Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Prof. Dr. Mustafa Öztürk, itibardan tasarruf eden imparatoru anlattı: "Hekimi, Marcus Aurelius'a 'Biraz daha rahat bir yerde yaşasan, niye böyle izbe bir yerde yaşıyorsun' diyor. Marcus Aurelius ise 'Bir çoban sürüsünü yiyerek mi çoban olur? Bir imparator, halkının sırtından lüks içinde yaşayarak imparator olmaz' diye cevap veriyor."

92,904 views • 7 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Bir kadın, buluşacağı adamın tavrı yüzünden buluşmanın nasıl iptal olduğunu anlattı: • Yemin ederim bak, o kadar sinirliyim ki hala elim ayağım titriyor ya. • ⁠Evet, bugün date'e çıkamamamak kombini yapıyoruz. • ⁠Date'e çıkacağım kişiye cidden inanılmaz sinir oldum. Bodrumlu, 35 yaşında, işinde gücünde, eli yüzü düzgün, yurt dışında okumuş. • ⁠Benim yine CV kıstasları tutuyor. Gerçekten artık CV'ye bakmayacağım ya, İK nefreti! • Zaten en başından beni kendisine 10 dakika mesafede olan yerlere davet ederek falsoya başladı. • ⁠Benim yapacağım mesafe ise minimum 1.5 saat. “Hadi bu seferlik böyle olsun, belki bildiği güzel bir mekan var” falan dedim. • Sonra "Işıklar/karşı tarafı alırım, siz nerede beğenirsiniz?" dedim. “Karşı taraf büyük sorun olur" diyor. • ⁠Pardon, ben o tarafa gelirken neden sorun yok? Sen bu tarafa gelince mi sorun? • ⁠Pişkinlik diz boyu gerçekten. "Aa tüh ya, çok yazık oldu o zaman" dedim ben de. • ⁠Geri adım attı falan filan ama benim için orada bitmişti. O yüzden cevap vermedim. Üç kere daha yazınca her halde gerçekten pişman, hadi bir şans daha vereyim diye tekrar konuşmaya başladım. • ⁠Ama bu sefer nakliyeciler gelebilirdi buluşmayı kararlaştırdığımız akşam. Ben de "Benim evden çok uzaklaşmamam lazım” dedim. Bana 13, ona 16 km mesafede orta noktada bir yerde buluşmayı teklif etmeme rağmen gelmek istemedi. • ⁠”Ben 1.5 saat yol gelmesem görüşemeyeceğiz, o zaman boş ver kalsın" dedim. • ⁠O da işte biraz daha geveledi. Bana "Bir şeye ihtiyacın olursa her zaman yaz” dedi. • ⁠Ona "35 yaşında buralı bir erkek olarak daha ilk buluşmada eşit oranda özveri gösteremeyen birine ne ihtiyacım için neden yazayım?" dedim. • ⁠O da bana emoji attı, ben de engelledim. Bundan hiçbir şey olmaz.

🎙️ Muhbir

117,415 views • 1 month ago

Narin'nin cansız bedeninin günlerce neden bulunmadığını ve delillerin nasıl karartılarak yok edildiğini bu görüntülere bakarak çok rahat anlayabilirsiniz... Salim Güran'ın avukatı Onur Akdağ'ın sosyal medya hesabında yaptığı bu açıklamalar tam bir skandal niteliğinde. Merak ediyorum T.C. Diyarbakır Valiliği'i ve Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı avukatın bu açıklamalarından sonra bir soruşturma açacak mı? Bu toplantıya katılanları gözaltına alacak mı? Kolluğun yapması gereken sorguyu Güran ailesi üyeleri yapmış ve bir de sorguladıkları adamı konuşmasın diye dövüyorlar... Bu gücü nerden alıyor bu adamlar? Salim Güran'ın Avukatı Onur Akdağ bir avukat olarak bu skandal açıklamayı yaparken bile gerçekleri ters düz etmek ve olayı çıkmaz bir hale sokmak için inanılmaz bir algı yapmaya çalışmış ancak bu kez duvara çarpmış... -Onur bey şöyle diyor: görüntüler Erhan Güran'ın evindeki güvenlik kamerasından alınmış. Bu görüntüler zaten dosyada var yeni ortaya çıkmış gibi lanse ediliyor demiş.. -Onur bey gerçekleri yazmak size zor geliyor değil mi? Madem sen yazmadın gerçeği ben sana yazayım herkes öğrensin: Evet bu görüntüler Erhan Güran'ın eve taktırdığı kameradan alınmış. Ama Jandarma 8 Eylül'de evde arama yaparken bu görüntüler Hard Disk'te yoktu silinmişti. Hard Disk içinde görüntüler silindiği için Jandarma bu hard Disk'i TÜBİTAK'a yolladı ve görüntüler orada geri getirildi. Bunu neden söyleme gereği duymadınız. Bu görüntülerde madem bir şey yoktu Erhan Güran bu görüntüleri neden sildi? -Onur Bey birde şunu yazmış; Gizli toplantı diye bazı manipülatif haberler yapılmışsa da bu görüşme jandarma komutanının bilgisi ve bizzat talimatı dahilinde gerçekleşmiştir. -Jandarma size kendi aranızda gizli toplantı yapın delilleri nasıl karartacağınızı mı tartışın dedi_ Jandarma olayı bilen duyan biri varsa çağırıp sorgulayın tehdit edin mi dedi? -Sonra şunu da yazmış Avukat Onur Akdağ; Bir istihbaratçının Nevzat Bahtiyar'ın dayısının oğlu olan çoban Ahmet Akgün'ün çelişkili beyanlarından ve hareketlerinden şüphelenmesi üzerine. Jandarma, Güran ailesini bu şahısla konuşmalarını istemiş. Zaten ayrıca söz konusu şahsın jandarmada ifadesi alınmıştır.. -Onur bey üstteki cümleniz inanılmaz bir skandal. Jandarma istihbarat elamanı size yardım mı ediyor delilleri karartmak için size bilgi mi veriyor. Ahmet Akgün nasıl bir çelişkili ifade vermiş ne demiş bir açıklayın bakalım. Jandarma istihbarattan size bilgi geliyor kişi size bildiriliyor sorgusunu siz yapıyorsunuz yani öyle mi? - Bu görüntüler gerçekten skandal ötesi.. Jandarma komutanı talimat verdi, Jandarma istihbarattan bir askerin verdiği bilgi ile sorgulama yapıldı diyor Onur Akdağ... - Kolluğun, var olduğu yerde, soruşturmayı yürüten 4 Cumhuriyet savcısının var olduğu yerde, türkiye7nin konuştuğu bir gerçek ortada iken Jandarma Ahmet Akgün'ün sorgu işini Güran ailesine mi veriyor... -Şimdi merakla süreci izleyeceğiz. Salim Güran7ın Avukatı Onur Akdağ'ın bu açıklamasından sonra Diyarbakır valiliği nasıl bir tutum alacak, Jandarma komutanlığı bu konuya bir açıklık getirip gerçekleri açıklayacak mı? Cumhuriyet Başsavcılığı bu konunun soruşturulması ve oradaki kişilerin gözaltına alınıp sorgulanması için talimat verecek mi bekleyip göreceğiz...

Ferit Demir

449,262 views • 1 year ago

Halis (Halis Bayancuk) hoca... Size reddiye değil, tashih yapmak için özel bir video çekmek yerine evvelen ezber bir kelam ile Eş'arilik-Matüridlik hakkında yaptığınız bu ezber kelama anlam vermiş değilim. Bunu kasten mi yapıyorsunuz yoksa gerçekten ilmen bu kadara mı vusul ettiniz anlayamadım. Hüsnü niyyeti muhafaza ederek sizlere şunları yazmak istedim. Lütfen, artık derin araştırmalarla bu konuları masaya yatırın. Bismillah.. Eşariler: "Allah her yerdedir!" diyor. Soru: Eşariler Allah'ın Bütün mekanlarda olduğunu iddia ediyorlar. Alimlerin geneli ise Allah'ın sema'da olduğunu söylüyor.(1) Eş'ariler kafir olur mu?(1.15.50) Cevap: Bu konular konuşulmaz.Öncelikler fıkhından dolayı. Peygamber döneminde de bu tarz problemler vardı. Selef dönemi böyle değildi.(1.16.40) Bu ayeti inkar değil bir yorumlamadır(1.18.20) Eşarilerin Allah'ın her yerde olduğu iddiası şu ayetten gelmiştir"Huve meakum eyne ma kuntum"(1.19.20) Biz de İmam Ahmed gibi bu ayetin manasının ilimle bağlarız. Yani Allah Semadadır fakat ilmi , Sem'i ve basarı ile kullarıyla beraberdir. Onları kuşatmıştır. (1.19.50) Bazı ayetleri muhkem sayıp diğer bütün ayetleri bunlar üzerine te'vil etmişlerdir "leyse kemislihi şey" ayeti de bunlardan biridir. Eşariler bu ayeti de yanlış anlamıştır. Ayetin sonu başını açıklamaktadır.(1.20.10) Reddiye 1- Videoda soru soran kişi tarafından Eşariler (ve Maturideler ile ilgili) bir iddia ileri sürülüyor. Halis Hoca da bu iddiayı ikrar ederek bir cevap veriyor. Dolayısıyla Eşarilerin bu görüşte olduğu ikisi tarafından da müsellem görünüyor. Şimdi bu kısım ile ilgili mübhem bir kaç şey vardır. Bunlar: a- Eşariler, "Allahın her yerde olduğunu" hangi anlamda söylüyorlar? Zatıyla mı yoksa ilmiyle? Bu mübhemdir, açıklanması lazımdır ki bu iddia doğrulansın veya tekzip edilsin. b- İddiada her yerde olmadan kastın Zatıyla olduğu ise, bunu söyleyen Eşariler kimlerdir? Varsa bunlar Eşari mezhebinde mu'temed kişiler mi? c- İddiada her yerde olmadan kastın ilmiyle olduğu ise, bunu söyleyen Eşariler kimlerdir? Ve bunlar Eşari mezhebinde mu'temed kişiler mi? Mutemedler ise, bununla neyi kastediyorlar? d- Eğer Eşarilerin "Allah her yerdedir."den kastı size göre ilmiyle ise; o zaman İmam Ahmed'e nispet ettiğiniz ve kendinizin de böyle düşündüğü bu görüşün Eşarilerin görüşünden farkı nedir? e- Eğer fark yoksa o zaman Eşarilerin tevili batıl iken sizin te'viliniz niye hak te'vil oluyor? Bunlar açıklanmadan doğru bir tahlil ve değerlendirmenin yapılması mümkün değildir. Ama bazı noktalara da değinelim... 2- Halis Hoca, bu tür meselelerin konuşulmaması gerektiğini öncelikler fıkhı gereği olduğunu savunuyor. Burada da netleşmesi gereken bazı noktalar var: a- Bunları konuşmak fıkhî bir mesele mi yoksa itikadî bir mesele mi? b- Hoca'dan anlaşılan davetin üslubu ve dili alakalı olduğu anlaşılıyor. Buna göre davetin dili fıkhî bir mesele midir? c- Fıkhî bir mesele ise ahkam-ı teklifiyyenin hangi kısmına girer? Giriyorsa bunun delili nedir? d- "İslam'da öncelikler fıkhı vardır." diye bir iddiası var hocanın. Öncelikler fıkhı bidat değil midir size göre? Bidat değilse delili nedir? Öncelikler fıkhı herkes tarafından kabul edilen birşey midir? e- Öncelikler fıkhını daha kapsamlı mı görüyor hoca? 3- Hoca, Eşarilerin iddiasının "Allah her yerdedir." olduğunu ve Eşarilere göre bunun delilinin de "O, nerde olursanız olun sizinledir." ayeti olduğunu ifade ediyor. Ve bu delili de Eşarilerin yanlış yorumladıklarını söyledi. Şimdi burada ıspat edilmesi gereken birkaç nokta vardır hoca tarafından. Bunlar: a- Yukarıda söylediğimiz gibi, Hocaya göre Eşariler tam olarak ne söylüyorlar? b- Bu sözün Eşarilere nisbeti ne derece doğrudur? c- Eşariler gerçekten bu ayeti mi delil olarak getirip tevil ediyorlar? Bunun delili nedir? Hangi Eşari bu iddiadadır? d- Eşariler, şayet istiva ayetini bu ayet ile tevil ediyorlarsa bu size göre niye batıl tevil olsun? e- Size göre hadid 4 ayeti müteşabih, istiva ayeti muhkem midir? Şayet böyle ise bunun delili nedir?

İbrahim KAYA

48,899 views • 1 year ago

Kocasının, çocuğunun sorumluluğunu kendisine kıyasla daha az üstlenmesine sitem eden kadın: • Bebeğimi babasına bırakıp dışarı çıkıyorum ama pek teşekkür edemiyorum. • ⁠Mesela şu an hazırlanmak için uyuttum, o yüzden sessiz konuşuyorum. • ⁠Bugün dışarı çıkacağım diye yemeğini hazırladım. Ha, olur da yemezse diye yedek bir şey daha hazırladım. • ⁠Ben olsam mutlaka yediririm de bir şeyler adil gelmiyor. Mesela o dışarı çıkarken “Uykusu var mı?”, “Yemek yiyecek mi?” gibi durumların hiçbirini düşündüğünü sanmıyorum, düşünmüyor da zaten. • ⁠Erkekler biraz şey... Dışarı çıkıyor ya, arkadaşlarıyla muhabbet ediyor ya, sadece ona odaklanabiliyor. Beyninin o kısmı kapanıyor onlarda, çocukla ilgili olan kısım kapanıyor. • Ben dışarı çıkmadan önce onu düşünüyorum, dışarı çıktığımda düşünüyorum. Aklımın bir köşesi sürekli çalışmaya devam ediyor. • ⁠Yani ben dışarı çıktığımda dinlenmiyorum, böyle hakkıyla kendime vakit ayırdığımı da düşünmüyorum. • ⁠Biz bir yere giderken anne olarak çocuğu düşündüğümüz kadar ona bakacak kişiyi de düşünüyoruz. • ⁠Rahat etsin, her şey elinin altında olsun, hani çocuk ağlarsa falan panik yapmasın... • ⁠Yani aslında düşününce biz sürekli düşünüyoruz. İnsanı yoran kısım zaten yapmaktan çok düşünmek. • Sanki obenimmiş de babasına emanet ediyormuşum gibi. “Dışarı çıkabilir miyim?”dediğimde “Tabii ki” diyor ama onun dışarı çıkmasıyla benim dışarı çıkmam hiçbir zaman bir değil. • ⁠O şu an dışarı çıkmak istese pat diye çıkar. Yemeğin var mı, bilmem ne... Hiç düşünmesine gerek yok çünkü annesi var. • ⁠O gün bütün gün gelmeyebilir, hatta şehir dışına bile çıkabilir. Benim böyle bir şey yapma imkanım var mı mesela? • ⁠Ben dışarı çıktığımda 2-3 saat içinde gelmeye çalışıyorum. Hani bu anne olmak demek mi? • ⁠Bu kadar eşitlik beklememeli miyiz bilmiyorum ama ben o yüzden böyle şeylerde teşekkür edemiyorum; çünkü dinlenmiş hissedemiyorum kendimi.

🎙️ Muhbir

49,508 views • 1 month ago

Ortalık biraz sakinceyse tweet atacağım müsadenizle🙂 Görüntülerde geçen yılki Ankara Onur Yürüyüşümüz var. Sık sık nefret suçlarıyla anılan bir yerde valiliğin tüm engelleme girişimlerine rağmen yürümüştük. Canlı yayınlamıştık hatta. Yani geçen yıl da açık kimlikliydim aslında ama bu kadar ilgilenmemiştiniz. İlgi görmek gibi bir derdim yok ama sabitlediğim şu meşhur son tweet, 2 milyon kez görüntülendi. Toplumum makul bir kesiminin aklında "acaba ben bu konuda çok mu önyargılıyım?" gibi bir soru işareti uyandırdıysam ne mutlu. Önyargılar çok yaygın dostlar. Hiç ummadığınız birileri, lgbti sözünü duyunca hemen saldırıya geçebiliyor. Oysa yetişkinlerin rızası dahilinde kurdukları beraberliklerden, aşktan, yaşam biçimlerinden ve uğradıkları ayrımcılıktan söz ediyorum. Size seks ve pozisyonlar anlatıyorum gibi mi geliyor? Ya da bizi aileye saldıran bir örgüt gibi mi kodladınız? Örgüt değiliz, üyelik aidatımız da yok☺️Bir de hiç ummadığım insanlar "tercih" tabirini kullanıyor hâlâ. "Sizin tercihiniz tabii ama..." diye cümleler kurabiliyor. Söylesenize tercih etmek mümkün olsaydı bu kadar aşağılama ve ötekileştirmeye rağmen böyle olmayı mı tercih ederdik? Bu bir yönelim ve hepimizin çok farklı yönelim öyküleri var... Uzattım bak yine. Uzun lafın kısası neşeli, rahat, refah içinde, özgür, bağımsız bir Akdeniz ülkesi mi olacağız yoksa insanların birbirini inanç uğruna boğazladığı, eşcinselleri çatılardan attığı, kadınlara zulmettigi, emperyalistlerin cirit attığı Ortadoğu batağına mı sürükleneceğiz? Mesele biraz da bu sanırım. Ve zannediyorum ki: "Eşcinsellerin özgürlüğü, heteroseksüelleri de özgürleştirecek" evet. Bu vesileyle 70'lerden beri bu alanda mücadele eden, bedel ödeyen tüm aktivisitleri saygıyla analım. Geceye bir Küçük İskender ya da Arkadaş Zekai Özger şiiiri bırakmak ister misiniz bu gönderinin altına ya da bir Ferdi Özbeğen şarkısı? Çünkü çoğu zaman gönderilerimin altı küfürden hakaretten geçilmiyor. Onları daha az görünür kılmış oluruz belki🥹 Geçen yılkı yürüyüşün linkini de bıraktım: Ben, hepinizi anlamaya çalışıyorum. Bir kısmınızı da çok seviyorum😘 (Bu yıl 🏳️‍🌈Ankara Onur Yürüyüşü 22 Haziran'da, 🏳️‍🌈İstanbul Onur Yürüyüşü 29 Haziran'da)
0:52

Sensitive content

Ortalık biraz sakinceyse tweet atacağım müsadenizle🙂 Görüntülerde geçen yılki Ankara Onur Yürüyüşümüz var. Sık sık nefret suçlarıyla anılan bir yerde valiliğin tüm engelleme girişimlerine rağmen yürümüştük. Canlı yayınlamıştık hatta. Yani geçen yıl da açık kimlikliydim aslında ama bu kadar ilgilenmemiştiniz. İlgi görmek gibi bir derdim yok ama sabitlediğim şu meşhur son tweet, 2 milyon kez görüntülendi. Toplumum makul bir kesiminin aklında "acaba ben bu konuda çok mu önyargılıyım?" gibi bir soru işareti uyandırdıysam ne mutlu. Önyargılar çok yaygın dostlar. Hiç ummadığınız birileri, lgbti sözünü duyunca hemen saldırıya geçebiliyor. Oysa yetişkinlerin rızası dahilinde kurdukları beraberliklerden, aşktan, yaşam biçimlerinden ve uğradıkları ayrımcılıktan söz ediyorum. Size seks ve pozisyonlar anlatıyorum gibi mi geliyor? Ya da bizi aileye saldıran bir örgüt gibi mi kodladınız? Örgüt değiliz, üyelik aidatımız da yok☺️Bir de hiç ummadığım insanlar "tercih" tabirini kullanıyor hâlâ. "Sizin tercihiniz tabii ama..." diye cümleler kurabiliyor. Söylesenize tercih etmek mümkün olsaydı bu kadar aşağılama ve ötekileştirmeye rağmen böyle olmayı mı tercih ederdik? Bu bir yönelim ve hepimizin çok farklı yönelim öyküleri var... Uzattım bak yine. Uzun lafın kısası neşeli, rahat, refah içinde, özgür, bağımsız bir Akdeniz ülkesi mi olacağız yoksa insanların birbirini inanç uğruna boğazladığı, eşcinselleri çatılardan attığı, kadınlara zulmettigi, emperyalistlerin cirit attığı Ortadoğu batağına mı sürükleneceğiz? Mesele biraz da bu sanırım. Ve zannediyorum ki: "Eşcinsellerin özgürlüğü, heteroseksüelleri de özgürleştirecek" evet. Bu vesileyle 70'lerden beri bu alanda mücadele eden, bedel ödeyen tüm aktivisitleri saygıyla analım. Geceye bir Küçük İskender ya da Arkadaş Zekai Özger şiiiri bırakmak ister misiniz bu gönderinin altına ya da bir Ferdi Özbeğen şarkısı? Çünkü çoğu zaman gönderilerimin altı küfürden hakaretten geçilmiyor. Onları daha az görünür kılmış oluruz belki🥹 Geçen yılkı yürüyüşün linkini de bıraktım: Ben, hepinizi anlamaya çalışıyorum. Bir kısmınızı da çok seviyorum😘 (Bu yıl 🏳️‍🌈Ankara Onur Yürüyüşü 22 Haziran'da, 🏳️‍🌈İstanbul Onur Yürüyüşü 29 Haziran'da)

irfan değirmenci

117,979 views • 1 year ago

Fatih Belediye Başkanımız Ergün Turan (M. Ergün TURAN) : Siyasetin gürültülü dönemleri olur. Bugün de Cumhuriyet Halk Partisi için aynı dönem işliyor. Bunlara girmeyeceğim çünkü yargı süreçleri devam ediyor. Pazartesi günü burada Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Ülkü Hanım bir tweet atıyor. Döküm sahasını işleten şahıs ve firmaları bir takım yerlere para yatırıp aldığını konu eden tweet atıyor, ben bu iddialara cevap vermeyeceğim. CHP Grup Başkan Vekili " bu şahsın Fatih Belediyesi'ne bağış yaptığını" iddia ediyor. CHP Genel Başkanı bir yıl önce şahsım üzerinden bir takım iddialarda bulundu. Hemen açıklama yapmasını söyleyerek neden Salı gününü beklediğini sordum ve nezaket çerçevesinde cevap verdim. Bahsettiği iddiaların da içinin boş olduğu ortaya çıktı. Şimdi bu tweette bahsedilen konu içinde net olarak söylüyorum. 20 yılı aşkın süredir buradayım, eski TOKİ Başkanı'yım. Babam inşaatçı, ben inşaatçıyım. Bahsedilen şahıs Karadenizli ve bu şahsı ne duydum ne gördüm. Şahsen tanımıyorum. Tanısam da bir ayıp yok. Fatih ilçemizde 400 bin insan ve belediyemizde 3 bin çalışan var. Biz de hemen bahsedilen konu üzerine "Arkadaşlar nedir bu? Bu arkadaşın bizde bir ilgisi mi var? Bu firmaların bir ilgisi mi var?" diye araştırdık. Bir teftiş raporu var. Ben de bu teftiş raporunu edindim; herkesin elinde var. Bu teftiş raporunda açtık baktık; bizde böyle bir "bağış" kaydı yok. Ne var biliyor musunuz? Çok enteresan; 2022, 2023 ve 2025 yıllarında Fatih Belediyesi’ne bir bağış yapılmamış. Tam tersine Fatih Belediyesi, bu ilgili firmaya para yatırmış. Siz müfettiş raporundaki "gelen" hanesinde gözüken rakamları, "giden" hanesindeki rakamlar gibi yorumlayıp "buraya bağış yapılmış" dediniz. Bu firma incelenirken kendi hesaplarına dışarıdan gelen paralar, aslında bizim oraya yatırdığımız paralardır. Biz Fatih Belediyesi olarak döküm sahasına, bölgeden topladığımız molozları ve benzeri şeyleri bir yerde topluyoruz. Topladığımız yeri işleten bir müteahhitimiz var, sadece taşımacılık yapan. Ona fişini veriyoruz, o da gidiyor döküm sahasına döküm yapıyor. Bu raporda üç ayrı yerde gelen ve giden hesabı var. Bizim bu şirketin hesabına yatırdığımız paraları okuyayım: 2022 yılında: 21 ayrı işlemde 2 milyon 915 bin lira, 2023 yılında: 30 ayrı işlemde 5 milyon 612 bin lira, 2025 yılında: 72 ayrı işlemde 5 milyon 718 bin lira. Biz niye buraya para yatırıyoruz? Çünkü İstanbul'da döküm sahasını Büyükşehir Belediyesi belirliyor. Bize nereye dökeceğimizi onlar söylüyor. Biz de gidiyoruz, söylenen yerdeki firmaya parayı yatırıp fişimizi alıyoruz. Bunu "bağış" olarak izah ediyorsunuz. Size yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına nasıl bu kadar rahat yapabiliyorsunuz? Nasıl bir anda beş tane insana ithamda bulunabiliyorsunuz? Bunun vicdani tarafı neresi? İnsani bir hatadır, yanlış anlamıştır. Çıksın özür dilesin. "Fatih Belediyesi'nden ve başkanımdan özür diliyorum" desin. Siyaseten kendisi adına bir eksik yazar belki ama insani olarak saygınlığı olur; benim nezdimde de olur. Son söz olarak; ben uzun yıllardır buradayım. İlçe meclislerinde, Güngören’de on beş yıl, beş yıl TOKİ başkanlığında görev yaptım. Amacımız buralara gelip güzel bir iz bırakmaktır. Sert tartışmalarımız oldu ama kalp kırmaya gelmedik. Yunus Emre’nin dediği gibi; "İstersen var bin hacca, hepsinden iyice bir gönüle girmektir." Sizin kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına bu kadar rahat yapmanızın nedenini merak ediyorum.

İBB AK Parti Meclis Grubu

20,403 views • 4 months ago

📌BAŞKAN ALİ KOÇ: “BU SEÇİM ÖNCESİ YAPILMIŞ BİR OPERASYONDUR!” Ali Koç, C. Alanyaspor maçı sonrası basın mensuplarına açıklama yaptı. 💥 “BENİM KALBİM BU VÜCUTTA ATTIĞI MÜDDETÇE…” “Pazar günü seçim var. Sadece şunu size ifade etmek istiyorum. Bu seçim öncesi yapılmış bir operasyondur. Kimse bana digital atamaydı filan hikayesini anlatmasın. Zaten federasyondaki herkes de digital atama filan olmadığını gayet iyi biliyorlar. Bile-bile, isteye-isteye, buraya en son atanacak bir hakemi Galatasaray nick name’i ile eğitim programına katılacak kadar yüzsüz birini buraya atamak seçim öncesi zaten pazar günkü maçtan sonra böyle bir şey bekliyorduk. Bizim seçimimize bir operasyondur. Yalnız olay bu hakemler değil. Bu hakemlerin ne olduğu, bu iki hakemin de ne olduğu Fenerbahçeliler tarafından gayet iyi bilinir. Şimdi buradan açık açık Türkiye’ye sesleniyorum. Benim kalbim bu vücutta attığı müddetçe Sn. Ferhat Gündoğdu’nun ne olduğunu, kim olduğunu, neyi temsil ettiğini öyle ya da böyle tüm ülke görecek. Çünkü bu iş böyle olmaz. 💥“BUNU BURAYA YOLLAYAN KİŞİ BU İŞİN SORUMLUSUDUR” Sn. Federasyon Başkanı ne dedi: ‘VAR hakeminin hata yapmasını kabul edemem.’ Biraz bekledik. Sizin temsil ettiğiniz kanallarda bu konu nasıl yorumlanıyor, nasıl ele alınıyor diye. Ve çok enderdir bir pozisyonda iki penaltı pozisyonun aynı anda olması. Burada böyle bir pozisyon yaşandı. Hangi otoriteye sorarsan sor, ‘Ya iki penaltı var’ diyor, ‘ya iki pozisyondan biri kesin penaltı’ diyor. Şaka gibi. Uzatmalar zaten iki dakika oynandı. VAR’a gidecekmiş gibi dinledi. Sonra da maçı bitirdi. Bunu buraya yollayan kişi bu işin sorumlusudur. 💥“FENERBAHÇE SEÇİMLERİNE BİR OPERASYONDUR, BİR MÜDAHALEDİR” Sn. Başkan size sesleniyorum: ‘Siz dediniz ki, ‘VAR hakemi hata ya-pa-maz.’ Tavrınızı bekliyoruz. Türk futbolunun selameti için MHK hakeminizin, başkanınızın kim olduğunu, ne olduğunu lütfen ve lütfen kulak verin. Bütün Ankara bu konuyu, bu kişiyi konuşuyor. Siz niye kulak vermiyorsunuz? Etraflıca niye araştırmıyorsunuz? Zaten hakemlik kariyeri açısından MHK Başkanlığı yapabilecek bir sicile de sahip olmayan bir insanı… Geçen sefer atadılar, arkasına birini koydular. Ahmet Şahin diye. Esas oydu. Hala akıl hocası o ve birkaç kişi daha. Buraya bu hakemin seçim öncesi atanması Fenerbahçe seçimlerine bir operasyondur, bir müdahaledir. 💥“BİZ ÖYLE YA DA BÖYLE ŞAMPİYON OLACAĞIZ” Biz öyle ya da böyle şampiyon olacağız. Bugün çok mu iyi oynadık, hayır. Beraberliği hak ettik mi, kesinlikle hayır. Bir penaltı kaçırdık. Saçma sapan bir gol yedik. Kalecilerin kaderinde bu vardır ama en kritik yerde geldi. 3-0, 5-0, 4-1 iken gelse bir şey olmaz. Tamam ama o demek değildir ki iki bir değil, iki pozisyonda aynı anda bir kornerde penaltıyı VAR’ın çağırmaması, hakemin gördüğünü çalmaması, VAR’ın da onu çağırmaması olacak iş değil. Bu adamlar buraya bir vazife için geldiler. Vazifelerini yerine getirdiler. 💥“BU ZİHNİYET 100 MİLYONLARCA EURO HARCANAN TÜRK FUTBOLUNUN BAŞINDA OLAMAZ, OLMAMALI!” Geçen hafta burada bir derbi maçı oynandı. Çizgiyi geçen topta golümüz verilmedi. Kırmızı kart verilmesi gereken pozisyon VAR’dan verildi. Orta saha hakemi vermedi. Rakibimizin attığı golün gol olduğunu iddia ediyor. Fenerbahçe’nin çizgiyi geçen golü neredeyse hiç konuşulmuyor. Yapı-yapı derken bunları boşuna söylemiyoruz. İnanın sezonun başındaki bu durumlar aslında sezon sonundaki sıralamayı belirleyen ana unsurların başında geliyor ama şunu söyleyeyim; bu işin intikamı olacaktır. Böyle iki tane hakem yollayıp bize operasyon çekip seçimleri etkilemek için veya pazar günü çok baskı yedik, Fenerbahçe’ye kıyak yaptık gibi gözüküyor. Medyada böyle hava yaratılıyor ya medyada onun için bu sefer de tam tersini yapalım. Bu zihniyet 100 milyonlarca Euro harcanan Türk futbolunun başında olamaz. 💥FEDERASYON BAŞKANINA ÇAĞRI! Sn. Başkana bir kez daha sesleniyorum.Türk futbolu paydaşları tarafından iyi niyetinizden şüphe edilmesini istemiyorsanız, bu konuya derinlemesine bakmanız gerekiyor.

Bybon Sports

15,607 views • 1 year ago

Bu Haftaki Propaganda Programında Yaşar Gören'in Üstad Kadir Mısıroğlu İddalarına Dair Eleştiri Öncelikle beni tanıyan herkes bilir, ben eleştiri yapacak ise isim belirtmeden, gizli kapaklı yapmam. Kişinin yüzüne bakarak yaparım. Bu eleştirimi de böyle yapacağım. Bu haftaki programın linki ; Yaşar Gören daha programın girişinde Tarihçilerin tasnifini yapıyor ve burada Üstad Kadir Mısıroğlu ile alakalı birkaç iddaa dile getiriyor. Ben yıllarımı Üstadı dinleyen bir kimse olarak bu iddaalara cevap vermeyi zorunluluk sayarım... İddaa 1; Kadir Mısıroğlu bile ℅ 25 oranında Kemalisttir diyor.. İnceleyelim... Cevap; Kadir Mısıroğlu'nun hayatını ve çalışmalarını biraz olsun bilen bir kimse böyle birşeyi söylemez. Ömrünü Rejimin batıllarını anlatmaya ayıran, bu uğurda hapis yatan, çile çeken, vatansız yaşamak zorunda kalan ve mücadeleyi asla bırakmayan birisine bu lafı söylemek gerçekten artık bir görüş değil iftiradır. Böyle bir sözü eden kişi hiçmi düşünmez kim hakkında konuşuyorum ben diye? Üstad ömrünü Kemalizm mücadelesi için verdi. Yaşar Gören o zamanlarda neredeydi bilmiyorum, Üstad zulüm görürken kendisi ne ile ilgileniyor idi. Böyle büyük bir dava erine bu iftirayı attığı için ben dünyada Üstad'da ahirette davacı olacaktır... Artık ahirette hesaplaşırlar. Çünkü o gün herkes hakkını alır... İddaa 2; Murat Bardakçı dahil Mustafa Kemal'i Samsuna Vahidettin gönderdi, Milli Mücadeleyi başlatsın diye, Kadir Mısıroğlu'da ama onu Vahidettin gönderdi... Cevap; Yaşar Gören önce iddaa ettiği şeyi eksik biliyor. Üstad Kadir Mısıroğlu bunu söylüyor elindeki belgelere dayanarak doğru. Ama Milli Mücadele başlatsın diye gönderdi demiyor. Protesto sebebi ile göndermiştir diyor. Zaten kendisi bunu videolarında defalarca söyledi. Sultan Vahideddin'in gönderdiği ile alakalı kaç tane vesika paylaştı. Keşke itham da bulunmak yerine belgeleri incelese idi. Bir Tarihçi bunu yapar. Ama böyle birşey yapmıyor. Benim dediğim doğru sözü delil ister... Burada da Üstad'ın demediği birşeyi iddaa ediyor... Kurtuluş Savaşını başlatsın diye gönderdi sözü direkt Üstad'a iftiradır çünkü kendisi tam tersini söylüyor.. İddaa 3; Kadir Mısıroğlu'nda ağır bilgi eksiklikleri vardır, kaynaklara erişememiştir, aradaki boşluğu kendi şeyi ile dolduruyor, zihni ile. Herhalde böyle olmuştur, herhalde şöyle olmuştur diye. Cevap; Bu sen iddaa ise en korkuncu gerçekten. Bu iddaa kıskançlıktan değil ise saf bir cehaletten olur ancak. Özellikle de Türkiye'de Yakın Tarih ile alakalı elinde bu kadar belge olan birisine bu sözü söylemek ilginç bir durum. Belge istiyor ise eğer Üstad'ın kaleme aldığı 3 Mazlum Padişah Sultan Abdülaziz, Sultan Abdülhamid ve Sultan Vahideddin kitabına baksa yeterdi. Bu eserleri yazan ve eserlerinde özellikle Cumhuriyet tarihi ile alakalı sayısız vesika olan birisine ve bununla meşhur birisine bu söz edilmez. Varsa tespit ettiği birşey bunu söylemek zorunda, bunu yapmayıp ağır bilgi eksiği vardır demek sadece laf salatası olur. Merak ediyorum Üstad'ın bu konularda bir kitabını okuyup ispat ettiği bir hata var mıdır? Varsa bizimle de paylaşmalı. Bir Tarihçi şunu eksik biliyor demez, delil getirir ve getirilen delili çürütür. Üstad bu eserleri yazar iken Yaşar Gören neredeydi acaba? Ben bu eleştirileri Yaşar Gören'in söylemlerini direk doğru kabul edip, fikir yürüten Furkan Bölükbaşı kardeşimize de yapıyorum. Bu iddalar gerçekten iddaa değil ancak iftira oluyor Kadir Mısıroğlu Üstad'a. Enver Paşa ile alakalı iddaasını konuşmuyorum bile çünkü bizzat kendi özel dersi var konuyla alakalı. Enver Paşa'nın Gagavuz olduğunu bilmiyor demesi de hayli tuhaf. Yakın Tarih-i Türkiye'de ezbere yazan birisine bu sözler ilmi değil hevaı hevesindendir. Keşke bunları hayatta iken söyleseydi de cevabını alsaydı. Ölünün ardından konuşmak kolay, çünkü cevap veremez... Kayıt ettiğim bölüm aşağıdadır. ne dediyse onu yazdım. Selam ve Dua ile Dostlar maksadımız kavga değil, tenkittir. Hakikat herkesin hatırından üstündür..

Yahya Cirit

17,449 views • 1 year ago

Kimse Hakeme Müdahale edemez tartışma çıktı Haluk Yürekli: İbrahim abi. Hulusi Belgün'ün bir tane şeyi var. Tweet'i var. Onu versenize abi. Bunu okuyayım. Sayın Yılgün. Onu hazırlayayım. Söyleyecek çok şey var ama değmez. Bu gece bizi ikinci yarıda hakem takdir haklarının hepsini bize karşı kullandı. Anadolu takımlarının... İstanbul'un puan alması istenmiyor. Ben... Hayır şeye şaşırdım. Şimdi bir faal yapmış Fenerbahçe. Takdir hakkı... Ne konuşuyor abi? Boş boş konuşuyoruz işte. Son dakikada dün. Vermedi diyor işte. Faal yaptı. 2-2 iken galiba. 2-2 iken bir top var. Kornere giden kafasına darbe alıyor. Sidiki Şerif'in kafası geliyor. Ona korner veriyor. Herhalde onları söylüyor. Anadolu takımlarının İstanbul'dan puan alması istenmiyor. Bence Avrupa maçımız olduğu için kaybettik biz maçı. Avrupa maçımız olmasaydı Perşembe günü Fenerbahçe'nin Öztü abi nerenin içinden geçiyorsun falan. Mesela bu kadar. Bunu okumak bile istemiyorum. Abi işte bu adamı ciddi anlamamızdan dolayı çok şeyim ben. Rahatsızım. Devre arasında Fenerbahçeli. Ya bir başkana yakışır mı bu taraftara? Abi taraftara bir de yakışmaz ya. Böyle olacak şey mi ya? Abi bence onun Türkiye ile ilgili bir... Ya yeter abi konuşmasın o zaman ya. Devre arasında Fenerbahçeli futbolcular hakemin boğazına sarılmışlar diye duydum. Bana böyle dendi. Böyle bir açıklama. Abi eğer şimdi ben bu bölümle çok ilgileniyorum. Şimdi devre arasında eğer Samsun Spol Kulübü Başkanı'nın bir iddiası bu. Biz bilmiyoruz. Ben orada yoktum. Devre arasında Fenerbahçililer de sen söyle. Fenerbahçililer futbolcular devre arasında hakemin boğazına sarıldılarsa ve aynen o boğazına sarılan oyuncular ikinci yer sahaya çıktılarsa yani bizim hakemlerimiz az bile şey yapıyor, dayak yiyor. Herkes tarafından. Saralı'yı satıyorsun ama bunu bilmiyoruz. Bilmiyoruz ama abi şimdi iddia sahibi de... Hiçbir dediğini ciddiye almayıp bunu mu anlatıyorsun Allah aşkına? Niye abi her dediğini ciddiye almayıp? Ne abi şimdiye kadar bu Galatasaray'la ilgili bir sürü şey söyledi. Fenerbahçe'yle ilgili söyledi. Onları konuşmadık mı abi? Hiç aldık mı ciddiye? Hiç bence aldık. Nasıl almadık abi? Kalbiyle dönüşü çelişiyor diye bir ay konuştuk İbrahim abi. Ne zaman? O üç sene belki olayı söylüyorsun. Her seferinde de bir şey var. Var mı buna paralel? Bunu biliyor muyuz? Hiçbir şey yok. Sanoluşlar diye duydum. Bana böyle dendi. Kim dedi? Hiç belli değil. Ha şu var. Bak Yağız Sabuncuoğlu yazmış. Fenerbahçe yönetim kurulu üyesi Ertan Torunoğlu'ları maçın devri arası takip odasına gitti ve ilk yerde verilen kararları sert tepki gösterdi. Şimdi bu kadarı var. Yağız yazdığına göre bunun doğru olma ihtimali çok yüksek. Şimdi bunu anlıyorum. Ama yani duydum söylendi. Öte yandan bildirildiğiyle üzerine atacağız. Yani olanı konuşacağımıza. Mesela şey demiş, Fenerbahçeli bir tarafta... Ayrıldığımız yer şurası. Olan bir şeyi konuşuyoruz. Olan şey ne? Onu iddiasız konuşuyorsun. Samsun Okulu Başkanı'nın söylediğini söylüyorum. Biz şöyle bir şey konuşmuyoruz. Ben şöyle bir şey söylemiyorum. Orada yoktum. İnanmıyorum başka bir şey. Ama biz bunu niye konuşuyoruz? Olmaz. Samsun Okulu Başkanı'nın açıklamasını zorunda. Ben inanmıyorum. Sen inanıyorsan konuş. Ben inanmıyorum. Zaten iddia doğruysa diyorum. E tamam doğruysa. İddia doğruysa yani Fenerbahçeli futbolcular soyun modus koridorunda hakemin boğazına sarılacak. Bir kulüp başkanı bunu dile getirecek noktadaysa eyvah eyvah diyorum. Baba küfür eden bir adamdan bahsediyoruz. Küfür ediyor. Hatta şöyle söylemiş. Fenerbahçe bir taraftar sen şirkecisin. Galatasaray böyle oynamıyorsun. Fenerbahçe böyle oynuyorsun. Hadi git Galatasaray böyle oyna. Sen maç satıyorsun demiş. Ben de çıldırdım ve küfür ettim demiş. Esas hikaye eğer tweet varsa Hulusi Belgü de buradan mesela Saadettin Saran'a şey yapıyor. Niye onu koruyorsun diyor. Video hazırsa, şeyi, tweeti hazırsa hazır olduğuna verin. O zaman girelim konuya. Abi problemi şu işin. Şimdi Yüksel Yıldırım maç önünde yoktu. Gayet de güzel gidiyordu. Sonlara doğru çığırından çıkınca yani 2-1 kazanacağı maçın. Aslında ben dün Beşiktaşlara ne söylüyorsam aynısını Samsunlara da söylüyorum. Arkadaş ya sen şimdi en iyi maçta performans göstermiş adamlarını niye çıkarırsın yani maçın sonunda?

Galatasarayultrataraftar

41,629 views • 6 months ago

Bir kadın, Inditex mağazasında başına gelen hırsızlık olayını anlattı. • Ben şimdi Bakırköy Zara mağazasından çıktım. • Çocuk bölümünde iki tane kabin var, bilen bilir. • Biz birincisine girdik, ikincisinde bir kadın var. • Ben çocuk reyonundan giyinmiyorum ama kendime bir tişört buldum, çok güzel bir şey. • Onu giyeceğim, deneyeceğim, kabine girip bakacağım, inceleyeceğim, fotoğraf çekeceğim. • Bir çanta gözüme çarptı, 'Güzel' dedim ama bayağı şişti. • Normalde reyon çantalarında karton falan olur ama kartondan daha fazlaydı. • Reyon çantası olmadığını gördüm. • Baktım içinde eşya var; 'Gideyim güvenliğe, danışmaya teslim edeyim' dedim. • Baktım; bez gibi bir şey var, 'Tamam, reyon çantası' dedim. • Biraz daha açtım, içine bakarken hap gördüm zaten. • Tam kapatacakken kadın geldi içeriye, 'Pardon' dedi. • Ben 'Bu başka birinin çantası' demeye kalmadan beni kabinden çıkardı. • Arkadaşımın tişörtleri olmadı, ben de ona tişört bakmaya gittim, çantam da yanımda. • Tişörtleri alırken kadın 'Gözlüklerimi ver' diyerek yanıma geldi. • 'Pardon, çantama bakabilirsiniz' dedim. • Aldı, karıştırdı çantamı, berbat etti. • Zaten düzenli değildi, daha da karıştırdı. • Kabinde bekliyorum; 'İsterseniz polis çağırabilirsiniz, benim bir şüphem yok. • Güvenliği de polisi de çağırabilirsiniz, hatta ben de çağırabilirim şu an, hiç şüphe etmeyin' dedim. • 'Gözlüklerim yok, onlar ne kadar pahalı gözlükler haberin var mı?' dedi. • Arkadaşımı bekliyorum; 'Ne kadar doğru böyle yaptığınız?' falan dedi. • O sırada benim olaydan haberim yok. • Kadın kabinimi bir anda açıyor. Kabindeyim, üstüm giyinik ama olmayabilirdi de. 'Sen onun arkadaşısın, çantanı aç bana' diyor. • Çantam açık duruyor zaten. • Sonra kadına 'Siz beni hırsız yerine koydunuz' diye bağırdım. • Çalışanlar geldi, 'Burada bağıramazsınız, sizi dışarı alalım' dediler. • 'Çıkmıyorum dışarıya, bu kadın bana hırsız dedi; polisi veya güvenliği çağırabilirsiniz' dedim. • Kadın gözlüklerini bulmuş bu arada, ne hikmetse bulmuş. • Ben 'Çalmadım' diyorum. • Düzgün bir insan ne yapar? • Çalmayacaktım zaten, gidip güvenliğe teslim edecektim adamakıllı. • Kadın gelmeseydi seslenecektim oradan. 'Özür dileyin, ben de bağırdığım için sizden özür dileyeceğim' diyorum; 'Ben niye senden özür dileyeyim?' diyor. • Yaşın kaç başın kaç, 60 yaşında bir kadınsın; gelmişsin küçük bir çocukla benimle uğraşıyorsun. İşin gücün mü yok? • Gözlüğünü buluyorsun; hırsız yerine koyduğun için insan gelip bir özür diler, değil mi? • Çalışanlar kadını haklı buldu. • Çantam kabinde kaldı, gidip açarken buluyorum. • Karıştırmıyorum, sadece açıyordum. • Çantanı bırakmasaydın, unutmasaydın. • Çalacak olsam cüzdanını çalardım; gözlüğünü ne yapayım, ne yapabilirim? • Tamam, pahalı bir gözlük olabilir ama benim de var pahalı gözlüğüm; kaybolsa 'Eyvallah, canın sağ olsun' derim, üstelemem. • Ben çalmamışım; geliyor çantamı karıştırıyor, arkadaşım kabindeyken kabini açıp çantasını karıştırıyor ve benden özür dilemiyor. • Sonra küfrederek çıktım zaten. • Yaşlılarınıza sahip çıkın, lütfen insanlık nedir öğrenin. • Tamam, Türkiye kötü bir yer olabilir ama herkes kötü olmak zorunda değil. • Ben orada iyilik yapmaya çalışıyorum, gelip bana hırsız damgası vuruluyor. • Hoş bir durum değil.

Jurnal

244,716 views • 1 month ago

Leao Transferi Detaylı anlattı Galatasaray'ın asıl amacını açıkladı 👏👑🦁💛❤️ Yağız Sabuncuoğlu: Şimdi iki takım da masada olduğunu 1 aydır falan herhalde söylüyorum. İlk Mayıs'ta söylemiştim, programa girmeden baktım. Bunu niye söylüyorum? Çünkü geçtiğimiz günlerde kendi kanalımda da yaptığım programda da dile getirmiştim, burada da dile getirmiştim. Neden Galatasaray medyası organize bir şekilde, hem medya mensupları hem de anonim hesaplar, Leao Galatasaray ilişkisini yalanlıyor, anlamıyorum diye. Bugün geldiğimiz noktada, o gün yalanlayan kişiler ya da hesaplar, Rafael Leao Galatasaray ilişkisini yazmaya başladılar. Transfer çalımı, 0-6 yaş grubunu mutlu edebilecek bir şey. Transfer çalımı ya da yiyebilirsin, ata da bilirsin. Bunun üzerinden bir hikâye yazmak, kulüpleri tabii ki manevi olarak, yönetimlere kredi sağlayacağı için tatmin eder. Gerçek şu ki, ikisi de istiyor ve birkaç gündür bir haber vardı, hemen kendi yaptığımız bir haberdi, onu söyleyeyim sana. Cihan Kamer'in Milano seyahati. O Milano seyahatinin aslında biraz daha Gornik maçından sonra teklif yapılacağını dile getiriyorduk ama Gornik maçından önce Cihan Bey gitti, Milano'da masaya oturdu ve masaya oturduğunda bir esneme göremedi. "40 milyon euro seviyesi, hatta olabilirse daha altına bitirmek istiyoruz" düşüncesi Fenerbahçe'de hâlâ hâkim ve yapılan sözlü teklif de bu seviyedeydi. Bonuslarla beraber 40'a yakın bir teklifti. Ama bu teklifi kabul etmeyi düşünmüyor Milan. Bunu söyledi o görüşmede. Oyuncu tarafı hep konuşuluyor. Oyuncu tarafının, bildiğin üzere 8 milyon euro net maaşı var. 8 milyon euro net maaşın dışında da gelen teklifler, cılız tekliflerdi bugüne kadar hep Avrupa'dan. Ya da onu görmek isteyen işte kendisini, çünkü hep Leao, "Premier Lig'e gideyim, Avrupa'nın 5 büyük liginde kalayım" arzusundaydı. Ama 8 milyon euro net maaş aldığı yerde, Türkiye'den de 10 ve üzeri teklifler geldiği noktada, oralar otomatikman idealist bir kişi değilsen kapanıyor. Ha, Leao ne ister? Belki der ki: "Ben Şampiyonlar Ligi seviyesinde, daha doğru ifadeyle, Avrupa'nın 5 büyük liginde gözünün önünde kalayım" der, daha düşük bir rakama gidebilir. Ama gelmesi için 10 ve üzeri bir rakam, Leao'nun temsilcisi bunu iletti. Daha doğru ifadeyle avukatı diyeyim. Görüşmelerde o da vardı. Benim tahminim, tahmin demeyeyim daha doğru ifade, bilgim: 12 milyon euro toplam pakette bonuslarla, çok haber çıkıyor ya, 12 milyon euro bonuslarla beraber, biraz daha belki üstü oynama olur, böyle daha zor bonuslar da eklenerek. Fenerbahçe de Galatasaray da bu parayı vermeyi kabul ettiği an, zaten Türkiye'ye gelme konusunda bir sıkıntı yok. Çok haber çıkıyor: Fenerbahçe ile anlaştı, az önce girerken Galatasaray ile anlaştı. Sürekli bu durum var. Buradaki asıl problem, yani Leao'yu parçalı formayla mı, çubuklu formayla mı göreceğiz? Eğer Türkiye'ye gelecek olursa, bu sorunun cevabını Milan verecek. Milan Fenerbahçe ile anlaşırsa Fenerbahçe'ye gelecek, Galatasaray ile anlaşırsa Galatasaray'a gidecek. Burada Leao'nun Fenerbahçe ve Galatasaray ile anlaşması bir şey ifade etmiyor şu anda. Çünkü zaten Türkiye seçeneğine sıcak baktığını bir süredir dile getiriyoruz programlarda da. Ana mesele burada bu. Şimdi işin içine girmek gerekirse, Fenerbahçe bonservis ödemeye sıcak bakıyor. Galatasaray ise zorunlu satın almayla almaya sıcak bakıyor. Bunun sebebi de orta saha transferine ayrılacak yüklü bütçe. Bu yüklü bütçenin, Leao da büyük bir isim, doğru mu? Yani Leao'ya da büyük bir bütçe ayırabilirsin. "Evet, bütçe ayırırım ama" diyor, "ben zorunlu satın alma yapayım. 50 milyon euro mu vereceğiz totalde, Milan'ın istediği? 45'ini en azından önümüzdeki sene, Haziran'dan itibaren ödemeye başlayayım. Gelecek sezonun Financial Fair Play'de limitlere girsin. Türkiye Futbol Federasyonu limitinden biz bu sene atıyorum 5-10 indirelim." Lesley Ogochukwu transferi de bu. Şimdi insanlar diyor ya, "Niye satın alma opsiyonlu geldi, gitsin, etsin?" Ya ben sana söyleyeyim, 15 üzeri maç. Yani aslında LesleyUgochukwu, ha, oynatmaya da bilirler. Biliyorsunuz bu geçmiş yıllarda olmuştu Masuaku'da. Devreye girmesin madde diye. Ama o da zannetmiyorum. Sonuçta aldığın oyuncu Chelsea'de forma giymiş bir oyuncuydu. Ardından Burnley'e gitti. Premier Lig oynamış bir oyuncu. O süreç devam eder. Ama Galatasaray'ın temel arzusu bu. Seneye atalım biz. Şöyle de bir durum var: Galatasaray da bu transferde uzun süredir zaten işin içindeydi ama artık net olarak masaya giriş yaptı onlar da. Yakın süreçte de ben teklif yapmalarını bekliyorum resmi olarak.

Galatasarayultrataraftar

80,049 views • 1 month ago

NEDEN SES YOK? MHP Devlet Bahçeli Nihat Zeybekci 🇹🇷 Mustafa Kalaycı Erkan Akçay İsmet Büyükataman Prof.Dr.Kamil Aydın E. Semih Yalçın Muhammed Levent BÜLBÜL Prof. Dr. Mevlüt KARAKAYA🇹🇷 Hilmi DURGUN İsmail ÖZDEMİR 🇹🇷 Özgür Bayraktar Prof. Dr. Esma Özdaşlı Murat KOTRA Mustafa Çavuş MHP Mustafa Ertekin Osman Gür Yavuz Tellioğlu Fatih ÇETİNKAYA Prof. Dr. Hasan Kalyoncu MEHMET FENDOĞLU 🇹🇷 İsmail Faruk Aksu İlyas TOPSAKAL Sadir Durmaz 🇹🇷 Ahmet Selim Yurdakul Yaşar Yıldırım Tamer Osmanağaoğlu Ali Uçak Siyasette sözün bittiği, alın terinin yok sayıldığı, çocuk yaşta sanayide ve atölyelerde dökülen emeğin görmezden gelindiği günlerden geçiyoruz. Son olarak Sayın Nihat Zeybekci’nin, üretim çarklarının arasında çocukluğunu bırakan bizleri hedef alan açıklamaları, çalışma barışına ve vicdanlara derin bir yara açmıştır. Sayın Zeybekci, devletin o dönemde bizleri yalnızca başımıza bir kaza bela gelmesin diye sağlık yönünden sigortaladığını iddia etmiş; anayasal hakkımız olan yasal sigorta başlangıcı gerçeğini ise "gelecek nesillerin imkan ve kaynaklarına göz dikmek" gibi son derece ağır, kırıcı ve haksız bir ithamla etiketlemiştir. Buradan açıkça ilan ediyoruz: Bizler, kimsenin hakkına gözdiken, gasp eden değil, bu ülkenin sanayisini ayakta tutan, üretimini sırtlayan asıl unsurlarız! Bize o dönemde devletimiz tarafından verilen sigorta kartları ve sicil numaraları, birer hatıra belgesi değildir. Biz o tezgahlarda sadece izleyici olarak da durmadık; ağır çalışma koşullarında, tehlikeli işlerde, kaza ve meslek hastalığına yakalanma pahasına, ağır bedeller ödeyerek bir işçi gibi fiilen ter döktük, ürettik, katma değer sağladık, emek verdik. Bugün beklediğimiz şey kimseden bir ayrıcalık koparmak değil, bizzat fiili çalışmamızın karşılığı olan mutlak bir hak teslimidir. Bizler gelecek nesillerin kaynaklarına göz dikmedik; tam aksine, çocukluğumuzu feda ederek bu ülkenin geleceğini kendi ellerimizle inşa ettik! Hal böyleyken; her fırsatta "Önce ülkem ve milletim" diyen, Türk milletinin asli unsuru olan işçinin, emekçinin ve dar gelirlinin yanında durduğunu ifade eden Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu ağır ithamlar karşısında büründüğü derin sessizlik, bizleri Sayın Zeybekci'nin sözlerinden daha fazla yaralamaktadır. Oysa bizler çok iyi biliyoruz ki; 2018 yılından bu yana seçim beyannamelerinde, meclis kürsülerinde, grup toplantılarında ve bütçe görüşmelerinde bu haklı mücadelemize destek veren Milliyetçi Hareket Partisi değil miydi? Yine bir grup toplantısında kürsüden tüm Türkiye'ye seslenerek, "Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarına el uzatılsın" diyen bizzat Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli değil miydi? Geçmişte bu hakkın teslimi için irade beyan eden, sözleriyle umut olan Sayın Devlet Bahçeli’ye ve değerli MHP Milletvekillerine bugün açıkça soruyoruz: Mhp'den Neden SesYok ? Milyonlarca vatan evladının emeği, alın teri ve fiili çalışması bir siyasetçi tarafından "kaynaklara göz dikmek" olarak nitelendirilirken, MHP bu haksızlığa neden itiraz etmiyor? Nihat Zeybekci’nin açıklamalarına karşı neden Milliyetçi Hareket Partisi sıralarından hak teslimi mücadelemize tek bir destek, tek bir itiraz cümlesi yükselmiyor? Sessizlik, çoğu zaman onaylamaktır. Bizler, emeği kutsal sayan bir siyasi geleneğin bu haksız söylemleri onaylamadığına inanmak istiyoruz. Ancak bu inancımızın sahada karşılık bulması için artık güçlü bir ses, net bir duruş bekliyoruz. Emeğin, alın terinin siyaseti olmaz; adaleti olur. Fiilen çalışılan yılların yok sayılan milyonların sesini duymak, milliyetçi ve toplumcu bir duruşun vefa borcudur. Gelin, bu sessizliği bozun. Dün meclis kürsülerinde verdiğiniz sözleri hatırlayın. Çocuk yaşta devletine güvenip eline anahtar alan, pas ve yağ içinde bu ülkeye değer katan evlatlarınızı bugün sahipsiz bırakmayın. Gerçek dışı ithamlara karşı bizimle omuz omuza verin. Biz buradayız, hakkımızın peşindeyiz ve soruyoruz: Neden ses yok? Saygılarımızla, Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu 🇹🇷 #StajyerÇırak #GaspçıDeğil #MhpNedenSesYok

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

12,478 views • 4 months ago

Şeyhim Müslüm Yücel müslüm yücell 13 Ocak 2025 Şeyhim! Üç aylardayız. Dilek kapıları dualarla açılıyor ve bu ay yengeç burcunda seyahat ediyor. Bu burcu alimler kimsenin ulaşamadığı bir kadın olarak tasvir ediyorlardı. Şeyhim, Demek ki talihler açılıyor, demek ki benim talihim senin nefesinle daha da gür olacak. Biliyorsun hepimiz Allah’ın sürülerindeniz ve Allah istediği gibi güder bizi. Ne içimizde olanı ne dışımızda olanı onun dışında kimse bilmez. Yolun doğrusu yani kasdus sebili de Allah’a aittir. Şeyhim. Senin kelamınla, tarihim, dimağım ışıyor. Senin dinin demeye gerek yok, apoletleri sevmez. Senin dilin de karanlık olan geceleri ışıtır. Kelimelerin yıldız yıldızdır. Kelimelerin karşısında deniz kabarıyor, dağlar çiviye dönüyor. Yer yarılıp döşenmiş Allah’ın ırmakları kelimelerden boşalıyor. Gökte haberler, yerde ibret… Bana düşen, deliler gibi ellerimi açıp senin için Allah’a dua etmektir. Allah’ım demektir. Allah’ım, insanlar gidiyor ve bir daha geri dönmeyecekler. Öyle istedikleri için mi, yoksa uyusunlar diye mi bizi bırakıp gidiyor hepsi. Nerede baba, anne, ata; nerede oğul ve kızlar? Nerede şükürle karşılanmayan iyilik, Yadırganmayan zulüm? Bir an gözlerimi kapatsam, gençliğimde gördüğüm kentler, o kentler, o kentlerde konuşulan diller, nefes alan dinler, şimdi hepsi doğumuna az kalmış kadın gibiler… Ve bu kadın karşısında ben ne bir kente gidebiliyorum ne bir yere dönebiliyorum… Allah’ım, senin önünde dünya sinek kanadından hafiftir. Ve zaman zaman ona sahip olmak isteyen kişi sinek kanadından da küçüktür. Bilirim, şeyhim de biliyordur elbet, o bunu söylüyor hep. Allah’ım, senin adını anmadan hiçbir iş yapılmaz. Senin adın anılmadan yapılan iş, korku verir. Acı çekmenin karşılığı acıya son vermek değil, sabır ve sebat etmektir. Allah’ım her şeyi senin merhametine bırakıyorum. Allah’ım, insanlar kimi acıları cehennemde değil bu dünyada çekiyor. Cennet mutluluk demektir. Allah’ım, acı çekenin acısına son vermek ne kişinin kendi elindedir ne başkasının. Tek yetki senindir. Bir cana kıymak, bütün insanlığa kıymaktır. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Allah’ım, şehit Şeyh Maşuk’un oğlu Murşid Haznevi’nin dilini kalbi gibi derin, aklı gibi keskin eyle… Her işte yardım eden sensin ve din diye bir şey varsa ve bu bir borç değil bir yol ise şeyhim Mürşid bu dinin delilidir. Allah’ım delilimizi incitmesin kimse… Şeyh Mürşid dirlik istiyor, senden gelen sağlığı ve varlığı istiyor. Başkasından gelen sağlığı, başkasından gelen varlığı kabul etmiyor. Şeyhim ölümü dilenenlerden değildir, Şeyhimin ayak bastığı yerde birileri ölüm dileniyor. Biri bizi yılan gibi görüyor, birilerine de haber gönderiyor ve diyor ki “yılanın başını ezin…”... Bunu söyleyen bir insan değildir, bu insan kılığında cehennemin köpeğidir. Allah’ım, sen bilirsin, sen tanırsın, o adam birilerinin de köpeğidir. Allah’ım, onları sen af edesin. Allah’ım, o birilerinin yaşları çok gençtir, akılları zayıftır, okudukları Kuran gırtlaklarından öteye geçmezdir. Kıldıkları namaz dizlerinin acı çekmesinden başka bir şey değildir. Ki bu da bir gösteriş içindir. Onlar ki Allah’ım, her şeye tamah ederler, tamah ettikleri her bir şeye bağlanıp giderler, ne büyük bir eserin insanı, ne eserlerinin içinde yaşadığı bu dünyayı bilmezler. Mürşid’i bu dillere, bu herkesin önünde açılıp kapanan mendil tıynetli suretlere karşı koru Allah’ım… Allah’ım, şeyhimin acısı büyüktür; ağrısı vardır, geçmemiş bir acı vardır kalbinde. Kalbi baba acısıyla yanan bir çocuktur şeyhim. Allah’ım, Mürşid senin yetimlerindendir. Yetimlerin sahibi sensin, onları sen korursun. Dün gibi hatırlarız. Dün gibidir. Zaten bir günün diğer bir günden farkının olmadığı bir zamanın içindeyizdir hep. Kamışlo’da bir futbol maçı var ve nasıl oluyorduysa birden bir tribünden Saddam Hüseyin posteri açılıyor. Kanıyla Kuran yazan Saddam’ın posterleri bize yalnızca katliamları hatırlatmıyor. Bir adamın elleri bağlanıyor, ağzına benzin boşaltılıyor ve sonra bu adamın karnına ateş açılıyor; şunu deniyorlar, acaba ağzından ateş fışkıracak mı? İşte Saddam o ateş açan adamdı… Sonra başka bir olay. Birkaç kişi birbirine bağlanıyor ve ağır bir silahla ateş açılıyor, şu deneniyor; acaba mermi kaç kişiyi geçecek… Bu mermiyi deneyen Saddam’dı… İşte bu adamın posterleri açılıyor… Sonra sokaklara iniyorlar, Kürtlere ait ev ve iş yerleri yağmalanıyor. O günler, zor da olsa geçiyor, o günlerden sonra bir sürek avı başlıyor. O sırada Şeyh Maşuk kaçırılıyor. Ağır işkenceler ediliyor, öldürülüyor. Şeyh Maşuk’un sekiz çocuğu var, hepsi bir odada büyüyor. Şeyh Maşuk’un iki derdi var: Özgürlük ve ilim. Maşuk’un cenazesine katılmak için o gün ölüler bile uyandı. Bir halkın ölülerinin uyanması ne demektir? Bir halkın dirilerine ölüler sahip çıkarsa… Tarih şöyle diyor: Eğer dirilere ölüler sahip çıkarsa, o halk yenilmeyecektir. Nedeni mi? Nedeni şu, vatan denilen yerin altında eğer huzurla uyumuş ölüleriniz yoksa o toprağın insanı değilsinizdir. Allah’ım, şeyh Mürşid ölülerimizin vasiyetidir. Ölülerimiz kendini Allah yerine koyanlara boyun eğmediler. Allah’ım senin adını zikreden ve zikri ezilenlerle birlikte gören, gösteren ve böylece Latin dünyasını özgürlüğe götüren Helder Kamara ve diğerlerinin hikâyelerini en iyi biz biliriz… Kamara, tıpkı Mürşid gibi direnişin sembolüydü. İkisi de diktaya karşı yalnızca hak aramıyorlar; halkın ihtiyaçlarını dile getiriyorlar, gideriyorlar… Din dediğin ev yıkmak değildir, toprağı işletmek, ev yapmaktır. Derler ki İsa, marangozdu. İsa bugün yaşıyor olsa Kürtlerin yanında dururdu ve Şeyh Maşuk’un yakılan evinin bütün kapılarını tamir ederdi. Muhammed, şeyhin kırılan, yakılan ağaçlarının köklerini teriyle besler elleriyle budardı. Musa olsa, dili açılır, tekrar ve tekrar söylerdi: öldürmeyeceksin… Şeyh Maşuk’u öldürmekle kalmadılar. Maşuk’un evini de talan ettiler. Namaz kıldırdığı caminin minaresi yıkıldı, evinin bahçesinde dedelerinden kalan ağaçlar kesildi, zarar verildi ve daha ileri gidildi, mezar taşları tahrip edildi, bütün bunlar din adına yapıldı. Allah’ım ne mutlu ki bizlere Maşuk’un oğlu Mürşid geldi. Ayak bastığı her yerde babasının kokusu sardı. Kamışlo; Yeni bitmiş çimenlerin üstündeki çiğ, sanki yaşlı adamların yeşil cam üstündeki incilere benzeyen gözyaşları. Gözyaşları ışıldar ama şeyhimin gördüğü ışıltı içinde. Bir burukluk çimenlerde ceylanların tırnak izlerinin yerinde potin yaraları… İzledim… genç bir gazeteciyle Şeyh Mürşid çocukluğunun sokaklarını geziyor. Evini geziyor. evi, ev olmaktan çıkmış. doğduğu oda talan edilmiş. evlendiği, çocuklarının doğduğu oda yine öyle. Mezarlığa gidiyor; mezar taşları arasında otlar büyümüş, buraya, dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler gelirmiş, mezarlık yıkılmış… Bir yerin yıkılması, yakılması ve sonra yakılan bir yerde insanın kendi tarihini bir turist gibi gezmesi acıdır. Kim buraları yaktı, yıktı? Haya vardır ve hayaya akıl ve iman eşlik eder. Peygambere Miraç’ta sorulur: Bu üçünden hangisini seçersin? Peygamber “akıl” dedi ilkin, iman gücendi dedi “beni akılla bir tut.” O zaman dile geldi utanma, “Ben imandan uzak kalamam ki…”dedi. Nasırı Hüsrev’e sordular, ey dediler, bu nedir? Hüsrev, soruya soruyla yanıt verdi: “Akla aşina olan bir kimse nasıl utanmaz.” Devam etti ve dedi: “Eğer sana iman lâzımsa, utanmayı göz önünde tut. Çünkü utanma olmaksızın iman nasıl belli olur?” Utanmayan kimselerin üstünde tek bir şey vardır: Allah’ın laneti… Evleri yıkan, ağaçları kesen, mezar taşlarını yağmalayan kimseleri sana havale ediyorum Allah’ım… Şeyh Mürşid, geri döndü. Yalnızca kendi evi ve yıkılmış mezar taşları arasında gezmedi. Camilerde hutbeler verdi. Misafirliklere gitti ki evi olmasa bile hangi kapıyı çalsa, orası onun eviydi. Hangi kapıyı çalsa, bir kederle karşılaştı ve bana büyük acı veren bir şey söyledi. “Şehir ihtiyarlamış…” dedi… Soru şudur: Bir şehir nasıl gençleşir? Şeyhim, bunun için geldi, dedi ki "artık burada bebeler ölmesin."

ibrahim halil baran

127,162 views • 1 year ago

Cemaat-fetö bağlantısı iddialarında kilit isim; Hüseyin Avni KANSIZOĞLU Hoca olduğu görülüyor. Neden diyorsanız ? Aşağıdaki videoya beraber bakalım ve müzakere edelim. Gazeteci soruyor; Bu tehlikeyi [fetö sızması] ne zaman tesbit ettiniz? Cevap veriyor, "Yaklaşık 20 sene önce Hüseyin Avni Hoca bana dediki; "Eğer fetö bu cemaate girerse buradan girer" [cemaat içinde bir gurubu kastediyor] Hüseyin Avni hocanın tespiti neden bu kadar önemli ? Cevap veriyor; - Hüseyin Avni hocanın bazı devlet birimlerinde ekserî tanıdıkları var. Yani demek istiyor ki Hocanın derin ilişkileri var. Ve elinde çok önemli veriler var. Ve biz "bunu 20 senedir biliyoruz" diyor. - Vay be...! - Bu mu şimdi ? - Bunlarla mı dizayn ediyorsunuz cemaatı ? - Bu nasıl bir garabet Allah aşkına ? - Komik gelmiyor mu size de ? - Nerden biliyorsunuz bazı derin mihraklar sizi avuçlarına alıp o şöyle, bu böyle diye aldatmadıklarını, operasyona zemin hazırlamadıklarını ? - Aynı senaryoyu daha önce fetö'de görmedik mi ? - Hem size gelenlerin devlet yetkilisi olduğunu nereden biliyor sunuz ? - Hadi diyelim devlet yetkilisi, sizi manipüle etmeyeceğini nerden biliyor sunuz ? - Hem niye Hüseyin Avni Hoca bunları sana söylüyor ? - Daha güvenilir birisini bulamamış mı ? - Zamanında fetö'ye övgüler dizen, hocaefendi diyen, ehl-i sünnet diyen, Sûfi ve benzeri ifadelerle öven sen değil misin ? - Sana nasıl güveniyor ki ? - Fetö zayıfladıktan sonra en az onlar kadar tehlikeli olan kemalistlere övgüler düzen de sen değil miydin ? - Kemalistlerle televizyonlarda aman kardeşim, canım kardeşim diye program yapan sen değil misin ? - Hâlâ sana neden güvenir ki ? - Yahu bu yirmi sene içinde bi öven, bi yeren, sonra tekrar öven, sonra yeren sen değil misin ? - Şeyhimiz Hasan Efendi hazretlerini bir takım vehimler, zanlar, kulaktan duyma yalan ve iftiralarla inkar eden sen değil misin ? - Bu kadar yalan ve iftiraların sabitken, özellikle Hadis ilmiyle istiğal eden birisi sana nasıl güvenebilir ki ? - Kaç aydır haftaya açıklayacağım, haftaya açıklayacağım, diye milleti oyaladığın deliller bunlar mıydı ? Sorular! Sorular! bitmeyen, tükenmeyen sorular! Kim cevaplayacak ki bunları ? Kimse cevaplamayacak biliyoruz! Ancak ; "Soru cevabın yarısıdır" derler. Yarısını biz söylemiş olalım, Akli selîm olan ihvanımız, milletimiz gerisini tamamlar, inanıyoruz, şüphemiz yok. Akli selîmi kaybetmiş olanlarda şimdi bu yazının altına doluşup okumadan, düşünmeden hakaret ve küfüre başlayacaklar. Ama şu bilinsin ki ; Bu ifsad çalışması sosyal medyada devam ettiği ve kaldığı müddetçe; Biz de alenen cevap vermeye devam edeceğiz. Bu zaruri bir sorumluluktur. Hiçbir şey ve kimse bunun önüne geçemeyecek.

Muhittin Ödemiş

34,229 views • 2 years ago

Son zamanlarda böyle bir video meydana çıkarmışlar. Güya bununla Risale-i Nur'a ve talebelerine zarar verecekler. Bu vesileyle mühim bir kaç noktayı izah edeceğim. Biraz uzun olacak, fakat inşallah istifadeye medar olur. 1- Burası Çanakkale mevlidi, ben de oradaydım. Hatta bir iki kelam edeyim deyip başladım, videoyu orada kesmişler her ne ise. Üstadımızın vekil ve varislerinden o zaman hayatta olan, Hüsnü Bayram, Abdullah Yeğin, Ahmet Aytimur, Said Özdemir ve Salih Özcan Ağabeylerin hepsi oradaydı. Bu ağabeyler, kimi Üstadın hizmetinde, kimi de, Risale-i Nur'a ait neşriyatta, beraber ve birbiriyle daima irtibat halinde hizmet etmişler. Eğer bazılarının zannettiği gibi aralarında bir ihtilaf olsaydı, o zaman bir araya gelmeleri zaten mümkün olmazdı. Öyle ise neden böyle oluyor? Çünkü onlar, herbirisi bizzat Üstada muhatap oldukları için, Üstadımız her birisine, gerek Risale-i Nur'un basım ve neşrine, gerekse hizmeti nuriyenin muhtelif safhalarına ve sıhhatle devamına dair ayrı ayrı vazifeler vermiş. Onlar da Üstaddan sonra bu vazifeyi omuzlarında gördüler ve aynen devam ettirmek için de, ciddi bir gayret ve heyecana geldiler. İşte ihtilaf gibi görünen bütün bu gibi haller, hep bu mana içindir. Yoksa gaye ve maksatta daima bir ve beraber olup, ihlas, sadakat, fedakarlık, hizmet ve istikametleriyle, umum nur dairesine, daima örnek ve rehber olmuşlar. Allah hepsinden ebediyyen razı olsun. Amin. Risale-i Nur'u okuyanlar, bu meseleleri zaten bildikleri için ayrıca bir izaha ihtiyaç kalmıyor. Fakat Risale-i Nur'u bilmeyenler için, bu hakikatı bir derece izah etmek lazımdır ki, zihinleri bulanmasın. 2- Bütün Risale-i Nur eserleri, Bediüzzaman hazretleri hayatta iken, hem eski, hem de yeni yazıyla basılmış ve neşredilmiş. Isparta'daki Üstadımızın evinde ve başka bir çok yerde mevcuttur. İsteyen herkes görebilir. 3- Burada bahsedilen mektuplar, yine bizzat Hazreti Üstadımızın yazdığı lahika mektupları olup, bir kısmı yine Üstadımızın zaman ve mekan itibariyle, neşrini münasip görmediği ve vekil ve varislerine, ileride neşredersiniz dediği mektuplardır. Bir kısmını da, yine eski yazı ile aynen bırakmış ve zamanı gelince, yeni yazıyla neşredilsin, buyurduğu bazı mektuplardır. Vehhabiler bahsi veya sırrı inna a'tayna veya münafıklar ile alakalı. vesaire gibi kısımlar.. Hatta bizzat Salih Özcan ağabeyden duymuştum: Vehhabiler bahsini yeni yazıyla neşredelim diye Üstada söyledim. Şimdi olmaz deyip izin vermedi. Israr ettim, üç kör var, onlar gittikten sonra, dedi. Bu üstadın bir kerametiydi. Çünkü o zaman Arabistan'daki şeyhulislamın gözleri görmüyordu. Ondan sonra sırasıyla gelen ikisinin de gözleri görmüyordu. Üçü ölünce, Suud hükümeti, bundan sonra gelecekler kör olmasın diye karar aldılar. Bir kısmı da hususi şahıslara yazdığı mektuplardır ki, içinde mühim ve umuma faydası olacak bazı bahisler bulunduğundan, daha sonraki zamanlarda, onların da lahikaya girmesini yine bizzat Hazreti Üstadımız istemiş ve Barla lahikasında bunu şöyle ifade etmiş: "Re'fet kardeş! Sen de çok safalar geldin... Senin yanında bulunan ve risalelerde kaydedilmeyen ilmî parçaları münasip yerlerde veya Lâhika'da yazarsınız." Yoksa kat'iyyen Risale-i Nur'un içine haricen girmiş hiçbir mektup ve cümle yoktur ve olamaz ve olması da mümkün değildir. Hayatı pahasına nurları müdafa eden talebeleri buna asla müsaade etmez. Zaten yukarıda belirttiğimiz gibi Üstadımız hayatta iken bütün kitaplar basılmış ve aynı nüshalar mevcuttur. Şimdi hakikat böyle olduğu halde, yine çeşitli iftiralar ile Risale-i Nur'un te'sirini kırmak ve okunmasına mani olmak ve talebelerini kıymetten düşürmek için bunu yapıyorlar. Risale-i Nur hakikatları güneş gibi parlıyor. Milyonlar onunla imanını kurtarmış meydandadır. Dünyanın her tarafında bulunan Nur medreseleri ve dersler, kıyamete kadar devam edecektir. İnşallah. Risale-i Nur ve talebeleri ile uğraşanlar, hep rezil ve zelil oldular. Bizim vazifemiz ise, onların kurtuluş ve hidayeti için dua etmektir.

sabri okur

16,646 views • 4 months ago

Cübbeli Ahmed, bu videoları inkâr ederek veya çeşitli tevillerle farklı göstermeye çalışarak bizi suçluyor. Hatta “kabirden yönetim” meselesini FETÖcülerin ortaya attığını söyleyip, böyle demek istemediğini söyleyerek hem bizi hem de İhsan Şenocak Hocamızın talebelerini açıkça isim vererek FETÖcülükle itham ediyor. “Tamam tövbe ediyorum. Saçmaladım. Ehli sünnet muhalif konuştum. Tüm dünyaya rezil oldum. Bu sapık görüşümden bas geçiyorum” dese… tamam. Ama öyle yapmıyor, bizi suçluyor. İnsaf, insaf, insaf… Allah var, ahiret var, hesap var. Bir Müslüman nasıl rahat rahat yalan konuşabilir? Nasıl böyle ağır ithamlarda bulunabilir? Videolar ortada. “Beni Efendi Hazretleri yönetiyor” diyor. “O ne derse onu yapıyoruz, başka bir şey yapmıyoruz” diyor. Bunları biz mi uydurduk? Kendi ifadeleri, kendi videoları ortada duruyor. Biz vefat eden ehlullahın tasarrufunu inkâr etmiyoruz, edemeyiz de. Senelerdir bunu savunuyoruz ve savunmaya da devam edeceğiz. Vefat eden Allah dostlarının tasarrufu devam eder, himmet ederler. Bu hususta deliller de vardır, kaynaklar da vardır. Burada yeniden uzun uzun yazmaya gerek yok. Ancak tasarruf, senin tarif ettiğin şekilde “yönetmek” demek değildir. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem dahi vefatından sonra ümmeti yönetsin diye ve tarikatı devam ettirsin diye yerine Hz. EbuBekir’i bırakmıştır. Asırlar boyunca zahir ve batın ilimlerinde önder olmuş büyük zatlar da kendi yerlerine halifeler bırakmışlardır. Tasarruflarının devam ettiğine inanıldığı hâlde, irşad ve idare vazifesini hayatta olan halifeler ve şeyhler yürütmüştür. Mahmud Efendi Hazretlerimiz de Sohbetler kitabında birçok yerde, vefat eden şeyhin tasarrufunun devam ettiğini; ancak irşad vazifesinin sona erdiğini, irşad görevinin hayatta olan şeyhe ait olduğunu ifade etmektedir. Zaten bütün hayatı boyunca anlattığı çizgi de budur. Cübbeli ise videolarında şu mesajı verdiği görülüyor; “Siz bana uyun. Sizi ben yöneteyim. Beni zaten Efendi Hazretleri yönetiyor. Dolayısıyla bana uyarsanız Efendi Hazretlerine uymuş olursunuz.” Mesele tam da burada düğümleniyor. Bu iddianın ne anlama geldiğini ve hangi kapıları açtığını herkesin dikkatle düşünmesi gerekir.

Salih Diner 🇹🇷🇹🇷

30,207 views • 3 months ago

En Büyük Kazığı Galatasaray Yedi 🤔 Batuhan Karadeniz: bugün kazığı yiyen en büyük takım Galatasaray'dır. Yine federasyon, yine Galatasaray. Abi ver pozisyonu. Ver abim. Ver hangisini veriyorsan ver. Ver bir tane. En büyük kazık yine Galatasaray'a atılmıştır. Bu pozisyonu al. Şey ver. Skriniar ver. Evet. Kırmızı kart. Skriniar rakibinin boğazını sıkıyor. Ver abim. Kaç maç? Kaç maç? Kaç maç? Oğuzhan Öztürk: İkisi de kırmızı. Kaç maç? Bilmiyorum abi ben nasıl söyleyeyim? Batuhan Karadeniz: Ben sana söyleyeyim 3 ila 4 maç ver abi. Oğlan yapmış yuvarlak yapmış adama. Kırmızı kart. Kaç maç ben sana söyleyeyim? Ben sana söyleyeyim. Daha fazla. Yine ne oldu? Yine lig devam etsin. 2 tane dünya yıldızı. Fenerbahçe'nin savunmasının bel kemiği. Bana bu arada Ake Emircan mı diye sormuştun. Görmüşsündür bugün herhalde Ake. Arka tarafa koşarken top allıyordu en son 8 kilo kömür yakıyordu. Aynen şey düşünüyorsunuz. Bugün bu muhallebiyetin sebebi bir numara. Sayın Aziz Yıldırım. Tabii canım. Sayın Aziz Yıldırım. Ve yönetime. İki numara. Yönetim TCK TV'lere Polat Alemdar gibi paltomu verin diye iniyordunuz. He? Polat Alemdar. Hadi insene paltonu versene abi. 50 milyon lira indirsene. Talisca'yı sattın. 130 milyon euro para aldı bu sene. Fenerbahçe sponsorlarıyla onlarla bunlarla. Ne oldu abi? İyi giderken palto sıyırıyordunuz. He? TCK'da. Aaa Cumhuriyet koşusu var. Paltoyu sıyırayım. 3 tane atım var. Ooo. Ne oldu abi? Ne oldu abi? Transfer nerede? Talisca niye gitti? Maç önünde söyledim. Sen Fenerbahçe'nin en önemli oyuncusunu verdin ya. Siz var ya inanılmazsınız İnanılmazsınız Allah'ıma binlerce kez şükürler olsun Hayatta böyle seyirler sarf etmem Babamdan anamdan Allah razı olsun Allah'tan Fenerbahçeli bir ailede dünyaya gelmemişim Gerçekten çok kusura bakma Hayatta böyle bir şey söylemem Beni de biliyorsunuz Allah'tan gelmemişim Her sene bu adamları inandırıyorsunuz 90 dakika orada saata bağırıyor Kıçını kaldıramıyorsun Millete parmak göstermeye gelince geliyorsun Kaldır hadi kıçını 2 tane koşan adam dur olaydan ortasayı teslim ettin tam sen gibi kulaklarını büktün kaldın. He? Bir tanesi Galatasaray'ın başında Laom oynasın Allah'ım ne olur? O siminime bir şey olmasın yalvarırım ne olur? Bir tanesi Greenwood'un oynasın ne olur? Yalvarırım. Aziz Başkan rencine bitsin, transfer yapsın. Ya böyle ortasam olur. Koş ne yaptın abi? Piknik mi yaptınız siz bir sürü? Sen ne yaptın abi? Piknik mi yaptırdın abi takıma? Ya abi bu takım bu kadar nasıl kötü koçabilir? Ama revizyon yapamazsın. Şampiyon gidersin ilk maçında gençler birine mağlup olursun. Saçma sapan yerde rotasyon yaparsın. O yapmaman gereken deplasmana gidersin adamları yorarsın. Ya var ya. Ne anlatırsam anlatayım. Ben Beşiktaşlı olayım. Ben Galatasaraylı olayım. Dursun Başkan maaşı yollasın yarın. Serdar Adalı yarın kredi kartımı yollasın imişsiz. Çekeyim ben oralara. Tamam. Ben Beşiktaşlı Galatasaraylı Trabzonlu olayım. Memleketim de Trabzon. Fenerbahçeli olmayayım. Bu kapa bu manyak bu manyaksınız siz. Valla manyaksınız. Gerçekten. Hiç düşünmüyorsunuz. Ya yetmiş kere yazdım ya. Yedi yüz elli bin kere yazdım ya. Ya yemin ediyorum vallahi billahi. Ulan üç dört yıldır bu işi yapıyorum. Dört yıldır şu takımı bak şu kanalı takip eden Fenerbahçe başkanı olsaydı bir tane dört yılda bir şampiyonluk alırdı ya.

Galatasarayultrataraftar

206,061 views • 16 days ago

"Mustafa Kemal, Sakarya Savaşı'nı kaybedeceğini düşündüğü için siyasi kariyerini korumak adına attan düşmesini bahane edip cepheden ayrılmış..." İsmet Özel'in Atatürk'e dil uzatmasına şaşırmadım ama böyle desteksiz sallamasına çok şaşırdım. Neyse, doğrusunu anlatalım: İsmet Özel, Sakarya Savaşı sırasında yaşanan bazı hadiseleri tersten okuyup birbirine karıştırmış. Üstelik bunu öyle acemice yapmış ki Mısıroğlu düzeyine düşmüş adeta. Evvela iki konuyu birbirinden ayırmak lazım: 1- Sakarya Savaşı'nın kaybedilmesi halinde Mustafa Kemal'in siyasi kariyerinin bitmesi... 2- Attan düşme hadisesi... İlk hadise 3 Ağustos'ta cereyan ediyor. Meclisteki bazı muhalif mebuslar Mustafa Kemal'in ordunun başına geçmesini istiyor. Bu önerinin altında yatan sebep, "başarısız olursa siyasi kariyeri biter" düşüncesi. Diyeceksiniz ki, zaten ordunun başında değil mi, muhalifler tam olarak neyi teklif ediyor? Mustafa Kemal o dönem meclis başkanı. Resmi olarak asker değil. Ordunun başında Fevzi Paşa ve İsmet Paşa var... Mustafa Kemal ise onları gayriresmi şekilde koordine ediyor. Muhalifler ise bunun resmileşmesini istiyor. Yani başkomutan vekili olmasını öneriyorlar. Bunun iki pratik nedeni var. Orduyla meşgul olup siyasi sahadan çekilsin. Başarısız olursa itibarı tamamen bitsin. Mustafa Kemal, muhaliflerin 3 Ağustos'ta yaptığı bu teklife doğal olarak tepki gösteriyor. Resmen olmasa da zaten fiilen ordunun başında... Haliyle muhaliflerin niyetini anlıyor ve teklifi samimi bulmuyor. Fakat akılcı bir hamleyle karşı teklifte bulunuyor. Başkomutanlık yetkisiyle birlikte olağan üstü yetkiler istiyor. Muhalifler başta karşı çıksa da 5 Ağustos günü bu teklif kabul ediliyor. Mustafa Kemal bu yetkiler sayesinde tekalifi milliye emirlerini yürürlüğe sokarak bir tür seferberlik yapıyor. Ki bunun orduya faydası çok büyük olmuştur. Çünkü Yunan ordusu seferberlik yapmış olmasına rağmen Türkler yapamamıştı. Bu açık da bu sayede kapatıldı. Özetle, İsmet Özel'in "siyasi kariyeri bitmesin diye cepheden ayrıldı" iddiasının doğrusu bu. Mustafa Kemal bundan endişe etmedi. Tam tersine, muhalifler bunu istedi. Şimdi geliyoruz ikinci konuya... Attan düşme hadisesine... Mustafa Kemal, başkomutan olduktan, yani siyasi kariyerinin bitirilmesi için kurgulanan plana rağmen başkomutanlık yetkisi aldıktan bir hafta sonra, yani 12 Ağustos günü sonra cepheyi teftiş ettiği sırada attan düşüp kaburga kemiğini kırdı. İlk etapta bir şeyi olmadığını söylediyse de kırık kemik ciğere batmaya başlayınca nefesi kesildi. Önce çadıra taşıdılar. Ardından Ankara'daki Cebeci Hastanesi'ne götürdüler. Olaya tanık olanlara bakalım... İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Ali Çavuş, Adnan Adıvar, Mim Kemal Öke ve daha bir sürü insan... Yani bir gün cepheden gelip "ben attan düştüm" demesi gibi bir hadise yok. Olay baya ciddi. Onu muayene eden Mim Kemal Öke, yataktan kalkamayacak kadar kötü durumda olduğunu söylüyor. Mustafa Kemal buna rağmen doktoru dinlemiyor. Hatta Doktor Adnan'ı çağırıyorlar hastaneye. O da gelip "paşam gidebilirsiniz" diyor. Aynı akşam Kılıç Ali'nin kız kardeşinin nikahı var. Mustafa Kemal nikaha katılmış. Ama kaburga ağrısı nedeniyle yerde oturmuş. Etrafına yastık dizmişler. Ertesi gün de cepheye gitmiş. Ali Çavuş bunu açıkça yazıyor. Özetle "siyasi kariyeri biter" tartışması ile "attan düşme hadisesi" arasında bir hafta var. Siyasi kariyeri biter düşüncesi Mustafa Kemal'de yok. Muhaliflerde var. Attan düşmesi bir bahane değil. Fiili vaka. Doktorların önerisine rağmen cepheye dönen yine kendisi. Şayet Mustafa Kemal attan düştüğü için başkomutanlıktan istifa etmiş olsaydı, İsmet Özel haklı olabilirdi ama böyle bir hadise de yok. Zaten adam cepheye dönmek istiyor bir an önce. Tüm derdi bu. Şimdi geliyoruz diğer meseleye... İsmet Özel hadiseyi anlatırken "taarruz başladığı" sırada diyor. Yani savaş sırasında cepheden ayrılmak istedi gibisinden bir mana katmak istiyor. Ama 5 Ağustos'ta savaş yoktu. 12 Ağustos'ta da genel taarruz yoktu. Sadece Yunan ordusunun cepheye yerleşmek için yaptığı ilerleme vardı. Sakarya Savaşı'nda cephe taarruzu 23 Ağustos günü gerçekleşti. Yani attan düşme hadisesinden tam 11 gün sonra. Yani Atatürk'ün savaşın ortasında "ben attan düştüm geri geldim" demesi kronolojik olarak mümkün değil. Ayrıca İsmet Özel, savaş öncesinde kazanma ihtimalinin sıfır olduğunu iddia ediyor ki bu da doğru değil. Savaşın nasıl cereyan edeceği hususu 5 Ağustos'ta veya 12 Ağustos'ta henüz belli değildi. Çünkü Yunan ordusunun cephede nasıl mevzileneceği netlik kazanmamıştı. Zaten o savaş hakkında biraz okuma yapan herkes bilir ki hem Yunan tarafı hem de Türk tarafı savaşın gidişatını etkilemek için türlü oyunlar oynadı. Neticede savaşın gidişatı az çok Türklerin istediği gibi gerçekleşti. Hatta Atatürk bu durumu savaş sırasında Asım Gündüz'e "İşi baştan yanlış tuttular" diyerek anlatmıştır. Sonuç olarak videoda iddia edilen bilgiler hatalı. Tarihler karıştırılmış. Olaylar tersinden anlatılmış. Detay ve derinlik de yok... O halde İsmet Özel bu kadar yanlışı niye konuşmuş? Atatürk'ü cesaretsiz göstermek için. Antipatisini kusmak için. İyi de bu ülkede tarih bilen insan olduğunu bilmiyor mu? Yani birileri çıkıp gerçekleri anlattığı vakit söylediklerinin boşa düşeceğini tahmin etmemiş mi? Şaşılacak şey doğrusu.

Con Sinov

269,329 views • 2 years ago

Mahmud Efendi Cibt; Cübbeli Tağuttur! İbn Abbas (r.a), Nisa Suresi’nin 51. ayetini şöyle tefsir eder: “Cibt, taptıkları putlardır. Tağut ise putların önünde duran, putlar adına konuşan, toplumu yönetenlerdir.” (İbn Ebi Hatim, 5446, 5451) Bugün yaşanan tam olarak budur! İnsanlar Mahmud Efendi’yi ilahlaştırdılar, Cübbeli ve benzerleri ise onun adına konuşarak insanlara emirler yağdırıyorlar. Cübbeli kendi heveslerini “efendi hazretleri böyle istedi” diye süsleyip tebasına yutturuyor; onlar da sorgusuz inanıyor. Çünkü efendiyle birebir görüşemiyorlar; arada bir “tağut” duruyor: Cübbeli! Ama kimse sormuyor: “Madem efendi hazretleri sağ, neden bizimle iletişim kurmuyor? Neden sadece birkaçı ile görüşüyor? Neden ihtilaflarımızı çözmüyor, neden dertlerimize derman olmuyor?” Cübbeli üç dakikalık videoda öyle sapkınlıklar söylüyor ki, bunu da ancak o yapar! • “Efendi Hazretleri Ölmedi” İddiası “Efendi hazretleri ölmemiş, bedenen ve ruhen tasarrufu devam ediyor.” diyor. İslam’da böyle sapkın bir inanç yoktur. Tüm insanlar ölümlüdür ve vakitleri dolunca vefat edeceklerdir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) insanların en hayırlısı olmasına rağmen vefat etmişse, diğer insanlar da elbette ki vefat edeceklerdir. Rabbimiz şöyle buyurur: “Senden önce de hiçbir beşere sonsuz hayat vermedik! Sen dahi ölecekken onlar ebedî mi kalacaklar.”(Enbiyâ, 34) Şimdi varın siz düşünün! Resûlullah (s.a.v) bile vefat etmişken, Cübbeli’nin şeyhine ölümsüzlük nasıl veriliyor? Bu inanç ne Kur’an’a ne sünnete dayanır — apaçık sapkınlıktır! • “Efendi Hazretleriyle Görüşülüyor” İddiası “Bazı ihvanına gözüktüğü için, alenen de onlara bilgiler veriyor. Bazı ihvanlar efendi hazretlerini direk görüyor, şuanda görüşme yapıyor.” diyor. Bu inanç sahih İslam anlayışıyla taban tabana zıt. Kur’an ve sünnet bu inancı batıl ve sapkınlık diye niteler: “Onlara dua etseniz, duanızı işitmezler. İşitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet Günü şirkinizi reddederler. (Her şeyden haberdar olan) Habîr gibi kimse sana haber veremez.” (Fatır, 14) “Allah’ı bırakıp, kıyamete kadar (dualarına) icabet edemeyecek olanlara dua edenden daha sapık kim olabilir? O (dua ettikleri), onların dualarından habersizlerdir.” (Ahkaf, 5) Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman der ki: “Rabbim! Beni geri çevir.” “Umulur ki geride bıraktığım hayatımda salih amel yaparım.” Asla! Bu, onun söylediği (boş) bir sözdür. Ve onların önünde, diriltilecekleri güne kadar (kalacakları) berzah vardır.” (Mü’minun 99-100) Allah (c.c), ölülerin kıyamet gününe kadar cevap veremeyeceklerini, şayet işitseler bile karşılık veremeyeceklerini, isteseler de bir daha dünyaya döndürülemeyeceklerini haber veriyor. Hal bu iken, nasıl oluyor da efendi hazretleri bazılarıyla görüşebiliyor? Yoksa bu ayetler onu kapsamıyor mu? Bu insanlara sormak lazım; Madem diri ve görüşebiliyorsa, haydi çağırın gelsin, herkesin gözü önünde insanlarla görüşme yapıp konuşsun! Diriyse ve ihvanlarıyla görüşüyorsa, neden ispat için bu kadar çabalıyorsun? Çıksın bir iki demeç versin, sen de kurtul, insanlar da kurtulsunlar. Bir de neden birkaçı ile görüşüyor? Mesela İsmailağa’daki diğer hocalarınız ile niye görüşmüyor? Yoksa onları Müslüman görmüyor musunuz? Onlara da görünüp konuşsa, senin hak olduğunu söylese de onları hak yoluna döndürse güzel olmaz mı? Bir de utanmadan diyor ki “görüşenleri biliyoruz, deşifre etmeye gerek yok.” Cübbeli, öyle bir şey olsaydı sen hiç gizler miydin? Ortada yokken bu kadar yırtınıyorsun, olsaydı nasıl olurdu halin! • “Efendi Bizi Yönetiyor” Sözü “Efendi hazretleri talimatlarını beyan ediyor bize, bizi yürütüyor. Biz efendi hazretleri ne talimat verse onu yapıyoruz şuan. Hiç efendi hazretlerinden ayrı bir şey yapmıyoruz.” diyor. Cübbeli, sizi diriler bile yönetemiyor, ölü nasıl yönetecek? ++

İsmail Oruç

18,232 views • 10 months ago

Yabancı sermaye ürker değil mi Sayın Ülker Bir gün Rahmi Koç'un bile kendisine, "Yav sen ne iyi yaptın, bütün işleri yurtdışına taşımışsın" dediğini anlatan Murat Ülker," Anamın evinde oturuyorum, siz ne anlatıyorsunuz" diyor: "Bu laflar nereden çıkıyor, bilemiyorum ama herkes soruyor, başka nerede evin var? Başka yerde evim yok, aramıyorum, lazım da değil, anamın evinde oturuyorum, çok şükür." Bu "lafların" nereden çıktığı malum. New York Times'tan falan ama geçelim. En azından Türkiye'nin en zengin adamı Ülker şükretmesini biliyor. "Ne kadar şükretse azdır" dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız da. Zira işlerini yurtdışına taşıdığını işitip kendisini tebrik eden Rahmi Bey gibi Murat Bey de Türkiye'de sattığı ürün kalitesiyle dünyanın başka bir yerinde böyle zengin olamazdı. İngiltere'de hiç olamazdı. Ama hiç olmazsa diğer patronlarımızdan Abdullah Kiğılı gibi, "Vallahi ay sonunu zor getiriyorum" diye yakınmıyor. Bu arada Abdullah Bey'in holdinginin yatırımlarını yurtdışına taşıması ve yeni arayışları da hep bu yüzdenmiş. Devletin kapısını da çaldığını anlatan Kiğılı, "Devlet tekstili gözden çıkardı, 6 ay sonra bizi büyük felaket bekliyor" diyor. Tekstil işçisi hiç öyle demiyor ama işçimaliyetleri çok yüksekmiş. Birkaç aya kalmaz maaşlarını ödeyemeyecekleri için mecburen işçileri kapının önüne koyabilirlermiş. Aklıma Putin'in 15 yıl kadar önce başbakanlığı döneminde kendisini fabrikaları kapatmakla tehdit eden, işçilerin maaşlarını ödemeyen patronları bir masa etrafında toplayıp verdiği ayar geliyor. Putin'in tüm Rusya'nın gönlünü alarak ayrıldığı toplantının ardından fabrikalar şakır şakır işlemeye başlamıştı. Ama tabii ki Türkiye'de olmaz böyle şeyler. Burada serbest piyasa ekonomisi var. Sonra yabancı sermaye, TÜSİAD'ımızın, "yerli sermayemizin" ürküttüğü yetmiyormuş gibi daha da ürker değil mi? Hem belki röportaj işe yarar, Abdullah Bey de yine fikir değiştirir. Hatırlar mısınız, 2020 yılında pandemi döneminde de Capital dergisine verdiği söyleşide, önce "54 yıldır bundan büyük kriz görmedim" demişti. Ardından Hürriyet'e verdiği röportajda şunları söylemişti: "O sözleri 4 ay önce söyledim. 100 günde kimsenin hayal edemeyeceği şeyler oldu." Yazının tam burasına Nasreddin Hoca'nın "Biraz da ölelim" fıkrası gider.

Melih Altınok

279,351 views • 11 months ago