Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

🔴Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’ten Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e: “Çin ve Pakistan iki demir kardeş ülkedir. Bu eşsiz ilişkinin dünyada benzeri yoktur. Çin yalnızca küresel ölçekte bir ekonomik güç değil, aynı zamanda dünyada ilerleme ve barış için var olan askeri bir güçtür.”

32,038 просмотров • 3 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Güney Asya’da Bir Kıvılcım, Kürdistan’da Bir Yangın İbrahim Halil Baran 29 Nisan 2025 Hindistan ile Pakistan arasında son günlerde tırmanan gerilim, sadece iki ülkeyi ilgilendiren bir mesele olmanın çok ötesinde. Nükleer silah kapasiteleri, Keşmir ihtilafı ve küresel güç dengeleri nedeniyle, bu kriz tüm dünya için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Gelişmeler, Hint-Pasifik bölgesinde zaten kırılgan olan dengeyi daha da sarsıyor. Son olaylar zinciri, Keşmir’de bir turizm bölgesinde 26 erkeğin öldürülmesiyle başladı. Bu saldırı, Hindistan’ın Pakistan’a karşı sert diplomatik ve ekonomik adımlar atmasına yol açtı. Hindistan, Pakistan'la diplomatik ilişkileri düşürme kararı aldı, İndus Suları Anlaşması'nın askıya alınabileceğini duyurdu ve iki ülke arasındaki tüm ticari ilişkileri sonlandıracağını ilan etti. İndus sularının kontrolünün Hindistan’da olması, Pakistan için hayati bir tehdit oluşturuyor. Pakistan ise misilleme olarak Hindistan’a ait sivil ve askeri uçaklar için hava sahasını kapattı, Hindistan'ın diplomatik personel sayısına sınırlama getirdi ve Wagah Sınır Kapısı'nı kapattı. Ayrıca, İndus Suları Anlaşması’nın askıya alınmasını açıkça "savaş ilanı" olarak göreceğini belirtti. Uluslararası toplum, iki nükleer gücün çatışmasının yaratabileceği yıkım nedeniyle büyük endişe duyuyor. Çin her iki tarafa da itidal çağrısında bulunurken, Rusya, geçmişte sunduğu arabuluculuk girişimlerine rağmen şu anda sürece aktif bir şekilde dahil değil. ABD ve Avrupa Birliği ise sessiz diplomasi yürütüyor. Ancak sahada gerçek dengeler daha belirgin: Çin Pakistan’ın arkasında, ABD ise Hindistan’ın yanında duruyor. Keşmir meselesi, 1947'den bu yana Hindistan ve Pakistan arasında çözülememiş tarihi bir anlaşmazlık. Bu bölge, bugüne kadar üç savaşa (1947-48, 1965, 1971) ve yüzlerce sınır çatışmasına sahne oldu. 2019'da Hindistan’ın Cammu Keşmir’in özerk statüsünü kaldırması, bugünkü krizin temelini oluşturdu. Gerilimi tehlikeli kılan en büyük unsur ise iki ülkenin nükleer silah kapasiteleri. Hindistan’ın Agni-5 füzeleri 5.000 km menzile sahipken, Pakistan’ın Shaheen-III füzeleri 2.750 km'ye ulaşabiliyor. Bu, Güney Asya'da patlak verecek bir çatışmanın kısa sürede küresel bir krize dönüşebileceği anlamına geliyor. Bölgesel dinamikler de bu krizi büyütüyor. Hindistan, ABD'nin Çin’e karşı geliştirdiği Hint-Pasifik stratejisinde kritik bir müttefikken; Pakistan, Çin'in "demir kardeşi" olarak görülüyor. Dolayısıyla Hindistan ile Pakistan arasında çıkacak bir savaş, sadece Güney Asya’yı değil, küresel stratejik düzeni de sarsabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesine büyük yatırım yapıyor. Ancak Hindistan’ın Pakistan’la bir savaşa sürüklenmesi, Washington’un dikkatini Çin cephesinden uzaklaştırabilir. Bu da Çin’e, Güney Çin Denizi ve Tayvan üzerindeki hamleleri için daha fazla alan açar. Öte yandan, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) Pekin için hayati önemde. Bu koridor, Çin’in küresel ticaret ağı OBOR’un (Bir Kuşak Bir Yol) ana damarı konumunda. Hindistan, ABD ve Avrupa ülkeleri ise buna alternatif olarak Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesini geliştirmeye çalışıyor. Bir Hindistan-Pakistan savaşı, Çin’in Pakistan’daki çıkarlarını tehdit ederek Pekin’in doğrudan müdahil olma ihtimalini artırıyor. Ayrıca İndus Suları Anlaşması’nın askıya alınması ihtimali, Güney Asya’da su savaşları riskini ciddi şekilde gündeme taşıyor. Pakistan'ın tarım ve içme suyu kaynaklarının %80'den fazlası İndus Nehri sistemine bağlı. Bir su krizi, gıda güvenliğini ve enerji arzını tehlikeye atarak dünya genelinde istikrarı bozabilir. 300 milyon insanı barındıran İndus havzasındaki büyük bir göç dalgası, küresel bir felaketi tetikleyebilir. Bu gerilim aynı zamanda Çin-ABD rekabetinin Güney Asya'ya taşınmasına zemin hazırlıyor. Bir yanda CPEC, diğer yanda IMEC gibi dev projeler doğrudan risk altında. Bu da Körfez ülkeleri, İsrail ve Avrupa'nın meselelere daha aktif şekilde müdahil olmasına yol açabilir. Nitekim Hindistan, Fransa’dan 26 Rafale-M savaş uçağı almak üzere 7,3 milyar dolarlık bir anlaşmaya hazırlanıyor. Ayrıca ABD, İsrail, Yunanistan, Fransa, Katar, BAE ve Hindistan'ın katılımıyla Yunanistan ev sahipliğinde büyük bir hava tatbikatı gerçekleştiriliyor. Krizin derinleşme riski, sadece Hindistan ve Pakistan'la da sınırlı değil. İran’ın Belucistan bölgesindeki bağımsızlıkçı hareketler, Afganistan’daki Taliban yönetiminin istikrarsızlığı ve Ortadoğu’daki mevcut kaos ortamı, Güney Asya'da başlayacak bir yangının çok daha geniş bir coğrafyaya sıçrama ihtimalini artırıyor. Bugün itibarıyla gerilim, diplomatik, ekonomik ve sınırlı askeri adımlarla sürüyor. Ancak nükleer güçler arasındaki her yeni tırmanma, öngörülemez riskler barındırıyor. Bu nedenle itidal çağrıları ve etkin kriz yönetimi girişimleri, hiç olmadığı kadar büyük önem taşıyor. Sonuç olarak, Hindistan-Pakistan gerilimi, yalnızca Keşmir ihtilafı veya Güney Asya dengeleri üzerinden okunabilecek bir kriz değil. Nükleer risk, su ve enerji güvenliği, küresel ticaret koridorları ve Çin-ABD rekabeti üzerinden tüm dünya sistemini etkileyebilecek bir tehdide dönüşmüş durumda. Şimdilik ne alakası var denilse de Hindistan ile Pakistan arasındaki kriz, Kürtler açısından doğrudan bir taraf seçimi meselesidir. Çünkü Kürtlerin Ortadoğu’daki geleceği, doğrudan ABD ve İsrail’in bölgesel politikalarına bağlı bir evrim geçirmektedir. Özellikle Suriye, Irak ve İran üçgeninde Kürtler, ABD ile fiili, İsrail ile ise stratejik bir ittifak ilişkisine sahiptir. Yakın bir zamanda Suriye'de Kürtler doğrudan ABD'nin askeri ve siyasi desteğiyle özgürleştiler. İsrai’in operasyonlarıyla Suriye’de İran’ın etkisi azaltıldı ve sonuçta Kürtler artık federe bölge kurmaktan bahseder hale geldiler ve buradaki kaderimiz de İsrail’in bölgedeki güç dengesini elinde tutmasıyla mümkün. Irak'ta 1991 Körfez Savaşı sonrası kurulan güvenli bölge ve ardından Kürdistan için oluşturulan federal statü süreci doğrudan ABD etkisiyle gerçekleşti. Irak’ın bir karşıtı olarak İsrail, bu statünün korunmasında oldukça stratejik bir role sahip. Bugün İran’da da Kürtlerin özgürleşmesi, doğrudan ABD’nin ve İsrail’in İran’a yönelik tutumuyla kesinlikle yakından ilgilidir. Türkiye’de de durum farklı değildir. Bu stratejik ittifak ilişkileri göz önüne alındığında, Kürtler açısından Pakistan ve Çin ekseninin desteklenmesi siyasi bir intihar anlamına gelir. Çünkü Pakistan ve Çin, İran rejimiyle dostane ilişkilere sahiptir ve Türkiye bu üçü ile ayrıca ittifaka sahiptir. Nitekim bu krizde Çin, Türkiye ve İran, doğrudan Pakistan’dan taraf olmuşlardır. Özellikle Türkiye’nin Pakistan’a verdiği destek, yalnızca dini ve siyasi yakınlıkla açıklanamaz. Asıl mesele, 20. yüzyılın başında İngilizler tarafından kurulan bölgesel statükoyu koruma amacıdır. İngilizler, Sovyetlerin sıcak denizlere inmesini engellemek üzere Yunanistan, Türkiye, İran, Afganistan, Hindistan ve daha sonra da Pakistan’ı bir set olarak inşa etmişti. Bugün de bu strateji hala değişmiş değildir. Türkiye, İran ve Pakistan gibi devletler, İngilizlerin çizdiği sınırları, özellikle Kürtsüz sınırları koruma refleksiyle hareket etmektedir. 1955 yılında kurulan ve Sento olarak bilinen Bağdat Paktı'nın temel amacı da budur: Kürtlerin statü talebini bastırmak ve bölgeyi Batıya entegre bir tampon kuşak halinde tutmak. Bugün Pakistan, İran rejimiyle askeri teknoloji işbirliği yapıyor, Taliban yönetimiyle ilişkilerini güçlendiriyor ve Türkiye’nin Kürt karşıtı politikalarını destekliyor. Türkiye ise hem Pakistan üzerinden Asya’ya üzerinde bir etki üretiyor hem de Birleşmiş Milletler ve İslam Konferansı Örgütü gibi platformlarda Kürtlerin uluslararası tanınırlığını bu güç birliği ile engelliyor. Sonuç olarak, Kürtler açısından Hindistan, Kürdistan özgürlük mücadelesinin dolaylı müttefiki konumundadır. ABD’nin Hindistan’a verdiği destek ve Hindistan’ın Çin-Pakistan-İran-Türkiye bloğuna ve elbette İngilizlerin bölgesel statükosuna karşı duruşu, Kürtler için stratejik bir fırsat alanı yaratmaktadır. Bu nedenle Hindistan'ın güçlenmesi, Pakistan’ın zayıflaması ve ABD ile Hindistan ekseninin bölgesel ağırlık kazanması, Kürt ulusal çıkarlarıyla uyumludur. Kürtlerin bölgesel siyasette doğru tarafı belirlerken bu tarihsel ve jeopolitik gerçekleri göz önünde bulundurması kritik önemdedir.

ibrahim halil baran

38,705 просмотров • 1 год назад