Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Rusya devlet televizyonunda dikkat çeken bir yayın… Karabağ’da Azerbaycan Ordusu’nun operasyonları sırasında bölgeden kaçan bazı Ermenilerin, bugün Ukrayna’ya karşı Rus ordusu saflarında savaştıkları gösterildi. Dahası Rus yayını onları "tecrübeli" diye övüyor. Daha da dikkat çekici olan ise, bu kişilerin üniformalarında eski Karabağ ayrılıkçı rejiminin bayrağını taşımaları.

17,831 просмотров • 1 месяц назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

🇹🇷 Cihat Yaycı: Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşının içerisine adım adım çekilmek istenmektedir. Özellikle Ukrayna’nın attığı bazı adımlar, Türkiye’yi Rusya ile karşı karşıya bırakabilecek riskler doğurmaktadır. Oysa Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini Ukrayna uğruna bozmasını gerektirecek hiçbir sebep yoktur. Türkiye’nin önceliği kendi milli menfaatlerini korumaktır. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin, Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret ederek Patrik’e “Ekümenik Patrik” sıfatıyla hitap etmesi de dikkat çekici bir tercihtir. Bu yaklaşımın, Yunanistan’ın Ukrayna’ya verdiği güçlü siyasi desteğin nedenlerinden biri olarak değerlendirilmesi gerekir. Öte yandan Moskova’ya yönelik gerçekleştirilen uzun menzilli İHA ve SİHA saldırıları savaşın ulaştığı yeni aşamayı göstermektedir. Ukrayna’nın 1.000 kilometrenin, hatta 2.000 kilometreye varan mesafelerde Rusya’nın derinliklerini vurabilecek kapasite ortaya koyması son derece önemli bir gelişmedir. Bu saldırılar, savaşın artık Rusya’nın başkentine kadar ulaştığı algısını oluşturmuş, Rus kamuoyunda ciddi endişeye neden olmuştur. Havaalanlarının kapatılması ve uçuşların durdurulması bunun somut göstergeleridir. Önümüzdeki günlerde bu gelişmelerin savaşın seyrini değiştirecek yeni askerî ve siyasi sonuçlar doğurması ihtimal dâhilindedir. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “Kiev’i boşaltın. Bütün yabancı diplomatik temsilcilikler Kiev’i terk etsin. Çok ağır bir saldırı yapacağız.” açıklaması da gerilimin daha da tırmanabileceğine işaret etmektedir. İran’a yönelik saldırılar nedeniyle son dönemde Ukrayna savaşı uluslararası gündemde ikinci plana düşmüş görünmektedir. Lübnan, Filistin ve Suriye’deki gelişmeler de aynı şekilde gölgede kalmıştır. Ancak Ukrayna cephesindeki hareketliliğin yeniden artmasıyla birlikte savaşın tekrar küresel gündemin merkezine oturacağı değerlendirilmektedir. Diğer taraftan Rusya’nın İran’a beklenen ölçüde destek vermemesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tarafları yeniden müzakere masasına çekmeye çalışması dikkat çekmektedir. Buna rağmen Zelenski’nin NATO zirvelerine davet edilmeye devam edilmesi, Batı’nın Ukrayna’ya verdiği siyasi ve askerî desteğin sürdüğünü açıkça göstermektedir. Savaşın Türkiye açısından en önemli sonuçlarından biri ise Karadeniz’de ortaya çıkan deniz güvenliği riskleridir. Mayınlar, silahlı insansız deniz araçları (SİDA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) nedeniyle Karadeniz’de ticari deniz ulaşımı ciddi tehdit altındadır. Türk bağlantılı gemiler de dâhil olmak üzere birçok ticaret gemisi hedef alınmıştır. Sadece Rus limanlarına uğradıkları gerekçesiyle ticaret gemilerine saldırılması uluslararası deniz hukukuna açıkça aykırıdır. Buna rağmen uluslararası toplumun bu saldırılar karşısında sessiz kalması ise ayrıca sorgulanması gereken ciddi bir çifte standarttır. Videonun tümü👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

12,613 просмотров • 26 дней назад

Daniel Wickwire, Ankara-Batıkent Evanjelist Kilisesi Pastörü ”GAP tamamlandığında milyonlarca asker GAP’ın kuruttuğu Fırat Nehri’nin yatağından geçecek ve Kıyamet Savaşı Armagedon başlayacak”(22/12/2004-Tempo) İliç Altın M.Kazasına(!)birde burdan bakın. Peki ,Doğu'dan gelecek Krallar ve Askerler kimler ? Rusya, Çin ,İran, Ermenistan ??? Ya da hepsi beraber mi ? Türkiye Rus-Ermeni ittifakıyla işgal edilecek. Ankara’ya kadar bu işgal gelecektir. Bu detay teori ABD ve batı planında ayrıca mevcuttur. Üstüne film karesinde Ankara'ya nükleer saldırı bile söz konusu olmuştur. Dahası ise , Barış Manço'nun 1973 Fotoromanı dikkat çekicidir. Bu savaşın başında taraflar; önce Türkler ve saldırgan Rus-Ermeni cephesidir. Savaşın daha sonraki aşamalarında Türkler ve Batıdan -Doğudan gelen ordular arasındadır. Bu savaşta Türklük camiası tek çatı altında birleşecek ve bir çok islam ülkesinden müslümanlar , yönetimlerine rağmen Türk ordusu saflarında savaşacaktır. Bu savaş Armageddon olabilir. Cephe ise yüz yol öncesi gibi olabilir. HAHAM RAVVİ ne diyor " Bizim Mesihimiz İstanbul Rus'lar tarafından işgal edilince İstanbul'dan çıkmış olacak." Ermeni asıllı Rus siyasetçi "Türkiye zor durumda İstanbul'u işgal edelim." 19 Mart 2023 --- Rusya'da Kars,Iğdır'da hala Türk bayrağı dalgalanıyor sözleri, açıkça tv ekranlarında boğazları vurma beyanları... TSK yakında Kuzey Irak' a büyük bir operasyon başlatıyor. ABD -Gazze merkezli / Kıbrıs Rum Kesimi koordineli bir hatla Doğu Akdeniz' i nerdeyse işgal ediyor. Rusya, Kuzey Kore'den 3 milyon adet top mermisi alıyor. Avrupa cephesi kabul, unuttuğumuz ise PUTİN " Barbar Türk'ler İstanbul'u işgal etti." Diyor. ABD'nin Yunanistan ve Ege'de ki yığınağını söylemiyorum. Dünya üzerinde Anadolu'da varlık gösterdiği günden bugüne Haçlı seferleri, dünya savaşları ile yok edilmeye çalışılan Türk'ten başka millet yoktur. Peki, ne var bu Anadolu'da ? Yüz yıl önceki projeksiyon aynen devam ediyor. 3 milyon adet top mermisi büyük bir dünya savaşının konvansiyonel ve ölümcül olduğunu gösteriyor. Fakat, Türk devleti ,Anadolu 'dan başka konuşulan bir yer yok. " Kolay değil kayaların oğlu olmak... Kuzeyden esen rüzagara Güneyden gelen kavurucu sıcağa karşı Koruyacaksın onları…" Onların içerisinde olmak için Anadolu ahalisi ya da Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında yaşamak yetmiyor. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #KayalarınOğluHHK19

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

35,719 просмотров • 2 лет назад

Turu Geçersek Psg Serdar Kelleci: Galatasaray Liverpool maçı bitti. Biraz daha sakinleşti herkes. Ne yaşadık biz diye dün gece. Şimdi Chelsea Paris Saint Germain'i izledim. Paris Saint Germain Chelsea maçını izledik. Tabii biraz endişe vermiyor değil. Özellikle Paris Saint Germain. Kaldı ki Chelsea açısından da çok net olumlama yapacağımız bir karşılaşma diyebiliriz. Yani Chelsea açısından bile 5-2 mağlubiyete rağmen olumlama yapacağımız bir karşılaşma olduğunu bile söyleyebilirim. Şimdi dün geceye dair biraz konuşalım da istiyorum. Çünkü çok değerli olduğunu düşündüğüm bu galibiyet Galatasaray açısından önümüzdeki dönemlerde nasıl yansıyabilir? Biraz ligide konuşacağız. Konuşamadığımız bazı noktalar vardı. Hepsini beraber masaya yatırırız. Tabii ki sonradan yayını izleyecek olan arkadaşlarımıza da tekrar buradan teşekkürlerimizi gönderiyoruz. Hype'larını ve like'larını bekliyoruz. Sonradan yayını izleyenlerden de istirham edelim. Şimdi şöyle bir yayın akışımızı... kontrol edelim. Tabii ki sponsorlarımız Serkons'a, Aykul Enerji İçeceğine, Antik Kentine, Usta Eldivene, Asri Fırına, LA Wimbled'ına ve Önen Kimya'ya teşekkürlerimizi gönderiyoruz buradan. Yayın akışına bakmaya çalışıyorum şimdi. İlkemin gönderdiği yayın akışını bulamadım. Şimdi Gecenin sonuçları Bayer Lebel Kuzum 1, Arsenal 1, Bodo Glimt 3, Sporting 0. Gecenin en dikkat çeken maçı. Çok enteresan. Tabii kendi sahalarında başka bir şey oynuyorlar. Ve bakın bu maçta kart falan mı oldu? Kırmızı kart falan mı var bu maçta? Şaka mı bu? Bir şey söyleyeyim mi? Şu dikkatimi çekti hemen. 64 dakika top oyunda kalmış. 64 çok yüksek arkadaşlar. Çok aşırı yüksek. 123 kilometre koşmuşlar. Sporting 113 koşmuş. Çok ciddi bir Paris Saint Germain Chelsea maçında bir bakalım. 116-115 bandı kilometre olarak. Top oyunda 57 dakika kalmış. Top oyunda 57 dakika kalmış. Yalnız bakar mısınız 64 nedir abi Vodogunit maçında? Real Madrid City maçına bakalım. Orada koşu mesafeleri düşüktür. 108 tabii Real Madrid, 107 City. Biraz daha topu bilerek oynayan adamlar tabii çok fazla koşma gereği duymuyorlar. Topu kullanmayı bilen takımların, topun kıymetini bilen takımların elbette koşu mesafeleri biraz daha az olmasını anlayışla karşılamamız lazım. Biraz da buradan da bakalım futbolda. Çünkü bazen... İstatistik okunuyor bazı programlarda ama maalesef iyi okuyamıyoruz. Bugün bir şey gördüm mesela. Valla sitenin ismini de vereceğim kusura bakmasınlar. Çok net söyleyeyim. Transfermarkt diye bir site var. Bunların Twitter adresi var tamam mı? Ya orada yazmışlar demişler ki Avrupa'da en başarılı teknik direktör listesi falan.

Galatasarayultrataraftar

121,365 просмотров • 4 месяцев назад

Filmleri aratmayan bir olay. Özel Rapor hazırladım. Tavsiye ederim. İran Çevresinde Ortaya Çıkan Gizemli Farsça Radyo Yayını! Modern savaşın görüntüsü çoğu zaman nettir: füzeler, radarlar, savaş uçakları ve patlamalar. Ancak her büyük çatışmanın görünmeyen bir tarafı da vardır. İstihbarat, iletişim ve elektronik savaş. İran çevresinde son haftalarda ortaya çıkan Farsça sayı yayınları tam da bu görünmeyen cepheyi gözler önüne serdi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarının başlamasından yaklaşık 12 saat sonra, 28 Şubat 2026’da, amatör radyo meraklıları kısa dalga bandında alışılmadık bir sinyal fark etti. Yayın 7910 kHz civarında yapılıyordu. Kısa dalga bandı özellikle istihbarat ve uluslararası yayınlar için kullanılır; çünkü sinyaller atmosferden sekerek binlerce kilometre uzağa ulaşabilir. Yayında duyulan şey oldukça basitti ama aynı zamanda son derece tuhaftı: Farsça konuşan bir erkek sesi, monoton bir şekilde sayılar okuyordu. Yayın genellikle günde iki kez, sabah erken saatlerde ve akşam saatlerinde tekrarlanıyordu. Sayı dizileri birkaç dakika boyunca okunuyor, ardından kısa bir duraklama oluyor ve aynı kelime üç kez tekrarlanıyordu: “Tavajjoh… Tavajjoh… Tavajjoh.” Ve sonra sayılar. (Farsçada “Dikkat” anlamına gelir.) Bu yayın, dünya çapındaki radyo gözlemcileri tarafından kısa sürede kaydedildi ve analiz edildi. Radyo araştırmacılarının oluşturduğu Priyom adlı veri tabanı bu yeni istasyona bir kod verdi: V32. Numbers Station: Soğuk Savaş’ın Hayaleti Uzmanların dikkatini çeken ilk nokta şuydu: Bu yayın biçimi çok eski bir yöntemi hatırlatıyordu. İstihbarat dünyasında “numbers station” (sayı istasyonu)olarak bilinen bu sistem, özellikle Soğuk Savaş yıllarında kullanılmıştı. Mantığı oldukça basittir fakat güvenliği son derece yüksektir. Bir merkez istasyon radyo üzerinden rastgele görünen sayılar yayınlar. Mesajı alacak kişi ise elindeki tek kullanımlık şifre anahtarı (one-time pad) ile bu sayıları çözer. Bu yöntemin avantajı iki noktada ortaya çıkar: Yayını herkes dinleyebilir, çünkü kısa dalga radyo herkese açıktır. Ancak mesajı yalnızca anahtara sahip olan kişi anlayabilir. Kriptografi uzmanlarına göre doğru kullanılan bir one-time pad sistemi teorik olarak kırılmaz. Bu yüzden Soğuk Savaş boyunca CIA, KGB ve birçok istihbarat servisi bu yöntemi tercih etti. Sinyalin Kaynağı Radyo gözlemcileri sinyalin kaynağını bulmak için klasik bir yöntem kullandı: triangülasyon. Yani farklı ülkelerdeki alıcıların sinyal gücü ölçümleri karşılaştırıldı. Bu analizler sonucunda sinyalin kaynağının Avrupa’nın batısında bir bölge olabileceği değerlendirildi. Tahmini kapsama alanı şu ülkeleri içeriyordu: Kuzey İtalya İsviçre Batı Almanya Doğu Fransa Belçika Hollanda Bu bilgi tek başına kesin bir sonuç vermese de, yayıncının İran içinde olmadığına dair güçlü bir işaret olarak yorumlandı. Elektronik Karıştırma (Jamming) Olayın en dikkat çekici kısmı ise birkaç gün sonra yaşandı. 4 Mart 2026’da aynı frekansta güçlü bir elektronik gürültü ortaya çıktı. Radyo literatüründe bu tür karıştırma yöntemine “bubble jammer” denir. Yayın üzerine yoğun bir elektronik ses gönderilerek orijinal mesajın anlaşılması engellenir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği, BBC veya Radio Free Europe gibi Batı yayınlarını engellemek için bu yöntemi kullanmıştı. Aynı teknik şimdi bu gizemli Farsça yayına karşı kullanılıyordu. Bu durum iki önemli sonucu ortaya koydu: Yayın gerçekten birilerinin işine yarıyordu. Başka bir taraf ise bu mesajların alıcıya ulaşmasını istemiyordu. Karıştırma başladıktan sonra orijinal yayın kısa süre kesildi ve daha sonra yakın bir frekansa taşındı. Kim Gönderiyor? Radyo uzmanları arasında farklı teoriler ortaya atıldı. En çok konuşulan senaryo, yayının ABD tarafından İran içindeki ajanlara gönderilen mesajlar olabileceği yönündedir. Çünkü kısa dalga yayınları internet kesintilerinden etkilenmez ve sahadaki bir ajan sadece radyo dinleyerek mesaj alabilir. Başka teoriler ise şu ihtimalleri öne sürmektedir: İsrail istihbaratı tarafından yürütülen bir operasyon İran’a karşı yürütülen psikolojik savaş Bölgesel bir aktörün (rferl. org göre örnegin Türkiye) gizli iletişim kanalı ABD’nin Uyarısı 9 Mart’ta ABC News tarafından yayımlanan bir haberde, ABD hükümetinin bazı güvenlik kurumlarına “ele geçirilmiş şifreli iletişimler” hakkında bir uyarı gönderdiği bildirildi. Uyarıda şu ifadeler yer aldı: “Bu yayınların tam içeriği belirlenememiş olsa da, uluslararası özelliklere sahip yeni bir istasyonun aniden ortaya çıkması dikkat gerektirmektedir.” Bu açıklama doğrudan söz konusu yayına işaret etmese de, zamanlama nedeniyle tartışmaları daha da artırdı. Modern Savaşın Eski Teknolojisi Bütün bu gelişmeler aslında önemli bir gerçeği gösteriyor. Modern savaş yalnızca yüksek teknolojiyle yürümüyor. Uydu sistemleri, siber ağlar ve dijital iletişim son derece gelişmiş olabilir. Ancak kriz anlarında bu sistemlerin hepsi kesilebilir veya izlenebilir. Bu yüzden istihbarat dünyası bazen en eski ama en dayanıklı araçlara geri döner. Kısa dalga radyo tam olarak böyle bir araçtır. Elektrik olduğu sürece çalışır. İnternet gerektirmez. Uyduya bağlı değildir. Atmosferden sekerek dünyanın öbür ucuna ulaşabilir. Bu nedenle 2026 yılında bile bir savaşın ortasında, bir yerde hâlâ şu ses duyulabiliyor olabilir: “Tavajjoh… Tavajjoh…” Ve belki de bu sayılar, modern savaşın görünmeyen cephesinde oynanan çok daha büyük bir oyunun küçük bir parçasıdır. kullandiğim kaynaklar: Random Numbers, Persian Code: A Mysterious Signal Transfixes Radio Sleuths — And Intelligence Experts – Radio Free Europe / Radio Liberty (RFE/RL) Iran Shortwave Radio Signals Spark Cold War Spy Technology Mystery – The Times Cold War-Style Numbers Stations Return During the Iran Conflict – The Atlantic V32 Persian Numbers Station Monitoring and Analysis – Priyom Numbers Station Research Blog US Government Alert on Intercepted Encrypted Communications – ABC News The Conet Project: Recordings of Shortwave Numbers Stations – Akin Fernandez. Radyoda yayımlanan gizli kodların yayınlanma an ve kod: #Iran #IranWar #IranResistance #RadioWar #NumbersStation #ShortwaveRadio #IntelligenceWar #ElectronicWarfare #SignalWar #ColdWarTechnology #PsychologicalWar #InformationWar #IranTechnology #StrategicIran #HiddenWar #SpySignals #EterdekiSavas #GizliSavas #IranAnalysis

Murteza OCAKLI

11,403 просмотров • 4 месяцев назад

■ RUSYA - TÜRKİYE'Yİ SAVAŞ LİSTESİNE EKLEDİ ! ▪︎ RUSYA'NIN MEŞRU DÜŞMAN LİSTESİNE TÜRKİYE EKLENDİ. ▪️Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, listenin bir uyarı değil, Rus ordusu için bir "potansiyel imha listesi" olduğunu duyurdu. ▪︎ RUS ORDUSUNUN POTANSİYEL İMHA yani SALDIRI VE SAVAŞ LİSTESİNE RUS DEVLETİ TÜRKİYE' Yİ eklediğini açıkladı. ▪︎ "Rusya Türk savunma sanayisini MEŞRU hedef listesine aldı. ▪️Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’ya kritik bileşen sağlayan ülkeleri ve savunma sanayii devlerini doğrudan "meşru hedef" listesine aldı. ▪️Bakanlık, Türkiye’den Tualcom ve Dowaksa şirketlerini Ukrayna’nın İHA üretim kapasitesine doğrudan destek vermekle suçladı. ▪️Tualcom’un ürettiği uzay tabanlı radyo navigasyon (anti-jam GNSS) alıcılarının ve Dowaksa’nın Yalova’da ürettiği karbon fiber gövde malzemelerinin sahada aktif kullanıldığı iddia edildi. ▪️Tehdit sadece Türkiye ile sınırlı değil; Almanya, İtalya, Çekya, İspanya ve İsrail merkezli teknoloji şirketleri de "Ukrayna’nın Avrupa’daki uzantıları" olarak hedef gösterildi. ▪️Rusya’nın bu hamlesi, savunma sanayii tedarik zincirine yönelik açık bir savaş ilanı niteliği taşıyor." ■ ABD SAVUNMA BAKANI Hegseth : İran'ın nükleer anlaşmayı kabul etmemesi halinde askeri seçeneklerin masada olduğunu belirtti. ABD kuvvetlerinin savaş hariç operasyonları yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıkladı. ■ WASHİNGTON POST : İran 'a karşı askeri saldırılara veya kara operasyonuna hazırlık olarak, ABD Savaş Bakanlığı' nın önümüzdeki günlerde Orta Doğu 'ya binlerce ek asker göndermeyi planladığını açıkladı . ■ TRUMP : NATO hakkında: ▪️Eğer yanımızda olmayacaklarsa, neden NATO’ya yılda yüz milyarlarca dolar harcıyoruz? ▪️Eğer İran konusunda yanımızda olmayacaklarsa, İran’dan çok daha önemli konularda da yanımızda olmayacaklar demektir. ■ MERKEZİ YÖNETİM bütçesi mart ayında 229,9 milyar TL açık verdi. Yılın ilk üç ayında toplam açık 420 milyar TL'ye ulaştı. Veriler ekonomi gündeminde öne çıktı . ■ MEDİAMARKT Türkiye CEO'su Hulusi Acar: "Savaş yüzünden 20 dolarlık çipin 100 dolara çıkacağı bir döneme giriyoruz. Bu durum cep telefonlari, tabletler ve bilgisayarlarda hızlı bir şekilde fiyat artışına yol açacak." ■ KKTC : ▪︎ Türk tankları RUM sınırına konuşlandı . SON DAKİKA: Pile’de büyük gerginlik! Pile’de ara bölgede, hafta başında iki taraf ile BM Barış Gücü arasında Çayhan Düzlüğü nedeniyle başlayan tartışma, bu sabah Türk ordusuna ait tankların bölgeye sevk edildi . ■ TRUMP : Önümüzdeki 2 gün boyunca inanılmaz olaylara tanik olacaksınız . ■ İRAN asıllı ABD VATANDAŞI Sheila Nazarian : ▪️İran’dan duyduğum tek şey, bombardımanların durmasını istemedikleri. ▪️İsrail ve ABD'nin yaptığı saldırılardan ziyade bu rejimden daha fazla korkuyorlar." ■ TRUMP’TAN DÜNYAYI SARSACAK "KIYAMET DÜĞMESİ" ÇIKIŞI! ▪︎ ​Donald Trump, Yapay Zekaya Karşı Kapatma Düğmesi İstiyor! ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekanın insanlık için bir "varoluşsal tehdit" haline gelebileceğini söyleyerek, kontrolden çıkan bir yapay zeka senaryosuna karşı, tüm sistemleri tek bir dokunuşla kalıcı olarak kapatacak bir "Kırmızı Düğme" mekanizmasının kurulması gerektiğini açıkladı. Bu Ne Anlama Geliyor? Eğer yapay zeka bir gün kontrolü ele geçirmeye çalışırsa veya insanlığın çıkarlarına aykırı hareket ederse, bu düğme sayesinde tüm dijital beyinler anında SIFIRLANABİLECEK. ■ Eski MMA dövüşcüsü JAKE SHIELDS : ▪️"Eğer Türkiye; İsrail ile savaşa girerse, Amerikan halkı Türkiye'ye yardım etmek için birleşmeli. ▪️Bu, tanrı ile kötülük arasındaki bir savaştır ve kötülüğe karşı savaşmak, tanrıya olan ahlaki yükümlülüğümüzdür." ■ Tucker Carlson:Trump yönetimindeki ABD hükümetinin 'yeni resmi dini' 'İsrailizm'dir. ■ HAKAN FİDAN : İsrail ,Türkiye'ye saldırmak gibi bir delilik yapar mı ? Yapar, çünkü başındakiler deli. ■ Rusya , Türkiye'ye kirli savaş ilan eden ülkeler arasında yerini aldı. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

55,435 просмотров • 3 месяцев назад

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ukrayna’ya asker gönderme açıklaması ! Türkiye için dört aşamalı kuşatma planının iki aşamasını barındırıyor. Dedeağaç'a yerleşen Fransız birlikleri ,Trakya sınırımızda yerleşmiş durumda. Akkdeniz'de Fransa; Nükleer denizaltı ve nükleer uçak gemileri gezdiriyor . Rafael Savaş uçaklarını Yunanistan'a verdi. Örneklerle izah edelim : Fransız l'Express dergisi, Türkiye'nin Kardak adasını ''işgal'' etmesiyle Fransa öncülüğünde Almanya, İngiltere ve Yunanistan'ın oluşturduğu ittifak arasında yaşanacak bir savaş senaryosunu işledi. Derginin ''Fransız ordusu hazırlanıyor'' dediği senaryoya göre Türkiye yeniliyor. Tabi bu bir senaryo! Unutulmasın, yüz yıl önce Anadolu'ya gelene kadar bu senaryolar işlenerek gelindi. Fransa ,aleni olarak AĞRI dağını Ermenistan toprağı olarak gösteren haritalar yayınlıyor. Dahası var... Ermenistan ve Gürcistan arasında stratejik ortaklık anlaşması imzalandı. Yani kutsal ittifak. Gürcistan'ı ziyaret eden Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Cumhurbaşkanı Zurabişvili görüşme sonrası şeref defterine Ağrı Dağı'nın resmini çizdi. Bu durum, Ukrayna 'ya - Rusya'ya karşı asker gönderilmesi gerektiğini söyleyen Macron'un asıl hedefi Rusya mı ? Bir hedefi daha var. AB ülkelerinin askerleri Ukrayna'ya gönderilince olay bitmiyor. Olayın özü Türkiye'nin Kuzey'den kuşatılması ve Kafkasya'ya doğru koridor açılarak Ermenistan'a ulaşılması. Gürcistan yarı AB üyesi gibi, tüm AB ülkelerinde serbest dolaşım hakkına sahip. Son dönemde savaş ile beraber bu durum Ukrayna için geçerli. Fransa , Ermenistan 'a silah yığıyor. Düne kadar ABD ile beraber Yunanistan'a silah ve asker yığdılar. Hindistan müthiş silah desteği veriyor Ermenistan'a ... Önce Ukrayna, sonra Gürcistan ve Ermenistan 'a geçmek. Bu durumda , Kürdistan hayallerine kapı aralamak. İran ne yapar bir bilinmez. Artık İsrail 'le açık düşmanız. Suriye ile çıkış kapısı aralamak imkansız. Kuzey 'den BAĞIMSIZ, BÜYÜK,BİRLEŞİK KÜRDİSTAN projesi ve Arz- I Mevud - Büyük İsrail ilerlemesi devam ediyor. Ortalıkta bir tane müslüman ya da Arap ülkesi yok. Rusya devlet televizyonu genel yayın yönetmeni açık açık IĞDIR, KARS ,ARDAHAN 'da Türk bayrağı inmeli diyor. Aynısını FRANSA , ABD dolaylı söylüyor. İngiliz ve Almanlar'da . İran hemen onlarla beraber olur. Türkiye'yi Kuzey ve Doğu'dan kuşatma, kıskaca alma hareketleri bunlar. Yunanistan " Nükleer Güç Fransa yanımızda, demişti." Rus Tv'lerinde Rus vekiller, İstanbul ve boğazları vurmaktan bahsediyor. Ekonomik vaziyetimiz vahim. Savaş gücümüzü göreceğiz. Ama hiçbiri uzak değil . Yüz yıl önce Rusya ,karşısında Osmanlı ve müttefikleri Fransa ve İngiltere.... İnebahtı'da Osmanlı'yı bitiren deniz savaşı ve Rusya,Yunanistan,İngiltere, Fransa beraber. Yunanistan'ı Osmanlı'dan koparan Almanya'dır. İlk kralı ise Bavyera kralıdır. Sonra,Almanya ile kanka ,karşımızda Rusya,İtalya,Yunanistan,Faransa,İngiltere .... Dolayısı ile tarafların tam olarak yan yana görüntüsü Anadolu işgalinde ortaya çıkmıştı. Şu sıralarda Güney'den ABD ,İSRAİL ,PKK-YPG ... Ege ve Akdeniz tam bir cacık olmuş. Karadeniz'e , boğazlardan Montrö şemsiyesi olunca geçilemiyor. Ama Karadan,Ukrayna üzerinden Karşı Yaka'da toplanarak, altı saatte Karadeniz Ereğlisi 'ne çıkabiliniyor... Durumun özeti budur. Rus Tv'lerinde Boğazları vururuz beyanları geçiyor. Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo, Rusya'nın "Batı ile uzun süreli bir çatışmaya" hazırlandığını belirterek, Avrupa Birliği'nin (AB) bu tehdide şimdi yanıt verememesinin uzun vadeli riskler doğuracağı uyarısında bulunuyor. Finlandiya ,Ukrayna 'da Rusya ile savaşa ilk evet diyen AB ülkesi oluyor böylece ... HEDEF ANADOLU , HEDEF TÜRK'LÜK ... #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #DerinStrateji

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

98,897 просмотров • 2 лет назад

■ İSRAİL'in : Türkiye ile savaşa girmesi durumunda NÜKLEER SİLAH kullanma seçeneğini değerlendireceği güvenlik koridorlarına sızdırılıyor. ■ İRAN : Hürmuz Boğazında ABD helikopterini düşürdüğünü açıkladı . ▪︎ TRUMP : Buna karşılık vermemiz gerekiyor! ■ FOX NEWS : Başkan Trump, İran'da büyük bir şeyin patlatılması için emir vermek üzere. ■ İSRAİL : Savaş stratejilerini bir rakipten diğerine kaydırıyor. İran ile ateşkesin ardından, Lübnan, Gazze ile savaşı başlatmış ve şimdi Türkiye ve Mısır ile savaşmayı planlıyor. ■ Amerika doğumlu İsrailli casus J. Pollard: ▪︎ Türklerle ,İranlılarla olduğumuz kadar kolay bir zaman geçireceğimizden o kadar emin değilim. Bir sonraki savaşa hazırlanmalıyız, ki bu muhtemelen Türkiye ve Mısır'a karşı olacak. Fırtına geliyor. ■ TODAY NEWS : İSRAİL'in, Mısır veya Türkiye ile savaşa girmesi durumunda NÜKLEER SİLAH kullanımını değerlendireceğini açıkladı. ■ YUNANİSTAN NAMLULARI SEMBOLİK OLARAK TÜRKİYE'YE ÇEVİRDİ : Yunan ordusunun Türkiye sınırına yakın birliğinde yapılan arma değişikliği . ▪︎ Yunan ordusu, Türkiye sınırına yakın konuşlu 29. Mekanize Piyade Tugayı’nın armasını değiştirdi. Yapılan değişiklikte en dikkat çekici detay, sembolik yön değişimi oldu. Yunan basınından Kranos .gr ’nin haberine göre eski armada asker figürünün Batı’ya baktığı görülürken, yeni tasarımda yönün doğrudan Türkiye sınırına çevrildiği ve armaya Semadirek Adası’nın da eklendiği dikkat çekti. ■ ALMANYA SAVAŞA HAZIRLIKLARA BÜYÜK BÜTÇELERLE DEVAM EDİYOR ! Almanya, 2030 yılında, Rusya ile yapacağı savaşa hazırlanıyor. Bu maksatla, Romanya'da, Alman Ray Metal silah fabrikaları kuruyor. ▪︎ ALMANYA , Avrupa'nın farklı ülkelerinde büyük mühimmat fabrikaları kurmaya devam ediyor. ■ DÜNYA EKONOMİSİ : "Asya borsalarında teknoloji hisseleri sert çakıldı. Güney Kore’de Kospi endeksi açılışta yüzde 9’a yakın düşerken işlemler 20 dakika durduruldu. Japonya’da Nikkei de teknoloji hisselerindeki satış dalgasıyla yaklaşık yüzde 4,5 geriledi." ■ Prof.DR. HASAN ÜNAL : Haberlere göre bölgenin ve dünyanın en nefret edilen ülkesi haline gelmiş olan İsrail, Mısır ve/veya TÜRKİYE ile savaşa girdiği takdirde NÜKLEER silah kullanacakmış. Türkiye bu konuyu Amerika ile açık açık konuşarak bu şımarıklığın devamı halinde Rusya veya Pakistan ile nükleer ilişki kurabileceğini söylemeli. Ayrıca İsrail’i bu azgın davranışlardan uzak tutmak için bir yandan Arap ülkeleri öte yandan da İran ile yakın ilişkiler geliştirmeli. O yüzden artık bölge ülkelerinin hepsini içine alacak ekonomik, politik hatta askeri projelere yönelmek daha yerinde olacaktır. ANALİZ : Hoca doğru söylüyor. FAKAT ! Rusya ile köprülerin kapanmış olduğunu takip etmemiş . Suriye için İNTİKAM almayı planlayan Rusya , KUDÜS şehrinin meydan tapusunu elinde bulunduran Rusya, RUS YAHUDİLERİ tarafından kurulan İsrail . Bu faktörler değerlendirilmemiş. Pakistan 'ın NÜKLEER kapasitesi İsrail veya ABD ile Nükleer bir pazarlığı kaldırmaz. GÜNÜN GERÇEĞİ : Bugüne kadar yapacak olduklarını yapmadıysan, yarına sadece değerlendirme yaparsın. ■ İRAN : Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf : ABD ile tansiyon yeniden yükselirken ülkesinin diplomasi dilini tercih ettiğini ancak savaşa da hazır olduklarını belirtti. ■ İSRAİL ordusu, ateşkese ve İran'ın uyarılarına rağmen saldırı tehdidinde bulunduğu Lübnan'ın güneyindeki Sur kentini hava saldırılarıyla hedef aldı. ■ DÜNYA SAVAŞI süreci,farklı ülkelerde parça parça yürüyen ve birbirine eklemlenen bir dizi savaş ve çatışmanın, askeri operasyonların,emperyalist merkezlerde patlayan bombaların,darbelerin,siyasi suikastlerin toplamıdır. ▪︎ KAYNAK: Uyanış Kitabı - Hüseyin Hakkı Kahveci - SAYFA (134) Hedef Türkiye Planı ... #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

44,553 просмотров • 1 месяц назад

Terörsüz Türkiye konusundaki açıklamalarını sordunuz bazı DEM parti yetkililerinin. Tabii DEM Parti içerisinde gerçekten sorumlulukla konuşan, sağduyulu konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişi sistematik olarak şöyle bir tutum sergiliyorlar: Sayın Cumhurbaşkanımızı, Sayın Devlet Bahçeli'yi hedef aldılar. Daha sonra da bizim genel başkan yardımcılarımızı, bakanlarımızı hedef alıyorlar. Ve sürekli olarak da bunu kendilerinin çözüm istediği, AK Parti'nin ise buna karşı çıktığı şeklinde bir konumlandırma ile yapıyorlar. Tabii kullandıkları cümleler siyasi açıdan son derece niteliksiz cümleler. Yani siyasi bir karşılığı olmayan cümleler. Tabii siyasette siyasi eleştiri çok kıymetlidir. Biz eleştiri yapanları son derece saygıyla karşılarız, fakat o cümlelerde bizim bakanlarımızı, genel başkan yardımcılarımızı kişiselleştirerek hedef alan cümlelerde bir siyasi eleştiri yok. Daha çok birilerine mesaj vermeye çalışan bir faaliyet raporu gibi gözüküyor. Tabii burada esas mesele şudur: Yani birileri bu süreçlere karşı olabilir. Onları görüyoruz biz. Fakat bu süreçle ilgili olarak AK Parti içerisinde sorumluluk almış ve gayret eden kişilerin sistematik olarak hedef alınmasında bir algoritma var. Biz bu algoritmayı çok iyi tanırız. Geçmiş süreçlerde de bunu gördük. Bu algoritma şöyle çalışıyor: Sürekli olarak çözümden bahseder, çözüme destek vermekten bahseder, ama sürekli olarak maksimalist taleplerde bulunarak ya da kendilerinin dediklerinin dışındaki bir şeyi sürekli olarak yargılamaya çalışarak, sorgulamaya çalışarak esasında algoritmanın mantığı gereği çözümsüzlüğe hizmet eder. Yani çözüme karşıyım diyemez, ama algoritmayı böyle çalıştırır. Bu tabii çok yanlış bir şey. Yani siyasi eleştiri başka bir şey, faaliyet raporu başka bir şey. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımıza da zaman zaman niteliksiz sözler söyleyenler oldu, Sayın Devlet Bahçeli'ye dönük olarak da oldu. Bunlara gereken cevabı verdik. Şimdi sürekli olarak birilerinin “ben örgüt adına konuşmuyorum ama” diyerek cümle kurup, sürekli olarak örgütün söylediği cümleleri dillendirmesi apaçık ortada. Örgüttekilerin de siyasette konuşulması gereken konular konusunda bir yön vermeye çalışması orada bir problem olduğunu gösteriyor. Bu problem tabii bizim problemimiz değil. Biz sonuç olarak terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeden terörün Türkiye gündeminden çıkmasını anlıyoruz. Bir de tabi bu cümleler kurulurken sürekli olarak “biz özgürlükten yanayız, çözümden yanayız, demokrasiden yanayız” diye kuruluyor. Önemli olan bu cümleleri kurmak değil. İsmi özgürlük ve demokrasi olan ama zıt yöne hareket eden çok sayıda parti var Avrupa'da. Dediğim gibi DEM içerisinde çok sağduyulu konuşan, çok dengeli konuşan, çok basiretli konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişinin de sistematik olarak çözümden yanaymış gibi cümleler kurup aslında algoritmayı işletme biçimleri itibariyle süreci enfekte etmeye dönük birtakım çıktılar ürettiklerini görüyoruz. Burada tabii bizim takıldığımız konu bu değil, bizim odaklandığımız konu terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini sağlıklı bir şekilde hedeflerine ulaştırmak. Yani eğer bunlara tek tek cevap vermeye kalksak o zaman dediğim gibi odağımızı kaybederiz. Ben zaten herkese odaktan ayrılmasın diye söylüyorum ama bahsettiğiniz bu niteliksiz cümleleri kuranlar sürekli olarak odağı ve merceği değiştirmeye çalışıyorlar. Odak, PKK terör örgütünün feshedilmesi ve silahlarını tamamen bırakarak legal görünümlü yapılarıyla, legal demiyorum legal görünümlü yapılarıyla Avrupa'daki ve illegal yapılarıyla tamamen ortadan kalkmasıdır ve bununla ilgili olarak da meclis komisyonunda da ifade edilen bir teyit mekanizması vardır.

Ömer Çelik

20,709 просмотров • 3 месяцев назад

🔴Cihat Yaycı : Suriye'de SDG/PKK'nın sözde entegrasyonu için “kadın tümeni”nden de söz edilmektedir. Yani tüm kadın muharip birliklerin ayrı bir tümen hâlinde yapılandırılması öngörülmektedir. 📌Bu ne demektir? Güya Şara İslamcı olarak tanıtılmaktadır. Peki o zaman şu soru ortaya çıkmaktadır: Madem böyle bir iddia var, kadınların silahlı olarak yapılandırılmasına neden ses çıkarılmamaktadır? Kadınların asker olmasına itiraz edilmiyor; 📌Ona da bir çözüm bulalım, bari kadınla erkek bir arada olmasın gibi bir gerekçeyle ayrı bir tümen kurulması tercih ediliyor. Bu durum, Şara’nın kendi tabanına ve kamuoyuna izah edilmesi zor bir tabloyu “kurnazca” dengelemeye yönelik bir hamle olarak karşımıza çıkmaktadır. 📌Sonuçta ne değişmektedir? Terörist kadınlar yine silahlı kalmakta, kadın teröristler terörist olmaya devam etmektedir; sadece ayrı bir tümen hâlinde örgütlenmektedirler. 📌Ancak asıl trajikomik, hatta inanılmaz boyuttaki paradoks üçüncü bir tümenle ortaya çıkmaktadır. Üçüncü tümen “terörle mücadele tümeni” olarak tanımlanmaktadır. Yani teröristlerden oluşan bir yapı, terörle mücadele görevi üstlenecektir. Bu akıl almaz bir çelişkidir. Terörle mücadele tümeni denilen bu yapı, iç güvenlikten sorumlu olacak ve “radikal gruplara” yönelik operasyonlarda, güya Şam hükümetiyle koordinasyon içinde çalışacaktır. yani emrinde değil, fiilî yetkiyle sahada kendi inisiyatifi ile görev yapacaktır. 📌Bu noktada şu soru kaçınılmazdır: “Radikal grup” tanımı kim tarafından ve nasıl yapılacaktır? IŞİD gibi örgütler mi kastedilmektedir, yoksa başka yapılar mı? Peki Türkmenler ne olacaktır? Eğer bir gün Türkmenler “radikal grup” olarak etiketlenirse, bu terörist tümen onlara karşı operasyon yaptığında kim dur diyecektir? Kim engel olacaktır? Ortada sağlıklı bir emir-komuta zinciri yoktur. Böyle bir mekanizma bulunmamaktadır. Şam hükümetinin bu yapılar üzerinde gerçek bir denetimi de söz konusu değildir. Fiilen ortada, kendi ordusu, kendi güvenliği ve kendi iç düzeni olan bir yapı vardır. Bu, açıkça devletleşme sürecidir. 📌Üstelik bununla da yetinilmemektedir. Suriye medyasında yer alan ve birebir tercüme edilen anlaşma maddelerine bakıldığında, durum daha net biçimde ortaya çıkmaktadır. Anlaşmanın en dikkat çekici maddelerinden biri şudur: Şam hükümetine bağlı ordu ya da güvenlik servislerine ait hiçbir birliğin Suriye’nin kuzeydoğusuna girmesine izin verilmeyecektir. Burada özellikle vurgulanan nokta şudur: Şam hükümetine bağlı ordu ve güvenlik servisleri ayrı bir kategori olarak tanımlanmakta, bu yapılar SDG’nin kontrolündeki alanlardan tamamen dışlanmaktadır. Ne jandarma, ne polis, ne istihbarat, ne de silahlı kuvvetler bu bölgeye girebilecektir. İç güvenlikten sorumlu hiçbir Şam biriminin Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunmasına izin verilmemektedir. 📌Bu tablo, artık özerklik tartışmasının da ötesindedir. Özerklik meselesi fiilen aşılmış, ortada ayrı bir devlet yapısı ortaya çıkmıştır. Suriye’nin kuzeydoğusunda, Şam’dan bağımsız bir güvenlik mimarisi, silahlı güç ve yönetim alanı tesis edilmiştir. Dahası, bu düzenlemenin yalnızca Suriye’nin kuzeydoğusuyla sınırlı kalmayacağı da anlaşılmaktadır. 📌Bu durum Türkiye açısından son derece kritik bir örnektir. Burada SDG/PKK ve Amerika’nın Suriye’de nasıl bir proje yürüttüğü açık biçimde görülmektedir. 📌Daha da çarpıcı olan ise, bu Suriye projesinin Türkiye’de yürütülmek istenen projelere büyük ölçüde benzemesidir. Önümüzde somut bir örnek durmaktadır. Bu örnek görüldükten sonra herkesin, özellikle de Türk milletinin uyanması gerekmektedir. 📌Bu tablo, yalnızca Suriye’nin değil, bölgenin ve doğrudan Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren son derece tehlikeli bir sürecin işaretidir. 📌YAYININ TAMAMININ LİNKİ;

TÜRK DEGS / TURK MAGS

25,931 просмотров • 7 месяцев назад

🟠Eski CIA analisti Johnson: Pilot kurtarma operasyonu aslında doğrudan bir kara harekâtıydı - 400 milyon dolar değerinde hava aracı kaybedildi – Trump delirdi 🔹İskoç kökenli politikacı ve televizyon/radyo sunucusu George Galloway’in sunduğu The Mother of All Talkshows (MOATS) programına konuk olan eski CIA analisti ve BERG Associates kurucusu Larry C. Johnson, ABD’nin son askeri operasyonuna dair çarpıcı iddialarda bulundu. 🔹Johnson, resmi açıklamaların "mantığa aykırı" olduğunu savundu. 🔹Johnson, operasyonun arkasındaki asıl amacın çok daha büyük olduğunu öne sürdü. 🔹Operasyon planlandığı gibi ilerleseydi, şu an sahada İran’ın Natanz nükleer tesisine yönelik özel bir operasyon yürütülüyor olacağını belirtti. 🔹Yaşanan 'fiyaskoların' ise bu nükleer operasyonu şimdilik ertelediğini sözlerine ekledi. 🔹Resmi makamların operasyonu "bir pilotu kurtarma girişimi" olarak sunmasını eleştiren Johnson, bölgede yaşanan askeri kayıpların 'devasa boyutlarda' olduğunu vurguladı. 🔹Johnson, Müşterek Özel Harekat Komutanlığı’na (JSOC) ait özel donanımlı iki C-130 uçağı ile çok sayıda helikopterin imha edildiğini aktardı. 🔹Operasyonun maliyetine dikkat çeken analist, sadece bir kişiyi kurtarmak iddiasıyla yaklaşık 400 milyon dolar değerinde hava aracının kaybedildiğini ifade etti. 🔹Bölgeden gelen görüntülerin resmi verilerle uyuşmadığını kaydeden Johnson, en az bir C-130 uçağının alevler içinde çöle çakıldığını, iki Pave Hawk (Black Hawk), dört MH-6 Little Bird helikopteri ve bir A-10 Warthog uçağının düşürüldüğünü ya da yakıtsız kalarak bölgede bırakıldığını öne sürdü. 🔹Küçük kapasiteli Little Bird helikopterlerinin operasyona dahil edilmesinin, bölgede ciddi bir çatışma yaşandığının kanıtı olduğunu dile getirdi. 🔹Johnson, özellikle MH-6 helikopterlerinin sadece 300 millik savaş menziline sahip olduğunu, bu nedenle operasyon için C-130’ların yakıt ikmali taşıması gerektiğini söyledi. 🔹Ayrıca kurtarma operasyonunun mantık dışı şekilde çok sayıda helikopter ve uçak kullanılarak yürütüldüğünü, tek bir pilotu kurtarmak için operasyonun aşırı maliyetli hâle geldiğini belirtti. 🔹Eski CIA analisti, operasyonun arka planında Natanz’daki İran nükleer tesislerine olası bir saldırının hazırlığı bulunduğunu ve operasyon sırasında yaşanan aksaklıkların daha geniş bir askeri girişimi geciktirmiş olabileceğini öne sürdü. Johnson, ölen ve yaralanan asker sayısının belirsiz olduğunu, ancak kayıpların ciddi olduğunu ifade etti. 🔹ABD Başkanı Trump’ın yönetim anlayışını sert bir dille eleştiren Johnson, durumu "Donald Trump’ın Deliliği" olarak nitelendirdi. 🔹Trump’ın "kayışı kopardığını" ve kontrolsüz bir kara operasyonu emri verebileceğini ileri süren Johnson, askeri komuta zincirinin bu "hukuksuz" emirlere karşı istifa yolunu seçebileceği uyarısında bulundu.

Erhan Güngör

179,328 просмотров • 3 месяцев назад

🔴 Kayyum/butlan/kurultay falan derken, mülakatın son bölümünde, Kılıçdaroğlu'nun yeniden dönüşünün şifrelerini verdiği sözleri pek tabii dikkat çekmedi. Oysa o butlan kararının sebebi, burada uzun süredir anlattığımız savaş konsepti, burjuvazi ile devletin yayılma ihtirası, reelpolitiğin dayatmaları, muhalefetin yeniden dizaynı vs hepsi şu 4 dakikada saklı. 🔴 Takip eden arkadaşlar hatırlayacaklardır, Selahattin Demirtaş için de Ümit Özdağ için de Ekrem İmamoğlu için de bu mecrada hep şunu yazdım: "Tımar edilecekler ve tahliye edildiklerinde asla aynı adamı bulamayacaksınız!'' Ve geçen günlerdeki Osmanlı coğrafyası ile İç Asya'ya yayılmak gerektiği söylemiyle birlikte şu konuşmasını düşündüğümüzde, Kılıçdaroğlu'nun da tımarının tamamlandığını söyleyebiliriz. Devletle anlaştığı, bu hususların uzun uzun konuşulup dayatıldığı o kadar belli ki. Terkoğlu da hatırlatmış; daha 2-3 sene önce tezkereye de de karşı çıkarak ''Ne işimiz var Libya'da?'' diye soran adam, bugün mahkeme kararıyla döndükten sonra Libya ile yapılan deniz yetki alanı anlaşmasını savunuyor. Ya da Karabağ savaşında yardımcısı ''Maalesef Azerbaycan'a destek verdik'' diyen, ''Rus tehdidine karşı Ukrayna'nın yanında yer almalıyız'' diye zırvalayan adam, bugün devletin dengelerine riayet ederek diğer taraftan da devletin ve burjuvazinin bütün yayılma ihtirasını sahipleniyor. Ve bugüne kadar yapılan bütün CHP operasyonları yerli yerine oturduğu gibi, gökyüzünde bir balık da ufka doğru süzülüyor :) 🔴 Abiler, ablalar, az takipçili güzel hanımlar; sizin için ne kadar üzücü olduğunu biliyorum ama önce önümüzdeki matematik problemini çözebilmek için verilen-istenen tasnifini yapmak zorundasınız. Mevcut durumu yaygarayla ya da küfür kıyamet klavyeyi yumruklayarak kavramanız ve doğru pozisyon almanız mümkün değil. ✅ Şu mülakatla birlikte Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığı tescillenmiş oldu. Hiç öyle terletildiğini falan zannetmeyin. Kendisi bile bu kadar memnun ayrılacağını tahmin etmemiştir Neden mi? Karşısındaki gazetecileri nasıl topa tutmadığınızı halen anlamıyorum. Bu kadar cehalet, kendi sordukları sorulara dair bu kadar bilgisizlik, adeta sosyal medyadan apardıkları soruları sormaları, Özel kanadından servis edildiği apaçık belli olan ve esasen hiçbir cevabı da olmayan soruları güya Kılıçdaroğlu'nu sıkıştırarak yöneltmeleri ve iyi hazırlandığı belli olan Kılıçdaroğlu'nun da hepsini göğsünde yumuşatarak taca atması bunu sağladı. Soylu'nun Yanardağ & Saymaz ile yaptığı canlı yayını hatırlayın :) En ufak bir fark yok. Orada Soylu karşısındaki gazeteci kılıklar sayesinde 'şeklen' zevahiri kurtarmıştı, şimdi de Kılıçdaroğlu karşısındaki sosyal medya trolünden farksız bilgisiz yaygaracılar sayesinde zevahiri kurtardı Düşünün, şu paylaştığım 4 dakikalık dış politika konusu bile en son başlıktı. Yok butlan yok tebligat yok toma yok polis... Oysa Kılıçdaroğlu'nun devletle ve siyasi iktidarla anlaştığının en açık ispatı, en çok sıkıştırılacağı nokta dış politika konusundaki dönüşümüydü. Ama sadece 4 dakika konuştular. Orada da çelişki yakalama muhalefetimizin klasik ''Dün şunu diyordun bugün bunu diyorsun, eee?'' sığlığında sordular. Ve tabii Kılıçdaroğlu ustalıkla top çevirdi. Yani Kılıçdaroğlu size ihanet ettiyse, bence şu programdaki gazeteciler de bilerek/bilmeyerek o kadar etti :) ✅ Zaten belliydi de, Özel/İmamoğlu kliğinin butlana dair hiçbir hazırlığı yokmuş işte! Bilmem kaç senedir, kaç seçimdir kaybeden, tüm eleştirileri hak eden, yaptığı kasıtlı hatalar saymakla bitmeyen, bugüne kadar en büyük vazifesi Erdoğan'ı ve AKP'yi kazandırmak olan Kılıçdaroğlu'nun çeyreği kadar parti yönetmekten anlamadıkları da ortada. Bunu, objektif bir gözle şu mülakatı izleyip, servis ettikleri sorulara bakarak da anlayabilirsiniz. ✅ Daha önce de defalarca yazdığım gibi, İmamoğlu'nun CHP kariyerinin bittiğini artık kabullenmelisiniz. Belli ki bir daha bu partiye döndürülmeyecek. En azından 5-10 yıllık zaman zarfında, böyle. ✅ Kılıçdaroğlu'nun, tıpkı devletin istediği şekilde, İmamoğlu'nu ve kliğini alenen satmayı kabul ettiği takdirde Özel ile anlaşmak istediği anlaşılıyor mülakattan. Muhtemelen de CB adaylığı vermek istiyor. Özel de CB adayı olmak istiyor. Lakin İmamoğlu da bu gerçekleştiği takdirde bel altı vurmak için pusuda bekliyor. Özel aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Cidden çok zor. Butlan kararı neticesinde, avucunda gördüğü CHP CB adaylığı Kılıçdaroğlu ile uzlaşma şartına bağlanmış oldu. Ve sinsice, sessizce zaten sattığı İmamoğlu'nu bu sefer açıktan satması gerekiyor 🔴 Velhasıl, CHP seçmenine yine kan yine göz yaşı düşüyor gibi. Sahne hazırlanmış, Kılıçdaroğlu tımar edilmiş durumda. Savaş konseptinde, Enversiz Enverci Kemalsiz Kemalci Eylül Türkiyelerindeyiz. Ve el konulan CHP'nin ülkeyi okuyacak ya da dünyayı yorumlayacak bir tane kafası çalışan adamı bile yok. Ne vekil ne de danışman... Bu yüzden de başına gelenleri kavramaktan fersah fersah uzakta, ''Korkuyorlar! Yönetemiyorlar!'' diye avuntu yaygarası yapılıyor. Yönetemiyorlar mı? O halde nedir bu hal? :)

Bay Woland

11,919 просмотров • 1 месяц назад

Ortadoğuyu anlamak için yüz yıl öncesine gitmek gerek. Yüz yıl önce Osmanlı devleti çoktan toprakları üzerinde hakimiyet derinliğini kaybetmişti. Fakat, Ortadoğu'ya dönen BATI ülkeleri ardı ardına kendi içlerinde YAHUDİ'LERİ devletin en tepesine oturtacak ve OSMANLI beraberinde tüm coğrafyasında TÜRK yok edilecekti. - Benjamin Disraeli (21 Aralık 1804 – 19 Nisan 1881), Britanyalı politikacı ve 19. yüzyıl'da birçok kez Birleşik Krallık başbakanı olmuş devlet adamı. Yahudi asıllıdır. Yakınlarda ... - Eski İngiltere Başbakanı Truss, "İsrail'in büyük destekçisi ve siyonist" olduğunu söyledi. - Halen ABD Dışişleri bakanı olan ve İsrail'i ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, "Bir Yahudi olarak da buradayım." dedi. TÜRK'LÜĞÜN ,BÜTÜN İSLAM COĞRAFYASININ 100 YIL önce yok etme planlarını o günün hacıları,hocaları,aşiret liderleri ile beraber yaptılar. 1906 Bulutlar Toplantısı İngiltere'de yapıldı. İki yıl süren bu toplantının tek bilgisi tarafımdan LENİNDEN ,ATATÜRK'E MÜHÜRLÜ VAGON ( DESTEK YAYINLARI) kitabımda yer alıyor. Gilistin coğrafyasında OSMANLI TÜRK ordusuna yapılan ihanetleri ise ATATÜRK'ÜN emriyle bastırılan ... ATATÜRK'ÜN YASAKLANAN KİTABIMDA ( Destek Yayınları) açıkladım. Kitabımın son sayfasında FİLİSTİN bölgesinden bir harita var. Orada iki köy ismi dikkat çekiyor. NETENYA VE TAYYİBE köyleri... Birilerinin kök adresi olan köyler... Netanyahu 'nun köyü NETENYA ... Tayyibe kısmını siz anlarsınız. Ve 2021 yılında yine DESTEK YAYINLARINDAN çıkan UYANIŞ - 3.Dünya Savaşı ve Türkiye üzerine senaryolar kitabımda... Bugün tv ekranlarında anlatılanlar ,ciddi istihbarat bilgileri eşliğinde yazdım. Bize öğretilenlerin dışında STRATEJİK bir durum var. İlk iki dünya savaşı içerik ve sonuçları açısından YAHUDİ'LER veya Siyonistler eliyle planlanıp gerçekleştirildiği açık ve net bir husus olup, O tarihte İNGİLTERE'NİN liderleri Siyonist Yahudi devlet adamlarıydı. Bugün açık ve net ABD ,İNGİLTERE,KANADA gibi ülkelerde siyasetin kontorolü yine Yahudi- Siyonistlerin elinde. Hedef planları içeriğinde ARAPLAR yüz yıl önce olduğu gibi aynı yerde bize karşı olacaklar. Halife Hafter'in sözcüsünün iki yıl önce yaptığı açıklamayı hatırlatalım... " ÇOK YAKINDA BÜTÜN DİNLER, TÜRK'LERE KARŞI SAVAŞACAK." 1.Dünya Savaşı ... Rus ve Polonya Yahudilerinin Filistin'e sürülmesinden sonra başladı. 1.Dünya Savaşı sonucu ile KUDÜS - HİRİSTİYAN / YAHUDİ birlikteliğinin eline ,MÜSLÜMANLARIN YAHUDİ VE HİRİSTİYANLARA VERDİĞİ DESTEKLE GEÇTİ. 2.Dünya Savaşı .... Hitler'in YAHUDİLERİ soykırıma tuttuğu iddiasıyla başladı ve gelişti. 2.DÜNYA SAVAŞININ EN BÜYÜK SONUCU İSE, YAHUDİ DEVLETİ ORTADOĞU'DA KURULMUŞ OLDU. DÜNYA HABER KANALLARI 3.DÜNYA SAVAŞINI duyuruyor. Bugün hiçbir şekilde bu işlere bulaşmadan yürümek gerekiyor. Yüz yıl önceyi iyi hatırlayalım. İngiliz General ALLENBY Kudüs'e girdiğinde,Filistinliler "Tanrının Oğlu geldi."diye karşıladılar. ABD, Irak’a girerken Baba Bush, Amerika işgal ordularına “Mesih’in ordusu” adını vermişti.“Haçlı ordusu.” Fransız General Franchet d’Espèrey’nin büyük bir gövde gösterisiyle, kendisinden yaklaşık 5 yüzyıl önce şehri fetheden Fatih Sultan Mehmet’e öykünerek beyaz at sırtında İstanbul’a Topkapı’dan girdi. Yeterince delil, dayanak ve tarihi belge var. TARİH APTALLAR İÇİN TEKERRÜR EDER. Unutmayalım... 1928 yılında ,Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak için,İngilizler tarafından kurulmuş olan Müslüman Kardeşlerin aparatı olan HAMAS yapısıdır. Gerisi açık ve net tarihi kayıtlardır. Bilgilerinize... #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

66,432 просмотров • 2 лет назад

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.
2:41

Sensitive content

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.

Abese İrca

130,310 просмотров • 3 месяцев назад

SESLİ MAKALE 🇷🇺🇨🇳🇮🇷Rusya ve Çin, İran’daki Savaşa Sanılandan Daha Fazla Müdahil ✍🏽Michael Snyder ➖Batı gerçekte neler olup bittiğinin farkında değil, iyi günler hiç bitmeyecekmiş gibi eğlenip duruyorlar, hem Rusya hem de Çin ile savaşa girme ihtimaliyle karşı karşıyayız. ➖ İran, Rusya ve Çin’den sessiz sedasız oldukça ciddi bir askeri ve teknik destek alıyor. ➖ Çinli drone üreticisi DJI’dan en az yedi teknisyen, İran’a yönelik hava saldırılarında hayatını kaybetti. ➖ 300 ila 400 Çinli askeri ve teknik personelin, iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kaldığı iddia ediliyor. ➖ Nanjing’deki 14. Araştırma Enstitüsü’nden üç seçkin radar uzmanının, ilk bombardıman dalgasında bedenlerinin tamamen buharlaştığı belirtiliyor. ➖ Rusya’nın, ABD güçlerini hedef alabilmesi için Tahran’a uydu görüntüleri ve geliştirilmiş drone teknolojisi sağladığı öne sürülüyor. ➖ Rusya'nın sağladığı istihbarat desteğinin; Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt’teki ABD radar sistemlerine yönelik saldırılarda etkili olduğu düşünülüyor. ➖ İran tarafından fırlatılan füzelerin, dünyanın doğal gaz üretiminin %20’sini karşılayan Katar’daki Ras Laffan tesisini vurduğu bildirildi. ➖ Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın füzelerle hedef alınmasının ardından, gökyüzünü büyük bir ateş topunun aydınlattığı aktarılıyor. ➖ Pekin yönetimi, kamuoyuna dâhil olmadığını söylediği bir yabancı savaşta personelinin öldüğünü kabul etmeyi reddediyor. ➖ Bu tablo, Rusya ve Çin’in İran’daki savaşa çoğu insanın fark ettiğinden çok daha derin bir şekilde dahil olduğunu gösteriyor. Makalenin tamamı👇🏾 Görünüşe göre İran, Rusya ve Çin’den sessiz sedasız oldukça ciddi bir destek alıyor. Aşağıda göreceğiniz üzere, Çin’in İran için insansız hava araçlarını seri şekilde ürettiği iddia ediliyor; ayrıca bir raporda, ABD ve İsrail hava saldırılarıyla tahrip edilen yer altı sığınaklarında saklanan yüzlerce Çinli askeri ve teknik personelin “ölmüş ya da yavaş yavaş boğularak can veriyor olabileceğinden endişe edildiği” öne sürülüyor. Öte yandan Wall Street Journal, Rusya’nın İran’la teknoloji paylaştığını ve insansız hava aracı ile füze saldırıları için hedefleme verileri sağladığını iddia ediyor. Tüm bunlar, Rusya ve Çin’in İran’daki savaşa çoğu insanın fark ettiğinden çok daha fazla dahil olduğunu gösteriyor—ve bu durumun hepimizi derinden endişelendirmesi gerekir. Şimdi sizinle, ilk karşılaştığımda beni gerçekten sarsan bazı bilgileri paylaşacağım. Bağımsız gazeteci Jennifer Zeng, hâlâ üst düzey erişime sahip eski bir Çinli üst düzey yetkiliden gelen istihbarata erişimi olduğunu iddia ediyor. Bu kaynağa göre, İranlıların ABD ve İsrail’i yenmesine yardımcı olmak amacıyla gönderilen yüzlerce askeri ve teknik personel, “şu anda hiçbir iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kalmış durumda”. Aşağıda, Zeng’in X’te paylaştığı raporun tamamı yer almaktadır… Çin Komünist rejiminin içinden gelen yeni istihbarat, daha önce bilinenden çok daha büyük bir felaketi ortaya koyuyor: Çinli drone üreticisi DJI’dan en az yedi teknisyen, İran’a yönelik ABD-İsrail hava saldırılarında öldürüldü; 300 ila 400 Çinli askeri ve teknik personel ise şu anda hiçbir iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kalmış durumda — bunların birçoğunun ölmüş ya da yavaş yavaş boğularak can veriyor olmasından endişe ediliyor. Bu bilgi, hâlâ erişimi bulunan eski bir üst düzey ÇKP yetkilisinden doğrudan geliyor ve Kanadalı yazar ve muhalif Sheng Xue (盛雪SHENG Xue) aracılığıyla aktarılıyor. Pekin ve Tahran’ın “tamamen güvenli” olarak nitelendirdiği sığınaklar, İran içinden bazı kişilerin tam koordinatları İsrail’e sızdırmasının ardından yıkıcı bir hassasiyetle vuruldu. Kritik varlıkları korumak amacıyla tasarlanan bu yapılar, İran’daki askeri tesislerin derinliklerine yerleştirilmiş Çinli danışmanlar için bir toplu mezara dönüşmüş durumda. Nanjing’deki CETC’ye bağlı 14. Araştırma Enstitüsü’nden üç seçkin radar uzmanının — ABD’nin ilk bombardıman dalgasında bedenleri tamamen buharlaşan — teyit edilmiş ölümlerine ek olarak, ortaya çıkan tablo artık Xi Jinping’in İran’a verdiği örtülü desteğin feci bir başarısızlığına işaret ediyor. Amerikan F-35 ve F-22 hayalet savaş uçaklarına karşı koymak üzere Pekin’in kendi tanımıyla “en iyileri” olan bu üç uzman, İranlı personelle birlikte hayatını kaybetti ve geriye hiçbir kalıntı kalmadı. Nanjingli bu üç uzmanın aileleri, “olay sonrası işlemler” için ÇKP’nin Örgüt Departmanı’na çağrıldı. Tazminat sözü verildi, ancak miktar hâlâ açıklanmadı. Rejimin alışıldık yöntemi — sessizliği satın almak için yüksek miktarda sus payı ödemek — şimdiden devreye girmiş durumda. Çin Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ya da devlet medyasından herhangi bir resmi açıklama yapılmış değil. Pekin, kamuoyuna dâhil olmadığını söylediği bir yabancı savaşta personelinin öldüğünü kabul etmeyi reddettiği için bilgi akışı tamamen kesilmiş durumda. Gelişmekte olan bu trajedi, Xi için acımasız bir kamusal aşağılanma niteliği taşıyor. Başkan Trump’ın saldırıları, İran’ın çökmekte olan savunmasını ayakta tutmaya çalışan Çin’in pervasız vekil rolünü açığa çıkardı; Avrupa elitleri ise — İran petrolündeki geniş ve gizli çıkarlarını korurken — küreselci ağlarının bozulmasına öfke duyuyor. Yüzlerce Çinlinin hayatı tehlikede; yabancı sığınaklarda diri diri gömülmüş, sus payıyla susturulmuş ve dünyanın en etkili sansür mekanizması tarafından görünmez kılınmış durumdalar. Xi’nin kumarı ölümcül sonuçlar doğurdu — ve ölü sayısı artmaya devam ediyor. (Yalnızca Sheng Xue’nin, ÇKP rejimi içindeki kaynağı — hâlen erişimi bulunan eski bir üst düzey yetkili — aracılığıyla sağlanan güncel ve birinci el bilgilere dayanmaktadır. Herhangi bir spekülasyon veya uydurma yoktur.) Söylemeye gerek yok ki, Çin’deki komünist hükümet bunların hiçbirini resmî olarak asla doğrulamayacaktır. Ancak Jennifer Zeng, yıllardır Çin içinde olup bitenleri doğru şekilde aktarıyor. Bu nedenle onu güvenilir bir kaynak olarak değerlendiriyorum. Elbette Çin’in İranlılara sağladığı yardımdan söz eden tek kişi o değil. The Sun, bir Çin fabrikasının İran’a ait intihar dronlarını seri şekilde ürettiğini gösterdiği öne sürülen çarpıcı yeni video görüntülerini ele alan bir makale yayımladı… Çin, Shahed üretim hattını gösterdiği öne sürülen bir videonun ortaya çıkmasının ardından İran’ın intihar dronu filosunu kurmasına yardım etmekle suçlanıyor. Pekin’in yerel TikTok’u olan Douyin’de bir fabrika tarafından paylaşılan görüntüler, bir atölyede insansız hava araçlarının monte edildiğini gösteriyor. Diğer görüntülerde ise, Tahran’ın ölümcül Shahed dronlarına benzeyen çok sayıda insansız hava aracının, sevkiyat öncesinde bir depoda sıralandığı görülüyor. Bence Çin’in gerçekten açıklaması gereken çok şey var. Bu arada Wall Street Journal, Rusya’nın “bölgedeki ABD güçlerini hedef alabilmesi için Tahran’a yardımcı olmak amacıyla uydu görüntüleri ve geliştirilmiş insansız hava aracı teknolojisi sağladığını” iddia ediyor… Konuya aşina kaynakların aktardığına göre Rusya, İran ile istihbarat paylaşımını ve askeri iş birliğini genişleterek, Tahran’ın bölgedeki ABD güçlerini hedef almasına yardımcı olmak amacıyla uydu görüntüleri ve geliştirilmiş insansız hava aracı teknolojisi sağlıyor. Rusya, ABD ve İsrail’in askeri gücüne karşı mücadelede en yakın Orta Doğu müttefikini ayakta tutmaya ve kendisine askeri ve ekonomik açıdan fayda sağlayan bu savaşı uzatmaya çalışıyor. Eğer bu doğruysa, bu durum Rusya’yı İran’daki savaşın bir tarafı hâline getirir; tıpkı Ukraynalılara sağladığımız destek nedeniyle bizim de Ukrayna’daki savaşın bir tarafı olmamız gibi. Rusların paylaştığı teknoloji sayesinde İranlıların, insansız hava araçlarının navigasyon ve hedefleme kabiliyetlerini geliştirebildiği bildiriliyor… Kaynaklara göre sağlanan teknoloji, iletişim, navigasyon ve hedeflemeyi geliştirmeyi amaçlayan modifiye edilmiş Shahed insansız hava araçlarının bileşenlerini içeriyor. Kaynaklar — aralarında üst düzey bir Avrupalı istihbarat yetkilisinin de bulunduğu kişiler — Rusya’nın ayrıca Ukrayna’da insansız hava araçlarını kullanma deneyiminden yararlanarak, operasyonlarda kaç dronun kullanılacağı ve hangi irtifalardan saldırı düzenlenmesi gerektiği konusunda taktiksel rehberlik sunduğunu belirtti. Şüphesiz, İran’a ait insansız hava araçları geçmişe kıyasla daha etkili hâle geliyor. Bunun ne kadarında Rusların payı var? Buna ek olarak, Rusların görünüşe göre “uydu görüntülerini doğrudan İran’a sağladığı” ve bunun da İranlıların Orta Doğu genelindeki hedefleri son derece yüksek bir hassasiyetle vurabilmesine imkân tanıdığı belirtiliyor… The Wall Street Journal’ın haberine göre Rusya, İran’a Orta Doğu’daki ABD askeri güçlerinin konumlarının yanı sıra bölgedeki müttefiklerinin yerlerini de sağlıyor. Yetkili ve bir Orta Doğulu diplomat olan iki kaynağın aktardığına göre, bu iş birliği savaşın ilk günlerinde derinleşti ve Rusya son dönemde İran’a doğrudan uydu görüntüleri sağlamaya başladı. Analistler, bu yardımın ABD ve Avrupalı müttefiklerin son yıllarda Ukrayna’ya sağladığı istihbarata benzer nitelikte olduğunu belirtiyor. Kaynaklara göre Körfez bölgesinde Moskova’nın desteğinin, İran’ın bölgede ABD radar sistemlerine yönelik son saldırılarında etkili olduğu düşünülüyor. Bu saldırılar arasında Ürdün’deki Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) sistemi için kullanılan bir erken uyarı radarı ile Bahreyn, Kuveyt ve Umman’daki diğer hedefler de yer alıyor. Görünüşe göre Batı dünyasındaki çoğu insanın hayal ettiğinden çok daha yakın bir noktada, hem Rusya hem de Çin ile savaşa girme ihtimaliyle karşı karşıyayız. Ancak Batı dünyasındaki insanların büyük bir kısmı hâlâ bir şekilde her şeyin yoluna gireceğine inanıyor. İran böylesine yakın bir müttefik olduğu için, hem Rusya hem de Çin İran’daki rejimin ayakta kalmasını ister. Fakat her geçen gün daha fazla rejim lideri öldürülüyor ve bize “bir kargaşa hissinin hâkim olmaya başladığı” söyleniyor… En üst düzey liderlerden alt rütbeli askerlere kadar binlerce rejim mensubunun öldürülmesiyle birlikte, İranlılar bir kargaşa hissinin giderek hâkim olmaya başladığını bildiriyor. Güvenlik güçleri baskı altında ve kaçış hâlindeyken, protestocuları sokaklardan uzak durmaları için tehdit ediyor ve ABD’ye, İsrail’e ve Basra Körfezi’ndeki Arap komşularına yönelik saldırılar düzenliyor. Rejim kesinlikle zayıflatıldı, ancak henüz etkisiz hâle getirilmiş değil. Nitekim rejim tarafından kısa süre önce fırlatılan füzeler, dünyanın en büyük doğal gaz tesisini vurdu… İran’ın Orta Doğu genelindeki enerji tesislerine saldırarak “tam ölçekli bir ekonomik savaş” başlatma tehdidinde bulunmasından saatler sonra, bu gece Katar’da füzelerin “geniş çaplı hasara” yol açtığı bildirildi. Videolarda, dünyanın en büyük doğal gaz tesisi olan Ras Laffan’da ve Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da büyük patlamaların meydana geldiği görülüyordu. Tahran’ın “önümüzdeki saatler içinde” saldırılar düzenleyeceği uyarısında bulunmasının ardından, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’daki enerji tesisleri tahliye edildi. Şu anda tanık olduğumuz şey kesinlikle eşi benzeri görülmemiş bir durum. Katar’daki bu tesis, dünyanın doğal gaz üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılıyor. Eğer bu tesis devre dışı kalırsa, derhal küresel bir doğal gaz kıtlığıyla karşı karşıya kalırız. Suudi Arabistan’da ise başkent Riyad’ın İran füzeleri tarafından vurulmasının ardından “parlak turuncu bir ateş topunun gökyüzünü aydınlattığı” bildirildi… Etkileyici görüntüler, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın füzelerle hedef alındığı anı gösteriyor. Şehri sarsan büyük patlamalar sırasında parlak turuncu bir ateş topu gökyüzünü aydınlattı. Bu olay, İran’ın Orta Doğu genelindeki enerji tesislerine saldırarak “tam ölçekli bir ekonomik savaş” başlatma tehdidinde bulunmasından yalnızca birkaç saat sonra gerçekleşti. Suudi Arabistan, dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 17’sine sahiptir ve savaş başlamadan önce günde yaklaşık 10 milyon varil petrol üretiyordu. Bu, on yıllardır uyarıldığımız türden bir kabus senaryosudur. Ve artık bu senaryo gerçekleşmiş durumda. Bu savaşın yakın zamanda sona ereceğine dair hiçbir işaret yok ve şu ana kadar yaşadıklarımız yalnızca buzdağının görünen kısmı. Ne yazık ki Batı dünyasındaki çoğu insan gerçekte neler olup bittiğinin tamamen farkında değil ve iyi günler hiç bitmeyecekmiş gibi eğlenip duruyor. Via Kritik Bakış Dergi

Kuşçu

13,699 просмотров • 4 месяцев назад

ABD'NİN KÜRESEL ELİT-YÖNETİCİ ÜRETME FABRİKASI: "500'DEN FAZLA DEVLET VE HÜLKÜMET BAŞKANI AYNI TORNADAN ÇIKTI!" Fransa’nın efsanevi lideri Charles de Gaulle’ün torunu Pierre de Gaulle, Avrupa siyasetini sarsan bir ifşada bulundu. Siyasetçilerin büyük kısmının CIA destekli "Young Leaders" (Genç Liderler) programı tarafından yetiştirildiğini belirten de Gaulle, "Rusya’nın Avrupa’ya müdahale ettiğine dair iddialar, elitlerimizin Fransız halkına gerçekleri söylemesini engelleyen bir kurgudan ibaret" dedi. Uluslararası ilişkiler uzmanları ve stratejistler, egemenlik yapılarını hedef alan bu kurumsal modelin, Türkiye dahil pek çok gelişmekte olan ülkede farklı isimler ve vakıflar altında on yıllardır sistematik olarak işletildiğine dikkat çekiyor. "Bilişsel Sızma" ve Ortak Kimlik Üretimi Uluslararası ilişkiler uzmanları, Pierre de Gaulle’ün dikkat çektiği bu yapıları birer "bilişsel sızma" ve "insan kaynakları avcılığı" merkezi olarak tanımlıyor. Fransız-Amerikan Vakfı bünyesinde 1981 yılından beri yürütülen "Young Leaders" programı, her yıl iki ülkeden geleceğin bakanı, başbakanı, CEO’su veya medya patronu olmaya aday 30'lu ve 40'lı yaşlardaki parlak isimleri radarına alıyor. İki yıl boyunca kapalı kapılar ardında, Pentagon, CIA ve Beyaz Saray çevrelerinin de dahil olduğu üst düzey seminerlerde "eğitilen" bu isimlerin zihnine, ulusal çıkarlardan ziyade "Transatlantik ittifakın ve Amerikan liderliğinin küresel bekası" fikri kalıcı olarak yerleştiriliyor. Programın başarısı ise mezunlar listesinde gizli: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, eski Cumhurbaşkanı François Hollande, IMF eski Başkanı Christine Lagarde gibi küresel sistemin sadık uygulayıcıları bu tezgahtan geçen isimlerden sadece birkaçı. Aynı Tezgah Yıllardır Türkiye’de de Devrede! Fransa’da Macron gibi figürleri üreten bu sistemin bir benzerinin, Türkiye’nin yönetim kadrolarını, medyasını ve iş dünyasını dönüştürmek için de uzun yıllardır kesintisiz çalıştığı biliniyor. Türkiye’deki "genç lider devşirme" operasyonları temel olarak dört büyük saç ayağı üzerinden yürütülüyor: American Turkish Society (ATS) - Young Society Leaders: Fransa’daki modelin birebir kopyası olan bu yapı; Türkiye’nin dev holdinglerinin genç veliahtlarını, parlak start-up kurucularını ve ana akım partilerin yükselişteki genç siyasetçilerini New York odaklı bir networkün içine dahil ediyor. Atlantic Council - Millennium Leadership Program: Doğrudan NATO ve ABD Dışişleri Bakanlığı stratejilerini fonlayan bu düşünce kuruluşu, Türkiye’deki savunma, enerji ve dış politika bürokrasisindeki "geleceği parlak" isimleri keşfedip Washington’a taşımakla görevli. Marshall Memorial Fellowship (MMF): Soğuk Savaş yıllarından beri kesintisiz çalışan bu fon, Türkiye’deki genç parlamenterleri ve gazetecileri haftalarca ABD kurumlarında ağırlayarak, kriz anlarında kendi ülkelerinin milli reflekslerini törpülemeyi hedefliyor. International Visitor Leadership Program (IVLP): Doğrudan ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen bu resmi program; hedef ülkelerde gelecekte bakan, başbakan veya kritik bürokrat olma potansiyeli taşıyan genç siyasetçileri daha kariyerlerinin en başında keşfedip Amerikan devlet mekanizması ve vizyonuyla tanıştırmanın en etkili resmi aracı olarak çalışıyor. İdeoloji Fark Etmiyor: Sağcı, Solcu, İslamcı... Bu küresel ağların en tehlikeli özelliği, tek bir siyasi ideolojiye bağlı kalmamaları. Sistemin mimarları için adayın sağcı, solcu, seküler veya muhafazakar olmasının hiçbir önemi bulunmuyor; tek kriter "gelecekte güç sahibi olma potansiyeli." İktidardan da muhalefetten de potansiyelli aktörler aynı havuzda toplanıyor. Nitekim Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında; Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi Soğuk Savaş döneminin sembol liderlerinden, AK Parti kurmayları Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Ömer Çelik gibi muhafazakar aktörlere; sivil toplum, akademi ve medyaya yön veren İlber Ortaylı, Kemal Derviş, Ruşen Çakır ve Aslı Aydıntaşbaş gibi seküler/liberal figürlere kadar çok farklı çizgideki birçok isim, kariyerlerinin erken dönemlerinde IVLP, Eisenhower veya Fulbright gibi Amerikan hükûmeti ve vakıfları tarafından fonlanan liderlik ve vizyon programlarında ağırlanmıştır. Küresel Bilanço Çok Daha Çarpıcı! Oyunun dünya genelindeki bilançosu ise çok daha ürkütücü boyutlarda. ABD hükûmetinin resmi verilerine göre, bugüne kadar sadece IVLP programından geçmiş 500’den fazla eski veya mevcut devlet ve hükûmet başkanı bulunuyor. Kariyerlerinin henüz en başında "keşfedilip" daha sonra ülkelerinde tepe noktalara tırmandırılan sembol isimler, küresel çarkın nasıl döndüğünü açıkça kanıtlıyor: Avrupa Tornası: İngiltere’de Margaret Thatcher, Tony Blair, Gordon Brown ve Theresa May gibi birbirine zıt kutuplardan gelen başbakanların tamamı daha koltuğa oturmadan önce bu ağa dahil edildi. Fransa’da ise göreve gelir gelmez ülkesini yeniden NATO’nun askeri kanadına döndüren Nicolas Sarkozy, henüz genç bir politikacıyken 1985 yılında aynı tornadan geçirildi. Kritik Coğrafyalar ve Küresel Kurumlar: Orta Doğu tarihini kökten değiştirerek Mısır’ı Sovyet ekseninden çıkarıp ABD-İsrail çizgisine çeken Enver Sedat; küresel sol/liberal rüzgarın sembolü haline getirilen Yeni Zelanda eski Başbakanı Jacinda Ardern ve hatta bugün Birleşmiş Milletler’in en tepesinde oturan Genel Sekreter António Guterres gibi yüzlerce isim, küresel elitlerin bu erken fark etme ve yetiştirme programlarının birer mezunudur. Ajanlık Değil, "Kültürel Uyum" Operasyonu Şunun altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var: Bu programlara katılan isimlerin hepsinin "birebir Amerikan ajanı" olduğu anlamına gelmiyor elbette bu yazdıklarımız. Buradaki asıl tehlike ve mekanizma çok daha örtülü işliyor. Bu tarz küresel ağlar; katılımcılarına küresel sistemle kültürel uyum, ortak çalışma zeminleri, birbirini anlama ve uluslararası projelerde/krizlerde birbirini tercih etme gibi konularda muazzam bir avantaj ve refleks birliği sağlıyor. Doğrudan bir talimata gerek kalmadan, aynı vizyon penceresinden bakılması hedefleniyor. Böylece, ülkelerindeki seçimleri hangi parti kazanırsa kazansın, tepe yönetimlere daima küresel sistemle uyumlu, Washington eksenli ajandalara itiraz etmeyecek ve kriz anlarında "uluslararası dengeleri" kendi ülkesinin milli çıkarlarının önünde tutacak "tornadan çıkmış" liderler getirilmiş oluyor. Pierre de Gaulle’ün Fransa özelinde yaptığı bu ifşaat, aslında tüm ulus devletlerin karşı karşıya olduğu "egemenlik devri" tehlikesini ve küresel elitlerin yazdığı tiyatronun arkasındaki görünmez mekanizmayı bir kez daha gözler önüne seriyor.

Naci Hanpolat

596,982 просмотров • 2 месяцев назад

■ Ankara'da NATO zirvesi olurken! ● NATO zirvesi haftasında İRAN! Türkiye ve ABD'YE çok ağır bir stratejik diplomatik cevap verdi. ABD-İSRAİL/İRAN arasında 28 Şubat'ta ABD/İSRAİL tarafından başlatılan savaşta İSRAİL/ABD tarafından İran'a yapılan hava saldırılarında öldürülen İRAN'IN VE Şİİ dünyasının dini lideri HAMANEY 'İN cenazesi kaldırıldı. Trump Ankara'ya geldiği saatlerde,ALİ HAMANEY'İN cenazesi üzerinden geçen 4 ay gibi bir süreden sonra kaldırılmış olmasının ANKARA'DA gerçekleştirilen NATO zirvesine denk getirilmesi önemli bir detay. ▪︎ Hamaney’in naaşı, 7 TEMMUZ 2026 'DA, cenaze törenleri kapsamında Irak’ın Necef kentine ulaştı. 9 TEMMUZ 2026'DA İRAN'IN MEŞHED kentinde defnedilecek . NATO-ANKARA zirvesinin resmi programı 7-8 Temmuz 2026 . Zirve 9 Temmuz'da geriye dönüş ve toplanma süreci ile bitmiş oluyor.Ankara Valiliğinin aldığı karara göre 10 TEMMUZ'DA Ankara'da her şey normale dönecek. 9 Temmuz İran'da Hamaney'in cenazesinin toprağa verileceği gün. ● ABD ORDUSU:"ticari gemileri hedef aldığı" gerekçesiyle İran'a karşı "bir dizi güçlü saldırı" başlattığını bildirdi. ● İSRAİL LÜBNAN'I VURDU . KARADAN ise işgal ettiği yerlerde İSRAİL BAYRAĞI çekiliyor. İsrail ordusu ateşkese ve ANKARA - NATO zirvesine rağmen;Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye vilayetine saldırılar düzenledi. İHA ile ses bombası atılırken, topçu atışları ve makineli tüfek ateşiyle bölge hedef alındı. Stratejik Ali Tahri Tepesi'nde İsrail bayrağı görüldü. ● NATO zirvesi görüntüleri ile İRAN / LÜBNAN saldırıları zıtlık değil mi ? ■ ABD BAŞKANI TRUMP : Ankara'ya 7 Temmuz'da geldi. Kapsamı NATO zirvesi olan ziyareti AK MEDYA balka bir ALGI operasyonu olarak halka naklediyor. NATO ZİRVESİ - Her yıl NATO üyesi bir ülkede yapılıyor . Ak MEDYA ise , tüm NATO üyesi ülkelerin AKP sayesinde ERDOĞAN'A olan saygılarını vesaire gazlıyor ..))) Yarın AB üyesi olarak Türkiye'ye karşı yeni açıklamalar sonrası, algı operasyonları ile oluşturulan HAVADA UÇAN , KARADA KAÇAN algısını bozmayacak . ■ GERÇEKLERE DÖNELİM . Yok koluna girdi , yok parmak attı vesaire yorumları ile ekmek kazanan değil , ekranlarda çalanlara itibar etmeyin ...GERÇEK GÜNDEM !!! ■ Hazine ve Maliye Bakanlığı porçlanma planını duyurdu. " Temmuz-Eylül döneminde ... 1 trilyon 538 milyar TL iç borçlanma yapılacak. Borçlanma, bütçe açığını kapatmak amacıyla gerçekleştirilecek. " ■ Son 5 yılda Türliye'den yurt dışına 2.748.418 kişi göç etti. ■ GERİ DÖNÜŞÜM PET ŞİŞE oyunu ile tüm içecek ürünlere ZAM geldi . ▪︎ 1 TL şişe başına iade verilecek diye tüm içeceklere zam yapıldı. Kücük su 5.75 TL'den-7.25 TL'ye. (%%o26 zam) Koli sular 53 TL'den-72.50 TL'ye (%037 zam.) Maden suyuna %25 zam yapıldı. ■ Muğla'da bir işletme, tuvalet ücretini 500 TL olarak belirledi. ■Irak Türkiye Büyükelçiliği MUSUL Konsolosluğunun kasasından 180 bin dolar çalan Irak Musul'da görevli Ataşe Yardımcısı Özer Y. tutuklandı. ■ ALMANYA,Türkiye'yi Rusya ve Çin ile birlikte güvenlik tehdidi listesine aldı. Almanya Iç İstihbarat Teşkilatı'nın 2025 Yılı Güvenlik Raporu'nda: TÜRKİYE,Rusya,Çin,İran ile birlikte Almanya'nın iç güvenliğine yönelik başlıca DEVLET kaynaklı tehditler arasında gösterildi. Raporda, Ankara'nın Almanya'daki casusluk faaliyetlerini,nüfuz operasyonlarını ve sınır ötesi baskı girişimlerini artırdığı ve Türkiye'nin dini kuruluşlar, siyasi yapılanmalar ve göçmen toplulukları aracılığıyla ALMANYA'NIN siyasi,toplumsal yapısı üzerinde nüfuz oluşturmaya çalıştığı RAPORDA açıkça yer alıyor. ALMANYA için RUSYA , ÇİN , İRAN neyse TÜRKİYE'DE O !!! Bu bütün AB ülkelerinde geçerlilik kazanır.NATO ANKARA zirvesi komedyası. ■ DİYARBAKIR BELEDİYESİ YERELDE ÖZERKLİK ilanı kararlarını NATO zirvesi haftasında alıyor. ▪︎TBMM VEYA İÇİŞLERİ bakanlığının bu yönde bir kararı yok. Kime sormuş ? ▪︎Kürtçe bilmeyen personel için zorunlu dil programı. ▪︎ Kurum, kuruluş, sokak, cadde ve park adlarının Kürtçelestirilmesi ▪︎ Kürtçenin kurum içi yazışmalarda esas dil olması. #Atabey19HHK

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

14,761 просмотров • 25 дней назад

Hüseyin Baybaşin PKK/YPG destekçisi... ( Uyuşturucu Kaçakçısı ) Ulu Ata ,Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk'ün kemiklerini mezarından çıkartıp DİYARBAKIR DAĞ KAPI meydanında asacakmış. Tek başına değil, bütüncül olarak konuşuyor. KÜRT'LER adına konuşuyormuş . Hollanda Adalet Bakanı ülkeden kaçan Pkk terör örgütü kurucularından birisinin kızı ,DİLAN YEŞİLGÖZ ! Uyuşturucu kaçakçısını 2023'te tahliye etmiş. Bu ağzı kusan kişinin avukatı ise bu kişinin Türkiye'ye dönerek İSTANBUL VE DİYARBAKIR 'DA yüksek güvenlikli evlerde kalacağını medyaya açıklamış. TBMM, TÜRK MİLLETİ İÇİN ne ifade ediyor? 1934 yılında Türk Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi adı olan bu ulvi meclis artık ATATÜRK'ÜN kurduğu,Türk milletinin kengeşi,meclisi değil. AKAPE eski milletvekili Pelin Gündeş Bakır, canlı yayında " TBMM'DE TÜRK ASILLI MİLLETVEKİLİ YOK. Diyor. TBMM, Büyük ülkelerin istediğini yaptırdığı SÖMÜRGE MECLİSİ olmuş." Diyor. Şevki Yılmaz , Osmanlı ailesini sürgüne gönderenlere LANET okuyor, açık yayında. Ve kendisinin Biat ettiğini söylüyor. Bu arada İlber Ortaylı hoca ,Ulu Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e hakaretler yağarken dinliyor. HDP eski genel başkanı Sezai Temelli , Türkiye'nin güneydoğusu için Musa'nın toprakları diyor. Yani ,bugün Türk'e karşı silah çeken teröristlerin, İsrail'in ordusu olduğunu açıklıyor. Hüdapar Genel Başkanı Yapıcı ne diyor ? Kürdistan'ın sahibi varmış. Kürdistan neresi ? Nerde bu yer? Hayallar diye dönüp bakmadığımız zamanlar geride kaldı . Ciddi ciddi Atatürk 'e ,Türkiye Cumhuriyetine ve Türk'e hakaretler yağdırıyor, ve neler yapabildiklerini ,yapacaklarını aktarıyorlar. VATANIMIZ , YANIBAŞIMIZDA BİZİMLE YAŞAYAN BİZDEN OLMAYANLARDA dolu, Ey Türk ! Uyan ve kendine gel. Demek neymiş ? DÜŞMANIMIZ İÇERİDE OLDUĞU İÇİN , KAPIMIZ KİLİT TUTMUYOR. O halde kökünden yok etmek ,Türk Töresinin kuralıdır. YARADAN Bizimledir . Ey Türk ve Atatürk düşmanları, Türk Devleti düşmanları sizi yaradan yakında kazıyacak. Et ve Tırnak olabilirmiyiz ? Kimse kendisini kandırmasın... Nerde Milliyetçi partiler? Atatürkçü partiler ? Sözde milliyetçilik yapanlar? Atatürkçü partiler,STK' lar nerde ? Hadi İslamcıların sesi niye çıkmıyor? İslam şeriatına göre VATANA DÜŞMAN OLANIN HAİNİN cezası ne ? Biz , Yaradana tabiyiz. Bizden başka savunan ve gündeme getiren yok. Neredesiniz? ARTIK BÜYÜK ŞRREFLİ CEPHE'DE ,KUVVAİ TÜRK'TE Atabey 19 Türk Ocakları Türkiye ve Avrupa'da toplanma vakti. VE TÜRK CUMHURİYETİ'NİN VATANDAŞI OLMUŞLAR size bir nasihatım olsun. ÜZERİNİZE doğru gelen büyük bir musibet var. Nedeni sizlerin yaptıkları! KÜRT'LER GAZABA UĞRAYACAK!!! Şeyh Muhittin : " Kürtler Bağdat'tan Horasan'a kadar yönetecekler. Ve haykırma sesini işittiğinde o zaman hiç kimse kurtulamayacak ." - İşaretlerin Özeti adlı eseri ... GÖK NİDASI geldiğinde, hiç kimse ( o bölgeden ) kurtulamayacak. Prof. NACİ GÖRÜR 'ün benden sonra söylediği 18 şehir ,benim söylediğim 19 şehir. Birinci Nida- Kahramanmaraş depremi... İkinci Nida - Gökten edilecek olduğu rivayet olunan. KÜRT olduğunu söyleyen ve yüzlerce yıldır Türk'e karşı duranlar ... - HİÇ KİMSE KURTULAMAYACAK -- Mesajı size .... BİNGÖL ve çevresini MEDENİYET YOK EDİCİ deprem olarak adlandırılan deprem. Dökülen her Türk kanı için hesap vakti yaklaşıyor. Devamı var aşiret ağaları ! Seçilmişin çıkmasına yakın bir süreye kadar KÜRT liderler,Bağdat'ı Horasan'a kadar yönetecekler... Irak 'ın başına geçirilen Celal Talabanı , Kurdurulan Barzanistan ve Barzani. Semboller ve rivayetleri tek tek uyguluyorlar,hatta son seferde ABD eliyle uyguladılar. Yani kullanıldılar. Artık geriye dönüşü yok. ● Bu millet, Atatürk'e yaptığı nankörlüğün bedelini çok ağır ödeyecek! — Yaşar Nuri Öztürk | ● Rus yarbayın dediği gibi " Galiba,Atatürk yanlış milleti kurtardı. " ŞİMDİ ULULARIN YAŞADIĞI ONCA İHANETİ DAHA iyi anlıyorum. -- Demir harda, Adam darda yetişir -- ATATÜRK'E ,TÜRK'E ,TÜRK CUMHURİYETİ'NE düşman olan düşmanlık yapanların karşısındayız. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #sondakikahaber

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

87,031 просмотров • 2 лет назад

ABD'nin sömürge valisi kılıklı büyükelçisi Tom Barrack, bir yandan Türkiye'nin laik ve üniter yapısına savaş ilan ederken bir yandan da Suriye'de özerkliği ilan etmeye hazırlanıyor. Tom Barrack, ilk fırsatta ülkeden kovulması gereken son derece tehlikeli ve bölücü bir şahsiyet. Bunu anlayabilmek için son hafta içerisinde yaşanan bazı gelişmeleri incelemek gerekiyor. İlham Ahmet, PYD sözde özerk yönetiminin dış işleri bakanı. 25 Temmuz'da son derece kritik açıklamalar yaptı. İlham Ahmet, Şara ile yaptıkları görüşmeyi "Toplumdaki çok renkliliği anlayacak yeni bir Suriye inşası" olarak niteliyor. Sadece buradaki "çok renkli" kavramının bile Irak ve Lübnan'daki gibi konfesyonizmi işaret ettiğini anlamak kolay. İlham Ahmet, sözlerinin devamında sürecin "ABD arabuluculuğunda ilerlediğini" söylüyor. Yani "çok renkli" Suriye'yi esasen ABD inşa ediyor. Bununla görevlendirilen kişinin Tom Barrack olduğunu anlamak zor değil. Yani Tom Barrack bir yandan Türkiye'deki laik düzeni ve üniter yapıyı yıkmakla bir yandan da Suriye'yi çok parçalı özerk yapılara ayırmakla görevli sömürge valisidir. Bu misyonun hedefinin "böl ve yönet" olduğunu herhalde herkes kestirir. İlham Ahmet, Şara ile yapılan toplantının çıkmaza girdiğinden bahsediyor. Sebebi açık, entegrasyon meselesi... Yani özerklik... İlham Ahmet diyor ki "Entegrasyon, karşılıklı bir tanımayı gerektirmelidir. Yani Şam hükümeti de bizi tanımalı, itiraf etmeli, biz de onları kabul etmeliyiz." Yani Şara, Kürt kimliğini itiraf edecek. Burada itiraf kavramı neden kullanılmış olabilir? İtiraf bilinen ama söylenmesi istenmeyen anlamda ele alınıyor. Özetle, Şara, PYD'nin özerklik istediğini biliyor fakat bunu kabul edemiyor. Ülkesinin parçalanacağını anlıyor olmalı. İlham Ahmet sözlerinin devamında özerklik üzerindeki anlaşmazlığı açıyor. Diyor ki "Öyle gelip silahları teslim et ya da yanındaki bütün savaşçıları getir teslim et, hoşça kal, bitti gitti demekle olmaz." Burası önemli. Ahmet'e göre PYD silahları bırakamaz. Öyle ya, silahlı güç bir teminattır. Yarın ülke karışınca o silahlı güçle bağımsızlık elde etmek bile mümkün. Ahmet, kafasındaki düşünceyi aktarıyor, diyor ki: Bahsettiğimiz entegrasyon, Şam yönetiminin buradaki halkın iradesini tanıması gerektiğidir. Güvenlik açısından, bu halk kendini nasıl koruyacak? Yani ülkenin adı Suriye olacak ama Kürt özerk yönetimi olacak. Bunun silahı olacak. Kendini koruyacak. Kime karşı? Mesela yarın bir gün Şara niyeti bozup da özerkliği tanımam derse, PYD kendi ordusuyla kendisini koruyacak. Halbuki Şara, tek ordu istiyor. Tek yönetim istiyor. Entegrasyon adı altında özerkliğe pek sıcak bakmıyor. Belki sadece göstermelik bir "kimlik tanıma" ile yetinmelerini istiyor. Ama İlham Ahmet bundan şikayetçi, diyor ki: Diyorlar ki: "Bunlar bugün bu kurumlarda, biz gelip devralacağız, biz yöneteceğiz, artık bitti, sizin bir işiniz yok." Bu doğru değil. Konuşmanın devamında konu özerklik meselesine geliyor. Muhabir açıkça özerkliğin bölücülük olup olmadığını soruyor. İlham Ahmet "Eğer merkez gerçekten bu toplumun hakkını tanırsa, eşit bir şekilde yaklaşırsa, iradesine saygı gösterirse, o zaman neden ayrılsın" diyor. Buradaki merkez kavramı Şam'ı ifade ediyor. Yani Şam, Kürtlere saygılı olursa, Kürtler ayrılmak istemez diyor. Bu cümlelerin manası açık, Kürtlere özerklik verilsin, ordu verilsin, yani PYD ayrılığa karar verdiğinde bunu sağlayacak güç verilsin. Kürtler ayrılmak istemediği sürece sorun olmasın ama ayrılığa karar verdiğinde de önünde hiçbir güç duramasın. Bu talep teorik olarak ayrılma hakkı saklı tutulan özerk yönetim talebidir. Muhabir bu açıklama üzerine İlham Ahmet'e açıkça "Federal bir Suriye mi, otonomi mi, merkezi olmayan bir Suriye mi istiyorsunuz" diye soruyor. Ahmet de "merkezi devlet" modelinin iç savaşa neden olduğunu belirtip "adem-i merkeziyetçi" bir yönetim istediğini itiraf ediyor. Ardından kültür, dil, eğitim gibi konuların da adem-i merkeziyetçi olması gerektiğini ekliyor. Tüm bu açıklamalar, PYD'nin açık açık Kuzey Irak'taki gibi askeri gücü olan özerk yönetim amaçladığını kanıtlamaya yeter. Şimdi durup düşünmek lazım, İlham Ahmet'in söylediği şeyler büyük oranda Türkiye'deki açılım için de söyleniyor. Tek eksik, silahlı güç... Onun dışındaki tüm talepler neredeyse aynı... Aslında buradan şunu da anlıyoruz, Türkiye'de "demokratikleşme" adı altında sunulan paketin gittiği yer de özerklik... Neyse, geliyoruz Mazlum Abdi'ye... İlham Ahmet'ten birkaç gün sonra da o da önemli açıklamalar yapıyor. Sözlerinin başında Tom Barrack için "Suriye’nin tek elden yönetilemeyeceğini de anlamış durumda" diyor. Bu lafın manası basit. Suriye'nin adem-i merkeziyetçi bir yönetime yani özerkliğe bürünmesi gerektiğini hususunda Tom Barrack kendileriyle hemfikir. Mazlum Abdi, İlham Ahmet'in aksine silahlı bir gücün başında olduğu için daha kesin ve net konuşuyor. "Suriye’nin eski haline dönmesi imkansız" diyor. Yani özerkliği öyle veya böyle alacağından emin. Daha da ileri gidiyor. İç savaşın merkeziyetçi model nedeniyle çıktığını söylüyor ve "köklü değişimler yapılmalı" diye ekliyor. Mazlum Abdi'ye göre Suriye'de iki güç var. Biri Şam silahlı gücü diğeri de PYD gücü... Yani iki ordu var ve bunların anlaşması gerekecek. Mazlum Abdi o kadar cüretkar ki Suriye'de milliyetçi dönemin bittiğini ilan ediyor. Bunu ifade ederken de milliyetçi dönemi İslamcılığın bitirdiğini söylüyor: Suriye milliyetçilik ideolojisi üzerine kurulmuştu. Şimdi milliyetçi İslamcı bir ideolojiye geçti. Aslında bu ifadenin derin bir anlamı var. Milliyetçi modeli bitirmek için bu modeli çözmek için din faktörü oldukça cazip. Milliyetçiliği İslamcılıkla çürütürseniz, geriye Abdi'nin hayal ettiği parçalanmış ve özerk yapılara bölünmüş bitik bir ülke kalır. Ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Bu noktada sormak lazım, Tom Barrack, Türkiye'de "Osmanlı millet sistemi" yani dini kimliklerin tanındığı bir sistem hayal ederek aslında milliyetçi modeli yok etmeye niyetlenmiş olmuyor mu? Belli ki Mazlum Abdi gibi PYD öncüleri, ilhamlarını ABD'den ve Tom Barrack'tan alarak ilerliyor. Tüm projenin odağındaki isim olan Tom Barrack ise Suriye'de olan biten için "süreç başarılı ilerliyor" diyerek aslında Suriye'yi parçalama görevini yerine getirdiğini ifade ediyor. Ve kuklalarını övüyor: Mazlum Abdi süreci akıllı yürütüyor. Onunla gurur duyuyorum. Cümlelerinin devamında diyor ki: Mazlum Abdi, Türkiye'ye karşı tehdit oluşturmuyor... İşte kilit cümle bu. Türkiye başından beri PYD'ye karşı çıkarken ve özerkliğe müsaade etmeyeceğini söylerken şimdi nasıl oluyor da Mazlum Abdi açık açık özerkliği alacağını söylerken Türkiye'ye tehdit oluşturmamış oluyor? Orası, Tom Barrack'ın kerameti... Boşuna söylemiyoruz, memleketten kovulması gereken ilk isim Tom Barrack diye...

Con Sinov

76,061 просмотров • 11 месяцев назад

Fitne : Mustafa Kemal Kur'an için "Arapoğlunun Yaveleri", Peygamber için de "Arapoğlu" diyerek aşağılıyormuş..! Çakma tarihçi Ahmet Anapalı Kazım Karabekir’in hatıralarına dayandığını iddia ettiği hikâyeyi aynen şöyle anlatıyor: Birgün Mustafa Kemal ile oturuyorduk. Elmalılı Hamdi Hoca içeri girdi. Dedi ki ona: "Gel Hamdi Hoca gel. Hele şu kitabı Türkçe'ye çevir de Atatürk, bizimliler hangi Arap saçmalıklarına (Arapoğlunun yavelerine) iman etmişler görsünler”. Bunlar güya Karabekir’in hatıralarında aynen bu şekilde yazıyormuş. Hadi lan oradan! * Amaçları belli: “Türkiye’yi din düşmanı biri kurdu” yalanını aşılamak, Türkiye’yi bir “küfür devleti” gibi göstermek! Adamların gözünde Atatürk dinsiz, laiklik küfür, cumhuriyet sapkınlık… * Bu videoyu anlatırken fark ettiyseniz hep aynı taktiği uyguluyorlar. Atatürk’ü savunsun diye karşısına tarih bilgisi olmayan, dini savunamayacak bir ateist çıkartıyorlar. Bu bir tesadüf değil, tamamen bilinçli bir tercih. Çünkü Atatürk’ü savunacak bilgili bir Müslüman çıkarsalar ne olur? O kişi hem Atatürk’ü savunur hem de Atatürk’ün dine saygılı olduğunu açıklar. Ama tarih bilmeyen, dini savunamayan birini çıkardıklarında Atatürk’ü savunmak, laiklikle “dinsizlik” arasında bir bağlantı kurmaya çalışırlar. Yani hem Atatürk’ü hem de laikliği hedef alırlar. Bu, onların eski ama hâlâ işe yaradığını düşündükleri bir oyundur. * Bu hikâye ilk kez Uğur Mumcu tarafından 10-19 Haziran 1990’da Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlandı. "Kaynak ne?" diye sorarsanız, Kazım Karabekir’in hatıraları deniyor. Ama burada işler garipleşiyor: Bu hatıralar, Karabekir’in kızının damadı (faruk özerengin) tarafından servis edildi. Yani, aile muhabbetinden tarih yazılmış gibi bir durum var. Yetmedi, Ateist olduğu bilinen Uğur Mumcu bu hikâyeyi Karabekir Anlatıyor kitabına da almış. Bu da yetmedi mi? 1991’de dıdısının dıdısı aynı damat, Paşaların Kavgası adlı kitapta hikâyeyi bir kez daha ısıtıp sunmuş. İşin asıl komedisi şu: Bu olayın geçtiği söylenen dönemde Atatürk ve Kazım Karabekir’in yanında Ruşen Eşref Ünaydın, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve birkaç kişi daha varmış. Ama nedense bu isimlerden hiçbiri, anılarında ya da notlarında bu olaya dair tek kelime etmemiş. Ortada ne bir belge var ne de bir tanık. Daha da tuhafı, bu hikâye tüm tanıklar öldükten sonra gün yüzüne çıkıyor. Zaten bu tür masalların en büyük numarası bu: Kimse sağ değil, doğrulama şansı sıfır. “Yok artık” dedirtecek sözleri ekle, Atatürk’ü kötüle, sonra da "Kaynak güvenilir, Karabekir’in hatıraları" de. Bu kadar basit. * Gelelim şu anlatılan hikâyeye. Bu olayın doğruluğu baştan sona şüpheli. Kazım Karabekir’in hatıralarında böyle bir konuşmadan bahsedildiği iddia ediliyor ama dikkat edin: Olayın geçtiği söylenen tarih 14 Ağustos 1925. Karabekir, her şeyi günlüğüne yazan, Atatürk hakkında duyduğu en küçük dedikoduyu bile not eden biri. Ama ne hikmetse, bu olayı hiç yazmamış! İşin en garip tarafı ne biliyor musunuz? Bu hikâyede Elmalılı Hamdi’nin adı bile geçmiyor! Hatta hikâyeyi bir kenara bırakın, Kazım Karabekir’in kitabının hiçbir yerinde Elmalılı’nın adı geçmiyor! Ama çakma tarihçi Ahmet Anapalı ne yapmış? Hikâyeyi süslemek için Elmalılı’yı da ekleyivermiş. Yetmemiş, uydurduğu bu masalı bir de Karabekir’in ağzından anlatmış. Hani Müslüman yalan söylemezdi? Ama bunların dinine göre iftira serbest, fitne caiz! Zaten dertleri gerçekleri anlatmak değil, hikâyeyi daha inandırıcı hale getirip, Atatürk’e çamur atmak, insanları kandırmak, memlekete fitne sokmak! * Kazım Karabekir’in hatıralarını “tarihin en güvenilir kaynağı” diye önümüze koyanlara küçük bir hatırlatma yapalım. Karabekir, Abdülhamid için ne demiş biliyor musunuz? “Zorba, diktatör ve felaketlerin baş sorumlusu.” Yetmedi mi? Vahdettin için de “Açıkça hain” ifadelerini kullanmış. Ama ne hikmetse bu sözler hiç dillendirilmez. Neden? Çünkü işlerine gelmez! İşlerine gelen kısmı alır, gelmeyen kısmı yok sayarlar. Eğer bu hatıralar bu kadar kutsal ve tartışılmazsa, hadi bakalım, Abdülhamid ve Vahdettin için söylediklerini de kabul edin! Ama yok. Çünkü oyun belli: “Seç, al, işine geleni kullan. Gelmeyeni unutmuş gibi yap.” Vallahi bu kadar bariz ikiyüzlülük için özel ödül verilmeli. * Şimdi gelelim diğer bir meseleye: Atatürk düşmanları, Karabekir’i hep “dindar, muhafazakâr bir alternatif lider” diye parlatır. Tamam, diyelim ki Karabekir dindar. Ama laiklik ve Cumhuriyet konusundaki tutumunu neden es geçiyorsunuz? Mesela Karabekir, Atatürk’ün Balıkesir'de cuma hutbesinde vaaz vermesini eleştirmiştir. Din ve Devlet işlerinin birbirine sokulmasını asla istemezdi. Hatta aynı Karabekir, “Ezan Türkçe okutuldu, Kur’an toplatıldı” diye ağlaşılan İnönü döneminde Meclis Başkanlığı yapmıştır. Hadi buyurun, bu uygulamalara neden tek bir kez bile karşı çıkmadı? Demek ki neymiş? Bu uygulamalar, “Atatürk’ün dine düşmanlık politikası” falan değil, dönemin genel anlayışının bir sonucuymuş. Karabekir de bu anlayışın parçasıymış. Ama bunları söylemek işlerine gelmez tabii. * Aslında bu arkadaşlar ne yapıyor biliyor musunuz? Karabekir’in hatıralarını cımbızla seçiyorlar. “Bu bana uyar, bunu alayım. Bu işime gelmedi, yokmuş gibi davranayım.” Mantık tamamen bu. Ve sonra da utanmadan “Karabekir şöyle dedi, böyle yaptı” diye masallar anlatıyorlar. Ama iş biraz derinleşince foyaları ortaya çıkıyor. Çünkü tarih, seç-beğen-al yapacağınız bir oyuncak değil. * Dincilerin sıkça servis ettiği bu hikâyeyi doğru kabul edelim ve analiz edelim. Hatıratta geçen konuşma şu şekilde: Mustafa Kemal, Kur’an’ı Türkçeye çevirtmek istediğini söylüyor. Kazım Karabekir ise “Şimdi zamanı değil, zaten Kur’an’ın TEFSİRLERİ var” diyerek karşı çıkıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim” diyor. * Şimdi bu “Arapoğlu” ifadesine takılıp, peygambere hakaret edildiği iddia ediliyor. Ancak Mustafa Kemal’in burada kimi kastettiği açık değil. Olay basit: Karabekir Kuran'ı çevirmeye gerek yok, TEFSİRLER var diyor, Mustafa Kemal de tefsirlerdeki saçmalıkları kastediyor. O dönemin en popüler tefsirleri İbn Arabi’ye ait. İbn Arabi’nin adı Türkçeye çevrilince ne oluyor? Bingo: Arapoğlu! Yani, peygambere laf atmak falan yok, tefsirlere yapılan bir gönderme var. Ama yok, bunu böyle anlatmak işlerine gelmez. Atatürk’ü peygambere laf etmiş gibi göstermek daha kolaylarına geliyor. Üstelik, Mustafa Kemal gibi bir liderin, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, hele ki Karabekir'in önünde, peygambere laf edecek kadar vizyonsuz biri olmadığını akıllarına bile getirmiyorlar. Çünkü herkesi kendi sığ düşünce dünyalarına göre değerlendiriyorlar. * İbn Arabi yani Arapoğlu, İslam tarihinde tartışmalı bir isimdir. Tefsirlerinde Kur’an’ın özüne aykırı birçok yaveler bulunur. Örneğin: - Ali İmran Suresi’nin 103-105. ayetlerini yorumlarken, “Mezheplere bölünmeyin” diyen bu ayetleri tarikatlara bağlamış. Şeyhlere bağlı kalmanın Allah’a ulaşmanın yolu olduğunu söylemiştir. Halbuki Kur’an, aracıları değil, doğrudan Allah’a yönelmeyi öğütler. - Yusuf Suresi’nde, Hz. Yusuf’un zindandaki arkadaşlarının rüyalarını cinsellikle ilişkilendirmiştir. Kur’an ise bu rüyaların anlamını açıkça ifade eder: Biri görevine dönecek, diğeri ise idam edilecektir. Ama İbn Arabi, bu net ifadeleri kendi hayal gücüyle bambaşka anlamlara çekmiştir. - “Kul Rabb olur” gibi ifadeler kullanmıştır. Bu ifade İslam inancına tamamen aykırıdır. İslam’a göre Rab sadece Allah’tır ve bu sıfat insana atfedilemez. * Mustafa Kemal, halkın dinini anlaması gerektiğine inanıyordu. Osmanlı döneminde halk, Kur’an’ı Arapça okuyordu ama anlamıyordu. Bu boşluk, şeyhler, tarikat liderleri ve din tüccarları tarafından kullanılarak halkı yanlış yönlendirme aracı hâline gelmişti. Mustafa Kemal, bu düzeni bozmak için Kur’an’ı Türkçeye çevirtti. Böylece halk, Allah’ın kelamını doğrudan anlamaya başladı ve din üzerinden kurulan sahte otoriteler çökmeye başladı. Ama Atatürk burada durmadı. Hadislerin de Türkçeye çevrilmesini sağladı. Çünkü uydurma hadislerle halkın kafasını karıştıran düzenbazların maskesini düşürmek gerekiyordu. Halk, hadisleri okuyunca, uydurma olanlarla gerçek olanları ayırt etmeye başladı. Bu da tarikatların ve sahte din adamlarının güç kaybetmesine neden oldu. * Bugün hâlâ en doğru Kur’an meali, Atatürk’ün Elmalılı Hamdi’ye yaptırdığı mealdir. Günümüz çevirileriyle arasında bir fark yoktur. Bu durumda, Atatürk düşmanlarının iddiaları kendi içinde çelişiyor. Çünkü halk Kur’an’ı Türkçe okuyunca dinden çıktığını iddia ediyorsanız, ya Kur’an’da bir sorun olduğunu kabul ediyorsunuz (hâşâ!) ya da yıllarca halkı kandırdığınızı itiraf ediyorsunuz. Atatürk’ün Kur’an’ı ve hadisleri Türkçeye çevirtmesi, halkın dini doğru anlamasını istiyordu. Halkın İbn Arabi gibi tefsircilerin saçma yorumlarını, uydurma hadisleri ve din üzerinden çıkar sağlayan düzenbazları bu sayede fark etmesine olanak sağladı. Atatürk’ün bu adımı, tarikatların, şeyhlerin ve din tüccarlarının otoritesini sarstı. İşte bu yüzden Atatürk düşmanları hâlâ bu kadar öfkeli. Çünkü Atatürk, onların din üzerinden kurdukları sömürü düzenini yıktı.

AHMET ÖZCAN

22,579 просмотров • 1 год назад