Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Özcan Deniz, Sırrı Süreyya Önder ile katıldığı bir televizyon programında, Kürt müziğinin en güçlü seslerinden biri olan dengbêj amcası Şakiro’yu anlattı.(eski) “Kürt olmaları gerekmiyor, iyi ses dinlemek istiyorlarsa nasıl Pavarotti’yi dinliyorlarsa…”

1,065,631 просмотров • 1 год назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Öcalan’dan Sırrı Süreyya Önder mesajı: “Önyargıları toplumda kırdı, Meclis’te kırdı, sokakta kırdı. En coşkulu haliyle aramızda olmasını diliyorum.” *** “Sırrı Süreyya Önder ile 12 yıllık mesaimiz var. Onun taşıdığı büyük önem şudur: Adıyamanlı ve Türkmen kökenli ideal biri olarak Baba İshak geleneğini temsil ediyor. Büyük barış çabasını topluma yansıtan, toplumsal ön yargıları şahsında kırabilen biridir. Bunu da yaptı. Ön yargıları toplumda kırdı, Meclis’te kırdı, sokakta kırdı. Onun şahsında hayata geçen, Anadolu genleri ve kültürü dediğimiz şeydir. Barış dediğimiz şey de Anadolu genlerini, Türkmen geleneğini yaşanılır kılmaktır. Önder böyle biridir ve gerçek Türkmenlik özü budur: En iyi barış kimliği, en iyi barış kültürü. “Israrla düşmanlaştıralım, bu biçimde siyaset yapalım” anlayışının tam zıddıdır. Önder’in olumsuzluklarla baş etme, onları yönetebilme kültürü önemlidir; ortaya çıkan olumsuzlukları derinleşmeden olumluya dönüştürebiliyor. Herkesin Önder’in kaldığı hastaneye gittiğini, onun anısına bağlılığını beyan ettiğini görüyorum. Bağlılığın gereği, onun barış çabasını pratikleştirmekten geçer. Bir kez daha kendisine, ailesine, sevenlerine, tüm topluma geçmiş olsun dileklerimi sunuyor; bir an evvel iyileşerek en coşkulu, en güçlü haliyle aramızda olmasını diliyorum.”

serbestiyet

11,316 просмотров • 1 год назад

Son Dakika Artık Kürtler kandıramazsınız. Bugün eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Türk, bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarına “Kürdistan” deyip duruyor. Mardin’i, Şırnak’ı, Hakkâri’yi, Van’ı, Diyarbakır’ı, Muş’u sayıyor ve buraların Kürdistan olduğunu iddia ediyor. Haydi oradan Sayın Ahmet Türk! Ben yaşadığım sürece gerçekleri anlatacağım anlatmaya da devam edeceğim. Ahmet Türk TBMM Erkan başı hangi oyla meclise girdi kimin oylarıyla girdi. Önce Kürt halkına bir cevap verin. Şaşkın pişkin demogoji yapmayın  Sayın Ahmet Türk, Terör örgütü PKK’nın olmadığı her yerde huzur vardır, güven vardır, kardeşlik vardır, kalkınma vardır. İnsanlar korkmadan yaşar, çocuklar umutla büyür, esnaf huzur içinde çalışır, millet geleceğe güvenle bakar. Bunu en iyi bilenlerden biri de sizsiniz.  Sayın Ahmet Türk, benim de size bir cevabım vardır. Siz ne kadar Kürtseniz ben de o kadar Kürdüm. Kürt olmaktan da gurur duyuyorum. Ancak sizin gibi düşünen zihniyetten her zaman uzak durmuşumdur, uzak durmaya da devam edeceğim. Sayın Ahmet Türk, peki Erkan Baş’ı Meclis’e taşıyan kimdir? Kimlerin oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmiştir? Kürt milletinin oylarıyla girmiştir. Şimdi ise Kürt kökenli bir cumhurbaşkanı adayı olsa desteklemeyeceklerini söylüyorlar. Bu konuya Kürt halkına nasıl bir cevap vereceksiniz? Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz Bingöllü bir Kürttür. Cevdet Yılmaz Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan Vanlıdır. Hakan Fidan Kürt milletvekili var mı? Var. Arslan Tatar Kürt komutan var mı? Var. TSK Kürt jandarma komutanı var mı? Var. T.C. Jandarma Gn. K Kürt alay komutanı var mı? Var. Kürt istihbaratçı var mı? Var. İbrahim Kalın Kürtler devletin her kurumunda çalışabiliyor mu? Çalışabiliyor. Kürdün tek devleti vardır; o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir, Sayın Ahmet Türk. Ahmet Türk Ahmet Türk Türkler bu memlekette ne kadar hak sahibi ise Kürtler de o kadar hak sahibidir. Sayın Ahmet Türk, siz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapmış bir milletvekilisiniz. Orası Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Millet Meclisi’dir. Sizin dediğiniz gibi bir “Kürdistan Meclisi” değildir. TBMM Numan Kurtulmuş Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurmak için milyonlarca Kürt, Türk, Laz, Arap ve Çerkez şehit olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları Çanakkale’de, İzmir’de, Trabzon’da ve Anadolu’nun dört bir yanında omuz omuza mücadele ederek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuşlardır. Şimdi çıkmışsınız; yok efendim Mardin, yok efendim Şırnak, yok efendim Hakkâri, yok efendim Van, yok efendim Diyarbakır, yok efendim Muş… Bu coğrafyaya sürekli “Kürdistan” deyip duruyorsunuz. Sayın Ahmet Türk, iyi dinle Bir Kürt olarak Kürt kardeşlerimizin Türk Kardeşlerimizin canı sağ olsun istiyoruz. Demem o ki Ayrımcılık yapmak isteyene net cevabımız”dır canı cehenneme. Yapmış olduğunuz açıklamalara istinaden ben de bir Kürt olarak düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Saydığınız bütün topraklar Türkiye Cumhuriyeti’nin toprağıdır. Ya çok yaşlanmışsınız ve artık ne dediğinizi bilmiyorsunuz ya da gerçekleri görmek istemiyorsunuz. Bence artık Kürt halkını kandırmaya çalışmayın. Kürt halkı sizin oyunlarınıza gelmeyecektir. Bunu bilmenizi isterim. Bizim gücümüz birliktedir. Bizim gücümüz kardeşliktedir. Bizim gücümüz ay yıldızlı al bayraktadır. Kürt ile Türk’ün arasına fitne sokmak isteyenler bugüne kadar başarılı olamadılar, bundan sonra da olamayacaklardır. Rabbim devletimizi, milletimizi, güvenlik güçlerimizi ve aziz vatanımızı korusun. Kürt Türk milleti birdirbir kalacaktır Sloganımız nedir. Bir daha söylüyorum. Baş koymuşum Türkiyem ölürüm Türkiyem NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE.🇹🇷  Ne mutlu Kürt doğdum. Ne mutlu Müslüman oldum. Ne mutlu Türküm diyene. Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Mustafa Destici MHP Habertürk Mustafa ÇİFTÇİ Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 Akın Gürlek Ali Yerlikaya Ali Fidan Birol Ekici Murat Zorluoğlu MHP ABDURRAHİM AVCIOĞLU

Abdurrahim Avcıoğlu

31,929 просмотров • 2 месяцев назад

Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan güdümündeki DEM Parti vekili Cengiz Çandar Öcalan yardakçısı bir Kürdistan düşmanıdır. İran’daki rejim düşerse Kürtler orada federal bir Kürdistan Bölgesi kuramazlar çünkü Çandar’a göre oranın denize açılan kapısı yok ve hatta Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Barzaniler bile karşı çıkacaklar diyor. Yalanın bu kadarını en azılı Kürt düşmanlarında bile göremezsiniz. Bunu yapanlar ne hikmetse hepsi de Ülkücü Öcalan’ın yardakçılığını yapıyorlar. ..:: 1. İran Kürdistan Bölgesi’nin federal bir devlet olarak kurulması için denize açılması hiç gerekmiyor. ..:: 2. Federal bir bölge olan Irak Kürdistan Bölgesi de denize açılmıyor ve İran’daki Kürt kardeşlerine en iyi şekilde sahip çıkacaklar. Barzanilerin bunu istemeyeceği iddiası Çandar’ın yalanıdır. ..:: 3. Rojava’da her kesin gözü önünde cereyan eden bir hakikat var: Bahçeli-Öcalan ikilisi ve Türkiye devleti Mazlum Abdi ve Kürtlere karşı oldular. ..:: 4. Rojava’yı toplu imhadan kurtaran da Başkan Mesud Barzani, Irak Kürdistan Bölgesi ve Fransa oldu. Daha sonra ABD yaptığı hatadan geri döndü. Hiçbir Kürt kendi kurtuluşunu şu ya da bu devletin desteğinde bulmaz ama nasıl Türkiye bir NATO ülkesi ise Kürtler de Irak ve Suriye’de ABD ve Batılı devletlerin müttefikleridirler. ABD ve İsrail’in İran’daki rejimi zayıflatması da Kürtler için yeni fırsatlar doğuracak. Cengiz Çandar solcu biri olarak gençliğinde Lübnan’da İsrail’e karşı “savaşmış” olabilir ve İsrail’e özel bir “kindarlığı” olabilir. Şahsi meselesini getirip Kürtlere bulaştırmasın.

Arif Zêrevan

27,797 просмотров • 5 месяцев назад

1976 Mayıs Devrimi’nde (Şoreşa Gulanê) Türkiye Kürdistan Bölgesi Kürtlerinin oynadığı hayati rolü uzun süre unutan PDK yetkililerinin aklı şimdi yeniden başlarına gelmişe benziyor. PDK’li Hoshyar Zebari bugün yaptığı bir konuşmada Kürtlerin sadece Irak Kürtlerinden oluşmadığını, önemli olan Türkiye Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürtlerin rolü ve kazanımları ve özellikle Suriye Kürdistan Bölgesi’nin yakaladığı siyasi ve uluslararası destektir dedi. Hişyar Zêbarî artık bir bütün olarak Kürt milli davasının bütün parçalarda güçlendiğini ve PDK ile YNK’nin de çabucak yeni hükümeti kurmaları, bir ve beraber olmaları üzerinde durdu. Tabii ki Irak Kürdistan Bölgesi o küçücük parçada PDK ve YNK’nin de çekişmeli olduğu bir durumda tek başına yaşayamaz. Hem PDK hem de YNK yöneticileri acilen akıllarını başlarına almalıdırlar ve Kürdistan’ın bütün parçalarındaki Kürtlerle ciddi bir işbirliği içine girmelidirler. Bu dünyada Fransa, Almanya, ABD, Türkiye gibi devletler bile tek başına yaşayamazlar. Onun için NATO ittifakı ve Avrupa Birliği gibi ittifaklar var. Devletsiz Kürt milleti ise hiçbir parçada tek başına direnemez, yaşayamaz ve başarıya da ulaşamaz. Dört parçadaki Kürtler arasında güçlü bir dayanışma ve işbirliği olmalı. Bu konuda en büyük hatayı şimdiye kadar PDK ve YNK yöneticileri yapıyorlar. Onlar Irak’taki küçük bölgede İran, Türkiye, Irak ve Suriye gibi devletlerle başa çıkamazlar. Hem İran hem de Türkiye planlı bir şekilde Irak Kürdistan Bölgesi’ne baskı uygulayarak onları Kürdistan’ın diğer parçalarından uzak tutmaya çalışıyorlar ve kısmen de başarılı olmuşlar. PDK ve YNK kendi iç çekişmelerini bir kenara bırakmalı, güçlü bir hükümet kurmalı ve Kürdistan’ın diğer parçaları ile sağlam bir işbirliği içinde olmalıdırlar. Kürtler kendi aralarında iyi bir işbirliği mekanizması kurduktan sonra uluslararası destek de daha fazla olur. Dünyadaki siyasi dengeler Kürtlerin lehinedir, Kürtler de içerde kendi saflarını sağlam tutmalı.

Arif Zêrevan

16,997 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Preveze Deniz Zaferi’nin 487’nci yıl dönümü ve Deniz Kuvvetleri Günü dolayısıyla kabul ettiği Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ve beraberindeki personele hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: TÜRK DONANMASI, EN GÜÇLÜ DENİZ UNSURU HÂLİNE GELDİ Bugün Türk denizcilik tarihinin şanlı sayfalarından biri olan Preveze Deniz Zaferi’nin 487’nci yıl dönümünü ve aynı zamanda Deniz Kuvvetleri Günümüzü büyük bir gurur ve heyecanla idrak ediyoruz. Bu vesileyle siz kahraman bahriyelileri ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum. Tarih boyunca milletimiz denizlerdeki hâkimiyetini cesareti, inancı ve kararlılığıyla göstermiştir. Nasıl ki Malazgirt Savaşı sonrası pek çok Türk komutanı Anadolu’nun fethine yöneldiyse Çaka Bey de deryadaki faaliyetleriyle Türk denizciliğinin öncüsü olmuştur. Bu şekilde temelleri atılan Türk Donanması, yüzyıllar içerisinde dünyanın en güçlü deniz unsuru hâline gelme başarısı göstermiştir. Öyle ki Barbaros Hayrettin Paşa ve kahraman leventleri 27 Eylül 1538’de Preveze’de dönemin en büyük Haçlı donanmasına karşı kazandıkları muazzam zaferle dünya denizcilik tarihine damga vurmuş böylece Karadeniz’den sonra Akdeniz de bir Türk gölü hâline gelmiştir. Kıbrıs’ın fethinde de büyük görevler üstlenen ve dünya denizlerinde zaferden zafere koşan donanmamız, bu süreçte Salih Reis, Turgut Reis, Piyale Paşa, Uluç Ali Paşa, Mezamorta Hüseyin Paşa gibi nice büyük Türk amirali yetiştirmiştir. MODERN BİR DONANMA İNŞA ETMENİN GURURUNU YAŞIYORUZ Bugün bizler o büyük denizcilerden aldığımız ilham ile yerli ve millî savunma sanayimizin sağladığı imkânlarla daha da güçlenen modern bir donanma inşa etmenin gururunu yaşıyoruz. Millî gemilerimiz, millî denizaltılarımız, fırkateynlerimiz ve ileri teknolojilerimizle dünya denizlerinde etkin, caydırıcı ve saygın bir deniz gücüyüz. Şu hususa dikkatinizi çekmek isterim ki bu günlere kolay gelinmedi. Bundan yaklaşık bir asır önce parasını ödediğimiz hâlde teslim alamadığımız gemilerimiz, türlü engellemelere ve zorluklara maruz kaldığımız zamanlar oldu. Bu zor günleri hiç unutmadık. Nice badirelerle karşılaşsak da yılmadan yorulmadan çalışmaya devam ettik. Sizler gibi nice kahramanlar, Deniz Kuvvetlerimizin bu uzun ve meşakkatli yolculuğunda millî savunma sanayi hamlemizin gelişmesi ve güçlenmesi için çok büyük gayret sarf ettiler, mücadele verdiler. Bugün Türk denizciliği yeni bir altın çağın arifesindedir ve gücünü daha da pekiştirdikçe bu alandaki en büyük güçlerden biri olacaktır. Geldiğimiz bu üstün seviyeyle gurur duymak hepimizin en doğal hakkıdır. SAVUNMA SANAYİMİZ, DONANMAMIZIN İMKÂN VE KABİLİYETLERİNİ ARTIRIYOR Birbirinden değerli ve kritik projeleri hayata geçiren savunma sanayimiz; Kara ve Hava Kuvvetlerinde olduğu gibi Deniz Kuvvetlerimizin envanterine de her geçen gün yeni ürünler dâhil ederek donanmamızın imkân ve kabiliyetlerini artırmaktadır. Bizlere düşen en önemli görev bu gelişimin devamını sağlamak, bunun için artan bir şevk ve gayretle çalışmalarımıza devam etmektir. Bu çerçevede şanlı ordumuzu ve ülkemizi daha da ilerilere taşımak için azim ve kararlılıkla çalışmaya, daha çok üretmeye devam edeceğiz. Çok iyi biliyoruz ki kahraman silah arkadaşlarıma imkân sunulduğunda başaramayacakları görev aşamayacakları hiçbir engel yoktur. Bu vesileyle “Mavi Vatan”ımızda ve dünya denizlerinde üstlendikleri tüm bu görevleri büyük bir adanmışlık duygusuyla ve üstün bir başarıyla yerine getiren Deniz Kuvvetlerimizin siz kahraman ve fedakâr personelini yürekten kutluyorum. Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihî süreçte köklü tarihimizden ilham alan kahraman Türk donanmasının asil milletimizin medar-ı iftiharı olmayı sürdürüp şanlı sancağımızı daha da yükseklere taşıyacağına yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Deniz Kuvvetlerimizin ulaştığı bu mümtaz seviyeye gelmesinde emeği geçen, katkıda bulunan Çaka Bey’den Barbaros Hayreddin Paşa’ya, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten bugüne kadarki bütün komutanlarımızı ve kahraman personelimizi şükran ve minnetle yâd ediyor; - Sayın Deniz Kuvvetleri Komutanımız ile siz değerli silah ve mesai arkadaşlarımın şahsında tüm seçkin personelimize teşekkür ediyorum. Preveze Deniz Zaferimiz ile Deniz Kuvvetleri Gününüzü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor; denizleriniz sakin, pruvanız neta, ufkunuz ve bahtınız açık olsun diyerek sözü, siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarıma bırakıyorum. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,787 просмотров • 10 месяцев назад

“Deniz şahitti; biri gözyaşını sakladı, diğeri gerçeğini..” Deniz.. Deniz, onların hikayesinde sadece bir manzara değil; kıyısı olmayan duyguların sembolü. Denizin ortasında olmaları önemli bir detay. Çünkü deniz, bilinçdışında sıklıkla insanın iç dünyasını temsil eder. Karada insanın kimliği vardır; ailesi, geçmişi, sorumlulukları, sırları vardır. Ama denizin ortasında bunların hepsi uzaklaşır. Geriye yalnızca insanın en çıplak duyguları kalır. Deniz hep ayrılıkların ve kavuşamayanların sessiz tanığıdır. Fotoğraf.. “Eleni o anda fotoğraf makinesinin kadrajına Oruç’u değil, kaybetmek üzere olduğu geleceği sığdırmaya çalışıyordu..” Fotoğraf çekmeleri önemli bir detaydı. Fotoğraf, yaşanan bir anı durdurma çabasıdır. İnsan en çok da geçip gideceğinden korktuğu anların fotoğrafını çeker. Denizin ortasında çekilen o fotoğrafı sıradan bir hatıra olarak görmek zor. Çünkü bazı insanlar fotoğrafı mutlu oldukları için çekmez; birazdan kaybedeceklerini hissettikleri için çeker. Fotoğrafın kendisi de çok güçlü bir metafor aslında. Fotoğraf, zamanı durdurma çabasıdır. Gözyaşı ise zamanın durmayacağını kabul etmek. Bu yüzden aynı anda hem fotoğraf çekilmesi hem de Eleni’nin ağlaması tesadüf değildi. Bir yanda “Bu an hiç bitmesin” arzusu var, diğer yanda “Bu an birazdan bitecek” gerçeği. Bir yanda anı saklama çabası, diğer yanda anın geçiciliğini hissetmenin acısı. Daha da derine inersek, Eleni’nin yaşadığı şey yalnızca Oruç’u kaybetme korkusu değildi. Oruç’la birlikte kurduğu “benlik” duygusunu kaybetme korkusuydu... Çünkü insan bazen birine aşık olduğunda sadece o kişiyi sevmez; onun yanında olduğu halini de sever. O kişi gidince sadece sevgisi gitmez, onun yanında var olan gelecek, hayaller ve kimliğide gider.. Özellikle Oruç’un Eleni’nin ailesiyle ilgili sırrı sakladığını düşünürsek, teknenin ortasındaki o mutluluk biraz da batacağını bilen bir gemide son kez dans etmek gibi duruyordu. Oruç anı yaşamak isterken, Eleni’nin gözünden düşen o tek damla yaş sanki yaklaşan gerçeğin gölgesiydi. Göz yaşı.. Eleni’nin sağ gözünden düşen o ayrılık gözyaşı da, ikisinin henüz söyleyemediği vedayı denize fısıldıyordu. Sağ gözünden akan gözyaşı ayrılığın habercisiydi.. Kalbi, aklının henüz kabul etmediği bir vedayı hissetmişti.. İnsan en çok mutlu olduğu anda ağlar bazen. Kalbi, yaşadığı güzelliğin sonsuza kadar sürmeyeceğini anladığında. O gözyaşı bir acının değil, bir fark edişin gözyaşı gibi duruyordu. Eleni’nin gözünden süzülen o tek damla yaş da bununla anlam kazanıyordu. Çünkü bazı gözyaşları acıdan değil, bir anın ne kadar değerli olduğunu fark etmekten akar. Belki de o an, mutluluğun tam ortasında yaklaşan ayrılığı hissetti. Elini uzatsa tutabileceği bir hayatın, birkaç dakika sonra sadece bir hatıraya dönüşeceğini sezdi. Eleni’nin gözünden düşen o tek damla yaş, denizin tuzuna karışan küçük bir deniz gibiydi.. Koca deniz nasıl içinde sayısız fırtına saklıyorsa, o tek damla da Eleni’nin içinde taşıdığı bütün korkuları, özlemleri ve söyleyemediği cümleleri taşıyordu. Denize düşen şey bir gözyaşı değil, birlikte kalabilme ihtimallerinin sessizce suya bırakılışıydı.. Metaforik olarak bakarsak: Deniz, bilinmeyen gelecektir. Tekne, Oruç ve Eleni’nin birlikte kurmaya çalıştıkları kırılgan dünyadır. Fotoğraf, kaybolmadan önce zamanı mühürleme isteğidir. Tek damla gözyaşı ise yaklaşan fırtınanın denize düşen ilk yağmur damlasıdır… Denizin ortasında birbirlerini seçtiler, kıyıda kaybettiler.. #orel

PSİKOLOGROZA

14,723 просмотров • 2 месяцев назад

Etyen Mahçupyan “Kurtuluş Savaşı mı, Milli Mücadele mi” tartışmasını yorumladı: “Bir yol ayrımındayız evet, kaliteli bir tartışmaya ihtiyacımız var ama bu televizyon tartışmaları o yükü taşıyamaz” Etyen Mahçupyan: 💬Muhalefetin bundan rahatsız olması çok normal ve gerçekçi; çünkü hakikaten başka bir tarih tasavvuru, başka bir gelecek tasavvuru, buradan giderek başka bir millet, toplum, devlet ve nihayet kaçınılmaz olarak başka bir vatandaş tasavvuru öngörülüyor. Bu tümü bir bütünlüğe sahip. Bütünlüğe sahip olduğu zaman da tabii ne kadar tartışılırsa o kadar iyi. Şu anda ciddi bir tartışmanın ihtiyacı içinde Türkiye. Ama televizyonlardaki programlarda olacak olan şeyler değil bunlar. Ben geçen hafta içinde bu Deniz Göktaş'la ilgili olan bir iki tane programa rast geldim. Çok uzun süre izlemek mümkün değil; çünkü televizyon programında bayağı faşist insanlar konuşuyor. Böyle Türkiye'de ne gerçek bir tartışma olabilir ne de bununla Türkiye yeniden kendinden memnun bir ülke haline gelebilir. Mümkün değil. Türkiye kendi entelektüel zeminini kaybetmiş durumda. Oysa şu anda gerçekten bir yol ayrımı var. Dünyanın da önünde bir yol ayrımı var. Bu tespitler de yanlış değil. Bugün iktidarın yaptığı bazı tespitler, çıkış noktaları doğru. Yani dünya yeniden şekilleniyor ve burada kendimize bir yer bulmak durumundayız. Ama nasıl bir yer? Yıldıray Oğur: 💬"Biraz da tartışma olmasın diye o tartışmanın kalitesizliğinin sebebi. En radikal pozisyonlar tvlerde temsil ediliyor O zaman da bir tartışma çıkmıyor tabii. Etyen Mahçupyan: 💬"Ve bunu maalesef rejimden bekleme ihtimalimiz de yok açıkçası. Çünkü onlar yönetiyor ve en maliyetsiz şekilde de yönetmek istiyorlar. Dolayısıyla iktidarın değil, muhalefetin yapması gerekiyor bunu. Muhalefetin kaliteli hale gelmesi gerekiyor ki toplum kalitenin ne olduğunu anlasın. Çünkü rejim kendisi, şu anda iktidar kendi kendisini niye kaliteli hale getirsin ki? Zaten var olan yetiyor ona. Yıldıray Oğur: 💬"Muhafazakar muhalefet 90'larda bunu yapmıştı. Kendi alanını açmıştı. Kanal 7'yi, Yeni Şafak'ı düşünelim. Etyen Mahçupyan: 💬Çok doğru. Yani AK Parti 2002'de geldi kazandı, ondan sonra da işte Avrupa Birliği üyeliğini zorladı da Kürt meselesini çözdü. İyi de onun arkasında 90'lardaki mesela muhafazakar medyanın kalite sıçraması diye bir şey var. O zamanki Kanal 7'yi hatırlıyorum mesela. O Kanal 7'de yapılan tartışmalar başka hiçbir yerde yoktu ve insanlar o kaliteyi gördükleri için işin gerçek boyutlarını ve düşünmenin ne demek olduğunu idrak edebildiler ve kendilerini iyi hissetti. Yani toplum, izleyici; düşünebilen insanlardan oluşuyor. Ama sen ona malzeme olarak sürekli bu kalitesizliği verirsen ve muhalefet de o kalitesizliğe uyarsa, o zaman ya bir antipati doğuyor ya insanlar çekiliyor veyahut da giderek daha kalitesiz bir izleyici öne çıkıyor ve sen de onu tüm Türkiye sanmaya başlıyorsun. Bu da işte sonuçta anketlerde kararsız oylar, protesto oyları vesaire olarak hala %30'lara yakın öyle bir oy var. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

15,638 просмотров • 1 месяц назад

ZORLUKLARLA DOLU HAYATINDAN TÜRKİYE'NİN EN ÜNLÜ İNFLUENCERLARINDAN BİRİNE ✨En dipten zirveye ✨ Şeyda Erdoğan gerek hayat hikayesiyle gerekse azmiyle bana her zaman ilham vermiş insanlardan biridir. Çok zor ve travmatik bir hayattan gelmiş aile için şiddete mağruz kalmış olmasina rağmen şuan Türkiye'nin en büyük influencerlarından biri peki bunu nasıl başardı hadi haritasını inceleyelim. Bir kere kendisinin , zaten yolculuğu Kuzey ay düğümüne gidiş yolsuzluğu. Kendisinin Kuzey ay düğümü başak burcunda hayata geliş amacı kendi hislerini ve içgüdüsünü kullanarak üretmek ve yeni şeyler ortaya koymak. Şeytanın çok eski takipçileri bilir ki kendisi inanılmaz iyi fal bakar. Büyük Su üçgeni var kendisinin . Bu onun hem spritüel yeteneklerini, hem sanatsal yeteneklerini açıklamak ile birlikte aynı zamanda ilahi olarak korunması sağlıyor. Ki bence kendisi makyajı bir sanat olarak görüyor. Markasında da buradan yola çıktı. Sadece bu da değil haritası çok güçlü kendisi Siriuslu ünlülerden biri. Kendisinin natal haritasında güneş Sirius kavuşumu bulunuyor.Siriuslu insanlar Türkiyede daha çok tanınır ve sevilir. Bunun nedeni Türkiye'nin birinci evine gezegen atarlar. Sirius 13 derecede yengeç Burcunda olmak ile birlikte kişiye un şöhret ve başarı verir. Elbette sadece bu da değil kendisinin marsı 28 derecede ikizler burcunda burada yine Fatma Ananın eli olarak bilinen betelguse yıldızı var ki bu kadınlar tarafından şans demektir. Kariyer evi dediğimiz 10. Eve baktığımızda ikizler burcunda olduğunu görüyoruz. MC İkizler çift meslek verebilir ki kendisi şuan hem influencer hem de kendi markası var. MC yöneticisi olan Merkür 11. Evde. MC yöneticinin bulunduğu ev Kariyer yolculuğunu gösterir sosyal medya evinde olması onun kariyerinde sosyal medya aracılığıyla yükseleceğini gösterir.Haritasını çok güzel bir şekilde çalıştırarak hayatını yeniden inşa etmiş bir kadın. Sizin MC yöneticiniz kaçıncı evde?

Rohini Astroloji

50,374 просмотров • 9 месяцев назад

İRAN'A Siyonist Saldırı ve BATI'NIN KUKLA KÜRDİSTAN HAYALİ! Suriye ve Irak'ı kan gölüne çeviren küresel çetenin 'böl ve yut' şablonu şimdi İran için devrede! Asıl tehlike şu: Nihai hedef, Türkiye'nin güneydoğusunu da yutacak 4 parçalı bir 'kukla Kürdistan devleti' kurmaktır. Unutmayalım; Avrasya'nın kapısı İran düşerse Türkiye üşür, sıradaki felaket bizim olur! Youtube kanalımızdan izleyin : “Türkiye’ye Kar Yağsa Biz Burada Üşürüz” Öncelikle, şu Epstein çetesinin İran’ı bombardımanı sürerken molla rejimini demokrasi terazisine oturtanların manasızlığının altını çizmek istiyorum. Bu konuşmalar Amerikan/İsrail Siyonist saldırısını meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Ortadoğu yangın yerine dönmüşken önceliğimiz, dört parçalı Kürdistan projesine odaklanmaktır. Bu çerçevede 22 Şubat’ta açıklanan ittifakı bir kez daha dikkatinize sunmak istiyorum. Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren durum budur. İran’a saldırıdan 6 gün önce 22 Şubat günü bir haber yer aldı. Haber başlığı şöyleydi: “Irak'ta faaliyet gösteren İranlı Kürt örgütler, Tahran yönetimine karşı ittifak kurdu.” Bu ittifakın adı : "İran Kürdistan’ı siyasi güçler koalisyonu" PKK’nın İran kolu PJAK önderliğinde 4 Kürtçü parti daha bu koalisyonda yer almış ve bir ortak açıklama yayınlamışlar ana hedefleri ise: "İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmek ve Kürtlerin kendi kaderini tayin etmesini sağlamak." Malum benzer cümleler Irak’ta Suriye’de de aynen bu şekliyle söylenmiş ve hayata geçirilmiştir. Şimdi küresel çete İran’ı hedefe koyarken aynı anda özerk bir İran Kürdistan’ı yaratmak için de adımlarını hızlandırmış görünüyor. İran’a hava saldırısından birkaç gün önce ırak’ta kurulan bu Amerikan yapımı İran Kürtçü koalisyonu saldırı paketinin önemli bir parçası. Çünkü bu haberin hemen akabinde Amerikan basınında Trump’ın İran içindeki rejim karşıtı silahlı grupları kara gücü olarak kullanacağı bu yönde adımlar atıldığına ilişkin haberler yer almaya başladı. Aynı anda İranlı Kürt grupların askeri operasyonda destek almak amacıyla Washington ile görüşme yaptıkları haberleri basına düştü. Aslında şablon bayat bir şablon! Biz bunları yakın zamanda birçok ülkede yaşadık. Önce hedef ülkeye Amerikan, İngiliz ve İsrail istihbaratı sızıyor. Medya mensubu kılığında ajanlar istihbarat topluyor. Uluslararası Kriz Grubu gibi şer odaklarının sözüm ona uzmanları içerdeki Kürtçü grupları bir araya getiriyor. Wladimir van Wilderburg bunlardan biri. Bu çağdaş Lawrence 15 -20 yıldır Suriye, Irak, İran içinde PKK türevi partilerle çalışma sürdürüyor. Ve bu onlarca isimden sadece biri… Kriz Grubunun muhbiri van Wilgenburg geçen yıl “Suriye’deki Kürt milli konseyi İran’daki baskıcı rejimi kınıyor, haberini yapmış ve – buraya dikkat- Uluslararası Toplum’a İran’a müdahale için çağrıda bulunduklarını yazmıştı. Bunlara bir ülkede ayaklanmanın ‘iklim yaratıcıları ‘ ‘kolaylaştırıcılar’ da deniyor. Suriye’deki Kürtçülerle İran ve Irak’takileri entegre etme görevini de yürütüyorlar. Çeşitli provokasyonları hazırlayanlar var. Terör gruplarıyla temasta olan onların Pentagon ve Black Waters gibi terör şirketleriyle temasını sağlayanlar var. Siyasi kadroyla ilişkileri yürütenler var. Suriye iyi bir örnek... Suriye’de 2004 itibariyle Amerikan büyükelçisi eliyle Sünni, Alevi, Şii, Kürt, Dürzî, Hıristiyan ayrılıkçılığı körüklenmişti. Bunun için Irak’ta da uygulandığı gibi farklı gruplardan insanlar katledildi. Suç, diğer grupların üzerine atıldı. Kaos yayıldı. Önce Humus’ta selefi örgütler hazırlandı. Amerikan özel kuvvetleri, Suriye’den, Irak’tan, Lübnan ve Ürdün’den ‘iş’e alınan adamlarla ölüm mangaları oluşturdu. Bir tarafta IŞİD bir tarafta ÖSO bir tarafta YPG’ye para dağıtıldı. Hepsi aynı kasaya bağlıydı. Ordudan medyaya, işadamlarından politikacılara kadar her alanda önemli isimler satın alındı. Bir gecede Esad’ın ordusu ellerinde dolar dolu bavullarla ortadan kayboldu. Özetle, Irak ve Suriye örneği çok önemli örneklerdir. İşte bunların bir benzeri İran için hazırlanıyor. Amerika ve İsrail, İran’ı parçalama ve kara savaşına öncülük edecek güç olarak Kürt koalisyonunu görevlendirmiş görünüyor. İran’daki PJAK, Suriye’de SDG ve Irak’taki PKK birlikte hareket edecek. Son hedef ise ortada kalan Türkiye’nin güneydoğusu olacak. Bu dört parçanın birleşimi kukla bir Kürdistan devleti oluşturacak ve enerji kaynakları ve yollarının ortasında yerini alacak. Hayalleri bu! Biz bu hayal doğrultusunda yayınlanmış birçok kaynağı yıllardır açıklıyoruz. Amerikan istihbaratının yayınladığı çok sayıda belge, kitap, raporu deşifre ediyoruz. Freedman’ın Fuller’in kitap ve raporlarında adımlar açık seçik ortaya konulmuştu: Milli meclislere Kürt ayrılıkçı partilerin sokulması, açılım ve çözüm süreçleriyle halkın bölünmeye hazırlanması, komisyonlar kurularak bölücülere meşruiyet kazandırılması CIA’nin önerileri arasındadır. (Graham Fuller, Hanri Barkey kitabı Türkiye’nin Kürt Meselesi) Her ülke için yol haritaları var ama Avrasya’nın kapısı İran kolay lokma değil. Bölgedeki en güçlü imparatorluk geleneği olan 3 devletten biri İran. Diğerleri Rusya ve Türkiye… Bu devletler ve genetik hafızaları oldukça derin tarihsel tecrübeleri taşır. İran Avrasya’nın kapısı, Rusya ve Çin’in müttefiki bu ülkedeki bir çöküş Türkiye başta olmak üzere tüm Avrasya’yı felakete sürükler. O nedenle Asgar Fardi’nin sözünü tekrarlayarak bitirelim: “Türkiye’ye kar yağsa biz burada üşürüz” demişti. Bunun tersi de geçerli… Bu coğrafyada Epstein çetesinin çöktüğü her ülkenin felaketi bizim de felaketimiz olur. İran’da bizim kendimizi yakın hissetmediğimiz bir sistem olabilir. Atatürk Irak, İran ve Afganistan’la ittifaka girerken bu ülkelerin krallıkla mı şahlıkla mı yönetildiklerine bakmamıştı. Bölgesel çıkarları öne almıştı. Banu AVAR, 4 Mart 2026

Banu AVAR

198,481 просмотров • 5 месяцев назад

Tırın altında kimin kaldığı veya kalmadığı, Adil'in kimi nasıl kurtardığı gibi şeylerle zerre kadar ilgilenmiyorum. Çünkü zaten biliyoruz ki Adil muhakkak bir yolunu bulur. Buldururlar. Benim sezon finalinden beri esas merak ettiğim şey gemide Esme'ye hayatının travmasını dinletmeyi içeren o ucube planı kimin yaptığı... 32.bölümün bir yerlerinde bir fb sahnesi ile bu planın arka planını görürüz. Ki ben Adil'in bu planın sahibi olduğuna ihtimal vermiyorum. Çünkü Adil'in karakteri son noktada Esme'yi korumayı seçer. "Onun evladıyla yolda tanışmasının hesabını sorarken" onu o yolda üstüne basılacak toz haline getirmez. Getirirse bir kere daha bu ne perhiz bu ne lahana turşusu deriz... Ki biraz da bunu demeyelim diye bu planı Eleni'ye yıkacaklar. Muhtemelen mahkemede son kez gördüğü Melina'dan "son bir istek" diyerek aldığı ses kaydını, üflenmiş Sur sesi gibi duyacağını bile bile Esme'ye dinletmeyi ancak Eleni ve "sağlık gerekçesi" ile kabul ettirmiş olacak Adil'e. Adil, ses kaydında ne olduğunu biliyordu. Esme'nin yıllar önce kendi bebeği olduğunu bilmeden Eleni'yi emzirdiğini, o günkü ağlayışlarını ilk kez duyacağını da biliyordu. Gerçeği öğrendiği andan itibaren Adil'in en büyük kırgınlığı, Esme'nin kızlarını Hicran'a mecbur bırakmış olmasıydı. Ama aynı Adil, Esme'nin bunu isteyerek yapmadığını da gördü. Onun bu sırrı taşırken psikolojisinin nasıl çöktüğünü, halüsinasyonlar gördüğünü vs. Böyle bir adamın, sırf Furtunalılara ders vermek için Esme'yi hayatının en ağır travmasıyla herkesin içinde yüzleştirmesi bana karakterine çok uygunmuş gibi gelmiyor. Kırgın olabilir ama Esme'nin acısını bilerek büyütecek biri değil. Eleni ise farklı. Evet o da kıyamaz ama onun tıp diploması var.(!) Bir yandan annesinin kızı, diğer yandan doktor. Belki de tam bu yüzden mesleki bilgisiyle duygularını birbirine karıştırmış olabilir. Travmanın bastırılmasının iyileşmeyi geciktirebildiğini biliyor. Belki annesinin, hayatının merkezindeki o eksik anıyla yüzleşmesinin onu iyileştireceğini düşündü. Belki bunu Adil'e de böyle anlattı ve onu böyle ikna etti. Ama işte dizi izliyoruz falan da... Azıcık izan... Travmatik bir anıyla yüzleşmek ile bir insanı hazırlıksız şekilde o travmanın tam ortasına bırakmak aynı şey değil. Gerçek tedaviler güvenli, kontrollü ve kişinin hazır olduğu koşullarda, onun bilgisi dahilinde ve rızasıyla yapılır. Gemide yaşanan ise bunun tam tersi. Bu yüzden o sahnede en çok etkilenen kişi Furtunalılar değil, Esme oldu. Eleni ve Adil ses kaydından haberdar oldukları için önceden bunu duymaya hazırlıklıydı. Yani bu travmayı paylaşabilecek 3 kişi var ama o anda bu 3 kişiden 2'si az sonra ne olacağını biliyor. Ama sadece Esme yüzmeyi öğrensin diye suya atılmış oluyor. Belki Eleni'nin niyeti annesini iyileştirmekti. Adil'in niyeti de buna vesile olmak... Ama bazen en iyi niyet bile yanlış yöntemle birleştiğinde yeni bir yara açabiliyor. Eğer plan gerçekten Eleni'ye ait çıkarsa, ben bunu onun annesine zarar vermek istemesinden elbette değil; hem doktor hem de evlat olmasının bedeli olarak görürüm. O an doktor gibi düşünmeye çalıştı ama kararını veren taraf aslında annesini yıllardır acı çekerken izleyen kız çocuğuydu. Ama Adil'in planı çıkarsa Sur'u üfledi derim. #TaşacakBuDeniz #EsDil #EsEl

şeyma 🕊️

18,443 просмотров • 1 месяц назад

#Güncel || BAŞKAN MESUD BARZANİ’DEN CİZRE’DE TARİHİ “BARIŞ SÜRECİ” MESAJI “Bütün gücümüzle destekliyoruz; bizden ne istenirse yapmaya hazırız” 📍ŞIRNAK – Kürdistan Demokrat Parti (KDP) Lideri Mesud Barzani, Şırnak’ın Cizre ilçesinde düzenlenen 4. Uluslararası Melayê Cizîrî Sempozyumunda yaptığı konuşmada hem güçlü kültürel vurgular hem de Türkiye’de başlayan yeni barış sürecine ilişkin dikkat çekici mesajlar verdi. 📰 Sempozyumun ikinci gününe katılan Barzani, konuşmasının sonunda Türkiye’de başlayan yeni barış sürecine açık destek ilan ederek şu ifadeleri kullandı: “Bu sefer süreç daha düzenli başladı. Halk, meclis ve partiler devleti destekliyor. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Türkiye devletine, Türkiye Parlamentosu’na ve Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Aynı zamanda Sayın Öcalan’a attığı olumlu adımlar için teşekkür ediyorum. Şunu açıkça ilan ediyorum: Biz de bütün gücümüzle bu süreci destekliyoruz. Bizden ne istenirse ve elimizden ne gelirse yapmaya hazırız.” 🛜 Barzani, sürecin tüm taraflar için hayırlı bir sonuca ulaşmasını dileyerek konuşmasını şöyle bitirdi: “İnşallah süreç çok iyi bir sonuca ulaşır; hepimiz için hayır ve esenlik getirir.” 👤 Melayê Cizîrî’ye Derin Saygı: “Hiç batmayan bir yıldız” Barzani konuşmasının başında Melayê Cizîrî’ye duyduğu saygıyı dile getirerek onu, Kürt kültür ve tasavvuf mirasının en parlak isimlerinden biri olarak tanımladı. Barzani’nin öne çıkan ifadeleri şöyle: •“Melayê Cizîrî hiçbir zaman batmayan parlak bir yıldızdır.” •Cizîrî’nin Kürtçe, Türkçe, Arapça ve Farsça’ya olan derin hakimiyetine vurgu yaptı. •Barzan Tekkesi’nde Cizîrî’nin şiirlerinin okunduğunu, Mevlana Şeyh Ahmed Barzani ile manevi yakınlığı olduğunu anlattı. •Cizîrî’nin bazı beyitlerini okuyarak onun tasavvuftaki derinliği ve fenafillah mertebesine işaret etti. 📕 Barzani, Şırnak Üniversitesi’nin Cizîrî Sempozyumu’nu geleneksel hale getirmesini “takdire şayan” olarak niteledi. 🖊️ Cizre ve Botan’ın Tarihi Rolü Konuşmasında Cizre’nin tarihsel önemine dikkat çeken Barzani, bölgenin dini ve kültürel hafızadaki yerini şöyle vurguladı: •“Cizîrî buradan çıkmıştır, bu sizin için büyük bir onurdur.” •“Nuh’un Gemisi Cudi’ye oturdu; tarih burada yeniden yazıldı.” “Hem Kültürel Saygı Hem Siyasi Mesaj” Mesud Barzani’nin Cizre’deki konuşması, iki yönlü güçlü bir mesaj niteliği taşıdı: 1.Melayê Cizîrî’nin kültürel ve manevi mirasına duyduğu derin hürmet, 2.Türkiye’de başlayan yeni barış sürecine açık ve kararlı destek. 📥 Barzani, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Türkiye halkına ve Öcalan’a kadar tüm aktörlere teşekkür ederek, sürecin başarıya ulaşması için “tüm imkanlarla katkı sunmaya hazır olduğunu” belirtti. Bu çıkışıyla Cizre’deki sempozyum, bölgesel barış ve diyalog açısından dikkat çeken bir dönemeç haline geldi.

SESLİ HABER

23,172 просмотров • 8 месяцев назад

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI YAŞAR GÜLER, İFTARI BAYBURT’TA MEHMETÇİKLERİMİZ, ŞEHİTLERİMİZİN AİLELERİ VE GAZİLERİMİZLE BİRLİKTE YAPTI Bayburt’ta bulunan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, iftarı 17’nci Komando Tugay Komutan Yardımcılığımızda Mehmetçiklerimiz, şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleriyle yaptı. Bakan Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ile birlikte katıldığı iftarda konuşma yaparak şunları söyledi: TARİHİ ZAFER GÜNÜMÜZÜ BÜYÜK BİR GURURLA YÂD ETTİK Mübarek Ramazan ayının bereketini ve huzurunu paylaştığımız bu anlamlı iftar sofrasında, baba ocağım Bayburt’ta sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu güzide iftar programında birlik ve dayanışma ruhuyla sizlerle aynı sofrada buluşurken aynı zamanda can Bayburtumuzun düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünü de idrak etmenin heyecanını yaşıyoruz. Nitekim gün içinde icra edilen görkemli etkinliklerle bu tarihî zafer günümüzü büyük bir gururla yâd ettik. Bayburt’umuzun şanlı tarihinde müstesna bir yere sahip olan Kop savunmasında yazılan kahramanlık destanları, bu topraklarda yetişen her vatan evladı için büyük bir ilham kaynağıdır. Tarihten bugüne her daim vatanına bağlılığıyla, devletine sadakatiyle ve milletine hizmet etme azmiyle öne çıkan güzel Bayburtumuz, bu yönüyle Anadolu’nun vicdanı ve milletimizin ortak değerlerinin güçlü bir yansımasıdır. ŞEHİTLERİMİZ VE GAZİLERİMİZ MİLLETİMİZİN ONUR VE HAYSİYETİNİ TEMSİL EDİYOR İşte bu mirasın en vakur ve güçlü temsilcileri de şüphesiz ki siz şehit ve gazi ailelerimiz ile kahraman gazilerimizdir. Bu yüzden sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizler için çok büyüktür. Çok iyi biliyoruz ki aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz milletimizin onur ve haysiyetini temsil etmektedirler. Aziz şehitlerimiz ve siz kahraman gazilerimiz aynı zamanda Türk kahramanlığının ve fedakârlığının gurur timsali mazisi şan ve şerefle dolu Türk ordusunun da ilham kaynağıdırlar. Bugün bu aziz vatanda huzur içinde yaşayabiliyorsak bu sizlerin fedakârlıkları sayesindedir; hakkınızı hiçbir zaman ödeyemeyiz. Ancak başımızın tacı olan sizlerin hayatlarını kolaylaştırmak ve yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir gayret içindeyiz. Şanlı atalarımızdan ve aziz şehitlerimizden bizlere yadigâr olan kutsal vatanımızı daha güçlü, daha müreffeh ve daha güvenli bir geleceğe taşımak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu bilinçle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de ülkemizin güvenliği ve asil milletimizin huzuru için azim ve kararlılıkla görev yapmaktadır. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin silah arkadaşları yani kahraman Mehmetçikler, onların bıraktığı kutsal mirası ve şanlı sancağı gururla taşımaktadırlar. Bugün sınır ötesinde icra edilen operasyonlardan hudut güvenliğinin sağlanmasına, Mavi ve Gök Vatanımızın korunmasından uluslararası görevlere kadar başarıyla yürütülen çok yönlü faaliyetlerimiz, bu yüksek vazife şuurunun en açık göstergesidir. Bayburtumuzun medarıiftiharlarından biri olan 17’nci Komando Tugayımız bu faaliyetlerde şanlı ordumuzun önemli birliklerinden biri olarak önemli görevler üstlenmektedir. DEVLETİMİZİN DURUŞU NETTİR Kahraman ordumuz son yıllarda icra ettiği başarılı operasyonlarla terör örgütüne büyük darbeler vurmuş ve terörü bitirme noktasına getirmiştir. İçinde bulunduğumuz kaotik ortam dikkate alındığında terörün tamamen ortadan kaldırılması yalnızca güvenlik meselesi değil, tarihî bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır. Bu tablo karşısında yürüttüğümüz mücadeledeki kararlılıkla birlikte toplumsal dayanışmamızı ve kardeşliğimizi tahkim edecek güçlü bir iradenin ortaya konulması da her zamankinden daha önemli hâle gelmiştir. Bu çerçevede devletimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde terörle mücadelede kaydedilen ciddi aşamayı dikkate alarak, millî birlik ve kardeşliğimizi güçlendirmek ve terörü tamamıyla sona erdirmek için “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştır. Özellikle belirtmeliyim ki başta aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizin emsalsiz fedakârları sayesinde terörle mücadelede elde edilen başarılar “Terörsüz Türkiye” yolculuğunu daha gerçekçi ve ulaşılabilir bir hedef kılmıştır. Bu sürecin kalıcı başarıya ulaşması ise ancak terör örgütünün silahlarını bir an önce teslim ederek tüm uzantılarıyla birlikte taahhütlere eksiksiz biçimde uymasına bağlıdır. Bu konuda devletimizin duruşu nettir ve hiçbir tereddüde yer yoktur. Bizler de bu süreci ilk günden itibaren devletimizin ve ülkemizin bekası ve çıkarları doğrultusunda samimiyetle destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz. Ancak tüm gelişmelere karşı planlı faaliyetlerimizi sürdürüyor, tedbirlerimizi her zamanki kararlılığımızla alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz. STEADFAST DART 2026 TATBİKATI'NDA TSK’NIN GÜCÜNÜ GÖSTERDİK Türk Silahlı Kuvvetleri olarak NATO’nun en büyük tatbikatı olan STEADFAST DART 2026 tatbikatına katıldık. Ülkemizi ve asil milletimizi en üst seviyede temsil ettik. Bir kez daha Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü ve kuvvetini, yerli ve millî silah sistemlerimizin kalitesini gösterdik. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerimizin muharebeye ne denli hazır olduğunu da gözler önüne serdik. O nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri olarak asil milletimize layık olabilmek adına var gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz. BU YOLDA TAVİZ VE PAZARLIK YOK Bu tarihî süreç bir yandan birlik ve beraberliğimizi daha da pekiştirmeyi amaçlarken aynı zamanda gelecek nesillerin güvenlik ve huzuru içindir. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Bu yolda hiçbir taviz ve pazarlık yoktur, olmamıştır. Milletimizin birliğini, kardeşliğini ve güvenliğini zedeleyecek hiçbir adım atılmamıştır, bundan sonra da atılmayacaktır. Yegâne amacımız artık evlatlarımızı yitirmediğimiz, kanın ve gözyaşının sona erdiği, ayrılık tohumlarının kökünden söküldüğü, çocuklarımızın sadece barış ve kardeşlik ortamında büyüdüğü bir geleceği inşa etmektir. Çok şükür ülkemizin her bölgesinin kalkındığı bu güvenlik ve huzur ikliminde Bayburtumuz da yeni ve kapsamlı bir atılım dönemine girmiştir. Özellikle son yıllarda her alanda yapılan birbirinden değerli yatırımlarla Bayburtumuz, Türkiye’nin yükselen yıldızlarından biri durumundadır. Bayburtumuz artık; -Gurur kaynağı olan Üniversitesiyle, -Sayısı 12 binlere ulaşan aynı zamanda dünya ve Türkiye şampiyonlukları elde eden lisanslı sporcularıyla, -Yapılan yatırımlar ve verilen desteklerle tarımsal gelişimin ve kırsal kalkınmanın önde gelen merkezlerinden biri olmasıyla, -Her geçen gün gerçek potansiyelini ortaya koyan kültür ve turizm zenginliğiyle, -Aynı zamanda ulaştırma alanında büyük yatırımlara sahne olmasıyla anılmaktadır. İnanıyorum ki önümüzdeki yıllarda şehrimiz çok daha büyük ilerlemeler kaydedecektir. Unutmayalım ki güçlü bir toplum ancak birlik ve dayanışma ile ayakta kalır. Bayburtumuzun da en büyük gücü, birbirine kenetlenmiş insanlarıdır. Bu dayanışma ruhu geçmişte olduğu gibi bugün de en büyük güvencelerimizden biridir. Sizlerin de desteğiyle bir ve beraber olarak geleceğe emin adımlarla yürüyecek ve ülkemizin gücüne güç katacağız. Kahraman silah ve mesai arkadaşlarımın da Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda kendilerine tevdi edilen görevleri en iyi şekilde, büyük bir şevk ve gayretle yerine getirmeye devam edeceğine inancım tamdır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; Bayburtumuzun düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünü, bir kez daha kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Şehitlerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize sağlıklı ve huzurlu bir ömür temenni ediyorum. Bu vesileyle Ramazan ayının hayırlı ve bereketli geçmesini niyaz ediyor, kahraman silah ve mesai arkadaşlarıma görevlerinde üstün başarılar diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,275 просмотров • 5 месяцев назад

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanist(Rojava)

117,907 просмотров • 6 месяцев назад