Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Rayver Ali Şanlı ile bugün 64. Görüşmeyi gerçekleştirdim. Ağırlıklı olarak Pir/Rayver ile Talip ilişkilerini meseleler ile anlattı. Her gittiğimde, kapımız yeni bir dünyaya aralanınca, bu söyleşi serisine ara verip, deşifre/yazın sürecine geçmek de pek kolay olmuyor. Başka hiç bir işle uğraşmadan bir yıllık sıkı çalışmayla kitap haline getirilebilir.

18,358 görüntüleme • 8 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Abilerim, Ablalarım, Kardeşlerim selamlar. Sizler ile çok heyecanlı bir haberi paylaşmak istiyorum. Biraz önce yayın evi Simon and Schuster dan hepimizin beklediği haber geldi ve Elhamdulillah, “In The Name Of Freedom” kitabımızın New York Times ın en çok okunan ve satanlar listesine girdiğinin müjdesini bizlere verdi. Bu ne mi demek? Allah’ın izniyle, kitabımız milyonlara ulaşacak ve başta Türkiye’deki masum kardeşlerimiz olmak üzere, dünya çapında yapılan tüm Hizmetler ve Hocaefendi hazretlerinin o kutsal mesajı tüm dünyaya bir kez ulaşacak. - Böylelikle, tüm Türkiye cumhuriyeti tarihinde, dünyanın en büyük gazetesi New York Times ın en çok okunan ve satanlar listesine giren 4. Türk olduk. - Gelmiş ve geçmiş 80 yıllık tüm NBA tarihinde ise New York Times listesine giren 13. NBA oyuncusu olduk. Ve yine biraz önce başka sevindirici bir haber daha aldık. - New York Times gazetesinden ayrı olarak, yine Amerikanın en önemli gazetelerinden USA TODAY yaptığı listede, “In The Name Of Freedom” kitabımızı Amerika’da ki en çok okunan ve en iyi kitaplar listesine koyuldu. - Son olarak da kitabımız Elektronik Kitap versiyonu ile yine New York Times ın en çok satanlar listesine girdi. Hepinizin ellerinden öpüp teşekkür etmek istiyorum. Son 2 ayda yaşadıklarımı bir Allah bilir, bir de ben. - Türkiye’de Medrese-i Yusufiye den daha yeni çıkmış arkadaşlarımız, “Abi, aramız da birşeyler biriktirdik, sana göndermek istiyoruz, bu da bizim bir katkımız olsun, bu para ile bizim içinde kitap al.” diyenleremi teşekkür edeyim, - Yoksa sohbetlerimize harçlıklarını biriktirip te kumbaraları ile gelen ve “Abi bir tane kitapta bizim için alabilir misin.” diyen minik kardeşlerime mi! - Kermes yapıp o para ile kitap alan fedakar ablalarıma mı teşekkür edeyim, - Yoksa benim ile beraber uykusuz kalıp her gün, her gece kitap takibi yapan abilerime mi! Allah hepinizden razı olsun, Enes Kanter sizler için ne yaparsa yapsın, hiçbir şekilde sizlerin hakkınızı ödeyemez. Çoğu arkadaşımızın merak ettiği bir konuyada açıklık getirmek istiyorum. Bu kitap gelirlerinin nereye gideceğini zaten burda konuşmamıza gerek yok. Tahmin ediyorsunuzdur diye ümit ediyorum. Bizler bu yola o masum kardeşlerimiz için çıktık, yine onlar için koşturmaya devam edeceğiz. Buradan da eğer beni izliyorlar ise, kendi anne, babama be kardeşlerime çok teşekkür ederim. Dualarınızı lütfen eksik etmeyin. Son olarak eklemek istediğim mesele şu, Bu kitap hepimizin kitabı, Bu hikaye hepimizin hikayesi, Bu başarı hepimizin başarısı, Bu mücadele hepimizin mücadelesi, Bu ses hepimizin sesi, Bu özgürlük hepimizin hakkı. Bu yolda benim ile tek bir yürek olup bana inandığınız ve güvendiğiniz için hepinize sonsuz teşekkür ediyorum. Rabbim bizi birbirimizden hem bu dünya da hem de diğer dünya da ayırmasın. Canımız, Hocamız ile Haşr eylesin. Hepinizi çok seviyorum. Durmak Yok, Hizmete Devam…❤️ Selamlar ve Hürmetler.

Enes Kanter FREEDOM

110,173 görüntüleme • 10 ay önce

BİR KADININ ÇIĞLIĞI Bir soruşturma dosyasında can güvenliği sebebiyle TANIK KORUMA gereği kimlik değişimine uğrayan bir kamu görevlisi kadın, emniyet personeli olan eşiyle birlikte önce başka bir ile tayin oldular. Bulundukları ilde yeniden kimlikleri deşifre olan çift bu kez Bitlis’e görevlendirildi. Görevlerini yaparken her ne hikmetse İlçe Emniyet Amiri T.A. emniyet personelinin eşi kadının çalıştığı kamu kurumunu arayarak kadının gerçek ismini öğrenmeye çalıştı. Kurum Müdürü konunun ne olduğunu bilmediği için detay veremeyeceğini belirtti ancak artık kadın memurun kimliği yeniden deşifre olmuştu. Koruma altındaki kadın personel, İlçe Emniyet Amiri T. A. 'nın kendisinin kimlik bilgilerini araştırdığını öğrenince olayı emniyet personeli olan eşine anlattı. Emniyet personeli meslektaşımız İlçe Emniyet Amiri T.A. ile görüşerek bir adli dosyada tanık olan ve can güvenliği sebebiyle kimlik değişimine uğrayan eşinin bilgilerini araştırmasının nedenini sordu. İlçe Emniyet Amiri T. A. önce bu iddiayı yalanlayarak araştırma yapmadığını söylese bile diğer kurumun müdürü bu görüşmeyi teyit edince "Ben istediğimi arar, istediğimi sorarım diyerek" yetkisi dahilinde olmayan ve suç içeren araştırmayı yaptığını kabul etti. Kadının eşi de İlçe Emniyet Amirine "Eşimi araştıramazsınız, eşimin özel durumuyla ilgili bilgi edinemezsiniz. Böyle bir bilgiyi ben bile size veremem" diyerek tepki gösterdi. Bu olaydan sonra deşifre edildiğini düşünen kadın CİMER’e şikayet başvurusunda bulundu. Kadın personelin iddiasına göre, CİMER'den gelen bilgide emniyet tarafından araştırma yapıldığı yönünde cevap verildi. Fakat kadın personelin hiçbir şekilde ifadesi alınmamıştı. Yine aynı şekilde başka bir dosyadan kadın personelin ifadesi alınırken kimlik bilgileri açık bir şekilde dosyaya yazıldı. Dosya süreci sürerken yıllardır koruma programında olan kadının emniyet mensubu eşi, kadın personelin koruma programına alınmasına neden olan olayın gerçekleştiği ve kadın personelin ilde bulunmasının ‘can güvenliği sebebiyle riskli ve yasak’ olduğu ile tayini çıkartıldı. Hem can güvenliği endişesi taşıyan, hem kimliği araştırılarak ifşa edilen kadın bu kez de eşinin tayine gönderilmesi ve kendisinin de o ile gidememesi sebebiyle bir mağduriyet daha yaşamasına sebep oldu. Bu sebepten dolayı kadın memur tayine gidemedi ve Komiser yardımcısı eşi tek başına gitmek zorunda kaldı. Aile bütünlüğü bozuldu. Polisin Sesi Platformu olarak kadın cinayetlerinin ülkenin gündeminde olduğu bir dönemde ilgililere soruyor ve sesleniyoruz: -İlçe Emniyet Amiri, can riski taşıdığı gerekçesiyle kimlik bilgileri değiştirilen bir kadının kurumunu arayarak kimlik bilgilerini öğrenmeye çalışmış mıdır? - Eğer böyle bir araştırma varsa gerekçesi nedir ve böyle bir yetkisi var mıdır? - İlçe Emniyet Amirinin böyle bir yetkisi yoksa hakkında ne gibi işlemler yapılmıştır? -Kadının CİMER başvuruları sonrasında emniyet personeli olan eşinin tayini kadının gitmesinde sakınca olduğu bir ile neden çıkarılmıştır? -Can riski taşıyan bir kadını korumakla mükellef olanlar ona ve eşine neden bu acı olayları yaşatmaktadır? Sayın Ali Yerlikaya ve Türk Polis Teşkilatı dikkatine sunuyoruz…

Faruk SEZER 🇹🇷 𐱅𐰇𐰼𐰜

661,243 görüntüleme • 2 yıl önce

Etyen Mahçupyan ve Yıldıray Oğur, İstanbul’daki Dünya Dekolonizyon Forumu’nu yorumladı. Tamamını izlemek için ⬇️ Etyen Mahçupyan: “Eğer dünyadaki hiyerarşiye itirazınız varsa, önce kendi kurduğunuz hiyerarşiyi çözümlemeniz ve onunla yüzleşmeniz gerekir. Kendi altınıza doğru kurduğunuz hiyerarşiyle hiç yüzleşmiyorsunuz; fikir özgürlüğünün yok olmasını, kamusal alanın daralmasını önemsemiyorsunuz, bunları konu dışı addediyorsunuz ama küresel hiyerarşiden şikayetçi oluyorsunuz. Bence küresel sistem üzerine söz söyleme hakkı, küresel olan üzerine derinlemesine düşünmüş olmayı gerektirir. Küresel üzerine düşünmek ise kendi üzerine düşünmeden mümkün olamaz. Türkiye bunu hiç yapmamış bir ülke. O yüzden sadece yüzeysel teşhislerle 'havalanıyoruz.' Şöyle bir algı var: Doğu ile Batı eşitlense, bizim gücümüz biraz daha artsa sanki daha iyi bir dünya olacakmış gibi... Ben bundan çok şüpheliyim. Bugün dünyayı 'Doğulular' yönetse, çok daha iyi bir dünya olacağını hiç sanmıyorum. Belki Batılıların yaptıklarını yapmayacaklar ama muhtemelen başka kötülükler yapacaklar. İslam’da 'alnı yere değmek' diye bir tabir vardır ya; bunun entelektüel olarak da bir karşılığı var: Türkiye'de insanların alnı gerçekler karşısında henüz yere değmedi. O yüzden 'Mamdani şunu dedi, Greta bunu dedi' diyerek ayıklama yapıyoruz; geriye de eski tabirle 'sen, ben, bizim oğlan' kalıyor." Yıldıray Oğur: "Türkiye’nin yeni kurulacak küresel düzene katkısının olabilmesi için her şeyden önce çok ciddi bir ifade hürriyeti gerekir. Küresel bir duruş ortaya koymak için ittifaklar kurmanız gerekir. Bu dışlayıcı tavırla kimseyle ittifak kuramazsınız." Etyen Mahçupyan: “Bu 'geriye kimse kalmıyor' durumuna sinik bir muhalif gözüyle bakarsan şunu da diyebilirsin: Geriye bir tek 'aile' kalıyor ve bu hiç iyi bir şey değil. Türkiye'de yeniyi üretmeye yönelik enerji pek çok yönden bastırılmış durumda. Şu anda 'yeni'yi üretme işini sadece iktidara bırakmaya davet ediliyoruz.” Yıldıray Oğur Etyen Mahcupyan

serbestiyet

13,907 görüntüleme • 3 ay önce

ŞİA AKİDESİNDEN NEFRET EDİYORUZ DİYE İSRAİL'İN ONLARI VURMASINA GÜLECEK MİYİZ? İran ile akidevi olarak her ne kadar birbirimize ters isek de, onlar sahabe-i kirama saygısız ise de, karşılarında yahudiler, hristiyanlar var. Yahudiler, ‘Hazreti Üzeyir Allah’ın oğludur’ derler -haşa-. Hristiyanlar, ‘Hazreti İsa Allah’ın oğludur’ derler -haşa-. Onların söylediklerinden gökler titrer, Arş-ı Âlâ titrer. Bunun için yahudiler İran’dan daha şiddetlidir. Biz burada zalim-mazlum şeklinde bakmak zorundayız. Yine içlerinde birçok ehl-i kıble Müslüman var. Küfre gitmemiş olanlar vardır. Küfre gitmemiş olanlardan maksat, akidevi anlamdadır. Sapkın olmayanlar da var. Yani çok aşırı derecede gidenler de var, arada olanlar da var. Dolayısıyla aşırı derecede olanları zaten insan bir şey diyemiyor, Allah’a bırakıyor. Ancak diğerlerine insan gerçekten üzülüyor. Bir de bunların içerisinde çoluk çocuklar vardır. Allah-u Zülcelal bunun için İran’ı da yahudiye karşı, İsrail’e ve Amerika’ya karşı muzaffer kılsın. İran’la ilgili bazı insanlar, onların mezheple ilgili sıkıntıları olduğundan dolayı, akidevi sıkıntıları olduğundan dolayı, Suriye’de yaptıkları zulümlerinden dolayı onlara sanki dua etmek istemiyorlar gibi davranıyorlar. Bu yanlış bir şeydir. Çünkü Suriye’de yaptıkları zulmün cezasını sen kafirden bekleme. Cezasını vermek istiyorsan, o zaman kendin verseydin! O zaman verseydin! Madem bu kadar adalet istiyorsun… Devletler olarak söylüyorum. Halk olarak kimse bir şey yapamaz. Devletler olarak bunu isteseydiniz! İran’ın Suriye’de yaptıklarına biz de o zamanlar tepki gösteriyorduk, itiraz ediyorduk. Fakat bunlar yetmedi, yetmiyordu. Devletler bir şeyler yapmalıydı o zaman. Suriye’de 1 milyondan fazla insan katledildi. Bütün devletler izledi. Şimdi de İran, o izleyen devletlerdeki amerika üslerini vuruyor. Bütün Müslüman ülkelerinde -biz de dahil- bu üsler var. O zulüm ise o zulüm ile bu mazlumiyeti karıştırmamak lazım. Şimdi bir insan dün bir suç işledi. Bugün başka bir suç işlemişse ya da bugün suç işlememiş… Dün birini döven bir kişi bugün; bir başkasından dayak yiyor. Siz bunu kısas yerine sayabilir misiniz? Sayamazsınız. Çünkü henüz o mahkemeye çıkmadı. Bu ayrı bir olaydır. Burada zalim ile mazlum da farklı olabilir. Dünkü zalim, bugün mazlum da olabilir. Dolayısıyla bugün İran mazlumdur. Amerika ona direkt geliyor, vuruyor. İsrail kendisi geliyor, vuruyor. İşte böyle bir durumda o zamanki suçları ile bu zamanki mazlumiyetleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Yanlıştır bu. Kaldı ki şu anda amerika onların sivil yerlerini de vuruyor. Bu da yazık. O çocukların ne suçu var? Suriye’deki katliamda İran’daki okulların ne suçu var? Orada okullar bombalanıyor ve küçücük, minnacık çocuklar ölüyor. Hiç haberleri bile yok. Belki Suriye olaylarını bile duymamışlardı. İran için, İran’ın galibiyetini istemek bizim imanımızın gereğidir. Onlar ehl-i kıbledir diyoruz, Müslümandır diyoruz. Kafire karşı Müslümanları desteklemek farzdır. Ayet-i kerimede dahi Rumlar ile Farslar zikredilir. Rum Suresi’nde geçer. Orada dahi ehl-i kitabın mecusilere galibiyetinden dolayı mü’minlerin sevineceği buyurulmuştur. Bu bizim için bir yoldur. Mecusi ateşe tapandır. Ehl-i kitap ise hristiyan veya yahudilerdir. Bakın, mecusilere karşı ehl-i kitabın kazanmasıyla mü’minlerin sevinmesi isteniyor. Şimdi burada da Müslüman ile ehl-i kitap var. Müslüman, ehl-i kitaptan Allah’a daha yakındır. Müslümanın galip olmasını sevmen gerekir. Az önce dediğimiz gibi bunların da akidesi bozuk. Biliyoruz. Ama onların akidesi ile yahudinin akidesini bir tutabilir miyiz? Sahabeye saygısızlık yapmaları, küfür etmeleri ayrı; “Hazreti Üzeyir Allah’ın oğludur” demek ayrı. Birisi kuldur, sahabedir; diğeri Allah celle celalühü... Bazı Müslüman kardeşlerimizde şöyle bir korku var: 'Eğer onlara dua edersek, sanki onlara meyil etmiş, onların tarafına geçmiş oluruz. E yapalım mübarek! Madem yarın bir gün böyle bir propaganda yapmalarından, bu durumu kullanmalarından korkuyoruz; o zaman gel, biz de onlarla birlikte amerikayı, israili durduralım. Saldıralım o zaman! Madem böyle bir çekincen var, o halde biz de destek verelim ki yarın bir gün onlara verecek bir cevabımız olsun. Biz Sünniyiz elhamdülillah! Şiayı sevmeyiz, Şia akidesini sevmeyiz! Hatta nefret ederiz. Ancak Şiaya karşı diye kalkıp Yezid’e “Hazreti Yezid” de demeyiz. Çünkü o Yezid ki Allah belasını vermiştir deriz. Ehl-i beyti öldürmüştür. Biz Sünniyiz elhamdülillah. Fakat vasatı korumak zorundayız. Ama bazıları sırf şiaya inat olsun diye Yezid’i yüceltmeye kalkıyor. Böylelerine “siz de Yezidiniz de yerin dibine batsın” denilir. Sünnilik, Şiiliğin karşıtlığı değildir. Sünnilik İslam’ın ta kendisidir. Sahabe-i kiramın tamamını kuşatan bir akidedir. Hepsine saygı gösterir, hiçbirine dil uzatmaz. Biz deriz ki Hazreti Ali haklıydı. Ama Hazreti Muaviye’ye de dil uzatmayız. Çünkü o da sahabeydi. İçtihad etti, hatalıydı ama biz burada susarız. Haddimizi biliriz. İşte Şiiler burada durmuyor, devam ediyor. Bizim farkımız haddimizi bilmemizdir. Haddini bilmek her zaman güzeldir. Ama Yezid sahabe değildir, ona söz söylenir. Allah onu kahretsin. Allah-u Zülcelal ehl-i beytin hakkını ondan alsın. Kim Yezid’e “hazret” diyorsa Allah ona hidayet versin, basiret versin. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede buyuruyor ya: “Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” Biz şia akidesini sevmiyoruz diye onların mazlumiyetine gülecek miyiz? Gülemeyiz. Bu bize yakışmaz. İnsanlığa da yakışmaz, bizim akidemize de yakışmaz. Doğru değildir.

Seyda Feyzullah Konyevi

34,958 görüntüleme • 4 ay önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti TBMM Grup Toplantısındaki konuşmalarından... ▪ Türkiye’de huzurun, kardeşliğin, dayanışmanın daha da güçlenmesi için büyük bir gayretle çalışırken, bölgemiz ve ötesinde de barış çabalarına aktif katkı veriyoruz. ▪ Bugün ülkemiz, barış diplomasisinin merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bölgesel ve küresel krizlerin çözümünde desteği, yardımı, arabuluculuğu aranan ülkelerden biri, hiç kuşkusuz Türkiye’dir. ▪ Bu sabah; Amerikan Başkanı Sayın Trump'la, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile ve Ahmet Şara ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Tabi bu görüşmemizin altında yatan neydi? Özellikle bölge barışını nasıl daha güçlü hale getirebiliriz, buydu. ▪ Türkiye, sahip olduğu binlerce yıllık devlet tecrübesi, güçlü siyasi liderliği ve yetişmiş diplomatlarıyla bu alanda istisnai bir konumdadır. Hepsinden önemlisi, bölgesel barış ve istikrar için attığımız adımlarda tüm tarafların güvenine mazhar olabiliyoruz. ▪ Rusya-Ukrayna savaşından kardeş Pakistan ile Hindistan arasındaki gerilime, Gazze soykırımı karşısındaki vicdanlı duruşumuzdan Somali ve Etiyopya arasında yürütülen görüşmelere kadar her yerde ilkeli, tutarlı, adaletli ve hakkaniyetli politikalarımızla muhataplarımızın itimadını kazandık. ▪Unutmayın, dost acı söyler prensibiyle her zaman doğruları söyledik. Mazlumun da zalimin de kimliğine asla bakmadık. Ateşe benzin dökenlerden değil, söndürmek için seferber olanlardan olduk. Şunu bir kere daha üzerine basa basa söylemek isterim: ▪ Bizim, başta bölgemizde olmak üzere küresel ölçekte barıştan, huzurdan, demokrasi, güvenlik ve istikrardan başka hiçbir gayemiz yoktur. Son günlerde baş döndürücü bir hal alan diplomasi trafiğimizle işte bunu başarmanın gayreti içindeyiz. ▪ Bu vesileyle geçen hafta yaptığımız telefon görüşmesini müteakip, dün Suudi Arabistan’da “Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldıracağını” açıklayan Amerikan Başkanı Sayın Trump’a buradan teşekkür ediyorum. ▪ Gazze’de artık vahşet boyutuna varan insani trajediye son verilmesi amacıyla yürüttüğümüz çabalarda da Dostum Trump’ın desteğine güveniyorum. İnşallah Gazze’yle ilgili de yakında yüreklere su serpen müjdeli haberler almayı ümit ediyoruz. 📍Barışın Anahtarı Türkiye

Fahrettin Altun

33,063 görüntüleme • 1 yıl önce

⚡️Fenerbahçe-Galatasaray maçında gelen eleştiriler hakkında Nihan Cabbaroğlu : 🎙️Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Artık maç anlatan her spikere çok ciddi bir şekilde sosyal medyadan tepki geliyor. Bunlar küfürlere hakaretlere varabiliyor maalesef ve neredeyse bütün meslektaşlarım bunu yaşıyor bugün ben yaşıyorum yarın başka bir meslektaşım yaşayacak dün yine başkası yaşayacak bu artık hani kişisel bir problemden çıkıp genel bir mesele haline geldi. Bizim yayınlanan videolarımızın altındaki yorumlara baktığımız zaman da artık her hafta başka bir grup başka bir grubu suçlayarak ya da bizi başka bir şekilde suçlayarak konuşmaya başladı. Eleştiri tabii ki olabilir ama bu artık hakaret ve kişisel saldırı boyutuna geçtiği zaman bu çok tehlikeli bir hal alıyor gerçekten ve bununla baş etmek artık çok zor ve bu her meslektaşımın başına geliyor maalesef bunu söylemek istiyorum. İkincisi, benim mesleğe bakışımla alakalı ben bu mesleği TRT Spor‘da Ankara’da başladım ve orada meslek büyüklerimizden belirli eğitimler aldık ve orada şunu söylüyordu meslek büyüklerimiz, biz bu işi sevgiyle yapacağız biz bu işi kapsayıcı bir şekilde yapacağız çünkü bizi herkesin insan izliyor 100.000’lere ulaşıyor yayınlar bizim videolarımız da aynı şekilde farklı şehirlerde farklı yaş gruplarında insanlara ulaşıyor, maçları ablalarını örnek alan çocuklar seyrediyor küçük ablaları gibi olmak isteyenler seyrediyor, evlatlarıyla gurur duyan yaşlılar izliyorlar ve bunları düşündüğümüz zaman şunu düşünüyorum ben bu ise vicdanımızla ve sevgiyle yapmanız gerekiyor ben de hep bu değerleri gözeterek yapıyorum sahada olumsuz şeyleri görerek değil olumlu iyiyi doğruyu görerek bunları anlatmaya çalışıyorum mücadelenin rekabetin güzelliğine anlatmaya çalışıyorum her seferinde ve bu işi yaptığım sürece de bu şekilde dürüst ve adil bir şekilde ve vicdanımla ve sevgiyle yapmaya devam edeceğim ve bu sporu eğlenmek için sevmek için mutlu olmak için izleyen de yüz binlerce insan var belki ve onların varlığını bilmek de bana hep güç veriyorlar ve bu süreçte de bana çok destek oldu bir çok kişi çok teşekkür ediyorum. Bir diğer nokta da şu söylemek istediğim, ben çocukken yaz tatillerinde olimpiyat oyunlarını izliyordum hafta sonları yeri geliyordu radyodan futbol maçlarını dinliyordum ben sporu çok severek duydum spor yaparak duydum hala da spor hayatımı çok büyük bir parçası ve ben büyürken spor izlerken hiçbir kadın sesi duymadım hiçbiri radyoda ne televizyonda bu spora bu güzelliğe eşlik eden bir kadın sesi olmadı ve ben 2015’te spor anlatımına başladığımda televizyonda 2015 Dünya Atletizim Şampiyonası ile başladım ve o dönemde televizyonda hiçbir spor kanalında yayın yapan kadın bir spiker yoktu. Bu yıl gerçekten çok zor şu anda belli şeyleri artık normal olarak kabul ediyoruz ben 13 yıllık kariyerimde hiç iki tane kadın yorumcuyla yayın yapmadım. Voleybol bunun için çok büyük bir alan oldu hem sporcuların kadın sporcuların kahramanların kendisi olabilmesi için hem kadın spikerlerin burada görev alması hem kadın yöneticilerin takımlarda görev alıyor olması bunlar çok değerli bu alan çok çok kıymetli ve burada bu kadar kadının olması gerçekten çok güzel ve bizim bu alana sahip çıkmamız gerekiyor bizim kadınlar olarak birimize destek olmamız gerekiyor kimsenin kimse bu spor alanında çalışan hiçbir kadının bulunduğu yere kolay geldiğini düşünmüyorum belki gelmekten çok orada kalmak da çok zor bir yandan da ve bu kadar şeyin içerisinde birbirimize destek olmamız gerektiğini düşünüyorum, burada tekrar sporda yer almak isteyen kız çocukları için genç kadınlara yol açmamız yol göstermemiz onların da burada iş yapabilmeleri için olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Volleyland

232,106 görüntüleme • 1 yıl önce

🇹🇷 “ 73. PONZİ DOSYASI BUGÜN 21 İLDE EŞ ZAMANLI 127 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI. Bir aydır takip ettiğimiz bu dosyayı gerekli mercilere haber dosyamızı takip etmeleri sonucunda teknik takibe alınan #smarttradecoin #kripto dolandırıcıları 1 milyar dolar vatandaşlarımızı dolandırmışlardı. * Geçmiş tarihlerde de başka coin piramitlerine imza atan “ çete üyeleri “ yalnızca #smartcoin mağdurlarından 1 milyar dolar dolandırdıktan sonra bu şahıslar yeni mağdurlar için yeni COIN şirketi kurdular. * Geçmişten bugüne 10 milyar dolara yakın ülkemizden para kaçıran çete üyelerini size Aylardır deşifre ve bugün sonuca ulaştık. * MAĞDURLAR YILMADI VE SONUCA ULAŞILDI… Mağdurlarla toplantı ve röportajlar yaptık deşifre ettik. Gerekli merciler sesimizi duydu. Ve pazartesi düğmeye basıldı. * Sayfamda bu VURGUNU YAPANLARLA İLGİLİ HABERLERİ GÖRECEKSİNİZ. Aylar önce yazdık #çidemkaraca tanıdık hakim savcılara iftira attılar uzaklaştırma aldılar. Bizde yinede yılmadık. Ve bugün şafak operasyonu yapıldı. * Teknik takipte olan SMART COİNCİLER bugün aslan yürekli polislerimiz 21 ilde 127 kişiyi gözaltına alındı. * Bakın sevgili canlarım bu paralar bizim benim doğramadığım çocuklarımın paraları sevgili emniyet mensubu, savcı, hakim kardeşlerim bu konuyla ilgili örnek teşkil edecek kararlar alırsanız, asla ve asla bir daha bundan sonrakiler etmeyebilir ALLAH ayağınıza taş değmesin. * sayın içişleri bakanımız Sn Ali YERLİKAYA ve Sayın adalet bakanımız Yılmaz TUNÇ Mağdurlar adına her ikinize de ayrı ayrı teşekkür ederim. * sevgili değerli basın mensubu arkadaşlarım Smart coin’le ilgili yapılan çalışmayı ve çok uzun süredir bu takipte olmuş olduğumuz dosya ile ilgili haber dosyası ile ilgili kaynak gösterseniz de göstermeseenizde her birinize ayrı ayrı ayrı teşekkür ederim sayfalarınızda bu tür konulara değer verdiğiniz için.. * gelelim mağdurlar sevgili kardeşlerim sizler de asla ve asla paralarınızı bu tür dolandırıcılıkla ilgili kripto muhabbeti yaparak bu paralara inanmayın ve paralarınızı ülkemize müteşebbis olarak yatırım yaparak ülkemize katma değer faydanız olabilir bir çok insana iş olanağı sağlanır onun için sizden ricam lütfen bu tür yatırımlara inanmayın bunlar sahtekarlık ve dolandırıcılıkla biriktirdiğiniz yastık altı paraları alıyorlar ülkemize yatırım yapın ülkemiz çok değerli .. Herbirinize ayrı ayrı sevgi ve saygılarımla #seyhansoylu ….

Seyhan SOYLU (Sisi)

38,581 görüntüleme • 2 yıl önce

İsrail'in Hannibal Protokolünün çöküşünü izliyoruz. Aşağıdaki video 7 Ekim günü bir İsrail tankının kendi vatandaşlarına ait evleri, içindeki İsraillilerle birlikte bombaladığını gösteriyor. Bu görüntüler İsrail'i karıştırdı ve her yeni gün benzer başka görüntüler sızdırılıyor. Hannibal Protokolü nedir önce kısaca onu anlatayım. İsrail Filistin'i işgal ettiği günden beri Filistinlileri tutukluyor. Esasen İsrail'de hapishane değil toplama kampları var. Siyonistler bunu dünyadan saklayabilmek için üstünü kapatarak hapishane görüntüsüne sokmuşlar. Bu toplama kamplarında uluslararası kanunlara göre hapsedilmesi yasak olan çocuklar, yaşlılar, zihinsel ve fiziksel engelliler ve çok ağır hastalar da var. Tutuklular daracık hücrelerde üstü üste tutuluyor, işkenceye, tecavüze uğruyor ve aç bırakılıyor. İşte Filistin direnişi, bu rehineleri kurtarmak için zaman zaman İsrailli işgalcileri kaçırıp pazarlıkta kullanıyor. Bu durum da israil hükümetlerinin başını fazlasıyla ağrıtıyor. İsrail bu sorunu çözebilmek için 1986 yılında Hannibal Protokolü isminde bir rehine krizi eylem planı oluşturuyor. Buna göre İsrail ordusuna rehine kaçırılma olaylarında Filistinlilerle birlikte kaçırılan rehineleri de öldürme yetkisi veriliyor. Tam Siyonist ahlakına göre bir çözüm bulmuşlar. Rehine yoksa pazarlık da, kriz de olmuyor. Bu eylem planının ikinci aşamasında ise İsrail satın aldığı medyayı kullanarak, ölümleri Filistinlilerin üzerine yıkıyor. Pazarlık krizi ile uğraşmaktansa dünya medyalarındaki satılık gazetecilere para ödeyerek algı çalışması yürütmek, İsrail'in çok daha kolayına geliyor. 90'lı yıllarda bu protokol uyarınca öldürdükleri İsraillileri de "Filistinlilerin canlı bomba saldırılarında öldüler" diye dünyaya duyurmuşlardı. Şaşırmamak lazım çünkü Yahudiler tarih boyunca bu algı çalışmalarını sayısız defa yaptılar. Yahudi kültürü aslında tam olarak gerçekleri eğip bükme ve bundan fayda sağlama üzerine kurulu. 7 Ekim'de de yaşananlar aslında tarih boyunca binlerce kez yaşananların aynısı. İsrail ordusu, yeni bir rehine krizi yaşamamak için hareket eden her şeye ateş etti ve devamında dünyanın her ülkesinde kendisine çalışan, satılık gazeteciler vasıtasıyla ortaya bambaşka bir senaryo attı. Farkındaysanız ülkemizdeki israil yanlısı gazeteci ve siyasetçiler, İsrail ile birlikte Hamas'a da terörist diyor çünkü sadece Hamas'ı terörle suçlarlarsa Müslüman toplumun tepkisiyle baş edemeyeceklerini biliyorlar. Bu söylem İsrail'in işine geliyor çünkü İsrail terörist de ilan edilse, Batı'nın desteğini arkasına aldığı için onu kimse durduramıyor. Filistinliler için ise bunun anlamı çocuk yaşlı demeden bombalanmak ve bu soykırımın yasal hale gelmesi demek. Ülkemizdeki İsrailciler soykırımı "iki terör yapılanmasının savaşı" olarak gösterip üstünü örtmeye çalışıyor. Ama işte dünya değişiyor. Dünya artık 1986 yılında değil, Batının bir silah olarak geliştirdiği sosyal medya, hiç beklemediği şekilde elinde patladı. Artık haber ve bilgi kaynaklarını kontrol edemiyorlar, eski yöntemlerle toplumları yönlendiremiyor, insanları yalanlarına inandıramıyorlar. Artık herkesin elinde bir kamera ve bunu saniyeler içinde bütün dünyaya gösterebilme imkanı var. Siyonist akıl yeni dünyanın aklı ile eskisi gibi baş edemiyor. Zaten Siyonizm'in bütün orduları da bu yüzden o bölgede toplanmaya başladı. Akılla baş edemedikleri bu sorunu, silahla ortadan kaldırmayı deneyecekler. "Filistin bizim sorunumuz değil" diyen o yerli Siyonistler de aslında bizden bu gerçeği saklamaya çalışıyor. Bakın Fatih Altaylı'nın salya saça saça Hamas'ı terörist ilan ettiği gün aslında neler yaşanmış.

Abese İrca

134,669 görüntüleme • 2 yıl önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Preveze Deniz Zaferi’nin 487’nci yıl dönümü ve Deniz Kuvvetleri Günü dolayısıyla kabul ettiği Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ve beraberindeki personele hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: TÜRK DONANMASI, EN GÜÇLÜ DENİZ UNSURU HÂLİNE GELDİ Bugün Türk denizcilik tarihinin şanlı sayfalarından biri olan Preveze Deniz Zaferi’nin 487’nci yıl dönümünü ve aynı zamanda Deniz Kuvvetleri Günümüzü büyük bir gurur ve heyecanla idrak ediyoruz. Bu vesileyle siz kahraman bahriyelileri ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum. Tarih boyunca milletimiz denizlerdeki hâkimiyetini cesareti, inancı ve kararlılığıyla göstermiştir. Nasıl ki Malazgirt Savaşı sonrası pek çok Türk komutanı Anadolu’nun fethine yöneldiyse Çaka Bey de deryadaki faaliyetleriyle Türk denizciliğinin öncüsü olmuştur. Bu şekilde temelleri atılan Türk Donanması, yüzyıllar içerisinde dünyanın en güçlü deniz unsuru hâline gelme başarısı göstermiştir. Öyle ki Barbaros Hayrettin Paşa ve kahraman leventleri 27 Eylül 1538’de Preveze’de dönemin en büyük Haçlı donanmasına karşı kazandıkları muazzam zaferle dünya denizcilik tarihine damga vurmuş böylece Karadeniz’den sonra Akdeniz de bir Türk gölü hâline gelmiştir. Kıbrıs’ın fethinde de büyük görevler üstlenen ve dünya denizlerinde zaferden zafere koşan donanmamız, bu süreçte Salih Reis, Turgut Reis, Piyale Paşa, Uluç Ali Paşa, Mezamorta Hüseyin Paşa gibi nice büyük Türk amirali yetiştirmiştir. MODERN BİR DONANMA İNŞA ETMENİN GURURUNU YAŞIYORUZ Bugün bizler o büyük denizcilerden aldığımız ilham ile yerli ve millî savunma sanayimizin sağladığı imkânlarla daha da güçlenen modern bir donanma inşa etmenin gururunu yaşıyoruz. Millî gemilerimiz, millî denizaltılarımız, fırkateynlerimiz ve ileri teknolojilerimizle dünya denizlerinde etkin, caydırıcı ve saygın bir deniz gücüyüz. Şu hususa dikkatinizi çekmek isterim ki bu günlere kolay gelinmedi. Bundan yaklaşık bir asır önce parasını ödediğimiz hâlde teslim alamadığımız gemilerimiz, türlü engellemelere ve zorluklara maruz kaldığımız zamanlar oldu. Bu zor günleri hiç unutmadık. Nice badirelerle karşılaşsak da yılmadan yorulmadan çalışmaya devam ettik. Sizler gibi nice kahramanlar, Deniz Kuvvetlerimizin bu uzun ve meşakkatli yolculuğunda millî savunma sanayi hamlemizin gelişmesi ve güçlenmesi için çok büyük gayret sarf ettiler, mücadele verdiler. Bugün Türk denizciliği yeni bir altın çağın arifesindedir ve gücünü daha da pekiştirdikçe bu alandaki en büyük güçlerden biri olacaktır. Geldiğimiz bu üstün seviyeyle gurur duymak hepimizin en doğal hakkıdır. SAVUNMA SANAYİMİZ, DONANMAMIZIN İMKÂN VE KABİLİYETLERİNİ ARTIRIYOR Birbirinden değerli ve kritik projeleri hayata geçiren savunma sanayimiz; Kara ve Hava Kuvvetlerinde olduğu gibi Deniz Kuvvetlerimizin envanterine de her geçen gün yeni ürünler dâhil ederek donanmamızın imkân ve kabiliyetlerini artırmaktadır. Bizlere düşen en önemli görev bu gelişimin devamını sağlamak, bunun için artan bir şevk ve gayretle çalışmalarımıza devam etmektir. Bu çerçevede şanlı ordumuzu ve ülkemizi daha da ilerilere taşımak için azim ve kararlılıkla çalışmaya, daha çok üretmeye devam edeceğiz. Çok iyi biliyoruz ki kahraman silah arkadaşlarıma imkân sunulduğunda başaramayacakları görev aşamayacakları hiçbir engel yoktur. Bu vesileyle “Mavi Vatan”ımızda ve dünya denizlerinde üstlendikleri tüm bu görevleri büyük bir adanmışlık duygusuyla ve üstün bir başarıyla yerine getiren Deniz Kuvvetlerimizin siz kahraman ve fedakâr personelini yürekten kutluyorum. Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihî süreçte köklü tarihimizden ilham alan kahraman Türk donanmasının asil milletimizin medar-ı iftiharı olmayı sürdürüp şanlı sancağımızı daha da yükseklere taşıyacağına yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Deniz Kuvvetlerimizin ulaştığı bu mümtaz seviyeye gelmesinde emeği geçen, katkıda bulunan Çaka Bey’den Barbaros Hayreddin Paşa’ya, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten bugüne kadarki bütün komutanlarımızı ve kahraman personelimizi şükran ve minnetle yâd ediyor; - Sayın Deniz Kuvvetleri Komutanımız ile siz değerli silah ve mesai arkadaşlarımın şahsında tüm seçkin personelimize teşekkür ediyorum. Preveze Deniz Zaferimiz ile Deniz Kuvvetleri Gününüzü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor; denizleriniz sakin, pruvanız neta, ufkunuz ve bahtınız açık olsun diyerek sözü, siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarıma bırakıyorum. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,787 görüntüleme • 10 ay önce

Bugün Ankara 26 ıncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde, Partimizin 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin 3 üncü celsesi görülen ceza davasında, dosyanın İBB dosyası ile birleştirilmesine yönelik İstanbul 40 ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazı yazılmasına ilişkin olarak verilen karar, aşağıda sayılan gerekçelerle, hukuka tümüyle yabancıdır: 1- Ceza muhakemesi açısından tanık beyanlarının doğrudan gözleme dayanması, mantıkla ve hayatın olağan akışıyla çelişmemesi, başka delillerle desteklenmesi gibi niteliklere sahip olması gereklidir. Buna karşılık; a) Duydum, anlattı gibi söz dizimleri ile beyanlar kurulmuş, b) Minibüsler dolusu parayı taşıyan Uber şoförünün bir cafede “tesadüfen” “tanıkla” arka arkaya masalara oturması ve her şeyi ulu orta anlatırken kulak misafiri olunması gibi mantığa ve hayatın olağan akışına aykırı ifadeler anlatılıp tutanağa geçirilmiş, c) Maddi zemini olmayan tanık beyanlarının, başka delillerle desteklenmesi de mümkün olmamıştır. Dağıtıldığı iddia edilen telefonlar da, Kiptaş konutları da ortada yoktur. 2 - Farklı fiiller, farklı hukuki konular ve farklı yargılama koşullarına sahip, kısacası aralarında fiili bir bağlantı olmayan İBB dosyası ile işbu dosyanın birleştirilmesine yönelik ara karar, müşteki-savcı-hakim arasındaki uyum ve karar birliği sayesinde gerçeklemiş olup, bu durumun ceza yargılamalarında sıkça görülmemesi bir tarafa, TCK ve CMUK hükümleri ile açıklanabilmesi de mümkün değildir. 3- Bütün bunların yanında, davanın esasa girilmeden ertelenmesi ise, amaçlananın hakikat arayışından çok süreç yönetimi olduğunu ortaya koyuyor. Bu çerçevede, mutlak butlan iddiası negatif mahkeme kararına konu olup istinafa taşınmışken, hukuki fiili olmayan konunun cezai boyutunun ivmelendirilme çabalarının amacı açıktır. 102 yıllık koca Çınar’ın yönetimleri mahkeme salonlarında değil, hukuka, ahlaka ve geleneğimize uygun demokratik kongrelerde, kurultaylarda belirlenir, belirlenmeye devam edecektir. Bu alanlarda yaşanabilecek sapmalar ya da sapma iddiaları, geçmişten geleceğe kurulacak zincirlerle, o anda bulunulan statülerden tümüyle bağımsız, aydın namusuna sahip onurlu bir CHP’li süzgeciyle değerlendirilip, partinin yolu çizilir. Bu süreç dış müdahalelere, hele hele muhalefeti dizayn etme cüret ve teşebbüslerine tümüyle kapalı olmak zorundadır. Tarihsel mücadelemizin ağırlığının ve bu ağırlığın her birimize yüklediği tarihsel sorumluluğun farkındayız. Yolumuzu genişleterek, yoldaşımıza verdiğimiz omuzu güçlendirerek, akıl ve yüreğimizi yaren ederek, memleketimiz ve insanımız için yürümeye devam edeceğiz.

Gökhan Günaydın

17,571 görüntüleme • 5 ay önce

İHH’dan Ayrıldım… Mayıs 2016 tarihinde İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Merkez Medya ve Sosyal Medya Birimi’nde muhabir olarak başlayan ve içerik üreticisi olarak devam eden profesyonel çalışma hayatım, bugün itibariyle son buldu. Elbette, karşılıklı anlayış çerçevesinde. Ve tabi gönül bağı devam Allah’ın izniyle. Aradan geçen 7,5 yıl şüphesiz bana çok büyük tecrübeler kazandırdı. Bir insan için en değerli yıllardır belki de 20 ila 30 yaş arası. Ve ben ömrümün en kıymetli yıllarının böylesi güzide bir kurumda geçmiş olmasından onur duyuyorum. Umarım hakkını verebilmişizdir bunca nimetin ve hizmet fırsatının… Onlarca coğrafyayı ziyaret etmek, oralarda yaşananları Türkiye ve dünya kamuoyu ile buluşturmak nasip oldu. Kah Srebrenitsa’da yumruklarımızı sıktık, kah Patani’deki yetimlerimizle hayatımızın belki de en mutlu günlerini geçirdik. Gittiğimiz her memleket, derin izler bıraktı yüreğimizde. Mesleki olarak kazandırdığı tecrübeleri saymak mümkün bile değil. Vakfa başlarken, benim için büyük müjde olan bu haberi takipçilerimle paylaşırken “Ümmete hizmet yolunda vites büyütüyoruz” iddiasında bulunmuştum. Öyle olmuş mudur gerçekten bunu tarih takdir edecek. Ama yazdığım her habere; basına servis ettiğim her bültene, fotoğrafını çektiğim her kareye, imza attığım her belgesele, klibe; inandım. İnandım da yaptım. Vicdan terazimde tarttım, maşeri vicdana sorgulattım ve öyle paylaştım kendi mecrasında. Bu nedenle ki bugün sonuna kadar huzurluyum ve hiçbir keşkem yok. Bir keşkem var aslında: İşi yapabilmenin heyecanı, sonuca bir an evvel ulaşabilmenin gayretiyle biraz yorduğum ve hatta belki de istemeden de olsa kırdığım abiler, arkadaşlar oldu; biliyorum. Ama eğer onlar da bu satırları okuyorlarsa şunu yürekten yazıyorum ki hiçbiri bir art niyetle değildi. Belki toyluk, belki biraz Karadenizlilik ve belki de biraz uzun yılların kurs ortamlarında geçmiş olmasından kaynaklıydı bu bilinçsiz yormalar. Onlar özellikle haklarını helal etsinler ve bana bunu aşabilmem için dua etsinler, ricamdır. Eksiğimin farkındayım, er ya da geç düzelteceğim inşallah. Son haftalarda yıllık izinlerimi kullanıyordum ve bu sürede vakıfta mesaimin geçtiği tüm abilerle - kardeşlerle helalleşmeye gayret ettim. Henüz görüşemediklerimiz var, onlarla da en kısa zamanda yapacağız inşallah. Tüm bunların her birine ve özellikle yakın çalışma arkadaşlarıma, abilerime sonsuz teşekkürlerimi burada sunmak istiyorum. Bir vakte kadar hiçbir akrabamın dahi olmadığı şu İstanbul’da bana aile oldular, baba oldular, öz abiden öte abilik yaptılar. Allah her birinden razı olsun, güzel işlerinde muvaffak eylesin. *** “Medya” meselesini belki de gereğinden fazla kafasına takmış birisiyim. Bu, yola çıktığımda da böyleydi aslında. Lakin kaçırdığım bir yer varmış. Bunu zamanla öğrendim: Ekonomik bağımsızlık olmadan medyada var olabilmek ve söz söyleyebilmek mümkün değilmiş. Aslında neredeyse tüm meslek dallarında dünya gidişatında böyle bir ivme var. Özel şirketler, devletlerden fazla söz sahibi olabiliyorlar yeni düzende artık. Bugün Selçuk Bayraktar’ı güçlü kılan en önemli şeyin de tam olarak bu olduğu kanaatindeyim. Kendileri de defaatle bunun altını çiziyorlar zaten. Eğer bu çaba, devletin kanatları altında ilerletilseydi bugünlere gelemeyecekti muhtemelen. Bürokratik engeller, değişen siyasi atmosfer vs. Dün, bakan olduğu için en önemli atılımlara imza atabilen adamlar bugün neredeler, hangi işle meşguller acep bir bakın. Ama Bayraktar Ailesi, kendi çizgilerini muhafaza ettikleri müddetçe bir ömür bu başarıyı sürdürebilecekler. Sürdürsünler de zaten, duamız o yönde… Demem o ki bu kurtlar sofrasında var olabilmek için önce mesleki birikim elde edilecek. Ardından da ekonomik bağımsızlık. Aslında bu yeni bir şey de değil. Bir arkadaşım bu meseleleri konuştuğumuz esnasında Ahi Teşkilatından bahsetti ve “Bu eskiden de böyleydi. Girerdin bir ustanın yanına çırak olur, işi öğrenir sonra müsadeni ister yoluna bakardın.” Kendisi farkında değildi belki de hatırlattığı bu hakikatin. Ama tam da duymam gereken zamanda gelmişti bana bu hatırlatma. Evet, meslekte 10 yılı devirdim ve artık sıra bu işin ekonomik tarafını halletmeye geldi. Ardından da sıra bu işin destanını yazmaya gelecek evelallah. Tabi, sizlerin bugüne kadar yanıbaşımda hissettiğim o eşsiz dualarıyla. Çünkü, Müslümanlar hala olması gereken düzeyde temsil edilemiyor henüz medyatik düzeyde. Çünkü, hala zalimler mazlum; mağdurlar yok sayılıyor bu kirli düzende… Bir de şu var: İstanbul’da yaşamak her geçen gün zorlaşıyor. Tıpkı diğer büyük devletlerin başkentlerinde olduğu gibi burada da hayata tutunmak, ekonomik olarak ayakta kalmak kolay olmayacak. Devlet, “Ben sana Anadolu’da da yol, hastane yaptım, İstanbul’da yaşamak zorsa oraya gidebilirsin” diyecek alttan alttan. Bunun için yöneticileri de suçlu bulamıyorum doğrusu. Aksini yapsalar akıntıya karşı kürek zorlamış olacaklar ki bugüne kadar deneyenlerin başaramadığı gibi onlar da başaramayacaklar. Öyle ise yeni hale karşı vaziyetimizi almak icap ediyor. Hem zaten rızkın onda 9’u ticarette değil miydi? Ya Allah… “Hak, haklının en mukaddes malıdır, vermezlerse alacaksın tamam mı?” diyen şaire verilmiş bir sözüm var. Yitik hazinemizi bulamazsam da yolunu gösterecek, ardımızdan gelen nesle medyanın, sinemanın neden önemsenmesi gerektiğini hatırlatacağım. Sancağımızı bizden çalanlar da böyle başlamışlardı işe bundan 150 yıl evvel. Gazetecilik faaliyetleri gömmüştü bu asil milleti diri diri toprağa. Bugün de bu cephede pek bir şey değişmedi. Adı gazete değil artık ama yol yöntem yine aynı. Adına medya demiş olalım bu düzenin. Hala bizden koparmaya devam ettikleri evlatlarımızı, memleketlerimizi, şehirlerimizi ve geleneklerimizi neyle kopartıyorlar, bir hatırlayalım isterseniz: Dizi, film, medya propagandası ve her ne halt yerse yesin asla dokunulmaması gereken gazeteciler… Hafızlığın ardından imamlık, müezzinlik, vaizlik, müftülük yolunu bırakıp bu alana yönelme saikim de buydu tam olarak zaten. Şimdi yeni bir heyecanla Besmelesini çekiyorum tüm bu niyetin. *** “Ne yapacaksın?” sorusuna cevaba gelelim şimdi: Vakfa girdiğimde yapabildiğim tek profesyonel şey haber yazabilmekti. Zamanla, medya ilişkilerinin nasıl kurulacağından tutun da fotoğraf - video çekmeye; bunların hangi bakış açısıyla elden geçmesi gerektiğine ve tüm bunları aynı anda kompleks bir şekilde nasıl yönetilebileceğine kadar birçok noktada kendimi geliştirme fırsatım oldu. Bugün geldiğim noktada sadece vakıftan değil, kamusal hayat denen mesaili hayattan da ayrılıyorum. Tabi büyük konuşmak da istemem lakin en azından bir müddet böyle deneyeceğim. Evet, şahıs şirketimi kurdum ve artık evden devam edeceğim rızkımı aramaya. Elbette bu bir risk. Maaşlı düzenden, düzensiz bir gelire geçmek çok kolay olmasa gerek. Ama kim dedi ki zaten risksiz başarı var? Bugüne kadar neyi başarmak nasip olduysa o korkularımın üzerine giderek oldu. Hatta en güçlü yanlarım da burası oldu hep: Acı acı, tırnaklarımla neyi kazandıysam o yaptı beni ben… Halihazırda dışarıdan destek olarak üstlendiğim işler var. Gün geliyor bu kurumların ya da kişilerin, fotoğraflarını çekiyorum. Gün geliyor, haberlerini yazıyorum, sosyal medyalarını yönetiyorum. Gün de geliyor belgesellerini, kliplerini, sosyal medya videolarını her şeyiyle birlikte yönetip bunun pazarlamasına gayret ediyorum. Eğer sizin de böyle bir ihtiyacınız varsa, bir vakfınız, bir Kuran Kursu’nuz, bir ticari işletmeniz ya da kendiniz için böyle bir ihtiyaç duyuyorsanız ve asgari müştereklerde buluşabiliyorsak size de bu noktada hizmet verebileceğimi buradan ilan etmek istiyorum. Bu işlerin de her birinin yine benim davama hizmet eden iş kalemleri olmasına gayret ediyorum. Bu benim bakmakla yükümlü olduğum eşimin ve Selimhan’ımın iaşesini temin için. Bunun dışında ekran yüzü olarak ama bir mecrada ama kendi oluşturmayı planladığım ortamda sözümü söylemem gerekiyor. Bu bir sac ayağıysa sadece tekniğini bilmek ya da sadece parasını kazanmak yetmiyor. Onun da arayışı içerisindeyim. Ama zorlamayacağım. Çünkü artık içimdeki deli kanı yenebilecek kadar büyüdüm. Biliyorum, nasipte varsa su akacak ve yolunu bulacak… Hem de hevesini ettiğimin de ötesinde! Adı lazım değil bir medya patronu, bugün değil çalışanlarına, eğitime gelen öğrencilerine bile hatırı sayılır bir maaş verebiliyor. Ne sebeple? Batıl davasına asker yetişsin için. Var mı Müslümanlar arasında böyle bir yapı, hem bunun heveskarlığını oluşturabilen ve hem de ödemesi gereken miktarı titremeden verebilen? Şimdi benim derdim de bu. Önce kendi iaşemi rayına oturtacağım. Ardından da ne tecrübem varsa ya da piyasada ne tecrübesi olan makul gazeteciler varsa her birinin bu aktarımı yapabilmesi için şu yeni şartlara göre bir sistem kurmaya gayret edeceğim. Gelen adamlar burada hem işi öğrenecekler hem iaşelerini temin edecekler. Oldum diyen de rahatlıkla piyasada kendi düzenini kurabilecek, ama Müslümanca! Allah’ım nasip et… Söz tükendi. Dualarınıza talibim. Rabb’im araç diye gördüklerimizi amaçlaştırmasın inşallah. Hepsinden öte bir kul olarak eksiklerimiz de çok. Her biri için ayrı ayrı dualarınıza tekraren talibim. Vesselam. | Temmuz, 2023

Bilal Gündoğdu

152,574 görüntüleme • 3 yıl önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK komuta Kademesi ile gittiği Samsun’da 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Tütün İskelesi'nde düzenlenen törene katıldı. TCG ANADOLU gemisi ile Samsun’a çıkan gençlerin karşılandığı törene, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da katıldı. Törende konuşan Bakan Yaşar Güler gençlere hitaben şunları söyledi: 19 MAYIS, BİR KEZ DAHA ŞAHA KALKIŞIN BAŞLANGICIDIR 19 Mayıs gibi tarihî bir günde donanmamızın gözbebeği TCG ANADOLU ile kutlu bir yolculuk yapan siz kıymetli gençlerimizle Millî Mücadele’mizin ilk adımının atıldığı Samsun’da birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Sözlerimin başında asil milletimizin bağımsızlık aşkıyla verdiği mücadelenin sembolü olan 19 Mayıs’ın 106’ncı yıl dönümünde Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyorum. 19 Mayıs, asil milletimizin yüksek onur ve asaleti ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde tarih sahnesinde bir kez daha şaha kalkışının başlangıcıdır. Öyle ki bütün umutların tükenmeye başladığı bir dönemde Mustafa Kemal Atatürk “Türk milleti için esaretle yaşamaktansa ölmek daha iyidir.” diyerek ülkemizin bu güzide şehri Samsun’a çıkmış, bağımsızlık ve özgürlük mücadelemizin meşalesini de burada yakmıştır. Bu kutlu meşalenin ışığında kısa sürede ülkemizin dört bir yanında milletimizin topyekûn direnişi ortaya çıkmış, cesaret ve fedakârlıkla yürütülen Millî Mücadele’miz, Cumhuriyetimizin ilanıyla taçlanmıştır. ÇOK ANLAMLI VE MÜSTESNA BİR FAALİYET Böylesine eşsiz bir fedakârlığı ortaya koyan atalarımızın torunları olan siz gençlerimizin 19 Mayıs gibi kutlu bir günün yıl dönümünde İstanbul’dan Samsun’a gelmeniz de çok anlamlı ve müstesna bir faaliyettir. Zira 19 Mayıs “Bütün ümidim gençliktedir.” diyen Atatürk’ün aydınlık geleceğimiz ile Türkiye Cumhuriyeti’nin teminatı olan genç nesillere duyduğu güven ve inancın da simgesidir. Bugün bizler Samsun’da ortaya konan azim ve kararlılıktan ilham alıyor, yarınlarımızın güvencesi olan siz gençlerimizle birlikte “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize ulaşmak için sarsılmaz bir iradeyle yolumuza devam ediyoruz. Küresel sorunların ve devletlerarası gerginliklerin had safhaya çıktığı günümüzde, her alanda büyük değişim ve dönüşümler yaşanmaktadır. Risk ve tehditlerin öngörülemez olduğu bu kaotik süreçte, özellikle savunma ve güvenlik teknolojilerinin yerli ve millî imkânlarla elde edilmesi ve geliştirilmesi, bekamız açısından bir zorunluluk hâlini almıştır. Bu stratejik yaklaşım ile ülkemiz Sayın Cumhurbaşkanı’mızın kararlı tutumu ve liderliğinde savunma sanayinde yaptığı yatırımlarla büyük bir sıçrama yakalamış, sahip olduğu imkân ve kabiliyetleriyle dünya çapında övgü ve gıptayla takip edilen bir seviyeye ulaşmıştır. SİLAH SİSTEMLERİMİZ PEK ÇOK ÜLKE TARAFINDAN TAKDİR GÖRÜYOR Nitekim bugün sizler; 19 Mayıs’ın izinde yerli ve millî savunma sanayimizin en güçlü sembollerinden biri ve millî gururumuz olan TCG ANADOLU gemisiyle bir seyahat gerçekleştirdiniz. TCG ANADOLU gibi kendi klasmanının lideri bu gemimizin yanı sıra karada, denizde ve havada ihtiyacımız olan silah sistemlerimiz operasyonel başarılarıyla pek çok ülke tarafından takdir görmekte ve satın alınmaktadır. Bu sistemlerimiz, terörle mücadele başta olmak üzere çok boyutlu tehditler karşısında ülkemizin güvenliğinin korunmasında ve ordumuzun caydırıcı gücünde çarpan etkisi sağlamaktadır. EN BÜYÜK PAY ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİNDİR Terörle mücadelede elde ettiğimiz başarılarda ve “Terörsüz Türkiye” hedefimize doğru ilerlememizde şüphesiz en büyük pay vatan, millet ve bayrak uğruna canları pahasına mücadele eden aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz ile onların fedakâr ve cefakâr ailelerine aittir. Bu vesileyle kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm seçkin personeline kahraman jandarma ve polis teşkilatımıza, gözü pek güvenlik korucularımıza, ülkemizin birliği ve dirliği için gösterdikleri gayretlerden dolayı teşekkür ediyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyorum. Elbette ki gençlerimize de önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, gençliğe hitaben söylediği “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” sözünden ilham alan siz gençlerimiz bilmelisiniz ki; birliğimizin özgürlüğümüzün ve geleceğimizin teminatı sizlerin bu ülkeye olan inancı ve gayretiyle mümkündür. Şurası muhakkaktır ki ülke olarak sahip olduğumuz eşsiz mirası ayrım gözetmeden, hep birlikte yaşatmak zorundayız. Sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz yoktur. Dolayısıyla artık birlik ruhuna, kardeşliğe ve aydınlık dolu ortak bir geleceğe doğru güçlü bir adım atıyoruz. Bu yolculukta siz değerli gençlerimizi ve ülkemizin her köşesinde yaşayan vatandaşlarımızı, bizi biz yapan değerler etrafında daha sıkı kenetlenmeye ve ülkemizi daha güçlü yarınlarına hep birlikte taşımaya davet ediyorum. TÜRK SAVUNMA SANAYİSİNİ DAİMA ÖNDE TUTMAYI HEDEFLİYORUZ Ülkemizin başta savunma güvenlik olmak üzere her alanda elde ettiği birbirinden kıymetli başarıların daha da geliştirilmesi ve geleceğin ihtiyaçlarına göre bu alandaki üretim imkânlarımızın en üst seviyelere çıkarılmasına yönelik çalışmalarımızı büyük bir gayretle sürdürüyoruz. Bugün ve gelecek için; uzay tabanlı teknolojilerden yapay zekâ sistemlerine sürü algoritmalarından otonom platformlara kadar pek çok alanda kapasitemizi geliştirerek ve derinleştirerek Türk savunma sanayisini daima bir adım önde tutmayı hedefliyoruz. Biliyoruz ki tüm bu çalışmaların merkezinde artık sizler varsınız ve sizler olacaksınız. Bunun için de kabiliyetlerinizi, ilgi alanlarınızı ve potansiyelinizi keşfedin. Başarıya ulaşmanızın ilk ve en önemli adımı bu olacaktır. Eğitim, sizi istediğiniz hedeflere ulaştıracak en önemli unsurdur. Çalışmak ise başarmanın yarısıdır. Çünkü başarı; her gün uygulanan birkaç basit disiplinden başka bir şey değildir. Sabırlı olun ve uzun vadeli başarı için sürekli çaba gösterin. Unutmayınız ki taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. Size şunu da hatırlatmak isterim ki; Türkiye’nin hayalleri, sizin hayallerinizle örtüştüğü zaman ülkemiz daha da güçlü olacaktır. BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜNÜZDE GÜÇLÜSÜNÜZ Her birinizin farklı bir disiplinden geliyor olması, işte bu yüzden çok kıymetli. Çünkü teknoloji dediğimiz şey artık tek bir alana ait değil. Yani siz sadece alanınızda değil, birbirinizle birlikte yürüdüğünüzde güçlüsünüz. Bu yüzden farklı bakış açılarını büyük bir merakla takip edin. Şu bir gerçek ki bilim ve teknoloji ile ilgilenen ve yeni proje ve buluşlara imza atan siz gençlerimiz, her şeyin baş döndürücü bir hızla değiştiği bu teknoloji çağında, ülkemizin geleceğinin de teminatısınız. Elde edeceğiniz bilgi birikimi, enginlere ulaşacağına inandığım ufkunuz ve yeteneklerinizi birleştirdiğinizde ortaya çıkacak proje ve ürünlerin, ülkemize ve ordumuza müstesna katkılar sağlayacağından asla şüphem yok. CUMHURİYETİMİZİ DAHA DA YÜKSELTECEKSİNİZ Geçmişle gelecek arasında kurduğumuz bir hatıra mahiyetindeki bu yolculuk sırasında “ben yokum, biz varız” diyen kahraman atalarımızın fedakârlığını ve 19 Mayıs ruhunu bir kez daha anladığınıza inanıyorum. Bakın, bugün sizler ülkemizin 81 şehrinden geldiniz, ama şu anda aynı gemidesiniz ve ortak bir ülküyle hareket ediyorsunuz. Yakın bir gelecekte de ülkemizin yönetiminde söz sahibi olacak ve Cumhuriyetimizi daha da yükselteceksiniz. Asla unutmayın ki binlerce şehit ve gazi vererek türlü sıkıntı ve yokluklar içinde büyük özveriyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti sizlere emanettir. Bu değerli emaneti yaşatarak sonsuza kadar korumak ve gelecek nesillere en iyi şekilde aktarmak en önemli görev ve sorumluluğumuzdur. Dolayısıyla bu yolculuktan sadece anılarla değil ifade etmiş olduğum esaslar çerçevesinde büyük bir sorumluluk duygusuyla döneceğinize yürekten inanıyorum. Bu vesileyle başta Millî Mücadele’mizin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere şanlı ecdadımızı, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Bu güzide projenin hayata geçirilmesi ve farklı branşlardan siz gençlerimizin bir araya getirilmesinde emeği geçen başta Sayın Gençlik ve Spor Bakanımız olmak üzere katkıda bulunan herkese teşekkür ediyor; siz kıymetli gençlerimize de sağlık, başarı ve esenlikler diliyorum. TCG ANADOLU’nun kahraman personeline de diyorum ki “Denizleriniz sakin, pruvanız neta, yolunuz ve bahtınız açık olsun.” Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

44,797 görüntüleme • 1 yıl önce

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir konuşma yaptı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, 15 Temmuz şehitlerimizin aileleri ile 15 Temmuz’da gazi olan vatandaşlarımızın da yer aldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: 15 TEMMUZ GECESİ ONURLU BİR DESTANA DÖNÜŞTÜ "Sözlerimin başında vatanı, bayrağı, mukaddesatı için 15 Temmuz’da hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, bu uğurda gazi olan kahramanlarımızı şükranla anıyorum. İstiklal ve istikbalimiz uğruna bu topraklara kanlarıyla mühür vuran şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetleri olan siz değerli ailelerimize ve milletimizin yazdığı bu destanın her bir satırına ortak olan tüm vatandaşlarımıza saygılar sunuyorum. Tarih; geçmişin tanığı, geleceğin de rehberidir. Milletlerin kaderi de tarihten ilham ve ibret alarak şekillenir. Binlerce yıllık şanlı tarihimiz de milletimiz için ibretlik hadiselerle doludur. İşte 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hain darbe girişimi de şanlı tarihimizin en karanlık olayı olarak ortaya çıkarken, kısa sürede onurlu bir destana dönüşerek hafızalarımızdaki yerini almıştır. Devletimizin bekasına, milletimizin iradesine kasteden bu menfur teşebbüs Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, asil milletimizin sarsılmaz iradesi ve güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle akamete uğratılmıştır. O gece Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Jandarma ve Emniyet Teşkilatlarımızın vatansever mensupları, vatandaşlarımızla omuz omuza vererek millî iradeye, bağımsızlığımıza ve hukuka olan bağlılıklarını tüm dünyaya ilan etmişlerdir. BİR MİLLETİN KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKMA İRADESİNİN TESCİLİDİR 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişiminin püskürtülmesi değil, aynı zamanda bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tescilidir. Bu şanlı direniş, Türk milletinin topyekûn bir inançla egemenliğine ve istiklaline nasıl sahip çıktığının eşsiz bir örneğidir. Ordu-millet anlayışındaki asil milletimiz, kahraman ordumuz ve güvenlik güçlerimizle birlikte tek yürek, tek yumruk olarak cumhuriyetimize, demokrasimize ve tüm bu kazanımlara canı pahasına sahip çıkmış bir kez daha dosta ve düşmana, Türkiye’nin asla esir edilemeyeceğini Türk milletine asla diz çöktürülemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta sergilediği kahramanlığı karada, denizde, havada ülkemizin ve asil milletimizin huzur ve güvenliğini sağlamak için gösterdiği kararlılığı ve 15 Temmuz’daki asil duruşu ile milletimizin göz bebeği olmuştur. Bugün de içine sızan hain unsurlardan temizlenen kahraman ordumuz, her zamankinden daha güçlü, daha disiplinli, daha caydırıcı ve daha etkin bir şekilde görevlerini ifa ederek necip milletimize nice gururlar yaşatmaktadır. TEK BİR KİŞİ KALMAYANA DEK FETÖ İLE MÜCADELEMİZ SÜRECEK Millî Savunma Bakanlığı olarak FETÖ ile mücadelemizi ilk günkü kararlılıkla sürdürüyoruz. Kim olduğuna bakmaksızın iltisaklı tek bir kişi dahi kalmayana dek bu mücadelemiz hukuk çerçevesinde etkin bir şekilde devam edecektir. Zira devletin kılcal damarlarına sızmış her illegal yapı, güvenliğimiz için ciddi bir tehdittir. Bu konuya dış güvenlik penceresinden bakıldığında da meselenin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Öyle ki en son İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında aynı şekilde Ukrayna ve Rusya içerisindeki asimetrik saldırılarda, iç tehditlerin dış güvenliği nasıl zafiyete uğratabileceğine hepimiz şahit olduk. Bizler geçmişten ders alarak geleceği inşa etme sorumluluğu taşıyoruz. Bu yüzden ülkemizin güvenliğini zedeleyebilecek en küçük bir zafiyete dahi tahammülümüz yoktur. Gerekli mevzuat çalışmaları stratejik önlemler ve tüm paydaş kurumlarla iş birliği içerisinde tüm tedbirlerimizi kararlılıkla almaya devam ediyoruz. ÜLKEMİZİN HEM BÖLGESEL HEM DE KÜRESEL ÖLÇEKTE GÜÇLÜ OLMASI ZARURET HÂLİNİ ALMIŞTIR Dünya hızla değişiyor krizler, çok yönlü tehlikeler, çatışmalar ve savaşlar her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Risklerin ve tehditlerin giderek çeşitlendiği bu ortamda ülkemizin hem bölgesel hem küresel ölçekte güçlü olması bir zaruret hâlini almıştır. Bu hassas ortamda Türkiye sadece kendi coğrafyasında değil, gönül coğrafyamızda da umudunu bize bağlamış dost ve kardeş ülkelerin güvenliğini gözeten, aktif ve yapıcı bir rol üstlenmektedir. Bu durum şanlı tarihimizin omuzlarımıza yüklediği büyük bir sorumluluktur. Bugün; ▪️Afrika’da kalkınmanın, Kafkasya’da barışın, ▪️Karadeniz’de istikrarın, Orta Doğu’da huzurun, ▪️Avrupa’da güvenliğin temel taşlarından biri olmuştur Türkiye. Ülkemizin bu vizyoner dış politikasının sahadaki en güçlü temsilcisi ise Türk Silahlı Kuvvetlerimizdir. Kahraman ordumuz; Azerbaycan’dan Libya’ya, Somali’den Katar’a, Kosova’dan Bosna Hersek’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada, barış ve istikrarın teminatı olarak görev yapmaktadır. Tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim ki Millî Savunma Bakanlığı olarak milletimizin sarsılmaz desteği ve millî-manevi değerlerimizin ışığında kutsal vatanımızın güvenliğini sağlamak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. AMACIMIZ 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' SÜRECİNİN BAŞARIYLA TAMAMLANMASI 'Terörsüz Türkiye' hedefi yakın zamanda ulaşmayı amaçladığımız en temel eşiklerden biridir. Millet olarak geçmişte olduğu gibi bugün de bir ve beraber olarak her türlü tehdidin üstesinden geleceğimize yürekten inanıyor her türlü kirli planı bertaraf edebilecek güçte olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyorum. Gerçek şu ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen süreç, sadece bugünümüzün değil, yarınlarımızın da güvenliğini sağlamaya yönelik tarihî bir adımdır. Yegâne amacımız, sürecin başarıyla tamamlanması ile milletimizin birliğinin ve kardeşliğinin pekişmesidir. Bu doğrultuda ilgili kurumlarımızla tam bir koordinasyon içinde dikkatli ve akılcı bir yaklaşımla çalışmaları sürdürüyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları sayesinde ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunmuş, terör örgütlerine karşı kararlı duruşumuz ve etkin mücadelemiz gerçekleşmiştir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine şükran ve saygılarımı sunuyorum. ÇOK YÖNLÜ FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ Savunma ve güvenlik görevimizin bir diğer önemli cephesi de Mavi, Gök ve Siber Vatanımızdır. Bu alanlardaki hak ve menfaatlerimizi korumak için yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesinden, geniş çaplı tatbikatlara kadar çok yönlü faaliyetlerimizi büyük bir azim, kararlılık ve başarıyla sürdürmekteyiz. Gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye ve daha kudretli bir Türk Silahlı Kuvvetleri bırakmak için çalışmalarımıza yüksek bir heyecan ve motivasyonla devam edeceğiz. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygı ve minnetle anıyor; 15 Temmuz gecesi vatan uğruna canlarını veren tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize, şehit ve gazi ailelerimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

52,764 görüntüleme • 1 yıl önce

2025-2027 DÖNEMİ MESS GRUP TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ TEKLİFİMİZ (Birleşik Metal İş Sendikası Genel Başkanı Özkan Atar’ın konuşma metnidir) Değerli basın emekçileri, Metal işkolu Grup Toplu İş Sözleşmesi sürecindeyiz. Toplu pazarlık sürecinin önümüzdeki günlerde başlamasını bekliyoruz. Bugün sizlere özetini sunacağım toplu sözleşme taleplerimizi ve teklifimizi önümüzdeki günlerde MESS’e vereceğiz ve ilk toplantının gününü belirleyeceğiz. İşkolumuzdaki Grup Toplu İş Sözleşmeleri; sözleşme kapsamındaki işçinin çokluğu, işçilerin örgütlülük düzeyinin yüksekliği ve niteliği, MESS’in işveren örgütleri içindeki farklı durumu ve sektörün ekonomi içindeki büyüklüğü nedeniyle hep önemli olmuştur. MESS ile yapılan Grup Toplu İş Sözleşmesi özel sektördeki en büyük, en fazla işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesidir; başka sektörler için de sonuç yaratmakta, başka sektörleri de etkilemektedir. Bu nedenle, “Metal İşçisi Kazanırsa Bütün İşçiler Kazanır” sözü gerçek bir duruma işaret etmektedir. Metal sektörü, otomotivden beyaz eşyaya, demirdökümden elektroniğe geniş bir alanı kapsamaktadır ve Türkiye ekonomisinin lokomotifi niteliğindedir. Ekonominin üçte birini metal sektörü oluşturmaktadır. ISO’nun En Büyük 500 Firma araştırmasında ilk 10 sırada yer alan şirketlerin çoğu metal sektöründedir. Yine ilk 50 firmanın yarısından çoğu metal sektöründedir. Bu nedenle, her bakımdan önem taşıyan bir toplu iş sözleşmesi sürecindeyiz. Değerli basın emekçileri, Bu dönem yapılacak Grup Toplu İş Sözleşmesi, sendikamızın örgütlü olduğu 32 işletme bünyesindeki 43 fabrikadan yaklaşık 11 bin işçiyi kapsıyor. Sendikamız ile MESS arasında yapılacak yeni dönem TİS hazırlıkları haziran ayında başladı ve 43 fabrikanın işyeri TİS komiteleri ile toplantılar yapıldı. Bu toplantılara katılan yüzlerce İşyeri TİS Komitesi üyesi, fabrikalardaki binlerce metal işçisinin toplu sözleşme teklifine yönelik görüşlerini dile getirdi. Bütün fabrikalardan üyelerimizin görüş ve önerileri önce Başkanlar Kurulumuzda, ardından da Merkez TİS Komisyonumuzda ele alındı. Merkez TİS Komisyonu toplantısına MESS’e üye işyerlerinin temsilcileri ile şube yöneticileri katıldı ve yeni dönem toplu sözleşme teklifinde nelerin yer alması gerektiğine yönelik görüş ve önerilerini belirttiler. Sonrasında Başkanlar Kurulumuz bir kez daha toplanarak bütün bu görüş ve önerileri ayrıntılarıyla ele aldı ve böylece teklifimize son hali verildi. Bugün sizlere toplu sözleşme teklifimizi açıklayacağım. Ancak, teklifimizi açıklamadan önce bazı gerçekleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Metal işçilerinin çalışma koşulları ağırlaşırken yaşamları alabildiğine zorlaşmaktadır. Metal işçilerin reel ücretleri sürekli gerilemektedir. Hemen her gün yapılan zamlar karşısında gündelik temel ihtiyaçlar karşılanamaz hale gelinmiştir. İnsanca yaşayacak bir ücret almak yaşamsal bir mesele haline gelmiştir. Resmi enflasyonun gerçek enflasyonla bağı uzun dönemdir kopmuştur. TÜİK tarafından açıklanan enflasyonun gerçeği yansıtmadığı hemen her kesim tarafından genel kabul görmektedir. Artık hiç kimse resmi enflasyona inanmamaktadır. Buna rağmen ücret zamlarımız ilk 6 aylık dönem dışında, kalan 18 aylık dönemde resmi enflasyon kadar arttığı için ücretlerimiz reel olarak sürekli gerilemektedir. Diğer yandan TÜİK’in resmi enflasyonu ile İTO tarafından açıklanan enflasyon arasındaki açı da giderek artmaktadır. Yakın döneme kadar birbirine yakın oranlarda enflasyon açıklayan bu iki kurumdan TÜİK, uzun dönemdir İTO’nun altında enflasyon açıklamaktadır. Ücretlerimiz yıllardır yoksulluk sınırının altındadır. Sendikamızın Sınıf Araştırmaları Merkezi BİSAM’ın, Açlık ve Yoksulluk Sınırı Temmuz 2025 Dönem Raporu'na göre açlık sınırı 25 bin 952 lira, yoksulluk sınırı ise 89 bin 768 lira olmuştur. Diğer yandan ortalama ücret alan bir metal işçisi ise ikramiye ve gelir vergisi istisnası dahil net 55 bin 511 TL ücret almaktadır. Aldığımız ücret yoksulluk sınırının neredeyse yarısıdır. Geçinemeyen, harcamalarını karşılayamayan işçilerin başvurdukları tek yol ise borçlanmadır, borcu borçla kapatmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle de işçiler, ücretiyle geçinenler kredi kartlarının esiri olmakta, sermayeye bağımlı hale gelmektedir. Kira artışlarının son yıllardaki anormal seyri bilinmektedir. Ücretle geçinenler, emekliler İstanbul’dan kaçıyor; memurlar artık büyük şehirlere, İstanbul’a tayin istememektedir. Aylık gelirimizin büyük kısmı kiraya gitmektedir. İstanbul’da kira artış oranları şöyledir: · 1 Yıllık %39,29 · 2 Yıllık %101,64 · 3 Yıllık %322,52 · 4 Yıllık %1.003,57 Son dönemde kira artış hızı düşmüş olmakla birlikte bu durum kiraların düştüğü anlamına gelmemektedir. Bu yılın temmuz ayı baz alındığında İstanbul’da 100 metrekarelik bir evin kirası ortalama 32.500 TL’dir. Ortalama ücret alan bir metal işçisinin ücretinin 55 bin 511 TL olduğu dikkate alınırsa, işçinin aylık gelirinin yüzde 68’i kiraya gitmektedir. Kira ödemesi sonrası elde kalan ise yalnızca 23.011 TL’dir. Bu para hangi ihtiyacı karşılayacaktır? Okulların açılmasının yaklaştığı bu günlerde, okula başlama maliyetinin geçen yıla göre yüzde 108 oranında arttığı belirtiliyor. Yine özel üniversite okul harçlarının da aynı oranda arttığını görüyoruz. Üniversitenin sadece kapısından girmek için ödenmesi gereken ücret bir senede %108 arttı. Değerli basın emekçileri, Ekonomi yönetiminin yoksuldan alıp zengine aktaran, sermayeyi kollayan politikaları sonucu ortaya çıkan krizin yükü işçilere ödetilemez. Bizler sorumlusu olmadığımız bir şeyin sonuçlarını yüklenemeyiz. Kriz, kapitalizmin doğasında var. Patronlar her zaman ve sürekli yüksek oranlarda kâr elde etmeyebilirler. Bazen kâr oranlarında dalgalanmalar olabilir. Halkın deyimi ile “kârdan zarar” edebilirler. Kimi işyerlerinde işten çıkarmalar sonrası çalışmaya devam eden işçilerin iş yükleri alabildiğine artırılmaktadır. Daha önce iki işçinin yaptığı iş, bir işçiye yaptırılmak istenmektedir. Bunun adı, sömürünün yoğunlaştırılması, reel ücretlerin düşürülmesidir. Bu duruma teslim olmayacağız. Ülkemiz çeşitli bakımlardan ilginç bir ülke. Bu ilginçliklerden birisini de işçiler çalıştıkça ücretlerinin artması yerine azalması. Bu ilginç durum nasıl yaşanıyor? Vergiler yoluyla. Örneğin, ocak ayında 50.830 TL ücret alan bir işçi aralık ayında 43.577 TL alıyor; aradaki fark 7.252 TL. İşçi, yılbaşı ile yılsonu arasında yüzde 11,31’lik oranda ücret kaybına maruz kalıyor. Bu işçi vergi dilimlerinin yüzde 15’te sabitlenmemesi ve vergi dilimleri artışlarının oldukça düşük tutulması nedeniyle yılda yaklaşık bir maaş gelir kaybına uğruyor. 2020 yılından bugüne ilk vergi dilimi resmi enflasyon oranında artırılsaydı 516 bin 34 TL olacaktı. Asgari ücret artış oranında artırılsaydı 544 bin 319 TL olacaktı. Oysa bugün bu tutar 158 bin liradır. Bu rakamlar vergi dilimlerinin nasıl düşük artırıldığını, ücretlilerden nasıl daha fazla vergi alındığını açık biçimde göstermektedir. Değerli basın emekçileri, Şimdi toplu iş sözleşmesi teklifimizi açıklayacağım. Öncelikle ücret zammı teklifimizden başlamak istiyorum. Ücret zam teklifimiz 3 bölümden oluşmaktadır. İlk olarak, düşük ücretli işçilerin ücretlerinin bir ölçüde yükseltilmesi amacıyla, saat ücreti 170 TL’nin altında olan işçilerin saat ücretlerinin 170 TL’ye yükseltilmesini teklif ediyoruz. Bu teklif şu anlama gelmektedir: Aylık ikramiye dahil net 31.250 TL’nin altında ücret alan işçilerin ücretlerinin öncelikle 31.250 TL’ye getirilmesidir. Bu iyileştirmeden sonra tüm işçilerin saat ücretlerine yüzde 15 ve bunun üzerine de seyyanen 100 TL ücret zammı teklif ediyoruz. 3 kalemden oluşan ücret zam teklifimizin oransal karşılığı ilk 6 aylık dönem için yüzde 58,5’tir. Teklif ettiğimiz bu zam oranı ile ortalama bir metal işçisinin ücreti ikramiye ve vergi istisnası dahil yüzde 15’lik vergi dilimine göre net 84.666 TL olacaktır. Bu tutar bugün asgari düzeyde geçinebilecek bir ücrettir. Bugün ortalama bir metal işçisinin ikramiye ve gelir vergisi istisnası dahil ücreti ise net 55 bin 511 TL’dir. Diğer altışar aylık zam dönemleri için teklifimiz, resmi enflasyonun gerçeği yansıtmaması nedeniyle, çıkacak enflasyona enflasyonun yarısının eklenmesi ile bulunulacak oran kadardır. Belirtmek isterim ki gerek ücret artışlarında gerekse de sosyal hakların artışlarında yalnızca yüzde oranlarına bakılması yanıltıcı olacaktır. Önemli olan yüzde kaç istenildiğinden öte hangi tutara bu artış oranının istendiğidir. Çok düşük bir ödemeyi biraz normale yükseltmek görece yüksek bir yüzdeye tekabül edebilir; ama bizler öncelikle yüzdeye değil, bu artış sonucu ortaya çıkacak rakama bakmak zorundayız. Değerli basın emekçileri, Metal işçilerine ödenen sosyal haklar oldukça düşük tutarlardadır. Yapılan ödeme ile ödeme yapılmasını gerektiren konu arasında bir bağ kalmamıştır. Örneğin; Aylık ödenen çocuk parası net 101 TL ile 126 TL arasında değişmektedir. Bu rakamları söylemek bile acı vermektedir. Bu tutarlar, bir çocuğun bir günlük şehir içi ulaşım parasını bile karşılamaktan uzak tutarlardır. Ramazan Bayramı’nda metal işçilerine net 2.200 TL ile 4.200 TL arasında değişen miktarlarda ödeme yapılmaktadır. Bu paranın bayram için yapılacak hiçbir masrafı karşılamayacağı açıktır. İşçinin izne çıkması durumunda verilen para net 2.525 TL ile 4.527 TL arasında değişmektedir. Bu tutar, bir işçinin ailesini bırakın, kendisinin şehir dışına çıkmak için yol ücretini bile karşılamaktan uzaktır. Bu tutarlardan da görüldüğü gibi, sosyal ödemelerdeki bu adaletsizliğin giderilmesi ve ödemelerin yükseltilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Sosyal ödemeler amacı ile bağlantılı, amaca hizmet eder düzeye getirilmelidir. Bu nedenle, sosyal haklarda 3’lü paket olarak ifade edilen ‘bayram, izin ve yakacakta’ yüzde 190 oranında artış teklif ediyoruz. Diğer sosyal haklardaki artış talebimiz ise yüzde 150 oranındadır. Sosyal hakların 2’nci yılında ise çıkacak yıllık enflasyonun yarısı kadar eklenerek bulunacak oran kadar artış talep ediyoruz. Talebimiz yüzde olarak yüksek görünebilir; ancak önemli olan yüzde değil, rakamdır, tutardır. Hangi sosyal hakkın kaç TL olduğuna bakmak gerekir. Aylık ücret ile diğer yan ödeme ve sosyal haklar dışında, çok sayıda maddede değişiklik teklif edeceğiz. Bunlardan bazıları şunlar: · Toplu sözleşme kapsamının genişletilmesi, · İşe giriş ücretinin yükseltilmesi, · Yüzde 15’lik vergi diliminin üzerinin işveren tarafından karşılanması, · Fazla çalışma ücretinin artırılması, · Gece zammının yükseltilmesi, · Yıllık izin ve mazeret izinlerinde düzenleme yapılması, · Tamamlayıcı sağlık sigortasından işçinin eş ve çocuklarının da yararlanması, · Kreş yardımı verilmesi, · Ebeveyn izni, · Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik düzenlemeler yapılması, · Banka promosyonları ile ilgili düzenleme yapılması, · Prim verilmesi. Değerli basın emekçileri, İşçiler sürekli yoksullaşmakta, ücretleri reel olarak gerilemekte ve bunun sonucunda temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmektedirler. Ücret zam teklifimiz başta olmak üzere, taleplerimizin tümü haklı taleplerdir, bunlar işçilerin en doğal haklarıdır ve bu taleplerin karşılanması hiç de zor değildir. İşverenler, taleplerimizi karşılayacak güce ve olanaklara sahiptir. Bu taleplerimizin karşılanması için sendika ayrımı gözetmeden, tüm metal işçilerini birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Grup sözleşmesi kapsamındaki tüm metal işçilerine bu zorlu mücadelede kolaylıklar diliyor, başaracağımıza inanıyoruz. BİZ KAZANACAĞIZ!

BİRLEŞİK METAL-İŞ

45,324 görüntüleme • 11 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimiz ile iftar yaptı. Bakan Yaşar Güler’in beraberinde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları ve Bakan Yardımcıları da yer alırken, Bakan Yaşar Güler yaptığı konuşmada şunları söyledi: HER BİR ŞEHİDİMİZ, TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ YARINLARINI AYDINLATAN BİRER MEŞALEDİR Çok kıymetli Şehit ve Gazi Ailelerimiz, kahraman Gazilerimiz, değerli silah ve mesai arkadaşlarım; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bu güzel ve bereketli iftar sofrasında sizlerle birlikle olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Her milletin kendine özgü hasletleri vardır. Binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan asil milletimizin en büyük özelliklerinden biri de vatanına, bayrağına ve bağımsızlığına olan bağlılığı ile şehitlik ve gaziliği şeref payesi görmesidir. Bu değerler uğrunda canlarını ortaya koyup şehit ve gazilik payesine ulaşan kahramanlarımız; birlik ve beraberliğimizin, istiklal ve istikbalimizin en büyük teminatıdırlar. Vatanımız uğrunda hayatlarını feda eden her bir şehidimiz, Türkiye’nin güçlü yarınlarını aydınlatan birer meşaledir. Onların mücadelesi, cesareti ve fedakârlığı sayesinde bugün bağımsız, onurlu ve güçlü bir devlet olarak varlığımızı sürdürüyoruz. İstiklal Marşı’mızda da ifade edildiği gibi, bu vatanın her karış toprağı, aziz şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış, kahraman gazilerimizin mücadelesiyle korunmuştur. Binlerce yıldır bağımsızlığımızı koruyan, bu topraklara sarsılmaz bir vatan sevgisiyle sahip çıkan kahramanlarımız, asil milletimizin gönlünde en müstesna yere sahip olup büyük bir gurur kaynağıdırlar. SİZLER TÜRK MİLLETİNİN YİĞİTLİĞİNİN EN GÜÇLÜ TİMSALİ OLDUNUZ Cesaret timsali fedakâr Şehitlerimiz ve kahraman Gazilerimiz; sizler, “Ölürsek şehit, kalırsak gazi!” anlayışıyla canınızı ortaya koyan, milletimizin cesaret ve dirayetini en somut şekilde temsil eden kahramanlarsınız. Tarih boyunca nice destanlar yazan ecdadımızın mirasını şerefle taşıyan sizler, Türk milletinin sarsılmaz imanının, tevekkülünün ve yiğitliğinin en güçlü timsali oldunuz. Bugün 86 milyon, vatanımızda özgürce yaşıyorsak, bayrağımız göklerde dalgalanıyorsa, bunu aziz şehitlerimiz ile siz kahraman gazilerimize borçluyuz. Sizlerle ne kadar gurur duysak azdır. Dolayısıyla şehitlerimizin ve sizlerin yazdığı kahramanlık destanları, bugün olduğu gibi tarih boyunca da milletimizin hafızasında yaşamaya devam edecektir. Sizler, bizim için sadece birer kahraman değil, aynı zamanda vatan sevgisinin yaşayan abidelerisiniz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daima sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz. DEVLETİMİZ VE YÜCE TÜRK MİLLETİ SİZLERE MİNNETTARDIR Çok kıymetli Şehit ve Gazi ailelerimiz, kahraman Gazilerimiz; sizler, bu vatan için kelimelerle tarif edilemez büyük fedakârlıklar gösterdiniz. Yaşadığınız acılar karşısında metanetinizi asla kaybetmediniz, vakur duruşunuzdan asla ödün vermediniz ve milletimizin ferasetini dosta düşmana bir kez daha gösterdiniz. Sizler, Türk milletinin baş tacı, Türkiye Cumhuriyeti’nin manevi mimarlarının biricik emanetisiniz. Devletimiz ve yüce Türk milleti, sizlere minnettardır. Devletimizin tüm kurumları, büyük bir koordinasyon içerisinde sizlerin yaşamını kolaylaştırmak, ihtiyaçlarınıza çözüm üretmek, hak ettiğiniz desteği sizlere sunmak için büyük bir gayret içerisindedir. Şunu çok iyi biliyoruz ki acınızı paylaşmak, gözyaşlarınızı dindirmek, sizleri hiçbir zaman yalnız bırakmamak, bizim en büyük sorumluluğumuzdur. Aynı şekilde şehit ve gazilerimizin uğruna mücadele ettiği değerleri koruyarak bu mirasa sahip çıkmak hepimizin en önemli vazifesidir. HİÇBİR ZAMAN ONURLU VE ŞANLI MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEDİK Bildiğiniz üzere uzun yıllar gündemimizin ilk sırasında hep terörle mücadele olmuştur. Bu süreçte nice evladımızı şehit verdik, nice evladımız da gazi oldu. Ancak hiçbir zaman vatan uğruna sergilediğimiz onurlu ve şanlı mücadelemizden vazgeçmedik. Şehit ve gazilerimizden aldığımız cesaret ve kararlılıkla vatanımıza canımız pahasına sahip çıktık. Onların kahramanlık ve fedakârlıkları, gazi ve muzaffer ordumuzun en büyük ilham kaynağı oldu. Hem milletimizin sarsılmaz iradesi, hem de kahramanlarımızın mücadele azmi sayesinde hain planları her zaman boşa çıkardık, terör örgütlerine ve tüm şer odaklarına karşı büyük bir başarı elde ettik. Tüm bu başarılarda en büyük pay elbette aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize aittir. Tarih boyunca üstlendiği tüm vazifelerde olduğu gibi terörle mücadele de kahraman Mehmetçik her türlü gayreti göstererek kanının son damlasına kadar üzerine düşeni yapmıştır, yapmaya da devam etmektedir. TERÖR ÖRGÜTÜ DERHÂL VE KOŞULSUZ OLARAK SİLAHLARINI TESLİM ETMELİDİR Geldiğimiz süreçte yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Silah bırakma talimatı alan terör örgütünün, bir an önce gereğini yapması, artık kaçınılmaz bir gerçeklik olarak ortadadır. Terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda veya isimlerle faaliyet gösteren tüm uzantıları nerede olduklarından bağımsız olarak bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmelidir. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur. Süreci ihtiyatlı ve temkinli bir şekilde takip etmekle birlikte şu hususu özellikle vurgulamak isterim: PKK ve uzantılarının mevcut gelişmelerden faydalanarak yeniden yapılanmasına, büyük kayıplarını telafi etmesine ve bu olumlu süreci bozmasına ve sabote etmesine izin vermeyeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde terörsüz bir Türkiye hedefimizi gerçekleştirmek için üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz. Kahramanlarımızın ortaya koyduğu gayretlere sıkı sıkıya sahip çıkacak, verdikleri emeğin bir zerresinin dahi yok olmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Aynı şekilde ödediğimiz bedellerin esas yükünü taşıyan şehit ve gazilerimiz ile onların siz saygıdeğer ailelerinin de her zaman yanlarında olacağız. TÜRKİYE, DÜNYADA YÜKSELEN GÜÇ HÂLİNE GELDİ Türkiye; köklü tarihi, stratejik konumu, etkin ve caydırıcı ordusu, gelişmiş yerli ve millî savunma sanayisi ile dünyada yükselen bir güç hâline gelmiştir. Özellikle savunma sanayimiz gıpta ile takip edilen bir seviyeye ulaşmıştır. Kendi imkânlarımızla ve kendi mühendislerimizle ürettiğimiz İHA, SİHA ve TİHA’larımız, uçak ve helikopterlerimiz, gemilerimiz, denizaltılarımız ile daha nice silah ve sistemlerimiz güvenlik mimarimizin geldiği mümtaz noktayı ortaya koymaktadır. Bugün, sadece sınırlarımız içinde değil, sınırlarımız dışında da barış ve istikrara katkı sağlayan bir ülke konumundayız. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin de büyük katkısıyla Türkiye, pek çok kriz ve anlaşmazlığın çözümünde kilit bir rol üstlenerek, uluslararası güvenlik ve diplomasinin vazgeçilmez bir aktörü haline gelmiştir. Bu kritik dönemde, ülkemizi daha büyük ve daha güçlü yapmak için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize emin ve kararlı adımlarla ilerliyoruz. Bu vesileyle, tüm aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Yarın idrak edeceğimiz Mübarek Kadir Gecesi’nin hayırlara vesile olmasını diliyor, Ramazan Bayramı’nızı da şimdiden tebrik ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

71,085 görüntüleme • 1 yıl önce

Kıymetli arkadaşlar, Ekte bir video ve videonun sonunda iki farklı tarihe ait fotoğraflar paylaşacağım. Lütfen tarihlere dikkat etmenizi rica ediyorum. Maalesef Havuz gazetecilerinin taktiklerini kullanıyor kendi dostlarımız, beni özel mektup ve görüntüleri paylaşmaya mecbur ediyorlar. Gazetecilerin (!) kara propagandaya dönüştürdükleri “uzaklaştırma” hadisesi 29 Ocak 2019’da oldu. Bu tarihi oradaki insanları arayarak da teyîd ettim. Ekte arz ettiğim videoda o senenin Haziran ve Temmuz aylarına ait fotoğraf ve Ağustos ayında gerçekleşen bir ziyaret var. Lütfen, bu videoda dargın, kırgın, kızgın, kovulmuş, mütekebbir insanlar görüyor musunuz? Soru soran bir arkadaşa da yazdım: “Sözlerini yalanlayamıyoruz, başka çare yok, vurun abalıya!” dercesine yapılan söz konusu program pek çok yalan ve iftira içermektedir. Dün birisinin yorumunu gördüm; “Herhalde Osman hoca beş vakit namaz da kılmıyor, çünkü M. Yeşilyurt dedi ki: Osman hoca cuma ve bayram namazlarına bile gelmiyordu artık.” Halbuki o şekilde bir uzaklaşma olmadığı gibi katılamadığım Cuma namazlarının da sebebini çok iyi biliyorlar. LinkedIn hesabıma bakarsanız, o tarihlerde iki sene New York’ta imam olarak çalıştığımı görebilirsiniz. Evet, PA’daki son iki senemde New York eyaletine bağlı Rockland Psychiatric Center adlı hastanede haftada iki-üç gün çalışıyordum. Bu çalışmam, muhterem Hocamızın izni ve bilgisi dahilinde idi. Dolayısıyla o iki sene boyunca Cuma ve özel günlerde ben orada Müslüman doktorlara ve hastalara namaz kıldırıyor ve programlar yapıyordum. Ücretli çalışıyordum, hem de eyalet OMH’e kayıtlı bir Muslim Chaplain - imam olarak. Diğer günler kampa gittiğimde merhum Hocamız da sürekli sorardı, ben de güzel hadiselerden ve oradaki olaylardan bilgiler verirdim. Neden olduğunu bilemesem de bu konuda maalesef yalan söyleyen arkadaşımız bunu çok iyi biliyor. Ama “Cumaya bile gelmezdi!” diye konuşuyor. İşte, Hocaefendi’yi sansürlediğim konusu da böyle bir yalan. Oysa 20 sene en büyük ve önemli iş olarak Hocamızın sohbetlerini yayınlamayı bildim. Yayında bahsettikleri gün de yine çalıştığım yerde bir programda idim. İlgili arkadaş arayınca ona şifrelerin kimde olduğunu ve videonun nasıl yükleneceğini de belirttim. Kasdi olarak mani olmak aklımın ucundan bile geçmez. Arkadaşımız bunu neden öyle anlattı anlamış değilim. Buna dair iki arkadaşımın şahitliğini ifade eden iki mesajın resmini paylaşabilirim ama o arkadaşları zor durumda bırakmak istemiyorum. Hasılı, merhum Hocamızla alakalı bir yayını yaptırmamak aklımdan dahi geçecek bir edepsizlik olamaz. Fakat ne diyeyim; öyle bir şey varmış gibi anlatanları da benim kusurlarımı da Allah affetsin. O gazetecilere de açıkladığım gibi, muhterem hocamız bazen cemal bazen de celal ile terbiye ederdi. Kimi zaman iltifat kimi zaman tedip yoluna giderdi. Cevdet Bey’den Mustafa Özcan’a kadar zaman zaman kovmadığı insan yoktur. Bir kısım iftiralar sonrası Harun, Ali ve Recep abileri aylarca kabul etmemesi de böyle bir uygulamadır. Öğrenci arkadaşlarımızdan “kovulma” tecrübesi yaşamayan yoktur. En az on defa “derslere iyi çalışmadıkları, derste ilgisiz davrandıkları ya da manevi dünyalarındaki eksiklikleri” –bunlar hocamızın ifadeleri- gibi sebeplerle bütün halka kovulmuştur. Hatta iki ya da üç defa “Madem siz gitmiyorsunuz, o zaman ben gidiyorum!” diyerek muhterem Hocamızın başka bir binaya muvakkaten taşındığı vakidir. O bahsedilen hadisede Mustafa Özcan ve iki talebe arkadaşın neden kovulduklarını bilmiyorum. 2019 yılında bir gün binaya gittiğimde kapıdaki nöbetçi “Hocaefendi bazı isimleri içeri almamamızı söyledi. Sizin adınız da var!” dediler. Evime gittim, ne hata yapmış olabileceğimi düşündüm, tevbe istiğfar ettim. Diğer üç kişi bir gün sonra gidip girmişler. Bem bir hafta gitmedim. O bir haftanın sonunda “Hocaefendi seni çağırıyor!” dediler, hemen koşup gittim. Salonda yalnızdı. İçeri girdiğimde tebessüm etti. “İnsan Hocasına küser mi?” dedi. “Estağfirullah hocam, kendi hata ve günahımın istiğfarı ile meşguldüm, çağırdığınız için teşekkür ederim!” dedim. Sonra da bu tavrının sebebini -istifsar ve bir daha yapmamk için- sordum Dediler ki: “Beni yalnız bırakıyorsunuz. Son dönemde oturumlara az geliyorsunuz. Geldiğinizde de yüzünüz asık oluyor. Oysa benim için katlanmalıydınız buradaki sıkıntılara. Ben size toz kondurmam; siz de benim için insanların ezalarına katlanmalısınız!” dedi. Hepsi bu kadar. Bütün mukaddesatım üzerien yemin ederim ki bütün hadise bundan ibaret. Fakat birileri bunu her yanda “Hocaefendi onu kovdu!” diye yayıyorlar ve bunu bir iftira kampanyasına çevirdiler. Bu hadiseden sonra üç sene daha orada kaldığımı ve sonrasında da Muhterem Hocamızın vefatından önceki ziyaretlerimi daha önce değişik vesilelerle anlattım. Bu arada, o gazeteciler (!) kendileri ile röportajdan kaçtığımı söylüyorlar. Benim çekindiğim husus kayıtlı röportajdır, çünkü nasıl montaj yapacaklarından emin değilim artık. M. Özcan ve Cevdet Bey’in ya da sadece birinin beraberce çıkacağımız bir canlı yayını, moderator kim olursa olsun, kabul ediyorum. Not: Çoklarının insafsızca saldırdığı bir dönemde, bu videoyu çekip bana gönderen arkadaşıma da minnettarım. Evet, bir bakınız, kırgın ve dargın insanlar mı görüyorsunuz?

Osman Şimşek

216,675 görüntüleme • 11 ay önce