğine de ihtimal veriyorum" -"Tabii F35 bizim için yeni bir konu değil ve bunu izler daha önce de ABD ile görüştük ve biz 5 uçağın da sözünü aldık ve sayın Trump'ın bize ayrıca sözü var ve bu zirvedeki görüşmelerde F35 ile ilgili kendilerinden aldığımız sözün geleceğe yönelik olumlu şekilde test ettiğimizi biliyorum ve bu konuda da sayın Trump daima sözünün arkasındadır. F35 konusunda da hayırlı bir karar çıkacağına inanıyorum"

Yedi23haber

143,577 views • 1 month ago

Var olsun bağımsız #DoğuTürkistan 25 Haziran 2009 gecesi, Guangdong eyaletinin Shaoguan şehrinde, Han Çinlileri tarafından 2 Uygur Türkü öldürüldü. Çin Hükümetinin cinayetlere seyirci kalması nedeniyle Urumçi’de yapılan protesto gösterilerine, 5 Temmuz 2009 tarihinde, askeri bir saldırıyla müdahale eden Çin, binlerce Uygur Türkünü öldürdü, on binlercesini hapse attı, sürgüne gönderdi. Bugün, halen, o dönemde Çin’in Doğu Türkistan’da sivillere yönelik gerçekleştirdiği vahşi saldırı sonucunda, bölgede öldürülen, yaralanan, hapsedilen, sürgüne gönderilen, toplama kamplarında tutulan ve haber alınamayan insanların sayılarıyla ilgili, dünya kamuoyunun ve uluslararası kuruluşların elinde net bir bilgi bulunmuyor. Çin’in, tüm bölgeyi kapatması, Doğu Türkistan’da bulunan gazeteciler başta olmak üzere tüm yabancıları bölgeden çıkartması nedeniyle, bölgenin dünyayla iletişimi kesildi ve gerçekleştirilen katliam ve zulmün boyutları dünyadan gizlenmeye çalışıldı. Urumçi’de ve tüm Doğu Türkistan’da şehit edilen kardeşlerimizi, katliamın 15. yıldönümünde hüzünle ve rahmetle yad ediyorum. Bulduğumuz her imkânda, sesimizi duyurabildiğimiz her zeminde, Doğu Türkistan’da yaşananları anlatmaya, insanlık adına bir farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Ancak yıllardır süren, artık bir soykırım halini alan katliam ve zulüm, hiç ara vermeden bugün de devam ediyor. Çin yönetimi, hiçbir kural tanımadan, Doğu Türkistan’da, Türk kimliğini yok etmek amacıyla, Türkleri öldürüyor, hapsediyor, sayıları milyonları bulan Uygur Türkünü, Nazi taklidi toplama kamplarına gönderiyor, Türk ailelerin yanına Çinli erkekler yerleştiriyor, kadınları Çinlilerle evlenmeye zorluyor, kendince “tehdit” olarak gördüğü her Türkü ya öldürüyor ya da hapse atıyor. Çin’de yaşananlar, 21. yüzyılın yüz karasıdır. Çin’le hasım olan ülkeler bile, asimilasyona, katliama, soykırıma maruz kalanlar Türk ve Müslüman olduğu için, yaşananları görmezden geliyor, Çin’le ilişkilerini, Doğu Türkistan’da yaşananlar sanki yokmuş gibi devam ettiriyor. Doğu Türkistan, binlerce yıldır Türklerin yurdudur. Doğu Türkistan esasen Çin toprağı da değildir. 1949 yılında, Doğu Türkistan Cumhuriyeti, haksız ve hukuksuz bir şekilde Çin tarafından işgal edilmiştir ve işgal bugün de devam etmektedir. Bu durum, aynı zamanda uluslararası toplumun ve uluslararası kuruluşların iki yüzlülüğünün, ahlaksızlığının ve zalimliğinin yaşayan en önemli örneğidir. Rusya’nın ve Çin’in bölgenin kaynaklarına hakim olma mücadelesinin bedelini, aynı kanı taşıdığımız, aynı dili konuştuğumuz, aynı tarihe sahip olduğumuz, aynı inancı paylaştığımız kardeşlerimiz ödüyorlar. Onların sesi olmaya devam edeceğiz. Milletimize, tarihimize, inançlarımıza karşı sorumluyuz. Gücümüz ne kadarına yetiyorsa o ölçüde kardeşlerimize destek olacağız. Asla vazgeçmeyecek, asla geri adım atmayacağız. Doğu Türkistan'da katil Çin yönetimi altında şehit olan kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, var olma mücadelelerini büyük zorluklarla sürdüren kardeşlerimize güç ve sabır niyaz ediyorum.

Mustafa Destici

10,690 views • 2 years ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile gittiği Malatya’da, 2’nci Ordu Komutanlığını ziyaret ederek inceleme ve denetlemelerde bulundu. 2’nci Ordu Komutanlığına bağlı birlik komutanlarının da katılımıyla video telekonferans toplantısı gerçekleştiren Bakan Yaşar Güler, devam eden faaliyetlere ilişkin bilgi alarak yapılacak çalışmalara ilişkin talimatlar verdi. Bakan Yaşar Güler, birlik komutanlarına hitaben yaptığı konuşmada ise şunları söyledi: DAİMA GÜÇLÜ VE UYANIK BULUNMAK ZORUNDAYIZ Bugün Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Şüphesiz böylesine kritik bir ortamda, bu çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı daima güçlü ve uyanık bulunmak zorundayız. Bu bağlamda Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenliği ve huzuru için Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı, en yoğun ve en etkin faaliyetlerini icra ediyoruz. TERÖR TEHDİDİNİ ÜLKEMİZİN GÜNDEMİNDEN UZAKLAŞTIRDIK Bu gayretlerimiz sonucunda yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Sınırlarımızın güvenliğini en üst düzeyde sağlarken terör tehdidini de ülkemizin gündeminden uzaklaştırdık. Öyle ki terör örgütü artık silah bırakma noktasına gelmiş durumdadır. Bu büyük ve tarihî başarıya, devletimizin kararlı tutumu ile sizlerin yılmaz iradesi ve samimi gayretleri ile ulaştık. “Terörsüz Türkiye” hedefimize doğru ilerlememizde şüphesiz, en büyük pay millî ve manevi değerlerimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz ile onların fedakâr ve cefakâr ailelerine aittir. Bu vesileyle aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyorum. Aynı şekilde kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm seçkin personeline kahraman jandarma ve polis teşkilatımıza, gözü pek güvenlik korucularımıza ülkemizin birliği ve dirliği için gösterdikleri gayret için teşekkür ediyorum. TERÖR ÖRGÜTÜ, FESİH KARARINI BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRMELİ Bir kez daha vurgulamak isterim ki alınan fesih kararı, vakit kaybetmeden bir an önce hayata geçirilmelidir. Terör örgütü PKK ile farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları silahlarını bırakmalı, süreci sabote edebilecek sözlü ve eylemsel her türlü provokasyondan uzak durulmalıdır. Bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri olarak meydana gelebilecek her türlü gelişme karşısında ülkemizin hak ve menfaatlerini en üst seviyede sağlamaya devam edeceğimizden de hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yeri gelmişken özellikle altını çizmek isterim ki bu aziz topraklarda etnik kökeni ve inancı ne olursa olsun tüm vatandaşlarımızın ailelerine, şehirlerine ve en önemlisi vatanlarına duydukları sevgi ve sadakat yadsınamaz bir gerçektir. Bu bağlılık asil milletimizin asırlardır taşıdığı ortak bir değerdir. Hiçbir yapay gündem veya dış etki bu sarsılmaz bağı koparamaz. Hep birlikte, sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz da yoktur. GÜVENLİK, BARIŞ VE İSTİKRAR İÇİN KRİTİK GÖREVLER İCRA EDİYORUZ Terörle mücadele ve hudutlardaki görevlerimizle eş zamanlı olarak Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tavizsiz bir şekilde koruyoruz. Aynı şekilde pek çok coğrafyada uluslararası güvenlik, barış ve istikrar için kritik görevler icra ediyoruz. Bugün Kafkaslar’dan Karadeniz’e, Orta Doğu’dan Afrika’ya, Balkanlar’dan Akdeniz’e kadar birçok coğrafyada barış ve istikrarın tesisine yönelik önemli inisiyatifler üstleniyoruz. Şanlı tarihimizden aldığımız ilham ve stratejik bakış açımızla icra ettiğimiz tüm bu faaliyetlerimiz, ülkemizin; uluslararası alandaki görünürlüğünü ve küresel güvenlik mimarisinin vazgeçilmez üyesi olarak etkinliğini daha da artırmaktadır. Tüm bunlarla birlikte hem ordumuzun hem de ülkemizin gücüne güç katan yerli ve millî savunma sanayimizi, her geçen gün daha da geliştirerek bu alanda mukayeseli üstünlüğe sahip olmak için yoğun bir gayret gösteriyoruz. Şunu gönül rahatlığıyla ve büyük bir gururla ifade etmeliyim ki Türkiye, bu alanda son yıllarda yaptığı kapsamlı yatırımlarla artık dünyada yükselen bir marka hâline gelmiştir. Elde ettiğimiz başarı ve kazanımlardan da anlaşılacağı üzere ülkemizin savunma ve güvenliğini en güçlü şekilde sağlamak için var gücümüzle çalışıyor, “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize emin adımlarla ilerliyoruz. HER TÜRLÜ OLUMSUZLUĞA VE SENARYOYA KARŞI HAZIRLIKLIYIZ İçinde bulunduğumuz coğrafya, tarihin her döneminde stratejik öneme sahip olduğu gibi bugün de aynı şekilde tüm kritik gelişmelerin merkezinde yer almaktadır. Bu durum ülkemize büyük avantajlar sağlamakla beraber, çok boyutlu risk ve tehditlerin daima yanı başımızda ortaya çıkmasına da sebep olmaktadır. Özellikle son günlerde meydana gelişmeler şu gerçeği bir kez daha göstermiştir ki tehditler karşısında proaktif bir güvenlik politikası izlemek, oluşabilecek risk ve tehditleri meydana gelmeden önlemek bizim için olmazsa olmazdır. Nitekim İsrail’in Gazze’den başlayıp Lübnan’a yaydığı, şimdi de komşumuz İran’a yönelik gerçekleştirdiği hukuksuz saldırılar, bölgemizi daha büyük bir kaosa sürükleme riskini beraberinde getirmektedir. Millî Savunma Bakanlığı olarak söz konusu kaotik gelişmeler karşısında daima uyanık ve teyakkuzda hareket ediyor, gerekli tüm tedbirleri alıyoruz. Her türlü olumsuzluğa ve senaryoya karşı hazırlıklıyız ve hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Asil milletimize karşı sorumluluklarımızı biliyoruz. Siz kıymetli arkadaşlarımın da Mehmetçiğimizle birlikte bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da görevlerinizi en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,967 views • 1 year ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ile gittiği Kütahya’da Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığında görev yapan Mehmetçiklere hitap etti. Onların bayramını tebrik eden Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MİLLÎ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZDEN ALDIĞIMIZ GÜÇLE ÇALIŞIYORUZ Kurban Bayramı’nın bu ilk gününde Kütahya Hava Er Tugay Komutanlığımızda Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle Kurban Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyor, sevdiklerinizle birlikte sağlık, huzur ve mutluluk dolu nice bayramlar geçirmenizi temenni ediyorum. Bayramlar dayanışma, hoşgörü, sevgi ve saygı duygularımızın daha da pekiştiği manevi değerlerimizin en üst seviyede yaşandığı özel anlardır. Tarih boyunca asil milletimiz millî ve manevi değerlerimizden aldığı güçle kederde ve kıvançta iyi günde ve kötü günde birbirine kenetlenmiş, ayrılmaz bir bütün olmuştur Bu değerlerimiz bugün de ülkemizin her köşesinde yaşayan her bir ferdimizin ortak paydasıdır. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de millî ve manevi değerlerimizden ve milletimizden aldığımız güçle, kutsal vatanımızın huzurunu ve güvenliğini sağlamak için büyük bir sorumlulukla çalışmaktayız. FESİH KARARI VAKİT KAYBETMEDEN HAYATA GEÇİRİLMELİ Yakın zamandaki en önemli gündem konularımızdan biri olan Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefimiz de bu çerçevede kritik bir eşiktir. Şanlı tarihimiz boyunca nasıl ki her koşulda yüksek bir dayanışma içerisinde olup olumsuz durumları bertaraf ettiysek bugün de bölgemizde planları olanların hesaplarını bir ve beraber olarak bozmaktayız. Özellikle ifade etmek isterim ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde engin devlet tecrübemizle atılan tarihî adımlar ve yürüttüğümüz sürecin başarıyla tamamlanması, ülkemizin güvenliğini ve milletimizin ebedî kardeşliğini de perçinleyecek, ortak geleceğimize güçlü adımlarla ilerleyişimiz hızlanacaktır. Bu yüzden alınan fesih kararının vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerektiğini her fırsatta dile getiriyoruz. Bu noktada ilgili kurumlarımızla birlikte koordineli, temkinli ve akılcı bir yaklaşımla süreci yönetmek için çalışmalarımızı hassas bir şekilde sürdürmekteyiz. Şüphesiz terörle mücadelede elde edilen başarıda ve ülkemizin terörsüz bir geleceğe yürümesinde en büyük pay aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz ile onların baş tacı ailelerinindir. Şehit ve gazilerimizin canları pahasına verdikleri mücadele ile ülkemizin bölünmez bütünlüğü muhafaza edilmiş, silah ve şiddetle bir yere varılamayacağı herkese gösterilmiştir. Bu vesileyle kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha şükran ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyoruz. HEDEFİMİZ, HAVA KUVVETLERİMİZİ DÜNYANIN EN KUVVETLİ HAVA VE UZAY GÜÇLERİNDEN BİRİ HÂLİNE GETİRMEK Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Hudutlarımızı en etkin tedbirlerle korumakta, - Terörle mücadelede büyük başarılar elde etmekte, - Mavi ve Gök Vatanımızda hak ve menfaatlerimizin muhafazasına yönelik faaliyetlerini de başarıyla sürdürmektedir. Bu faaliyetlerinin yanı sıra başta Kıbrıs olmak üzere pek çok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin güvenlik, barış ve istikrarına müstesna katkılar sunmakta, uluslararası güvenlik mimarisini güçlendirmektedir. Kahraman ordumuz bu faaliyetlerle eş zamanlı olarak bugüne kadarki en büyük ve en geniş katılımlı tatbikatları da gerçekleştirmektedir. Köklü mazisi, yetenekli personeli ve üstün donanımı ile Hava Kuvvetlerimiz de üstlendiği tüm görevleri başarıyla yerine getirerek milletimizin gururu olmaktadır. Hedefimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir!” sözünden ilham alan Hava Kuvvetlerimizi her alandaki imkân ve kabiliyetlerini artırarak dünyanın en kuvvetli hava ve uzay güçlerinden biri hâline getirmektir. Bu yöndeki çalışmalarımız, bundan sonra da artan bir ivmeyle sürdürülecektir. HER ALANDA GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDAYIZ Yakın coğrafyamızdan başta olmak üzere dünya genelinde küresel aktörler arasında yaşanan gerginlikler, nüfuz mücadeleleri ve hatta çatışmalar artarak devam etmektedir. Bu kritik dönemde ülkemizin bulunduğu stratejik coğrafya dikkate alındığında başta savunma ve güvenlik olmak üzere her alanda güçlü olmak zorundayız. Bunun bilinciyle Bakanlık olarak kahraman ordumuzu hem personel niteliği hem de teknolojik donanım açısından en üst düzeyde güçlendirmeye gayret ediyoruz. Şu bir gerçektir ki askerlik, tarih boyunca asil milletimizin ruhunda ve gönlünde müstesna bir yere sahip olmuş, Türk milleti - ordu millet olarak adlandırılmıştır. Geçmişten bugüne, nesilden nesile intikal eden ve vatanımızın güvenliğinin sağlanmasında hayati bir role sahip olan bu kutsal vatan görevinde sıra şimdi siz evlatlarımıza gelmiştir. Siz kıymetli Mehmetçiklerimiz bu şanlı ocakta alacağınız eğitimleri müteakip vatani görevinizi yapmak için birliklerinize gönderileceksiniz. Aynı şekilde burada eğitim alan Sözleşmeli Erlerimiz ve Uzman Çavuşlarımız da kıtalarında görevlerine başladıklarında ordumuzun gücüne güç katacaklardır. Her birinizin şanlı atalarımıza yaraşır şekilde ve yüksek bir görev şuuruyla sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getireceğinize eminim. Bu çerçevede; - Sizleri büyük bir özveri ile yetiştiren ve bugünlere gelmenizde en büyük pay sahibi olan kıymetli ailelerinize şükranlarımı sunuyorum. - Aynı şekilde buradaki eğitimleriniz sırasında üzerinizde emeği olan başta Hava Er Eğitim Tugay Komutanımız olmak üzere birliğimizin siz kıymetli personelini yürekten teşekkür ediyorum. Sizlerin şahsında bayram günlerinde bile sevdiklerinden uzakta karada, denizde ve havada, yurt içinde ve sınır ötesinde gece gündüz demeden kahramanca ve fedakârca görev yapan tüm silah ve mesai arkadaşlarımı canı gönülden tebrik ediyor, her birini gözlerinden öpüyorum. Gücünü, bağrından çıktığı asil Türk milletinin sevgisi ve güveninden alan kahraman ordumuz; - Cumhuriyetimizin ikinci asrına ulaştığımız bu kutlu süreçte daha büyük ve daha güçlü bir Türkiye için azim ve kararlılıkla çalışmaya devam edecek; - Türkiye Yüzyılı hedeflerimizin gerçekleştirilmesinde üzerine düşen vazifeleri yerine getirmek için çalışmalarını artan bir şevk ve gayretle sürdürecektir. Bu kapsamda sizlere de hem askerlik görevleriniz hem de sonraki hayatınızda önemli sorumluluklar düştüğünü özellikle vurgulamak istiyor, her birinize üstün başarılar diliyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor, aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Sizlerin ve ailelerinizin Kurban Bayramı’nızı bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, kıymetli ailelerinize selamlarımı gönderiyor, saygılarımı sunuyorum. Kahraman Havacılar, yolunuz ve bahtınızın semalar kadar açık olsun. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

41,321 views • 1 year ago

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın #MalazgirtZaferi'nin 953. yıl dönümü kapsamında düzenlenen Ahlat etkinlik alanı ziyaretindeki konuşmalarından... ▪ Ahlat’ı kökleriyle buluşturmak, tarihimizdeki yerine uygun şekilde yeniden tarih, kültür ve cazibe merkezi haline getirmek için çok çalıştık. Çalışmalarımız ve çabalarımız neticesinde Ahlat, hamdolsun küllerinden yeniden doğdu. Etkinlikler dışında da gençlerimiz buralara geliyor, kökleriyle tanışıyor, Ahlat’ın bin yıllık tarihine bizzat tanıklık ediyor. ▪ Bugünkü toplu açılış törenimiz ve akşam gerçekleştireceğimiz kabine toplantımızla Ahlat’a verdiğimiz ehemmiyeti bir kez daha gösteriyoruz. Burada şunu özellikle ifade etmek isterim: Selçuklu Kabristanı’ndaki her bir şahideyi, milli varlığımızın aynı zamanda bir hafıza kaydı olarak görüyoruz. İnşallah bugüne kadar olduğu gibi bu hafızayı korumaya, güçlendirmeye, istikbalimizin teminatı olan gençlerimize aktarmaya devam edeceğiz. ▪ Bin yıl önceden kalpler arasında kurulan köprü, bugün olduğu gibi, inşallah sonsuza kadar ayakta kalacaktır. Bakınız bin yıl önce gönüllerde edinilen yer; bu vatanın çimentosu oldu, kalesi oldu, sigortası oldu ve yıkılmaz gök kubbesi oldu. ▪ Ataların Anadolu’ya ektikleri muhabbet, kardeşlik ve dayanışma tohumları öylesine kök saldı, öylesine büyüdü ki; bin yıldır bu kardeşlik hukukunu bozmaya ve yok etmeye kimsenin gücü yetmedi. Etnik köken üzerinden bizi bölmeye çalıştılar. Mezhep, meşrep üzerinden bizi ayırmak istediler. Siyasi görüş farklılıkları üzerinden nifak çıkarmaya kalkıştılar. Bölücü terör örgütü eliyle aramıza nefret duvarları örmeye kalktılar. Daha bunun gibi nice hain ve kalleş oyunla kardeşliğimizi dinamitlemek, bizi “kolay yutulur lokma” haline getirmek istediler. ▪ Allah’ın yardımı, aziz milletimizin basiretiyle hepsinin üstesinden geldik. 85 milyon olarak birbirimize her zamankinden daha sıkı kenetlendik. Bugün de aynısını yapıyoruz. Vatanımıza yönelik senaryoları yırtıp atarak yolumuza devam ediyoruz. ▪Şunun bilinmesini isterim: Bizler bu toprakların emanetçisi değil, asıl sahipleriyiz. Bu toprakların altında da, üstünde de biz varız. Her karışında bir şehit yatan Anadolu, bizim öz yurdumuzdur. Buradaki varlığımızı hala hazmedemeyenleri, hala ham hayaller peşinde koşanları bekleyen büyük bir bozgundur, yıkım ve ağır bir mağlubiyettir. ▪Şunu da söylemek isterim: Milletimizin ezeli ve ebedi kardeşliğini bozmaya çalışanlar, ne yaptılarsa bir türlü muvaffak olamadılar. Bu topraklardaki kardeşlik hukuku, tarihimizin hiçbir döneminde mezhebe, meşrebe, etnik kökene göre belirlenmedi. Birlik, beraberlik ve kardeşlik hukukumuzu ortak kadere, ortak imana, ortak geçmiş ve geleceğe göre şekillendirdik. Bin yılın yol arkadaşları, dava arkadaşları, mücadele ve kader arkadaşları olarak şimdi de istikbale yürüyoruz. ▪Herkes şunu bilsin, anlasın: Ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde 85 milyon biriz, beraberiz, tek yüreğiz. Türk, Kürt, Arap, Zaza, Laz, Çerkez… Hepimiz bu topraklar üzerinde biriz beraberiz, kardeşiz. Sünni, Alevi bu topraklar üzerinde biriz, beraberiz, kardeşiz. Biz, hep birlikte Türkiye’yiz...

Fahrettin Altun

130,146 views • 1 year ago

HİNDİSTAN, AKDENİZ'DE TÜRKİYE'YE KARŞI SAVAŞ HAZIRLIĞI BAŞLATTI . HİNDİSTAN Başbakanı MODİ ,G 7 toplantısına çağrılmış .Üyesi bile değil .Görevlendirme için çağrılmış. G Yedide hangi ülkeler var? Yedili Grup (G7), İtalya, Kanada, Fransa, Almanya, Japonya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'ni bir araya getiren topluluktur. Şimdi burada G harfi nedeni ne olabilir ? G 7 Akoru ,G 7 anahtarı ! G7, diğer adıyla G dominant 7, G anahtarından değil, C anahtarından gelir. Daha ötesi 7 UYURLARIN / Negatif tarafı temsilidir. G harfi ise : GAYA, "Yeryüzünün Ruhu" veya "Doğa Ana" anlamına gelmektedir. Gaya (orjinal yazılışı ile GAIA) Mitolojiden gelen bir isimdir. Hesiodos'a göre Gaia her şeyin yaratıcısı, her şeyin kendisinden meydana geldiği "toprak ana"dır; tüm tanrıların ve titanların annesidir. Türkçe kullanımda GAYA / GAYE olarak kız çocuklarına verilen isimdir. G 7'ler aynı zamanda 7 KIZ KARDEŞ olarak dünyayı yöneten güç olarak tasvir edilir. Yunan mitolojisinde, Ülker, Titan Atlas'ın yedi kızıydı. Hindistan G 7 üyesi değil... Modi , Kanada'ya toplantıya çağrılıyor ve yol üstünde Kıbrıs Rum Kesimine sözde yakıt ikmali adı altında resmi ziyaret gerçekleştiriyor... Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'ye III. Makarios Büyük Haç Nişanı'nı takdim etti. Kıbrıs'ta 1974'e kadar Türk milletine tıpkı İsrail'in Filistin'de yaptığı katliamları uygulayan büyük GAVUR MAKARYOS'TUR !!! Hindistan Başbakanı ne tür bir hizmet yapmışta ,KIBRIS RUM kesimi bu nişanı MODİ 'ye vermiş . Bundan sonra yapacak olduğu hizmetleri için verdiler tabi . MODİ 'nin görevi KIBRIS'TA savaşı başlatmak ve bizzat HİNDİSTAN'I savaşa dahil etmek... G 7 toplantısında bu görev kendisine verildi .G 7'ye toplantısına katılmadan önce görevi kabul ettiğini ifade etmiş oldu . Güney Kıbrıs Rum Yönetimi limanlarını Hindistan savaş gemilerine açacağı ve iki tarafın ortak askeri deniz tatbikatları yapacağı resmen açıklandı. Modi, uzaktan Beş Parmak dağlarına bakarak HEDEF KKTC mesajı verdi . Hindistan , bağlantısız bir ülke ... NATO üyesi, Yunanistan'la bu iş olmaz. Kıbrıs Rum kesimi NATO üyesi değil ,AB üyesi ... Askeri ve silah açısından HİNDİSTAN üzerinden oluşturulacak bir koridor ,İsrail 'i rahatlatır . Kıbrıs Rum Kesimi ,KKTC kapışmasında Türkiye tabi olarak KKTC'yi savunacak . Yunanistan ve NATO üyesi AB ülkeleri, AB üyesi Kıbrıs Rum Kesimini savunacaklar . İş NATO'nun toplantıya çağrılmasına geldiğinde ABD ,NATO'DA Türkiye’nin önüne AB üyesi NATO ülkeleri ile beraber VETO kartını koyarak Türkiye'ye NATO yardımının önünü kapatacak. Ve Türkiye bu gerekçeyle NATO'dan ayrılacak ya atılacak ... Hindistan/ Kıbrıs Rum Kesimi / İsrail beraberliğinde ... AB üyesi ülkeler ve G 7 ile beraber KIBRIS'TA KKTC'YE karşı stratejik olarak harekete geçmiş durumda ... Hatırlayın ,Ortodoks papaz yakın zamanda ABD Başkanı Trump 'a " Papaz, elindeki haçı Trump’a uzatarak diyor ki “Bu haçı İstanbul’a (Papaz “Konstantin” diyor) dik. (İstanbul’u al!) İsa bunu rüyasında gördü” diyor. Bunu tüm dünya televizyonları önünde açıkladılar . NATO işi bittikten sonra ,İstanbul ve diğer arzuları için düğmeye basarlar mı ? Göreceğiz ... FENER Rum Ortodoks Patriği Barthelemeos'un Türkiye içerisinde faaliyetlerine dikkatle bakmalı ... Indian Express , Times of India gazetelerine göre Modi'nin Pakistan'la çatışmanın ardından ilk yurt dışı ziyareti olarak Kıbrıs'ın seçilmesi, Türkiye'ye bir mesajdı diyor. Hindistan basını ,Hindistan'lı emekli generalleri Türkiye'yi açıktan tehdit etmeye,hatta nükleerle tehdit etmeye devam ediyor. Hindistan / Ermenistan'a yüklü askeri destek verirken, Yunanistan'a HİPERSONİK BALİSTİK füzeler vereceğini açıklamıştı. Yunanistan 'ın Ege'de Türkiye karşıtı tatbikatlarına HİNDİSTAN donanmasına bağlı savaş gemileri katılmıştı. YENİ ÇANAKKALE KIBRIS ! HİNDİSTAN yeni düşmanımız . #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

17,965 views • 1 year ago