Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Onur Taşcıoğlu: “Başkan Serdar Adalı, bugün TFF ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Yapılan hakem hatalarından, MHK Başkanı’ndan ve MHK’deki Portekizli hakem eğitmenlerinden rahatsız olduğunu belirterek istifa etmeleri gerektiğini yineledi.”

29,108 views • 4 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

HAYIRLI İŞLER Beşiktaş sosyal medyası ve eski hakem yorumcuları akşamdan beri bağırıp çağırıp Beşiktaş’ın hakkının yendiğini söylüyor. Trossard’a yapılan hareketin kırmızı kart olduğunu savunuyorlar. Tamam, orayı anladık. Peki aynı yorumcular ve aynı sosyal medya neden Beşiktaşlı futbolcunun Alanyasporlu oyuncuya yaptığı ve net şekilde penaltı olması gereken hareketi konuşan bir tane Allah’ın kulunu çıkarmıyor? Vay efendim Beşiktaş’ın önü kesiliyormuş, vay efendim Beşiktaş iyi gidince MHK ve TFF devreye giriyormuş diye bağıranlar… Peki bu pozisyonda Alanyaspor’un hakkı yenilmiş olmuyor mu? Net bir penaltı pozisyonunu neden kimse dile getirmiyor? Evet, MHK kötü. Evet, hakemler kötü. Evet, TFF zaten liyakatsiz. Ama Beşiktaş medyası ve eski hakem yorumcuları da en az TFF ve MHK kadar kirli bir algı düzeninin parçası hâline gelmiş durumda. Ortada Alanyaspor’un verilmeyen net bir penaltısı var. Eğer gerçekten doğruları konuşacaklarsa bu pozisyonu da dile getirip hakem Beşiktaş’ı korumuş diyecekler. Bunun aksini söylemek düpedüz algı yapmak demektir. Ahmet Çakar, Erman Toroğlu ve diğerleri… Hiçbiri bu pozisyona değinmedi bile. Türk medyasında ikiyüzlülük ve algı düzeni devam ettiği sürece gerçekleri değil, işlerine geleni konuşmaya devam edecekler. HAYIRLI İŞLER.
1:26

Sensitive content

HAYIRLI İŞLER Beşiktaş sosyal medyası ve eski hakem yorumcuları akşamdan beri bağırıp çağırıp Beşiktaş’ın hakkının yendiğini söylüyor. Trossard’a yapılan hareketin kırmızı kart olduğunu savunuyorlar. Tamam, orayı anladık. Peki aynı yorumcular ve aynı sosyal medya neden Beşiktaşlı futbolcunun Alanyasporlu oyuncuya yaptığı ve net şekilde penaltı olması gereken hareketi konuşan bir tane Allah’ın kulunu çıkarmıyor? Vay efendim Beşiktaş’ın önü kesiliyormuş, vay efendim Beşiktaş iyi gidince MHK ve TFF devreye giriyormuş diye bağıranlar… Peki bu pozisyonda Alanyaspor’un hakkı yenilmiş olmuyor mu? Net bir penaltı pozisyonunu neden kimse dile getirmiyor? Evet, MHK kötü. Evet, hakemler kötü. Evet, TFF zaten liyakatsiz. Ama Beşiktaş medyası ve eski hakem yorumcuları da en az TFF ve MHK kadar kirli bir algı düzeninin parçası hâline gelmiş durumda. Ortada Alanyaspor’un verilmeyen net bir penaltısı var. Eğer gerçekten doğruları konuşacaklarsa bu pozisyonu da dile getirip hakem Beşiktaş’ı korumuş diyecekler. Bunun aksini söylemek düpedüz algı yapmak demektir. Ahmet Çakar, Erman Toroğlu ve diğerleri… Hiçbiri bu pozisyona değinmedi bile. Türk medyasında ikiyüzlülük ve algı düzeni devam ettiği sürece gerçekleri değil, işlerine geleni konuşmaya devam edecekler. HAYIRLI İŞLER.

Harrry Kewelll 10 🇳🇬

127,215 views • 5 days ago

"TFF'deki Fenerbahçelileri" güncelleyerek tekrar sıralayalım. 1- Bugün montaj fotoğraf paylaşan Fenerbahçe Başkan adayı Hakan Bilal Kutlualp ile başlayalım. Kendisi bu Federasyonda Dış İlişkiler Kurulu'ndaydı. 2- TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun Fenerbahçe 2000 Derneği'nde "takıldığını" derneğin başkanı Şevki Yılmaz kaynak gösterilerek anlatılmıştı. 3- TFF Danışmanı olan ve hem Fenerbahçe'de, hem de Koç Holding firması Tüpraş'ta çalışmış Serdar Yıldız. Kendisi, Jorge Jesus'un hemşerisi olan TFF Hakem Danışmanı Vitor Melo Perreira ile yapılan görüşmede de vardı. TFF VAR danışmanı da Portekizli 4- MHK Başkanı olduktan sonra çalıştığı kurum ile Fenerbahçe'nin ortak çalışmaya başladığı Ferhat Gündoğdu. 5- Fenerbahçe yönetimindeki A.Alpoğlu'nun Başkanlığı döneminde Hukukçu Fenerbahçeliler Derneği yöneticiliği (Hufeder) yapmış Av. Mete Menekşe 6- Hakem sponsoru NG Kütahya Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Güral, Koç ailesinin kurduğu, Ali Koç'un 13 yıl başkanlık yaptığı Fenerbahçe 1907 Derneği üyesi. 7- Lig Sponsoru Nesine'nin CEO'su Halit Gülbakanoğlu da; 1907 Derneği'nde yöneticilik yapmış. 8- Temsilciler Kurulu raportörü olan ve Koç Holding'e ait Arçelik'te çalışmış Ertuğrul Arslan. 9- Şükrü Saracoğlu'da Icardi'ye edilen küfürlere eşlik eden Temsilci Selçuk Küçükoğlu. 10-Fenerbahçe SK'da çalışmış, TFF Sağlık Kurul ve Dopingle Mücadele Kurulu Başkanı Ömer Taşer. 11-Koç Holding'te çalışmış gözlemci Bülent Gökçü. 12-Fenerbahçe Üniversitesi Spor Dergisi'nde çalışmaları olan Gözlemci Recep Sürhat Müniroğlu 13- Fenerbahçe sevgisi ile ilgili tweetler atmış Kulüp Lisanslama Kurulu'ndaki Hüdai Bal. Bir hatırlatma: Kupa maçı sonrası alt sınırı 5 maç olan maddeden sevki yapılan Jose Mourinho'ya 3 maç ceza vermişti bu PFDK. 4 maç olunca lige de yansıyordu bu ceza. 3 maç verip ligde devam etmesini sağladılar.

Eşref G

30,760 views • 1 year ago

💥 MHK'da hakemler ile ilgili yeni rapor hazırlanıyor 🎙️ sezgin gelmez: Gündem çok yoğun ama gündemin ötesinde her zaman hakemlerimiz öne geçiyor. Geçmeyi başarıyor diyelim. Daha ikinci hafta bitmeden kulüplerin hakemler konusundaki şikâyetleri ve isyanları bayağı yükselmeye başladı. Konyaspor, Trabzonspor ve Beşiktaş'ın hakemler konusunda oldukça sert eleştirilerini gördük bu hafta sonu. Şimdi ne olacak? Benim aldığım bilgi şu şekilde: Elit Hakem Kurulu'nun başında bulunan İngiliz, dünyaca ünlü hakem Anthony Taylor, yarın MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu ile bir araya gelecek. Burada tüm hakemlerin yönetimleri, hataları, günahları ve sevapları masaya yatırılacak. Ardından MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu, eğer gerekiyorsa ve bazı hakemlerin çok büyük hatalarda pay sahibi olduğunu düşünüyorsa ceza verecek. Bu cezalar genellikle dinlendirme şeklinde oluyor. Gündoğdu, gerekli gördüğü hakemlere dinlendirme cezası uygulayacak. Fakat işin bir de diğer tarafına bakmamız gerekiyor. TFF'nin bu konudaki görüşü ne? TFF'den yöneticilerle bu konuyu görüştüm. Söylediklerini şu şekilde özetleyebilirim: Evet, bazı hatalar oluyor ama Türk futbolu Anthony Taylor ile birlikte farklı bir kimliğe bürünüyor. İngiliz futbolunun nasıl oynandığını, sahaya nasıl yansıdığını ve hakem kararlarının nasıl olduğunu herkes biliyor. Burada bir geçiş dönemi mi yaşıyoruz? Herhangi bir hata mı oluyor? Bunları da MHK Başkanı'yla mutlaka görüşeceğiz. O da bize gerekli raporu verecek ve bunun üzerinde mutabakata varacağız şeklinde görüş belirttiler. Bu, bir sisteme uyum sağlayamama mı, yoksa hakemlerde bir eksiklik ya da hata mı var? TFF yönetimi bunun da değerlendirmesini yapacak. Önümüzdeki haftalar hakemler açısından gerçekten ilginç gelişmelere sahne olabilir. Ancak eğitim denildikten sonra yeniden bazı adımların atılması gerekecek gibi görünüyor. ▶️ Canlı izlemek için:

HT Spor

23,789 views • 5 days ago

AMATÖR LİGLERDE TRABZONLU OLDUĞU İÇİN PIRIL PIRIL GENCECİK ÇOCUKLAR MOBBİNGE MARUZ KALIYOR! İstanbul 1. Amatör Ligde 05.01.2025 tarihinde Şehzadebaşı- Zeytinburnu maçında Zeytinburnu u18 takımında forma giyen Trabzonlu Muhammed Burak Akın, Fenerbahçeli hakem Hacı Şakir Eti’nin mobbingine maruz kaldığı, maç içinde sürekli hakem tarafından tehdit edildiği, takım kaptanı olmasına rağmen savunma bile yapamadığını öğrenmiş bulunmaktayız. Konuyu araştırdığımızda; 1- Hakem; takım kaptanı Muhammed Burak’a seramonide nereli olduğunu sormuş, Trabzonlu cevabını aldığında yüzünü ekşitip kendisinin Erzincanlı olduğunu söylemiştir. 2- Maçta iki takım arasında sürekli gerilim yükseldiği ve kendisine faul yapıldığından dolayı takım kaptanı olduğu için hakemle konuşmak isteyen Muhammed Burak’a “sarı kart gösterip ardından sus seni oyundan atarım” diye tehdit etmiştir. ( 3- Muhammed, rakibine faul yaptığı bir pozisyonda hakem koşarak Muhammed’in yanına gelmiş ve “basma hareketini eliyle gösterip bunun ne olduğunu söylemezsen seni oyundan atacağım demiştir. Muhammed de hocam niye tehdit ediyorsun atabilirsin” diye cevap vermiştir. 4- Bu olaylardan sonra hakem maç içinde sürekli Muhammed’in çevresinde dolaşmış ve tehditlerine devam etmiştir. Videoda göreceğiniz üzere Fenerbahçeli hakem, Burak’ın peşinden ayrılmamaktadır. ( 5- Muhammed sürekli baskı altında olduğu dönemde kendisine yapılan sert müdahale sonrası yerde kıvranırken hakem yanına gidip “sağlıkçı geliyor numara yapma kalk ayağa “ demiştir. ( 6- Bu baskı altında bir pozisyonda rakibine yaptığı faul sonrası Burak’a kırmızı kart vermiştir. Burak sinirlerine hakim olamayarak hakemin üstüne yürümüş ancak takım arkadaşı araya girerek Muhamed’i olay yerinden ANINDA uzaklaştırmıştır. Muhammed bu arada hakeme sadece “ne yapmaya çalışıyorsun kendini Collina mı sanıyorsun” demiştir. ( Maçtan sonra iki takım arasında kavga çıkmış ve Fenerbahçeli hakem direkt soyunma odasına kaçmıştır. Fenerbahçeli hakem bununla da yetinmedi. Raporuna Muhammed için “Bana tükürdü ve saldırdı. Takım arkadaşlarına vurdu. Etrafı tekmeledi. Küfür etti” iftiralar yazmıştır. Fenerbahçeli küstah bir hakem tarafından mobbinge maruz kalan Muhammed, 8 maç ceza aldı ve bu cezası onandı. Kulüp, konu hakkında savunma ve itiraz yapmasına rağmen itirazlar kabul edilmedi. Bu hakemin art niyetli olduğu açık ve nettir. Geleceği olan bu çocukların bu şekilde sindirilmesine, baskı alınmasına, mobbinge maruz bırakılmasına nasıl göz yumarsınız? İki takımda hakem tarafından şikayetçi olmasına rağmen hakemin raporunu detaylı araştırmadan direkt ceza vermeniz SAĞLIKLI olmadığı gibi AYRIMCILIK ile de yorumlanmaktadır. Kendini bilmez, sırf Trabzonlu olduğu için dışlanan kardeşimize gösterdiğiniz muameleyi kabul etmiyoruz. Adaletten ve eşitlikten ayrılmamanız gerekiyor. Lütfen bu cezayı iptal edin. Hakemin raporunu tekrar araştırın. Bunu yapmak zorundasınız. Hakemlerinize sahip çıkın ve gencecik çocukların geleceği ile oynamalarına izin vermeyin! TFF

Colmanın

64,062 views • 1 year ago

Osman Altunterim: "Trabzon Galatasaray maçının hakemi Cihan Aydın, Fenerbahçe Beşiktaş derbisinin hakemi ise Yasin Kol. Söyleyecek çok şey var aslında, dilimin ucuna geliyor ama insan ister istemez yutkunuyor. Neden mi? Çünkü bugün Anayasa Mahkemesi, Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu ile ilgili çok kritik bir karar açıkladı. Ve bu karar nihai, yani bağlayıcı. Anayasa Mahkemesi açıkça şunu söylüyor: Federasyonların hukuk kurulları, özellikle de tahkim kurulları, yönetim kurulu tarafından atanamaz. Bu kurullar bağımsız olmalı ve seçimle göreve gelmelidir. Bu karar sadece bir yorum değil, aynı zamanda emsal niteliğinde bir içtihattır. Yani yalnızca Türkiye Futbol Federasyonu’nu değil, tüm federasyon yapılarını kapsayan bir bağlayıcılığı vardır. Peki bu ne anlama geliyor? Aslında çok net: Mevcut federasyon yapısı içinde yer alan kurulların hukuki meşruiyeti ciddi şekilde tartışmalıdır. Türkiye Futbol Federasyonu uzun süredir bu yapıyı atama yoluyla oluşturuyor. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, bu sistemin hukuka aykırı olduğunu ortaya koyuyor. İşin daha da çarpıcı tarafı şu: Bu yapı sadece kâğıt üzerinde kalmıyor, sahaya da doğrudan etki ediyor. Hakem atamalarını yapan Merkez Hakem Kurulu’nun (MHK) yapısı da bu tartışmanın tam merkezinde yer alıyor. Bugün gelinen noktada, hukuki dayanağı tartışmalı bir yapı, maçlara hakem atıyor. Cihan Aydın Galatasaray maçına veriliyor, Yasin Kol en kritik derbilerden birine atanıyor. Sahada ise benzer pozisyonlara farklı kararlar veriliyor. Aynı tür hatalar yapan hakemlere farklı muamele uygulanıyor. Bu da ister istemez adalet duygusunu zedeliyor. Bugün gelinen noktada mesele sadece bir hakem hatası değil. Mesele, sistemin bütününe dair ciddi bir güven problemidir."

Volkan Yılmaz

16,850 views • 4 months ago

TÜRK-İŞ 1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ’NÜ EDİRNE, SARAÇLAR MEYDANI’NDA COŞKULU BİR ŞEKİLDE KUTLADI Genel Başkan Ergün ATALAY, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde Edirne Saraçlar Meydanı’ndan seslendi. Genel Başkan Ergün ATALAY, 1 Mayıs kutlamaları vesilesiyle Edirne Saraçlar Meydanı’nda yaptığı konuşmasına geçimin zorlaştığını ifade ederek başladı. Her gün yeni zamlara uyanıyoruz diyen ATALAY, hayat pahalılığı dayanılmaz noktaya ulaştı, alım gücü her gün düşüyor şeklinde konuştu. Yaşam koşullarının giderek ağırlaştığını ve emekçilerin geçim sıkıntısı yaşadıklarına değinen ATALAY, emekçilerin dayanacak gücü kalmadığını, enflasyonun sürekli arttığını, ancak ücretlerin aynı şekilde artmadığını ve alım gücünün azaldığını dile getirdi. Eskiden işsiz olanın yoksul sayıldığını, bugün çalışanların da yoksullukla mücadele ettiklerini söyledi. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin her gün büyüdüğünü, zenginin her gün zenginleştiğini, yoksulun ise daha da yoksullaştığını dile getirdi. Alınan ücret zamlarının altı ayda eridiğini ama işçinin bu ücretle bir yıl geçinmesinin beklendiğini, bunun adil ve sürdürülebilir olmadığını ifade etti. Ücretlilerin artık mart, nisan ayında yüksek ikinci vergi dilimine girdiklerini söyledi. 12 ay çalıştıklarını ve bunun iki ayını vergiye verdiklerini kaydeden ATALAY, bunun kabul edilemez olduğunu, vergi ile ilgili bir an evvel yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu söyledi. Kayıt dışının ekonomiye, vergi ve sosyal güvenlik sistemine verdiği zararı dile getirdi ve tüm toplumu yoksullaştırdığını söyledi. Örgütlenmenin önünde engeller olduğunu, mevcut %14 sendikalaşmanın ülkeye yakışmadığını, patronun örgütlenen işçiyi kapının önüne koyduğunu ifade eden ATALAY, davaların senelerce sürdüğünü, bu tablonun kabul edilemez olduğunu, bir an evvel yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini dile getirdi. İşten çıkarma tehdidinin en büyük baskı araçlarından birisi haline geldiğini ve bu durumun hak aramayı zorlaştırdığını söyledi. İş güvencesi ile ilgili yasal düzenleme istedi. Taşeron sorununun 20 senedir devam ettiğini, büyük bölümünün kadroya alındığını ancak şu anda 75 bin asıl işi yapan işçi için de yeni bir düzenleme yapılarak taşeron meselesine son verilmesini istedi. Staj ve çıraklık konusunda yaşanan mağduriyetleri dile getirerek emeklilik çerçevesindeki taleplerinin yerine getirilmesini istedi. Engelli bireylerin çalışma yaşamına katılmaları için eşit, erişilebilir, ayrımcılıktan uzak bir çalışma hayatı istedi. Üniversite işsizliğine ve düşük ücretlere değinerek eğitimle istihdam arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Kuryelik gibi yeni ve güvencesiz işlerde yaşanan güvencesizlik sorunlarını anlattı ve bu sorunlara yasal düzenlemelerle çözüm istedi. Uzun çalışma sürelerinin ve ödenmeyen fazla mesailerin altını çizen Atalay, özellikle sendikasız işyerlerinde bu konularda daha fazla sorun yaşandığını söyledi. Üretim ve uzun çalışma baskılarını eleştirdi ve insanca çalışma süreleri olması gerektiğini ifade etti. Çocuk işçiliğine ve özellikle tarım ve tekstil gibi çocuk işçiliğinin yaygın olduğu sektörlerde yaşanan iş kazaları nedeniyle ölümlere değindi. Çocukların parklarda oynaması, eğitimde olmaları gerektiğinin altını çizdi. Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaşanan problemleri anlattı ve iş cinayetlerinin önüne geçilmesini istedi. En düşük emekli maaşının 20 bin TL olduğunu söyledi ve emekli aylıklarının geçim sağlamadığını ifade etti. Asgari ücretin 28 bin TL olduğunu ve bununla bir ay değil bir hafta geçinilemeyeceğini dile getirdi. Bölgemizde yaşanan savaşları, göçleri, işsizliği ve yaşam mücadelesini gündeme getiren ATALAY, 168 kız çocuğunu katleden İsrail ve ABD’yi lanetledi. Okullarda güvenliğin sağlanması için güvenlik önlemlerinin yanında sevginin de çoğaltılması gerektiğini, konunun detaylı bir şekilde irdelenmesi gerektiğini dile getirdi. Toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde işverenlerin Yüksek Hakem Kurulu’nu müzakereye oturmamak için yeni bir yol olarak bulduklarını, bu kurumun enflasyonun altında ücret verdiğini söyledi ve yeni düzenleme gerektiğini ifade etti. Doruk Madencilikte çalışan ve ücretlerini alamayan işçilerin durumuna değinen ATALAY, patronların işçiyi köle gibi gördüklerini ve bu şirketlere ruhsat verilmemesi gerektiğini vurguladı. Ülke güvenliğimiz ve Kıbrıs konusunda başta Yunanistan olmak üzere diğer ülkelere seslendi. “Biz hep buradayız, yanı başınızdayız, yarın başka ülkeleri yanınızda bulamazsınız.” diyerek uyardı.

TÜRK-İŞ

17,895 views • 4 months ago

Erdoğan hatasını anlamışsa Öcalan’ı İmralı’dan çıkarmaz ve Bahçeli’yi de İmralı’ya Öcalan’ın yanına mecburi ikamete gönderir. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan (Recep Tayyip Erdoğan) tam bir yıldan fazladır Bahçeli-Öcalan ikilisinin fitneleri ve safsataları arkasında koştu ama bugün hatasını anlayıp geri adım attı. Erdoğan bu ikiliye kanıp Suriye’de Kürt bölgesi olan Cezire’yi ve Irak’ta da Kürt bölgesi olan Musul-Kerkük’ü alma hülyasına kapıldı. Erdoğan şimdi Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın (أحمد الشرع) da Türkiye’nin Suriye’ye yaptığı aşırı müdahalelerden rahatsız olduğunu anlamış olmalı. Bundan sonra Erdoğan’a düşen görev hiçbir “ama” ve “fakat” cümleleri kurmadan Ahmed Şara ile Mazlum Abdi arasında imzalanan 30 Ocak anlaşmasını desteklediğini açıkça Ahmed Şara ve Başkan Mesud Barzani’ye (Masoud Barzani) telefon açarak bildirmektir. ABD Başkanı Trump’ın adamı Tom Barrack onu yaptı. Erdoğan aynen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara gibi bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesini imzalayarak Kürtlerin millet olarak varlığını, Kürtçenin ulusal bir dil olduğunu, Kürtçenin eğitim-öğretim dili olduğunu, Ankara’nın doğusundaki Kürt vilayetlerinde valilerin de belediye başkanları gibi seçimle işbaşına geleceklerini, oradaki polis gibi kulluk kuvvetlerinin Kürt olacaklarını kararlaştırsın. Ahmed Şara bunu Suriye’deki 4-5 milyon olan Kürtler için kabul etti. Erdoğan da aynı hakları Türkiye’deki 40 milyon Kürtler için kabul etsin de Türkiye’nin Suriye’den daha adil ve daha çok Kürtlerin devleti olduğunu görelim.

Arif Zêrevan

28,710 views • 6 months ago

1) Selma Abla'ya yapılan saldırının sözde azmettiricisi Servet Bozkurt'un İstanbul'dan Ankara'ya götürülürken yakalandığı Mercedes araç, istifa eden bir vekilin üzerine mi kayıtlı? Yakalandığı araçta kaç milyon dolar bulundu? Bunlar kamuoyunun cevap beklediği sorular. 2) Adliyede gerçekleşen saldırının mesajı sadece Sinan Ateş'in ailesine ve sevenlerine yönelik değildi, topluma yönelik bir mesajdı. Deniliyordu ki biz suç işleme özgürlüğüne sahip bir topluluğuz, canımızın istediğini aklımıza esen yerde yaparız; bize karışanın başına bu, hatta daha kötüsü gelir. Benzer bir cüreti Sinan'ın katledilişinde de görmüştük. 3) Mustafa Ensar Aykal ile Serdar Öktem'in telefon şifrelerinin açılmasına ilişkin Apple'a gönderilen belge ve bilgilerin yetersiz ve eksik çıkması korunanların önündeki setin hâlâ kalkmadığını gösteriyor. Yargının üzerindeki karanlık el, gölge etmeye devam ediyor. 4) Faturalarını ve aidatını dahi ödeyemediği imaj kayıtlarında apaçık görülen Tolgahan Demirbaş'ın bu siyasi cinayetin azmettiricisi olduğuna inanmamızı yahut bunun böyle olduğunu kabullenip sinmemizi bekleyen her kim varsa avucunu yalamaya mahkûmdur. 5) Soruşturması devam eden dosya, yargı aşamasına gelmeli ve gerçek azmettiricilerin yargılanmasına bir an önce başlanmalıdır. Bugün bu siyasi cinayetin gerekçesini ortaya koyamayan "gerekçeli karar"ın yerine gerçekleri bütün çıplaklığıyla ortaya koyacak olan yeni bir gerekçeli karar, o yargılamadan sonra muhakkak yazılacaktır. 5) Kimse rahat uyumasın, suçlular rahat etmesin. Devletimizin kendini devletten büyük gören bu cüretkâr suç örgütünü bir gün mutlaka çökerteceğinden şüphe duymuyorum. Geçmişteki muadilleri gibi onları bekleyen sondan kaçamayacaklar.🕦

Ayşe Ateş

417,938 views • 1 year ago

VARAN 2: ÖZGÜR KARABAT'IN CHP'LİLERİ NASIL KANDIRDIĞININ KENDİ GÖSTERDİĞİ TANIK ÜZERİNDEN İSPATI: Bugün paylaştığım twitime bunuda ekleyeyim. Özgür Karabat, Aziz İhsan Aktaş ile Sheraton Otel'de planlı görüşmediğini, ne onun kendisini ne de kendisinin onu arayarak randevulaşmadıklarını, Aktaş'ın spontane bir şekilde orada bulunması sanki kendisiyle bir görüşme yapmış gibi anlatıldığını söylüyor. Yine, Aktaş'ın şahit gösterdiği bir şahsın o görüşmede olduğunu ve görüşmeye tanık olduğunu iddia ettiğini söyleyen Karabat, dosya kapsamında tanık olan şahsın ifadesinin alındığını ve o tanığın böyle bir diyaloğa şahitlik etmediğini söyledi. İşte Özgür Karabat'ın nasıl yalan konuştuğunun ispatı olan o tanığın (Mustafa Selanik Mahlaslı Mesut Aykın) dosya kapsamında 28 Mayıs 2025'te savcılık makamında alınan ifadesinden ilgili bölüm: "Tarafıma sorulan soruları anladım. Aziz İhsan Aktaş' ı 2021 veya 2022 yılından itibaren tanıyorum. Diyarbakır Belediyesi ile ilgili attığım bir tivitten dolayı tanıştık. Sonraki süreçte bana passat marka bir aracı kullanmam için verdi. Aracı iki sene kullandım. Bir ücret ödemedim. Beşiktaş Belediyesine yapılan operasyondan önce kendisine teslim ettim. Hatırladığım kadarıyla 2024 seçimlerden önce İhsan bana Esenyurt'ta belediye başkanı adayı olan Ahmet Özer' in kendisine önceki belediye başkanı döneminde yaptırılan okul projesinin iptal ettireceğini söylemiş ve İhsan da bu durumdan rahatsız olmuştu. Ahmet Özer'e seçim döneminde destek verdiğini, arabalarını giydirdiğini, maddi destekte bulunduğunu, bunları da Ahmet Özer'in avukat kızı üzerinden yaptığını ifade etmişti. Bu nedenle Özgür Karabat ile görüşmek istediğini belirtti. Kendisi Karabat'a ulaşamamıştı. Tam tarihini hatırlamıyorum ancak seçimden yaklaşık 15-20 gün önce Esenyurt Sheraton Otelde CHP adaylarının toplantısı vardı. Ben, İhsan ve Özgür Karabat burada buluştuk. Özel görüşecekleri için yanlarından kalktım ne konuştuklarını duymadım. Özgür' ün para isteyip istemediğini bilmiyorum. Ancak seçim dönemlerinde belediyeler müteahhitlerden seçim çalışmaları için para isterler. İhsan da para vermiş olabilir. Ahmet Özer başkan olduktan sonra İhsan'ın şantiyesini bastı. Sosyal medyada da bu durum paylaşıldı. Ahmet Özer yaşadıkları sorunların detayını bilmiyorum. Ahmet Özer'e desteği mecburiyetten mi verdi, gönülden mi verdi bilmiyorum"

Emre Ercis

40,188 views • 10 months ago

Nihat Kahveci: Yüzümün halinden beklediğim futbolun çıkmadığını, çıkma ihtimalinde olmadığı durumlar oldu. Bizi izleyen seyirciler anlıyordur. Gerçekten kupa maçları bittikten sonra son dönemlerde böyle en çok konuşulan bir Beşiktaş Galatasaray önünü yaşadım böyle. Yapılan programlar, taraftarların işin içinde olması, bu maçın önemi, ciddiyeti, Beşiktaş'ın form durumu. Galatasaray'ın Liverpool maçı öncesi ne yapacağı kazandığı takdirde puan farkı 7 olur. Bundan psikolojik üstünlük çıkar çıkmaz mı? Bu arada yendi Galatasaray. 3 puanı aldı. İstediğini elde etti. 10 kişi kalmasına rağmen elde etti. Yalnız şunu söyleyeceğim. Ben pozisyonları konuşmak istiyorum. Ben... Atılan güzel golleri konuşmak istiyorum. Ben teknik direktörlerin bir oyuncuları neden değiştirdiğini, sahanın içinde hangi niyetle bu değişiklikleri yaptıklarını, giren oyuncuların ne kattıklarını konuşmak istiyorum. Ben sahadaki yıldızların çalımlarını, şutlarını, kombinasyonlarını, pas trafiğini, işin defansında o fansında neler yaptığını konuşmak istiyorum. Ama ben bunları istedikçe bizim Süper Lig'de maç yöneten hakemler bunların önüne geçiyor. Sanki... Futbolcuları konuşmayın. Teknik direktör değişiklerini konuşmayın. Yıldız biziz. Biz ne dersek o olur. Biz istersek maçı katlederiz. Biz istersek maçı yok ederiz. Hep bizi konuşacaksınız. Performans gösteriyorlar. Bugün de öyle bir hakem performansı gördük. Kaç tane sarı kart oldu artık yazmayı bıraktım. Kaç tane verilmeyen faal oldu yazmayı bıraktım. Maçın içinde penaltı mı değil mi? Kırmızı mı değil mi? İkinci sarı mı değil mi? O mu değil mi? Bu mu değil mi? Şu mu değil mi? Ya biraz futbolu öğrenin. Öğrenin futbolu. Pozisyonları daha iyi takip edin. Yan hakemin var. Varın var. Avarın var. Dördüncü hakemin var. Var da var. Devre arası telefonla aranılmanız var. Devre arasında pozisyonları izlemeniz var. O var, bu var, şu var. Yeter artık. Kahraman olmaya çalışmayın bana ya. Bıktım ya. Maçta ben heyecanla geliyorum buraya. İki tane takım. Beştaş akıyor ön tarafta. Uçanı kaçanı. Galatasaray aynı şekilde. Neler bekliyoruz? Maça bir bakıyorum ilk yarı. Beşiktaş bir tane korner atmadı, isabetli şutu yok. Diğer tarafta Galatasaray tamam bir gol attı, beklenilen oyun yok. Tamam Galatasaray deplasmanda diyorsun falan filan. İkinci arı Beşiktaş'ın... Daha çok domine etti. Çünkü sana atıldı. 10 kişi kaldı Galatasaray. Beştaş sağlı sollu ortalar. Attığı şutlar Uğurcan üzerine geldi. Uğurcan zaten Beştaş maçlarında enteresan bir şekilde mıknatıs mı desem ne desem toplar da üstüne de geliyor. Bugün Beştaş oyuncular da genelde üstüne vurdu. Ama Uğurcan yine ikinci arıda üstüne düşen görevi yaptı. Maç önü dedim ki Uğurcan ve Ersin performans önemli olacak. 10 kişiyken Barış Alper ile karşı karşıya kaldı. Ersin çok iyi çıkardı. Maç 2-0 olabilirdi orada. Ama bu maç... İşte daha çok şey olabilirdi. Evet. Oyuncular da biraz birbirlerinden tedirgindi. Kontrol ederek başladılar. Çok bas hatalarıyla başladılar. Oyun kilitlendi. Ama Hakem o kapının üzerine ikinci kilit attı. Maç akmamalı. Maç gitmemeli. Tedirgin etti ya. Hakem tedirgin. Çünkü biliyor vermedikleri verdiklerinin ne kadar yanlış olduğunu. İlk defa maça geldi değil mi? İlk derbi. İlk derbi. Ya böyle bir maça. Tecrübesi olmayan bu standartlarda bir hakem neden atanılır bir kere? Ben bu kadar hakem takım etmem. Maç esnasında görüyorum ilk maçı ama izliyorum. Kaldıramadın. Kusura bakmasın Ozan kardeşimiz. Maçın ağırlığını kaldıramadı. Çok basit hataları var. Çok yanlışları var. Çok etkilendiği pozisyonlar var. Devre arası belki sosyal medyaya girdi. Etkilendi, etkilenmedi. Onu bilemem ama. Gerçekten hakemlerimiz çok kötü ve arkadaşlar bundan sonra var ya. Şöyle başlamayacağım derbe önlerine. İnşallah hakemi konuşmayacağımız bir maç olur cümlesini literatürümden kaldırıyorum. Hep konuşturtuyorlar kendilerini. Hep kahraman olmak istiyorlar. Ve nasıl da bu kadar eleştiriyle hayatlarına devam edebiliyorlar. Bu kadar kötü performanslığı gösterip nasıl memnun olabiliyorlar. Benim aklım almıyor. Bu arada sahanın içinde de beklenilen futbolu. %50'sini görüp keyif aldım desem çok almadım. Zaten anketimizde bununla alakalı derbide oynanan futbolu beğendiniz mi diye sorduk. Şimdiden 35.000'e yakın oy.

Galatasarayultrataraftar

108,832 views • 5 months ago

MENZİL'DE NE OLDU? “Bu açıklama Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin mahdumları ve torunlarından edinilen bilgilerle hazırlanmıştır.” Soru: Menzil-i Şerif, meşrebi ve hizmetleriyle müslümanların gönlünde müstesna bir yerde duruyor. Merhum Gavs hazretlerinin ahirete irtihalinin ardından ortaya çıkan bugünkü tabloyu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bugün geldiğimiz noktada, Menzil’in hüviyeti zedelenmeye, sahip olduğu bütün değerlerin ve insanlığa teklif ettiği bütün çağrıların içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Buna neden olan saldırıların herhangi bir şekilde izahı mümkün olamaz. Bu saldırıların muhatabı olmak, ümmete böylesi bir görüntü vermek ve bütün çirkin iddialara cevap vermek zorunda bırakılmış olmak hayli üzücüdür. Merkad-ı Şerif’te medfun bulunan büyüklerimizin hayırları ve hatıraları bu derin üzüntünün temel sebebidir. Ancak onların hayırları hatırına bu tezviratları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Konunun bu seviyeye düşmüş olmasından dolayı aile çok üzgün. İki yıldır susuyorlar, “Sosyal medya üzerinden meselelerimizi tartışmayalım. Menzil’in, tasavvufun itibarına zarar vermeyelim.” diye gayret ediyorlar. Radyo, televizyon, dergiler, mobil uygulamalar ve daha birçok yayın aracı olmasına rağmen, imkanlar bu konulara alet edilmemiştir. Her biri kendi yayın mecrasında vakur bir şekilde faaliyetine devam etmiştir. Ama bu vakur tavra karşılık o kadar çok tezvirat yapıldı ki artık susmak neredeyse bütün o itham ve iftiraları tasdik etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle bugün kamuoyunu bilgilendirme vazifesi gereği bu gerçekleri paylaşıyoruz. Soru: Bu konular aile içerisinde görüşülüp çözülemez miydi? Menzil-i Şerif gibi bir belde, bugüne dek, her zaman çözümle anılmıştır. Ve bizler, bütün müminler gibi, her meselenin Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında âlimler eliyle çözülebileceğini biliyoruz. Zaten âlimler eliyle başlatılmış ve idare edilmiş meselelerin çözümsüz kalması akla uygun da değildir. İslâm’ın hükümleriyle yalın ve sorunsuz bir şekilde çözülebilecek meselelerimizin, bugün çirkin iftiralarla etrafı kalabalık hale getirilmiştir. Daha önce aralarında herhangi bir küslük ve ayrılık bulunmayan akrabaların, bu konuları çözmek üzere bir araya gelememesinin tek bir nedeni olabilir: Çözüm istenmemesi! Yoksa kardeşlerin birbirine, amcaların yeğenlerine, kayınbabaların damatlarına sorup da aslını öğrenemeyeceği ne olabilir! Gerçeği kolayca öğrenmek yerine söylenti ve dedikoduları -sırf işine geliyor diye- bilgi kaynağı olarak kabul etmek ve dillendirmek iyi niyetle asla bağdaştırılamaz. Buna karşılık iki yıldır iyi niyetle yapılan çağrıların, çözüm davetlerinin karşılık bulamadığına hepimiz istemeye istemeye şahit olduk. Mesele büyüklük ise rahmetli Gavs hazretleri her anlamda hepimizin büyüğü idi. Fakat işlerini bu şekilde çözmezdi. Bazı meseleleri istişare edeceği zaman beş oğlunu etrafına toplar, “Ben de sizden biriyim, hadi bu konuyu altı kardeş olarak istişare edelim.” derdi. İstişareye verdiği önemin dışında şeriata karşı çok hassastı. Her meseleyi hocalara sorardı. Töhmet mahallinden bile çok uzak durmaya gayret ederdi. Ahlâkı ve adaba bağlılığı dolayısıyla töhmet mahallinden bu denli uzak duran bir zatın arkasından bu tür meselelerin yaşanması hürmetsizlikten başka bir şey değildir. Aile büyüğü olduğunu söyleyenlerin Allah Teâlâ’nın net bir şekilde sınırlarını ve gereklerini bildirdiği akrabalık hukukunu bu denli ayaklar altına almaları da ayrıca hürmetsizliktir. Soru: Menzil köyünün 1971 yılında Gavs-ı Kasrevi Şeyh Seyyid Abdulhakim Elhüseyni kuddise sırruhu tarafından satın alındığını biliyoruz. Geçmişten günümüze Menzil köyünün gittikçe büyüdüğünü ve yenilendiğini müşahede ettik. Bu konudaki usul nasıldı? Tarihsel olarak bilinmektedir ki 1993 yılında irşada başlayan Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhu birkaç yıl sonra babalarının mirasını kardeşleriyle bölüşmüştür. Hatta kardeşlerine fazla fazla pay vermiştir. Dolayısıyla iddia edildiğinin aksine köyde şer’en durum çok açıktır. Köyün Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olan bölümleri bellidir. Lakin bu arsaların tapularında güvene dayalı olarak uzun yıllardır işlem yapılmamıştır. Rahmetli Gavs hazretleri, Menzil-i Şerif’i bir ziyaret beldesi olarak inşa ederken akrabalık hukukunu hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Ne kendini köyün ağası olarak görmüş ne de “ailenin büyüğü benim, ben ne dersem o olur” demiştir. Aksine projelerin detaylarını tüm taraflarla paylaşmış, nihayetinde proje alanında hak sahibi olanların rızaları doğrultusunda anlaşmalar yapılmış, üzerinde mutabık kalınan bedeller de ilgililere teslim edilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretleri hayattayken gerçekleştirilen yeniden inşa projesiyle Menzil çok müstesna bir görümüme kavuştu. Menzil’deki henüz tamamlanmamış olan inşaat alanları bu projenin devamı niteliğinde mi? Merhum Gavs hazretleri Menzil’in yeniden inşa sürecinde çok büyük emek sarf etmiştir. Menzil’in, mirasçısı olduğu geleneğe uygun bir görünüme kavuşması, geleneğin yaşayan bir temsilcisi olması ve ziyaretçilerin huzur ve güven içerisinde ziyaretlerini gerçekleştirmesi amacıyla oldukça zor bir vazifeyi üstlenmiştir. Allah Teâlâ kendisinden razı olsun. Yeniden inşa süreci 10 yıldır Menzil’in yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığı projeyle gündeme gelmiştir. Projeyi oldukça beğenen Gavs hazretleri, izni ve onayıyla inşa sürecini başlatmıştır. Bu kapsamda köy meydanındaki dükkanlar kaldırılmıştır. İçerisinde ilim meydanı, çorbahane, bedesten, kadınlar tarafındaki meydan, kadınların köy meydanına girmeden Merkad-ı Şerifi ziyaret edebilecekleri mahremiyete uygun alanları barındıran güzel bir proje hayata geçirilmiştir. Yazlık cami yeniden inşa edilmiş ve Merkad-ı Şerif büyük bir onarımdan geçirilmiştir. Taç kapılar dahil bütünlüklü bir mimari ince ince işlenmiştir. Nihayetinde Menzil, bugünkü çehresine kavuşmuştur. Yine bu süreçte ilgili alanlardaki hak sahipleriyle anlaşma yapılmış ve kendilerine hakları teslim edilmiştir. Gavs hazretleri vefatından evvel tamamlanmış projeyi bizzat görmüş ve çok mutlu olmuştu. Fakat özellikle hanımlar tarafında ve caminin batı tarafında projenin tamamlanması gereken bölümleri bulunmaktaydı. Bu ihtiyaçların giderilebileceği ölçüde alan kalmadığından proje, köy içindeki yerleşim alanlarında değişiklik yapılmasını gerektirmişti. Hangi yapıların nerelere yapılacağı ve tamamlanan birinci etaba nasıl ekleneceği projelendirilerek Gavs hazretlerine sunulmuştu. Proje alanındaki şahıslara ait mülkler, bu mülklerin metrekareleri ve bedelleri hesaplanarak bir tablo haline getirilmişti. Daha önceden yapıldığı üzere, 2021 yılının ocak ayında projeye dahil edilecek alanlar, ilgili tüm taraflara gösterilmişti. Projeye ve satın alınacak alanların değerlerine itiraz edilmemiştir. Gavs hazretleri bu alanları şahsi hesabından ödeyerek satın almış ve projeyi başlatmıştır. Projede kadınlar çorbahane ve şadırvan, Kız Kur’an Kursu, dergâh ve misafirhane ile görevliler için yatakhane planlanmıştı. Caminin hemen yanında ise Gavs hazretlerine misafirlerini ağırlayabileceği divan, evlatlarına birer divan, âlimlere bir divan ve Gavs hazretlerinin tanıdık misafirlerine hususi yemekhane planlanmıştı. Herkesçe bilinen ve süreçleri başlatılmış olan bu proje devam ederken Gavs hazretleri ahirete irtihal etmiş ve çalışmalar durmuştur. Allah Teâlâ rahmet eylesin, makamlarını âli eylesin. İşte, çalışmaları devam eden bu alanlar daha sonradan tezviratların konusu haline getirilmiştir. Gavs hazretlerinin bu ikinci etapla ilgili yapmış olduğu akitler, “akd-i fasid” yani geçersiz akit ilan edilmiştir. Gavs hazretlerinin kardeşlerinden satın aldığı yerler bu iddiayla “dede mirası” olarak nitelendirilmiş ve hukuksuz işlemler bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretlerinin gezip beğendiği bu proje, ahirete irtihalinin ardından neden tamamlanamadı? Menzil’de devam eden projelere taziyeden dolayı 15 günlük bir ara verildi. Sonra tekrar inşaata başlandı. Sonra Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni haber göndererek “Burası mirastır, miras meselesi çözülene kadar inşaatı durdurun.” demiştir. Bunun üzerine inşaat durmuştur. Daha sonraları kardeşlerin bir araya gelerek yaptığı görüşmede Gavs hazretlerinin inşaattan dolayı borcu olduğu, öncelikle bu borcun ödenmesi gerektiği konuşulmuştur. Tüm kardeşler mutabık kalmış, “öncelikle Gavs hazretlerinin borcu terekeden ödensin” denilmiştir. Bu zaten şer’i bir gerekliliktir. Bundan hareketle Gavs hazretlerinin borcu köydeki şahsi terekesinden ve şirketlerindeki varlıklarından ödenmiştir. Kasayla ilgili yapılan tezviratın da aslı bundan ibarettir. Bu tezvirat da Gavs hazretlerinin hastalığı döneminde 7 yıl boyunca bilfiil kendisine hizmet eden, fedakârca yanından ayrılmayan, hususi işlerini takip eden torunu Seyyid Galib Elhüseyni ile ilgili ortaya atılmaktadır. Seyyid Galib Elhüseyni aynı zamanda Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin damadıdır. Gavs hazretlerinin sağlığında kasasının anahtarı da Seyyid Galip Elhüseyni’de mahfuz idi. Ahirete irtihalinden sonra öncelikle borçlarının ödenmesi gerektiği konusunda tüm evlatları mutabık kalınca, kasasındaki şahsi parası ve şirketlerinden bir miktar varlığı ile bu borçları ödenmiştir. Kasanın açılmasına ve sayılmasına yıllardır Gavs hazretlerinin hanesinde görev yapmış ve Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisaplı olan bir kişi de şahit olmuştur. Bunlarla alakalı Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye bilgilendirme yapılmış, raporlar sunulmuştur. Devam eden süreçte kendisine verilen bilgilerin ve aileye dair mahrem meselelerin sosyal medyadan paylaşılmaya başlamasıyla birlikte rapor verilmekten imtina edilmiştir. Lakin her şey kayıt altındadır. Konuyla ilgili Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından sonraki aylarda, “Gelin inşaatları birlikte yapalım.” denilmiştir. Akabinde “Bu inşaatı ben yapacağım ama projeye sadık kalacağım.” denilmesine rağmen ilerleyen haftalarda “Proje tanımam, ben istediğim gibi yapacağım.” denilmiştir. Devamında “Ben bu köyün ağasıyım, bunu herkese duyurun, bilsinler, ben ne dersem o olacak!” söylemleri, aslında yaklaşımın ne olduğunu kamuoyuna net bir şekilde göstermiştir. Söz konusu proje, başta Gavs hazretlerinin ihtiyaçları düşünülerek hazırlanan ve Gavs hazretlerinin tüm evlatlarına tahsis edilmiş alanları içeren güzel bir projeydi. Lakin bu proje Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından akamete uğratılmış ve sonrasında kendi uhdesindekilere hizmet edecek bir bina inşa edilmiştir. Bu şekilde Gavs hazretlerinin evlatları yok sayılmış, kendilerine tahsis edilmiş alanlara el konulmuş, bunun yerine kendi çocuklarına ve yakınlarına odalar ve ofisler yapılmıştır. Üstelik bu yapılırken Rahmetli Gavsımızın ve Menzil’in ismi kullanılarak sosyal medya üzerinden para toplanmış ve “cami için” denilerek toplanan bu paralarla içinde şahsi ofislerin bulunduğu garabet bir bina inşa edilmiştir. Menzil köy projesine verilen zarar bu binayla da sınırlı kalmamış, yeni dükkanlar, proje kapsamında olmayan yapılar inşa edilmiştir. “Sofiler rahat etsin diye yaptık” denilen bu yere kim girebiliyor, diye sormak lazım. Son olarak Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerinin çok beğendiği, Menzil projesinin sembolü olan taç kapı sökülmüştür. Şimdi hangi vicdan ehli bu yapılanı haklı görebilir! Bundan sonra, bu işi yapanların yeni girişimlerinin ümmetin menfaatine olacağına kim inanır? Üstelik son günlerde türlü manipülasyonlarla “kadın dergâhı yapacağız” diyerek zapt etmeye çalıştıkları bina aslında “çorbahane ve şadırvan” olarak tasarlanmış ve kaba inşaatı bitmiştir. Asıl proje ihtiyaçlara cevap verecek ve herkesi memnun edecek bir proje iken bu projenin müdahalelerle bozulması, ümmetin zararına değil midir? Ümmet lafını dillerinden düşürmeyenler ümmete en büyük zararı verdiklerinin ne zaman farkına varacaktır… Soru: Bu yaklaşım şer’i olarak nasıl temellendirilmektedir? İnşaatların bulunduğu arsaların tamamı Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olduğu için burada bir şer’i mesuliyet ortaya çıkmaktadır. Miras paylaşılmadan söz konusu alanlara inşaat yapmak caiz değildir. Bunu kendileri de bildikleri ve hak sahiplerinin rızası olmadığı söylendiği halde caminin batısındaki alana bahsi geçen garabet binayı inşa etmişlerdir. Caminin batısındaki inşaat ve alanlardaki şer’i mesuliyetten dolayı, yıllar önce Gavs hazretleri tarafından yapılmış akdin geçersiz olduğu iddiasını ortaya atmışlardır. Ve amcaların üzerindeki arsaların resmiyeti kendi üzerlerine geçirilmiştir. Oysa daha önce belirtildiği ve delilleri gösterildiği üzere arsalar Gavs hazretleri tarafından bizzat satın alınmış, lakin tapu resmiyetinde güvene dayalı olarak bir işlem yapılmamıştı. Bu girişimle birlikte arsalarını satan amcaların parasını iade etmek istemişler; bunda muvaffak olamamışlardır. Çünkü Rahmetli Gavsımızın ahirete irtihalinden sonra onun akdinin geçersiz olduğunu iddia etmek ona yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Zira yapılan akdin üzerinden yıllar geçmiş, yapılar yıkılmış, yerine inşaata başlanmıştır. Bu akdin geçersiz sayılmasının hiçbir şer’i ve hukuki karşılığı yoktur. Söz konusu alanın bedelleri ödenerek alındığına dair dekontlar bunun ayrıca delilidir. Kaldı ki arsaların üzerindeki inşaat bir gecede yapılmış olamayacağına göre, Gavsımızın vefatına kadar bu inşaata bir itiraz olmaması da bu arsaların Gavsımız tarafından satın alındığının en büyük akli delilidir. Gündeme dahi getirilmesinden hicab edilmesi gereken bu konu maalesef kişisel arzular için gündeme getirilmiştir. Bunun üzerine Menzil’de toplanan 3 halifeden oluşan hakem heyeti tarafından, caminin batısındaki alanlarla ilgili olarak iddia sahiplerince ortaya atılmış “akd-i fasid” iddiası tetkik edilmiştir. Ve taraflar bir araya getirilerek beyanları dinlenmiştir. Soru: Şer’i Hakem Heyeti bu konuyu nasıl tetkik etmiştir? Onların bu konudaki kanaatleri nedir? Şer’i Hakem Heyeti dört kardeşin davetiyle köye gelmiş, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye durumu iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, Şer’i Hakem Heyeti başkanı Seyda Molla Nezir’in ısrarlı davetlerine kabul edilmesi zor bir şartla karşılık vermiştir. Koştuğu şart şudur: “Herkesin önünde olacak, camide olacak!” Hem hakem heyeti tarafından hem de kardeşleri tarafından “bu işin yeri cami değil” denilmesine rağmen şartında ısrar etmiştir. Bu ısrarın neticesinde fitnenin ortadan kaldırılması umuduyla camide hakem heyeti toplantısı yapılmıştır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Çekin, bırakın çeksinler” şeklinde görüntülere yansıyan telkinleriyle görüşme kayıt altında gerçeklemiş, haberlere konu olmuştur. Oluşan nahoş manzaraları bir kenara bırakırsak o toplantıda herkesin önünde hakemlere yetki verilmiştir, imzalar atılmıştır. Hakem heyeti taraflardan birer komisyon görevlendirmesini istemiştir. Komisyonlarla çalıştıktan sonra köydeki ihtilaf ve ittifak noktalarını bir liste olarak hazırlamıştır. Ve köyün batısındaki alanlarla ilgili olarak ortaya atılan “akd-i fasid” iddiasını tetkik etmeye karar vermiştir. Bununla ilgili bir “şer’i toplantı” tertip edilerek tüm taraflar toplantıya davet edilmiştir. Toplantıda tarafların beyanları alınmıştır. Tarafların hocaları, muhatapların bizzat kendisi ve şahitler dinlenmiştir. Toplantıda hakem heyeti ve taraflara; söz konusu harita, bedelleri gösteren tablo ve amcaların Nisan 2021’de müdürleri üzerinden ödemeyi aldığının dekontları sunulmuştur. Dekontları imzalayanların sözlü beyanlarına başvurulmuş ve bütün bunlar şahitlerin anlatımlarıyla tasdiklenmiştir. Meselenin aslında çok açık olduğu orada anlaşılmıştır. Aynı akşam hakem heyeti tarafların hocalarını dinlemiş; sorularına cevap vermiş, ilmi müzakereler yapılmıştır. O toplantıda hakem heyeti kanaatini net bir şekilde ifade etmiş, akdin geçerli olduğunu, yani arsanın Gavs hazretlerine ait olduğunu beyan etmiştir. Hocalara tarafsız şekilde hareket etmeleri, haktan yana tavır takınmaları ve tarafgirlik yapmamaları gerektiği hatırlatılmıştır. Yapılan uzun soru cevaplardan sonra “akdin fasid olduğunu savunanlar” dahil heyetin büyük çoğunluğu akdin geçerli olduğu kanaatine varmıştır. Bunların arasında daha önce “akd-i fasid hükmü” veren hocalar dahi vardır. Bu kanaatlerini sözlü olarak ikrar etmişlerdir. Hakem heyeti bu kanaatleri tutanak altına almak istediğinde ise hocalar “Biz sözlü olarak kanaatimizi söyleriz ama imza atmayız. Siz hükmünüzü verebilirsiniz.” demiştir. Lakin hakem heyeti mevcut fitne ortamından dolayı toplantıya iştirak eden tüm hocaların aynı kanaate varmasını ve bunun tutanak altına alınmasını istediği için ertesi gün devam etmek üzere toplantıyı bitirmiştir. Maalesef ertesi gün aldıkları talimatla çoğu toplantıya iştirak etmemiştir, gelen birkaç kişilik temsilci komisyonun artık toplantılara gelmeyeceğini ifade etmiştir. Bunun sebebi ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi temsil eden bir hocanın toplantının mahremiyetine yönelik yapılan yemini hiçe sayarak gidişat hakkında kendi mürşidine bilgi vermesidir. Bu da çalışmanın akamete uğramasına neden olmuştur. İstedikleri çıkmadıkça hakikate bile sırtına dönebilen bu yaklaşımla; herkesin huzurunda kendileri tarafından hakemlere verilen yetki kapalı kapılar ardında geri alınmıştır. Ve süreç maalesef daha karmaşık hale getirilmiştir. Peki neden böyle yapılmıştır? Yapılan hukuksuzluk ilmen tasdik edildiğinde düşecekleri durum oldukça vahim bir durumdur. Fakat iddia sahipleri kararın açıklanmasından önce süreçten çekilerek bu sorumluluktan kurtulmuş olduklarını zannetmişlerdir. Hatta yakın zamanda geçersiz olduğu tasdiklenen görüşlerinde ısrar ederek tüm varislerin bulunmadığı bir ortamda, vefat eden varislerin evlatlarının tamamından vekalet almadan, kendi aralarında kura çekerek sözde bir taksimat dahi yapmışlardır. Ve bunu sosyal medyada paylaşmışlardır. Hakem heyeti tarafından tasdiklenen akdin geçerli olduğu gerçeği Gavs hazretlerinin evlatlarına 1/6 oranında pay düşmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden haksız bir biçimde akdin fasid olduğu iddiasında ısrar edilerek bu pay resmi tapu değişiklikleriyle %50’nin üzerine çıkarılmaya çalışılmaktadır. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var. Kendi savundukları görüşe göre dahi yaptıkları caiz değildir. Kendi savundukları görüşe göre hakim hisse olsalar bile diğer mirasçıların rızası olmadan inşaat yapmak caiz değildir. Alimlerce kebair günah olarak nitelendirilmektedir. Bu durum hem inşaatı inatla sürdürenleri, hem göz yumanları, hem destek olanları vebal altına sokmaktadır. Ümmetin saf temiz duygularına hitap eden birtakım duygusal söylemlerle insanları günaha sokmak büyük bir sorumsuzluktur. “Ben büyüğüm, ben ne dersem o olur” tavrının bir devamı olarak âlimlerimize karşı söylenen “Sizi ilgilendirmeyen işlere burnunuzu soktunuz!” cümlesi, hukuk tanımazlığın geldiği seviyeyi açıkça göstermektedir. Hak, hukuk, hakikat kavramlarının tekelleşmesi söz konusu değildir. Eğer adalet ve doğruluk isteniyorsa, ilme ve ilim ehline müracaat etmek gerektiği de herkesçe malumdur. Adalet ve doğruluktan kaçınmak ise toplumda güven ve huzur ikliminin varlığını tehdit etmektedir. Soru: Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin evi hakkında bazı ithamlar gündeme getirilmektedir; evi neden ve nasıl oraya yapılıyor? Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Seyyid Mübarek Elhüseyni’nin halihazırda köyde evi yoktur. Rahmetli Gavs hazretlerinin evlatlarından evi olmayan tek kişi de odur. Çünkü evi şu an el konulmak istenen bayanlar çorbahane binası civarında idi. Proje kapsamında yıkılmıştır. Evini yapacağı yer Gavs hazretleri tarafından belirlenmiştir. Bu da Gavs hazretlerinin torunlarına ev yeri tayin ettiği zamanlara tekabül etmiştir. Misalen; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ve oğullarının evlerinin olduğu yerler Gavs hazretlerinin şahsi mülklerinden verilmiş ve Gavs hazretleri tarafından inşa ettirilmiştir. Bu da ailenin bir geleneğidir. Menzil’de mirasa konu olan ve ailenin kullandığı tüm evler Gavs hazretlerine aittir. Bunu tüm evlatları ikrar etmektedir. Gavs Hazretleri ahirete irtihal edince köydeki miras taksiminde evler bahsi açılmıştır. “Kuraya girmesin herkes kendi evinin sahibi olsun. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna birer ev, Seyyid Muhammed Masum Elhüseyni’nin iki oğluna birer ev verilmek suretiyle sulh olsun.” denilmiştir. Tüm kardeşler tarafından bu kabul edilmiştir. Eğer bu sulh kabul edilmiyorsa o zaman herkesin evinde her mirasçının hakkı vardır. Kendi evleriyle ilgili konuyu gündem etmeyip Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna yapılmakta olan iki evi sosyal medyada yaymak; halka açık meclislerde bu konuyu şaibeliymiş gibi lanse etmek bir mümine yakışmaz. Üstelik bu anlattıklarımızın en büyük şahidi bu söylemlerin sahibi olan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’dir. Bu şahitliği kendisine sorulduğunda inkar etmemiştir. İlk aylardaki beyanlarında bunlar yazılıdır. Bu şahitliğini kısaca anlatmak gerekirse: Kadınlar dergâhı için köyün batısındaki arsalar maliklerden Gavs hazretleri tarafından satın alınmıştır. Binalar da yıkılmıştır. Artık arsa Gavs hazretlerinin mülkü haline gelmiştir. O da diğer evlatlarına ve torunlarına yer verdiği gibi oğlu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve torununa şu an evin bulunduğu noktayı işaret ederek yer vermiştir. Kadın dergâhı projesinin Gavs hazretlerine gösterildiği gün Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni de odaya gelmiştir. Bunun üzerine projenin kendisine de gösterilmiştir. Proje incelendikten sonra Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri “Bak Saki, Seyyid Mübarek’e ‘Aşağıdan ne kadar alıyorsan al, ne kadar büyük bir ev yapacaksan yap.’ dedim. Ona kimse karışmasın.” buyurmuştur. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Ona kim karışır baba.” demiştir. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verdiği yeri defaten farklı meclislerde söylemiştir. Buna tüm aile şahittir. Bu konuda tüm aile ittifak halindedir. Buna Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bizzat şahit olmasına rağmen, taziyeden sonra kendisine gelen heyetler konuyu sorduğunda ikrar ve tasdik etmesine rağmen, bugün bu ithamlarda bulunmaktadır. Kendisi ve oğullarına Gavs hazretlerinin terekesinden verilen arsa miktarı Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verilenden daha fazla olmasına rağmen bu ithamlarda bulunmak kardeşlik hukukuna sığmaz. Bu ithamların amacı farklıdır. Yapılan usulsüz müdahaleleri ve şeriatsızlıkları gizleme çabasıdır. İyice bilinmelidir ki sürekli değişen slogan ve gerekçelerle yapılan hukuksuzluklara, insanların şahsiyetine ve haysiyetine; dahası ailelerin mahremiyetine dönük gerçekleşen çirkin saldırılara ortak olmak şöyle dursun, sessiz kalmak dahi Hak Teâlâ katında büyük vebaldir. Bu vebal “ümmetin malı”, “dede mirası”, “tapulu mülk”, “köyün ağası”, “ailenin büyüğü” gibi ifadeler öne sürülerek ortadan kaldırılamaz! Soru: Menzil’deki ihtilaflardan birisi de İlim Meclisi olarak yapılan, lakin ısrarla Taziye Evi olduğu savunulan mekanla ilgilidir. Bu mekan ne için inşaa edildi? Halihazırda ne olarak kullanılmaktadır? Özellikle tarihteki tekke – medrese tartışmalarını düşündüğümüz zaman Nakşibendiliğin Halidi kolu medrese ve tekkeyi; ilim ile ameli tek çatı altına toplamıştır. Halidilik geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Menzil’de de binden fazla talebe ilim tedris etmekte idi. Şimdiye dek buradan yüzlerce alim yetişmişti. Buradaki birikimin yaygın eğitime aktarılması, ziyarete gelen kişilerin namaz arası vakitlerinde de ilimle, sohbet ile meşgul olması için bir mekan hayal edildi. Bu hayal, köyün yeniden inşa projesinde vücut buldu. Rahmetli Gavsımızın görevlendirmesiyle 10 yıldır köyün yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, köy meydanını yeniden tasarlarken dükkanları tamamen kaldırmış, meydanın arka tarafında bir bedesten içine toplamıştı. Menzil’in irşadla, tövbeyle, ilimle, kitapla, sohbetle anılmasından mütevellit meydanında da ilim olması gerektiğini düşünmüştü. Bu yüzden meydana adıyla ve işleviyle bir İlim Meclisi kuruldu. Açıklamaların devamını videodan izleyebilirsiniz. #menzil #tasavvuf #tarikat

Menzil Yolu Teyit

176,202 views • 1 year ago

📌BAŞKAN ALİ KOÇ: “BU SEÇİM ÖNCESİ YAPILMIŞ BİR OPERASYONDUR!” Ali Koç, C. Alanyaspor maçı sonrası basın mensuplarına açıklama yaptı. 💥 “BENİM KALBİM BU VÜCUTTA ATTIĞI MÜDDETÇE…” “Pazar günü seçim var. Sadece şunu size ifade etmek istiyorum. Bu seçim öncesi yapılmış bir operasyondur. Kimse bana digital atamaydı filan hikayesini anlatmasın. Zaten federasyondaki herkes de digital atama filan olmadığını gayet iyi biliyorlar. Bile-bile, isteye-isteye, buraya en son atanacak bir hakemi Galatasaray nick name’i ile eğitim programına katılacak kadar yüzsüz birini buraya atamak seçim öncesi zaten pazar günkü maçtan sonra böyle bir şey bekliyorduk. Bizim seçimimize bir operasyondur. Yalnız olay bu hakemler değil. Bu hakemlerin ne olduğu, bu iki hakemin de ne olduğu Fenerbahçeliler tarafından gayet iyi bilinir. Şimdi buradan açık açık Türkiye’ye sesleniyorum. Benim kalbim bu vücutta attığı müddetçe Sn. Ferhat Gündoğdu’nun ne olduğunu, kim olduğunu, neyi temsil ettiğini öyle ya da böyle tüm ülke görecek. Çünkü bu iş böyle olmaz. 💥“BUNU BURAYA YOLLAYAN KİŞİ BU İŞİN SORUMLUSUDUR” Sn. Federasyon Başkanı ne dedi: ‘VAR hakeminin hata yapmasını kabul edemem.’ Biraz bekledik. Sizin temsil ettiğiniz kanallarda bu konu nasıl yorumlanıyor, nasıl ele alınıyor diye. Ve çok enderdir bir pozisyonda iki penaltı pozisyonun aynı anda olması. Burada böyle bir pozisyon yaşandı. Hangi otoriteye sorarsan sor, ‘Ya iki penaltı var’ diyor, ‘ya iki pozisyondan biri kesin penaltı’ diyor. Şaka gibi. Uzatmalar zaten iki dakika oynandı. VAR’a gidecekmiş gibi dinledi. Sonra da maçı bitirdi. Bunu buraya yollayan kişi bu işin sorumlusudur. 💥“FENERBAHÇE SEÇİMLERİNE BİR OPERASYONDUR, BİR MÜDAHALEDİR” Sn. Başkan size sesleniyorum: ‘Siz dediniz ki, ‘VAR hakemi hata ya-pa-maz.’ Tavrınızı bekliyoruz. Türk futbolunun selameti için MHK hakeminizin, başkanınızın kim olduğunu, ne olduğunu lütfen ve lütfen kulak verin. Bütün Ankara bu konuyu, bu kişiyi konuşuyor. Siz niye kulak vermiyorsunuz? Etraflıca niye araştırmıyorsunuz? Zaten hakemlik kariyeri açısından MHK Başkanlığı yapabilecek bir sicile de sahip olmayan bir insanı… Geçen sefer atadılar, arkasına birini koydular. Ahmet Şahin diye. Esas oydu. Hala akıl hocası o ve birkaç kişi daha. Buraya bu hakemin seçim öncesi atanması Fenerbahçe seçimlerine bir operasyondur, bir müdahaledir. 💥“BİZ ÖYLE YA DA BÖYLE ŞAMPİYON OLACAĞIZ” Biz öyle ya da böyle şampiyon olacağız. Bugün çok mu iyi oynadık, hayır. Beraberliği hak ettik mi, kesinlikle hayır. Bir penaltı kaçırdık. Saçma sapan bir gol yedik. Kalecilerin kaderinde bu vardır ama en kritik yerde geldi. 3-0, 5-0, 4-1 iken gelse bir şey olmaz. Tamam ama o demek değildir ki iki bir değil, iki pozisyonda aynı anda bir kornerde penaltıyı VAR’ın çağırmaması, hakemin gördüğünü çalmaması, VAR’ın da onu çağırmaması olacak iş değil. Bu adamlar buraya bir vazife için geldiler. Vazifelerini yerine getirdiler. 💥“BU ZİHNİYET 100 MİLYONLARCA EURO HARCANAN TÜRK FUTBOLUNUN BAŞINDA OLAMAZ, OLMAMALI!” Geçen hafta burada bir derbi maçı oynandı. Çizgiyi geçen topta golümüz verilmedi. Kırmızı kart verilmesi gereken pozisyon VAR’dan verildi. Orta saha hakemi vermedi. Rakibimizin attığı golün gol olduğunu iddia ediyor. Fenerbahçe’nin çizgiyi geçen golü neredeyse hiç konuşulmuyor. Yapı-yapı derken bunları boşuna söylemiyoruz. İnanın sezonun başındaki bu durumlar aslında sezon sonundaki sıralamayı belirleyen ana unsurların başında geliyor ama şunu söyleyeyim; bu işin intikamı olacaktır. Böyle iki tane hakem yollayıp bize operasyon çekip seçimleri etkilemek için veya pazar günü çok baskı yedik, Fenerbahçe’ye kıyak yaptık gibi gözüküyor. Medyada böyle hava yaratılıyor ya medyada onun için bu sefer de tam tersini yapalım. Bu zihniyet 100 milyonlarca Euro harcanan Türk futbolunun başında olamaz. 💥FEDERASYON BAŞKANINA ÇAĞRI! Sn. Başkana bir kez daha sesleniyorum.Türk futbolu paydaşları tarafından iyi niyetinizden şüphe edilmesini istemiyorsanız, bu konuya derinlemesine bakmanız gerekiyor.

fenertalks

15,564 views • 11 months ago