正在加载视频...

视频加载失败

📍Parti devletinde devlet partisinin il başkanı açıkça söylüyor: 📍“İşe alımlarda il merkezinde karar bizim, ilçelerde ise yetki ilçe başkanlarında.” 📍Hakkı yendiği için canına kıyanlar umurunda bile değil. 💡Kokuşmuş düzen!

245,612 次观看 • 1 年前 •via X (Twitter)

9 条评论

Dilara Erkmen 的头像
Dilara Erkmen1 年前

Vekilim Kaz dağları öldürülüyor güzel.olan herşey gibi.🥺

korhanbey 的头像
korhanbey1 年前

akpliler için hak yemek çok basit bir şey,o kadarda olsun canım ne olacak,hak yemek ekmekle oynamak bunların besin kaynağı olmuş.bu kadar kifayetsiz kadrolar ülkeyi yönetiyor kahroluyorum.

puslu19 的头像
puslu191 年前

Savcılığa suç duyurusunda bulunabilir o ildeki partinizin il başkanı. Bu gün değilse ileride yargılanır.

Mustafa iyice 的头像
Mustafa iyice1 年前

@asinakafkas Bu daha yeni gündem oluyor ( görsel olarak) ben bizzat yaşadım altı üstü halk otobüsü şoförlüğü için dönemlerinde ist halk ulaşıma girmek için.. ve tabiki olmadı

Semeles 的头像
Semeles1 年前

Yatacak yeriniz yok!!

adnan ateşoğlu 的头像
adnan ateşoğlu1 年前

@aliozdemir59 Yıllardır bu böyle.. AKP ve MHP örgütleri tarafından isimler önceden gidiyor...

kozasmn 的头像
kozasmn1 年前

Allah'ından bulsun.

İzzet Kütükoğlu 的头像
İzzet Kütükoğlu1 年前

Bu ülkede insanların anlaması gereken konu, devletin nasıl parti devleti olduğudur!

Slymnkaradeniz 的头像
Slymnkaradeniz1 年前

Türk milletinin ve mazlumların,size,en kalbi duyguları ile duası var,selamı var,ALLAH cc sizden razı olsun.

相关视频

📍CHP BÖYLE BİR DÖNEM GÖRMEDİ! 📍CHP'DE YENİ KRİZ: ÜYELER TEHDİT EDİLMİŞ! 📍CHP İSTANBUL KAYNIYOR! 📍MAHALLE KONGRELERİNE MÜDAHELE EDEN KALMAMIŞ! 📍CHP Bahçelievler İlçe Başkan Adayı Temel Polat adaylıktan çekildi. 📍Temel Polat yaptığı açıklamada, '' Ne yazık ki bu süreç, AKP iktidarının yöntemlerini andıran baskıcı tutumlarla gölgelendi. Tarafsız olması gereken il yöneticileri ve PM üyeleri açıkça taraf oldu, üyelerimize vaatler ve tehditler yöneltildi, seçimlere dışarıdan müdahaleler yapıldı.'' dedi. 📍İŞTE TEMEL POLAT'IN YAPTIĞI AÇIKLAMA: 📍''Değerli büyüklerim, kıymetli yol arkadaşlarım, 📍Bizler partimize ve örgütümüze yürekten bağlı Cumhuriyet Halk Partilileriz. Bahçelievler’de yapılan delege ve ilçe başkanlığı seçimlerinde tek amacımız; halkımızın ve üyelerimizin özgür iradesinin sandığa yansımasıydı. 📍Ne yazık ki bu süreç, AKP iktidarının yöntemlerini andıran baskıcı tutumlarla gölgelendi. Tarafsız olması gereken il yöneticileri ve PM üyeleri açıkça taraf oldu, üyelerimize vaatler ve tehditler yöneltildi, seçimlere dışarıdan müdahaleler yapıldı. 📍Bu tablo yalnızca adaylara değil, doğrudan üyelerimizin iradesine yapılmış bir müdahaledir. Meşruiyetini kaybetmiş bir sürecin parçası olmayacağız. Bu nedenle seçimlerden çekiliyoruz. 📍Bizim için asıl mesele makam veya liste değildir. Asıl mesele, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun önündeki engellerin kaldırılması, siyasi tutuklu belediye başkanlarımızın özgürlüğü, partimizin iktidar yürüyüşüdür. 📍Cumhuriyet Halk Partisi bizim partimizdir. Demokrasi ve değişim mücadelemiz devam edecektir. Baskıya rağmen iradesini sandığa yansıtan tüm üyelerimize teşekkür ediyorum. 📍Biz birlikte varız, birlikte güçlüyüz. Tek adam rejimine hayır!

Siyasi Hat

11,835 次观看 • 11 个月前

📉Türkiye’nin 2013 yılına kadar ‘güneş enerjisi kurulu gücü’ sıfır, yani hiçbir yatırım yapılmamış. 📍İlk adım 2014’te atılmış, o güne kadar AKP’nin Türkiye’de güneş olduğundan haberi bile yok. 📍O güne kadar akıllarına sadece ithal doğalgaz, kömür, HES’ler gelmiş. 📍Çünkü her birinde büyük rant alanları, yandaşlara sağlanan muazzam fırsatlar var. 🇸🇦Nihayet geçtiğimiz haftalarda Suudi Arabistan’la bir sözleşme imzalandı. 📍Önümüzdeki günlerde Meclis onayına sunulacak. 📍Buna göre; ➖Suudlar gelip yatırım yapacak, 10 yıl gizlilik kararı var, gerekirse uzatılacak. ➖Suudlara 30 yıl boyunca enerji alım garantisi veriyoruz, ödemeyi Euro üzerinden yapacağız. ➖Teşvik veriyoruz, kurumlar vergisi almayacağız. ➖Suudlar ekipman, makine, yedek parça ve sarf malzemeleri getirebilecek, gerekirse bunları başka ülkelere de ihraç edebilecek, ➖Gümrük vergisi, KDV, ÖTV gibi vergiler, yanı sıra harç, fon vs. alınmayacak. ➖Arazileri biz vereceğiz, bedava. Devlet arazisi ise sorun yok, özel arazi ise kamulaştırıp parasını da biz ödeyeceğiz. Mera vasfı varsa kaldıracağız, orman arazisi ise izinlerini hemen vereceğiz. ➖Gelen personel için özel izin vereceğiz, yani ➖Suudlar işçilerini, mühendislerini kendileri getirecek. ➖Bir anlaşmazlık çıkarsa Türk Mahkemeleri yetkili değil, uluslararası tahkim mahkemeleri konuya bakacak, karar verecek. 📍Tüm bunlar bildiğiniz kapitülasyonlar! 💡Peki AKP giderayak neden bunları imzaladı? ➖Sadece 30 yıllık büyük bir ranta yandaşlarını ortak etmek için mi? ➖Yoksa hazinede para bitti, İngiliz tefecilerden de beklenen para gelmedi, Arap sermayesi ile durumu şimdilik kurtarmak için mi? 🇹🇷Anlaşma önümüzdeki günlerde Gazi Meclis'imizin gündemine gelecek. ☀️Ve siz her zaman olduğu gibi İYİ Parti 'nin milletin hakkını ve hukukunu muhafaza ederken nasıl mücadele ettiğini göreceksiniz.

Turhan Çömez

164,392 次观看 • 3 个月前

🚨 Turhan Çömez’den Gülistan Doku Dosyası İçin Ağır Suçlama: "Cinayeti Bile Allah’la Örtmeye Çalışıyorsunuz!" ​ İYİ Parti Milletvekili Turhan Çömez, TBMM kürsüsünden kayıp Gülistan Doku dosyasını yeniden açtı. Konuşmasında devlet-siyaset-yargı üçgenine dair sarsıcı iddialarda bulunan Çömez, dosyanın kapatılma şeklini sert bir dille eleştirdi. ​ 📍 "Bir Vali, İçişleri Bakanını Neden 'Allah İçin' Sever?" ​Çömez, Gülistan Doku’nun kaybolduğu dönemde Tunceli’de görev yapan mülki amirler ile dönemin İçişleri Bakanı arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Dosyadaki şüphelerin üzerine gidilmediğini savunan Çömez, şu ifadeleri kullandı: ​"Süleyman Soylu, vali hakkında 'iddiaların asılsız olduğu anlaşılmıştır' diyor. Vali ise buna karşılık 'Sayın bakanım, sizleri Allah için seviyoruz' diye tweet atıyor. Allah’ı karıştırmadığınız bir iş kaldı mı bu ülkede? Cinayeti bile Allah’la örtmeye çalışıyorsunuz!" ​ 🔍 "Kokuşmuş Bir Düzenin Fotoğrafı" ​Gülistan Doku’nun akıbetinin belirsizliğini korumasını "devlet aygıtının çöküşü" olarak nitelendiren Çömez, Tunceli’deki yerel ağları şu sözlerle hedef aldı: ​Siyasi Bağlantılar: "Tunceli’deki AK Parti il başkanı, akrabaları ve yakınları valiyle beraber poz veriyor, eğleniyorlar. Devletin valisi, devletin partisi, partinin devleti..." ​ "Bu kokuşmuş düzen, gözü yaşlı annelerin ve feryat eden insanların acıları üzerine bina edilmiş." ​🔥 "Daha Kaç Tane Gülistan Var Bilmiyoruz!" ​Çömez, Gülistan Doku davasının sadece buzdağının görünen kısmı olduğunu belirterek Türkiye çapında bir "çeteleşme" uyarısında bulundu: ​"Aslına bakarsanız Gülistan sadece bir örnek. Kim bilir bu ülkede bilmediğimiz ne kadar 'Gülistanlar' var. Devletin içine nüfuz etmiş kaç ahlaksız çete bu tür olayların üstünü kapattı?" #gülistandoku #süleymansoylu

🗞Marj Haber

16,918 次观看 • 3 个月前

Rotasyona Neden Karşıyız? 📍1-Öğretmenin en önemli haklarından birisi; zorunlu hizmetini tamamladıktan sonra yer değiştirme hakkının sadece kendi isteğine bağlı olmasıdır. Rotasyon uygulaması ile inisiyatifinizde olan bu önemli hakkı Bakanlığa, il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine teslim etmiş olacaksınız. 📍2-Rotasyon uygulamasında; puanlarda oynama, torpil ve yandaş koruma vb. gibi suistimallerin önüne geçileceğinden emin olabilmek mümkün değildir. Benzeri suistimalleri yönetici atamalarında da yaşıyoruz. 📍3-Rotasyonu destekleyen ve bunu taşradan merkeze gelebilmek için bir şans olarak gören öğretmenlerimiz uygulamayı gördükten sonra büyük hayal kırıklığı yaşayacaktır. Rotasyon, merkeze gelebilmek için bir çözüm değildir. Merkezdeki öğretmen merkezde başka bir okula giderken, taşradaki öğretmen bir başka taşra ilçesine gidebilecektir. 2015 yılında ilan edilen ilçe puanları böyle bir sonuç doğurmaya yönelikti. O tarihte de aynı problem sendikalar tarafından dile getirilmiş, oluşturulan sert tepkiler rotasyonun iptalini sağlamıştı. Maalesef aynı senaryo tekrar uygulanmak istenmektedir. 📍4-Öğretmenler için yıllarca aynı öğrencileri okutmaları söz konusu değildir. Öğrenci sürekli değişmektedir. Bina ya da çevre değiştirmek bir anlam ifade etmeyecektir. Kurum kültürü denilen kavram, aynı yer ve çevrede uzun yıllar çalışma sonucu elde edilebilir ve başarı için önemlidir. 📍5-Bugün 8-10-12 yılda uygulanacağı konuşulan rotasyonun, önümüzdeki süreçte 3-4 yılda bir yapılması ve sadece il içinde değil, iller arasında da yapılmasının da önü açılmış olacaktır. Önemli bir hakkımızı kaybetmenin başka hangi olumsuz sonuçlar doğuracağını bugünden kestirebilmek, haklarımızı korumak için vazgeçilmez olarak görülmelidir. ▶️Mülakatı -verilen söze rağmen- inatla savunan, Öğretmen Akademisi gibi yeni problemler yaratmaya çalışan Bakan yusuf tekin, tartışılan kariyer basamakları sistemi ve kadroya geçen ancak hala aile birliğini sağlayamayan öğretmenler için hiç bir adım atmaz iken rotasyon tartışması ile öğretmenlerin arasına nifak tohumu ekmeyi başarmış görünmektedir. Rotasyona HAYIR! Kazanılmış haklarımızı kaybetmeyelim. Tuzaklara dikkat edelim. Feraset sahibi olalım. Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Merkezi Genel Başkanı Levent Kuruoğlu

Mavera🇹🇷

13,942 次观看 • 2 年前

CHP’de mutlak butlan için yaklaşık ispat şartı oluşmuştur. Arınma süreci başlıyor! İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde İBB soruşturmasını yürüten bugünkü Adalet Bakanımız Sn Akın Gürlek, İBB iddianamesinde CHP’nin bir klik tarafından nasıl ele geçirildiğini detaylı bir şekilde anlatmıştı. O iddianameyi oluşturan delilleri inceleyen İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi ise demokratik seçimin zaafiyete uğratıldığına dair yaklaşık ispat şartının gerçekleştiğini belirterek Gürsel Tekin’i geçici görevlendirme ile CHP İstanbul İl Başkanı olarak yetkilendirmişti. Birlikte analiz edelim. İBB iddianamesinde anlatıldığı gibi CHP “devletin kaynaklarını kullanan Susurluk benzeri bir klik” tarafından ele geçirildiyse eğer sonrasında da bu kliğin çıkarlarına uygun bir şekilde hareket etmesi ve parti örgütünü işlevsizleştirmesi gerekir. Peki, öyle mi oldu? Evet, tam olarak öyle oldu. gürkan hacır ile #TaksimMeydanı’nın bu akşamki yayınında Zoom toplantısının ardından koltuğa oturan Silivri’nin Atanmış Genel Başkanı Özgür Özel’in faaliyetlerini özetledim. Özel Genel Başkanlığı süresince neler yaptı? - İlk olarak önseçimi lağvetti. Örgütten hiçbir aday temsiliyet hakkı elde edemeyince sadece “kliğin onay verdiği adaylar” yerel yönetimlerde ve parti yönetimlerinde görev ve yetki aldı. - Üyelerin ve örgütün katılamadığı, PM’ye fiilen aday olma imkanı bulamadığı, basına bile kapalı kurultaylar gerçekleştirdi. - İl ve ilçe örgütlerini, PM ve MYK'yı işlevsizleştirdi. CHP adına kararların kapı kapılar ardında kimler tarafından alındığını kimse bilmiyor. - Ekrem İmamoğlu, genel başkan olarak atadığı Özgür Özel tarafından Cumhurbaşkanı adayı ilan edildi. - İmamoğlu gözaltına alınınca Özel tarafından toplumsal sorumluluğu göze alınarak onu serbest bıraktırmak için sokak çağrısı yapıldı. - Özel yönetiminin belirlediği yerel seçimlerdeki belediye başkan adayları yolsuzluk soruşturmaları ile anıldı, birçoğu operasyon geçirip tutuklandı. - 19 Mart’tan sonra operasyon olan her belediyede CHP kurumsal kimliği aracılığı ile bu adaylara sahip çıkıldı. - Partinin tüm kaynakları İmamoğlu’na özgürlük mitinglerine aktarıldı. - "CHP’yi yolsuzluklara kalkan yapmayın" diyen parti il ve ilçe başkanları partiden ihraç edildi. - En gayriahlaki durumları ortaya çıkan belediye başkanları için ise kliğin çemberinde olduğu için disiplin işlemleri uygulanmaktan kaçınıldı. - Disiplin kurulunun başındaki milletvekili de İBB davası sanıklarındandı. Ezcümle, fiili durumda CHP’nin mevcut yönetimi tüm görev süresi boyunca ancak CHP’nin ele geçirilmesi hâlinde vermesi beklenen tepkiyi vererek hareket etti. Tüm bu nedenlerle dahi tedbirli mutlak butlan için de İstanbul kararında olduğu gibi yaklaşık ispat şartı gerçekleşmiştir. Partinin ele geçirilirken rüşvet olarak verilen paraların / menfaatlerin kaynağı olarak İstanbullular için devlet kaynaklarından tahsis edilen İBB’nin bütçesi olması da yine ayrıca bu davaların konularını teşkil etmektedir. Mutlak butlan kararı çıkınca hiçbir sponsorun ya da yabancı istihbarat örgütünün bir sistem partisini ele geçirmeye niyetlenmemesi için caydırıcılık inşa edilmiş olacaktır. CHP en kısa sürede yolsuzlukların verdiği hicaptan kurtulacak ve Sn Kemal Kılıçdaroğlu’nun on üç yıllık Genel Başkanlık perspektifiyle arınma süreci başlatılacaktır. Pisliği butlan temizleyecektir.

Ece Sevim

23,500 次观看 • 3 个月前

"Devlet Adamlığıyla Servet Adamlığını Halkımız Bilir ve Çözer": CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek'ten Özgür Özel ve Ekibine Sert Tepki Cumhuriyet Halk Partisi cephesinden, partiden ayrılarak yeni bir siyasi oluşum kurma kararı alan Özgür Özel ve arkadaşlarına yönelik çok sert açıklamalar geldi. Bir video mesaj yayınlayarak süreci değerlendiren CHP'li Berhan Şimşek, yaşanan ayrılığı "kurgulanmış bir proje" olarak nitelendirirken, Özel ve ekibini partiyi manipüle etmek ve zarar vermekle suçladı. Şimşek'in açıklamalarına damga vuran ise "devlet adamlığı" ve "servet adamlığı" kıyaslaması oldu. Şimşek'in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde: "Kurdukları Yeni Ahbap Partisi" Özgür Özel ve beraberindekilerin kurduğu yeni oluşumu "Yeni Ahbap Partisi" olarak tanımlayan Şimşek, bu hareketin siyasi bir temelden ziyade tamamen ahbap-çavuş ilişkisi üzerine inşa edildiğini öne sürdü. Şimşek, "Bu kurgulanmış projenin kimler tarafından planlandığını zaman ve siyaset sahnesi herkese gösterecektir" ifadelerini kullandı. "Yüzde 90 Oy Alacaksanız Neden Gittiniz?" Özgür Özel'in "Üyelerle kurultay yapalım, yüzde 90 oy alırım" şeklindeki söylemlerine de yanıt veren Şimşek, ortada büyük bir çelişki olduğunu savundu: "Madem yüzde 90 oy alacaksın, neden gidip parti kuruyorsun? Bekle, mahalle, ilçe ve il seçimlerini yapalım, gel aday ol ve o yüzde 90 oy ile iktidar için mücadele ver." "İstifalar Abartılıyor, Sadece Yüzde 13" Kamuoyunda yansıtılan yüz binlerce kişinin istifa ettiği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirten Şimşek, manipülasyon yapıldığını söyledi. İki "trol medyası" aracılığıyla seçmenin dezenformasyona maruz bırakıldığını ifade eden Şimşek, istifa edenlerin oranının yalnızca yüzde 13 olduğunu ve bu kişilerin yarıdan fazlasının Özgür Özel'in kendi döneminde partiye kaydedildiğini iddia etti. "Kumandanın Pilini Bile Götürdüler" Ayrılık sürecinde partiye fiziksel zarar verildiğini de öne süren Şimşek, giden ekibin parti binalarını parçaladığını, duvarlara yazılar yazdığını ve hatta "televizyon kumandasının pilini bile alıp götürecek" kadar küçük hesaplar peşine düştüğünü ifade etti. "Güneşte Kar Gibi Eriyip Gideceksiniz" Gerçekten ülke düşünülseydi Kemal Kılıçdaroğlu ile kol kola girilip erken seçim için tüm Türkiye'nin karış karış gezilmesi gerektiğini belirten Şimşek, yeni partinin siyasi ömrünün çok kısa olacağını iddia etti: "Nisan yağmurları güzeldir ama siz nisan yağmuru bile olamayacaksınız. Kar gibi güneşle eriyeceksiniz." "Devlet Adamlığıyla Servet Adamlığını Halkımız Bilir" Siyasette millete hizmet etmenin temel şartlarına değinen Şimşek, Özel ve ekibine yönelik eleştirilerini şu çarpıcı sözlerle noktaladı: "Bizim anlayışımızda millete hizmet için devlete, vatana adanmış ömür gerekir. Onun için devlet adamlığıyla servet adamlığını halkımız bilir ve çözer. Güle güle."

Berhan Şimşek

90,135 次观看 • 14 天前

Gazze’de Sağlık Sistemi Çöküyor, Dünya Sessiz: Uluslararası Doktorlar’dan Vicdanlara Seslenen Basın Açıklaması 📍 19 Nisan 2025 | İstanbul AID Uluslararası Doktorlar Derneği, Gazze’de yaşanan sağlık krizine dikkat çekmek amacıyla bugün İstanbul’da kamuoyuna bir çağrıda bulundu. AID Genel Başkanı Yavuz Dede’nin yaptığı basın açıklamasının ardından, bölgede gönüllü sağlık hizmeti sunan iki Türk hekim Prof. Dr. İbrahim Uygun ve Op. Dr. Yılmaz Mertsoy Gazze’deki tanıklıklarını basın mensuplarıyla paylaştı. Basın açıklamasında konuşan AID Genel Başkanı Ecz. Yavuz Dede Gazze’de sağlık sisteminin kasıtlı ve sistematik biçimde hedef alındığını vurguladı: “Sağlık tesisleri bombalanıyor, doktorlar görev başında öldürülüyor, ilaç ve malzemeye erişim engelleniyor. Bu bir savaş suçu, bu bir insanlık suçudur. Uluslararası toplumun sessizliği ise utanç vericidir.” Dede, sağlık hakkının evrensel bir hak olduğunu hatırlatarak uluslararası kurumları ve vicdan sahibi herkesi harekete geçmeye davet etti: “Bu trajediyi durdurmak yalnızca Filistin halkının değil, tüm insanlığın görevidir. İşlenen suçlara sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.” “Bir yılımı Gazze’ye girebilmek için verdim” Gazze’de görev yapan ve kısa süre önce Türkiye’ye dönen AID Kütahya Temsilcisi Prof. Dr. İbrahim Uygun, bölgeye ulaşmanın bile başlı başına bir mücadele olduğunu belirtti: “Bir yıl boyunca uğraştım ve sonunda Gazze’ye giriş yapabildim. İçeride Türk doktor sayısı yok denecek kadar az. Sağlık sistemi neredeyse tamamen çökmüş durumda. Bulunduğumuz bölge defalarca bombalandı. Hem sağlık çalışanları hem de basın mensupları, açıkça hedef alınarak katledildi.” Çocuk cerrahı olan Prof. Uygun, yeniden bölgeye dönmek için hazırlık yaptıklarını da açıkladı: “Gazze’de tüm branşlardan, her uzmanlık alanından doktora ve sağlık personeline ihtiyaç var. Tekrar gitmek için hazırız. Bu, yalnızca mesleki bir görev değil, insanlık borcudur.” “Orada bir şehir değil, molozların içinde yaşam var” Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Op. Dr. Yılmaz Mertsoy ise Gazze’deki yaşam koşullarının tahayyül edilemeyecek kadar kötüleştiğini belirtti: “Gazze’de bir şehir yok artık, enkazın ve moloz yığınlarının arasında insanlar hayatta kalmaya çalışıyor. Çöp yığınları ve cesetlerin ortasında yaşam mücadelesi veriliyor. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte, ciddi salgın hastalıklar ve enfeksiyon riskleri kapıda.” Dr. Mertsoy, tüm sağlık profesyonellerine vicdani bir çağrıda bulunarak şöyle konuştu: “Gazze’de gönüllü sağlık hizmeti vermek için herkes elinden geleni yapmalı. Tüm imkanlarımızı zorlamalıyız.” İnsanlık onuruna bir çağrıdır bu! AID Uluslararası Doktorlar Derneği, Gazze’de yaşanan soykırımı ve sağlık sistemine yönelik saldırıları duyurmaya ve orada görev alan gönüllü hekimlerin sesini dünyaya ulaştırmaya devam edecek.

AID

1,174,048 次观看 • 1 年前

Bahçeli'e soruyorum, terörist başı Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz? MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün MHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın umut hakkı çerçevesinde affını istemiş ve TBMM’de DEM grubuna hitap ederek PKK’nın lağv edilmesini istemesini tekrar gündeme getirmiştir. Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın serbest kalması için çalışmaktadır. Türkiye Yüzyılı, süper güç, gibi süslü lafların arkasına saklanarak terör örgütü elebaşısı Öcalan’ı İmralı’dan çıkarmak için mücadele etmektedir. Bahçeli, ‘Tabular kalktıkça, ezberler bozuldukça statüko delindikçe, insanlar birbirine dürüst davrandıkça içlerinden geçeni özgürce söyledikçe bir anlaşma ve mutabakat noktasından diğerine küçük adımlar ile ilerlemek daha kolaydır.’ Diyerek açıkça Öcalan ve PKK terör örgütü ile müzakereleri savunmaktadır. Öcalan’a umut hakkı vermek, Türk Milletinin gelecek umudunu elinden almaktır. Öcalan’a umut hakkı vermek binlerce asker, polis, jandarma, öğretmen, savcı, hakim, korucu şehidinin ailelerinin adalet umudunu ellerinden almaktır. Öcalan’a umut hakkı vermek, bacağını, kolunu gözünü bazen hepsini kaybetmiş şehitlerimizin gazilerimizin adalet umutlarını ellerinden almaktır. Bahçeli Türk Milletini Öcalan’ın serbest bırakılmasının ile terörün biteceği konusunda aldatmaktadır. Öcalan’ı ‘TBMM’ye gelse ve PKK’yı lağvettim, terörü lanetliyorum’ dese de PKK içinde birçok grup bu açıklamayı reddedecek, PYD Suriye’de, PJAK İran’da varlığını ve terör eylemlerini sürdürecek, Türkiye için tehdit olmaya devam edecektir. Devlet Bahçeli, terörist başının ‘TBMM DEM parti grubuna gelmesine itiraz ediyor da İmralı’da kalmasına niye tepki göstermiyor? Bu ne yaman çelişkidir’ diyor. İnanılır gibi değil. TBMM Gazi, İstiklal Harbi vermiş milli mabettir. İmralı ise Türk adaletinin terörist başını yolladığı hapishane. Nasıl bir akıl bahçelinin söylediğini söyleyebilir. Bunu Türk Milletinin sağ duyusuna bırakıyorum. Öcalan’ı TBMM’de konuşmaya davet etmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni terör örgütü karşısında mağlup etmek demektir. Bahçeli, Atatürk’ün Şeyh Sait’i TBMM’de konuşmaya davet ettiğini duymuş mu? Bahçeli, Atatürk’ün Seyyit Rıza’yı TBMM’de konuşma yapmaya davet ettiğini duymuş mu? Türk Milleti hiç böyle rezil bir teklif ile karşı karşıya gelmedi. Bahçeli, ‘Zaman Türk ve Türkiye yüzyılı zamanıdır’ diyor. Biz de Bahçeli’ ye soruyoruz, Türk ve Türkiye yüzyılını Öcalan’ı TBMM de konuşturarak mı kuracaksınız? Bahçeli, ‘Osmanlı İmparatorluğu yerel kültürleri ve etnik toplulukları bünyesinde nasıl bir arada tutup barış ve sükunet ortamına tesis etmişse, ecdadımızın ayak izlerini takip ederek Türk barışı devrinde aynısını yaşatabilecektir ’diyor. Türkiye Cumhuriyeti milli-üniter-laik devletinin 101. yılında Bahçeli’nin kafasında gelmiş olduğu yer burası mıdır? Üstelik Osmanlı yerel kültür ve etnik toplulukları bünyesinde tutamadığı için parçalanmıştır Şimdi, Türk Milleti önünde ve Türk tarihi önünde Devlet Bahçeli’ye şu soruları soruyorum: Mayıs 2023 de ‘önümüzdeki günlerde çok şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez’ dediniz. Türkiye’yi nasıl bir badireye sürükleyeceksiniz ki inşallah Türkiye değişmez diyorsunuz? Yapacaklarınız Türkiye’nin parçalanmasına neden olabilir mi? Mayıs 2024’te TBMM’de ‘Türkiye Milleti’ dediniz. Milletimizin adını bu şekilde mi değiştireceksiniz? Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz? Osmanlı Devleti’nin verdiği hakları mevcut Anayasamızın ilk dört maddesini değiştirmeden nasıl vereceksiniz? Erdoğan ve Bahçeli’nin temel amacı Erdoğan’ın ölene değin cumhurbaşkanlığı yapacak bir düzenleme için Türk Devleti ve Türk Milletini bir tehdit ile karşı karşıya getiriyorlar. Bahçeli basın toplantısında ‘Sefaletin doruk noktası bir başkasının iradesine bağımlı olmaktır.’ diyor. Evet, gerçekten de bu sefaletin doruk noktasıdır. Son olarak size İmralı’da ilçe başkanlığı açmanızı öneririm. Bir oy bir oydur. Türk milliyetçilerinden alamadığınız oyu Öcalan’dan alın.

Ümit Özdağ

518,515 次观看 • 1 年前

Bugün konuştuğumuz mesele, sadece bir “yasak” meselesi değildir. Bugün konuştuğumuz mesele, Türkiye’de hukuk devleti var mı yok mu meselesidir. İstanbul Barosu’nun açtığı dava sonucunda, 19–23 Mart 2025 tarihleri arasında uygulanan toplantı, gösteri ve basın açıklaması yasağı hukuka aykırı bulunarak iptal edildi. Bu karar; tek cümleyle şunu söylüyor: “Genel, ölçüsüz, keyfi yasaklarla temel haklar askıya alınamaz.” Bu, sıradan bir iptal kararı değildir. Bu karar, o günlerde yaşanan birçok işlemin hukuki temelinin çöktüğünü gösterir. Hukuk devleti açısından: “Hukuka aykırı yasaktan suç üretilemez” Anayasa’nın 34. maddesi toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını güvence altına alır. Bu hak “izin”le değil, hak olarak vardır. O gün İstanbul’da yaşanan, fiilen şuydu: Kent yaşamı durduruldu, ulaşım aksadı, sokaklar kapatıldı, basın açıklaması bile “yasak” denilerek engellendi. Mahkeme, bu yaklaşımı hukuka aykırı buldu. Buradan çıkan sonuç nettir: Hukuka aykırı bir yasaktan suç çıkarılamaz. Hukuka aykırı bir işlem, başka bir hukuki işlem için “dayanak” olamaz. Bu nedenle 19 Mart ve sonrasında, bu yasağa dayanılarak başlatılan gözaltılar, soruşturmalar, adli kontroller, tutuklamalar bakımından çok ciddi bir hukuki tablo ortaya çıkmıştır. “Gözaltı oldu bitti” değildir: Tazminat ve telafi sorumluluğu var Şimdi kamuoyuna açıkça anlatmak zorundayız: Gözaltı demek yalnızca birkaç saatlik özgürlük kaybı değildir. Gözaltı; • İşe gidememek, • Sınava girememek, • Hastaneye ulaşamamak, • Uçağı/otobüsü kaçırmak, • Randevusunu, ameliyatını, tedavisini aksatmak, • Çocuğunu okuldan alamamak, • Şirket toplantısını kaçırmak, • Günlük yevmiyesini kaybetmek, • Esnafın dükkanını açamaması, • İşçinin vardiyasını kaçırması, • Öğrencinin devamsızlığa düşmesi demektir. Tüm bunlar somut zarardır. Hukuk düzeni, “özgürlüğünden ettim ama gerisi beni ilgilendirmez” demez. Bu nedenle; hukuka aykırı işlemle özgürlüğü kısıtlanan yurttaşların tazminat hakları doğar. Tazminatın iki boyutu: maddi zarar ve manevi zarar Maddi tazminat : Kaybedilen ücretler, yevmiyeler, iptal edilen biletler, kaçırılan sınav/başvuru nedeniyle doğan zararlar, avukatlık giderleri, seyahat ve konaklama giderleri… Hepsi belgelendiğinde tazmin edilebilir. Manevi tazminat: İnsan onuru, itibar, psikolojik yıkım, aile içinde ve toplum içinde “suçlu muamelesi görme”, “lekelenmeme hakkı” ihlali… Bunlar da manevi tazminatın konusudur. Çünkü burada mesele sadece para değildir. Burada mesele, devletin yurttaşa haksızlık yapıp yapmadığıdır. Özellikle gençler üzerinden yürüyen baskı mekanizması çok ağır sonuçlar doğurdu. Şunu herkes bilsin: Bir öğrenci gözaltına alındı diye; • sınavı kaçırdıysa, • devamsızlık sınırını aştıysa, • bursu kesildiyse, • yurdundan çıkarıldıysa, • disiplin soruşturması açıldıysa, • uzaklaştırma verildiyse, bunların tamamı telafi edilmesi gereken işlemlerdir. Çünkü eğitim hakkı Anayasa’nın temel güvencelerindendir. Bu ülkede, gençlerin geleceği gözaltı torbasına sığmaz. Bir gencin okuldan koparılması, bir ülkenin geleceğinin koparılmasıdır. Bu nedenle açık çağrımdır: • Gözaltı nedeniyle devamsızlığa düşürülen öğrencilerin kayıtları düzeltilmelidir. • Kaçırılan sınavlar için telafi hakkı tanınmalıdır. • “Bu olaylardan dolayı” yurttan çıkarılan öğrenciler derhal geri alınmalıdır. • Disiplin soruşturmaları “yasak vardı” gerekçesine dayanıyorsa, bu gerekçe artık yoktur; dosyalar kapanmalıdır. Çünkü mahkemenin iptal kararı, o “yasak” zeminini ortadan kaldırmıştır. Tutuklu gençler meselesi: “Dayanak çöktüyse tutukluluk da çöker” Geçen hafta tutuklanan 16 TİP’li genç için de aynı şeyi söylüyoruz: Hukuka aykırı bir yasak üzerine kurulan tutuklama, özgürlüğün değil keyfiliğin ürünüdür. Tutuklama, cezaya dönüşemez. Tutuklama, bir “gözdağı” aracı olamaz. Bu gençlerin derhal tahliye edilmesi gerekir. Bu karar, baskı siyasetinin iflasıdır Bu kararla birlikte, iktidarın yıllardır sürdürdüğü bir yöntem bir kez daha açığa çıktı: Toplumsal tepki büyüyünce; yasak koy, gözaltı yap, soruşturma aç, yıldır, korkut, dağıt… Bu anlayış demokratik değildir. Bu anlayış hukuk devleti değildir. Mahkeme kararı diyor ki: Hak ve özgürlükler genel yasaklarla askıya alınamaz. Yani aslında yargı, siyaset kurumuna şunu hatırlatıyor: Yönetmek, susturmak değildir. Devlet, yurttaşın üstüne basarak büyümez. Devlet, hukukla büyür. Buradan açık çağrıda bulunuyorum: 1. Bu dönemde açılan soruşturmalar, bu yasağa dayanıyorsa kapatılmalıdır. 2. Bu dönemde yargılanan yurttaşlar hakkında beraat verilmelidir. 3. Hukuka aykırı işlem mağdurlarının tazminat ve zarar-ziyan taleplerinin önü kesilmemelidir. 4. Öğrencilerin okul, sınav, burs, yurt, disiplin işlemleri açısından doğan mağduriyetleri iade ve telafi edilmelidir. 5. Tutuklu gençler derhal tahliye edilmelidir. Bu, bir “lütuf” değildir. Bu, hukukun emridir. Bugün şunu net söyleyelim: Demokratik tepki suç değildir. Anayasal hak kullanımı suç değildir. Hukuka aykırı yasakla, hukuk kurulamaz. Bir ülkede gençler, öğrenciler, işçiler, emekliler “hak aradı” diye cezalandırılıyorsa; orada sorun gençlerde değil, yönetim anlayışındadır. Bizim mücadelemiz, kimsenin konuşmasını engelleme mücadelesi değil; tam tersine herkesin konuşabildiği, itiraz edebildiği, hakkını arayabildiği bir Türkiye mücadelesidir. Herkesi hukuk devletine, Anayasa’ya ve temel haklara sahip çıkmaya çağırıyorum.

Av.Mahmut TANAL

13,761 次观看 • 7 个月前

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti TBMM Grup Toplantısındaki konuşmalarından... ▪ Türkiye’de huzurun, kardeşliğin, dayanışmanın daha da güçlenmesi için büyük bir gayretle çalışırken, bölgemiz ve ötesinde de barış çabalarına aktif katkı veriyoruz. ▪ Bugün ülkemiz, barış diplomasisinin merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bölgesel ve küresel krizlerin çözümünde desteği, yardımı, arabuluculuğu aranan ülkelerden biri, hiç kuşkusuz Türkiye’dir. ▪ Bu sabah; Amerikan Başkanı Sayın Trump'la, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile ve Ahmet Şara ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Tabi bu görüşmemizin altında yatan neydi? Özellikle bölge barışını nasıl daha güçlü hale getirebiliriz, buydu. ▪ Türkiye, sahip olduğu binlerce yıllık devlet tecrübesi, güçlü siyasi liderliği ve yetişmiş diplomatlarıyla bu alanda istisnai bir konumdadır. Hepsinden önemlisi, bölgesel barış ve istikrar için attığımız adımlarda tüm tarafların güvenine mazhar olabiliyoruz. ▪ Rusya-Ukrayna savaşından kardeş Pakistan ile Hindistan arasındaki gerilime, Gazze soykırımı karşısındaki vicdanlı duruşumuzdan Somali ve Etiyopya arasında yürütülen görüşmelere kadar her yerde ilkeli, tutarlı, adaletli ve hakkaniyetli politikalarımızla muhataplarımızın itimadını kazandık. ▪Unutmayın, dost acı söyler prensibiyle her zaman doğruları söyledik. Mazlumun da zalimin de kimliğine asla bakmadık. Ateşe benzin dökenlerden değil, söndürmek için seferber olanlardan olduk. Şunu bir kere daha üzerine basa basa söylemek isterim: ▪ Bizim, başta bölgemizde olmak üzere küresel ölçekte barıştan, huzurdan, demokrasi, güvenlik ve istikrardan başka hiçbir gayemiz yoktur. Son günlerde baş döndürücü bir hal alan diplomasi trafiğimizle işte bunu başarmanın gayreti içindeyiz. ▪ Bu vesileyle geçen hafta yaptığımız telefon görüşmesini müteakip, dün Suudi Arabistan’da “Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldıracağını” açıklayan Amerikan Başkanı Sayın Trump’a buradan teşekkür ediyorum. ▪ Gazze’de artık vahşet boyutuna varan insani trajediye son verilmesi amacıyla yürüttüğümüz çabalarda da Dostum Trump’ın desteğine güveniyorum. İnşallah Gazze’yle ilgili de yakında yüreklere su serpen müjdeli haberler almayı ümit ediyoruz. 📍Barışın Anahtarı Türkiye

Fahrettin Altun

33,063 次观看 • 1 年前

BU HUKUK DIŞI YÖNTEMLERİNİZE KARŞI YA BİR YOL BULACAĞIZ YA DA BİR YOL YAPACAĞIZ! Türkiye’de anayasada yazılı olan düzen maalesef değişti; Siyaset Bilimi literatüründe bu düzenin adı 'Seçimli Otokrasi'dir. Mantık şu; seçim olsun, ancak her zaman Adalet ve Kalkınma Partisi ve onun lideri kazansın; başka bir seçenek ortaya çıkmasın. Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili olarak Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği karar da bu anlayışın bir göstergesidir. Otokrasilerde siyasal iktidar ya bir kişinin ya da bir grubun elindedir. O kişi ya da grup devletin bütün kurumlarını kontrol eder. Meclis etkisiz hâle getirilir. Yargı bağımsız ve tarafsız olmaktan çıkar. Denge ve denetleme mekanizmaları ortadan kaldırılır. Bugün karşı karşıya olduğumuz karar da bu anlayışın bir ürünüdür. Neden? Çünkü 2023 seçimlerinde iktidarın sandık yoluyla değişebileceği görüldü. Seçim ikinci tura kaldı. Ancak 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi çok ağır bir yenilgi aldı. Önümüzde yeni seçimler var. Bu seçimlerin sonucunun, seçim gününe bırakılmadan garanti altına alınmak istendiğini görüyoruz. Seçimli otokrasilerde bunun yolu bellidir: Ya rakiplerinizi ve adaylarınızı devre dışı bırakırsınız ya da iktidarı değiştirme potansiyeline sahip siyasi partileri etkisiz hâle getirmeye çalışırsınız. Nitekim bunu yaptınız. Cumhurbaşkanı adayımız ve seçilmiş bir belediye başkanı olan Ekrem İmamoğlu’nu tutukladınız. Hakkında yürütülen soruşturmalar 14 aydır sürüyor. Eğer bu süreçten istediğiniz sonucu alabilseydiniz, belki de bugün Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik bu operasyonu gerçekleştirmeye ihtiyaç duymayacaktınız. Ancak sonuç alamadığınız için şimdi hukukla açıklanamayacak başka bir yola başvuruyor, rejimin temel ilkelerini ortadan kaldırıyorsunuz. Bakınız, Anayasa’ya göre siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partilerin varlığı, faaliyetleri, kongreleri ve seçimleri; herhangi bir üyenin ya da delegenin herhangi bir zamanda açacağı davalarla sürekli tehdit altında bırakılamaz. Çünkü siyasi partilerin işleyişi seçim yargısının denetimine tabidir. Bu hem Anayasa’da hem de Siyasi Partiler Kanunu’nda açıkça düzenlenmiştir. Son derece yanlış bir iş yapıyorsunuz. Üstelik yarın aynı yöntemler sizin için de kullanılabilir. Örneğin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşundan bugüne kadar yapılan ilçe, il ve büyük kongrelerinin tamamına yakını tek adaylı gerçekleşmiştir. Bu durumda herhangi bir üye ya da delege, Türkiye’nin herhangi bir yerindeki bir mahkemeye başvurarak partinin işleyişinin demokratik esaslara uygun olmadığını ileri sürebilir. Açtığınız yolun sonucunda ortaya çıkabilecek tablo budur. “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyin. Kararın 15. sayfasını okumanızı tavsiye ediyorum. Karar, 5 Mart’tan önce verilmiş olmasına rağmen UYAP’a yüklenmemiş. Neden? Yüksek Seçim Kurulu’nun yapısının değişmesi beklenmiş. Bu değişiklik 6 Mayıs’ta gerçekleşmiş. Ardından bayram tatili beklenmiş ve karar daha sonra UYAP’a yüklendi.

Sezgin Tanrıkulu

12,442 次观看 • 2 个月前

🔴 İstanbul’daki binamızın mevcut durumunun sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. Buraya atanan vali, kendi takdir yetkisini kullanmamakta; doğrudan AK Parti’nin siyasi iradesi doğrultusunda hareket etmektedir. 🔴 Bu nedenle valiye sesleniyorum; ➡️ Bu konuda takdir hakkınız yoktur. Siz atanmış bir memursunuz. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaptığı bildirimi kayda almak ve gereğini yapmak zorundasınız. Aksi halde geçen her dakika, görevi ihmal değil, görevi kötüye kullanma anlamına gelir. Bu işgal görüntüsünden idari olarak siz, siyasi olarak ise Adalet ve Kalkınma Partisi sorumludur. 📌 İkinci olarak, Yüksek Seçim Kurulu, Partiler Yasası ve CHP tüzüğü çerçevesinde usulüne uygun yapılan başvuruyu kabul etmek zorundaydı ve kabul etmiştir. Bu çerçevede hem İstanbul’da hem de Ankara’da olağanüstü kongre ve kurultay sürecimiz başlamıştır. 🔴 CHP delegelerinin iradesine herkesin saygı duyması gerekir. YSK görevini yerine getirmiştir. Bu noktada çağrı heyetine ve kayyuma sesleniyorum; Bu görüntünün sorumlusu olmaktan artık vazgeçin. 🔴 Bu bina İstanbul İl Başkanlığı binası değildir. Eğer bir kayyum görev icra edecekse, Bahçelievler İlçe Başkanlığımıza ait binayı kullanmalıdır. Ancak burada iç içe geçmiş çok sayıda hukuksuzluk söz konusudur. ❓Örneğin, 30 kişilik bir liste üzerinden bir binaya giriş-çıkışı yasaklamak hangi kanunda yer almaktadır? Biz, ülkenin mevcut koşullarını da dikkate alarak bu hukuksuzluğun bir an önce son bulmasını istiyoruz. 🔴 Şu an itibarıyla herhangi bir kayyum heyetinin bu binada çalışma hakkı bulunmamaktadır. Parti emektarları, eski milletvekilleri ya da ilçe başkanları binaya giremiyor. 📌 Buna karşın kim olduğu belli olmayan kişiler rahatlıkla giriş çıkış yapabiliyor. Basit bir ihtiyaç için bile –örneğin içeriye su getirmek– büyük zorluklarla karşılaşılıyor. Buna karşın, plakasında “koruma” yazan araçlar rahatlıkla girip çıkabiliyor. 📌 İçerideki tablo ise daha da vahimdir. Her katta 40-50 polis memuru bulunuyor. Sandalyelerde ya da yerde oturmuş durumda, gerçekten zor şartlar altında bekliyorlar. Onlar da perişan bir halde. ❓Soruyorum, İstanbul’da asayiş sorunu çözüldü mü? Uyuşturucu problemi ortadan kalktı mı? Onlarca polis memurunun burada bulunmasının gerekçesi nedir? CHP’yi işgal etmenin anlamı nedir? 🔴 CHP’nin hangi binada faaliyet göstereceğine karar verme yetkisi ne valiye, ne de Adalet ve Kalkınma Partisi’ne aittir. Bu yetki yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi’ne aittir. #CHPTeslimAlınamaz #CHPİstanbul #CHP102Yaşında

Sezgin Tanrıkulu

88,293 次观看 • 11 个月前

İDDİALAR ÇOK VAHİM GÜRSEL TEKİN : “CHP’YE YAKIŞMIYOR” CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, İmamoğlu'na yönelik olarak devam eden casusluk soruşturmasına ilişkin ilk kez konuştu.. Tekin, "Dosya açılmadığı için herhangi bir arkadaşımı zan altında bırakmak istemiyorum.. Hiç bir arkadaşıma ajanlık yakıştıramam ama iddialar da çok vahim." dedi RÖPORTAJ: ERSOY DEDE KAMERA: DİDEM DEDE PARAYI KİM VERİYORSA BENİ DE O ENGELLİYOR CHP'ye yakın televizyon kanallarının kendisine ambargo uygulamasına da değinen Gürsel Tekin, "Beni eleştirebilirler. buna diyecek sözüm yok. Ama çıkıp bana namussuz diyorlar. Hem de benim gibi partinin içinden yetişmiş birine partiye sonradan gelmiş kişiler söylüyor bunu." diye konuştu. Söz konusu televizyonların yöneticileriyle temasa geçtiğini de anlatan Tekin, "kendimizi savunmamıza bile izin vermiyorlar. Hayatımızda bir kısım medya mensubuyla geçmişe dönük dostluklarımız var. Çok üzmek isterim ama içim el vermiyor. Kendi savunmamızı yapalım dedim çıkarmadılar. Ben de yasal haklarımı kullandım. Şimdi çıkacağım., siz Aziz İhsan Aktaş’ın iş ortaklarını çıkarttınız bana namussuz dediler. Cevap verelim dedim izin vermediler. Kendilerine özgür medya diyorlar, değiller." ifadelerini kullandı. Tekin, mahkemeden cevap hakkı için karar çıkarttığını belirterek kendisine ambargo koyduranların ise kanalları fonlayan yapılar olduğunu söyledi ancak isim vermedi.. KILIÇDAROĞLU VE ÖZEL'İ AYNI EVDE BULUŞTURACAKTIK Gürsel Tekin, çağrı heyeti teklifi kendilerine ilk geldiğinde bir arabulucu görevi üstlenmek istediklerini anlattı. "İlk bu teklif bize geldiğinde bizim bir başka misyonumuz olmalı. Bir an önce sayın Kılıçdaroğlu ile sayın Özel'i aynı evde bir araya getirmek istedik. Bu kadar iyi niyetli çabamızı bizi suçlayarak berhava ettiler." dedi. SATILACAK OLSAK CHP'DE SATILIRDIK Gürsel Tekin, bu süreçte AK Parti ile işbirliği yaptığı iddialarına da sert tepki gösterdi: "Diyorlar ki, bunlar AK Parti'ye satıldı mı? Bizim bir fiyatımız yok. Satın alınabilecek bir ürün olsak CHP’de satın alınırdık. Neden dışarıya gidelim." PARAYLA HABER YAPAN GAZETECİLERİ BİLİYORUM Gürsel Tekin bazı gazetecilerin maaşa bağlandığını da iddia ederek “Parayla haber yapıyor olabilirsiniz, maaş alıyor olabilirsiniz. Ama en son laf söyleyeceğiniz adamı hedef alıyorsunuz. Masak raporlarında bunlar belli." dedi. TAMAMI YOUTUBE KANALIMIZDA 👇🏻

Ersoy Dede

57,553 次观看 • 9 个月前

📍Gazze’ye yönelik İsrail vahşeti 7 Ekim’den beri gündemimizin en üst sırasında yer alıyor. ▪️Amerika’nın ve Batılı ülkelerin sınırsız desteğini alan İsrail hükümeti katliamlarına tam 40 gündür aralıksız bir şekilde devam ediyor. Okulları, camileri, kiliseleri, hastaneleri, pazar yerlerini, binaları, sokakları kasıtlı olarak hedef alan İsrail, bir şehri içindeki insanlarıyla topyekûn yok etme stratejisi uyguluyor. Evlerini terk etmeye zorladığı sivilleri yolda kasıtlı olarak bombalayan bir canilikle, kelimenin tam anlamıyla bir devlet terörü estiriyor. ▪️Ben şu anda gönlüm ferah, açık olarak diyorum ki İsrail bir terör devletidir. ▪️Hamas’ı terör örgütü olarak ifade ediyorsun. Hamas, Filistin’de seçimlere girip seçim kazanan bir siyasi parti ve seçimi kazandıktan sonra da hakkını, haklarını elinden aldınız. Kim aldı? Yine İsrail, Amerika birlikte aldılar. Bu gerçekleri görelim. Ama hala benim ülkemde bile Hamas’ın bir siyasi parti olduğunu bilmeyen, anlamayanlar var. ▪️Bugüne kadar İsrail tarafından katledilen 12 bine yakın Gazzelinin üçte ikisini çocuklar ve kadınlar oluşturuyor. İsrail yönetimi, Gazzeli çocuklara, kadınlara ve sivillere karşı insanlık tarihinin en kalleş saldırılarını düzenliyor. ▪️Gazze’de 40 gündür şahit olduklarımızı anlatmak için savaş dâhil tüm kavramlar yetersiz kalmaktadır. Çünkü savaşın da bir ahlakı vardır, adabı, hukuku ve sınırı vardır. Savaş hukukunun ilk kuralı ise çocuklara, kadınlara, yaşlılara ve hastalara dokunmamaktır. ▪️Kuvözdeki-kundaktaki bebekleri katledenler, evlerinden kovdukları masumların tepesine bomba yağdıranlar, insanların suyunu, gıdasını, yakıtını keserek ölüme mahkûm edenler, 2 milyonu aşkın sivili atom bombasıyla yok etmekten bahsedenler… Buradan şimdi Netanyahu’ya sesleniyorum; Sende atom bombası var mı, yok mu? Ey İsrail, sende atom bombası-nükleer bomba var. Bununla tehdit ediyorsun, bunları biz biliyoruz. Artık, ecelin geliyor. İstediğin kadar nükleer bombaya sahip ol. Neye sahip olursan ol, gidicisin. Ezcümle ahlak, vicdan, onur namına ne varsa hepsini kaybedenler insan değil ancak Belhüm Adal olabilir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’ndaki konuşmalarından… #TekYürekFilistin #OneHeartPalestin

Fahrettin Altun

154,625 次观看 • 2 年前

Ankara’da Yapacağımız Dini Konferansa Yapılan Engellemeler Hakkında Açıklama Ankara’da 26 Ocak Pazar günü gerçekleştireceğimiz “Miraç ve Namaz” konulu konferans için duyuru çalışmalarını sürdüren arkadaşlarımız günlerdir Emniyetin baskısı altındadır. Ankara Büyükşehir Belediyesine ve birçok ilçe belediyesine duyuru brandalarımızı toplatamayınca duyuru için şehrin uygun yerlerine asılan brandalarımızın bir kısmı Emniyet tarafından kanunsuzca toplanmıştır. Bunun üzerine arkadaşlarımızdan bazıları uygun yerlerde brandaları ellerinde tutmak zorunda kalmışlardır. Ulus’ta brandaları ellerinde tutan 4-5 arkadaşımıza polis şiddetle müdahale etmiş, bunu duyan 30 kadar arkadaşımız da olay yerine giderek ne olduğunu anlamaya çalışırken birçoğu polisler tarafından darp edilmiş, 2’si bayan, 2’si çocuk toplam 34 kişi kanunsuzca gözaltına alınmış ve bazılarına ters kelepçe takılmıştır. Ankara Emniyeti yaptığı açıklamada “Ulus Atatürk Anıtı önünde yasa dışı eylem yapan gruba dağılmaları yönünde gerekli ikaz ve uyarılar yapılmıştır. Uyarılara rağmen grubun dağılmaması üzerine kademeli müdahalede bulunulmuş ve (34) gösterici gözaltına alınmıştır. Müdahale esnasında yaşanan olaylarla ilgili olarak da görevli personel hakkında soruşturma başlatılmıştır.” denilmektedir. Görevli personel hakkında soruşturma başlatılması iyi olmuşsa da ancak yapılan açıklamanın ilk kısmı gerçeği yansıtmamaktadır. Atatürk Anıtı önünde yasa dışı eylem yapan bir grup yoktur. Sadece dini bir konferansın duyurusunu yapmaya çalışan, bunun için elinde konferans brandasını tutan 4-5 kişi vardır. Ankara Emniyetinden bazı görevliler bu kimselere orantısız güç kullanmış hatta 2 bayanı bile zalimce darp etmiş ve elindeki telefonu zorla almaya çalışmıştır. Çünkü yaptıkları zulmün duyulmasından korkmakta ve telefonu alıp zulüm görüntülerini silmek istemektedirler. Üç hafta önce yılbaşı için yapılan bütün etkinliklere ve İslam’a aykırı konserlere izin verip üç aylara girdiğimiz bugünlerde İslami bir konferansın duyurusunun yapılmasına engel olunmasını şiddetle kınıyorum. Yıllardır farklı il ve ilçelerde konferanslar düzenliyoruz. Her birinde salonlar doluyor, taşıyor ve insanlar dışarıda kalmayı göze alarak konferansa katılım sağlıyor! Bu durum, bazı idarecileri ve İslam düşmanlarını rahatsız ediyor. Bu ülkede herkes biliyor ki; Peygamberimizin mücadelesinin, namazın ve miracın konuşulacağı bir programdan ancak ve ancak İslam düşmanları rahatsız olur! Arkadaşlarımız bu baskı ve zorbalıktan dolayı astıkları brandaları koruyabilmek için şehir merkezinde brandaları elleriyle tutmakta ve astıkları brandalar için gece-gündüz branda nöbeti tutmaktadır. Bu nöbet tarihe “Branda Nöbeti” olarak geçmektedir. Daha önce de ifade ettiğim gibi bu bizim için şeref, bu zulmü yapanlar için de utançtır! Duyuru çalışmaları meşru olduğu halde branda başında nöbet tutulduğu nerede görülmüştür? Yapılan bu zulümlerin ve engellemelerin gerçek sebebi, bizim bazı konularda Hükümeti eleştirmemiz ve “Allah'ın dünyasında, Allah'ın dediği olmalı” dememizdir. Hükümet, eleştirilerden; İslam düşmanları ise tevhidi anlatmamızdan ve “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı” dememizden rahatsız olmaktadır. Zalimler ne kadar zulmederlerse zulmetsinler Peygamberimizin davası olan tevhidi anlatmaya ve “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı!” demeye devam edeceğiz. Bu engellemelerle sesimizi kısmaya çalışanlar bilmelidirler ki zulüm, kısmak istediği sesi naraya dönüştürür. Öyle de oldu. Furkan Hareketinin sesi Türkiye’de yankılanmaya başladı. Yapılan engelleme ve baskılar, yönetimin ne kadar baskıcı olduğunu gözler önüne sermekten başka bir işe yaramamaktadır. Bu zulümler bize sabrı, mücadeleyi, cesareti öğretmekte, Allah’ın rahmetine mazhar kılmakta aynı zamanda ehl-i vicdan insanların sevgisini kazandırmaktadır. O halde kaybımız yok, kârımız ise çoktur. DiniKonferansa DarpveGözaltı

Alparslan Kuytul

106,406 次观看 • 1 年前

Amerikan sömürge valisi kılıklı büyükelçi Tom Barrack, ulusal üniter devlet modeline ve laik anlayışa açıkça savaş açmış. Türk milletini uyutmak amacıyla habertürk'te düşük kaliteli piyes sahnelemiş. Türkiye'nin yeni Graham Fuller'i belli ki, birkaç hafta önce ettiği lafların yarattığı rahatsızlığın farkında. Bu nedenle durumunu düzeltmek ve milleti uyutmak için bir şeyler söyleme gereği hissetmiş. Bunun için de son derece "uysal" bir haber kanalı tercih etmiş. Tabi, gözü açık vatansever bir platformda rahat rahat zehir saçamayacaktı. Barrack'ın söylediklerine bakılacak olursa "Önceki sözleri yanlış anlaşılan Türk dostu büyükelçi" pozunda. Ama sözlerin detayları incelenirse önceki söylemlerini tasdiklediğini hatta gerçek amacını ortaya koyduğunu görüyoruz. Tom Barrack söze başlarken "Dünya çapında yeni bir strateji şekilleniyor" diyor. Zaten memlekete yeni bir Graham Fuller edasıyla gelmesi, yeni bir stratejinin varlığına işaret ediyor. Fuller de Sovyetlerin çöktüğü dönemde gelmişti. Cumhuriyet gazetesinde Türkiye'ye yeni bir rol biçmiş, Kemalizm'in bittiğini söylemiş, demokrasi ve İslamı bir arada yaşatacak "formülü" öve öve anlatarak siyasal dinciliğin işaret fişeğini vermiş, memlekete istikamet tayin etmişti. Sonrası malum, BOP tüm hızıyla devreye girmiş ve Gülen belası tüm memleketin başına bela edilmişti. Fuller yıllar içinde öyle veya böyle misyonunu tamamladı. Artık sıra Barrack'ta... O da cebinde yeni bir "formülle" geldi. Türkiye'nin devlet yapısı hakkında haddi olmayan açıklamalar yaptı, dini-etnik ayrımlı "millet sistemi" önerdi hatta açık açık Atatürk'ün kurduğu ulus devlet modeline savaş ilan etti. Barrack sözlerinin devamında "Ulus inşası bölgede aslında hiç kimse için işe yaramadı" diyor. Söze ortadoğu ülkelerini kastederek başlıyor fakat "hiç kimse" diyerek Türkiye'yi de kastetmiş oluyor. Yani "Ulus inşası Türkiye'de işe yaramadı" demek istiyor. Tam bir palavra. Tabi, Barrack bu sözü söylemek zorunda. Yeni bir model getirebilmesi için var olanı yıkılmaya layık göstermek zorunda. İşin tuhafı, bir Amerikalı, Türkiye'nin devlet sistemini açık açık eleştiriyor. Üstelik bunu bir Türk kanalında yapıyor. Fakat ağzının payını alamıyor. Tanzimat döneminin esintilerini hissetmemek mümkün değil. Sonuçta Barrack'ın cümlenin gittiği yer çok açık: Türkiye'de ulus devlet modeline karşı çıkıyor. Türkiye'de ulus devlet olmasın demek, çok milletli ve inançlı bir yapının yerleştirilmesi demek. Tabi bunun için de mevcut Türk vatandaşlığı tanımının yıkılması gerek. Farkında mısınız bilmem, Öcalan ve Barrack'ın çok fazla ortak yanı var. Tabi söyleşi yapan kişi, bu noktada devreye girip "Türkiye ulus devlet modeline göre şekillenmiş bir ülke, siz bu sözlerinizle Türkiye'nin de ulus inşasında başarısız olduğunu mu ima ediyorsunuz" diye sormalı. Ama soramıyor. Çünkü tanzimat dönemi gazetecilerinin büyükelçilere böyle bir soru sormaya hakkı yoktur. Söyleşinin devamında söyleşi yapan kişi Barrack'ın daha önceki "Türkiye, Osmanlı millet sistemine geri dönmeli" ve "Ulus devletler İsrail için tehdittir" sözlerine atıf yapıyor. "İnsanlar şüpheci bakıyorlar" anektodunu ekliyor ve "Gizli bir gündem mi var" diye soruyor. Bu ısmarlama soru Barrack'ı zor durumda bırakmak amacıyla sorulmuyor. Aksine, Barrack'ın bu sözleri daha önce tepki çektiği için ona milleti uyutmak adına yatıştırıcı sözler söyleme fırsatı veriliyor. Şayet yayının niyeti Barrack'ı sıkıştırmak olsaydı, yukarıda örnek verdiğim türden sorular sorardı. Nitekim Barrack bu asisti duyunca gülümsüyor ve "Hayır" diyerek yatıştırıcı sözlere başlıyor. Barrack, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve o sözleri aslında o şekilde söylemediğini söylüyor. Ne acı ki Türk milletinin bu ucuz laf oyunlarına kanacağını düşünüyor. Barrack, sözlerinin devamında geçmişten çıkarılan derslerden bahsediyor. Türkiye'nin cumhuriyet olarak yeniden şekillendiğinden söz ediyor. Halbuki Türkiye bir asır önce ulus devlet modeliyle ve Atatürk'ün dizaynıyla zaten şekillenmişti. Haliyle Barrack'ın bu konuya atıf yapması gerekirdi. Ama tabi o vakit yıkmak istediği yapıyı parmağıyla işaret etmiş olurdu... Neticede Barrack Atatürk dönemini ağzını bile almadan daha da geçmişe gidiyor. "Osmanlı millet sistemine" atıfta bulunuyor. Bu sistemi övüp mezhepsel bir düzen getirdiğini söylüyor. İşte burada zehiri adeta şekerli bir paketle sunuyor... Osmanlı millet sisteminde Türk milletine dayalı bir üst kimlik mevcut değil. Yani Barrack'ın hiç sevmediği ulus devlet modeli yok. Aksine millet sistemine göre her inanç kendi kimliğiyle tanınıyor. İşte Barrack'a göre bu dini kimlikler ve hatta etnik kimlikler yan yana yaşayabilirmiş. ABD bunun en güzel örneğiymiş. Bu "yan yana yaşamak" ifadesini hayata geçirmek için her birini ayrı ayrı tanımlamak ve anayasaya geçirmek gerekir ki bunun için Türk milleti tanımını çöpe atmak şarttır. Dahası inançları da kimlik olarak tanımak için laikliği de yok etmek icap eder. Barrack'ın bu sözlerinin anlamı açık... Türkiye, Osmanlı'nın parçalanmasına neden olan toplumsal düzeni terk edip Lozan'da ulus devlet modeline geçmişti. Türk üst kimliği altında tüm etnik grupları ortak bir millet olarak şekillendirmişti. Dini kimlikleri ise laiklik ilkesiyle insanların vicdanlarına bırakmış. Yalnızca Türk milleti tanımlaması yapılmış, etnik ve dini kimlik ayrımına gidilmemiş ve herkes eşit vatandaş olarak tanımlamıştı. Barrack bunların tamamına karşı çıkıyor ve hepsinin temelden değişmesini istiyor. Tıpkı Öcalan gibi. Nitekim Öcalan ve PKK'nın fesih açıklamalarında da bu alt metnin tamamı bire bir mevcuttu. Barrack, Öcalan ve PKK aynı şeyi konuşuyor. Buradan da anlaşıldığına göre Barrack, yeni çözüm sürecinde Öcalan ve PKK tezlerinin savunucusudur. Türkiye'de görevlendiriliş amacı ulusal üniter yapıyı ve laik düzeni yok etmektir. Barrack'a göre Türkiye yeniden millet sistemine dönmeli. Etnik ve dini kimlikleri tanımalı ve bunları bir arada yaşatan bir formül bulmalı. Mesela ABD'deki formül gibi... Yani Barrack Türkiye'deki laik üniter modelin yıkılması gerektiğini en naif ve dolaylı şekilde izah ediyor. Karşısındaki şahıs da "Efendim sizin bahsettiğiniz dini kimlikleri bir arada yaşatan formülün uygulanması Türkiye'deki laik düzene zıt düşmüyor mu, Osmanlı millet sisteminin hayata geçmesi için Türkiye'nin üniter modeli terk etmesi gerekmez mi, siz Türkiye'nin anayasasında bulunan değişmez ilkeleri askıya alan bir çözüm yolu mu sunuyorsunuz, bu sözleriniz Türkiye'nin iç işlerine doğrudan müdahale manasına gelmez mi, bu açıklamalarınız Öcalan ve PKK'nın fesih beyannameleriyle örtüşmüyor mu" gibi sorular sormuyor. Nasıl sorsun? O vakit Barrack, sunmak istediği zehirin üzerindeki şekeri çıkarmak ve maskesini düşürmek zorunda kalacak. Dediğim gibi, tanzimat devrinin babıali gazetecilerinin haşmetlü sefirlere böyle soru sorma hakkı yoktur. Soramazlar. Zaten soracak olsa orada işi ne? Tom Barrack, sözlerinin devamında ABD'nin ortadoğudaki geleneksel politikalarından söz ediyor. Demokrasi getiren, ülkelerde hegemon kuran geçmiş politikalar vs... Yani Türkiye'nin yönetim modeline yönelik sözlerle, ortadoğunun millet olamamış memleketlerinin harap halinin yan yana getirilerek anlatılması bile ülkemize hakaret. Bir gazetecinin bu konuşmaya karşı "Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye'nin durumunu aynı ölçüde mi değerlendiriyorsunuz" diye sorması gerekirdi ama nerede... Son olarak sorulması gereken asıl soruyu soralım: Barrack'ın bu küstahlığına neden tahammül ediliyor?

Con Sinov

222,779 次观看 • 1 年前

"Kandırılmış, marjinal örgütlerin pençesine düşmüş dahi olsa, bizim millet ve memleket düşmanlarına kaptıracağımız tek bir gencimiz olamaz." Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: ▪ 23 yıllık başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı görevim boyunca yüzlerce farklı ülkeden binlerce siyasi temsilciyle görüştüm. Bunların arasında pek çok muhalefet lideri de vardı. ▪ Şunu çok net söylüyorum; bunlardan bir tanesinin bile bize kendi ülkesini şikâyet ettiğini, kötülediğini, kendi ülkesine karşı bizden yardım istediğini görmedik, duymadık. ▪ Ama bizdeki muhalefet, uluslararası her platformda, kendilerine her mikrofon uzatıldığında bunu yapmaktan kaçınmadı, kaçınmıyor. ▪ Ancak önceki gün, bizim de tahmin edemeyeceğimiz yeni bir eşik aşıldı. Son olarak Batıya yalvaracak kadar kontrolü kaybettiklerini gördük. ▪Öyle büyük bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız ki; Cumhuriyeti kurmakla övünen bir partinin genel başkanı çıkıyor, resmen "siyasi mandacılık" talep ediyor. ▪ Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, Gazze soykırımındaki ikiyüzlü yayınları sebebiyle itibarını kaybetmiş bir yabancı medya kuruluşundan süklüm püklüm yardım dileniyor. ▪ "Kendimizi terk edilmiş hissettik" diyor. Yani "Yolsuzluk yapanlara niye destek olmadınız", demeye getiriyor. ▪ Meselenin daha hazin tarafı ise şudur değerli kardeşlerim. Bu zat, ülkesini yabancılara şikâyet ederken utanmıyor, yüzü kızarmıyor; "ben partimi ve kendimi niye bu hale düşürüyorum" sorusunu sormak aklına dahi gelmiyor. ▪ "Batının ev zencisi" deyince de bu sefer bize kızıyorlar. "Mandacı" deyince bize öfkeleniyorlar, bize saldırıyorlar. İyi de sizin söylediklerinizin, İngiliz Muhipleri Cemiyetinden ne farkı var? ▪ Ülkesini yabancılara şikâyet etmek, Batı'dan medet ummak, Türkiye'nin ana muhalefet partisinin genel başkanına yakışıyor mu? ▪ 100 yıllık Cumhuriyet Halk Partisini, sırf yolsuzlukları savunmak adına, böyle aciz bir duruma düşürmekten hiç mi hicap duymuyorsunuz? ▪ Buradan aziz milletime soruyorum… Böyle bir siyasetçi ülkesinin çıkarlarını emperyalistlere karşı savunabilir mi? Ekranlarda yardım dilenen biri, emperyalistler karşısında dik durabilir mi? ▪ Elbette duramaz, savunamaz, milletin menfaatlerini koruyamaz. Sayın Özel'e bir kez daha kendini toparlamasını, yolsuzlukları aklamak için kendisini bu kadar yormamasını tavsiye ediyorum. ▪ Aziz Kardeşlerim…. Milletiyle gönül bağı kopmuş bu zihniyet ne yaparsa yapsın, biz inadına "Türkiye" diyeceğiz. Demokrasiden, hukuktan, meşru ve makbul çizgiden sapmayacağız. Öfkenin, aklı ve vicdanı esir alan zehirli diline asla bulaşmayacağız. Bizi çekmek istedikleri tuzaklara düşmeyecek, bu kirli oyunlarda aldanan da, aldatan da olmayacağız. ▪ Tabii ki bu süreçte kamu düzeninin bozulmasına da göz yummayacağız. Yüzünü kapatan, polise saldıran, işinde-gücündeki insanlarımıza tebelleş olan kim varsa, emniyet birimlerimizle gerekli müdahalelerde bulunacaktır. ▪ Şunun da bilinmesini isterim: Kandırılmış, marjinal örgütlerin pençesine düşmüş dahi olsa, bizim millet ve memleket düşmanlarına kaptıracağımız tek bir gencimiz olamaz. ▪ Onları da bir şekilde kazanmakla, onları da bir yolunu bulup iyiye, doğruya, ülkesinin ve milletinin safına katmakla mükellefiz. ▪ Sivil toplum kuruluşlarımızın yanı sıra, ailelerimizin de bu çabalarımızda devletine destek olması gerekiyor. ▪ Ailelerimiz, bin bir emekle büyüttükleri çocuklarını belediyeleri yağmalayan suç örgütlerinin sinsi planlarında kullandırmasınlar. ▪ Ana muhalefet partisini esir almış bir avuç belediye soyguncusunun evlatlarının hayatını karartmasına, paçalarını kurtarmak için evlatlarını canlı kalkan olarak öne sürmesine ailelerimiz izin vermesinler. 📍 9'uncu Millî İrade İftarı

Fahrettin Altun

90,611 次观看 • 1 年前