正在加载视频...

视频加载失败

Özel insanlar, otizimliler, down sendromlular, hamile olan ve bebeki kadınlar, bakıma muhtaç insanlar için Adıyaman’ın Sincik ilçesi kaymakamlığı ve komutanlığına çadır, yetişinler için uyku tulumu, bebek tulumlarını teslim ettik. Alabilirsiniz.

393,922 次观看 • 3 年前 •via X (Twitter)

10 条评论

Mahsun Kırmızıgül 的头像
Mahsun Kırmızıgül3 年前

Sincik Kaymakamı ve Jandarma komutanına teşekkür ederim.

ÇakılTaşı 的头像
ÇakılTaşı3 年前

Canım Mahsun, İyi insanlarla aynı coğrafyada yaşamak umutve mutluluk verici bir duygu... Çok teşekkürler.❤🙏🙏🙏

Emrah Alici 的头像
Emrah Alici3 年前

Mahsun bey,Malatya da ,otizm li ailelerin bulunduğu bir okul var. Oraya da gıda desteğinde bulunurmusunuz..

Slckmhsn1903🦅 的头像
Slckmhsn1903🦅3 年前

Abi sen zaten bizim kralımızdın şimdi 85 milyonun kralısın.Allah senden razı olsun

LİTTLE BUDHA 的头像
LİTTLE BUDHA3 年前

Mahsun bey çok rica ediyoruz lütfen durumumuzu duyururmusunuz? 11 Gün oldu tam 11 Gün! Onlarca can bu ENKAZIN altında hala 😭😭 yalvarırım sizde paylaşın ulaşamıyoruz 😭 anne, baba, kardeş hepsi mahvoldu lütfen 🙏😭😭

Ayşe Sarı 的头像
Ayşe Sarı3 年前

Keşke Kahramanmaraş için de gönüllü bir sanatçı olsaydı. İlçe köylerinden ulaşılamayanlar var.

bgrkskl 🇹🇷 的头像
bgrkskl 🇹🇷3 年前

Ne güzel adamsın sen ya. Varol..

Murat ÇİÇEK 的头像
Murat ÇİÇEK3 年前

adamsın alem buysa kral mahsun 🤲 yiklimiyacagiz ayakta duracağız..👍👍 mahsun

sezerty 的头像
sezerty3 年前

Bu adamda ilk günden beri sahada

Hüseyin ÖZDEMİR 的头像
Hüseyin ÖZDEMİR3 年前

Güzel insan, vicdanlı insan, rabbim bu yaptıklarının karşılığında senden razı olur inşallah.

相关视频

YILDIZ TİLBE HANIMIN GAZZE YARDIMI FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZE TESLİM EDİLDİ... Saygıdeğer ses sanatçımız Yıldız Tilbe'nin Gazzeli kardeşlerimiz için yaptıracağı iki ayrı tam teşekküllü Çadırkent için Kudüs Gönüllüleri Derneği'ne bağışladığı 300 bin dolar, derneğimiz binasında Gazze Mevedde Derneği adına Filistinli kardeşimiz Sayın Ömer Şallah'a teslim edildi. Mübarek Ramazan ayına kadar inşa ve kurulumu tamamlanacak olan bu iki ayrı Çadırkentte Yıldız hanım ayrıca Ramazan boyu binlerce Filistinli kardeşimize iftar ve sahur yemeği verecektir. Bu vesileyle, mazlum Filistinli kardeşlerimiz için böylesi emsalsiz ve görkemli bir yardımda bulunarak GAZZE'NİN ABLASI olan Sayın Yıldız hanıma tebrik ve şükranlarımızı sunuyoruz İnsanlık ve ülkemiz adına sergilenen bu şefkat ve cömertlik vicdanlarda ebediyyen yaşayacaktır. KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ DERNEĞİ GAZZE MEVEDDE DERNEĞİ YARDIM KOORDİNATÖRÜ SAYIN ÖMER ŞALLAH'IN TÜRKİYE'YE VE YILDIZ TİLBE HANIM'A TEŞEKKÜR KONUŞMASI... Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla, başlangıçta… Bu mübarek ve kıymetli günde şunu bir görev olarak görüyoruz: Filistin halkının ve özellikle Gazze’deki halkımızın yanında daima ve sürekli durdukları için Türkiye halkına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne; halkı ve hükümetiyle, özgür insanlarına; dostlarına ve kardeşlerine; sanatçı kadın ve erkeklere, mücadele edenlere, yazarlara, düşünürlere ve siyasilere en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Özellikle bugün, kalbinde ve sevgisinde Filistin’e ve Gazze’ye önemli bir yer ayıran değerli kardeşimiz, büyük sanatçı Yıldız Tilbe’ye; Mevedde Kurumu aracılığıyla Gazze için sunduğu bu önemli emek ve katkıdan dolayı ayrıca teşekkür ediyoruz. Bu çaba; cömertçe ve asil bir davranıştır ve bu büyük sanatçının Gazze halkına ve Filistin halkına duyduğu derin saygı ve büyük sevginin bir göstergesidir. Gazze hâlâ çok sayıda çadıra ihtiyaç duyuyor; hâlâ çokça yardıma, yemeğe ve içeceğe muhtaç. Özellikle de bu Siyonist işgal Gazze’ye her şeyi engelliyor: çadırları, evleri, karavanları, barınakları; yiyecekleri, içecekleri, ilaçları… Her şeyi. Üstelik kış mevsimindeyiz, soğuk çok şiddetli; Gazze’de insanların ihtiyacını karşılayacak neredeyse hiçbir şey yok. Bu nedenle sanatçımız Yıldız Tilbe bu yardımı sundu. Mevedde Kurumu aracılığıyla ve Kudüs Gönüllüleri Derneği’ndeki kardeşlerimizle birlikte, değerli sanatçımız Yıldız Tilbe’nin cömert desteğiyle, Gazze’nin içinde Mevedde aracılığıyla iki kamp kuracağız; insanlar burada geceleyebilsin ve bu zor, ağır günlerde içinde bulundukları koşullara kıyasla hiç değilse bir nebze daha iyi bir yaşam imkânı bulabilsinler diye. Gazze adına ve Mevedde Derneği adına; sanatçı Yıldız Tilbe’ye ve Filistin’e, Gazze’ye gönülden bağlı olan asil Türkiye halkına, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin tamamına Filistin’e verdikleri destek ve duruş için, ister yönetim kademesi olsun ister halk, ister toplumun farklı kesimleri olsun, en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu sefer özellikle bu desteğin başında yer alan değerli sanatçı Yıldız Tilbe’ye teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki günlerde Ramazan ayı gelecek ve Gazze daha fazla yardıma ihtiyaç duyuyor. İnşallah sizinle birlikte kalmaya devam ederiz; Türkiye’deki kardeşlerimizle beraber, Gazze’deki halkımıza acılarını hafifletecek, açlıklarını giderecek ve bu dondurucu soğukta onları ısıtacak bir şeyler sunabiliriz. Değerli sanatçı Yıldız Tilbe’ye bir kez daha en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Hep birlikte, el ele, birlikte Kudüs’e, Gazze’ye… Selâmün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Kudüs TV

22,656 次观看 • 8 个月前

“Çok şükür minnet hüdaya Dost yüzünü gördük bugün” Neredeyse iki yıldır elimden düşürmediğim ruzba ile icra ettiklerimi sosyal ağlarda paylaşmaya başladığımda, eksik olmasınlar, birçok insanın takdiri ve yüreklendirmesi ile karşılaştım. Bu teveccüh sayesinde başlarda bir hayli vasat olan iki telli icramı da geliştirmek için gereken motivasyona sahip oldum. Bana destek olan çok sayıda insan oldu bu süreçte. O isimlerden zaman içinde tek tek bahsetmeye, bahsederken de birlikte bir türkü, bir deyiş havalandırmaya niyetliyim. Dilerim nasip olur. Herhalde ilk tebrik eden değilse bile ilklerden biridir Hikmet Tosun (HİKMET TOSUN). Bir halk müziği ve halk kültürü tutkunu olarak bu yola baş koymuş birçok sanatçıdan biri olan Hikmet Tosun’u da zaten önceden tanıyor ve dinliyordum. Okuduğu ve icra ettiği her eseri büyük bir ustalık, virtüözite ve derinlikle icra eden Hikmet’in “Gel aslım sorarsan ben bir niyazım” yorumunu ise daha evvel çeşitli vesilelerle belirttiğim gibi benim için apayrı bir yerdedir. Kendisiyle tanış olduktan sonra ayrı bir sevdim Hikmet Tosun’u. Yalnızca bağlama icrasının kusursuzluğunu, vokalinin gücünü ve derinliğini değil ama… Onun kalender duruşunu, mütevazı duruşunu, yola ve erkana bağlılığını ve hepsinden önemlisi aile mirasına sahip çıkışını… Aile büyük Türk ozanı Teslim Abdal soyundan geliyor. Babası, dedesi, dedesinin babası kısaca tüm ailesi havalandırdıkları ve bugüne taşıdıkları deyişlerle hem Türk kültürüne hem de yola büyük hizmetlerde bulunmuş insanlar. Hikmet Tosun da Teslim Abdal’ın 10. Kuşak torunu… Aile mirası dediğim işte buralardan günümüze gelen deyişler, semahlar, nefesler… Hikmet Tosun büyük bir vakar ve mesuliyetle bu mirası taşıyor. Hani başkası olsa… Neyse. Hikmet Tosun geçenlerde kısa bir süreliğine İstanbul’a geleceğini haber verip “müsaitseniz cemal cemale görüşelim” deyince çok sevindim. Galata’da her zamanki mekânımız olan Sazende Galata’da buluştuk. Uzun uzun sohbet ettik. Sözlerinden ibret aldık, ilham aldık, kâm aldık. Sonra da oturduk “Siyah saçlarında hatem yüzlerin” dedik… Var olsun Hikmet Tosun! Aşk ile… Videonun tamamı şuracıktadır:

Deniz Bayramoğlu

18,800 次观看 • 1 年前

Almanya Başbakanından Almanyada yaşayan #Alevilere ❗️ Olaf Scholz Video Mesajıyla AABF ve Almanya Alevi Toplumuna Seslendi Olaf Scholz “AABF’nin 35. kuruluş yıl dönümünü içtenlikle kutluyorum” diyerek başladığı konuşmasına şu şekilde devam etti. “Aleviliğin değerleri olan hoşgörü, eşitlik ve dayanışma değerleri, benimle birlikte birçok insan tarafından da paylaşılmaktadır. Bu değerler, açık ve demokratik toplumumuzun vazgeçilmez unsurlarıdır. Sizin ve sizinle birlikte yaşayan 700 bin Alevinin bu toplumda önemli bir yeri vardır. Cemevlerinizle birlikte, kuruluşunuzdan bu yana, farklı kökenlerden, farklı inançlardan ve farklı kültürel geleneklerden gelen insanlar arasında barışçıl bir birlik ve beraberlik anlayışıyla değerli katkılar sağlıyorsunuz. Bu saygı ve hoşgörü Aleviliğin özünü ve temelini oluşturur. Çoğulcu ve özgür bir toplum için siz Aleviler’in güçlü bir ses olmanız son derece değerlidir. İster Hristiyan, Yahudi, Müslüman ya da ateist olalım, ister bu ülkede doğmuş ya da sonradan bu topraklara ayak basmış olalım, aslolan hep birlikte bir arada yaşamak, bu ülkede yaşamımızı birlikte sürdürmektir... Not: söylenecek çok şey var arkadaşlar. Türkiye'de #Alevi olmak gerçekten zor. Bu değeri kendi Başbakanımızdan beklerdik ama öyle bir sistem artık ülkemizde yok! Tek bir adama ülkeyi teslim ettik ama mücadele sürecek ve parlamenter sisteme geri döneceğiz ben bir Alevi olarak buna inanıyorum. Türkiye'nin kurtuluşu parlamenter sistemdedir arkadaşlar. Sürecek bu mücadele..

Sinan Pınar

61,378 次观看 • 1 年前

Değerli yurttaşlarım, Sokaklar güvenli olmaktan çok uzak. uyuşturucunun ve suçun pençesindeki binlerce lümpen şehirlerimizin güvendiğini tehdit ediyorlar insanlara korku salıyorlar. İstanbul’da on mafya grubunun kontrolünde olan 15-25 yaş arası 1000 tetikçi cinayet dahil her suçu kolaylıkla işliyorlar. Ülkemizi dolduran 13-14 milyon sığınmacı ve kaçak ise suç ve güvensizlik ortamının daha da tırmanmasına yol açıyor. Uyuşturucu, sanal kumar ve yasa dışı bahisin oluşturduğu kara para suç örgütlerinin güçlenmesini ve toplumu tehdit etmesini sağlıyor. Babalar kızları anneler oğulları için korkuyorlar. Kadınlar belirli bir saatten sonra eve sokağa çıkmaktan korkuyor. Şiddet sokaklarda olan bir görüntü haline gelmiş durumda. Devlet gücüne, polise mukavemet eskiden düşünülmez iken artık sıradanlaşmış bir hadise. Eskiden sadece Terör örgütlerinin elinde olan makinalı tüfekler artık suç örgütlerinin polise mukavemette kullandıkları silahlardan birisi. İşte böyle bir ortamda insanlar haklı olarak bu korkudan nasıl kurtuluruz nasıl güvenli şehirler de yaşarız sorusunu soruyorlar. Türkiye’nin ve şehirlerimizin güvenliğinin sağlanması hiç zor değil. Bu amaçla alınması gereken önlemleri şu başlıklar altında toplayabiliriz: 1.Sınırlarımızın güvenliği için askeri tedbirler, 2.Kolluk kuvveti tedbirleri. 3.Yargısal tedbirler. 4.Okullarda alınacak tedbirler. 5.Ailelerin alacağı tedbirler. 6.Kamuoyu farkındalık ve denetimi (sosyal medya, basın, arkadaş, mahalle) Bu önlemleri alınca şehirlerimiz tekrar hepimiz için güvenli yerler olacak. Özetle, Öyle bir Türkiye istiyorum ki, 1) Sınırlarına mayın döşenmiş olsun ve bir kişi dahi izinsiz bu ülkeye giremesin, 2) Sınırdaki birliklerine izinsiz geçişlere karşı silah kullanma yetkisi verilsin, 3)Polisin sayısı, yetkisi ve eğitimi artırılsın, narkotik ve organize suç ile mücadeleye daha fazla kaynak ayrılsın, 4)İstanbul’da kentin suç oranının yüksek olduğu yerlerinde polis özel harekat birlikleri konuşlandırılsın. Ve polis özel harekatın şok müdahale timleri ile sahada hakimiyet sağlansın. 5)İstanbul’da polisin girmekten uzak durduğu bütün bölgelere yapılacak sürekli operasyonlar ile suç örgütlerinin kazandığı psikolojik üstünlük ortadan kaldırılsın. 6)Çetelere, organize suç örgütleri yönetici ve üyelerine uygulanacak cezalar artırılsın ve infaz yasası değiştirilsin, 7)Uyuşturucu kullandığı tespit edilenler (kullanıcılar) temizlenen kadar devlet üretme çiftliklerinde, orman geliştirme ve korumada mahkum statüsünde çalıştırılsın. Uyuşturucu satıcıları ise uyuşturucu ile bağları kopana değil topluma karşı suçlarının cezasını çekmeleri için ağır çalışma kamplarına alınsın, cezalarını orada çeksin. 8)Tecavüz suçunu işleyenler ilaçla hadım edilsin. 9)Taciz, saldırı gibi eylemlerde bulunanlar 2 sene indirimsiz hapis cezasına çarptırılsın, 10)İnfaz yasası değiştirilsin. İndirimler kaldırılsın, bütün hapishanelerde mahkumların üretim süreci içinde olması zorunlu hale getirilsin…. Ve böyle bir Türkiye Türk halkı istediği takdirde mümkün. Zafer Partisi

Ümit Özdağ

300,021 次观看 • 2 年前

Halen Bu Roketler'in Uzaya Gittiğine, düşünen Netflix,Holywood'cular,Z'ciler WarnerBros'cular,Süperman'ciler, Batman'ciler, Spiderman'lar etc etc.... Çok fazla illüzyon içene girmeyin bu firavun'un sihirbaz gösterileri ile..! Allah Swt Kuran'ı Kerimde,Dünya'nın yaratılışı ve 7 kat Sema katlarını, Gökkubbeyi,Gökkabıları'nı açıkca ayetlerle belirtmiştir. Bu Dünya arzı İnsanlar ve Cinler'in yaşadığı Kapalı bir sistem içindeyiz. Çıkış ve Geçiş İzni Sadece Nebiler'e, Resuller'e ve seçilmiş kullarına aittir. Hayal dünyanızda bunlar tarafından uyutulmaya devam edin. Ve üzerinize sağlam sağlam yedi gök bina ettik. Ve çok parıldayan kandiller(yıldızlar) kıldık. (78-NEBE Suresi 12.Ayet) Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? (71-NÛH Suresi 15.Ayet) O'dur ki, yedi göğü tabaka tabaka olarak yarattı, o Rahmân'ın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk göremezsin, şimdi gözünü çevir (bak), hiçbir çatlak görebilir misin? (67-MULK Suresi 3.Ayet) Artık onları yedi gök olmak üzere iki günde tamamladı ve her gökte ona ait emri vahyeyledi ve dünya göğünü de kandillerle süsledik ve muhafaza kıldık. İşte bu, azîz, alîm (olan Allah)'ın takdiridir. (41-FUSSİLET Suresi 12.Ayet) O'na yedi gök ve yer ve onlarda olanlar tesbihte bulunurlar (17-İSRÂ Suresi 44.Ayet) O öyle bir Hâlık-i Kerîm' dir ki yeryüzünde ne var ise hepsini sizin için yarattı. Sonra da semaya teveccüh edip onları yedi sema olarak tasfiye buyurdu, O her şeyi bihakkın bilicidir. (2-BAKARA Suresi 29.Ayet) Allah yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yarattı. (65-TALÂK Suresi 12.Ayet) De ki: «Yedi semanın Rabbi ve Azîm arşın Rabbi kimdir?» (23-MU'MİNÛN Suresi 86.Ayet) Üstünüzde birinden diğerine geçilebilen yedi katman yarattık. Bu yarattıklarımızı başıboş bırakmayız. (23-MU'MİNÛN Suresi 17.Ayet) Ey cinler ve insanlar, eğer göklerin ve yerin sınırlarını aşarak kaçmaya gücünüz yetiyorsa kaçınız. Fakat ancak özel bir gücünüz varsa bunu başarabilirsiniz. (55-RAHMÂN Suresi 33.Ayet)

SİRKECİ

724,825 次观看 • 2 年前

Yavru köpekleri katletme iddiası ile çıkarıldığı mahkemece tutuklanan doktor ve yaşanan süreç hakkında açıklama ve ilgili kurumlardan taleplerimiz ile bu katliamların yasadan alınan cesaretle oluştuğunu vede yasanın bir an önce iptal edilmesi gerektiğini canlı yayına katılarak anlattım. 📌Doktor olan şahıs aldığı üç köpeği göstermeyip darp ettiği gönüllüler bizi arayıp şikayet ettiklerinde gönüllüleri emniyete yönlendirip süreci takibe başladık. 📌Avukatlar devreye girdi evinde inceleme başlatıldı. Emniyet birimleri ve avukatların hassasiyeti ile deliller ortaya çıkartıldı. 📌Şahıs nöbetçi mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. 📌Bize gelen ihbarla, hiçbir resmi kaydı olmayan Güdül ilçesindeki ikametini öğrendik. Avukat Tuğba Gürsoy ile birlikte emniyette yaptığımız talep üzerine Güdül’deki evi ve işyeri olan Güdül Devlet Hastanesinde arama yapıldı. Evinde bir telefon ve bahçesinde dört kemik bulunarak incelenmek üzere alındı. KURUMLARDAN TALEBİMİZ. 📌T.C. Sağlık Bakanlığı Bir bebek ya da çocuk bu şahsa nasıl teslim edilir? Bir kadın nasıl güvenip muayene olabilir? Bu şahsa muayene etmesi için can emanet edilemez. Şahsın meslekten men edilmesini talep ediyoruz. Ayrıca önceden görev yaptığı hastahanelerde muayene ettiği insanların sistemden taranarak tespit edilip incelenmesini, çünkü böyle bir ruha sahip doktor, insanlara farklı ilaçlar verip hastaların çektiği acıdan keyif alabilir. Muayene olan hastaların muayene tarihinden sonraki süreçleri izlenerek kasti uygulama olup olmadığı tespit edilmesini talep ediyoruz. 📌T.C. Adalet Bakanlığı şahsın 4/5 telefonu olduğu iddia ediliyor. Hayvan katletme ile basamak yükseltilen sapkın bir oyun oynama ihtimali olabileceği iddiaları değerlendirilerek, telefonda çok sık irtibatta olduğu insanlar hakkında soruşturma yapılmasını talep ediyoruz. Ayrıca babanın da delil karartmada destek olduğu iddia ediliyor. Şahsın suç ortağı olan kim varsa tespit edilerek gereğinin yapılmasını talep ediyoruz. 📌T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı şahsın aile bireylerinin de incelemeye alınmasını talep ediyoruz. 📌Anayasa Mahkemesi Bütün seri katiller, geçmişlerinde hayvan öldürmüşlerdir. Hayvan öldürmekle insan öldürmenin arasında yalnızca bir adım vardır. Hayvana şiddet, insana şiddetin ön habercisidir. Yasa ile belediyelere verilen öldürme yetkisi, cani ruhlu insanlara da cesaret veriyor. Çözüm doğanı öldürmek değil, doğmayı engellemektir. Hayvana şiddetin, vahşetin, katliamın durması için, #YasayıİptalEtAYM #KatliamcıDoktoruİstemiyoruz

Haydar Özkan

10,853 次观看 • 1 年前

Mısırlıların eleştirel Kuran okumaları devam ediyor. Sayıları giderek artan alternatif yorumlar var. Metin tenkidi de ilerliyor. Ayetlerde hata bulan yeni yaklaşımlar ilginç elbette. Mesela Nisa 24'te cariye yapılmış evli kadınları helal kılan ayet gibi. Nisa 24'teki "cariyeleriniz hariç, evli kadınlar size haram kılındı" cümlesinden, cariye yapılmış evli kadınların da helal olduğu sonucu çıkarılmış. Olayın Evtas savaşıyla ilgili olduğunu belirtiyor tefsirler. Önce Mısırlı araştırmacının yorumunu aktaracağım. Ardından Sahihu Müslim'den konuyla ilgili rivayetleri vereceğim. Mısırlı araştırmacı eleştirel yorumuyla ayeti şöyle değerlendirmiş: Peygamber, kafirlerden bir grupla savaş halindeydi. Nerede? Taif ve çevresinde. Mekke'ye yaklaşık 150 km mesafede bir yer. Savaşırken, düşmanlardan bir kısmı Taif yakınlarındaki Evtas denilen bir yere kaçtı. Oraya saklandılar. Bunun üzerine Peygamber, Ebu Amir el-Eş'ari liderliğinde bir sahabe birliğini onların üzerine gönderdi. Zafer kazandılar. Ebu Amir el-Eş'ari ve komutasındaki birlik orayı ele geçirdi ve galip geldi. Peygamber de olaya bizzat katılmak için oraya gitti. Kazandıklarında erkekleri esir aldılar. Kadınlarla da her zamanki gibi birlikte olmaya başlayacaklardı. Çünkü kadınlar artık cariye olmuştu. Ancak Evtas cariyeleriyle ilgili şöyle bir durum vardı: Bu insanlar, Müslümanların yaşadığı yerlere nispeten yakındı. Bu yüzden birbirlerini tanıyorlardı. Erkekleri ve kadınları önceden tanıyorlardı. Sahabeler bu kadınlarla birlikte olmaktan utandılar, çekindiler. Dediler ki: "Ben bu adamı tanıyorum, bu kadınla evliydi. Şimdi kalkıp adamın karısının üzerine mi atlayacağım? Din bana bunu helal kılsa da utanıyorum." Peygamber'in görüşüne başvurdular: "Ey Allah'ın Elçisi, biz bu insanları tanıyoruz. Bu adam bu kadınla evliydi. Şimdi ben bu kadınla birlikte olabilir miyim?" Bunun üzerine bu sorunu çözmek için özel bir ayet indirildi: "Cariyeleriniz hariç, evli kadınlar size haram kılındı" (Nisa 24). Yani anlamı şu: Cariyeler hariç evli kadınlarla birlikte olamazsınız. Hak ettiğiniz kişi esir/cariye olmalıdır. Evli olsalar bile, kocaları hayatta olsa bile, kocalarını tanıyor olsanız bile sorun değil! Allah özel ayet indirdi! Bu ayetle ve Peygamberin emriyle sahabeler o kadınların mahremiyetini kendilerine helal kıldılar; onlarla yattılar, birlikte oldular... Hepsi Allah'ın emriyle! Helal, helal, helal! İşte bu bize gösteriyor ki çocuklar; Peygamber, Allah ve sahabeler ne kadar iyi, merhametli, iyiliği seven ve yeryüzüne adalet ile barışı yaymak isteyen insanlardı! Ve tabii bu süreçte biraz da spermlerini saçmalarında bir sakınca yoktu. 📌 Aşağıda Arapça orijinalini verdiğim konuyla ilgili Müslim hadisi -versiyonlarıyla- şöyle: 1) Ebu Saîd el-Hudrî anlatıyor: Resûlullah, Huneyn günü Evtas’a bir ordu gönderdi. Düşmanla karşılaşıp savaştılar ve onlara galip gelerek esirler aldılar. Resûlullah’ın ashabından bazı kimseler, bu kadınların müşrik kocaları olduğu için onlarla birlikte olmaktan çekindiler. Bunun üzerine Allah bu konuda şu ayeti indirdi: "Evli kadınlar da (size haram kılındı); ancak cariyeler müstesna..." Yani, iddet süreleri (bekleme süreleri) bittiğinde onlar size helaldir. 2) Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Büşşâr rivayet ettiler... Ebu Saîd el-Hudrî’den nakledildiğine göre: "Nebi Huneyn günü Evtas’a bir müfreze gönderdi..." Yezid b. Zürey'in hadisiyle aynı anlamdadır. Ancak burada "iddetleri bittiğinde onlar size helaldir" kısmını söylemiş, "onlar size helaldir" ifadesini zikretmemiştir. 3) Yahya b. Habib el-Hârisî rivayet etti... Şa'be, Katâde'den, o da Ebu el-Halil'den, o da Ebu Saîd'den şöyle dediğini rivayet etti: "Evtas günü esirler aldık. Kadınların kocaları vardı ve (onlarla birlikte olmaktan) korkup çekindiler. Bunun üzerine şu ayet indi: 'Evli kadınlar da (size haram kılındı); cariyeleriniz müstesna..." Şerh: * Ayette "muhsanât" ile kastedilen evli kadınlardır. Anlamı şudur: Evli kadınlar başkalarına haramdır, ancak esir alma (seby) yoluyla sahip olduklarınız hariç. Çünkü esir alma ile kafir kocanın nikahı fesholur/düşer. * İddetleri (bekleme süreleri) bittiğinde size helal olurlar. Buradaki iddetten kasıt "istibrâ"dır (rahmin boş olduğunun anlaşılmasıdır). Bu da hamile ise doğum yapmasıyla, hamile değilse bir adet görmesiyle gerçekleşir. Sahih hadislerde geldiği şekliyledir. 🧵 👇

Kenan Camurcu

34,643 次观看 • 2 个月前

Yer: Tunceli Yıl: 2001 (kişinin onayı olmadığından isim kullanmıyorum) Tunceli Jandarma bölge komutanlığına desteğe gitmişiz. Karakol moral ekibi yapıyoruz boş kaldığımızda. Her tim bir karakola gidiyor.( yanlış anlaşılmasın şarkı söyleyip aç aç yapmıyoruz) Gidip hem takviye oluyoruz. Nöbet yerleri mevziler ve teçhizat konusunda hem danışmanlık hem de teknik destek veriyoruz. Tabi ki Bilgimiz doğrultusunda. Tunceli karakolları sıkıntılı yerlerdeydi o zamanlar. Bir karakola gideceğiz. Meşhur Ali boğazı girişlerinden birinde. Helikoptere binerken yabancı birisini farkettik. Timin ve ekibin haricindeki bu arkadaşa sordu abinin biri siz? '' Ben yeni atandım karakol komutanı olarak'' Yüzü hayli tedirgin. Ankara'nın meşhur şımarık semtlerinin birinden trafik tim komutanlığından gelmiş. O'da bize sordu. Üzerimizde bizi tanımlayacak bir şey olmadığı için ister istemez merak ediyor insanlar ''bunlar kim?'' diye. ''Özel kuvvetler , Sizin karakola takviye gidiyoruz'' dedi Tim K. yardımcımız. Yüzünde gülümseme oldu bir an. Ama bizim bir günlüğüne gittiğimizi öğrenene kadar sürdü gülümsemesi. Eminim ''iyi lan özel kuvvetler timi takviyemiz var sırtımız yere gelmez'' demiştir içinden. O'nu uğurlayanlar 6 ay sonra ikmalde görüşürüz demiş binerken. Acayip kafayı takmış. Takılmayacak gibi de değil elbette 6 ay nedir arkadaş? Düşünün ki bir çok karakola ikmal ve bakım hizmetleri yol yokluğundan bu kadar sürelerde yapılıyor. Acil durumlar ayrı tabi ki. O zamanlar Uh-60 lar İstanbul taksilerinden daha sıkıntısız. Nereye isterseniz götürüyorlar. Terörle mücadelede hiçbir şeyin kısıtlanmaması gerektiğini düşünen komuta heyeti vardı çok şükür. Neyse geldik malum karakola, helikopterden indik. ve helikopter kalktı. Döndü ve görselde ki gibi bizi selamlayacak. Ben yeni atanan karakol komutanının yüzüne baktım. Helikoptere bir bakışı vardı ki eminin arka planda çalan şarkıyı söylüyordu içinden. Dehşet yerlerde olan karakollarda çalışmış ve halen çalışan tüm kahramanlara saygıyla. kalın sağlıcakla

Taner BAŞ

28,811 次观看 • 2 年前

İngiltere Vatandaşı Kadının Anlattığı Türkiye'nin Kırsalında Yaşamak: Bilinen Yanlışlar ve Köy Hayatinin Gerçekleri 🔹 Türkiye'de kırsal bir köyde yaşıyorum ve beş aydır buradayım. 🔹 Bunu söylediğimde insanların burada yaşamanın nasıl bir şey olduğuna dair önceden edinilmiş fikirleri olduğunu biliyorum. 🔹 Bu yüzden buraya biraz ışık tutmaya geldim. 🔹 Şimdi, Türkiye'de bir köyde yaşamanın din konusunda oldukça katı olacağını ve herkesin başını örtеceğini düşünebilirsiniz. 🔹 Durum kesinlikle böyle değil, söyleyebilirim ki genç neslin hepsi burada başını örtmüyor. 🔹 Eğer kadınlar başlarını örtüyorsa, bunlar genellikle daha yaşlı nesilden olma eğilimindedir. 🔹 Komşularımdan biri kendi alkolünü üretiyor, bildiğiniz gibi alkol İslam dininde haramdır. 🔹 Onlardan bir diğeri ise İngiltere'den her uçuşumda duty-free'den şişeli Jack Daniel's istiyor. 🔹 Bir diğer köy sakini ise her Cuma ve Cumartesi gecesi parti yapmak için Selimiye'ye gitmeyi seviyor. 🔹 Burası sandığınız gibi bir yer değil. 🔹 İkincisi, bir Türk köyünün son derece uyumlu bir yer olduğunu ve kimsenin kavga etmediğini, hepimizin harika geçindiğini düşünebilirsiniz. 🔹 Yanlış. 🔹 Burada tıpkı dünyanın başka herhangi bir yerinde olabileceği gibi kavgalar çıkıyor. 🔹 Genellikle tartışmalar burada arsa yüzünden çıkıyor. 🔹 Çünkü birlikte arsa sahibi olan yaklaşık beş kişi var ve bunlardan birkaçı satmak isterken diğerleri istemiyor, bu da bazı anlaşmazlıklara yol açıyor. 🔹 Köyde duyduğum bir diğer kavga sebebi de onurdur. 🔹 Genellikle insanlar kin tutma eğilimindedir ve aile üyeleri de size karşı kin tutacaktır. 🔹 Onlar çok gururlu insanlar, Türk insanı. 🔹 Dolayısıyla, onları veya ailelerini hoş olmayan bir konumda bırakırsanız, bunu çok ciddiye alacaklar ve sizi hayatlarından oldukça basit bir şekilde çıkaracaklar. 🔹 Üçüncüsü, Türk köyündeki insanların ana geçim kaynağının arazi bakımı, ekinler, tarım ve hayvancılık olduğunu düşünebilirsiniz. 🔹 Yine yanlış. 🔹 Bu insanlar, bu köyde yaşayanlar ya da bu özel köy, çok iş odaklı. 🔹 Otelleri var, dükkanları var, restoranları var. 🔹 Bunlardan biri son derece yakın zamanda bazı arsaları bir 101'e ya da Türkiye'de adlandırdığımız şekliyle A-101'e sattı, bana söylendiğine göre. 🔹 Hatta bazı insanlar bahçelerini yarıya bölüp ikinci bir ev inşa etmişler ve bu evi tatil kiralamaları, Airbnb vb. için kiraya veriyorlar. 🔹 Burada akıllılar, paralarıyla çok iyiler. 🔹 Eğer paraları arsa ile bağlı değilse, o zaman onu çok iyi değerlendiriyorlar. 🔹 Son olarak, buradaki tüm evlerin bunun gibi geleneksel taş binalar olduğunu düşünebilirsiniz. 🔹 Öyle değiller, diyebilirim ki onlar azınlıkta. 🔹 Burada böyle evlerde kimse yaşamıyor. 🔹 Köyde tamamen şebekeden bağımsız (off-grid) yaşayan tanıdığım sadece bir kişi var. 🔹 Elektriğini güneş panelinden alıyor, çok küçük bir malikanesi var. 🔹 Statik bir evde yaşıyor ama bunun dışında buradaki villaların hepsi lüks, yeni yapılmış villalar diyebilirim. 🔹 Şu anda geleneksel Türk köyü evlerinden ziyade daha fazla yeni yapım villa var. 🔹 Bu da buradaki köylülerin, paraya çok sıkışık olmadıkları sürece topraklarını "yabancılara" satma konusunda çok isteksiz olmalarının bir başka nedeni. 🔹 Umarım bu, Türkiye'de bir köyde yaşamaya dair algınızı değiştirmiştir. 🔹 Ben her zaman kasaba veya şehir yerine bir köyü tercih edeceğim. 🔹 Çünkü manzara bu kadar güzel görünürken nasıl etmezsiniz?

Netlog Medya

105,004 次观看 • 1 个月前

🟢 Sizleri "texel" isimli ve tamamen insanın açgözlülüğü, hadsizliği ve arsızlığı üzerine tasarlanmış, onların "koyun" dediği benim ise bakınca dana başlı domuz gördüğüm bu hayvan ile tanıştırayım. Moralinizi bozmak ya da komplo teorileri(!) yazmak için anlatmıyorum. Onların deyimiyle genetiklik harikası(!) bu cins, ülkemize de satılıyor ve ne yazık ki eti ve sütü bilinmeden ya da bilinerek tüketilmekte. Hollanda’nın Texel adasında, 3 farklı cins koyunun genlerinin birleşmesi sonucu üretilen bu hayvan, hızlı gelişip az yağlı yüksek randımanlı karkas elde edilmesi için sürekli bir gen seleksiyonuna tabi tutularak son görünüş olarak bu hali almıştır. Neden şaşırıyoruz ki? Bu işe tohum ve sebzelerden başlamışlardı zaten. Daha çabuk büyüsün, hemen çatlayıp patlamasın diye kabak geni ilave edilmiş karpuzlar, ya da daha dayanıklı olsun diye böcek geni ilave edilen domatesleri gördü gözlerimiz. Şimdi ise normal bir koyundan daha az yem tüketen ve buna rağmen %60 daha besili olan, senede 5 kuzu doğuran bu hayvan tam istedikleri gibi performans veriyor. Dünyaya geliş gayemiz daha çok yemek(!) değil mi zaten? Hazır yemek demişken sorayım; Böyle bir mahlukat besmele ile bile kesilse, Müslümana helal ve caiz olabilir mi Allah aşkına? Gen teknolojisini bu şekilde kullanmak Allah'ın hududlarını aşmak değil midir? Tohumdan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana sıçrayan bu genetik mühendislik öyle işlemiş ki kanımıza son 3 günde binlerce insanımızın domuz, maymun ve hatta başka bir insanın genetik kodlarını kendi bedenlerine "şifa" adı altında enjekte ettirdiklerini gördük değil mi hep birlikte? Ne insan, ne hayvan ne de tohum üzerinde modifikasyon ve seleksiyon yapmak caiz değildir diye haykırsakta, artık duyuramıyoruz kimselere. Oysa Bakara Suresi-205. Ayet gayet açık ve net hidayet sahiplerine; -İş başına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli ifsad etmeye çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez! SadakAllahulazim! Bu ifsad o kadar ileri bir safhada ki şuan, yazacaklarıma inanmakta zorluk çekeceksiniz. Yazıyorum ki; bilin! Kendinizi ve ehlinizi bu hadsizlere teslim etmeyin. Klonlanan koyun Dolly'i bilmeyen yoktur değil mi? Çok matah bir iş gibi ilkokul kitaplarımızda dahi yazıyordu hikayesi. İşte onu klonlayan o ünvanlı bilim adamları; Genetik klonlama yöntemiyle bu seferde "insan geni taşıyan iki kuzu" dünyaya getirdiler, had perdelerini yırtarak! Ve bunu bizim medyamız dahi "bu iki kuzu, önümüzdeki bahar insan sütü verecek!" diye yayınladılar. Bir hayvandan insan genetiği taşıyan süt alınacak buna inanabiliyor musunuz? Süt ile giren huy, can ile çıkar buyuran atalarımız süt anneyi dahi ahlakına göre seçerken, hayvandan insan sütü alımına şahit olsalardı hangi yana yıkılırlardı acaba! Bir insan ile, bir hayvanın genini birleştiren bilim, elbette ayette bildirildiği üzere "biz ancak ıslah edicileriz!" Diyor ve bu sütü hemofili hastalarını iyi etmek için ürettiklerini söylüyorlar. Nasılda insancıl ve şirinler değil mi? Yeter mi, yetmez.. Roslin Enstitüsü'ndeki araştırmayı finanse eden PPL Therapeutics adlı ilaç firması, insan proteini içeren, anne sütüyle aynı değerde hayvan sütü elde edip, bebek maması olarak da piyasaya sürmeyi amaçlıyor. Hayvanla insanı, insanla hayvanı birbirine kattılar. Biz ise "domuzlaşan ve maymunlaşan insanlar" ayetine nasıl itikad ediyorsak hala kafası domuza dönen insan bekliyoruz. Belki %90'ımızın kanında domuz geni akarken.. Çözümü nefsimize soralım artık. -Yemem bunu! -İçmem bunu! Diyebiliyor muyuz? Şüpheliden nefsimizi biz kaçıracağız. Şu videoyu gören bir Mümin bin bilimsel makale okusa da itibar edemez, etmemeli. Biz bilim karşıtı değiliz, Allah'ın hududlarının aşılmasına karşıyız. Rahman'ında kapısı açık, şeytanında. Her bilimsel ve teknolojik gelişme Rahmani değildir, bilimsel her çalışma da caiz değildir! Bunu bilmek çözüme ulaşmaktır zaten! (Yağmur İbiç)

Doğal Çareler

156,175 次观看 • 3 年前

Kısa Vadeli Sigorta Bir Adalet Meselesidir... CHP 🇹🇷 İYİ Parti Yeniden Refah Partisi Anahtar Parti Gelecek Partisi DEVA Partisi Saadet Partisi Demokratik Sol Parti Demokrat Parti Zafer Partisi Özgür Özel Müsavat Dervişoğlu Dr. Fatih Erbakan Yavuz Ağıralioğlu Ahmet Davutoğlu Ali Babacan Mahmut Arıkan Önder Aksakal Gültekin Uysal Ümit Özdağ Ömer Fethi Gürer Cemal Enginyurt Melih Meriç Prof. Dr. Mühip Kanko Av.Mahmut TANAL Dr. Erhan Usta Levent Gök @bulenttezcanchp M. Akif Hamzaçebi Sezgin Tanrıkulu @ednanarslanchp Ali KEVEN Süleyman Girgin Kemal Kılıçdaroğlu Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU Engin ALTAY Lütfü Türkkan Turhan Çömez Dr. Ayyüce Türkeş Taş Hayati Çetin Hasan BİLİCİ Şenol Sunat Mehmet Akif Cenkci Burhanettin Kocamaz Selçuk Türkoğlu Doğan Bekin Mehmet Aşıla Suat KILIÇ Murat Şahin Yıllarca iş yerlerinde fiilen çalışan, üretime katkı sağlayan, iş kazası riski altında emek veren stajyer ve çırakların sigortaları yalnızca kısa vadeli gösterilmekte, emeklilik başlangıcı sayılmamaktadır. Aynı iş yerinde çalışan, aynı sorumluluğu taşıyan insanlar arasında farklı uygulamalarla oluşturulan bu eşitsizlik, sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Staj ve çıraklık döneminde alın teri döken çocuk işçiler çalışma hayatının bir parçası olmalarına rağmen, hak ettikleri sosyal güvenceye tam anlamıyla erişememektedir. SSK numarası verilen, bordrosu olan, işverene bağlı çalışan, üretime katkı sunan stajyer ve çırakların emeklilik hakkının yok sayılması açık bir hak kaybıdır. Bu durum yalnızca bugünü değil, yıllar sonra yaşanacak ciddi mağduriyetlerin de temelini oluşturmaktadır. Geçmişte ve günümüzde stajyer ve çıraklara uygulanan yarım sigorta sistemi, emeğin karşılığını vermeyen, çocuk işçilerin geleceğini belirsizliğe sürükleyen ve toplumda güven duygusunu zedeleyen bir uygulamaya dönüşmüştür. Çalışanlar arasında ayrım yapılması sosyal güvenlik sisteminde adaletsizliğe neden olmakta, fırsat eşitliği ilkesini ortadan kaldırmaktadır. Muhalefet partilerini bu adaletsizliğe karşı güçlü bir duruş sergilemeye, staj ve çıraklık sigortasının emekliliğe başlangıç sayılması için gerekli yasal düzenlemeleri gündeme taşımaya ve milyonlarca vatandaşın sesi olmaya davet ediyoruz. Verilen emek görmezden gelinmemeli, sosyal güvenlikte eşitlik sağlanmalı, yıllardır süren mağduriyet artık sona erdirilmelidir. Adaletin, eşitliğin ve emeğin hakkının teslim edildiği bir çalışma hayatı herkesin ortak sorumluluğudur. Sigortada Eşitliksizlik #StajyerÇıraklarıYarımSigortaylaOyalıyorlar

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

37,613 次观看 • 7 个月前

"Tanıtabilmek İçin Tanımak Lazım" "Ebu Cehiller istedi diye önünden çekilirsen Siz davanıza ihanet etmiş olursunuz.." ❄️❄️❄️ Reşit Haylamaz : Aleyhissalatu vesselam.. Allah'tan aldıklarını Sadece mabedte insanlara intikal ettirmekle iktifa etti!.. Hayır işin bir tarafı bu.. ama Hadisenin bütünü bundan ibaret değil.. Efendimiz aleyhissalatu vesselam dışarıda bir tane bile insan kalmaması için elindeki her şeyi seferber etti ve netice itibariyle herkese ulaştı.. bugün herkese ulaşma istikametinde elindeki her şeyi seferber eden insanların yürüdüğü güzergahı anlamayanlar onun için anlamıyor.. Onun için Efendimiz aleyhissalatu vesselam da.. O'nu sadece bir yönüyle anlama Sadece bir yönüyle bakma bahtsızlığı talihsizliği yaşıyor.. Onu Biz hayatın bütününde tanıyamazsak günümüze hayatımızın bütününe taşıyamayız.. hayatımızın bütününe taşıyamadığız yerde dünyanın bütününe ulaştırma gibi bir düşüncemizde olamaz.. Halbuki o bunun için geldi.. alemlere rahmetti ve dünyanın doğu batı güney kuzey ve kıyamete kadar -yaşayacağı ömrü ne kadarsa- orada Neşet edecek insanların bütününe ulaşmak için geldi.. kendisi bedeni itibariyle aramızdan ayrıldı..Bu vazifeyi ashabına bıraktı ümmetine bıraktı.. onun yürüdüğü güzergah bizim açımızdan bu manada çok önemli.. Biz bilirsek efendimiz aleyhisselatu vesselamı insanlara tanıtabiliriz bilmek için de değişik belki vesilelere ihtiyaç var.. O vesileler bir tanesi de.. Herkes onu okuyor deyip.. her evde Peygamber Efendimizin Her yıl farklı bir yönünü İnşallah tanımaya ve tanıtmaya vesile olan Böyle bir güzelliğe hepinizin desteğini inşallah bekliyoruz ki.. yarınlarımız bugünlerden çok daha farklı olsun Mekke'nin Kaos kokan o sıkıntılı iklimleri Mazide kalsın ve geleceğimiz Medine'nin Münevver dünyası gibi şenlensin aydın olsun.. burada kısa bir anekdot birkaç tane madde madde zikredeyim.. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselamı bu dille bu malumatla bu bilgiyle dünyaya tanıttığımız da.. dünyanın Efendimiz aleyhissalatu vesselama karşı tavır almasının imkanının olmadığını ifade eden birkaç madde.. Biz tanımadık ki insanlara doğru tanıtalım.. Onu tanıtmak için belki gün yüzüne koyduğumuz.. ki En azından onlar da çok büyük hizmet ettiler haklarını teslim etmek lazım.. filmlerde bile biz onun dünyasının %50'sinden fazlasını hep savaşlar olarak anlattık.. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselamın dünyasında öldürmek yoktu.. o yaşatmak için gelmişti.. Efendimiz aleyhissalatu vesselam yaşatmayı öncelemişti.. 15 yıl Mekkeliler.. ona şiddetle karşısına dikildi..her türlüsünü reva gördüler.. ama kimseye Fiske vurmadı vurdurmadı.. 15 yıl sonra da ordusunu toplamış geliyordu Ebu Cehil.. haber aldığı zaman durdurmak için uğraştı.. diplomasinin bütün alternatiflerini devreye koyarak vazgeçirmeye çalıştı.. Elçi üstüne elçiler gönderdi ama adam fırsatçılık yapıyordu.. fırsat bulduğunu düşünüyordu ve yok etmek üzere bulduğu bu fırsatı kaçırmama azmindeydi. Hazreti Adem'den itibaren.. Cenabı Hak bütün insanlardan talep etmiş.. aklınızı koruyacaksınız canınızı koruyacaksınız malınızı koruyacaksınız iffetinizi namusunuzu koruyacaksınız ve dininizi koruyacaksınız.. bu istikamette Ebu Cehil önümden çekil dediğinde önünden çekilirsen Siz davanıza ihanet etmiş olursunuz ve intihar olur.. Ebu cehillerin keyfine göre hareket edecek haliniz yoktur.. Dolayısıyla orada Onun da hakkı verilmesi lazımdır ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam bunun da hakkını vermiştir.. Fakat onun hakkını verirken bile o şefkat merhamet ve mülayemet dolu bir hayat yaşamış yine yaşatmak üzere yaşamıştır.. savaşmak zorunda kaldığı yerde bile o şefkatiyle nümayan bir örnek arz edeyim: Sa'd İbn Ebi vakkas savaşıyor.. ilk sabikun-u evvelinden bir tanesi.. Aşere-i mübeşşereden.. beri tarafta en küçük sahabi.. Umeyr İbn ebi vakkas onun kardeşi Şehit edilmiş.. Efendimiz aleyhissalatu vesselam onun yakınında bir yerde.. onun Şehit edildiğini.. -ki bedir'in gerçekleştiği yer aşağı yukarı işte 10 küsur dönümlük bir arazidir-.. açık bir arazi.. yapılaşmanın olmadığı bir yer.. ve orada bir yerde bir cinayetin işleniyor olması diğer taraftaki insanlar tarafından Kaç dakika sürer duyulması.. bu saniyelerin içerisinde bile şöyle bir hassasiyete şahit oluyoruz.. Sa'd İbn Ebi vakkas savaşıyor ve savaşırken bir tane esir almış mekkelilerden birisini.. muhtemelen bir yere bağlamış bir taraftan savaşıyor kardeş de bir tarafta Hazreti Umeyr Şehit edilmiş.. Efendimiz aleyhissalatu vesselam bunu duyar duymaz etrafındakilere dönmüş ve şu tembih bulunuyor.. diyor ki: Sakın ha! kardeşinin Umeyr'in Şehit olduğunu abisine sakın söylemeyin ki elindeki esiri öldürmesin.. Ben ilk defa hocamızın takdimini yazdığı Mukaddes emanetler kitabında o ifadeyi gördüğümde o şoku yaşamıştım.. Topkapı'daki emanetlerini anlatırken hayatı seniyyelerinde yanında taşımak zorunda kaldığı.. fakat üzerinde herhangi bir beşere ait bir damla kanın bulunmadığı mübarek kılıçları diyordu.. döndüm bir daha okudum döndüm bir daha okudum O zaman.. ve o gün bugündür arıyorum yok.. bulamazsınız.. Efendimiz aleyhissalatu Vesselam'ın Dünyası bu kadar durudur bu kadar netdir ve bu netlikle biz onu dünyaya anlatamadığımız için dünya onu kendine yakışır kamette tanımadı.. bir şey daha söyleyeyim: Efendimiz aleyhissalatu Vesselam'ı öldürmeye gelen ordunun içinde Kadınlar da vardı çocuklar da vardı.. Bedir'de vardı uhud'ta Vardı.. Huneyn'de 6.000 tane kadın ve çocuk var.. o kadar duru o kadar net durdu ki.. onun olduğu yerde bu titizliğin semeresi olarak.. ne bir kadın öldürüldü ne de bir çocuk.. bugün savaşların olduğu yere bakın.. En çok mağdur olan kimlerdir.. ve biz Efendimiz aleyhissalatu Vesselam'ın o dirilten iksir mahiyetindeki soluklarına ne kadar muhtacız.. onu böyle dünyaya anlattığımız da kulağını tıkayacak bir tane Mekkeli söz konusu olamaz.. Allah bu istikamette hepimizin yar ve yardımcısı olsun.. onun dünyamızı teşrifi vesilesiyle bu bereketli günümüzü inşallah nice hayırlara vesile kılsın Allah'a emanet olun. Reşit Haylamaz 2015 yılında yapmış olduğu bir konuşmadan alınmıştır.

Sungur ÇELEBİ

13,973 次观看 • 1 年前

Süleyman Seba’nın 13 Şubat 2000 Tarihli Veda Konuşması Yönetim kurulu arkadaşlarımın çalışma programlarını takdiminden sonra sizlere hitap etmek için söz almış bulunuyorum. Hepinizi şahsım ve yönetim kurulu arkadaşlarım adına selamlıyorum. Ülkemizin karşılaştığı deprem felaketi ile hayatını kaybedenlere rahmet, hastalarımıza şifa diliyorum. Böylesi bir felaketi bir daha vatandaşlarımıza göstermemesini ulu Tanrı’dan niyaz ediyorum. 2000'lı yılların ülkemize, ulusumuza ve Beşiktaş camiasına sağlık, mutluluk ve başarı getirmesini diliyorum. Beşiktaş kulübünde hak ve söz sahibi olan ve hesap verilecek tek organ durumunda bulunan siz değerli genel kurul üyelerine hesap verebilmek amacı ile söz almış bulunuyorum. Ayrıca son 2 yıllık yönetim döneminde göreve geldiğimiz günden başlayarak bugüne dek, gerek şahsıma ve gerek yönetimdeki arkadaşlarıma reva görülen ağır hakaretlere cevabın ancak kurulunuzda verilebileceğinin bilincinde bulunmaktayım. Bütün bu saldırı ve hakaretlere cevap vermekten aciz değildik. Ancak şahsımı ve yönetim kurulumuzu rencide edecek boyutlara ulaşan beyanlar karşısında koyacağımız tepkinin, Beşiktaş için hayırlı olmayacağı görüşü ile içimize sindirememekle beraber sessiz kalmayı tercih ettik. Ancak, her hesabın görüleceği bu genel kurulda, o günlerde duyduğum üzüntüyü sizlerle paylaşma isteğimi de normal karşılayacağınızı tahmin ediyorum. Beşiktaş kulübünün hiç kimsenin tasarrufunda olmadığı, kulübün tek sahibinin siz değerli genel kurul üyeleri olduğu, malumunuzdur. Kulüp idaresinin ise prensipler manzumesi çerçevesinde, kulübümüzün tüm manevi değerlerini göz önüne alarak yapılması gerektiğine inanmaktayız. Aslında kulübümüzün kamuoyundaki saygınlığı buradan kaynaklanmaktadır. Her zaman temel kural olan “usül, esastan önce gelir “ prensibine bağlı kalarak üyelerin üretici, yapıcı ve kulüplerine faydalı olabilmeleri için söylemek istediklerini yönetimin içinde usul ve esaslara uygun, Beşiktaşlılık nezaketi ve asaleti içinde söylemeleri beklenen temel konudur. Görev alan başkan ve yönetim kurulları 2 yıl çalışıp yeniden genel kurulun önüne gelirler ve hesap verirler. yüce kurulunuz bana 8 kere başkanlık görevini vermiştir. Hatalarımıza anlayış gösterdiniz, sevaplarımıza destek verdiniz, hoşgörülü davrandınız, sabır gösterdiniz, sizlere teşekkür borçluyum. Bana 16 sene tahammül eden sizlere su andaki samimi hislerimi anlatmak isterim. 1943 yılında Beşiktaş kulübüne geldim. 1945'de A takımında oynamaya başladım. Mütevazı futbol yaşantımdan sonra, 1954'de futbolu bıraktım ve çeşitli dönemlerde değerli başkanlarla çalışma onurunu elde ettim. Hayatta olmayanlara Tanrı’dan rahmet diliyorum. 1984 yılında sayın Mehmet Üstünkaya ile girdiğimiz centilmence bir yarışta tensiplerinizle kulüp başkanlığına getirildim. 16 yıl geçti. 8 kongre geçirdik. İtimat ettiniz, göreve devam ettim. Kısaca anlatmaya çalıştığım şu üç cümle, 97 yıllık kulübümüzün 57 yılında var olduğumu ifade etmektedir. Hepiniz biliyorsunuz, tüzüğümüzde de belirtildiği gibi, bizim düşüncelerimiz ve hedefimiz sporu desteklemek ve geliştirmek, ülkeye başarılı sporcular yetiştirmek, başarılı olmanın anahtarlarını gençlere sunmak, geleceklerini hazırlamak, sosyal ortamlarını ve iletişimlerini, kültür, sanat ve sporla geliştirmek ve kulübümüzü, ulu önder Atatürk’ün ifade ettiği gibi “ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanını severim.” düsturunu ilke edinerek BJK’nın vizyonundan ödün vermeden yolumuza devam etmek idi. Hiç hata yapmadık mı? Hata insanlar içindir. Zaman zaman hatalar yaptık. Bugünkü kulübümüz, kısır döngüden çıkmış, sağlıklı yapıya kavuşarak her geçen gün daha da güçlenmektedir. Bugünün Beşiktaş’ı artık ne dedikodulardan medet umacak kadar güçsüz ne de gerçek dışı bazı şeyleri Beşiktaşlılık diye etrafa empoze etmeye çalışanların himayesine muhtaç olacak kadar sahipsizdir. Daha önce de ifade ettiğim gibi, kulübümüzün hakiki sahipleri sizlersiniz. bu noktalara beraberce vardık. Geriye dönmekte artık fayda yoktur. Yönetimde bulunanlar veya yönetime talip olanlar: talip olmak için kurulan gruplar, siz kongre üyelerine inandırmanın yollarını aramalı ve icraatları ile ispatlamalıdırlar. Geleceğimiz için yeni ufuklar açmalıdırlar. Her zaman söyledik, kişilerin tek tek birçok problemi halletmesine imkân yoktur. Hepimiz, dönmesi gittikçe hızlanan bu çarkın birer unsurlarıyız. Bu unsurlar eğer Beşiktaşlılık felsefesinin temel tarifinde birleşmiş, anlaşmış ise, çarkın teklemesi artık mümkün değildir. Bu düşüncelerden hareketle, 16 sene içinde gerçekleştirdiğimiz tapuları kulübümüze ait, bugünkü ekspertiz değeri 125 milyon dolar olan Fulya tesisleri, BJK plazamız ve modern kulüp binamız var. Bu arada BJK’nın geleceği için çok önemli olacağına inandığımız ve tüm Beşiktaşlıların duyarlı olması gereken Fulya projesi önemli gelişmeler göstermektedir. Bu proje benim en büyük hayallerimden birisidir. Gerçekleştiğini görmek tüm Beşiktaş camiasını mutlu edecektir. Ayrıca 49 yıllığına devletten kiraladığımız Ümraniye’de 145 dönüm BJK’nın geleceğini hazırlayacak olan ve öncelikle çim saha yapımına başlanılan tesislerimiz var. Zamanında asla alınamaz diye dedikodular çıkartılan, açılışında ilk golü atmak bana nasip olan, isimleri, zaman zaman Mithat Paşa, Dolmabahçe, İnönü stadı olarak anılan stadın, seneler sonra yine bizim dönemimizde, büyük mücadelelerle camiamıza BJK İnönü stadı olarak mal edilmesi, benim ve hepimiz için en büyük gurur ve prestij kaynaklarından biridir. Rahmetli Hakkı Yeten stadımızın hemen üstünde açtığımız kapalı spor salonumuz, tüm salon sporlarına hizmet vermektedir ve gelecekte başarılı sporcularımızın yetiştiği yuva olacaktır. Yıllarca kulübümüze kazandırılması için uğraşılan Akatlar tesislerindeki hukuki davalar, kulübümüz lehine sonuçlanmıştır. bu konuda büyük emekler veren, sayın Erdoğan Tuncer’e teşekkür ediyorum. Yine çeşitli vesilelerle zaman zaman aralarında bulunmaktan mutluluk duyduğum, temelinde eğitim, kültür ve spor yatan, ülkemizin gurur kaynağı eğitim kurumlarından birisi olmaya aday hayata geçirdiğimiz BJK Koleji var. BJK akaryakıt istasyonu, Mart ayında faaliyete geçecektir. Beşiktaş Belediyesinden kiraladığımız, üyelerimizin ayrıca sosyal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik Çilekli tesislerimiz sosyal yaşantımızın bir parçasıdır. Bu ara gerçekleştirdiğimiz projelerden birisi olup, büyük üzüntülere sebebiyet veren Yeşilköy projesi hazine ve varisler arasında bizim de müdahil olduğumuz dava uzun yıllar devam etmiş, mahkemenin varisler lehine karar vermesi dolayısıyla tarafımızdan kullanılamaz hale gelmiştir ancak 2007 yılına kadar kullanma hakkı bize ait olduğu için yeni mal sahipleri ile görüşmelerimiz devam etmektedir. Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğünden 49 yıllığına kiraladığımız Pendik kürek tesislerimizin önündeki denizin doldurularak sahil yolu geçmesi dolayısıyla kürek sporu fevkalade zorluklarla yapılmaktadır. Üyelerimizden gelen önerileri dikkate alarak çözümü için kartal belediyesi ile temaslar sürdürülmektedir. futbol alt yapımız özünde söylenenlerin aksine en fazla dikkat ettiğimiz bir husustur. Neticeleri ortadadır. “Dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğin ile ilgilenir.” Bütün bu gelişmelere rağmen tesisleşmeyi bir yana bırakıp, başarıyı sadece profesyonel futbolla ölçenlere sesleniyorum: 16 senelik dönemimizde kulübümüz profesyonel futbol takımına yapılan haksız eleştirilere rağmen, aralıksız her sezon şampiyon kulüpler, şampiyonlar ligi, kupa galipleri ya da UEFA kupasına katılma başarısı göstermiştir. Hizmet dönemimizde profesyonel futbol takımımızın kazandığı toplam 9 lig şampiyonluğunun 5'ini, toplam 5 kez kazandığımız Türkiye Kupası’nın 4'ünü, toplam 7 kez kazandığımız Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın 5'ini, toplam 6 kez kazandığımız Başbakanlık Kupası’nın 2'sini ve toplam 11 kez kazandığımız TSYD kupasının 6'sını müzemize götürdük. Toplamı 22 kupadır. Üzülerek ifade etmek isterim ki, 16 yıllık bu bilanço ortada iken, bu başarıları birlikte yaşadığımız ve birlikte yönetimde yaşanan güzelliklerin kararlarına imza atan ve yine BJK sayesinde toplumda yer tutan, meslek edinen, ayrıca futbol oynadıkları dönemde emeklerinin karşılığı BJK tarafından en iyi şekilde verilen bazı kişilerin basın kanalıyla kulüplerini, şahsımı ve şahsımda yönetim kurulu arkadaşlarımı suçlaması nankörlük değil de nedir? “İnsanlarla yaşadım, insanı öğrendim insanlarla yaşadım, insanlığı öğrendim insanlarla yaşadım, insanlardan nankörlüğü gördüm. dostlarım, dostlarım… ama ben dostlarımdan çok korkarım” diyen düşünürlere hak vermemek elde değil. Sayın üyeler; Bizler de muhalefette bulunduk. Kulübe hizmeti geçen hiçbir kimseye hakaret etmedik. Dolayısıyla camiayı yıpratmadık. Kendi futbolcularımıza sahada arkamızı dönmedik. Böyle çirkin organizasyonları muhalefetin bir yolu olarak görmedik. Bizim camiamız farklı dedik. Vefa hislerinin maddi değerlerden çok önde olduğunu her zaman belirttik. Şimdi bu kazandığımız mal varlıklarını, kulübümüzün eriştiği noktaları bir kenara bırakıyorsanız, 16 sene zarfında kulübün ne kadar büyüdüğünü görmek istemiyorsanız, 55 milyon dolarlık bütçeye erişmeyi görmezlikten geliyorsanız, hizmetimizin karşılığını sadece profesyonel futbol takımı başarı veya başarısızlıklarıyla ölçüyorsanız; yapılaşmayı, kurumsallaşmayı bir kenara bırakıyorsanız, o zaman sizlere tamamlanması gereken hizmetleri de hatırlatmak isterim: Eğitim faaliyetlerine ağırlık verip bir an önce vakıf kurma çalışmaları BJK’nın lehine olacak şekilde tamamlanmalıdır. Kulübümüzün 100. yıl kutlamaları için acilen genel kurulca tasvip edilen bir komisyon kurulup çalışmalarına başlamaları lazımdır. Modern çağın şartları altında kulübümüzün tüm menfaatlerine zarar gelmeyecek şekilde şeffaf, adil, dünyadaki örneklerinde olduğu gibi şirketleşmesinin gerekli olduğu da bir gerçektir. Sevgili Beşiktaşlılar; Bu kongreyi ben herhangi bir kulübün kongresi havası içinde düşünmüyorum. Kulübümüz bizim yuvamız. hepimiz gözümüzü bu kulüpte açtık. Belki de çoğunuzun çocukları sizlerin sayesinde gözlerini dünyaya Beşiktaşlı açtı. Büyüdüler, büyümekteler. Sizlerin görevi bu noktadan sonra kulübümüze sahip çıkmaktır. Kulübümüz yeni yüzyılda geçmişimizden elde ettiği güçle yeni adımlar atmak zorundadır. Değerli Genel Kurul Üyeleri; Kulübümüzün vizyonunu, bu vizyondan hiçbir taviz vermediğini, bu vizyona yabancı hiçbir oluşumun maskesi olma durumuna düşmediğimizi ifade ettim. Beşiktaş’ın saygınlığının temel taşları bunlardır. Bu şartlar olmazsa olmaz şartlardır. Bu vizyona yabancı oluşumların zırhı durumuna gelmenin Beşiktaşımızın saygınlığına büyük darbe vuracağı kuşkusuzdur. Ben geçen dönem Beşiktaş’ın bu niteliklerinden asla taviz verilmeyeceği inancı ile konuştum. Bu eğilimlere girme tehlikesine karşı konulması, bunun için her türlü fedakarlığın yapılması hepimizin vazgeçilmeyecek görevidir. Biz bugün bize karşı yapılan, organize edilen saldırı ve hareketlerin hırçın ve saygıdan yoksun tutumların temelinde yukarıdaki tehlikenin yattığını düşünüyoruz. Değerli üyeler, On altı yıl boyunca üzerime gelen okyanus dalgalarının bende yaratmış olduğu hüznü, genel kurulunuzun sessiz ve sakin sahilinde sizlerle paylaşmaya çalıştım. Bunca seneler boyunca bana göstermiş olduğunuz sabır, anlayış, hoşgörü ve desteğe tekrar tekrar teşekkür ediyorum. 1984 yılında, ilk defa huzurlarınıza çıktığımda, kongre konuşmamın basında söylemiş olduğum sözleri hatırlatmak istiyorum: “Herkesi bir zaman için aldatabilirsiniz, bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz, ama herkesi her zaman aldatamazsınız!” ben kimseyi hayatım boyunca aldatmadım! 1984 yılında huzurlarınıza hangi heyecan ve duygularla gelmişsem, bugün de huzurlarınızda, aynı heyecan ve duygularla başım dik gönlüm rahat ve huzur içerisinde sizlere veda ediyorum!

Beşiktaş Iğdır

86,260 次观看 • 2 年前

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Tersanesi Komutanlığımızda gerçekleştirilen “Açık Deniz Karakol Gemisi Cam Roman'ın Romanya Deniz Kuvvetleri Komutanlığına Teslimi ve Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Platformlarının Hizmete Giriş ve Bayrak Çekimi Töreni”nde konuştu. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: TÜRKİYE-ROMANYA DOSTLUĞUNUN YENİ BİR NİŞANESİ Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kıymetli komutanları, savunma sanayi ve gemicilik sektörümüzün değerli temsilcileri, saygıdeğer misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Öncelikle kendilerini ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduğum değerli dostum Nicuşor Dan’la Romanya heyetinin kıymetli üyelerine ülkemize hoş geldiniz, sefalar getirdiniz demek istiyorum. Bugün dünyanın göz bebeği İstanbul'da denizciliğimizin, mühendisliğimizin ve Türkiye-Romanya dostluğunun yeni bir nişanesine tanıklık etmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının katılımıyla gerçekleştirdiğimiz törenimizde, tarihten süzülüp gelen Türkiye-Romanya dostluğunu bir adım daha öteye taşıyoruz. Cam Roman Korvetini, Romanya Deniz Kuvvetlerine teslim ederken Koçhisar Açık Deniz Karakol Gemimizi envantere katmanın gururunu taşıyoruz. Aynı tezgâhtan çıkan, aynı mühendislik aklının ürünü olan bu iki kardeş geminin donanmalarımıza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Her iki platformun ülkelerimize, Karadeniz'in güvenliğine, NATO ittifakına ve bölgemizin huzuruna büyük katkılar yapacağına inanıyorum. SAHADA GÜÇLÜ OLMAYANIN MASADA YER BULAMADIĞI KAOTİK DÖNEMİN ORTASINDAYIZ Konuşmamın hemen başında bir hususun altını önemle çizmek istiyorum. Sizlerin de takip ettiği üzere, dünyamız soğuk savaştan bu yana en köklü değişimlerden birini yaşıyor. Alışıla gelmiş kalıplar yıkılırken bizim zor oyunu bozar dediğimiz yeni bir güvenlik paradigması boy veriyor. Karşılaştığımız her kriz, ulusal güvenliğin başkalarına havale edilemeyecek kadar hayati bir mesele olduğunu bizlere tekrar hatırlatıyor. Sahada güçlü olmayanın masada kendine yer bulamadığı, hatta kendini menüde bulabildiği son derece kaotik bir dönemin tam ortasındayız. Türkiye, bu yeni dönemin ruhunu çok erken fark eden ve en doğru biçimde okuyan ülkelerden biridir. Büyük ve güçlü Türkiye vizyonumuzun lokomotifini savunma sanayimiz oluşturuyordu. Savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye hedefiyle çıktığımız yolda hamdolsun 23 yılda çok ciddi mesafe aldık. Engellerle, kısıtlamalarla, gizli-açık ambargolarla karşılaşmamıza rağmen hedefimize ulaşmak için sabırla yürüdük. Kendimize inandık, savunma sektörümüze güvendik. Neticede 23 yıl önce hayal dahi edilemeyecek seviyelere ulaştık. Savunma ihracatında dünyanın 11’inci büyük ülkesi konumundayız. Geçen ay 996 milyon dolar değerinde savunma ve havacılık ürünü ihraç ederek tarihi bir başarıya imza attık. 23 sene evvel yılda 248 milyon dolar ihracatımız varken bugün bu rakamı sadece bir hafta içinde gerçekleştiriyoruz. Askerî gemi inşa sanayimiz 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en yoğun ve en verimli günlerini yaşıyor. Bugüne kadar farklı coğrafyalara 140'ı aşkın deniz platformu ihraç ettik. En küçük bottan SİHA gemimiz TCG Anadolu'ya, muhriplerden denizaltılara, millî uçak gemimiz MUGEM'e, bütün su üstü ve su altı platformlarımızı millî imkân ve kabiliyetlerimizle inşa edebiliyoruz. Aynı anda en fazla savaş gemisi yapabilen ülkelerden biriyiz. Hâlihazırda 15'ten fazlası dost ve müttefik ülkelere ihraç edilmek üzere 50'nin üzerinde savaş gemisini imal ediyoruz. Millî uçak gemisinden hava savunma muhribine, firkateynlerden açık deniz karakol gemilerine, çıkarma gemilerinden denizaltılara kadar farklı tür ve sınıflardaki platformları yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranı ile üretiyoruz. Aynı zamanda farklı ihtiyaçlara cevap veren insansız deniz araçlarımızın araştırma, tasarım ve üretim faaliyetlerini sürdürüyoruz. Yürüttüğümüz projelerin toplam bedeli 25 milyar avro seviyesine ulaştı. DONANMAMIZ ARTIK KÜRESEL GÜÇ AKTARIM YETENEĞİNE KAVUŞTU Şurası da ülkemiz açısından gurur vericidir: TCG Anadolu'dan önce bölgesel güç aktarım kabiliyetine sahip olan donanmamız, artık küresel güç aktarım yeteneğine kavuşmuştur. Bu kabiliyeti şimdi daha perçinliyoruz. MUGEM projemizle kendi uçak gemisini tasarlayıp üretebilen dünyadaki yedinci ülke konumuna yükseliyoruz. Tüm bu platformların kritik alt sistemleri, radarları, sonarları, savaş yönetim sistemleri yazılımları Türk mühendisleri tarafından hayata geçiriliyor. Gemilerimiz muadillerinden daha üstün niteliklerde milli mühimmatlarımız ve silah sistemlerimizle donatılıyor. Hamdolsun, her alanda kendimizle yarışıyor, kendi belirlediğimiz eşikleri aşmaya çalışıyoruz. Kıymetli dostlar; dünyanın içinde bulunduğu sancılı güvenlik ortamı, dost ve müttefiklerin iş birliklerini artırmalarını elzem kılmaktadır. Bu anlayışla, savunma sanayinde sahip olduğumuz imkan ve kabiliyetleri dost ülkelerimizle paylaşmayı kendimiz için görebiliyoruz. Romanya'nın bizim için özel önemi olduğunu vurgulamak isterim. Türkiye ile Romanya'nın müttefiklik ruhuyla olgunlaştırdığı köklü ilişkiler tarihî zirvesini yaşamaktadır. Biliyorsunuz münasebetlerimizi 2011 yılında stratejik ortaklık seviyesine yükselttik. 2024 senesinde tesis ettiğimiz Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi ile ilişkilerimize kurumsal bir boyut kazandırdık. Bugün burada icra ettiğimiz tören işte bu stratejik ortaklığımızın denizlerde vücut bulmuş halidir. TÜRKİYE İLK KEZ BİR NATO VE AB ÜYESİ ÜLKEYE SAVAŞ GEMİSİ İHRAÇ ETTİ Cam Roman Korveti, iki müttefik ülkenin Karadeniz ve bölgemizin güvenliğini birlikte inşa etme iradesinin en somut göstergesidir. Karadeniz'in güvenliği, aynı zamanda Avrupa Atlantik güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan arasında deniz mayınlarıyla mücadele başta olmak üzere pek çok alanda gelişen iş birliğini bu bakımdan kıymetli buluyoruz. Önümüzdeki dönemde bu iş birliğinin daha da artmasını temenni ediyoruz. Bir başka önemli husus şudur: Bugün teslim ettiğimiz ve envantere kattığımız gemilerimizde kullanılan savaş yönetim sistemi, arama ve atış kontrol radarları, sonar sistemleri, yakın savunma silahları tamamen yerli ve millî şirketlerimize aittir. ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, Makine Kimya ve TÜBİTAK öncülüğünde kurulan güçlü savunma altyapımız bu sistemlerin üretim ve teslimatlarının kısa sürede gerçekleşmesini sağlamıştır. Romanya ile imzaladığımız satış anlaşmasıyla, Türkiye tarihinde ilk kez bir NATO ve Avrupa Birliği üyesi ülkeye savaş gemisi ihraç etmiştir. Geminin test, eğitim ve harekât hazırlık süreçlerinde sergilediği başarı, Türk deniz platformlarının kalitesini bir kez daha bütün dünyaya kanıtlamıştır. BİZ KİMSEYLE ÇATIŞMA PEŞİNDE DEĞİLİZ Kahraman Deniz Kuvvetlerimizin gücüne güç katacak TCG Koçhisar'ı da bugün hizmete alıyoruz. Açık Deniz Karakol Gemisi projemiz kapsamında inşa ettiğimiz bu platform, istihbarat, gözetleme ve keşiften arama-kurtarmaya, deniz haydutluğuyla mücadeleden deniz denetim ve savaş dışı harekâtlara kadar pek çok görevi inşallah başarıyla yerine getirecektir. Türkiye'nin gayesi, bölgemizde gerilim üretmek değil, barışı, adaleti, huzuru ve istikrarı güçlendirmektir. Biz kimseyle kriz, kaos, kavga ve çatışma peşinde değiliz, aksine karşılıklı saygıya dayalı güçlü bir iş birliğinden yanayız. Bizim kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur ve olmamıştır. Bizim kimsenin meşru hak ve çıkarlarında gözümüz yoktur ve olmamıştır. Bununla birlikte, hiç kimsenin de egemenliğimize kastetmesine, ülkemize tehdit oluşturmasına, menfaatlerine zarar vermesine müsaade etmeyiz. İlkemiz çok net, biz ne hak yeriz, ne de hakkımızı yediririz. Dost ve müttefiklerimizin güvenlik ihtiyaçlarına kendi millî kabiliyetlerimizle katkı sunmayı da bu anlayışın tabii bir gereği olarak görüyoruz. Bugün bu rıhtımda denize uğurladığımız her iki gemi de dile getirdiğim bu vizyonun, bu inancın, bu kararlılığın tecessüm etmiş hâlidir. Bu düşüncelerle, Millî Savunma Bakanlığımızı, Savunma Sanayi Başkanlığımızı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızı, İstanbul Tersanesi Komutanlığımızı, ASFAT'ı ve projede görev alan tüm firmalarımızı, kıymetli mühendislerimizi, teknisyenlerimizi ve işçilerimizi gönülden tebrik ediyorum. Romanyalı dostlarımıza Cam Roman Korvetinin hayırlı olmasını diliyor, TCG Koçhisar'ımızın da Mavi Vatan'da şanlı bayrağımızı gururla dalgalandıracağına yürekten inanıyorum. Rabbim denizcilerimizin pruvasını neta, bahtını açık eylesin diyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

26,108 次观看 • 3 个月前

Değerli vatandaşım, Türk halkı, yani sen, büyük bir ekonomik krizin pençesindesin. 5 yıldır alım gücün düşüyor. Enflasyon canavarı, mutfağındaki ekmeği her geçen gün biraz daha küçültüyor. Ufukta düzelme umudu olmadan her gün her saat yeni bir sıkıntı yaşıyoruz. Gelin size tek tek bu sıkıntıyı neden çektiğimizi anlatayım; 1) İnşaat şirketleri, holdingler, işadamları vergisini ödemiyor. Kurumlar ve gelir vergisine uygulanan istisna ve muafiyetler yüzünden 2023 yılında 1 trilyon 100 milyar TL vergi kaybımız oldu. Zenginden vergi almıyorlar, sonra dönüp emeklilere, memurlara, işçilere "zam yapamayız, kaynak yok" diyorlar. 2) 2002 yılından bugüne kadar 13 kere vergi affı çıkarttılar. Yani vergi kaçıranları affettiler. Kaçakçıyı, rüşvetçiyi affediyorlar sonra dönüp üç kuruşuyla geçinmeye çalışan, pazarcının, tuhafiyecinin, küçük esnafın, zanaatkârın, KOBİ’nin peşine düşüyorlar. 3) Servet sahibinin finansal kazançlarını vergilendirmiyorlar. Bakın 2022-2023 arası Kur Korumalı Mevduat sahiplerine 1 trilyon 235 milyar TL faiz ödedik. Ama bu faiz kazancından hiç vergi almadılar; "siz vergiden muafsınız" dediler. Buna karşılık vatandaş mutfak tüpüne yüzde 15 ÖTV, yüzde 10 KDV ödüyor. Benzine, mazota yüzde 44 ÖTV, yüzde 20 KDV ödüyor. Zenginler faiz kazancından muaf tutuluyor, vatandaş bebek bezine bile KDV ödüyor. Böyle adalet olur mu? Mutfak tüpü, çiftçinin, sanayicinin, vatandaşın kullandığı mazot lüks tüketim midir ki bu kadar ÖTV alınıyor? Oysa zenginler, servet sahipleri, faiz ve borsa kazançları hiç vergilendirilmiyor. Mevduat faizi yüzde 50 ama bu kazancın vergisi yüzde 7,5... Parası olan servetine servet katıyor, vatandaş ise sürekli borçlanarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Zafer Partisi iktidarında benzin, mazot, mutfak tüpü ve benzeri vatandaşın kullandığı bütün ürünlerde ÖTV sıfırlanacak. Gıda fiyatlarından günlük ihtiyaçlarımıza kadar iğneden ipliğe bütün fiyatlar düşecek. 4) Bakınız pandemi bitti ama Türkiye’de gıda fiyatları enflasyonu hala yüzde 60! Bu alanda dünya birincisiyiz. Mehmet Şimşek "enflasyon düşecek" diyor. Düşecek dediği fiyat artış hızı. Yani et, süt, yumurta, sebze, şeker, ekmek fiyatları yine artmaya devam edecek ama yılık yüzde 60 değil, yıllık yüzde 30 artacak. Başarı bu mu? Ben onu şu anda alamıyorum ki yarın yüzde 30 daha arttığında nasıl alacağım? AKP hükümeti "vatandaşın refahı, alım gücü nasıl artacak?" onu söylemiyor. Holdinglere, zenginlere uygulanan vergi istisnaları, muafiyetleri kalkacak. Oradan elde edilen gelirle 2023 yılında çiftçiye ödenmeyen 200 milyar TL ödenecek. Çiftçi kâr edecek, daha çok üretecek. Zafer Partisi iktidarında holdinglere değil çiftçiye alım garantisi verilecek. Türkiye tarım cenneti olacak. 5) Herkes kazandığı kadar vergisini verecek. Türkiye, Porsche'e, Mercedes'e binen ama beş kuruş vergi vermeyenlerin cenneti olmayacak. Herkes vergisini adil olarak ödeyince emekli maaşı asgari ücretle eşitlenecek. Asgari ücret 24 bin TL’ye arttırılacak. 6) AKP döneminde eğitim perişanlığa döndü. Özel okullar yıllık 500 bin TL ücret isterken imkânı olmayan vatandaşlarımız çocuklarını İmam Hatip Liselerine göndermek zorunda kalıyor. İmam Hatip olsun ama bütün ortaokul ve liseleri imam hatip yaparsan olmaz. Türkiye 82 ili 922 ilçesi ile üst düzey bilimsel eğitim veren Fen Liselerine ihtiyaç duyuyor. Bunların bir kademe altında, yabancı dil eğitimi de veren onlarca Anadolu Lisesi gerekiyor. Türkiye’de 208 üniversite var ama genç işsizlik oranı yüzde 29’a yükseldi. Buna karşılık ara eleman açığı imalat sanayiinde 300 bine ulaştı. Üniversite mezunu gençler işsiz beklerken, üretici de ara elemanı bulamıyor. Böyle plansızlık olur mu? Zafer Partisi iktidarında Türkiye’de açılan bu apartman üniversiteler meslek yüksek okulları ve teknik liselere döndürülecek. Eğitim ile özel sektör bir araya getirilecek. Gençlerimiz, Türkiye’nin bütün ilçelerinde, eşit olarak aldıkları eğitim seviyesi sayesinde Avrupalı akranlarıyla rekabet edebilecekleri bir seviyeye gelecekler. 7) AKP iktidarında teknolojiye dayalı üretim geriledi. 2000’li yılların başında 15 milyar dolar olan dış ticaret zararı 100 milyar dolara yükseldi. Türkiye’nin hem döviz bağımlılığı hem de dış borcu arttı. 2002’de 120 milyar dolar olan dış borç 450 milyar dolara çıktı. Dışa bağımlılığı bitirebilmenin tek yolu var o da ekonomik olarak güçlü olmak. Üretmek. Teknoloji geliştirmek. Sanayi bacalarının tütmesi. Teknoloji geliştirecek genç beyinlerin yetişmesi. Zafer Partisi iktidarında Türkiye geleceğini, eğitimini, sanayisini, tarımını, teknolojisini bir bütün olarak planlayacak. Devlet ve özel sektör beraber tek bir hedefe yürüyecek; tam bağımsız, kalkınmış, milleti refaha ermiş bir Türkiye. Milletin her zümresi, her ferdi, üstüne düşen görevi eksiksiz yapacak ve kendine düşen kazancı eksiksiz alacak. 8) Ve 13 milyon Suriyeli, Afgan sığınmacı ve kaçak için her yıl 11 milyar dolar harcıyoruz. Çocuğunun nafakasını tanımadığın sığınmacılara harcıyorsun. Onların varlığından dolayı hayat pahalılığı, kiralar artıyor. Ve işlerimizi sigortasız çalışan yabancılara kaybediyoruz. Bize insanca yaşayacağımız maaşı vermeyenler bir de "Türkler tembel, çalışmak istemiyor" diyorlar. Bu ülkeyi biz inşa ettik, kendi ülkesini savunamayıp kaçanlar değil. Sonuç olarak ekonomik kalkınma, refah, saray rejiminin gitmesi ve sığınmacıların/kaçakların vatanlarına dönmesi için Zafer Partisi’nde buluşalım.

Ümit Özdağ

451,721 次观看 • 2 年前

Menzil Tarikatı Adıyaman'a nasıl yerleşti? Uzun ama önemli bilgiler var. Bir kaç yıl önce Fayn çok güzel bir belgesel hazırlamış Burası Siirt İl Merkezi'ne 57 kilometre uzaklıktaki Bilvanis. Resmi adıyla Ormanpınar, Menzil'in hikayesinin başladığı köy. Menzil Türkiye'de en fazla müridi olan Nakşibendi Tarikatı'nın Halidiye koluna bağlı dini bir yapılanma. Kurucusu 1902 doğumlu Abdülhakim Erol. Erol ve ailesi 1971'de yaşadıkları bölgede Kürt hareketlerinin etkinlikleri artınca Bilvanis'i terk etti. Erol, Adıyaman Kahta'daki Durak Köyü'nde toprakların büyük kısmının satılık olduğu haberini almıştı. Köyün sahibi Zeynel Ağa ile sıkı bir pazarlık yapıldı. Zamanın parasıyla 500 bin lira ödeyen Erol, köyün yeni sahibi oldu. Köy de Menzil adını aldı. Peşi sıra Türkiye'nin farklı yerlerinden insanlar kafileler halinde şeyhleri olarak gördükleri Erol'u ziyaret için köye akın etmeye başladı. Daha o zamanda gazeteciliğe yeni başladığım yıllarda, 70'li yılların başında o dönemde Yozgat diğer köyden otobüslerle kafileler halinde Menzil'e gidildiğini ziyaret etti. Menzil'e gidenler içki içenler içkiyi bırakıyor, uyuşturucu kullananlar uyuşturucuyu bırakıyor, sigarayı içenler sigarayı bırakıyor. Söylenti buydu. Aradan geçen 55 yılda Menzil Köyü, deyim yerinde ise özel bir yerleşkeye dönüştü. Çift şeritli yolları, otogarı, caddeleri, modern ve bakımlı binaları, lokanta, market ve mağazaları olan güvenliğin cemaat mensuplarınca sağlandığı bir yerleşke. Menzil bugün dini bir cemaatten ziyade dev bir holdingi anlıyor. İnşaat şirketleri var, hastaneleri var, gıda şirketleri var, çiftlikleri var. Hayvanlardan elde ettikleri et ve sütü kendi markaları da satışta sunuyorlar. Bunun için fabrika kurmuşlar. Balı çok seviyorlar, bal markaları var. Baharat dahi üretiyorlar. Fain, 1970'lerden bugüne Menzil ile ilgili kayıtlara yansıyan ifadelerden Tarikat'ın yapısı, siyasi ilişkileri ve ekonomik gücünü araştırdı. Anlatılanları yerinde görmek için Ankara'dan yola çıkan bir kafileyle Tarikat'ın görüntü almayı yasakladığı Menzil Köyü'ne girdi. İnşallah biz de nasip tövbesi yapmaya gidiyoruz. Bu tövbeye sarılalım, bu tövbemizi yapalım. Tövbe ve şeyhe bağlılık bildirmek için her hafta on binlerce kişinin ziyaret ettiği cemaatin merkezindeki ritüelleri kayda aldı. İşte başından sonuna bir Tarikat'ın anatomisi. Ankara'nın pırsaklar şu anda ilçe. İlk külliyeyi burada kurdular. Yani nasıl olsa bunlar Menzil'de, o bölgede etkililer. Bunun başka bölgelere de yayılması gerekiyor. Bir yerde Ankara'da bürokrasiyle, devletle ilişkileri ağırlıklı olarak burada başladı. Menzil'in yavaş yavaş böyle güçlendiği devlet tarafından görülmeye başlandı, daha da tanınmaya başlandı. Yıl 1972, Menzil'in kurucusu Abdülhakim Erol hayatını kaybetti. Yerine oğlu Muhammed Raşid Erol geçti. Müritler artıyor, Tarikat büyümeye devam ediyordu. Günde 20 hatta 30 otobüs dolusu insan Erol'u ziyaret için Menzil'de alıyordu soluğu. Amaçları şeyhlerinin elinden tövbe almaktı. Erol'u ziyaret etmiş olduk. Artık kalabalıklar köye sığmıyor, sabah gelenlerin öğleden sonra ayrılması isteniyordu. 1980 darbesinin ayak sesleri yaklaşıyor ama tarikat etkilenmiyordu. Muhammed Raşid Erol'un oğlu Fevzettin Erol 12 Eylül döneminde askerlerin tarikata karşı anlayışlı tutumunu gazeteci Saygı Öztürk'e şöyle anlatıyordu. Devlet baskısı görmedik, yolda aramalar olursa Menzil'e gidiyorum diyen hiç kimseye dokunmadılar, buyrun geçin denildi. Kimlik kontrolü bile yapmıyorlardı yani. Bu durum 1983 yılına kadar sürdü. Bu öncelikle Buhara Köyü, Ankara'daki fırsatların orada geliştirilmiş hali. Cezaevinde o dönem sağdan soldan çok sayıda insanın tutuklandığı, gözaltına alındığı dönemlerdi. Bu dönemde Mamak cezaevinden çıkan ülkücüler, dini hassasiyetleri biraz daha ön plana çıkmıştı, cezaevi koşulları, dini kitapları falan okumaları. Kendilerini rehabilite etmek adına Menzil'e gitmeye başladılar. Burası özellikle cezaevinden çıkan ülkücülerin mutlaka gittikleri bir yer haline gelmişti. Geliş kesimler tarafından bilinmesi ülkücülerin gidişleriyle başladı. Hatta kendiler arasından o kadar önemli hale geldi ki, Alparslan, Türkeş, Kahta ilçesinde kaymakamlık yapan Namık Kemal Zeybek. Zeybek'i, Menzil'i bizim partiye bağla diye böyle bir görevlendirmeleri de olmuştu. Yıl 1983, Menzil'in Adıyaman'dan sonra başkent Ankara'nın göbeğine taşıyan olaylar silsilesinin başladığı tarih. Tarikatın büyüyen cazibesi ve gücü, yüz binlerce kişinin gözaltına alındığı, tutuklandığı ve işkence gördüğü 12 Eylül darbesinden ancak üç yıl sonra askerlerin dikkatini çekti. Raşit Erol mecburi ikamete Gökçeada'ya yollandı. Jandarma Menzil köyünü kontrol altına aldı. Tarikat rahatsızdı, asker çekilsin istiyorlardı. Raşit Erol'un oğlu Fevzettin Erol, Ankara'nın yolunu tuttu. Siyasilerin bile yüzüne kapanan karargahın kapısı, şeyhin oğluna açıldı. Köyümüzde yapılanları Milli Güvenlik Konseyi üyelerine söyledim. Araya çok hatırlı insanlar soktum. Aşağı yukarı üst düzey komutanların hepsiyle görüşüyordum. Genelkurmayla da görüşüyordum. Bugünden çok daha rahatım. Emir verdiler ve sonunda köyümüzün etrafındaki askeri çektiler. Tarikatın serpilmesinin önündeki engel kalkmış, menzil rahatlamıştı. Sırada Gökçeada'da sürgündeki şeyhe ulaşmak vardı. Onun yolu da dönemin kudretli generallerinden geçiyordu. Emekli orgeneral Turgut Sunalp'in kapısı çaldı. O da genelkurmaya rica etti. Gözaltında veya cezaevindeki çocuklarını soran annelere cevap dahi vermeyen asker, Sunalp'in ricasını kırmayacaktı. Sürgündeki şeyhin oğullarıyla görüşmesi sağlandı. Görüşme izni şeyhin özgürlüğe giden yolunun ilk adımı buldu. Önce kapı önünde bekleyen askerlerin nöbetleri kaldırıldı. Ev polis korumasına alındı. Tarikat lideri artık camiye gidip gelebiliyor, imza atması yetiyordu. Fiilen serbestti. Polis korumasındaki ev değiştirildi. Şeyh ve ailesi kiraladıkları altı odalı bir otele yerleşti. Ancak şeyh adadan da çıkmak istiyordu. Devreye Gülhane Askeri Akademisi sunuldu. Muhammed Raşit Erol için tam teşekküllü bir hastanenin olduğu yerde ikamet etmesi gerektiği rapor alındı. Rapor, şeyh ve ailesinin Ankara biletiydi. Menzil artık Türkiye'nin göbeğinde, başkentin merkezi Çankaya'daydı. Ankara'da Çankaya, Abdullah Şevdet Sokak'ta bir ev tuttular. Ev kısa sürede adeta bir dergaha dönmeye başladı. Bakıyorsunuz, gelenin gidenin eksik olmadığı bir yer haline geldi. Menzilin yavaş yavaş güçlendiği, işte devlette itibar gördüğü bilgileri olduğu, bazı hatta askerlerin de gidip temas kurdukları, Feyzettin Erol'un bazı komutanlarla kendilerini anlattıklarıyla ilişkin bilgiler de alınıyordu. Dolayısıyla devlet tarafından yavaş yavaş görülmeye başlandı. Daha da tanınmaya başlandı. Geniş araziler alınmaya başladı. Nerede? Eskişehir'in Sivrihisar ilçesi. Eskişehir'den çok Ankara'ya yakın orası. Binvalis isimli bir çiftliği aldılar. Eski bir milletvekilinden kalan bir çiftlik bu. Köyü inşa etmeye başladılar. İlk önce çok büyük bir cami yapıldı. Alışveriş yerleri yapıldı. Hatta ve hatta helikopter pisliği yapıldı. Helikopterle bazı misafirlerin, ki o dönemin bazı siyasetçilerin gittiklerini, oranın çok sıkı bir biçimde jandarma tarafından korunduğu bilgileri de geliyordu. Menzil Ankara yılları boyunca darbeden güçlenerek çıktığı gibi siyaset ve bürokrasi bağlantılarını da geliştirmişti. Raşit Erol 3 yıl sonra menzile döndü. Bugün 6 Şubat 1986 Perşembe günü. Bu güzel günde kar yağdı sokak 28 Muğla apartmandaki yılların süresine şahit olan eşyalar Menzil köyüne götürülmek üzere kamyona yükleniyor. Ve birazdan yola çıkacaklar. Sadece siyasi gücü değil, insan kaynağı da büyüdü. Şeyhin okuyup üfledikten sonra içirdiği çorba sayesinde madde bağımlılarının iyileştiği hurafesi dilden dile yayılmıştı. Bayram günleri köyde iğne atsam yere düşmem. Yıl 1991. Yine bir bayram günü. Namazın ardından bayramlaşmaya geçildi. Müritler şeyhlerinin elini öpmek için sıradaydı. Aralarında Denizli'den gelen 1973 doğumlu Murat Erol da vardı. Ama derdi bayramlaşmak değildi. Şeyhin öpsün diye uzattığı eline yanında gizlediği şırıngayı çıkarıp sapladı. Kendinden geçen şeyh Adıyaman Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Peki ne vardı o şırıngada? Polis laboratuvarlarındaki incelemenin ardından yazılan raporda şırıngada tespiti mümkün olmayan bir ilaç bulaşıklığı bulunduğu yazılmıştı. Savcılık iddianame hazırladı. Saldırgan Murat Erol ile birlikte 5 kişi daha sanıktı. O 5 kişiden 4'ü Adıyaman'daki Çelik ailesi mensuplarıydı. İddianameye göre tarikat lideri Erol ile arazi anlaşmazlığı yaşayan Çelikler, şeyhi öldürmek istemişti. Şırıngalı suikast girişimi dosyası 15 Temmuz'dan sonra bürokraside kadrolaştığı söylenen yapılanmanın daha o yıllarda hakimi de, savcısı da, polisi de olduğunu gözler önüne seriyordu. Emniyet ve savcılığı karşı karşıya getiren soruşturmada geri adım atmayan dönemin emniyet müdürü Süleyman Eziker, yaşanan skandalları tek tek kayda aldı. Olayın hemen ardından aralarında başkomiserlerden kaymakamlara, savcılardan hakimlere birçok resmi görevli kişi yetkileri dışında olmasına rağmen soruşturmaya dahil olmuştu. Raporda bu kişilerin resmi sıfata yakışmayacak şekilde Raşit Erol ile şeyh-mürit ilişkisinde oldukları görülmüştür deniyordu. Tutanağa göre hakim ve savcı tarikat liderinin karşısında el pençe divan duruyor, tanıklara soruşturma sırasında nasıl davranmaları gerektiğini tembihliyordu. Aynı kişiler emniyetin olayı tüm ayrıntılarıyla soruşturmasını engelliyor, bilgi gizliyor ve soruşturmayı yürüten polisler hakkında komünist söylentisi yayıyorlardı. Yargılama sonucu yetkisi olmadığı halde Murat Erol'un sorgusuna katılan hakim Feyyaz Karabel'in de aralarında bulunduğu heyet, Şırıngalı saldırgan dahil Çelik ailesi üyelerine 20'şer yıl hapis cezası verdi. Başkan Mustafa Nargül ve hakim Feyyaz Karabel'in ceza oylarına karşılık bir hakim karara muhalefet etmişti. O hakim, Çelik ailesi üyeleri hakkında yeterli delil olmaması ve ilk rapor yeterli olmasına rağmen enjektör ve iğnenin 6 defa bilirkişi incelemesine gönderilmesini muhalefet şerhinin gerekçeleri olarak kayda geçirdi. Yargıtay'da sanıklara verilen cezayı bozacak, Çelik ailesi 2 yıl tutukluluğun ardından ferahat edecekti. Çelik ailesinin avukatı Mustafa Köroğlu'na göre Şırıngalı saldırı tiyatrodan ibaretti. Davanın arkasında menzildeki araziler yatıyordu. Menzilde tarikat lideri Erol'un 7 bin, Çelik ailesinin 1500 dönüm arazisi vardı. Erol, bu arazileri de istiyordu. Çelik ailesi, araziyi tarikata satması için baskı altındaydı. Avukat Köroğlu'na göre Şırıngalı suikast girişimi Çelik ailesinin tarlaları satıp köyü terk etmelerini sağlamak için kurulan bir komploydu. Ve tarikatın istediği oldu. Çelik ailesi olaydan sonra fiziki saldırılara maruz kaldı ve köyden sürüldü. Yıllar sonra da topraklarını menzile sattı. Artık tüm menzil Şeyh Erol ve ailesine aitti. Tarikat gittikçe güçleniyor, serveti katlanıyordu.

Herodot Diyor Ki

11,596 次观看 • 1 个月前