Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Peter Opsvik 70’lerden beri yoğun bir şekilde “active sitting” (hareketli çalışma/oturma) üzerine çalışıyor, onlarca buna benzer tasarımı var ve “active sitting”in de atası diye anılıyor. Siz de evde veya işyerinizde günde 2-3 saatten fazla oturarak çalışıyorsanız, “active sitting” konusuna dikkat etmenizde fayda var. Zira pek çoğunuzun kullandığı ve son...

365,081 просмотров • 2 лет назад •via X (Twitter)

Комментарии: 10

Фото профиля Cem Cemal Çobanoğlu
Cem Cemal Çobanoğlu2 лет назад

Ben de şu ayak desteğinden var. Hem oturuş pozisyonunu düzeltiyor, hem arada görseldeki gibi ayağımı uzatıyorum hem de eski dikiş makinası pedalı gibi olan kısımda ayaklarımı hareket ettirip kan dolaşımını sağlıyorum 👌

Фото профиля Cem Cemal Çobanoğlu
Cem Cemal Çobanoğlu2 лет назад

Peter Opsvik’in günümüzde bile hala radikal denilebilecek, bol ergonomik denemeli oturma elemanları tasarlama işine nasıl başladığının hikayesi de şurada >>>

Фото профиля Nilay Örnek
Nilay Örnek2 лет назад

Ben o kadar aradım ki; 12 saat edit için masabaşından kalmayabiliyorum. Sorun şu iyi yastık bulma sorunu gibi, dene yanılı için bir "süre" gerekiyor ve pahalı olduğu için deneyip beğenmezsen çözümü zor:(

Фото профиля Cem Cemal Çobanoğlu
Cem Cemal Çobanoğlu2 лет назад

12 saat çok fenaymış :( Benim naçizane önerim; Nurus, Ersa ya da Tuna Ofis’e laptop ve kulaklıkla gidip, ilk etapta beğenilen ofis sandalyesine oturup 2-3 saat orda zaman geçirmek ve en ideal sandalyeyi bulmak 😄 3 markanın da ofis sandalyeleri gayet iyi. Bir de twitte eklediğim gibi bir ayak desteği ile sandalyenin sunduğu ergonomiyi desteklemek :)

Фото профиля baris
baris2 лет назад

Çoğu co-working işletmelerinde laptop yükseltici ve masa üzeri klavye olmaması bile garip geliyor bana. Oturduğun sandalye kadar baktığın ekranın yüksekliği de önemli.

Фото профиля Imhotep
Imhotep2 лет назад

Sürekli masa başı çalışanlar için tavsiye edebileceğiniz bir sandalye var mı?

Фото профиля SosyalGörgüsüz
SosyalGörgüsüz2 лет назад

Peter Opsvik’in işi yok da seninle iş birliği yapacaktı.

Фото профиля Ferdi Çıldız
Ferdi Çıldız2 лет назад

Çok güzel görünüyor. Yalnız videodaki model sitede yok ya da ben bulamadım :/

Фото профиля Cem Cemal Çobanoğlu
Cem Cemal Çobanoğlu2 лет назад

Video birkaç sene öncesinden olabilir. Linkteki üründen kullanıyorum ben de. Aynı ergonomik özelliklerde, tasarımı daha farklı >>>

Фото профиля Can S. Arat
Can S. Arat2 лет назад

Şöyle guzel ama rahatsız olan ahsap bir sandalye koyuyoruz zaten aktif olmamak mümkün olmuyor.Surekli pozisyon değiştirip zaman zaman da ayağa kalkıyor insan.Herhangi bir sandalye direk tasarimla sağlayabilir mi bunu yüzde yüz emin değilim biraz da insan kendi takip edecek mecbur

Похожие видео

🚨"Mourinho vs Guardiola'nın bakış açılarının farklılığı" 🗣️ Erman Yaşar: "Hocam bir şeyi çok merak ediyorum. Eminim tüm futbol camiası da merak ediyor. Sevgili Veli Guardiola'dan girdi. Ben de çok yakın bir dostunuz Jose Mourinho'dan bir şey soracağım size. Netflix'te yeni yayınlanan belgeselinde şöyle bir cümle kullanıyor Jose Mourinho. Biraz bu son dönemde özellikle Jurgen Klopp ve Pep Guardiola'yla anılan "Çok yoruldum ve artık biraz ara vermem gerekiyor" sözü soruluyor. 'Saygı duymakla beraber ben bir gün bile çalışmasam rahatsız oluyorum ve hemen yeni bir takım çalıştırmak istiyorum. Kariyerimde de bunu görebilirsiniz.' Zaten yukarıdaki diyerek yani Allah'a bir referans veriyor ve diyor ki o beni yanına aldığında yeterince dinleneceğim. Şimdi sizle alakalı merak ettiğim siz de kariyeriniz boyunca sürekli aktif kalmayı seven ve biraz sanki Mourinho'nun düşüncesine yakın birisiniz ve şu an sizi çok da zinde görüyorum. O nedenle teknik direktör olarak aynı düşüncede ve aynı arzuda mısınız Jose Mourinho ile?" 🎙️Fatih Terim: "Tabii iki tezde kendin içinde doğruyu barındırıyor. Evet, Jose Mourinho durduğunu ben pek hatırlamıyorum veya çok az. Yani birkaç ay gibi. Ancak o bir tarafta da doğru bir tez var. Büyük takımlarda devamlı çalışan antrenörlerin, yukarıda rüzgarların sert esmesiyle beraber sıkıntısı da stresi de bu sorumlulukların büyük olması sebebiyle, büyük oluyor. Hele hele daha imzada sizden istenenler belli. Hiçbir kaybınız olmayacak. Ne kadar kupa varsa hepsini kazanma adına hareket edeceksiniz. Dolayısıyla sorumluluklarınız çok büyük. Böyle olunca işin ağırlığı da işin sizdeki psikolojik etkisi de fiziksel yorgunluğu da bir hayli fazla oluyor. İki tarafta doğru. Ama burada tabii ülkelerimizi de ayırmak lazım. Şimdi İngiltere'de kaybettiğiniz zaman bizdeki kaybın karşılığı değil. Bizde kaybettiğiniz zaman sanki her şeyi kaybettiniz gibi işinize, evinize, eşinize, çocuğunuza veyahut arkadaşlarınıza kadar yansıyan bir duygu ağırlığı var. Ama orada hiç olmazsa çok kısa sürede bitiyor. Ama buna rağmen dediğim gibi o seviyelerde yöneten hocaların psikolojik olarak yorgunluğu daha fazla oluyor. Haklılar yani."

emrex1

76,639 просмотров • 17 дней назад

🟢 Tuncay hoca #FROTO değerlendirmesi👇 "Tuncay hocam, Froto'nun hali ne olacak? İhracat var, satışlar fena değil, hikaye var ama dolar bazlı son 3 yıl zarardayız. Uzun vade diyoruz ama bilemedim." Tuncay Turşucu: Ya şimdi, şöyle; evet dikkat edersen ciroda bir problem yok abi. Yani ciroyu koruyor. Ama kar marjlarında bir sorun var. Bunun da sebebi hem yurt içinden maliyetlerin yükselmesi, ikinci bir sebebi de yurt dışında elektrikli araç maliyetlerinin yükselmesi. Yani elektrikli araçlar Barış, tamam çok iyi, herkes alıyor, giderek pastadaki pay yükseliyor. Yani bu arada bir şey söyleyeceğim, Avrupa'da elektriklilerden falan şey var ha, çıkış var bu arada. Yani düşüyor orada satışlar. Daha çok piyasa böyle hibrite doğru bir yönelmeye geçmiş vaziyette. Çok ilginç de bir şey, rüzgar yaşıyoruz şu anda ama özetle elektrikli araç üretim maliyetleri çok yüksek ve son bir yıldır da bu yükseldi. İkincisi, bir de içeride enflasyon olduğu için içerideki maliyetler de çıktı. Yani Ford'un sıkıntısı bu yani, maliyet. Yoksa üretim ve satış yönlü bir sıkıntısı yok. Ford hala kar eden bir firma. Yani bu maliyetler biraz daha normale düştüğünde, bizde de enflasyon gerilediğinde, düştüğünde, maliyetler daha iyi olduğunda muhtemelen Ford'da zaten çok daha iyi karlılıklar gelmeye başlayacak. Belki de o işte 7-8 piyasa değeri defter değeri çarpanlarına kadar gidecek. Murat Bey'e üzüldüm, hani Ford Ford'un tam hani iş işlerin biraz kötü gittiği bir döneme denk gelmiş uzun vade. Ben de biliyorsun yıllarca kızıma ve kendime yatırım yapmış bir insanım ve bende de hep Ford vardı. Ve açıkçası bu dönem, yani son 10 yılda, 15 yılda Ford'dan falan ben inanılmaz çok çok güzel bir getirisini yedim. Yani son 3 yıla denk gelmişler. Gerçi bu sadece Ford için de değil abi, yani bu bütün şirketlerde böyle. Yani bizim borsa da böyle son 2.5 yıldır hani borsa endeksinde, sanayilerde özellikle çok bir şey yok. Yani buna da isabet edenler var böyle genç arkadaşlar var böyle işte bana da yazıyorlar, benim videolarımı biliyorsun hani ben hep yani borsanın bir yatırım yeri olduğundan bahsederim. Uzun vadeli yatırım yeridir bence, geleceğinizi inşa edebileceğiniz bir yerdir. Hala daha da o fikre sahibim. Ama işte bazı sektörlerde maalesef böyle talihsiz, şanssız böyle durgun bir bir 2 yıl, 2.5 yıl yaşıyoruz. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Bu dönemlerde büyük şirketler bunlar, bu dönemlerde bu hisselerde birikim yapanlar yani her ay düzenli alanlar, rüzgarın döneceği gün geldiğinde, döndüğü gün geldiğinde işte o zaman da onlar çok şey yapacak. Şöyle oluyor, ben bunu yaşadığım için biliyorum. Mesela Ford'da da bunu yaşadım yani bir ara 3-4 sene hiçbir şey yapmadı. Hatta 3 3 sene hiçbir şey yapmadığı bir yılı vardı Ford'un hani kar hep böyle bir inişli çıkışlı aynı ama ben hep o dönemde hep böyle almıştım, eklemiştim. Hep böyle aldım, ekledim, ekledim, ekledim. Tabii hisse birikti. Ve sonra işlerin iyi olduğu yıllar başladı ve orada asıl o büyük çıkışlar başladı ve ben o büyük çıkışlara birikmiş hisselerle girdim. Dolayısıyla "3 yılım gitti" diye üzülürken, hani "-3" diye hesap ederken birden bire "+6 yıl" falan oldum. Yani öyle bir geldi ki hani o 3 3 yılı bana verdi, onu verdiği yetmedi gelecek 6 yılı da sana verdi. Öyle bakmak lazım. #froto #bist #borsa #temettü

Cebimdeki Para

189,039 просмотров • 2 месяцев назад

İsrail'in son Türkiye Büyükelçisi Irit Lillian, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye-İsrail ilişkileri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sunucu: Sahada olan ve hatta Erdoğan ile yüz yüze görüşmüş biri olarak, onun hakkındaki izleniminiz nedir? Fotoğraflarda genellikle nazik bir adam gibi görünüyor. Irit Lillian: Kişisel düzeyde nazik bir insan. Ama bizim sorumuz elbette kişisel olanın çok ötesinde. Çok gülen biri değil, ciddi, biraz sert bir adam ama misafirlerini her zaman güler yüzle karşılar ve ardından sert ve ilginç şeyler söyler. Sunucu: Erdoğan’ın tutumundaki sertleşme ve İslamcı ideolojisi tartışılamaz. Sorum şu; orada bulunmuş biri olarak, İsrail hala onunla çalışabilir mi yoksa o gerçekten tamamen bir düşmana mı dönüştü? Irit Lillian: Ben hala onunla çalışmaya devam edilebileceğine inanıyorum. Hatta buna mecbur olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü Erdoğan'ın gideceğini ve sonra ne olacağını göreceğimizi düşünenler yanılıyor; iki şey o kadar çabuk gitmiyor. Birincisi kendisi; erken seçim ihtimali var, uzun yıllar daha iktidarda kalabilir. İkincisi ise ideolojisi. Son üç yılda ve özellikle 7 Ekim'den bu yana olanlar, kamuoyu üzerinde ve İsrail algısı üzerinde çok geniş bir etki yarattı. İsrail’e mutlaka bir "düşman" olarak bakılmasa da (ki bu konuda aynı fikirde değilim), bölgesel istikrarı bozan çok sorunlu bir "rakip" olarak bakılıyor. Bundan kurtulmak zor olacak ama bu yine de imkansız olduğu anlamına gelmez. Sunucu: Sizce Erdoğan İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmeye ne kadar hazır ve bunu ne kadar istiyor? Onu bir "rakip" olarak tanımladınız. Irit Lillian: İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmek istediğini sanmıyorum. Onun söylediklerine ve hükümetindeki Dışişleri Bakanı Fidan gibi üst düzey isimlerin açıklamalarına bakarsanız, doğrudan bir çatışmadan veya askeri bir yüzleşmeden bahsetmiyorlar. Ancak çatışmanın pek çok alanda sürdüğü açık. Mısır ve Suudi Arabistan ile bu ittifakın kurulması bile bir tür uluslararası arenada İsrail'i zorlamak için yürütülen yoğun bir faaliyet. Aynı zamanda, İsrail'deki şahıslara yönelik kişisel faaliyetler, tutuklama emirleri, Başbakan'ın tutuklanması için Interpol'e başvurulması gibi hukuki süreçler var. Yani vizyonu çok daha geniş. Öte yandan, kullandığı araçlar "yumuşak güç" veya "akıllı güç" olduğu için ve Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin (seviye fiilen düşse de) tamamen kesilmemiş olması, bence hala ihtiyaç duyulduğunda onarım için büyük bir alan bırakıyor.

Ramazan Bursa

32,311 просмотров • 2 месяцев назад

Erkeklerin kadınları etkileyeceğini sandığı ama kadınları o kadar da etkilemeyen şeyler. Üzgünüm, bu pek mantıklı bir şey ifade etmiyor ama ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Küçük spor arabanız olduğunda, topuklu ayakkabılarım ile eğilip o küçük spor arabaya çömelmek istemiyorum ve muhtemelen sadece hava atıp deliler gibi sürmeye çalışacaksınız, ben de endişeleneceğim ve bunu söyleyemeyeceğim." 〽️: "Ve şey gibi, yani erkekler gerçekten güzel spor arabalar almak için bütün bu zahmete giriyor ve bir sürü para harcıyor gibi hissediyorum. Ve günün sonunda, eğer gerçekten bir kızla dışarı çıkmaya çalışıyorsanız, bu benim için gerçekten eğlenceli değil. Çok küçük, o şeylerin içi çok küçük. Bence bu daha çok sizin için eğlenceli bir tur gibi. Sanırım erkekler onları kızlar için alıyor. Ve eğer onları kendiniz için alıyorsanız, güç sizinle olsun, kendiniz için alıyorsunuz. Ama kızları buluşmalara çıkarmak söz konusu olduğunda, lanet olası küçük Lamborghini'nize ya da lanet olası her neyiniz varsa ona sıkışmaya çalışmak istemiyorum. Birçok kız adına konuştuğuma eminim, yüksek topuklu ayakkabılarım ve kısa elbisemle çok daha mutlu ve çok daha rahat olurdum, böylece yukarı kaymazdı ve Uber'den sipariş ettiğiniz siyah bir SUV gibi olurdu, ve eminim ki bu sizin için zaten çok daha ucuzdur. Üzgünüm, bunda kaba olmak istemiyorum. Ama lanet olası küçük spor arabanıza çömelmek istemiyorum Bölüm 2: Kadınları Mutlu Edecek Uygun Fiyatlı Şeyler 〽️: "Peki, konuyu değiştiriyorum, herhangi bir kızı mutlu edeceğini düşündüğüm çok uygun fiyatlı bir şey. Diyelim ki annesi ve babası milyoner, milyarder ya da banliyöden gelmiş olsun, fark etmez, bence çiçekler. O kadar ucuzlar ki, yanlış anlamayın, çok pahalı da olabilirler. Ama Trader Joe's'a gidiyorum, güzel çiçekler görüyorum, kendi buketlerinizi kendiniz yapabilirsiniz, kelimenin tam anlamıyla 10 dolara güzel bir buket yapabilirsiniz. Her şeyi göze alıp 100 dolarlık buketler de yapabilirsiniz. Ama dürüst olmak gerekirse, çiçekler öyle bir şey ki hangi kız çiçek alsa mutlu olur. Çiçekler bence çok iyi bir yatırım çünkü bilmiyorum, çiçeklerde insanı kur yapılıyormuş gibi hissettiren bir şeyler var. Çok tatlı hissettiriyor. Aslında tek bir kuruş bile mal olmayan ve bence çok tatlı olan ve büyük bir fark yaratan bir diğer şey de kapıyı açmak. Bu çok hoş çünkü bu kelimenin tam anlamıyla söylediğim gibi çok küçük bir şey, hiçbir para maliyeti yok. Ve yani bir erkek kapıyı açmazsa dünyanın sonu değil ama bir araba kapısını açmak, insana yeniden eski zamanlardak gibi hissettiren şeylerden biri. Şöyle ki, sanki hâlâ bir nezaket varmış gibi - o kelimeyi söyleyemiyorum, nezaket. Ne demek istediğimi biliyor musunuz? Hâlâ o duygu var, bana kendimi tekrar... ne bileyim, bir prenses gibi hissettiriyor. Ve hiçbir paraya mal olmuyor." Bölüm 3: Restoranda Sipariş Vermek ve Evde Yemek 〽️: "Peki, bunu beğendim. Şey, yanılıyor olabilirim, kızlar bunun hakkında ne düşündüğünüzü bana bildirin. Bir restoranda kız için sipariş vermek, ne sipariş edeceğimi lanet olası bir şekilde bilmiyorum. Dolayısıyla, eğer benim için siz sipariş verirseniz, bir erkek öylece sipariş verdiğinde bunu gerçekten takdir ediyorum, buna bayılıyorum, muhtemelen nefret etmeyeceğim yemeği bile benim için sipariş edin. Bence bunu yapmanın en iyi yolu muhtemelen farklı farklı şeyler alıp sonra bana ne sevdiğimi sormak, yani sadece sipariş vermek ama 'Ne istersen, benim için sen sipariş ver' demek gibi. Ne? Şey, bilmiyorum, sen sipariş ver." 〽️: "Peki, gerçek bir ilişki içinde olmadığınız sürece, eğer bu hâlâ flört aşamasındaysa, evde yemek yapmayı sevmiyorum çünkü beni dinleyin. Şey, hayattaki birçok kızın giyinip süslenmeyi sevdiğini hissediyorum, dolabımızda tonlarca elbisemiz ve ayakkabımız falan var ve Amazon'da alışveriş yaptığımız bir çağdayız, bunun gibi şeyler, beni bir yere götürün. Ve ayrıca, evde bana yemek pişirmek için alacağın tüm o malzemeler, biftek şu bu, muhtemelen sevimli bir restoranla neredeyse aynı paraya mal olacak

BUZZ medya

34,101 просмотров • 2 месяцев назад

Sessizlik |🫆 Aklındaki kişi balık, yengeç, akrep ise Sonumuz Ne Olacak? Bazen bazı şeylerin zamanı vardır o yüzden evren bizi bazen sunar özellikle bu kolektife baktığımızda sabırsız kişilerin olduğunu söyleyebiliriz bu kişi mesela sizi sabrınız dasınmış olmaz dediklerinizin tek tek olduğunu göstermiş mesela ben bu kadar bekleyemem dediğiniz her şeyi bir o kadar da beklemişsiniz mesela hatta bazen kendinize bile şaşırıyorsunuz bu kişiye karşı Nasıl olurda bu kadar sevebiliyorum veya nasıl olur da bu kadar bekledim diye şimdi birazcık sizden bahsedelim mesela siz özgüveni yüksek ve çevresi tarafından beğenilen ve sürekli olarak iltifat almaya alışkın insansınız ama aklınızdaki kişi öyle değil baktığımızda arkadaşlarınız veya çevreniz bile ilk olarak bu kişinin çok da fazla dış görünüşünü beğenmemiş mesela insanları dış görünüşü ile yargılamak kötüdür sizde direkt olarak böyle bir karşılık vermişsiniz çünkü hikayenizi en başında evet ben doğru kişiyi buldum demişsiniz size doğru gelmiş o yüzden kaşı gözü her şeyi size bambaşka hissettirmiş Kaşından gözünden bahsetmişken bu kişi kumral ya da koyu kumral bir ten rengi ve aynı şekilde uzun kirpiklere sahip olabilir hatta aranızda bazen bu gündemler bile geçmiş diyebiliriz kirpiklerin çok güzel hatta benden bile güzel duruyor dediğiniz durumlar veya cümleler gerçekleşmiş gibi öncelikle bu kişiye en fazla koyu renkleri tercih etmesini söylemiş ve en çok bunları yakıştırmışsın ve sadece bir de beyaz renk Ona gerçekten çok masumca yaklaşmışsınız aslında karşı taraf bunların hepsinin farkında hepsini tek tek biliyor öyle bir hikaye var ki burada ne olursa olsun iki tarafında unutamayacağı veya reddedemeyeceği bir gerçek var ben ömrümce bir daha bu kadar sevilmeyeceğim ve kimse beni bir daha bu kadar sevmeyecek aslında iki taraf da haklı çünkü burada sessiz ama derinden bir hikaye var neden bu kadar sessiz olduğuna baktığımızda ise hiçbir sebep yok aslında ortada gelmesi lazım konuşması lazım bazı noktalarda bazı durumlarda kendisini ifade etmesi lazım ama bunu yapamıyor karşı taraf siz bazı noktalarda adım atmayı düşünmüş hatta bazı noktalarda baktığımızda ise adım atmış olabilirsiniz ama beklediğiniz karşılığı alamamışsınız ben küstüm oynamıyorum diyen bir çocuk sürekli olarak ilgi bekleyen bir hale gelmiş önceden sizin gözünüzün içine bakan insan artık gözlerinizden çevirmeye başlamış aslında bu durumda sizi bir o kadar kötü hissettirmiş bu kişinin adı veya soyadında k-c-d-n-b-r-a harfleri bulunuyor olabilir aranızda baktığımızda uzak mesafeler veya bazı sosyal medya engellerinin bulunuyor olma ihtimali yüksek bu kişiyi görmek isteseniz bile hemen direkt olarak göremiyor hatta bazı fake hesaplardan bu kişiye bakmaya çalışıyor olabilirsiniz ama burada baktığımızda bu durumun karşılıklı olduğunu söylememiz gerekti sanki iki tarafta birbirine ben buradayım enerjisiyle gitmiyor ama gizliden gizliye aslında bu hissiyati veriyor. İlk olarak anlık enerjiye baktığımızda karşılıklı olarak birbirinize karşı söylemek istediğiniz ve özellikle de yüzleşmek istediğiniz ve bazı noktalarda itiraflaşmak istediğiniz durumlar var bu itiraflar en önemli bir şekilde baktığımızda özledim gündemleri aslında konuşulacak çok konu var aranızda söylenecek bir çok söz var ama bunlar böyle olmuyor işte konuşamıyorsunuz söyleyemiyorsunuz içinden geçen veya içinizden geçenlere kulak veremiyorsunuz içinizdeki sesleri bastırmaya çalışıyorsunuz çünkü iki tarafta da baktığımızda tamamen bahane gündemleri var beni unuttu beni bıraktı gündemleri ama burada baktığımızda artık bunlardan kurtulma zamanınız geliyor mesela özellikle dörtlü vadelerde aranızda direkt olarak alkol etkisi ile bazı itiraflaşmalar söz konusu olacak bu kişiden özledim gibi direkt bir mesaj almanız çok muhtemel çünkü en son konuşmanızda bile hatta konuşmanız biterken bile bu kişiye karşı net bir şekilde cevap vermemiş olabilirsiniz ya da net bir cevap alamamış ghostlanmış olabilirsiniz şimdiyse konuşma zamanı diyebiliriz. • iz bırakanlara…

Esmira

52,299 просмотров • 1 год назад

Gürsel Erol yıllardır diğer mevkidaşlarına oranla daha sıkı ve dikkatli takip ettiğim bir siyasetçi ve geçmişte eleştiri getirdiğim de oldu kendisine beğeni ifade ettiğim hatta övdüğüm de Diyap Ağanın torunu yine yaptı yapması gerekeni ve asaletini meydana koydu diye. Bu açıklaması da Sayın Görsel Erol'un bence son derece dengeli ve tespitleri de doğru aslında. Kim olursa olsun hangi partide olursa olsun Genel Başkan olan çevresinin her şartta alkışa da keyfine göre gütmeye de Genel Başkanı hazır menfaatinin peşinde yardakçılarca sarılmadığından emin olmalı. Emin olunmalı zaten parti de gerçekten parti içi demokrasinin tam anlamıyla tesis ve temin edilip partinin halkın iradesini ve halkı yansıtan bir vitrin ve duruş görüntü oluşturduğuna. Üyeyi adam yerine koydukça üye işe yarar olur ve kendini aydınlanmaya mecbur olup siyasi yön ve kabiliyetlerini keşfeder. Yani üyesi adam yerine çok ve sık koyan üyesinin fikrini iki de bir sorup duran partinin üyesi olgunlaşır tekamül eder. CHP üyesini yeterince eğitmiş olsaydı Uşak bu Özkan belasına hiç bulaşmadı veya en azından daha çabuk daha kolay dolayısıyla daha ucuz kurtulurdu. Ama maalesef bunca kepazelik yaşandı bizler yazdık söyledik CHP'liler başlarına tabi olup görmezden gelmeye bile kalktı çoğunu çoğu yüzleşmek istemediği gibi kendi de iyi geçinmek istedi her şeye rağmen vitrin anlamında söylüyorum ciddi bir itiraz nerede ise hiç yoktu. Hala partiyi yönettiğini iddia eden Yalım il ilçesi arkadaşlar her yaptığına alkış tutuyor dahice buluyordu fırıldaklığını. Bir şekilde işin içinden çıkması ve her şartta güçlü gözükmesi hoşuna gitmişti kiminin. Aslında Akparti'ye zengin partisi olmayı kaptırdığı endişesi ile zenginler parti de olsun isteyerek şahsı adına değil de parti adına Zengin'in paraya yeşillenenler olmasa salt menfaati için partiye gelip gidenler yetmezdi bunca zulmü yok saymaya. Neyse ki dürüstler çoktu tabanda ve vitrine kendine gel demişti resmen CHP tabanı ama vitrin yüzsüz çıktı hala parti de de belediyede de vitrinde aynı o hiç sevilmeyen makyavelist tipler var. Partilinin daha önce kimini hiç görmediği partiye pek belki de hiç gelmemiş hiç bir eylem etkinliğe katkısı olmamış tipler partiyi ve belediyeyi yönetiyor bunun adı da CHP'li belediyecilik olarak kayda geçiyor öyle mi? Yazık o CHP'ye keşke bildiğimiz inandığımız CHP'liler yönetse belediye ve partilerini keşke ama çoğu zaten ithâl gibi geldikleri yer de de pek sevilmemiş menfaatine bakmış tipler maalesef. Demokrasiye kalsan yani CHP'liye sorsan bu böyle mi olur? Elbette ki böyle olması asla mümkün değil. Tabanın da ne aydın ne dürüst ne kültürlü insanlar var CHP'ye sadecee oy verip hiç partiye uğramayıp siyaseti kendi yakın çevresi ile sınırlı yapan ne insanlar var halkın içinde Yunus Emre'nin meydanlar içinde merdaneler var dediği gibi çok şükür halk içinde çok vitrinlik güzel ve güvenilir adam. Vitrinde de tabi az da olsa vardır ama azdan da azlar benden söylemesi. Gürsel Erol ön seçim ve daha çok demokrasi daha çok saygı ve nezaket ve de doğru diyalog tavsiye etmiş. Düşman ordusu ilan etmeye ne gerek var karşı tarafı veya bu kadar kutuplaşmaya ağır söz etmeye ne gerek var parti içi mücadele de sonuçta bir makam için. Değer mi Allah aşkına yıllarca selam verdiğin çok iyiliğini gördüğün insana meydanlar da hain demeye siyasi makamlar? Fazla değil mi bu harislik bu kibir nedir ki nihayetinde ölümlü dünya geçici makam ve koltuk? Nedir ki bu kadar önemseten vefayı unutturan bu koltuktaki büyü. Gürsel bey aklı selime davet etmiş arifçe ve latifçe olgunca.

Nurullah Çavuşoğlu

31,524 просмотров • 3 месяцев назад

Başıboş köpek sorunu ilk kez gerçekten çözüm yolunda ve birileri bundan dolayı fena halde rahatsız! Kulağıma gelen bazı önemli bilgileri paylaşmak istiyorum. Ak Parti içindeki bazı etkili isimler köpeklerin uyutulmasına şiddetle karşı çıkıyor ve sanat sepet tayfasının arkasına saklanarak meseleyi bir kez daha kadük etmek için var gücüyle çalışıyor. Durum ciddi, bazı ünlü sanatçıların ve gazetecilerin desteğini alarak Sn Erdoğan’ı vicdan merhamet gibi duygu istismarıyla etkilemenin yollarını arıyorlar. Bu konuda yoğun bir çalışma içinde olduklarına dair güvenilir kaynaklardan bilgiler aldım. Buradan bu meseleye çokça kafa yormuş bir vatandaş olarak bir kez daha sesleniyorum. 2021 yılında 5199 sayılı kanun çıkmadan önce de çok feverân ettim. Bu kanun bu haliyle çıkarsa mesele kangren olur diye çok uyardım. Ama Sn Özlem Zengin ve ekibi bizi kaale almadığı gibi köpekçi dernekleri Ankara’da ağırlayarak onları memnun edecek şekilde yasa hazırladı. O yasa çok geçmeden dediğimiz gibi oldu, sorunu çözmek bir yana sorunun kaynağı oldu. Aradan geçen 3 yıl içinde onlarca çocuk, kadın ve yaşlı insan köpeklere feda edildi! 9 yaşındaki Mahra’nın 3 yaşındaki Davut’un veya 72 yaşındaki Adanalı Şerife ninenin ve tüm köpek yüzünden yaşanan ölümlerin sorumlusu kim veya kimler! Bu yasayı hazırlayanlar her ölümlü vakadan vicdanen sorumlu değil midir! Bu mesele bir kez daha çözümsüz bırakılırsa yaşanacak ölümlü hadiselerin kimse hesabını veremez ! Bir kez daha bir avuç marjinal köpekçinin isteklerine boyun eğilirse, bunun bedelini elbette tüm toplum öder ama en çok da Sn Cumhurbaşkanı ve Ak Parti öder. 2028 Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçiminde vatandaş ağır bir ceza keser. Kamuoyu tepkisi bu sonucu şimdiden çok açık gösteriyor. Bu iş neden bu kadar yokuşla sürülüyor anlamak mümkün değil! Bir avuç azgın azınlığı mutlu etmek uğruna bu bedeller neden ödeniyor ve ödetiliyor ! Oysa vatandaş çok şey istemiyor; köpek korkusu olmadan çocuğunu okula göndermek istiyor. Köpek korkusu olmadan yaşlı insanlar camiye gitmek, parklarda yürüyüş yapmak temiz hava almak istiyor. Kısaca insanlar temiz, sağlıklı ve güvenli şehirlerde yaşamak istiyor. Köpek ve mama lobisi artık halkın karşısında duramıyor, onların bağırıp çağırmasını kimse umursamıyor. Medya da eskisi gibi değil, köpek ve mama lobisi medya üzerindeki etkisini kaybetti. Bu saatten sonra buradan geri adım olmaz, olmamalı! Dem bu demdir, bu sorun bir an önce çözülmelidir!

Mehmet Ali ÖNEL

408,843 просмотров • 2 лет назад

Türkiye, AKP dönemi olan son 23 yılda "eğitim reformu" diyerek çok fazla sayıda sistem değiştirdi. Bunun asıl amacını eski bakan ve YÖK denetleme kurulu başkanı itiraf ediyor: Bilimsel eğitim almış bir nesil felsefe, mantık, matematik, metodoloji vb. sayesinde eleştirel düşünceye sahip olur ve yönetimi sorgular. Bu da din ve cehaleti araç edinen siyasetçilerin halktan çalarak zenginleşmesi önündeki en büyük engeldir. Bu engeli kaldırmak için de içi boşaltılmış bir eğitim sistemiyle hiçbir işe yaramayan diploma verilir. Liyakat yerine akrabalar kayırılır. Öğretmenler ve bilim insanları düşük ücretlere mahkum edilerek aşağılanır. Böylece bilim değersizleştirilir. Niteliksiz insanlar çok para kazandığını lüks yaşantısıyla sosyal medyada öne çıkarır ve herkes için rol model olur. Toplumda çürüme başlar. Herkes belli bir oranda suç ve ahlaksızlıktan pay alarak zenginleşmeye çalışır. Bu da bir yolsuzluk hiyerarşisi yaratır. İşte bu şekilde siyaset, hukuk, ekonomi ve toplum ilişkisiyle ortaya koyulan bir çürüme yaşanır. Bugün Türkiye'de yeniden lise eğitim sisteminde değişiklik gündeme getirildi. Ancak, bütün bunların basit bir açıklamayla liyakatsizlik veya beceriksizlik olarak görülmemesi gerekir. Çünkü ilkokul mezunu ama aklı selim ve vatansever bir kişi 23 yıl çabalasaydı yine mevcut koşullardan daha iyi bir "sistem" sağlayabilirdi. Zaten bunun için ülkede "eğitim yönetimi" alanında doktoralı çok sayıda "uzman" var! Ancak, tüm bunlara rağmen yine de bu kadar kötü tablo ortadaysa bunun tek nedeni yukarıda açıklandığı gibi bile iste, kasten ve kötü niyetli bir iradedir. Bütün bunların sonucunda da iş dünyasında, kamu kurumlarında, üniversitelerde veya bürokraside son derece büyük sorunlara yol açan liyakatsizlik ve daha da önemlisi biat kültürü yani sorgulamadan, düşünmeden, hukuk ve toplumsal ortak menfaatler gözetilmeden körü körüne partizanlık ve itaat davranışları görülmektedir. Bu davranışlar teşvik edilmektedir. Bu davranışlar 23 yılda bir kültür haline gelerek lise seviyesine kadar inmiştir. Bu, başarılı olmuş sistematik bir projedir! Bugün ergen öğrenciler mevcut yöneticilerin bir kopyası olarak aynı davranışları sergileyecekler; tıpkı siyasetçilerin babadan oğula görevi devretmesi gibi... Bir kez daha söylüyorum ki bilimsel dayanakları olan görüşüme göre, Türkiye'nin yalnızca %3-8 kadar düşük bir orana sahip toplumsal kurtuluşu olabilecek. Bunun için de hayatın her alanında yani devlet, şirket ve birey için bilimsel yönetim danışmanlığı gerekecektir. Bunun önemini ve değerini anlayabilen gerçekten nitelikli temel eğitim alabilmiş kişiler rasyonel düşünce, bilim ve teknik, teknokrasi ve toplumsal adalet çerçevesinde sürdürülebilirlik biliminin dört ana boyutunda refaha kavuşabilecekler. Bunun dışındakiler biat kültürü altında yolsuzlukla zengin olabilir veya örgütlü suçlarla aynı başarıyı (!) kazanabilir. Bunun dışında aileden gelen büyük bir servet olsa dahi bunun garanti görülmemesini önemle hatırlatırım. Çünkü aynı siyasi anlayış "harami" yaklaşımıyla kendilerine göre "kafir" ilan ettikleri kişilerin mallarını yağmalamayı helal kabul ettikleri bir fetva yayımlıyorlar. Bu şekilde herkes ama herkes bir gecede terörist ilan edilerek şirketlerine kayyım atanabilir. Sabah ezanı sırasında PÖH evine baskın yapabilir. Ailesini bir daha göremez ve tüm servetini kaybeder. Türkiye'nin son yıllarda yurt dışından gayrimenkul alımında rekor kırmasının kök nedeni budur. Bazı büyük holdinglerin yönetimi devretmesinin nedeni de budur. Bazı şirketlerin halka arz olmasının nedeni de budur. Bazıları benim böyle paylaşımlara "Ben sizin kadar karamsar düşünmüyorum" şeklinde yanıt veriyor. Bunlar "Fenerbahçe şampiyon olacak." şeklinde bir "fikir" değildir. Benim biyografimde dahi yazmadığım çok fazla detay var. Bunların hepsinin özet açıklaması "finansal yönetim danışmanı" olarak geçer ama ülkemizde unvanların hiçbir önemi yok çünkü herkes serbestçe kullanabiliyor. Ancak, benim için esas olan bilimsel bilgiden ziyade ABD ve İngiltere merkezli dünyanın en büyük yatırım bankacılığı şirketlerinin ortaklarıyla 10 yıldır çalıştığımdan her türlü finans ve istihbarat bilgisini aylık toplantılarda istişare ediyoruz. Milyarlarca dolarlık yatırım kararları bu şekilde alınıyor. ABD, İngiltere, Katar ve Dubai ve daha geniş ölçekte MENA ve bu merkezlerden yönetilen AB veya Çin gibi küresel ölçekte bankalar, borsalar, özel şirketler veya yatırım projeleriyle her türlü bilgiye sahip olabiliyorum. Ayrıca, rekor ölçekli ve çok özel adli bilirkişilik, kayyımlık veya uluslararası tahkim hakemliği gibi hukuk süreçlerinde de aynı dosyaları somut olarak görebiliyorum. Bu nedenle burada "özet" açıklamalarım kimilerine göre "uzun" ama yine de bedava sunulmuş hayat kadar değerlidir. Bütün bunlara dayanarak ben gerçekçi bir yaklaşım ortaya koyuyorum ama kimilerine göre kötümser bulunabilir. 25 yıllık küresel mesleki deneyimlerimde bunlarla çok karşılaştım ama yanıldığım bir stratejik analizim olmadı çünkü tamamının somut dayanakları var. Yalnızca "bilgi asimetrisi" ve "bilişsel önyargı" olarak açıkladığımız gerekçelerle insanlar görüşlerime katılmayabilir. Bunda benim için bir menfaat olmadığı için benim için hiçbir önemi de yok. Ancak, 6 ay sonra "İbrahim Bey, siz söylemiştiniz. Başıma bunlar geldi. Şimdi beni sadece siz kurtarırsınız." gibi çok fazla talep alıyorum. Bunu söylemek için de araya hatırlı dostlar koyuyorlar ama milyon dolar da sunsalar ilgilenmiyorum. Bir kadın ve bir erkek birbirlerinden hoşlanıp seks yaparken bana mı soruyor da 9. aya erişmiş hamilelikte bu çocuğu istemiyoruz aldıralım diye bana geliyorlar. Herkes kararlarının sonuçlarına kendisi katlanır. Bilimsel yönetim danışmanlığı çok boyutlu katma değer yaratır ama mucizeler yaratamaz. Bu ancak şarlatanların bir iddiası olabilir.

Dr. İbrahim Can, CPA

20,259 просмотров • 1 год назад

Karagümrük 2-0 Fenerbahçe Rıdvan Dilmen: Daha derken olabilirdi. Tabii ki yarınki başarışları iyi takım ama izleyicileri duyar gibi oluyorum. Haklı olarak. Ben de Rıdvan Dilmen'i izlesem. Sen ne anlatıyorsun derim ben. Çünkü Galatasaray puan kaybetsin de işte 4 puanda kalsın da veya işte 5'te kalsın diye. Galatasaray yarın 1 oynayacaksa 2 oynayacak. Motivasyon tavanya baş olacak. Bir de şöyle bir durum var. Geçen hafta çok güzel bir şey söylemiştim. Önümüzdeki hafta ilk kez. Önce oynayacak. Biraz da Galatasaray psikoloji bir puanı indirip. Haklı bir. Artı Gaziantep maçından son günü Galatasaray maçı erteleniyor. Bir maçta eksiğim var. Bir maç fazlan olacak. Galatasaray'ın eksiği olacak. Ve milli maç dönüşünde sen puan farkıyla önde olma ihtimalin olabilir değil mi? Olabilirdi. Bu maçla ilgili konuşacak şeyleri aslında çok teknik olarak hiçbir şey yok. Sebebi de söyledim ya, geçen haftaki sportistçilerin manşetine koymuşlar. Şapkadan tavşan çıkarma dedim ya. Şapkadan tavşan çıkartmak 34 maçlık periyotlarda 3 bilemedin 4 kez olur. Bir oyun ve oyuncu istikrarı olur. Tabii ki kulvarlarda oynarken Bir takım değişiklikler yapabilirsin. Formasyonda ve oyuncu grubunda. Çok basit. Herkesin anlayacağı şekilde. Ya Tariska ile Asansi olmasa ne olacaktı abi? Fenerbahçe grubunun teknik direktörünün varlığına ne gerek var? Eğer Fenerbahçe bugün 57 puan aldıysa emin ol bütün oyunculara saygım var. Minimum 12 puanla bu iki oyuncu bunun Bu kadar kötü olması da kötü oynadığı Alanya'dan, bir sürü maçla Samsun'dan, Kasımpaşa'sından söyleyebilirsiniz. Şimdi ligin sonuna doğru gel, sevgili Cengiz An. En son gel. Dibine, evet. Fenerbahçe Karıgümrük'ten iki gol yedi. İçeride de bir gol yemişti galiba değil mi? Kayser Spor'dan kendi evinde 2-7, 4-2'lik maçta. Kasımpaşa'dan birbiri gitti. İki maçı da kazanamadı. Kazanamadı. Antalya Spor'dan iki gol yedi. Daha yeni oluyor bunlar. Şimdi böyle bir durumda yani ligde küme düşme ihtimali yüksek olan takımlardan siz ikişer tane gol yiyorsanız nasıl şampiyon olacaksınız? O zaman şu geliyor. Salı akşamı gördüğümüz Galatasaray'ı tabii ki Liverpool şartları başkadır konsantrasyonu. Fenerbahçe'nin şu tabloda olması bu takıma göre çok İyi yani toplu. Bu oyuncu grubu ve bu oyun yapısına göre. Oyun yapısı ve anlayışına göre samimi gerçekçi olmak lazım. Aslında 4 puanlık fark bugün direğin bir ihtimali var. Herkes Kasımpaşa'nın tale maçları da dahil olmak üzere bir hesapları vardı. O maç günü o coşkuyu da hatırlıyorum Kasımpaşa maçında. Hatta çok maçta bir hesap vardı. Emin ol bugün Fenerbahçeliler 4 puan. geride ve bir puanı indirme şansı olmasına rağmen çok Fenerbahçe'nin maçtan dahi haberi yoktur. Bu hesapları bırakmışlardı. Bakın ikisi buradan bağımsız söylüyorum. Bunun bir sebebi olmalı. Niye oldu bu durum? Niye Fenerbahçe bu duruma geldi iki haftada? Üç haftada? Şimdi burada...

Galatasarayultrataraftar

113,432 просмотров • 6 месяцев назад

İngiltere Vatandaşı Kadının Anlattığı Türkiye'nin Kırsalında Yaşamak: Bilinen Yanlışlar ve Köy Hayatinin Gerçekleri 🔹 Türkiye'de kırsal bir köyde yaşıyorum ve beş aydır buradayım. 🔹 Bunu söylediğimde insanların burada yaşamanın nasıl bir şey olduğuna dair önceden edinilmiş fikirleri olduğunu biliyorum. 🔹 Bu yüzden buraya biraz ışık tutmaya geldim. 🔹 Şimdi, Türkiye'de bir köyde yaşamanın din konusunda oldukça katı olacağını ve herkesin başını örtеceğini düşünebilirsiniz. 🔹 Durum kesinlikle böyle değil, söyleyebilirim ki genç neslin hepsi burada başını örtmüyor. 🔹 Eğer kadınlar başlarını örtüyorsa, bunlar genellikle daha yaşlı nesilden olma eğilimindedir. 🔹 Komşularımdan biri kendi alkolünü üretiyor, bildiğiniz gibi alkol İslam dininde haramdır. 🔹 Onlardan bir diğeri ise İngiltere'den her uçuşumda duty-free'den şişeli Jack Daniel's istiyor. 🔹 Bir diğer köy sakini ise her Cuma ve Cumartesi gecesi parti yapmak için Selimiye'ye gitmeyi seviyor. 🔹 Burası sandığınız gibi bir yer değil. 🔹 İkincisi, bir Türk köyünün son derece uyumlu bir yer olduğunu ve kimsenin kavga etmediğini, hepimizin harika geçindiğini düşünebilirsiniz. 🔹 Yanlış. 🔹 Burada tıpkı dünyanın başka herhangi bir yerinde olabileceği gibi kavgalar çıkıyor. 🔹 Genellikle tartışmalar burada arsa yüzünden çıkıyor. 🔹 Çünkü birlikte arsa sahibi olan yaklaşık beş kişi var ve bunlardan birkaçı satmak isterken diğerleri istemiyor, bu da bazı anlaşmazlıklara yol açıyor. 🔹 Köyde duyduğum bir diğer kavga sebebi de onurdur. 🔹 Genellikle insanlar kin tutma eğilimindedir ve aile üyeleri de size karşı kin tutacaktır. 🔹 Onlar çok gururlu insanlar, Türk insanı. 🔹 Dolayısıyla, onları veya ailelerini hoş olmayan bir konumda bırakırsanız, bunu çok ciddiye alacaklar ve sizi hayatlarından oldukça basit bir şekilde çıkaracaklar. 🔹 Üçüncüsü, Türk köyündeki insanların ana geçim kaynağının arazi bakımı, ekinler, tarım ve hayvancılık olduğunu düşünebilirsiniz. 🔹 Yine yanlış. 🔹 Bu insanlar, bu köyde yaşayanlar ya da bu özel köy, çok iş odaklı. 🔹 Otelleri var, dükkanları var, restoranları var. 🔹 Bunlardan biri son derece yakın zamanda bazı arsaları bir 101'e ya da Türkiye'de adlandırdığımız şekliyle A-101'e sattı, bana söylendiğine göre. 🔹 Hatta bazı insanlar bahçelerini yarıya bölüp ikinci bir ev inşa etmişler ve bu evi tatil kiralamaları, Airbnb vb. için kiraya veriyorlar. 🔹 Burada akıllılar, paralarıyla çok iyiler. 🔹 Eğer paraları arsa ile bağlı değilse, o zaman onu çok iyi değerlendiriyorlar. 🔹 Son olarak, buradaki tüm evlerin bunun gibi geleneksel taş binalar olduğunu düşünebilirsiniz. 🔹 Öyle değiller, diyebilirim ki onlar azınlıkta. 🔹 Burada böyle evlerde kimse yaşamıyor. 🔹 Köyde tamamen şebekeden bağımsız (off-grid) yaşayan tanıdığım sadece bir kişi var. 🔹 Elektriğini güneş panelinden alıyor, çok küçük bir malikanesi var. 🔹 Statik bir evde yaşıyor ama bunun dışında buradaki villaların hepsi lüks, yeni yapılmış villalar diyebilirim. 🔹 Şu anda geleneksel Türk köyü evlerinden ziyade daha fazla yeni yapım villa var. 🔹 Bu da buradaki köylülerin, paraya çok sıkışık olmadıkları sürece topraklarını "yabancılara" satma konusunda çok isteksiz olmalarının bir başka nedeni. 🔹 Umarım bu, Türkiye'de bir köyde yaşamaya dair algınızı değiştirmiştir. 🔹 Ben her zaman kasaba veya şehir yerine bir köyü tercih edeceğim. 🔹 Çünkü manzara bu kadar güzel görünürken nasıl etmezsiniz?

Netlog Medya

104,929 просмотров • 1 месяц назад

Amerika’yla ilgili ilk izlenimlerini anlatan hanımefendi; Amerikalılar gerçekten pis insanlar. Şimdi no offense, gerçekten pisler. Bir kere tuvalet musluğu kullanmıyorlar. Neyse, yani biraz pis bir konu üstünde durmak istemiyorum. Bir de bunun yanında, tuvalet kağıdı, ıslak mendil, yüzey temizleme mendilini bile klozete atıp sifonu çekiyorlar. Çöp kovası kullanmıyorlar tuvalette. Ben bunu oda arkadaşımdan öğrenmiştim geldiğimde. Şimdi ben Türkiye’de ne yapıyorsam aynısını yapmaya devam ettim. Sonra kız bana geldi ikinci gün şey dedi: 'Neden bunu buraya koyuyorsun ki, klozetin içine niye atmıyorsun?' dedi böyle, sanki ben malmışım gibi. Birincisi, ben mal değilim, sen pissin. İkincisi, statü ayırmıyorlar. Herhangi birine saygı duymak için title’a ihtiyaç duymuyorlar. Yani bir işletmenin patronuna da aynı saygıyı gösteriyorlar, atıyorum temizlik görevlisine de aynı saygıyı gösteriyorlar. Bence bu müthiş bir şey, Türkiye’de de olması gereken bir şey. Çünkü insan olarak nitelendiriyorlar karşısındaki kişiyi. Yani title’ı gerçekten umurlarında değil, müthiş bir şey. Keşke Türkiye’de de bu olsa. Ben çok fazla denk geldim Türkiye’de ki patronları, herkes biliyor zaten Türkiye’deki patron onları. Bu benim bayağı hoşuma giden bir şey, dikkat ettiğim bir şey yani daha doğrusu. Bir diğeri, saygıyla alakalı. 10 yaşındaki küçücük kız, 50 yaşındaki kocaman adama ismiyle hitap ediyor. Şimdi tabii ki de burada abi, abla gibi hitaplar olmadığı için tabii kültürler farklı. Ben buna biraz zorlanmıştım yani, hani abla, abi diyesim geliyor içimden. O Türk tabii ki de atamıyorum ama daha sonra şunun farkına vardım; birinin saygıyı hak etmesi için yaşının bir önemi yok aslında, yaptıklarının bir önemi var. Böyle olunca da buna da bir noktada alıştım. Dördüncüsü, keyif pzvleri. Amerikalılar inanılmaz çilli insanlar. Eğlenmeyi biliyorlar. Adamlar o kadar keyiflerine düşkün ki, ya bu refah seviyesiyle çok doğru orantılı. Bunun da bilincindeyim. Keşke Türkiye’de de böyle olsa. Maalesef değil, bayağı kıskandığım bir şey. Adamlar eğlenmeyi biliyor, çilliyorlar, memnunlar, hayatlarından memnunlar yani, keyif almaya bakıyorlar. Her şeyden keyif alıyorlar. Hiçbir şeyi zorla, yapmak zorunda oldukları için yapmıyorlar. Çalıştıkları işi bile tabii ki de para kazanmak hepimiz zorundayız, onlar da zorunlu ama onlar işlerini gerçekten çok severek yapıyorlar. Hiç bir tane bile somurtan Amerikalı görmedim. Herkes herkese merhaba, selam diyor. Bak tanımıyorlar birbirlerini, yoldan geçiyorlar bildiğiniz ve bu arada verdiğiniz cevap önemli değil, umurlarında değil. Sadece istedikleri laf atmak. İnanılmaz pozitifler, eğlenmeyi çok iyi biliyorlar. Kaç kere bunu diyeceğim ama artık eğlenmeyi biliyorlar, bu da kıskandığım bir şey. Ve son dikkat ettiğim şey de şu ki, inanılmaz sığ görüşlü insanlar var. Yani Türkiye’de de böyle insanlar olduğu için alış yani kolay alıştım. Biliyorum insanlara bu konuda nasıl davranmam gerektiğini zaten. Ya böyle futbol takımı gibi şeylerden bahsetmiyorum, özellikle din ve siyaset konularında inanılmaz sığ görüşlüler. Hani onlardan bir tık daha farklı düşünün, sizi tamamen hayatlarından falan silecek seviyeye geliyorlar. Fikirlerini değiştirmeleri çok zor, yani Türkiye’de de aynı zaten yani Ak Partililer falan aynı da, neyse işte anladınız. Yani sadece Ak Parti özelinde demiyorum, bütün siyasi partiler için bunu diyorum şimdi. Açıklamamı da bir düzgün bir şekilde yapayım, bunu dipnot gibi geçeyim. Böyle, şu anda bunları fark ettim. Daha fark ettiğim, benim garibime giden başka bir şey varsa, aa, porsiyonlar çok büyük! Ha, bunu söylemiştim zaten. Porsiyonlar inanılmaz büyük. Amerikalılar bu yüzden obez bence. O kadar büyük ki bir şeyin en küçüğünü alıyorum bitiremiyorum. Bir videoda göstereceğim galiba. Kendime küçük boy, küçük boy cornflakes aldım ve gerçekten benim gövdem kadar. Ki ben öyle minyon çıtı pıtı minik bir kız değilim yani ben 1.65’im, benim gövdem kadar. Porsiyonlar çok büyük. Neyse, bu kadardı."

Netlog Medya

78,900 просмотров • 3 месяцев назад

Dün akşam Avrupa Ligi finali sonrasında Freiburg teknik adamı Julian Schuster'e sorum ve Alman hocanın yanıtı. Freiburg, Bundesliga'nın en yaşlı takımı olmasına rağmen Avrupa Ligi'nde bu sezon hiçbir maçta 110 km altında koşmadı. Hatta bazı maçlarda koşu mesafesi 120 kmyi aştı. Bu arada bu sezon Bundesliga'da en çok duran top golü yiyen 2. takım Freiburg oldu. Alman hoca duran toplarda yaşanılan sıkıntıyı kabul ediyor. "Evet, bu bir gerçek; genel toplama baktığımızda bu yıl, geçtiğimiz yıllara kıyasla duran toplardan daha fazla gol yedik. Bunu detaylıca incelemek gerekiyor. Sadece çıplak sayıyı ele almak çok kolaycı bir yaklaşım olur, bu durumun detaylı bir analizini yapmalıyız. Duran top pozisyonlarında 'yememiz beklenen gol' oranlarına baktığımızda, durumumuz kesinlikle o ham sayıdan daha iyi görünüyor. Bu goller genellikle dönen ikinci veya üçüncü toplardan sonra kalemizde gördüğümüz goller oluyor. Biz geçmişte çok uzun yıllar boyunca bu alanda, duran top savunmasında güçlü kalarak buralara geldik; yıllar içinde bu yapıyı geliştirdik ve birçok oyuncumuz da bu sisteme tam uyum sağlıyordu. Tabii ki şu an bazı oyuncularda tekil bazda yapısal değişiklikler oldu ve bu durum belki artık sisteme yüzde yüz oturmuyor olabilir. Tam da bu tip detayların üzerine gideceğiz ve bize en büyük güvenliği neyin sağlayacağına bakacağız. Duran toplarda yaşanan güncel taktiksel gelişmelere ayak uydurmak için kendi sistemimizde ne gibi ayarlamalar ve adaptasyonlar yapmamız gerektiğini inceleyeceğiz. Elbette bu konuda, özellikle de teknik heyet olarak kendi içimizde son derece eleştirel bir yaklaşım sergiliyoruz. Bu noktada kesinlikle daha iyi olmamız gerektiğinin sorumluluğu bende. Daha önce de belirttiğim gibi, topun geliş anı, zamanlama, koşu yolları vb. her şey doğru oturduğunda bu durum bize hücum varyasyonlarında da yardımcı oluyor. Hücumdayken her zaman kullanabileceğiniz hafif bir avantaja sahip olursunuz ki biz bunu kendimiz de yeterince sık yapıyoruz. Yine de bu konuda daha iyi olma hedefimiz ve talebimiz var. Rakibinizden daha fazla koşmanın her zaman bir avantaj olması gerekmez; temel olarak daha fazla koşuyor olmanız, rakibin topu ayağında tutarak sizi koşturmasından da kaynaklanabilir. Ancak bizim durumumuzdaki birçok senaryoda bu, sahaya ne kadar büyük bir emek ve enerji yansıttığımızla doğrudan alakalı. Özellikle de ön alanda, hücum oyuncularımızın nasıl bir baskıoyunu oynadığıyla ilgili. Bizim oyunumuz çok yoğun bir koşu temposu gerektiriyor çünkü biz bu oyunu oynayabilecek fiziksel kapasiteye sahibiz. Bu kadar fazla maç oynadıktan sonra çocukların depolarında hâlâ yeterli enerjinin kalmış olması ve bunu bugün burada yeniden sahada gösterebilmiş olmaları gerçekten takdire şayan ve saygı duyulası bir durum. Bu bizim gerçek yüzümüz. Bu yeteneklerimiz ve fiziksel gücümüz sayesinde tam olarak bu tarz bir oyun oynayabiliyoruz, rakibe önde ağır baskı uygulayabiliyoruz. Maçın büyük bölümünde daha derinde yaptığımız savunma da gayet iyiydi. Bu da sezon boyunca üzerine koyarak geliştirdiğimiz bir süreçti. Gelecekte daha da iyi olmak adına bu doğrultuda çalışmaya kesinlikle devam edeceğiz"

Furkan Uzun

26,765 просмотров • 4 месяцев назад

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: Amedspor Süper Lig'e çıkarıldığı zaman, bakın “çıktığı zaman” demiyorum, “çıkarıldığı zaman”; çünkü şampiyon olarak çıkmadı, ikincilikten çıktı ve Türkiye'de futbolun ne kadar siyasallaştığını hepimiz biliyoruz. İstenmeseydi çünkü çıkarılmayabilirdi. Arkadaşlarımızla bir değerlendirme yaptık ve şu tespitte bulunduk: Kim bütün bu süreci kurguladıysa Amedspor'un Süper Lig'e çıkarılması da bu kurgunun bir parçası ve amaç, toplumsal gerilimi artırmak, stadyumlar üzerinden Türkiye'de patlamaya hazır bir potansiyeli hazırlamak. Diyebilirsiniz ki, “Ya öyle şey olur mu? Hangi akıl böyle bir şey yapar?” Hangi akıl, Sevr'in 100. uğursuz yıl dönümü olan 10 Ağustos 2026'da PKK affı yasasını Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirdiyse, o akılla aynı akıl bu düzenlemeyi yapmıştır diye düşünüyoruz. Bu benim kişisel görüşüm değil. Bu, partimizin ortak görüşü; divanda, konusunda uzman emniyetçiler, askerler, psikiyatristlerle birlikte yapmış olduğumuz tartışmanın sonucunda ulaşmış olduğumuz nokta. Çünkü futbol, her zaman ve hemen her ülkede olağanüstü gerilimlerin çok hızlı ortaya çıkmasını sağlayan bir alandır. Siz de hatırlayacaksınız, Türkiye'de bir futbol maçında iki İç Anadolu şehri arasında çıkan olaylarda onlarca kişi hayatını kaybetmiş, ağır yaralanmıştı. Onun için bunu bilen, futbolun bu gerilim alanını bilen merkezler, Amedspor üzerinden böyle bir gerilimi planlı olarak yaratmak için bunu ortaya çıkarttılar. Peki, Amedspor ne? Amedspor çok açık; yani PKK tarafından desteklenen ve PKK'nın ayrışma aracı, duygusal kopuş aracı, tahrik aracı olarak bilinçli bir şekilde kullandığı bir araç durumunda. Ve şimdi bu araç, bütün Türkiye'yi yıl boyunca bir grup taraftarla dolaşacak ve daha önce görmediğimiz görüntülerin ortaya çıkmasına neden olmaya başladı bile. Trabzon'da... Yani ligin en arkalarında, adı duyulmamış bir spor takımı iken Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası sahip çıktı. STK temsilcileri... Yani bir gizli el adeta talimat verdi. Ve yapılan araştırmaları söylüyorum size: 18 yaş üstü Kürtlerde Amedspor'a olan ilgi, 2023'ten 2025'e yüzde 8,7'den yüzde 27,5'e çıkmış. Yani 4 milyon kişiye ulaşmış bu kadar kısa sürede. Ve oy dağılımına baktığınızda, kulübün taraftarı olarak kendini niteleyenlerin yüzde 57'si DEM Parti'ye, yüzde 18'i CHP'ye, yüzde 12'si AK Parti'ye veriyor. Yani bir gizli el çok ciddi bir finansman sunuyor, bir devlet projesi gibi adeta. Ve daha önemlisi, daha geçen gün Futbol Federasyonu Başkanı hakemlere çağrıda bulundu. Dolayısıyla bunu sadece PKK ile sınırlamak mümkün mü sizce? Hayır, değil. Ama en etkili unsurun o olduğu görülüyor. Devletin yapmış olduğu tespitler var biliyorsunuz. Cemil Bayık, Amedspor'un desteklenmesi için çağrıda bulunuyor. Bu arada şunu da parantez içinde ifade edeyim: Partimizin divan üyesi, genel başkan yardımcısı, GATA'dan emekli Profesör Ali Şehirlioğlu Hoca, Diyarbakır Askerî Hastanesi'nde görevliyken aynı zamanda Diyarbakırspor'un da doktoruydu, gönüllü doktoruydu. Yani biz parti olarak Diyarbakırspor gerçeğinden, sürecin nasıl Amedsporlaştırılarak siyasallaştırıldığını gayet iyi ve gayet yakından biliyoruz. Şimdi bu siyasal pimi çekilmiş psikolojik bombayı Türkiye'nin değişik yerlerine götürüp bir tahrik ve gerilim tuzağı Türkiye'ye kurulmak isteniyor. Bu konuda devlete büyük sorumluluk düşüyor. Şu ana kadar ben devletin bu sorumluluğu yerine getirmediğini ve polisiye önlemlerle sadece durumu yönetmeye çalıştığını görüyorum. Bu da yetersiz. Bakın, bu da yetersiz. Çok daha kapsamlı, çok daha tansiyonu düşürücü psikolojik önlemlere ihtiyaç var. Ve ayrıca Amedspor lehine bir pozitif ayrımcılık yapıldığı duygusunu vermek, bunu güçlendirecek, bu düşünceyi güçlendirecek açıklamalar yapmak da tansiyonu düşürmüyor. Aksine yükseltiyor. Mesela Trabzonlu Futbol Federasyonu Başkanı'nın maçtan önce hakemlere yapmış olduğu çağrı, iyi niyetli bir çağrı olsa bile sonuçları itibarıyla doğru bir çağrı değil. Yani, “Hakemler, kanaatlerinizi Amedspor lehine kullanın.” Niye yani? Niye Antalyaspor lehine değil de Amedspor lehine? Niye Muğla İdman Yurdu için değil de Amedspor lehine? Bakın, bu herkesin kendisine sorduğu ve herkesi öfkelendiren soru hâline geliyor. Yani bir takım var, taraftarı İstiklal Marşı'nızı söylemiyor. Bir takım var, taraftarlarına diyor ki, “Stada İstiklal Marşı'ndan sonra girin.” Bir takım var, Trabzon maçı öncesinde statta örgüte yakın marşların çalınmasına izin veriyor veya çaldırıyor, bilmiyorum. Ben sadece videoda gördüğümü söylüyorum. Şimdi bu süreç böyle devam edemez. Devletin bu konuda üzerine düşen önlemleri alması ve Amedspor'u normalleştirmesi gerekiyor. Yoksa bu lig çok uzar.

Haberiniz

22,773 просмотров • 27 дней назад

İHH’dan Ayrıldım… Mayıs 2016 tarihinde İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Merkez Medya ve Sosyal Medya Birimi’nde muhabir olarak başlayan ve içerik üreticisi olarak devam eden profesyonel çalışma hayatım, bugün itibariyle son buldu. Elbette, karşılıklı anlayış çerçevesinde. Ve tabi gönül bağı devam Allah’ın izniyle. Aradan geçen 7,5 yıl şüphesiz bana çok büyük tecrübeler kazandırdı. Bir insan için en değerli yıllardır belki de 20 ila 30 yaş arası. Ve ben ömrümün en kıymetli yıllarının böylesi güzide bir kurumda geçmiş olmasından onur duyuyorum. Umarım hakkını verebilmişizdir bunca nimetin ve hizmet fırsatının… Onlarca coğrafyayı ziyaret etmek, oralarda yaşananları Türkiye ve dünya kamuoyu ile buluşturmak nasip oldu. Kah Srebrenitsa’da yumruklarımızı sıktık, kah Patani’deki yetimlerimizle hayatımızın belki de en mutlu günlerini geçirdik. Gittiğimiz her memleket, derin izler bıraktı yüreğimizde. Mesleki olarak kazandırdığı tecrübeleri saymak mümkün bile değil. Vakfa başlarken, benim için büyük müjde olan bu haberi takipçilerimle paylaşırken “Ümmete hizmet yolunda vites büyütüyoruz” iddiasında bulunmuştum. Öyle olmuş mudur gerçekten bunu tarih takdir edecek. Ama yazdığım her habere; basına servis ettiğim her bültene, fotoğrafını çektiğim her kareye, imza attığım her belgesele, klibe; inandım. İnandım da yaptım. Vicdan terazimde tarttım, maşeri vicdana sorgulattım ve öyle paylaştım kendi mecrasında. Bu nedenle ki bugün sonuna kadar huzurluyum ve hiçbir keşkem yok. Bir keşkem var aslında: İşi yapabilmenin heyecanı, sonuca bir an evvel ulaşabilmenin gayretiyle biraz yorduğum ve hatta belki de istemeden de olsa kırdığım abiler, arkadaşlar oldu; biliyorum. Ama eğer onlar da bu satırları okuyorlarsa şunu yürekten yazıyorum ki hiçbiri bir art niyetle değildi. Belki toyluk, belki biraz Karadenizlilik ve belki de biraz uzun yılların kurs ortamlarında geçmiş olmasından kaynaklıydı bu bilinçsiz yormalar. Onlar özellikle haklarını helal etsinler ve bana bunu aşabilmem için dua etsinler, ricamdır. Eksiğimin farkındayım, er ya da geç düzelteceğim inşallah. Son haftalarda yıllık izinlerimi kullanıyordum ve bu sürede vakıfta mesaimin geçtiği tüm abilerle - kardeşlerle helalleşmeye gayret ettim. Henüz görüşemediklerimiz var, onlarla da en kısa zamanda yapacağız inşallah. Tüm bunların her birine ve özellikle yakın çalışma arkadaşlarıma, abilerime sonsuz teşekkürlerimi burada sunmak istiyorum. Bir vakte kadar hiçbir akrabamın dahi olmadığı şu İstanbul’da bana aile oldular, baba oldular, öz abiden öte abilik yaptılar. Allah her birinden razı olsun, güzel işlerinde muvaffak eylesin. *** “Medya” meselesini belki de gereğinden fazla kafasına takmış birisiyim. Bu, yola çıktığımda da böyleydi aslında. Lakin kaçırdığım bir yer varmış. Bunu zamanla öğrendim: Ekonomik bağımsızlık olmadan medyada var olabilmek ve söz söyleyebilmek mümkün değilmiş. Aslında neredeyse tüm meslek dallarında dünya gidişatında böyle bir ivme var. Özel şirketler, devletlerden fazla söz sahibi olabiliyorlar yeni düzende artık. Bugün Selçuk Bayraktar’ı güçlü kılan en önemli şeyin de tam olarak bu olduğu kanaatindeyim. Kendileri de defaatle bunun altını çiziyorlar zaten. Eğer bu çaba, devletin kanatları altında ilerletilseydi bugünlere gelemeyecekti muhtemelen. Bürokratik engeller, değişen siyasi atmosfer vs. Dün, bakan olduğu için en önemli atılımlara imza atabilen adamlar bugün neredeler, hangi işle meşguller acep bir bakın. Ama Bayraktar Ailesi, kendi çizgilerini muhafaza ettikleri müddetçe bir ömür bu başarıyı sürdürebilecekler. Sürdürsünler de zaten, duamız o yönde… Demem o ki bu kurtlar sofrasında var olabilmek için önce mesleki birikim elde edilecek. Ardından da ekonomik bağımsızlık. Aslında bu yeni bir şey de değil. Bir arkadaşım bu meseleleri konuştuğumuz esnasında Ahi Teşkilatından bahsetti ve “Bu eskiden de böyleydi. Girerdin bir ustanın yanına çırak olur, işi öğrenir sonra müsadeni ister yoluna bakardın.” Kendisi farkında değildi belki de hatırlattığı bu hakikatin. Ama tam da duymam gereken zamanda gelmişti bana bu hatırlatma. Evet, meslekte 10 yılı devirdim ve artık sıra bu işin ekonomik tarafını halletmeye geldi. Ardından da sıra bu işin destanını yazmaya gelecek evelallah. Tabi, sizlerin bugüne kadar yanıbaşımda hissettiğim o eşsiz dualarıyla. Çünkü, Müslümanlar hala olması gereken düzeyde temsil edilemiyor henüz medyatik düzeyde. Çünkü, hala zalimler mazlum; mağdurlar yok sayılıyor bu kirli düzende… Bir de şu var: İstanbul’da yaşamak her geçen gün zorlaşıyor. Tıpkı diğer büyük devletlerin başkentlerinde olduğu gibi burada da hayata tutunmak, ekonomik olarak ayakta kalmak kolay olmayacak. Devlet, “Ben sana Anadolu’da da yol, hastane yaptım, İstanbul’da yaşamak zorsa oraya gidebilirsin” diyecek alttan alttan. Bunun için yöneticileri de suçlu bulamıyorum doğrusu. Aksini yapsalar akıntıya karşı kürek zorlamış olacaklar ki bugüne kadar deneyenlerin başaramadığı gibi onlar da başaramayacaklar. Öyle ise yeni hale karşı vaziyetimizi almak icap ediyor. Hem zaten rızkın onda 9’u ticarette değil miydi? Ya Allah… “Hak, haklının en mukaddes malıdır, vermezlerse alacaksın tamam mı?” diyen şaire verilmiş bir sözüm var. Yitik hazinemizi bulamazsam da yolunu gösterecek, ardımızdan gelen nesle medyanın, sinemanın neden önemsenmesi gerektiğini hatırlatacağım. Sancağımızı bizden çalanlar da böyle başlamışlardı işe bundan 150 yıl evvel. Gazetecilik faaliyetleri gömmüştü bu asil milleti diri diri toprağa. Bugün de bu cephede pek bir şey değişmedi. Adı gazete değil artık ama yol yöntem yine aynı. Adına medya demiş olalım bu düzenin. Hala bizden koparmaya devam ettikleri evlatlarımızı, memleketlerimizi, şehirlerimizi ve geleneklerimizi neyle kopartıyorlar, bir hatırlayalım isterseniz: Dizi, film, medya propagandası ve her ne halt yerse yesin asla dokunulmaması gereken gazeteciler… Hafızlığın ardından imamlık, müezzinlik, vaizlik, müftülük yolunu bırakıp bu alana yönelme saikim de buydu tam olarak zaten. Şimdi yeni bir heyecanla Besmelesini çekiyorum tüm bu niyetin. *** “Ne yapacaksın?” sorusuna cevaba gelelim şimdi: Vakfa girdiğimde yapabildiğim tek profesyonel şey haber yazabilmekti. Zamanla, medya ilişkilerinin nasıl kurulacağından tutun da fotoğraf - video çekmeye; bunların hangi bakış açısıyla elden geçmesi gerektiğine ve tüm bunları aynı anda kompleks bir şekilde nasıl yönetilebileceğine kadar birçok noktada kendimi geliştirme fırsatım oldu. Bugün geldiğim noktada sadece vakıftan değil, kamusal hayat denen mesaili hayattan da ayrılıyorum. Tabi büyük konuşmak da istemem lakin en azından bir müddet böyle deneyeceğim. Evet, şahıs şirketimi kurdum ve artık evden devam edeceğim rızkımı aramaya. Elbette bu bir risk. Maaşlı düzenden, düzensiz bir gelire geçmek çok kolay olmasa gerek. Ama kim dedi ki zaten risksiz başarı var? Bugüne kadar neyi başarmak nasip olduysa o korkularımın üzerine giderek oldu. Hatta en güçlü yanlarım da burası oldu hep: Acı acı, tırnaklarımla neyi kazandıysam o yaptı beni ben… Halihazırda dışarıdan destek olarak üstlendiğim işler var. Gün geliyor bu kurumların ya da kişilerin, fotoğraflarını çekiyorum. Gün geliyor, haberlerini yazıyorum, sosyal medyalarını yönetiyorum. Gün de geliyor belgesellerini, kliplerini, sosyal medya videolarını her şeyiyle birlikte yönetip bunun pazarlamasına gayret ediyorum. Eğer sizin de böyle bir ihtiyacınız varsa, bir vakfınız, bir Kuran Kursu’nuz, bir ticari işletmeniz ya da kendiniz için böyle bir ihtiyaç duyuyorsanız ve asgari müştereklerde buluşabiliyorsak size de bu noktada hizmet verebileceğimi buradan ilan etmek istiyorum. Bu işlerin de her birinin yine benim davama hizmet eden iş kalemleri olmasına gayret ediyorum. Bu benim bakmakla yükümlü olduğum eşimin ve Selimhan’ımın iaşesini temin için. Bunun dışında ekran yüzü olarak ama bir mecrada ama kendi oluşturmayı planladığım ortamda sözümü söylemem gerekiyor. Bu bir sac ayağıysa sadece tekniğini bilmek ya da sadece parasını kazanmak yetmiyor. Onun da arayışı içerisindeyim. Ama zorlamayacağım. Çünkü artık içimdeki deli kanı yenebilecek kadar büyüdüm. Biliyorum, nasipte varsa su akacak ve yolunu bulacak… Hem de hevesini ettiğimin de ötesinde! Adı lazım değil bir medya patronu, bugün değil çalışanlarına, eğitime gelen öğrencilerine bile hatırı sayılır bir maaş verebiliyor. Ne sebeple? Batıl davasına asker yetişsin için. Var mı Müslümanlar arasında böyle bir yapı, hem bunun heveskarlığını oluşturabilen ve hem de ödemesi gereken miktarı titremeden verebilen? Şimdi benim derdim de bu. Önce kendi iaşemi rayına oturtacağım. Ardından da ne tecrübem varsa ya da piyasada ne tecrübesi olan makul gazeteciler varsa her birinin bu aktarımı yapabilmesi için şu yeni şartlara göre bir sistem kurmaya gayret edeceğim. Gelen adamlar burada hem işi öğrenecekler hem iaşelerini temin edecekler. Oldum diyen de rahatlıkla piyasada kendi düzenini kurabilecek, ama Müslümanca! Allah’ım nasip et… Söz tükendi. Dualarınıza talibim. Rabb’im araç diye gördüklerimizi amaçlaştırmasın inşallah. Hepsinden öte bir kul olarak eksiklerimiz de çok. Her biri için ayrı ayrı dualarınıza tekraren talibim. Vesselam. | Temmuz, 2023

Bilal Gündoğdu

152,574 просмотров • 3 лет назад

Kocaelispor Maçında Başkanın Galatasaray'a Yaptıkları Gökhan Dinç: Galatasaray'da hedef haline gelmenize sebep olan 3 tane şey sıralayacağım size. 1- İçeride oynadığınız Galatasaray ve kazandığınız Galatasaray maçından sonra yaptığınız açıklama. Kısacık bir cümle söyleyeyim. Bahis operasyonundan sonra adalet olunca böyle oluyor dediniz. Yani dediniz ki adil bir yönetim oluyor. Galatasaray'ın maçları adil yönetilmiyor. Ve bahis operasyonuna karışan Galatasaraylı futbolcular falan filan sebebiyle böyle oldu diye bir imada bulunuyorsunuz. Peki bu da yetmiyor. Maçtan sonra Şinanay çaldırıp bütün tribün küfür ediyor Galatasaray'a. Şinanay benden habersiz yapıldı falan yemezler. Anında müdahale edebilirsiniz. Başkansınız siz. Ve sonra diyorsunuz ki benim Şinanay'dan haberim yoktu. Bu bir iki tane hamle. Kocaeli'de yaşananlar, oyuncunuzun Galatasaraylı futbolcunun uzattığı eli sıkmaması falan filan bunlar anlık şeyler. Bunları size ihale etmiyorum ancak. Kocaeli'de bir kombine var. Recep Turun niye bunu yapıyor biliyor musunuz? Kocaelispor şu anda hali hazırda maalesef ki Kocaelispor Başkanı Recep Durul tarafından yönetilmiyor. Daha doğrusu İmkanları, maddi imkanları Recep Durul veya yönetimi tarafından tesis edilen bir kulüp değil. Kocaeli Spor kulübünü maddi anlamda destekleyen birçok şehir takımında olduğu gibi İzmit Belediyesi. Ve İzmit Belediye Başkanı Recep Durul'un yerine 2-3 tane başkan adayıyla bizzat toplantı yapmış. Ancak bu toplantıdan olumlu sonuç alamadığı için Recep Durul devam ediyor hali hazırda Kocaeli Spor Başkanlığında. Bu benim iddiam değil, bu yerel gazetelerde zaten yaprak yaprak, saypa saypa yazılmış bir şey. Şimdi Recep Durul, kongre zamanı geldiği için şu anda kendi kendine, sözüm ona hem taraftarın hem şehrin hem de kongre üyelerinin gözünde birazcık itibarlı bir yere çıkartmaya çalışıyor. Halbuki bir kez daha söylüyorum, bu kulübün maddi imkanlarını sağlayan İzmit Belediyesidir. İzmit Belediye Başkanı da Recep Durul'dan son derece rahatsız olduğu için Farklı farklı zamanlarda farklı farklı insanlara ki bunlardan bir tanesi çok önemli bir beton şirketinin sahibinin olduğunu da söyleyebilirim size. Ama onlardan olumlu bir rapor olumlu bir sinyal alamadığı için şu anda Recep Turul bir böyle son çırpınışları oynuyor. Belki yine kalır kalmaz kimse kabul etmez. İzmit Belediyesi'nin desteğiyle yönetmeye devam eder o başka bir şey. Hodri Meydanı gelince, Hodri Meydan gerçekten bu ülkenin önemli taraftar gruplarından birisidir. Hodri Meydanı'nın gücünü ve desteğini kendi arkanıza almak istiyorsunuz. Ama ondan önce yapmanız gereken başka şey var. Siz bu kulübe, siz bu futbol takımına bir iki tane kanat oyuncusu almadınız. Bu takım iki tane kanat oyuncusu olmadan oynuyor. Santrofor olmadan oynuyor. Şimdi gelelim işin Galatasaray kısmına. Recep Turul'un kısmını bu şekilde anlattık. Bunu da burayı da şorts kesersin verirsin. Anlasınlar insanlar kimin neyi niçin yaptıklarını. Bu arada Kocaeli Spor Yönetimi de bir karar almış. Demiş ki biz Galatasaray'ı karşılamayacağız dedikten sonra biz Kocaeli Spor Yönetimi olarak biz maçı Hodri Meydan'la beraber taraftarımızın içinde izleyeceğiz. Mükemmel bir fikir. Zamanında Süleyman Seba deplasmanda Yapmış mıydı hatırlamıyorum ama içeride inançların da yapmıştı. Kendi taraftarının çarşının küfür etmemesi için çarşının içerisinde izlemişti. Siz de izleyin. Çok doğru bir karar. Taraftarınızla beraber siz kendi koltuğunuzu kurtarmak adına böyle bir hamle yapıyorsunuz belli ki. Çok net bu böyle bir hamle yapmak için yapıyorsunuz bunu. Böyle konsolide etmek diyoruz ya, kendi taraftarınızı konsolide edebilmek adına yaptığınız hamleler. Gelelim işin Galatasaray tarafına. Galatasaray tarafı da Okan Buruk'un bir ifadesi oldu. İşte Kocaeli Spor Başkanı'nın yaptığı ve Kocaeli Deplasmanı'nın da yaşadıklarımızı unutmayacağız. Onlara gereken dersi vereceğiz. Okan Hoca'nın bu konuda bir yanılgısı var. Kocaeli Spor'da yaşanan sıkıntıları bir telefonla ulaştım. Bir telefon. Sadece bir telefonla Kocaeli'de Recep Durul'un ve oradaki camianın içerisindeki sıkıntıları öğrendim. Kocaeli Spor'da ödemelerle ilgili ciddi sıkıntılar var. Galatasaray maçı öncesi Kocaeli Sporlu futbolcular neredeyse 4-5 aydır maaş alamadıkları için Son maçın ardından artık bitti kalmayı da garantiledikleri için artık onu elemiş eleyi de asmışlar. Yani futbolcular konsantrasyonunu, lig konsantrasyonlarını tamamen maaşla alamadıkları için bırakmış durumdalar. Ancak Okan Hoca'nın Galatasaray teknik direktörü olarak Kocaeli Spor maçında maçı öncesi yaptığı bu açıklamalar anlamsız bir şekilde Kocaeli Sporlu futbolcuların motivasyonunu artırmış durumda. Bu Galatasaray taraftarını konsolide etmek ve Galatasaray taraftarını birleştirmek...

Galatasarayultrataraftar

64,773 просмотров • 5 месяцев назад

2026 yılında Türkiye'de yaşanan olaya bakın lütfen. Rıza Nur'un kitabındaki Mustafa Kemal hakkında "müthiş bir sarhoş (ya da ayyaş)" diye bahsedilen bölümü paylaştığı için Atakan Ay isimli vatandaş hakkında 5816'dan dava açılmış. Çok sayıda kaynakta İsmet İnönü'nün Mustafa Kemal'e ‘Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?’ dediği, Mustafa Kemal'in de ona ‘Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba’ şeklinde cevap verdiği yazıyor. İnönü hatıralarında akşam rakı sofrasında alınan kararların sabah düzeltilmesinin bir adet haline geldiğini söylüyor. Mustafa Kemal'in uşağı Cemal Grande de her gece yarım/bir litre rakı içtiğini yazmış hatıratında. O dönemin şahitlerinin tamamı, Mustafa Kemal'in her gece rakı sofrasında olduğunu anlatıyor. Devlet arşivlerindeki sipariş ve gider pusulalarından da bunun doğru olduğunu görebiliyoruz. Dönemin cumhurbaşkanının alkol problemi olduğu açık. Ortam tam olarak şu şekilde; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı çok fazla içtiği için kalabalık bir ortamda uyarıyor ve TC Cumhurbaşkanı da, kendisine çok içiyorsun diyen TC Başbakanı'nı görevden alıyor. Mesela bunun bugün yaşandığını düşünsenize. Meclisin nasıl karışacağını, muhalif TV kanallarının günlerce aralıksız yapacağı haberleri hayal edebiliyor musunuz? Ve seçim yok. Cumhuriyet tarihinin bu en büyük siyasi skandalı, Mustafa Kemal'in sofrasında bir bardak bile devirmiyor. Savcı Bey, Türkiye Cumhuriyeti'nin önce başbakanı sonra da 2. Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü'nün bizzat doğruladığı bir durumu, yine onun kullandığı "sarhoş" tabiriyle paylaşan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına hakaret davası açıyor. Dahası 1. Cumhurbaşkanı da ‘Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba’ şeklinde cevap vererek bu durumu doğruluyor. Yani paylaşımı yapan vatandaşın mahkemede gösterebileceği 2 şahit var ve ikisi de cumhurbaşkanı. Türkiye Cumhuriyeti'nde 2 cumhurbaşkanının şahitliğine inanmayacak bir hakim yoktur herhalde diye düşünüyorum. Ve eğer mahkeme, birisine "sarhoş" demenin hakaret olduğuna karar verirse "İsmet İnönü'nün Mustafa Kemal'e hakaret ettiği" gibi hiçbir tarih kitabında yer almayan ama mahkeme tarafından tescillenmiş yeni bir tarih bilgisi ortaya çıkmış olur. Bu öncelikle Kemalist tarih anlatımının sorunlu olduğunu ve eleştirenlerin dahi vatan haini ilan edildiği "ulu önder" figürünün dokunulmazlığının, onu en iyi tanıyan kişi tarafından ihlal edildiğini gösterir. Bu da İnönü'nün bahsettiği sarhoş masasında alınan diğer kararların da meşruiyetinin sorgulanabileceği anlamına gelir. Bunun yanı sıra Mustafa Kemal'in "kafam çok hızlı çalışıyor onu uyuşturmak için içiyorum" demesinin sebebi de aslında ileri seviyedeki alkol bağımlılarında görülen yoksunluk ve kısmen Delirium Tremens hali yaşamasıdır. Mustafa Kemal'in özellikle 30-38 yılları arasında gösterdiği davranışlar, alkol bağımlılığı belirtileri ile birebir örtüşmektedir. Yani sorun, deha olduğu için çok fazla düşünmesi değil, deha olsun olmasın bütün bağımlılarda görülen yoksunluk hali yaşamasıdır. (İlk gördüğünüz alkoliğe içmediğinde neler yaşadığını sorun, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.) Aslında bu durumu kendisi de kabul etmiştir. Savcı Bey, Mustafa Kemal'in kendisinden örnek vererek "alkol iptiladır" yani bağımlılıktır diyor. Bunun anlamı Mustafa Kemal'in her akşam sarhoş olduğunu itiraf etmesi değil midir? "Yemek getirilmeden, tabak ve kadehlere de dokunulmadan önce, Atatürk masaya dirseklerini dayadı, parmaklarını bitiştirdi, sofradakileri şöyle bir süzdü. Toplantıya katılanların kimi adlarıyla, kimi de yalnız meslek sanlarıyla çağrılmışlardı. Sanla çağrılanların arasında Atatürk'ün tanımadığı genç kişiler de vardı. Bu durum karşısında Atatürk şu açıklamayı yapmayı uygun görüp ağırbaşlı bir tonla söze şöyle başladı: ...önümüzde içki kadehleri var. Aramızda, görüyorum, gençler de yer almıştır. Asıl onlara sesleniyorum. İçki bir iptiladır, ben 18 yaşımdan beri sofrada içki kullanırım, çok çalıştım; ama kendimi bu iptiladan kurtaramadım. Genç arkadaşlar, size vereceğim önemli öğütlerden biri şudur: Görevde iken sakın içki kullanmayınız, görev başında içilmez. "20 Eylül 1936 Agop Dilâçar" Bu açtığınız davanın takipçisi olacağım ve gelişmeleri buradan duyuracağım. Bunlar 2026 yılına yakışan işler değil savcı değil.

Abese İrca

28,124 просмотров • 6 месяцев назад