Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

oruç git desene derken gitme desene diye yalvarıyor aslında, gitme derse kalacakmış gibi. eleni git derken gitme diye yalvarıyor aslında, gitme dese kalacakmış gibi. krimata ve orel, çok başka mesele.. ACILAR İÇİNDEYİZ #taşacakbudeniz

21,392 просмотров • 6 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

“Birbirlerinin yarasıydılar, yine de şifayı birbirlerinde aradılar..” Konuşmanın en dikkat çekici yeri başlangıç, Ben senin için dünyanın öbür ucuna gelirim. Bu cümle Harvard konuşmasının gölgesinde kalıyordu. Aslında sahnenin duygusal merkezlerinden biri bile olabilirdi. Çünkü dünyanın öbür ucu mesafe değil, fedakarlığın ölçüsü olarak kullanılıyordu. “Nereye gidersen git, gelirim” anlamı taşıyordu.. Konuşmanın görünen konusu olan Harvard’a gitme kararı ile alttaki asıl konu olan ayrılık korkusu arasındaki fark. Eleni’nin tarafında konuşma oldukça netti. “Ben kendi geleceğimi düşünmeliyim.” “Harvard’a gidiyorum ben.” “Sağlık ocağı beni kesmiyor.” Bunlar mantıklı gerekçeler gibi görünse de aslında Eleni kendini ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü konuşmanın başında, “Ben annemi arıyordum. Biliyorsun.” diyerek hayatında yaşadığı kırılmaları hatırlatıyordu. Annesini bulma süreci, kaçırılma travması ve yaşadığı belirsizlikler onu artık kendi yolunu çizmeye itmiş gibi duruyordu. Harvard burada sadece bir okul değil; kendi hayatını sahiplenme arzusu. Oruç’un tarafı ise farklı. O, Harvard’ın kendisini tartışmıyor. Sürekli geride kalacak insanları konuşuyor. Onlar sensiz yapamaz, dayanamaz. Bu önemli. Çünkü bazen bir insan gitmesini istemediği kişiye doğrudan “Gitme” diyemez. Bunun yerine başkalarını öne sürer. Oruç’un cümlelerinde biraz bu hissediliyor. Sanki “Ben sensiz ne yaparım?” demek yerine “Onlar sensiz ne yapar?” diyordu.. Gidecek mi gitmeyecek mi?” sorusundan çok, gitme kararını ilk kiminle paylaştığıydı dikkatimi çeken. Eleni gerçek ailesini bulmuş. Bunu Oruç’a söylememiş. Ama Harvard’a gitme fikrini de anne babasına değil, Oruç’a söylemiş. Eleni ne kadar kırgın olursa olsun, hayatındaki en önemli kararları hala Oruç’un bilmesini istiyor. Çünkü insan gerçekten kopardığı kişiye önce gidip geleceğini anlatmaz. Özellikle ailesine söylemeden gidip ona söylemesi, Oruç’un hala hayatındaki en özel kişilerden biri olduğunu gösteriyordu. Ben bu köyde bir doktora aşık oldum.. Çok büyük bir an aslında. Çünkü Eleni ilk kez duygusunu saklamıyordu. Üstelik bunu bir başkasına anlatmıyor; doğrudan o duygunun sahibinin karşısında söylüyor. Oruç’un adını anmıyor ama aslında herkesin bildiği gerçeği dile getiriyor. Bu cümlede beni etkileyen şey aşkın kendisi değil, sadeliği. Sanki Eleni uzun zamandır içinde taşıdığı bir şeyi sonunda masanın üzerine bırakıyor. Ve hemen ardından o aşkın karşılık bulmayacağına inandığını söylüyor. İşte orada insanın içi burkuluyor. Çünkü Eleni’nin derdi “Acaba beni seviyor mu?” değil artık. O aşamayı geçmiş.. Sanki kendini çoktan ikna etmiş, “Ben sevdim ama o beni seçmeyecek.” Bu yüzden sözlerinde umut değil, kabulleniş vardı. Eleni’nin istediği şey küçüldükçe aslında trajedi büyüyordu.. Bir insan sevdiği adamdan ömür istemeyi bırakıp bir gün istemeye başlamışsa, umudunun ne kadar azaldığını anlarsın. Eleni o gün Oruç’tan aşk istemedi. Çünkü aşkın zaten orada olduğunu biliyordu. Sorun buydu. Oruç’un onu sevmediğinden korkmuyordu. Oruç’un onu sevip de seçmeyeceğinden korkuyordu. Ve insanın kalbini kıran şey çoğu zaman sevgisizlik değildir. Sevilip seçilmemektir.. Eleni’nin istediği şey, Bir ömür değil, bir gelecek değil, bir gün. Sadece bir gün.. Bu sahneyi izlerken insanın boğazını düğümleyen yer burası. Çünkü bir kadın sevdiği adamdan sadece bir gün istiyorsa O adamdan umudunu yavaş yavaş kesmiş demektir. Eleni’nin “bir gün” istemesi sıradan bir romantik istek gibi durmuyordu. Çünkü burada mesele sadece sevdiği adama kavuşamamak değil. Aynı zamanda sevdiği adam tarafından derinden hayal kırıklığına uğramış olmak.. #orel

PSİKOLOGROZA

28,832 просмотров • 1 месяц назад

Eleni.. “Hayatıma girdiğin gün her şeyin değişeceğini anlamıştım..” Bu sahnenin özü Oruç ile Eleni artık “birbirlerini sevip sevmediklerini” değil, birbirlerinin hayatında neye dönüştüklerini konuşuyorlar. Eleni’nin yurtdışına gitmem lazım, kendimi geliştirmem lazım demesi aslında bir kaçış planı gibi görünse de, daha derininde bu bir kendini geri kazanma refleksi. Çünkü Eleni’nin Oruc’a karşı hissettiği şey artık saf bir aşk değil içinde kırılma, güvensizlik ve sürekli tetikte olma hali var. Ve insan bir ilişkide sürekli kendini savunmak zorunda kalıyorsa, orada “gitmek” bir seçenek değil, bir zorunluluk gibi doğar. Oruc’un Trabzon’a dön demesi burada çok kritik. Çünkü bu cümle romantik bir çağrı gibi duruyor ama alt metinde şu var Benden uzaklaşma, aynı yerde kalalım. Yani Oruç çözüm önermiyor, yön öneriyor. Ama bu yön Eleni’nin özgürleşme yönü değil, Oruç’un kontrol edebildiği bir alan. Eleni’nin buna karşı verdiği sen de varsın ve Oruc’un varım demesi, ilk bakışta karşılıklı bir kabul gibi görünür. Ama burada aslında iki farklı gerçeklik çarpışıyor. Oruç “varım” derken ilişkiyi sürdürülebilir bir şey olarak düşünüyor, Eleni ise “varım”ı artık güvene çeviremiyor. Yani aynı kelime, iki farklı dünyada iki farklı anlam taşıyor. Ve Eleni’nin “olmaman lazım” demesi, sahnenin duygusal kırılma noktası. Bu cümle basit bir reddediş değil. Bu, duyguyu kabul edip sonucu reddetme hali. Eleni şunu söylüyor Seni hissediyorum ama senin hayatımdaki yerin beni yıkıyor Burada aşk ilk defa romantik olmaktan çıkıyor ve bir seçim problemi haline geliyor. Oruc’un sebep demesi ise onun hala çözüm mantığında kaldığını gösteriyor. O, her şeyin bir açıklaması varsa düzeltilebileceğine inanıyor. Yani Oruc’un dünyasında ilişki hala tamir edilebilir bir sistem gibi çalışıyor. Ama Eleni artık sistemde değil sonuçta. Ve Eleni’nin en sert cümlesi sahneyi tamamen yere indiriyor. Annemi bile pazarlık konusu yapan, beni sırtımdan vuran bir adama aşık olmamam lazım.. Sahnenin en ağır çelişkisi burada başlıyor. Oruç hala olabilir tarafında Eleni olsa bile doğru değil tarafında. Bu yüzden bu konuşma bir ayrılık sahnesi değil, bir gerçeklik çatışması.. #taşacakbudeniz #OrEl

PSİKOLOGROZA

20,992 просмотров • 2 месяцев назад

🌊 "BİR SEVDA DÜĞÜMÜ: ORUÇ & ELENİ" — COĞRAFYA KADERDİR, PEKİ YA AŞK? 🌊 Dizinin en yüksek tansiyonlu, en "imkansız" ve belki de en çok kalbe dokunan hikayesi: Oruç ve Eleni. Biri Karadeniz’in sert kayalarından kopmuş bir fırtına, diğeri Ege’nin dingin sularından süzülüp gelen bir şifa. ​1. İki Yakanın Sessiz Çığlığı: "Eleni" 🕊️ Eleni (Ava Yaman), sadece bir doktor değil; Oruç’un dünyasında hiç tanımadığı bir nezaketin, hiç görmediği bir "başka dünyanın" temsilcisi. Oruç’un o kaba, sert ve tavizsiz zırhını delen tek şey, Eleni’nin o korkusuz ama şefkat dolu bakışları. Eleni, Karadeniz’in o bitmek bilmeyen yağmurunda açan bir güneş gibi; hem yakıyor hem de umut veriyor. ​2. Oruç: Bir Adamın Teslimiyeti 🏔️ Oruç (Burak Yörük), Karadeniz’in o muhafazakar, "erkek" dünyasının sarsılmaz kalesi. Sevmeyi bir "zafiyet", bakmayı bir "günah" gibi gören o sert adamın, Eleni karşısında yaşadığı o içsel bozgunu izlemek paha biçilemez. Oruç’un Eleni’ye olan sevdası, bir adamın kendi tabularıyla girdiği en büyük savaş. Eleni’ye her yaklaştığında aslında kendine, kendi özüne dönüyor. ​3. "Yabancı" Olmanın Melankolisi ve Birleşen Yalnızlıklar ⚓ Bu iki ruhun ortak noktası aslında yalnızlık. Eleni, bu sert coğrafyada bir "yabancı"; Oruç ise kendi toprağında duygularına "yabancı". Birbirlerinin gözlerinde o ortak yalnızlığı bulduklarında, coğrafya da, dil de, din de önemini yitiriyor. "Seni anlamıyorum ama seni duyuyorum" sessizliği, bu sevdanın en güçlü bağı. ​4. Aşkın En Tehlikeli Hali: Zıtlıktan Doğan Tutku ⚡ Oruç’un öfkesiyle Eleni’nin sükuneti çarpıştığında ortaya çıkan o kimyasal reaksiyon ekranı resmen yakıyor. Kelimelerin bittiği yerde başlayan o uzun, sancılı bakışlar; gururun aşka engel olduğu o saniyeler izleyiciyi nefessiz bırakıyor. Bu sevda, "doğru insan, yanlış zaman ve imkansız mekan" üçgeninin en kanlı canlı örneği. ​📢 Sonuç Kelamı: Eğer Adil ve Esme bir "destan" ise; Oruç ve Eleni bir "yangın"dır. Sönmesi için ya yağmurun dinmesi ya da her şeyin kül olması gerekir. Bize "sevda sınır tanımaz" dedirten ama o sınırların altında bizi ezen en gerçek hikaye! #TasacakBuDeniz #OrEl #isfad #Esdil

​Bi'Dizi Mesele

21,354 просмотров • 4 месяцев назад

O & Sen “ bu garip bir veda olacak çünkü aslında hep icimdesin. “ Bazı hikayelerde vedalaşmayı bile beceremez iki tarafta bir taraf hırçınlaşır bir taraf susar ama bir şekilde beceremezler işte olmaz bazen burada da aslında böyle bir hikaye var aslında keşke böyle olmasaydı dediğimiz bir hikaye var hayatınızda konuşulmamış belki de bağır çağır sustuğunuz bir hikaye vardır sizde böyle bir durumdan bahsediyoruz aslında. Geçmişte ilk olarak onu gördüğünüzde veya konuştuğunuzda çok fazla ihtimal vermemişsiniz kendiniz için sonrasında bazı şeyler gelişmiş aranızda çekici gelmemiş mesela hatta arkadaşlarınıza bile hemen anlatmamış olabilirsiniz. Sonrasında aniden gerçekleşmiş bazı şeyler hatta hikayeye ilk başladığınızda geçmişten getirdiğiniz bir aşk acınız olabilir. O yüzden de aslında çok umut etmemiş ya da etmek istememişsiniz ama sonrasında bu kişi kendine inandırmış aslında. Sürekli sizi görmek istemiş mesela, buluşmalardan sonra kokunuza gelen bazı iltifatlarınız olmuş mesela. Bunlar başlarda yüzünüzü güldürmüş hatta kendinize “acaba mı?” diye sormuşsunuz. Kendinize mutlu olmayı düşünmüş ama sonrasında alışmamam lazım diye de kendinizi tutmuşsunuz bu kişi ise sanki vazgeçmemiş bazı şeylerden aslında gözünüz hiçbir zaman yükseklerde değilmiş, bu kişi kendisine iyi olarak sizi dertlerinizi dinleyerek bağlamış gerçekten hallederiz dediğin şeyleri hallederek aslında kendini ona açmayı istemişsiniz. Çünkü geçmişte sürekli olarak sizin hallettiğiniz hatta kendi hayatında zorken onun da hayatını düşünmeniz gerektiği ve onun hayatındaki sorunları halletmeniz gerektiği bir ilişkiden çıkmışsınız bu ilişki o yüzden sadece çok başka gelmiş. Adeta rüya gibi hissetmişsiniz diyebiliriz, bu kişinin de yine aynı şekilde ailesel ve maddiyat problemleri olsa bile aslında bu problemleri size hiçbir şekilde yansıtmamış.+

Esmira

64,356 просмотров • 11 месяцев назад

Şarkının sözlerinin yazılış anı aslında çok sıradan bir zamandı. Televizyon izlerken Türk TV kanallarının birinde, her zamanki absürtlüğü ile bir tartışma programına denk geldim. İçinde hiç Kürt olmayan sözüm ona Kürt sorunu tartışması. Bir anda irkildim. Kürtlerden bahsederken hiç adlarını kullanmadan, “Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeyi, Türkiye'nin güneydoğusu, İran'ın bilmem neresi” diye yıllardır kulakları kanatan o tonlamalar eşliğinde, kendi olamamanın, başkasının bir uzvu, bir sınır teli gibi tanımlanmanın iticiliği ile yüz yüze kaldım. Aslında bu sadece coğrafi bir kategorizasyonun ötesinde gibi işledi içime. Mesele ülkeler arasında bölüşülmenin ötesinde, bireysel, ruhsal anlamda da bir bölünmüşlük, bölüşülmüşlük meselesiydi. Hem bireysel hem toplumsal anlamda “çoklu bölünme” hali aslında. İnanılmaz huzursuz edici bir durum. Tıpta “Fantom ağrısı” diye bir tanım var. İnsan, bir uzvunu kaybettikten sonra, bir süre o kaybettiği uzvunun ağrısını hissetmeye devam ediyor. Kaşınan uzvu kaşımak istersin ama o uzuv aslında artık yoktur, yani artık olmayan bir uzvun ağrıyor ve sen bir şey yapamıyorsun. Deneyimlerden okuduğum kadarıyla berbat bir his. Bir yaran var ama sen dokunamıyorsun. İşte şarkı bütün bu toplumsal ve ona bağlı olarak bireysel bölünmüşlüğün, kendi olmaktan çıkmanın, kaybedilen parçalarına dokunamamanın ağrısı olarak çıktı diyebilirim. Kasım Taşdogan Kasım Taşdoğan PolitikART Özel Roza Alkan

Erdal Engin Karer

44,671 просмотров • 9 месяцев назад