Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Putin bugün Birleşik Rusya kongresinde “Россия! Россия!” (Rusya Rusya) tezahüratlarından sonra şöyle dedi: “Bu sloganla, hepimizin doğduğu ve anne sütüyle emdiği sloganla… Devlet Bayrağı Günü’nü kutluyorum.” Putin 1952 doğumlu. Yanındakilerin büyük kısmı da SSCB döneminde doğdu. Bu sözleriyle fiilen şunu itiraf etmiş oluyor: SSCB’ye bağlı tüm halklar, aslında Rusya’nın...

15,979 Aufrufe • vor 1 Monat •via X (Twitter)

10 Kommentare

Profilbild von Sea_Kontgerilla
Sea_Kontgerillavor 1 Monat

Solcular bunu biliyor ama savunmak zorunda hissediyorlar kendini dünyaya emperyalistler ve anti-empyalistler olarak bakıldığı için ne yani Amerikayı mı savunalım o zamana geliyor mesele dönüp dolaşıp. Tanımıyorlar gerçek dünyayı teorilerin içinden çıkamıyorlar

Profilbild von Holst1
Holst1vor 1 Monat

Hopefully soon!!!!!! Umarım yakında!!!!!!👍👏👍👏

Profilbild von Сергей Топа
Сергей Топаvor 1 Monat

Когда эти ублюдки родились, не существовало ни такой страны, ни такого лозунга.

Profilbild von Andreas
Andreasvor 1 Monat

FCK 💩💩🇷🇺

Profilbild von Pasquale
Pasqualevor 1 Monat

Adesso si sente realizzato il piccolo umanoide da strapazzo, questa è la vera realtà, le altre cose sono solo il pretesto per arrivare a questo

Profilbild von dorothy elvira rojo
dorothy elvira rojovor 1 Monat

💩

Profilbild von Kurdistan Regions
Kurdistan Regionsvor 1 Monat

Onlarin cogu saf ve avanak olduklarini icin anlamazlar! Cunku anladiklarinda Turkiyenin Kurdlere yaptiklarina da itiraz etmek mecburiyetinde olacaklar

Profilbild von Петър Ташев
Петър Ташевvor 1 Monat

🤣 Русия се появява през 1991 г., но Хуйло си спомня как в настрани пелени през 1952 г. викал: "Русия, Русия..."

Profilbild von Hakim bi-Emrillah
Hakim bi-Emrillahvor 1 Monat

E bu kötü mü anlayamadım 🤨

Profilbild von Bär
Bärvor 1 Monat

die linken verstehen nicht fas Russland nicht die Sowjetunion ist, Putin will nicht die proletarische Weltrevolution, sondern nur ein größeres Imperium , wie zur Zarenzeit

Ähnliche Videos

⭕️ Putin'in nasıl planlı bir biçimde yalan söylediğini gösteren harika bir video. 1999'da Yeltsin görevinden ayrılınca, Başbakan olan Putin de, vekaleten Devlet Başkanlığı görevini yürütmekteydi. O günlerde yani 26 yıl önce, katıldığı bir TV programında, Kırım'ı almak gibi bir planı olmadığını, bunun aptalca bir iddia olduğunu kesin bir dille açıklıyor ve eğer böyle yaparsa, başkalarının da Rusya'dan toprak koparmaya çalışacağını, Rusya Federasyonu'nda 400 tartışmalı bölge olduğunu ve bunu kaşımanın tehlikeli olduğunu belirten bir konuşma yapıyor. Türkçe altyazıdan okuyabilirsiniz tam olarak ne söylediğini. Başkan seçildikten hemen sonraki bir röportajda da aynısını söyledi ve ben bunu da izledim. KGB'de yetişmiş bir istihbaratçı olarak, yalan söylemek, muhataplarını kandırmak, Putin için asla bir ahlâk sorunu değildir. Saldıracağı âna kadar dost görünür; muhatabını inandırır ve aniden, hiçbir merhamet belirtisi göstermeden saldırır. 2022, Şubatın 24'ünde tam da dediğim gibi yaptı. 4 ay öncesinden Ukrayna sınırına askeri araçlar, mühimmat ve asker yığarken, "Ukrayna'ya saldırmaya hazırlanıyor" diyenlere, "bize iftira atıyorlar, sadece planlı bir tatbikat yapıyoruz" diyordu. Resmen yalanladılar bunu. Ama sonra ne oldu? Kendine Stalin'i örnek alan Putin, onun döneminde yaşasaydı, Stalin'in yaptığı katliamların muhtemelen aynısını yapardı; bundan emin olabilirsiniz. Başkanlığa geldiği 7 Mayıs 2000'den bu yana, kendine muhalefet eden, ya da önüne çıkan herkesi öldürdü; bazılarını da ülkeden kaçmak zorunda bıraktı. Hatta bunların bazılarını da, yerleştikleri ülkelerde öldürttü. Oysa içlerinde çok iyi insanlar vardı. Mesela hümanist ve Rusya'yı modern bir demokrasi haline getirmek isteyen ve muhtemelen ilk seçimde iktidara gelebilecek muhalif lider Boris Nemtsov'u, Kremlin'in neredeyse dibindeki, Moskvoretski köprüsü üstünde yürürken, Çeçen Kadirov'un köpeklerine öldürttü (2015). Eğer bugün Nemtsov Rusya Devlet Başkanı olsaydı, bırakın savaşı, dünya, Katyuşa şarkısını ezberlemeye çalışıyor ve Ukraynlılarla Ruslar birlikte dans ediyorlardı. Bu adi adam, dünya barışının temeline de dinamit koydu, anlayacağınız. Putin'i tanımayan, bazı bizim toplmumuzun saf ya da düşük IQ'lu bir güruhu, sosyal medyada ona övgüler düzüyor maalesef. "Putin adamdır" falan diyenler oluyor, bu acımasız katil için. Psikolojik Harp uzmanı olan bu şahıs, gerçekten de kendi imajını çok iyi pazarlıyor, dünya genelinde her ülkeden kendine geniş bir trol ağı kurmuş ve para saçıyor. Ama Türk, bu istihbarat tuzağına düşmez, aldanmaz kardeşim. Biz ne Amerikancı, ne Rusçu, ne de Çinci olamayız. Bizim kendi mazimiz, kendi tarihimiz ve bahşedilmiş bir görevimiz var. Bunun farkında olunuz.

Mustafa Tanyeri

77,050 Aufrufe • vor 9 Monaten

📍Tucker Carlson: “Ukrayna savaşı öncesi konuşmanızda ABD’nin NATO üzerinden Rusya’ya saldırabileceğini söylediniz. Bu sonuca nasıl vardınız?” 📍Vladimir Putin: ➖“Ben onu söylemedim. Burda sohbet programı mı yapıyoruz, röportaj mı?” ➖“İzninizle size 30 saniyelik veya 1 dakikalık bir tarih dersi vereceğim.” ➖“Ukrayna ile ilişkimizin nasıl başladığına bakalım. Ukrayna nerden geldi.” ➖“Rus devleti, merkezi bir devlet olarak toplanmaya başladı. Rus devletinin kuruluşu 826 yılına dayanıyor.” ➖“Novgorod halkı, Varegli bir prens olan Rurik’i liderlik etmesi için davet etti.” ➖“Rusya, 1826 yılında devlet olmasının 1000. yılını kutladı.” ➖“Novgorod’da bunun için bir anıt var.” ➖“882’de Rurik’in halefi olan Oleg, Kiev’e geldi.” ➖“Zamanında Rurik’e bağlı olan iki kardeşi yönetimden indirdi ve Rusya, Novgorod ile Kiev şeklinde iki güç merkeziyle gelişmeye başladı.” ➖“Rus tarihindeki bir sonraki önemli tarih, 998. Rusya, vaftiz edildi ve Ortodoksluğu kabul etti.” ➖“Merkezi Rus devleti, güçlenmeye başladı, çünkü toprak birliği, ekonomik ilişkileri, aynı dil ve aynı inanç vardı, prensin hükmü vardı.” ➖“Ortaçağ’da Prens Yaroslav, tahtın babadan oğla geçmesini getirdi, sonra o ölünce işler karıştı, taht farklı soylar üzerinden yürüdü.” ➖“Bunlar da ayrışmalara ve Rus’un tek devlet olarak varlığının sonuna neden oldu.” ➖“Avrupa’da da bu oluyordu, ama ayrışmış Rus devleti, Cengiz Han için kolay av oldu, halefi Batuhan Rus topraklarına gelip yağma yaptı, tüm şehirleri yakıp yıktı.” ➖“Kiev ve diğer güney şehirleri bağımsızlığını kaybetti, ancak kuzeydeki devletler egemenliğini kısmen korudu.” ➖“Sonra Moskova merkezli Rus devleti oluşmaya başladı.” ➖“Güneydeki topraklar, yani Kiev, Avrupa’da oluşan merkeze doğru çekiliyordu.” ➖“Ruslar, bu toplumun çok büyük bir kısmıydı.” ➖“Sonra imzalanan ittifaklarla bazı Ortodoks papazlar Papa’nın buyruğuna girdi, bu topraklar da Polonya-Litvanya devletinin parçası oldu.” ➖“Polonyalılar on yıllarca bu toprakları Polonyalılaştırdı, bu insanların Rus olmadığını dayatmaya çalıştı, Ukraynalı olduklarını söylediler.” ➖“Ukraynalı, Polonya-Litvanya devletinin kenarlarında yaşayanlar demektir, devriye yapanlar demektir, etnik bir grup değildi.” ➖“Rus topraklarının bu kısımları Polonyalılaştırıldı, o halka sert davrandılar, hatta gaddarca, Varşova’ya mektuplar yazıldı ve haklarının gözetilmesini istediler.” ➖“Bunlar 13. yüzyılda yaşandı.” ➖“Rus topraklarını yönetenler çağrılarına cevap verilmeyince, yüzlerini Moskova’ya çevirdi.” ➖“Uydurduğumu sanmayın diye size şu belgeleri de vereyim, arşiv belgeleri.” ➖“Oradaki liderler, Rus çarının oradaki halkı korumaya almasını istediler.” ➖“Rus topraklarının bir kısmı Çarlığa alındı, Polonya ile savaş çıktı, 1654’te ateşkes imzalandı.” ➖“32 yıl sonra bir barış anlaşmasında Dinyeper’in sol kıyılarının tamamı - Kiev dahil - Rusya’ya verildi, sağ kıyılar Polonya’da kaldı.” ➖“Rusya, Büyük Katerina liderliğinde tüm tarihi topraklarını geri aldı.” ➖“Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Avusturya’nın Genelkurmay Başkanlığı, aktif olarak Ukraynalılaştırma fikrini ortaya attı.” ➖“Niyetleri belliydi, savaştan önce sınır hattında kendileri için olumlu şartlar oluşturup potansiyel düşmanı zayıflatmak istiyorlardı.” ➖“Yani Avusturya Genelkurmayı, Polonya’nın o bölgedeki insanların aslında Rus olmadığı, başka bir etnik kimliğe sahip olduğu fikrininin propagandasını yapıyordu.” ➖“19. yüzyılda Ukrayna bağımsızlığından bahseden teoristler ortaya çıktı.” ➖“1917 devriminden sonra Bolşevikler, devletin yapısını yeniden sağlamak istedi ve iç savaş çıktı, Polonya ile savaş çıktı.” ➖“1921’de barış imzalandı, Dinyeper’in sağ kıyıları yine Polonya’ya verildi.” ➖“1939’da Polonya, Hitler ile işbirliği yaptı, Hitler dostluk anlaşması teklif etti, karşılığında Polonya’nın Almanlara Danzig koridorunu vermesini istedi, kabul etmediler, yine de Hitler ile işbirliği yaptılar, birlikte Çekoslovakya’nın bölünmesine uğraştılar.”

Bedrettin

2,616,994 Aufrufe • vor 2 Jahren

ABD ve Fransa 'nın yönetiminde Almanya ve Polonya destekli zırhlı kara birlikleri Ukrayna - LVİV'E vardı. Ukraynalılar yol üzerinde konvoylara sevgi görüntüleri verdi. Efendim Putin vurur falan mesela yani ! İki hafta önceden İngiltere ve ABD ,dün gece gerçekleşen terör saldırısı ile ilgili RUSYA'DA bulunan vatandaşlarını uyarıyor. Bunu açık olarak açıklıyorlar. Nerede Rusya'nın iç istihbarat dış istihbarat birimleri? Şimdi,Rusya diyor ki ! ABD ne biliyordu ? Putin dayı, ülkene girişler çıkışlar kapalı. Uçuş ve karayolları iki yıldır kapalı. Sen neden bilmiyorsun ABD'nin bildiğini.!!! Alman subayların ses kaydını RUS istihbaratı elde etti dedikleri olay, Alman istihbaratının PSİKOLOJİK HAREKAT operasyonu. Eeee şimdi durumun özeti şu ! Palyaço Zelinsky ile algısal istihbaratçı Putin'i tokuşturdular. Bu şahsi bir prestij kaybı. İki yıl boyunca Rusya yıprandı. Ülke içerisinde SEÇİM SONUÇLARINA bakmayın, Türkiye gibi GANYOT misali seçimin sonuçları yazılıyor. Rus Anayasasına 80 yaşına kadar Putin'i devlet başkanı olarak yazdılar. 31 Mart sonrası Erdoğan aynısını istiyor. Bahçeli ise ,ALLAH'A ifade beyanı " Kurtarıcı lider olarak bu yüzyılda Erdoğan'ı istiroruz." Diyor. Allah öyle mi diyor acaba.!!! Bundan sonrasında Rusya içerisinde ÖZERK HAKLARIN tıpkı Çeçenya gibi çatışmalarını görebiliriz. Bazen BUMERANG gibi kendini vurursun. Mesela,özerk topluluklardan askere alınanlara silah verildi, askeri eğitim verildi, savaşmayı öğrendiler. Ukrayna cephe hattından kaçışlar başlarsa ,daha geçen yıl WAGNER MOSKOVA'YA yürümeye kalktığında hepsi ishal olmuştu korkudan. Şartlar ve bileşenler hiç göründüğü gibi değil. Putin Nükleer kullanır. Başkaları kullanmaz öyle mi ? Bu kadar salaklık olmaz. Dünyanın en büyük Nükleer denizaltısı Okyanusta batırıldı. Trump döneminde ve PUTİN sesini çıkartamadı. Rusya'nın istihbarat uydusu vuruldu,devlet sırrı diyerek olayı Putin kapattı. Batı veya Putin dünyanın sonunu getiremez. 1917 devrim şartları oluşturuluyor. Bu savaşta herkes kaybediyor. Tek akıllı bizim aklı evveller. Tıpkı, Abdülhamit gibi düşünen akıl. Etrafta olan savaştan kaçanların, ceplerinde paralarla gelmesini politika haline getirmiş ERDOĞAN, böylece ekonomiyi çeviriyor. Taze dolar geliyor ya. Vatandaşlık, Ev satışları devam ediyor. Erdoğan,Osmanlı ti niyetinde bunların hepsi birbirini vurunca aradan çıkarım diyor. Onlar öyle demiyor ama. Abdülhamit 35 yıl batı ve rusya birbirini yesin ,kurtarırız derken iktidardan düştü. Sonuç, adamları yendik,ikinci dünya savaşına girmedik, hala borç içerisinde yüzüyoruz . Yarına dair bir umudumuz kalmamış. Abdülhamit tahttan indirildiğinde 1 milyon kilometre kare toprak uçmuştu. Banka hesaplarında altı kez o gün Osmanlının borcunu ödeyecek para çıkmıştı. Peki, neden ödememişti. Erdoğan ve yakınlarına ait banka hesapları ve mülkler bir gün açıklandığında farklı bir şey görmeyeceksiniz. Aynısı durumlar, Türkiye Cumhuriyeti toprakları satılıyor.. ABD, Trump döneminde Erdoğan'ı ABD'DE olan malvarlığıyla tehdit etti. Nereden kazanmış ,soramazsınız. Çünkü,koyunlar kızar. Aklı selim olmayan, Dengesiz politikacıların yönettiği bir dünyada dengede kalabilmek önemli. Churchill, Atatürk'ü 1934'te anlıyor. " ATATÜRK DÜNYANIN FARKINA ERKEN VARANLARDANDI " diyor. Ne halk denilen kütle anlıyor , ne dengesiz kişiliklerin ele geçirdiği siyaset anlıyor. Dengede kalamayanlarla bu yol yürünmüyor . Yüz yıl öncesini iyi bilen kazanır. Hiç tarih bilmeyenler hiç kazanmazlar. Kendileri ile beraber ülkelerini, milletlerini, varlıklarını batırarak tarihe yazılırlar. Aslında sonuçları açısından herkes kaybediyor. Türk halkı! Kaybetmeyi, dünya orduları karşısında ölmeyi, tekrar yüz yıl sonra ezilmeyi KENDİSİ TERCİH ETTİ. #Kiev #Moskou #SonDakika #OndokuzBiziz #HüseyinHakkıKahveci #Atabey19HHK

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

38,702 Aufrufe • vor 2 Jahren

Mehmet hocayı kırmak istemem ama hakkın hatırı daha âlidir. Duygusal fevri konuşmalar ne adil, ne akil ne de hikmetlidir. Bin yıllık tarih ve 40 yıllık ihanet 40 günlük savaşla temizlenemez. İsrail’e karşı elbette destekleyelim ama bu dil yanlıştır. Abartılıdır. İran’ı meşrulaştırmadan da taraf olabiliriz. Bir Ermeni’ye yapılan haksızlığa tepki göstermek için nasıl “Hepimiz Ermeni’yiz” dememize gerek yoksa burada da kantarın topuzunu kaçırmamak gerekir. Fıkıh bir işin neticesini gözetmek ve sonunu düşünmektir. İyi niyet suistimale kapı aralamamalıdır. 1-İran bir İslam Devrimi değil Şii mezhep devrimidir. Kendisini Şia mezhebine hapsettiği için kuşatıcı bir İslami sistem olmadığı gibi Müslüman halkları da kafir gören bir ideolojiye sahiptir. Şii IŞiD’in iktidar olmuş halidir. 2-Bu rejim tercih ettiği mezhebi tonun sapkınlığından (Şiiliğin en aşırı kolu) ayrı olarak milyonlarca Müslümanın kanını dökmüş, ABD ve Rusya ile iğrenç işbirlikleri yapmıştır. Zamanı gelince de onlar bu rejimi tuvalet kâğıdı gibi kullanıp atmışlardır. 3- Şii-Rafızilik Caferilik gibi bir etiketle fıkhi bir mezhep gibi-jelatinle sunulamaz. Hele bunu bir fıkıhçı yaparsa bu hiç olmaz. Bu kurnaz yaklaşım bir İran stratejisidir. En son bu kurnazlığı Nadir Şah yapmıştı ve Osmanlı uleması bunu reddetmişti. 4- Bizler İsrail karşıtı rejimi Afganistan’da kurmak için 20 yıl cihad ettik karşımıza ABD ve İran dikildi. Irak cihadını onlar sona erdirip ABD’ye askerlik yaptılar. Mursi Mısır’ına İran düşmanlık etti. Suriye’de 14 yıl Ayetulla Putinle birlikte halkımızı katlettiler. Yemende İhvan devrim yapıp devlet kurdu İran ve Rusya Husilere destek verip devrimi çaldılar. Bu kadar cürmü işleyen İran Sünni olsa bu kadar tolere eder miydiniz? Öyleyse IŞİD’e de destek olun. O tekfirci ve berbad örgütün liderleri tamamen ABD tarafından öldürüldü. ABD’de saldırılar yaptı. Sahabeye de sövmüyorlar. İran onlardan da beter. İran’ın bugün başına gelenler kendi yaptıklarının sonucu. İran’ın son 40 yıldaki ABD ve Rusya ile açık ittifakı inkar edilemez. Bunlar mevsuk hakikatlerdir. Ancak son iki yılda yaşananlar, hatta Süleymani’nin öldürüldüğü 2017’den sonra yalananlar danışıklı dövüş değildir. Gerçek bir çatışma halidir. İran ABD ile Sünni Müslümanlara karşı sürdürdüğü işbirliği devam etsin ve bu savaş yaşanmasın diye çok çaba sarf etti. İsrail’in bugün bu kadar cüretkar olması büyük oranda İran’ın uzun yıllar Müslüman cepheyi bölüp ABD ile iş tutmasının sonucudur. İran ile iletişim kurmak ve hatta işbirliği yapmak -mümkün ya da değil ama denemeye değer ve buna da mecburuz-vahdet midir? Vahdet tevhid ile mümkündür. Vahdet Şia bizi tekfir ederken mümkün ve gerçekçi de değildir. Olması gereken “stratejik çatışmasızlıktır”. İşte burada ise iyi niyetlerin İranın ikinci bir yayılma ve mezhepçi politikasına alan açıp meşruiyet vermemesi önemlidir. Bunun için kin ve öfkenin kontrol edilip hafızanın ise canlı tutulması ince bir çizgidir. Diğer bir hata da sanki her şey tarihte kalmış gibi bir algı oluşturmaktır. Daha bu hafta İran destekli Irak yönetimi Sünni mahkumları idam etmeyi hızlandırdı. Ne yaptılar sözde vahdet için? Yemen’deki İhvan mahkumlarını mı serbest bıraktılar? Irakta hapis yatan 60 bin Sünni mahkumu mu serbest bıraktılar? Sayın hocam üzgünüm ama Musa (as) değil İbrahim (as), Ahmet değil İsmail, inek değil koyun…

Dr. Abdulkadir Şen

26,727 Aufrufe • vor 5 Monaten

SESLİ MAKALE 🇷🇺🇨🇳🇮🇷Rusya ve Çin, İran’daki Savaşa Sanılandan Daha Fazla Müdahil ✍🏽Michael Snyder ➖Batı gerçekte neler olup bittiğinin farkında değil, iyi günler hiç bitmeyecekmiş gibi eğlenip duruyorlar, hem Rusya hem de Çin ile savaşa girme ihtimaliyle karşı karşıyayız. ➖ İran, Rusya ve Çin’den sessiz sedasız oldukça ciddi bir askeri ve teknik destek alıyor. ➖ Çinli drone üreticisi DJI’dan en az yedi teknisyen, İran’a yönelik hava saldırılarında hayatını kaybetti. ➖ 300 ila 400 Çinli askeri ve teknik personelin, iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kaldığı iddia ediliyor. ➖ Nanjing’deki 14. Araştırma Enstitüsü’nden üç seçkin radar uzmanının, ilk bombardıman dalgasında bedenlerinin tamamen buharlaştığı belirtiliyor. ➖ Rusya’nın, ABD güçlerini hedef alabilmesi için Tahran’a uydu görüntüleri ve geliştirilmiş drone teknolojisi sağladığı öne sürülüyor. ➖ Rusya'nın sağladığı istihbarat desteğinin; Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt’teki ABD radar sistemlerine yönelik saldırılarda etkili olduğu düşünülüyor. ➖ İran tarafından fırlatılan füzelerin, dünyanın doğal gaz üretiminin %20’sini karşılayan Katar’daki Ras Laffan tesisini vurduğu bildirildi. ➖ Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın füzelerle hedef alınmasının ardından, gökyüzünü büyük bir ateş topunun aydınlattığı aktarılıyor. ➖ Pekin yönetimi, kamuoyuna dâhil olmadığını söylediği bir yabancı savaşta personelinin öldüğünü kabul etmeyi reddediyor. ➖ Bu tablo, Rusya ve Çin’in İran’daki savaşa çoğu insanın fark ettiğinden çok daha derin bir şekilde dahil olduğunu gösteriyor. Makalenin tamamı👇🏾 Görünüşe göre İran, Rusya ve Çin’den sessiz sedasız oldukça ciddi bir destek alıyor. Aşağıda göreceğiniz üzere, Çin’in İran için insansız hava araçlarını seri şekilde ürettiği iddia ediliyor; ayrıca bir raporda, ABD ve İsrail hava saldırılarıyla tahrip edilen yer altı sığınaklarında saklanan yüzlerce Çinli askeri ve teknik personelin “ölmüş ya da yavaş yavaş boğularak can veriyor olabileceğinden endişe edildiği” öne sürülüyor. Öte yandan Wall Street Journal, Rusya’nın İran’la teknoloji paylaştığını ve insansız hava aracı ile füze saldırıları için hedefleme verileri sağladığını iddia ediyor. Tüm bunlar, Rusya ve Çin’in İran’daki savaşa çoğu insanın fark ettiğinden çok daha fazla dahil olduğunu gösteriyor—ve bu durumun hepimizi derinden endişelendirmesi gerekir. Şimdi sizinle, ilk karşılaştığımda beni gerçekten sarsan bazı bilgileri paylaşacağım. Bağımsız gazeteci Jennifer Zeng, hâlâ üst düzey erişime sahip eski bir Çinli üst düzey yetkiliden gelen istihbarata erişimi olduğunu iddia ediyor. Bu kaynağa göre, İranlıların ABD ve İsrail’i yenmesine yardımcı olmak amacıyla gönderilen yüzlerce askeri ve teknik personel, “şu anda hiçbir iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kalmış durumda”. Aşağıda, Zeng’in X’te paylaştığı raporun tamamı yer almaktadır… Çin Komünist rejiminin içinden gelen yeni istihbarat, daha önce bilinenden çok daha büyük bir felaketi ortaya koyuyor: Çinli drone üreticisi DJI’dan en az yedi teknisyen, İran’a yönelik ABD-İsrail hava saldırılarında öldürüldü; 300 ila 400 Çinli askeri ve teknik personel ise şu anda hiçbir iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kalmış durumda — bunların birçoğunun ölmüş ya da yavaş yavaş boğularak can veriyor olmasından endişe ediliyor. Bu bilgi, hâlâ erişimi bulunan eski bir üst düzey ÇKP yetkilisinden doğrudan geliyor ve Kanadalı yazar ve muhalif Sheng Xue (盛雪SHENG Xue) aracılığıyla aktarılıyor. Pekin ve Tahran’ın “tamamen güvenli” olarak nitelendirdiği sığınaklar, İran içinden bazı kişilerin tam koordinatları İsrail’e sızdırmasının ardından yıkıcı bir hassasiyetle vuruldu. Kritik varlıkları korumak amacıyla tasarlanan bu yapılar, İran’daki askeri tesislerin derinliklerine yerleştirilmiş Çinli danışmanlar için bir toplu mezara dönüşmüş durumda. Nanjing’deki CETC’ye bağlı 14. Araştırma Enstitüsü’nden üç seçkin radar uzmanının — ABD’nin ilk bombardıman dalgasında bedenleri tamamen buharlaşan — teyit edilmiş ölümlerine ek olarak, ortaya çıkan tablo artık Xi Jinping’in İran’a verdiği örtülü desteğin feci bir başarısızlığına işaret ediyor. Amerikan F-35 ve F-22 hayalet savaş uçaklarına karşı koymak üzere Pekin’in kendi tanımıyla “en iyileri” olan bu üç uzman, İranlı personelle birlikte hayatını kaybetti ve geriye hiçbir kalıntı kalmadı. Nanjingli bu üç uzmanın aileleri, “olay sonrası işlemler” için ÇKP’nin Örgüt Departmanı’na çağrıldı. Tazminat sözü verildi, ancak miktar hâlâ açıklanmadı. Rejimin alışıldık yöntemi — sessizliği satın almak için yüksek miktarda sus payı ödemek — şimdiden devreye girmiş durumda. Çin Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ya da devlet medyasından herhangi bir resmi açıklama yapılmış değil. Pekin, kamuoyuna dâhil olmadığını söylediği bir yabancı savaşta personelinin öldüğünü kabul etmeyi reddettiği için bilgi akışı tamamen kesilmiş durumda. Gelişmekte olan bu trajedi, Xi için acımasız bir kamusal aşağılanma niteliği taşıyor. Başkan Trump’ın saldırıları, İran’ın çökmekte olan savunmasını ayakta tutmaya çalışan Çin’in pervasız vekil rolünü açığa çıkardı; Avrupa elitleri ise — İran petrolündeki geniş ve gizli çıkarlarını korurken — küreselci ağlarının bozulmasına öfke duyuyor. Yüzlerce Çinlinin hayatı tehlikede; yabancı sığınaklarda diri diri gömülmüş, sus payıyla susturulmuş ve dünyanın en etkili sansür mekanizması tarafından görünmez kılınmış durumdalar. Xi’nin kumarı ölümcül sonuçlar doğurdu — ve ölü sayısı artmaya devam ediyor. (Yalnızca Sheng Xue’nin, ÇKP rejimi içindeki kaynağı — hâlen erişimi bulunan eski bir üst düzey yetkili — aracılığıyla sağlanan güncel ve birinci el bilgilere dayanmaktadır. Herhangi bir spekülasyon veya uydurma yoktur.) Söylemeye gerek yok ki, Çin’deki komünist hükümet bunların hiçbirini resmî olarak asla doğrulamayacaktır. Ancak Jennifer Zeng, yıllardır Çin içinde olup bitenleri doğru şekilde aktarıyor. Bu nedenle onu güvenilir bir kaynak olarak değerlendiriyorum. Elbette Çin’in İranlılara sağladığı yardımdan söz eden tek kişi o değil. The Sun, bir Çin fabrikasının İran’a ait intihar dronlarını seri şekilde ürettiğini gösterdiği öne sürülen çarpıcı yeni video görüntülerini ele alan bir makale yayımladı… Çin, Shahed üretim hattını gösterdiği öne sürülen bir videonun ortaya çıkmasının ardından İran’ın intihar dronu filosunu kurmasına yardım etmekle suçlanıyor. Pekin’in yerel TikTok’u olan Douyin’de bir fabrika tarafından paylaşılan görüntüler, bir atölyede insansız hava araçlarının monte edildiğini gösteriyor. Diğer görüntülerde ise, Tahran’ın ölümcül Shahed dronlarına benzeyen çok sayıda insansız hava aracının, sevkiyat öncesinde bir depoda sıralandığı görülüyor. Bence Çin’in gerçekten açıklaması gereken çok şey var. Bu arada Wall Street Journal, Rusya’nın “bölgedeki ABD güçlerini hedef alabilmesi için Tahran’a yardımcı olmak amacıyla uydu görüntüleri ve geliştirilmiş insansız hava aracı teknolojisi sağladığını” iddia ediyor… Konuya aşina kaynakların aktardığına göre Rusya, İran ile istihbarat paylaşımını ve askeri iş birliğini genişleterek, Tahran’ın bölgedeki ABD güçlerini hedef almasına yardımcı olmak amacıyla uydu görüntüleri ve geliştirilmiş insansız hava aracı teknolojisi sağlıyor. Rusya, ABD ve İsrail’in askeri gücüne karşı mücadelede en yakın Orta Doğu müttefikini ayakta tutmaya ve kendisine askeri ve ekonomik açıdan fayda sağlayan bu savaşı uzatmaya çalışıyor. Eğer bu doğruysa, bu durum Rusya’yı İran’daki savaşın bir tarafı hâline getirir; tıpkı Ukraynalılara sağladığımız destek nedeniyle bizim de Ukrayna’daki savaşın bir tarafı olmamız gibi. Rusların paylaştığı teknoloji sayesinde İranlıların, insansız hava araçlarının navigasyon ve hedefleme kabiliyetlerini geliştirebildiği bildiriliyor… Kaynaklara göre sağlanan teknoloji, iletişim, navigasyon ve hedeflemeyi geliştirmeyi amaçlayan modifiye edilmiş Shahed insansız hava araçlarının bileşenlerini içeriyor. Kaynaklar — aralarında üst düzey bir Avrupalı istihbarat yetkilisinin de bulunduğu kişiler — Rusya’nın ayrıca Ukrayna’da insansız hava araçlarını kullanma deneyiminden yararlanarak, operasyonlarda kaç dronun kullanılacağı ve hangi irtifalardan saldırı düzenlenmesi gerektiği konusunda taktiksel rehberlik sunduğunu belirtti. Şüphesiz, İran’a ait insansız hava araçları geçmişe kıyasla daha etkili hâle geliyor. Bunun ne kadarında Rusların payı var? Buna ek olarak, Rusların görünüşe göre “uydu görüntülerini doğrudan İran’a sağladığı” ve bunun da İranlıların Orta Doğu genelindeki hedefleri son derece yüksek bir hassasiyetle vurabilmesine imkân tanıdığı belirtiliyor… The Wall Street Journal’ın haberine göre Rusya, İran’a Orta Doğu’daki ABD askeri güçlerinin konumlarının yanı sıra bölgedeki müttefiklerinin yerlerini de sağlıyor. Yetkili ve bir Orta Doğulu diplomat olan iki kaynağın aktardığına göre, bu iş birliği savaşın ilk günlerinde derinleşti ve Rusya son dönemde İran’a doğrudan uydu görüntüleri sağlamaya başladı. Analistler, bu yardımın ABD ve Avrupalı müttefiklerin son yıllarda Ukrayna’ya sağladığı istihbarata benzer nitelikte olduğunu belirtiyor. Kaynaklara göre Körfez bölgesinde Moskova’nın desteğinin, İran’ın bölgede ABD radar sistemlerine yönelik son saldırılarında etkili olduğu düşünülüyor. Bu saldırılar arasında Ürdün’deki Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) sistemi için kullanılan bir erken uyarı radarı ile Bahreyn, Kuveyt ve Umman’daki diğer hedefler de yer alıyor. Görünüşe göre Batı dünyasındaki çoğu insanın hayal ettiğinden çok daha yakın bir noktada, hem Rusya hem de Çin ile savaşa girme ihtimaliyle karşı karşıyayız. Ancak Batı dünyasındaki insanların büyük bir kısmı hâlâ bir şekilde her şeyin yoluna gireceğine inanıyor. İran böylesine yakın bir müttefik olduğu için, hem Rusya hem de Çin İran’daki rejimin ayakta kalmasını ister. Fakat her geçen gün daha fazla rejim lideri öldürülüyor ve bize “bir kargaşa hissinin hâkim olmaya başladığı” söyleniyor… En üst düzey liderlerden alt rütbeli askerlere kadar binlerce rejim mensubunun öldürülmesiyle birlikte, İranlılar bir kargaşa hissinin giderek hâkim olmaya başladığını bildiriyor. Güvenlik güçleri baskı altında ve kaçış hâlindeyken, protestocuları sokaklardan uzak durmaları için tehdit ediyor ve ABD’ye, İsrail’e ve Basra Körfezi’ndeki Arap komşularına yönelik saldırılar düzenliyor. Rejim kesinlikle zayıflatıldı, ancak henüz etkisiz hâle getirilmiş değil. Nitekim rejim tarafından kısa süre önce fırlatılan füzeler, dünyanın en büyük doğal gaz tesisini vurdu… İran’ın Orta Doğu genelindeki enerji tesislerine saldırarak “tam ölçekli bir ekonomik savaş” başlatma tehdidinde bulunmasından saatler sonra, bu gece Katar’da füzelerin “geniş çaplı hasara” yol açtığı bildirildi. Videolarda, dünyanın en büyük doğal gaz tesisi olan Ras Laffan’da ve Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da büyük patlamaların meydana geldiği görülüyordu. Tahran’ın “önümüzdeki saatler içinde” saldırılar düzenleyeceği uyarısında bulunmasının ardından, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’daki enerji tesisleri tahliye edildi. Şu anda tanık olduğumuz şey kesinlikle eşi benzeri görülmemiş bir durum. Katar’daki bu tesis, dünyanın doğal gaz üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılıyor. Eğer bu tesis devre dışı kalırsa, derhal küresel bir doğal gaz kıtlığıyla karşı karşıya kalırız. Suudi Arabistan’da ise başkent Riyad’ın İran füzeleri tarafından vurulmasının ardından “parlak turuncu bir ateş topunun gökyüzünü aydınlattığı” bildirildi… Etkileyici görüntüler, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın füzelerle hedef alındığı anı gösteriyor. Şehri sarsan büyük patlamalar sırasında parlak turuncu bir ateş topu gökyüzünü aydınlattı. Bu olay, İran’ın Orta Doğu genelindeki enerji tesislerine saldırarak “tam ölçekli bir ekonomik savaş” başlatma tehdidinde bulunmasından yalnızca birkaç saat sonra gerçekleşti. Suudi Arabistan, dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 17’sine sahiptir ve savaş başlamadan önce günde yaklaşık 10 milyon varil petrol üretiyordu. Bu, on yıllardır uyarıldığımız türden bir kabus senaryosudur. Ve artık bu senaryo gerçekleşmiş durumda. Bu savaşın yakın zamanda sona ereceğine dair hiçbir işaret yok ve şu ana kadar yaşadıklarımız yalnızca buzdağının görünen kısmı. Ne yazık ki Batı dünyasındaki çoğu insan gerçekte neler olup bittiğinin tamamen farkında değil ve iyi günler hiç bitmeyecekmiş gibi eğlenip duruyor. Via Kritik Bakış Dergi

Kuşçu

13,699 Aufrufe • vor 6 Monaten

"Rusya’da bir söz vardır: Hangi Rus’u kazısanız, altından mutlaka Tatar çıkar” - Rus Devrimci Vladimir Lenin – 1920 “Araplarda bir söz vardır: Mısırlılar Allah’tan başka kimseden korkmaz, Türkler ondan da korkmaz” - Arap Düşünür Semame İbn-i Eşreş “Dünyada iki bilinmeyen vardır: Biri kutuplar diğeri Türkler” - Fransız Tarihçi Albert Sorel – 1839 “İnsanlari yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur, kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir daha meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki; Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler” - Fransa İmparatoru Napoleon Bonaparte – 1801 “Eğer bir Türk devleti olmasaydı mutlaka yaratmak gerekirdi” - Fransa İlk Cumhurbaşkanı Adolph Tiers – 1850 “Dağ başındaki haydutlar olarak isimlendirdiğiniz Mustafa Kemal ve ordusundaki Türkler burada olsalardı teker teker hepsinin heykellerini dikerdik” - Fransa Başbakanı Aristide Briande – 1940 “Türkün yüzünü, kuvvetli endamını, pırıltılı kostümünü, zarif tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. Fakat pek güç olan, Türkün özünü göstermektir. Bu öz, ayışığı gibi görülür fakat gösterilemez” - Fransız Ressam Alexandre G. Decamps – 1830 “Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir mutluluk oldu. Çünkü Türk’ü anlamak için kendisiyle mutlaka tercümansız konuşmalıdır. Tercüman, ışığı örten zevksiz bir perde gibidir” - Fransız Bilgini Antonie Gelland – 1704 “Irk ve millet olarak Türkler; geniş coğrafyalar ve imparatorluklar içinde yaşayan kavimlerin en asili ve başta gelenidir. Sosyal ve örfi faziletleri tarafsız kimseler için birer takdir ve hayranlık kaynağıdır” - Fransız Yazar Devlet Adamı Lamartine “Bugün Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar, esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok, zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar alicenap, asil ve bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak ne kadar değerli bir bilseniz” - İsveç Kralı Demirbaş Şarl “Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekası vardır. İşte Türk, bu zekasıyla zafer kazanır, uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupanın yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı” - Rus Komutan İvan Çarnayev – 1922 “Rusya tarihinde Türklerin olmadığı herhangi bir dönemden söz etmek mümkün değildir, hangi Rus’u kazısanız altından mutlaka Tatar çıkar deyimi, milli kimlikten ziyade tarihi ve kültürel bir gerçekliği ifade ediyor” - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin – 2010 “Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türkün eli, yendiği insanların yarasını sarmakta da ustadır” - İskoç Şair Lord Bayron – 1801 “Türkler, devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf üstadlardır” - Avusturyalı Tarihçi Diplomat Joseph von Hammer Purgstall “Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takınmıyorlar, belki üzerlerinde taşıdıkları o taşları süslemiş, kıymetlendirmiş oluyorlar. Çünkü her Türk kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır” - İngiliz Yazar Lady Mary W. Montagu “Türk’ün ahlâkî seciyesi çocukluğunda aldığı iyilik telkinleriyle yada farazi ahiret tehdidiyle değil, çevrelerinde fenalık görmemek sureti temelinde oluşur” - Danimarka’lı Filozof Thomas Thorsten “Türkler kahramadırlar, dostlarına zarar vermezler. Bu yüce millet tuttuğu eli bırakmaz, sözünden dönmez, iyi ve kötü günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir” - Çek Bilgini Jon Amos Comenuis – 1630

Arşiv Saka

1,862,714 Aufrufe • vor 3 Jahren

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanizm

118,217 Aufrufe • vor 8 Monaten

88. Yıldönümünde Sevgi Saygı ve Aşk ile Alişer ve Zarife Xanım 09 Temmuz 1937 Ezilen Halkların Kahramanı ve Haini çok olur! İki Kahraman; ALİŞÊR ve ZARİFE Xanım İki Katil; Zeynel TOPî ve Rayber QOP Şeyh Hasenanlı aşiretine mensup olan Alişêr, Koçgiri’nin Azger Köyünde doğmuştur (1865) Çok zeki bir insandır. Alevi inancını ve kültürünü çok iyi bilen Alişêr aynı zamanda büyük bir Kürt/Kızılbaş Hak Aşığıdır. Taki Mahlasıyla deyişler yazmıştır. “Ere dilo yeman yeman” deyişi Alişêr’e aittir. Koçgiri Aşiretinden Mustafa Bey’e katiplik yapmıştır. Osmanlı Mustafa Bey'e fahri paşalık rütbesi verilmiş, o bölgede Alişan Beyzade, Mustafa Paşa en büyük nüfuza sahip Kürt emiri olmuşlardır. Mustafa Paşa’nın Hakka yürümesinden sonra, Alişêr onun büyük oğlu Alişan Bey’e vasi tayin edilmiş, Koçgiri aşireti üzerinde büyük etki sahibi olmuştu. Alişêr, bu nüfuzunu gerçek anlamıyla, kendi halkının özgürlüğü için değerlendirmiştir. Dersim aşiretleri arasında kuvvetli bir birlik yaratmıştır (N.Dersimi)” Alişêr, kendi akrabası Zarife Xanımla evlenmiştir. Zarife de davasına bağlı, aynı amaçları takip eden bir Kürt/Kızılbaştır. Zarife, kadınlar arasında uyanış için eşsiz bir propagandacı olmuş ve Alişêr’in Hevali yoldaşı, yareni olmuştur. Duygu ve düşünce yönünden tam bir birlik içinde olan bu ailenin ne yazıkki çocuğu olmamıştır. Zarife, boylu boslu bir kadındır. Suretinden cesareti ve yiğitliği okunan bir Kürt/Kızılbaştır! Her yıl, Dersim’e gider, aşiretler arsındaki çelişkileri ciddi bir hakim gibi hallederdi…” (N.Dersimi) Araştırmacı sevgili can Abim Mehmet Bayrak’ın yayınladığı "N.Dersimi’nin Hatıratı" notlardaki açıklamalarda; "Alişêr’in ve Zarife’nin başlarını kesip teslim ettiği kişi, katliama bizzat katılan Jandarma. Alb. Nazmi Sevgen’dir." Nazmi Sevgen, Alişêr’in kesik başını ilk kez “Koçgirili Alişêr” adlı yazısında yayınlamış ( Tarih Dünyası, Sayı: 9/;1950), aynı resim Niyazi Ahmed Banoğlu’nun ‘Dersim İsyanı’nın İçyüzü’ başlıklı yazı dizisinde tekrarlanmış (Yeni İnci Mecmuası, Sayı: 1-10/1950), Nuri Dersimi tarafından bu dergiden alınarak “Kürdistan Tarihinde Dersim” çalışmasında yayımlamıştır. Koçgiri'den Alişêr Bey, yeğeni ve Zarife Xanımla birlikte Pir Seyid Rıza’nın yanına, Piştik’e sığınılar. Alişêr, çok önemli biridir. Kürtçe'nin Qurmanci ve Dımılki lehçeleri dışında Türkçe, Fransızca, İngilizce ve Rusça bilir. Dünyayla ilişkileri olan biridir. Lenin zamanının Rusya’sı ile bağları olduğu biliniyor. Kimine göre, Alişêr Bey, Mustafa Suphi ile temas bile kurmuş, Kısacası hükümet, Alişêr’in dışarıyla, özellikle Rusya ve M. Supuhi ile temasa geçtiği ve bu meyanda örgütlenme işine girdiğinden kuşkulanıyor! Hatta Alişêr Bey, Zarife Xanımla birlikte sinsi ve alçakça bir oyunla katledilmese, yakın zamanda Sovyetler Birliği’ne gideceği yolunda kimi bilgiler de vardır. Bu yüzden, Abdullah Alpdoğan Paşa, Reybere Qop’u (Pir Seyit Rıza’nın yeğeni işbirlikçi Rehber) yanına çağırıyor. Çok para ve talimat veriyor: ‘"Ya amcan Seyid Rıza’nın kellesi ya da Alişer’in kellesi… Tercih sana ait.” Reybere Qop, ne yapıp edip aşiretin en iyi direnişçilerinden Zeynel’i kafaya alıyor. Bol miktarda para veriyor. O da aldığı talimatı, aynen Zeynel’e aktarıyor: "Ya Seyid Rıza’nın ya da Alişêr’in kellesi!” Zeynel Topî paraya yeniliyor! Alişêr’in kafasını getirmek için birkaç adamı ile amcası olan Pir Seyid Rıza’nın mekanını ziyaret ediyor. Nihayet fırsat çıkıyor! Zeynele Aliye Topî, artık yaşlanmış Alişêr’i yeğeni ve karısını mağarada ziyaret ediyor. Eller tüfeklerin tetiğinde! Hoşbeşten sonra Zeynel ve adamları gitmeye hazırlanırken, birden dönerek Alişêr ve Zarife Xanım’ı kurşun yağdırıyorlar. Alişêr Bey ve yeğeni hemen oracıkta ölüyorlar. Katillerden birini vurduktan sonra Zarife Xanımı da katledip ödül için başlarını UMUM MÜFETTİŞ’e götürüyorlar! #Alişer #ZarifeXanım #Koçgiri Mikaîl Aslan Eğitim Sen Dersim Şubesi @royem_62_ Diyar Dersim Cihan Çelik Nilüfer Akbal

Kemal Bülbül

17,263 Aufrufe • vor 1 Jahr

Türk Milletinin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Zafer Bayramı'nı Sayın Ethem Sancak'la, Genel Başkan Yardımcımız ile birlikte yürekten kutluyoruz. Gündem yine Akdeniz gündemi yani 1922'nin gündemi, bugün de 2026'nın gündemi 104 yıl sonra aynı gündem Akdeniz gündemi. O zaman komutanımız ve devrimci hükümetin başındaki Mustafa Kemal Paşa şu emri vermişti: 1 Eylül 1922 günü "Büyük Millet Meclisi orduları ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" Niçin bu emri tekrar etme ihtiyacı duydum? Çünkü o zaman ordular İstanbul hükümetinin, padişah hükümetinin emrinde değil, padişahın ordusu değil. Devrimin ordusu. Ankara'da kurulmuş olan devrimci Cumhuriyet'in ordusu. Atatürk emri verirken ona işaret ediyor; Türk Büyük Millet Meclisi orduları ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri. Dolayısıyla 30 Ağustos zaferinin arkasında, başında bir devrimci hükümet var. Yeni kurulmuş olan 23 Nisan 1920'de Ankara'da kurulmuş olan devrimci hükümet var. Dolayısıyla biz devrim yaptığımız için düşmanı denize dökebildik. Eğer İstanbul hükümeti başımızda kalmaya devam etseydi, İstanbul hükümetinin saltanatı altında bizim İstiklal Savaşı'mız çok zora girerdi. O nedenle zaten Atatürk ve arkadaşları Anadolu'ya çıktılar. Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla birlikte yeni bir devrimci meclisin, devrimci hükümetin kurulması ve o devrimci hükümet, o devrimci meclis Türk Silahlı Kuvvetlerini yeniden örgütledi. Ve o meclisin, devrimci meclisin, devrimci hükümetin örgütlediği Türk Silahlı Kuvvetleri de Türkiye halkını seferber ederek Türk ordusuyla düşmanı Akdeniz'e döktü. Bu çok çok önemli bir ders. Yani biz devrimle kurtulduk. Yoksa padişah hükümetiyle, statüko içerisinde bizim için bir kurtuluş yoktu. Şimdi bugüne gelelim. Bugün de 104 yıl sonra gündem yine Doğu Akdeniz gündemi. Amerika Birleşik Devletleri, o zamanki İngiltere'nin yerine geçti. Emperyalizmin bugünkü patronu Amerika Birleşik Devletleri yanına İsrail'i aldı, Yunanistan'ı aldı ve Doğu Akdeniz'de bir ittifak kurdu. İttifak, yani silahlı olan ve Türkiye'yi hedef alan bir ittifak kurdu. Ve bu ittifak bakıyoruz Doğu Akdeniz'de Noble Nida ve Nemesis tatbikatları yapıyor, Güney Kıbrıs'a sığınak yapıyor, Ege adalarına sığınak yapıyor. Yunanistan neredeyse Amerika işgali altına düştü. Bütün Yunanistan kıyılarında Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan'ın da belirttiği gibi 9 yerde Yunanistan kıyılarında Amerika üsler kurdu ve Meriç Nehri'nin karşı tarafında da geçen hatırlayacaksınız bir yıl evvelki 2025 yılının mayıs ayında Türkiye'yi hedef alan Meriç Nehri'ne tanklarıyla toplarıyla geçme tatbikatları yaptı. Bir de Kuzey cephemiz var. Bu Akdeniz cephesinin bir devamı. Ukrayna kuzeyden Amerika Birleşik Devletleri'nin yine güdümünde Türkiye'yi tehdit ediyor, açıkça gemilerimize saldırılar düzenliyor, İHA'larla, SİHA’larla. Dolayısıyla gündem yine 1922 gündemi. Dolayısıyla bu gündem bir kahramanlık gündemi, bir fedakarlık gündemi. Türk milletinin fedakarlığıyla göğüsleyebileceğimiz tehditler var karşımızda. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanlığıyla ve 1922'nin kurmaylığıyla. O zamanki kurmaylık neydi? Avrupa ve Amerika tehdidi karşısında İngiltere var, Fransa var karşımızda, Yunanistan üzerimize sürmüşler, doğuda Ermenileri üzerimize sürmüşler. E bunun karşısında Ankara'da yeni kurulan hükümet ne yaptı? Yanına Sovyet Rusya'yı aldı. Çarlığı yıkmıştı Leninler ve Çarlık’ın yerine bir Sovyet Rusya'sı kuruldu, devrimci bir Rusya kuruldu. Dolayısıyla Asya'nın iki devrimci hükümeti, devleti Sovyet Rusya ve Türkiye, yeni kurulan Türkiye kol kola girdi, omuz omuza verdi. Bunu 26 Ağustos'un fotoğraflarında da görüyoruz. 26 Ağustos'un meşhur fotoğrafları vardır. Mustafa Kemal Paşa dürbünle düşman kuvvetlerini gözlüyor. Ama arkada kaputu, Türk kaputu olmayan bizim komutanlarımızın giydiği kalpak olmayan Rus Bolşevik devriminin kıyafetiyle, kaputuyla ve başlığıyla Rus komutanları yan yana gelmiş yatıyorlar. Çok kıymetli önemli bir fotoğraftır. Yani o fotoğrafta da görüldüğü gibi bizim Kocatepemizde, yani bir hayat memat meselesinin karargahında yanımızda Sovyet komutanları vardı. Yani kader birliği yapıyor. Yenilsek Mustafa Kemal Paşa ile birlikte onlar da şehit olacaklar. Kurmaylık bu. O gün İngiliz-Fransız emperyalizmine karşı Türkiye'nin İstiklal Savaşı yanına Sovyet devrimini alarak başarılı olabilirdi. İşte o kurmaylığı Mustafa Kemal Paşa devrimci hükümeti hayata geçirdi. Dolayısıyla bugün bize kalan 30 Ağustos mirası nedir? Bir kere Türk milletinin fedakarlığı. O fedakarlık ta 1912'lerde Trablusgarp Savaşı'ndan, Balkan Savaşları'ndan başlıyor. O fedakarlık düşünün, 12, 22, 10 yıldır savaşan bir ülke. Köylerde erkek neredeyse kalmamış. Kalanlar sakat. Bacağı yok, kolu yok, ondan sonra kadınlar kalmış. Ekmeği biçmeyi kadınlar yapıyor. Büyük bir nüfus kaybı olmuş. 1.5 milyon insan Birinci Cihan Savaşı'nda Türk milleti kaybetmiş. Büyük bir fedakarlıkla kazanıldı o 30 Ağustos zaferi ve Türk Silahlı Kuvvetleri. Türk Silahlı Kuvvetleri de yeni bir devrimci ordu artık. Padişahın ordusu değil. Aslında bu devrimci ordu 1. Dünya Savaşı öncesinde Balkan Savaşları'nda inşa edilmeye başlanmıştı. Gençleştirdi Talat Paşa, Enver Paşa ordumuzu 1. Dünya Savaşı öncesinde. Bir devrim, 1908 devrimi. Orada da bir devrim hükümetinin Türkiye'yi ayağa kaldırması söz konusu. Dolayısıyla oralardan gelen bir kurmaylık ordu, Türk Silahlı Kuvvetleri birikimi, gençleşmiş, dinamik, bir devrimci ordu ve üçüncü olarak da kurmaylık birikimi. Yani o uzun savaş yıllarında ulaşmış olan o Türk devrimcilerinin Genç Osmanlılar’dan başlayalım, Namık Kemaller, Mithat Paşalar, devamında Talat Paşalar, Enver Paşalar, onun devamında Mustafa Kemal Paşalar. Mustafa Kemal Paşa hem Talat Paşalar, Enver Paşalar kuşağında devrimciydi, ondan sonraki üçüncü kuşağında lideri olarak devrimciydi. Böyle bir büyük birikimden gelen aynı zamanda bir kurmaylık mirası. İşte bugün biz Doğu Akdeniz'den bize yönelen tehditler karşısında bu üç büyük miras omuzlarımızda bize büyük bir güç veriyor. Türk milletinin fedakarlık mirası, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kahramanlık mirası ve bugün Vatan Partisi'nin sürdürdüğü o kurmaylık mirası. Gene kurmaylık bugün yapıyoruz, nedir? Karşımızda Amerika var, İsrail var, Yunanistan var, kuzeyde Ukrayna var, Avrupa, Fransa falan onlarla birlikte karşımızda nükleer silahları olan, donanmaları olan bir tehdit söz konusu. Evet kahramanlığımız var, fedakarlığımız var, kurmaylığımız var ama o tehdidi caydırıcı bir ağırlığı da Doğu Akdeniz'e yığmamız lazım. O ağırlık ne? Rusya zaten NATO'yla savaşıyor. İran zaten Amerika'yı daha yeni yendi. Çin uzakta, tetikte bekliyor Amerika'nın düşmanlığına karşı hazırlıklarını yapıyor. Öyleyse bizim kurmaylık birikimimizde şu anda nesnel olarak bu tarih tablosunda hazır. Nedir o? Türkiye, Rusya, İran, Çin ittifakı. Demek ki bugünün kurmaylığı da 1922 yılındaki kurmaylık gibi Asya'yı yanına alan ve Asya'yla birlikte bize batıdan gelen çökmekte olan, çürümekte olan, batmakta olan Amerikan emperyalizminden ve İsrail siyonizminden gelen ve Avrupa'nın da onlarla Batı Avrupa'nın da onlarla bir olduğu ama Batı Avrupa'nın da her an taraf değiştirme eğilimleri içerisinde olduğu bir tarihsel sürece girdik bu miraslarla. Türk milleti fedakarlık mirasının bugün sahibidir, kahraman ordumuz kahramanlık mirasını sürdürüyor ve Vatan Partisi de Türk devriminin o kurmaylık mirasının sahibi olarak bugün önümüzdeki büyük zaferlerin eşiğindeyiz hep birlikte. Saygılar sunuyoruz.

Doğu Perinçek

36,012 Aufrufe • vor 1 Monat

Türk Milletinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin Zafer Bayramı'nı sayın Ethem Sancak'la genel başkan yardımcımız birlikte yürekten kutluyoruz. Gündem yine Akdeniz gündemi yani 1922'nin gündemi, bugün de 2026'nın gündemi 104 yıl sonra aynı gündem Akdeniz gündemi. O zaman komutanımız ve devrimci hükümetin başındaki Mustafa Kemal Paşa şu emri vermişti: 1 Eylül 1922 günü "Büyük Millet Meclisi orduları ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" Niçin bu emri tekrar etme ihtiyacı duydum? Çünkü o zaman ordular İstanbul hükümetinin, padişah hükümetinin emrinde değil, padişahın ordusu değil. Devrimin ordusu. Ankara'da kurulmuş olan devrimci Cumhuriyet'in ordusu. Atatürk emri verirken ona işaret ediyor; Türk Büyük Millet Meclisi orduları ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri. Dolayısıyla 30 Ağustos Zaferinin arkasında, başında bir devrimci hükümet var. Yeni kurulmuş olan 23 Nisan 1920'de Ankara'da kurulmuş olan devrimci hükümet var. Dolayısıyla biz devrim yaptığımız için düşmanı denize dökebildik. Eğer İstanbul hükümeti başımızda kalmaya devam etseydi, İstanbul hükümetinin saltanatı altında bizim İstiklal Savaşı'mız çok zora girerdi. O nedenle zaten Atatürk ve arkadaşları Anadolu'ya çıktılar. Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla birlikte yeni bir devrimci meclisin, devrimci hükümetin kurulması ve o devrimci hükümet, o devrimci meclis Türk Silahlı Kuvvetlerini yeniden örgütledi. Ve o meclisin, devrimci meclisin, devrimci hükümetin örgütlediği Türk Silahlı Kuvvetleri de Türkiye halkını seferber ederek Türk ordusuyla düşmanı Akdeniz'e döktü. Bu çok çok önemli bir ders. Yani devrimle biz kurtulduk. Yoksa padişah hükümetiyle statüko içerisinde bizim için bir kurtuluş yoktu. Şimdi bu güne gelelim. Bugün de 104 yıl sonra gündem yine Doğu Akdeniz gündemi. Amerika Birleşik Devletleri, o zamanki İngiltere'nin yerine geçti. Emperyalizmin bugünkü patronu Amerika Birleşik Devletleri yanına İsrail'i aldı, Yunanistan'ı aldı ve Doğu Akdeniz'de bir ittifak kurdu. İttifak, yani silahlı olan ve Türkiye'yi hedef alan bir ittifak kurdu. Ve bu ittifak bakıyoruz Doğu Akdeniz'de nabız dinamemesi tatbikatları yapıyor, Güney Kıbrıs'a sığınak yapıyor, Ege adalarına sığınak yapıyor. Yunanistan neredeyse Amerika işgali altına düştü. Bütün Yunanistan kıyılarında Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan'ın da belirttiği gibi 9 yerde Yunanistan kıyılarında Amerika üsler kurdu ve Meriç Nehri'nin karşı tarafında da geçen hatırlayacaksınız bir yıl evvelki 2025 yılının mayıs ayında Türkiye'yi hedef alan Meriç Nehri'ne tanklarıyla toplarıyla geçme tatbikatları yaptı. Bir de Kuzey cephemiz var. Bu Akdeniz cephesinin bir devamı. Ukrayna kuzeyden Amerika Birleşik Devletleri'nin yine güdümünde Türkiye'yi tehdit ediyor, açıkça gemilerimize saldırılar düzenliyor, İHA'larla, sihalarla. Dolayısıyla gündem yine 1922 gündemi. Dolayısıyla bu gündem bir kahramanlık gündemi, bir fedakarlık gündemi. Türk milletinin fedakarlığıyla göğüsleyebileceğimiz tehditler var karşımızda. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanlığıyla ve 1922'nin kurmaylığıyla. O zamanki kurmaylık neydi? Avrupa ve Amerika tehdidi karşısında İngiltere var, Fransa var karşımızda, Yunanistan üzerimize sürmüşler, doğuda Ermenileri üzerimize sürmüşler. E bunun karşısında Ankara'da yeni kurulan hükümet ne yaptı? Yanına Sovyet Rusya'yı aldı. Çarlığı yıkmıştı Lenin'ler ve Çarlığın yerine bir Sovyet Rusya'sı kuruldu, devrimci bir Rusya kuruldu. Dolayısıyla Asya'nın iki devrimci hükümeti, devleti Sovyet Rusya ve Türkiye, yeni kurulan Türkiye kol kola girdi, omuz omuza verdi. Bunu 26 Ağustos'un fotoğraflarında da görüyoruz. 26 Ağustos'un meşhur fotoğrafları vardır. Mustafa Kemal Paşa dürbünle düşman kuvvetlerini gözlüyor. Ama arkada kaputu, Türk kaputu olmayan bizim komutanlarımızın giydiği kalpak olmayan Rus Bolşevik devriminin kıyafetiyle, kaputuyla ve başlığıyla Rus komutanları yangelmiş yatıyorlar. Çok kıymetli önemli bir fotoğraftır. Yani o fotoğrafta da görüldüğü gibi bizim Kocatepe'mizde, yani bir hayat memat meselesinin karargahında yanımızda Sovyet komutanları vardı. Yani kader birliği yapıyor. Yenilsek Mustafa Kemal Paşa ile birlikte onlar da şehit olacaklar. Kurmaylık bu. O gün İngiliz-Fransız emperyalizmine karşı Türkiye'nin İstiklal Savaşı yanına Sovyet devrimini alarak başarılı olabilirdi. İşte o kurmaylığı Mustafa Kemal Paşa devrimci hükümeti hayata geçirdi. Dolayısıyla bugün bize kalan 30 Ağustos mirası nedir? Bir kere Türk milletinin fedakarlığı. O fedakarlık ta 1912'lerde Trablusgarp Savaşı'ndan, Balkan Savaşları'ndan başlıyor. O fedakarlık düşünün, 12, 22, 10 yıldır savaşan bir ülke. Köylerde erkek neredeyse kalmamış. Kalanlar sakat. Bacağı yok, kolu yok, ondan sonra kadınlar kalmış. Ekmeği biçmeyi kadınlar yapıyor. Büyük bir nüfus kaybı olmuş. 1.5 milyon insan Birinci Cihan Savaşı'nda Türk milleti kaybetmiş. Büyük bir fedakarlıkla kazanıldı o 30 Ağustos zaferi ve Türk Silahlı Kuvvetleri. Türk Silahlı Kuvvetleri de yeni bir devrimci ordu artık. Padişahın ordusu değil. Aslında bu devrimci ordu 1. Dünya Savaşı öncesinde Balkan Savaşları'nda inşa edilmeye başlanmıştı. Gençleştirdi Talat Paşa, Enver Paşa ordumuzu 1. Dünya Savaşı öncesinde. Bir devrim, 1908 devrimi. Orada da bir devrim hükümetinin Türkiye'yi ayağa kaldırması söz konusu. Dolayısıyla oralardan gelen bir kurmaylık ordu, Türk Silahlı Kuvvetleri birikimi, gençleşmiş, dinamik, bir devrimci ordu ve üçüncü olarak da kurmaylık birikimi. Yani o uzun savaş yıllarında ulaşmış olan o Türk devrimcilerinin genç Osmanlılardan başlayalım, Namık Kemal'ler, Mithat Paşalar, devamında Talat Paşalar, Enver Paşalar, onun devamında Mustafa Kemal Paşalar. Mustafa Kemal Paşa hem Talat Paşalar, Enver Paşalar kuşağında devrimciydi, ondan sonraki üçüncü kuşağında lideri olarak devrimciydi. Böyle bir büyük birikimden gelen aynı zamanda bir kurmaylık mirası. İşte bugün biz Doğu Akdeniz'den bize yönelen tehditler karşısında bu üç büyük miras omuzlarımızda bize büyük bir güç veriyor. Türk milletinin fedakarlık mirası, Türk silahlı kuvvetlerinin kahramanlık mirası ve bugün Vatan Partisi'nin sürdürdüğü o kurmaylık mirası. Gene kurmaylık bugün yapıyoruz, nedir? Karşımızda Amerika var, İsrail var, Yunanistan var, kuzeyde Ukrayna var, Avrupa, Fransa falan onlarla birlikte karşımızda nükleer silahları olan, donanmaları olan bir tehdit söz konusu. Evet kahramanlığımız var, fedakarlığımız var, kurmaylığımız var ama o tehdidi caydırıcı bir ağırlığı da Doğu Akdeniz'e yığmamız lazım. O ağırlık ne? Rusya zaten NATO'yla savaşıyor. İran zaten Amerika'yı daha yeni yendi. Çin uzakta, tetikte bekliyor Amerika'nın düşmanlığına karşı hazırlıklarını yapıyor. Öyleyse bizim kurmaylık birikimimizde şu anda nesnel olarak bu tarih tablosunda hazır. Nedir o? Türkiye, Rusya, İran, Çin ittifakı. Demek ki bugünün kurmaylığı da 1922 yılındaki kurmaylık gibi Asya'yı yanına alan ve Asya'yla birlikte bize batıdan gelen çökümekte olan, çürümekte olan, batmakta olan American emperyalizminden ve İsrail siyonizminden gelen ve Avrupa'nın da onlarla Batı Avrupa'nın da onlarla bir olduğu ama Batı Avrupa'nın da her an taraf değiştirme eğilimleri içerisinde olduğu bir tarihsel sürece girdik bu miraslarla. Türk milleti fedakarlık mirasının bugün sahibidir, kahraman ordumuz kahramanlık mirasını sürdürüyor ve Vatan Partisi de Türk devriminin o kurmaylık mirasının sahibi olarak bugün önümüzdeki büyük zaferlerin eşiğindeyiz hep birlikte. Saygılar sunuyoruz değerli izleyenlerimize. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek

Doğu Perinçek

37,430 Aufrufe • vor 1 Monat

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ile Balıkesir’e gitti. Astsubay Meslek Yüksekokulu’ndaki “Astsubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma (ASTTASAK) Kursu’nu tamamlayan personelin mezuniyet törenine katılan Bakan Yaşar Güler, personele hitap ederek dereceye giren personele mezuniyet belgelerini verdi. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler törendeki konuşmasında şunları söyledi: RİSK VE TEHDİTLERİN ARTTIĞI KARMAŞIK BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ “Türk Silahlı Kuvvetlerimize Astsubaylar yetiştiren, bu güzide ilim ve irfan yuvasında, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında, burada aldıkları eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olan kahraman Astsubaylarımızı yürekten kutluyor; mezuniyetlerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerine hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yakın coğrafyamız başta olmak üzere birçok coğrafyada hassas gelişmelerin yaşandığı, risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemi yaşıyoruz. Buna bağlı olarak da savunma ve güvenlik konuları, her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Yaşanan bu asimetrik gelişmelerden ve jeopolitik çekişmelerden maalesef bölgemiz ve ülkemiz de etkileniyor. Millî Savunma Bakanlığı olarak tüm bu gelişmeleri yakından takip ediyor; ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için büyük bir şevk ve gayretle çalışıyoruz. Bu kapsamda şanlı ordumuz; son bir asrın en yoğun ve en etkili faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Kahraman Silahlı Kuvvetlerimiz, bir yandan hudutlarımızın güvenliğini en üst seviyede sağlarken; aynı zamanda terörle mücadelede büyük başarılar elde etmektedir. Yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen etkili operasyonlar ile örgütün hareket kabiliyeti bitme noktasına getirilmiştir. TERÖR ÖRGÜTLERİNE BÜYÜK DARBE VURUYORUZ Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine, bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlar gerçekleştirerek terör örgütlerine büyük darbeler vuruyoruz. Sınır ötesi harekâtlarımızın etkinlik ve başarısı sayesinde, artık ülkemize ve asil milletimize yönelen tehdit ve tehlikeler, sınırlarımızın ötesinde karşılanmakta; kaynağında bertaraf edilmektedir. Elde edilen bu başarılarda en büyük pay, başta aziz şehitlerimiz ve gazilerimiz olmak üzere kahraman Mehmetçiğimize aittir. Terörle mücadelenin yanı sıra Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de azim ve kararlılıkla koruyoruz. Bu faaliyetlerimizin yanı sıra başta Kıbrıs ve Azerbaycan olmak üzere kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davasına destek veriyor; uluslararası barış ve istikrara katkı sağlıyoruz. Ayrıca; karada, denizde ve havada büyük ve etkili tatbikatları icra ederek personelimizin harbe hazırlık seviyesini daima diri tutuyoruz. Her geçen gün yenilerini envanterimize kazandırdığımız yerli ve millî savunma sanayi ürünleriyle de, şanlı ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini daha üst seviyelere çıkartıyoruz. ORDUMUZUN DAİMA GÜÇLÜ VE ETKİN OLMASI HAYATİ ÖNEMDEDİR Türkiye; köklü tarihi, stratejik konumu, büyük ve güçlü ordusu, her alanda sahip olduğu imkân ve yeteneklerle, dünyada söz sahibi ülkelerden biridir. Son yıllarda, uluslararası arenada müzakere masalarının ve güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi haline gelen ülkemiz, geleceğe daha büyük hedeflerle ve emin adımlarla yürümektedir. Dolayısıyla ülkemizin huzur ve güvenliği için, kahraman ordumuzun da daima güçlü ve etkin olması hayati önemdedir. Bu bilinçle, eğitim faaliyetlerimizi çok yönlü ve titiz bir şekilde sürdürüyor; sizler gibi birçok kişi arasından seçilmiş yeni personelimizin katılımıyla ordumuzu güçlendiriyoruz. Astsubay okullarımız da millî ve manevi değerlerine bağlı olan sizleri; akademik, teknik, taktik ve fiziksel yönlerden donatıp mesleki değerler kazandırarak göreve en iyi şekilde hazırlamaktadır. Bizler de sizler gibi nice kahramanlarımızın en iyi şekilde yetişmesi için her türlü olanağı sağlamaya, sizleri desteklemeye devam ediyoruz. SİLAHLI KUVVETLERİMİZİN SİZLERDEN BEKLENTİSİ BÜYÜK Türk Silahlı Kuvvetleri; tarih boyunca medeniyetin kaynağı olduğu kadar, her çağın hâkim güçlerinin ilgi ve etki odağındaki bu coğrafyanın en güçlü ordusudur. Sizler de artık bu büyük ordunun seçkin bir üyesi olarak etkin ve önemli görevler üstleneceksiniz. Zira mazisi şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu Silahlı Kuvvetlerimizin sizlerden beklentileri büyüktür. Çünkü sizler, ordumuzun bel kemiğini oluşturan Astsubaylar olarak, komuta kademesi ile Mehmetçik arasında kritik roller üstleneceksiniz. Bu kapsamda, siz değerli Astsubaylarıma bazı tavsiyelerde bulunmak isterim: Nerede olursanız olun, hangi görevi üstlenirseniz üstlenin, elinizden gelenin en iyisini yapma gayret ve çabası içinde olun. Tüm vazifelerinizi; kural ve kaideler ile aynı zamanda akıl ve sağduyu ile yerine getirin. Bu anlamda eğitim ve bilgi sahibi olmak, görevlerinizi daima en iyi şekilde yapmanızı sağlayacak ve istediğiniz hedeflere sizi ulaştıracak en önemli unsurdur. Dolayısıyla ferdi eğitiminiz, mesleki teknik ve taktik bilginiz ile kondisyonunuz, her daim üst düzeyde olmalıdır. Bedenen ve fiziken güçlü olabilirsiniz, ancak güç sizi tedbirsiz bırakmasın. Zor durumda kalmamak için sürekli yenilenmeyi ve gelişmeyi ilke edinin. Burada aldığınız eğitimlerle asla yetinmeyin. Mekteb-i aslî olan kıtalarınızda kazanacağınız uygulamalı tecrübelerin yanı sıra daha iyisini yapabilmek için öğrenmeye açık olun, kendinizi ve yeteneklerinizi daha fazla geliştirin. Çünkü bilgi çağında yaşıyoruz ve mevcut bilgiler sürekli bir devinim içerisindedir. “İlim; ilim bilmektir / İlim; kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır.” dizelerinde de ifade edildiği gibi, her şeyden önce kendinizi tanıyın; kabiliyetlerinizi, ilgi alanlarınızı ve potansiyelinizi keşfedin. Kendinize anlamlı amaçlar oluşturun ve gelişim hedeflerinizi belirleyin. Buna yönelik çalışmalarınızı planlayın ve bu plana ne derece uyduğunuzu kontrol edin. DİSİPLİN, BAŞARININ VAZGEÇİLMEZ ANAHTARIDIR Kendinizi, hedefinize adayın ve başladığınız çalışmaları bitirin. Çünkü size kıymet kazandıracak yaptığınız işlerdir. Bunun için öz disiplininizi güçlendirin. Kararlı ve inançlı olun. Büyük şeyleri başarmak için bilgi ve cesaret gereklidir. Bilgi okudukça ve gözlemledikçe; cesaret ise bilgi ve tecrübe ile yoğruldukça gelişir, güçlenir. Nitekim Konfüçyüs başarının temel esaslarını şöyle açıklamıştır: “- Etraflıca çalış, - Doğru şekilde araştır, - Dikkatlice düşün, - Düşündüklerini gözden geçir, - Ciddi ve samimi şekilde uygula” Bu bakımdan inançlı, planlı, çalışkan ve azimli olduğunuz sürece, başarı daima yanı başınızda olacaktır. Bu yüzden çalışmak, hayatınızın ana felsefesi; sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayın ki taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. Askerlik mesleğinin özü olan disiplin de başarının vazgeçilmez anahtarıdır. Diğer yandan yapacağınız işlerde takım çalışmasına önem verin, iş birliği ve dayanışmayı geliştirin, farklı bakış açılarından faydalanın. Emin olunuz ki birlikte çalışarak daha büyük başarılara imza atabilirsiniz. Tüm bunların yanı sıra sağlıklı ve zinde olmak için sporu bir yaşam tarzı, alışkanlık haline getirin. Yabancı dil öğrenmeniz de bir o kadar önemlidir. Zira dil zenginliği, vizyonunuzu geliştirecek, dünyadaki gelişmeleri çok yönlü takip edebilmenize imkân verecektir. Sonuç olarak sizlerin, bu esaslar çerçevesinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “En hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözünden hareketle çok okumanızı, çok çalışmanızı ve alanınızda, kendinizi en iyi şekilde yetiştirmenizi bekliyoruz. Yeri ve zamanı geldiğinde, vatan için büyük fedakârlıklar yapmanız isteneceğinin bilincinde olun. Hiçbir engel ya da imkânsızlık, vazifenizi yapmaktan sizleri alıkoyamamalıdır. Bir Türk askerinin en önemli özelliklerinden biri de, karşılaştığı türlü zorluklara göğüs germesini bilmesi ve yüksek bir sebat gösterebilmesidir. Bu bağlamda inancınız, yüksek azminiz ve gayretiniz ile en çetin zorlukların üstesinden gelebilir; yolunuza en güçlü şekilde devam edebilirsiniz. Asla unutmayın ki kahraman ordumuzun geleceği ve gücü sizler olacaksınız. Burada aldığınız kapsamlı askerî ve bilimsel eğitimler ile uygulamalarda göstereceğiniz üstün gayret ve çalışmalarınız sayesinde Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gücüne güç katacağınıza yürekten inanıyorum. Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulumuzun Değerli Komutanları, Seçkin Öğretim Üyeleri ve Kıymetli Personeli; Sizlerin tecrübesi, engin bilgi ve birikimiyle icra edilen eğitim-öğretim faaliyetleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek donanımlı personelin yetişmesi açısından kritik öneme sahiptir. Yoğun gayretleriniz, heyecan ve motivasyonunuz; burada eğitim alan her bir Astsubayımıza, ordumuza en iyi katkıları vermesi ve kendi başarı hikâyesini yazabilmesi bakımından örnek teşkil etmektedir. Bu sorumluluğun bilincinde olarak sizlerin, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Astsubaylarımızı en iyi şekilde yetiştirmenizi beklediğimi, özellikle ifade etmek istiyorum. Değerli Evlatlarımızın Kıymetli Aileleri; Ne mutlu sizlere ki; desteğinizi hiçbir zaman esirgemediğiniz evlatlarınızın, bugün bu güzide yuvadan mezun olmasının haklı gururunu yaşıyorsunuz. Onlarla ne kadar övünseniz azdır. Başarılarında siz kıymetli ailelerimizin de önemli bir payı bulunmaktadır. Destekleriniz için sizlere teşekkür ediyor, hepinize saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca dost ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelerek burada eğitim gören ve bugün mezun olan genç kardeşlerimizin de mezuniyetlerini kutluyorum. Burada aldığınız eğitimler ve kazandığınız üstün niteliklerle, kardeş vatanımızda başarıyla hizmet edeceğinize yürekten inanıyor; görevlerinizde başarılar diliyorum. Millî Savunma Bakanlığı olarak; - Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi dönemde, “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimiz doğrultusunda; - Daha büyük, daha güçlü bir Türkiye için azim ve kararlılıkla çalışmaktayız. Gücünü bağrından çıktığı asil Türk milletinin sevgi ve güveninden alan kahraman ordumuz da - Anayasa’ya ve Kanunlara bağlı olarak, - Millî, manevi ve mesleki değerlerimiz çerçevesinde, - Atatürk ilke ve inkılapları ile aklın ve bilimin rehberliğinde, - Kendisine verilecek her türlü görevi başarıyla yerine getirecek ve asil milletimizin gurur kaynağı olmaya devam edecektir. Bu vesileyle; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, mezun olan kıymetli Astsubaylarımızı başarılarından dolayı bir kez daha kutluyor, gözlerinizden öpüyor; sizleri ve değerli misafirlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kahraman Astsubaylarım, Yolunuz ve bahtınız açık olsun.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

159,177 Aufrufe • vor 2 Jahren

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları ile katıldığı SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nın açılış töreninde konuştu. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: SAHA EXPO, MÜSTESNA BİR PLATFORM Sözlerimin başında dost ve müttefik ülkelerden gelerek uluslararası ölçekteki bu büyük fuarımıza iştirak eden misafirlerimize ve bütün katılımcılara hoş geldiniz diyorum. Bu önemli organizasyonunun açılış töreni vesilesiyle sizlerle birlikte bulunmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade ediyor bu güzide etkinliğin ülkemize ve tüm paydaşlara hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Cumhurbaşkanlığımızın himayeleri ile Millî Savunma Bakanlığımız, ilgili bakanlıklarımız ve kurumlarımızın katkılarıyla düzenlenen SAHA EXPO Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük sanayi kümelenmelerinden biri olarak savunma sanayimizin ulaştığı mümtaz seviyeyi açıkça ortaya koymaktadır. Bu yönüyle SAHA EXPO; nitelikli görüşmeleri, uluslararası panelleri ve vizyoner ürün lansmanlarıyla savunma sanayisi ekosistemindeki stratejik iş birliğini pekiştiren son derece müstesna bir platformdur. Bu kapsamda fuarda kurulacak temasların, imzalanacak anlaşma ve mutabakatların sadece ticari birer adım değil, aynı zamanda yeni ve güçlü ortaklıklara zemin hazırlayacak tarihî birer milat olacağına inanıyorum. BÖLGEMİZDEKİ SAVAŞ, SORUMLULUKLARIMIZI ARTIRDI Küresel güvenlik ortamının belirsizleştiği çatışma ve savaşların pek çok coğrafyada aynı anda vuku bulduğu hassas bir dönemden geçiyoruz. Özellikle son dönemde tanıklık ettiğimiz ve bölgemizi doğrudan etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan savaş, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisini derinden etkilemiştir. Yakın dönemde meydana gelen bu çatışma ve savaşlar güvenlik doktrininde bizlere çok kritik veriler sunarken sorumluluklarımızı da bir o kadar artırmıştır. Bu kaotik ortamda kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm gelişmeleri yakından ve çok boyutlu bir şekilde takip etmekte, - Savunma ve güvenliğimizi sağlamak için hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm önlemleri kararlılıkla almaktadır. Bu kritik dönemde şu gerçek artık net bir şekilde görülmüştür: Yalnızca güncel askerî hareketliliğe odaklanmak yeterli değildir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, dünya güvenlik mimarisini caydırıcılık dengesini ve askerî doktrinleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Modern savaş doktrininin en gelişmiş harp teknolojileriyle harmanlandığı bu yeni nesil konsept; bizlere her zaman “hazır ve etkin” bir orduya sahip olmanın yanı sıra bu orduyu destekleyecek güçlü ve sürdürülebilir bir savunma sanayisi ekosisteminin varlığının da ne denli hayati olduğunu kanıtlamıştır. İHA, SİHA, TİHA TEKNOLOJİSİ İLE TÜRK MÜHENDİSLERİNİN NELER BAŞARABİLECEĞİNİ DÜNYAYA GÖSTERDİK Malumunuz olduğu üzere; 1980’li yıllara kadar savunma sanayisi alanında büyük ölçüde tedarikçi olan ülkemiz Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ortaya konulan kararlı politikalar ve doğru yatırımlar sayesinde artık kendi sistemlerini tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir ülke olmuştur. Bu gelişim vizyonuyla; - Kara platformlarımızda modern teknolojileriyle donatılmış araçlarımız sahada yüksek hareket kabiliyeti sergilerken, - Denizlerimizde ise millî gemilerimiz ve insansız deniz araçlarımızla hak ve menfaatlerimiz kararlılıkta korunmaktadır. - Tüm bunların yanında Türk savunma sanayinin asıl büyük devrimi, dünyada harp doktrinlerini yeniden yazdıran, gökyüzünün yeni hâkimleri olan insansız hava araçlarımızla gerçekleşmiştir. Bugün İHA, SİHA ve stratejik seviyedeki TİHA teknolojilerimiz; sahip oldukları yapay zekâ hassas vuruş gücü ve yüksek irtifa kabiliyetleriyle küresel ölçekte etkiler oluşturmuş özellikle de Türk mühendisliğinin neleri başarabileceğini tüm dünyaya en çarpıcı şekilde göstermiştir. İnsansız sistemlerde ulaştığımız bu mümtaz seviye hava savunma stratejilerimizde de bizi çok daha ileri bir safhaya taşıma yoluna sokmuştur. Gök Vatanımızı koruma irademizin en somut yansıması olan “Çelik Kubbe” bütünleşik hava savunma sistemimiz de bu stratejik aklı yansıtmaktadır. Hava savunma sistemlerimizin birbirleriyle tam bir uyum içinde çalışacağı bu yapı Türkiye’nin teknolojiye istikamet veren bir aktör hâline gelme yolunda emin adımlarla ilerlediğinin de ispatıdır. TÜRKİYE MÜTTEFİKLERİNE TEKNOLOJİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR GÜVENLİK EKONOMİSİ DE SUNUYOR Türk savunma sanayisi ürünleri, bugün sadece kataloglarda değil, dünyanın en zorlu çatışma bölgelerinde de kendini ispat etmiş sistemlerdir. NATO standartlarında geliştirdiğimiz millî hassas güdümlü mühimmatlarımız, yabancı muadillerine göre sunduğu düşük maliyet avantajıyla orduların askerî kabiliyetlerini doğrudan artırmaktadır. Ekonomik maliyetin asimetrik bir silah hâline geldiği bu çağda Türkiye; müttefiklerine silah sistemleriyle birlikte teknoloji ve sürdürülebilir bir güvenlik ekonomisi de sunmaktadır. Gururla söylemeliyim ki bu büyük dönüşüm Türkiye’nin yeni nesil harp anlayışlarını şekillendiren bir stratejik merkez hâline gelmesini sağlamıştır. Bir zamanlar sınırlı ölçüde takip edebildiğimiz teknolojilerde bugün fikrî mülkiyeti bize ait özgün ve yüksek katma değerli çözümler ortaya koymaktayız. SAHA EXPO gibi platformlar bu özgün çözümlerin uluslararası pazarda hak ettiği yeri bulması ve stratejik ortaklıkların kurulması için benzersiz bir zemin teşkil etmektedir. Tüm dünyanın gıpta ile baktığı bu seviyeye ulaşılması birbirinden değerli savunma sanayisi firmalarımızın çalışmalarıyla bir diğer deyişle yöneticisinden işçisine, mühendisinden teknisyenine kadar bir bütün hâlinde Türk savunma sanayisi ailesinin büyük gayretleriyle mümkün olmuştur. BU ÇAĞDA YERİNDE SAYMAK, GERİDE KALMAKTIR Özellikle belirtmeliyim ki ileri teknolojilerin kullanıldığı bu alandaki Ar-Ge faaliyetlerimiz yerli üretim ve nitelikli iş gücü yatırımlarımız bizleri daha yukarı seviyelere taşırken ekonomik kalkınmamızı da perçinlemektedir. Savunma alanında elde ettiğimiz yüksek teknoloji birikimi kahraman ordumuzu ve ülkemizin savunmasına olan eşsiz katkılarının yanı sıra ulaştırmadan enerjiye sağlıktan siber güvenliğe kadar pek çok alanda da millî kabiliyetlerimizi yukarı taşımaktadır. Ulaştığımız bu mümtaz seviye gurur verici olsa da elbette ki yeterli değildir. Zira rekabet çağındayız ve bu durum gelişen teknolojilere bağlı olarak sürekli artmakta ihtiyaçlar çeşitlenmektedir. Bu bilinçle kendimizi daima geliştirmeli ve daha ileriye ulaşma hedefiyle çalışmalarımıza artan bir tempoda devam etmeliyiz. Sürdürülebilir bir savunma gücü; sadece teknolojiye sahip olmak değil, o teknolojiyi ihtiyaç anında kitleler hâlinde sahaya sürebilmektir. Bu yüzden Türk savunma sanayisi; “seri üretim” kapasitesini hem dostlarına yetebilecek seviyede korumalı hem de “seferberlik” esnekliğiyle birleştirme çalışmalarına hız katmalıdır. Unutulmamalıdır ki bu çağda yerinde saymak, geride kalmaktır. Dolayısıyla asimetrik tehditlere karşı hazırlıklı olmak adına İHA ve SİHA teknolojileri, otonom deniz ve kara platformları ile uzay ve siber savaş elektronik harp alanlarındaki imkân ve kabiliyetlerimizi daha üst seviyelere en hızlı şekilde taşıma gayretlerimizi artırmalıyız. Gerçek şu ki bugünün ve geleceğin dünyasında güç merkezi teknolojiyi öncü bir şekilde üretip daha yeni buluşlara imza atanlarda olacaktır. Bu bilinçle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başta Savunma Sanayii Başkanlığımız olmak üzere tüm paydaşlarımızla uyum içerisinde, etkin, verimli ve koordinasyona dayalı çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çok iyi biliyoruz ki Türkiye; ordusu ve savunma sanayisi ile ne kadar güçlü olursa yarınlarımız da bir o kadar güvenli olacaktır. Diplomasi ve güvenlik politikalarımızı askerî yeteneklerle entegre ederek uluslararası iş birliklerimizi de güçlendirmeye devam edeceğiz. Böylece Türkiye sadece kendi sınırlarında değil bölgesel ve küresel barışı da tahkim eden en önemli unsurlardan biri olmayı sürdürecektir. Tam bu noktada SAHA EXPO; ülkemizin bu artan etkinliğini ve savunma sanayindeki teknolojik gelişimini başta kardeş, dost ve müttefik ülkelere olmak üzere uluslararası ortaklarımızla aynı zeminde buluşturarak bu büyük vizyona önemli katkılar sunmaktadır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; - Savunma sanayisi firmalarımızın kıymetli yönetici ve çalışanlarına, - Ayrıca bu güzide organizasyonun düzenlenmesinde başta SAHA İstanbul Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Haluk BAYRAKTAR olmak üzere emeği geçen ve katkıda bulunan herkese şükranlarımı sunuyorum. Burada yapılacak görüşme ve anlaşmaların, hayırlı uğurlu olması dileğiyle sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

17,307 Aufrufe • vor 4 Monaten

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberindeki TSK Komuta Kademesi ile gittiği Edirne’deki 9’uncu Hudut Tugay Komutanlığımıza bağlı Arda Hudut Bölük Merkezi’nde Mehmetçiklerle bayramlaştı. Törende bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: MİLLETİMİZ, KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLARI VATAN SEVGİSİYLE AŞMAYI BAŞARMIŞTIR "Bu müstesna bayram gününde Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte 9’uncu Hudut Tugay Komutanlığımıza bağlı Arda Hudut Bölük Merkezimizde, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Hudutlarımızın güvenliği için büyük bir fedakârlıkla görev yapan siz kahraman personelimizin Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor; sevdiklerinizle birlikte sağlık, huzur ve mutluluk dolu nice bayramlar geçirmenizi temenni ediyorum. Bayramlar birlik ve beraberliğimizin daha da güçlendiği, dayanışma ruhumuzun pekiştiği, millî ve manevi değerlerimizin en güçlü şekilde hissedildiği özel zamanlardır. Asil milletimiz tarih boyunca karşılaştığı tüm zorlukları, sahip olduğu dayanışma ruhu, güçlü devlet geleneği ve vatan sevgisiyle aşmayı başarmıştır. Bu değerler, bugün de ülkemizin dört bir tarafında yaşayan her bir ferdimizin ortak paydasıdır. Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak bizler de aynı ruh ve kararlılıkla ülkemizin huzuru güvenliği ve bekası için gece gündüz demeden görev yapıyoruz. HUDUTLARIMIZDA ÇOK YÖNLÜ GÜVENLİK MİMARİSİ TESİS ETTİK Hudutlarımızın emniyeti en temel ve en önemli sorumluluklarımızın başında gelmektedir. Bu kapsamda, hudutlarımızın güvenliğinin en üst seviyede sağlanması amacıyla başta siz yüksek harekât kabiliyetine sahip personelimiz olmak üzere gelişmiş teknolojik sistemler, keşif ve gözetleme vasıtaları fiziki güvenlik tedbirleri ile çok yönlü bir güvenlik mimarisi tesis etmiş bulunuyoruz. Bu sayede sınırlarımız, güçlü bir şekilde korunurken yasa dışı geçişler ile düzensiz göç ve terörist eylemler de engellenmektedir. Şunu özellikle ifade etmek isterim ki burada sınırlarımızı korumakla görevli siz kahraman hudut kartallarımız; devletimizin egemenliğini, milletimizin huzurunu ve ülkemizin geleceğini koruyorsunuz. Yüksek vazife şuuru ile ortaya koyduğunuz gayret ve fedakârlıklar ile sergilediğiniz yüksek disiplin asil milletimizin en büyük güvencelerinden biridir. Bundan sonra da sınırdaki tedbirlerimizi aynı kararlılıkla almaya devam edeceğiz. HASSAS BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ Yakın coğrafyamızda güvenlik risklerinin, gerilimlerin ve çatışmaların giderek arttığı hassas bir dönemden geçiyoruz. Güneyimizde son dönemde ABD-İran-İsrail hattında yaşanan gelişmelerin ortaya koyduğu yüksek gerilim Orta Doğu’daki kırılgan güvenlik ortamını daha da derinleştirmektedir. İstikrarsızlığın başlıca kaynağı olan İsrail’in başta Gazze ve Lübnan olmak üzere bölgeyi hedef alan saldırıları ve ihlalleri de bölgesel güvenlik açısından ciddi riskler oluşturmaktadır. Kuzeyimizde ise Rusya-Ukrayna savaşının meydana getirdiği çok boyutlu güvenlik etkileri Karadeniz başta olmak üzere geniş bir coğrafyada hassasiyetini korumaktadır. Böylesine kritik bir jeopolitik ortamda tüm gelişmeleri dikkatle takip etmekte, ülkemizin hak ve menfaatlerini büyük bir kararlılıkla muhafaza etmekteyiz. Bu kapsamda, özellikle Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasına yönelik meseleler de güvenlik politikalarımızın en hassas başlıkları arasında yer almaktadır. HAK VE MENFAATLERİMİZİ HEDEF ALAN HİÇBİR GİRİŞİME KAYITSIZ KALMAYACAĞIZ Özellikle hatırlatmak isterim ki Türkiye olarak başta Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs olmak üzere bölgemize ilişkin tüm meselelerde uluslararası hukuka bağlı, barış ve istikrardan yana, sorunların diyalog yoluyla çözümünü önceleyen bir anlayışla hareket ediyoruz. Ancak bu yaklaşımımız, millî hak ve menfaatlerimizden taviz vereceğimiz anlamına asla gelmemektedir. Ege Denizi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’taki hak ve çıkarlarımız tarihî, hukuki ve meşru temellere dayanmaktadır. Bu çerçevede oldubitti oluşturmayı amaçlayan, maksimalist ve uluslararası antlaşmaların ruhuna aykırı girişimleri kabul etmediğimizi, bir kez daha vurgulamak isterim. Özellikle gayri askerî statüde olması gereken adaların silahlandırılmasına yönelik faaliyetler iyi komşuluk ilişkileriyle, müttefiklik ruhuyla ve uluslararası hukukla bağdaşmamaktadır. Şu çok iyi bilinmelidir ki egemenlik haklarımızı, güvenliğimizi ve denizlerimizdeki meşru hak ve menfaatlerimizi hedef alan hiçbir girişime de kayıtsız kalmayacağız. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu yüksek harekât kabiliyeti, modern silah sistemleri, güçlü personel yapısı ve sahadaki tecrübesiyle ülkemize yönelen her türlü tehdidi bertaraf edecek güç ve kararlılığa sahiptir. Aynı şekilde Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin güvenliği, huzuru ve haklarının korunması konusundaki tutumumuz da nettir. Türkiye, her zaman olduğu gibi bugün de garantör ülke olarak soydaşlarının yanında durarak onların güvenliğini ve haklarını korumaya devam edecektir. EFES 2026 TATBİKATI, ŞANLI ORDUMUZUN HAZIRLIK DÜZEYİNİ ORTAYA KOYDU Şanlı ordumuzun yıllar boyunca terörle mücadelede elde ettiği üstün başarılar sayesinde bugün ülkemizin güvenliği, millî bütünlüğümüz ve bin yıllık kardeşliğimiz daha güçlü şekilde tahkim edilmektedir. Bu kapsamda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yürütülen 'Terörsüz Türkiye' süreci devletimizin ilgili tüm kurumlarıyla koordinasyon içerisinde büyük bir hassasiyetle sürdürülmektedir. Öte yandan içinde bulunduğumuz çok boyutlu ve çok tehditli güvenlik ortamında gücümüzü daima diri tutmak, hazırlık seviyemizi en üst düzeyde muhafaza etmek ve değişen harp koşullarına uyum sağlamak için eğitim ve tatbikat faaliyetlerimizi de artan bir ivmeyle sürdürmekteyiz. Nitekim son olarak 50 ülkenin katılımıyla büyük bir başarıyla icra edilen Efes-2026 Tatbikatı, kahraman Mehmetçiğimizin harekât kabiliyetini ve şanlı ordumuzun hazırlık düzeyini bir kez daha açık şekilde ortaya koymuştur. Bu başarının arkasında kahraman personelimizin sahip olduğu yüksek mesleki nitelikler ile birlikte yerli, millî ve modern savunma sanayimizin ulaştığı seviyenin de büyük payı bulunmaktadır. Nitekim tatbikat süresince de açıkça görüldüğü üzere kendi imkânlarımızla geliştirilen ileri teknolojiye sahip sistemlerimizin sahadaki etkinliği ve caydırıcı gücü, güvenlik politikamızın en önemli dayanaklarından biri hâline gelmiştir. Nitekim son olarak SAHA EXPO’da sergilediğimiz YILDIRIMHAN başta olmak üzere geliştirilmeye devam edilen yeni nesil sistemlerimiz ile envantere dâhil edilen özgün tasarıma sahip yerli ve millî platformlarımız, ordumuzun gücünü artırmakta, caydırıcılığımızı daha da tahkim etmektedir. Bundan sonra da Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü ordumuz, yerli ve millî savunma sanayimiz ve fedakâr personelimizin üstün gayretleriyle ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru için çalışmalarımızı aynı azim, kararlılık ve yüksek vazife anlayışıyla sürdürmeye devam edeceğiz. SİZLER SAYESİNDE MİLLETİMİZ KENDİNİ GÜVENDE HİSSEDİYOR Şanlı tarihimiz boyunca vatan uğruna büyük mücadeleler veren ecdadımızın emanetini bugün sizler, aynı inanç ve kararlılıkla taşımaktasınız. Sizlerin buradaki varlığı ve sarsılmaz görev anlayışı sayesinde, milletimiz kendisini güvende ve huzurlu hissetmektedir. Bu nedenle gösterdiğiniz dikkat, dirayet ve özveri nedeniyle sizlerle gurur duyuyoruz. Görevlerinizi aynı azim, kararlılık ve yüksek disiplin anlayışıyla yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu vesileyle sizleri büyük bir özveriyle yetiştiren kıymetli ailelerinize şükranlarımı sunuyor, burada görev yapan tüm muvazzaf personelimizi sergiledikleri yoğun çabaları nedeniyle yürekten tebrik ediyorum. Sizlerin şahsında bayram gününde dahi görevi başında bulunan bütün silah ve mesai arkadaşlarımın da gözlerinden öpüyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyorum. Sizlerin ve ailelerinizin Kurban Bayramı’nı bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, kıymetli ailelerinize selamlarımı gönderiyor, saygılarımı sunuyorum. Kahraman Hudut Kartalları; yolunuz ve bahtınız açık, gücünüz daim olsun. Kalın sağlıcakla." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

26,924 Aufrufe • vor 4 Monaten

Halit Ergenç'in Ayşe Barım'ı desteklemek adına aşağıda yaptığı konuşma, gerçekten utanç verici ve aslında korkunç bir itiraf da barındırıyor. İlerleyen bölümde onu anlatacağım ama önce Halit Ergenç'in de baş köşelerden birinde oturduğu o tekel yapısının detayları hakkında biraz daha konuşmak istiyorum. Aslında vakti zamanında Yeşilçam da benzer bir yapının elindeydi ve Yeşilçam'ın sonunu da yine o yapı getirmişti. Mesela çoğumuz, Kemal Sunal'ın onu ünlü yapan yapımcı/yönetmen Ertem Eğilmez tarafından boş senetlerle köle yapıldığını ve o durumdan mafya Dündar Kılıç tarafından kurtarıldığını ama bu sefer de onun ağabeyi olan yapımcı Yahya Kılıç'ın kölesi haline geldiğini bilmez. Usüller biraz farklı olsa da o gün de üç aşağı beş yukarı aynı çarklar dönüyordu sinema sektöründe. Ayşe Barım'ın ajansının web sitesine baktığınızda 50 civarı oyuncu görüyorsunuz. Barım, kasıtlı olarak bu sayıyı artırmıyor. Bir "ultra-mega" yıldızlar ekibi oluşturmuş. "Ultra mega yıldız" demek, tabiiki ultra mega para demek aynı zamanda. Bölüm başı 500 bin ile 3.5 milyon lira arası kaşesi olan oyunculardan oluşan bacasız bir fabrika bu. Menajer de her oyuncunun kaşesinden %20 pay alıyor. Mesele de tam burada başlıyor. Ayşe Barım, civarda başka fabrika istemiyor. Bunu da bir zamanlar Kanal D'de birlikte çalıştığı şimdilerde ise Netflix, Disney Plus, Star, NOW ve yine Kanal D'de kilit görevlerdeki eski ekip arkadaşları marifetiyle sağlıyor. Bu ekip, aynı zamanda sektördeki bir çok yapım şirketinin de ya ortağı ya da onlarla üst seviyede ticari ilişkiler kurmuş durumda. Bu piyasada bir proje yapılacaksa mutlaka bu ekibin onayını alması gerekiyor. Tabi bu "ultra mega" yıldızların, "ultra mega" yıldız olduğuna kanal sahiplerinin, özellikle de yabancı ülke merkezli dijital platform yöneticilerinin ikna edilmesi de gerekiyor. Kurdukları sistemde bunu da düşünmüşler tabiiki. Bu oyuncular sürekli bir yerlerden ödül alıp duruyorlar. Hatta bazı organizasyonlar sırf bunlara ödül vermek için yapılıyor. Ödül alacak oyuncuya karar veren jüriler de sektörde iş veya rol kovalayan kişilerden oluştuğu için hiçbirisi rutinin dışına çıkamıyor. Mesela Serenay Sarıkaya izlenmediği için yayından kaldırılan dizisindeki rolü ile en iyi kadın oyuncu ödülünü almıştı geçen sene. Bazlama lakaplı mimiksiz bir hanımefendi de ülkenin en iyi komedi oyuncusu seçilmişti. İşte bu ödüllerle, uluslararası medya patronlarına "ultra mega yıldız" cv'si hazırlıyorlar. Onlar da "ulan bu kadar ödülü olduğuna göre vardır herhalde bir numarası" deyip ikna oluyor. Zaten adamlar da yetenek değil rating arıyor. Tabi burada kafa karıştıran bir durum var. Bunlar başarısızsa neden izleniyor sorusu ortaya çıkıyor. İşte burada PR ve reklam çalışması devreye giriyor. Reklamın mantığı da aslında tam olarak bu. Sıradan bir ürünün mesela bir çikolatanın reklamını sınırsız bir kaynak ile her gün televizyonda, reklam panolarında, sosyal medyada yaparsanız bir süre sonra o çikolatayı tüketen ciddi bir kitlenin oluşmasını sağlarsınız. O markanın adı duyuldukça tüketici davranışları da muhakkak pozitif anlamda değişecektir. İşte Ayşe Barım ve ekibinin yaptığı da tam olarak bu. Sıradan bir çikolatayı ısrarlı bir biçimde gözümüze sokup bizi onun diğerlerinden farklı olduğuna inandırıyorlar. Bir oyuncunun dizisi izlenmese de, kanaldaki dostları sayesinde devam etmesini sağlayabiliyor, İzlenmediği için biten dizinin arkasından yine aynı oyuncular ile yeni bir proje yaptırabiliyor, ödül törenlerinde alakasız ödüller almalarını, sosyal medyada sürekli karşınıza çıkmalarını sağlayabiliyor. Bu hepimizin maruz kaldığı bir algı çalışması. (O yüzden ben uzun süredir televizyon izlemiyi bıraktım.) Tabi bu tekel bir taraftan da kanını emdiği sektörün sonunu getiriyor. Oyunculara milyon milyon kaşe dağıtınca yapım bütçeleri şişiyor ve teknik ekip bütçeleri düşürülmek zorunda kalıyor. Mesela bu tekelin yapım şirketleri, aynı zamanda piyasadaki en düşük ücretli teknik ekipleri çalıştırıyor. Projelerinin devam edeceği garanti olduğu için teknik ekip çalışanları da o şartları kabul ediyor. Aynı yapım şirketleri, aynı kanallarda aynı ekiplerle çalıştığı için şu an sektörde büyük bir işsizlik krizi baş göstermiş durumda. Dizi ve sinema sektörünün işleyişi teknik ekiplerin sürekli değişmesi üzerine kuruludur. Bir proje başlar, bazıları çalışırken diğerleri iş bekler, sonra o proje biter yenisi başlar, boşta olanlar çalışır, diğerleri bir kaç ay yatar. Bu şekilde binlerce kişi sektörde istihdam edilmiş olur. Ama işte şimdi birkaç yapım şirketi, aynı oyuncularla, aynı teknik ekiplerle, birbirine benzeyen ve bitmek bilmeyen projelerle bütün kanalları doldurmuş ve bu yazılı olmayan vardiya sistemini bitirmiş durumda. Bu tekdüzelik teknik kalitenin ve sanatsal değerin de yerlerde sürünmesine sebep oluyor. İşte Halit Ergenç, esasında bu durumu en iyi bilenlerden birisi hatta kendisi benden çok daha iyi anlatabilir istese ama o da kendi tabiri ile bu "vahşi para kazanma sistemi"ne teslim olmuş durumda çünkü sistemdeki garantili yerini biliyor. E siz solcu değil miydiniz, siz insanları Gezi Parkı'nda devletin karşısında saf tutmaya çağıracak kadar sistem karşıtı değil miydiniz? Hayır tabiiki değildiniz. Siz insanları Gezi Parkı'na o dönem kendi "vahşi para kazanma sisteminizi" tehlikede gördüğünüz için çağırmıştınız. Tekelleşme bir kapitalizm problemidir. Dünyada kapitalizmin en vahşi örneği olan ABD bile sektörlerinde tekelleşmeye izin vermiyor. Bizim Gezi Parkı'nda sosyalist marşları söyleyip komünist devrim sloganları atan solcularımız ise hem tekel kurmuş hem de bir de suçüstü yakalanmalarına rağmen utanmadan hala yedikleri haltı savunuyorlar. İnsan gerçekten ne diyeceğini bilemiyor bunlara.

Abese İrca

774,809 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 Aufrufe • vor 6 Monaten

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir konuşma yaptı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, 15 Temmuz şehitlerimizin aileleri ile 15 Temmuz’da gazi olan vatandaşlarımızın da yer aldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: 15 TEMMUZ GECESİ ONURLU BİR DESTANA DÖNÜŞTÜ "Sözlerimin başında vatanı, bayrağı, mukaddesatı için 15 Temmuz’da hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, bu uğurda gazi olan kahramanlarımızı şükranla anıyorum. İstiklal ve istikbalimiz uğruna bu topraklara kanlarıyla mühür vuran şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetleri olan siz değerli ailelerimize ve milletimizin yazdığı bu destanın her bir satırına ortak olan tüm vatandaşlarımıza saygılar sunuyorum. Tarih; geçmişin tanığı, geleceğin de rehberidir. Milletlerin kaderi de tarihten ilham ve ibret alarak şekillenir. Binlerce yıllık şanlı tarihimiz de milletimiz için ibretlik hadiselerle doludur. İşte 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hain darbe girişimi de şanlı tarihimizin en karanlık olayı olarak ortaya çıkarken, kısa sürede onurlu bir destana dönüşerek hafızalarımızdaki yerini almıştır. Devletimizin bekasına, milletimizin iradesine kasteden bu menfur teşebbüs Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, asil milletimizin sarsılmaz iradesi ve güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle akamete uğratılmıştır. O gece Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Jandarma ve Emniyet Teşkilatlarımızın vatansever mensupları, vatandaşlarımızla omuz omuza vererek millî iradeye, bağımsızlığımıza ve hukuka olan bağlılıklarını tüm dünyaya ilan etmişlerdir. BİR MİLLETİN KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKMA İRADESİNİN TESCİLİDİR 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişiminin püskürtülmesi değil, aynı zamanda bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tescilidir. Bu şanlı direniş, Türk milletinin topyekûn bir inançla egemenliğine ve istiklaline nasıl sahip çıktığının eşsiz bir örneğidir. Ordu-millet anlayışındaki asil milletimiz, kahraman ordumuz ve güvenlik güçlerimizle birlikte tek yürek, tek yumruk olarak cumhuriyetimize, demokrasimize ve tüm bu kazanımlara canı pahasına sahip çıkmış bir kez daha dosta ve düşmana, Türkiye’nin asla esir edilemeyeceğini Türk milletine asla diz çöktürülemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta sergilediği kahramanlığı karada, denizde, havada ülkemizin ve asil milletimizin huzur ve güvenliğini sağlamak için gösterdiği kararlılığı ve 15 Temmuz’daki asil duruşu ile milletimizin göz bebeği olmuştur. Bugün de içine sızan hain unsurlardan temizlenen kahraman ordumuz, her zamankinden daha güçlü, daha disiplinli, daha caydırıcı ve daha etkin bir şekilde görevlerini ifa ederek necip milletimize nice gururlar yaşatmaktadır. TEK BİR KİŞİ KALMAYANA DEK FETÖ İLE MÜCADELEMİZ SÜRECEK Millî Savunma Bakanlığı olarak FETÖ ile mücadelemizi ilk günkü kararlılıkla sürdürüyoruz. Kim olduğuna bakmaksızın iltisaklı tek bir kişi dahi kalmayana dek bu mücadelemiz hukuk çerçevesinde etkin bir şekilde devam edecektir. Zira devletin kılcal damarlarına sızmış her illegal yapı, güvenliğimiz için ciddi bir tehdittir. Bu konuya dış güvenlik penceresinden bakıldığında da meselenin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Öyle ki en son İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında aynı şekilde Ukrayna ve Rusya içerisindeki asimetrik saldırılarda, iç tehditlerin dış güvenliği nasıl zafiyete uğratabileceğine hepimiz şahit olduk. Bizler geçmişten ders alarak geleceği inşa etme sorumluluğu taşıyoruz. Bu yüzden ülkemizin güvenliğini zedeleyebilecek en küçük bir zafiyete dahi tahammülümüz yoktur. Gerekli mevzuat çalışmaları stratejik önlemler ve tüm paydaş kurumlarla iş birliği içerisinde tüm tedbirlerimizi kararlılıkla almaya devam ediyoruz. ÜLKEMİZİN HEM BÖLGESEL HEM DE KÜRESEL ÖLÇEKTE GÜÇLÜ OLMASI ZARURET HÂLİNİ ALMIŞTIR Dünya hızla değişiyor krizler, çok yönlü tehlikeler, çatışmalar ve savaşlar her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Risklerin ve tehditlerin giderek çeşitlendiği bu ortamda ülkemizin hem bölgesel hem küresel ölçekte güçlü olması bir zaruret hâlini almıştır. Bu hassas ortamda Türkiye sadece kendi coğrafyasında değil, gönül coğrafyamızda da umudunu bize bağlamış dost ve kardeş ülkelerin güvenliğini gözeten, aktif ve yapıcı bir rol üstlenmektedir. Bu durum şanlı tarihimizin omuzlarımıza yüklediği büyük bir sorumluluktur. Bugün; ▪️Afrika’da kalkınmanın, Kafkasya’da barışın, ▪️Karadeniz’de istikrarın, Orta Doğu’da huzurun, ▪️Avrupa’da güvenliğin temel taşlarından biri olmuştur Türkiye. Ülkemizin bu vizyoner dış politikasının sahadaki en güçlü temsilcisi ise Türk Silahlı Kuvvetlerimizdir. Kahraman ordumuz; Azerbaycan’dan Libya’ya, Somali’den Katar’a, Kosova’dan Bosna Hersek’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada, barış ve istikrarın teminatı olarak görev yapmaktadır. Tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim ki Millî Savunma Bakanlığı olarak milletimizin sarsılmaz desteği ve millî-manevi değerlerimizin ışığında kutsal vatanımızın güvenliğini sağlamak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. AMACIMIZ 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' SÜRECİNİN BAŞARIYLA TAMAMLANMASI 'Terörsüz Türkiye' hedefi yakın zamanda ulaşmayı amaçladığımız en temel eşiklerden biridir. Millet olarak geçmişte olduğu gibi bugün de bir ve beraber olarak her türlü tehdidin üstesinden geleceğimize yürekten inanıyor her türlü kirli planı bertaraf edebilecek güçte olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyorum. Gerçek şu ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen süreç, sadece bugünümüzün değil, yarınlarımızın da güvenliğini sağlamaya yönelik tarihî bir adımdır. Yegâne amacımız, sürecin başarıyla tamamlanması ile milletimizin birliğinin ve kardeşliğinin pekişmesidir. Bu doğrultuda ilgili kurumlarımızla tam bir koordinasyon içinde dikkatli ve akılcı bir yaklaşımla çalışmaları sürdürüyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları sayesinde ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunmuş, terör örgütlerine karşı kararlı duruşumuz ve etkin mücadelemiz gerçekleşmiştir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine şükran ve saygılarımı sunuyorum. ÇOK YÖNLÜ FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ Savunma ve güvenlik görevimizin bir diğer önemli cephesi de Mavi, Gök ve Siber Vatanımızdır. Bu alanlardaki hak ve menfaatlerimizi korumak için yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesinden, geniş çaplı tatbikatlara kadar çok yönlü faaliyetlerimizi büyük bir azim, kararlılık ve başarıyla sürdürmekteyiz. Gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye ve daha kudretli bir Türk Silahlı Kuvvetleri bırakmak için çalışmalarımıza yüksek bir heyecan ve motivasyonla devam edeceğiz. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygı ve minnetle anıyor; 15 Temmuz gecesi vatan uğruna canlarını veren tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize, şehit ve gazi ailelerimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

52,957 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Bordo Berelilerin mezun olduğu 18’inci Dönem Özel Kuvvetler Komutanlığı İhtisas Kursu Kapanış Töreni’ne katıldı. Beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile Özel Kuvvetler Komutanlığına giden Bakan Yaşar Güler, törende bir konuşma yaparak şunları söyledi: BORDO BERELİLER, TERÖRÜN BİTME NOKTASINA GETİRİLMESİNDE ÖNEMLİ ROL OYNADI Şanlı ordumuzun en güzide birliklerinin başında gelen Özel Kuvvetlerimizin mezuniyet töreninde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında aldıkları birbirinden zorlu eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olmaya hak kazanan Bordo Berelilerimizi yürekten kutluyor; brövelerinin kendilerine, ailelerine ve Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Bölgesel ve küresel ölçekte güvenlik ortamının giderek daha karmaşık ve öngörülemez olduğu kritik bir dönemden geçiyoruz. Özellikle ABD-İran arasında yaşanan savaşın bölge geneline yayılan etkileri, İsrail’in Gazze’ye ve diğer bölge ülkelerine yönelik saldırıları, Rusya-Ukrayna Savaşı, ayrıca farklı coğrafyalarda devam eden çatışma ve krizler, tehdit dinamiklerini her zamankinden daha karmaşık ve çok boyutlu hâle getirmiştir. Böylesine hassas bir süreçte Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, yurt içinde ve sınır ötesinde tüm kuvvet unsurlarıyla birlikte etkin, caydırıcı ve saygın bir şekilde vazifelerini icra etmektedir. Şüphesiz Özel Kuvvetlerimiz de bu faaliyetlerin icrasında üstlendiği kritik görevlerle kahraman ordumuzun etkinliğinde ve başarılarında büyük pay sahibi olmaktadırlar. Bordo Berelilerimiz yıllardır sürdürdüğümüz terörle mücadelede destanlar yazmış, görevlerini kahramanca ve fedakârca icra ederek terörün bitme noktasına getirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Terörle mücadelenin yanı sıra üstlendiği diğer vazifelerde de üstün bir başarı gösteren Bordo Berelilerimizi yüksek azim, gayret ve cesaretlerinden ötürü tebrik ediyor, gözlerinden öpüyorum. ÖZEL KUVVETLER, YENİ SAVAŞ KONSEPTİNİN EN STRATEJİK UNSURLARINDAN BİRİDİR Günümüz harp ortamında başarı artık yalnızca sayısal üstünlükle değil çok yönlü ve donanımlı personel ile mümkündür. Özellikle hızla gelişip dönüşen teknolojiler, muharebe sahasının doğasını değiştirirken, bu değişime en hızlı şekilde uyum sağlayabilen görev alanı geniş, etkisi derin ve manevra kabiliyeti yüksek birlikler, modern orduların en kıymetli kuvvet çarpanları hâline gelmiştir. Özel Kuvvetler de bu yeni savaş konseptinin en stratejik unsurlarından biridir. Türk Özel Kuvvetleri sahip olduğu yüksek fiziki yeterlilik, zihinsel dayanıklılık, taktik derinlik ve teknik kapasite gibi çok boyutlu yetenekleriyle dünyada en elit birliklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Sizleri farklı ve değerli kılan asıl hususiyetler, imkân ve kabiliyetlerinizin ötesinde cesaretiniz, fedakârlığınız, vatana adanmışlık duygunuz ile sarsılmaz disiplin ve mutlak görev bilincinizdir. Özel Kuvvetlerimizin taşıdığı bordo bere de bir simge olmanın ötesinde sahip olduğunuz millî ve manevi değerlerin güçlü bir sembolüdür. Şanlı tarihimizdeki nice dönüm noktası sizler gibi vatan sevdalısı nice yiğidin adanmışlıkları ve gayretleriyle şekillenmiştir. Bugün sizler de o büyük mirasın izinden giderek tarihî sorumluluğu devralan ve göreve hazır bekleyen kahraman neferlersiniz. BORDO BERELİLER, YERİ DOLDURULAMAYAN PERSONEL KONUMUNDADIR Bu çerçevede siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: Meslek hayatınızda karşınıza birbirinden zorlu ve meşakkatli vazifeler çıkacaktır. Ancak biliniz ki Özel Kuvvetler mensubu olmak her an ve her şartta vazifeye hazır ve nazır olmak demektir. Şüphesiz ki sahip olduğunuz hasletler ve kabiliyetlerinizin bilinciyle hareket ettiğinizde aşamayacağınız hiçbir engel, erişemeyeceğiniz hedef yoktur. Sizler aldığınız eğitimler neticesinde sadece mesleki birikimle değil, çelikten bir irade, vazgeçilmez disiplin anlayışı, yüksek bir özveri ile donanmış olarak bu kutsal ocağın saflarına katılıyorsunuz. Biliniz ki bir Özel Kuvvetler mensubu sadece iyi olmakla değil, her zaman en iyisi olmakla mükelleftir. Zira Bordo Bereliler boşlukları dolduran değil, yeri doldurulamayan personel konumundadır. ÜLKEMİZİN GÜVENLİK VE İSTİKBALİNİN SORUMLULUĞUNU DA SIRTINIZDA TAŞIYORSUNUZ Bunun için fiziksel gücünüz ile cesaretinizi, stratejik zekânızla harmanlamalı ve vazifelerinizi en iyi şekilde icra etmelisiniz. Sizlerden beklediğimiz yalnızca verilen emirleri uygulamanız değildir. Bunun yanında çok yönlü analitik düşünebilmeniz, öngörülü olmanız, operasyon sahasında ve görev icrasında hızlı karar verebilmeniz ve gerektiğinde tek başınıza büyük zorlukların üstesinden gelebilmenizdir. Bu çerçevede her bir arkadaşım tüm beşerî şartlara hükmedebilen, çetin koşulları dahi lehine çevirebilen ve gerektiğinde inisiyatif kullanma becerisini ustalıkla yöneten bir profile ulaşmalıdır. Diğer yandan üstleneceğiniz görevlerde hem ekip ruhunu ortaya koymalı hem de bireysel ve mesleki yeteneklerinizi en üst seviyede sergilemelisiniz. Bu yüzden bilgi düzeyinizi sürekli yenilemeli, her zaman daha iyisi için çalışmalı ve daima bir adım önde olmalısınız. Gerçek şu ki öğrenmek ve yeterlilik asla durağanlık kabul etmeyen ve sürekli geliştirilmesi gereken hususlardır. Unutmayınız ki sizler sadece bir silah veya üniforma değil aynı zamanda ülkemizin güvenlik ve istikbalinin sorumluluğunu da sırtınızda taşıyorsunuz. Bordo bereyi taşıdığınız her an hatırlamaktan gurur duyacağınız nice anı biriktireceksiniz. Dolayısıyla vazifelerinizi yüksek bir aidiyet duygusu, büyük bir motivasyon ve keyif alarak yapın. Tüm bunların bilincinde olan siz kahraman Bordo Berelilerimizin her türlü zorluğu aşabileceğine yürekten inanıyor görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİMİZE ULAŞMAYA YÖNELİK TARİHÎ BİR ADIM ATILDI Güçlü ordumuz dün olduğu gibi bugün de yarın da ülkemizin güvenliğinin, asil milletimizin huzurunun ve bölgemizde tesis etmek istediğimiz barış ve istikrar ortamının en güçlü güvencesidir. Bu amaç doğrultusunda terörle mücadelede geldiğimiz nihai nokta yaklaşık kırk yıldır büyük fedakârlıklarla sürdürülen çok boyutlu mücadelenin ve özellikle son yıllarda sahada elde edilen tarihî başarıların bir sonucudur. Sınırlarımızın güvenliğinin sağlanmasından Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde terör örgütlerinin hareket kabiliyetlerinin ortadan kaldırılmasına kadar elde ettiğimiz kazanımlarda kahraman personelimizin alın teri, cesareti ve fedakârlığı vardır. Bu mücadelede canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, kahraman gazilerimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bugün geldiğimiz noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen Terörsüz Türkiye süreci de işte bu mücadeleyle elde edilen güvenlik kazanımlarını kalıcı hâle getirmeyi, terörü bir daha geri dönmemek üzere ülkemizin ve milletimizin gündeminden tamamen çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu sürecin en büyük hedefi bin yıllık kardeşliğimizi daha da pekiştirmek, toplumsal bütünlüğümüzü güçlendirmek, huzur ve güven ortamını kalıcı kılmak ve ülkemizin bütün imkânlarını kalkınmaya, üretime ve refaha yöneltmektir. Şunu da özellikle ifade etmek isterim ki bu süreçte atılan tüm adımlar, şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Bu çerçevede Gazi Meclisimiz de sürecin ihtiyaç duyduğu hukuki zeminin tesis edilmesine yönelik çalışmalarını titizlikle sürdürmüştür. Bu çalışmalarının sonucunda meclisimizin ezici bir çoğunlukla kabul ettiği ilgili kanunla, milletimizin arzu ettiği Terörsüz Türkiye hedefimize ulaşmaya yönelik tarihî bir adım atılmıştır. Böylece terör belasından tamamıyla kurtulmayı, yüzyıllara dayalı kardeşliğimizi tahkim etmeyi ve ülkemizin her alanda önünü açmayı hedefliyoruz. İçeride toplumsal barış ve huzurunu kalıcı hale getiren bir Türkiye elbette ki uluslararası alandaki güçlü etkisini daha da artıracak ve milletimize ve umudunu Türkiye’ye bağlamış mazlumlara nice gururla yaşatacaktır. MEKKE ANLAŞMASI DA ÜLKEMİZİN ULUSLARARASI ARENADAKİ ETKİSİNİ GÖSTERDİ Küresel güvenlik mimarisinin temellerinin sarsıldığı, belirsizliklerin arttığı bir ortamda benimsediğimiz çok yönlü politikalar ve üstlendiğimiz çözüm odaklı inisiyatifler sayesinde ülkemiz, müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline gelmiştir. En son Mekke’de imzaladığımız Ortak Savunma Anlaşması da ülkemizin uluslararası arenadaki etkisini ve geliştirdiği güçlü iş birliklerini açık bir şekilde göstermiştir. Birbirinden kritik geniş imkân ve kabiliyetlere sahip olan ve kolektif caydırıcılığı benimseyen üç kardeş ve dost ülkenin ortaya koyduğu bu güçlü irade, bölgesel ve küresel güvenlik, barış ve istikrarın tesis edilmesi ve sürdürülmesi açısından son derece önemlidir. Attığımız tüm adımlarda ülkemizin ve milletimizin hak ve menfaatlerini en etkin şekilde korumak için büyük bir gayretle çalışıyor, Türkiye Yüzyılı hedeflerimize emin adımlarla yürüyoruz. Bu kutlu yürüyüşte Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve elbette ki Özel Kuvvetlerimiz de daha güçlü ve daha büyük Türkiye vizyonumuzun temel dayanaklarından biri olmaya devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle Özel Kuvvetler İhtisas Kursu’nu başarıyla tamamlayan Bordo Berelilerimizi, ayrıca dost ve kardeş ülkeler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan ve Libya’dan gelerek mezun olma başarısı gösteren Misafir Askerî Personeli yürekten tebrik ediyor, burada kurdukları bağların ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesine katkılar sağlamasını temenni ediyorum. Bu vesileyle tüm personelimizin yetişmesinde emeği geçen başta Özel Kuvvetler Komutanımız olmak üzere Komutanlığımızın tüm seçkin eğiticilerine ve personeline canı gönülden teşekkür ediyorum. Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Yiğitler Ocağının Güzide Mensupları, Kahraman Bordo Bereliler! Yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, gücünüz daim olsun. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

140,501 Aufrufe • vor 1 Monat