Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Ramazan, Survivor başlamadan önce katıldıkları ekstra programında nasıl bi şiddet yanlısı olduğunu gülerek anlatmış zaten. Herkes bu duruma gülerken sadece Engincan arkadan; “genç kardeşlerimize güzel örnek oluyor” diyerek tepkisini gösteriyor. Böyle biri nasıl seçilmiş? #Survivor2026

85,508 views • 5 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

🙏🏻 Jon Jones, Conor McGregor hakkında konuşuyor: "Conor açık bir şekilde İsa'ya sığınıyor. Dünyaya karşı direnmeye çalıştığında, adımlardan biri de Tanrı'nın sana 'Bunu ne kadar çok istiyorsun?' diye sormasıdır. Ve sonra tam o sırada sakatlanıyorsun. Bara geri dönmek, o öfkeye, o düşmanlığa kapılmak çok kolay olurdu... Ama şu ana kadar Conor'da gördüğüm kadarıyla, o hâlâ Tanrı'ya şükrediyor. Bu bana onun karakteri hakkında çok şey gösteriyor. Tanrı'nın yapacağı şey budur. Seni her şeyinden arındırır, ama seni küçük de düşürebilir... Sadece O'nu sevdiğini söylerken gerçekten samimi olup olmadığını görmek için çok farklı şeyler yapabilir. Ben de aile fertlerimi kaybettim, kendimi küçük düşürecek şeyler yaptım. Yani, ne zaman bir şeyler ters gitse, her zaman Tanrı'ya şükrederim. Şunun gibi: 'Bütün dünya sana gülerken, sen inancına sadık kalabilecek misin?' Tanrı şu ana kadar o sadık kaldı... sadık kalmaya devam ediyor. Bunu görmek gerçekten çok şey ifade ediyor. Bence Conor zaten kazandı. Pek çok farklı yolla pek çok insanın hayatını değiştirme fırsatına sahip. İnsanların nasıl bu kadar kusurlu olabileceğine, ama aynı zamanda bir o kadar benzersiz ve özel kalabileceğine dair gerçekten harika bir örnek olduğunu düşünüyorum. Umarım pes etmez. Umarım ışığını parlatmaya devam eder ve Tanrı'ya daha da yakınlaşır."

Kırmızı Köşe

128,444 views • 1 month ago

“Set aşkları yasaklanmalı mı?” tartışmasını görünce aklıma Faruk Turgut’un haftalar önce İzzet Çapa’nın programında söylediği bir şey geldi: Setlerde insanların birbirlerinden hoşlanmasının, aralarında elektrik oluşmasının çok normal olduğunu; çünkü insanların aylarca, hatta yıllarca çok uzun saatler boyunca birlikte çalıştığını söylemişti. Aslında düşününce gerçekten de çok normal. Arafta’nın başrol oyuncuları Emin Günenç’in röportajlarından bir derleme yaptım. Emin dizinin ilk zamanlarında verdiği bir röportajında İlsu’dan tatlı bir şekilde bahsediyor, yaşının kendisinden küçük olduğunu ve ona yardımcı olduğunu söylüyor; başka bir röportajında ise sabah spordan sete, gece yarılarına kadar uzanan ve haftanın altı günü devam eden çalışma temposundan bahsediyor. “Aşka nasıl vakit ayırayım?” dediği bir dönemden, bugün kendisini heyecanlandıran biri olduğunu ama bunu henüz açıklamak istemediğini söylediği bir noktaya geliyor. Partneri sorulduğunda da gülümseyip net bir cevap vermiyor ama biz cevabı anlıyoruz. Elbette burada “kesin birlikteler” demek değil mesele. Zaten bunu yalnızca onlar açıklayabilir. Ama bana ilginç gelen şey şu: Bir insanın haftasının altı gününü, sabahından gece yarısına kadar aynı insanlarla geçirdiği bir ortamdan bahsediyoruz. Üstelik bu kişi ekrandaki partneriniz. En yoğun, en stresli, en yorucu anlarınızı birlikte yaşıyorsunuz. Birbirinizin başarısına seviniyor, kötü gününde yanında oluyor, aynı sahnelerde defalarca aynı duyguları yaşıyorsunuz. Böyle bir ortamda birinden hoşlanmak, arada elektrik oluşması hatta bunun aşka dönüşmesi bana hiç şaşırtıcı gelmiyor. Ama bence asıl soru başka: Set bittiğinde ne oluyor? Çünkü set devam ederken ilişkinin çok büyük bir kısmını besleyen şey, zaten birlikte geçirilen o inanılmaz uzun zaman. Dizi bittiğinde ise o ortak dünya ortadan kalkıyor. (Eğer birlikte yaşamaya başlanmadıysa) Her sabah aynı yerde olmak, aynı sahneleri çekmek, aynı ekiple gece yarılarına kadar çalışmak bitiyor. Geriye yalnızca iki insanın birbirine duyduğu gerçek bağ kalıyor. Belki de bu yüzden set aşklarının “gerçek mi, değil mi?” sorusunun cevabını setin kendisi değil, set bittikten sonraki hayat veriyor. O yüzden ben “set aşkları yasaklanmalı” fikrinden ziyade şunu merak ediyorum: Setin yarattığı yoğun yakınlıkla gerçek hayattaki aşk arasındaki çizgiyi insanlar ne zaman fark ediyor? Çünkü birine günde 12-14 saat maruz kalmakla, o insanı hayatının geri kalanında da gerçekten seçmek aynı şey değil. Zaten set aşklarının en büyük sınavı, setin bitmesi :)

Televizyoncu Adam

122,778 views • 9 days ago

Sizinle bazı videolar daha paylaşacağım. Ben ne yaptıklarını anlayamıyorum. Anlayabilen, tanımlayabilen varsa tebrik etmek gerek! Dün Ankara’da #AnkaraEmniyeti ile yaşadığımız saçma sapan olayların ardından bugün dönüş yolunda yine bir hengâmeyle Adana uçağına bindik.. Önce havaalanına sadece tek araç gireceksiniz kavgası verdiler, yolumuzu kestiler! Polis, aracın önüne durmuş çarp, vur, geç diyor?! NEDEN?! Biraz hakkımızı arayınca hemen evrakları ver, ehliyeti ver, ruhsatı ver! Araçların hepsine hukuksuzca ceza yazdılar! Ardından arkadaşlara bi Allahaısmarladık dememe izin vermek istemediler! NEDEN?! Sonra biz yine de vedalaştık ve zannettikleri gibi kıyamet kopmadı! Anlayamıyorum! Ne yapmaya çalışıyorlar?! Bu saçma talimatları onlara kim veriyor?! Devleti neden bu duruma düşürüyorlar?! Maksatları ne?! Vallahi anlayamıyorum!! Yapılanlar çok ayıp, neden her defasında bu rezilliği yaşıyoruz?! Havaalanına girdiğimizde polisler aracın kapısının önünde durmuşlar beni direk havaalanına içeri almak istiyorlar. Bi selam vereyim arkadaşlara diyorum olmaz diyor.. Bu arada arkadaşları aralarına almışlar, eziyet ediyorlar! Ben arkadaşları böyle bırakıp gitmem dedim. Bakın uyumlu olmaya çalışıyorum, biraz açılın, nefes aldırın, vedalaşıp gideceğim zaten! Siz içeri girince onları rahat bırakacağız zaten diyor.. neden neden?! Ha sonra bir de sadece bir kişi ile vedalaşabilirsiniz diyor! Gerçekten bu kadarı fazla! Ben onlar bu halde iken gitmem dedim. Uçağınız kalkacak, gecikiyorsunuz diyor. Sizin yüzünüzden dedim.. Ayrıca gerekirse gitmem.. Sırf beni yolcu etmeye geldiler diye arkadaşları aralarına alıp eziyet ederlerken uçak umrumda değil zaten.. Hatta gitmeyeyim ben ya dedim.. Kalayım burda! Baktılar iş başka bir tarafa evriliyor, yine büyük bir lütufla(!) kenara çekildiler ve o büyük(!) ve korkulu(!) veda töreni(!) gerçekleşti. Ama neyseki izin verdiler diye gök başlarına düşmedi! Kıyamet kopmadı! Bombalar patlamadı! Vedalaştık ve ayrıldık.. Gittiğimden emin olmak için uçağın biniş kapısına 5-6 polis göndermişler. Havaalanında yetkili olduğunu düşündüğüm kişiler bize eşlik ediyor falan.. Noluyoruz?!! Bu nasıl bir rezalettir! Maksadı nedir?! Kazanımı nedir?! Lütfen başlarını elleri arasına alıp düşünsünler ve bir dahaki gelişlerimizde bize bunu yaşatmasınlar! Ayrıcalık istemiyoruz bize normal vatandaş gibi davransınlar yeter! Bunların hepsi ve daha fazlası videolarda var! Ben doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor. Yapılanları mantıklı bir zemine oturtamıyorum. Takdir sizin! Ankara Emniyet Müdürlüğü Türk Polis Teşkilatı Ali Yerlikaya

Semra Kuytul

19,262 views • 1 year ago

Levent Gültekin, İçişleri Bakanlığı medya toplantısına muhalif gazetecilerin davet edilmemesini eleştirdi. • Ali Yerlikaya herkesle diyalog kuruyordu. • Ben de mesela bir şey yaptığım zaman telefon geliyor, “Levent Bey o öyle değil böyle” diye bir izahat yapma ihtiyacı hissediyorlardı. • Çünkü biraz kafa yapısıyla ilgili bir şey. Yeni gelen İçişleri Bakanı biraz daha muhafazakâr, biraz daha kapalı. • Özlem Zengin hanımefendi beni aramıştı bir konuşmasıyla ilgili. İlk defa “Keşke siz beni arasaydınız yorum yapmadan önce” dedi bana. • Ben de kendisine dedim ki: “Hanımefendi siz bize düşman hukuku uyguluyorsunuz. Herhangi bir toplantınıza, herhangi bir açılışınıza, herhangi bir şeyinize davet ettiğiniz mi var ki ben sizi arayıp bir şey sorabileyim? Sizin bizimle bir diyaloğunuz yok ki aslında.” • Özlem Zengin de “Ben olması gerektiğini savunuyorum” demişti. Cumhurbaşkanımıza da söyledim, “Efendim biz bütün medyayla herkesle diyalog kuralım.” • Kurmayın, sizin zararınıza. Oraya çağırıyorsun kendi yandaşlarını. Onlar zaten senin akşama kadar reklamını yapıyor. Bunun iki tane nedeni var. • Birincisi Türkiye’yi bütün olarak görmüyorlar, kendi mahallesinden ibaret sayıyorlar. • İkinci nedeni şu: Muhalif gazetecinin sürpriz sorularına cesaret edemiyorlar. “Acaba orada hiç beklemediğim bir soru sorulur mu? Zor duruma düşer miyim?” diye düşünüyorlar. • Bu da ne kadar kendilerine bir güven sorunu, kendileriyle ilgili bir özgüven eksikliği olduğunu gösteriyor. O yüzden çağırmıyor olmaları ayıp ama zararı en çok kendilerine. • Ben her gün yorum yapan, her gün 150-200 bin kişinin izlediği bir YouTube kanalıyım. Beni çağırmadın • Ben senin ne konuştuğundan haberdar değilim. Ben de paylaşmadım izleyicimle. Kim kaybetmiş oldu? • Senin derdin kamuoyuna mesaj vermekse o kanallardan biri benim. O kanallardan biri Halk TV, biri Sözcü TV, biri muhalif YouTube kanalları. • Bunları yok sayarsan “çal, kendin oyna” yaparsın. Kendi AK Parti seçmenine methiyeler diz, palavralarını anlat. • Peki senin kimi ikna etmen gerekiyor? Muhalif seçmeni. Onlara nasıl ulaşacaksın? Muhalif kanallar üzerinden. • Ulaşma derdin yoksa zaten sonuç ortada. Ya bu ayrımcılık bunların kültürüne dönüşmüş…

🎙️ Muhbir

25,940 views • 3 months ago

Sosyal Medyada "Kadın Kadının Yurdudur" Söylemi Üzerine Çarpıcı Analizi 🔹 Size şimdi net bir bilgi vereceğim. 🔹 Bu sosyal medyada kadın kadının yurdudur kadın kadını desteklemelidir gibi kelimeler cümleler kuran herkes kadın düşmanıdır aslında. 🔹 Kadın kadının yurdudur falan değildir nerede bir toplulukluk var kadın topluluğu var orada hasetlik düşmanlık fesatlık iftira her türlü pislik var. 🔹 Şahsen ben kadının topluluğu olan her yerden uzaklaşmaya çalışırım. 🔹 Fakat işim gereği mesela influencer'ım ortamlara giriyorum, imentlere giriyorum herkes nasıl biliyor musun? 🔹 Gülüyor ya arkandan nasıl konuştuğunu sinsice konuştuğunu anlayabiliyorsun ve duyuyorsun kulağımıza geliyor bu bir. 🔹 Şimdi burada bir süredir linçlenen bir kız var. 🔹 Bir durum imentle ilgili bir şey çıktı, onu linçlediler ben değilim. 🔹 Bugün de kalktı biri açıklama yaptı, şişkoluk hakkında bilgi verdi bir şey demiş yine ben değilim dedi. 🔹 Şahsen ben kendi fikrimce ben senin olduğunu düşünüyorum neden? 🔹 Çünkü seni hiç samimi bulmuyorum. 🔹 O ilk linçlenmede senin yorumlarına baktığımda sen takipçilerine o kadar sert yorumlar yapıyordun ki bir takipçin sana kalkıyor diyor ki ya çok güzel şu üstündeki nerede aldın? 🔹 Takipçisine o kadar sert mesaj cevaplar veriyordu ki ben şöyle algılıyorum ya bu ne kadar egoist bir kız ne kadar böyle üstten bakan bir kız? 🔹 Hani şöyle yapıyor kadın kadının yurdudur kadınlar şöyledir hayır kusura bak ya da bakma ben senin kesinlikle oynadığını düşünüyorum. 🔹 Kesinlikle bir kadın yanlısı olduğunu düşünmüyorum kadın karşıtı olduğunu düşünüyorum. 🔹 Ve sadece işin gereği oynadığını düşünüyorum. 🔹 Bir de aşırı yalak olduğunu düşünüyorum çünkü nerede birini görsem bir beğenmemin var. 🔹 Herkesi beğeniyorsun bir dururun yok bir çizginin yok. 🔹 Ben mesela beğenmediğim şey yapmadığım kişilere bana uymayan kişilere gidip sırf aa beni tanısın beni görsün beni ben tanınan biriyim onlar da beni tanısın diye her şeyini beğenip atsmam. 🔹 Ama bu kadın bakıyor ondan daha iyi bak yarıştırdığı kişilere yarıştırdığı kişilerle asla görüp beğeni atmıyor ve ben bir zat şahidim. 🔹 Kesinlikle bu sosyal medya çok aldatmacı bir yer. 🔹 Kadınlar şöyledir böyledir falandır filandır. 🔹 Ben aşırı fevri bir insanım. 🔹 Ben direkt söylüyorum ben burada 4 tane kadın otursam birinden hasetlik alıyorsam onunla bir daha görüşmüyorum ama sen öyle bir insan değilsin. 🔹 Kusura bak ya da bakma benim görüşüm bu. 🔹 Şimdi yorumlarına giriyorum o linçlenmeden sonra. 🔹 Yorumlarında herkese evet aşkım tatlım bebişim diye cevap vermeye başladım. 🔹 Hayır gidin önceki yorumlarına bakın herkese usulsuz sert sert cevaplar vermişsin. 🔹 Şimdi de onun farkında olarak çünkü herkes sana şöyle yorum yapmış bu kadın çok üstten konuşuyor cevapları bile çok sert. 🔹 Sen şimdi herkese cevap vermeye çalışıyorsun evet bitanem buradayım evet aşkım şurada teşekkür ediyorum böyle. 🔹 Şu an sevgi gösterisi yapıyorsun. 🔹 Bunu millet yemez insanlar salak değil. 🔹 Yani seni öne atmak için söylemiyorum. 🔹 Ama bu böyle aşkım iki kere iki dört yapacak hiçbir şey yok.

Netlog Medya

14,713 views • 2 days ago

Toplanın arkadaşlar, kendi şirketimizi kuruyoruz. Bu videoda çok basit adımlarla, sıfır kod bilgisi ile ilk ajanımızı oluşturacağız. Claude Code'la ajan kurmak, aslında bir şirket yönetmekle aynı şey. Normalde nasıl çalışıyorsun? Sen prompt yazıyorsun, o cevap veriyor. Sen tekrar yazıyorsun, o tekrar cevap veriyor. Yani hâlâ soru-cevap döngüsündesin, her adımı sen taşıyorsun. Ajanla bu döngü kırılıyor. Sen artık soru soran biri değil, iş veren birisin. Hedefi söylüyorsun, gerisini o hallediyor kendi süreci kuruyor, karar alıyor, takılırsa sana geliyor soruyor. Sen soru-cevaptan çıkıp işverene dönüşüyorsun. Her işyerinin belirli kuralları vardır burada da var adı : claude.md. Şirketin ne iş yaptığını, senin kim olduğunu, hangi kuralları takip edeceğini, hangi dosyayı nereye koyacağını hepsini bir kere yazıyorsun, o da bir daha unutmuyor. Bu belgeden önce ve belgeden sonraki fark videoda gözle görülüyor, sanki farklı çalışanlar gibi. En güzel tarafını otomatik hafızası olması Sen her sabah aynı şeyi tekrar anlatmıyorsun, o zaten öğrenmiş oluyor. İlk işi veriyorsun: araştır, rapor hazırla, gerekirse sor. Ajan işi kendi bölüyor soru, araştırma, sentez, sonuç, kalite kontrol. Tam bir junior analist gibi çalışıyor, sen sadece yönlendiriyorsun. Yapılan En büyük 5 kural hatası: İşyeri kurallarını koymamak, Belirsiz görev tanımı vermek, Planlama aşamasını atlamak, Soru sormasına izin vermemek, Aynı anda beş iş birden vermek. Ben bu şekilde çalışıyorum ve size de hiç kod bilmeden, adım adım göstereceğim. Aşağıda aynı mantıkla anlattığım Masterclass'ı bulacaksınız. Kaydedin, Siz de soru-cevaptan modundan çıkıp işveren olun.

Halil Kütük

58,371 views • 1 month ago

Birisi bana bu videoyu gönderdi. AP fanları benim ve Biran Damla Yılmaz hakkında ırkçı bir şekilde konuşuyor ve Damla’ya gönderdiğim hediyeleri küçümsüyor! Aslında yorum yapmak istemiyordum çünkü benim için hiçbir şey ifade etmiyorlar. Ama bir şeyi açıklamak istiyorum: Arap olmaktan gurur duyuyorum. Geri kafalı olanlar, sizin gibiler; hayatı olmayan insanlar. Hayatları sadece başkalarını linç etmek ve küçümsemekle geçiyor, çünkü asıl eksikliği kendilerinde görüyorlar. Bir de Damla, Türkiye’de sevilen bir oyuncu ve çok fazla hayranı var, fakat her hayranın ona hediye göndermesi gibi bir zorunluluk yok. Çünkü asıl olan manevi destek ve samimi sevgidir. Buna rağmen, ona hediye gönderen Türk hayranlar da var. Zaten reytingler, Damla’nın ne kadar popüler ve sevilen biri olduğunu kanıtlamaya yeter. Ben onun popülerliğini kanıtlamak zorunda değilim. Damla, Kırgın Çiçekler dizisinden beri Türk halkı tarafından tanınan ve sevilen bir isim oldu ve o zamandan beri sağlam bir hayran kitlesine sahip. En önemlisi de Damla, bazı kişilerin yaptığı gibi sahte şeyleri kanıtlamak için bot satın almaya ihtiyaç duymaz. Sanırım kimden bahsettiğimi hepiniz anladınız. Ya Damla’ya hediye göndermem neden sizi bu kadar rahatsız ediyor? Hayatınızda hiç sevgi bulamadınız mı? Yoksa Damla’nın bu sevgiyi görmesini kıskandığınız için mi böyle davranıyorsunuz? Gerçekten arkadaşlar siz ona bizden daha fazla takıntılısınız. Ona, kendi hayranlarından bile daha çok kıskançlık gösteriyorsunuz. Hatta sizlerin de ona hayran olduğunuzdan ama bunu kendinize bile itiraf edemediğinizden şüphelenmeye başladım. Ve bu konuda sizi anlıyorum. Damla güzel, başarılı, oyunculuğu harika, sevilen, samimi ve nazik bir kadın. Özelliklerini saymaya başlasam bitmez. İnanın istersem Damla’ya çok pahalı bir şey de alabilirim. Ben Arap’ım ve Arapların maddi durumunun nasıl olduğunu biliyorsunuz. Ama Damla yüzeysel biri değil. O, anlamı olan basit şeyleri seviyor. Ben de onu sevdiğim için, gösteriş yapmak için değil, onun seveceği şeyleri bulmaya çalışıyorum. Bilginiz olsun diye söylüyorum: Daha önce tweetlerimi Arapça ve Türkçe yazıyordum. Ama “Arap” kelimesini sanki bir hakaretmiş gibi, beni küçümsemek için kullandıklarını fark edince tüm tweetlerimi Arapça yazmaya başladım ki Arap olmaktan gurur duyduğumu anlasınlar. Bu bir hakaret değil. Siz ise o kadar geri kafalısınız ki, Arapların birçok farklı ve köklü milletten oluştuğunu bile bilmiyorsunuz. Herhangi bir Arap ülkesini araştırırsanız ulaştıkları gelişimi ve ilerlemeyi görürsünüz. Ama siz, bu geri zihniyetinizle ekranın arkasında oturup sahte beğeniler satın alarak, hediye gönderip bunları başka bir oyuncunun hayranlarıyla karşılaştırmaya devam ediyorsunuz. Gerçekten size acıyorum. Keşke zihniyetinizi geliştirse, daha çok okusanız ve farklı kültürleri tanısanız. Çünkü konuşmalarınız, zihniyetinizin ne kadar sığ ve geri olduğunu zaten açıkça gösteriyor.

𓇢𓆸

78,036 views • 7 months ago

Özgür Özel'i gerçekten anlamak istiyorum ama yemin ederim ki anlayamıyorum. O kadar çok konuşup o kadar çok şey söyleyip o kadar çok bilgi olduğunu düşündüğü şeyler anlatıyor ki.. Ancak aynı cümleler içerisinde inanılmaz çelişkiler yaşadığını da fark etmiyor. Akın Gürlek'i falan da savunmuyorum. Beni ilgilendirmez. Adalet Bakanı'dır, kendini savunur. Atayan Cumhurbaşkanı veya partisi gereken tavrı gösterir. Ben sadece Özgür Özel'in; ne yapmaya çalıştığını, anlaşılmazlığını, çelişkilerini ortaya koymaya çalışıyorum. Şimdi, anlaşılabilir olabilmek adına biraz daha açayım; Özgür Bey bir aydan fazla süre kamuoyunu meşgul ederek sözlerini tutmayarak Akın Gürlek'e ait mal varlığını açıklayacağını söyledi. Bunu söylediğine göre bütün bilgiler net olarak elinde olmalı diye düşündük. En sonunda 2 gün önce 12 tapu açıkladı, 4 tane de 'daha önce alıp sattığı'nı söylediği tapuları açıkladı. Ara not olarak belirteyim: Bunların hepsine de 'tapu' dedi ve hepsinin ID numaraları var diye duyurdu. İlk önce, 5'inin ID numarasını açıkladı. Neden elinde olduğu halde hepsini açıklamadığı anlaşılamadı. Bugün, kalan 7'sinin de ID numaralarını vererek, anlaşılamaz bir şekilde, 'bunlar elimizdeydi açıklamadık' dedi. Açıklanan tapuların tamamının da; görsel olarak hazırlanmış, gerçek tapu ile ilgisi olmayan, üzerine 'tapu' yazılan 'örnek' denilen Photoshop görüntüler olduğu anlaşıldı. Şimdi bugün diyor ki: "Gürlek 4 tane tapu gösteriyor, daha önce aldıklarını sattıklarını göstermiyor." "Şu şu şu yerlerden aldıkları yerler var, sözleşmeli, daha onların tapusu yok o yüzden görünmüyor.." E tamam da o zaman onları nasıl 'tapu' diye açıklıyorsunuz? Olmayan tapuların ID'leri nasıl oluyor. Ayrıca, "Biz mal varlığını açıkla diyoruz. Mal varlığı dediğin şeyin içinde; taşınmazlar vardır, araçlar vardır, TL ve yabancı mevduat hesapları vardır, varsa; takılar, altınlar, kol saatleri vardır.. Hepsinin teker teker açıklığa çıkması lazım." diye anlatıyor. E hani, Akın Gürlek açıklamazsa, siz mal varlığını açıklayacaktınız, yani bu söylediklerinizin hepsini açıklayacaktınız.. Neden açıklayamadınız? Özgür bey bir de Tuzla'ya ait dedikodu yapıyor: "Gürlek'in kurucuları arasında olduğu bir kooperatif olduğunu, orada yolsuzluklar yapıldığını, imar geçirilmeye çalışıldığını, o işin mimarının Akın Gürlek olduğunu, bunların hepsini bildiğini.." anlatıyor. 'Lüks Yat'la ilgili önceki gün söylediği şeyin dedikodu olduğunu zaten kendisi ifade etti. Elinde hiçbir somut bilgi olmadığını söyledi. Konuyla ilişkilendirerek bahsettiği '3 kişi'nin üzerinden; neler alındı neler verildi, kimin adına alındı, kim ödedi bilgisi yok. RTÜK'teki emekli polis ve 'Çayyolu Avukatlık Bürosu'ndaki avukatlarla/insanlarla ilgili hiçbir belge bilgi yok. Ama Özgür Bey anlatmaya devam ediyor, anlattıkça da çelişkiler büyüyor. Soruyorum: Özgür bey; "Akın Gürlek'in 12 tapusu var.." dediğiniz halde, şimdi diyorsunuz ki filtrelenmiş sayfa gösteriyor 'almış satmış, açıkladığı 4 tapu bugünkü tapusu'.. Şu da var: Ben bir filtreleme göremiyorum. Şu anda, dün itibarıyla üzerinde olan tüm taşınmazlar sayfada görünüyor. Sadece bazı bilgileri blurlamışlar/bulanıklaştırmışlar, o da gayet normal. O zaman sizin açıkladığınız tapular fiilen yok demektir. Açıklamanızda, 'eskiden bunları almış satmış' diye açıklamanız gerekmiyor muydu? Nasıl 12'nin dışında açıkladığınız 4 tapuyu ayırarak, 'bunları almış satmış' dediyseniz, diğerleri için de aynı şekilde açıklama yapmanız gerekmiyor muydu? Neden böyle yapmayıp da kamuoyunu yanıltıyorsunuz, algı oluşturma peşinde koşuyorsunuz? Elinizdeki belge ve bilgilerin gerçekliğine uygun bir açıklama yapsaydınız daha doğru olmaz mıydı? SONUÇ Cumhurbaşkanı, Kamu Görevlileri Etik Kurulu'na başvurarak; Gürlek'in bugüne kadarki mal varlığının, alınan satılanlarla, nereden nereye geldiğinin denetlenmesini istemeli ve sonucunu olumlu/olumsuz açıklayarak kamuoyunun bilgilendirilmesini sağlamalıdır. CHP 🇹🇷 Özgür Özel Akın Gürlek Halk TV

Bülent Gürsoy

13,144 views • 5 months ago

Tırın altında kimin kaldığı veya kalmadığı, Adil'in kimi nasıl kurtardığı gibi şeylerle zerre kadar ilgilenmiyorum. Çünkü zaten biliyoruz ki Adil muhakkak bir yolunu bulur. Buldururlar. Benim sezon finalinden beri esas merak ettiğim şey gemide Esme'ye hayatının travmasını dinletmeyi içeren o ucube planı kimin yaptığı... 32.bölümün bir yerlerinde bir fb sahnesi ile bu planın arka planını görürüz. Ki ben Adil'in bu planın sahibi olduğuna ihtimal vermiyorum. Çünkü Adil'in karakteri son noktada Esme'yi korumayı seçer. "Onun evladıyla yolda tanışmasının hesabını sorarken" onu o yolda üstüne basılacak toz haline getirmez. Getirirse bir kere daha bu ne perhiz bu ne lahana turşusu deriz... Ki biraz da bunu demeyelim diye bu planı Eleni'ye yıkacaklar. Muhtemelen mahkemede son kez gördüğü Melina'dan "son bir istek" diyerek aldığı ses kaydını, üflenmiş Sur sesi gibi duyacağını bile bile Esme'ye dinletmeyi ancak Eleni ve "sağlık gerekçesi" ile kabul ettirmiş olacak Adil'e. Adil, ses kaydında ne olduğunu biliyordu. Esme'nin yıllar önce kendi bebeği olduğunu bilmeden Eleni'yi emzirdiğini, o günkü ağlayışlarını ilk kez duyacağını da biliyordu. Gerçeği öğrendiği andan itibaren Adil'in en büyük kırgınlığı, Esme'nin kızlarını Hicran'a mecbur bırakmış olmasıydı. Ama aynı Adil, Esme'nin bunu isteyerek yapmadığını da gördü. Onun bu sırrı taşırken psikolojisinin nasıl çöktüğünü, halüsinasyonlar gördüğünü vs. Böyle bir adamın, sırf Furtunalılara ders vermek için Esme'yi hayatının en ağır travmasıyla herkesin içinde yüzleştirmesi bana karakterine çok uygunmuş gibi gelmiyor. Kırgın olabilir ama Esme'nin acısını bilerek büyütecek biri değil. Eleni ise farklı. Evet o da kıyamaz ama onun tıp diploması var.(!) Bir yandan annesinin kızı, diğer yandan doktor. Belki de tam bu yüzden mesleki bilgisiyle duygularını birbirine karıştırmış olabilir. Travmanın bastırılmasının iyileşmeyi geciktirebildiğini biliyor. Belki annesinin, hayatının merkezindeki o eksik anıyla yüzleşmesinin onu iyileştireceğini düşündü. Belki bunu Adil'e de böyle anlattı ve onu böyle ikna etti. Ama işte dizi izliyoruz falan da... Azıcık izan... Travmatik bir anıyla yüzleşmek ile bir insanı hazırlıksız şekilde o travmanın tam ortasına bırakmak aynı şey değil. Gerçek tedaviler güvenli, kontrollü ve kişinin hazır olduğu koşullarda, onun bilgisi dahilinde ve rızasıyla yapılır. Gemide yaşanan ise bunun tam tersi. Bu yüzden o sahnede en çok etkilenen kişi Furtunalılar değil, Esme oldu. Eleni ve Adil ses kaydından haberdar oldukları için önceden bunu duymaya hazırlıklıydı. Yani bu travmayı paylaşabilecek 3 kişi var ama o anda bu 3 kişiden 2'si az sonra ne olacağını biliyor. Ama sadece Esme yüzmeyi öğrensin diye suya atılmış oluyor. Belki Eleni'nin niyeti annesini iyileştirmekti. Adil'in niyeti de buna vesile olmak... Ama bazen en iyi niyet bile yanlış yöntemle birleştiğinde yeni bir yara açabiliyor. Eğer plan gerçekten Eleni'ye ait çıkarsa, ben bunu onun annesine zarar vermek istemesinden elbette değil; hem doktor hem de evlat olmasının bedeli olarak görürüm. O an doktor gibi düşünmeye çalıştı ama kararını veren taraf aslında annesini yıllardır acı çekerken izleyen kız çocuğuydu. Ama Adil'in planı çıkarsa Sur'u üfledi derim. #TaşacakBuDeniz #EsDil #EsEl

şeyma 🕊️

18,443 views • 1 month ago

Gelelim şimdi «وَاضْرِبُوهُنَّ» ayetine ve ACM’nin bu ayet üzerinden yaptığı algılara. Şimdi birincisi: Abdullah Ahmed Hoca’nın “kadınlar size itaat etmiyor; ‘gel’ diyorsun gelmiyor” sözlerini öyle çarpıtıyor ki; “ben kadınıma ‘gel’ diyeceğim, kadın gelmeyecek; ‘çay ver’ diyeceğim, çay vermeyecek; ben de ona ensesinden bir tane tokat atacağım — buna fetva veriyor” diye anlatıyorlar. Devamında Abdullah hocanın şu sözlerini nasıl algılıyor, alay ediyor peki: “yani herkes sizin Nişantaşı’ndaki kadınlar gibi feminist mi? Afrika’da, Kars’ta, Hakkâri’de kadınlar var” sözünü alay ederek kendince meselenin farklı yerlerde farklı uygulaması varmış gibi gösteriyor. “Kadın oraya göre dövülür, Nişantaşı’nda dövülmez” gibi saçma alaylar yapıyor; “Hakkâri’de dövülür yüzde kaç falan” diyerek meseleyi karikatürize ediyor. Şimdi inceleyelim. Meseleyi algı yaparak böyle anlattı; peki olgu nedir? Abdullah Ahmed Hoca, kadınların dövülmesini vücubiyet olarak söylemiyor; böyle bir emir sizin anladığınız gibi değil diyor. Dövülmekten kasıt ağzını, yüzünü kırmak falan değil; misvak ile vurmak diye açıklıyor. Peki, Abdullah hocayı dinleyenler gerçekten Altay’ın algıladığı gibi mi anlıyorlar? Altay, hocayı “çay vermedi diye kadını dövün” diye gösteriyor — oysa Hoca’nın kastı bu değil. Hoca diyor ki: “Serkeş kadın” derken; kocasına itaat etmeyen, “gel” denince gelmeyen, söz dinlemeyen, namaz kılmayan, haramlar işleyen ve devam eden; yani evliliği bilinçli şekilde yıkan kadından bahsediyor. Eğer mesele sadece “kadın çay vermiyor, yemek yapmıyor, kocasının sözünü dinlemiyor” gibi dünyalık işleri ise bu farklıdır. Diyelim ki Hoca’nın kastettiği bu olsa bile — yani serkeş, hiçbir şekilde itaat etmeyip kocasına karşı gelen kadın — Hoca dövmeyi tasvip ediyor mu? Hayır. Hoca: “Dövme mecburiyeti yok; boşanmak gerekiyorsa boşan; ama evliliğini kurtarmak istiyorsan Efendimiz’in tarif ettiği şekilde, misvak ile (incitmeden) yap” diyor. Yani Hoca, dövmeyi farz veya serbestçe teşvik eden biri değil. Altay’ın verdiği örneklere göre “çay istedim vermedi” gibi hallerde kadınları dövün diye öğüt veriliyormuş gibi gösteriliyor — bu adam din diye bunları anlatıyor diye de ilzam ediyor; yazık sana, yazık. Hocanın kastını biliyorsun ama kendi hevana göre algılıyor, insanların anlamasına sebep oluyorsun. Kadınlara güzel davranılmasını emreden, onlara çiçek almayı, gül almayı, hediye götürmeyi, onları üzmemeyi öğütleyen insanları “kadınları dövmeyi emreden insanlar” gibi gösteriyorsun. Peki Kars–Hakkâri–Nişantaşı örneği neden veriliyor? Çünkü herkes Nişantaşı’ndaki kadınlar gibi naif değil; onlar bu ayetin manasını böyle anlamak istemeyebilirler, yani kabul etmez: “Kocam bana nasihat etsin” ya da “yatağını ayırsın” ya da “misvak ile vursun” — gerçi onlar vurmayı misvak olarak tefsir etsen bile kabul etmiyorlar. O zaman onlarla boşanma yolunu tercih edersin. Ayet sadece Nişantaşı’ndaki kadınlara inmedi. Hakkâri’de, Kars’ta Anadolu kadını var; bunlar kocasına bir itaatsizlik olduğunda kocaları onlara sözünü geçiriyor, anlayıp susan insanlar. Yuvayı yıkmak yerine bu yönden kurtarmayı tercih edebilirsin demek isteniyor. Feministler “Nişantaşı’ndaki naif kadınlar mutlu olacak” diye ayeti eğip bükmesin; onlara uygulamaya çalışmayın. Anlamıyorsan boşan. Görüyorsunuz, dimi: algı ve olgu. Allah seni bildiği gibi yapsın.

Molla berxani

16,521 views • 10 months ago

RUH SAĞLIĞI UZMANLARI TARAFINDAN, ÇOK İZLENEN BU PROGRAMLA İLGİLİ YAPICI BİR ELEŞTİRİ VE AÇIK MEKTUP (Sonuna kadar okuyunuz) Sayın programcı; videoda konusu geçen "evlenmeden önce cinsel deneyim yaşamayı tercih etmemek, cinsellik gibi özel bir yaşantıyı duygusal bağ olmadan para karşılığı veya dönemlik olarak rastgele yaşamamak, bir kızın ahını almamak, Türk toplumunun bir ferdi olarak milli ve manevi değerlere önem vermek, birçok farklı partnerle birlikte olmak yerine bir kişiyle hayatını birleştirmek ve sadakat/vefa göstermek" gibi davranışları tercih eden insanlar "KEKO" değildir. Böyle şuh kahkahalarla "Herkes yapıyor, sen yapmıyorsan acayip anormalsin" yaklaşımını pompaladığınız 14-15 yaşındaki gençler; sizin tercih ettiğiniz duygusuz, kalpsiz, mekanik davranış paternlerinizi örnek alıyor ve daha sonra Okul PDR Servislerinde "ergen hamileliği" vakalarıyla karşımıza geliyorlar. Cinsellikle ilgili hassasiyet gösteren ve duygularını "müstakbel sevdiğine, eşine ve yârine saklayan" kadın veya erkek milyonlarca genç var. "Milli olmamayı" bir milli sorunmuş gibi göstermek yerine, eşini/sevgilisini aldatanların hatta nikah şahidiyle aldatanların hikayelerine küçümseyerek bak ve onlara alaycı kahkahalar at. Aksine "vaay nasıl da marjinal bir iş yapmış" formatında oooo çektirmeyi tercih ediyorsun. Oysa biz Anadolu insanları herkesin görüşlerine ve yaşam tarzına saygı duyuyoruz. Sen de duymalısın. Evlenmeden önce cinsellik yaşamayı uygun ve doğru gören arkadaşlarımıza saygı duyarız. Kendi tercihlerini yaşamakta özgürdürler. Fakat milyonlarca gencin yaşam tarzıyla ve inancıyla dalga geçemezsin. "Programın formatı bu, diyaloğu sürdüren kişi gülüyor size ne oluyor" diyenlere şunu söylemek isteriz ki; Psikolojik Danışmanlar olarak bizi bu program çok ilgilendiriyor. Çünkü dışarı kapalı ve online'da yayınlanmayan bir ortamda istediğiniz muhabbeti yapabilirsiniz, ancak topluma bir sunum yapıyorsanız nasıl ki vatan gibi, bayrak gibi, temel insani değerler gibi, anne-babanızın cinsel yaşantısı gibi konularda şaka yapma hakkınız olmadığı gibi toplumun temeli olan "evllilik temelli cinsellik" yaklaşımını basitleştiremezsiniz. Toplumda hepimiz birlikte yaşıyoruz ve birbimizin yaşam tarzına saygı duymak, üsttenci kahkahalar atmak yerine saygı gösteren bir tutum benimsemek durumundayız. Anadolu kültürünü benimseyen insanlar nasıl ki herkesin cinsel davranışlarına saygı duyuyorsa, siz de saygı duymak zorundasınız. Diğer programlarınızda kendinize dair konuşurken belki onlarca farklı kişiyle evlilik dışı cinsellik yaşamış olduğunuzu ima ettiğiniz davranışlarınız nedeniyle, biz size herhangi bir yakıştırma veya niteleme sıfatı kullanıyor muyuz? Kullanmıyoruz. Öyleyse siz de toplumsal sınırlara saygı göstermek zorundasınız. Nasıl ki farklı bir yaşam tarzını benimseyen kişilere toplumdaki her birey saygı duymak durumundaysa, siz de önünüze gelen voleyi iyi değerlendirip ve fırsat bu fırsat deyip örnek durum üzerinden mizahi kılıfa sararak bu yaşam tarzıyla dalga geçmeyi bırakın. Konuşanlar programının formatıyla ilgili; tahtaya isim yazmak, lisede arka sıradaki muhabbet ortamını tüm Türkiye'nin gündemine taşımak, sempatik ve iyi bir hitabet sahibi olmak ile zekice espriler yapmak konusunda başarılı olduğunu kabul ederek birçoğumuz beğeniyle izledik, izliyoruz. Fakat bazı konularda belli bir davranış biçimini ya da hayat tarzını seçen ve bu doğrultuda yaşamını düzenleyen, değerlerini ve ilkelerini uygulayan insanları aşağılamaya, küçük düşürmeye ve hor görmeye/göstermeye ilişkin tutumların haddi aşıyor. Diğer yandan annesinin vasiyetine uyarak bir kızın ahını almak istemeyen, ilk'lerini ya da en'lerini sevdiğine ve eşine saklamayı tercih eden; tek gecelik biyolojik ve dürtüsel ilişkiler yerine gerçek aşklara, sadık kalplere ve hayatı sevdiğiyle paylaşmaya niyet eden insanları karikatürize etme lütfen.

p.Dr. Kitap & Dergi (Ruh Sağlığı Üzerine)

50,512 views • 2 years ago

⭕️ Putin'in nasıl planlı bir biçimde yalan söylediğini gösteren harika bir video. 1999'da Yeltsin görevinden ayrılınca, Başbakan olan Putin de, vekaleten Devlet Başkanlığı görevini yürütmekteydi. O günlerde yani 26 yıl önce, katıldığı bir TV programında, Kırım'ı almak gibi bir planı olmadığını, bunun aptalca bir iddia olduğunu kesin bir dille açıklıyor ve eğer böyle yaparsa, başkalarının da Rusya'dan toprak koparmaya çalışacağını, Rusya Federasyonu'nda 400 tartışmalı bölge olduğunu ve bunu kaşımanın tehlikeli olduğunu belirten bir konuşma yapıyor. Türkçe altyazıdan okuyabilirsiniz tam olarak ne söylediğini. Başkan seçildikten hemen sonraki bir röportajda da aynısını söyledi ve ben bunu da izledim. KGB'de yetişmiş bir istihbaratçı olarak, yalan söylemek, muhataplarını kandırmak, Putin için asla bir ahlâk sorunu değildir. Saldıracağı âna kadar dost görünür; muhatabını inandırır ve aniden, hiçbir merhamet belirtisi göstermeden saldırır. 2022, Şubatın 24'ünde tam da dediğim gibi yaptı. 4 ay öncesinden Ukrayna sınırına askeri araçlar, mühimmat ve asker yığarken, "Ukrayna'ya saldırmaya hazırlanıyor" diyenlere, "bize iftira atıyorlar, sadece planlı bir tatbikat yapıyoruz" diyordu. Resmen yalanladılar bunu. Ama sonra ne oldu? Kendine Stalin'i örnek alan Putin, onun döneminde yaşasaydı, Stalin'in yaptığı katliamların muhtemelen aynısını yapardı; bundan emin olabilirsiniz. Başkanlığa geldiği 7 Mayıs 2000'den bu yana, kendine muhalefet eden, ya da önüne çıkan herkesi öldürdü; bazılarını da ülkeden kaçmak zorunda bıraktı. Hatta bunların bazılarını da, yerleştikleri ülkelerde öldürttü. Oysa içlerinde çok iyi insanlar vardı. Mesela hümanist ve Rusya'yı modern bir demokrasi haline getirmek isteyen ve muhtemelen ilk seçimde iktidara gelebilecek muhalif lider Boris Nemtsov'u, Kremlin'in neredeyse dibindeki, Moskvoretski köprüsü üstünde yürürken, Çeçen Kadirov'un köpeklerine öldürttü (2015). Eğer bugün Nemtsov Rusya Devlet Başkanı olsaydı, bırakın savaşı, dünya, Katyuşa şarkısını ezberlemeye çalışıyor ve Ukraynlılarla Ruslar birlikte dans ediyorlardı. Bu adi adam, dünya barışının temeline de dinamit koydu, anlayacağınız. Putin'i tanımayan, bazı bizim toplmumuzun saf ya da düşük IQ'lu bir güruhu, sosyal medyada ona övgüler düzüyor maalesef. "Putin adamdır" falan diyenler oluyor, bu acımasız katil için. Psikolojik Harp uzmanı olan bu şahıs, gerçekten de kendi imajını çok iyi pazarlıyor, dünya genelinde her ülkeden kendine geniş bir trol ağı kurmuş ve para saçıyor. Ama Türk, bu istihbarat tuzağına düşmez, aldanmaz kardeşim. Biz ne Amerikancı, ne Rusçu, ne de Çinci olamayız. Bizim kendi mazimiz, kendi tarihimiz ve bahşedilmiş bir görevimiz var. Bunun farkında olunuz.

Mustafa Tanyeri

77,010 views • 8 months ago

"Mustafa Kemal, Sakarya Savaşı'nı kaybedeceğini düşündüğü için siyasi kariyerini korumak adına attan düşmesini bahane edip cepheden ayrılmış..." İsmet Özel'in Atatürk'e dil uzatmasına şaşırmadım ama böyle desteksiz sallamasına çok şaşırdım. Neyse, doğrusunu anlatalım: İsmet Özel, Sakarya Savaşı sırasında yaşanan bazı hadiseleri tersten okuyup birbirine karıştırmış. Üstelik bunu öyle acemice yapmış ki Mısıroğlu düzeyine düşmüş adeta. Evvela iki konuyu birbirinden ayırmak lazım: 1- Sakarya Savaşı'nın kaybedilmesi halinde Mustafa Kemal'in siyasi kariyerinin bitmesi... 2- Attan düşme hadisesi... İlk hadise 3 Ağustos'ta cereyan ediyor. Meclisteki bazı muhalif mebuslar Mustafa Kemal'in ordunun başına geçmesini istiyor. Bu önerinin altında yatan sebep, "başarısız olursa siyasi kariyeri biter" düşüncesi. Diyeceksiniz ki, zaten ordunun başında değil mi, muhalifler tam olarak neyi teklif ediyor? Mustafa Kemal o dönem meclis başkanı. Resmi olarak asker değil. Ordunun başında Fevzi Paşa ve İsmet Paşa var... Mustafa Kemal ise onları gayriresmi şekilde koordine ediyor. Muhalifler ise bunun resmileşmesini istiyor. Yani başkomutan vekili olmasını öneriyorlar. Bunun iki pratik nedeni var. Orduyla meşgul olup siyasi sahadan çekilsin. Başarısız olursa itibarı tamamen bitsin. Mustafa Kemal, muhaliflerin 3 Ağustos'ta yaptığı bu teklife doğal olarak tepki gösteriyor. Resmen olmasa da zaten fiilen ordunun başında... Haliyle muhaliflerin niyetini anlıyor ve teklifi samimi bulmuyor. Fakat akılcı bir hamleyle karşı teklifte bulunuyor. Başkomutanlık yetkisiyle birlikte olağan üstü yetkiler istiyor. Muhalifler başta karşı çıksa da 5 Ağustos günü bu teklif kabul ediliyor. Mustafa Kemal bu yetkiler sayesinde tekalifi milliye emirlerini yürürlüğe sokarak bir tür seferberlik yapıyor. Ki bunun orduya faydası çok büyük olmuştur. Çünkü Yunan ordusu seferberlik yapmış olmasına rağmen Türkler yapamamıştı. Bu açık da bu sayede kapatıldı. Özetle, İsmet Özel'in "siyasi kariyeri bitmesin diye cepheden ayrıldı" iddiasının doğrusu bu. Mustafa Kemal bundan endişe etmedi. Tam tersine, muhalifler bunu istedi. Şimdi geliyoruz ikinci konuya... Attan düşme hadisesine... Mustafa Kemal, başkomutan olduktan, yani siyasi kariyerinin bitirilmesi için kurgulanan plana rağmen başkomutanlık yetkisi aldıktan bir hafta sonra, yani 12 Ağustos günü sonra cepheyi teftiş ettiği sırada attan düşüp kaburga kemiğini kırdı. İlk etapta bir şeyi olmadığını söylediyse de kırık kemik ciğere batmaya başlayınca nefesi kesildi. Önce çadıra taşıdılar. Ardından Ankara'daki Cebeci Hastanesi'ne götürdüler. Olaya tanık olanlara bakalım... İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Ali Çavuş, Adnan Adıvar, Mim Kemal Öke ve daha bir sürü insan... Yani bir gün cepheden gelip "ben attan düştüm" demesi gibi bir hadise yok. Olay baya ciddi. Onu muayene eden Mim Kemal Öke, yataktan kalkamayacak kadar kötü durumda olduğunu söylüyor. Mustafa Kemal buna rağmen doktoru dinlemiyor. Hatta Doktor Adnan'ı çağırıyorlar hastaneye. O da gelip "paşam gidebilirsiniz" diyor. Aynı akşam Kılıç Ali'nin kız kardeşinin nikahı var. Mustafa Kemal nikaha katılmış. Ama kaburga ağrısı nedeniyle yerde oturmuş. Etrafına yastık dizmişler. Ertesi gün de cepheye gitmiş. Ali Çavuş bunu açıkça yazıyor. Özetle "siyasi kariyeri biter" tartışması ile "attan düşme hadisesi" arasında bir hafta var. Siyasi kariyeri biter düşüncesi Mustafa Kemal'de yok. Muhaliflerde var. Attan düşmesi bir bahane değil. Fiili vaka. Doktorların önerisine rağmen cepheye dönen yine kendisi. Şayet Mustafa Kemal attan düştüğü için başkomutanlıktan istifa etmiş olsaydı, İsmet Özel haklı olabilirdi ama böyle bir hadise de yok. Zaten adam cepheye dönmek istiyor bir an önce. Tüm derdi bu. Şimdi geliyoruz diğer meseleye... İsmet Özel hadiseyi anlatırken "taarruz başladığı" sırada diyor. Yani savaş sırasında cepheden ayrılmak istedi gibisinden bir mana katmak istiyor. Ama 5 Ağustos'ta savaş yoktu. 12 Ağustos'ta da genel taarruz yoktu. Sadece Yunan ordusunun cepheye yerleşmek için yaptığı ilerleme vardı. Sakarya Savaşı'nda cephe taarruzu 23 Ağustos günü gerçekleşti. Yani attan düşme hadisesinden tam 11 gün sonra. Yani Atatürk'ün savaşın ortasında "ben attan düştüm geri geldim" demesi kronolojik olarak mümkün değil. Ayrıca İsmet Özel, savaş öncesinde kazanma ihtimalinin sıfır olduğunu iddia ediyor ki bu da doğru değil. Savaşın nasıl cereyan edeceği hususu 5 Ağustos'ta veya 12 Ağustos'ta henüz belli değildi. Çünkü Yunan ordusunun cephede nasıl mevzileneceği netlik kazanmamıştı. Zaten o savaş hakkında biraz okuma yapan herkes bilir ki hem Yunan tarafı hem de Türk tarafı savaşın gidişatını etkilemek için türlü oyunlar oynadı. Neticede savaşın gidişatı az çok Türklerin istediği gibi gerçekleşti. Hatta Atatürk bu durumu savaş sırasında Asım Gündüz'e "İşi baştan yanlış tuttular" diyerek anlatmıştır. Sonuç olarak videoda iddia edilen bilgiler hatalı. Tarihler karıştırılmış. Olaylar tersinden anlatılmış. Detay ve derinlik de yok... O halde İsmet Özel bu kadar yanlışı niye konuşmuş? Atatürk'ü cesaretsiz göstermek için. Antipatisini kusmak için. İyi de bu ülkede tarih bilen insan olduğunu bilmiyor mu? Yani birileri çıkıp gerçekleri anlattığı vakit söylediklerinin boşa düşeceğini tahmin etmemiş mi? Şaşılacak şey doğrusu.

Con Sinov

269,171 views • 2 years ago

ESAD DÜŞTÜĞÜNDE 2.Bölüm BÜYÜK İSRAİL'İN KÜÇÜK ORTAĞI SUUDİ ARABİSTAN Miraç gecesinde atılan twiitleri okuyunca bu yazıyı yazmaya karar verdim.Özellikle Esad düştüğünde zafer naraları atıp kendi ülkelerinde, kendi ülkelerinin savaşını vermeyenlerin benim ülkemin şehirlerinde attıkları zafer turları geldi aklıma... Sizler böyle sanal ve şişirilmiş zaferlerle oyalanırken Suudi Arabistan İsrail ve Amerika 2028'de Mekke'de çok büyük çaplı devrimler yapmak üzere düğmeye bastılar... MASONİK SİMGELİ SUUDİ ÖDÜL TÖRENİ UYUTULANLAR ve UNUTULANLAR Ülkemizdeki özellikle şeriat yanlısı vehhabi selefi gruplara ayıla bayıla destek olan kitleye bir durum tespiti yapalım.Mesela Joy Awards ödülünün simgesi olan üçgenin tam ortasındaki simge ilk bakışta batıdaki şeytana (Baphomet) ne kadar3 da benziyor değil mi?Peki ya Suudi polisinin sırtıns ve koluna taktığı tek göz simgeli üstelik göz üstündeki kral tacı size neyi hatırlatıyor? Biliyorum , haklısınız kesinlikle ben ruh hastasıyım bu kadar tesadüflerden böyle komplo üreten biri zaten sağlıklı değildir değil mi? Miraç gecesi Türkiye'de herkes ellerini semaya açıp dua ederken Miraç kandilini görkemli şekilde Suudi Arabistan kutladı mı? Bakın o gece sadece Türkiye'den değil Dünyanın pek çok ülkesinden birçok ünlü geldi ve milyonlarca dolar ödenerek bu gece yapıldı.Hani sizlerin iki de bir müslüman Noel kutlamaz diyerek saldırdığınız çam ağaçları ile dini kurtardığınız günden bir ay bile geçmeden oldu tüm bunlar.. Ülkemizde Mason ve Yahudilik karşıtı her eylemde bulunanlar arasında bugüne kadar hiç Suudi Mason simgesi taşıyan Suudi polis gücüne ve geçen hafta dağıtılan ödül törenindeki simgeye tepki gösteren gördünüz mü? duydunuz mu?dikkat ettiniz mi? Neyse dikkatli olanlar zaten görmüştür.. Trump ve Netanyahu 2025 yılında Batı Şeria'yı yerle bir etmek üzere anlaşmış siz hala sahte masallarla insanları kandırıyorsunuz.Ha bu arada Suudi Arabistan da boş durmadı Mescidi Aksa ve Kudüs zerre umrunda olmadığı için 1 milyon dolar verip Tarkan'ı dinlediler. Joy Awards 2025 Riyad #JoyAwards2025 Merak etmeyin Hiçbir Arap ülkesi dün gece Miraç kandili kutlamadığı gibi hiçbirinin Gazze Filistin zerre umrunda değil.Yok Kassam Tugayları destan yazıyor yok Ebu Ubeyde kahraman boş laflar.Adamların kahramanı 1 milyon dolar verip dinledikleri Tarkan bir o kadar para verip sahneden izledikleri Hande Erçel, Afra Saraçoğlu, Fahriye Evcen, Engin Altan Düzyatan ve Burak Özçivit Diriliş Ertuğrul, kuruluş Osmanlı dizilerinde başrol oynayan bedelli askerlik yapan Ertuğrul Gazi ve Osmangazi'nde ödül töreninde ne kadar mutlu olduğunu gördünüz mü? Sahi Sahnede devleşen Tarkan'ın şarkı sözleri neydi? Bak, kırıldı kolum kanadım Olmadı, tutunamadım Zor, yokluğun çok zor Alışamadım Vur, vur bu akılsız başı Duvarlara, taşlara vur sevabına Sonra affet, gel bas bağrına Süzüldüm, eridim, sensiz olamadım Kuzu kuzu, kuzu kuzu, kuzu kuzu İşte kuzu kuzu geldim Dilediğince kapandım dizlerine Bu kez gururumu ateşe verdim Yaktım da geldim İster at, ister öp beni Ama önce dinle, bak gözlerime İnan, bu defa anladım durumu, tövbeler ettim

DogruTarih 1881

24,240 views • 1 year ago

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah Teala şöyle buyurmuştur” dedi: “Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilân ederim. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdetâ) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse, onu mutlaka veririm; bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhârî, Rikak 38) Bu hadis-i kudsi’nin bize olan ikazıyla Menzil sofilerini Allah için uyarmak istiyorum. Oradaki bazı sofiler; diğer mürşidlerin sofilerine hatta diğer mürşidlere karşı edeplerini muhafaza etmiyorlar. Geçenlerde gördüğümüz bazı görüntüler bunu gösteriyor. Bu çok üzücü bir durumdur. O sofiler bir defa önce sofiliklerini tazelemeleri gerekiyor. Bazı sofiler kalkmışlar başka bir mürşidi protesto ediyorlar… Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Bu hadis-i kudsi’yi bilmiyor musun? Senin Gavs-ı Sani olarak kabul ettiğin zatın halifesine kalkmış, 'Yok şöylesin, yok böylesin' şeklinde ifadeler kullanıyorsun. Senin ne haddine! Bırak sorunu büyükler çözsün. Senin çözeceğin bir durum değil o. Sofilerin çözeceği şeyler değil. Sofiler kendi sofiliklerine bakmalı. Sofiler kendi sofiliklerini bırakmamalı. Sen oraya kazanmak için geldin. Başka bir mürşide laf atmak için, edepsizlik yapmak için gelmedin. Menzil'i bozmaya da hakkın yok! Menzil sadece Menzil'in malı değil, tüm ümmetin malıdır. Hakikaten de bütün kalbimle söylüyorum. Oraya bağlı olan olmayan oranın bozulmasını istemez. Çünkü güzel hizmetler yaptılar, yapıyorlar elhamdülillah. Allah-u Zülcelal oradaki o üç mürşidin de yollarını açık eylesin. Onları muhafaza eylesin. Allah-u Zülcelal'den onların yine kardeş olarak birlik ve beraberlik içerisinde hizmetlerini daim etmesini niyaz ediyoruz. Bizi üzüyor, tüm ümmeti üzüyor; düşmanı da sevindiriyor bu durumlar. Onun için bu hadis-i kudsi’yi de unutmasın sofiler. Sakın ha sakın... İsterseler bu sözlerimden dolayı beni kınasınlar, ister kınamasınlar ama kınasalar da kınamasalar da ben onlara şunu söylüyorum: "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyen peygamberlerin sözünü söylüyorum. Peygamberler ümmetine bunu derlerdi. "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyorlardı. Biz o peygamberin sözünü söylüyoruz size. Bu nasihatte bulunuyoruz. "Din nasihattir" buyruluyor. "Velilerimden birine düşmanlık eden kimseye ben harb ilan ederim" diyen Allah'a karşı senin ne haddin var! Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Neye göre? Hangi cesaretle bunu yapıyorsun? Oturup kafanı iki elinin arasına al. Hangi cesaretle sen bu fiili yapıyorsun? Git netanyahuyu protesto et! Sen nasıl bir şeyhi protesto ediyorsun? Bunu yapan bir de güya sofi. Allah ıslah etsin! Böyle sofilik mi olur? Zaten sofiliği düştü, böyle sofilik olmaz. Kalkıp başka şeyhe laf atacak, başka şeyhe edepsizlik yapacak. Elli senelik, yetmiş senelik sofi olsan hiçbir şeysin. Sofilere ayrıca şu tavsiyede de bulunuyorum: Başka cemaatleri bölen insanlardan bazı hoca kılıklılar, menfaatperestler sofileri gaza getiriyorlar. ‘Şu mübarek haklı, öbür mübarek haksız’ diyerek kavga ettirmeye çalışıyorlar. İsmailağa'yı bozdu yetmiyor şimdi orayı bozmaya çalışıyor. Ey mübarekler! Siz kendisi batıla düşmüş olan, kendi tarikatını bozan bir insandan nasıl tarikatınız için tavsiye alabilirsiniz, onun gazına gelebilirsiniz? Böyle bir insan kalkıp size iyilik yapar mı? Kendi mürşidine ihanet eden bir insan sizin mürşidinize mi dürüstlük, sadakat gösterecek. Bilmelisiniz bunu. Onun için oradaki sofi kardeşlerimize tavsiyemizdir: Birbirinize karşı edebinizi muhafaza edin, haddinizi aşmayın. Kim ne derse desin sizin kurtuluşunuz sükunetinizdir.
11:33

Sensitive content

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah Teala şöyle buyurmuştur” dedi: “Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilân ederim. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdetâ) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse, onu mutlaka veririm; bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhârî, Rikak 38) Bu hadis-i kudsi’nin bize olan ikazıyla Menzil sofilerini Allah için uyarmak istiyorum. Oradaki bazı sofiler; diğer mürşidlerin sofilerine hatta diğer mürşidlere karşı edeplerini muhafaza etmiyorlar. Geçenlerde gördüğümüz bazı görüntüler bunu gösteriyor. Bu çok üzücü bir durumdur. O sofiler bir defa önce sofiliklerini tazelemeleri gerekiyor. Bazı sofiler kalkmışlar başka bir mürşidi protesto ediyorlar… Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Bu hadis-i kudsi’yi bilmiyor musun? Senin Gavs-ı Sani olarak kabul ettiğin zatın halifesine kalkmış, 'Yok şöylesin, yok böylesin' şeklinde ifadeler kullanıyorsun. Senin ne haddine! Bırak sorunu büyükler çözsün. Senin çözeceğin bir durum değil o. Sofilerin çözeceği şeyler değil. Sofiler kendi sofiliklerine bakmalı. Sofiler kendi sofiliklerini bırakmamalı. Sen oraya kazanmak için geldin. Başka bir mürşide laf atmak için, edepsizlik yapmak için gelmedin. Menzil'i bozmaya da hakkın yok! Menzil sadece Menzil'in malı değil, tüm ümmetin malıdır. Hakikaten de bütün kalbimle söylüyorum. Oraya bağlı olan olmayan oranın bozulmasını istemez. Çünkü güzel hizmetler yaptılar, yapıyorlar elhamdülillah. Allah-u Zülcelal oradaki o üç mürşidin de yollarını açık eylesin. Onları muhafaza eylesin. Allah-u Zülcelal'den onların yine kardeş olarak birlik ve beraberlik içerisinde hizmetlerini daim etmesini niyaz ediyoruz. Bizi üzüyor, tüm ümmeti üzüyor; düşmanı da sevindiriyor bu durumlar. Onun için bu hadis-i kudsi’yi de unutmasın sofiler. Sakın ha sakın... İsterseler bu sözlerimden dolayı beni kınasınlar, ister kınamasınlar ama kınasalar da kınamasalar da ben onlara şunu söylüyorum: "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyen peygamberlerin sözünü söylüyorum. Peygamberler ümmetine bunu derlerdi. "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyorlardı. Biz o peygamberin sözünü söylüyoruz size. Bu nasihatte bulunuyoruz. "Din nasihattir" buyruluyor. "Velilerimden birine düşmanlık eden kimseye ben harb ilan ederim" diyen Allah'a karşı senin ne haddin var! Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Neye göre? Hangi cesaretle bunu yapıyorsun? Oturup kafanı iki elinin arasına al. Hangi cesaretle sen bu fiili yapıyorsun? Git netanyahuyu protesto et! Sen nasıl bir şeyhi protesto ediyorsun? Bunu yapan bir de güya sofi. Allah ıslah etsin! Böyle sofilik mi olur? Zaten sofiliği düştü, böyle sofilik olmaz. Kalkıp başka şeyhe laf atacak, başka şeyhe edepsizlik yapacak. Elli senelik, yetmiş senelik sofi olsan hiçbir şeysin. Sofilere ayrıca şu tavsiyede de bulunuyorum: Başka cemaatleri bölen insanlardan bazı hoca kılıklılar, menfaatperestler sofileri gaza getiriyorlar. ‘Şu mübarek haklı, öbür mübarek haksız’ diyerek kavga ettirmeye çalışıyorlar. İsmailağa'yı bozdu yetmiyor şimdi orayı bozmaya çalışıyor. Ey mübarekler! Siz kendisi batıla düşmüş olan, kendi tarikatını bozan bir insandan nasıl tarikatınız için tavsiye alabilirsiniz, onun gazına gelebilirsiniz? Böyle bir insan kalkıp size iyilik yapar mı? Kendi mürşidine ihanet eden bir insan sizin mürşidinize mi dürüstlük, sadakat gösterecek. Bilmelisiniz bunu. Onun için oradaki sofi kardeşlerimize tavsiyemizdir: Birbirinize karşı edebinizi muhafaza edin, haddinizi aşmayın. Kim ne derse desin sizin kurtuluşunuz sükunetinizdir.

Seyda Feyzullah Konyevi

116,173 views • 1 year ago

Hilal Kaplan'ın TRT'si İskitleri Persler ile karıştırıp, Tomris Hatunu İskitler ile savaştırır! Bu Profesör arkadaşta İskitlerin kuyumculuk işçiliğini Greklerden aldığını söyler iyi mi! Oysa Herodot Tarihi; Grekler, İskitlerin altın işçiliğinin taklidini dahi yapamadığını söylerken bunu İskitlerin içkiyle içtiği Samoa bitkisiyle gelişen yaratıcı Soma kültürüne borçlu olduğunu aktarmaktadır. Soma kültürü gelişen insanların kendini yarı tanrı gibi görüp fantastik işler yaptıklarını aktarmaktadır. Bu kültür Grekte yoktur. İskitlerin Pers olma iddiası zaten gülünçtür çünkü İskitler Kamlık İnancındadır, başlarında saçsız Bilge Kamlar vardır. Kamlık inancı sadece Türkler ve Moğollar da vardır. Halende öyle 25 bin yıldır kesintisiz böyle geliyor. Kuzeydeki, Moğolistan, Saha-Yakut Hakasya hattı hala Kamlık İnancındadır. Herodot'tan Hipokrat'a antik Doğu ve Batı kaynaklarına kadar İskitlerin dini inancı, sanatı detaylıca aktarılmaktadır, Kurganlar ve arkeoloji de desteklemektedir. Ayrıca İskitlerin tarihi bilinenden çok daha eskidir. Binlerce yıl daha eskidir... Yine devrinde Perslerin kaybettiği iki büyük savaşın biri Kiros'un Tomris'e karşı kaybettiği ve kellesini verdiği savaştır, diğeri Darius'un İskitya-Trakya seferinde İdant'a karşı kaybedip arkasına bakmadan kaybettiği diğer savaştı. O halde İskitler nasıl Pers oluyor? Persler ile İskitler savaş halinde hep. Yine, hadi Batı'ya gelen İskitler Grekler ile tanıştı, ya Batı'ya hiç gelmeyenler? Örneğin, Sibirya'da, Kazakistan'da Grek mi vardı? Yok. Sibirya Kurganları'nda Kazak Kurganları'nda çıkan altınlar yapılırken yanlarında Grek mi vardı? Yok. Afganistan'daki İskitlerin yanında Grek mı var? Yok. Veya Grekler de kurgan kültürü mü var? Varsa o döneme ait yaptığı vazolardan başka bir altın kolyesi mi var? Yok. Çünkü İskit çağında Grekler bugünkü Afganistan seviyesinde kadını eve hapsetmişlerdi. Savaşmayı da bilmiyorlardı. Esasen Hırsızlıktan başka bir meziyetleri de yoktu. Yani, İskitler hakkında Saçmalayan saçmalayana! ... Herkes bildiği emin olduğu konuda konuşursa dezenformasyon olmaz. Hilal Kaplan TRT si saçmalıklarına da da dayanak oluşmaz!. İşte bir çok konuda hatalı tarih bilgileri veren Prof dr Mualla Uydu Yücel hanımın konferansının tamamı için link.

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

134,206 views • 2 years ago

Öğrenmeyi Öğrenmek: Altay Cem Meriç Uzun zaman önce bazı insanlara bir şeyler anlatmanın anlamsız olduğunu fark ettim. Bu nedenle, eğer sözüm beni takip eden insanlara ek bir bakış açısı katmıyorsa sırf bir kişi için eleştiri yazı yazmaktan ve polemik içerisine girmekten vazgeçtim. Bunun yerine duvarla konuşmanın daha mantıklı olduğu sonucuna vardım. Bu yazıda, Altay Cem Meriç'in evrim ile ilgili yaptığı video üzerinden insanlara "düzgün" bir araştırmanın nasıl yapılması gerektiğini göstermeyi hedefliyorum. Konuyu bununla kısıtlı tutmamın nedeni ise bir biyolog değil, bir felsefeci olmam. Eğer işin biyolojik yönünü merak edenler varsa Mehmet Mirioğlu'ın Daire1'de yaptığı son videosunu izlemelerini tavsiye ederim. Bütün bu açıklamalardan sonra incelememize başlayabiliriz: 1-) Öğrenmek, bize aktarılan bilgilere karşı "mı acaba?" demekle ile başlar. Bunu yapmadığımız takdirde bir şeyler öğrendiğimizi zannetsek bile aslında kafamızı hurafelerle doldurmuş oluruz. Bu metodu ACM'nin videosundan aldığım bir kesit üzerinde test edip sürecin nasıl işlediğini sizlere göstermek istiyorum. İmkanlarınız kısıtlı bile olsa bu hepinizin yapabileceği bir şeydir. 1.1-) ACM bu videoda "Behe, akıllı tasarımı savunduğu için mahkemede yargılandı, neden adam bunu savunduğu için yargılandı" tarzında bir argüman ileri sürüyor. Dediğim gibi, bize burada bir bilgi aktarıldı ve bizim yapmamız gereken "mı acaba?" diye sormak. Bunu sorduğumuzda şunu fark ediyoruz: Behe akıllı tasarımı savunduğu için mahkemede yargılanmıyor. Aksine, kendi isteği ile mahkemede tanıklık yapıyor. Peki, neden böyle bir tanıklık yapıyor? ABD'deki Dover Okul Bölgesi evrim teorisinin yanında "akıllı tasarım" teorisinin de alternatif olarak okutulması gerektiğine dair bir yasa çıkartıyor. Bunun üzerine veliler "akıllı tasarım dediğiniz şey yaratılışçılığın bir kopyasıdır, çocuklarımıza dini dogmaların dayatılmasını istemiyoruz" diyerek bu karara karşı dava açıyorlar. Bu dava da ABD'de büyük bir yankı uyandırıyor. Bunun üzerine dava edilen okul yönetiminin avukatları Behe ve "iki kişiyi daha" akıllı tasarımın bilimsel olduğuna dair tanıklık etmeleri için davet ediyor. Ayrıca, karşı pozisyonu savunan uzmanlar da mahkemeye davet ediliyor. Yani, sadece akıllı tasarım savunucuları mahkemeye tanık olarak çağrılmıyor. Ancak, burada önemli bir husus var. Bu zorunlu bir davet değil. Yani eğer Behe kabul etmeseydi tanıklık yapmak zorunda değildi. Fakat, muhtemelen Behe bu davanın kamuoyunda geniş yankı bulacağını düşündüğü ve akıllı tasarımın bir tür reklamı niteliğinde olacağını düşündüğü için tanıklık yapmayı kabul ediyor. Sonucunda ise mahkeme akıllı tasarımın sahte bilim olduğuna hükmediyor. Yani, ortada ACM'nin iddia ettiği gibi "akıllı tasarımı savunduğu için mahkemeye çıkartılan" birisi yok. 1.2-) ACM aynı kesitte "Behe'nin bağlı olduğu üniversitenin kendi resmi sayfasında "biz bu kişinin görüşlerini paylaşmıyoruz" minvalinde bir not düştüğünü söyleyerek bunun üzerinden bir eleştiri yöneltiyor. Buna da "mı acaba?" diye soralım. Araştırdığımızda şunu görüyoruz: Behe bu davadan uzunca bir süre önce zaten akıllı tasarımı savunuyor ve üniversite kendi sayfasında herhangi bir açıklama yapmıyor. Fakat, zorunlu olmadığı halde 9. sınıfa giden çocukların "akıllı tasarım" dersi alması gerektiğine dair mahkemede tanıklık yaptığı için bağlı olduğu üniversite kamuoyunda büyük bir tepki topluyor ve üniversite bunun üzerine bir açıklama yapmak zorunda kalıyor. Yani, buradaki mesele de Behe'nin akıllı tasarımı savunması değil, bunun okullarda zorunlu olarak okutulmasını gerektiğini ileri sürmesi. 1.3-) ACM yine aynı kesitte "bakın, akıllı tasarımı savunan okullar fon alamıyor" tarzında bir argüman ileri sürüyor. Fakat, buradaki mesele arka planda bir evrim lobisi olması değil. Sen okulunda zorunlu astroloji dersi verirsen de fon alamazsın. Devlet mahkemesi akıllı tasarımın sahte bilim olduğuna hükmettiği için bu karara uymadığın takdirde elbette devletten fon alamazsın. Burada "akıllı tasarıma" yüklenen mana anlamsız. Fakat, yine de ABD'de Evanjelistler birçok bilim adamını evrim karşıtı yayın yapması için zaten fonlar. Hatta, Enis Doko "Intelligent Design" dergisindeki evrim karşıtı bazı kişilerin buna inanmadıkları halde oradan gelir elde etmek için makale yazdığını bana aktarmıştı. 1.4-) ABD'deki okul sistemi Türkiye ile aynı değil. ABD'de üst sınıf üniversitelerde herhangi biri akıllı tasarımı savunabilir ve başına hiçbir şey gelmez. Behe'nin de aynı şekilde başına hiçbir şey gelmedi. Örneğin, Tenure koruması iptal edilmedi. Ancak, ABD'de orta kesim seküler üniversitelerde evrimi reddetiği için az da olsa sözleşmesi yenilenmeyen insanlar bulmak mümkündür. Bunun nedeni de çoğu zaman üniversitenin gelişim seyrine uygun görülmemeleridir. Fakat, buna karşın ABD'deki muhafazakar üniversitelerde evrimi savunduğu için işten çıkartılan birçok insana rastlamak mümkündür. Yani, burada tek taraflılık da yoktur. 1.5-) Son olarak, işin en tehlikeli kısmına değinmek istiyorum. ACM videoyu "bilim adamlarının %97'si kabul ediyormuş, böyle yaparsanız elbette tamamı kabul eder" tarzında bir komplo teorisi ile kapatıyor. Yani, önce bir olayı baştan aşağı yanlış anlatıp oradan da insanların bilime olan güvenlerini baş aşağı etmeye çalışıyor. Fakat, verdiği örnek doğru olsaydı bile ABD için geçerliydi. Bilim adamları bir tek ABD'de mi var? Örneğin, Çin'de veya Rusya'da durum nasıl işliyor? Zira, %97 denirken uluslararası bir mutabakattan bahsediliyor. Yeryüzünde onlarca büyük ülke var. Bu ülkelerin tamamı evrim karşıtı bilim adamlarını etiketliyor veya işten mi atıyor? Bu, "düz dünyacıların" tezlerine benziyor ve bu haliyle tasvip etmesem de dalga geçilesi duruyor. Lütfen bu açıklamalara itibar edip bilimsel alanda konsensüs olmuş konular hakkında komplo teorilerine kanmayın.

Mahmud Sami Üzüm

14,053 views • 8 months ago