正在加载视频...

视频加载失败

Şah Reza Pehlevi kimdir? İddia edildiği gibi bir kurtarıcı mı? Kurtarıcıysa 1979'da Şah monarşisine karşı halk neden ayaklandı? Yeni dosyamız YouTube kanalımızda yayında. Beğenmeyi ve takip etmeyi unutmayın. Link:

22,801 次观看 • 8 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

🔴CİHAT YAYCI AYLAR ÖNCESİNDE İRAN'DA BUGÜN GELİNEN DURUMU ADIM ADIM ANALİZ ETMİŞTİ... 📌8 Ekim 2023'ten bu yana Cihat Yaycı'nın Youtube, TV ve diğer platformlardaki İran analizi; 📌İran’daki mevcut rejim artık Batı’nın kendisine biçtiği görevi tamamlamış durumdadır. Özellikle Gazze’de başlayan son süreçle birlikte, Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilme planı devreye sokulmuştur. 📌Bu planın bir parçası olarak Suriye’nin, Irak’ın parçalanması ve Lübnan’a müdahale edilmesi gibi adımlar atılmıştır. İran da bu süreçte sürekli olarak bölgedeki gelişmelerin içinde yer almış, bir anlamda bu planın uygulanmasına hizmet etmiştir. 📌Bugün geldiğimiz noktada, İran’daki rejimin sonunun yaklaştığını açıkça söyleyebiliriz. Mevcut yapı yıkılacak. İran belki üçe, belki beşe bölünecek. 📌En iyi ihtimalle ise, artık Batı’ya daha yakın, Batı tipi bir yönetim kurulacaktır. Belki eski Şah dönemindeki gibi tam anlamıyla bir monarşi değil ama benzer nitelikte, Batı’nın güdümünde bir sistem yeniden tesis edilecektir. 📌Bu rejim artık eski işlevini yitirmiştir. İran, kendisine biçilen rolü tamamlamış, şimdi sıra yeniden yapılandırılmasındadır. Bu nedenle İran’daki rejimin yıkılması artık an meselesidir. Bunu Batı da biliyor, İran’ın kendisi de biliyor. 📌İran’a yönelik bu kadar baskı yapılırken Rusya’dan ses çıkıyor mu? Aksine, Rusya ile İran arasında yeni bir anlaşma imzalandı. İran Dışişleri Bakanı Moskova’ya gitti. Bu bir destek anlamına gelmez mi? Amerika’ya karşı “Sen İran’a bir şey yapamazsın kardeşim” tarzında bir duruş var mı? 📌İsrail’e ya da İran’a karşı “bir şey yapamazsınız, siz mahalle kabadayısı değilsiniz” deniliyor mu? Hayır. Bu meseleye daha geniş ve ciddi bir çerçeveden bakmak gerekiyor. 📌İran sadece İsrail için değil, Amerika için de bir hedef konumunda. İsrail burada bir gerekçe gibi gösteriliyor ama asıl mesele, İran’ın Çin’e petrol ve doğalgaz tedarik eden bir ülke olmasıdır. Aynı zamanda ulaşım açısından da kritik bir noktada bulunuyor. Dolayısıyla İran’daki rejimin değişmesi, mevcut anlaşmaların iptali, ABD’nin ekonomik politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. 📌İran konusu oldukça önemli. Bugünkü durumda İran rejiminin görevini tamamladığı ve miadını doldurduğu düşünülüyor. Görünen o ki rejim yıkılacak ve Orta Doğu’da daha önce defalarca dile getirildiği gibi sınırlar yeniden çizilecek. İran da bu süreçten nasibini alacak ve işgalle değil, içten parçalanarak dağılacak.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

14,758 次观看 • 1 年前

Nizamettin Arıç’ın Öcalan’a Yönelik Eleştirel Çizimleri: Kürtler'in pek alışık olmadığı sıra dışı Öcalan tepkisi. Kürt sanatçı Nizamettin Arıç’ın Öcalan’a yönelik eleştirel çizimleri, Kürt siyasetindeki dokunulmazlık algısını bir kez daha gözler önüne seriyor.. Benzer bir durumu geçmişte Şivan Perwer de yaşamış, ancak maruz kaldığı ağır tepkiler ve fiziki saldırılar nedeniyle söylemlerini realize etmek zorunda kalmıştı. Bu tablo bize Kürt toplumunun hâlâ siyasi liderlerini eleştirebilme olgunluğuna ulaşamadığını gösteriyor. Kürtler, liderlerini yalnızca eleştirilemez değil, aynı zamanda kutsal ve dokunulmaz da görüyor. Öyle ki, radikal partizanlar, gerektiğinde liderleri için Kürtleri öldürebileceklerini dahi açıkça dile getiriyor ve bundan gurur duyuyorlar. Dahası, bu anlayışa alkış tutan geniş bir kitle de mevcut. Peki, dillerinden “Kürtlere özgürlük”, “Kürdistan’a özgürlük”, “düşünce özgürlüğü” ve “özgün sanat” sloganlarını düşürmeyen Kürtler, kendi gibi düşünmeyen bir başka Kürtleri ve Kürt sanatçıyı hedef gösterip linç etmeyi, küfür ve hakaret yağdırmayı nasıl açıklıyor? Siyasilerine eleştiriye dahil tahammül etmeyen bir halk nasıl özgürleşebilir? Bu noktada aklıselim düşünebilen herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Kürtlere gerçekten özgürlük mü istiyoruz, yoksa sadece kendi dogmalarımızın egemen olduğu bir rejim mi kurmaya çalışıyoruz? Nizamettin Arıç Kimdir? Nizamettin Arıç, Kürt sanatına ve müziğine büyük emek vermiş, sinema alanında da başarılı işlere imza atmış bir sanatçı. Örneğin, tesadüf ki şuan yaşadığım şehir olan İsviçre’nin Fribourg kentinde 1994'de düzenlenen Fribourg Uluslararası Film Festivali’nde Kürtçe çektiği "Klama Beko" filmiyle üç ödül kazanmış, böylece Kürt sinemasını ve Kürt milletini uluslararası arenada da temsil etmiştir. Üstelik bu film, dönemin Türk devletinin Kürt köylülerine uyguladığı zulmü ve Suruç'lu bir gencin PKK’ye katılım sürecini anlatan siyasi bir yapımdır. Yani bir açıdan uluslararası alana sunulmuş, PKK'nin varlığını ve çıkış nedenini de gerekçelendiren Bir siyasi propaganda. Ancak bugün, Öcalan’ı eleştiren çizimleri nedeniyle kendisine yönelik saldırılarla, sanatçının geçmişi çarpıtılıyor. Mesela TRT’de çalışmış olması, ona yöneltilen en büyük suçlamalardan biri. Fakat gerçekte, Arıç 1976’da TRT Ankara Radyosu’nda çalışmaya başlamış, 1979’da Kürtçe seslendirdiği Ahmedo Roni şarkısı nedeniyle “bölücülük” suçlamasıyla yargılanmış ve işinden atılmıştır. Yani, devletin içinde bile Kürt kimliğinden ödün vermemiştir. Daha sormaları da yıllarca Roj TV ve Kürt siyasi hareketine yakın medya organlarında yer almış, bu çevrelerin etkinliklerinde sahneye çıkmıştır. Fakat bugün kendisine saldıranlar, geçmişte Kürt siyasi hareketiyle olan bağlarını görmezden geliyor. Eğer Nizamettin Arıç, TRT’de çalıştığı için “hain”se, o hâlde neden yıllarca Roj TV’de yer almasına ses çıkarılmadı? Demek ki mesele onun geçmişi değil, bugün eleştirel bir duruş sergilemesi. Öcalan Eleştirilemez mi? Sanatçılar toplumun aynasıdır. Eğer Kürt halkı özgür bir gelecek istiyorsa, sanatçılarına ve aydınlarına karşı daha saygılı olmalı, onlara eleştirel düşüncelerini ifade edebilecekleri alanlar açmalıdır. Bugün Öcalan’a büyük bir sevgi ve bağlılık duyan bir kitle olduğu gibi, özellikle genç Kürtler arasında yükselen eleştirel bir bakış açısı da mevcut. Bu realitenin artık kabul edilmesi gerekiyor. Ne Öcalan’ı destekleyenler mutlak birer kahraman ne de Öcalan’ı eleştirenler mutlak birer hain. Öcalan, Kürt halkının içinden çıkmış siyasi liderlerden sadece biridir; tanrısal bir kudrete sahip olmadığı gibi, kutsal ve dokunulmaz da değildir. Yıllar içerisinde siyasi anlamda büyük değişiklikler yaşadı. Kürtler Öcalan’ı sorgusuz sualsiz desteklemek zorunda değil. Öcalan’ın kendi kitaplarında dahi “Eleştirileriniz beni yüceltir, beni eleştirin” dediği gerçeği ortadayken Öcalan taraftarları neden onu eleştirilmez bir tabu hâline getirmeye çalışıyor? Siz Öcalan’dan daha mı Öcalancısınız?

Azad Penaber

237,032 次观看 • 1 年前

Mehmet hocayı kırmak istemem ama hakkın hatırı daha âlidir. Duygusal fevri konuşmalar ne adil, ne akil ne de hikmetlidir. Bin yıllık tarih ve 40 yıllık ihanet 40 günlük savaşla temizlenemez. İsrail’e karşı elbette destekleyelim ama bu dil yanlıştır. Abartılıdır. İran’ı meşrulaştırmadan da taraf olabiliriz. Bir Ermeni’ye yapılan haksızlığa tepki göstermek için nasıl “Hepimiz Ermeni’yiz” dememize gerek yoksa burada da kantarın topuzunu kaçırmamak gerekir. Fıkıh bir işin neticesini gözetmek ve sonunu düşünmektir. İyi niyet suistimale kapı aralamamalıdır. 1-İran bir İslam Devrimi değil Şii mezhep devrimidir. Kendisini Şia mezhebine hapsettiği için kuşatıcı bir İslami sistem olmadığı gibi Müslüman halkları da kafir gören bir ideolojiye sahiptir. Şii IŞiD’in iktidar olmuş halidir. 2-Bu rejim tercih ettiği mezhebi tonun sapkınlığından (Şiiliğin en aşırı kolu) ayrı olarak milyonlarca Müslümanın kanını dökmüş, ABD ve Rusya ile iğrenç işbirlikleri yapmıştır. Zamanı gelince de onlar bu rejimi tuvalet kâğıdı gibi kullanıp atmışlardır. 3- Şii-Rafızilik Caferilik gibi bir etiketle fıkhi bir mezhep gibi-jelatinle sunulamaz. Hele bunu bir fıkıhçı yaparsa bu hiç olmaz. Bu kurnaz yaklaşım bir İran stratejisidir. En son bu kurnazlığı Nadir Şah yapmıştı ve Osmanlı uleması bunu reddetmişti. 4- Bizler İsrail karşıtı rejimi Afganistan’da kurmak için 20 yıl cihad ettik karşımıza ABD ve İran dikildi. Irak cihadını onlar sona erdirip ABD’ye askerlik yaptılar. Mursi Mısır’ına İran düşmanlık etti. Suriye’de 14 yıl Ayetulla Putinle birlikte halkımızı katlettiler. Yemende İhvan devrim yapıp devlet kurdu İran ve Rusya Husilere destek verip devrimi çaldılar. Bu kadar cürmü işleyen İran Sünni olsa bu kadar tolere eder miydiniz? Öyleyse IŞİD’e de destek olun. O tekfirci ve berbad örgütün liderleri tamamen ABD tarafından öldürüldü. ABD’de saldırılar yaptı. Sahabeye de sövmüyorlar. İran onlardan da beter. İran’ın bugün başına gelenler kendi yaptıklarının sonucu. İran’ın son 40 yıldaki ABD ve Rusya ile açık ittifakı inkar edilemez. Bunlar mevsuk hakikatlerdir. Ancak son iki yılda yaşananlar, hatta Süleymani’nin öldürüldüğü 2017’den sonra yalananlar danışıklı dövüş değildir. Gerçek bir çatışma halidir. İran ABD ile Sünni Müslümanlara karşı sürdürdüğü işbirliği devam etsin ve bu savaş yaşanmasın diye çok çaba sarf etti. İsrail’in bugün bu kadar cüretkar olması büyük oranda İran’ın uzun yıllar Müslüman cepheyi bölüp ABD ile iş tutmasının sonucudur. İran ile iletişim kurmak ve hatta işbirliği yapmak -mümkün ya da değil ama denemeye değer ve buna da mecburuz-vahdet midir? Vahdet tevhid ile mümkündür. Vahdet Şia bizi tekfir ederken mümkün ve gerçekçi de değildir. Olması gereken “stratejik çatışmasızlıktır”. İşte burada ise iyi niyetlerin İranın ikinci bir yayılma ve mezhepçi politikasına alan açıp meşruiyet vermemesi önemlidir. Bunun için kin ve öfkenin kontrol edilip hafızanın ise canlı tutulması ince bir çizgidir. Diğer bir hata da sanki her şey tarihte kalmış gibi bir algı oluşturmaktır. Daha bu hafta İran destekli Irak yönetimi Sünni mahkumları idam etmeyi hızlandırdı. Ne yaptılar sözde vahdet için? Yemen’deki İhvan mahkumlarını mı serbest bıraktılar? Irakta hapis yatan 60 bin Sünni mahkumu mu serbest bıraktılar? Sayın hocam üzgünüm ama Musa (as) değil İbrahim (as), Ahmet değil İsmail, inek değil koyun…

Dr. Abdulkadir Şen

26,727 次观看 • 5 个月前

ERDOĞAN'IN ZİHNİNİ DOĞRU OKUMAK! (EL YÜKSELTEREK ERDOĞAN'IN YENİ İMAJINA KATKI YAPARSINIZ!) CHP'ye belediyeler operasyonu, Bahçeli'nin İmralı açılımı ve DEM Parti'nin Cumhur İttifakı'nın stratejik ortaklığına eviriliyor olması... Hepsi farklı süreçler görünse de, Cumhur İttifakı için aynı planın parçası: Er Ryan'ı kurtarmak! Peki bu kıskaçtan nasıl çıkılır? Ne diyordu Süleyman Demirel; "Siyasette neyin mümkün olduğunu görmek için neyin mümkün olmadığına bakmak lazım..." Öyleyse Erdoğan'ın yeni planını bozmak için o plana neden ihtiyaç duyduğuna bakmak lazım... 2019'a kadar Türkiye'de siyaset stabildi. İktidar başarı hikayesi sunabiliyor, bunu halka satabiliyor ve halkı ikna kabiliyeti ile güveni kendisine yetecek ölçüde koruyordu. Erdoğan iktidarının bu meziyetleri; bir sosyolojik gerçek realite olarak iktidara gelmesinden korkulması ya da korkutulması siyasi fayda sağlayan bir ana muhalefetin varlığı ile de birleşince geriye Erdoğan'a dikensiz gül bahçesinde siyaset yapmak kalıyordu... Ancak 2019 yerel seçimlerinden bu tarafa siyasetin stabil tablosu değişmeye başladı ve bugün ülkenin siyasi kaderini değiştirecek etkiye erişti. Nasıl mı? Erdoğan iktidarı artık başarı hikayesi sunamaz, sunsa da halka satamaz hale geldi. Halkı hipnotize etme kabiliyeti felç oldu... Ama Erdoğan için bundan daha kötü bir sorun gelişmeye başladı... O da şuydu; CHP, elde ettiği belediyelerle başarı hikayesi yazmaya başladı. Üstelik bu hikaye, Erdoğan iktidarının yarattığı sorunlar üzerinden ve Erdoğan'ın mağdur ettiği, sefalete sürüklediği toplum kesimlerine el uzatılarak yazılıyordu... Böylece zihinlerde sessiz devrim oluştu. İktidara gelmesinden korkutulan CHP, halk tarafından iktidar alternatifi görülmeye başlandı ve iktidara gelirse yönetebilir algısı oluştu... Üstelik bu hikaye, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi iki yıldız oyuncu da çıkardı... Değişen ve gelişen süreç karşısında Erdoğan'ın CHP'li belediyeleri başarısızlığa itmesi ve gözde düşürmesi gerekiyordu... Tıpkı sefalete sürüklediği halk kesimleri gibi Erdoğan da CHP'li belediyelere muhtaç haline geldi sizin anlayacağınız... CHP'li belediyelerin başarısızlığına! Erdoğan, hizmetlerini engelleyerek CHP'li belediyeleri gözden düşüremeyeceğini biliyor. O yüzden belediyeleri ve koltuğuna tehdit iki potansiyel adayı yolsuzlukla, akçeli işlerle yan yana getirip oyun dışına atmaya çalışıyor... En kötü ihtimalle hedefleri ise, adaylaşmaları önlenemezse, atılan çamurların izi ile Erdoğan'ın karşısına çıkmaları! "Erdoğan iktidarı da sütten çıkmış ak kaşık değil. Bu tutmaz." diyebilirsiniz... Tutar mı tutmaz mı bilmem. Bildiğim ve gördüğüm o ki; İmamoğlu'na itibarsızlaştırma yapılırken Erdoğan'a da makyaj yapılıyor... "Şam fatihi Erdoğan" algısı, CHP'nin o alanı boş bırakması ile inşa edilirken, diğer taraftan da Erdoğan'ın vitrinine "Terörsüz Türkiye'nin lideri" etiketi eklenmeye çalışıyor... Yani CHP, kendi eseri olan laik cumhuriyet ve ulus devleti ateşe atacak yeni ihanet sürecine karşı çıkmayıp el yükseltirken, aslında Erdoğan'ın İmamoğlu ve Yavaş'a karşı hazırlanan yeni imajına, seçim kampanyasına farkında olmadan katkı yapıyor... "Bütün bunları nereden çıkarıyorsun" diye soran olursa, söyleyeyim. Tiyatrodan çıkarıyorum. Tiyatroda perde önünde sahnelenen oyunu izleriz. Oysa o sahne ve biçilen roller perde arkasında yazılmıştır. Siyaset de böyledir. Siyasette gördüklerimiz perde arkasında kurgulananların bize yansımasıdır. Kaldı ki Erdoğan'ın, "Daha turpların büyüğü heybede. Sokağa çıkacak yüzleri kalmayacak" demesi baştan beri anlattığım kurgunun sahnelendiğini gösteriyor. Peki CHP bu operasyonu nasıl püskürtür? Çok basit! Erdoğan'ın en çok korktuğu şeyi yaparak! Erdoğan'ın en çok korktuğu şey; halk ile karşı karşıya gelmesi! Halka "Fakirleştirilen sizlere el uzattığımız için bizi hedef alıyorlar. Aslında hedef sizsiniz" dediğinizde ve sürekli bunu işlediğinizde, Erdoğan, sefalete sürüklediği halk ile baş başa kalır... Sonra mı? İktidar için iktidarda kalmak, iktidardan gitmekten daha pahalı hale gelir... Bilmem anlatabildim mi?

Fatih ERGİN

16,938 次观看 • 1 年前

🎵 Dinle Kürtleri Devlet Bahçeli 🎵 Şarkı: Jirnewa Söz-Prompt: Bedel Boseli Hey Bahçeli! Türk milliyetçilerin iktidar lideri. Birkaç sözüm var, hazır mısın? Dün “Kürt kardeşlerim” diyordun… (Valla öyle diyordun) Bugün “hedef Kürtler” diyorsun! (Bu ne yaman çelişki!?) Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Rojava’ya bakıp fısıldıyorsun: (Öyle fısıldama, lawo!) “Özerkliği Kürtlerden alırız,” diyorsun. (Kalpleri böyle mi kazanacaksın?) Kürtler bir bütün, köklü bir ağaç, (Dalları geniş, gövdesi sağlam!) Bir dalı kırarken diğerini sevemezsin… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Kürtler onurlu bir ulus, unutma bunu, Acılarımızda birleşiriz, umutlarımızda büyürüz. Dallarımızı budasanız da, köklerimizi sökemezsiniz! Kürtler kopmaz birbirinden, bunu öğrenin artık! Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Efrin’in gözyaşları, Kobani’nin direnişi, Halepçe’nin külleri, Roboski’nin çığlığı, Hepsi tarihimize yazılmış ağıtlar. Ama unutma, her ağıt yeni bir umut doğurur. Kürtler yılmaz, bu halk direnir! Selahaddin Eyyubi izinde, Qazî Muhammed’in sesinde! Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Matematiğe meraklısın madem, O halde sana Qazi Muhammed’in, meşhur Kürtlük formülü: Kürtler’de iki çarpı iki, bir eder! (Bu nasıl olur yahu!) Dört parça olsak da, yürek bir! (Aha!) Barışla anılmak mı, savaşla unutulmak mı istersin? Barışla yüksel, (savaşla düşme). Kadın ve erkek birlikte, Kürtler dağ gibi sabırlı, rüzgar gibi güçlü… Kürtlerle birlikte yürürsen tarih barışı yazar! Hadi geli, bir şans ver nihayi barışa! Milyonlarca Kürdü karşısına alacağına, Neden yanına almayasın? (Aklın yolu birdir, değil mi?) Kuro lawo Bahçeli, Kuro lo lo, Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Hey lo, lo lo lo… Wey lê, lê lê lê… Bu şarkı, Devlet Bahçeli’nin son dönemlerdeki çıkışları ve Kürt sorununun çözümü ve Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasına yönelik başlattığı tartışmalara bir yanıt olarak hazırlandı. Türk milliyetçiliği ve Kürt halkının onurlu duruşu arasında meseleleri müzikalleştiren bu eser, Kürtlerin tarihine, acılarına ve umutlarına bir ağıttır. “Hey Bahçeli!” diyerek, çözüm sürecine dair çelişkileri, özerklik ve kardeşlik söylemlerini sorguluyor. Şarkıda, Rojava’dan Kobani’ye, Halepçe’den Roboski’ye Kürt halkının mücadelesi ve direnişi işleniyor. Barışa bir çağrı olarak hazırlanan bu eserde, Kürtlerin birliği ve tarihi mirası güçlü bir şekilde vurgulanıyor. 💡 Bu şarkıyı neden dinlemelisiniz? • Kürt halkının acıları ve umutlarını, birlik ve beraberliğini anlamak için. • Tarih ve siyasetle sanatı birleştiren güçlü bir eseri deneyimlemek için. • Nihai barışa bir şans verilmesi gerektiğini hatırlamak için. 🎶 Dize Dize Anlam Dolu • Rojava’nın direnişi • Efrin’in gözyaşları • Selahaddin Eyyubi ve Qazî Muhammed’in izleri 📌 Etiketler (Tags): #KürtMücadelesi #DevletBahçeli #ÇözümSüreci #Kürtler #Jirnewa #KürtTarihi #BarışŞarkısı #BedelBoseli #Rojava #KürtSanatı #Öcalan #BahçeliKonuşması 🔗 Hazırladığım Kürt tarihi videolarını izleyin: 📢 Nasıl Destek Olabilirsiniz? • Beğenmeyi, yorum yapmayı ve abone olmayı unutmayın! • Bu şarkıyı paylaşarak barış çağrısını daha geniş kitlelere ulaştırabilirsiniz.

Bedel Boseli

87,552 次观看 • 1 年前

Fransa'nın Pasifik'teki sömürgesi Yeni Kaledonya'da işler karıştı. Yeni Kaledonya, aslında resmi olarak sömürge değil zira hiçbir sömürge resmen sömürge değildir. Ya kolonidir, ya "deniz aşırı topraktır" ya özerk bölgedir ya da "Tam bağımsız, faizleri tavan ama parası çöp" bir ülkedir. İşte Yeni Kaledonya bu en sondaki fenafillah mertebesine henüz ulaşamamış olan "Deniz aşırı özel bölge" sıfatında bir ülkedir. Biraz tanıyalım ve meseleler ne durumda ve ne şekilde seyredecek öngörülerimizi ve yarısı ciddi yarısı hikaye bir floodu paylaşalım. Yeni Kaledonya, 18.000 km2 bir alana sahip ve Pasifik'te bu boyutta adalar azdır. Genellikle Avustralya ve ABD arasındaki bu sahada ufak adalar vardır ve çoğunda da insan yaşamaz zira yaşamaya elverişli değildir. Bu sebepten Fransa, buralardaki adaların bir kısmını nükleer deneylerde kullanmıştır. Kaledonya'yı ise deyimi yerinde ise özel tutmuş, hiçbir nükleer deneme yapmamış, hiçbir nüklleer çöpü göndermemişlerdir. Bu ise Kaledonya'daki yerlilerin değil, orada sayıları hayli önemli derecedeki (%27) fransız kolonistlerin yüzü suyu hürmetinedir. Buradaki Fransız kolonistler, Bankaların ana çalışanları, müdürleri, burada bulunan ordunun subayları, kolluk kuvvetleri, üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğunluğunu oluşturan gruptur. Esasen bu saydığım ve toplumun kaymağını oluşturan kısım da bu %27'nin tamamıdır. Halkın etnik çoğunluğunu oluşturan ana grup ise %40 ile Kanak yerlileridir. %40 neden çoğunluk? Derseniz, etnik çoğunluktan bahsederken eğer çok etnisiteli bir ülkede sizden daha kalabalık yüzdeye sahip olan yoksa siz %20 ile bile çoğunluk olabilirsiniz. Etnik çoğunluk demek nüfusun çoğunluğu demek değildir. Hele Kıbrıs'ın iki katı kadar büyük bir adada 270 bin nüfus, gayet az bir nüfustur ve bu kadar geniş bir adada egemen olup buradan Fransız ordusunu kovmak için km2'ye en az 100 kişilik bir nüfus yoğunluğu ve genel toplamda %60'lık bir etnik çoğunlukları olmalıdır. Şu andaki durumla sadece dünya çapında haber olurlar. Daha fazlası değil. %40'lık Kanakları takip eden %8 ve diğer %1-2-3'lük pasifik yerlileri ise bu nüfus yoğunluğu düşük adalarda egemen olacak profili sunmuyor. Zira bu iklimlerde böyle ciddi bağımsızlık savaşları nadiren olur ve istisnalar (Timor ayrılık savaşçıları gibi) Avrupa'nın desteklediği gruplar olmuştur. Yeni Kaledonya aslında kötü bir ekonomiye sahip değil. Ülkede çıkarılan nikel olduğu gibi Fransa'ya veya Çin'e gider. Fransa bunu ücretsiz alırken Çin'e gönderilenlerin parası da Kaledonya'nın %27'lik kesiminin cebine girer. Demir (1,39 Milyar Dolar), Nikel Cevheri (825 Milyon Dolar), Nikel Matlar (586 Milyon Dolar), Ham Nikel (13 Milyon Dolar) ve Uçaklar, Helikopterler ve/veya Uzay Araçları (7,23 Milyon Dolar), çoğunlukla Çin'e ihraç edilirken ki bu 1,79 Milyar Dolar eder, Güney Kore'ye (403 Milyon Dolar), Japonya'ya (334 Milyon Dolar), Tayvan'a (57,1 Milyon Dolar) ve İspanya'ya (51,4 Milyon Dolar) ihracatla Kaledonya aslında Türkiye'nin KKTC'de başaramadığı bir hikayenin başarılmış versiyonudur. Bu da Türkiye'ye ders olmalıdır zira KKTC'de daha fazlası olan doğal kaynaklara rağmen şu anda orada İsrail'e emlak satarak para kazanmaktan, kumarhane ve üniversite işletmekten başka bir ekonomi yoktur. Peki insan niçin ayaklanır? Kaledonya neden ayakta? Siz eğer etnik çoğunluğunu oluşturduğunuz ülkede hapishanelerdeki tüm mahkumların %92'sini oluştursanız, Kaledonya'da yaşayan Fransız ailelerde işsizlik %5 iken sizde %40 olsa ne derdiniz? Tabii ki hoşnutsuzluk duyardınız. İşte onlar da duyuyor. Aslında bu hoşnutsuzluk Kanaklarda hep vardı. Ülke, dünyanın en zengin 25 ülkesi arasında (ülke olmasa da) yer alsa da bu aslında bir istatistiki yanılgıdır zira coğrafyadaki yırtmaç ekolünü bilenler bizi anlayacaktır. İstatistik, yırtmaç gibidir. Göstermek istediğinizi gösterir, gizlemek istediğinizi gizler. Yeni Kaledonya'da varoşlarda yaşayanlar hep Kanak yerlileridir. Evsizler Kanak'tır. Refahtan pay alamayanlar da Kanaklardır. Nüfusları artanlar da Kanaklardır ama kapital yoksa artan nüfus zafer getirmez. Yeni Kaledonya'nın bağımsız olmak için sokaklara çıktığı bu günlerde bağımsızlıklarına kavuşmalarını pek ihtimal dahilinde görmüyorum. Toprak üzerindeki demografik hakimiyetleri, nüfus yoğunluğu azlığı gibi kriterlerle bakıldığında Fransız ordusunun ezip geçeceği bir gariban halktır bunlar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Rusya'ya karşı şahince çıkışlarına Rusya'nın bu bölgedeki bir cevabı olarak da yorumlayabiliriz ülkede olan olayları. Ancak bağımsızlık ve bağımsızlık hareketleri açısından ergenlik evresindedir bu bölge. Çünkü ateşli sokak protestoları ile başlayan hareketler, devlet kurumlarını ateşe vermek dışında bir yere varamaz. Ülkeye kaçakçılar tarafından sokulan silahlar da olmadığı için silahlı hareket çok kısıtlı kalacak ve bu da bölgedeki Fransız tugayı tarafından ezilerek etkisiz hale getirilecektir. Var sayalım bağımsız oldular yine de sömürü şekil değiştirip aynen devam edecektir. Zira bu tür ülkelerde fakir, bağımsız bile olsa zengin onu sonrasında yeniden köle etmeyi bilir. Yeryüzünde hiçbir fakir halk yoktur ki bağımsızlığını ve cehaletini aynı anda koruyabilsin. Bağımsız olan her fakir ülkenin cehaleti ile onu yeniden ve sürekli olarak ebediyen köle halinde tutabilirsin. Bu da nasıl olur? Bir bakalım. Yeni Kaledonya, sokak hareketleri, ateşli protestolar, kitlesel ayaklanma ve silahlı hareketle bağımsız oldu diyelim. Bir "milli liderleri" çıkara ve ülkeyi tıpkı şimdilerdeki Rwanda'nın idealist lideri Kagame gibi harika şekilde yönetir. Ne çıkarılan Nikel Fransa'ya gider ne de Çin ve Kore'ye satılan hammaddelerin parası Fransız bankalarına akar. Artık her şey Kaledonya içindir. Ülke kalkınır, milli bir ruh inşa edilir ama ondan sonra gelenler eski liderin mirasını eleştirip daha iyisini yapma iddiası ile ülkeye bir anda farklı bir kimlik verme yoluna giderler. Fakir ne kadar bağımsız olsa da cehaleti ile kendisini yeniden sömürge haline getirir kuralı daima işler. Fransa bir anda ülkenin liderine gaz verir ve ona "Gel seni Büyük Pasifik projesinin eş başkanı yapalım" der. Lider gazlanır ve hayalindeki Büyük Pasifik projesinin lideri olmak için boyundan büyük işlere kalkışır. Ordusunu sağa sola olmadık yerlere yollar ve bölgedeki istikrarın dibine dinamit koyar. Bu masraflı işler ekonomiyi sallarken milli gazla büyük katedraller inşa edilip birbirinden büyük Yeni kaledonya bayrakları dikilir. Maaşları ödemek için para basılırken karşılıksız paraya karşılık bulmak için ülkeye döviz gelmelidir ve bu döviz de Fransa'dan bulunur. Fransa ülkeye dövizi babasının hayrına vermeyecektir. Onu %25 faizi ile almak için verecektir. Dolayısıyla eskiden ülke zenginliklerinin %20'sini alan Fransa, bu kez de yine %20 almaya devam eder. Kalan %5 ise ülkenin başındaki "milli lider" veyahut Yeni Kaledonya'nın "dünya lideri" olan tasfiye memurunun hakkıdır. %5 tüm dünyada simsar hakkıdır. Halk ne alırsa bu %25 faizle cebindeki paranın her ay %25'ini sömürüye vermeye devam eder. Bu sömürüyle ne kadar çalışılsa da başkent Numea'daki insanın durumu asla düzelmez. Çalışanlardan daha da ucuza çalışması için ülkeye doldurulan Jawalı işçiler ucuz endüstri kollarında çalışırken liderin emriyle Kanak halkına ateş edecek bir emir kulu kitleyi de oluşturacaktır. Diğer yandan Yeni Kaledonya'nın bağımsız ve milli lideri, pasifiğin en büyük havalimanını yapmış ve bunu da paraları yurtdışında Fransız bankalarına yatıran işadamı arkadaşlarına paslamıştır bile. Havalimanının gelmeyen yolcuları için bile devlet kesesinden paralar ödenmeye devam edecektir. Görünürde havalimanı iş adamlarına ait olsa da Kaledonya liderinin oğlu oradaki en yağlı noktaları işletmektedir. Liderin oğlu, kızı, damadı ve yanında poz verdiği herkes bir yerlerin başındadır. Kızı veya oğlu da masum görünüşlü biri veya süzme saf biri de olabilir. Misal, bir yerlerinden hasta raporu alıp Yeni Kaledonya ordusunda askerliğe gitmeyip aynı hasta yerlerini kullanarak 5-6 çocuk yapmış olabilir. Sorun yoktur. Kanak yerlileri ölmek için hep hazırdır ve Büyük pasifik projesi için top yemi olmak sorun değildir. Tüm Kanak halkı bunu sorgulamaz zira halkın arasında arada bir mikrofon tutulan Fransa'da yaşayan gurbetçi Kanaklar sıklıkla milletin fukaralık acısını sulandırırlar. Bizim Fransa'da kurulu düzenimiz olmasa vallahi gelirdik yeğenim. Bak cennette yaşıyorsunuz, kıymetini bilin. Hem millet kafeteryalarda baksanıza Numea'da kafeler dopdolu madem para yok bu ülkede hiç kafeler dolu olur mu? Var ki harcıyorlar... kıymetini bilin milli liderinizin...! diyebilir. O esnada binlerce kişinin paylaştığı katolik inancın kardinali olan Kanak piskoposu lüks aracıyla sağda solda devlete itaat ve tasarruf konulu vaazlar vermektedir ve ülkenin çoğunda halkın Katolik inancına zerre kadar itimadı, güveni ve sempatisi kalmamıştır. Papaz-hatip okulu mezunları iyi görevler alırken Kanak gençlerine intihar ya da Fransa'ya gurbet seçeneği kalmıştır. Sorun değildir. Ne kadar kişi ülkeden giderse ülkedeki zenginlik o kadar az kimseye bölüneceği için kişi başına GSMH artacaktır. İnsanların büyük kısmı fakirliği de geçtik açlık sınırının altında yaşarken o esnada Kaledonya bilge lideri, dünya lideri veya Kaledonya başkanı ekstra tasarruf mesajları vermekte ve gerek kendisinin bin araçlık konvoyları gerekse eşinin lüks yaşamı gözden kaçmamaktadır. Ama sorun yoktur. Kaledonya'nın itibarı gereği Fransa'ya inat, Kaledonya lideri, Fransız cumhurbaşkanından daha iyi yaşamalıdır. Faizleri uçmuş, parası çöpten hallice olan, insanları sokakta gülümsemeden zombi gibi yürüyen ülkedeki Kanaklar da bu israf ekonomisi içerisinde katolik kardinalin de vaazlarında altını çizdiği gibi tasarruf etmeye yönlendirilir. Zenginliğin üzerinde oturan masum bir halkın bu yeni tasarruf paketleriyle, Muz yaprağı yalayıp manyok kemirmek veya Hindistan cevizi kabuğu dişlemek dışında yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki, birileri çıkıp, Fransa gelse keşke. Fransa bile bundan iyi yönetirdi diyecek kadar bağımsızlıktan, bayraktan ve Katoliklikten soğutulmuş ve cennet Yeni Kaledonya onlar için pasifik ortasında bir cehenneme dönüşmüştür. Ülkeyi kuran ilk idealist liderin inşa ettiği milli ruh böylece tüketilip hiç edilmiştir. Bu esnada, başlarda Fransa'nın gazıyla olmadık işler yapan, israf ekonomisiyle küçük ülkenin büyük ve sarsılmaz lideri yapılan yeni ulu lider ise senelerce bayraktarlığını yaptığı dini ve milli ruhun gazıyla artık kendisini daha fazla desteklemeyen Fransa'ya posta koyan açıklamalar yapar. Artık halkın hoşnutsuzluğu barizdir ve bir başka liderin geleceği de kesindir. Fransa'nın destekleri ile Kaledonya halkına alternatif gibi sunularak Numea belediye başkanlığını alan bir ittirme şahıs ile halkın hoşnutsuzluğu, Fransa'nın seçtiği bu yeni isme yönlendirilir. Bu esnada Yeni Kaledonya'nın ulu lideri, büyük başkanı senelerden beridir çoktan yurtdışına çıkarttığı yol ve havalimanlarınca akıtılan paralar ile muhalefeti de medyayı da kontrol etmeye çalışmaktadır. Trol orduları ve besleme kıtalar ile bir yanda ülkeyi senelerce yöneten ulu lider ve diğer yanda Fransa'nın seçtiği seçilmiş Numea belediye başkanının arkasında toplanmaya başlayan kitleler... halk burada tamamen etkisiz elemandır. Halkın dilinden anlayan, ona geleceği gösteren ufak milli partilere ise sandıkta köpek muamelesi çekildiği için halk da aslında sömürüye hazır ve başta belirttiğimiz cehaleti ile bağımsızlığını taşıma kabiliyetinden uzak ve tekrar tekrar sömürü olmaya namzet bir halktır. Fransa artık ülkeyi yöneten milli liderin döneminde de kar eden, ülkedeki karışıklıklarda da kar eden (paralar zaten Fransız bankalarındadır) ve bunu da kullanarak ulu lideri hizaya çeken ülkedir. Muhalefeti de kullanmakta, geleceğe yatırımı çoktan yapmaktadır. Bu esnada ulu lider de muhalefete bir jest yapıp gel Fransa'ya karşı birlik olalım ben iktidarı devrettiğimde beni ve avanemi yargılama benim başlattığım yatırımlara karşı devletin iptalini falan devreye sokma... iktidarı sana yavaş yavaş vereyim diyecektir. Zira bir saf oğul ve alsbergerli zehir gibi zeki ama asosyal damadın kendisini koruyacağından emin değildir. Çünkü liderin sadece bir oğlu ve bir damadı vardır. Bir rivayete göre bir diğer oğlu daha vardır ama aşırı asabi ve şiddet manyağı biri olduğu için kameralara çıkmaz işinde gücünde parasını kazanmaktadır.. (sonuçta hikaye ve faraziye yazıyoruz. Bob Ross gibi bu resme her saçmalığı ekleyebilirsiniz. Fırça sizin... dolayısıyla liderin metresleri, şusu busu her şeyi olabilir hatta kasetleri de) Nitekim bu görüşme sonrasında Yeni Kaledonya muhalefetinin de farklı olmadığı ve aslında hepsinin kuyruğundan Fransa'ya bağlı olduğu ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak dedikse, de çoğu eğitimsiz ve sağ politikalarla devlet putuna tapmaya alıştırılmış Tropikal Kaledonya köylüsü ortaya çıkmış bir şeyi de anlama kabiliyetinde olmayacaktır. İşler böyle devam ederken Kanak yerlilerinin kaçının öldüğü, kaçının süründüğü önemli değildir. Numea'dan yola çıkan ve dünya ülkelerine gidip gelen gemilerde ne olduğu, ülkeye değil de kime ne zenginlikleri taşıdığını halk bilmeyecektir. Halk zaten ucuz palmiye yağı kuyruklarında liderlerine dua etmeye alıştırıldıkları için her sefalet içerisinde "vardır bir hikmet" diyerek hristiyan teolojisi gereği İncil'de yazdığı gibi "sana tokat atılırsa diğer yanağını uzat" demeye devam edecektir. Halkın kullanımına kapatılmış olan eski havalimanına da neyin girip çıktığı, o koca koca ambarlarda nelerin tutulduğunu halk yine bilmeyecektir ama artık avret mahalinde bir tek yaprak kalmış olan Kaledonya köylüsü, devasa Noumea havalimanına bakıp wargasm olacaklardır. Arada bakışlarını çevirdikleri devasa bayrak direklerine bakıp demlenecekleri, Okyanusunun dalgalarına, palmiye ağacının hışırtısına ölürüm Kaledonyam! şarkılarıyla kendilerini iyi hissedip yine WARgasm olacaklardır ve bu onların en temel hakkıdır. Komşu ülke FİJİ parayla oynarken Kanak ameleleri için ellerinde oynayacakları tek şey kalmıştır ama onda da fakirlik ve sefaletten dolayı mecal kalmamıştır. Zaten ülkeye doldurulan jawalı işçiler onların yerine de bunu hakkıyla yapmaktadır. Fransa'nın Büyük Pasifik projesi gazıyla girdikleri komşu adalardaki işgal ettikleri bölgeler ve oralardan gelen yerlilerin ise ülkedeki istilası bila istisna devam edecektir. Kanaklar için artık makul bir gelecek yoktur. Bağımsızlık akılsızlıkla birlikte gidecek bir kavram olmadığı için akıllanmadıkları ölçüde iyi de yaşayamayacaklarını öğrenene dek Kanaklara ne bağımsızlık ne de koloni hayatı yaramayacaktır. Artık Yeni Kaledonya'nın eski kralları veya kabile şeflerinin haşmetli savaş hikayelerini okumak, Diriliş Kaledonya, kuruluş Kaledonya, Büyük Pasifik Kaledonyası gibi filmleri izleyip en sonunda s...çış kaledonya gerçeğini tadacaklardır. İla nihaye, dünyanın bir yerinde bir Kanak okçusu ya da ciritçisinin fırlattığı ve madalya kazandığı başarılarla övünecek yahu en azından biz de büyük bir halkız diye teselli bulacaktır bu halklar... Dünyanın en rezil ülkelerinden gelen kimselerin caddelerinde insanını öldürdüğü Kaledonya yerlileri kendilerini önemli hissetmek için ya çocuklarını ya eşlerini dövecek ve travmatik bir halk olacaktır. Fakat eskiden ellerinde olan ve kendilerini %40'lık yekunu ile ülkedeki tüm etnik gruplardan da kalabalık yapan nüfus gücü de ellerinde değildir. Fakirlikleri sebebiyle üç kuruşa muhtaç olduklarından ülkelerinden mülk satın alıp yanına eşantiyon pasaport alan zengin ve şimarık FİJİ halkı, ta Fiji'deki sandıklardan Yeni Kaledonya'nın ulu lideri için oy vermektedir. Yeni Kaledonya lideri iktidardan düşmüş bile olsa bu sebepten Kaledonya anayasasının değiştirilmesini engelleyecek bir halk oyuna daima sahip olacaktır. Kanak yerlileri için artık yalayacak muz kabuğu ve kemirecek manyok da yoktur ve muhtemelen ülkelerine hakim olan laterit toprakları yiyecek ve ulu lidere katedrallerde dualar okuyup devletlerinin devamı için ekstra dualar edecek, inandıkları cenneti öbür dünyada göreceklerini sanacaklardır. Artık kurucu liderin hayatında inşa ettiği onca kurum 20-25 yıllık ulu lider iktidarında hovardaca tüketilmiş ve ülkenin kaderini kendi kaderine borçlarla ve elinde rehin tuttuğu ülke hazinesi ile bağlayan yüce liderden kurtarmak isteyen Kanak halkı yeni bir maceraya atılacaktır. Bu da kendilerini emanet edecekleri Noumea belediye başkanı şahsiyetten ve gelecekteki kayıtsız şartsız Fransa sömürüsünün devamından başka bir şey değildir. İşte Yeni Kaledonya'da olması muhtemel şeyleri gerçekle hiç alakası olmayan ve tamamen hayal ürünü, kurgu bir öngörüyle aktaralım dedik. Bunlar tabi kötü senaryo. Zaten böyle kötü bir senaryonun dünyanın hiçbir yerinde olması da söz konusu değildir. Burada yazılanlar da şu veya bu şekilde bir ülkede yaşanmamış ve hayal ürünü şeyler olduğu için bunları "darbı mesel" ve "faraziye" şeklinde ele aldık... Şimdi bu yazdıklarımızı okuyan sıradan bir Kanak bağımsızlık yanlısı bize "Yahu kardeşim sahi siz ne yaşadınız? Biz basit bir bağımsızlık istiyorduk" diyerek şaşırabilir ama biz yine de altındaki DeLorean ile Biff Tannen evreninden geçmişe gelen ve geleceği düzeltmeye çalışan Marty McFly gibi yazmış olalım da Kanaklara hayrımız dokunsun. Özetle, Yeni Kaledonya'da işler pis... Bağımsızlık denemeleri de uzun sürmeyecek. Bağımsız olsalar da daima bağımlı kalacaklar. Çare nedir? Derseniz, hasta olduğunu kabul etmeyen milletler için çare sadece bir hakarettir. Böyle büyük milletlere çare önerecek haddimiz yoktur. Kalplerimiz Yeni Kaledonya halkıyla beraber. :) Pasifiğinin dalgalarına ölürüm, Palmiye yaprağının hışırtısına ölürüm Yeni Kaledonyam!

🇹🇷🇳🇴Dr.Yüksel Hoš PhD🇧🇦

268,139 次观看 • 2 年前

13 sene boyunca Kılıçdaroğlu ‘na Gandhi muamelesi yapıp, onu eleştirdiğimizde ‘AKPli misiniz? Oyları bölmeyin, şimdi zamanı değil’ diye koro halinde mahalle baskısı kuran CHP seçmenine sesleniyorum; Biraz da çuvaldızı kendinize, iğneyi karşı tarafa batırın 🤷‍♂️ Bakın iddia ediyorum çok değil, yakın zamanda Özgür Özel’i de linç edeceksiniz! Dün, 8 saat ABD’de kaybolan ‘hamburger yemeye gitmiştim’ diye kendini savunan adama ‘Piro’ diyorken şimdi ‘Hain Kemal’ diyorsunuz! Kemal hainse, kasabada küçük bir eczaneden Ankara’ya getirip önce vekil sonra grup başkanvekili yaptığı çırağı da çürüktür… ÖÖ ve kurmay ekibi, 13 sene boyunca KK’ya bir kez olsun tek bir konuda muhalefet yapmamıştır! Şu satırları yazan kişi, Ekmeleddin’e karşı çıkarken, önce Emine Ülker Tarhan’ı, sonrasında kurultayda Muharrem İnce’yi desteklerken, çok demokrat ÖÖ, sırıtarak kurultay salonunda ‘Yahu Engin kaybeden taraftasın’ diye alay etmiştir! Kılıçdaroğlu ‘na bayrak açanlara karşı, il başkanlarını yanına alarak, sindirme operasyonları yapan ÖÖ, KK’nın 13 sene boyunca koltukta kalma sebebidir… Seçim geceleri ağlamanıza neden olan Onursal Adıgüzel ‘in can dostudur! Poşet (naylon) siyasetçi Veli Ağbaba ‘nın kardeşidir AMA siz yine yanlış ata oynuyorsunuz! Hatalı yol işaretlerini takip etmeyi bırakın! Uğur Dündar gibi sahte aydınlar, yıllardır bu milleti küresel sermayenin arzu ettiği şekilde yoldan saptırdılar… Aynı yöntemle farklı sonuçlar beklemekten sıkılmadınız mı? Değişmesi gereken tek bir şey var; o da, 1980 darbesinden kalma siyasi partiler kanunudur. Eğer TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu 25 senedir o makamdan kalkmıyorsa, Hasan Akgün 33 senedir Büyükçekmece belediye başkanıysa, Devlet Bahçeli 1997’den bu yana MHP’de tek adamsa, Erdoğan 23 senedir yenilmiyorsa, bunun sebebi kişiler, isimler değil, mevcut sistem ve düzendir… Değişmesi gereken bu düzeni ayakta tutan siyasi partiler kanunudur…

engin balım

20,894 次观看 • 4 个月前

Bir zamanlar "Suudi Arabistan, Yemeni perişan etti" diyen Tayyip Erdoğan, Ne oldu da 180 derece döndü? Anlatayım... Tüm denklem MISIR'da değişti. Mısır Mursi yönetimindeyken, İRAN, MISIR, TÜRKİYE ortak hareket etme plânı içindeydi. SURİYE buzdolabında bekliyordu. Mursi, İRAN ile temasa geçmişti. Bu, İSRAİL ve ABD eksenindeki S. ARABİSTAN için KABUL EDİLEMEZ OLDU. Unutmayın ki, Riyad yönetimi, 2013 yılında Mursi'nin askeri darbeyle uzaklaştırılmasını desteklemiş ve Mursi'nin 2019 yılında mahkeme salonunda hayatını kaybetmesi sürecinde taziye yayınlamayarak Müslüman Kardeşler'i eleştiren resmi paylaşımlar yapmıştır. 2011'deki halk hareketlerinde Türkiye değişim yanlısı aktörleri desteklerken, Suudi Arabistan mevcut statükoyu koruma refleksi gösterdi. Ve SUUDİ ARABİSTAN TÜRKİYE İLİŞKİLERİ BOZULDU. Neticede işler TÜRKİYE'nin aleyhine ve İSRAİL'in lehine gitti. İsrail, İRAN MISIR ve TÜRKİYE'nin bir araya gelme ihtimalini kendisi için ölümcül buluyordu. Böyle bir ihtimal, SURİYE'yi parçalanmasına ve kendisini korumak için MEZHEP KARTINI oynamasına imkan vermeyecekti. Aslında o dönem ABD Türkiye'deki AK PARTİ'yi ILIMLI İSLAM rejiminin TAŞERONU olarak görüyor ve ARAP BAHARI devletlerinin TÜRKİYE vasıtasıyla İSRAİL'i tanırken, İSLAM'ı da yaşayabileceği tezine hazırlıyordu. Ama MURSİ çizgiyi İRAN'da aştı! Mısır ile İran arasındaki resmi ilişkiler, 1979 yılındaki İran İslam Devrimi ve Mısır’ın İsrail ile Camp David Antlaşması’nı imzalamasının ardından tamamen kopmuştu. Mursi’nin 30 yılı aşkın bu buz devrini eritme girişimleri Washington ve Tel Aviv’de çok ciddi alarm zillerinin çalmasına neden oldu. MURSİ'yi götüren de işte bu oldu. ABD'nin Körfez'deki en önemli ortakları (Suudi Arabistan ve BAE), İran'ı en büyük düşman olarak görüyordu. Mursi’nin İran hamlesi, Körfez ülkelerini paniğe sevk etti ve bu ülkeler ABD'ye Mursi hükümetine karşı baskı kurması için diplomatik ağırlık koydu. İşte 'RABİA' devri de böyle kapandı. Bundan sonra TÜRKİYE, ABD ve İSRAİL eksenindeki SUUDİ ARABİSTAN ve MISIR'ın SİSİ'si ile tamamen eş güdümlü çalışmalıydı. Öyle de oldu. Yeni denklemde artık SUUDİ ARABİSTAN dost. HUSİLER düşman olacak, İRAN ortak düşmana dönüşecekti.

Erkan Trükten 🇹🇷

212,729 次观看 • 1 个月前

📍Yalova’daki DAEŞ operasyonu pek çok soruyu da beraberinde getirdi. 📍 T.C. İçişleri Bakanlığı ne sizin adınıza tek tek sorduk: 29 Aralık 2025 tarihinde Yalova’da DAEŞ yapılanmasıyla bağlantılı bir hücreye yönelik gerçekleştirilen operasyonda 3 polis memurumuz şehit olmuş, çok sayıda güvenlik görevlimiz yaralanmıştır. Etkisiz hale getirilen şahıslardan Zafer Umutlu ve Haşem Sordabak, 10 Ekim 2024’te “terör örgütü üyeliği” ve “öldürmeye teşebbüs” gibi ağır suçlamalarla tutuklandığı, ancak 6 ay tutuklu kaldıktan sonra 18 Nisan 2025’te tahliye edildiği, tahliye sonrası denetimli serbestlik, adli kontrol kapsamında haftalık imza yükümlülüğüyle serbest bırakıldığı bilgisi kamuoyuna yansımıştır. Bu şahısların kaldığı adrese daha önceden polisin gittiği, hatta aynı adrese baskın yapıldığı, buna rağmen söz konusu kişilerin yeniden silahlanarak hücre yapılanması kurduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu teröristlerle çatışmanın yaşadığı evin resmi ikamet kaydının bulunmadığı da yansıyan bilgiler arasındadır. Bu bilgiler ışığında; operasyonel planlama, kuvvet seçimi, risk analizi ve komuta sorumluluğu, istihbarat denetim ve takip açısından ciddi soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda aşağıdaki soruların cevaplanması önem arz etmektedir. SORULAR 1- DAEŞ operasyonunda etkisiz hale getirilen Zafer Umutlu ve Haşem Sordabak’ın 10 Ekim 2024’te tutuklanıp 18 Nisan 2025’te, yalnızca 6 ay sonra tahliye edildiği bilgisi doğru mudur? 2- Bu tahliye kararı hangi mahkeme tarafından hangi gerekçelerle verilmiştir? 3. “Terör örgütü üyeliği” ve “öldürmeye teşebbüs” gibi ciddi suçlara rağmen tutukluluğun devamı neden sağlanmamıştır? 4. Savcılık makamı bu tahliye kararına itiraz etmiş midir? Etmişse sonucu ne olmuştur? 5. Bu şahıslar hakkında tahliye sonrası denetimli serbestlik veya adli kontrol uygulanmış mıdır? Haftalık imza yükümlülüğü doğru mudur? Bu yükümlülük eksiksiz yerine getirilmiş midir? 6. Bu kadar yüksek riskli terör şüphelileri hakkında elektronik kelepçe veya sürekli izleme neden uygulanmamıştır? 7. Teröristlerin kaldığı adrese operasyondan önceki aylarda polis ekiplerinin gittiği doğru mudur? 8. Teröristlerle çatışmanın yaşandığı evde resmi ikamet kaydının olmadığı bilgisi doğru mudur? Bu doğruysa denetimli serbestlik hükmü nasıl uygulanmıştır? 9. Aynı adrese daha önce baskın yapıldığı ve şüphelilerin kısa sürede serbest bırakıldığı iddiası doğru mudur? 10. Bu kadar açık risk işaretlerine rağmen teröristlerin yeniden silahlanması ve hücre yapısı kurması neden engellenememiştir? 11. TEM Daire Başkanlığı’nın, söz konusu şahısların 2024 yılı içerisinde DAEŞ bağlantısı ve yurt dışına kaçış arayışı içinde olduklarına dair raporları bulunmakta mıdır? 12. Bu raporlar savcılıklara ve ilgili yargı makamlarına iletilmiş midir? 13. İletildiyse, bu bilgiler tahliye ve adli kontrol kararlarına neden yansımamıştır? 14. Yalova ilinde Özel Harekât Birimi bulunmadığı doğru mudur? Böyle bir ilde, ağır silahlı ve yüksek riskli terör hücresine yönelik operasyonlarda çevre illerden Özel Harekât talep edilmesi standart bir uygulama değil midir? 15. Söz konusu operasyon öncesinde istihbarat makamlarından alınan raporlarda “ağır silahlı ve yüksek riskli terör hücresi” bilgisi verilmiş midir? Verilmediyse bu neden öngörülmemiştir? Verildiyse neden operasyonda Özel Harekât unsurları önceden talep edilmemiştir? 16. Bakanlığınızın uygulamasına göre operasyonların TEM polisleriyle başlatılması hangi risk analizine ve hangi yazılı planlamaya göre yapılmaktadır? 17. Özel Harekât talebinin ancak şehit verildikten sonra yapılmasını, açık bir operasyonel ve komuta zafiyeti olarak değerlendiriyor musunuz? 18. Bu planlama kararını hangi amir veya komuta kademesi, hangi usul ve kurallara dayanarak vermiştir? 19. Bu olayla ilgili olarak operasyonel planlama, kuvvet seçimi ve komuta sorumluluğu açısından idari soruşturma veya müfettiş incelemesi başlatılmış mıdır? 20. Benzer faciaların yaşanmaması için, yüksek riskli terör operasyonlarının yalnızca Özel Harekât unsurlarıyla yürütülmesine dair yeni bir düzenleme veya talimat hazırlanmakta mıdır? 21. Kamuoyuna yansıyan bilgilerde operasyona giden polis memurlarının ve bekçilerin çelik yeleklerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Böyle bir operasyona polislerimiz neden çelik yeleksiz gönderilmiştir? Silah olduğu bilenen şüphelilerin adresine polis memurlarını ve bekçileri bu şekilde gönderen karar mekanizması hakkında bir inceleme başlatılmış mıdır? 22. Hücre evine operasyona giden polis memurlarının aynı zamanda savcılık tarafından verilen bir arama kararı ile gittikleri ve kapıyı çalar çalmaz hücre evinden çapraz ateşe maruz kaldıkları bilgisi doğru mudur? Bu bilgi doğruysa sabah 02.00’de yapılan operasyonda teröristlerin haberdar olduğu sonucu çıkmaz mı? 23. Yaklaşık 8 saat süren çatışmada teröristlerin kullanmış olduğu pompalı tüfek, silahlar ve mühimmat dikkate alındığında hücre evinde önemli bir yığınağın yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kadar ciddi bir silah ve mühimmat yığınağı nasıl yapılabilmiştir? 24. Böyle bir hücre evine yapılan operasyon öncesinde bu bilgiler ve gerekli istihbarat neden toplanamamıştır? Operasyon, zırhlı araç özel tim ve çevre güvenliği olmadan gerçekleştirilmiştir. Bunun sorumluluğu kime aittir? 25. Etkisiz hale getirilen teröristlerden birinin Yalova’da pazarlarda patates sattığı diğerinin ise berber olduğu bilgisi doğru mudur? Bu bilgi doğruysa teröristlerin bu tür hücre yapılanmalarının Türkiye için çok büyük bir tehdit olduğu ve olabileceği öngörülmekte midir? 26. İçişleri Bakanlığı'nın yaptığı açıklamalarda 25 Aralık 2025’te DAEŞ şüphelilerinden 115’inin yakalandığı, 30 Aralık 2025’te 357’sinin yakalandığı ve 31 Aralık 2025’te ise 125’inin yakalandığı anlaşılmaktadır. Bir hafta içerisinde 597 DAEŞ şüphelisinin yakalanması Türkiye için çok önemli bir tehdit ve riske işaret etmektedir. Söz konusu şüpheliler ne kadar zamandan beri takip ediliyordu? Neden bugüne kadar yakalanamadılar? 27. Yakalanan şüphelilerin kaçı doğuştan Türk vatandaşı, kaçı sonradan Türk vatandaşlığı verilmiş şahıs, kaçı da yabancı uyrukludur? 28. Bundan sonra yüksek riskli terör aramalarına ve operasyonlarına yönelik yeni bir talimat ve düzenleme hazırlığınız var mıdır?

Turhan Çömez

47,867 次观看 • 9 个月前

Ankara'dan dönüş yolundayız... Biliyorsunuz; Kaçak Saray'ın Sultanı Tayyip, Ankara Adliyesinde bizi bir kez daha yargılamaya kalkmıştı. Biz de AKP'giller'i ve şefini kendi mahkemesinde yargılamak üzere Ankara'ya gelmiştik. Ama gördük ki Mahkemesinin SEGBİS'i çalışmıyor. Hakim, "SEGBİS'i çalışır hale getiremedik" dedi. Biz de dedik ki "Burası başşehir. Burada da SEGBİS'i çalıştıramıyorsanız nerede çalıştıracaksınız? Ne biçim mahkeme bu?" Ve SEGBİS çalışmadan konuşmayacağımızı söyledik. Bunun üzerine dava 14 Ekim 2025'e ertelendi. Dolayısıyla Tayyipgiller'i kendi mahkemelerinde 14 Ekim günü saat 14.00'te yargılayacağız. Ne dedik hep? Ya biz Tayyip ve avanesini Çelik Bilezikle tanıştıracağız, ya da ömrümüzü Silivri Zindanında noktalayacağız. Hepsi hoş geldi sefa geldi... İşin bu yönünü geçelim... Tayyipgiller artık sıfırı tüketip halk içine çıkacak yüzleri kalmadığı için, muhalefeti bütünüyle ortadan kaldırmaya yönelik saldırılar yapıyorlar. Şu anda CHP'nin kurumsal varlığına, sırtlan sürüsünün aslana saldırması gibi, saldırıp saldırıp parça koparıyorlar. Ve sonunda CHP'nin kurumsal kimliğini tamamen yok etmeyi amaçlıyorlar. Bir taraftan da CHP Yöneticisi olacak İbişlerin hazin zavallılıklarına tanık oluyoruz. Dedik ya, bunlar "Kümes Kuşu"... Karagöz Oyununda Tayyipgiller Çıfıt'ı oynuyor, bunlar ise İbiş'i... - Sen dünyadaki en büyük hırsızlık çetesinin başısın, diyemiyorlar. - Trilyonlarca dolarlık kamu malını iç ettin, diyemiyorlar. - Alayınız Anayasa dışına düşmüş mücrimler topluluğusunuz. Hepinizin ağırlaştırılmış müebbetle yargılanması gerekir, diyemiyorlar. - Sen BOP Eşbaşkanısın ve bu hain görevinden dolayı yargılanacaksın, diyemiyorlar. Neden? Çünkü Amerikan Emperyalist Haydudu, yazdığı senaryoda bu Üretilmiş Muhalefete de bu görevi verdi. Ve öyle görülüyor ki ABD; BOP Açılımını Tayyipgiller'le, Bohçalıgiller'le, onun etrafındaki sağcısından solcusuna, milliyetçisinden dincisine varıncaya kadar Amerikan uşağı partilerle götürecek. Yeni CHP de bu sürece omuz verecek. İşte oynanan hainane oyun budur... Biz, bu oyuna karşı olanca gücümüzle savaşıyoruz ve savaşacağız. Ve eninde sonunda bu hainleri hezimete uğratacağız. Er geç bu hainler, tıpkı yüz yıl önceki ataları gibi Amerikan, İngiliz, İsrail gemilerine binip kaçmaya kalkacaklar bu ülkeden. Umutsuzluk yok! Karamsarlık yok! Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Nurullah Efe Ankut

26,378 次观看 • 1 年前

🔴Selahattin Demirtaş ve arkadaşları Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi kararıyla hapisteler. 🔴 Selahattin Demirtaş Türkiye'deki Kürt Meselesinin siyasi rehinesidir. 🔴 Tahliyesi için, AKP verdiği siyasi tutuklama kararını geri almalıdır. ❗Yargının önünü açmalıdır! 📌 Kobane Davasının tüm duruşmalarını izledim, süreci takip eden avukatlarla görüştüm ve sürece duyduğum saygı gereği her şeyi doğrudan söylemeyeceğim ama bu dava, tamamen siyasi bir talimatla, siyasi bir kararla açılmıştır. 📌 O karar, Milliyetçi Hareket Partisi’nin desteğiyle Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından alınmıştır. 📌 Eğer bugün bu dava sonuçlanacaksa, bu sonuç ne istinafta ne de mahkemede alınacak bir karardır; yine AKP’nin, MHP’nin desteğiyle vereceği siyasi bir kararla belirlenecektir. Dolayısıyla “istinaf”, “yargılama” gibi süreçlerin tamamı birer hikayedir. ❓ Neden hikaye? 📌 Sayın Erdoğan’ın bu davayla ve Sayın Selahattin Demirtaş’la ilgili geçmişte yaptığı açıklamalara bakın, ne demek istediğimi anlarsınız. AİHM kararı çıkmış, “gereğini yapacağız” denilmiş; ardından bu dava açılmış. 📌 Kobane olayları 6-8 Ekim 2014’te yaşandı. ❓ Peki soruşturma ne zaman başlatıldı? 2018’de. 📌 Selahattin Demirtaş’ın ifadesi ise 2019’da alındı. Bu kadar “vahim” denilen olaylar yaşanmış ama Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dört yıl boyunca tek bir işlem yapmamış. ❓Buna kim inanır? 2016’da dokunulmazlıklar kaldırılmış, bütün dosyalar ilgili savcılıklara gönderilmiş; fakat Kobane Davasıyla ilgili tek bir evrak bile yok. ❓Sonrasında ne olmuş? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı sahte evrak üretmiş ve o evrakla Selahattin Demirtaş ve diğer milletvekillerini soruşturmaya dahil etmiş. ❓Peki sonra ne yapılmış? O dönemin başsavcısı Yargıtay üyesi yapılmış. 📌 Bir davanın iddianamesi binlerce sayfa olmaz. Bir mahkeme kararı 32 bin sayfa yazılmaz. Üstelik o karar yazılmadan bir yıl bekletilmez. ❓Eğer bugün gerçekten bir hukuk süreci varsa, o halde bu insanlar neden hâlâ cezaevinde? ❓Bu kararda şiddetle ilgili tek bir eylem, tek bir hüküm var mı? Yok. 📌Yıllarca “Yasin Börü” ismini kullandınız, bu olay üzerinden siyaset yaptınız. Ancak o konuda bile kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok. O halde neden birine 42 yıl hapis cezası verildi? Çünkü bir konuşma yaptı, bir cenazeye katıldı. Bunun dışında bir suç unsuru yok. 📌 Dokuz yıldır insanlar hapiste. Ve bugün aynı yöntemi Cumhuriyet Halk Partisi’ne uyguluyorsunuz. 🔴 O dönem bitti ama aynı zihniyet, aynı siyasi kararlar, aynı yargı aktörleriyle yeni bir dönem başlatıyorsunuz. ❗Bir kez daha uyarıyorum: Bu yol yanlıştır. Bu süreç döner, dolaşır, sizin başınıza bela olur. Aynı yargı mensupları bir gün sizin için de aynı şeyleri yapar. 🔴 O yüzden bir kez daha söylüyorum; bu siyasi karardan vazgeçin. O kararı verdiniz; şimdi geri alın. #KobaneDavası #SelahattinDemirtaş #FigenYüksekdağ

Sezgin Tanrıkulu

179,498 次观看 • 1 年前

Sevgili Bülent Uslu Bülent USLU Öncelikle tekrar YouTube yayınlarına dönmene çok sevindik. Yayını da keyifle izledik. Ama burada dediğin "artık bağırmadan eleştireceğim" kısmına kesinlikle katılmıyorum. Neden? 1- Sen susarsan, seni susturmaya çalışanlara hizmet etmiş olur, onların ekmeğine yağ sürersin 2- Sen susarsan, onlar seni susturduk zanneder "tamam Bülenti sıra diğer sesi çıkanlara" diyecek 3- Sen susarsan, sen manipüle edilmiş olursun. Seni baskı altına almışlar, algı yapmışlar, seni bezdirmişler, sen de sinmiş gibi görünürsün. Mevzuyu net anlaman için sana bir örnek vereceğim. 20/21 sezonunda Sergen Yalçın her maç sonu hakemleri TFF yi Mhk yi konuşa konuşa bağıra bağıra isyan ede ede aldı. Sonra hepsi üstüne geldi 21/22 sezonu Sergen Yalçın ağzını açmadı ve 2 ayda dibe vurdu Sevgili Bülent sen şuan 21/22 sezonu başında ki Sergen gibisin. Eskisi gibi Mücadele etmezsen Sergen gibi çok şey kaybedersin. Diğer bir konu.. Mesela Çebi dönemi gibi usulsüz üyelikler, renkli taraftar üyelikleri, Beşiktaş doğranırken susma ses çıkarmama gibi durumlarda sessiz veya alt tondan mı konuşacağız? Ortalığı inleteceğiz ortalığı! Çünkü derdimiz sadece Beşiktaş ve Beşiktaşın menfaati.. Benim 35K lık hesabım kapatıldı, tehditler küfürler baskılar manipülasyonlar.. Sıfırdan tekrar başladım aynı yolda devam.. Bu hesap kapatılsın yeni açar ondan devam ederim.. Daha dün fbli muhabir bana aratın kaanı dedi.. Hepsi vız gelir tırıs gider bize.. İsteyen sana adalıcı desin ister bana aratçı desin isteyen istediği etiketi taksın. Bunlara karşı kendini ispatlama çabasına girme, manipüle olmuş olursun. Çizgini bozmadan eskisi gibi devam.. Yeri geldiğinde alt tondan yeri geldiğinde ortalığı inleterek.. Onlar kayadan anca toz alır.. Saygılar

KAAN GEDİK

48,804 次观看 • 1 年前

ERSAN DIAMOND BU SORULARA CEVAP VERMELİ VE MASAK, SORGULAMA YAPILDIĞI BEYANI İÇİN AÇIKLAMA YAPMALI. Bir kaç gündür Sn Izzet Capa ile Sn Ersan Gülmez'in (Ersandiamond) yapmış oldukları röportaja yönelik video kesitleri X sayfama düştüğü için yayının tamamını izledim ve Ersandiamond'ın beyanları ve ortaya çıkan mali veriler birlikte değerlendirildiğinde yansıtılmak istenen sıradan bir ticari başarı hikayesinden ziyade açıklanması gereken ciddi çelişkiler olduğunu fark ettim. "Konsinye satış" modeliyle, yani başkalarına ait lüks saat, çanta ve mücevherleri komisyon karşılığı sattığını söyleyen Ersan beyin, kısa süre içinde yüksek değerli araçlara ulaşması tek başına sorun değildir; ancak bu tablo, beyan edilen vergi ile birlikte okunduğunda artık izaha muhtaç hale gelir. Röportajda açıkça "2 yıl önce parayla tanıştım" diyen, "döner sermayem yok, halkın parasıyla satış yapıyorum" ifadesini kullanan ve satıştan kalan karın %20'sini vergi olarak ödediğini belirten Ersan beyin anlattığı model teorik olarak mümkündür. Ancak aynı kişi, "MASAK'tan T.C. kimlik numarası ile araştırma yapıyorum, hakkında tedbir varsa ürünü almıyorum" gibi bir iddiada bulunuyor. Burada ciddi bir sorun vardır. Türkiye'nin finansal istihbarat birimi olan MASAK, bireylere, ticari işletmelere veya aracılara herhangi bir vatandaşın T.C. kimlik numarası üzerinden malvarlığı tedbiri sorgulama yetkisi vermez. Böyle bir erişim hukuken mümkün değildir. Bu beyan ya yanlış ifade edilmiştir ya da gerçeği yansıtmamaktadır. Her iki ihtimal de başlı başına incelenmesi gereken bir durumdur. Üstelik bu anlatımla çelişen bir başka veri daha var. Ersan beyin kendi paylaştığı videolarda binlerce dolar ve yüz binlerce liranın elden, nakit şekilde teslim alındığı açıkça görülüyor (Paylaştığım videonun içinde görseller mevcut). Oysa aynı kişi, satış süreçlerinde ödemelerin banka sistemi üzerinden yürütüldüğünü ifade ediyor. Bu durumda, "İşlemler gerçekten banka üzerinden mi ilerliyor, yoksa nakit tahsilat ile resmi kayıtlar arasında bir fark mı oluşuyor?" sorusu kaçınılmaz hale geliyor. Yüksek tutarlı işlemlerde nakit kullanımının yaygın olması, hem vergi hem de finansal şeffaflık açısından doğrudan inceleme konusu olur. Diğer taraftan yapılan matematik son derece basittir. Beyan edilen 7.988.797 TL matrahın %20 vergiye karşılık geldiği kabul edilirse toplam kazanç yaklaşık 40 milyon TL seviyesindedir. Bu kazanç üzerinden anlatılan ticari modelde ortalama 300.000 TL komisyon elde edildiği varsayılırsa, bu rakama ulaşmak için onlarca satış yapılmış olması gerekir. Kaldı ki bu hesap en düşük segment ürünler üzerinden yapılmıştır. Oysa aynı kişi çok daha yüksek değerli saatler ve mücevherler sattığını ifade etmektedir. Bu durumda, "Gerçek satış hacmi nedir? Tüm satışlar kayıt altına alınmakta mıdır? Nakit tahsil edilen işlemler beyana yansımakta mıdır?" gibi sorulara belgeleriyle cevap verilmesi gerekir. Beyan edilen matrah ve tahakkuk kalemleri de ayrıca açıklama gerektiriyor. 7.988.797 TL'lik matrahın yaklaşık 1.997.199 TL vergi tahakkukuna karşılık geldiği bir tabloda, bu tutarın hangi dönemde, hangi satışlardan ve hangi komisyon oranlarıyla oluştuğu ayrıntılı biçimde ortaya konulmalıdır. Bu rakam, iddia edilen işlem hacmiyle uyumlu mudur? Komisyon oranları sabit midir, yoksa işlem bazlı değişmekte midir? Nakit tahsil edilen işlemler bu matraha eksiksiz yansıtılmış mıdır? Bir başka kritik başlık ise sermaye artışıdır. Şirket sermayesinin 10 Milyon TL'ye çıkarıldığı ve bunun 9.750.000 TL'lik kısmının nakden artırıldığı, ancak bu tutarın 24 aya yayılarak ödeneceğinin beyan edildiği görülmektedir. Şahsi yaşam standardı itibarıyla yüksek nakit gücüne işaret eden bir profil varken, şirket sermayesinin önemli kısmının neden taksitlendirilerek taahhüt edildiği sorusu cevap beklemektedir. Şahısta var olduğu izlenimi veren likidite, neden şirket sermayesine derhal konulmamaktadır? Bu tercih bir nakit akışı zorunluluğu mu, yoksa finansal görünümü yönetme tercihi midir? Giderler cephesinde de tablo dikkat çekicidir. Nişantaşı gibi yüksek kira seviyesine sahip bir lokasyonda yeni bir ofis, dekorasyon maliyetleri, personel giderleri, stopaj, SGK yükleri, müşteri ağırlama giderleri ve lüks araç kullanımı gibi kalemler dikkate alındığında, beyan edilen matrahın bu işletmeyi sürdürebilmek için yeterli olup olmadığı sorgulanmalıdır. Bu tür bir operasyonun aylık sabit giderleri dahi ciddi rakamlara ulaşır. Bu giderlerin gerçekten nasıl karşılandığı, beyan edilen kazançla uyumlu olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. En dikkat çekici hususlardan biri de yaşam standardıdır. İki yıl gibi kısa bir süre içinde Ferrari, G serisi Mercedes ve Rolls-Royce gibi araçlara ulaşan bir profil ile beyan edilen gelir arasında bir denge kurulması gerekir. Bu araçlar şirket üzerine alınmışsa hangi ölçüde ticari gider yazılmıştır? Şahsi olarak alınmışsa bu alımlar hangi gelirle finanse edilmiştir? Gelir beyanı ile varlık edinimi arasındaki fark, vergi incelemelerinde en temel göstergelerden biridir. Ayrıca konsinye modelin kendisi de detaylı incelenmelidir. Ürünler kimlerden alınmaktadır? Bu kişiler düzenli tedarikçiler midir yoksa rastgele bireyler midir? Her işlem için sözleşme var mıdır? Ürünlerin giriş-çıkışı, seri numarası takibi, sigorta kayıtları tutulmakta mıdır? "Satılmadı, iade edildi" denilen ürünlerin fiziki ve kayıtlı karşılığı var mıdır? Ve en önemlisi, yüksek tutarlı işlemlerin ne kadarı banka sistemi içinde, ne kadarı nakit olarak gerçekleşmektedir? Tüm bu veriler ışığında mali idarenin yapması gereken inceleme de açıktır. Öncelikle banka hesap hareketleri ile beyan edilen gelir karşılaştırılmalı, nakit işlemler olup olmadığı araştırılmalıdır. Konsinye sözleşmeleri tek tek incelenmeli, karşı taraflarla çapraz doğrulama yapılmalıdır. Stok ve envanter kayıtları fiili durumla karşılaştırılmalı, özellikle yüksek değerli ürünlerin izlenebilirliği kontrol edilmelidir. Lüks araç ve diğer varlık edinimleri gelir kaynaklarıyla ilişkilendirilmelidir. Ayrıca MASAK atfı içeren beyanların doğruluğu ve bu kapsamda herhangi bir yetkisiz sorgulama yapılıp yapılmadığı da değerlendirilmelidir. Ortada ya çok başarılı ve disiplinli bir ticari model vardır ya da ciddi bir beyan uyumsuzluğu söz konusudur. Bu ikisinin ortası yoktur. Bu nedenle Ersandiamond'ın kamuoyuna açık, net ve belgeli şekilde bu sorulara cevap vermesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Emre Ercis

226,751 次观看 • 5 个月前

Sabahın Körü, Haberin Takılı Fişi : 🔌🛢️🧢 Bugün sonda bir nasırlı dize öbeği var bilginize... Günün, dünün, gördüğüm düğümlerin bir özeti şimdi burada... 1⃣1 Ocak 2026'da devreye alınan Avrupa Birliği'nin yeni emisyon standardı Euro 6e-bis, prizli hibritlerin emisyon hesaplamasını kökten değiştirdi. Yeni standarda göre, kullanım faktörü değiştirilerek, bu araçların esasında elektrikli şekilde değil de benzinli şekilde gittiği vurgulandı. Yeni hesapla, 15-25 gr CO2 saldığı varsayılan araçlar artık 40-50 gr C02 salıyor kabul edilecek. Elveda %45 PHEV Bildiğiniz gibi 25 gr sınırı geçildiğinde özel teşvik diliminden düşülüyor. Standart ÖTV dilimine giriyor. Türkiye'de 25 gram/km sınırı için mevzuat değişikliği olmaz ise bu araçların fiyatları yukarı gidecek. Şu an için bilinen hiçbir içten yanmalı motora sahip PHEV modelin, Euro 6e-bis standartlarında 25g CO₂ altında kalması beklenmiyor. PHEV'lerin hepsi bu kapsamda yani hayırlı olsun. İkinci el piyasasına etkileri nasıl olur? 2⃣ TOGG tarafından uygun fiyatlı T6 serisi haberi geldi. TOGG, T6 modeliyle B-SUV veya C-Hatchback segmentinde ulaşılabilirliği yüksek bir ürün gamı yapacağını açıkladı. Tarih hedefi 2027. Bakayım hatlar uygun mu ? 🧐🥱🙁 3⃣Volvo EX60 lansamnı dün gerçekleşti. SPA3 platformu, 620-810 km arası varyantlar arası menzil , 800V mimari ile ilk olacak Gemini AI entegrasyonu ile Çinli İsveç vatandaşı, Bavyeralıya ben de varım diyor. Önemli olan Eylül'de partileyip, sunumu yapacak Türkiye eşraf-ı influencerların ne diyeceği tabi. Üst segmentte yeni bir oyuncu gelmiş oldu Ayrıntılar için : 4⃣Tesla tarafından yeni tip onayı geldi. Artık Model Y Standard Long Range (%25 gelir mi Tesla Türkiye bile bilmiyor) LG 5M batarya paketi ile gelecek. Model 3 standart mdoeli de tip onayı almış oldu. Haber : 5⃣Mercedes Benz yeni S-Class 29 Ocak'ta geliyor. 0⃣Yıl oldu 2026, Hyundai Türkiye ve Kia Türkiye halen araçlara uzaktan bağlantılı erişimi açmadı. 🔢Hyundai ve Kia araç sahiplerine amme hizmeti tüm hızıyla yeni yılda devam ediyor. Unutmayın ne kadar çok araç sahipleri olarak kamuoyu oluşturursanız firmalar sizin isteklerinize o kadar cevap verir! Uzaktan bağlantı olmama ve donanım eksiltme durumlarını Global adreslere iletebileceğiniz Korece yazılar hazırladım. 💥Hyundai için yazı link tıkla : 💥Kia için yazı link tıkla : /Nasırlı Öbek/ Güneş doğarken ardından tepelerin, oyun vakti gelir prizli hibritlerin. Kotasını boşaltırken Avrupa, canım vatanıma, alıcı şaşkın, influencer rüzgar gülü olmuş, nece vaziyettir bu bilemez, Halk,Tesla STD SR alsam mı der her mesajında, naçar. Diğerleri ekmeğinde, diz mesafesi için bacakları açar. E vatandaş da haklı elde para, cama ekmek banmak istemez. Söz gümüş, sükut altın, biraz da hisseli harikalar diyarı, birbirine 3 benzemez. Güneş batarken ardından tepelerin, kimisi bilmem ne uzaktan bağlantısızına meyilli, kimi düşmüş Çin denizine foklara aşık. Kimi horozu Fransa'da arıyor, kimi tok olsun diyor. Berlin'de leğen plastiği üretimi artmış, durumlar haftaya kadar çok karışık. (Sesli okuyalım şevk ile Hafta sonuna kadar) Dün : #reklam ve #işbirliği içermeyen, düzenli sabah yorumlamamı buraya kadar okudunuz. Var olun. 🪩Elvis

Elvis Will Vexillary 🔋

17,783 次观看 • 8 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ile "NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma" konulu konferansa katıldı. İletişim Başkanlığı ve SETA Vakfı iş birliği ile düzenlenen panelde konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TÜRKİYE NATO’DA BELİRLEYİCİ AKTÖRLERDEN BİRİ HÂLİNE GELDİ Bugün Türkiye’nin NATO’ya katılışının 74’üncü yılı vesilesiyle düzenlenen bu anlamlı panelde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Öncelikle nazik davetiniz için teşekkür ediyor, böylesine mühim bir organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımıza ve SETA Vakfımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Bu vesileyle İttifak’ın bugüne kadar geçirdiği dönüşümü, Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği stratejik rolü ve değişen güvenlik ortamı karşısında NATO’nun gelecek dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşmak için kıymetli bir zeminde buluştuğumuza inanıyorum. NATO kurulduğu 1949 yılından bu yana üye ülkelerin güvenliğini korumayı hedefleyen kolektif savunma ilkesini kurumsallaştıran ve uluslararası güvenlik mimarisinin en köklü ve en uzun ömürlü ittifakı olarak varlığını sürdürmektedir. Tarih boyunca birçok ittifak kurulmuşsa da bir kısmı kısa sürede dağılmış bir kısmı ise değişen tehdit ortamı karşısında işlevsiz hâle gelmiştir. NATO ise farklı dönemlerin meydan okumalarına uyum sağlayabilen siyasi dayanışmasını koruyabilen ve askerî caydırıcılığını sürekli yeniden üretebilen yüksek kapasiteye sahip bir yapı olarak varlığını devam ettirmiştir. Bu yönüyle NATO askerî bir ittifak olmanın ötesinde değişen güvenlik ortamına hızlıca entegre olabilen dinamik ve sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi olarak öne çıkmıştır. Türkiye ise 1952 yılında İttifak’a katıldığından bu yana bu büyük kurumsal mimarinin yalnızca bir parçası olmamış kararları etkileyen, risk üstlenen, sahada sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağlayan belirleyici aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Bu çerçevede ülkemiz sahip olduğu jeostratejik konumu, yüksek askerî kapasitesi ve kriz bölgelerine coğrafi yakınlığı ile NATO’nun kolektif savunma yapısının güneydoğu kanadında cephe ülkesi olarak başladığı üyelik sürecinde artık kendisini merkez ülkelerinden biri olarak konumlandırmaktadır. TÜRKİYE SAHADA BELİRLEYİCİ KATKILAR SUNDU Elbette, İttifak’ın bugüne kadar artarak gelişen güçlü yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlayabilmek için NATO’nun tarihsel gelişim sürecine kısaca bakmak da yerinde olacaktır. Bu bağlamda NATO 1949 yılında imzalanan Vaşington Antlaşması’nın 5’inci maddesi çerçevesinde bölgesel ve küresel gelişmelere göre dönüşümünü sağlayarak tarihin bugüne kadar görmüş olduğu en önemli ittifak özelliğini kazanmıştır. İttifak, İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip Soğuk Savaş’ın gerektirdiği büyük askerî kabiliyetler bu kabiliyetleri destekleyecek altyapı ve idame tesisleri ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde NATO’nun temel önceliği kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askerî yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde köklü bir değişim yaşanmıştır. Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” olarak tanımladığı Berlin Duvarı’nın yıkılması ile biten Soğuk Savaş beraberinde küreselleşme ve liberalizmin yaygınlaşmasının da etkisiyle müttefiklerin askerî kabiliyetlerini önemli ölçüde azaltmasına ve NATO’nun gerekliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte söz konusu dönemde Balkanlardaki çatışmalar ile Avrupa-Atlantik Bölgesi’ne yönelik terör saldırıları bu tartışmaları kısa sürede sonlandırmıştır. Bu dönemde NATO; ortaklıklar mekanizması ve kapasite inşası ile barışı sağlama ve koruma harekâtlarına ağırlık verirken, müttefiklerin güvenliğini sağlayacak etkili askerî kabiliyetler ve sistemler geliştirmiştir. Konvansiyonel silahlı çatışmaların NATO coğrafyasının kapısına dayanmasıyla birlikte İttifak yeniden bir dönüşüm geçirirken 2020 yılında Savunma ve Caydırıcılık Konseptini onaylamasıyla tekrar ortak savunmayı ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış, bahse konu planları uygulayacak komuta yapıları tesis edilmiş ve alarm sistemleri modernize edilmiştir. Müttefikler bahse konu planların askerî kuvvet ihtiyaçlarını geliştirmek maksadıyla yeni askerî yetenek hedeflerini onaylamış ve bu hedeflerin yakalanması için gerekli savunma bütçesini sağlamayı geçen yıl Lahey’de icra edilen Liderler Zirvesi’nde taahhüt etmişlerdir. Aynı zirve ve müteakip toplantılarda ABD’nin adil külfet paylaşımı talepleri ile Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın NATO’da daha fazla sorumluluk alması da kabul edilmiştir. Öte yandan, ABD’nin Avrupa’ya verdiği desteği azaltmaya ilişkin sınamasıyla karşı karşıya kalan NATO’nun bu yeni şartlar altında göstereceği değişim, Avrupa’nın geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Bu gelişmeler doğrultusunda Avrupa ülkeleri kendi savunmalarını güçlendirmek amacıyla savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayi üretiminin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlerin kabiliyetlerinin pekiştirilmesine yönelik adımlar atmaktadırlar. Ayrıca hibrit tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler için sürdürülebilir insan kaynağının oluşturulması gibi alanlarda çeşitli inisiyatifler, finansman modelleri ve yatırım tedbirleri hayata geçirilmektedir. Bu çabaların temelinde ise NATO’nun Avrupa güvenliğindeki merkezi rolü yatmaktadır. Nitekim bu rol sadece organizasyon yapısından değil oluşturduğu askerî kabiliyetlerden kaynaklanmakta ve Avrupa’da bu işlevi ikame edebilecek bir uluslararası yapı bulunmamaktadır. İfade etmiş olduğum bu gelişmeler, NATO’nun yalnızca kurumsal dönüşümünü değil aynı zamanda müttefik ülkelerin bu süreçte üstlendiği rollerin önemini de açıkça ortaya koymaktadır. Bu çerçevede özellikle vurgulamak gerekir ki Türkiye uzun tarihsel süreç içerisinde İttifak’ın yüzleştiği her sınamada aktif rol üstlenmiş ve sahada belirleyici katkılar sunmuştur. Şu bir gerçek ki 74 yıllık süreçte hem İttifak hem de ülkemiz çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır. Soğuk Savaş’ın sert kutuplaşmasından Balkan krizlerine, Afganistan’dan Afrika’daki güvenlik sorunlarına, terör tehdidinden hibrit saldırılara, enerji güvensizliğinden siber risklere kadar genişleyen tehdit yelpazesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Bu dönemde NATO proaktif bir anlayışla ve dayanışma içinde hareket ederken, tüm bu kriz ortamlarındaki tutum ve reaksiyonlarıyla dünyanın en başarılı savunma örgütü olarak da kendini açıkça kanıtlamıştır. Dolayısıyla tarihsel tecrübenin üzerine inşa edilen günümüz güvenlik ortamına bakmak, NATO’nun neden hâlen vazgeçilmez bir aktör olduğunu ve Türkiye’nin İttifak içindeki artan önemini daha net ortaya koyacaktır. GEÇİCİ ATEŞKESİ MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ Sizlerin de yakından takip ettiği üzere artan risk ve tehditleri nedeniyle güvenlik paradigmalarının hızlı ve sürekli olarak değiştiği hassas bir süreçten geçilmektedir. Küresel ve bölgesel düzeyde belirsizliğin ve öngörülemezliğin hâkim olduğu bu ortamda konvansiyonel tehditler siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlenmektedir. Bölgesel çatışmalar terörizm hibrit harekât ve vekâlet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır. Çin’in muhtemel bir rakip olarak ortaya çıkmasıyla başta ABD olmak üzere dünyanın dikkati büyük ölçüde Hint-Pasifik’e yönelmekte, Hindistan-Pakistan ve Pakistan-Afganistan hattında çatışma eğilimleri belirmektedir. Esasen, son 4 yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu çok yönlü risklerle birlikte İsrail’in son yıllarda Gazze başta olmak üzere Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılarıyla bölgesel güvenliği tehdit altında bıraktığı görülmektedir. Bu kaotik ortam geçtiğimiz ay İsrail ve ABD’nin İran’a saldırıları, buna karşı İran’ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri ile bölgemizi ve tüm dünyayı daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakmakta ve tüm dengeleri etkileyecek bir potansiyeli de taşımaktadır. Bu yüzden dün itibarıyla ABD ve İran arasında ilan edilen geçici ateşkesi bölgenin daha büyük felaketlerle karşılaşmaması adına memnuniyetle karşılıyor, bu önemli adımın, sahada tam anlamıyla uygulanmasını ve kalıcı barışa giden yolda değerli bir başlangıç olmasını diliyoruz. MİLLÎ DAYANIKLILIĞIMIZI ARTIRACAK ÖNLEMLERİ ALMAYI ZORUNLULUK OLARAK GÖRÜYORUZ Özetle içinden geçtiğimiz dönem uluslararası güvenlik mimarisinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini açıkça göstermektedir. Bu gelişmelerle ortaya çıkan değişken ve öngörülemez savunma ve güvenlik ortamında NATO’nun kritik önemi de devam etmektedir. Öte yandan içinde bulunduğumuz savunma ve güvenlik denklemi, ulusal güvenliğin ve sınırların korunmasının yanı sıra toplumların direnç kapasitesini kritik altyapıların emniyetini siber ve dijital alanın savunulmasını ve kamuoyunun manipülasyona karşı korunmasını da zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede NATO dâhil olmak üzere uluslararası güvenlik yapılarının makul, dengeleyici ve koruyucu bir bakış açısı benimsemesi yalnızca bölgesel istikrar için değil, küresel düzenin sürdürülebilirliği açısından da hayati önemdedir. Şu bir gerçek ki NATO’nun geleceği artık yalnızca askerî kapasitesine değil stratejik dayanıklılığına, uyum ve koordinasyon kabiliyetine ve siyasi bütünlüğüne doğrudan bağlıdır. Bu nedenle dayanıklılık kavramı İttifak’ın yalnızca askerî gücünü destekleyen bir unsur değil aynı zamanda hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı hâline gelmiştir. Dolayısıyla müttefik ülkelerin bu alanda geliştirecekleri kapasite NATO’nun bütüncül savunma yaklaşımının ayrılmaz bir parçasını teşkil etmektedir. Bu bakımdan bizler de kahraman ordumuzun ve göz bebeğimiz savunma sanayimizin güçlendirilmesi çabalarımızla millî dayanıklılığımızı daha da artıracak önlemleri almayı bir zorunluluk olarak görüyoruz. Burada temel soru şudur: “Tehdit artık yakındır ancak bu tehdide karşı koyabilecek gerçek bir ordu yapımız var mı?” Bu sorunun cevabı dünyanın pek çok ülkesinde savunma mimarisinde başta personel yetersizliği ve donanımsal eksiklikler olmak üzere ciddi bir stratejik kırılma yaşandığını da göstermektedir. Söz konusu durum aynı zamanda disiplin, tecrübe, muharebe devamlılığı ve komuta-kontrol kültürünün aşınması anlamına da gelmektedir. KAHRAMAN ORDUMUZ PROFESYONEL OMURGASIYLA GÖZ DOLDURUYOR Birçok ülkede askerî hazırlık düzeyi tartışılır hâle gelmişken Türkiye çevresindeki çatışma alanlarının sürekliliği, tehdit çeşitliliği ve çok boyutlu güvenlik baskıları sebebiyle stratejik kültürünü saha tecrübesiyle besleyen nadir devletlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bugün kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarımızın yüksek muhariplik seviyesi, müşterek harekât kabiliyeti ve gerçek saha deneyimi sayesinde caydırıcılığını her koşulda ortaya koyabilen bütünleşik bir güç yapısına sahiptir. Nitekim kahraman ordumuz her türlü arazi ve iklim şartında meskûn mahal, özel harekât ve sınır ötesi gibi çok yönlü operasyonlarda NATO standartlarındaki ortak harekât, hızlı intikal ve lojistik destek kabiliyetleriyle personelinin eğitim sürekliliği disiplin seviyesi ve profesyonel omurgasıyla göz doldurmaktadır. Bu nitelikler dünya ordularının önemli bir bölümünün aksine hazır olma seviyemizi sürekli yüksek tutan bir kuvvet yapısının en somut göstergesidir. Bu mümtaz seviyeye stratejik öngörü, doğru personel politikaları, etkin kuvvet planlaması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yerli ve millî savunma teknolojileriyle desteklenen modernizasyon sayesinde ulaşılmıştır. Bugün yerli ve millî savunma sanayimiz; insansız sistemler, hava savunma çözümleri elektronik harp kapasitesi, mühimmat teknolojileri, deniz platformları ve komuta-kontrol altyapılarıyla sadece ulusal savunmamıza değil, NATO’nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine de doğrudan katkı sunan stratejik bir kuvvet çarpanı hâline gelmiştir. TÜRKİYE ARTIK MERKEZÎ BİR MÜTTEFİK OLARAK KONUMLANDI NATO’nun Caydırıcılık ve Savunma Konsepti ile beraber Türkiye terör tehdidini öne çıkarmaya devam etmiş, kendi coğrafyasında sağladığı askerî etkilere ilave olarak 360 derece yaklaşımıyla geliştirdiği kabiliyetleri ile hızlı reaksiyon kuvvetlerini harekât alanı seviyesinde sevk ve idare edebilen ender müttefiklerden birisi olmuştur. Böylece ülkemiz Soğuk Savaş dönemindeki kanat ülkesi rolünden artık Avrupa coğrafyasının tamamında güvenlik sağlayabilen merkezi bir müttefik olarak konumlanmıştır. Bu stratejik rol kapsamında ülkemiz Afganistan’dan Bosna-Hersek’e ve Kosova’ya, Akdeniz’den Baltık bölgesine kadar uzanan NATO görev ve operasyonlarında etkin bir rol üstlenmiş; askerî, lojistik ve eğitim katkılarıyla her zaman güvenilir bir müttefik olmuştur. Dolayısıyla Türkiye yalnızca bulunduğu coğrafyada değil İttifak’ın tamamında güvenlik üreten, riskleri dengeleyen ve gerektiğinde sahada sonuç alan bir müttefik olarak öne çıkmaktadır. İttifakın güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda ikinci büyük ordusuna sahip ülke olarak askerî eğitim, tatbikat, harekât ve diğer sorumluluklarımızı örnek teşkil edecek şekilde büyük bir başarıyla yerine getirmekteyiz. Türkiye NATO misyonlarına yalnızca kuvvet katkısı sunan bir ülke değildir. Eğitimden müşterek planlamaya, tatbikatlardan komuta-kontrol süreçlerine kadar uzanan geniş bir alanda İttifak’ın operasyonel etkinliğini artıran başlıca müttefiklerden biridir. Bunun en yakın ve somut örneği Steadfast Dart-26 tatbikatıdır. NATO’nun bu kapsamlı tatbikatına 2 bin 67 personelden oluşan müşterek bir kuvvet ve Anadolu Deniz Görev Grubu ile katıldık. Bu unsurların ülkemizden 6 bin 450 kilometre mesafeye, Merkez Bölgesine konuşlanması bölgedeki NATO ve davet tatbikatlarında aktif rol üstlenmesi ve Esnek Caydırıcılık Seçenekleri faaliyetine iştiraki, NATO’nun birlik ve dayanışmasına desteğimizin en açık göstergesi olmuştur. Ayrıca konvansiyonel kapasitemizi artırmaya da devam ediyoruz. Komando Tugayı kapasitemizi 25’e çıkararak ve teröre karşı 6 farklı harekât bölgesinde eş zamanlı olarak doğrudan silahlı mücadeleden kapasite inşasına kadar değişik görevler icra ederek başarılı olduk. Üç yıl içerisinde ilave Komando Tugayları teşkil ederek kapasitemizi 40’lı rakamlara ulaştırmayı planlıyoruz. Bu tugaylar muharebe sahasında kendini ispatlamış olup, günümüzde önem kazanan hibrit savaş tekniklerini en iyi uygulayan birliklerdir. Ayrıca 2028’den itibaren 2 yıl süre ile NATO’nun en kritik ve stratejik kuvveti olan ve müttefiklerin en yüksek oranda kuvvet katkısı sağladığı Müttefik Reaksiyon Kuvvetinin (Allied Reaction Force) emir ve komutası görevini üstleneceğiz. Müttefik Reaksiyon Kuvveti görevi NATO’ya verdiğimiz önemi 360 derece güvenlik perspektifimizi ve Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğindeki merkezî rolünü bir kez daha vurgulamaktadır. Öte yandan Kosova’da da NATO Kosova Gücü yani KFOR Komutanlığı görevini ikinci kez devraldık. Operatif İhtiyat Taburumuzu dört kez Kosova’ya konuşlandırarak Türkiye’nin Balkanlar’daki barış ve istikrar bakımından ne derece güven verici bir aktör olduğunu açık şekilde ortaya koyduk. Bunun yanı sıra Akdeniz ve Ege’de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekât ve Misyonlarının komutası ülkemiz tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edilmektedir. Ayrıca, bu yıl Estonya’da akabinde Romanya’da NATO Hava Polisliği görevlerini icra edeceğiz. Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO’nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargâh subaylarımız ile NATO’nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. CUMHURBAŞKANIMIZIN ETKİLİ VE GÜVENİLİR LİDER DİPLOMASİSİ, ANKARA’DAKİ NATO ZİRVESİ’NDE ÖN PLANA ÇIKACAK NATO’da askerî ve operasyonel katkılarımızın ulaştığı bu seviye doğal olarak diplomatik ve stratejik ağırlığımızı da daha görünür kılmaktadır. Ülkemizin İttifak’a sağladığı katkılar ile güvenlik üretmedeki askerî ve diplomatik güç ve en önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın etkili ve güvenilir lider diplomasisi 2026 yılı NATO Ankara Zirvesi’nde ön plana çıkacaktır. İttifakların yalnızca ortak tehditlere karşı değil aynı zamanda ortak değerler ve ortak akıl etrafında güçlü kaldığını tarih bize göstermektedir. Dolayısıyla ortak değerleri paylaştığımız müttefiklerimizin liderlerinin dönüşüme ilişkin ortaya koyacağı çabalar NATO’nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığının somut bir göstergesi olacaktır. Bu zirvede hedefimiz ittifakın birlik ve beraberliği ile günümüz tehdit ve sınamalarına karşı Avrupa-Atlantik bölgesinin korunmasına yönelik NATO’nun kararlılığının vurgulanmasıdır. Geleceğin NATO’sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi’nden beklentimiz öncelikle müttefiklerin 5’inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleridir. Buna ilave olarak; - Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askeri yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları, - Savunma üretim kapasitesini artırmak, yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri, - Liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır. Ayrıca Zirvede Avrupa Birliği’nin başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO’yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği’ni bu yaklaşımının Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığına, ABD’nin Avrupa’da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa’nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor, diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz. TÜRKİYE NATO’YA AKTİF KATKI SUNAN BİR MÜTTEFİK OLMAYA DEVAM EDECEK Sonuç olarak küresel güç mücadelelerinin ve buna bağlı çatışmaların daha da artmasının muhtemel olduğu önümüzdeki süreçte NATO’nun devamlılığının ülkemiz ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından büyük önem arz ettiği kanaatindeyim. Türkiye bu hassas süreçte karşılaştığı krizlerde gerilimi artıran değil azaltan, çatışmayı derinleştiren değil yöneten bir yaklaşımı savunmaktadır. Çevremizdeki ateş çemberine rağmen ülkemiz istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, aynı zamanda diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir. Nitekim en son İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşta ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetindeki makul, rasyonel, yapıcı tutum ve yaklaşımı her kesimden vatandaşlarımız tarafından doğru bulunmakta ve desteklenmektedir. Aynı şekilde ülkemizin yerli ve millî savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir. Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir. Özellikle belirtmeliyim ki Türkiye’nin NATO içindeki kritik rolü bağımsız karar alma kapasitesi ile müttefiklik sorumluluklarını aynı anda yürütebilen dengeli ve ilkeli bir stratejik anlayışa dayanmaktadır. Bu yaklaşım hem millî menfaatlerimizin korunmasını hem de kolektif savunma yükümlülüklerinin güçlü şekilde yerine getirilmesini mümkün kılmaktadır. Türkiye kendi güvenliğini de içeren NATO’nun uzun vadeli güvenliği kapsamındaki ortak vizyona önemli katkılar sağlama hedefini kararlılıkla sürdürmektedir. Bundan sonra da her türlü tehdide karşı müttefikleriyle entegre bir şekilde çalışan yaklaşımını devam ettirecektir. Türkiye NATO’nun güvenilir bir ortağı, etkin bir katkı sağlayıcısı ve stratejik bir denge unsuru olma rolünü başarıyla yerine getirmeye ve ittifakın dönüşüm sürecine aktif katkı sunan bir müttefik olmaya devam edecektir. Bu çerçevede bugün gerçekleştirilen bu panelin NATO’nun dönüşen güvenlik ortamı içerisindeki rolüne dair farkındalığı artırmasını ve Türkiye’nin bu yapı içerisindeki stratejik konumuna katkı sunacak yeni değerlendirmelere vesile olmasını temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bu anlamlı organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımız ve SETA Vakfımız olmak üzere katkı sağlayan herkese bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca programımıza teşrif eden siz kıymetli katılımcılara değerli katkılarınız ve ilginiz için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

34,388 次观看 • 5 个月前

🔴 Kayyum/butlan/kurultay falan derken, mülakatın son bölümünde, Kılıçdaroğlu'nun yeniden dönüşünün şifrelerini verdiği sözleri pek tabii dikkat çekmedi. Oysa o butlan kararının sebebi, burada uzun süredir anlattığımız savaş konsepti, burjuvazi ile devletin yayılma ihtirası, reelpolitiğin dayatmaları, muhalefetin yeniden dizaynı vs hepsi şu 4 dakikada saklı. 🔴 Takip eden arkadaşlar hatırlayacaklardır, Selahattin Demirtaş için de Ümit Özdağ için de Ekrem İmamoğlu için de bu mecrada hep şunu yazdım: "Tımar edilecekler ve tahliye edildiklerinde asla aynı adamı bulamayacaksınız!'' Ve geçen günlerdeki Osmanlı coğrafyası ile İç Asya'ya yayılmak gerektiği söylemiyle birlikte şu konuşmasını düşündüğümüzde, Kılıçdaroğlu'nun da tımarının tamamlandığını söyleyebiliriz. Devletle anlaştığı, bu hususların uzun uzun konuşulup dayatıldığı o kadar belli ki. Terkoğlu da hatırlatmış; daha 2-3 sene önce tezkereye de de karşı çıkarak ''Ne işimiz var Libya'da?'' diye soran adam, bugün mahkeme kararıyla döndükten sonra Libya ile yapılan deniz yetki alanı anlaşmasını savunuyor. Ya da Karabağ savaşında yardımcısı ''Maalesef Azerbaycan'a destek verdik'' diyen, ''Rus tehdidine karşı Ukrayna'nın yanında yer almalıyız'' diye zırvalayan adam, bugün devletin dengelerine riayet ederek diğer taraftan da devletin ve burjuvazinin bütün yayılma ihtirasını sahipleniyor. Ve bugüne kadar yapılan bütün CHP operasyonları yerli yerine oturduğu gibi, gökyüzünde bir balık da ufka doğru süzülüyor :) 🔴 Abiler, ablalar, az takipçili güzel hanımlar; sizin için ne kadar üzücü olduğunu biliyorum ama önce önümüzdeki matematik problemini çözebilmek için verilen-istenen tasnifini yapmak zorundasınız. Mevcut durumu yaygarayla ya da küfür kıyamet klavyeyi yumruklayarak kavramanız ve doğru pozisyon almanız mümkün değil. ✅ Şu mülakatla birlikte Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığı tescillenmiş oldu. Hiç öyle terletildiğini falan zannetmeyin. Kendisi bile bu kadar memnun ayrılacağını tahmin etmemiştir Neden mi? Karşısındaki gazetecileri nasıl topa tutmadığınızı halen anlamıyorum. Bu kadar cehalet, kendi sordukları sorulara dair bu kadar bilgisizlik, adeta sosyal medyadan apardıkları soruları sormaları, Özel kanadından servis edildiği apaçık belli olan ve esasen hiçbir cevabı da olmayan soruları güya Kılıçdaroğlu'nu sıkıştırarak yöneltmeleri ve iyi hazırlandığı belli olan Kılıçdaroğlu'nun da hepsini göğsünde yumuşatarak taca atması bunu sağladı. Soylu'nun Yanardağ & Saymaz ile yaptığı canlı yayını hatırlayın :) En ufak bir fark yok. Orada Soylu karşısındaki gazeteci kılıklar sayesinde 'şeklen' zevahiri kurtarmıştı, şimdi de Kılıçdaroğlu karşısındaki sosyal medya trolünden farksız bilgisiz yaygaracılar sayesinde zevahiri kurtardı Düşünün, şu paylaştığım 4 dakikalık dış politika konusu bile en son başlıktı. Yok butlan yok tebligat yok toma yok polis... Oysa Kılıçdaroğlu'nun devletle ve siyasi iktidarla anlaştığının en açık ispatı, en çok sıkıştırılacağı nokta dış politika konusundaki dönüşümüydü. Ama sadece 4 dakika konuştular. Orada da çelişki yakalama muhalefetimizin klasik ''Dün şunu diyordun bugün bunu diyorsun, eee?'' sığlığında sordular. Ve tabii Kılıçdaroğlu ustalıkla top çevirdi. Yani Kılıçdaroğlu size ihanet ettiyse, bence şu programdaki gazeteciler de bilerek/bilmeyerek o kadar etti :) ✅ Zaten belliydi de, Özel/İmamoğlu kliğinin butlana dair hiçbir hazırlığı yokmuş işte! Bilmem kaç senedir, kaç seçimdir kaybeden, tüm eleştirileri hak eden, yaptığı kasıtlı hatalar saymakla bitmeyen, bugüne kadar en büyük vazifesi Erdoğan'ı ve AKP'yi kazandırmak olan Kılıçdaroğlu'nun çeyreği kadar parti yönetmekten anlamadıkları da ortada. Bunu, objektif bir gözle şu mülakatı izleyip, servis ettikleri sorulara bakarak da anlayabilirsiniz. ✅ Daha önce de defalarca yazdığım gibi, İmamoğlu'nun CHP kariyerinin bittiğini artık kabullenmelisiniz. Belli ki bir daha bu partiye döndürülmeyecek. En azından 5-10 yıllık zaman zarfında, böyle. ✅ Kılıçdaroğlu'nun, tıpkı devletin istediği şekilde, İmamoğlu'nu ve kliğini alenen satmayı kabul ettiği takdirde Özel ile anlaşmak istediği anlaşılıyor mülakattan. Muhtemelen de CB adaylığı vermek istiyor. Özel de CB adayı olmak istiyor. Lakin İmamoğlu da bu gerçekleştiği takdirde bel altı vurmak için pusuda bekliyor. Özel aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Cidden çok zor. Butlan kararı neticesinde, avucunda gördüğü CHP CB adaylığı Kılıçdaroğlu ile uzlaşma şartına bağlanmış oldu. Ve sinsice, sessizce zaten sattığı İmamoğlu'nu bu sefer açıktan satması gerekiyor 🔴 Velhasıl, CHP seçmenine yine kan yine göz yaşı düşüyor gibi. Sahne hazırlanmış, Kılıçdaroğlu tımar edilmiş durumda. Savaş konseptinde, Enversiz Enverci Kemalsiz Kemalci Eylül Türkiyelerindeyiz. Ve el konulan CHP'nin ülkeyi okuyacak ya da dünyayı yorumlayacak bir tane kafası çalışan adamı bile yok. Ne vekil ne de danışman... Bu yüzden de başına gelenleri kavramaktan fersah fersah uzakta, ''Korkuyorlar! Yönetemiyorlar!'' diye avuntu yaygarası yapılıyor. Yönetemiyorlar mı? O halde nedir bu hal? :)

Bay Woland

12,262 次观看 • 3 个月前